DÖNEM : 20 CİLT : 44 YASAMA YILI : 3

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

51 inci Birleşim

5 . 2 . 1998 Perşembe

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. — GELEN KÂĞITLAR

III. — YOKLAMA

IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. — Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un, Antalya’da meydana gelen hortum ve toprak kaymasına ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun cevabı

2. —Burdur Milletvekili Kâzım Üstüner’in, et ve süt ürünlerinin ithalatındaki sakıncalara ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin cevabı

3.—İçel Milletvekili Ayfer Yılmaz’ın, sürekli yükselmekte olan enflasyona ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Güneş Taner’in cevabı

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.—Irak’a gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Şükrü SinaGürel’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1289)

2.—Antalya Milletvekili Arif Ahmet Denizolgun’un, (6/807) ve (6/808) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/299)

V.—SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.—İçel Milletvekili Ayfer Yılmaz’ın, Devlet Bakanı Güneş Taner’in partisine sataşması nedeniyle konuşması

VI.—ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.—Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu Önerisi

VII.—KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.—Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli,Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı :232)

2. —Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri komisyonları raporları (1/350) (S. Sayısı :364)

3. —Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)

4.—Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bingöl Milletvekili Hüsamettin Korkutata ve 20 Arkadaşının,Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay ve 16 Arkadaşının, Burdur Milletvekili KâzımÜstüner’in,İzmir Milletvekili Hakan Tartan’ın ve Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık’ın aynı mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/664, 2/206, 2/422, 2/670, 2/810, 2/869) (S. Sayısı :389)

VIII. —SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. —Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in;

—Bilecek’teki tarihî camilere Vakıflar Genel Müdürlüğünce yardım yapılıp yapılmadığına,

—Bilecik-Gölpazarı İlçesindeki Taşhan ve Vezirhan Kervansarayı’na,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Metin Gürdere’nin yazılı cevabı (7/4047, 4048)

2.—Bolu Milletvekili Feti Görür’ün, bütçe görüşmeleri sonrası verilen balonun masraflarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in yazılı cevabı (7/4174)

3. —Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, İstanbul Boğazındaki deniz trafiğine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Burhan Kara’nın yazılı cevabı (7/4230)

 

I.—GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.

Başbakan A. Mesut Yılmaz.Irak ile Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu arasında, kitle imha silahlarının üretimi, kullanılması ve denetlenmesi konusunada ortaya çıkan anlaşmazlıkla ilgili olarak Genel Kurula gündemdışı bilgi sundu; DSP Sinop Milletvekili Metin Bostancıoğlu, RP Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç, DTPVan Milletvekili Mahmut Yılbaş, CHP İstanbul Milletvekili Ali Topuz, DYPİstanbul Milletvekili Hayri Kozakçıoğlu, ANAP Bitlis Milletvekili Kâmran İnan grupları adına, BBP Adana Milletvekili Orhan Kavuncu da partisi adına, ayın konuda görüşlerini belirttiler.

Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu, Susurluk raporuyla ilgili olarak gündemdışı bir konuşma yaptı.

Almanya’ya gidecek olan :

Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’a, dönüşüne kadar, Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın,

Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Çalışma ve SosyalGüvenlik Bakanı Nami Çağan’ın,

Çevre Bakanı İmren Aykut’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in,

Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’e, dönüşüne kadar, Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’in,

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin,

Bosna-Hersek ve Fransa’ya gidecek olan Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mehmet Batallı’nın,

İsviçre ve Fransa’ya gidecek olan Devlet Bakanı Güneş Taner’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın,

İtalya ve İsviçre’ye gidecek olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Hasan Hüsamettin Özkan’ın,

İsviçre’ye gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı M.İstemihan Talay’ın,

Belçika’ya gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’e, dönüşüne kadar, Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın,

Vekillik etmelerinin uygun görülmüş olduğuna;

Arnavutluk Halk Cumhuriyeti Başkanı ile,

Tacikistan Parlamento Başkanının,

Beraberlerindeki birer parlamento heyetiyle, Türkiye’ye davetlerine ilişkin Başkanlık tezkereleri ve,

Diyarbakır Milletvekili Sebgetullah Seydaoğlu hakkındaki soruşturma dosyalarının Adalet Bakanlığına tevdi edilmek üzere, Başbakanlığa iade edilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi ile,

Bursa Milletvekili Yüksel Aksu’nun, Millî Akreditasyon Konseyi Kuruluş Kanun Teklifini (2/335), geri çektiğine dair önergesi,

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Anayasa ve Adalet Karma Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonda bulunan dosyalarla, Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda bulunan dosyaların geri verildiği açıklandı.

Artvin Milletvekili Süleyman Hatinoğlu’nun (3/173) (S. Sayısı :435),

Amasya Milletvekili Haydar Oymak’ın (3/163) (S. Sayısı :436),

Şanlıurfa Milletvekili İbrahima Halil Çelik’in (3/168) (S. Sayısı :437),

Afyon Milletvekili İsmet Attila’nın (3/167) (S. Sayısı :438),

Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın (3/183) (S. Sayısı :439),

Tekirdağ Milletvekili Hasan Peker’in (3/857) (S. Sayısı :440),

İçel Milletvekili Durmuş Fikri Sağlar’ın (3/836) (S. Sayısı :441),

Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ün (3/1111) (S. Sayısı :442),

Erzincan Milletvekili Mustafa Yıldız’ın (3/1192) (S. Sayısı :443),

Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün (3/212) (S. Sayısı :444),

İzmir Milletvekili Rifat Serdaroğlu’nun (3/172) (S. Sayısı :445),

Giresun Milletvekili Rasim Zaimoğlu’nun (3/311) (S. Sayısı :446),

Sıvas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun (3/213) (S. Sayısı :447),

Samsun Milletvekili Murat Karayalçın’ın (3/890) (S. Sayısı :448),

Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan’ın (3/182) (S. Sayısı :449),

Yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına gerek bulunmadığına ve haklarındaki kovuşturmanın, milletvekilliği sıfatlarının sona ermesine kadar ertelenmesine ilişkin Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon raporları okundu; 10 gün içerisinde itiraz edilmediği takdirde raporların kesinleşeceği bildirildi.

Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 24 arkadaşının, TEAŞSantralları ve TEDAŞ dağıtım tesisleri ihaleleriyle ilgili olarak ileri sürülen yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının (10/238),

Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay ve 24 arkadaşının, Türkiye’den yasadışı yollarla İtalya’ya kaçış olaylarının (10/239),

Araştırılması amacıyla ve;

Tokat Milletvekili Bekir Sobacı ve 21 arkadaşının, Karadeniz Bölgesinde meydana gelen terör olayları konusunda (10/240),

Birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırasında yapılacağı açıklandı.

Yapılan oylama sonucunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul salonunun yenilenmesi ile ilgili olarak ileri sürülen yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarını araştırmak amacıyla kurulan (10/230, 231, 232, 233) esas numaralı Meclis araştırması konmisyonu üyeliklerine gruplarınca aday gösterilen üyelerin seçilemedikleri bildirildi.

Antalya Milletvekili Arif Ahmet Denizolgun’un, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 1 inci sırasında bulunan (6/620) esas numaralı sorusunun üç birleşim içerisinde cevaplandırılmadığından yazılı soruya çevrildiği ve gündemden çıkarıldığı açıklandı; soru sahibi de, sözlü sorusu üzerinde görüşlerini açıkladı;

2, 3, 4 ve 5 inci sıralarında bulunan (6/621), (6/622), (6/623), (6/628) esas numaralı sorularına, Kültür Bakanı M. İstemihan Talay,

Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın :

6 ncı sırasında bulunan, (6/631) esas numaralı sözlü sorusuna Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy,

7 nci sırasında bulunan, (6/632) esas numaralı sözlü sorusuna Kültür Bakanı M. İstemihan Talay,

8 inci sırasında bulunan (6/633) esas numaralı sözlü sorusuna Devlet Bakanı Mehmet Salih Yıldırım,

9, 10 ve 11 inci sıralarında bulunan (6/634), (6/635), (6/636) esas numaralı sözlü sorularına Orman Bakanı Ersin Taranoğlu,

12 nci sırasında bulunan (6/637) esas numaralı sözlü sorusuna Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu,

13 üncü sırasında bulunan (6/638) esas numaralı sözlü sorusuna da Devlet Bakanı Hasan Gemici,

Cevap verdi.

Kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 5 Şubat 1998 Perşembe günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 18.57’de son verildi.

Kamer Genç

Başkanvekili

Ali Günaydın Zeki Ergezen

Konya Bitlis

Kâtip Üye Kâtip Üye

II. —GELEN KAĞITLAR

5.2.1998 PERŞEMBE No : 74

Tasarılar

1. — Türk Ceza Kanunu Tasarısı (1/712) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.2.1998)

2. — Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/713) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.2.1998)

3. — 3480 Sayılı Malüller İle Şehit Dul ve Yetimlerine Tütün ve Alkol Ürünlerinin Satış Bedellerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/714) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.2.1998)

Teklifler

1. — Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün; Vakıflar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1036) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.2.1998)

2. — Bursa Milletvekilleri Ali Rahmi Beyreli, Hayati Korkmaz ve Denizli Milletvekili Haluk Müftüler’in; Türkiye Akreditasyon Konseyi Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Teklifi (2/1037) (Plan ve Bütçe ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.2.1998)

3. — Giresun Milletvekili Ergun Özdemir’in; Olağanüstü Hal Bölgesinde ve Kalkınmada Öncelikli Yörelerde İstihdam Yaratılması ve Yatırımların Teşvik Edilmesi İle 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2 nci Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/1038) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.2.1998)

4. — Kütahya Milletvekili Mehmet Korkmaz’ın; Kütahya İlinin Kalkınmada Öncelikli Yöreler Arasına Alınmasına Dair Kanun Teklifi (2/1039) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.2.1998)

5. — Kütahya Milletvekili Mehmet Korkmaz’ın; Emet İlçesine Gazilik Unvanı Verilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/1040) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.2.1998)

Sözlü Soru Önergeleri

1. — Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara’daki bazı liselerde Ramzan ayında yapılan aşı kampanyasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/861) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.2.1998)

2. — Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Ankara-Şereflikoçhisar’da Ramazan ayında öğrencilere yapılan aşı kampanyasına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/862) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.2.1998) Yazılı Soru Önergeleri

1. — Ankara Milletvekili Ersnmez Yarbay’ın, Şereflikoçhisar Devlet Hastanesinin uzman doktor ihtiayacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/4318) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.2.1998)

2. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, çiftçilerin ecrimisil ödedikleri arazileri satın alma yönündeki taleplerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/4319) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.2.1998)

3. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman ve Konya’yı İçel’e bağlayacak yola ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/4320) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.2.1998)

4. — Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün Vakıf taşınmaz malları ile ilgili taviz bedellerinin yükseltilmesine ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/4321) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.2.1998)

5. — Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, ilköğretim müfettişlerinin ek göstergelerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4322) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.2.1998)

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

5 Şubat 1998 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER : Zeki ERGEZEN (Bitlis), Ali GÜNAYDIN (Konya)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51 inci Birleşimini açıyorum.

lll. —Y O K L A M A

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; yoklama sırasında Genel Kurul salonunda olan sayın milletvekillerinin, yüksek sesle, salonda olduklarını belirtmelerini rica ediyorum.

(Çorum Milletvekili Yasin Hatiboğlu'na kadar yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalarımıza başlıyoruz efendim.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. — Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un, Antalya’da meydana gelen hortum ve toprak kaymasına ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun cevabı

BAŞKAN – Birinci gündemdışı söz, Antalya'da meydana gelen hortum ve toprak kaymasıyla ilgili olarak gündemdışı söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Yusuf Öztop'a verilmiştir.

Buyurun Sayın Öztop. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Antalya'da meydana gelen hortum, heyelan ve sel felaketi nedeniyle gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Genel Kurulun değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin pek çok yerinde olduğu gibi, Antalya, şansız bir kış geçirmektedir. Alanya'da peş peşe gelen iki ayrı sel felaketinin yaraları sarılmadan, altyapı eksiklikleri giderilmeden, 7 Aralık 1997'de, Kumluca, Mavikent, Beykonak'ta meydana gelen hortum felaketi nedeniyle 100'e yakın cam ve plastik sera kullanılamayacak hale gelmiş, içindeki ürünler yok olduğu için, üretici, trilyonlarca liralık zarara uğramıştır. Daha bu yaralar sarılmadan, 2-3 Şubat günleri yağan şiddetli yağmur sonucu derelerin de taşmasıyla, başta Kumluca İlçesi, Beykonak ve Mavikent Beldeleri ile yine Kumluca İlçesine bağlı Hızırkâhya, Hacıveliler, Salur Köyleri olmak üzere, Kale İlçesi, Finike İlçesi ve Finike İlçesine bağlı Hasyurt ve Sahilkent Beldelerindeki 50 bin dönümlük yaş turfanda sebze ve meyve ekili arazi sular altında kalmış, seralar yıkılmış, ürünler işe yaramaz hale gelmiştir. Ayrıca, Mavikent Beldesinde şiddetli yağan yağmur nedeniyle heyelan meydana gelmiş, yollar yarılmış, elektrik direkleri yıkılmış, su tesisatları bozulmuş, onlarca ev boşaltılmıştır. Öte yandan, Antalya Merkezde Güzeloba ve Güzelbağ yörelerinde meydana gelen hortum nedeniyle cam seralar yerle bir olmuş, bazı vatandaşlarımızın evleri kullanılamaz hale gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, Türkiye'deki örtü altı üretimin -yani, yaş turfanda sebze üretiminin- hemen hemen yüzde 50'si Antalya'da yapılmaktadır; yüzbinlerce kişi seracılıkla uğraşmaktadır. Sadece sel ve hortum felaketleriyle zarar gören bölgede (100 bini yerli, 50 bini Türkiye'nin çeşitli il ve ilçelerinden, köylerinden gelen) toplam 150 bin kişi, geçimini seracılıktan sağlamaktadır. Bu kişilerin bir kısmı toprak sahibi olmakla birlikte, bir kısmı ya ortakçıdır ya da kiracı durumundadır.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, seracılık, çok zahmetli, çok pahalı bir üretim şeklidir. Bu kişilerin, başta Ziraat Bankası olmak üzere, çeşitli resmî ve özel bankalara; sera demiri, sera camı, sera plastiği satan tüccarlara; ziraî ilaç, gübre, tohum satan bayilere, hal komisyoncularına trilyonlarca lira borçları bulunmaktadır. 10 gram domates tohumunun 30 milyon lira olduğu, bir tek salatalık tohumunun 2 500 lira olduğu düşünülürse, sel ve hortum felaketleri nedeniyle meydana gelen zararın ve ürün kaybının 100 trilyon lira olduğu tahmin edilmektedir. Bu rakam, felaketin ne büyük boyutta olduğunu göstermeye yeter sanıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tüm üreticilerin durumu perişan olmakla birlikte, özellikle, kiracı ve ortakçı olan üreticilerin durumları çok daha vahimdir. Ellerindeki varlarını yoklarını satarak, biraz da borçlanarak sera yapmışlardır. Bu vatandaşlarımızın bir kısmı seralarını tapusuz topraklar üzerine kurmuşlardır; o nedenle, Ziraat Bankasından kredi almaları da mümkün değildir. Devletin, bunların durumunu özel olarak değerlendirmesi, bunların sorununa çözüm getirmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, devlet, zarar gören vatandaşlarımıza elini uzatmaz ve acil bir çözüm bulmazsa, çok tehlikeli ekonomik ve sosyal sorunlar yaşanabilir. Yalnız zarar görenlerin sefaletiyle değil, aynı zamanda, onlardan alacaklı olan tüccar ve esnafın iflasıyla da karşı karşıya kalabiliriz. O nedenle, Hükümetin, zaman geçirilmeden Sosyal Yardım Fonunu, Afet Fonunu devreye sokmasını talep ediyoruz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztop, süreniz bitti. Size kısa bir süre veriyorum. Lütfen toparlayın efendim.

