DÖNEM : 20 CİLT : 44
YASAMA YILI : 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
50 nci Birleşim
4 . 2 . 1998 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – YOKLAMA
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Başbakan A. Mesut Yılmaz’ın,Irak ile Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu arasında, kitle imha silahlarının üretimi, kullanılması ve denetlenmesi konusunda ortaya çıkan anlaşmazlığa ilişkin açıklaması ve DSP Sinop Milletvekili Metin Bostancıoğlu, RP Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç, DTP Van Milletvekili Mahmut Yılbaş, CHP İstanbul Milletvekili Ali Topuz, DYP İstanbul Milletvekili Hayri Kozakçıoğlu ve ANAP Bitlis Milletvekili Kâmran İnan’ın grupları adına BBP Adana Milletvekili Orhan Kavuncu’nun da partisi adına konuşmaları
2. – Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun Susurluk raporuna ilişkin gündemdışı konuşması
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Almanya’ya gidecek olan Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’a, dönüşüne kadar, Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkere
si (3/1276)2. – Almanya’ya gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’ın vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1277)
3. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1278)
4. – Bosna-Hersek ve Fransa’ya gidecek olan Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mehmet Batallı’nın vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1279)
5. – İsviçre ve Fransa’ya gidecek olan Devlet Bakanı Güneş Taner’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Cavit Kavak’ın vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1280)
6. – Almanya’ya gidecek olan Çevre Bakanı İmren Aykut’a dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1281)
7. – Almanya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Refaiddin Şahin’e, dönüşüne kadar, Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’in vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1283)
8. – İtalya ve İsviçre’ye gidecek olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Hasan Hüsamettin Özkan’ın vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1283)
9. – İsviçre’ye gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1284)
10. – Belçika’ya gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’e, dönüşüne kadar, Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1285)
11. – Arnavutluk Halk Cumhuriyeti Başkanı ile beraberindeki bir parlamento heyetinin Türkiye’ye davetine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1286)
12. – Tacikistan Par
lamento Başkanı ile beraberindeki bir parlamento heyetinin Türkiye’ye davetine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1287)13. – Diyarbakır Milletvekili Sebgetullah Seydaoğlu hakkındaki soruşturma dosyasının geri verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1288)
14. – Bursa Milletvekili Yüksel Aksu ve 43 arkadaşının Millî Akreditasyon Konseyi Kuruluş Kanunu teklifinin (2/335) geri verilmesine ilişkin önergesi (4/298)
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – Aydın Milletvekili Ali Rız Gönül ve 24 arkadaşının TEAŞ santralleri ve TEDAŞ dağıtım tesisleri ihaleleri ile ilgili olarak ileri sürülen yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/238)
2. – Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay ve 24 arkadaşının Türkiye’den yasadışı yollarla İtalya’ya kaçış olaylarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/239)
3. – Tokat Milletvekili Bekir Sobacı ve 21 arkadaşının Karadeniz Bölgesinde meydana gelen terör olayları konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/240)
V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. – Artvin Milletvekili Süleyman Hatinoğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/173) (S. Sayısı : 435)
2. – Amasya Milletvekili Haydar Oymak’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/163) (S. Sayısı : 436)
3. – Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Halil Çelik’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/168) (S. Sayısı : 437)
4. – Afyon Milletvekili İsmet Attila’nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/167) (S. Sayısı
: 438)5. – Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/183) (S. Sayısı : 439) (Dağıtma tarihi : 20.1.1998)
6. – Tekirdağ Milletvekili Hasan Peker’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/857) (S. Sayısı : 440)
7. – İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/836) (S. Sayısı : 441)
8. – Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1111) (S. Sayısı : 442)
9. – Erzincan Milletvekili Mustafa Yıldız’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1192) (S. Sayısı : 443)
10. – Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün; Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/212) (S. Sayısı : 444)
11. – İzmir Milletvekili Rifat Serdaroğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/172) (S. Sayısı : 445
)12. – Giresun Milletvekili Rasim Zaimoğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/311) (S. Sayısı : 446)
13. – Sıvas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/213) (S. Sayısı : 447)
14. – Samsun Milletvekili Murat Karayalçın’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/890) (S. Sayısı : 448)
15. – Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/182) (S. Sayısı : 449)
VI. – SEÇİMLER
A) KOMİSYONLARA ÜYE SEÇİMİ
1. – (10/230, 231, 232, 233) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonuna üye seçimi
VII. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI
1. – Antalya Milletvekili Arif Ahmet Denizolgun’un, Yunanistan’da Türk düşmanlığı propagandası yapıldığı iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi ve yazılı soruya çevrilmesi nedeniyle konuşması (6/620)
2. – Antalya Milletvekili Arif Ahmet Denizolgun’un, Alanya Kalesinin ziyaret saatlerine ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın cevabı (6/621)
3. – Antalya Milletvekili Arif Ahmet Denizolgun’un, Alanya’daki Kızıl Kulenin turistlerin ziyaretine sürekli açık tutulup tutulmayacağına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın cevabı (6/622)
4. – Antalya Milletvekili Arif Ahmet Denizolgun’un, Alanya Alara Kalesine ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın cevabı (6/623)
5. – Antalya Milletvekili Arif Ahmet Denizolgun’un, Alanya’da bulunan bazı tarihi ve turistik yerlere ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’ın cevabı (6/628)
6. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan Sağlık Meslek Lisesi binası ile öğretmen lojmanları ihalelerine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy’un cevabı (6/631)
7. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan’daki bazı bina ve tarihi yerlerin restorasyon çalışmalarına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı M.İstemihan Talay’ın cevabı (6/632)
8. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde verilen yatırım kredilerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Salih Yıldırım’ın cevabı (6/633)
9. – Erzincan Milletvekili Te
vhit Karakaya’nın, Erzincan Mercan I ve Gırlevik II nci Hidroelektrik Santrali projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun cevabı (6/634)10. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan Otlukbeli Ziraat Bankası Şubesinin ne zaman açılacağına ilişkin Devlet Bakanından sorusu ve Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun cevabı (6/635)
11. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan Turnaçayı Barajı ihalesinin ne zaman yapılacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Orman Bakanı Ersin Taranoğlu’nun cevabı(6/636)
12. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan’daki bazı ilköğretim okulu ve lojman inşaatlarına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu’nun cevabı (6/637)
13. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın yükseköğrenim öğrencilerine verilen burslara ve Erzincan Huzurevi inşaatına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin cevabı(6/638)
B) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – İçel Milletvekili D.Fikri Sağlar’ın, Kuşadası ve çevresinde işlenen bazı cinayetlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Yücel Seçkiner’in yazılı cevabı (7/3234)
2. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın İGDAŞ’a ait broşürlerin dağıtımına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4011)
3. – Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın, trafik kazasında ölen bir hâkime ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4023)
4. – Ağrı Milletvekili Sıddık Altay’ın, dokunulmazlıklarının kaldırılması istenilen milletvekillerine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı M. Oltan Sungurlu’nun yazılı cevabı (7/4024)
5. – Afyon Milletvekili Osman Hazer’in;
– Afyon’a bağlı yerleşim birimlerinin imam ve müezzin ihtiyacına,
– Bilecik’teki tarihi cami ve medreselere yardım yapılıp yapılmayacağına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı H. Hüsamettin Özkan’ın yazılı cevabı (7/4031, 4045)
6. – Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik-Bozüyük İlçesinin adliye binası ihtiyacına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı M. Oltan Sungurlu’nun yazılı cevabı (7/4052)
7. – Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik’in, SSK Hastanesi ve SSK Dispanseri ihtiyacına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’ın yazılı cevabı (7/4065)
8. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın personele ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Hikmet Çetin’in yazılı cevabı (7/4077)
9. – Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, bazı derneklere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4095)
10. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa doğalgaz dağıtım şebekesi projesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in yazılı cevabı (7/4106)
11. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa doğalgaz ve kombine çevrim santrali projesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer’in yazılı cevabı (7/4107)
12. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, BursaÇelik Palas Yeni Otel, toplantı salonu ve havuz projesine ilişkin sorusu ve Turizm Bakanı İbrahim Gürdal’ın yazılı cevabı (7/4109)
13. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa Nilüfer Eğitim Merkezi inşaatına ilişkin sorusu ve DevletBakanı H. Hüsamettin Özkan’ın yazılı cevabı(7/4110)
14. – Aydın Milletvekili Cengiz Altınkaya’nın, Didim Belediyesince yapılan kanalizasyon ihalesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4114)
15. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa Büyükşehir Belediyesinin bazı projelerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4118)
16. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa BUSKİ Genel Müdürlüğünün bazı projelerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4119)
17. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa,Karacabey Sanatkârlar Küçük Sanayi Sitesi Projesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/4122)
18. – Bursa Mille
tvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa köy içmesuyu yapımı projesinin kapsamına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/4139)19. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın;
- Kiraya verilen işyerlerine,
- Özel firmalara kiraya verilen alana,
-Kiraya verilen dükkânlara,
- İhalesiz olarak kiraya verildiği iddia edilen işyerlerine,
- Usulsüz olarak kiraya verildiği iddia edilen mahallere,
- Trabzon limanında kiraya verilen bir alana
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Burhan Kara’nın yazılı cevabı (7/4152, 4153, 4154, 4155, 4156, 4157)
20. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın, Tavşanlı’da özel bir kömür işletmesine ait posaların kayması nedeniyle demiryollarının uğradığı zarara ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’in yazılı cevabı (7/4161)
21. – İzmir Milletvekili Veli Aksoy’un, Ege Üniversitesinde bir öğrenciye ajanlık teklif edildiği iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4164)
22. – Şanlıurfa Milletvekili Abdülkadir Öncel’in, bakanlıkça bastırılan takvimlere ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/4172)
23. – Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün, öğretmenlere verilmesi planlanan ek zamma ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın yazılı cevabı (7/4177)
24. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, sekiz yıllık kesintisiz eğitimi protesto yürüyüşünde yaşanan olaylara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4186)
25. – Ankara Millet
vekili Ersönmez Yarbay’ın, Televole Programının aile ve çocuklar üzerindeki etkileri konusunda bir araştırma yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Işılay Saygın’ın yazılı cevabı (7/4190)26. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, TBMM eski Başkanı Mustafa Kalemli’nin dış ülkelere yaptığı resmî ziyaretlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Hikmet Çetin’in yazılı cevabı (7/4196)
27. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman’daki ilçe ve belde belediyelerine yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in yazılı cevabı (7/4216)
28. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, bakanlık personelinin fişlendiği yolunda basında çıkan haberlere ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir’in yazılı cevabı (7/4236)
29. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın;
- Bakanlıkta yapılan görevden alma, atama ve tayinlere,
Niğde Milletvekili Mehmet Salih Katırcıoğlu’nun;
- Niğde’ye bağlı bazı ilçelerin kültürevi projelerine,
Antalya Milletvekili Arif Ahmet Denizolgun’un;
- Alanya yakınlarında bulunan bazı tarihi ve turistik yerlere;
İlişkin soruları ve Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/4237, 4244, 4246)
30. – Niğde Milletvekili Mehmet Salih Katırcıoğlu’nun, Niğde’ye bağlı bazı yerleşim birimlerinin gölet projelerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/4245)
31. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın,
- TMO’nun yaptığı hububat alımlarına,
Karaman Milletvekili ZekiÜnal’ın;
- TMO’nun satın aldığı arpadan zarar edeceği iddiasına,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mustafa R. Taşar’ın yazılı cevabı (7/4247, 4249)
32. – Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik İlinin çevre sorunlarına ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı İmren Aykut’un yazılı cevabı (7/4069)
33. – İzmir Milletvekili Suha Tanık’ın, teşvik belgeli yatırımlardan alınan iskân harcına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in yazılı cevabı (7/4094)
34. – Giresun Milletvekili Ergun Özdemir’in, Şebinkarahisar’ın il yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/4097)
35. – Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, pancar üreticilerinin sorunlarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/4103)
36. – Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın Gönen Organize Deri Sanayi bölgesi inşaatına ve kredi faizlerinin düşürülmesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı(7/4104)
37. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa-Merkez Organize Deri Sanayi Bölgesi Projesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/4123)
38. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa-İnegöl Küçük Sanayi Sitesi projesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/4124)
39. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa-Yenişehir Küçük Sanayi Sitesi Projesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı YalımErez’in yazılı cevabı (7/4125)
40. – Bursa Mille
tvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa-Karacabey Küçük Sanayi Sitesi III üncü Bölüm projesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/4129)41. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa-Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi projesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/4131)
42. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa-Orhangazi Küçük Sanayi Sitesi 2 nci Bölüm projesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/4132)
43. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa-Mustafa Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi projesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/4135)
44. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa Karacabey Etüt projesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in yazılı cevabı (7/4136)
45. – Şanlıurfa Milletvekili Abdülkadir Öncel’in, belediyelere yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı İmren Aykut’un yazılı cevabı (7/4171)
46. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, sulama ve içmesuyu ile asfalt yapımı için ayrılan ödeneklere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz’ın yazılı cevabı (7/4220)
47. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun oluşumuna ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’ın yazılı cevabı (7/4231)
48. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Marmara Denizi ve Uluabat Gölünün kirlenmesine karşı alınacak tedbirlere ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı İmren Aykut’un yazılı cevabı (7/4242)
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.
Genel Kurulu ziyaret eden İsrail Meclis Başkanı ve beraberindeki heyete, Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi.
Yapılan yoklamalar sonucunda toplantı yetersayısı sağlanamadığından, 4.2.1998 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 16.16’da son verildi.
Kamer Genç
BaşkanvekiliAli Günaydın Zeki Ergezen Konya Bitlis Kâtip Üye Kâtip Üye
II. – GELEN KAĞITLAR No. : 73 4.2.1998 ÇARŞAMBA Teklifler
1.- İçel Milletvekili Halil Cin’in; 3095 Sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi (2/1034) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.1.1998)
2.- İçel Milletvekili Halil Cin’in; 5953 Sayılı Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/1035) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.1.1998)
Rapor
1.- Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede Yapılan Değişikliğin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/676) (S. Sayısı:533) (Dağıtma Tarihi: 4.2.1998) (GÜNDEME)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Kırıkkale Milletvekili Hacı Filiz’in, seyahatlerinde özel sektöre ait uçakların kullanılıp kullanılmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi.(7/4308) (Başkanlığa geliş tarihi:26.1.1998)
2.- Trabzon Milletvekili Yusuf Bahadır’ın, Susurluk olayları hakkında Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca hazırlanan raporda bir milletvekilinin adının geçip geçmediğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4309) (Başkanlığa geliş tarihi:26.1.1998)
3.-Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, şekerpancarı üreticilerinin mağduriyetine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi.(7/4310) (Başkanlığa geliş tarihi:26.1.1998)
4.- Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, merkez valilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi.(7/4311) (Başkanlığa geliş tarihi
:26.1.1998)5.- Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin GÜ Mühendislik-Mimarlık Fakültesi’nde meydana gelen bir olaya ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4312) (Başkanlığa geliş tarihi:27.1.1998)
6.- Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, TRT’ye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4313) (Başkanlığa geliş tarihi:27.1.1998)
7.- Ankara Milletvekili Ali Dinçer’in, Altındağ Belediyesi’nce bir mahallenin isminin değiştirilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4314) (Başkanlığa geliş tarihi:27.1.1998)
8.- Balıkesir Milletvekili İ.Önder Kırlı’nın, Eğitime Katkı Payı adı altında toplanan paralara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4315) (Başkanlığa geliş tarihi:27.1.1998)
9.- Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün, “Yeşil” kod adlı kişiye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4316) (Başkanlığa geliş tarihi:28.1.1998)
10.-İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, TİTAN olayına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4317) (Başkanlığa geliş tarihi:2.2.1998)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
4 Şubat 1998 Çarşamba
BAŞKAN : Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER : Ali GÜNAYDIN (Konya), Zeki ERGEZEN (Bitlis)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50 nci Birleşimini açıyorum.
