DÖNEM : 20 CİLT : 45
YASAMA YILI : 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
54 üncü Birleşim
12 . 2 . 1998 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – YOKLAMA
IV. – SÖYLEVLER
1. – Arnavutluk Cumhurbaşkanı Rexhep Meidani’nin Genel Kurula hitaben konuşması
V. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’ın, Avrupa Birliği ülkelerinden yapılan et ithalatının hayvancılık sektörüne verdiği zararlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin cevabı
2.– Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Balıkesir İli ve çevresinde vuku bulan sel felâketinden ve diğer nedenlerden kaynaklanan sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun cevabı
3. – İstanbul Milletvekili Bülent H. Tanla’nın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde uygulamaya konulan ekonomik ve sosyal tedbirlerin yetersiz kaldığına ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Salih Yıldırım’ın cevabı
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Fransa’ya giden Devlet Bakanı Işılay Saygın’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Metin Gürdere’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1296)
2. – Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Hasan Gemici’ye, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1297)
3. – Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Güneş Taner’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkere
si (3/1298)4. – Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Başbakan A. MesutYılmaz’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1299)
5. – Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Cavit Kavak’a, dönüşüne kadar, Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy’un vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1300)
6. – Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’na, dönüşüne kadar, Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1301)
7. – Uşak Milletvekili Hasan Karakaya’nın (6/777) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/303)
8. – Uşak Milletvekili Hasan Karakaya’nın (6/778) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/304)
9. – (10/230, 231, 232, 233) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/1302)
VI. – ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. – 336 sıra sayılı Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin gündemdeki yeri ve Genel Kurulun çalışma süresine ilişkin RP Grubu önerisi
VII. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)
2. – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)
3. – Bayburt Milletvekili
Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338)VIII. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – Adıyaman Milletvekili Celal Topkan’ın, TPAO’ya güvenlik görevlisi alımı sınavında usulsüzlük yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in yazılı cevabı (7/4166)
2. – İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş’ın, Metin Göktepe cinayeti sanığı polislerin keşif alanına silahlı olarak geldikleri iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4198)
3. – Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya’nın;
– İş bulma vaadiyle dolandırıcılık yaptığı iddia edilen bir yakınına,
– Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Spor Faaliyetleri Daire Başkanlığına atanan kişiye,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Yücel Seçkiner’in yazılı cevabı (7/4209, 4210)
4. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, kamu kuruluşlarındaki personel sayısına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün yazılı cevabı (7/4214)
5. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, mason derneklerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4218)
6. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, gazetelerin promosyon düzenlemek için bakanlığa verdikleri teminat mektuplarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/4238)
7. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Kırıkkale Mühimmat Fabrikasında meydana gelen kazadan sonra yapılacak yatırımlara ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/4239)
8. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, TBMM’den emekli olan bir kişiye ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in yazılı cevabı (7/4266)
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak üç oturum yaptı.
Mardin Milletvekili Muzaffe
r Arıkan’ın yaklaşık elli gündür Suriye hudut kapılarında bekleyen kamyoncu esnafının sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına Devlet Bakanı Rifat Serdaroğlu,Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu’nun, ilköğretim müfettişlerinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay,
Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, şekerpancarı üretimine getirilen kotaya ilişkin gündemdışı konuşmasına Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen,
Cevap verdi.
Kırgızistan Temsilciler Meclisi Başkanının, beraberinde bir parlamento heyetiyle Türkiye’ye davet edilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
11.2.1998 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve aynı tarihte dağıtılan, polis tarafından dinlenen telefonlarla ilgili iddialar konusundaki (10/108) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 353 sıra sayılı raporunun gündemin “Özel Gündemde Yeralacak İşler” kısmında yeralmasına, görüşmelerinin 17.2.1998 Salı günkü birleşimde yapılmasına ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisinin kabul edildiği;
22.4.1983 Tarih ve 2820 Sayılı Siyasî Partiler Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin Başkanlıkça havale edildiği Anayasa Komisyonundaki görüşmelerine 48 saat geçmeden başlanmasının Komisyona tavsiye edilmesine ilişkin RP Grubunun önerisinin kabul edilmediği,
Açıklandı.
RPGrubu önerisinin yapılan oylamasının beliren tereddütler sebebiyle tekrar edilmesi talebini yerine getirmediği gerekçesiyle Başkanın tutumu hakkında usul görüşmesi açıldı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Salonunun yenilenmesiyle ilgili olarak ileri sürülen yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarını araştırmak amacıyla kurulan (10/230, 231, 232, 233) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonunun, daha önce belirtilen gün, saat ve yerde yaptığı toplantıda görev bölümü yapamaması nedeniyle, Başkanlıkça, yeniden, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimini yapmak üzere toplanacağı gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.
Gündemin “Sö
zlü Sorular” kısmına geçilerek :Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay’ın 1 inci ve 2 nci sıralarda bulunan (6/655, 6/656),
Şanlıurfa Milletvekili Abdülkadir Öncel’in 11 inci sırada bulunan (6/667),
Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın 18 inci sırada bulunan (6/675),
Esas numaralı sözlü sorularının üç birleşim içinde cevaplandırılmadığı için yazılı soruya çevrilerek gündemden çıkarıldığı bildirildi; soru sahipleri de görüşlerini açıkladılar;
Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay’ın :
3 üncü sırada bulunan (6/657) esas numaralı sözlü sorusuna, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa Rüştü Taşar,
4 üncü sırada bulunan (6/658) esas numaralı sözlü sorusuna, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu,
5, 6, 7, 8 ve 9 uncu sıralarda bulunan (6/659, 6/660, 6/662, 6/663, 6/664) esas numaralı sözlü sorularına, Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen,
Cevap verdiler;
10 uncu sırada bulunan (6/666) esas numaralı sözlü sorusuna da, Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy,
Şanlıurfa Milletvekili Abdülkadir Öncel’in 12 nci sırada bulunan (6/668) esas numaralı sözlü sorusuna, Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen,
Cevap verdiler; soru sahipleri de cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar;
Aksaray Milletvekili Nevzat Köse’nin 13 üncü sırada bulunan (6/669),
Siirt Milletvekili Mehmet Emin Aydın’ın 14 üncü ve 15 inci sıralarda bulunan (6/670, 6/672),
Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın 16 ncı sırada bulunan (6/673),
Gaziantep Milletvekili Mehmet Bedri İncetahtacı’nın 17 nci sırada bulunan (6/674),
Esas numaralı sözlü sorularının üç birleşim içinde cevaplandırılmadığı için yazılı soruya çevrilerek gündemden çıkarıldığı bildirildi;
Yozgat Milletvekili Abdullah Örnek’in 19 uncu sırada bulunan (6/679) esas numaralı sözlü sorusu da, ilgili bakan Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
Görüşmeleri izlemek üzere Meclisi teşrif etmiş bulunan Türkiye-Gürcistan Parlamentoları Dostluk Grubu Başkanı Rostom Dolidze ve beraberindeki parlamento heyetine Başkanlıkça “hoş geldiniz” denildi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :
1 inci sırasında bulunan 132,
2 nci sırasında bulunan 232,
Sıra sayılı kanun tasarı ve teklifinin görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından ertelendi;
3 üncü sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ve Ukrayna Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında (1/596) (S. Sayısı : 330),
4 üncü sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/585) (S. Sayısı : 331),
5 inci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Hükümeti Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/603) (S. Sayısı : 368),
9 uncu sırasında bulunan, Özellikle Afrika’da Ciddî Kuraklık ve/veya Çölleşmeye Maruz Ülkelerde Çölleşmeyle Mücadele İçin Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/533) (S. Sayısı : 258),
Kanun Tasarılarının yapılan açık oylamalarından sonra kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı;
6 ncı sırasında bulunan 338,
7 nci sırasında bulunan 282,
Sıra sayılı kanun tekliflerinin görüşmeleri, hükümet temsilcileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından, bir defaya mahsus olmak üzere ertelendi.
Kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 12 Şubat 1998 Perşembe günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 18.42’de son verildi.
Hasan Korkmazcan
BaşkanvekiliMehmet Korkmaz Mustafa Baş Kütahya İstanbul Kâtip Üye Kâtip Üye
II. – GELEN KAĞITLAR No. : 79
12.2.1998 PERŞEMBE
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Öncel’in, şirketlerin sermaye artırımı için verilen sürenin uzatılıp uzatılmayacağına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/865) (Başkanlığa geliş tarihi:12.2.1998)
2.- Şanlıurfa Milletvekili Abdülkadir Öncel’in, Diyanet İşleri Başkanlığı’nca açılan Kur’an Kurslarına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/866) (Başkanlığa geliş tarihi:12.2.1998)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici’nin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bir beyanına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4366) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.2.1998)
2.- Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın’ın, et ithalatında uygulanan gümrük tarifelerinin sıfıra indirilip indirilmeyeceğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4367) (Başkanlığa geliş tarihi:11.2.1998)
3.- Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, zorunlu tasarruf kesintilerine ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/4368) (Başkanlığa geliş tarihi:11.2.1998)
4.- Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün, “YEŞİL” kod adlı kişi ile ilgili bir Devlet Bakanının beyanına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/4369) (Başkanlığa geliş tarihi:11.2.1998)
5.- Çankırı Milletvekili Ahmet Uyanık’ın, “YEŞİL” kod adlı kişiye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4370) (Başkanlığa geliş tarihi:11.2.1998)
6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Bilgiç’in, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim ve Denetim Kurulu üyelerinin seçimine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4371) (Başkanlığa geliş tarihi:11.2.1998)
7.- Ordu Milletvekili Mustafa Hasan Öz’ün, İstanbul Üniversitesi Cerrehpaşa Tıp Fakültesi Dekanlığınca anabilim dallarına gönderilen bir yazıya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4372) (Başkanlığa geliş tarihi:12.2.1998)
Geri Alınan Sözlü Soru Önergesi.
1.- Kastamonu Milletvekili Haluk Yıldız, Kastamonu İlinde fert başına düşen gayri safi yurtiçi hasılaya ilişkin Devlet Bakanından (Işın Çelebi) sözlü soru önergesini (6/680) 12.2.1998 tarihinde geri almıştır.
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
12 Şubat 1998 Perşembe
BAŞKAN : Başkanvekili Hasan KORKMAZCAN
KÂTİP ÜYELER : Ahmet DÖKÜLMEZ(Kahramanmaraş), Mehmet KORKMAZ (Kütahya)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54 üncü Birleşimini açıyor
um.III.– Y O K L A M A
BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; Genel Kurul salonunda hazır bulunan arkadaşlarımın, durumu, yüksek sesle duyurmalarını rica ediyorum.
(İçel Milletvekili Y. Fevzi Arıcı’ya kadar yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; çalışmalara başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in daveti üzerine resmî bir ziyaret için ülkemize gelen ve şu anda Meclisimizde bulunan Arnavutluk Cumhurbaşkanı Sayın Rexhep Meidani Genel Kurula hitaben bir konuşma yapmak istemişlerdir.
Bu hususu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Oybirliğiyle kabul edilmiştir.
Teşekkür ederim.
IV. – SÖYLEVLER
1. – Arnavutluk Cumhurbaşkanı Rexhep Meidani’nin Genel Kurula hitaben konuşması
BAŞKAN – Arnavutluk Cumhurbaşkanı Sayın Rexhep Meidani’ye Yüce Heyetiniz adına “Hoşgeldiniz” diyor, konuşmasını yapmak üzere, kendilerini kürsüye davet ediyorum. (Ayakta alkışlar)
Sayın Cumhurbaşkanının konuşma metni yazılı olarak üyelerimize dağıtıldığı için, tercümansız konuşacaklardır.
Buyurun Sayın Meidani.
ARNAVUTLUK CUMHURBAŞKANI REXHEP MEİDANİ – Sayın Başkan, sayın Türkiye Parlamentosu milletvekilleri; Türk Halkının en üst düzey temsilcilerinin önünde bu kürsüden konuşma fırsatının bana verilmesi, benim için büyük bir şereftir.
Sayın Başkan ve sayın milletvekilleri; bu imkânı bana tanıdığınızdan dolayı, yürekten teşekkür ederim. Bunun, Türkiye’nin Arnavutluk gibi bir komşu ülkeye, bir dost ülkeye sağladığı bir onur olduğuna inancımı ifade etmeme izin vermenizi istiyorum.
Sayın Başkan, çağdaş dönemde, Türkiye ile Arnavutluk arasındaki ilişkilerin tarihî, her zaman, bütün alanlarda işbirliğini, kardeşane dayanışmayı ve bu ilişkileri gittikçe daha yüksek düzeylere çıkarmak için yeni arzular üretmiştir. Türkiye ve Arnavutluk, sürekli ve çok yararlı dostluğun ifadesi olmuşlardır. Bağlarımızın köklerinin tarihin derinliğinde bulunduğunu ve her şeyden önce, iki halkın müşterek değerlerini geliştirmek için iradesinden beslendiklerini tekrarlamamız hiçbir kez fazladan sayılmamalıdır. Ülkelerimiz, halklarımızın birbirine yardım etmesi, birbirini savunması ve gerçek dostların yaptıkları gibi, birbirinin dertlerini paylaşması için açık mekânlar olmuşlardır. Şemsettin Sami Frasheri, Hasan Tahsin gibi Arnavut Ulusal Uyanışının parlak simaları, kendi ölümsüz isimlerini Türk kültürünün mabedine yazdırmış, uygarlığa karşılıklı katkıların ne sınır ne de sahte milliyetçi dar kıskançlıkları tanımadıklarını ve tanımamaları gerektiğine ilişkin parlak örnek ve dersi çok erkenden vermişlerdir.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, elbette ki, yukarıda belirttiğim gerçeklere göre çok daha geniş gerçekleri göz önünde bulundurarak, Arnavutluk’a tayin ettiği ilk Türk Büyükelçisine şu tavsiyede bulunmuştur: “Arnavutluk Halkını seviyoruz, kardeş sayıyoruz. Onun devlet ve ulus olarak güçlenmesini ve ilerlemesini ciddî ve kesin biçimde istiyoruz. Balkanlarda hak ettiği konumu bağımsız ve sağlam biçimde kazanmasını arzuluyoruz. Bu konu, Türkiye ile Arnavutluk arasındaki siyasî ilişkilerin temelidir.”
Bu tavrın, Türk Devleti ve bütün Türk hükümetleri için -özellikle bu son on yılın hükümetleri için- canlı bir vasiyetname gibi değerlendirildiği bir gerçektir. Türkiye’nin, Arnavutluk’taki komünizm sonrası geçiş döneminin büyük güçlükleri ve sorunlarını aşmamız için bizim yanımızda yer aldığını bu yüksek kürsüden kabul ederek, siyasî ve şahsî memnuniyetimi belirtmek yükümlülüğünü hissediyorum.Türkiye, istediğimiz yardımı vermek için iki kez düşünmemiştir.