YUSUF ÖZTOP (Devamla) – Hükümetin, zarar gören çiftçilerin Ziraat Bankasına olan borçlarını faizsiz olarak ertelemesini; çiftçilerin seralarını yapabilmeleri, gelecek yıl üretime geçebilmeleri için, yeniden, tesis ve işletme kredisi açılması yönünde karar almasını bekliyoruz. Ayrıca, bundan böyle sel ve heyelan felaketinin yaşanmaması için kalıcı tedbirlerin alınmasını, zarar gören bazı bölgelerin afet bölgesi ilan edilmesini diliyoruz.

Başta sel olmak üzere, doğal afetlerden zarar gören tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor; tümünüzü saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztop.

Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Yaşar Topçu, gündemdışı konuşmaya cevap vereceklerdir.

Buyurun efendim.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Antalya Milletvekili değerli arkadaşımız Yusuf Öztop'un gündemdışı Yüce Parlamentonun huzuruna getirdiği, Antalya'da bir süreden beri tekrar edegelen sel ve hortum olaylarıyla ilgili Hükümetimizin tespitlerini ve çalışmalarını bilgilerinize sunmak üzere söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başta Alanya civarı olmak üzere, aralık ayının başından itibaren, 3 Aralık 1997 tarihinde, bilahara 14 Aralık 1997 tarihinde, arkasından, ertesi gün, 15 Aralık 1997 tarihinde, Alanya Oba, Kestel yöresinde hem şehirleri hem beldeleri ve köyleri etkileyen büyük sel felaketleri olmuştur. Arkasından, geçtiğimiz ay içerisinde, 22 Ocak 1998'de de, yine, Antalya Lara, Güzeloba ve o alanın etrafını çevreleyen yörede, Kemer de dahil olmak üzere, bir hortum meydana gelmiştir. Bu hortum kısa süreli olmuştur.

Sel felaketleri, yörede büyük mal kaybına sebebiyet verdi. Üç çeşit tespit yapıldı. Bir taraftan Afet İşleri Genel Müdürlüğü işlem yapmak üzere, Bayındırlık Müdürlüğümüz, konutlarda gerekli tespitleri yaptı; Karayolları ve İller Bankası, belediyelerin zararlarını tespit etti; keza, ticarî alanların tespiti, yapıldı. Ziraî alanların tespiti Tarım Bakanlığı ilgililerince yapılmıştır. Hortum için de, hem valiliğe bağlı Bayındırlık Müdürlüğü ve valilik yetkilileri hem de yöredeki diğer devlet kuruluşları gerekli incelemeleri yapmıştır. Bu tespitlere göre, kanunlar çerçevesinde, gerekli yardımlar, ilk yardımlar bu yörelere gönderilmiştir. Bilahara, zarar gören vatandaşlarımızın zararlarının karşılanması için de, işlemler süratle sürdürülmektedir.

Ayrıca, bu sel felaketine maruz kalan belediyelerimiz afet kapsamına alınarak, kendilerine, meydana gelen zararlarının telafisi için ek imkânlar sağlanmıştır. Başta çiftçilerimiz olmak üzere, özellikle seralar zarar görmüştür. Hortum afetinden de bazı seraların zarar gördüğü görülmektedir. Keza, sel afetinden de seralar zarar görmüştür. Bunların zararlarının tespitini müteakip, haklarında, ziraî afetler çerçevesinde işlemler yapılacaktır, gerekiyorsa borçları ertelenecektir ve diğer yardımlar, Hükümetimiz tarafından, mahalline süratle ulaştırılacaktır.

Buralarda bu vesileyle can kaybı olmaması, en büyük tesellimiz olmuştur. Mal kayıpları, mutlaka, devletimizin müşfik eliyle, kısa zamanda giderilecektir. Diğer hususlar da, keza, yetkililer tarafından dikkatle takip edilmektedir.

Ancak, değerli arkadaşımızın belirttiği hususlar doğru olmakla beraber, burada meydana gelen sel felaketi ve hortumun verdiği zarar, genel hayatı etkileyecek derecede, müessir derecede, bir afet bölgesi ilanını gerektirecek derecede büyük görülmemiştir; çünkü, yapılarda, ticarî alanlarda -ziraî alanlar hariç- meydana gelen hasarlar, bir genel afet ilanını gerektirecek düzeyde değildir. Bütün bunlara rağmen, zarar gören vatandaşlarımızın zararları, vakit kaybetmeksizin, yerine getirilmeye çalışılacaktır; fonlar bu iş için çalıştırılmaktadır, ilave istekler ve tespitler de en kısa zamanda mahalline ulaştırılacaktır.

Gündemdışı konuşan değerli arkaradaşımızın ve Yüce Meclisimizin bilgilerine sunarım.

Saygılarımla. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündemdışı konuşmaya cevap verilmiştir.

Biz de, Antalya'da ve çeşitli yerlerde sel felaketine uğrayan tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor, zararlarının en süratli şekilde devletçe karşılanmasını diliyoruz.

2. —Burdur Milletvekili Kâzım Üstüner’in, et ve süt ürünlerinin ithalatındaki sakıncalara ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Işın Çelebi’nin cevabı

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, ikinci gündemdışı konuşma, besili et ve süt ürünlerinin ithalatındaki sakıncalar konusunda gündemdışı söz isteyen Burdur Milletvekili Sayın Kâzım Üstüner'e verilmiştir.

Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakikadır.

KÂZIM ÜSTÜNER (Burdur) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ülke insanımızın yaklaşık yarısının geçimini, tamamının ise beslenme ve sağlığını direkt ilgilendiren bir konuda söz aldım. Öncelikle, böylesine önemli bir konuda söz verdiği için Sayın Başkana teşekkür ederken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BSE -yani, deli dana hastalığı- riskinin giderek arttığı, uluslararası hayvan ve hayvansal ürün ticaretinde kısıtlamaların yoğunlaştığı günümüz dünyasında, Türkiye, 1998 yılına, Mart-Nisan 1997'de Hazine ve Dış Ticaretin Avrupa Birliğine verdiği tavizlerle giriyor.

Hodri meydan restleşmesiyle gidilen 24 Aralık 1995 seçimleri öncesi imzalanan Gümrük Birliği Antlaşmasıyla, hayvancılığımız, feda edilen sektör olmuştur. Dönemin iktidar partilerince içpolitikada kullanılmak üzere bir zafer gibi lanse edilerek alelacele imzalanan bu antlaşmayla, Avrupa Birliği, taahhüt ettiği 3 milyar doları henüz vermemişken, Yunanistan'a verdiği 30 milyar dolar tarım yardımını Türkiye'ye vermemek için -ki, bu yaklaşık 60 milyar dolardır- gümrük birliğinde tarım dışarıda derken, bugün, taviz saati gelince, Nisan 1997'de -yani, Refahyol Hükümeti döneminde- Hazine ve Dış Ticaret, attığı imzayla, 2000 yılına kadar Avrupa Birliğinde yüzde 150 sübvanse edilen donmuş etin ülkemizdeki gümrük vergilerini yüzde 45'e düşürerek, deli dana etlerini ithal etmeyi bir nevi taahhüt altına almıştır. 1998'de 4 bin ton sıfır gümrüklü süttozu ithali için Avrupa Birliğine kota verilmiştir. Avrupa Birliğine süt ürünleri için 3 bin tona kota verilecek, gümrükler yüzde 100 aşağıya indirilecektir. Ayrıca, et ve kemikunu ithaline sınırsız kota verilmiştir; ne kadar deli dana eti varsa donmuş olarak, ne kadar deli dana eti kuruttularsa, onlar da, et ve kemikunu olarak yurda girecektir.

Ne oldu, hangi karşılığı aldık da Avrupa Birliği ülkelerinin yemeyip yakacağı deli dana hastalıklı ürünlerin ithalatı için kapıları aralıyoruz? Avrupa'da fırınlarda yakılarak toz haline getirilen, rendering edilen deli dana etlerini, kemiklerini hayvanlarımıza yedirip üç beş sene sonra delirecek sığırlarımızı, delirecek insanlarımızı görmezlikten gelerek, bizden sonrası tufan diyebilir miyiz?

Ülkemizin insanında ve hayvanında, henüz, tespit edilmiş deli dana hastalığı yoktur; ülkemiz temizdir. İnsan ve hayvan sağlığını tehdit eden, hastalık taşıyan, Avrupa Birliğinin kurtulmaya çalıştığı ürünleri ülkemize ithal etmek için taviz vermeye, ithal etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Hele, birkaç ithalatçı firmayı daha zengin etmek uğruna, geçmiş dönemlerde olduğu gibi, çok ucuza et ithal edip içpiyasada yüksek fiyatla satarak büyük kazançlar elde etmeye alışmış olan belirli çıkar çevrelerinin dış çevrelerin de desteğiyle hemen hemen her yıl alabildikleri ithal iznini, bunca olumsuzluğuna rağmen bile bile vermek, kimsenin altından kalkamayacağı bir sorumluluk olacaktır.

Her ne kadar, Devlet Bakanlığının 22.12.1997 tarih, 64 859 sayılı yazısı üzerine Bakanlar Kurulunun 9 Ocak 1998 tarih ve 10 479 sayılı Kararı "ithalat rejiminde ek karar" olarak yayımlanmış ise de, kararın uygulamaya konulmaması için insan ve hayvan sağlığını tehdit eden deli dana hastalığı bile tek başına yeterli bir nedendir. Daha geçen ay Hong Kong'da deli dana hastalığına yakalanan 111 kişiden 7'sinin öldüğünü, yabancı basın yazmaktadır.

Deli dana hastalığı, sığırların konsantre yemlerinde, bulaşık et ve kemikunu kullanımıyla meydana gelen gıda kökenli bir enfeksiyondur; ilk olarak, 1986 yılında tanımlanmıştır. Hayvan ve hayvansal ürün ithalatlarının açtığı zararları defalarca yaşamış olan ülke hayvancılığımız, bitme noktasına gelmişken, son bir yıldır yapılmayan ithalatla toparlanmaya yüz tutmuştur. Verilen tavizlerin uygulamaya konulması, ülke hayvancılığımız için idam fermanı niteliğindedir. Hayvancılığımız, 1980 sonrası uygulanan tarım politikalarının yanlışlığı sonucunda en ağır faturayı ödeyen sektör olmuştur.

Sayın milletvekilleri, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de tarımsal ekonomik kalkınmanın lokomotifi hayvancılık sektörüdür; çünkü, dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde, hayvancılık geliştirilmeden köylünün ekonomik kalkınmasını başarmak mümkün değildir. 1980 sonrasının sözde fiyat istikrarını sağlamaya yönelik yanlış politikaları...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Üstüner, size eksüre veriyorum; lütfen toparlar mısınız efendim.

KÂZIM ÜSTÜNER (Devamla) – 1984 yılında, ülkemiz, yaklaşık 55 bin ton et dışsatımı yapabilirken, 1985 yılında sıfır gümrükle hayvan ve hayvansal ürün ithalatının serbest bırakılması, temel sorunların dönüm noktası olmuştur. Bunu, özellikle 1995 yılında et ve süt teşviklerinin kaldırılarak kemiksiz lop et ithalatına müsaade edilmesi, ardından, Eylül 1995'te kesimlik ve besilik ithalatından alınan fonların 800 dolardan 100 dolara ve sıfır dolara düşürülmesi izlemiştir. Sonuçta, 1995 yılının eylül, ekim, kasım aylarında, ülkemizdeki tüm üretim miktarına eşit ete ithal müsaadesi verilmiştir. Üreticimizin, bugün Ziraat Bankasına olan kredi borcunu ödeyemeyip icralık olmasının temelinde bu gerçek yatmaktadır.

Sayın milletvekilleri, her şeyden önce, samimiysek, yıllardan beri yapılan hayvansal ürün ithalatı sonucu haksız rekabetle karşı karşıya bırakılan üreticimize, köylümüze verilebilecek en büyük destek, hayvansal ürün ithalatını engellememiz olacaktır. Aksi halde, devlette devamlılık esastır diyerek geçmiş hükümetlerin yaptığı yanlışlığı devam ettirmek, hem ilgili ve sorumlu bakanlıklara yakışmaz hem de yanlışların devamlılığı diye bir ilke olamaz.

Avrupa Birliği, Türkiye'de şap hastalığı var diye, bizden 1 gram bile hayvansal ürün almazken, biz, nasıl olur da, deli dana hastalıklı et, kemikunu, benzeri hayvansal ürünleri alırız?!

Bu konuda, Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanımıza ve Sağlık Bakanımıza büyük görevler düşmektedir. Her iki bakanımızın, bu konuda koyduğu olumlu tepkiyi yürekten destekliyorum; ancak, kendilerinin daha yüksek sesle itirazlarını dile getireceklerini, Hükümetimizin de, üretici örgüt ve meslek kuruluşlarının sesine kulak vererek, soruna çözüm getireceğini ümit ediyorum. Zira, hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz.

Sorunları hafife alarak savsaklamanın, ileride onarılması güç yaralar açacağını bir kez daha hatırlatıyor, bu duygularla hepinize saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üstünel.

DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan söz istiyorum.

BAŞKAN – Devlet Bakanı Sayın Işın Çelebi, gündemdışı konuşmaya cevap vereceklerdir.

Buyurun.

DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu konuda gündemdışı söz alan değerli arkadaşımın eleştirilerine ve önerilerine teşekkür ederim.

Öncelikle, devletin devamlılığı ilkesinin önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Burada devletin devamlılığı şu açıdan önem taşımaktadır: Türkiye, bugün, tarım ürünleri ihracatının yaklaşık yüzde 50'sini Avrupa Birliğine üye ülkelere yapmaktadır ve Avrupa Birliğine üye ülkelere yaptığı bu ihracatın, yaklaşık olarak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, pardon...

Demin konuşan arkadaşımıza verdiğimiz süreyi size kullandırdık da o nedenle kesildi.

Buyurun.

DEVLET BAKANI IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gündemdışı konuşan değerli arkadaşım, son derece uyarıcı bir konuşma yaptı; kendisine içten teşekkür ediyorum. Ancak, konuyu etraflıca bilgilendirmek ve devlet geleneğinin Türkiye'de ve Osmanlıdan bu yana çok önemli olduğunu, devlette devamlılık ilkesinin, bence, Osmanlıdan bu yana Türk geleneğinde, yönetim geleneğinde çok önemli bir unsur olduğunu ve yüzyıllarca süreceğini de belirtmek istiyorum. Bu anlayışı, şahsen, vazgeçilmez bir prensip olarak kabul ediyorum.

Öncelikle şunu vurgulamak isterim: Türkiye, tarım ürünleri ihracatının yüzde 50'sini -yaklaşık olarak- Avrupa Birliğine üye ülkeler yapmaktadır; Türkiye, Avrupa Birliğine üye ülkelere yaptığı tarım ürünleri ihracatının yüzde 95'ini tavizli olarak yapmaktadır ve bu ihracatın önemli bir kısmı, söylediğim gibi, taviz kapsamında gerçekleştirilirken, Türkiye, yaptığı Katma Protokol ve EFTA Anlaşması çerçevesinde, tarım ürünleri ihracatında ve ithalatında, karşılıklı olarak, taviz anlaşması kapsamında bir uygulamayı başlatmak durumundadır.