III.– Y O K L A M A
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır. Yoklama sırasında Genel Kurul salonunda olan sayın üyelerin, yüksek sesle, Genel Kurul salonunda olduklarını belirtmelerini rica ediyorum.
(Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay’a kadar yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalarımıza başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, Hükümet adına gündemdışı söz isteği vardır.
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Başbakan A. Mesut Yılmaz’ın,Irak ile Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu arasında, kitle imha silahlarının üretimi, kullanılması ve denetlenmesi konusunda ortaya çıkan anlaşmazlığa ilişkin açıklaması ve DSP Sinop Milletvekili Metin Bostancıoğlu, RP Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç, DTP Van Milletvekili Mahmut Yılbaş, CHP İstanbul Milletvekili Ali Topuz, DYP İstanbul Milletvekili Hayri Kozakçıoğlu ve ANAP Bitlis Milletvekili Kâmran İnan’ın grupları adına BBP Adana Milletvekili Orhan Kavuncu’nun da partisi adına konuşmaları
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Başbakanlık Müsteşarlığı tarafından gönderilen bir yazıyla, Sayın Başbakan Mesut Yılmaz’ın, Genel Kurulun 4 Şubat 1998 Çarşamba günkü birleşiminde Körfez kriziyle ilgili olarak bilgi sunacakları bildirilmiştir.
Buyurun Sayın Başbakan. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika efendim.
BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak’la Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu arasındaki sorunlar, bölgemizi yeni bir krizin eşiğine getirmiştir. Türkiye, krizin daha da tırmanarak askerî bir müdahalenin kaçınılmaz hale gelmesinden kaygı duymakta, Irak’la Birleşmiş Milletler arasındaki gerginliğin barışçı yollardan çözümünü arzu etme
ktedir.Türkiye ve Irak halkları arasında, kökü tarihten gelen bağlar ve yakın ilişkiler söz konusudur. Irak’la ilişkilerimiz 1980’li yıllarda daha da gelişmiş ve Irak, bu yıllarda, Türkiye’nin en önemli uluslararası ticarî ortakları arasına girmiştir.
1980-1988 yılları arasında Irak-İran Savaşı döneminde, Türkiye, aktif tarafsızlık politikasıyla, hem Irak’a hem de İran’a eş uzaklıkta kalabilmeyi başarmış; bu arada, Irak’la olan dışticaretimiz, Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattından elde edilen taşıma
gelirleriyle birlikte büyük bir artış göstermiş; müteahhitlerimiz, Irak’ta önemli ihaleler üstlenmişlerdir.Savaş sırasında, taraflar, ülkemizden, Tahran’da Irak, Bağdat’ta da İran, menfaatlarının korunmasını talep etmişlerdir. Bu husus, diplomasi tarihindeki ender örneklerden birisi olup, ülkemizin, her iki tarafla da aynı anda iyi ilişkiler muhafaza ederek güven telkin ettiğini ve politikamızın başarılı olduğunu ortaya koymuştur. Ancak, Irak’ın Kuveyt’i işgali ve arkasından Körfez Savaşının patlak vermesi, bölgemiz için büyük bir talihsizlik oluşturmuştur. Körfez Savaşından bu yana sekizinci yıla girilmiş olmasına rağmen, Irak Halkı, savaşın acılarını çekmeye devam etmekte, bölge, savaşın yol açtığı istikrarsız ortamdan olumsuz yönde etkilenmektedir.
Türkiye, Körfez Savaşı sonrası gelişmelerden olumsuz etkilenen ülkelerin başında gelmiştir. Ülkemiz, söz konusu savaşın olumsuz sonuçlarının yükünü taşımaya halen de devam etmektedir. Türk ekonomisinin uğradığı kayıpları burada bir kez daha tekrarlamayı g
erekli görmüyorum; sektörler itibariyle hesaplanabilir kayıplarımızın 35 milyar doları geçtiğini hatırlatmanın yeterli olacağını sanıyorum.Körfez Savaşından hemen sonra, kayıplarımızın kısmen giderilmesi amacıyla Türkiye’ye yapılacak yardımlarla ilgili verilen söz ve vaatler tam olarak gerçekleşmemiş, bu nedenle, Türkiye, büyük ekonomik kayıplara uğramıştır. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler yaptırımlarına uyması, Irak’la ticaretimizin kesilmesine, Türk firmalarının bu ülkede gerçekleştirmekte olduğu milyonlarca dolar tutarındaki altyapı projelerinin askıya alınmasına, Türkiye üzerinden yapılan transit taşımacılık gelirlerinin kaybına, boru hattından gelir elde edilememesine, Mersin ve İskenderun Limanlarının Irak’a yönelik mal sevkiyatında oynadığı rolün sona ermesine, buna bağlı olarak kara nakliye filomuzun atıl kalmasına ve onbinlerce Iraklı turistin Türkiye’de bıraktığı dövizin kesilmesiyle bütün bu faaliyetlere destek veren sektörlerin durmasına neden olmuştur. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, ekonomik kayıplar
dan büyük çapta etkilenmiştir.Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin petrol karşılığı gıda uygulamasını öngören 986, 1111 ve 1143 sayılı kararlarını desteklemiş ve bunlarla ilgili ileride alınacak kararları da destekleyeceğini açıklamıştır. Ancak, petrol karşılığı gıda formülünün ilk iki dönemi sırasında Irak’a, yaklaşık 150 milyon dolar değerinde ihracat yapılmıştır. Bu rakamın, kayıplarımızı telafi etmekten çok uzak olduğu açıktır. Kayıplarımızın telafisi için girişimlerimize rağmen, maalesef bugüne kadar, bizi tatmin edecek herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.
Öte yandan, Körfez Savaşının diğer bir sonucu olan Kuzey Irak’taki otorite boşluğunun Türkiye’nin güvenliği için yarattığı tehlikenin ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde bölücü terörün tırmanmasındaki rolünün de herkes tarafından bilindiğini zannediyorum.
Türkiye, bu otorite boşluğundan yararlanmak isteyen PKK tehdidiyle mücadelesini hâlâ sürdürmektedir. Türkiye, terör örgütünün kendisine karşı caniyane eylemler düzenlemek için Kuzey Irak’ı üs olarak kullanmasına müsaade etmemeye kararlıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerince, terör örgütü PKK’ya karşı Kuzey Irak’ta gerektiğinde harekât düzenlenmekte, ancak, bunlar, bilindiği gibi, zaman ve kapsam açısından sınırlı tutulmaktadır. Kuzey Irak’taki gruplar arasında zaman zaman vuku bulan çarpışmalar, barışı tehlikeye düşürmekte, terörist faaliyetlerin yaygınlaşmasına müsait bir ortam yaratmaktadır.
Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri-İngiltere Hükümetlerinin işbirliğiyle yürütülen Ankara süreci, Kuzey Irak’ta istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmuştur. Bu süreç sayesinde, bölgede ateşkes ve nispî istikrar korunabilmiştir. Türkiye, halen, KDP ve KYB arasındaki sorunların halli için en iyi alternatifin Ankara süreci olduğunu düşünmektedir.
Irak, bölgemizde önemli bir ülkedir ve bölge dengelerinde önemli bir rol oynamaktadır; bu hususun hiçbir zaman dikkatten çıkarılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye, her zaman, Irak’ın birliğini, toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını destekleyen ülkelerin başında gelmiştir. Irak’ın halen içinde bulunduğu durumun geçici olduğuna inanıyoruz ve bu ülkenin, kısa zamanda, uluslararası toplumda hak ettiği yerini almasını istiyoruz.
Burada, şu hususu tekrar vurgulamakta yarar görüyorum: Irak’ın uluslararası topluma dönüşünün tek yolu, bu ülkenin, bütün Birleşmiş Milletler kararlarına tam olarak uymasından geçmektedir. Türkiye, Irak’la, Körfez Savaşından bu yana diyaloğunu sürdürmüştür; bu diyaloğun, iki ülke ilişkilerine olduğu kadar, bölge istikrarına da katkısı bulunduğunu ve iki ülke arasındaki görüşmelerin ve diyaloğumuzun devam ettirilmesinin gerekli olduğunu düşünüyoruz; Irak’la sürdürdüğümüz her düzeydeki temaslarımızda, Irak’a, Birleşmiş Milletler kararlarından doğan yükümlülüklerini yerine getirmelerinin önemini
vurguluyoruz.Değerli milletvekilleri, yaşadığımız son krizin nedeni, Irak’ın, Birleşmiş Milletler Özel Komisyonunun çalışmalarında gerektiği gibi işbirliği göstermemesi ve güvenlik açısından hassas ilan ettiği Cumhurbaşkanlığı sarayları gibi bazı mahallerin bu komisyon tarafından denetlenmesine izin vermemesidir.
Türkiye, Birleşmiş Milletler Özel Komisyonunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyince çizilen görev çerçevesini ve amaçlarını desteklemektedir. Irak’ın kimyasal, biyolojik ve nükleer saldırı kapasitesine sahip olmaması, esasen, bütün bölge için önem taşımaktadır. Türkiye, kitle imha silahlarının bölgemizde yayılmasına prensip olarak karşıdır.
Bildiğiniz gibi, Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 3 Nisan 1991’de kabul ettiği 687 sayılı kararla kurulmuş olup, Irak’ın kitle imha silahlarının yok edilmesi, yeniden üretilmemesinin sağlanması ve bununla ilgili her türlü denetim ve izleme faaliyetinin yürütülmesinden sorumludur. Güvenlik Konseyinin 687 sayılı kararının 22 nci maddesi, Irak ambargosunun kaldırılmasını, Özel Komisyonun çalışmalarından olumlu sonuç alınmasına bağlamış; 10 uncu maddesi ise, Irak’ın kitle imha silahlarını gelecekte de kullanmamasını, üretmemesini, geliştirmemesini ve elde etmemesini
öngörmüştür. Komisyonun başkanlığına, Temmuz 1997 tarihinde, Avustralyalı diplomat, büyükelçi Butler getirilmiştir. Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu, faaliyetlerini 3 aşamada yürütmektedir:1- Irak’ın, her türlü kitle imha silah programları ve üretim kapasitelerini tam olarak açıklaması.
2- Irak’ın bu konudaki beyanlarının Komisyon tarafından araştırılması.
3- Uluslararası denetim altında, bu silahların tahribi, tesirsiz hale getirilmesi veya ortadan kaldırılmasının gerçekleştirilmesi.
Komisyonun çalışmalarında öncelik, Irak’ın nükleer silah üretim programlarına teksif edilmiştir. Bu konudaki çalışmalar tamamlanarak, geleceğe dönük olarak denetim faaliyetleri, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun uhdesine bırakılmıştır.
Balistik füzelerle ilgili olarak, Komisyon, stokların ve imha edilen başlıkların, fırlatıcıların ve füze motorlarının kalıntılarının incelenmesi ve dışarıdan ithal edilen silah sistemlerinin izlenerek, Irak’ın elinde halen stok bulunup bulunmadığının belirlenmesi doğrultusunda çalışmalar yapmıştır. Komisyon, Irak’ın ithal ettiği balistik füzelerle ilgili taahhütlerini yerine getirdiği sonucuna varmıştır; ancak, Komisyon, Irak’ın kendi imkânlarıyla üretmekte olabileceği balistik füze sistemleri konusunu incelemeye devam etmektedir; ayrıca, bu füzelerin başlıkları konusundaki çalışmalar da sürmektedir.
Kimyevî silahlar konusunda komisyonun elde ettiği bilgilerde ve belirlenen tesislerde yapılan incelemelerde aşama kaydedilmiştir; ancak, Komisyon, elde ettiği verilerin inandırıcılığı bakımından Irak’ın daha kesin bilgiler vermesini, kimyevî silah taşıyan başlıklar ve bunların üretiminde kullanılan malzemelerle ilgili faaliyet gösteren tesislerde daha fazla inceleme yapmayı istemiştir.
Biyolojik silahlar konusunda ise, maalesef, yeterli mesafe kaydedilememiştir; Komisyon, bu konuda Irak’ın bilgi vermemesinden yakınmaktadır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, geçen yılın son altı ayı içinde, Irak’ı kınayan; bu ülkeyi, Özel Komisyonla, koşulsuz, sınırsız işbirliğine davet eden ve söz konusu Birleşmiş Milletler kararına uymamayı sürdürmesi halinde ilave önlemler alınacağını ilan eden 3 karar kabul etmiştir.
Irak ile Özel Komisyon arasındaki ilişkiler, geçen yıl ekim ayından bu yana giderek gerginleşmektedir; 1997 Kasım ayında da bir krizin eşiğinden dönülmüştür. 19 Kasım günü Cenevre’de bir araya gelen ABD, Fransa, İngiltere ve Rusya Dışişleri Bakanları ile Çin temsilcisi, toplantı sonunda bir ortak birdiri yayımlayarak, Irak’ın önkoşulsuz olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uymasını istemişler ve Rusya’nın sorunun çözümü doğrultusunda yürüttüğü diplomatik girişimi takdirle karşıladıklarını vurgulamışlardır.
21 Kasımda, Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu personeli -Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere- Irak’a geri dönmüşler ve faaliyetlerine başlamışlardır. Aynı tarihte, Komisyon Başkanı Butler da, Güvenlik Konseyine yeni bir rapor sunarak, Irak’ın silahsızlanma programında gelinen aşama hakkında bilgi vermiş ve Irak yönetiminden, derhal, sınırsız ve koşulsuz işbirliği beklediklerini belirtmiştir.
Dışişleri Bakanlığımız tarafından 21 Kasım günü yapılan basın açıklamasında, Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu personelinin Irak’a dönüşünden ve krizin barışçı yollardan, diplomatik yöntemlerle yatışmasından memnuniyet duyduğumuz ifade edilmiştir.