Bir atasözümüz var: “İyi dost karagünde belli olur” Geçen yılın başında, Arnavutluk’un, bankerlere ve iç konjonktürel siyasete dayalı bir ekonomik-siyasal modelin başarısızlığa uğramasının sonucunda meydana gelmiş eşsiz bir yıkıcı krize sürüklendiğini biliyorsunuz. O kötü ünlü bankerlerde tasarruflarını kaybetmiş binlerce insanın isyanı, devlet kurumlarının istikrarsızlığını, hatta varlıklarını dahi sınamıştır. Ülkenin egemenliğine soru işareti konulmuştur. Türkiye’nin, verdiği yardımın da ötesinde, Arnavutluk’a, krizin atlatılmasında çok yanlı destek sağlayan ülkelerden biri olduğunu söyleyebilirim. Türkiye, ALSA Operasyonu çerçevesinde kendi birliklerini göndermiştir. Türk Hükümeti ve Parlamento heyetleri, ulusal uzlaşma yolunda siyasî partilerin yakınlaşmasına yardım etmek için, hemen Ankara’dan Tiran’a gelmişlerdir. Bir Parlamento heyeti, Arnavutluk’un bazı bölgelerinde, 29 Haziran Parlamento seçimlerini yetki ve dürüstlükle gözlemiştir. Bu seçimlerin sonuçlanmasıyla, Türkiye, krizden tahrip olmuş Arnavutluk’un ekonomik canlanması için uluslararası Roma ve Brüksel Konferanslarına değerli bir katkıda bulunmuştur. Bu arada, ikili ilişkilerimiz, çeşitli düzeylerdeki bir dizi heyetle hızlı bir sürece girmiştir. Bu ilişkiler, bugün başkanlık etmeyi şeref duyduğum heyetin ziyaretiyle doruk noktasına ulaşmaktadır.
Bunları Arnavutluk’ta herkes bilmekte; bu hususların, ülkemin insanları için bir sürpriz teşkil etmediğini söyleyebilirim. Zamanlar değişir, rejimler, hükümetler, cumhurbaşkanları da değişir; ama, halklarımız gibi birbirlerine eski bir dostlukla bağlanmış halklar, birbirlerinden yalnız iyilikler beklerler.
Sayın Başkan, birbirimizin omuzlarını samimî dostluk içinde sıvazlamamız, halklarımızın iradesine saygı gösterdiğimizin bir delaletidir. Türk Halkına, onun Parlamentodaki temsilcilerine, bu dönemin hükümetlerine ve kuşkusuz ki, cumhuriyetçi Türkiye’nin devlet adamlarının geleneğinin devamında yürüyerek, Arnavutluk’un büyük dostu olarak bilinen çok saygıdeğer Sayın Süleyman Demirel’e, Arnavutluk Halkı adına içten teşekkürlerimi ve derin minnetlerimi ifade etmeme izin verin; ayrıca, milletvekillerine ve Sayın Cumhurbaşkanına, Türkiye’nin, Arnavutluk’u, güvenebildiği bir komşu ve dost ülke olarak nitelediği gibi, Arnavutluk’un da aynı tavrı aldığına ve almaya devam edeceğine ilişkin teminat vermeme izin verin.
Türkiye, Arnavutluk dış siyasetinde öncelikli bir yere sahipti ve sahiptir. Bizim için bu hislerin önemli olmasına rağmen, salt belirli hislere bağlı bir çözüm değildir. Her şeyden önce, bir arada yaşamanın, ilişkilerin, değişimlerin ve karşılıklı menfaatların eski ve yaşayan bir gerçeği vardır. Türkiye Arnavutluk’u seviyor, biz de Türkiye’yi seviyoruz. Onu, yalnız, iyi durumda, Balkan Yarımadasının büyük bir ülkesi olarak olabildiğince daha gelişmiş ve ilerlemiş bir durumda görmek istiyoruz. İki kıtanın ve birçok kültürün birleştikleri bu köprüde, Türkiye’nin kilit konumundan dolayı, çağdaş Türkiye’nin Avrupa ve daha geniş bir bölge için akılcılık ve geniş yürekle değerlendirilmesi gereken bir fırsat oluşturduğunu söyleyebilirim.
Yarımadanın öbür ucunda bulunan küçük bir ülke olan biz, uygarlık ve ekonominizin sürekli ilerlemesine samimiyetle seviniyoruz. Türkiye’nin, Balkan ülkeleri, Avrupa Ekonomik Birliği ülkeleri, ABD, Sovyetler Birliğinin eski ülkeleri ve komşu İslam ülkeleriyle çok planlı siyasetlere yaşam vermeyi, uyumlu duruma getirmeyi ve böylece uluslararası toplulukta kendi ağırlığını artırmayı başardığına hayranlıkla bakıyoruz.
Türkiye’nin NAT
O üyesi olmasını çok olumlu bir kazanım olarak niteliyoruz. Türkiye’nin NATO’ya katılması akıllı ve ileri görüşlü bir davranış olmuş, bu davranışın, katılmanın, barış, ilerleme ve uygarlığa hizmet ettiğini, dışlamanın ise ciddî sonuçlar verebilecek çeşitli tür aşırıcılıkları beslediğini kanıtlamıştır. Türkiye’nin, takip etmekte olduğu yolda yürüyerek, gelecekte Avrupa Ekonomik Birliğine de dahil edilmesini yürekten dileriz.Avrupa Türkiyesinin eski bir varlığı var. Türkiye toprakları ve kıyılarındaki kültür izleri olmaksızın, Avrupa kültür mirası eksik olacaktır. Bu kültürün, çeşitli Avrupa ülkelerinin çehresini etkileyerek, uzaklara kadar ışık saçtığı doğrulanmıştır. Türkiye Avrupa’dır ve ödediği bedellere rağmen, öyle kalacaktır.
Türkiye’yi, çağdaş uygarlığın değerlerine kuvvetli biçimde ve ebediyen demir atmak için, Batılılaşmış Türk siyasetçilerini, aydınlarını, işverenlerini, halkın kararlılığını selamlamaktan şeref duyarım. Bu çağdaş uygarlığın değerleri, sadece kültürler, top
luluklar, inançlar ve düşüncelerin uyum içinde bulunmalarıyla sınırlı kalmamakta, bunların ayrılıkları ve bir arada yaşama azimleri olmadan düşünülemez.Sayın Başkan, Avrupa ülkeleri ailesine tam bu sıfatla girmek, ülkelerimizi birleştiren başka bir özlemdir. Biz, yolun açık olduğunu görüyoruz; ama, her türden tekpartili sistemin bize bıraktığı geri kalmışlığın olduğu kadar, bir yıl önceki kriz de gecikmemize neden olmuştur. Biz, kaybedilen zamanı yakalamak için çalışıyoruz ve burada, engeller ile zorlukların bilincindeyiz.
29 H
aziran seçimlerinden çıkan bugünkü Arnavutluk Parlamentosunun ve beş partili koalisyonun -yeni demokratik hükümetin- ülkemizdeki normal durumun yeniden tesisi yönünde bazı önemli başarılar elde ettiklerini, bu saygıdeğer Parlamentoya duyurmak istiyorum.Birkaç ay öncesine kadar, ülkede, kargaşa ve silahlı çeteler egemendi; ordu yoktu, kurumlar felce uğratılmış ve tahrip olmuş, ekonomi süper enflasyonun uçurumuna düşmüştü. Bugün, düzen, istikrara kavuşmuş, ulusal ordu yeniden canlanmıştır. Kurumlar, sorum
lu biçimde çalışmaya başlamıştır. Uluslararası Para Fonuyla işbirliği içinde, hükümet, enflasyonu kontrol altına almayı başarmıştır ve kamu işletmeleri, kitle halinde özelleştirme programını işleme koymaya hazırlanmaktadır. Ekonomi nefes almaya başlamıştır. Yerli ve yabancı yatırımcılara, ortam, giderek daha ilgi çekici gelmektedir. Parlamento, çağdaş standartlara uygun bir dizi yasa onaylamıştır. Yeni anayasanın hazırlanması için çalışılmaktadır. Bu yeni anayasa, Parlamentodan geçtikten sonra bir referanduma sunulacaktır.Çeşitli siyasal taraflar arasındaki diyalog ve uzlaşma kültürünün geliştirilmesi sayesinde, entegrasyon, işbirliği ve ulusal uzlaşma siyaseti, pusulamız olmaya devam etmektedir. Bu siyaset, mevcut sorunlara rağmen, sonuçlar vermiştir; gelecekte daha büyük sonuçlar verecektir. Genellikle, ülkemizde, bütün Arnavutların, Arnavutluk’u beraberce yapacaklarına, ülkemizin iyiliği uğruna beraber çalışacağımızı görecek olan dünyanın, bize daha fazla yardım vereceğine inanç egemen olmaktadır.
Ülke
nin yeniden dirilişinin, hem ümit hem de elle dokunur gerçek olduğunu söyleyebilirim. Elbette ki, önümüzdeki işler bugüne kadar yaptığımız işlerden çok daha büyüktür. Birçok zorluğumuz vardır; yaralarımızı gizleme niyetimiz yoktur. İnsanların çoğu, geçen yılın mart ayında ordu depolarından soyulmuş silahları henüz teslim etmemiştir. Ülkede altyapı, sadece çok geri kalmış değil, aynı zamanda birçok yönden de tahrip olmuş durumdadır. Çok keskin sosyal sorunlarımız vardır. işsizlik yüksektir.Geleceğe yönelik bizi iyimser duruma getiren iki önemli etken var. İlk etken, vatandaşlarımın, çalışkan ve yaratıcı tabiatının da dahil olduğu Arnavutluk’un büyük doğal kaynaklarıdır. İkinci etken, uluslararası etkendir. Birçok ülkenin, Arnavutluk’un ilerlemesine yardım etmek için açık bir hazırlığı var. Bu, Roma ve Brüksel toplantılarında olduğu gibi, bu dönemde, Avrupa’da ve Avrupa dışında partnerlerimizle ikili temaslarda da doğrulanmıştır.
Yaşadığımız dönemden çıkarsak ve daha uzun süreli bir bilanço yaparsak, Türkiye’nin, Arnavutluk’a verilecek yardım ve desteğine gelince, önemli ülkeler arasında yer almaktadır. Yalnız, 1991 yılından itibaren iki ülke arasında imzalanmış 28 anlaşma ve protokol bütün alanlarda çok geniş bir işbirliğini kapsıyor. Özellikle, siyasal, askerî, kamu düzeni alanlarında, eğitim alanında da olumlu bilanço mevcuttur.
Yukarıdaki alanlardaki ilişkilerin parlak düzeyinin, ekonomik ilişkiler düzeyinde de cevap vermesini arzuluyoruz. Bu yönde işbirliğimizin kullanılmamış büyük kaynakları var. Bu gerçek, normal şartlarda özeleştiri yapmamızı zorluyor; ama, işbirliğimizi artıracak imkânlarımızın ne kadar sonsuz olduklarını düşünmeye sevk ediyor. Türk yatırımları ve yatırımcıları Arnavutluk’ta büyük memnuniyetle karşılanacaklardır.
Geleneksel dostluğumuzun düzeyinde olacak ve aynı zamanda iki ülkenin güncel ve uzun vadeli ihtiyaçlarına cevap verecek birçok iyi işi beraber yaptık ve yapabileceğiz. Adriyatik’i Batı ve Doğu Avrupa’ya ve Karadeniz’e bağlayarak ilgili ülkelere büyük gelişme ve avantajlar sağlayacak doğu-batı koridoru konusunda Arnavutluk, Türkiye ile uyum içindedir.
Arnavutluk, Balkan ve bölge çapındaki yeni siyasal girişimler çerçevesinde de Türkiye ile ilişkilere büyük ilgiyle bakıyor. Dış siyasetimiz, komşu ülkelerle barışçıl ve partönerlik ilişkilerini amaçlıyor, bunun uğruna çalışıyor. Biz, Balkanları Avrupalılaştırma siyasetini benimsedik ve bölgede sorunların atlanması ve barışın korunması konusundaki en iyi yolun diyalogla, ikili ve çokyanlı işbirliği olduğuna inanarak bu yönde çalışmaktayız.
Çatışmaların çözümlenmesinde şiddete artık yer yoktur. Bosna’da savaşın, olayların, önceki düzenini hiç değiştirmediğini, yalnız korkunç insan trajedilerine sebep olduğunu gözlerimizle gördük. Bu savaş, evlerimizin eşiğinde, burada, Balkanlarda meydana geldi. Benzeri trajediler, birçok durumda, siyasî yapılarında başkalarını ezen, bir başka deyişle, neobolşevik otoritarizmi bulunanlara hiçbir şey öğretmez.
Bosna, öldürülenlerin kanını yıkamaktadır. Ama, Sırbistan’ın çatışma siyasetinden ve Kosova’daki Arnavut halkının meşru taleplerini ihmal etme siyasetinden vazgeçmemesi halinde, Kosova’da yeni bir Bosna meydana gelebilir. Bugün, Kosova sorunu, uluslararası topluluğun, Balkanların, elbette ki Arnavutluk’un; ama, aynı zamanda, Sırbistan’ın, Türkiye’nin, Yunanistan’ın, Bulgaristan’ın, cılız Balkan mozaiğinin diğer ülkelerinin de büyük bir sorunudur. Arnavut davasının adil ve barışçıl çözümlenmesi ve Kosova’da çatışmanın önlenmesi lehine yapılacak ortak çabalar, uluslararası antlaşmalara saygı göstermek ve uluslararası demokratik mekanizmaları harekete geçirmek için verilecek bir mücadele, savaşı önleyebilecektir. Neredeyse, her zaman olduğu gibi, savaştan galip olmayacaktır. Türkiye’nin bu çabalara etkin biçimde katıldığından ve katılacağından eminim. Barış, bizi ileriye götürecektir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; milletvekilliğinin inanılmaz tecrübesini kazanmak fırsatım olmamıştır. Ülkemin Parlamentosu, beni, Cumhurbaşkanı olarak tezelden seçti. Ama, kariyerlerinin zirvesinde bile, milletvekili sandalyesinde oturmuş olan devlet adamlarına güvendim, güveniyorum. Bu mabete, Türkiye Parlamentosuna, sizlere, dost Türk Halkının yüksek temsilcilerine eğilmekten şeref duyarım. Sizlere, bu Parlamentonun, ilişkilerimizin daha da güçlendirilmesinin yararına en kısa sürede yeni girişimler ve eylemlerde bulunacağı inancımla, en içten selamlarımı bir kez daha sunarım.
Çok teşekkürler. (Ayakta alkışlar)
BAŞKAN – Arnavutluk Cumhurbaşkanı Sayın Rexhep Meidani’ye, bu tarihi konuşmalarından dolayı teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, üç milletvekili arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
V. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’ın, Avrupa Birliği ülkelerinden yapılan et ithalatının hayvancılık sektörüne verdiği zararlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin cevabı
BAŞKAN – Bugünkü gündemdışı konuşmaların, ilk sırasında, Erzurum Milletvekili Sayın Zeki Ertugay’ın konuşması yer alıyor. Sayın Ertugay, et ithalatıyla ilgili olarak söz isteminde bulunmuşlardır.
Sayın Ertugay, buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlarım.