Nitekim, geçen yıl -25 Nisan 1997 tarihinde- imzalanan protokolle, Gümrük Birliği Anlaşmasının 24 üncü maddesine göre, Avrupa Birliği orijinli bazı tarım ürünlerinin Türkiye'ye gümrüksüz veya düşük gümrüklü olarak ithal edilmesi kabul edilmiştir. Bu konudaki protokol, 1 Ocak 1998 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Bu, bizim Hükümetimize kalmış bir mirastır; ama, bizim, bu uygulamayı, özellikle, gerekli tedbirleri alarak, söylenen uyarıları ve endişeleri dikkate alarak yürüteceğimizi belirtmek istiyorum.

Bu protokol çerçevesinde sadece et ve süttozu yoktur; ama, şu kadarını söyleyeyim ki, bu protokol, henüz Ortaklık Konseyinden geçmediği için yürürlüğe girmemiştir; yürürlüğe girmesi, ancak Ortaklık Konseyinden geçmesinden sonra mümkündür ve uygulamada ise, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının kontrol belgesi vermesi halinde uygulama gerçekleşmektedir; sağlık kontrolü belgeleri verilmesi halinde, bu uygulama, fiilî olarak yapılabilmektedir. O nedenle, uygulamada -bu yapılan anlaşmaların yürürlüğe girmesi şu anda söz konusu olmamakla beraber- bu uyarılar elbette dikkate alınacaktır.

Ayrıca, BSE vakaları konusunda, Avrupa Birliğinin 27 Mart 1996 tarihinde 96/239 sayılı komisyon kararıyla, bu tür, canlı hayvan, et ve et türü ürünleri ihracatı, Avrupa Birliğince yasaklanmıştır. Bu anlamda, bu sorun Avrupa Birliğince de ciddî olarak ele alınmış ve bunların ihracatı yasaklanmıştır. Artı, Parlamentoda değerli arkadaşlarımızın uyarısından sonra, Tarım Bakanlığının zaten bu tür kontrol belgelerini vermesi mümkün değildir. Artı, Ortaklık Konseyinden böyle bir protokolün yürürlüğe giriş prosedürünün işlemesi de, bu endişeler dikkate alınarak, çok zordur.

Süttozu ihracatı konusu ise, Topluluğun gümrük muafiyeti yönündeki sınırlı miktarlarla ve koşullarla kabul edilmiştir. Bugün, süttozu konusunda, ihracat karşılığı dahilde işleme rejimi çerçevesinde 4 bin tonluk bir tarife kotası açılması, kabul edilmiştir; çünkü, dahilde işleme rejimi çerçevesinde fiilen yapılmakta olan 6 bin tonluk bir süttozu ithalatı, yüzde 95'i Avrupa Birliği kaynaklı olmak üzere gerçekleştirilmektedir. Bu anlamda, 4 bin tonluk bir tarife kotasının açılması, ciddî bir problem yaratacak nitelikte görülmemiştir; ama, bu konuda, yine arkadaşlarımızın uyarısını dikkate alarak, uygulamaya dönük yönetmeliklerde ve uygulama aşamasında, gerekli bütün tedbirlerle, bu uyarıların sonuna kadar dikkate alınacağını belirtmek istiyorum.

Bu anlamda, Türkiye'deki uygulamada, özellikle dışticaretteki uygulamalarda, zeytinyağı, et, süt gibi konularda, Parlamentonun bu alanlardaki bütün duyarlılığına son derece ciddî dikkat edeceğimizi ve bu uyarıları çok önemli ölçüde değerlendireceğimizi belirtmek ister, hepinize saygılar sunarım. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.

3.—İçel Milletvekili Ayfer Yılmaz’ın, sürekli yükselmekte olan enflasyona ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Güneş Taner’in cevabı

BAŞKAN – Son gündemdışı konuşma, ülkemizde, sürekli olarak yükselmekte olan enflasyonla ilgili olarak söz isteyen İçel Milletvekili Sayın Ayfer Yılmaz'a verilmiştir efendim.

Buyurun Sayın Yılmaz. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

AYFER YILMAZ (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomideki kötü gidişin ve hiçbir tedbir almayarak bu konudaki sorumluluklarını başkalarına çıkarma peşinde olan 55 inci Hükümetin, ocak ayı enflasyon rakamının ilan edilmesinden sonra, gündemi, sadece Körfez'de yaşanan krizle oluşturma çabalarını dikkate alarak, gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, daha bir ay öncesinde, 1998 Yılı Bütçe Kanununa ilişkin olarak, bu kürsüden, enflasyon ve büyüme konusunda 55 inci Hükümetin ortaya koyduğu hedeflerin arkasında bir program olmadığını ifade etmiştim. Bugün de, halkın sesini duymayan ya da duymak istemeyen 55 inci Hükümeti, 62 milyonun ezildiği bir enflasyon ortamında, tutarlı, enflasyonla kısa sürede mücadele edecek, sürdürülebilir bir büyümeyi sağlayacak, aynı zamanda ekonomik ve sosyal kalkınmayı sosyal bir temele oturtacak istikrar programını oluşturması konusunda bir an önce hazırlıklarına başlaması ve bu tedbirleri getirmesi konusunda uyarmak istiyorum. Çünkü, bugüne kadar ortaya bir program konulmamıştır ve ocak ayına ilişkin olarak açıklanan enflasyon rakamlarının faturası yine başkalarına çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Yedi aydır, Hükümetin, IMF ile bitmeyen senfonisini dinliyoruz. IMF'ye, tutarlı, arkasında siyasî iradenin olduğu bir program verildi de IMF mi kabul etmedi; yoksa, IMF ile program yapmazsak, bizim ekonomi alanında almamız gereken hiçbir tedbir yok mu?! Daha, Hükümet ortakları kendi aralarında karar veremedi, sosyal güvenlik ve özelleştirme konularında ne gibi bir program uygulanacak!.. Böyle bir kararsızlık varken, ortaya bir programın konulmasını ve uygulamansını beklemek, hakikaten haksızlık olacaktır!..

Ancak, suçlu burada bulunmuştur; suçlu, Hükümetin destekçisi CHP'dir!.. Eğer CHP tam desteğini açıklayacak olursa, biz, bu programı onbeş gün içerisinde yapıp tamamlayacak durumdayız!.. Diğer taraftan da, IMF ile olmazsa, tasarruf ve toplumsal konsensüse bağlı bir program yapma hazırlıklarını duyuyoruz; ancak, yedi ay geçmiştir.

Bu arada, ocak ayı enflasyonuyla ilgili olarak, özel sektör de sorumlu tutulmuştur. Hepinizin çok yakından takip ettiğiniz gibi, 1998 yılı enflasyon tahminleriyle ilgili olarak, bütçe çalışmaları sırasında "bir yıllık şok program mı üç yıllık bir istikrar programı mı; olacak mı olmayacak mı" tartışmaları arasında, yüzde 50'lerden yüzde 15'lere kadar çeşitli enflasyon rakamlarını hep birlikte dinledik; ancak, kamuoyunda da yeni bir tartışma başlatılmıştı, fiyatlar dondurulacak mı dondurulmayacak mı?.. Hükümet, bu belirsizliklere rağmen, özel sektörden destek istedi, hatta belli destekler de aldı; bir yıl boyunca kâr etmeme düşünceleri bile, özel sektörden geldi; ancak, sormak isterim, serbest piyasa ekonomisinin olduğu ve kuralların işlediği bir ülkede, fiyatlara ilişkin böyle açıklamalar, başlıbaşına ciddiyetsizlik değil midir?

1997 Temmuz ayından itibaren hiçbir programa dayanmadan yapılan zamların faturası 54 üncü Hükümete çıkarılmak istenmiş; ancak, bugün de açıkça görüldüğü gibi, grafiklere sığmayacak bir hızla, altı ayda, yıllık enflasyonu yüzde 77'lerden yüzde 101'lere tırmandıran Hükümet, bu masalına hiç kimsenin inanmadığını kendisi bile tespit ederek, başka suçlular aramıştır; bu sonucun bir kısmı da mevsimsellik olmasına bağlansa bile, bu hikâyeyi de şu anda kabul ettireceği bir piyasa bulamayacaktır. 1997 yılındaki bu hesapsız zamlardan dolayı 1998 yılına sarkan yüzde 30'luk yükün sahibi artık bellidir; bu, 55 inci, icraatsız Hükümettir.

Kasım ayında, ocak ayı enflasyonunu yüzde 6,8 olarak tahmin ettiğini söyleyen Sayın Devlet Bakanımız, aynı tarihte, ocak ayı yıllık enflasyonunu yüzde 93 olarak belirlediğini unutmaktadır; 1997 yılında hiçbir tedbir almayarak, kendi kendine bıraktığı yük nedeniyle, bu enflasyonun yıllık yüzde 101 baza geldiğini kendisi bile tespit edememiştir ve üç yıl sonrasında, otuzüç ay diyebileceğiniz bir süre sonrasında, aynı kriz öncesine dönülmüş ve kriz öncesindeki yüzde 100'lerin üzerindeki enflasyonlar yine telaffuz edilmeye başlanmıştır. Şimdi, sorumlu özel sektör müdür?! Elektrik ve petrole aralık ayında ciddî zamlar yapıldıktan sonra, özel sektörün bu maliyet artışlarını fiyatlarına yansıtmamasını beklemek, başlıbaşına acemilik değil mi!..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, süreniz bitti; eksüre veriyorum, toparlayın efendim.

Buyurun.

AYFER YILMAZ (Devamla) – Bu girdilerdeki artışlara göre fiyat ayarlamasını yapmayan kamu kesiminin durumu ne olacaktır?! Hazine borçlanmaları yüzde 130'lardayken, yüzde 50'lik enflasyon beklentisi bir hayal olmayacak mıdır?! İmalat sanayiine gelen finansman yükü aylık yüzde 4-5 değil midir başka girdilere zam gelmese?!

Ocak ayı enflasyonuyla ilgili diğer bir konu da, tarım sektöründeki küçülmeyle ilgiliydi. Bu küçülme birden mi ortaya çıktı?! Gübre fiyatlarına, mazota yapılan olağanüstü zamlar; kredilerdeki yüzde 70-80'lere ulaşan faiz hadleri; enflasyonla bugünden erimiş olan taban fiyatları; mal piyasasına ilişkin hiçbir düzenlemenin olmadığı bir ortamda, tarımda bir büyüme mi bekliyorduk?! O gün de söylemiştim, bugün de tekrarlıyorum: Ekonomideki yüzde 6'dan yüzde 3'e düşüşün, yani, ekonomideki daralmanın faturası, çiftçimizden, fiyat artışları yoluyla da halkımızdan çıkarılmıştır.

Ülke nereye götürülmektedir?! Hangi tutarlı program var da piyasa bunu görmedi?! Düşecek demekle enflasyonun inmeyeceğini ne zaman öğreneceğiz?! Programsız bir hükümetin kötü yönetimiyle, Türkiye gibi büyük bir ülkenin yarınını görmesi, geleceğini ipotek altına alması mümkün değildir. Bu nedenle, yapılacak en doğru olay, geleceğine karar verecek olan halkın hakemliğine geri dönmektir.

Değerli milletvekilleri, 1990 yılını hatırlayın; yine, ekonomide kamu açıkları, enflasyon; yine, aynı kişiler ekonomiden sorumlu; yine, alınmayan kararlar; korkarım, yine, fatura Körfez Krizine çıkarılacak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Enflasyonla ilgili gündemdışı konuşmaya, Devlet Bakanı Sayın Güneş Taner cevap verecektir.

Buyurun Sayın Taner. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Ayfer Yılmaz'a, enflasyon konusunu Yüce Meclise getirdiği için ve bizlere bu konuda cevap verme hakkı, bizleri televizyonlarından izleyen değerli vatandaşlarımıza da eğri ve doğruyu öğrenme imkânını verdiği için, bir kere daha teşekkür etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, hükümetler, yaptıkları yatırımla övünürler; ülkeyi ne kadar büyüttükleriyle övünürler. Hükümetlerin bazıları, aldıkları borçlarla, verdikleri kredilerle övünürler. Hepinizin bildiği gibi, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir hükümet "enflasyonu ne kadar çıkardım" diye övünmez. (DYP sıralarından "Siz hariç" sesleri)

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim arkadaşlar; Sayın Bakan, enflasyon gibi ağır bir konuda konuşacaklar, müsaade edin...

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Enflasyon, Türkiyenin, yaklaşık otuz senedir, birçok hükümeti gelmesine rağmen, köklü tedbirler alınmadığı için, altyapısı hazırlanmadığı için, çözülmeyen, kronikleşmiş bir problemidir; ağır bir problemdir; en büyük haksızlığı da, gelir yapısına bakmaksızın, zenginden ve fakirden aynı oranda vergi alır. Dolayısıyla, kanaatimizce, hangi hükümet gelirse gelsin, bu enflasyon, gelişmiş ülkeler seviyesine ininceye kadar, her hükümetin görevi, bu enflasyonu aşağı indirmek olacaktır, olmalıdır ve her hükümetin programı da bunu içermelidir.

Şimdi, geçmiş zamanlarda, hükümetler, zaman zaman, programlarına, istisnasız hepsi, enflasyonu düşüreceklerini yazmışlardır. Yalnız 55 inci Hükümet, enflasyonu düşürme hedefini, özellikle icraat hedefleri arasına almış, bu konuda çalışmalara başlamış ve yedi aydır, kapsamlı, dolu programla, enflasyonu, 1998 senesi sonunda, kendi imkânlarıyla yapmak zorunda kalırsa yüzde 50'nin altına, eğer Uluslararası Para Fonuyla bir işbirliği imkânı bulursa, yüzde 10'un altına indirme hedefini ortaya koymuştur. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar [!])

Şüphesiz, her Türk vatandaşı, özellikle her Türk milletvekili, vatandaşı ezen bu konuda, bu kürsüde, her türlü tedbir ve yolu gösterme konusunda görevlenmelidir, bu görevi hissetmelidir ve buraya gelip, buradan da konuşmalıdır. Bu konuda konuşamayacak olan tek grup, Doğru Yol Partisi Grubudur. (ANAP sıralarından alkışlar; DYP sıralarından "Allah Allah" sesleri) Çünkü, Doğru Yol Partisi Grubu, 1991 senesinde aşağıya doğru giden bir eğride, yüzde 55'te devraldığı enflasyonu, hepinizin yakından bildiği gibi, 1994 senesinde yüzde 145'e çıkardıktan sonra... (RP sıralarından gürültüler)

ASLAN POLAT (Erzurum) – Bugüne gelelim, bugüne...

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Müsaade edersiniz... Bakın, şimdi, ya siz konuşacaksınız biz dinleyeceğiz ya da müsaade ediniz, biz söz aldık, biz konuşacağız, siz dinleyeceksiniz; hangisini isterseniz, onu yapalım. (RP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Siz konuşun Sayın Bakan, siz konuşun...

Efendim, rica ediyorum... Müsaade edin, Sayın Bakan konuşsun.

VEYSEL CANDAN (Konya) – Yanlış söylüyor; yanlış, yanlış...

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Ben, keşke yanlış söylesem... Rakamlar burada; bakın, nasıl bakıyor size; bakın, rakamlar nasıl bakıyor size...