Irak yönetimi, her ne kadar Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu personelinin Bağdat’a dönüşünü kabul etmişse de, cumhurbaşkanlığı sarayları ve güvenlik açısından hassas sayılan yerlerin denetimine ve U-2 uçaklarının denetimlerine izin verilmeyeceğini tekrarlamıştır; böylece, Irak-Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu arasındaki gerginlik sona ermemiştir. 11-16 Ocak 1998 tarihlerinde olağan denetimler için Bağdat’ta bulunan denetim timinin başında bir Amerikalı bulunduğundan, Irak, timin oluşumunda dengesizlik olduğu iddiasıyla itiraz etmiş ve timin denetim yapmak istediği hassas bölgelere girmesine izin vermemiştir. Bunun üzerine, Güvenlik Konseyi, 14 Ocak 1998 tarihinde bir başkanlık açıklaması yaparak, Irak’ın bu tutumunu
n ilgili Güvenlik Konseyi kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini vurgulamış ve 1137 sayılı karardaki taleplerini yenilemiştir.Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu Başkanı Butler, 19-22 Ocak 1998 tarihlerinde Bağdat’ı ziyaret etmiştir. Ziyaret sırasında Irak, Butler’a, hassas bölgeler olarak gördüğü Cumhurbaşkanlığı mahallerinin listesini yazılı olarak vermiştir; bunlar, 8 ayrı kom
plekstir.Şubat ayından itibaren, Irak’ın, Birleşmiş Milletlerin ve diğer ülkelerin uzmanlarından oluşan 3 komite, füze başlıkları, biyolojik ve kimyasal silahlarla ilgili teknik değerlendirme toplantısı yapacaklardır. Tarık Aziz, söz konusu teknik komite çalışmaları sonuçlandırılıncaya kadar, Birleşmiş Milletler Özel Komisyonunun, Cumhurbaşkanlığı saraylarını denetleme taleplerini dondurmasını önermiş; Butler, bu konuda bir taahütte bulunamayacağını bildirmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Clinton, 22 Ocakta yaptığı bir açıklamada, Birleşmiş Milletler Özel Komisyonunun bazı yerlerdeki denetim ve inceleme faaliyetlerini durdurmasına ilişkin Irak’ın önerisini reddetmiştir.
Rusya, Fransa ve İtalya, sorunun diplomatik yollardan çözümlenmesine ilişkin girişimlerine devam etmektedirler. Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere ise, Irak’a karşı askerî bir müdahalenin hızla kaçınılmaz hale geldiğini düşünmektedirler.
Türkiye, başından beri, Irak ile Özel Komisyon arasındaki sorunların diplomatik yollarla çözümlenmesini savunmuş, mevcut krizin de barışçı yöntemlerle yatıştırılması için sürdürülen diplomatik çabaları desteklemiş ve elinden gelen katkıyı yapmıştır. Çeşitli ülkeler tarafından sürdürülen çabaların sonuç vermesi ve Irak’ın da Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu ile koşulsuz işbirliğini kabul etmesi, bölge barış ve istikrarı için büyük önem taşımaktadır.
Bu çerçevede, Irak ile Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu arasındaki sorunların barışçı yöntemlerle halledilmesini başından beri savunan Türkiye, krizin diplomatik yollardan aşılabilmesi için harcanan çabaların sürdürülmesinin yararlı olacağına inanmakta,
bu çabaların sonuç verebilmesi ve bir askerî müdahalenin kaçınılmaz hale gelmemesi açısından da, Irak Hükümetine, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını bir an önce ve tam olarak uygulaması çağrısını yinelemektedir.Türkiye, konuyla ilgili taraflarla ve krizin tırmanmasından en fazla etkilenecek olan bölge ülkeleriyle temas ve görüşmelerini aralıksız sürdürmektedir. Bu çerçevede, Dışişleri Bakanımızın Bağdat’ı ziyareti gerçekleştirilmektedir. Dışişleri Bakanımızın bu barış girişimi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince de desteklenmektedir. Bu girişimimizin, Irak’ın diğer komşularından da gerekli desteği gördüğünü memnuniyetle müşahede ediyoruz.
Bu vesileyle, Türkiye’nin, Ortadoğu bölgesinde siyasî krizlerin devam edip gitmesinden, bu siyasî sorunlar nedeniyle Ortadoğu ülkelerinin işbirliği imkânlarının geliştirilememesinden büyük üzüntü duyduğunu belirtmek istiyorum. Siyasî sorunların adil ve kalıcı çözümlerle aşılması ve Ortadoğu’da da, İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa’da olduğu gibi, çabaların, ekonomik kalkınma ve ülkeler arasında gerçek işbirliği konularına yoğunlaştırılması zamanı çoktan gelmiş ve geçmektedir. Bölge ülkelerinin, bu gerçeği artık görmeleri ve aralarındaki ilişkileri buna göre ayarlamaları gerekir; bundan, bölge ülkeleri ve halkları da büyük yarar göreceklerdir.
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından ayakta alkışlar; DSP ve DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başbakan.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 59 uncu maddesine göre, Hükümet gündemdışı konuşma yaptığı takdirde, gruplara da 10’ar dakika söz hakkı doğmaktadır; ayrıca, grubu bulunmayanlardan bir sayın milletvekiline de 5 dakikayı geçmemek üzere söz vereceğim.
Şimdiye kadar bize intikal eden söz istekleri; Demokratik Sol Parti Grubu adına Sinop Milletvekili Sayın Metin Bostancıoğlu, Refah Partisi Grubu adına Elazığ Milletvekili Sayın Ahmet Cemil Tunç.
DSP Grubu adına, Sayın Metin Bostancıoğlu; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Bostancıoğlu, süreniz 10 dakika.
DSP GRUB
U ADINA METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Başbakanın, Irak ile Amerika Birleşik Devletleri arasında savaş noktasına gelen ilişkiler konusunda yaptığı açıklamadan sonra, Demokratik Sol Partinin bu konudaki görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.Sayın milletvekilleri, Körfez Savaşından bu yana, Irak, yedi yıldır bölünmüş durumdadır. Birleşmiş Milletler kararlarında, Irak’ın toprak bütünlüğünün yeniden tesis edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş olmasına karşın, bu ülkenin bölünmüşlüğü sürmektedir. Bu durum, genel olarak bölge barışı ve istikrarını olumsuz etkilediği gibi, ülkemize de büyük zararlar vermektedir. Kuzey Irak’ta oluşan otorite boşluğu, burada yaşayanları barıştan ve huzurdan yoksun bıraktığı gibi, Türkiye’ye de çok ağır zararlar vermiştir ve vermektedir. Bölücü terör örgütü PKK, bu durumdan yararlanarak, Kuzey Irak’ı Türkiye’ye karşı bir üs olarak kullanma ve terörü tırmandırma olanağı bulmuştur; o yüzden, Türkiye, büyük
can kayıplarına uğramıştır.Irak’ın bölünmüşlüğünün ve Kuzey Irak’taki otorite boşluğunun yanı sıra, Körfez Savaşından sonra oluşan koşullar, bir yandan da ülkemiz ekonomisine büyük zararlar vermiştir.
BAŞKAN – Sayın Bostancıoğlu, bir dakikanızı rica edeyim.
Sayın milletvekilleri, salonda çok büyük uğultu var; rica ediyorum... Konuşmak isteyen sayın milletvekilleri kulislere çıkabilirler. Rica ediyorum, sözcüyü dikkatle dinleyelim efendim.
Buyurun efendim.
METİN BOSTANCIOĞLU (Devamla) – Irak’a sekiz yıldır uygulanan ekonomik ambargo, Irak’tan sonra en büyük zararı Türkiye’ye vermektedir. Türk ekonomisinin bu nedenlerle uğradığı kayıp, 35 milyar doları bulmaktadır. Bu kaybımızın karşılanmasına, Amerika Birleşik Devletlerinden de, herhangi bir başka ülkeden veya kuruluşlardan da, dişe dokunur bir katkı gelmemiştir. Üstelik, şimdi, Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’ye her türlü yardımı kesmeye karar vermiştir.
Hükümetimiz, Kuzey Irak’ın durumundan ve Irak’a uygulanan ekonomik ambargodan en çok etkilenen illerimizde, bir yandan güvenlik kuvvetlerimizin büyük fedakârlıklarıyla terörist faaliyetlerin gerilemesini sağlarken, bir yandan da bu illerimizin ekonomik ve toplumsal yaralarının sarılması için destekleme programı oluşturup, Yüce Meclisin onayından geçirmiştir.
Sayın milletvekilleri, Demokratik Sol Parti Grubu olarak, Körfez bunalımının yarattığı olumsuz sonuçların aşılabilmesi için, üstelik yalnız Türkiye bakımından değil, bütün bölge açısından bu olumsuz koşulların giderilebilmesi için, daha 1996 Nisanında”Bölgesel Barış ve Güvenlik Planı” hazırlamıştık. Bu bölgesel barış ve güvenlik planında, Birleşmiş Milletler kararlarına uygun olarak, Irak’ın toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması öngörülürken, bir yandan da Kuzey Irak’ta yaşayanların hepsi için insan haklarına ve demokrasi ilkelerine uygun yeni bir düzen öngörülmekteydi. Ne yazık ki, bölgeyi etkileyen bölgedışı güçler, şimdiye kadar, bu kaygı ve düşüncelerimizi dikkate almamışlardır. Irak’a yönelik yeni bir Amerikan askerî harekâtından doğacak
sonuçlar, Ortadoğu’ya ve Irak’a huzur getirmeyeceği gibi, Türkiye’nin Körfez Savaşından beri karşılaştığı sorunları da büsbütün ağırlaştıracaktır. Böyle bir harekâtın bölgedeki Amerikan çıkarları açısından olumlu sonuçlar vermesi de beklenemez; Amerika, bunu iyi bilmelidir. Üstelik, dünyadaki genel izlenim, Amerika Birleşik Devletlerinin yeni bir askerî harekâttan sonra ortaya çıkabilecek sonuçları hesaplamadığı yolundadır; bizim görüşlerimiz de, bu genel izlenimi doğrulamaktadır.Türkiye, yeni bir bunalımın eşiğine gelindiği şu sırada, duruma seyirci kalamaz. Bize düşen, ilgili tarafları sağduyuya ve uzlaşmaya çağırarak, bunalımın bir savaşa dönüşmesini engellemeye çalışmaktır. Bu yüzden Türkiye, Amerika Birleşik Devletlerini, diplomatik bir çözüm için sabırlı olmaya; Irak’ı ise, Birleşmiş Milletler denetimine açık davranmaya davet etmektedir. Bu yönde girişimlerde bulunmak, Türkiye’nin, hem hakkı hem de görevidir.
Irak’taki durumdan en çok etkilenecek ve yeni bir Amerikan askerî harekâtından en çok zarar görecek olan bir ülke olarak Türkiye’nin Irak sorununa barışçı çözüm önerileri, Demokratik Sol Partiye göre, özetle şunlar olabilir:
1.- Irak yönetimi, kitlesel yok edici silahların önlenmesi ve denetimi için, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyince alınan kararlara eksiksiz uymalıdır.
2.- Bu amaçla kurulan Özel Komisyonun bileşiminde denge sağlanmalıdır.
3.- Silah denetimindeki uzlaşmazlığın çözümü için, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri daha etkin biçimde devreye girmelidir.
4.- Irak yönetiminin, s
ilah yasağına ve denetimine tam uyum sağlaması koşuluyla, bu ülkeye sekiz yıldır uygulanan ve binlerce çocuğun ölümüne neden olan ekonomik ambargonun sona ermesi için bir takvim yapılmalıdır.5.- Güvenlik Konseyinin 1991 Nisanında aldığı 688 sayılı karara uygun olarak, Kuzey Irak’taki etnik grupların, Irak yönetimiyle diyalog kurabilmeleri yönündeki engeller kaldırılmalı ve Irak’ın yeniden bütünleşmesi sağlanmalıdır
6.- Ve nihayet Irak yönetimi kışkırtıcı söylem ve davranışlardan kaçınmalı, Amerika Birleşik Devletleri de aceleci bir kararla askerî harekâta geçmek yerine, önerdiğimiz, barışçı çözüm sürecine şans tanımalıdır.
Böyle bir sürece zemin oluşturmak ve güç katmak amacıyla Türkiye, Irak’ın komşusu olan bütün ülkelerle bir danışma süreci başlatmıştır; Birleşmiş Milletlerle birlikte Irak ve Amerika Birleşik Devletlerini uzlaşmaya çağırmıştır. Türkiye’nin bu barışçı uzlaşı çağrısı Birleşmiş Milletler tarafından olumlu karşılanmış ve desteklenmiştir. Dışişleri Bakanımız, bugün, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin desteğinde “iyiniyet görevi” olarak tanımlanan girişimlerde bulunmak için, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ve Yaptırımlar Komitesinin kararıyla, özel izin sağlanarak, Irak’ın uçuşa kapatılmış bölgeleri üzerinden uçakla Bağdat’a gitmiştir.
Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit’in, Körfez Savaşı sonrası Irak’ı ziyaretinde Saddam’a söylediği gibi, Demokratik Sol Parti olarak biz, öteden beri Doğu Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerini kapsayan dengeli silah indirimi ve denetimiyle, tüm bölgede kitlesel yok edici silahların yasaklanmasını istiyoruz. Bu öneride ne kadar haklı olduğumuz şimdi daha çok ortaya çıkmıştır. Demokratik Sol Parti, bölgede, savaş değil barış istemektedir. Türkiye’nin çıkarı, bölgede savaş değil barıştadır.
Saygılar sunarım. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancıoğlu.
Refah Partisi Grubu adına, Elazığ Milletvekili Sayın Ahmet Cemil Tunç; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
Aynı konuda gündemdışı konuşma talebiniz de olduğu için, sizi, bu talebinizden vazgeçmiş sayıyoruz.
RP GRUBU ADINA AHMET CEMİL TUNÇ (Elazığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Körfez kriziyle ilgili olarak Refah Partisinin görüşlerini, düşüncelerini sizlerle paylaşmak üzere söz aldım; hepinize saygılarımı sunuyorum ve hepinizin geçmiş mübarek Ramazan Bayramını kutluyorum.
Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, 1991 yılında yaşanan Körfez Savaşını unutmadık ve etkilerinden hâlâ kurtulabilmiş değiliz. Körfez Savaşında en büyük zararı, hem maddeten hem manen, Irak’la beraber Türkiye görmüştü. Biraz önce, Sayın Başbakanın da ifade ettiği gibi, bu Körfez Savaşının, Türkiye’ye, rakamsal olarak 35 milyar doların üzerinde, hatta 40 milyar doların üzerinde vermiş olduğu bir zarar var ve biz, bu zararı çekiyoruz.
Yine, savaş öncesi, bizimle Irak arasında 5 milyar dolar civarında bir ticaret hacmi vardı; Türkiye bundan da mahrum kaldı. Bugün, Irak ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin 200 milyon civarında, çok küçük bir meblağ olduğunu hepimiz biliyoruz.
Yine, bu savaş münasebetiyle, sınır kapılarının kapatılmasıyla, güneydoğunun ekmek kapısı, iş kapısı kapatılmış, yine bu bölgede, 30 binin üzerinde kamyon çürümeye terkedilmişti. Hepimizin bildiği gibi, bölge halkı sefaletle, açlıkla karşı karşıya kalmıştı. Ne yazık ki, bu işsizlik, bu sefalet, bölgede birkısım gençlerin yanlış tercihlerle karşı karşıya kalmasına da sebep olmuştu; bunu hepimiz biliyoruz.