Ülkemiz insanının, sağlıklı ve dengeli beslenmesi açısından tamamını, ekonomik yönü itibariyle de yarısını ilgilendiren bir sektörle, hayvancılıkla ilgili olarak, son günlerde 9 Ocak Kararnamesiyle gündeme gelen, başta et olmak üzere, et ve kemik unu, süt ürünleri gibi birtakım tarımsal ürünlerin ithalatı hakkında görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu konuda söz verdiği için, Sayın Başkana teşekkür ederim. Zira, aynı konuyu, geçen hafta bir başka arkadaşımız gündeme getirmişti; ancak, bu konuşmaya Devlet Bakanı Sayın Işın Çelebi’nin verdiği cevapta, konuya gereken hassasiyeti göstereceklerini belirtmesine rağmen, “devlette süreklilik esastır” prensibinden hareketle, Nisan 1997’de imzalanan protokol gereğ
i böyle bir zorunlulukla karşı karşıya kalındığı ifade edilmişti. Bu nedenle, konuyu, bir kez daha, esas üzerinde durulması gereken yönüyle ortaya koymakta yarar görüyorum.Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, tarımsal potansiyeli, hayvansal ürünler üretim potansiyeli son derece yüksek bir ülkedir. Bu ürünleri ithal eden değil, ihraç eden ülke konumunda olmak, hiç şüphesiz ki, hepimizin arzusudur. Zaman zaman, bu ürünleri, miktarları az da olsa, ithal etme mecburiyetinde kalışımız, elbette ki üzücüdür. Bunun için, tarımımızın, özellikle hayvancılığımızın, bugün içinde bulunduğu zor durumdan kurtarılması; halkımızın, başta et ve süt ürünleri olmak üzere, besin maddeleri ihtiyacının, tamamen kendi özkaynaklarından, temiz kaynaklarından karşılanması, tarımdaki en büyük hedeflerimiz arasındadır ve böyle olması da gerekir.
Bütün bunlara rağmen, zaman zaman, iç piyasada, bir üründe önemli bir açığınız olur, ihtiyaç miktarını ve kalitesini belirlersiniz, üreticinizi mağdur etmeyecek tedbirleri alırsınız ve kontrol tam elinizde olarak ithalat yaparsınız. Bu, normal bir konjonktürün gereğidir. Böyle durumlarda yapılan serbest ticaret anlaşmalarının, Avrupa Birliğiyle karşılıklı tarım tavizleri protokollerinin bir anlamı olabilir. Zira, Türkiye, tarım ürünleri ihracatının çok önemli bir kısmını Avrupa Birliği ülkelerine yapmaktadır; ama, bugün karşı karşıya kaldığımız durum, yaşadığımız konjonktür tamamen farklıdır ve olağanüstüdür. Konu, 9 Ocak 1998 tarih ve 10479 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla 19 bin to
n dondurulmuş sığır etinin ve ayrıca et ve kemik ununun ithalidir.Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şu hususu vurgulamak istiyorum: Otuz yılı aşkın süredir bizi kapıda oyalayan, ekonomik ve sosyal durumu Türkiye’den çok daha kötü durumda olmasına rağmen birçok Doğu Avrupa ülkesini teker teker Birliğe kabul ederken, ülkemizi, özellikle son aylarda toplantılara bile almayan Avrupa Birliğiyle her türlü konuyu yeniden gözden geçirmemiz gerekmektedir. Bu sahada, hiçbir konuda taviz verilmesi düşün
ülmemelidir.Şu anda, Avrupa Birliği ülkeleri, BSE, yani delidana riski var diye birbirlerinden et ve kemikunu alışverişi yapmıyor. Ayrıca, Avrupa Birliği ülkelerinin et ve et ürünleri ihracatı yasaklanmıştır. Ayrıca, ithalatın gerçekleşmesi halinde, Türk Halkının sağlığı ve hayvancılık...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ertugay, konuşmanızı tamamlayın efendim.
ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Ayrıca, hayvancılık ciddî bir tehdit altına girecektir. Böyle bir konuda bu tip bir müsaadenin verilmesi asla düşünülmemelidir. Bu bakımdan, bugünkü duruma gerekçe olarak Nisan 1997 tarihli tarım tavizleri protokolünün gösterilmesini yanlış buluyorum. Zira, 54 üncü Hükümet, et ve kemik unu ithalatına müsaade etmemiştir ve yaptırmamıştır. Çünkü, o gün BSE (delidana) riski vardı ve içpiyasa şartları da uygun değildi; bugün de aynı tehlike vardır ve devam etmektedir. Bu nedenle, bu ithalat asla söz konusu edilmemelidir.
Yine, ithali söz konusu olan et, karkas et olmayıp dondurulmuş lop et olduğu için etin cinsinin tayin edilme imkânı da yoktur. Menşe şahadetnamesi aranması, orijin kontrolü yapılması da son derece zor görünmektedir.
Delidana riski devam ederken ve ülkemizde de bu konuda haklı bir kamuoyu hassasiyeti varken, bugün, hiç kimse, Avrupalının yemediği etin ithal edilmesini göze almamalıdır. Bu nedenle, ilgili bakanlığın, ithalat ve kontrol belgesi vermeyerek, bu yanlışlığa düşmeyeceğini ümit ediyorum.
Et ithalatıyla ilgili olarak son bir konuyu da belirterek sözlerime son vermek istiyorum: Bugün, hayvansal ürünlere -özellikle ete- yüzde 200’lere varan sübvansiyonların yapıldığı bir Avrupa ile, hiçbir ciddî desteğin yapılmadığı, maliyetlerin yüksek, üreticinin cebine girenin az olduğu bir Türkiye’yi rekabete zorlamak, son derece büyük bir yanlışlıktır ve bu, insaf ölçüleriyle bağdaşmaz. Bunun, dün de böyle olması gerekirdi, bugün de böyle olması gerekir ve bu, yarınki politikalarımızın da esasını teşkil etmelidir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Son cümlem Sayın Başkan...
Sonuç olarak, Hükümetin bu ithalata asla müsaade etmeyerek, bir taraftan, tüketicinin sağlığının korunması konusunda gereken hassasiyeti göstereceğine, diğer taraftan yükselen tarım kredi faizleriyle canı yanan Türk çiftçisinin, haksız bir rekabetten korunması konusunda, bu adımı atacağı ümit ve temennisiyle, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Gündemdışı konuşan Erzurum Milletvekili Sayın Zeki Ertugay’a teşekkür ediyor
um.Gündemdışı konuşmaya Hükümet adına Devlet Bakanı Sayın Işın Çelebi cevap vermek istemektedir.
Buyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; et ithalatı konusunda söz alan Sayın Milletvekilimiz Zeki Ertugay Beye teşekkür ederim.
Geçen hafta burada bu konu, gündem maddesi oldu ve ben, Hükümet adına, et ithalatına izin verilmeyeceğini ve et ithalatının söz konusu olmadığını söyledim. Dolayısıyla, burada, öncelikle, bu et ve kemikunu ithalatına izin verilmeyeceğinin ve bunun söz konusu olmadığının altını çizip vurgulayarak konuşmama başlamak istiyorum.
Bunu söylememin nedenini, burada bu konuşmayı yapmamı, elbette, Türkiye’deki 63 milyon kişiye bir hesap verme anlamında değerlendiriyorum ve bu anlamda da, meseleyi enine boyuna bir kez daha anlatma ihtiyacının ortaya çıktığını görüyorum.
Birincisi, bu konuda yapılan müzakereler Eylül 1993’te başlamış, 3 yıl 7 ay süren bu müzakereler sonunda 12 tur görüşme yapılmış, 1997 Nisan ayında bu müzakereler sonuçlandırılmış ve bu müzakerelere hem Tarım ve Köyişleri Bakanlığı hem Sanayi ve Ticaret Bakanlığı hem de Devlet Planlama Teşkilatı, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve birçok ilgili kuruluş katılmıştır. Bu müzakereler sırasında, özel sektör temsilcileri konuyla yakından ilgilenmişler ve 1995 yılında yapılan gümrük birliği sürecine göre de mutabakat zaptı imzalanmıştır.
Değerli arkadaşlarım, şunu çok net söyleyeyim ki, Nisan 1997’de yapılan bu anlaşmayla, 1.1.1998’de bu mutabakat zaptının yürürlüğe girmesi söz konusu olmuştur; nisanda böyle bir imza atılmıştır.
Burada yapmamız gereken şey şu idi: Ya devletin devamlılığı ilkesini bir kenara koyup bu anlaşmanın gereğini yapmayacaktık ya da bu meseleyi, devletin devamlılığı ilkesi çerçevesinde yürütüp, zaman içerisinde revize edecektik. Burada yaptığımız hadise, devletin devamlılığı ilkesinin gereğini yapmış olmaktan kaynaklanmaktadır. Bu da, bizim devlet ciddiyetimizden ve bu ülkenin attığı imzalara olan sadakatimizden ve saygıdan kaynaklanmıştır.
Burada, özellikle Avr
upa Birliğiyle ilgili durum değerlendirmesi, Hükümetimiz tarafından, Lüksemburg zirvesinden sonra yapılmış ve öncelikle, ekonomik ilişkilere devam edilmesi ve gümrük birliği sürecinin bütün hatlarıyla ve unsurlarıyla yürütülmesi prensip olarak kabul edilmiştir. Bu konuda da, gördüğüm kadarıyla, birçok siyasî partimiz, gümrük birliği sürecinin sürdürülmesine önemli ölçüde katılmıştır. Bu anlayışla da, Avrupa Birliğiyle, (1/80) sayılı Ortaklık Konseyi kararıyla oluşturulan tarım ürünlerindeki vergi muafiyetinin gerçekleştirilmesi konusu gündemde yer almıştır.Buradaki bütün sorun, bizim, sorunlara, devlet ciddîyeti açısından yaklaşmamız ve bir de, halkın ihtiyaçları açısından yaklaşmamızdır. Ben, bu konuyu tartışma gündemine getirmekten kaçındım; ama, görüyorum ki, 1997 yılında et ve et mamullerindeki fiyat artışı yüzde 150 olmuştur. Ben, neyin doğru neyin eğri olduğunu tartışmayacağım; ama, şunu söyleyeyim ki, 1994 ve 1995 yıllarında et ithalatı en yüksek oranda yapılmıştır; 30 bin ton et ithalatı yapılmıştır ve bu, hastalığın en yoğun olduğu dönemlerde yapılmıştır.
Ben, burada, politika yapmak için konuşmuyorum; hepinize saygım var ve bir gerçeği anlatıyorum. Biz, 1997 yılında, Türkiye’ye et ithalatı yapmadık, hayvancılığı geliştirmek için; ama, burada bir soru var, hep sorduğum; fakat, -et fiyatları yüzde 150’ye yakın artmıştır; biz, acaba, dört beş firmayı zengin edip vatandaşı mağdur mu ediyoruz diye ve bu sorunun cevabını kendim de veremiyorum.
Dört beş firmanın yaptığı lobiyle -sözüm Meclisten dışarı- bu konuda büyük baskı yapıyorlar. Başta altını çizerek söylediğim gibi, et ithalatına izin vermeyeğiz ve burada, açıkça söylüyorum ki, üç beş firmanın olağanüstü büyük para kazanması uğruna, bu kadar lobi yapması ve milyonlarca insanın eti bu kadar pahalı yemesi doğru mu?
Bakın, size bir örnek vereyim: 1997 yılında 945 bin ton olan kırmızı et üretimimiz dikkate alındığında, Türkiye’de kişi başına kırmızı et tüketimi 15 kilodur.
Değerli arkadaşlar, Türkiye’de kişi başına kırmızı et tüketimi 15 kilodur, Avrupa ülkelerinin kişi başına ortalama tüketim düzeyi ise 80 kilodur. Yani, bizim insanımız et yiyememektedir, yumurta yememekte, süt içmemektedir. Bu, çok ciddî bir problem. Biz, hayvancılığımızı mutlaka geliştirmeliyiz. Bu et ithalatına o anlamda izin vermiyoruz; ama, bu hayvacılığı Türkiye genelinde geliştirmemiz gerekiyor. Toplum olarak, hayvancılık konusunda -Erzurum’da olsun, Elazığ’da olsun, Malatya’da olsun- bütün yurtta bir seferberlik ilan etmemiz gerektiğine inanıyorum.
Bu anlamda, bu konuşmaları bir vesile biliyorum ve sözü de fazla uzatmak istemiyorum; ama, şunu belirteyim, iki haftadır açılan bu tartışmalara katkıda bulunan arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Bu meseleyi, Hükümet olarak, hem hayvancılığın gelişmesi hem de vatandaşların yaşama standartlarını yukarı çekmek ve yaşamlarını kolaylaştırmak açısından değerlendiriyorum, artı, Türkiye’ye yapılacak ithalatta uluslararası kalite firmalarının devreye girmesi ve uluslararası kalite ve sağlık meselelerinin dikkate alınması önemli, bu konu
daki uyarıları da saygıyla karşılıyorum.Sayın Zeki Ertugay’a bu konuşmasından dolayı teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Gündemdışı konuşmayı cevaplayan Devlet Bakanı Sayın Işın Çelebi’ye teşekkür ediyorum.
2.– Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Balıkesir İli ve çevresinin vuku bulan sel felâketinden ve diğer nedenlerden kaynaklanan sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşaması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun cevabı
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, gündemdışı söz isteminde bulunan, Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Özgün’e söz vereceğim.
Sayın Özgün, Balıkesir İlimizin sorunlarıyla ilgili olarak söz isteminde bulunmuşlardır.
Buyurun. (RP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır Sayın Özgün.
İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz günlerde şiddetli yağışlara maruz kalan Balıkesir İlimizin, hem sel felaketinin getirdiği sorunlarını hem de diğer bazı sorunlarını açıklamak üzere gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyor; hemşerilerime de buradan saygılarımı, selamlarımı sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, son günlerde meydana gelen sel afetinden, özellikle, ilimizin Manyas İlçesinin Salur ve Kızık beldeleri ile bazı köyleri, Kepsut İlçemizin Hotaşlar ve Osmaniye Köyleri, Gömeç ve Burhaniye İlçelerimiz ile Altınova beldemiz, fevkalade büyük zararlar görmüştür. Afet bölgesindeki vatandaşlarımız büyük perişanlık içerisindedirler; evleri yıkılmış, ekili tarlaları sular altında kalmış, hayvanları telef olmuş durumdadır. Özellikle Gömeç İlçemizde 160 kadar ev yıkılmış ve kullanılamaz hale gelmiştir. Selin meydana geldiği günden bugüne kadar, gerek Hükümetimiz ve gerekse belediyelerimiz ve vatandaşlarımız, yaraların sarılması için büyük bir çaba içerisindedirler; hepsine buradan şükranlarımı arz ediyorum. Özellikle, bölgenin, afet bölgesi olarak ilan edilmesinin, burada, Sayın Bayındırlık ve İskân Bakanı tarafından ifade edilmiş olması da, bizim açımızdan sevindirici bir gelişmedir. Anca
k, yapılan hizmetler yeterli olmayıp, inşallah, önümüzdeki kısa süre içerisinde diğer tedbirlerin de alınacağına inanıyorum.Şu anda, afet bölgesinde evleri yıkılan ve kullanılamaz hale gelen vatandaşlarımız, başkalarının yanına sığınmış bir vaziyette, evlerinin yapılmasını beklemektedirler. Afetten zarar gören çiftçilerin Ziraat Bankasına olan kredi borç ve faizlerinin ertelenmesi, hatta mümkünse faizlerinin affedilmesi, fevkalade uygun olacaktır. Çiftçilerin pancar avans bedellerinin ve Tariş’ten olan zeytinyağı alacaklarının da tamamının ödenmesi gerekmektedir.
Afete maruz kalan Gömeç, Altınova ve Karaağaç Belediyelerinin İller Bankasındaki paylarının 5 katına kadar artırılarak verilmesi de zaruret halindedir. Yine, esnaf ve sanatkâra da düşük faizli kredi verilmesi uygun olacaktır.