Şimdi, bakın, ben burada enflasyonu müdafaa etmiyorum; çünkü, ben, bu enflasyon sekiz ay içerisinde yüzde 100'e geleceği zaman, bu Hükümetin güvenoyu aldığı 12 Temmuzdan on gün sonra, 22 Temmuzda çıktım dedim ki: "Beyler, Türkiye'de bu enflasyon yüzde 100'e doğru koşuyor; tedbir almazsak, tutamayız." Herkes, çıktı bunu kınadı. Şimdi enflasyon yüzde 100'e geldiği zaman, niye çıkıyorsunuz da "bunu, bu Hükümet yaptı" diyorsunuz?!

ASLAN POLAT (Erzurum) – Kaçla devraldınız?..

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Şimdi, ben size rakamlarla söyleyeceğim.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Kaçla devraldınız?..

BAŞKAN – Bir dakika efendim...

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Bırak bu karışık numaraları...

ASLAN POLAT (Erzurum) – "46" diyorsunuz...

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Biraz evvel Sayın Ayfer Yılmaz söyledi, yüzde 77'de devretmişsiniz. (RP sıralarından "Evet" sesleri) Şimdi ne olmuş; yüzde 101 olmuş...

ASLAN POLAT (Erzurum) – Kim açıkladı bunu; hangi bakan sorumlu?..

BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyin...

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Şimdi, bakın, bu hikâyeyi size rakamlarla anlatayım:

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasetçiler, siyaset yapar; ama, rakamlar yalan söylemez, söyleyemez.

Şimdi, bakın, bu rakamlar ne diyor: Bu rakamlara göre, Refahyol Hükümetinin 1997 bütçesi içerisinde bir denk bütçeyle götürecekleri var. Oysa, hepimiz biliyoruz ki, enflasyon denilen canavarın yemeğini bütçe açıkları sağlıyor; öyle mi?..

ASLAN POLAT (Erzurum) – Doğru...

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Doğru...

Şimdi, siz, denk bütçe diye yola çıkacaksınız; Hükümeti devrettiğiniz tarihte bütçenizin açığı 738 trilyon lira olacak; denk!.. (RP sıralarından gürültüler)

VEYSEL CANDAN (Konya) – Yanlış söylüyor...

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Yahu, bir dakika... Bir dakika... Rakamları söylüyorum; daha gelmedim...

VEYSEL CANDAN (Konya) – Yanlış söylüyor; doğru söylesin...

BAŞKAN – Arkadaşlar, susun; rica ediyorum... Efendim, siz de çıkar sataşmadan dolayı cevap verirsiniz.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Şimdi, 738 trilyon açıkla devlet kasasını teslim edeceksiniz... Teslim ettiğiniz zaman, ne vereceksiniz; devletin kasasına bakacaksınız; bu devletin kasasını neyle devretmişsiniz... Denk bütçe getirmiştiniz ya!.. Şimdi, devletin bir ay sonraki -ki, bunun içerisinde Hazinenin 300 trilyon liralık borçlanma yaptıktan sonraki- devletin kasasındaki resmî rakamları okuyorum size... Devlet diyor ki, zorunlu ödemelerim 377 trilyon; elimdeki imkân 174 trilyon; artı, hâlâ 170 trilyona ihtiyacım var.

Şimdi, demek ki, sizin bu 738 trilyonluk açığınızı, önümüzdeki aylar içerisinde buraya getirip de... Yemeği yiyip de hesabı ödemeden kalktınız ya masadan...

ASLAN POLAT (Erzurum) – Kaldırdılar... Biz kalkmadık beyefendi...

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Ha, kaldırdılar...

Şimdi, yemeği yiyip de hesabı ödemeden kalktınız ya; şimdi o faturayı biz ödüyoruz ya; şimdi, akıllı gibi, ödemediğiniz faturanın hesabını soruyorsunuz. (RP sıralarından gürültüler) Ben, size, sizin adınıza ödediğimiz faturanın hesabını da vereceğim burada.

Bakın, değerli milletvekilleri, demin dedim ki, Doğru Yol Partisinin, enflasyon hakkında söz söyleme hakkı yok.

MEHMET ALİ BİLİCİ (Adana) – Onlar anlamaz.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Niye dedim bunu; değerli Grubu hiçbir şekilde rencide etmek için söylemedim. Bugün, Türkiye'nin 1998 bütçesinde öngörülen yaklaşık 4 katrilyonluk açığın 1,4 katrilyonu sosyal güvenlik sisteminin açığından gelmektedir. Peki, bu nasıl ortaya çıktı: Hatırlar mısınız; 1992 senesinde Doğru Yol Grubuyla SHP Grubu bir araya gelip de, emekliliği "erken emeklilik" diye aşağı indirmediler mi; indirdiler.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Başbakan kimdi, onu söyleyin.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Ben siyasî polemiğe girmek istemiyorum, anlatmaya çalışıyorum.

BAŞKAN – Efendim, siz duymayın onları, Genel Kurula hitap edin.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Televizyondan vatandaşlarıma izah etmeye çalışıyorum. Bu halka, doğruyu, eğriyi anlatmaya çalışıyorum ki, doğru karar versinler. Çünkü, bazıları çıkıp da erken seçim istediğinde, vatandaş, kendilerine bu suali soracağı zaman, bu cevabı da vermeleri lazım; onun için söylüyorum.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Bize konuş, bize.

MEHMET ALİ BİLİCİ (Adana) – Onlar anlamaz.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Sizin bize bıraktığınız bu 738 trilyonluk açığı sene sonunda 2,3 katrilyonda tutabildiğimiz bir ortamda, bu açığın, 738 trilyon sonrası geri kalan kısmı nedir, size onun hesabını vereyim.

Çiftçiye olan 50 trilyonluk borcunuzu ödememişsiniz. Biz Hükümet olarak bunu ödemeyecek miydik; ödedik; 50 trilyon. Yazın kenara!

Peki, beş senedir, adamın 70 trilyonluk arazisini gaspetmişsiniz, üzerinde çeşitli şeyler yapmışsınız; ama, kamulaştırma bedelini ödememişsiniz. Bunu ödemeyecek miydiniz; bunu da ödedik. Etti 120 trilyon. 120 trilyon ödendi...

BEKİR SOBACI (Tokat) – 1983'ün kamulaştırma bedellerini niye ödemediniz?

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – 1983'ün değil; senin rakamlara kafan karışmış birazcık.

Çiftçinin parasını, çiftçinin alınterini... Fiyatları vermişsiniz... Biz, çiftçinin ürettiği mahsülü alıp da parasını vermemeli miydik!

Şimdi, bunları alt alta koyduğunuz zaman, bizim, kendi imkânlarımızla 1997 bütçesini büyütüp de bundan dolayı enflasyonu azdırmamız diye bir mesele yok. Sizin, memuru enflasyonun altında ezdirmenizden dolayı, biz, temmuz ayında, bütçede olmayan yüzde 35'lik bir iyileştirme getirdiysek, bu, memura zarar mıdır; bu, memurun faydasıdır. Niye getirdik bunu; yapmak zorundaydık...

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; hani, yavuz hırsız ev sahibini bastırır diye bir laf vardır; hem ekonomiyi perişan edeceksin hem enflasyonu yükselteceksin hem devlet olarak vatandaşa borcunu ödemeyeceksin; ondan sonra gelen hükümetin bakanı, hükümet olunduktan on gün sonra, enflasyonun nereye gideceğini, hiçbir şeyden korkmadan söyleyecek ve oraya geldiği zaman da, diyeceksiniz ki bunu siz yaptınız... Vallahi, bunu söylemek için insanda yüz ister ve görüyoruz ki, bu yüzü bulup, burada bunu söylüyorsunuz. (RP sıralarından gürültüler)

Şimdi -hiçbir yerde hiçbir mazeret arkasına sığınmıyoruz- bu Hükümet, bu çıkan enflasyona, enflasyonun sahibi şu, enflasyonun sebebi bu, demedi. Siz, zannediyorsunuz ki, ucuz politika yaparak kalkacaksınız "biz size yüzde 77'de bıraktık, siz yüzde 100'e çıkardınız; çünkü, programınız yok, varsa programınız koyun" diyeceksiniz!.. 1998 bütçesi, kendi kendine bir program. 1998 bütçesinde deniyor ki, biz, 1998'de, sene sonunda enflasyonu, sizin yapmayıp gizlediğiniz zamları yaptığımızdan dolayı, sistemi dengeye oturttuğumuzdan dolayı ve makul bir bütçe yaptığımızdan dolayı, kendi imkânlarımızla yüzde 50'ye indireceğiz; bundan, sizin şüpheniz olmasın!

ASLAN POLAT (Erzurum) – Ocak ayında neydi?..

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Uluslararası Para Fonunu mu merak ediyorsunuz; vergiyi mi soruyorsunuz...

ASLAN POLAT (Erzurum) – Siz ne yaptınız, onu söyleyin.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Yahu, geçen sene ocak ayında enflasyon rakamını sanki küçük yaptınızda mı, yani, bu memlekete yatırım yaptınızda mı, denk bütçe yaptınızda mı bunları söylüyorsunuz; el insaf!.. Yani, siz, bütün bunları yapabilecek olsaydınız, Hükümeti bırakıp gitmezdiniz! Yani, sizin Hükümetinizi biz mi düşürdük; Hükümeti siz bırakıp gittiniz; ekonomiyi yönetemiyoruz dediniz ve bunlardan sonra, kalkıp gelip de, bize bunun hesabını sorma hakkını kendinizde nasıl buluyorsunuz?! (RP ve DYP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bakan, şimdi, siz enflasyondan bahsedin; acaba, niye yükseldi; bir şeyler mi geldi bir yerden; onu bir açıklayın da biz anlayalım şimdi. Bir yerden bir şey mi yağdı; yani, gökten bir şey mi yağdı onu bir öğrenelim. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Sen yorum yapamazsın!

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Hükümet, enflasyonla, Türkiye'nin makûs talihi olmaması gereken bu enflasyonla mücadele azmi içerisindedir; bu maksatla programını hazırlamıştır. Bu maksatla, kendi imkânlarıyla, sene sonuna kadar enflasyonu yüzde 50'ye indirebilme ve Sayın Ayfer Yılmaz'ın belirttiği gibi, altı aydır Uluslararası Para Fonuyla yaptığı temaslar neticesinde de -eğer, bu Yüce Meclis, vergi kanunu tasarısına destek verdiği takdirde, sosyal güvenlik sistemini olması gerektiği yere getirecek desteği verdiği takdirde- hızlandırılmış bir programı yapabilme imkânını elde edecektir; eğer, bu Meclisten bu destek çıkarsa -şimdi, çıkar, çıkmaz; Yüce Meclisin takdiridir, bir şey söylemem- eğer, bu programı yaparsak, bir sene içerisinde enflasyonun yüzde 10'un altına ineceğini, açıklıkla buradan söylerim. (RP sıralarından gürültüler) Ha, olur ya, muhalefet, bu memlekette vatandaş nasıl olsa enflasyona alıştı, biz neden bu Hükümete destek verelim de enflasyonu düşürsün, düşüncesiyle, vergi kanunu tasarısına ve sosyal güvenlik kanunu tasarısına destek vermez; olabilir, hakkıdır; o zaman da, bu Hükümetin elindeki program, önümüzdeki aylar içerisinde, bu enflasyonu, şiddetli bir şekilde kıskaçla yakalamıştır; gereken her türlü şey yapılacaktır ve bunun neticesinde de, enflasyon yüzde 50'nin altına inecektir.

Şimdi, içinizden bazıları diyebilir ki, efendim, siz bunları söylüyorsunuz da, nereden bilelim böyle olacağını... Küreselleşen dünyada, ülkelerin ekonomik yönetimleri, yöntemleri ve icraatları, aynen bir karne gibi sürekli takip edilir; bu imkânlar içerisinde, uluslararası piyasada banka kesimi ve yatırımcılar, size olan ilgilerini, size olan güvenlerini gösterirler ve programınızı takip ettikleri için, bu programa inandıkları takdirde, bu desteği verirler. Şimdi, ben, size, açıkyüreklilikle ve rakamlarla şunu söylüyorum ki; geçen yedi ay içerisinde, bu Hükümet, uluslararası piyasalardan bu desteği almıştır; bu destek devam etmektedir. Hükümetin programı, anlayanlar için vardır...

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Halkımız anlamıyor Sayın Bakan!

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – ...yazılıdır, altları teker teker çizilmiştir; sadece ve sadece bütçe kanununun denklemlerine bakarsanız, kaynaklarına bakarsanız ve şu güne kadar yapılan işlere bakarsanız, Hazinenin üçer aylık ilan ettiği borçlanma programına bakarsanız, Merkez Bankasının para programına bakarsanız, Maliye Bakanlığının üç aylık bütçeyle ilgili açıklamasına bakarsanız, bu programın ne olduğunu anlamak mümkündür; ama, tabiî, bazı arkadaşlarımız "ille de, bizim eskiden yaptığımız gibi yazılı bir metin verin bize; biz, bu metinden bunlara bakalım" demek istiyorsa, bu Hükümet, size, bu metni de verir.

Yüce Meclise teşekkür ediyorum; saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.

RAMAZAN YENİDEDE (Denizli) – Yıl sonunda enflasyon yüzde 150'yi bulacak Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI GÜNEŞ TANER (Devamla) – Siz merak etmeyin, inecek. Siz aksini iddia etseniz de, bu enflasyon inecek.

BAŞKAN – Sayın Bakan, konuşmanız bitti; lütfen, enflasyonla uğraşın, onlarla uğraşmayın.

RAMAZAN YENİDEDE (Denizli) – Siz, hâlâ bölge müdürlüğü açın; enflasyon onunla düşer!

BAŞKAN – Sayın Arıkan, zatıâliniz de, hudutta bekleyen kamyonlarla ilgili gündemdışı söz istemiştiniz; ama, ne yapalım işte, sıra ona gelmedi; enflasyon birinci sırada olduğu için, ekonomi birinci... O kamyon işi, hakikaten acil bir konuydu; ama, inşallah, Hükümet halledecek onu.

MUZAFFER ARIKAN (Mardin) – Efendim, onunla ilgili konuşmak istiyorum; talebim var.

BAŞKAN – Efendim, yetmedi; ne yapalım; İçtüzüğe göre 3 arkadaşa söz vermem gerekiyordu. Aslında, size de konuşma hakkı vermek istiyordum; ama, sığdıramadım 3 kişinin arasına; kusura bakmayasınız; eski bir arkadaşımsınız ama...

V.—SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.—İçel Milletvekili Ayfer Yılmaz’ın, Devlet Bakanı Güneş Taner’in partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gözlükaya.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkanım, ekonomiden sorumlu Sayın Bakan, burada, enflasyonu nasıl önleyeceklerine dair müşahhas açıklamalarda bulunmadılar; ancak, mazeret olarak, geçmiş hükümetlere birtakım atfı cürümlerde bulundular ve "bu enflasyonun müsebbibi Doğru Yol Partisidir" diyerek bize sataştılar. Bu bakımdan, Doğru Yol Partisi adına, bu sataşmaya, Sayın Ayfer Yılmaz'ın cevap vermesine izin vermenizi rica ediyorum.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) – Öyle bir usul yok.

BAŞKAN – Peki efendim... Yalnız, Sayın Yılmaz, çok kısa bir açıklama yapabilirsiniz. (DYP sıralarından alkışlar)

ŞÜKRÜ YÜRÜR (Ordu) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

TURİZM BAKANI İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Sayın Başkan, sataşma olmadı.

BAŞKAN – Sataştı efendim; enflasyonun bütün sebebini Doğru Yol Partisine yükledi.

Buyurun efendim.