Bu tarihten sonra -Körfez Savaşından sonra- terörün tırmandığını, yine bu tarihten sonra, bölgeden göçlerin başladığını ve bu göçler neticesinde, Mersin, Adana gibi illerimizde, İstanbul gibi metropollerde, bazı sorunların yaşandığını hepimiz biliyoruz. Bütün bunlar, ne yazık ki, Körfez Savaşının sonuçlarıdır ve bugün, Türkiye’nin karşı karşıya bulunmuş olduğu ekonomik sıkıntıların ve sosyal sıkıntıların, sanıyorum, bir kısmının sebebini, Körfez Savaşında aramak mümkündür; yani, Körfez Savaşından, daha sonra uygulanan ambargodan Türkiye’nin çok büyük oranda zarar gördüğünü, Ir
ak Halkı kadar zarar gördüğünü ifade etmek mümkündür.Yine, hep ifade ederiz, Irak bizim komşumuzdur, Irak bizim dostumuzdur, Irak bizim kardeşimizdir, Irak Halkıyla Türk Halkı arasında herhangi bir sorun, herhangi bir mesele söz konusu değildir. Irak da çok iyi biliyor, Türkiye de çok iyi biliyor ki, hem Irak’ın menfaatı hem Türkiye’nin menfaatı, bu bölgede barışın sağlanmasındadır, bu bölgede güvenliğin sağlanmasındadır ve bu bölgede istikrarın sağlanmasındadır. Her iki ülke, her iki taraf da bunu biliyor. 54 üncü Hükümet zamanında Irak’a yapmış olduğumuz ziyarette yapmış olduğumuz görüşmelerde ve yine, uzun süreden sonra, Türkiye’de yapmış olduğumuz KEK toplantılarında yapmış olduğumuz görüşmelerde, karşılıklı, çok samimi bir şekilde, hem Irak tarafı olarak hem Türkiye tarafı olarak, bunları, çeşitli vesilelerle ifade etmeye çalıştık.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, Irak, Kuveyt’e girmesinin bedelini çok ağır bir şekilde ödedi; hâlâ da ödemeye devam ediyor. Ambargo, artık, ambargo olmaktan çıkmış, ne yazık ki, halk üzerinde işkence halini almıştır. Sivil halk acımasızca cezalandırılmış, çocuklar, yaşlılar, kadınlar, bütün bir Irak Halkı ambargonun çok acımasız sonuçlarını, ne yazık ki, yaşıyor. Şimdi, biz, Irak’ın Kuveyt’e girmesinden ötürü Irak’a uygulanacak olan silah ambargosunu anlayabiliriz, silah ambargosunun devam etmesini de anlayabiliriz; ancak, bu ülkedeki sivil halka uygulanan ambargoyu; yaşlıların, çiftçilerin, köylülerin, hiç suçu olmayan, dahli olmayan insanların, bu acımasız ambargodan
dolayı, ölüme terk edilmelerini, sanıyorum, hepimiz, anlamakta güçlük çekiyoruz.Diyebilirsiniz ki, Birleşmiş Milletler kararında, gıda ambargosu zaten yok, ilaç ambargosu da yok. Yok; ama, Irak, dışsatımı olmadığı için, petrolünü dışarıya satma imkânına sahip olmadığı için, dışarıdan gıda alma imkânına sahip değil, dışarıdan ilaç alma imkânına sahip değil. Dolayısıyla, yedi yıldan beri Irak halkına uygulanan bu ambargonun, sivil halk üzerinde çok büyük yara açtığını, Irak halkına çok büyük zarar verdiğini söylemek mümkün. Diliyoruz, temenni ediyoruz ki, yedi yıldır uygulanan bu ambargo, Irak Halkının üzerinden kalksın; yaşlılar, kadınlar, çocuklar, bu ambargodan zarar görmesin. Temennimiz, dileğimiz budur.
54 üncü Hükümet zamanında, Türkiye ile Irak arasındaki sınır kapısının 24 saat açık tutulması için Hükümetimiz çok büyük gayret gösterdi. Biz, iktidara geldiğimiz zaman, günde 200-250 araç giriş-çıkış yaparken, 54 üncü Hükümet zamanında, bu, 2 bin araca çıktı; daha büyük imkânlar sağlandı; günde 10 bin ton civarında akaryakıtın Türkiye’ye girmesi sağlandı ve bu, bölgede bir bayram havasının esmesine sebep oldu. Bölgede, işsiz kalmış insanlar iş bulmaya başladılar, yeni araçlar, kamyonlar satın alınmaya başlandı, oradaki esnafın cebi para görmeye başladı, evinde ekmek görmeye başladı. Aynı şekilde, Irak tarafı da bundan istifade etti. Ne yazık ki, bu gelinen noktada, bu iyi havanın, bölge halkına getirilmiş olan bu imkânların da uzun sürmeyeceğini, bu hadiselerden çok kolaylıkla anlamak mümkündür.
Şimdi, neden Amerika Irak’a müdahale edecek, sebep ne; sebep, kitle imha silahlarının Irak’ın elinde bulunmasıdır. Hiçbirimiz, hiçbir insan kitle imha silahlarının kullanılmasını tasvip etmez, istemez. İnsanın aklına ister istemez geliyor; sadece Irak’ın elinde mi kitle imha silahları var, Ortadoğu’da, bir başka ülkenin elinde kitle imha silahları yok mudur; hepimiz biliyoruz ki var ve Amerika, müttefikler veya koalisyon Irak’a müdahale ettiği zaman gerekçesi şuydu; Irak, Kuveyt’e girdi, onun için ambargo uygul
uyoruz. Bu hususta Birleşmiş Milletlerin kararları var. Peki, Birleşmiş Milletlerin kararları sadece Irak için mi var; Keşmir’de, self determinasyon için Birleşmiş Milletlerin aldığı müteaddit kararlar vardır ve bu kararlar uygulanmamıştır; ama, hiç kimsenin aklından, buraya müdahale etmek, Hindistan’a müdahale etmek geçmemiştir. Yine, İsrail ile ilgili Birleşmiş Milletlerin müteaddit kararları var; ama, hiç kimse, İsrail’e ambargo koymaya, müdahale etmeye yeltenmemiştir. Niçin, bunu söylemeye çalışıyorum, buralara müdahale edilsin diye söylemiyorum; çifte standart olmasın ve kendisini bu pozisyonda gören ülkeler, aracı pozisyonunda veya ağabey pozisyonunda gören insanlar, dünya insanlığının nazarında, itibarını kaybetmesin diye söylemeye çalışıyorum. İnsan, bunları söylemeden edemiyor...(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tunç, süreniz bitti; lütfen, 1 dakikada toparlayın efendim. Rica ediyorum...
Buyurun.
AHMET CEMİL TUNÇ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Şimdi, çok açık bir şekilde şunu görüyoruz; buraya müdahalenin iki sebebi var, iki nedeni var:
1.- İsrail ile Arap ülkeleri arasında bir uzlaşmazlık var. Arap ülkelerini, İsrail’le uzlaşmaya zorlamak.
2.- Dünya petrollerinin yüzde 65’i Ortadoğu’da. Ortadoğu petrollerini kontrol altına almak. Yani, bu bir çıkar kavgası, bu bir çıkar savaşıdır ve bu çıkar kavgasını, insanların kanı üzerine, insanların canı üzerine yapmak, sanıyorum, hiçbir medeni ülkeye, hiçbir medeni insana yakışmaz.
Her savaşın kaybedeni olur, kazananı olur. Şimdiden, çok açık bir şekilde bellidir; kaybeden Irak’tır ve Türkiye’dir; Kazanan da, Amerika’dır ve İsrail’dir. Çok açık bir şekilde, hepimiz, bunu görmek zorundayız.
Yarın, bir müdahale olduğu zaman, biz, Irak’la eski ticaret hacmimiz olan 5 milyar doları bulabilecek miyiz; doğalgazı ithal edebilecek miyiz; doğuda, güneydoğuda, işsiz insanların sınır kapılarından elde ettiği ticarî kazancı, onlara verebilecek miyiz?..
BAŞKAN – Sayın Tunç, süreniz bitti; lütfen, son cümlenizi söyler misini
z.AHMET CEMİL TUNÇ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Diplomasinin iflas ettiği, barışçı girişimlerin iflas ettiği bir dönemde, ne yazık ki, savaşlarla sonuç alınmaya çalışılıyor. Savaşın, hiç kimseye, hiçbir bölgeye saadet getirmeyeceğini, barış getirmeyeceğini hepimiz biliyoruz.
Bu duygularla, Yüce Meclise saygılarımı iletmek istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.
Demokrat Türkiye Partisi a
dına, Van Milletvekili Sayın Mahmut Yılbaş; buyurun efendim. (DTP sıralarından alkışlar)DTP GRUBU ADINA MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Körfez krizi konusunda Sayın Başbakanın Genel Kurula sunmuş olduğu bilgiler üzerine, gruplara tanınmış olan konuşma hakkı nedeniyle Demokrat Türkiye Partisi adına söz aldım; konuşmama başlarken, hepinizi, saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, her şeyden önce, Sayın Başbakana, Demokrat Türkiye Partisi adına teşekkür ediyoruz; daha krizin başlangıcında, hiç olmazsa, Genel Kurulda vermiş olduğu bilgilerle, Demokrat Türkiye Partisinin de kriz konusunda Hükümetin politikasının neler olabileceği konusunda ipuçlarını edinme bakımından...
Değerli arkadaşlarım, Körfez, Ortadoğu, her zaman, yörede yaşayan ülkeler için çıban başı olmuştur, sorun olmuştur; tarihin her aşamasında, Körfez suları sık sık ısınmıştır. Düşününüz, on yıl içerisinde, bölge, yeniden bir Körfez problemiyle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye, taraflardan bir tanesi olmamasına rağmen, her zaman, bu sıcak ilişkiler sonunda en fazla zarar gören ülkelerin başında gelmiştir. Biraz evvel Sayın Başbakan da ifade ettiler; dediler ki: “Birinci Körfez krizi, yani, 1991 yılında vuku bulan Körfez Savaşı sonunda, Türkiye’nin bugüne kadarki zararı, Amerikan Dolarıyla 35 milyar.” Değerli arkadaşlarım, Türk ekonomisinin bu denli sıkıntılar içerisinde olduğu bir dönemde, dışborç ve içborç sarmalı içerisinde kıvrandığı bir dönemde, 35 milyar doların, Türkiye için, Türk Halkı için ne kad
ar önemli olduğunu, buradan hem sizlere hem de halkımıza duyurmak istiyorum. Bu, gözden çıkarılabilecek bir ekonomik avantaj değildir; sadece yöre halkı için de bir kayıp değildir; bütün Türkiye için bu kayıp olmuştur.Birinci Körfez krizi sonunda, ülkemizin içerisinde bulunduğu sıkıntı sadece ekonomik olmamış, sosyal ve siyasal sıkıntılar da yaşanmıştır. Müttefik devletler, sanki, pikniğe gider gibi Körfeze gelmişler, onbeş yirmi gün, nihayet iki ay, teknolojinin kendilerine tanıdığı bütün avantajları kullanmışlar, ondan sonra da çekilip gitmişlerdir; geride, Irak Halkı ile Türk insanı kalmıştır. Ekonomik ambargo sadece Irak’a konulmamıştır değerli milletvekilleri, Türkiye’ye de konulmuştur. Birleşmiş Milletler ve Körfez konusunda Birleşmiş Milletler’i yönlendiren ülkeler, ambargonun delinmemesi konusunda Türkiye açısından son derece ciddî takip içerisinde olmalarına rağmen, diğer komşu ülkeler için aynı hassasiyeti göstermemişlerdir. Bugün, sanki ambargo yokmuş gibi, Mısır, İran ve Ürdün üzerinden Irak’a
ticaret yapılmaktadır ve Ürdün, sanki ekonomik bir gelişme kaydetmiş gibi, bu ilişkiden büyük bir ekonomik avantaj sağlamaktadır.Değerli milletvekilleri, bunu şunun için anlatıyorum: Türkiye, özellikle son yıllarda, herşeyi, bedelini çok ağır ödemek suretiyle öğrenmektedir. Yıllarca, bu ülkenin insanlarına “ha bugün girdik, ha yarın giriyoruz. Gümrük birliği, Türkiye’nin umududur. Bu can simidi olmadan Türkiye bu okyanusta yüzemez” dedik; ama, halkımıza gerçekleri anlatmadık. Demedik ki, halkımıza: “Eğer, biz, Avrupa Birliği ile entegrasyona girersek, her şeyden evvel, Türk Anayasasında bir değişiklik yapmamız lazımdır. Egemenlik hakkımızdan vazgeçmemiz gereklidir.” Türkiye, bir yıllık gümrük birliği uygulamasında, neredeyse 20 milyar dolara varan bir maddî kayıp içerisindedir; ama, o Avrupa Birliği, ilişki içerisinde olmadığı, umut da vermediği ülkelere, Akdeniz ülkelerine, Türkiye’ye yaptığı yardımın birkaç kat üzerinde yardım yapmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, geleceğim Körfez meselesine... Körfez meselesinde de, o zamanki müttefikler, işte, Türkiye, nasıl olsa alışmıştır, bir koyar üç alır, biz de onlara ne üçü veririz ne biri veririz... Bugün de görüyoruz ki, böyle bir sevda var. En azından iç politikada öyle bir sevda var. İç politikada kullanılmak suretiyle, bazı kesimlere mesaj verilmek isteniliyor; ama, verilmek istenilen bu mesaj, ortak bir mesaj değildir. Burada, bunu, biz, Demokrat Türkiye Partisi olarak, hem değerli milletvekillerine hem de Türk Halkına buradan açık olarak sesleniyoruz. Evet,
Irak’ın toplu kitle imha silahlarına sahip olma ihtimalinin Türkiye açısından, Türk Halkı açısından ne denli sorunlar yaratabileceğinin farkındayız; ancak, şunu da biliyoruz ki, yöremizde, bölgemizde bu tür silahlara sahip olan sadece Irak değil, başka komşularımız da var. Onbeş yıldır, bu ülkenin geleceğine neredeyse ipotek koyduracak bir bölücü terör örgütünü, her vesileyle, her türlü imkânları koyarak destekleyen komşularımız var. Dostlarımız nerede; onlar niçin bu problemin çözümünde gerçekçi katkılarını orta yere koymuyorlar?Değerli arkadaşlarım, bu, sadece dünyayı yönetme iddiasında bulunanların, Irak’ın elinde bulundurduğu ihtimalini ileri sürerek, kitle imha silahlarına sahip olma hususundan kaynaklanmıyor. Bir tarafta Kafkasya, öbür tarafta Azerbaycan, onun ötesinde Türk cumhuriyetlerinin sahip oldukları petrol ve doğalgaz başta olmak üzere, buradaki hâkimiyetin tesisi yönünde elde bulundurdukları avantajları daha da kuvvetlendirme amaçları içerisindeler. Bölgenin, Ortadoğu’nun kendi başına sahip olduğu petrol üzerinde hâkimiyetlerinin devamını sağlama konusunda girişimleri söz konusu; ama, öbür taraftan bedelini de ödemek suretiyle, peşin ödemek suretiyle, Türkiye -çünkü, bunu peşin olarak ödemiştir- tarım politikasından vazgeçmiştir, hayvancılık politikasını bir tarafa koymuştur.
Değerli arkadaşlarım, daha bir hafta evvel çıkan Bakanlar Kurulu kararıyla, 1998 yılından 2000 yılına kadar sürecek olan ithalat rejiminde sıfır gümrükle -sadece çay hariç, 200 tonluk bir çay ithalatına yüzde 45 nispetinde gümrük vergisi öngörülmüş- buğday olsun, arpa olsun -ve en tehlikelisi- et olsun, yeniden parça ve kemiksiz et ithalatına müsaade edilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yılbaş, süreniz bitti efendim. Lütfen, 1 dakikada tamamlar mısınız... Rica ediyorum...
Buyurun.
MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
İnşallah, bu uyarılar karşısında Hükümetimiz, özellikle Tarım Bakanlığımız gerekli tedbiri alır.