Kepsut İlçemizin Hotaşlar Köyünün köprüsü yıkılmıştır; o köylü vatandaşlarımız da köprülerinin yapılmasını beklemektedirler. Sadece bu köprünün yapılması için 200 milyar liraya ihtiyaç olduğu düşünülürse, selin verdiği zararın boyutları açıkça anlaşılacaktır.
Değerli milletvekilleri, bu sorunlar, sel afetiyle birlikte ortaya çıkmış sorunlardır; ama, Balıkesirimizin, bunun dışında, yıllardır çözülemeyen birtakım sorunları vardır.
Özellikle, organize sanayi bölgesi, artık ağzımızda sakız olmuştur. Şunu açıklıkla ifade etmek istiyorum ki, artık, yetkililer, Bursa İlinin hemen yanı başında sanayileşmek, gelişmek için çabalayıp duran bir Balıkesir İlinin varlığını mutlaka görmek ve bilmek zorundadırlar. Balıkesir organize sanayi bölgesinin, Bakanlar Kurulunun 14.10.1976 tarih ve 7/13037 sayılı kararıyla kurulmasına karar verilmiş, 1986 yılında da yatırım programına alınmıştır ve 4 bin dönüm arazi üzerinde inşa edilmesi düşünülmektedir. Aradan yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlâ, altyapı işleri bitirilememiştir. Altyapının bitirilmesi için, bu yıl, en az 500 milyar liraya ihtiyaç vardır.
Yine, aynı şekilde, Bandırma organize sanayi bölgesi için 350 milyar lira ödeneğe ihtiyaç vardır.
Balıkesir İlimizin diğer önemli bir sorunu, ulaşım sorunudur. Hepinizin bildiği gibi, İstanbul-İzmir trafiğinin yükünü çeken Balıkesir-Susurluk-Karacabey yolu, diğer adıyla ölüm yolu, mutlaka, bu yıl bitirilmelidir.
Bunun yanında, Ayvalık-Edremit-Havran yolu mutlaka kısa sürede bitirilmelidir; çünkü, yaz aylarında, turizmin yoğun olduğu dönemde çok sayıda trafik kazası olmaktadır.
Yine, Balıkesir İlini Kütahya’ya bağlayan Dursunbey-Tavşanlı yolunun da, mutlaka, bu yıl yapımına başlanmalıdır.
Balıkesir çevre yolunun Bigadiç kavşağının, mutlaka köprülü kavşak haline getirilmesi, kaçınılmaz bir durum arz etmektedir.
Yine, Bandırma-Karacabey kavşağı, bu yıl mutlaka bitirilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özgün, konuşmanızı tamamlayın efendim.
İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
Balıkesir merkez askerî havaalanının da sivil trafiğe açılması, bizim açımızdan önemli bir husustur.
Diğer taraftan, özelllikle sel bölgesinde bulunan Reşitköy-Bahadınlı baraj projesinin mutlaka fiiliyata geçirilmesi, İvrindi- Gökçeyazı projesinin de ihalesinin yapılması ve devam eden diğer barajların da bir an evvel tamamlanması, memleketimizin tarımı açısından fevkalade önemlidir.
Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyor, hepinize hayırlı günler diliyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Gündemdışı konuşan, Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Özgün’e teşekkür ediyorum.
Gündemdışı konuşmayı cevaplamak üzere, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Yaşar Topçu söz istemiş bulunuyorlar.
Buyurun Sayın Bakan.
B
AYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.Balıkesir Milletvekili Sayın Özgün, Balıkesir’deki sel felaketi ve onun getirdiği sorunlar hakkında gündemdışı bir konuşma yaptı; salı günü de, yine bu kürsüden, bir başka Balıkesir Milletvekili arkadaşımız Sayın Kırlı aynı konuda gündemdışı söz istemiş, konuşmuştu; ondan önceki haftada da yine bu konu gündeme gelmişti.
Tabiî, Başkanlığın ve değerli milletvekili arkadaşlarımızın takdirlerini düzenlemek benim işim değil; ama, uzun yıllardır Parlamentodayım; aynı konunun gündemdışı olarak üç defa peş peşe konuşulduğuna şimdiye kadar şahit olmadım. Buna rağmen, yöre milletvekili arkadaşlarımızın yöreleriyle ilgili bu büyük afeti buraya getirmekte yarış etmiş olmalarını da, yine, takdirle karşılıyorum. Öyle de olsa, bu kürsüden de olsa, konuyla ilgilenmiş olmaları bizim için fevkalade önemlidir.
Salı günü de gayet net bir şekilde ifade ettim ki, Balıkesir İli afete maruz bölge ilan edilmiştir. Bu nedenle, köy ve kasabalardaki münferit olaylar, bu afetten meydana gelmiş, tek vatandaşımızı ilgilendiren zararlar dahi, devlet tarafından, gerektiği şekilde tamir edilecektir. Nitekim, bizim bu çalışmalarımızdan, afet yöresine bizzat giderek yaptığımız çalışmalardan, Bakanlığımıza bağlı birimlerin, Tarım Bakanlığının ve devlet bakanlıklarının burada yapmış oldukları çalışmalardan dolayı da, memnuniyetle ifade edeyim ki, dışarıda (kuliste) teşekkür etmek için gelmiş olan heyetler bekliyor.
Bu konuda, bütün ciddiyetimizle ve titizliğimizle, Türk Ulusunun, büyük felaketlerde, tasada ve kıvançta ortaklık ilkesinde göstermiş olduğu hassasiyeti, taşımış olduğu hassasiyeti, ona layık bir Hükümet olarak, biz de taşıyoruz ve bunları gidermek için de, bütün elemanlarımız gece gündüz çalışıyorlar.
Bugün, sanıyorum, Balıkesir’in kesin tespit sonuçları elimize geçecek; yörede yapmış olduğumuz görüşmelerden, konuşmalardan, bize intikal eden bilgilerden bunu çıkarıyoruz. Bu kesin sonuçlar bildirilir bildirilmez, hak sahiplikleri, Bakanlığımız açısından mesken ve işyerleri, karayolları, belediye yapıları; Tarım Bakanlığı açısından da çiftçilerden ve hayvancılıkla uğraşanlardan zarar görenler tespit edilir edilmez, ortaya çıkar çıkmaz, bu zararların telafisi için, gerekli yasal mekanizmalar işletilecektir ve yöreye de zamanında bilgi ulaştırılacaktır.
Bu vesileyle, Balıkesir halkına ve yakın çevresinde, Aydın’da, İzmir’in kuzey yöresinde ve aynı şekilde Antalya’da sel felaketine uğramış tüm vatandaşlarımıza, buradan, bir defa daha geçmiş olsun diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Söz verdiği için, Sayın Başkanımıza, şükranlarımı ifade ediyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanımız, az önce, teşekkür için bazı heyetlerin geldiğini söylediler. Biz, sabahleyin, bu heyetlerle görüştük; belgeleri elimizde. Mutlaka, devletimizin gösterdiği ilgiye teşekkür ediyorlar; ancak, afet anında verilen sözlerin takibi için gelmişlerdir. Örneğin “Bakan tarafından sözü verilen kanalizasyon yapımı hangi durumdadır” gibi soruları var; yani, gelen heyetlerin amacı, sadece teşekkür etmek değil, aynı zamanda da, verilen sözlerin tutulmasını temindir.
Ben, Hükümetten, bu konuda daha acil davranmasını istirham ediyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Gündemdışı konuşmalarını cevaplayan Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Yaşar Topçu’ya teşekkür ediyorum. Bu konuda, üç defa, üst üste yapılmış gündemdışı konuşmanın her birine gösterdikleri duyarlılıktan ve afeti takip eden saatlerde, yerinde yaptıkları çalışmalardan dolayı da teşekkür ediyorum.
Elbette, vatandaşlarımız, hem bu çalışmalara teşekkür ediyorlar hem de bundan sonraki çalışmaları, yöre milletvekilleriyle birlikte izleyeceklerdir.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Efendim...
BAŞKAN – Herhangi bir itiraz yok efendim; yani, sizin konuşmanızı teyiden, Balıkesir milletvekili diğer arkadaşımız da katkıda bulundular.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Efendim, bu, çok büyük bir iş; bunun, öyle üç beş günde ortaya çıkarılmış olması bile büyük bir hadise. Yüzlerce, binlerce kişi zarar görmüş...
BAŞKAN – Tabiî efendim. Yani, afete uğramış bölgenin halkı, bir hafta içerisinde buraya gelebiliyorsa, güncel sorunlar, afetle ilgili acil sorunlar büyük ölçüde çözümlenmiş demektir. Onun için de, teşekkür ediyoruz.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Efendim, arkadaşımızın “teşekkür etmekle birlikte, bazı soruları var” demesi, sanıyorum, heyetlerin buraya ziyaretlerinin asıl amacını tam ifade etmiyor. Gerçekten, biz, orada yapılması gerekeni yaptık.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
3. – İstanbul Milletvekili Bülent H. Tanla’nın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde uygulamaya konulan ekonomik ve sosyal tedbirlerin yetersiz kaldığına ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Salih Yıldırım’ın cevabı
BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bugünkü gündemdışı son konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Tanla.
Sayın Tanla, doğu ve güneydoğuda alınan tedbirler hakkında gündemdışı söz isteminde bulunmuşlardır.
Buyurun Sayın Tanla. (DSP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
BÜLENT H. TANLA (İstanbul) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuşmamda Yüce Heyetinize sunacağım hususlar, güneydoğuya sık sık yaptığım inceleme gezilerinden edindiğim bilgilere, o yöre insanları, köylüleri, işsizleri, sanayici ve işadamlarıyla yaptığım görüşmelere dayanmaktadır. Bu sonuçları sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Buradaki bulgular, hem iyimserliğe hem de karamsarlığa yol açan tüm unsurları içermektedir. Bir yanda, güneydoğunun bugünü ve geleceği açısından büyük umutlar vaat eden bir fırsatın bölgede yeşerdiğini görmekteyiz, öte yandan ise, güneydoğunun bugünkü boyutlarına ulaşmasına yol açan geleneksel idareimaslahatçılıkla ve halkı vaatlerle uyutma zihniyeti egemenliğinin sürdürüldüğünü görmekteyiz ve büyük özveriler pahasına yaratılan bu fırsatın heba edileceği hususunda derin kaygılara yol açan gözlemlerimizi izlemekteyiz. Bölgedeki nispî sükûnet ve barış ortamının kalıcı bir karakter kazanma yolunda olduğuna işaret eden birçok emare ve gelişmeler görülmektedir; ancak, unutmayalım ki, bölgede yeşeren bu ortam, hükümetlerin, güneydoğu sorunlarına bütünsel bir yaklaşım yerine elde ettikleri bir sonuç değildir; bu ortam, Silahlı Kuvvetlerimizin ezici bir güçle ve büyük özveriyle PKK’ya karşı verdiği başarılı mücadele sonunda elde edilmiştir; temelinde, devlete güven duygusunun uyanm
ası yatmaktadır. Nispî sükûnet ve barış ortamının gerçekten kalıcı bir nitelik kazanması için, Hükümetin, ortaya somut ve yeterli bir icraat koyması gerekmektedir; çünkü, bu yeni güven ve umut ortamı, halkımızın, devletten çözüm beklentilerini her zamankinden daha fazla artırmaktadır.Bu kritik noktada, Hükümet, daha bilinçli, sorumlu ve kararlı davranmak durumundadır. Eğer, Hükümet, bu olumlu ortamı değerlendiremez ve beklentileri karşılayamazsa, büyük özveriler pahasına yaratılan bir fırsat daha heba edilmiş olacaktır. Yörede denetim dışına çıkmış olan koruculuğun acilen ve öncelikle tasfiye edilmesi gerekmektedir.
Sayın Başkan değerli milletvekilleri; en önemli önceliklerinden birinin güneydoğunun kalkınması olduğunu ve hiçbir fedakârlıktan kaçınmayarak bölgenin kaderini değiştirecek bir teşvik paketi uygulanacağını vaat eden Başbakan Sayın Yılmaz ile “biz güneydoğu konusunda laf değil çözüm üreteceğiz” diyen Başbakan Yardımcısı Sayın Ecevit’in bu taahhütlerini bugüne kadar ne ölçüde yerine getirdiklerini bölge insanının ağzından duymanızı istiyorum. İşte, karamsarlığımızın nedeni de bu noktadadır. Söz: Dağ fare doğurmuştur... 55 inci Hükümetin Türkiye’nin bu en öncelikli sorununa yaklaşımı, idareimaslahatçılıkla açıklanmaktadır; çünkü, Hükümet, sorunun gerektirdiği bütünsel bir yaklaşımı benimsemek yerine, çözümün kapsamını, yarım kalmış yatırımlar ile bazı teşvik önlemlerine indirgemekte, bunları da dostlar alışverişte görsün kabilinden bir tutumla yerine getirmeye çalışmaktadır. 55 inci Hükümet doğu v
e güneydoğu sorununu sadece yarım kalmış yatırımlara endekslemiştir. Hükümetin yarım kalmış 365 yatırıma tahsis ettiği 40 trilyonluk kaynak, güneydoğudaki sorunların devasa boyutları karşısında okyanusta bir damla gibidir. Hükümetin alây-i valâ ile ilan ettiği vergi muafiyetinin 2002 yılına kadar uygulama kabiliyeti ve anlamı katiyen yoktur. Keza, Hükümetçe ipoteksiz ve teminatsız kredi verilmesi konusundaki taahhüt, bankacılık ilke ve uygulamalarına uygun olmayan bir yöntem olması ve devlet bankalarının da bu uygulamaya karşı çıkması sonucunda işlerlik kazanamamaktadır.Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgede kır kökenli nüfus, göç nedeniyle şehirlere yerleşmiş, üretimden kopmuş ve tüketici olmuştur. Van, Diyarbakır, Kızıltepe gibi merkezler birer işportacı kenti haline dönüşmüştür. Yoksullaşan aileler, çocuklarını, sakız, kâğıt mendil, simit, çerez satıcılığı ve boyacılık gibi işlerde çalıştırarak geçimlerini sağlamaya çalışmaktadırlar.
Organize sanayi bölgeleri son derece yetersiz durumdadır. 21 Ocakta bu Mecliste kabul edilen bu bölgeye yönelik teşvikler, yetersiz kalmaktadır. Kalifiye eleman, pazarlama ve nakliyedeki pahalılık sorunları devam etmektedir; bu olumsuzluklar ve bürokratik engeller, girişimler üzerinde caydırıcı tesirler yapmaktadır.
Bölge insanının ilginç bir yakınması, güneydoğunun ülkenin diğer kesimiyle farkını tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tanla, konuşmanızı tamamlayın efendim.
BÜLENT H. TANLA (Devamla) – T
eşekkür ederim.Halkın büyük masraflar yaparak aldığı buzdolabı, çamaşır makinesi gibi beyaz mallar ve televizyon gibi elektronik aletler, voltaj düşüklüğü nedeniyle devamlı arızalanmakta ve kullanılmaz hale gelmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bize göre, sorunun çözümü, Cumhuriyet Halk Partisinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu için bölgesel kalkınma modelinden ve bu modelin öngördüğü kalkınma kurumu, yerinden yönetim, sağlam finansman temini felsefesi ile kurumsal düzenleme ve uygulamalarından geçmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi planının bir başka özelliği de, bölge merkezli demokratik katılım ve yürütmeye dayanan bir yaklaşım üzerinde kurulmasıdır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu halkının yaşamı bir onur mücadelesidir. Halk, bölgeye karşılıksız yardım yerine, devletin kendilerine bir şans ve fırsat verdiğinde “el mi yaman biz mi yaman göreceksiniz” heyecanıyla yanıp tutuşmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi, doğu ve güneydoğudaki yurttaşlarımızın mutlu, onurlu, özgür ve barış içerisinde yaşayacağı ortama en kısa zamanda kavuşması dileğiyle bitirirken, Yüce Meclisi de saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Gündemdışı konuşan istanbul Milletvekili Sayın Bülent Tanla’ya teşekkür ediyorum.