AYFER YILMAZ (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomiden sorumlu Sayın Bakanımıza teşekkür ediyoruz; gerçekten, enflasyonun, bir ülke sorunu olarak algılandığını bu kürsüden öğrendik; ama, sanıyorum, bu çatı altında şu anda dinleyen kişiler, enflasyonla nasıl mücadele edeceğimizi öğrenemedi; çünkü, aynı kitapları ben de okudum; ama, gerçekleşen rakamlarla makro büyüklükleri çalıştırdığım zaman, ne yazık ki, o sonuçlara ulaşamıyorum. Ancak, burada en önemli sorun, Doğru Yol Partisine, enflasyonla ilgili söz söyleyemeyeceği açısındandı ve orada getirdiği konu, sadece ve sadece sosyal güvenlikti. Hatırlatmak isterim, bu olay, 1987 yılında, ekonomide, karşısında diğer siyasî oluşumları gören Hükümetin, KİT'ler üzerinde oluşturduğu yanlış politikalar ve onları ticarî bankalara mahkûm etmesinin sonucunda kamu açıklarının artması, Türk Lirasının aşırı değerlendirilmesi ve sonucunda da, bunun iç denge bozukluklarından dış dengeye vurmasıyla çıktı. Salt olarak onu açıklayacaksak, kamuoyuna buradan vereceğimiz bütün bilgiler de yanlış olacaktır.

Bütün hükümetler, kendi üzerine düşen sorumlulukları aldıkları gibi, bunların çözümünü de getirmiştir ve 5 Nisan 1994'te alınan tedbirlerle de bu ülkede bir istikrar programı çatısı altında nasıl mücadele edilip sonuç alınacağını da Doğru Yol Partisi göstermiştir.

Saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Gündemdışı konuşmalar bitmiştir.

IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.—Irak’a gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Şükrü SinaGürel’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1289)

BAŞKAN – Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 4 Şubat 1998 tarihinde Irak'a gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in dönüşüne kadar; Dışişleri Bakanlığına, Devlet Bakanı Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel'in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Bazı sözlü soruların geri verilmesine dair bir önerge vardır; okutuyorum:

2.—Antalya Milletvekili Arif Ahmet Denizolgun’un, (6/807) ve (6/808) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/299)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

5.2.1998

Gündemin Sözlü Sorular kısmının 162 nci ve 163 üncü sırasında yer alan 6/807 ve 6/808 numaralı sorularımı geri alıyorum.

Gereğini arz ederim.

Arif Ahmet Denizolgun

Antalya

BAŞKAN – Sözlü soru önergeleri geri verilmiştir.

VI. —ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. —Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu Önerisi

BAŞKAN – Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

No : 96 5.2.1998

Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının 11 inci sırasında yer alan 389 sıra sayılı kanun tasarısının, bu kısmın 4 üncü sırasına; 20 nci sırasında yer alan 338 sıra sayılı kanun teklifinin, 5 inci sırasına; 21 inci sırasında yer alan 282 sıra sayılı kanun teklifinin, 6 ncı sırasına; 19 uncu sırasında yer alan 231 sıra sayılı kanun tasarısının, 7 nci sırasına; 89 uncu sırasında yer alan 258 sıra sayılı kanun tasarısının, 8 inci sırasına; 25 inci sırasında yer alan 182 sıra sayılı kanun tasarısının, 9 uncu sırasına; 172 nci sırasında yer alan 412 sıra sayılı kanun tasarısının, 10 uncu sırasına alınmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

Hikmet Çetin

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

Salih Kapusuz Metin Öney

RP Grup Başkanvekili ANAP Grup Başkanvekili

Turhan Güven Metin Bostancıoğlu

DYP Grup Başkanvekili DSP Grup Başkanvekili

Nihat Matkap Metin Işık

CHP Grup Başkanvekili DTP Grup Başkanvekili

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Şimdi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlıyoruz.

VII.—KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.—Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli,Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı :232)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu raporunun ikinci müzakeresine başlayacağız.

Komisyon ?..Yok.

Ertelenmiştir.

2. —Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri komisyonları raporları (1/350) (S. Sayısı :364) (1)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

Komisyon ?..Burada.

Hükümet ?..Burada.

Komisyon ve Hükümet yerlerini almışlardır.

Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde tasarının 2 nci maddesinin oylamasında kalmıştık.

Şimdi, 2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.– Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen ?..Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bu kanun tasarısı açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın kupaların sıralar arasında dolaştırılması suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum :Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kupalar sıralar arasında dolaştırılsın.

Sayın milletvekilleri, oylamada her milletvekili sadece kendi oyunu kullanacak... Dikkat ediyorum; yoksa, oylamayı iptal ederim; çünkü, geçen gün birisini gördüm de 20 tane oy kullandı; onun için bunları söylüyorum.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Salonda olup da oyunu kullanmayan sayın milletvekili varsa, lütfen, oyunu kullansın.

Salonda olup da oyunu kullanmayan sayın milletvekili var mı?.. Yok.

Oylama işlemi bitmiştir.

Kupalar kaldırılsın.

(Oyların ayırımına başlandı)

BAŞKAN – Efendim, oylama işlemi sürerken, çalışmalarımıza devam ediyoruz.

3. —Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)

BAŞKAN – Emniyet Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakerelerine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

4.—Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bingöl Milletvekili Hüsamettin Korkutata ve 20 Arkadaşının,Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay ve 16 Arkadaşının, Burdur Milletvekili KâzımÜstüner’in,İzmir Milletvekili Hakan Tartan’ın ve Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık’ın aynı mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/664, 2/206, 2/422, 2/670, 2/810, 2/869) (S. Sayısı :389) (1)

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bingöl Milletvekili Hüsamettin Korkutata ve 20 Arkadaşının, Ağrı Milletvekili M.Sıddık Altay ve 16 Arkadaşının, Burdur Milletvekili Kâzım Üstüner'in, İzmir Milletvekili Hakan Tartan'ın ve Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık'ın aynı mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun müzakerelerine başlıyoruz.

Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü üzerinde, Refah Partisi Grubu adına, Sayın Sıddık Altay söz istemiştir.

Buyurun Sayın Sıddık Altay. (RP sıralarından alkışlar)

Sayın Altay, süreniz 20 dakika.

RP GRUBU ADINA MEHMET SIDDIK ALTAY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Partim adına görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, muhtar geleneği, bizim kültürümüzde çok eski ve köklü bir yere sahiptir. Köy muhtarlığı, zaten yüzyılları aşan bir geleneğe sahiptir. Mahalle muhtarlığı ise, mahalle kethüdası adıyla, kökü 12 inci Yüzyıla kadar dayanan bir geçmişe sahiptir. Onun için, ananevî geleneğimizin zayıflatılıp, tahrip edilmesine bizim fırsat vermememiz gerekir.

Sayın milletvekilleri, 7 Nisan 1924 tarihinde yürürlüğe konulmuş olan 442 sayılı Köy Yasası ile 1944 yılında çıkarılan Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair 4541 sayılı Yasalar, muhtarı köy ve mahallenin başı, aynı zamanda devlet adına o mahalle ve köyde kamu hizmetlerini yürütecek en büyük görevli, sorumlulukları yüklenecek kişi saymıştır. Bundan 74 yıl önce yürürlüğe konulmuş olan 442 sayılı Köy Kanununun 10 uncu maddesinde, muhtar köyün başıdır, bu kanuna göre köy işlerinde söz söylemek, emir vermek ve emri yaptırmak muhtarın hakkıdır ve görevidir. Muhtar o köyde ve o mahallede devlet hizmetlerini gören memurdur; devlet işlerinde, vazifesini, Köy Kanununun 36 ncı maddesine göre yürütür. Buna göre, köy muhtarının iki önemli görevi bulunmaktadır: Bunlardan bir tanesi devlet işleri, ikincisi de köy işleridir. Bu görevler arasında, hükümet tarafından bildirilecek kanunları, nizamları, köy içinde ilan edip anlatmaktan tutun da, asker toplamaya, bakaya ve kaçakları hükümete haber vermeye, köyde doğanları ve ölenleri, nikâhlananları ve boşananları kaydetmeye kadar, burada saymaya zamanımızın yetmeyeceği, pek çok görev ve sorumlulukları bulunmaktadır.

Burada, şunu belirtmek istiyorum ki; devletin, yasalarla, köy ve mahalle muhtarlarından beklediği hizmet, 657 sayılı Yasayla kendi memurlarından istediği görevlerden çok daha fazladır. Türkiye genelinde sayıları 50 bine ulaşan muhtarlarımız, demokratik sistem içerisinde seçimle işbaşına gelen kamu görevlilerimizdir. Muhtarlarımız, kamu adına, insanların sorunlarıyla birebir muhatap olmak durumundadırlar. Bu anlamda, muhtarlarımız, devletin en uç noktadaki temsilcileridir. Halkla en çok yüz yüze olan kamu temsilcileri oldukları için, en çok sorumluluğa sahip olan kamu görevlileri, muhtarlarımızdır. Hele köy muhtarlarına yüklenen sorumluluk ve görevler çok daha ağırdır.

Burada, şunu özellikle belirtmek isterim: Devletin köy muhtarlarına kişilik kazandırması gerekmektedir. Şöyle ki; köylerde devleti temsil eden bir kişi olarak, kanun, muhtarı köyün en büyüğü ve başı saymıştır. O halde, köye görevli gelen devlet memurları ve güvenlik kuvvetleri -kim olursa olsun- köy ve mahalle muhtarlarına saygı duymalı, onu, köy ve mahallede devleti temsil eden bir kişi olarak bilmelidirler; ama, durum böyle değildir. Çoğu köylerimizde, köy muhtarları, güvenlik kuvvetlerinin, özellikle jandarma ve karakol kumandanlarının baskısı altında ezilirler; hatta, jandarmanın, polisin yapmakla mükellef olduğu görevleri muhtarlardan isterler. Muhtarlar, bu gibi görevleri, gücünün ötesinde olduğundan, yapamadıkları için, bazen dövülürler, sövülürler, hakarete uğrarlar. Muhtarlarımıza, bu yönden de, kişilik, saygınlık kazandırmamız gerekmektedir. Topluma yararlı olan bu insanlar devletin himayesi altına alınmalıdır.

Sayın milletvekilleri, seçimle işbaşına gelen insanlar güçlüdürler. Bu kuvveti, meşruiyetin ana kaynağı olan milletten alırlar. Bu durumlarına rağmen, muhtarların hak isteme konusundaki titiz davranışları, belli bir seviyenin ve belli bir sorumluluğun eseridir. Millet olarak, hür, demokratik düzeni benimsemişizdir. Bu sistem içinde, en önemli yerlerden birinin de muhtarlık müessesesi olduğu bilinmektedir. Muhtarlar, kendi sorunlarını kamuoyunun dikkatine sunarken, onu, çeşitli düzeydeki platformlarda tartışırken bu temel esasları göz önünde bulundurmuşlardır. Köyde devletin, mahallede halkın temsilcisi olan ve milletimizin gerçek ihtiyacından doğan muhtarlık müessesesine toplum hayatımızda çok önemli görevler verilmekte ve muhtarlar, bu görevlerine halen devam etmektedirler. Bugün, muhtarlarımıza çeşitli kanunlarla yüklemiş olduğumuz, vermiş olduğumuz 100 - 150'ye yakın görev bulunmaktadır. Ne var ki, kamu adına insanların sorunlarıyla birebir muhatap olan ve bu anlamda devleti temsil etme durumunda olan muhtarlarımız, bu temsil görevinin gerektirdiği imkânlardan mahrum bırakılmışlardır. Devlet, son artışlarla 10 milyon lira civarında muhtarlarımıza maaş vermektedir. Bu maaş günümüzün ekonomik şartlarında son derece komiktir. Şu kadarını ifade edelim ki, muhtarların eline geçen maaş, zorunlu olarak ödedikleri Bağ-Kur primlerinin taksitlerine bile yetmemektedir. Muhtarlarımız, sosyal güvenlik primlerini ceplerinden ekledikleri paralarla, ancak ödeyebilmektedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, muhtarlarımız, seçimle işbaşına gelen kamu görevlileri oldukları için, demokrasinin yerel bazdaki en güzide temsilcisidirler. Seçimle işbaşına gelen bu insanlarımızın, demokrasinin fazilet rejimi olduğunu önce kendi dünyalarında benimsemeleri gerekmektedir. Bu da, ancak, muhtarlarımızı, devletin kendilerine yüklediği demokratik sorumluluğun önemini yansıtacak ekonomik ve sosyal imkânlara kavuşturmakla mümkün olacaktır.

Değerli milletvekilleri, muhtarlarımız, devletin çok önemli sorumluluklar yüklediği kamu görevlileridir. Bu kadar önemli görevler verdiğimiz bu insanların ellerinde birer mühür, bu mühürle yüklendikleri sorumluluğun gerektirdiği imkânlardan mahrum bırakmak, demokrasinin faziletiyle bağdaşmaz. Türkiye genelinde binlerce muhtarımız, kendilerine bir ofis temin edebilmekten bile mahrumdur. Ellerine geçen 10 milyon lirayla bir büronun masraflarını karşılamak bir tarafa, kamu hizmeti görebilmek için yaptıkları telefon görüşmelerinin faturasını ödemekte bile zorlanmaktadırlar.

Köy ve mahalle muhtarlarına, sorumluluklarına paralel olarak ve günün şartlarına uygun, en azından asgarî yaşam standartlarını sağlamaya yetecek kadar maaş bağlanması, devletin kamusal sorumluluğunun zorunlu bir gereğidir. Fakat, burada bir hususu belirtmek gerekir; tüm bu imkânsızlıklara rağmen, muhtarlarımızın, fedakâr çalışmalarıyla, kendi imkânlarını kullanarak, bilgisayar çağını yakaladıklarını görüyoruz. Özellikle büyük şehirlerde, muhtarlarımız, halkın sorunlarını bilgisayar tuşlarını kullanarak çözmekte, zaman, mekân ve emek israfının önüne geçmektedirler. Bu muhtarlarımızı da tebrik ediyorum. Bu gelişmeler, muhtarlarımızın imajında da değişmelere neden olmaktadır ve yeni gelişmeler göstermektedir.

Tabiî ki, aynı şeyi köy muhtarlarımız için söylemek mümkün değildir. Köy muhtarlarımızın sorunları hepinizce malumdur. Gerçekten de, köy muhtarlarımızın durumları iç açıcı değildir. Bu nedenle, tüm muhtarlarımızın, büyük şehirlerdeki muhtarlar gibi bazı imkânlara kavuşturulması gerekmektedir. Muhtarlarımız, teknolojinin gerektirdiği kolaylıklarla, sundukları hizmetin kalitesini artırmalıdırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kapsamlı bir yerel yönetimler reformu artık kaçınılmaz hale gelmiştir. Tüm dünyanın yerinden yönetim modeline yöneldiği modeline yöneldiği bir dönemde, yetkinin merkezde, sorumluluğun ise yerelde tutulmasının mantığını kavramak mümkün değildir. Bu çerçevede yapılacak bir mahallî idareler reformu ile sorumluluğun gerçek sahiplerine; yani, yerel yöneticilere, sorumluluklarının gerektirdiği yetki ve imkânların sağlanması, artık, kaçınılmaz hale gelmiştir. Anadolu tabiriyle, davul kimin omzundaysa, tokmağı da ona vermemiz gerekmektedir. Bu noktada, köy muhtarlarının, yetkilerinin artırılarak, köyün her türlü sorununun çözümü için birinci öncelikli yetkili merci yapılması, modern yönetim anlayışının gereği haline gelmiştir ve zarurîdir. Bunun için, köylere müstakil bütçe tahsis edilerek, elektrik, su, yol, altyapı gibi temel zaruretlerin yerinden çözülmesine imkân sağlanması, yıllardan beri köylerimize götürülemeyen hizmetlerin ulaşmasını kolaylaştıracaktır. Yapılacak bu düzenleme ile köy gelirlerinin artması da sağlanmış olacaktır.