Biz, bu düşünceler içerisinde, Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle Ortadoğu politikasında önümüzdeki yüzyıllarda kendi menfaatlarını, çıkarlarını dikkate alarak politika oluşturmasını ve bu politikaları uygulamasını dilemekteyiz.
Hepinizi Grubum ve şahsım adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (DTP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılbaş.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Topuz; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başbakanın son günlerin en önemli siyasal gelişmesiyle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi sunması nedeniyle gruplar adına doğan haktan yararlanarak, kısaca konuyla ilgili değerlendirmelerimizi Yüce Meclisin bilgisine ve takdirine sun
mak istiyorum.Karşılaştığımız sorunun, Irak sorununun Türkiye ile ilgili ne denli önem taşıdığını örnekleyerek anlatmaya gerek duymuyorum; çünkü, yıllardan beri, bu konu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmaktadır; ama, bilmekteyiz ki, Irak’ta, Türkiye’ye yönelik olarak, iki noktada Türkiye’yi ilgilendiren çok önemli tehlikeler yaratılmaktadır. Bunlardan bir tanesi, bugün tartışma konusu olan, kitle imha silahlarının denetlenerek yok edilmesi olayı; diğeri ise, Irak’ın toprak bütünlüğüne bir ölçüde müdahale anlamını taşıyan otorite boşluğunun Türkiye için yarattığı ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlardır.
Bu ki
tle imha silahlarının boyutlarıyla ilgili olarak yakın bir geçmişe kadar 400 ton civarında ifade edilen; ama, gerçeğin -Sayın Başbakanın açıklamasıyla- 3 bin tonluk bir büyüklük ifade ettiğini dikkate alırsak, konunun dehşeti herkes tarafından daha kolay anlaşılacaktır.Ben öyle zannediyorum ki, Cumhuriyet Halk Partisi öyle değerlendiriyor ki, Irak’taki bu durum bütün komşu ülkeler açısından büyük tehdit yaratmaktadır; hatta, belki, İran’ın bile, bu konuyla ilgili olarak duyduğu kaygılardan hareket ederek, bu silahların imha edilmesine dönük olarak Amerika Birleşik Devletlerinin öncülüğünde yapılacak harekete belki çok sert karşı koymayarak pasif destek verme yolunu seçebilecek noktada olduğu söylenebilir.
Bizim açımızdan, Türkiye açısından, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması vazgeçilmez bir ilkedir; ama, aynı değerde, Birleşmiş Milletlerin bu konuya ilişkin olarak aldığı kararların uygulanması da aynı derecede önemlidir. O nedenle, Hükümetin, genel olarak, Irak’ın toprak bütünlüğüne saygı ilkesine riayet eden ve Birleşmiş Milletler kararlarının eksiksiz olarak uygulanmasını gözeten bir politikayı ilke olarak izlemiş olmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Bu konuda Hükümetin bir kusuru olduğunu söylemek mümkün değildir, doğru değildir; ancak, Hükümetin bu yaklaşımı yaşama geçirirken izlediği politika açısından elbette ki söylenecek epeyce şey vardır. Hükümetimizin, bu sorunları, bu önemli sorunu çözüme ulaştırma konusunda, bölgede barışı sağlamak, Birleşmiş Milletler kararlarını uygulatabilmek ve Irak’ın to
prak bütünlüğünü koruyabilmek için sürdüreceği girişimlerde yeni sıkıntılar ve sorunlar yaratmamaya özen gösteren bir yaklaşım izlemesi gerekir. Yani, Hükümetin yapacağı her girişimle, atacağı her adımla, Türkiye açısından yeni bir sorun, yeni bir sıkıntının yaratılmamış olması gerekir. Bu tanımlamayı başta niçin yaptığımı, konuşmamın son kısmında vereceğim örnekler ifade edecektir, açıklayacaktır.Irak’taki kitle imha silahlarının Türkiye için taşıdığı iki büyük tehlike vardır. Bunlardan biri; bunların imha edilmemesi halinde doğacak tehlikedir. Bu, bütün bölge halkı için olduğu kadar, Türkiye için de büyük tehlikedir. O silahların bize karşı da kullanılma ihtimali, olasılığı her an düşünülmelidir. İkincisi; bu silahların imha edilmesi amacıyla yapılacak harekâtın yapılış biçimi ve Türkiye’nin o konuda takındığı tavır. Irak’ta meydana gelecek müdahale sonrası durum da, Türkiye için büyük sıkıntılar yaratabilecektir. Ne olabilir; muhtemel gelişmeler olarak bir müdahale şayet yapılacak olursa, önlenemezse; y
ani, kitle imha silahlarının denetimiyle ilgili Birleşmiş Milletler kararına geçerlilik kazandırılamazsa, bu konuda Irak ikna edilemezse ve bir müdahale söz konusu olursa, bu müdahale sonrasında, Irak’ta bugün var olan durumun, bundan çok daha kötü bir duruma dönüşeceği kesindir; Türkiye açısından da bunun daha büyük sorunlar yaratacağı kesindir. Belki de, Bağdat yönetiminin bugün kullanabilmekte olduğu birtakım yetkilerini kullanma olanağını bile ona tanımayan yeni bir sistem, yeni bir model ortaya konulma tehlikesiyle karşı karşıya kalınabilir. O nedenle, şayet bir müdahale olursa, müdahale sonrası meydana gelecek olumsuzluklardan Türkiye’yi kurtarabilmek için, müdahaleye kadar -temenni etmiyoruz ama- gitmesi muhtemel bir sürecin işlemesi sırasında Türkiye’nin takınacağı tavır fevkalade önemlidir ve bu da, fevkalade dikkatli bir siyaseti gerekli kılıyor.Peki, bu kadar dikkatli bir siyasetin gerekli olduğu konuda Hükümetimiz ne yaptı, ne yapıyor? Daha, bu konunun tartışılmaya başlandığı üç günden bu yana Hükümetin politikasında belki iki, üç defa değişiklik oldu, çeşit çeşit tavırlar sergilendi. Bir kere, bir hükümetin, böylesine ağır bir sorunla karşı karşıya geldiği zaman yapacağı ilk iş, eğer, o hükümet, bir koalisyon hükümeti, bir ortak hükümetse, hele bir azınlık hükümetiyse, kendi hükümet kanatları içinde bu konuya ilişkin olarak yapılacak girişimlerin tam bir mutabakata taşınmasını sağlamaktır. O yetmez, ondan sonra, muhalefet partilerinin bu konudaki değerlendirmelerini kısa bir şekilde alabilecek b
ir süreci başlatmaktır; çünkü, konu, bir hükümet sorunu olmaktan, bir devlet sorunu olmaya kadar giden geniş bir süreci içeriyor; ama, bunlar yapılmadı.Ne yapıldı; önce, Hükümetin bir Başbakan Yardımcısı, kendisinin bu konuda arabulucu dahi olabileceğini ima ederek, bir beklenti içine girdi. Kendi partisinin amblemlerini taşıyan bir kâğıtla duyuru yapmaya kalktı; buna, Hükümetin öbür ortakları karşı koydu. Dışişleri Bakanlığı, arabuluculuğa resmen talip olan bir tavır izledi; öyle yansıdı; ama, daha sonra, Sayın Başbakan bütün bunları dengelemek ihtiyacını duydu.
Şimdi, bu örnekleri çoğaltmak mümkün, iki üç günün olaylarını çoğaltmak mümkün; ama, garip bir durum da bugün ortaya çıktı. Hükümetin üçüncü ortağı Demokrat Türkiye Partisinin Sayın Genel Başkanı “Cem’in gidişi, Hükümet adına değil, Dışişleri Bakanlığı adına ve kendi adınadır” diyor. Şimdi, bu Hükümet ile bu Dışişleri Bakanlığı ayrı ayrı kurumlar mıdır; Dışişleri Bakanlığı başka bir Hükümet, ötekiler başka bir Hükümet midir; bu, ne biçim ifadedir; bu, ne biçim izah tarzıdır?! Bu, Hükümetin, bu kadar önemli bir konuda ne kadar çelişkili bir durumun içerisinde olduğunu gösteriyor. Allah, Başbakana bu konuda sabır versin; nasıl çözecek bunları.
Tabiî, bu arada, Sayın Başbakanın yaptığı açıklamalarda da, düşünülmesi gereken, tereddüt yaratan bazı taraflar var. Şimdi, Sayın Başbakan yaptığı bir açıklamada “Irak, bizim bu uyarımızı dikkate almadığı takdirde -yani, Irak’a yapma, etme diyoruz; bu uyarılarımızı dikkate almadığı takdirde- Türkiye’nin ilerideki tutumu konusunda tepki gösterme hakkını yitirmiş olacaktır” diyor; yani, Türkiye, bir yandan sorun çıkmasın istiyor; ama, bu girişimler sonucunda eğer bir sorun ortaya çıkarsa, bundan dolayı da bize tepki göstermeyin diyor. Bu, açıkçası, bu konuyla ilgili bir sorun çıkacak anlamına geliyor; yani, Sayın Başbakan Yardımcısının “İncirlik Üssü hiçbir şekilde kullanılmayacak” biçiminde yaptığı açıklamaya rağmen, Sayın Başbakan, eğer şartlar gerektirirse, koşullar gerektirirse...
(Mikrofon otomatik cihaz tara
fından kapatıldı)BAŞKAN – Sayın Topuz, süreniz bitti; 1 dakika veriyorum, lütfen, bitirir misiniz efendim.
ALİ TOPUZ (Devamla) – Şimdi, efendim, bu arabuluculuk meselesinin çok ilginç bir şeye geldiğini görüyorum; bunun içpolitikada kullanıldığını görüyorum. Gerçi, Sayın Ecevit’in bu arabuluculuk konusunda öteden beri bir özlemi vardır. Kendisi ne kadar uzlaşmacıdır, onu sizin takdirinize bırakıyorum, o ayrı bir şey; fakat, uzlaşmacı olmak, arabulucu olmak hevesi vardır. O, 1979 da bile, Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya arasında arabuluculuk yaptığını zannederek Bakanlar Kuruluna izahat verebilirdi. O nedenle, bu girişimleri, çocukça ve fantezi olarak görüyorum. Türkiye’nin, bu konuda, aklı başında, serinkanlı, ciddî, tutarlı, düşünerek hareket eden bir politika izlemesi lazım ve her şeyden önce de Hükümet kanatlarının bu konuyla ilgili farklı düşüncelerini önce bir çerçevenin içerisine sokması gerekir. Hükümete, bu konuda yapacağı girişimler, barışı sağlama yolunda yapacağı katkılardan dolayı teşek
kür edeceğiz, bunda hiç kuşku yok; kendilerine başarılar diliyoruz. İnşallah, olayın, Türkiye için olumsuz bir sonuç doğmayacak bir çözüme taşınması mümkün olur.Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topuz.
Grupları adına başka söz talebi var mı efendim?
HAYRİ KOZAKÇIOĞLU (İstanbul) – Doğru Yol Partisi Grubu adına, ben konuşacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Hayri Kozakçıoğlu; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
S
ayın Kozakçıoğlu, süreniz 10 dakikadır efendim.DYP GRUBU ADINA HAYRİ KOZAKÇIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakan Sayın Mesut Yılmaz’ın Körfez kriziyle ilgili yaptığı açıklama üzerine, Doğru Yol Partisi Grubu olarak görüşlerimizi sunmak için huzurunuzda bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Doğru Yol Partisi olarak, Sayın Başbakanı dikkatle izledik ve Türkiye için büyük önem arz eden Irak konusunda, kendisinden daha doyurucu bilgiler beklerdik. Sayın Başbakan, gazetelerden öğrenebileceğimiz bilgileri 20 dakikalık bir program içerisinde özetleyerek, bize tekrar sundular. Sözlerime başlamadan önce, benim candan temennim, Sayın Başbakanın, Hükümet yetkililerinin, uygun bir ortamda, bu Meclisi ve bu milleti, Türkiye için çok önemli olan bu konuda daha aydınlatıcı tarzda bilgilendirmeleridir. Bu olduğu takdirde, şeffaf yönetimin, alenî ve açık yönetimin daha iyi gerçekleşebileceğine olan inancımızı belirtmek istiyorum.
Kuzey Irak konusu bizim için çok önemlidir. Türkiye Büyük Mi
llet Meclisi olarak ve ülke olarak, bu konuyu gerçekten yakından takip etmemiz gerekir. Tarihî bağların dışında, Kuzey Irak, uzun bir hududumuz olan komşumuzdur, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan insanlarımızın pek çoğunun akrabalarının bulunduğu, sosyal ilişkilerinin bulunduğu bir bölgedir; bunun yanında, Osmanlı İmparatorluğundan bu yana, sesimizi, nefesimizi orada yaşatan Türkmen grubunun bulunduğu bir bölge ve ekonomik ilişkilerimizin bulunduğu bir ülkedir. Bu nedenle, Irak’taki her girişim, hele hele bölücü terör örgütünün bulunduğu, terör olaylarının yaşandığı bu ortamda Kuzey Irak’taki her girişim bizi çok yakından ilgilendirmektedir. Bu bakımdan, Doğru Yol Partisi olarak, Irak konusunu, diğer konulardan çok daha önemli addediyoruz ve bu konuya çok daha fazla önem verilmesini istiyoruz.Irak konusundaki Körfez kriziyle devam eden bu gelişimleri izlediğimizde Hükümetin, bu konuda, biraz da hazırlıksız yakalandığını görüyoruz. Oysa ki, Körfez krizi, Irak’taki gelişimler aylardan, yıllardan beri devam ediyor; Irak’ta kimyasal ve biyolojik silahların bulunduğu, uzun menzilli füzelerin olduğu belli ve Birleşmiş Milletler zaman zaman bunları denetlemeye çalışıyor, Irak da karşı çıkıyor; yani, Irak’ta her an için bir kriz patlaması muhtemel. Yedi aydan beri işbaşında bulunan Hükümetin de, bu konuda daha hazırlıklı olması gerekirdi; ancak görüyoruz ki, Hükümet, bu konuda hazırlıklı değil.
Sayın Başbakan ve Hükümet yetkilileri, basından izlediğimiz kadarıyla -zamanınızı fazla almamak için, basılı örnekleri burada, okumak istemiyorum; ama, bunlar yanımda- önce “Biz, bu konuda aktif ve pasif bir destek vermeyeceğiz ve Amerika Birleşik Devletlerinin bir askerî harekâtına katılmayacağız, desteklemeyeceğiz” onun arkasından “İncirlik Üssü’nü de kesin olarak kullandırmayacağız” dediler; ama, zaman geçtikçe aktif destek bir tarafa bırakıldı; ama, pasif destek verebileceğimiz bir noktaya gelindiğini de beyanlardan görüyoruz.