Bu konuşmayı Hükümet adına cevaplamak üzere, Devlet Bakanı Sayın Salih Yıldırım söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Bakan. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI MEHMET SALİH YILDIRIM (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Güneydoğu Anadolu Bölgesinin sorunlarını gündemdışı konuşmayla gündeme getiren ve bana bu konuda açıklama fırsatı veren İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Tanla’ya teşekkür etmek istiyorum.
21 inci Asra yaklaştığımız bugünlerde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde hâlâ az gelişmişliğin konuşulması, memnuniyet verici bir husus olmasa gerek. Ancak, şunu herkesin çok iyi bilmesi gerekir ki, bu konu, kısa vadeli bir sorunun ürünü değil; bu konu, geçmişi oldukça geriye dayanan, çok yönlü nedenlerin oluşturduğu bir durum, bir sıkıntı, bir sorun ve bir noktada ulusal bir sorun.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin gelişmişlik düzeylerini belirten ölçütlere çok fazla yer vermek istemiyorum; ancak, sadece şunu belirtmek istiyorum ki, yörede yüzde 35 oranında yoksul insan var; ama, aynı nitelikte yoksul insan İç Anadolu Bölgesinde yüzde 16,9, Akdeniz Bölgesinde ise yüzde 19’a yakın.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin bu olumsuzluğu yaşamasının altında yatan önemli nedenler var; bunlardan birinci önemli neden fizikî şartlar;
ikinci önemli neden, toplumsal dengesizlik; üçüncü önemli neden, ekonomik ve fonksiyonel dengesizlik ve dördüncü önemli nedense geçmişteki hatalı politikalar. Bunların tümünü burada size aktarmama zaman müsait değil; ancak, şunu belirtmek istiyorum, bugün, artık, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin sorunlarının ne olduğunu biliyoruz, buna uygun çözümler ürettiğimizi zannediyoruz ve bunları da yaşama geçirmeye çalışıyoruz.Hiç kimsenin elinde, yöredeki sorunların çok kısa süre içerisinde tümünün ortadan kalkmasını sağlayacak bir sihirli değnek olmadığı gibi, bu sihirli değnek bizim de elimizde yok. Geçmişte, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin kaderini belirleyecek siyasî iradeyi elinde tutanlar, iktidarları süresince bekleneni yaptıklarını iddia edemezler; bu olumsuzlukta onların da büyük katkı payı var; ancak, bugün, muhalefette bunları çok rahatlıkla dile getirmek, herhalde politikanın gereğidir.
Değerli milletvekilleri, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinin en önemli sorunlarından biri güvenlik. Güvenlikle alakalı konunun altında yatan temel hadise, başkalarının zannettiği gibi etnik orijin değil, yöredeki ekonomik, sosyal, eğitsel
, kültürel sorunların bu olumsuzlukta çok büyük katkı payı olduğu kesin. Bu bakımdan, yörenin sorunlarının temelini oluşturan güvenlik sorununu çözmenin tek yolu, buna neden olan, bu müsait zemini oluşturan olumsuzlukları ortadan kaldırmaktır. Bu konuyla ilgili, millî eğitimde, bu konuyla ilgili sağlıkta, bu konuyla ilgili ekonomide alınan tedbirlerin gözardı edilmemesi gerekir; bu, kadirşinaslıktan uzak bir tasarruf olur. Yaptığımız şeylerin, çok kısa süre içerisinde, belki çok mükemmel olduğunu söylememiz mümkün olmayabilir; ama, yapılanları görmezlikten gelirseniz, iş yapacaklar için teşvik unsuru olmazsınız; bu konuya da dikkatinizi çekmek istiyorum.Yöre sorunlarının giderilmesinde çok önemli bir noktaya işaret etmek istiyorum. Artık, mahallî idareler reform tasarısının bir an önce yaşama geçirilmesinin zamanı gelip geçmektedir; hizmetin desantralize edilmesi kaçınılmazdır. Bu konuda elimizde çok güzel bir fırsat olacaktır; Güneydoğu Anadolu Projesinin bölgesel kalkınma teşkilatıyla ilgili yasa tasarısını çok kısa süre içerisinde Genel Kurula taşıyacağız. Bu, ümit ediyorum, daha sonra DAP’ın; bu, ümit ediyorum, daha sonra KOP’un ve KAP’ın da örneği olacak, prototipi olacak ve hizmeti, yerinde, mahallinde üretmenin, etkin hizmet üretmenin, kısa sürede vatandaşın sorununa pratik çözüm getiren alternatiflerin üretildiğini görmenin fırsatını birlikte yakalayacağız.
Güney
doğu Anadolu Bölgesinde nüfus baskısının önemi gözardı edilmemelidir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde göçün önemi gözardı edilmemelidir. Bütün bu olguları birlikte düşünmediğiniz takdirde, ne yöredeki sosyoekonomik sorunları ortadan kaldırabilirsiniz ne de sağladığınız güvenlik sorununu pekiştirebilirsiniz. Güvenlik güçlerimizin yaptıklarını, minnetle, şükranla anıyoruz; ama, bunların özverilerine, bizim de aklımızla ve gönlümüzle katkıda bulunmamız gerekiyor diye düşünüyorum.Biz, 55 inci Hükümet olarak, gün
eydoğuya ve güneydoğuluya verdiğimiz önemi ispat ettiğimizi, kanıtladığımızı zannediyoruz; ama, elimizdeki olanaklar, imkânlar, düşünülen bütün alternatifleri kısa süre içerisinde yaşama geçirmeye müsait olmayabilir ve de değildir. Bizim yapabileceklerimiz, daha önceki bir konuşmamda da belirttiğim gibi, devletin olanaklarıyla, imkânlarıyla sınırlıdır. Biz, yapamayacaklarını söyleyen bir Hükümet olmadık, İktidar olmadık ve yine olmayacağız; ama, söylediklerimizin tümünün teminat olduğunu da göstereceğiz, Yüce Meclise de bunu kanıtlayacağız.Değerli milletvekilleri, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin ekonomik yaşamını etkileyebilecek önemli kararlar alındı; bu kararlar, geçmişte de vardı; ama, yaşama geçirilmedi. 1989 yılında, 1992 yılında, 1993 yılında, 1994 yılında ve 1996 yılında buna benzer teşvik tedbirlerini içeren paketler açıldı; ama, yaşama geçirilemedi. 1998 yılında 21 Ocakta yaşama geçirmeye çalıştığımız 4325 sayılı Kanunun, yöredeki sıkıntıların giderilmesinde önemli katkı payı olacaktır; ama, tek başına yeterli unsur değildir; bunun, özellikle, sermaye birikimi açısından çok hassas olan yöredeki işletmecinin sorununa çözüm bulacak nakdî tedbirlerle desteklenmesi gerekmektedir. Bugüne kadar aldığımız tedbirlerin, yöre sorunlarının karşılığı olduğunu söylemek mümkün değildir; bu açığı, eksiğimizi gidermenin uğraşı içerisindeyiz.
Yine, yöredeki ekonomik sorunların giderilmesine katkı sağlayabilecek temel unsurlardan biri, Doğu Anadolu Bölgesinde hayvancılığı, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde tarım ve hayvancılığı ihya edecek tedbirleri almak, bunları yaşama geçirmektir. Bunlarla alakalı projeler, sırasıyla gündeminize gelecektir, desteğinizi aldığımız takdirde, çok şey yapabileceğimizi belirtmek istiyorum.
Bunlarla birlikte, yine, düşünülmesi gerekli olan, çok önemli, devletin, altyapı konusuna göstermesi gerekli olan özendir; yeterli olduğunu söylemek mümkün müdür; hayır. Bugün, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 2 tane organize sanayi bölgesi var, Doğu Anadolu Bölgesinde işlerliği olan 3 tane organize sanayi bölgesi var. Bunların, süratle çoğaltılması ve altyapılarının tamamlanması gerekmektedir ve kamunun, önderlik ve altyapı hizmeti konusundaki sorumluluğunun gereğini de eksiksiz yapmasını istemek, yurttaşın hakkıdır, yöredeki müteşebbisin isteğidir ve doğal hakkıdır.
Biz, bütün bu sorunların çok kısa süre içerisinde çözümlenmesini istiyoruz; ama, yapabileceklerimizin, sizlerin de çok iyi bildiği, bilmesi gerektiği gibi, devletin olanakları ve imkânlarıyla sınırlı olduğunu da belirtmek istiyorum. Bunu, yapabileceklerimizi kısa süre içerisinde realize ederek ve ondan sonra, sizin huzurunuza getirerek kanıtlayacağız.
Ben, bu konuda bana açıklama fırsatı verdiği için, Sayın Tanla’ya teşekkür ediyorum; doğu ve güneydoğulunun sorunlarına gösterdiği hassasiyet de ayrı bir takdir vesilesidir.
Yüce Camiayı saygılarla selamlıyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Gündemdışı konuşmayı cevaplayan Devlet Bakanı Sayın Salih Yıldırım’a teşekkür ediyorum.
Böylece, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.
Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı tezkereleri vardır; okutuyorum:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Fransa’ya giden Devlet Bakanı Işılay Saygın’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Metin Gürdere’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1296)
9 Şubat 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
9 Şubat 1998 tarihinde Fransa’ya giden Devlet Bakanı Işılay Saygın’ın dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Metin Gürdere ‘nin vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer bir tezkereyi okutuyorum:
2. – Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Hasan Gemici’ye, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1297)
10 Şubat 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 12 Şubat 1998 tarihinde Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Prof. Dr. Şükrü S. Gürel’in vekâlet etmesinin, Başkanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer bir tezkereyi okutuyorum:
3. – Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Güneş Taner’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3
/1298)10 Şubat 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 12 Şubat 1998 tarihinde Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Güneş Taner’in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı R. Kâzım Yücelen’in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer bir tezkereyi okutuyorum:
4. – Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Başbakan A. MesutYılmaz’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1299)
10 Şubat 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 12 Şubat 1998 tarihinde Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Başbakan Mesut Yılmaz’ın dönüşüne kadar; Başbakanlığa, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit’in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer bir tezkereyi okutuyorum:
5. – Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Cavit Kavak’a, dönüşüne kadar, Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy’un vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1300)
10 Şubat 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 12 Şubat 1998 tarihinde Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy’un vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer bir tezkere vardır, okutuyorum:
6. – Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’na, dönüşüne kadar, Adalet Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1301)
10 Şubat 1998
Türkiye Büyük
Millet Meclisi BaşkanlığınaGörüşmelerde bulunmak üzere, 12 Şubat 1998 tarihinde Ukrayna Cumhuriyetine gidecek olan İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun dönüşüne kadar; İçişleri Bakanlığına, Adalet Bakanı Oltan Sungurlu’nun vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Sözlü soru önergelerinin geri verilmesine dair önergeler vardır; okutuyorum:
7. – Uşak Milletvekili Hasan Karakaya’nın (6/777) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/303)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin 106 ncı sırasındaki (6/777) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap aldığımdan, sözlü soru önergemi geri çekiyorum.
Gereğini arz ederim. 11.2.1998 Hasan Karakaya
Uşak
BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.
Diğer bir önerge vardır; okutuyorum:
8. – Uşak Milletvekili Hasan Karakaya’nın (6/778) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/3
04)Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin 107 nci sırasındaki (6/778) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı olarak cevap aldığımdan dolayı sözlü soru önergemi geri çekiyorum.
Gereğini arz ederim. 11.2.1998 Hasan Karakaya
Uşak
BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul salonunun yenilenmesiyle ilgili olarak ileri sürülen yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarını araştırmak amacıyla kurulan (10/230, 231, 232, 233) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimine dair bir tezkeresi vardır; okutup bilgilerinize sunacağım:
9. – (10/230, 231, 232, 233) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/1302)
12.2.1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Komisyonumuz başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimi için, 12.2.1998 günü saat 14.00’te toplanmış, kullanılan 11 adet oy pusulasının tasnifi sonucu aşağıda adı, soyadı ve seçim çevresi belirtilen üyeler, karşılarında gösterilen oyları alarak, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçilmişlerdir.
Bilgilerinize sunulur.
Saygılarımla. Ekrem Pakdemirli
Manisa
Komisyon Geçici Başkanı
Başkan : Ahmet Piriştina (İzmir) 8 oy
Başkanvekili : Nihan İlgün (Tekirdağ) 8 oy
Sözcü : Ahmet Küçük (Çanakkale) 8 oy
Kâtip : Müjdat Koç (Ordu) 8 oy
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Refah Partisi Grubu Başkanlığının İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.
VI. – ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. – 336 sıra sayılı Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin gündemdeki yeri ve Genel Kurulun çalışma süresine ilişkin RP Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 12.2.1998 Perşembe günü (bugün) yapılan toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Lütfü Esengün
RP Grup Başkanvekili
Öneri:
Gündemin, “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 129 uncu sırasında yer alan 336 sıra sayılı Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin bu kısmın 5 inci sırasına alınması ve 7 inci sıraya kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar Genel Kurul çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen?..
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN – Lehinde mi?..
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Önerimizin lehinde efendim.
BAŞKAN – Öneri lehinde Lütfü Esengün...
Buyurun Sayın Esengün. (RP sıralarından alkışlar)
Sayın Esengün, konuşma süreniz 10 dakikadır.
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önce bilginize arz olunan grup önerimiz hakkında Yüce Heyetinize bilgi arz etmek üzere huzurunuzdayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Önerimiz, özet olarak, halihazırda basılı gündemin 129 uncu sırasında yer alan, Anayasa Komisyonu tarafından, bundan aylarca önce, görüşülerek kabul edilen ve Yüce Meclise sevk edilen Siyasî Partiler Kanunundaki değişikliğin bugün gündeme alınması, görüşmelerinin yapılması, bundan sonra, bu teklifin görüşülmesini takiben, İktidar Gruplarının görüşülmesini istediğini tahmin ettiğimiz veya dün o şekilde konuştuğumuz Mera Kanun Tasarısının gündeme alınması ve her iki kanun teklif ve tasarısının sonuçlanmasına kadar da çalışma süresinin uzatılmasıdır; bu, gece 2400’e kadar olur veya daha fazla olur... El ele verelim, hem Siyasî Partiler Kanununda yapılmasını istediğimiz, istediğimiz derken, komisyon tarafından Meclise sevk edilen teklif görüşülsün hem de Mera Kanunuyla ilgili Hükümet tasarısı görüşülsün. İnanıyoruz ki, her ikisinin de yasalaşmasında milletimizin, ülkemizin menfaatı vardır; Parlamentomuzun, siyasî partilerimizin menfaatı vardır.