Belediye meclislerinde, mahalle muhtarlarına da söz hakkı verilmelidir. Belediye başkanları ile kaymakamlık veya valilikler, muhtarlara yer temini konusunda öncelik vermeli, mahalle ile ilgili konularda muhtarları her zaman birinci muhatap almalı ve onları dinlemelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhtarlarımıza yeniden düzenlemeyle sağlanacak maaş artışının yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Yeni yasayla, şu andaki katsayıya göre, ocak ayı itibariyle, muhtarlarımızın eline takriben 18 milyon civarında bir miktar geçecektir. Doğrusu, biz, bunu uygun bulmuyoruz. Biz, Refah Grubu olarak verdiğimiz teklifte, Hükümeti ve Meclisimizi ikidebir bu konuda meşgul etmek istemiyorduk; bunu, bir statüye bağlamak istiyorduk. Bu da nedir; muhtarlarımız da her yıl değişen asgari ücret seviyesinden yararlansın. Dolayısıyla, bunu, bir siyasî polemik konusu da yapmamamız gerekir. Her ne kadar, bu tasarıda, muhtarlarımızın ödenekleriyle ilgili, Bakanlar Kuruluna yüzde 100 oranında artırma yetkisi veriliyorsa, da tabiî ki, siyasî partiler -özellikle, iktidarlar- seçim zamanlarında, bunu, bir siyasî koz olarak kullanacaklardır. Tabiî, siya koz olarak kullanılması uygun değildir. Bunun doğrusu, gerçeği, bu konunun Mecliste çözülmesidir. Bakanlar Kuruluna bırakılmadan, bunun, en iyi şekilde yapılması gerekirdi. Gerçi, biz, bunları komisyonda söyledik; ama, komisyonumuz, bunu, bu şekliyle değerlendirdi.

Değerli milletvekilleri, tüm bu çalışmalar sonucunda, Hükümetimizin, bugün, Meclis gündemine getirdiği, muhtarların ödeneklerinin artırılmasıyla ilgili tasarı, bugün, Türkiye'de, sayıları 50 bini aşmış bulunan muhtarlarımız için yine de iyi bir çalışma olacaktır, onlara yeni bazı imkânlar sağlayacaktır.

Bu tasarının, bu şekliyle de olsa, tüm muhtarlarımıza hayırlı olmasını diliyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

2. —Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri komisyonları raporları (1/350) (S. Sayısı :364) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının yapılan açık oylamasına 234 sayın milletvekili katılmış; 231 kabul, 2 mükerrer, 1 geçersiz oy çıkmıştır. Bu suretle, tasarı yasalaşmıştır; hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

4.—Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bingöl Milletvekili Hüsamettin Korkutata ve 20 Arkadaşının,Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay ve 16 Arkadaşının, Burdur Milletvekili KâzımÜstüner’in,İzmir Milletvekili Hakan Tartan’ın ve Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık’ın aynı mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/664, 2/206, 2/422, 2/670, 2/810, 2/869) (S. Sayısı :389) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası, Demokrat Türkiye Partisi adına, Van Milletvekili Sayın Mahmut Yılbaş'ta.

Buyurun efendim. (DTP sıralarından alkışlar)

DTP GRUBU ADINA MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasası olarak adlandırdığımız, kısaca 2108 sayılı Yasanın bir maddesinde değişiklik yapılmasına dair tasarı hakkında, Demokrat Türkiye Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tasarıyla getirilmek istenilen, köy ve mahalle muhtarlarına, biraz önce değindiğim 2108 sayılı Yasayla verilmekte olan ödeneklerin -yetersiz kalması nedeniyle- yükseltilmesinden ibarettir. 2108 sayılı Yasa, bu yetersizlik nedeniyle, zaman içerisinde sistemin ve mekanizmanın gereği olarak değişikliklere uğramıştır. Bu gösterge, 1991 yılında 500'den 1 000'e çıkarılmış, yine 1995 yılında, Bakanlar Kurulu kararıyla 2 000'e çıkarılmıştır. Demek ki, mekanizmada, sistemde bir yanlışlık vardır. Zaman içerisinde enflasyonla birlikte paranın alım gücü düştüğünde, bu tür sabit göstergelerle verilen ödenekler ve maaşlar yetersiz kaldığından, değiştirmeler söz konusu olmaktadır ve bu da zaman aldığından, değişikliklerin zamanında olmaması gibi bir sonuca götürmektedir. Onun için, bu tasarının mantığı yanlıştır.

Biraz evvel, Refah Partisi Grubu adına, burada konuşma yapan değerli milletvekili kardeşimin de ifade ettiği gibi, her şeyden evvel, miktardan önce, bu mantığın değiştirilmesi lazımdır. Zaman içerisinde, müdahale etmeksizin, kendi kendisine yükselen bir rakamı sağlayacak bir mekanizmayı orta yere koymamız icap eder; yani, değerli milletvekili kardeşimin ifade ettiği gibi, bu konuda, asgari ücretin, bu Meclis tarafından kabul edilmesiyle, mesele, kökten bir çözüme kavuşturulacaktır.

Demokrat Türkiye Partisi Grubu olarak, bu düşünceyi de paylaştığımızdan, bir değişiklik önergesini Sayın Başkanlığa sunmuş bulunuyoruz. Öyle zannediyorum ki, diğer grupların da bu yönde yaklaşımları olacaktır. İnşallah, bir noktada birleşir ve bu sorunu da kökünden halletmiş oluruz.

Değerli arkadaşlarım, muhtar ödenekleri ve sosyal güvenlikle ilgili kanun tasarısı Yüce Meclise getirildiğinde, bu mekanizmanın, bu sistemin bütünü hakkında, bu kürsüden düşünce ifade etmemek, büyük bir eksiklik, büyük bir noksanlık olarak düşünülmelidir. Bugün, nüfusumuzun yüzde 46'sını teşkil eden ve kırsal kesimde bulunan insanlarımızın idare edildiği sistem, muhtarlık ve köy sistemidir. Birçok eski yasamız gibi, bununla ilgili yasa, 1924'te çıkarılmış ve o günden bu tarafa da, çok ciddî bir değişiklik yapılmadan gelmiştir.

Zaman zaman, çeşitli zeminlerde -ister siyasî zeminler olsun ister idarî veya bilimsel zeminler olsun- mahallî idarelerle ilgili konular gündeme getirildiğinde, maalesef, bir eksiklik söz konusu olur. Bu eksiklik -bir hata olarak vasıflandırmak istemiyorum- ya bilinçli olarak gündeme getirilmekte veyahut da unutulmaktadır. Mahallî idareler denildiğinde, hep, akla, belediyeler geliyor, belediyelerle ilgili mevzuat veya belediyelerle ilgili maddî kaynaklar söz konusu oluyor.

Değerli arkadaşlarım, bunun dışında, hepimizin malumu olduğu üzere, mahallî idareler dediğimizde, üçlü bir sistem vardır; sistemin ilk parçasını köyler oluşturur; yine, mekân olarak köylerin tamamını içine alan, özel idareler dediğimiz, diğer bir mahallî idare sistemimiz vardır. Her nedense, siyasette, politikada, belediye ve belediyelerle ilgili konular hep ön sırada ele alınmış, gündeme getirilmiş; ama, bunun gerisinde olan, nüfusun neredeyse yüzde 46'sının yaşadığı köylerle ilgili bir iyileştirme, reform, Yüce Meclisten geçmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, bugün, köy sistemine baktığımızda -neresinden bakarsanız bakınız- bir unutulma söz konusudur. Bugün, köy bütçeleri diye, sembolik olarak köyler tarafından yapılan bütçelerin gelirleri imeceye dayanır; ama, bu imece, Anayasa tarafından angarya olarak kabul edildiğinden kaldırılmıştır. Yani, köyün ortak ihtiyaçlarını, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak için, yine köylünün kendisine dönüp, sen, kendi aranda sağlayacağın maddî kaynaklarla kendi meselelerini çözmeye çalışacaksın... Ama, öbür taraftan, belediyelere ve son zamanlarda, 1987 yılında yapılan değişikliklerle, özel idareye de bütçeden kaynak aktarılması söz konusu olmuştur; ama, bu kaynak yeterli değildir.

Değerli arkadaşlarım, mahallî idarelerde bir reformist yaklaşımın başında, gündemin başında, her şeyden önce, köylerin ve köyde, kırsalda yaşayan insanlarımızın dikkate alınması söz konusu olmalıdır; bu, neyi gerektirir; kırsalda yaşayan insanlarımız, diğer mahallî idarelerde olduğu gibi, mutlaka, bütçelerden bir pay almalıdırlar; bu sağlanmadığı sürece, gerçek anlamda, mahallî idarelerde, Yüce Meclisin bir reformist hareket içerisinde olduğunu ifade etmek mümkün değildir.

İkinci konu, değerli arkadaşlarım, köy idare tarzını yeniden elden geçirip, buna çağdaş bir hüviyet kazandırmak mecburiyetindeyiz. Bugün, Köy Kanununa bakınız; Köy Kanununda, köy ihtiyar heyetleri ile köy muhtarlarının, devletin hemen hemen bütün işlevini kapsayan görevleri vardır. Halbuki, bu görevler, devletin değişik organları tarafından yürütülür. Köy muhtarının adlî görevi vardır; adlî görevi, bağımsız yargı, adlî kuruluşlar ve idarî kuruluşlar yürütürler. Köy muhtarının idareyle ilgili görevleri vardır, mahallî idarelerle ilgili görevleri vardır. Diğer idarî kuruluşlara da baktığınızda, bunlar ayrı, kimileri özerk, kimileri bağımsız kuruluşlardır.

Diğer taraftan, değerli arkadaşlarım, çok enteresandır; bu ülkenin nüfusunun yüzde 46'sında güvenlik ve asayişi sağlama görevi, köy muhtarının görevidir; idarî ve adlî tebligat yapma görevi, köy muhtarının görevidir. Öbür taraftan, sağlık ve eğitimle ilgili görevlerin denetimi ve gözetimi, köy muhtarına ve ihtiyar heyetine verilmiştir. Bu kadar yoğun görevin verildiği bir idarî mekanizma içerisinde, bu görevlerin nasıl yapılacağı, bugüne kadar ciddî şekilde tartışılmamıştır, gündeme getirilmemiştir ve çözüme kavuşturulmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, demokratikleşme açısından, dünyada, bugün örnek olarak gösterilen ülkelerde veya gelişmekte olan, kalkınmakta olan, demokrasiyi kendilerine hedef teşkil eden ülkelerde de çok değişik temayüller, yaklaşımlar vardır.

Değerli arkadaşlarım, bugün, demokrasinin beşiği dediğimiz Kıta Avrupasında, bizlerin, hemen hemen dünya idare sistemine, literatürüne katkıda bulunmak suretiyle getirmiş olduğumuz muhtarlık -ki, bir idarî birim şeklidir- ve mülkî idare sistemi, kendimize ait, kendi kültürümüzün bir ürünüdür; bunlar bin yıllık bir tarihe sahiptir. Batı ülkelerine baktığımızda, -özellikle muhtarlıkla alakalı olarak- bu tür ülkeler, demokratikleşmenin, katılımcılığın daha küçük birimlerde olabileceğini, bunun için, artık, belediye dediğimiz mahallî idare sisteminin bu amaca yönelik olarak örgütlenmemiş olduğunu ileri sürerek, mahalle teşkilatlarının, hatta kendi tabirleriyle "neighborhood" dediğimiz komşuluk ilişkilerinin kurumsallaştırılması yönünde çalışmalar yapmaktadırlar. İşte, bizim komşuluk dediğimiz, özellikle köylerde ve şehirlerde kurumsallaşmış olan idarî mekanizmamız, köy ve mahalle muhtarlıklarıdır. Demek ki, bu ülke ve bu ülkenin kültürü, bundan bin yıl önce, bugün, Batı'nın demokrasi olarak vasıflandırdığı bir idare tarzını benimsemiş ve yüzlerce yıl, nüfusumuzun hemen hemen yüzde 70'i, yüzde 80'i bu idare tarzıyla idare edilmiştir. Bugün, çok iddialı bir yaklaşım olarak görülmemelidir; yani, demokraside bizim tecrübemiz, sadece işte 1946'lara, 1950'lere çekilerek, elli yıllık, altmış yıllık bir demokrasi anlayışımız vardır, tecrübemiz vardır demek bana göre bir yanılgıdır.

Değerli arkadaşlarım, onun için, demokratikleşmenin de sağlanabilmesi bakımından köy idarelerinin, mahallî idarelerin, mutlaka, acilen gündeme getirilip, yeniden bir sisteme kavuşturulmaları gerekmektedir. Bu sistem ne olacaktır; mutlaka demokrasinin evrensel özelliklerini taşıyacaktır. Değerli arkadaşlarım, bunun için, mahalle ve köy idaresinin üzerinde kurulacak üst kurullar da daha demokratik hale gelmiş olacaklardır. Biz, niçin mahalle muhtarlarının belediye meclislerine üye olarak katılmalarını düşünmüyoruz; en azından niçin bunu tartışmıyoruz? Biz, niçin ilçelerde bir hükmî şahsiyet halinde kendi bütçelerini hazırlayan, kendi bütçelerine ilişkin olarak yatırım programlarını görüşen bir hükmî şahsiyeti düşünmüyoruz? Niçin bu hükmî şahsiyetin üyelerinin seçimle gelen köy muhtarları olmasını sağlayacak yasal değişiklikleri gündeme getirmiyoruz?

Değerli arkadaşlarım, bunu sağladığımız takdirde, hepimiz yaşamla içinde bulunarak göreceğiz ki, Türkiye'yi, bugün özlemini çektiğimiz hukuk devleti olarak, demokratik bir ülke olarak ve insan hakları konusunda diğer ülkelerden geri kalmayan bir çizgiye gelen ülke olarak elbirliğiyle yaratmış olacağız.

Değerli arkadaşlarım, bunun için de idare mekanizmamızda, sistemimizde çok ciddî değişiklikler yapmamıza gerek yok. Burada ayaküstü ifade edebilirim, diyebilirim ki, bugün sayıları 36 bin ilâ 40 bin arasında ifade edilen köylerde, Köy Kanununda yapılacak olan bir maddelik değişikle "belediyelerle ilgili mevzuat köylerde de uygulanır" dediğimiz an, biz, köylerimizde bir reform yapmış oluruz, bir idarî reform yapmış oluruz. Artık, köylerde vatandaşlarımız, hizmeti devletten bekler halden çıkıp, kendi katkılarıyla, kendi iştirakleriyle, kendi yaklaşımlarıyla yaşadıkları yöreleri daha sağlıklı, daha yaşanabilir bir hale getirirler.

Değerli arkadaşlarım, köy yaşamına baktığınızda, birtakım hükmî şahsiyetlerin tasarrufları birbiri içine girmiştir. Köy ortak malı vardır; bu, köylünün birlikte tasarrufta bulunduğu bir gayrimenkuldur; ama, onun yanında, meralar vardır. İnşallah, bu Meclisimizde, yakın bir zamanda, mera hukukumuzla ilgili mevzuat değişikliğini de yapacağız. Düşünebiliyor musunuz, bu meradan, kırsalda yaşayan nüfusumuzun bütün hayvan varlığı yararlanır; ama, bu meranın sevk ve idaresi, kullanımı, yönetimi, köy idaresinden esirgenmiştir. Bu nasıl bir anlayış?!. Belki zamanında, o zamanki idarî anlayışın gereği olarak, bunu, bu şekilde görmek mümkün olabilirdi; ama, bugün, en azından, çevrenin korunması, doğanın korunması, insan unsuruyla yapılabilecek, insan unsuruyla takip edilebilecek bir olaydır. Siz, o doğa içerisinde yaşayan insanı bundan çekip alırsanız, onun ilgisinden uzak tutacak olursanız, doğanın korunmasını, çevrenin korunmasını da sağlayamayız.