Hele hele “İncirlik Üssü konusunda talep yoktur, talep olsa da İncirlik Üssü kullandırılmayacaktır” beyanından sonra, yine gazetelerden öğreniyoruz ki, İncirlik Üssüne 32 askerî uçak indi. Bunlar F-16’lar, F-15’ler, hava ikmal uçakları ve doğrudan doğruya geliş amacı bir askerî harekâttır. Acaba, Hükümetimiz, bunları turistik amaçla mı yorumluyor?! Bu uçaklar turistik amaçla gelmişse, evet, İncirlik kullanılmıyor; ama, bu uçaklar turistik amaçla gelmediğine göre, İncirlik Üssü kullanılmaya başlanmıştır. Hükümetimizin bir diğer tavrı, herhangi bir taraftan bir talep gelmeden arabulucu olarak orta
ya çıkmalarıdır. Gayet kesin bir kural var ki, iki tarafın isteği ve iki tarafın kabulüyle bir üçüncü ülke uluslararası ilişkilerde arabulucu olabilir. Öyle bir talep yok, öyle bir istek de yok; ama, biz kendiliğimizden arabulucu oluyoruz; daha sonra “arabulucu” tabirini değiştiriyoruz, “krizin çözümünde katkıda bulunmak” diyoruz; daha sonra da, bugün Sayın Başbakan bunu “barış girişimi” olarak yorumladı; bilmiyorum, yarın belki bu beyan da değişebilir. Bunu şunun için söylüyorum: Hükümet, ilk günden beri çok önemli olan bu kriz konusunda kesin bir politika ortaya koyamamıştır, aynen imtihana iyi hazırlanmayan öğrenci gibi. İmtihana iyi hazırlanmayan öğrenci ne yapar; soru sorulduğu zaman sağa sola bakarak, kopya çekerek başkalarının bilgisiyle soruları cevaplandırmaya çalışır; şimdi bizim Hükümetimiz de aynısını yapıyor. Başka ülkelerin politikasına yan gözle bakarak “acaba Amerika ne yapıyor, acaba Amerika nasıl bir politika izleyecek” diye, o politikaları taklit ederek, bir anlamda, Amerika Birleşik Devletlerinin dümen suyuna girerek politika üretmeye çalışıyor. Zaten, Sayın Başbakan bunu açıkladı; bunu şöyle açıkladı: Öncelikle, Amerikan Dışişleri Bakanı Albright’ın bizim ülkemize gelmesi bekleniyordu ve isteniyordu da. Amerikan Dışişleri Bakanı bütün Arap ülkelerini dolaştı, neredeyse şeyhlere falan gidecek; ama, Türkiye’ye gelmedi, Türkiye’ye gelmek ihtiyacını duymadı, bu konuda Türkiye’yi ciddiye almadı. Bizim, Doğru Yol Partisi olarak üzerinde en çok durduğumuz konu budur. Türkiye, bir büyük devlettir; Türkiye, ordusuyla büyüktür, ekonomisiyle büyüktür, Ortadoğu’da ve Balkanlarda söz sahibi bir ülkedir; ama, Türkiye bu konuda ciddiye alınmamıştır. (DYP sıralarından alkışlar) Doğru Yol Partisi olarak, esas bunun üzerinde duruyoruz.Sayın Başbakanın 3 Şubat 1998 tarihinde ATV’deki konuşması: “Bizi bu kadar yakından ilgilendiren bir konuda müttefikimiz olan Amerika’nın bizimle daha geniş bir istişare yapmasını beklerdik.” Yani, bu görüş, bu kanaat, Doğru Yol Partisinin görüşü değil; bu kanaat, Sayın Başbakanın görüşü. Ben, Sayın Başbakanın görüşünü, Doğru Yol Partisi ağzıyla sizlere sunmaya çalıştım.
Amerika Birleşik Devletleri -yani Türkiye’nin büyük müttefiki olan- Irak konusunda, Ortadoğu konusunda söz sahibi olması gereken Türkiye’ye, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Sayın Albright yerine, Altıncı Filo Komutanı olan Korgenerali göndermiştir. İşte, Türkiye, Irak konusunda, Altıncı Filo Komutanı Korgeneralle temaslarını sürdürecek ve onunla birlikte bu politikasını oluşturmaya çalışacaktır. İşte, bizim üzerinde özellikle durduğumuz olay budur.
Türkiye’nin geleneksel bir dışpolitikası vardır. Türkiye’nin geleneksel politikası, büyük devlet politikasıdır, kişilikli bir politikadır, bağımsız bir politikadır. Biz, Hükümetten bunu bekliyoruz ve Hükümetin, büyük Türkiye’ye yakışır bir politikayı ortaya koymasını söylemek istiyoruz.
Bu olaylar ilk kez olmuyor. Bu olaylar daha önce de oldu. Şu anda yaşadığımız üçüncü Körfez krizidir. Bildiğiniz gibi, birincisi harple sonuçlandı. ikinci körfez krizi de 3 Eylül 1996 tarihinde yaşandı. Ağustos ayında İran’dan destek alan Talabani, Barzani kuvvetlerinin üzerine saldırdı ve Saddam kuvvetleri de, Talabani’yi destekleyince, Irak güçleri, kuzeye doğru gelmeye başladı, daha önce girmemesi gereken bölgelere girdi ve Erbil’in işgaline başladılar. İşte bunun üzerine ikinci Körfez krizi patlak verdi ve Amerika geldi, onaltı noktadan Irak’ı yine bombaladı, aynı bugün yapmayı, düşündüğü gibi, o gün de yaptı. O zaman ne yapıldı; bakın, ben, size, özetle söyleyeyim: O
zamanki 54 üncü Hükümet, süratle devreye girdi, gerçek arabulucu olarak ortaya çıktı ve eylül ayı ortalarında Talabani, Barzani ve Türkmen gruplarının katılımıyla bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda, ateşkes sözü alındı ve ayrıca PKK’ya karşı da müşterek bir mücadele verilmesi kararlaştırıldı. Nitekim, bu toplantının sonunda, 23 Ekim 1996 günü de ateşkes sağlandı. Daha sonra, 30 Ekim 1996’da da, Ankara’da bu toplantı süreci yürütüldü ve devam edildi. Bu toplantılara kimler katıldı; Amerika Birleşik Devletleri yetkilileri katıldı, İngiltere yetkilileri katıldı, Irak yetkilileri katıldı, İran yetkilileri katıldı, Talabani, Barzani ve Türkmen gruplarının yetkilileri katıldı. İşte arabuluculuk, böyle bir arabuluculuk; sonuca ulaşan bir arabuluculuk ve Türkiye’ye yakışan bir arabuluculuk. Nitekim, 5 Kasım 1996 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Clinton, mektup yazarak, şükranlarını ve teşekkürlerini iletmiştir bu gerçek arabuluculuk ve ateşkesin sağlanması konusunda.Daha sonra da 15 Kasımda ikinci bir zirve toplanmıştır. Bu ikinci zirvede de Kuzey Irak’ta yaşayan bütün grupların, yani, Türkmenlerin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kozakçıoğlu, sizin de süreniz bitti; 1 dakika eksüre veriyorum.
Buyurun efendim, tamamlayın.
HAYRİ KOZAKÇIOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, 1 dakikada bu işler bitmez ama...
BAŞKAN – Neyse, çabuklaştırın.
HAYRİ KOZAKÇIOĞLU (Devamla) – Bu ikinci zirvede de, bütün bu grupların, insan hakları çerçevesinde, Irak’ta, yerel haklara sahip olmaları kararlaştırıldı. Yani, demek istediğim, Türkiye, büyük Türkiye olarak arabuluculuk görevini o zaman ortaya koydu, gerçek arabuluculuk ortaya çıktı ve kendini kabul ettirdi.
Dışpolitikada bugünkü tabloya baktığımız zaman, Avrupa Birliğinden dışlanmışız, İslam Konferansını terk etmek zorunda kalmışız, Susurluk raporunda yazılanlar nedeniyle, hem kültürel bağlarımızın hem ekonomik ilişkilerimizin -doğalgazdan petrole kadar, özel sektör menfaatlarına kadar- bulunduğu Türk devletleriyle bir diplomatik kriz yaşama safhasına gelmişiz ve Kuzey Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda da, toprak bütünlüğünü savunma...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, lütfen son cümlenizi söyler misiniz.
Buyurun.
HAYRİ KOZAKÇIOĞLU (Devamla) – Efendim, benim, son olarak söylemek istediğim, Hükümetin ekonomi politikası nasılsa -üç aylık paket, altı aylık paket, bir yıllık paket, üç yıllık paket; biz daha öğrenemedik bu ekonomik paketlerin ne kadar olduğunu- dışpolitikası da aynıdır; bir gün sağa bakıyoruz, bir gün sola bakıyoruz. Bu tür dışpolitikayla, bu tür içpolitikayla bu işlerin sağlıklı şekilde, büyük Türkiye’ye yakışır şekilde yürüyebileceği inancında değiliz. Bu nedenle, diyoruz ki, tam demokrasiyi sağlayacak olan bir yönetim; o da, halkın hakemliğinde bir yönetim; o da, en kısa zamanda, seçime dayalı bir yönetim; biz bunu istiyoruz. (DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, bir küçük söz söylemek istiyorum. Benden önceki konuşmacılarından Sayın Yılbaş, zannederim, bir sürçülisan yaptı: “Biz, Avrupa Birliğine, gümrük birliğine girerken, Anayasamızı değiştirmemiz lazımdı, egemenliği değiştirmemiz lazımdı” dedi; ben, bunu bir sürçülisan olarak kabul ediyorum. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü, Yüce Atatürk’ün sözüdür; demokrasinin, cumhuriyetinin düsturudur; bunu da hiç kimse değiştiremez.
Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kozakçıoğlu.
ANAP Grubu adına, Sayın Kamran İnan; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar
)MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılbaş.
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı bana atıfta bulundu; müsaade ederseniz, buna cevap vermek istiyorum.
BAŞKAN – Efendim, sayın konuşmacıyı kürsüye davet ettim; size biraz sonra söz vereyim.
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Oldu Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
Süreniz 10 dakika.
ANAP GRUBU ADINA KÂMRAN İNAN (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakanın, bölgemizde cereyan eden olaylar hakkında Yüce Meclisin huzuruna gelmiş bulunmaları, bizzat kendileri ve Sayın Hükümetin, Yüce Meclise karşı duydukları derin saygının bir ifadesi olduktan başka, olayların da önemini ifade etmektedir.
Gerçekten, son günlerde, gerek dünya basını ve gerek değerli basınımızın bu olaya verdiği önem dolayısıyla, bölgemizde ve bilhassa içimizde büyük bir tedirginlik yaşanmaktadır. Bu müzakereleri takip eden insanlarımız, aslında, Hükümetten ve Meclisten bu tedirginliği hafifletecek, Türkiye güvenliğinin emniyet altında bulunduğu ve millî menfaatlarımızın gereği gibi korunduğu, Hükümet ve Meclisin el ele vererek, gelişmeler karşısında vaziyet aldığı mesajını beklemekteydi.
Bizim son senelere kadar çok iyi yerleşmiş bir geleneğimiz vardı; o da, dışpolitikanın millî karakteri ve önemli zamanlarda, hükümet -kim olursa olsun- etrafında birleşmek suretiyle, kilitlenmek suretiyle, dışarıya karşı büyük bir güç olarak ortaya çıkmaktı. Bunu, maalesef, içpolitika uğruna bozmaya başladık. Bilhassa benden önce konuşan sayın sözcünün beyanlarını dinlediğimde, neredeyse, Irak idaresinin bütün icraatını da bize yazacaktı; çok yadırgadığımı da ifade etmeliyim. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
Kendileri, bu konunun son derece önemli olduğunu ve dolayısıyla, Hükümetin, beklenen önemde bilgiler vermediğini ifade buyurdular; ama, bunu söyledikleri zaman, kendi sayın partilerinden -Genel Başkanları burada bulunmasına rağmen- o zaman ancak 18 üye, şimdi ise, galiba, sadece 10 üye bulunmaktadır. Eğer, önem buysa, kendileri bakımından, hakikaten, çok kötü bir not olmaktadır. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
NECMİ HOŞVER (Bolu) – Sayın İnan, yukarıdakileri saymadınız, sizin gibi yaylacı grup var; hani, sizin oturduğunuz yer var ya, oradakileri saymadınız.
BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyelim.
Buyurun efendim.
KÂMRAN İNAN (Devamla) – Yine, Doğru Yol sayın sözcüsü, İncirlik’e 35 Amerikan uçağının indiğini, Hükümetin, İncirlik’in kullanılmayacağı yolundaki beyanlarının, bu suretle geçerli olmadığını ifade ettiler. Kendilerinin çok iyi hatırlaması lazım; çünkü, bölgede, bölge valiliği de yaptılar; İncirlik’te bulunan Çekiç Güç’ün süresi son bulmuştu, bunun, Kuzey Keşif Gücü’ne çevrilerek devam ettirilmesi kararı kendi iktidarlarına aittir ve o karar çerçevesinde, oraya uçak gelir, iner. Mühim olan, operasyon yapılıyor mu, yapılmıyor mu; yapılmıyor. Operasyonun yapılması, Türk idarecilerinin ve Silahlı Kuvvetlerinin iznine bağlı bir hadisedir. Binaenaleyh, sayın sözcü beni bağışlasınlar, yani, neredeyse, Adana bölgesinde uçacak olan kuş sür
ülerini de Amerikan uçakları olarak niteleyip, bunu da anlaşmaların ihlali şeklinde görmeye başlarlarsa, biraz, işin ciddiyetine halel getirir diye düşünüyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)Kendilerinin temas ettikleri bir büyük devlet ve arabuluculuk... Beni, burada da bağışlasınlar, Kuzey Irak’taki iki aşiret arasında, Büyük Türk Devletinin arabuluculuğunu burada anlatmak, devlete biraz saygısızlık olur. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) Ve kaldı ki, arabuluculuğun neticesi de ortada; Kuzey Irak’ta, bir taraf sırtını İran’a dayadı, Talabani; ortada kalan Barzani de, bir ara, Saddam’la anlaşmak yoluna gitmek suretiyle canını kurtarmaya çalıştı. Eğer, ektikleri tohum bu ise, doğrusu çok kötü bir mahsul biçtiklerini de burada ifade etmek zorundayım. Bunları söylerken de ıstırap duyuyorum. Aslında, bu gibi bir müzakerenin böyle bir günde yapılmaması lazımdı. Böyle bir günde, dış dünyanın ve Türk Milletinin bizden beklediği, Türkiye’nin güvenliği bakımından, millî menfaatlerimizin korunması bakımından
ve yaratılmak istenen havada, bir paniğe mahal olmadığı mesajını vermek suretiyle memleketi bir huzura kavuşturmaktır. Ayrıca, Hükümetin, bu meseleyi, Başbakan seviyesinde, buraya getirmesini de takdirle karşılamaktı.Kendileri, bir sözcüye cevap verirken gümrük birliğinden söz ettiler. 1995 yılı boyu, gümrük birliği müzakereleri sırasında, Sayın Hükümet, bir tek gün bu kürsülere gelip de bilgi aldı mı? Meclise bilgi verdi mi? Ve önümüze ne çıktı; 6 Mart 1995 Gümrük Birliği Uygulama Antlaşması. Türkiye’nin bugüne kadar Avrupa Birliği ile yaptığı en ağır hükümleri taşıyan ve en büyük fedakârlıklara mal olan bir uygulama anlaşması. Burada bunlara girmek istemiyorum, açıklamak istemiyorum; ama, sermaye fukaralığından, böyle sağı solu deşmek suretiyle burada beyanı fikirde bulunmayı, doğrusu, 1991’den bu yana iktidarı paylaşarak gelmiş bulunan ve büyük sorumluluklar alan bir sayın partiye yakıştıramadığımı ifade etmek mecburiyetindeyim.