Muhterem arkadaşlar, siyasî partilerle ilgili hükümler, malum olduğu üzere, Anayasanın 1995 değişikliğinde tadilata uğradı. Anayasa değiştirilirken, siyasî partilerle ilgili hükümlerde de değişiklik oldu. Tabiî, sadece siyasî partilerle ilgili değil, diğer birtakım konularla, sendikalarla, kooperatiflerle ve benzeri tüzelkişilerle ilgili değişiklikler yapıldı Anayasamızda ve bu değişikliklere paralel olarak da uyum yasalarının çıkarılması zarureti hâsıl oldu.
Bakınız, elimde bir liste var; bugüne kadar, Yüce Meclis tarafından tam sekiz konuyla ilgili anayasa değişikliğinin gerektirdiği uyum yasaları ele alınmış ve hepsi yasalaşmış. Her nedense, sadece siyasî partilerle ilgili uyum yasası bugüne kadar çıkarılamamış. Bu konuda, halen Meclisimizde üç ayrı teklif var: Birisi, Partilerarası Uyum Komisyonunun hazırladığı, üzerinde gerçekten ciddî çalışmaların yapıldığı ve şu anda Anayasa Komisyonunda bekleyen tekliftir. Bir diğeri, Refah Partisi ve Doğru Yol Partisine mensup milletvekillerinin verdiği teklif; bu, komisyonda ele alınmış, görüşülmüş, rapora bağlanmış, şu anda, Meclis gündeminin 129 uncu sırasında ve bugün öne alınıp görüşülmesini istediğimiz teklif de bu teklif. Bir üçüncü teklif ise, dün Yüce Meclisin huzuruna getirdiğimiz, bir önceki gün Meclis Başkanlığına takdim edilen 48 saat geçmeden Anayasa Komisyonunda ele alınmasını talep ettiğimiz, yine bizim hazırladığımız, Refah Partili milletvekillerinin hazırladığı bir değişiklik teklifi. Her üçü de, Anayasaya uyum sağlamaya yönelik tekliflerdir; mahiyet ve muhteva itibariyle birbirinden fazla farklı değillerdir. Bugün gündeme alınmasını istediğimiz teklifte, DSP’li ve ANAP’lı komisyon üyelerinin muhalefet şerhleri vardır. Belki, o şerhler, o ihtilaflar veya itirazlar, bugün gerekçe olarak gösterilecektir; ama, daha önce üzerinde uzlaşılmış bir Siyasî Partiler Kanunuyla ilgili değişiklik teklifi var ve da, görüşmeler yapılırken, yine, üzerinde ittifak sağlanacağını tahmin ettiğimiz bir durumdur, bir tekliftir.
Muhterem arkadaşlar, dün teklifimiz kabul görseydi, son verdiğimiz yasa değişikliği teklifi Anayasa Komisyonunda bugün ele alınsaydı, yeni bir teklifle huzurunuza gelme ihtiyacını hissetmezdik; ama, dün, özellikle oylamada çıkan ihtilaftan dolayı -ki, o oylamayı tekrar etmek, belki zaman itibariyle üç dört dakika alacaktı; ama, Sayın Başkanın tutumundan dolayı- belki bir saat kaybettik, bir saat yersiz tartışmalar yapıldı; sonuçta da, teklifimiz reddedildi.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biz ne istiyoruz: bakınız, bu yaptığımız teklifler, Siyasî Partiler Kanununda yapılmasını istediğimiz değişiklikler, kesinlikle Refah Partisini kurtarmak gibi bir amaca yönelik değil. Türkiye’de, bugün, demokrasi yara almıştır, demokrasi darbe almıştır. Biz, Türkiye’de, gerçekten, tam manasıyla kurum ve kuruluşlarıyla müesseseleşmiş, tam manasıyla işleyen, kimsenin müdahale edemediği güçlü bir Meclisin, güçlü bir demokratik hayatın oluşmasını istiyoruz. Bunun için de, tabiatıyla ve öncelikle, uyum yasalarının ve siyasî partilerle ilgili uyum yasalarının bir an evvel gündeme alınmasına ihtiyaç olduğunu defa
atle dile getiriyoruz.Bu teklifte neler var. Bakınız, bize göre Refah Partisi hakkında verilen kararla, Anayasa Mahkemesi, hukuk ilkelerini, hukukun temel ilkelerini, birçok ilkesini ihlal etti. Bu Anayasa Mahkemesi kararı, uzun yıllar, hukukçular tarafından, siyasetçiler tarafından tenkit edilecek, eleştirilecek ve bugün olduğu gibi, ileride de, hiç kimse, bu kararın, hukukî, doğru, haklı, adil bir karar olduğundan yana bir savunma yapamayacak. Bu kararı bugün kimse savunamıyor, yarın da kimse savunamayac
ak.Siyasî partiler, Anayasanın 68 inci maddesinde ifade edildiği üzere, demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Bizim, Siyasî Partiler Kanununda yapılmasını istediğimiz değişiklikler, sadece Refah Partisinin veya bir başka partinin menfaatına değil, hepimizin menfaatına olacak, demokratik hayatımızın, demokrasimizin güçlenmesine yarar sağlayacak değişikliklerdir. Bugüne kadar bunun çıkmamış olması, zaten, büyük bir eksikliktir. Gelin, bugün, el ele verelim.
Mera Kanunu tabiî ki çıkacak; ama, meralarımızın muhafazasından, köylümüzü, çiftçimizi korumaktan çok daha önemli işlerimiz var; bugün, demokrasiyi müdafaa etmek, korumak, bunun için gereken tedbirleri almak mecburiyetindeyiz.
Bugün, Sayın Başsavcılık, önündeki hukukî boşluğu kullanarak, Siyasî Partiler Kanununu yok farz ederek dava açabilmekte; Anayasa Mahkemesi, verdiği kararda, şu anda değiştirilmesi gereken Siyasî Partiler Kanununun istediği maddesini bir dava içerisinde “iptal ettim” diyebilmekte ve iptal ettiği kanun maddesinin önünü açtığı sahadan istifadeyle, bir partiyi kapatabilmektedir. Buna, Parlamento olarak, Meclis olarak, millet olarak el atmalıyız, el koymalıyız, sahip çıkmalıyız. Bizim, bütün acelemiz, bütün teklifimiz ve Yüce Heyetten bu konudaki ricamız, sonuçta, siyasî partilerin Anayasadaki konumunun, durumunun güçlenmesi, muhafazası ve Refah Partisinin başına gelen bu haksızlığın, bu hukukdışılığın, bir başka partinin başına gelmemesi.
Onun için, çalışma süremizi uzatalım. Bakınız, gündemde polislerin, askerliğini yapmamış emniyet görevlilerinin askerliklerini bulundukları görevde yapmalarına dair bir kanun teklifi vardı, iktidar partilerinin gayretiyle öne alındı, gündemin 3 üncü sırasına kadar geldi, dün görüşüleceği söylendi; ama, maalesef, ne olduysa, nereden ne geldiyse, sıra gelmiş olmasına rağmen, polislerin askerliğiyle ilgili kanun teklifi dün görüşülmedi; bugün de görüşülmeyecek, zannediyorum hiçbir zaman görüşülmeyecek; çünkü, bu iktidarın gücü, öyle bir yasa teklifini bu Meclisten geçirmeye yeterli değil. (RP sıralarından alkışlar) Hiç olmazsa, gelin, bugün, siyasî partilerle ilgili kanun teklifini öne alalım, görüşelim, yasalaştıralım; bu şeref, bu Parlamentoya, bizlere ait olsun. Mera Kanunu Tasarısını görüşmek için, gece saat 2’lere, 3’lere kadar biz varız; siz de gelin, elbirliğiyle onu da görüşüp karara bağlayalım ve böylece, inşallah, çok hayırlı bir iş yapmış olalım.
Bu düşüncelerle, önerimize Yüce Heyetin destek vereceği ümidiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Öneri lehinde konuşan Sayın Lütfü Esengün’e teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Esengün, konuşmasının bir bölümünde, dünkü oylamaya da atıfta bulundular. Bu oylamayla ilgili özellikle Refah Partisi Grubu yöneticileri tarafından bugün tekrar gündeme getirildiğinde, bir tek şey beklerdim, “biz, Grubumuzu yanlış yönlendirmişiz ve Genel Kurulu yersiz olarak işgal etmişiz” diyerek özür dilemelerini beklerdim; çünkü, ben o oturuma ara verdikten sonra bu konuyu etraflı bir şekilde Genel Kurulda tartıştırdım ve hiçbir milletvekili arkadaşımızın aklında herhangi bir tereddüt kalmayacak ölçüde İçtüzüğe uygun hareket ettiğimiz ortaya çıktı. Bu konuyu tekrar buraya getirmenin, hiç olmazsa yapılan tartışmaların yersizliğini arkadaşlarımız kabul edebildilerse, bir kazancı olmuştur.
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz, bir konuyu kısaca arz edeyim.
Biz, sizin uygulamanızın İçtüzüğe aykırı olduğu yolundaki kanaatimizi muhafaza ediyoruz. Bu yaptığınız uygulama İçtüzüğe aykırıdır, Yüce Meclisin asgarî bir saatlik zamanına da mal olmuştur.
BAŞKAN – Zaman harcanmıştır; ama, İçtüzüğe aykırı olmadığı ortadadır.
Teşekkür ederim Sayın Esengün.
Önerinin aleyhinde Sayın Ülkü Güney söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Güney. (ANAP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, Refah Partisi Sayın Grup Başkanvekili, Danışma Kurulunu toplantıya çağırarak, Siyasî Partiler Kanununda değişiklik yapılmasına dair -daha önceden vermiş oldukları- kanun teklifinin öncelik ve ivedilikle görüşülmesi için bir teklifte bulundular.
Ben, Grubumuzun bu teklifle ilgili görüşlerini ifade etmeden önce, burada biraz önce konuşan değerli arkadaşım Esengün’ün “biz, Mera Kanununu çıkaralım; biz, polislerin askerlikleriyle ilgili yasayı çıkaralım; biz, şu kanunu çıkaralım, biz buna hazırız” demesini hayretle karşıladım. Bu Meclis ve buradaki milletvekili arkadaşlarım çok iyi biliyorlar ki -uzağa gitmeyelim, bir ay önceye, iki ay önceye- daha bir hafta önce uluslararası anlaşmalarda yoklama istediniz...
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Yoktunuz da onun için...
ÜLKÜ GÜNEY (Devamla) – Uluslararası anlaşmalarda yoklama istenmiştir. Onu bırakınız...
RAMAZAN YENİDEDE (Denizli) – Dolaşacağınıza, gelip çalışsaydınız...
LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) – Dün Mecliste niye yoktunuz?
ÜLKÜ GÜNEY (Devamla) – Sevgili dostum, ben ve Grubum, sizin lafınızı hiç kesmeden, sizi en ufak bir şekilde rencide etmeden, sabırla dinledik. Ben, burada, sadece birkaç tespit yapmak istiyorum. Yoksa, değerli Refah Partili arkadaşlarımızı ve sizleri rencide etmek için söz almadım; ama, bu bir tespittir. Bırakın onu, burada, yürürlük maddesinde yoklama istendi, yürürlük maddesinde karar yetersayısının aranması istendi.
Şimdi, bu gerçek ortadayken, bugün, burada, sabaha kadar çalışalım, Mera Kanun Tasarısını çıkaralım, işte, polislerle ilgili askerlik yasasını çıkaralım demeyi, ben, bir nevî çifte standart olarak görüyorum ve bunu herkes görüyor ve buradaki bütün milletvekilleri de bu konuyu çok iyi biliyorlar; çünkü, birlikte yaşadık. Hele hele, polislerle ilgili askerlik yasa teklifine gelince, o teklifin altında benim imzam var ve benim Grubuma mensup milletvekillerinin imzası var. Biz, imzamıza sahibiz.
T. RIZA GÜNERİ (Konya) – Sayın Güney, niye çektiniz?..
ÜLKÜ GÜNEY (Devamla) – Kanun teklifi geri çekilmedi. Demek ki, siz, Meclisi yeterince takip etmiyorsunuz. Kanun teklifi gündemdedir, sırası gelmiştir, mutlaka görüşülecektir; yeter ki, siz bize bir imkân verin. Daha en ufak bir şeyde karar yetersayısının aranmasını isteyerek, toplantı yetersayısının aranmasını isteyerek... Meclisin çalışmasına yardımcı olun. Hani, bu gündeme gelmiş de görüşülmemiş mi; başka bir şey mi olmuş?..
CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Dün gündeme geldi; niye çektiniz?..
ÜLKÜ GÜNEY (Devamla) – Onu siz de biliyorsunuz; Meclisin kapanmasına çok kısa bir süre vardı; biz, onu, diğer arkadaşlarla da görüştük.
Şimdi, arkadaşlar, bu tespitleri burada yapma ihtiyacını duydum. Ayrıca, Sayın Başkan, kendilerini, burada, hem savunacak hem de gerçekleri söyleyebilecek yeteneğe sahip bir arkadaşımızdır; ama, dünkü oylamada -ben burada bir şey söylemek istemiyorum- o ilgili maddeyi okuyan bütün arkadaşlarım bilirler ki, Başkanlık Divanı eğer anlaşmışsa, Başkanlık Divanında şüpheye düşülen bir husus yoksa ve Başkan da bunu ilan etmişse, artık bu konuda yapılacak bir şey yoktur. Halbuki, burada -üzülerek söylüyorum- bazı değerli arkadaşlarıma hiç yakıştırmadığım bazı ifadeler, bazı eylemler olmuştur. Bunlar zabıtlara da geçmiştir. Bunları da, Refah Partili değerli arkadaşlarıma hiç yakıştıramadığımı buradan ifade etmek istiyorum.
Muhterem arkadaşlarım, bugün getirilmek istenen nedir; bugün getirilmek istenen teklif, Siyasî Partiler Yasasında birtakım değişikliklerin yapılmasını öngörüyor. Bu, daha önce, ilgili ihtisas komisyonlarında görüşülürken, bizim Grubumuza mensup arkadaşlarımızın muhalefet şerhleri vardı. Sadece bizim değil, bizimle birlikte diğer birçok partili arkadaşlarımızın da aynı muhalefet şerhleri vardı. Bunlar diyorlar ki: “Bu, 1995 yılında yaptığımız Anayasa değişikliğine paralel olarak çıkaracağımız uyum yasasıdır. Bu uyum yasalarında konsensüs bulunması lazım, asgarî müştereklerde birleşmemiz lazım. Eğer birleşemezsek, bu zaten geçmez, çıkaramayız.” Burada anlaşamıyorlar. Hal böyleyken, biz bunu alelacele getireceğiz -bugün sabahleyin Danışma Kurulunu toplayacağız; topladık, buraya geldik, oyladık; hiç kimse hazırlanmadı, herhangi bir konsensüs sağlanmadı- hemen buradan geçireceğiz. Böyle bir şey olmaz; bunu
siz de biliyorsunuz. Eğer bu yasa çok acildi ve bir an evvel gelmesini çok istiyordunuz ise, iki yıldan beri, bir yıldan beri, altı aydan beri, başka bir gün de getirebilirdiniz; son güne, son dakikaya getirmenin, ben, manasını da çıkaramıyorum, anlayamıyorum. Nedir bu acele; bunu anlayamıyorum.HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) – Anlamak istemiyorsunuz!
ÜLKÜ GÜNEY (Devamla) – Hayır, böyle...
Hüsamettin Bey, anlamak da istemiyorum; çünkü, böyle bir şeye de ihtiyaç yok.