Değerli arkadaşlarım, öbür taraftan, yine, hepinizin bildiği gibi, çok gariptir bu, hâli arazi diye bir arazi, mülk edinme şekli vardır. Bu hâli arazi kimindir; devletin midir, mahallî kuruluşların mıdır, bireylerin midir; bu konuda bugüne kadar bir içtihat birliği de sağlanmamıştır. Değerli arkadaşlarım, onun için, mutlaka ve mutlaka, kırsaldaki hayat tarzını değiştirebilmemiz için, her şeyden önce oranın idarî yapısını değiştirmek durumundayız. Bunu yapmadığımız takdirde, kırsala hizmetin gitmiş olmasına rağmen, bugün kimse ifade edemez, söyleyemez, cumhuriyet hükümetleri bugüne kadar kırsala bir şey götürdü diyemez. Bugün, kırsalımızda, Allah'a çok şükür, kış aylarında -yani, kasabalarla, ilçelerle, il merkezleriyle- o yoğun kar yağışlarının olduğu Doğu Anadolu Bölgemizde dahi köy yollarının en fazla kapalı kaldığı gün sayısı iki günü aşmaz. Bugün, uluslararası telefon görüşmesi kırsalımıza kadar götürülmüştür.

Değerli arkadaşlarım, bugün, hiç olmazsa, dört veya beş köy bir araya getirilmiş, onlara, sağlıkevi veya sağlıkocağı altında, sağlığın ilk kademesinde ihtiyaç duyulan aşı gibi konular, hizmetler götürülmüştür; ama, buna rağmen kırsaldan şehirlere, kent merkezlerine akın durmamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bunun birinci nedeni ekonomik; ikinci nedeni ise, biraz evvel ifade etmeye çalıştığım, sosyal ve idarî yetersizliktir. Biz bunu sağladığımızda, bugün büyük kentlerimizin içerisinde bulunan beldelerde yaşayan, kentlerde yaşayan insanlara, yeteri kadar altyapı hizmetinin götürülememesi gibi bir durumdan da ülkeyi kurtarmış olacağız.

Değerli arkadaşlarım, Büyük Atatürk'ün ifade ettiği gibi, sadece ifadede de kalmayan, kendi döneminde, yaşadığı dönemde hayata geçirdiği "köylü, bu milletin efendisidir" sözünü, biz, yeniden hayata geçirmek mecburiyetindeyiz; çünkü, bu ülkede sanayide olduğu gibi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılbaş, size 1 saat daha süre verebilirim.

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Sağ olun Sayın Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Gerçekten... 1 saat vereyim mi?

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Sağ olun efendim...

BAŞKAN – Ne kadar istiyorsanız vereyim. Hakikaten...

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Hayır, hayır konuşun canım; siz iktidar partisisiniz, konuşun...

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Vaktinizi almayayım, değerli arkadaşlarımın da.

...gerçek üretken, üreten ve tüketen kırsalımızda yaşamaktadır; kırsalımızda yaşayan insanlarımızdır. Dilim varmıyor, söyleyemiyorum; çünkü, sürekli olarak bugüne kadar "köylü köylü" demekle, hep köylü olarak bırakmışız o insanlarımızı. Diyorum ki, kırsalda yaşayan insanlarımızı da, süratle yapacağımız yasal değişikliklerle, bu sosyal hayata, çağdaş hayata entegre etmemiz gerekmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle hem sizleri hem de bizleri izleyen insanlarımızı saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum efendim. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılbaş.

Sayın milletvekilleri, şimdi müzakere ettiğimiz kanun tasarısı, muhtarların maaşlarının artırılmasına ilişkin bir kanun tasarısıdır. İktidar partisinin sözcüleri kürsüye çıkıp da 20 dakika konuşursa, bütün Türk idare sistemini burada dile getirirse, peki buradan nasıl kanun çıkacak? 6 grup var, 20'şer dakikadan 120 dakika; 2 milletvekili 10'ar dakikadan, toplam 140 dakika, Hükümet ve komisyon da söz alırsa, tümü üzerindeki konuşmalar 3 saat alır. Biz burada kaç saat çalışıyoruz?.. (DYP, ANAP ve DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Efendim, yani ben alkışlanmak için değil de, şurada bir iş yapmak için varsak, hakikaten faydalı işler yapalım.

İşte Hükümet anons ediyor, ilan ediyor: "Öğretmen maaşlarını artıracağım." Sırada er polisler var, onlar da büyük bir sabırsızlıkla bu kanunların çıkmasını istiyorlar. Daha bir sürü kanun tasarısı var sırada. İktidar partisi çıkıp da burada hem konunun dışına çıkarsa, hep böyle süreleri doldurursa, biz nasıl çalışacağız? (DYP, ANAP ve DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Gerçekten, eğer, bu Meclisi verimli çalıştırmak istiyorsanız, özellikle iktidar grubu çıkıp konuşmayacak, iktidar grubu iş yapacak. İktidar sizin elinizde, daha neyi konuşuyorsunuz... Kusura bakmayın; ama, burada, bazı şeylerde sabrımız tükeniyor.

Şimdi, ANAP Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Abdullah Akarsu; buyurun efendim. (ANAP, DSP ve DTP sıralarından alkışlar)

Sayın Akarsu, sizin de süreniz 20 dakika; ama, istediğiniz kadar konuşabilirsiniz.

ANAP GRUBU ADINA ABDULLAH AKARSU (Manisa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Başkanımızın önerisini dikkate alacağım; çünkü_

TURHAN TAYAN (Bursa) – Aydınhavası olsun.

ABDULLAH AKARSU (Devamla) – Pek aydınhavası gibi olmayacak sayın milletvekilim.

Bu 55 inci Hükümet, 1977 yılından beri ilk defa ele alınan, ilk defa hatırlanan bir konuyu gündeme getirmiştir. 55 inci Hükümete, Plan ve Bütçe Komisyonuna, bu tasarının hazırlanmasında emeği geçen bütün arkadaşlara şükranlarımı sunuyorum.

Toplumumuzun temeltaşı olan muhtarlarımızla ilgili Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına ilişkin, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış olarak huzurlarınızda bulunuyorum ve bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sistemimiz içinde, vatandaşın başvurduğu ilk devlet kapısı muhtarlıklarımızdır. Muhtarlarımız, vatandaşımızla sürekli iç içe yaşayan ve onların devlet kapısındaki ilk görüştüğü kişilerdir. Bulunduğu noktada, mahallenin veya köyün ekonomik, sosyal, kültürel kalkınmasını sağlamak, hatta, namusunu ve şerefini himaye etmek amacıyla, ellerinden geleni yapma gayreti ve sorumluluğu içindedirler. Hizmet ürettiği yerde kanunların bekçiliğini yapmakla kalmaz, millî terbiye ve geleneklerin korunmasına da yardımcı olurlar.

Yerel yönetimler içerisinde muhtarlıklarımız demokrasinin temel taşlarıdır. Sağlıklı bir demokratik yönetimin işleyişi, en küçük birimdeki bu yöneticilerin halk ve hizmetlerle olan ilişkisinin etkinliğine bağlıdır. Vatandaşın çıkarlarının resmî sözcüsü olan muhtarlıkları ve muhtarlarımızı layık olduğu konuma kavuşturmak temel görevimizdir diye düşünüyorum. Bu açıdan, muhtarlarımızı, Yüce Parlamentoda görev yapan milletvekillerimizden ayrı görmüyorum; çünkü, bizim çektiğimiz sıkıntıların, bizim yaşadığımız zorlukların belki bir kat fazlasını muhtar arkadaşlarımız çekiyorlardır ve onun için, bizim sahip olduğumuz özlük haklarının büyük bir kısmına sahip olmaları gerektiğine inanıyorum. Bu sebeple, huzur içerisinde çalışmalarını yapabilme, ödenek, sosyal güvenlik, şahıs güvenliği ve sağlıklı çalışma yeri gibi isteklerini de göz önüne almak durumunda olduğumuzu zannediyorum.

Günümüzde, muhtarlarımız, 2108 sayılı Kanun gereğince ödenek almaktadırlar. Aldıkları ödenek, 1977 yılından beri düzenlenmemiştir. Getirilen tasarıyla, göstergedeki ve memur maaş katsayısı çarpımı baz alınarak yapılan iyileştirme, 1977 yılından beri ilk defadır ve buna göre de gösterge 2 000'den 3 000'e çıkarılmaktadır. Yapılan artış, bugünkü ekonomik sürecin getirdiği sonuçlar içerisinde bize göre belki az gelebilir; ama, Türkiye'nin şu anda içerisinde bulunduğu pozisyon göz önünde tutulursa yeterlidir diye düşünüyorum.

Esasen burada konuşmamız ve tartışmamız gereken bir mesele, köy muhtarlıklarımızın içler acısı pozisyonudur. Bakınız, 55 inci Hükümet -Cenabı Hak nasip edecek- önümüzdeki süreç içerisinde, çok kısa bir zamanda, yerel yönetim reformunu Yüce Parlamentoya sevk edecek. Benden önce konuşan saygıdeğer milletvekilleri, bu konuda belli başlı fikirler serd ettiler. Bu konunun, bu fikrin ana sahibi Anavatan Partisidir; 1985'te gündeme getirilmiş, pişirilmiş, kotarılmış, hazırlanmış, 1991 seçimlerinden sonra gelenler tarafından hep gözardı edilmiş; ama -Allah nasip etti- 55 inci Hükümet, yerel yönetim reformunu, yine Anavatan Partisi kanalıyla bu Yüce Parlamentoya getirecek ve esas, muhtarlıklar ve yerel yönetimlerde sağlanacak iyileştirmelerle, bu problemler kökünden çözülecektir.

Düşünebiliyor musunuz, bir dağ köyünde muhtarlık yapan hemşerim, bir muhtar kardeşim, 50 torba çimento için, oradan 70 kilometre mesafedeki ilçeye gidecek veya yetmeyecek, imkân yoksa, 150 kilometre mesafedeki sayın valiye ulaşacak ve köyündeki okulun, camiin, herhangi bir şeyin etrafını sıvamak için, tamir etmek için, 50 torba çimentonun peşinde koşturacak. Böyle bir sistem dünyada kalmadı; kalmadıysa, muhtarların şahsında sağladığımız bu iyileştirme yetmez; o zaman, köy muhtarlıklarına köy bütçeleri koymalıyız, insanlarımızı doğdukları yerde doyurmanın yollarını arayacağımız gibi, doğdukları yerde sürdürülebilir hayatlarını en randımanlı şekilde idame ettirmelerinin çarelerini mutlaka bulmak ve üretmek zorundayız diye düşünüyorum.

Köy muhtarlıklarımızın sosyal yapısı, nüfus, ulaşım, altyapı sorunları belirlenmeli ve onun için özel bütçeler hazırlanmalıdır. Muhtar ve heyeti, tahsis edilen bütçeyi, muhtarlık giderleri dahil olmak üzere -yani devletin ciddiyetine yakışır fonksiyonları haiz olmak üzere- o yörenin hizmetinde ilk elden kullanmalıdırlar.

Partimizin fikirler manzumesinde belirtildiği gibi, yerel yönetimlere özerklik tanınması, yerinden yönetimle malî destek ve yetki verilmesi birçok sorunu temelden çözecektir ve daha kısa vadede bürokrasiden de uzaklaşmış olacağız.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; muhtarlarımızın göstereceği başarının bizim başarımız olacağını bilmek gerektiğini düşünüyorum. Muhtarlar için neler yapabiliriz diye, kendimi sorguladığımda, aklıma geliveren birkaç meseleyi gözlerinizin önüne sermek istiyorum:

Köy ve mahalle muhtarlarımız -ki, bu, Yerel Yönetimler Reform Tasarısı içerisinde mevcut- il ve ilçe meclislerimizde temsilci olmalıdırlar,

Sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmalıdırlar,

Düzenli, optimal hizmet verebilecek ofislere sahip olmalıdırlar.

Bazı arkadaşlarımızla beraber, bu noktada bir hazırlığımız var, Sayın İçişleri Bakanımız da buradayken, özellikle bir hususu gündeme sunmak istiyorum: Eski muhtarlardan alınan silah ruhsatı harçlarının, görevdeki muhtarlarla aynı seviyede tutulması gerektiğine inanıyorum; çünkü, o noktada hizmet üretmiş bir muhtar kardeşimin, muhtarlığı düştükten sonra, fizikî zorlukları varsa, o ortadan kalkmamıştır, bir avuç insanın içinde yaşamaktadır; onun, o güvenlik mekanizmasını elinden almak devletimize yakışmaz, 50 bin civarındaki muhtarın vereceği üç beş kuruş fazlayla da devlete ekstra bir gelir olmaz diye düşünüyorum.

Sayın Başkan ve saygıdeğer milletvekilleri; sonuç olarak, Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına şahsım ve Anavatan Partisi Grubu olarak destek veriyoruz.

Ayrıca, bu tasarıyı huzurumuza getiren, bu değişikliğe yardımcı olan Hükümetimize, komisyonlarımıza ve bu tasarının hazırlığında kanun teklifleri vererek yardımda bulunan bütün parlamenter arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akarsu.

Efendim, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sıvas Milletvekilimiz Sayın Tahsin Irmak; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Irmak, süreniz 20 dakika efendim.

DYP GRUBU ADINA TAHSİN IRMAK (Sıvas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile ilgili olarak şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, köy ve mahalle muhtarlığı müessesesi, geçmişi 1820'lere kadar uzanan geleneksel kuruluşlarımızdandır. Bu kuruluşlarımızdan biri köylerde kurulu bulunan köy yönetimi, diğeri ise şehir ve kasabalarımızda tesis edilmiş bulunulan mahalle yönetimleridir. Ülkemiz belediye ve il idareleri Batıdan esinlenerek kurulan yerel yönetim kuruluşları olmasına rağmen köy ve mahalle muhtarlıklarımız, ülkemizin koşullarında kendiliğinden ortaya çıkmış geleneksel yönetim kuruluşlarımızdandır.

Bunlardan köy muhtarlıkları, yönetim sistemi içerisinde yerel yönetim kuruluşları olarak yer almakta ve Anayasada ifadesini bulan bir tüzelkişiliğe sahip olmasına rağmen, mahalle muhtarlıklarının bir tüzelkişiliği dahi yoktur. Oysa, bunca yıldır yönetim sistemimiz içerisinde yer alan mahalle muhtarlıklarının tüzelkişiliği ve bütçesinin olmaması gerçekten üzücüdür.

Köy ve mahalle muhtarlarına kendi özel yaşamları dışında, çeşitli yasa, tüzük, yönetmelik ve genelgelerle çok sayıda görev verilmiştir. Örneğin, mahalle muhtarlıklarına verilen görev sayısı, 1967-1971 yıllarında İçişleri Bakanlığınca yapılan bir araştırmaya göre, 143'tür. Yani, bir muhtarın 143 görevi vardır. Bugünkü son teknolojik gelişmelere rağmen, aşağı yukarı, bir muhtara 150' ye yakın görev veriyoruz; fakat, bunun karşılığında, muhtarların -biraz sonra da değineceğim gibi- ne biçim sıkıntılar altında yaşadığı, ne biçim sıkıntılar çektiği, ne biçim sıkıntılar içerisinde olduğu açıkça görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, gerçekten, şimdi, köylerde, bizi, televizyon başında dinleyen bütün muhtarlar, her hükümet döneminde, köylerinin sorunlarıyla ilgilendikleri gibi, ayrıca, bir de, hükümetin temsilcisi vasfındalar. Mesela, bugün, enflasyon yüzde 101'leri aşmış, banka faizleri yükselmiş, köylü, bankaya gidemiyor; tarım kredi faizleri yükseltilmiş, kooperatif paralarını ödeyemiyor. Köylülerin hayvan paraları bitmiş, yemleri bitmiş, bunu alamıyorlar; kafası bozulan millet, nasıl olsa başbakana kavuşamadığı için, bakanlara kavuşamadığı için, gidip, köy muhtarına kafa tutuyor. Yani, muhtarların bu tür sıkıntılarını getirirken, aslında, devletin bütün yükünü bu muhtarların çekmesine rağmen... Çünkü, ne yapıyor muhtarlar; sağlık müdürüne gidiyor, köyünde ebe, hemşire... Zaten, Allah razı olsun, Sayın Bakanımızın sayesinde köylerde ebe, hemşire de kalmadı, hep merkezlere toplandı; köyde ebe yok, hemşire yok, öğretmen yok...

NİZAMETTİN SEVGİLİ (Siirt) – Tam tersine...

TAHSİN IRMAK (Devamla) – Ben kendi yöremden konuşuyorum; Sayın Bakana da kaç defa bunu söylememe rağmen, bir çözüm getirememiştir.

NİZAMETTİN SEVGİLİ (Siirt) – Tam tersine...

TAHSİN IRMAK (Devamla) – Rahatsız olma... Bildiğin bir şey varsa, gel burada konuş. Gelip, burada, İktidar partisi olarak, şunu yapacağız, bunu yapacağız... Zaten, siz iktidarsınız; bir yaptırım gücünüz varsa, bunu yapın. Konuşmaya gerek yok ki!.. Yaparsanız da, biz, size teşekkür ederiz. Nasıl ki, bu muhtarlar yasa tasarısını buraya getirdiğiniz zaman, biz, buna, Doğru Yol Partisi olarak oy vereceğiz; oy vereceğiz ve bu yasayı da destekleyeceğiz. Eğer, vatandaşın yararına, her ne hususta yasa getirirseniz, biz, Doğru Yol Partisi olarak, sonuna kadar sizin destekçiniziz; bundan emin olabilirsiniz. Yani, gidip, CHP'ye falan yalvarmanıza gerek yok. Bu vatandaşın, bu milletin gerçekten kalkınması için, vatandaşın menfaatına getirdiğiniz yasalarda, Doğru Yol Partisi, her zaman için destek verecektir; yani, burada, bir siyasî kazanç peşinde değildir. Fakat, siz ne yapıyorsunuz; sizin yaptığınız şey, sadece iftira atmak. İşte, Türkiye Cumhuriyetinde Başbakanlık yapmış bir insana, CIA ajanı dediniz, eroin kaçakçısı dediniz ve bugün onların mahsulünü aldınız; Avrupa'dan dışlandınız, İslam birliğinden dışlandınız, Türkiye'yi bu tür sıkıntıların içerisine soktunuz; ama, bunlarla uğraşacağınıza, gelseydiniz, vatandaşın karnını doyuracak, vatandaşın cebini dolduracak, vatandaşın yüzünü güldürecek, işsizliği önleyecek, eğitim, sağlık, yerel yönetim yasalarına ağırlık verelim ve gelin, ülke için hep elbirliği içinde çalışalım deseydiniz... Sayın Ülkü Güney'i dünkü konuşmasından dolayı tebrik ediyorum; ama, keşke, sizin Başbakanınız da Ülkü Bey gibi olsa, bazı milletvekilleriniz de onun gibi olsa; fakat, ben, Anavatanlılara bir şey demiyorum, bizden gidenler, Doğru Yol Partisinden gidenler, Anavatanın içini de karıştırdılar, sizi de karıştırdılar; vatandaşın içerisine çıkamayacak duruma geldiniz, bunu bilin. Ben, daha seçim yöremden yeni geldim.

AHMET KABİL (Rize) – Ben de yeni geldim, yok öyle bir şey.

TAHSİN IRMAK (Devamla) – Sayın Kabil, sen Rize'ye göre konuşma; orası Başbakanın memleketi, ancak Başbakanı kurtarabilirsiniz; ama, ülkenin hiçbir yerinde, siz, kendi kendinizi kurtaramayacaksınız, bunu bilin.

BAŞKAN – Sayın Irmak, biraz muhtar maaşlarından bahset de...

TAHSİN IRMAK (Devamla) – Sayın Başkanım, söz attıkları için...

BAŞKAN – Tamam, tamam.

Buyurun.

TAHSİN IRMAK (Devamla) – Mahallî idarelerin bir parçası olarak düşünürsek, bunların yönetim, yetki, sorumluluk ve maddî durumlarını derinlemesine tahlil etme gereği vardır. Biz, Doğru Yol Partisi Grubu olarak, bu konuda bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını istiyoruz.

Sayın milletvekilleri, köy muhtarlarımızın birçoğu, görevi gereği köylere gelen kamu yöneticilerini, belli bir mekân veya büroları olmaması nedeniyle, kahvehanelerde kabul etmekte ve kamu görevlilerini kendi evlerinde ağırlama gibi görevlerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durum, kamu görevi yapan muhtarlarımızın ne zor şartlar altında görev ifa ettiklerinin açık göstergesidir. Köy ve mahallelerde devletin temsilcisi konumunda olan muhtarlarımıza yine bu statüler doğrultusunda ziyaretçiler gelmekte, sorumluluk bilinciyle yapılan çalışmalar sırasında harcamalar yapmaktadırlar.

NİZAMETTİN SEVGİLİ (Siirt) – Bak, Sağlık Bakanına çattın, suyu bile içemiyorsun!

TAHSİN IRMAK (Devamla) – Sağlık Bakanına değil; zaten sizde doğru dürüst bir görev yapan hiç bakan var mı; ancak, birbirlerini karalıyorlar, o çıkıyor onu eleştiriyor, o ötekini... İçişleri Bakanını Sayın Eyüp Aşık eleştiriyor, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Işın Çelebi'yi Güneş Taner eleştiriyor.

DEVLET BAKANI METİN GÜRDERE (Tokat) – Sayın Irmak...

TAHSİN IRMAK (Devamla) – Sayın Bakan, seni kimse eleştirmiyor, yakında sana da gelirler herhalde, avcılığınızdan dolayı size de gelirler.

BAŞKAN – Sataşmayalım Sayın Irmak.

TAHSİN IRMAK (Devamla) – Açık ve demokratik toplum ve ülke olabilmenin temel koşulu, demokratik süreci tabandan başlatmaktır. Başta, tabana en yakın ve halkın sorunlarıyla haşır neşir olan muhtarlara, sorumluluk yanında yetki verilmeli ve muhtarlık müessesesine işlerlik kazandırılmalıdır.

Demokrasinin temeltaşı olan muhtarlar, devlet ile vatandaş arasında bir köprü görevi görmektedir; âdeta demokratik katalizör görevi yapmaktadırlar. Demokrasimiz adına güzel işler yapan muhtarlarımıza, acaba biz neler verebiliyoruz? Muhtarlarımız, kanun ve yönetmeliklerle verilen görev ve sorumlulukları nasıl yerine getirebilecekler?

Ülke genelinde sayıları 50 bine ulaşan köy ve mahalle muhtarları, bugünkü koşullarda 10 milyon 500 bin Türk Lirası ödenek almaktadırlar. Aldıkları ödenekle Bağ-Kur primlerini bile zor karşıladıkları açıkça görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu sefer seçim bölgeme gittiğimde gerçekten muhtarlarımızın bana dedikleri şu: "Keşke sizin koltuklarınızın bedelinin yüzde 30 kadarını bir yıllığına bize verseydiniz de, biz de perişan olmasaydık, ülkemize ve yöremize hizmet etseydik." Gerçekten, yeni Genel Kurul salonunda oturacağımız 1 koltuğun parasının yüzde 10'unu, yüzde 20'sini, yüzde 30'unu bile bir yılda muhtarlarımıza veremiyoruz ve onlardan da 150 çeşide yakın görev istiyoruz. Bu, gerçekten çok acı bir olaydır. Bunu, Hükümetin bir ayıbı olarak görüyorum ve Hükümetten, bunun düzeltilmesini istiyorum.

LEVENT MISTIKOĞLU (Hatay ) – Beş senede niye vermediniz?!

TAHSİN IRMAK (Devamla) – Köy muhtarları, köyünün ve köy halkının sorunları için ilçeye geldiği zaman, seyahat, konaklama, yiyecek gibi maddî külfetlerini karşılayacak hiçbir ödenek ve harcırahları yoktur; dolayısıyla, bu harcamalar da kendilerine maddî sıkıntı olarak yansımaktadır.

Bu nedenlerden dolayı, birçok muhtarın -büro açmak yerine- sağlık koşullarından uzak, açık havada, daracık sokak aralarında, merdiven boşluklarında, kısaca, uygun bir çalışma ortamı olmayan mekânlarda, yaz-kış demeden, kamu hizmetini aksatmadan yürütmeye çalıştıkları görülmektedir. Yürütülen bu hizmetler karşılığında ise cüzi miktarda ücret almaktadırlar; fakat, ekonomik ve sosyal açıdan geri kalmış bazı yörelerde ve köylerde bu ücretleri bile alamayan muhtarlarımız da vardır. Hâlâ, büyük çoğunluğu kırsal bölgelerde yaşayan, kıt kanaat geçinen, köyünün bütün problemleriyle yakından ilgilenen ve kamu hizmetlerinde verimliliğe önayak olan muhtarlarımız, görevlerini hâlâ ev veya dükkânlarının bir köşesinde, makamsız, demirbaşsız, bir karar defteriyle, mühürlerle yapmaktadırlar. Teknolojinin hâkim olduğu bu çağda, iletişimin vazgeçilmezliği tabiîdir. Muhtarlarımızın, telefon, faks ve bilgisayar gibi cihazlarla donatılarak, sistemli çalışmaları sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, muhtarlarımızı sosyal güvenlik şemsiyesi altına alarak, sosyal güvencelerini sağlayıp, muhtarlık görevlerini ifa ettikleri süre içerisinde Bağ-Kur primlerini devletine ödeme imkânı getirilmektedir. Bugün, değişiklik tasarısıyla 2000 olan gösterge rakamı 3000'e çıkarılmaktadır. Son 5 aylık fiyat artışları dikkate alındığında, yapılacak artış, çok düşük düzeyde kalmaktadır. Muhtarlarımızın ödeneklerinin asgarî ücret seviyesine gelebilmesi için, gösterge rakamının 7000 olması gerekmektedir; ancak 7000 gösterge rakamıyla muhtarlarımızın alacakları 40 milyon lira seviyesine çıkmış olur ki, bu da bugünkü koşullarda birazcık rahatlama getirir.

Değerli milletvekilleri, günümüzde hızla büyüyen şehirlerimizde, mahalle muhtarlığı, devlet-halk ilişkilerinin düzenlenmesinde çok faydalı olabilecek demokratik kuruluşlardır. Muhtarlar, mahalle halkının temsilcileridir; yapılacak hizmetlerin planlaması hususunda yeterli desteği hükümetlerden görmesi gerekir. Bu müesseselerin kamu tüzelkişiliğine alınması, belediye meclislerinde görüş ve çözüm önermeleri sağlanmalıdır. Köy muhtarlarının il yönetiminde etkin olarak söz sahibi olmaları için gerekli gayret gösterilmelidir.

Muhtarlar, bulundukları mahallenin en iyi gözlemcileridir. Muhtarların, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu toplantılarına, daimî üye olarak alınmaları hem Fonun rasyonel kullanımın da hem de gerçek ihtiyaç sahiplerini tespitte fayda getirecektir. Muhtarlarımıza, merkezî idarenin görevlerinin yapılmasında yardımcı olma görevi verilmiştir. Bu nedenle, kendilerine 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen cezaî müeyyideler uygulanmakta; fakat, ödenekleri, harcırahları ve sosyal hakları açısından devlet memurlarına sağlanan imkânların hiçbirisinden faydalanamamaktadırlar. Bu çelişki ortadan kaldırılmalıdır.

Seçimle göreve gelen muhtarlarımız, kendi köy ve mahallelerinin sorunlarını çözmek için, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında günlerce koşuşturmaktadırlar. Bu durumu ortadan kaldırmak için, muhtarlarımıza öncelik tanınması hususunda yeni çalışmalar yapılmalıdır.

Bugün, burada, muhtarlarımızla ilgili ödenek tartışılırken, asıl yapılması gereken husus, yerinden yönetim ilkesi çerçevesinde muhtarlık müessesesinin yeniden yapılandırılması, yetki ve sorumluluklarında reforma gidilmesidir. Bunda fayda vardır. Olayın tek tarafına takılıp diğer unsurları ele almamak, sorunu çözmek değil, sorunları daha da ağırlaştırmaktır.

Siyasî ve idarî rotasyon süresi içerisinde muhtarlık müessesesinin sorunlarını iyi analiz edip çözme gayreti içerisinde bulunma gibi bir siyasî sorumluluğu hepimizin hissetmesi gerekir. Demokrasimizin vazgeçilmez unsuru olan muhtarlarımızın bütün sorunları, demokrasimizin kubbesi olan bu Yüce Meclis içerisinde konuşulmalı ve çözüme kavuşturulmalıdır.

Bu bağlamda, muhtarlarımızın diğer sorunlarına da kısaca değinmekte yarar görüyorum.

1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanununa işlerlik kazandırılmalı, yazılı ve görsel medya aracılığıyla halka duyurulmalı; köy muhtarlarının il genel meclisinde görev almaları sağlanmalı; adlî tebligatların yapılmasında muhtarların sorumluluğu kaldırılmalı; muhtarların yetkileri, sorumluluklarıyla paralel olmalı; mahalle muhtarlarının belediye meclisinde söz ve oy hakları temin edilmeli; Muhtarlar Derneği, Dernekler Yasası kapsamından çıkarılarak oda haline dönüştürülmeli, hakkını arar bir hale getirilmeli; muhtarların kullandıkları büroların elektrik, su ve telefon giderleri devlet tarafından karşılanmalı; muhtarların, görevleri süresince, sağlık, muayene ve tedavi giderleri karşılanmalıdır.

Sayın milletvekilleri, gerçekten, bu kadar bir zaman içerisinde, muhtarlar için, sadece, maaşları artırılmak suretiyle bir yasa tasarısı Meclis gündemine getirilmiştir. İktidar partileri de çıkıyorlar, işte, biz, muhtarlara şunu yaptık, bunu yaptık diyorlar. Halbuki, muhtarlara getirilen, sadece maaş artışı dışında bir şey yoktur. Bu maaş da, bugünkü rakamlarla 10-15 milyon gibi bir rakamdır. Mesela, kendi seçim bölgemden örnek verecek olursam, bir muhtar, Koyulhisar'dan, Suşehri'nden Sıvas'ın merkezine gelmek için 300-350 kilometre yol tepmektedir; bu da, ancak, geliş gidiş için yol masrafına gitmektedir. Yani, iktidar partilerinin, Meclis olarak muhtarlara bir şeyler verdik diye gelip de buradan hava atmalarına gerçekten şaşıyorum...