Değerli milletvekilleri, Refah Partisi Sayın Sözcüsü, meseleyi o şekilde vaz etti ki, neredeyse, Irak masum; 1980’de İran’a tecavüzde bulunup sekiz yıl savaş sürdüren ve 1 milyon Müslümanın ölümüne sebep olup, tarafların, dışarıdan 60 milyar dolarlık askerî malzeme alımına sebep veren başka kuvvetlermiş gibi. Daha bunun yaraları sarılmadan, 2 Ağustos 1990’da Kuveyt’i işgal edenin de başka bir kuvvet olduğu zehabı doğuyor. Oysa, bunun sorumlusu ve Irak Milletine, masum millete karşı yapılan zulmün sorumlusu bizzat Irak’tadır, Bağdat’ın içerisindedir. Bugün çekilenler de onlardandır ve ambargonun devamında en çok ıstırap duyan da biziz. Iraklı çocuklara en çok ilaç gönderen Türkiye’dir, gıda maddesi gönderen Türkiye’dir. İran-Irak savaşı sırasında bütün dünya istifade ederken, Türkiye, sadece gıda maddesi göndermek, hava ve kara sahasını açmak suretiyle insanî yardımda bulunmuş. İsteseydik, Kuzey Kıbrıs’ta kuracağımız bir şirket eliyle, 20 milyar dolarlık biz de silah satardık; ama, kötü insan olurduk, bu bizim ananemize uymazdı. Bunu takdirle karşılamak lazımdır.
Ambargonun kaldırılmasını istemeyen kuvvetler bölgede var, petrol fiyatlarının ucuzlamasını istemeyen kuvvetler ve o kuvvetler de, sizin çok sempatiyle baktığınız memleketlerdir -isimlerini burada ifade etmek istemiyorum- petrol fiyatlarını yukarıda tutmak için ambargonun devamını âdeta zorlayanlar var.
Ambargonun kalkmasını istemeyen bizzat Bağdat idaresidir. Kendi milletini eli altında tutmak ve birlik bütünlüğünü etrafında sağlamak maksadıyla, bu ambargonun devamından yanadır; çünkü, ambargo kalktığı, ticaret başladığı, üretim, petrol satışı başladığı ve Irak, bölge ve dünyayla bütünleştiği takdirde, bugünkü haliyle idarenin devam etmesi mümkün olmayabilir ve bu idare kendi milletine hesap vermek durumunda kalabilir endişesiyle devam ettirilmekte; dolayısıyla, kendi milletine zulüm yapmaktadır.
Ambargodan Türkiye çok zarar gördü; ama, Türkiye, gelişmeleri 1991’de kendi başına önleyebilir miydi? 29 memleketli bir ittifak, koalisyon ortaya çıkmış; 500 bin kişilik, son senelerin, bu yüzyılın en büyük ordusu ve büyük teknolojisi oraya yığılmış; bunu, Türkiye, tek başına önleyebilir miydi?
Türkiye ambargoyu uygulamasaydı... Peki, biz çok tenkit edildik uyguladık diye; Birleşmiş Milletler 6 Ağustos 1990’da karar aldı, biz 7 Ağustosta uyguladık; bizden sonra gelenlerin hepsi devam ettirdi. Kaldırsaydınız, pipe-lineları açsaydınız, bakalım petrol akar mıydı; bakalım Yumurtalık’a tankerler gelip, bunları alır mıydı? Onun için, biraz realist olmak lazımdır.
Tabiî, muhalefetin kolaylığını da çok kolay kullanmamak lazım. İktidarlara gelindiği zaman, iktidarın ciddiyeti ve devlet sorumluluğu, herkesi bir çizgiye getiriyor. Senelerce Çekiç Güç aleyhine bu kürsülerden konuşanlar, hükümet tezkeresi olarak bunun kurulması ve devamı kararlarını getiren aynı hükümetler değil mi, aynı partiler değil mi? Ama, bizim politikamızda bir acı gerçek var; iktidar sıraları ile muhalefet sıralarını ayıran beş on metrede, hakikatler, yüzde yüz, yüzde bin değişebilmektedir. Biz, parti olarak, buna hep mukavemet etmeye çalıştık ve ederek geldik; bugü
n de ettik, yarın da etmeye devam edeceğiz. (ANAP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Sayın İnan, size yakışmıyor...
KÂMRAN İNAN (Devamla) – Bu arada, bir yanlış anlamaya mahal vermesin diye, DSP sayın sözcüsü ve Grup Başkanvekili, Amerika Birleşik Devletleri yardımının kesildiğini beyan etmek suretiyle, bir bakıma, son olaylar ile yardım arasında bir bağ kurulması zehabını verdi ki, bunu açıklığa kavuşturmak lazım.
Bir defa, bana göre, Amerikan yardımının kesilmesini Türkiye’nin istemesi lazımdı ve kendilerinin istemesi lazımdı. 12 Mart 1947 Truman doktrininden beri, elli yıl yardım almak, bir devlet için onur kırıcıdır.
İkincisi, üç yıl önce Amerikan
idaresi, 1999 yılından sonra yardımları keseceğini beyan etmişti ve bugün hazırlanmakta bulunan bütçe tasarısı...(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın İnan, süreniz doldu efendim. Size, 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen toparlayın...
KÂMRAN İNAN (Devamla) – ...1 Ekim 1999’da yürürlüğe girecek olan bir bütçedir; bunu da memnuniyetle karşılamak gerekir.
Cumhuriyet Halk Partisi sayın sözcüsü -tabiatıyla- kendi mensup oldukları kanadın iç sıkıntılarını, buraya da, bu şekilde ve böyle bir vesileyle yansıtmak ihtiyacını hissettiler; doğrusu, onu da yadırgadığımı ifade etmeliyim. Hükümetin tutumunda, beyanlarında zikzaklar olduğu -kendileri de koalisyonlarda bulundular- üçlü koalisyon ve dışarıda kendilerinin himmet ve desteğiyle götürmeye çalıştığımız ve her seferinde de kendilerini ikna gibi, hakikaten biraz kolay olmayan bir gayret içinde bulunduğumuz bir sistemin daimî bir şekilde senkronize, ahenk içinde bulunmasını beklememek lazım. Kaldı ki, senkronizasyon, faşist idarelere ait bir husustur; tek kalıp... Değişik sesler çıkacaktır.
“Hükümet daha önce bize bu mesele üzerinde düşünme imkânı vermedi” dendi. Bugün, Sayın Başbakanın bizzat getirmesi bundan dolayıdır ve müzakerenin bu maksada matuf olması beklenirdi; çıkıp da, burada, şuradan buradan böyle tutulacak dal aramak yerine, Hükümetin, bu gelişmeler karşısında, Türk millî menfaatları ve güvenliğini korumak bakımından, en iyi nasıl tedbirler alabileceği hakkında yol gösterici beyanlar beklerdik, çözümler beklerdik.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın İnan, lütfen, son cümlenizi söyler misiniz efendim.
KÂMRAN İNAN (Devamla) – Emriniz olur efendim.
Bakınız, 1991’de, bize hitaben, Bağdat’a gitmek bir suç olarak görülüyordu bazı çevrelerde; şimdi bizim Hükümetimiz gönderiyor, yine suç oluyor. Bunu anlamak çok zor doğrusu. Yani, ya o gün çok yanlıştınız ya bugün çok yanlışsınız. Bir barış elçisi olarak bir Sayın Dışişleri Bakanının Bağdat’ı ziyaret etmesi çok güzel bir hadisedir. Bu vesileyle, iki sayın sözcü, bize arabuluculuk dersi vermeye kalktılar. Sayın Başbakan ve Sayın Dışişleri Bakanı da iki üç defa olmak üzere, bir arabulucunun bahis konusu olmadığını, arabuluculuk müessesesinin başka bir hadise olduğunu ifade ettiler; ama, ille ki bunu kullanmak ve bir tenkit sebebi bulmak ihtiyacı duydular ve bu ihtiyacı da -beni bağışlasınlar- pek fazla tatmin edici olmayan ve pek de alkışlanamayacak bir şekilde tatmine kalktılar.
Değerli milletvekilleri, Sayın Başkanımızın müsamahasıyla kapatıyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, lütfen... Süreniz bitti efendim. Rica ediyorum.
KÂMRAN İNAN (Devamla) – Kapatıyorum.
Buradan, izinlerinizle şunu ifade etmek isterim: Türkiye, daima barıştan yana olmuştur ve olmaya devam edecektir. Türkiye’nin bir savaşta yer alması mümkün değil, 1991 yılında da bir savaşta yer almamıştır. Türkiye, bölgemizde savaşların çıkmasından, devamından ve can kaybından en çok ıstırap duyan bir memlekettir ve buradan, bu kürsüden, sizlerin izinleriyle, büyük milletimize bir kere daha ifade etmek isterim ki, bütün bu gelişmelere ve dünyada yayılan hava ve tedirginliklere rağmen müsterih olsunlar; Hükümet ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, devletin ve milletin güvenliğine sahiptir ve gereken her türlü tedbir alınmış ve alınmaktadır.
Saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP, DTP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnan.
Aslında, bir grup sözcüsü değil de Hükümet sözcüsü gibi konuştunuz Sayın İnan.
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Sayın Yılbaş, buyurun efendim.
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın sözcünün biraz evvel hakkımda sarf ettiği bir söz vardı.
BAŞKAN – Efendim, yerinizden, ne söyleyecekseniz söyleyin.
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Müsaade edersiniz, burada zorlanıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hayır efendim, oradan söyleyin. Dedi ki: “Hâkimiyet, kayıtsız şartsız Türk Milletine aittir.” Bunun aksini mi savunuyorsunuz!
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Hayır efendim.
BAŞKAN – Daha ne?..
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Öyle bir şey söylemedim. Müsaadenizle oraya gelip açıklama yapayım.
BAŞKAN – Hayır efendim; orada açıklayın. İşte, ne diyecekseniz söyleyin.
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, benim ifade ettiğim şuydu: Avrupa Birliğine üye olan ülkeler, anayasalarında, bağımsızlıkla ilgili bulunan hükümleri düzeltmek mecburiyetinde kalmışlardır. Avrupa Birliği kanunları, diğer ulusal devletlerin anayasalarındaki hükümlerin üzerindedir. Türkiye Cumhuriyeti de Avrupa Birliğiyle bir organizasyona girdiğinde, Anayasasının bu hükmünü düzeltmek mecburiyetinde kalacaktır.
BAŞKAN – Ama, biz daha Avrupa Birliğine girmedik efendim.
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Efendim, benim de söylemek istediğim şuydu: Bunu halkımıza açıklayalım ve diyelim ki: “Ey Türk Milleti, biz Avrupa Birliğine dahil olduğumuzda, ulusal egemenlikle ilgili Anayasa hükmünü değiştirmek mecburiyetinde kalacağız. Buna gönlün razı mı?!”
BAŞKAN – Tamam efendim, açıkladınız.
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Bunu söylemeliyiz biz...
BAŞKAN – Tamam efendim, artık açıkladınız.
MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, sözlerim sürçülisan değildir; bilerek, bilinçli olarak söylenmiştir.
Arz ediyorum efendim.
BAŞKAN – Peki efendim. Teşekkür ederim.
AYSELİ GÖKSOY (Manisa) – Ama, anlama kabiliyeti olmayanlar öyle anlar.
AHMET CEMİL TUNÇ (Elazığ) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Sayın Tunç, buyurun.
AHMET CEMİL TUNÇ (Elazığ) – Sayın Başkan, Sayın İnan’ın dışpolitika konularında ne kadar uzman olduğunu hepimiz biliyoruz, düşüncelerine saygı gösteriyoruz, zevkle de izliyoruz; ama, ne yazık ki, bugünkü konuşması, sair zamanlarda yaptığı konuşmanın dışında bir konuşmaydı; bu, birincisi.
BAŞKAN – Biraz Hükümet sözcüsü gibi konuştuğunu ben söyledim; artık fazlasını açıklamayalım. Tamam efendim...
AHMET CEMİL TUNÇ (Elazığ) – İkincisi, ben konuşurken, hiçbir zaman, Irak yönetiminin İran’la savaşından, Halepçe’deki faciasından, Kuveyt’e saldırmasından övgüyle söz etmedim. Benim söylediğim, şu anda Irak halkı üzerine acımasızca uygulanan ambargo ve bunun kaldırılmasıdır. Hiçbir zaman, tek taraflı olarak bu ambargoyu Türkiye olarak biz kaldıralım da demedim. Ancak, kendilerinin de ifade ettiği gibi, o ambargonun kaldırılması hususunda Türkiye olarak hep çaba gösteriyoruz. Sanıyorum -tabiri caizse- Sayın İnan, durumdan vazife çıkarmaya çalıştı. Bundan dolayı, ben, üzüntülerimi ifade etmek istiyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Neyse efendim... Tamam... Teşekkür ederim Sayın Tunç.
Gruplar adına yapılan konuşmalar bitti.
Şahsı adına, Profesör Doktor Sayın Orhan Kavuncu; buyurun efendim. (BBP ve RP sıralarından alkışlar)
Sayın Kavuncu, süreniz 5 dakikadır.
ORHAN KAVUNCU (Adana) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Büyük Birlik Partisi ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hükümetin, konuyu, Meclis gündemine getirmesini olumlu bulduğumuzu ifade etmek istiyorum; ancak, gecikilmiştir. Amerika’nın Irak’a bir hava saldırısı yapabileceği olasılığı üç aydan daha fazla bir süredir gündemdedir; fırtına esmeden, konuyu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşmeyi temenni ederdik. Bununla birlikte, bu tip meselelere, aslında epeydir kaybolmuş gibi görünen iktidar-muhalefet diyalektiği açısından bakmama prensibini tekrar ikame etmeye yönelik bir girişim olarak, Hükümetin, konuyu Meclis gündemine getirmesini değerlendirmek istiyoruz.
Hükümet, Amerika Birleşik Devletlerinin Irak’a olası bir hava saldırısında tarafsız kalınacağını açıklamıştır ve Dışişleri Bakanını Bağdat’a göndermiştir. Bütün bu çabaları, iyi niyetli, Türkiye’yi sıcak bir savaş ortamına sokmamaya yönelik çabalar olarak değerlendirdiğimizi de ifade etmek istiyorum; ancak, bu tip konularda tek taraflı girişimler, Türkiye’nin, âdeta, Amerika’nın ricacısı gibi bir görüntüye girmesine sebep olmaktadır. O bakımdan, sadece Bağdat nezdinde birtakım teşebbüslerde bulunmak değil, aynı zamanda, Amerika’nın bir hava saldırısından caydırılmasını temin etmeye yönelik girişimleri de, H
ükümetin, ciddî bir şekilde yapması gerektiğini düşündüğümüzü ifade etmek istiyorum. Birleşmiş Milletler kararları, kan dökülmeden, silah patlamadan da uygulanabilmelidir. Amerika Birleşik Devletlerine, bu noktada, biz, düşüncelerimizi, etraflıca anlatma imkânını araştırmak mecburiyetindeyiz.Ancak, Hükümetin, bütün muhtemel gelişmeleri hesap edip etmediği noktasında tereddütlerimiz olduğunu da ifade etmek istiyorum. Amerika, eğer, bir hava saldırısı yapmadan, Irak Hükümetiyle bir anlaşma imkânı bulursa, Irak’ın kitle imha silahlarını yok etmesine karşılık, Irak’a petrol satma hakkı verir ve petrol fiyatları birdenbire yükselirse, acaba, Türkiye, böyle muhtemel bir olası gelişmeye karşılık, ne tedbirler almıştır, almalıdır; bunları, Hükümetin düşünmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Türkiye -özetle ifade etmek istersem- bu konuda, iki kademeli bir dışpolitika uygulamalıdır: Birinci kademede, bölgede sıcak bir çatışmayı -ne pahasına olursa olsun- önleme yolunda ciddî girişimlerde, Türkiye olarak, tek taraflı, Amerika’nın ricacısı bir ülke konumunda değil; ama, ciddî şekilde savaşı önlemeye yönelik, her iki taraf nezdinde de girişimlerde bulunan bir ülke olduğu görüntüsü vererek, savaşı önlemeye çalışmalıyız. Amerika’nın, muhtemel bir hava saldırısını önleyemezsek, o zaman, ikinci kademeyi uygulamaya koymak mecburiyetindeyiz. Bu ikinci kademede, Türkiye, 1991 Körfez kriziyle ortaya çıkan kayıplarını telafi etmeye yönelik girişimlerde bulunmalıdır. Bu kayıpları iki noktada toplayabiliriz. Birincisi, Kuzey I
rak’ta, Irak Devletinin bütünlüğünün bozulmasıyla ortaya çıkan otorite boşluğunu ve PKK lehine gelişen otorite boşluğunu, Türkiye, kendi lehine değiştirecek bir inisiyatifi kullanmaya çalışmalıdır.(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kavuncu, size de 1 dakika eksüre veriyorum.