Bunu da söylemek istemezdim. Yani, Ana
yasa Mahkemesi Refah Partisini kapatmıştır... Ee, kapatmış... Hukuk bunu yapmış, Yüksek Mahkeme buna karar vermiş. Eğer, bununla ilgili, biz, burada, birtakım yorumlar, birtakım yasalar getirerek, bu olaya uzaktan yakından birtakım müdahaleler yapmak gibi şeyler... Yanlış. Yani, bunun içine giremeyiz arkadaşlar. Onu ayrı mütalaa edeceğiz; o ayrı bir konu, bu ayrı bir konu. Bu açıdan... (RP sıralarından alkışlar[!]) Ben fazla uzun söylemiyorum.Daha başka bir şey var. Bakın, şimdi “Siyasî Partiler Yasasının 103 üncü maddesinde değişiklik yapalım” deniliyor bu yeni gelen teklifte. Anayasa Mahkemesi kapatma kararında diyor ki: “103 üncü maddeyi ben iptal ettim.” Siz, iptal edilen bir madde üzerinde, burada, bir yorum, yeni bir değişiklik zaten yapamazsınız.
M. SALİH KATIRCIOĞLU (Niğde) – Millet istiyor, millet!
ÜLKÜ GÜNEY (Devamla) – Nereden bakarsanız bakın, getiriliş şekli, içeriği, kanaatimce yanlıştır; ama, istediğiniz zaman, istediğiniz sürede, bu konularda, biz, her zaman, bir konsensüse, anlaşmaya hazırız; ama, alelusul, acele, hemen getirelim, biz bunu geçirelim derseniz, bizim buna “evet” dememiz mümkün değildir.
Bu duygularla, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) – Yasal boşlukları kim dolduracak?!
BAŞKAN – Öneri aleyhinde konuşan Sayın Ülkü Güney’e teşekkür ediyorum.
Öneriyle ilgili başka söz istemi var mı efendim? Yok.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
Önce, yarım kalan işlerden başlıyoruz.
VII. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. – Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)
BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin ikinci müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Hükümet?.. Yok.
Görüşme ertelenmiştir.
2. – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)
BAŞKAN – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ilişkin tasarının görüşmelerine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Komisyon hazır bulunmadığı için görüşme ertelenmiştir.
3. – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/669) (S. Sayısı : 338) (1)
BAŞKAN – Bayburt Milletvekili Ülkü Güney ve Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner’in, 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin görüşmelerine başlayacağız.
Bu teklif, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alındığından Komisyonu aramayacağız; ancak, Hükümeti arıyoruz.
Hükümet ?.. Burada.
Hükümet yerini
almıştır.Görüşmelere başlıyoruz.
Teklifin tümü üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına, Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Güney; buyurun.
Sayın Güney, konuşma süreniz 20 dakikadır.
ANAP GRUBU ADINA ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Ankara Milletvekili Sayın Yücel Seçkiner’le birlikte vermiş olduğumuz, askerliğini yapmamış polislerle ilgili bu yasa teklifimiz üzerinde Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Muhterem milletvekilleri, bu kanun, bir ihtiyaçtan doğmuştur. Bu kanunun getirdiği ihtiyaç, halen Emniyet Teşkilatında, sayıları takriben 30 bin civarında olan polis, komiser, komiser yardımcısı gibi emniyet mensuplarının -ama, askerliğini yapmamış emniyet mensuplarının- bir defaya mahsus olmak üzere, dört ay temel eğitimi müteakip, askerlik sürelerinin kalan kısmının kendi çalıştıkları kurumda -yani, Emniyet Teşkilatında- tamamlamalarını öngörmektedir.
İlk bakışta, bu kanun teklifi, bir zümreye, 25-30 bin kişilik polislere, böyle, fazladan verilmiş bir hak gibi görünebilir, bunu belki düşünenler de vardır; ancak, sözlerimin başında da ifade ettiğim gibi, bu bir ihtiyaçtan doğmuştur, şöyle bir ihtiyaçtan doğmuştur: Polis eksiğini giderebilmek için, daha önce, bundan iki yıl öncesine kadar, askerliğini yapmamış lise mezunları Emniyet Teşkilatına alınmış, altı ay gibi bir süre eğitime tabi tutulmuş ve polis olarak görevleri başına gönderilmiş. Ancak, iki yıl önce çıkarılan bir yönetmelikle, artık, askerliğini yapmamış olan lise mezunlarının polis olarak istihdam edilmeleri kaldırılmış ve iki yıldan beri de, Türkiye’de sayıları 20’yi bulan polis okullarına lise mezunları alınıp, bir yıllık eğitimi müteakip, polis yapılmaya başlanmış.
Şimdi, buradaki incelik şu: Askerliğini yapmadan alınan ve polis olarak istihdam edilen bu insanlar, o günkü ihtiyaçtan dolayı, o şartlar altında alınmış; ama, bugün, artık, bu, ortadan kalkmıştır; neden ortadan kalkmıştır; çünkü, artık, öyle, askerliğini yapmamış insan, alınıp polis yapılmıyor. 25-30 bin civarında, böyle polislik yapan insanımız var; aynı zamanda, bunların çoğu, güneydoğuda, doğuda, Çevik Kuvvette çalışıyorlar; zaten bunlar, silah altındalar.
Bu arada, bu insanlarımızı askere de gönderemiyoruz, bunlara ihtiyacımız var ve bunların özellikle amir sınıfında -komiser, komiser yardımcısı gibi- olanları da uzmanlaşmışlar. Bu uzmanlaşan insanları da, biz, emniyet teşkilatı olarak, kolay kolay elimizden çıkaramıyoruz. Zaten, emniyet teşkilatında polis olarak çalışanların sayısı, takriben 160 bin; hele, bunlar bir defada askere giderse, çok da büyük bir boşluk doğacak ve bu açığı kapatmamız mümkün olmayacak. Bu açıdan -tekrar ediyorum- bu kanun teklifi, bir defaya mahsus olmak üzere ve mevcut yığınağı eritebilme amacıyla getirilmiş ve iyi niyetle hazırlanmış bir kanun teklifidir.
Bu insanlarımız, yine, 4 ay temel eğitim yapacaklar ve 4 aylık temel eğitimi müteakip, emniyet teşkilatında istihdam edileceklerdir.
Ben, burada şunu açıkça ifade edeyim ki, bugünkü şartlarda, 20 civarındaki polis okulumuzdan mezun olan emniyet mensupları, polislerimiz dahi yeterli değildir sayısal bakımdan; bizim, hem bunların sayısını hem de sınıflara aldığımız öğrenci sayısını artırmamız lazım; çünkü, şu anda, polis açığı vardır ülkemizde, hem de yüksek sayıda bir polis açığı vardır ve hatta öyle bir polis açığı vardır ki, yeni kurulan bazı ilçelerde polis teşkilatı yoktur ve jandarma bu göreve bakmaktadır. Biliyorsunuz, jandarma, kırsal kesime bakar; ama, ihtiyaç nedeniyle,
onlar da bu ilçelerde görev yapmaktadırlar. Hele hele böyle bir durumda, biz, bu mevcut emniyet mensuplarını askere gönderirsek, bu açık daha da fazla olacaktır, hizmet aksayacaktır.Bir defaya mahsus olarak getirilen bu kanun teklifinin, polis teşkilatı, İçişleri teşkilatı için hayırlı bir kanun teklifi olduğunu, iyi bir hizmet için getirildiğini ve kötü bir emsal olmayacağını da altını çizerek ifade etmek istiyorum. Niye kötü emsal değildir; çünkü, bir defaya mahsustur, mevcudu eritmek için gelmiştir ve bundan sonra geleceklere teşmil edilmeyecektir.
Lafı fazla uzatmayacağım; bu teklifimiz kanunlaştığı takdirde, emniyet teşkilatında bir rahatlama olacaktır, bir ferahlama olacaktır ve bir de, aylardır, hatta bir yılı aşan bir süredir “bizim halimiz ne olacak” diye bekleyen 30 bin civarındaki bu insanlarımız da, huzura ve rahata kavuşacaklardır, bu hassas görevlerinde daha da iyi hizmet vereceklerdir.
YÜKSEL YALOVA (Aydın) – Aileleriyle birlikte 130 bin kişi.
ÜLKÜ GÜNEY (Devamla) – Yüce Meclis olarak siz
ler, bu kanun teklifimizi uygun bulup kanunlaştırırsanız, bir rahatlama, bir ferahlama olacaktır. Anayasanın eşitlik ilkelerine aykırı bir durum yoktur. Gerekli bütün detaylar, elinizdeki kanun teklifinin içinde yazılıdır; bu nedenle, fazla vaktinizi almayacağım.Bu teklifimize hepinizin yardımcı olmanızı istirham ediyor, saygılar sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Anavatan Partisi Grubu adına konuşan Sayın Ülkü Güney’e teşekkür ediyorum.
Gruplar adına ikinci sözcü olarak, Demokratik Sol Parti Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Hasan Gülay söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Gülay. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Gülay, konuşma süreniz 20 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA HASAN GÜLAY (Manisa) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 Sayılı Askerlik Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde Demokratik Sol Parti Grubu adına söz aldım; sözlerime başlamadan önce Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 1982 Anayasamızın 72 nci maddesi, askerlik yükümlülüğünü şöyle tarif eder: Vatan hizmeti, her yurttaşın hakkı ve ödevidir. Bu maddeye dayanılarak, polislerin, temel askerlik hizmetlerini tamamladıktan sonra İçişleri Bakanlığı kadrolarında istihdam edilmeleri, Anayasaya aykırılık teşkil etmez. Devletin temel görevlerinden birisi de, ülkenin insangücünü ve kaynaklarını verimli şekilde kullanmaktır. Polislere mahsus bu uygulama, devletin temel görevl
erinden birisinin yerine getirilmesine imkân vermektedir.Anayasamızın 10 uncu maddesinde ve bütününde anlatılan, anlamını bulan ve hukukun genel ilkelerinden birisi olan eşitlik ilkesi, farklı durumda olanlara farklı muamele, aynı durumda olanlara da aynı muamele argümanlarını içerir. Bu nedenle, polislerin, temel askerlik hizmetini tamamladıktan sonra kendi birimlerinde istihdam edilmesi, eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmemektedir. Bu açıdan, polislerle diğer kamu görevlileri ve hizmet gerekleri açısından büyük farklılıklar vardır. Polislerin farklı bir muameleye tabi tutulması, eşitlik ilkesinin bir gereğidir. Geçmişte yaşanan paralı askerlik, dövizli askerlik ve bazı kamu görevlilerinin kısa süreli olarak askerlik hizmetlerini ifa etmeleri gibi uygulamaların Anayasaya aykırılığı ileri sürülmemiştir.
Polislerin, temel askerlik eğitimini tamamladıktan sonra kendi birimlerinde istihdam edilmelerinin, jandarma teşkilatında yetişmiş personel sorunu doğurmayacağı da açıktır. Bugün için, emniyet teşkilatımız, 80 il, 665 ilçe, 15 bucak, 21 hudut kapısı ve 7 serbest bölgede hizmet vermektedir. Devlet İstatistik Enstitüsünün raporlarına göre de, 2000 yılında, emniyet teşkilatının, Türkiye genelinde, 100 il emniyet müdürlüğü, 300 ilçe emniyet müdürlüğü, 700 ilçe emniyet amirliği, 29 bucak emniyet komiserliği, 3 hudut kapısı emniyet müdürlüğü, 5 hudut kapısı emniyet amirliği, 10 hudut kapısı emniyet komiserliğiyle, Türkiye’nin yüzde 80’ine hizmet götürmesi planlanmıştır.
Ülkemizin nüfusu, doğum artışı ve göç nedenleriyle hızla artmaktadır; böylece, kırsal kesimdeki tüm sorunlar, şehirlere ve kentlere taşınmaktadır.
Terörle ve kanundışı kitle hareketlerine karşı mücadele eden Çevik Kuvvet ve terörle mücadele birimlerinde görev yapan polislerin yüzde 80’ine yakın kısmı, askerliğini yapmamış durumdadır. Bu durum, emniyet hizmetlerinin verilmesinde çok ciddî problemler yaratmaktadır. Bu nedenle, polislerin kısa süreli askerlik yapması uygulamasının, diğer kamu görevlileri arasında ayırımcılık ve huzursuzluk yaratacağı görüşü, yersizdir, mesnetsizdir.
Emniyet teşkilatı, jandarma teşkilatıyla birlikte, İçişleri Bakanlığına bağlı olarak, içgüvenliği sağlamakla görevli kurumdur. Eğer, polisler, temel askerlik hizmetiyle yükümlü tutulurlarsa, kısa bir süre içinde bu rakam eritilecek ve artık, askerliğini yapmamış kişiler polisliğe alınmadığı için, sorun da ortaya çıkmayacaktır.
Sözlerime son verirken, bütün bu anlattıklarımın ışığında, Demokratik Sol Parti Grubu olarak bu kanun teklifine olumlu oy vereceğimizi belirtir; Yüce Meclise saygılar, sevgiler sunarım. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Demokratik Sol Parti Grubu adına konuşan Manisa Milletvekili Sayın Hasan Gülay’a teşekkür ediyorum.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Necati Çetinkaya.
Buyurun Sayın Çetinkaya.
Konuşma süreniz 20 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA M. NECATİ ÇETİNKAYA (Konya) – Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün, silahlı güç olarak, ülkenin güvenlik ve asayişini koruyan iki ana teşkilat var; birisi kırsalda jandarma, diğeri de şehir kesiminde, yani kentsel alanda polis olmak üzere. 5442 sayılı Kanunun amir hükmü gereğince, vilayetlerde, genel emniyet ve asayişi korumak ve kollamakla görevli olan, bundan sorumlu olan vali, bu görevini -bu emniyet ve asayişi- emrindeki polis ve jandarmayla ifa etmektedir.
Gayet tabiî ki, güvenlik ve asayiş, ülkemizin en önemli sorunudur. Eğer siz, ülkede güvenlik ve asayişi sağlamamışsanız, hiçbir sektörde istenilen başarıya ulaşmanız mümkün değildir. Bu teşkilatta otuziki sene görev yapmış bir kişi olarak diyorum ki, 12 Eylül öncesini bir düşünecek olursak, o sırada, bu ülkenin, kurtarılmış bölgeler, kurtarılmış mahalleler olayını yaşadık; her gün, kucağımızda şehit olan, vatanı için, ülkesi için, milletinin huzur ve güvenliği için şehit olan evlatlarımızı, polisimizi, jandarmamızı gördük ve onlar, vatanın o bölünmez bütünlüğü için uğruna canını feda eden o evlatlarımız, işte, bu vatanın bağrınd
a, bugün, huzur içinde yatmaktadır. Bugün, eğer bu huzur ve güven sağlanmışsa, işte, bunun yegâne müsebbipleri, isimsiz kahramanları, devletin güvenlik güçleridir.Bugün, Güneydoğu Anadolu’da da polisiyle jandarmasıyla askeriyle gecesini gündüzüne katarak, ülkenin bölünmez bütünlüğünü korumak için, şer güçlere karşı, var gücüyle, hiçbir şekilde yılmadan, usanmadan, bir şeyden çekinmeden bu kutsal görevi yerine getiren, yine güvenlik güçlerimizdir. Bunu niçin anlatıyorum:
İçişleri Bakanlığımızın, Büyük Atatürk zamanında planlanarak yapılmış olan binasına bir bakınız; iki kanatlıdır; bir kanadında Jandarma Genel Komutanlığı, bir kanadında Emniyet Genel Müdürlüğü, ortasında da onların sevk ve idaresinden sorumlu olan İçişleri Bakanlığı bulunmaktadır. Bu nedir; demek ki, ikisi de silahlı güçtür; zaten, 5442 sayılı Kanun, bunu apaçık belirtmektedir; ülkenin güvenlik ve asayişinden bizatihi sorumlu olan iki güç... Siz, polisi, silahsız bir güç olarak nitelendirebilir misiniz; nitelendiremezsiniz. Polis, vatanını
, ülkesinin huzur ve güvenliğini korumak ve kollamak için, diğer güvenlik güçleri gibi, 24 saat, kar demeden kış demeden, ölüm demeden, devamlı olarak, her şeyi göze alarak, her türlü fedakârlığı göze alarak, bu ülke için, cansiparane bir şekilde, gece gündüz, büyük bir fedakârlıkla, bu görevini yerine getirmektedir bir silahlı güç olarak; devlet, ona, ülkenin huzur ve sükûnunu korumak, genel emniyet ve asayişini, can ve mal güvenliğini sağlamak için, sen görevlisin, sen silahlı bir güçsün, demiştir. Bugün, polis teşkilatında, askerlik çağı gelmiş olan, amir ve memur sınıfında olan, ortalama 33 bin personelimiz, askerlik sırasını beklemektedir. Eğer, 33 bine yakın olan bu amir ve memuru şu anda askere sevk edersek, zaten ülkemizde TMK standartlarının çok altında çalışan polis teşkilatının oranını altüst etmiş oluruz. Bugün -dünya normlarını size arz ettiğim zaman göreceksiniz ki- Türkiye’de, polis kadrosunda, hakikaten büyük bir ihtiyaç var; bir türlü, istenilen TMK standartlarını yakalayamadık. O teşkilatın en üst kademesinde görev yapan bir arkadaşınızım.Şimdi, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinde 250-300 kişiye 1 polis düşmektedir; Türkiye’de, bunu 600’ün altına bir türlü düşüremedik; yani, Amerika’da ve Avrupa Birliğinde 250 kişiye 1 polis düşerken, Türkiye’de bu sayı 600 ve 600’ün
üzerindedir.Birçok ilçemizde -ki, şehir kesimi olan kentsel alanda- emniyet ve asayişi koruyan, polis teşkilatıdır; ama, yeterli derecede kadro olmadığından dolayı, maalesef, hâlâ, güvenlik ve asayişi jandarmayla korumaya çalışıyoruz. Bakınız, bugün, Ankara’nın 500 bin nüfuslu ilçeleri var ve bu ilçelerde, hâlâ polis teşkilatı kuramamışız ve yüzlerce ilçemizde, yeteri derecede kadro sağlanamadığından, devamlı olarak talep olduğu halde -valiliğimiz zamanında, biz de, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Bakanlığa devamlı olarak teklif ve taleplerde bulunuyorduk- yeterli polis olmadığı için, amir ve memur olmadığı için, o ilçelerde polis teşkilatı kurulamamıştır ve zaten, jandarmanın sayısı da yeterli değil. Jandarm
a Genel Komutanlığı da “ne zaman buralarda polis teşkilatı kuracaksınız ve bizi, kırsal alana, aslî görevimize döndüreceksiniz” diye, devamlı olarak, haklı ikazlarda bulunmuştur; ama, gel gelelim ki, maalesef, hâlâ, 1998 yılına geldiğimiz halde, bu ülkenin en önemli meselesini çözmüş değiliz.Değerli arkadaşlar, düşünün ki, bir anda, sayıları 30 binin üzerinde olan polisi ve amiri askerliğe sevk ettik; size samimî olarak söylüyorum, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da, büyük kentlerde fevkalade büyük emniyet ve asayiş sorununu meydana getirmiş oluruz; ülkeyi, fevkalade önemli bir sıkıntıya sürüklemiş oluruz. O sebepledir ki, kanun teklifinde de belirtildiği gibi -ki, biz, Doğru Yol Partisi olarak, bu teklifi gönülden destekliyoruz- bir sefere mahsus olmak üzere, 4 aylık temel askerlik eğitimini kıtalarda gördükten sonra, 30 bini aşkın bu amir ve memurun, İçişleri Bakanlığımızın uygun göreceği kadrolarda aslî görevlerine devam etmelerini sağlamak, ülke açısından da fevkalade önemli bir meseledir ve bu
önemli meseleyi bu şekilde çözmüş oluruz; emniyet ve asayiş bakımından da bir sıkıntı meydana getirmemiş oluruz.Bugün, yalnız İstanbul’un, asgarî 30 bin polise ihtiyacı var. Artık, bir metropol şehir olmaktan da çıkmış, Avrupa Birliğine dahil birçok ülkeden daha büyük bir nüfusa sahip olan, bir devlet mesabesinde olan İstanbul’un 4-5 bin polisini, bir anda askere gönderdiğimiz takdirde -samimî olarak söylüyorum- İstanbul’u, asayiş bakımından kaosa sürüklemiş oluruz.
Onun içindir ki, konuyu fazla uzatmak
istemiyorum. Tekrar ediyorum, bir sefere mahsus olmak üzere -4 aylık temel eğitimini kıtada gördükten sonra, yine silahlı güç olarak aslî görevlerine devam etmek üzere- polislerin askerlik meselesini bu şekilde çözümlediğimiz takdirde, ülke açısından da, fevkalade önemli bir sorunu çözmüş oluruz. “Sınırda ordu bekler, dahilde biz bekleriz; biz, vatanın, milletin bekçisi polisleriz” diye marşında da söylenildiği gibi, zaten, hazarda da seferde de, gece gündüz, ülkenin güvenliğini ve asayişini, huzurunu ve sükûnunu, birliğini ve bütünlüğünü, bölünmez bütünlüğünü korumak ve kollamak için büyük bir fedakârlıkla görev yapan bu güvenlik teşkilatımızın, bu polis teşkilatımızın, her an ülkenin hizmetinde olduğunu söylemek bile abesle iştigal olur. Onun için, onlar, bu vatan için, devamlı surette, 24 saat, silahlı bir güç olarak görevlerine devam etmektedirler; yarın, kıta hizmetinden sonra da, tekrar, aynı görevi, silahlı güç olarak devam ettireceklerdir. Zaten, onu, silahtan azade kılmıyorsunuz, silahtan uzaklaştırmıyorsunuz; yine, silahlı güç olarak, yine elinde, belinde silah, kışın dondurucu soğuğunda, yazın kavurucu sıcağında, bu ülke için görevini sürdürmeye devam edecektir.Bu sebeple, bu konuyu bu şekilde çözecek Meclisimize şimdiden şükranlarımı ifade ediyor ve hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (DYP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına konuşan Konya Milletvekili Sayın Necati Çetinkaya’ya teşekkür ediyorum.
Şimdi, söz sırası, Refah Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Ersönmez Yarbay’da.
Buyurun Sayın Yarbay. (RP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20 dakikadır.
RP GRUBU ADINA ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Refah Partisi Grubu adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşülmekte olan kanun teklifi, 30 789 polis memuru, 3 451 polis amiri olmak üzere, 34 240 emniyet mensubunu direkt ilgilendirmektedir.
1990 yılından itibaren, askerlik görevini yapmamış olan lise mezunlarının da polislik görevine alınması dolayısıyla, büyük bir birikim meydana gelmiştir.
Türkiye, son otuz yıldır büyük ölçüde kabuk değiştirmekte, kent nüfusu hızla artmakta, kırsal kesim nüfusu da hızla düşmektedir. Polis, hepimizin bildiği gibi, kentlerde iç güvenliği sağlayan güvenlik birimimizdir. Dolayısıyla, bundan otuz sene önce yüzde 40 olan kent nüfusu, bugün, yüzde 65’lere yükselmiştir. Önümüzdeki on onbeş yıllık zaman dilimi içerisinde, kentli nüfus yüzde 80’lere kadar çıkacaktır; çünkü, hızlı bir şekilde, kırsal kesim boşalmaktadır. Dolayısıyla, önümüzdeki yıllarda çok büyük bir polis ihtiyacımız olacaktır. Şu anda, emniyet teşkilatımız büyük bir kadro açığıyla çalışmak zorunda kalmaktadır. Uzun mesaileri, 12 saat, 18 saat mesaileri vardır; bu kadar uzun mesai büyük streslere yol açmaktadır ve polis teşkilatımızda sık sık intiharlara rastlanmaktadır; çünkü, bu stresli mesleğin getirmiş olduğu sıkıntılar, bazı polislerimizin, maalesef, intiharıyla sonuçlanmaktadır.
Polislerimiz, göreve intisap ettikten sonra önemli ölçüde evlilik yapmışlardır; çorları çocukları vardır ve bu arkadaşlarımız, askere gittikleri zaman da büyük bir gelir kaynağından mahrum kalmakta ve özellikle dargelirli ailelerin çocukları olan polislerimiz, çok büyük sıkıntılar çekmektedirler ve çorları çocukları büyük meşakkat içerisinde kalmaktadırlar; evlerinin yerlerini değiştirmektedirler. O sebeple, bu kanun teklifi büyük bir ihtiyaca cevap verecektir; ancak, gönlümüz arzu ederdi ki, bu kanun teklifi, komisyonlarda görüşülerek gelsin ve bugüne kadar, Genelkurmay Başkanlığı,
Savunma Bakanlığı bu kanun teklifine karşı diye birtakım söylentiler oldu; halbuki, asker de bizimdir, polis de bizimdir; biz, memleketimizin Millî Savunmasına da, emniyet teşkilatına da eşit davranma ve her iki kurumu da kucaklama göreviyle karşı karşıyayız; dolayısıyla, ne Millî Savunmanın düzenini bozma ne de emniyet teşkilatının düzenini bozma gibi bir durumumuz olabilir; onun için, bu kanun teklifi, keşke, öncelikle komisyonlarda görüşülmüş olsa ve Millî Savunma Bakanlığının da görüşleri dercedilmiş olsaydı, zannediyorum, daha iyi olurdu. Nitekim, görüşülmekte olan kanun teklifi, 17 Ocakta Meclis Başkanlığına verilmiştir, 22 Ocak 1997’de komisyonlara sevk edilmiştir, 17 Haziran 1997 tarihinde de milletvekillerine dağıtılmıştır.Refah Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Baş ve ben, otuz kadar arkadaşımızın daha imzasıyla, bu konuyla ilgili, 8 Mart 1996 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kanun teklifi verdik. Bu kanun teklifi de halen komisyonlarda bekliyor.
İçtüzüğümüzün 37 nci maddesinde bir değişiklik yapılması zarureti vardır. Bu değişiklikle, aynı mahiyette olan kanun tekliflerinin, Meclis Genel Kurulu gündemine hep birlikte alınmasında büyük yarar olacaktır. Bizim vermiş olduğumuz kanun teklifi, şu anda Meclis komisyonlarında bek
liyor.Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifinde, yedek askerliğe alınmayan polis amirleriyle yüksekokul mezunu polis memurları, kanun yürürlüğe girdiği andan itibaren başvurmaları halinde, hemen işlem görülecek, dört aylık temel eğitimden sonra kendi görevlerine dönebileceklerdir; ancak, 1111 sayılı Kanuna tabi olan 30 bin polis memuru için, İçişleri Bakanlığının ihtiyaç göstermesi halinde bu sürecin işleyeceği öngörülmüştür. Bence, bu kanunda, İçişleri Bakanlığının böyle bir ihtiyaç göstermesi durumunun ortaya konulması uygun olmayacaktır. 30 bin polis memurumuzun da bu kanundan -bir seferlik bir kanundur- yararlanması için değişiklik önergelerimiz vardır. “İçişleri Bakanlığının ihtiyaç göstermesi halinde” kısmının çıkarılması ve bunun bir bakanlığa bır
akılmamak suretiyle kanunlarda bir eşitlik sağlanmasının ihtiyaç olacağı açıktır. Nitekim, kanun teklifinin gerekçesinde, polis amirlerine olan ihtiyaç kadar polis memurlarına da çok büyük ihtiyaç duyulduğu açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla, polis amirleri için, İçişleri Bakanlığının ihtiyaç göstermesi kıstası öngörülmezken, sadece polis memurları için bu kıstasın öngörülmüş olması, zannediyorum, kanunlar önündeki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır, fırsat eşitliği ilkesine de aykırı olacaktır. O sebeple, “İçişleri Bakanlığının ihtiyaç göstermesi halinde bu kanunun uygulanması” bölümünün çıkarılması için değişiklik önergeleri verdik. Bu değişiklik önergelerimizin oylarınızla kabul edileceğine inanıyoruz.Değerli arkadaşlarım, bu konu konuşulurken, bir de polisin eğitimi üzerinde durmak istiyorum. Türkiye, özellikle uluslararası ilişkilerinde, sık sık, insan hakları ihlallerinin yapıldığı, cezaevlerinde kötü muamelelerin yapıldığı tezleriyle karşı karşıya kalıyor. O sebeple, biz, polisimizin eğitimine çok büyük özen göstermek durumundayız. Türkiye’de halen 24 polis okulu var. Bu polis okullarında 9 350 öğrencimiz eğitim görmektedir; ancak, bu okullarda yeterli öğretmen maalesef bulunamamaktadır. O sebeple, bir an önce, polis okulları için öğretmen yetiştiren bir okul açılmalıdır. Polis eğitimi farklı bir eğitim olması münasebetiyle, mutlaka, açılan bu polis okullarına öğretmen yetiştiren bir kurumun olması gerekmektedir. Bu polislerimizi yetiştirirken, özellikle insan hakları, demokrasinin gelişmesi ve kanu
nların etkin şekilde uygulanması konusunda iyi eğitim verildiği takdirde, Türkiye’nin imajının önümüzdeki birkaç yıl içerisinde düzeleceğine inanıyoruz.Bu arada polis okullarına değinmek istiyorum. Türkiye’de, maalesef, her İçişleri Bakanı kendi iline bir polis okulu açmakta ve polis okulları çok sağlıksız bir şekilde yurt sathına dağılmış bulunmaktadır. Bundan sonra bu polis okullarının sayısının da artık dondurulması ve eğitim kalitesinin yükseltilmesi konusunda gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir
.Ayrıca, Polis Akademisine de burada değinmek istiyorum. Polis Akademisi, geçmişi onbeş yıllık bir eğitim kurumu olduğu halde, sadece 1 profesör, 3 doçentlik kadrosu var. İsmi Polis Akademisi ve polise akademik düzeyde, özellikle polis amirine akademik düzeyde bir eğitim verilmesi için kurulmuş olan bir okulda, onbeş yıldır, 1 profesör, 3 doçent kadrolu öğretim üyesi bulunmaktadır. Bu akademinin imkânlarının artırılması, yurt dışında öğretim üyelerinin doktora imkânlarının artırılması ve uluslararası düzeyde bu arkadaşlarımızın araştırma yapmalarının sağlanması gerekmektedir. Polis Akademisi, bir an önce, profesörleriyle, doçentleriyle, doktorlarıyla, öğretim üyeleriyle tam bir akademi hüviyetine kavuşturulmalıdır. 1 profesör, 3 doçentle Polis Akademisinin sadece ismi akademi olur; ama, akademilik unvanını hak etmemiş olur. Onun için, bu konuda da, yine, İçişler