Buyurunuz efendim.
ORHAN KAVUNCU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Eğer, Irak Devletinin bütünlüğü sağlanamayacaksa, Türkiye, Kuzey Irak’taki otorite boşluğunu lehimize dolduracak girişimleri ciddî olarak düşünmek mecburiyetindedir.
İkinci kademede gözetmemiz gereken, ikinci menfaatımız, petrol fiyatlarıdır. Türkiye, 1991’den bu tarafa, benzin fiyatının 1 dolar civarında seyrettiği bir ülke durumuna gelmiş ve bizim fiyatlarımız, petrol üretmeyen ülkeler arasında dahi oldukça yüksek sayılabilecek bir şekilde seyretmektedir. Petrol boru hattının açılmasıyla, yani, Kerkük’ten Ceyhan’a petrolün dökülmesini temin etmek suretiyle petrol fiyatlarını bir şekilde aşağı çekecek girişimlerde bulunmak durumundayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kavuncu, lütfen son cümlenizi söyleyiniz efendim.
ORHAN KAVUNCU (Devamla) – Türkiye’nin, dış politikasında temel varsayımlarını artık değiştirmesi için bu krizi bir fırsat olarak değerlendirmesi gerektiğini söyleyerek sözlerimi tamamlamak istiyorum.
Dünya değişmiştir; ama, maalesef, Türkiye, 1945-1950 şartlarında başlayan soğukharp döneminin, o günün şartlarında doğru yapılmış olan temel dışpolitika varsayımlarını değiştirmemiştir. Bu kriz vesilesiyle, biz, bugünlerde, tek eksenli (Amerika-İsrail eksenli) dış politikamızı çok eksenli hale getirebilmek için de ciddî zihinsel çabalar sarf etmek mecburiyetindeyiz.
Türkiye, bir taraftan, Avrupa Birliğiyle ilişkilerini serinkanlılıkla sürdürebilmelidir, öbür taraftan, Müslüman ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye çalışmalıdır. Amerika...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim; konuşmanız 2,5 dakika uzadı...
ORHAN KAVUNCU (Devamla) – Sayın Başkan
, son... Bitiriyorum efendim...BAŞKAN – Yok, vermeyeceğim; rica ediyorum... Teşekkür ederim.
ORHAN KAVUNCU (Devamla) – Sayın Başkan, değerli Genel Kurul üyeleri; teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (BBP, RP ve DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, bir cümlemi bitirmeme müsaade etmediniz...
BAŞKAN – Efendim, cümleyi bitirdiniz; zaten, cümle bitmiyor ki, hep, çıkınca, kürsüden uzayıp gidiyor cümleler...
Sayın milletvekilleri, Hükümetin, Körfez kriziyle ilgili olarak yaptığı gündemdışı konuşma ve buna karşı gruplar ve şahıslar adına verilen cevaplar bitmiştir.
Şimdi, iki milletvekili arkadaşımızın gündemdışı söz talepleri var; üç tane vardı; ama, birisi Körfez kriziyle ilgiliydi; ona vermeyeceğim.
2. – Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun Susurluk raporuna ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN – Susurluk raporuyla ilgili olarak gündemdışı söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır; süreye riayet edelim
efendim.ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz günlerde Sayın Başbakan tarafından kamuoyuna açıklanan Susurluk raporuyla ilgili kişisel görüşlerimi arz etmek için huzurunuza gelmiş bulunuyorum. Bu kısa sürede, bu raporun geniş bir değerlendirmesini yapacak değilim; ancak, bazı hatırlatmalar
da bulunmakta yarar görüyorum.Sayın Yılmaz, Başbakan değilken “bu çete işini onbeş günde çözerim” demişti “elimde bilgi var, belge var, bant var” demişti ve “çözemezsem, Başbakanlık bana haram olsun” demişti...
KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) – Haram...
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Yedi ayı aşkın bir süredir Sayın Yılmaz, başbakandır; bu süre zarfında ne bilgi ne belge ne de bant ortaya konulabildi; bir arpa boyu yol alınamadı. Halkın umudu sömürüldü, “yakında bombayı patlatacağız” dediler, patlayan, bomba değil, maalesef, Sayın Yılmaz’ın Susurluk balonu oldu. Bu Hükümet, yedi aydan bu yana hiçbir hukukî değeri olmayan, ancak, baştan sona, devletin nasıl çirkin emellerin ve kişisel çıkarların aleti haline getirilmek istendiğini açık seçik ifade eden bir itirafname niteliği taşıyan Susurluk raporunu hazırlamakla yetinmiştir; kısacası, dağ, fare doğurmuştur. Ancak, Başbakan, bir raporun hazırlanışını bile siyasî bir zafer gibi takdim etme pişkinliğini göstermekten geri durmuyor. Sayın Yılmaz’a “Helâl olsun”diyoruz; ama, Başbakanlığına değil, bu pişkinliğine helâl olsun.
Raporun neden üç dört yıllık bir zaman dilimini kapsadığı da ayrı bir soru işaretidir. Biz, derin devlet ve çete sorununa eğilirken, Sayın Yılmaz’ın hiç olmazsa kendi partisinin kongresinde kendi genel başkanı merhum Özal’a sıkılan kurşunun arkasındaki gücü irdeleme cesaretini bile göstermesini beklerdik; ama, maalesef bu da olamadı. Hiç olmazsa son 20 yıllık dönemin ele alınarak, devletin, bir cüruf temizleme ameliyesine tabi tutulması beklenirdi; ama, heyhat, o da olmadı; şeklen, sümmettedarik atılan adımlarla halk aldatılmak istenmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; benim asıl üzerinde durmak istediğim, rapordaki tüyler ürpertici itiraflardır. Bu raporda, bazı gazeteci ve işadamlarının derin devletin tetikçileri tarafından öldürüldüğü itiraf edilmektedir. Yani, birileri, devleti koruma adına yargısız infaza kalkışarak cinayet işlemiş, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşlarını gözünü kırpmadan öldürebilmiştir. Bu itiraf, bize, ülkemizdeki binlerce faili meçhul cinayetin kaynağını işaret etmektedir. Uğur Mumcu’dan Musa Anter’e, Behçet Cantürk’ten Özdemir Sab
ancı’ya kadar, inançları, düşünceleri ve siyasî görüşleri ne kadar farklı olursa olsun, bu ülkede cinayetlere kurban gitmiş insanların muhatap olduğu yargısız infaza yarın hangi birimizin muhatap olmayacağını kim garanti edebilir?Sayın Başbakan, Başbakanlık makamı, ağlama duvarı veya şikâyet etme mevkii değildir; o makam, elindeki bir raporu, çalım satarak, bölük pörçük kıraat etme makamı da değildir. Şimdi öğrenmek istiyoruz, raporda ifade edildiği gibi, Kürt işadamlarının öldürü
lmesiyle ilgili, resmî makamların bilgisi tahtında bir karar verilmiş midir? Verilmişse, kim, hangi merci, böyle hukukdışı, insanlıkdışı bir katliamın sorumluluğunu taşıyor? Böyle bir karar yoksa -ki, olması da mümkün değildir- kendi başına kim veya kimler bunu organize etmişlerdir? Bunlara karşı hangi somut adımları atmış bulunuyorsunuz? Acaba, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve daha birçok laik, Atatürkçü düşünceye sahip bilim adamlarını katledenler de, tıpkı Musa Anter’i, Behçet Cantürk’ü katleden çeteler midir?! Eğer böyleyse, bu sokaklarda “kahrolsun şeriat” sloganının atılmasına neden olan ve toplumu laik-antilaik çatışmasına sürüklemek isteyenler de, devletin içine sızmış çete artıkları mıdır; biz, bunları bilmek istiyoruz.Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu konuda devlet sırrı olmaz. Devlet, vatandaşının yargısız infaza tabi tutulmasını bir devlet sırrı olarak nitelendiremez; bu, olsa olsa katliamdır, cinayettir ve bunun failleri mutlaka yakalanarak adaletin önüne çıkarılmalıdır. (RP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; vaktimin azlığı nedeniyle, konuşmama, izin verirseniz...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, süreniz bitti.
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – 1 dakikada konuşmamı bitireceğim.
BAŞKAN – 1 dakika eksüre veriyorum; o da, hemşerilik nedeniyle...
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.
Konuşmamı, Nazi toplama kamplarından kurtulabilen bir Alman papazın, Müller’in tarihe geçen şu sözleriyle bitirmek istiyorum: “İlkönce geldiler, komünistleri alıp götürdüler; ben sesimi çıkaramadım; beni ilgilendirmiyordu. Sonra, Yahudileri aldılar toplama kamplarına, işkenceye götürdüler; ben, yine sesimi çıkaramadım; çünkü, bana göre bir şey yoktu. Sonra, sosyal demokratları vurmaya, hapse atmaya, toplama kamplarına götürmeye başladılar; ben, yine sesimi çıkaramadım; çünkü, bana dokunan yoktu. Bir gün kapım çalındı, beni alıp götürdüler işkenceye; hiç kimse sesini çıkarmadı; çünkü, ses çıkaracak kimse kalmamıştı.”
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hatipoğlu.
Gündemdışı konuşmaya cevap verme konusunda Hükümetten bir istek gelmemiştir.
Sayın Ahmet Cemil Tunç da gündemdışı söz istemişlerdi; ama, Körfez kriziyle ilgiliydi. Zaten, kendisine demiştim; Refah Partisi Grubu adına düşüncelerini de söyleyince, ayrıca söz vermeye gerek kalmadı.
Üçüncü gündemdışı söz, Anayasaya göre Başkanlık Divanının oluşumu hakkında görüşlerini Genel Kurula arz etmek isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Kamal
ak Beye verildi.Sayın Kamalak?.. Yok.
Böylece, gündemdışı konuşmalar bitmiştir.
Sayın milletvekilleri...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz efendim?
BAŞKAN – Buyurun.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Bir şey arz etmek istiyorum, Genel Kurulun ıttılaına sunmak istiyorum: Şimdi, Yüce Genel Kurul, 8 Ocak 1998 Perşembe günü, yeni bir çalışma sürecini tespit etmiştir değerli oylarıyla. Bir hafta sonra da, yine, bir grup önerisi olarak önümüze geldiğinde, Genel Kurulun, 20 Ocak, 21 Ocak ve 22 Ocak tarihlerinde yeni bir çalışma sürecini düzenlemiştir; ama, bu, tarihlidir. Bu tarihî süreç içinde, bu çalışmalar bittikten sonra, Genel Kurulun ilk kararı olan, yani, 8 Ocak tarihindeki Genel Kurul kararı geçerlidir. Bu nedir; bu, çalışma süresini saat 12.00’den 16.00’ya kadar uzatma kararıdır.
Sayın Başkan, şimdi, bu karar değişmediği sürece, sizin, saat 16.00’da bu süreyi kapatmanız gerekirdi İçtüzük gereği. Yeni bir karar alınmadığı sürece böyle olması lazımdır; saat 15.00’te değil, 12.00’de toplanmamız lazımdır. Müsaade ederseniz, yeni bir karar getirilsin, Danışma Kurulunda görüşülsün; çünkü, bu karar halen geçerliliğini yitirmemiştir.
Arz ediyorum.
BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Güven.
Aslında, itirazınızda haklılık payı var; ancak, 8 Ocakta öyle bir karar alınırken, bu çalışma süresinin hangi güne kadar devam edeceği belirtilmemiş; ama, İçtüzüğün 54 üncü maddesinde “Resmî tatile rastlamadığı takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, Salı, Çarşamba, Perşembe günleri saat 15.00’ten 19.00’a kadar toplanır” deniliyor.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Evet, doğru.
BAŞKAN – Dolayısıyla, İçtüzük, toplantı saatlerini belirtmiş burada. Şimdi, eğer, sizin bahsettiğiniz o Danışma Kurulu kararı üzerine getirilen çalışma sistemi kabul edilseydi, İçtüzüğün bu maddesi değişmiş olurdu; yani, ilelebet devam eder yolundaki iddianıza itibar etsek...
TURHAN GÜVEN (İçel) – Hayır, ilelebet devam eder demedim; yeni bir karar gerekir dedim.
BAŞKAN – ...o zaman, İçtüzüğün bu maddesi değişmiş olurdu. İçtüzüğün maddesinin değiştirilmesi de özel bir statüye tabi, onu takdirlerinize arz ediyorum.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Hayır, ben öyle bir şey söylemedim.
BAŞKAN – Kaldı ki, bu, benden kaynaklanan bir şey değil; benden önce birleşimi kapatan başkanvekili, birleşimin, ondan sonraki günü saat 15.00’te toplanacağı konusunda beyanatta bulunmuştur. Genel Kurulda bu konuda bir itiraz da olmamıştır. Bu, bir nevi, zımnî olarak eski çalışma saatlerine dönülmesidir; çünkü, Genel Kurulda bir itiraz olmamış; o itibarla, benim yapacağım bir şey yoktur.
TURHAN GÜVEN (İçel) – Ben itiraz ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Efendim, artık, o kısmı kapattık...
Sunuşlar bölümünde okunacak tezkereler çok uzun olduğu için, Divan Üyesi arkadaşımızın oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 adet Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Almanya’ya gidecek olan Kültür Bakanı M. İstemihan Talay’a, dönüşüne kadar, Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1276)
21 Ocak 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 23 Ocak 1998 tarihinde Almanya’ya gidecek olan Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın dönüşüne kadar; Kültür Bakanlığına, Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Di
ğer tezkereyi okutuyorum:2. – Almanya’ya gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e, dönüşüne kadar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan’ın vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1277)
26 Ocak 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Ocak 1998 tarihinde Almanya’ya giden Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in dönüşüne kadar; Dışişleri Bakanlığına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Nami Çağan’ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
3. – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Hasan Gemici’nin vekillik etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1278)
26 Ocak 1998
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 27 Ocak 1998 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhur