________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________T.B.M.M.

TUTANAK DERGİSİ

_

CİLT : 33

_

135 inci Birleşim

14 . 8 . 1997 Perşembe

 

_

 

İÇİNDEKİLER

 

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – YOKLAMA

III. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. — Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)

2. — Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı : 164)

3. — 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı : 168)

4. — Ailenin Korunmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/597) (S. Sayısı : 335)

5. — İlköğretim ve Eğitim Kanunu, Millî Eğitim Temel Kanunu, Çıraklık ve Meslek EğitimiKanunu ile Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin ve 16 Arkadaşının; 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun İki Maddesinin Değiştirilmesi, Bir Madde Eklenmesi ve Geçici 9 uncu Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun Teklifi ve İzmir Milletvekili Birgen Keleş’in 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Yasa Önerisi ve İzmir Milletvekili Kaya Erdem ve 66 Arkadaşının; 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bir Ek Madde ve İki Ek Geçici Madde Eklenmesi ve Geçici 2 nci Maddesinin Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve İzmir Milletvekili Kaya Erdem ve 65 Arkadaşının; 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi, Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi ve Geçici 9 uncu Maddesinin Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in; Millî Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Tayyar Altıkulaç ve 10 Arkadaşının; Millî Eğitim Temel Kanunu, İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/620, 2/231, 2/515, 2/719, 2/720, 2/891, 2/895) (S. Sayısı : 376)

IV. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – Malatya Milletvekili Oğuzhan Asiltürk’ün, İstanbul Milletvekili Ali Topuz’un Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

V. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, İstanbul Vatan Caddesinde meydana gelen doğalgaz kazasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yazılı cevabı (7/3165)

2. – Ankara Milletvekili Gökhan Çapoğlu’nun kamu bankalarına kredi borcu olan milletvekillerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Metin Gürdere’nin yazılı cevabı (7/3167)

3. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, yıllar itibariyle istihdam edilen memur sayısına ve maaş artışlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün yazılı cevabı (7/3184)

 

_

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMMGenel Kurulu saat 15.00’te açılarak dört oturum yaptı.

Şanlıurfa Milletvekili İbrahim HalilÇelik, gazetelerde yayımlanan, Plan ve Bütçe Komisyonunda meydana gelen olaylarda kendisinin söylediği iddia edilen beyanlar hakkında Genel Kurula bir açıklama yaptı.

İstanbul Milletvekili Ali Topuz, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim HalilÇelik’in, konuşmasında, adından bahsederek tanıklığını ifade ettiği gerekçesiyle bir açıklamada bulundu.

Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin, Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel;

Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, zeytinyağı üreticilerinin sorunlarıyla ilgili gündemdışı konuşmasına da Devlet Bakanı Işın Çelebi;

Cevap verdiler.

13 Ağustos 1997 günlü Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan, 376 sıra sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu, Millî Eğitim Temel Kanunu, Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu ile Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının, 48 saat geçmeden, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 6 ncı sırasına, gündemin 164 üncü sırasında bulunan 374 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 153 üncü sırasında bulunan 371 sıra sayılı kanun teklifinin 8 inci sırasına, 9 uncu sırasında bulunan 182 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına alınmasına;

Genel Kurulun 13 Ağustos 1997 Çarşamba günü (bugün) 15.00 , 24.00; 14 Ağustos 1997 Perşembe günü 10.00 - 13.00, 14.00 - 19.00, 20.00 -24.00; 15 Ağustos 1997 Cuma günü 14.00 - 19.00, 20.00 - 24.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ve bugünlerde, gündemin 1 inci sırasından 10 uncu sırasına kadar olan kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine;

15 Ağustos 1997 Cuma günü saat 24.00’e kadar bu kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmelerinin tamamlanamaması halinde, Genel Kurulun bu işlerin görüşmelerinin bitimine kadar saat 24.00’ten sonra, Cumartesi ve gerektiğinde Pazar günleri de çalışmalarını sürdürmesine;

İçtüzüğün 60 ıncı maddesi uyarınca gerek tümü ve gerekse maddeler üzerinde yöneltilecek soruların kısa, gerekçesiz ve yazılı olarak, Başkanlığa, en geç konuşmalar bitinceye kadar verilmesine, soru ve cevap işlemlerinin, grupların konuşma süreleri ile sınırlandırılmasına (tümü üzerinde 20 dakika, maddeler üzerinde 10 dakika) 13.8.1997 Çarşamba günkü birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin ANAP ve DSP Gruplarının müşterek önerisinin; yapılan görüşmelerden sonra kabul edildiği;

Sekiz Yıllık Kesintisiz Zorunlu Eğitim Kanun Tasarısının Genel Kuruldaki görüşmeleri sırasında, gruplar adına yapılacak konuşmaların 60 dakika, şahıslar adına yapılacak konuşmaların da 30’ar dakika olmasına ilişkin RP Grubunun önerisinin ise, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmediği;

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan GelenDiğer İşler” kısmının :

1 inci sırasında bulunan, 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 28.7.1993 Tarihli ve 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun Tasarısı (1/215) (S. Sayısı : 23) yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi;

5 inci sırasında bulunan, Ailenin Korunmasına DairKanunTasarısının (1/597) (S. Sayısı : 335) görüşmelerine devam edilerek 4 üncü maddesine kadar kabul edildi. 4 üncü maddesi üzerindeki müzakereler esnasında, Adalet Komisyonu Başkanının talebi üzerine, tasarının tümü İçtüzüğün 88 inci maddesi uyarınca bir defaya mahsus olmak üzere geri verildi;

7 nci sırasına alınan, 12.7.1997 Tarihine Kadar Sorumlu Müdür Sıfatı ile İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine DairKanun Tasarısının (1/627) (S.Sayısı : 374) yapılan görüşmelerden sonra kabul edildiği bildirildi.

Gündemin 8 inci sırasında yer alan 371 sıra sayılı kanun teklifinin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına devam edilerek, 8 inci sırasına alınan, Yüksek Öğretim Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında KanunTeklifinin (2/311) (S. Sayısı : 371) yapılan görüşmelerden sonra kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı;

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

2 nci sırasında bulunan 132,

3 üncü sırasında bulunan 164,

4 üncü sırasında bulunan 168,

6 ncı sırasına alınan 376;

Sıra sayılı kanun hükmünde kararnamelere ilişkin kanun tasarıları ile kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, 14 Ağustos 1997 Perşembe günü saat 10.00’da toplanmak üzere , birleşime 01.25’te son verildi.

 

UluçGürkan

Başkanvekili

Ali Günaydın Zeki Ergezen

Konya Bitlis

Kâtip Üye Kâtip Üye

 

_

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 10.00

14 Ağustos 1997 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Ali GÜNAYDIN (Konya), Zeki ERGEZEN (Bitlis)

_

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135 inci Birleşimini açıyorum.

II. – YOKLAMA

BAŞKAN – Ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; sayın milletvekillerinin, salonda bulunduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle ve Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

III. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. — Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)

BAŞKAN – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ilişkin tasarının görüşmelerine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Görüşme ertelenmiştir.

2. — Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı : 164)

BAŞKAN – Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ilişkin tasarının görüşmelerine başlayacağız.

Komisyon?..Yok.

Görüşme ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, lütfen cep telefonlarını kapatalım.

3. — 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı : 168)

BAŞKAN – 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ilişkin tasarının görüşmelerine başlayacağız.

Komisyon?..Yok.

Görüşme ertelenmiştir.

4. — Ailenin Korunmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/597) (S. Sayısı : 335)

BAŞKAN – Ailenin Korunmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlayacağız; ancak, bu tasarının komisyonca geriye alınan maddeleriyle ilgili rapor gelmediğinden görüşmeleri erteliyoruz.

5. — İlköğretim ve Eğitim Kanunu, Millî Eğitim Temel Kanunu, Çıraklık ve Meslek EğitimiKanunu ile Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin ve 16 Arkadaşının; 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun İki Maddesinin Değiştirilmesi, Bir Madde Eklenmesi ve Geçici 9 uncu Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun Teklifi ve İzmir Milletvekili Birgen Keleş’in 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Yasa Önerisi ve İzmir Milletvekili Kaya Erdem ve 66 Arkadaşının; 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bir Ek Madde ve İki Ek Geçici Madde Eklenmesi ve Geçici 2 nci Maddesinin Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve İzmir Milletvekili Kaya Erdem ve 65 Arkadaşının; 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi, Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi ve Geçici 9 uncu Maddesinin Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in; Millî Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Tayyar Altıkulaç ve 10 Arkadaşının; Millî Eğitim Temel Kanunu, İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/620, 2/231, 2/515, 2/719, 2/720, 2/891, 2/895) (S. Sayısı : 376) (1)

BAŞKAN – İlköğretim ve Eğitim Kanunu, Millî Eğitim Temel Kanunu, Çıraklık ve Meslek Eğitim Kanunu ile Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin ve 16 Arkadaşının; 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun İki Madesinin Değiştirilmesi, Bir madde Eklenmesi ve Geçici 9 uncu Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun Teklifi ve İzmir Milletvekili Birgen Keleş'in, 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Yasa Önerisi ve Eğitim Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Yasa Önerisi ve İzmir Milletvekili Kaya Erdem ve 66 Arkadaşının; 1739 Sayılı Millî Egitim Temel Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bir Ek Madde ve İki Ek Geçici Madde Eklenmesi ve Geçici 2 nci Maddesinin Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve İzmir Milletvekili Kaya Erdem ve 65 Arkadaşının; 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Bir Ek geçici Madde Eklenmesi ve Geçici 9 uncu Maddesinin Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin'in; Millî Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Tayyar Altıkulaç ve 10 Arkadaşının; Millî Eğitim Temel Kanunu, İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü üzerinde, Demokrat Türkiye Partisi adına Sayın Mahmut Yılbaş; buyurun. (DTP sıralarından alkışlar)

DTP GRUBU ADINA MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün görüşülmeye başlanan 8 Yıllık Kesintisiz Temel Eğitim Kanun Tasarısı hakkında, Demokrat Türkiye Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan önce, Yüce Meclisi Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlamaktayım.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'de zorunlu temel eğitimin 8 yıla çıkarılması hususu, ilk defa, 1960'lı yıllarda gündeme gelmiş ve 1970'de, Sekizinci Millî Eğitim Şûrasında, tek tip, ortaokul modeliyle ciddiyet kazanmış olmasına rağmen, toplumumuzun gündemine, son aylarda, yoğun şekilde girmiştir. Meseleye, yazılı basında, televizyonlarda geniş şekilde yer verilmiştir. Siyasî partiler, görüşlerini, geniş bir biçimde kamuoyuna yansıtmak için gayret göstermişlerdir. Toplumun bir kesimi, tepkisini değişik yollardan gündeme getirmiştir. Konunun bu kadar yankı uyandırmasının nedeni, meselenin Parlamentomuza geliş tarzıyla, din eğitiminin, bu Yasa Tasarısıyla kısıtlanacağı endişesinden kaynaklanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, işin kısaca özü budur. Demokrat Türkiye Partisi olarak, Parlamento içi ve dışı tartışmalarda, meselenin bu özünü dikkate alarak, sağduyudan ayrılmadık. Halkımızın her kesiminin yaklaşımını dikkate alarak, meselenin, demokrasi kuralları içerisinde ortak noktalar bulunarak çözülmesine katkı sağlamaya özen gösterdik. Demokrat Türkiye Partisi Grubu olarak, tasarının görüşülmesi sırasında bugün de aynı anlayışı ve yaklaşımı sürdüreceğiz. Biz, demokrasi kuralları içerisinde, toplumda huzur ve refahın sağlanmasını, birlik ve beraberliğin muhafazasını ilke edinen bir anlayışa sahibiz.

Değerli milletvekilleri, eğitim, Türkiye'nin, en başta gelen millî meselelerinden birisidir. Bu konuda herkes hemfikir olduğu gibi, aşılması gereken önemli ve acil sorunlarımız bulunmaktadır. Türkiye, bu tıkanmayı aşmalı ve mutlaka mükemmele ulaşmalıdır. Aksi takdirde, yarınını feda etmiş bir toplum haline geliriz ki, kimse, gelecek kuşaklara ve tarihe bunun hesabını veremez.

Türkiye, eğitim alanında çağı yakalamalı ve millet olarak, huzur ve güven içerisinde yaşamanın garantisini elde etmelidir. Bunun yolu, eğitimin, gerçekten bir millî mesele olarak ele alınmasıyla olur. Eğitim, sadece Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerine havale edilerek çözülebilecek bir mesele değildir. Çözümü, sadece oradan beklemek de haksızlık olur; çünkü, eğitim meselesi, ekonominin değişik sektörlerinden gönüllü kuruluşlara, aydınlardan uzmanlara ve nihayet bütünüyle halka uzanan bir olaydır. Bu sorunun çözümünde herkese düşen bir sorumluluk ve görev vardır; zira, eğitim, sürmekte olan hayatın bizatihi kendisidir; hiçbir sektör, eğitimden bağımsız olarak düşünülemez.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, her alanda büyük dönüşümler yaşamış ve yaşamaktadır. Tarıma dayalı ekonomi, hizmet ve sanayi toplumuna uygun hale gelmiştir. Kent nüfusu, kır nüfusunu geçmiş; Türkiye, şehirli bir topluma dönüşmüştür. Sanayileşme çabalarına öncülük eden devlet, artık, ekonomik hayattan elini eteğini çekme gayreti içerisindedir. Canlı bir teşebbüs gücü, serbest piyasa şartlarında ekonomiyi sürüklemektedir. Dünyada yaşanan iletişim devrimi, ülkemizi de etkisi içerisine almıştır. Küreselleşmenin dinamikleri, Türkiye'yi de dünya ile entegrasyona zorlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye zor bir coğrafyada, çetin badireleri aşarak bugünlere kadar gelmiştir; petrol gibi tabiî zenginliğe sahip olmadan, kendi ayakları üzerinde durmayı başarmıştır; hatta, Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla yeniden yapılanan dünyada stratejik konumu daha da artmıştır. Önüne çıkan bu bu tarihî fırsatla Türkiye, büyük bir bölgesel güç ve dünya dengeleri içinde vazgeçilmez bir unsur haline gelmiştir. Türkiye'nin önü alabildiğine açıktır; doğru ve yerinde alacağı inisiyatiflerle, kendisi için emin bir gelecek inşa edecek potansiyele sahiptir.

Değerli arkadaşlarım, artık, dünya, bilgi toplumuna dönüşmüştür. Bu dönüşme, her ülkenin gücü ve potansiyelini ölçmek için yeni kriterler geliştirmektedir; fert başına düşen millî gelir, kalkınma veya büyüme hızları, sanayi üretimi gibi kriterlerin önüne, artık, o ülkede yetişmiş insan gücü konulmaya başlanmıştır. Kısaca, her ülke, eğitim alanındaki gücüyle değerlendirilmekte, bilgi toplumunun gereği de bu olmaktadır.

İşte, Türkiye, yeniden kurulmakta olan dünyada kendisine emin bir yer bulacaksa, bu, öncelikle, eğitim alanındaki potansiyel gücüyle olacaktır; Türkiye'nin geleceği için kafa yoranların hiç unutmaması gereken durum budur.

Hal böyleyken, Türk eğitim sistemi, finansal yetersizliklerden, bürokratik aksamalara; kalabalık sınıflardan, üniversite önündeki yığılmalara kadar bir dizi karmaşık sorunla karşı karşıyadır. Eğitimin niteliğine ve niceliğine dönük bu sorunlar yumağını çözmek için Türkiye, bütün önceliklerini bu alana kaydırarak, eğitimini çağın standartlarına uygun hale getirmek mecburiyetindedir.

Durum, gerçekten vahimdir; çökmüş, iflas etmiş, aksayan fonksiyonlarını yerine getiremeyen bir eğitim sistemi altında, sadece öğrenciler değil, bütün toplum ezilmektedir.

Bu yapılırken, çağın gerekleri ne ise, Türkiye, bu icaplara uymak, bilgi toplumuna uygun bir eğitim sistemini kurumlaştırmak mecburiyetindedir. Bu yapılırken, Türkiye'nin, eğitimde en köklü sorun alanlarından biri olan din eğitimine çok dikkat ve hassasiyet göstermesi gerekmektedir.

Siyasî kamplaşmaların kavga alanı haline gelen din eğitimi, demokratik bir toplumun icaplarına göre ele alınmalıdır. Bu alanda önyargılar herkes tarafından bir tarafa bırakılmalı, objektif kriterlere göre hareket edilmelidir. Tıpkı, tarım toplumunun başına geldiği gibi, sanayi toplumu da yerini başka bir toplum anlayışına terk etmeye başlamıştır; artık, dünya, bilgi toplumu haline gelmektedir. Bunu, bir bütün olarak görmek ve böylesine radikal bir dönüşüme ayak uydurmaktan başka çare kalmamıştır.

Bu yüzden, işe, modern eğitimin temel direği olan okulun işlevinin sorgulanmasıyla başlanmalıdır. Daha önce de eğitim kurumları olmasına rağmen, bugünkü anlamda okul, sanayi devrimi sırasında ortaya çıkmıştır. Okul, gerekli insangücünü hazırlayan kurum olarak, sanayi devrimi sonrasında ortaya çıkan sosyal ve ekonomik değişimlerin gerçekleşmesinde vazgeçilmez bir rol üstlenmiştir. Ancak, günümüzde sanayi toplumlarında ortaya çıkan çözülmeler, eğitim sistemlerine yansımakta, bu problemleri aşabilmek için, Batı toplumları, daha uzun süreli mecburî eğitim, daha çok kaynak kullanmak gibi reçeteleri uygulamaya başlamışlardır. Bununla, bir taraftan, hem aşırı derecede artan eğitim talebini karşılamak ve diğer taraftan ise iş hayatında geçerli olan becerilerin çoğu ortadan kalkarken, yeni becerilere ihtiyaç duyulmasıyla eğitimde ortaya çıkan çeşitlenme gereksinimini karşılamaya çalışmaktadırlar. Uzun bir dönem, özellikle, yığınlara okuma-yazma ve temel aritmetik becerileri kazandırmak gibi görevleri başarıyla yerine getiren okullardan, bugün, kitle eğitim teknolojisi vermekten çok, bireysel özellikleri ortaya çıkaracak, bilgi, beceri, yetenek ve moral eğitimi vermesi görevi beklenmektedir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bugün görüşülmesine başlanmış olan 8 Yıllık Kesintisiz Temel Eğitim Yasa Tasarısı konusunda karşıt görüşlerin ortaya çıkmasını anlamak ve böylece bir anlayış birliğine vararak, hoşgörü ve güven ortamını bu çatı altından başlatıp, yurt sathına yaymak, bizlerin en başta gelen görevidir. Bunun için de, yakın tarihimizde olup bitenleri çok iyi teşhis etmemiz gerekmektedir.

Her toplumda, eğitim, toplumsal ve siyasal hedeflerin özeti gibidir. Bizde eğitimin temel hedefi, insanı, toplumu ve devleti ayakta tutmak, yaşatmak için, modernleşme olmuştur. Çünkü, sanayi ihtilali, Batılı toplumlara, diğerlerinin aleyhine büyük bir kuvvet ve iktidar bahşetmiştir. Sanayileşemeyen ve esasen kendi arzularıyla dahi olsa sanayileşmeleri mümkün olmayan toplumlarla birlikte Osmanlılar da sanayileşmiş toplumların üstünlüğüne maruz kalmışlardır. Sanayileşmesini hâlâ tamamlayamamış toplumlarda olduğu gibi, biz de, gelişme ümitlerimizi, eğitimde modernleşme, Batılılaşma ve medenileşme kavramlarına bağladık. Batı'dan yapılan iktibaslarla, fikir dünyasında birbirine tezat teşkil eden kutuplaşmalar belirdi. Bu zıddıyet, farklı isim ve çehreler altında günümüze kadar tesirini devam ettirmiştir.

Yakın tarihimizde, Batılılaşma taraftarları, değişim karşısında olanları, çağı anlayamamak ve geri kafalılıkla itham etmişler; yenileşmeye şüpheyle bakanlar da, değişim taraftarlarına, gâvurlaşmakla karşılık vermişlerdir. Bu münakaşanın özü, sıradan bir fikir ihtilafı değildir; iki dünya görüşünün çatışmasıdır.

En genel hatlarla yerli paradigmanın omurgasını teşkil eden İslam, inananlara, nevi şahsına münhasır bir hayat tarzı vaat ve telkin ederken; Batılı değerler de, farklı bir hayat tarzı ve değerler silsilesini sunmaktadır. Bu ikileme rağmen, bugün, Türk toplumu, iki asrı aşan Batılılaşma tarihi boyunca, azımsanmayacak şekilde Batılılaşmış bulunuyor. Esasen, bütün dünya toplumları, modernleşme ve sanayileşme ideallerine karşı zımnî bir kabul göstererek, derece farkıyla Batılılaşma trendine girmiş bulunuyorlar. Bugün, siyasî rejimden, üretim tarzına; haberleşmeden, tüketim geleneklerine; eğitim hayatından, sosyal örgütlenmeye kadar hemen her alanda, Batılı standartları benimsemiş olduğumuz hususu inkâr edilemez bir gerçektir.

Batılılaşmada katettiğimiz bunca mesafeye rağmen, Türkiye, Batı modernliğiyle en keskin çelişkiyi, din eğitiminde yaşamaktadır. Bunu çözmek, sorunları azaltmak için gerekli gayretler gösterilmiştir.

1982 Anayasasının 24 üncü maddesi, dinî özgürlükleri genel olarak tanımış ve bu arada, din eğitimi ve öğretiminin, devletin gözetimi ve denetimi altında yapılacağını öngörmüş, din kültürü ve ahlak öğretimi hususlarına, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulacak zorunlu dersler arasında yer vermiştir.

BAŞKAN – Sayın Yılbaş, son 3 dakikanız...

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Bunun dışındaki din eğitimi ve öğretimi ise, isteğe bağlı bırakılmıştır.

Değerli milletvekilleri, isteğe bağlı olarak yapılan din eğitimi, başta 16 Kasım 1990 tarih 21697 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Diyanet İşleri Başkanlığı Kur'an Kursları Yönetmeliğine göre faaliyette bulunmaktadır. Bu kurslarda, 1994-1995 yıllarında, 5483 Kur'an kursu binasında 193 528 öğrenci din eğitimi görmüştür. Diğer, yine isteğe bağlı olarak eğitim, imam-hatip liselerinde yapılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, imam-hatip liseleri, din eğitimi problemine getirilmiş bir Türk çözümüdür. İslam ülkelerinde, hem dünyevî ilimlerin öğretildiği, genel bir formasyon verildiği hem de din eğitiminin yapıldığı benzer kurumlar yoktur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; uzun bir tarihi, Batı karşısında üstün geçirdik; ancak, sonradan dengeler altüst oldu ve Batı, bizim karşımızda tartışılmaz bir üstünlük sağladı. Bu üstünlük karşısında ayakta kalmak, yok olmamak için değişmek zorundaydık. Bunun için, modern dünyayı, yani, Batı'yı örnek aldık. Değişmek, modern dünyayla aramızda oluşan uçurumu kapatabilmek için başvuracağımız tek araç vardı; o da eğitimdi. Bir var olma veya yok olma olarak gördüğümüz çağdaşlaşma çabalarımızı, neredeyse, münhasıran, bir eğitim reformu olarak gördük.

BAŞKAN – Sayın Yılbaş, son dakikanız...

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Batılılaşma tarihimiz neredeyse 200 yılı bulmaktadır. Bu nedenle, köprünün altından çok sular geçmiştir. Bugün, önemli bir demokrasi tecrübesine sahip, kendisini ifade edebilen ve kabına sığmayan bir topluma sahibiz. Nereden bakılırsa bakılsın, toplumun dinamikleri her şeyi önüne katıp sürüklemektedir. Dün, devlet, toplumu ilerletmeye çalışıyordu; bugün, toplum, devletin ilerisinde, devletten kendisine ayak bağı olmamasını istiyor. Değişme özlemleri, en keskin biçimiyle devlete yansıtılıyor. Cumhuriyetin zengin tecrübeleri bize gösterdi ki, insanlar, huzur ve güven içinde, dinlerine bağlılıktan geri kalmadan ilerliyorlar ve modernleşiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılbaş, lütfen toparlayalım.

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz bir iki cümleyle sözümü bitireceğim.

Kimlik değiştirmemiz, din değiştirmemiz söz konusu olmadığına göre, kabına sığmayan Türkiye, Müslüman kimliğini değiştirmeden, çağdaş milletler arasında onurlu bir yer almak için gayret içerisindedir. Bugün, halk arasında, modern dünyayla yarışmak ve dindar olmak arasında bir çelişki yoktur.

BAŞKAN – Sayın Yılbaş, mikrofon kapanmak üzere.

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Sayın milletvekilleri, bu kürsüden, makamı, mevkii, işi, toplumdaki konumu ne olursa olsun, herkese, Demokrat Türkiye Partisi olarak sesleniyoruz: Geliniz 8 yıllık temel eğitim konusunu siyasal zeminlere çekerek, toplumda huzursuzluk odağı haline gelmesine katkıda bulunmayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılbaş.

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – ...çünkü, Demokrat Türkiye Partisi olarak inancımız odur ki, ülkemize yapılabilecek en büyük iyilik...

BAŞKAN – Sayın Yılbaş, teşekkür ediyorum.

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkanım, müsaade ederseniz son cümlem.

BAŞKAN – Mikrofonu yeniden açamayacağım. Lütfen...

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Din eğitimini bir siyasî kavga alanı olmaktan çıkaralım, toplumda huzuru sağlayalım.

BAŞKAN – Sayın Yılbaş... Sayın Yılbaş...

MAHMUT YILBAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim arkadaşlarım. (DTP sıralarından alkışlar)

T. RIZA GÜNERİ (Konya) – Sayın Başkan, bugün biraz esnek olalım, çok önemli bir kanun görüşüyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılbaş.

MAHMUT YILBAŞ (Van) – Sayın Başkanım, ben de çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sağolun.

Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Avni Akyol, buyurun.

AVNİ AKYOL (Bolu) – Daha sonra konuşacağım.

BAŞKAN – Sayın Akyol, sırada bir tek siz varsınız, siz de çıkmazsanız, şahıslar adına görüşmelere geçeceğim. Gruplar adına talep yok.

AVNİ AKYOL (Bolu) – Konuşayım o zaman.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Avni Beyin yazılı müracaatı var mı efendim?

BAŞKAN – Var efendim.

Sayın Akyol, bir tek sizin yazılı müracaatınız var; gruplar adına başka talep yok; onun için anons etmek zorundayım. Eğer, siz de çıkmasaydınız, grupların talebi olmadığı için, şahıslar adına görüşmelere geçecektim.

AVNİ AKYOL (Bolu) – Başka talep yok mu Sayın Başkan?

BAŞKAN – Bilemiyorum; ben sordum...

Sayın milletvekilleri, sırayı tayin etmek benim işim değil. Başvurursunuz, söz veririm; başvurmazsanız, konuşmayacaksınız anlamına gelir, geçerim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Doğru.

BAŞKAN – Sayın Akyol, süreniz işliyor; buyurun.

ANAP GRUBU ADINA AVNİ AKYOL (Bolu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerimin başında, sizi ve değerli milletvekili arkadaşlarımı, partim ve şahsım adına en samimi duygularımla, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Milletimizin, çağdaş uygarlığın, bilim ve ileri teknoloji toplumunun daha yapıcı, üretici, yaratıcı, seçkin bir üyesi olmasıyla doğrudan ilgili olan, millî eğitimimizin temel sorunu olan Kesintisiz 8 Yıllık Zorunlu İlköğretim Tasarısı üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına görüş ve düşüncelerimi arz etmeye çalışacağım.

Öncelikle belirtmek, düşündürmek ve milletimizin dikkatine sunmak istediğim iki husus var: Bunlardan birincisi; millî egemenliğimizin 77 nci, Cumhuriyetimizin 74 üncü, demokrasimizin 51 inci yılında ve 2000'e 3 kala, insanımızın, milletimizin ve devletimizin bugünü ve geleceğiyle doğrudan ve son derece yakından ilgili, hayatî derecede önemli ve öncelikli ilköğretimin zorunlu olması süresi üzerinde yirmibeş yıldan beri konuşmakta ve tartışmakta oluşumuzdur.

İkincisi, Hükümetçe bu sorunu çözme ve ülke çapında gerçekleştirme kararlılığının ve girişiminin engellenmesi için yapılan akıl almaz ve bir kısmı -inanınız, içten arz ediyorum, söylüyorum- İslamiyetle bağdaşmaz aşırılıklardır. Suçlama -dışarısı için ifade ediyorum- karalama, yanıltma, şaşırtma, hedef saptırma suretiyle, arzuları sadece dinine göre yaşamak olan samimi, dindar vatandaşlarımızı siyasî çıkarlar, şahsî ve hissî düşünce ve ihtiraslar uğruna, kanunlara ve devlete karşı, sosyal barışı ve huzuru bozucu eylemlere dönüşrme, yöneltme, destekleme davranışları, bazı hallerde de gafletleri var.

Bu sebeple, öncelikle, tasarının amacı ve kapsamı hakkında, sizleri ve bizleri izleyen bütün vatandaşlarımızı doğru bilgilendirmek istiyorum. Özellikle Allah'a kulluk ile Türkiye Cumhuriyeti Devletine sadık ve sorumlu vatandaşlık duygu ve arzuları içerisinde, birini, diğerine tercih etmeden, feda etmeden, gönül huzuruyla yaşamak isteyen; dindar, dinine bağlı ve saygılı vatandaşlarımızın dikkatlerini çekmek istiyorum. Vatandaşlarımıza, din ve devlet ilişkileri yönünden, hiçbir korku ve kaygıya kapılmamalarını; ama, çok uyanık, sabırlı, dikkatli ve hoşgörülü olmalarını tavsiye ediyorum; çünkü, bizim elimizden ve kalemimizden, gönlümüzden geçmeyen, Kur'an ve inancımızla bağdaşmayan tek bir kelime geçmez, çıkmaz. Anavatan Partisinden, namusumuz ve şerefimiz üzerine ettiğimiz yemine sadakatten başka bir şey çıkmaz. Anavatan Partisinin ne yapacağı, bugüne kadar yaptıklarından bellidir, ortadadır; bu da, dine ve diyanete, laik devlet anlayışını zedelemeden, kişileri ve kurumları birbirine düşürmeden, rejim bunalımı çıkarmadan, demokrasiyi ve ülkeyi krizlere düşürmeden daha çok hizmet etmektir.

Başbakan Sayın Mesut Yılmaz'ın başkanlığındaki Hükümetimizin amacı da, milletimizin dinini, daha iyi, daha kaliteli ve daha doğru öğrenmesinin gerektirdiği hürriyet ortamını sağlamaktır. (RP sıralarından gürültüler)

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bu dediğine inanıyor musun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sükûnetle dinleyelim.

AVNİ AKYOL (Devamla) – İnanmadığımı söylemedim hayatım boyunca.

BAŞKAN – Sayın Akyol, lütfen karşılıklı diyalog yapmayalım.

AVNİ AKYOL (Devamla) – Bu Parlamento, Türkiye cumhuriyeti beni tanır; inanmadığımı savunmam. Bu kadar yeter size!.. (RP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

AVNİ AKYOL (Devamla) – Hükümetin getirdiği ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde son şeklini alan bu tasarıyla neler getirilmek isteniliyor; kamuoyuna, onları arz etmek istiyorum. (RP sıralarından gürültüler)

SITKI CENGİL (Adana) – Sayın Akyol, 5 + 3 ne oldu?..

AVNİ AKYOL (Devamla) – 1- İddia edildiği gibi, imam-hatip liselerimiz kapatılmamaktadır, kapatılmayacaktır, kapatılamaz. (RP sıralarından gürültüler) Siz devam edin... Kapatılamaz... [RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar (!)] Böyle bir niyet, böyle bir düşünce yoktur; olamaz. İnancım budur; bunun tersini bana kimse yaptıramaz ve söyletemez. (RP sıralarından gürültüler)

T. RIZA GÜNERİ (Konya) – Kayıtlar yapılıyor mu Sayın Bakan?!

AVNİ AKYOL (Devamla) – Millî Eğitim Temel Kanunumuzda... (RP sıralarından gürültüler)

T. RIZA GÜNERİ (Konya) – Kayıtlar devam ediyor mu Sayın Bakan?! (RP sıralarından gürültüler)

AVNİ AKYOL (Devamla) – Ben, sizlerin çoğunluğunu, dokuz gün, sekiz gece dinledim; lütfen, burada beni dinleyin. Lütfen... (RP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Akyol, lütfen, Genel Kurula hitap edin.

AVNİ AKYOL (Devamla) – Dokuz gün, sekiz gece dinledim sizi Komisyonda; bir dakika ayrılmadan... (RP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibe müdahale etmeden dinleyelim. Her grubun sözcüsü çıkacak... (RP sıralarından gürültüler)

AVNİ AKYOL (Devamla) – Sizlere sataşmıyorum ki, gerçekleri sunmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Akyol, lütfen...

AVNİ AKYOL (Devamla) – Sataşmıyorum...

BAŞKAN – Lütfen, ikili diyaloğa girmeyin.

AVNİ AKYOL (Devamla) – Millî Eğitim Temel Kanunumuzda adı geçen de sadece imam-hatip liseleridir.

2- Bazılarının sandıkları veya maksatlı olarak yaydıkları gibi, imam-hatip liseleri mezunlarının yükseköğrenime giriş hakları kaldırılmamaktadır.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Alan tahdidiniz yok mu?

AVNİ AKYOL (Devamla) – Alan tahdidini biz yapmadık...

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Kim yaptı, alan tahdidini?

AVNİ AKYOL (Devamla) – Sizin iktidar döneminizde...

BAŞKAN – Sayın Akyol, lütfen diyaloğa girmeyin Genel Kurul salonuyla.

AVNİ AKYOL (Devamla) – 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 32 nci maddesi aynen yürürlüktedir. Buna göre, imam-hatip liselerimiz, imamlık, hatiplik ve Kur'an öğreticiliği gibi dinî hizmetlerin yerine getirilmesiyle görevli elemanları yetiştirmek üzere, Millî Eğitim Bakanlığınca açılan, ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe hem de yükseköğrenime hazırlayan programlar uygulayan ortaöğretim kurumlarımızdan biridir.

3- Bu tasarıyla, sadece imam-hatip liselerinin ortaokul bölümleri değil, bütün meslekî ve teknik ortaokulların ortak bir ilköğretim programı bütünlüğü ve süreci içinde eğitim ve öğretim görmeleri sağlanmaktadır.

4- Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur'an kursları kapatılmamaktadır. Hafızlık kursu ve eğitimi devam etmektedir ve edecektir...

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Nerede ve ne zaman Sayın Bakan?! Nerede ve ne zaman?!.

AVNİ AKYOL (Devamla) – Ayrıca ve ilaveten... (RP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz sonra sözcünüz kürsüye çıkacak; Grubunuzun söz hakkı var. Lütfen, müdahale etmeyin...

AVNİ AKYOL (Devamla) – ...ilköğretim kurumlarında, beşinci sınıfı bitiren öğrencilere Diyanet İşleri Başkanlığınca dinî eğitim verilmesi görevi de bu tasarıyla getirilmiş ve düzenlenmiş bulunmaktadır.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Beşinci sınıfa kadar nerede?.. (RP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibi sükûnetle dinleyelim. Müzakereyi bu şekilde götüremeyiz. Sizin sözcünüz de kürsüye çıkacak sayın milletvekilleri.

Buyurun Sayın Akyol.

RAMAZAN YENİDEDE (Denizli) – Yalan söylüyor!

AVNİ AKYOL (Devamla) – Hiç yalan söylemedim. (RP sıralarından "Doğruyu konuş" sesleri) Ben, hesabı Allah'a vereceğim, sizlere değil! Hayatım boyunca yalan söylemedim. (RP sıralarından gürültüler) Hayatım boyunca yalan söylemedim; tenezzül etmedim.

BAŞKAN – Sayın Akyol, lütfen, Genel Kurula konuşalım...

AVNİ AKYOL (Devamla) – İktidarda başka, muhalefette başka... Konuşmaları izliyorum.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Üç ay önce söylediğini anlat!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, yerinizden yaptığınız müdahalelerin ölçüsünü kaçırmayın ve beni ceza uygulamak zorunda bırakmayın. Her şeyi usulü içinde götüreceğiz. Lütfen...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, sabırlı ol...

BAŞKAN – Sabırlıyım.

Buyurun Sayın Akyol.

AVNİ AKYOL (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığına 633 sayılı Kanunla verilen, İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile din konusunda toplumu aydınlatma ve ibadet yerlerini yönetme görevlerinden biri olan kurslar, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununa göre, Millî Eğitim Bakanlığının gözetimi ve denetimi altında, daha da geliştirilmiş programlarla devam edecektir. Bu hususta, yani, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun üzerinde, bu tasarıyla getirilmiş bir değişiklik yoktur.

5- Bu tasarıyla, çıraklık eğitim merkezleri de kapatılmamaktadır.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – 15 yaşından sonra...

AVNİ AKYOL (Devamla) – Bir yaş fark var.

6- İmam hatip liseleri bünyelerindeki ortaokullarda, diğer ortaokullardan ayrı ve farklı olarak verilen sadece iki derstir. Bunlar, haftada 5 saatlik Kur'anı Kerim ile 3 saatlik Arapçadır.

ASLAN POLAT ( Erzurum) – Niye değiştiriyorsun?..

AVNİ AKYOL (Devamla) – Anadolu İmam hatip liseleri ortak hazırlık sınıflarında ise, 6 saatlik Kur'anı Kerim dersi ile 2 saatlik İslam Dini Esasları Semineri ve altı, yedi, sekizinci sınıflarda 3'er saat verilen ve yine, iki ders olan Kur'anı Kerim ve Arapça dersleridir. Bu dersler, tasarı kanunlaştığında daha çok artırılmış, yoğunlaştırılmış; sürekli, kesintisiz ve takviye edilmiş olarak hazırlık sınıfında verilecektir. Halen altı, yedi ve sekizinci sınıflarda bu iki ders toplamı 778 saat iken, bu tasarı kanunlaştığı zaman 960 saatlik bir süreye uzatılacaktır; yani, 960 saat olacaktır. Bugünkünden daha çok, daha iyi, daha kaliteli bir din eğitimi ve öğretimi yapılacaktır.

7- Bazı siyasetçilerin son günlerde iddia ettikleri gibi, 8 yıllık zorunlu kesintisiz ilköğretim, aynı mekânda, aynı çatı altında, aynı öğretmenin 5 yılda yaptığı eğitim ve öğretimi 8 yıla uzatması şeklindeki ve sürecindeki bir eğitim öğretim değildir. Bu iddiada bulunanların, halen sayıları 6 336 olan okullardaki 4 166 727 öğrencinin müfredat programlarını, işleyiş biçimlerini, kitaplarını yeterince inceleyemedikleri kanaatindeyim.

8- İddiaların ve yakıştırmaların aksine, bu model, din ve devlet ilişkilerinin bozulmasından ve yozlaştırılmasından çıkar sağlanmaya çalışıldığı günümüzde, siyasî ve millî birliğin daha çok güçlendirilmesi, sosyal dengenin korunması, siyasî istismarların önlenmesi için uygulanma zorunluluğu hayatî bir millî sorun haline gelmiş, sadece bize has bir modeldir. (RP sıralarından alkışlar[!])

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Bravo Sayın Bakan!..

AVNİ AKYOL (Devamla) – Bu uygulamanın tümüyle başka ülkelerle karıştırılmasının, siyasî çıkardan başka hiçbir anlamı ve mantığı yoktur. Eğitimin millîliğinin ve bilimin evrenselliğinin gereği de budur; ancak, bilimin evrenselliği açısından, her sistemin ortak özellikleri vardır. Bu yaklaşımda yurt dışından verilen örnekler ve özellikle Almanya'dan verilen örneklerin temel yapıları yanlıştır. Tasarı, özellikle 4 üncü madde açısından, Alman modeline yakın ve uygundur. Almanya'da kiliselerdeki din eğitimine dahi 12 yaşında girilmektedir...

9- Altyapı yetersizlikleri... (RP sıralarından "milleti yanıltma oradan" sesleri)

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yalan söylüyorsun.

AVNİ AKYOL (Devamla) – Yalan söylemedim diyorum.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Ama, yanlış söylüyorsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

AVNİ AKYOL (Devamla) – Yalan söylemedim diyorum.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Hani Almanya'da öyle değildi?!.

AVNİ AKYOL (Devamla) – Eyaletlerde farklılıklar var. Bana mı öğretiyorsunuz; bu alanın uzmanıyım ben...

BAŞKAN – Sayın Akyol, bir dakikanızı rica edeceğim...

Sayın milletvekilleri....

AVNİ AKYOL (Devamla) – Altyapı yetersizlikleri ve öğretmen eksiklikleri konusundaki iddiaların bir kısmı...

BAŞKAN – Sayın Akyol, bir dakikanızı...

Sayın milletvekilleri, lütfen incitici sözlerle yerimizden müdahale etmeyelim... Lütfen...

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Ama, yanlış söylüyor...

BAŞKAN – Bir yanlışlık varsa, kürsüye çıkıp herkes ifade etme hakkına sahip; ama, lütfen, yerimizden, birbirimizi incitici sözler sarf etmeyelim. (RP sıralarından gürültüler)

Buyurun Sayın Akyol.

AVNİ AKYOL (Devamla) – Altyapı yetersizlikleri ve öğretmen eksiklikleri konusundaki iddiaların bir kısmı, doğu ve güneydoğu ve diğer bölgelerdeki dağlık ve dağınık yerleşimli yöreler için doğrudur; ama, Hükümet, bu gerçeği bilerek ve görerek, millî eğitim reformu stratejisine göre yirmibeş, Millî Eğitim Temel Kanununa göre yirmidört yıllık bir kanunî görev ve sorumluluğun gereğini yapmak için; bu konu başta olmak üzere, öncelikli olmak üzere, millî eğitim seferberliğini başlatma kararlılığı ve azmi içindedir.

Koalisyonu kuran ve destekleyen partiler ve liderleri, Sayın Başbakan, Başbakan Yardımcıları, Millî Eğitim Bakanı, planma, finansman ve inşaat yapımı gibi konularla ilgili diğer bakanlar ve nihayet, Hükümet üyelerinin tümü, tam bir uyumluluk içerisinde, Koalisyonun kurulmasında ve devamında önemli payı ve katkısı olan Cumhuriyet Halk Partisi, tam kadrosuyla; halkın büyük çoğunluğunun, finans kurumlarının, çeşitli meslek kurum ve kuruluşlarının da bugüne kadar görülmedik biçimde verdikleri çok büyük maddî ve manevî destekle, bu görevin gereğini yapmaya azimli ve kararlıdır. (RP sıralarından "cami kapılarına sergi aç para toplamak için" sesleri)

Bu arada, bir hususa değinmeden geçemeyeceğim. Bu da, çok önemli ve gerekli gördüğümüz ilköğretim reformunun gerçekleştirilmesiyle, millî eğitimde reformun tamamlanmış olacağı yanılgısına, rahatlığına ve hatasına düşülmesi, toplumun böyle bir beklenti içerisine girmiş gibi görünmesidir. Oysa, 8 yıllık kesintisiz zorunlu ilköğretim, millî eğitim sisteminin örgün eğitim bölümünün sadece ilk adımı, ilk kurumu, okyanustaki buz dağının görülen yüzüdür; görebildiğimiz, algılayabildiğimiz yüzüdür. Kişilik ve karakter oluşumu ile yaratıcı düşüncenin ilk tohumlarının ve temellerinin atıldığı aile ve okulöncesi eğitimden ilköğretime, ortaöğretimden yükseköğretime; hepsinden de önemli olarak, nitelikli öğretmen, eğitim yöneticisi, psikolojik danışman ve rehberlik uzmanlarına ve hatta, öğretim üyelerine; bunlardan da önemli ve öncelikli olarak, çağdaş ve demokratik eğitim süreci içinde, bu açıdan, önce insan, önce öğrenci merkezli çağdaş, bilimsel, demokratik, laik eğitime kadar millî eğitimimizin kronikleşmiş pek çok sorunu vardır.

BAŞKAN – Sayın Akyol, son 2 dakikanız...

AVNİ AKYOL (Devamla) – Bu sorunların öncelikle ele alınma, tartışılma, sorgulanma, değerlendirilme, çözüm yolları bulunma ve proje üretme yeri, ne bu Meclistir ne de bürokrasi.

Millî iradenin temsilcisi ve kalbi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, bilimin ışığı altında, ülkenin gelişme amaçlarıyla, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda, millî eğitimin genel politikalarının siyasal, yasal ve anayasal genel çerçevesini belirler; bilim ve meslek adamları ise gereğini yapar; ama, görüyoruz ki, siyasetçiler, Türkiye Cumhuriyetinde her şeyi yapar.

KÂZIM ARSLAN (Yozgat) – Siz yaptınız.

AVNİ AKYOL (Devamla) – Zamanı değerlendirmek için diğer arz edeceklerimi başka vesilelerle arz ederim diyorum; ama, olanlardan ve getirilmek istenen noktalardan, öğrencilerimizin, yönetici ve öğretmenlerimizin çok büyük çoğunluğunun, ailelerin hiçbir vebali yoktur, günahı yoktur. (RP sıralarından "vebal sizsiniz" sesleri) Sorumlular hepimiziz; ağırlıklı olarak sorumlular, ülkenin geleceğini değil, gelecek seçimleri düşünenlerdir.

Bu vesileyle, Plan ve Bütçe Komisyonunun, bugüne kadar görülmedik bir tempoyla 9 gün 8 gecelik sürekli çalışma ve bu tasarıya katkılarından dolayı Değerli Başkanına ve üyelerine şükranlarımı arz ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akyol, lütfen, 1 dakika içinde toparlayın.

AVNİ AKYOL (Devamla) – Son cümlem Sayın Başkan.

2000 yılına 29 ay kala, Türkiye'yi, zorunlu ilköğretim süresi 5 yıl olan, dünyanın en geri kalmış yedi sekiz devleti arasında bulunma ayıbından kurtarmış olmanın şerefi, 55 inci Hükümete ve üyelerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20 inci Yasama Dönemine ve milletvekillerine ait olacaktır.

Türk Milletinin geleceği olan yeni nesillerini... Bütün engellemelere rağmen, sağduyu sahibi milletvekillerimizin büyük çoğunluğunun maddî ve manevî desteğiyle; gelecek seçimler korkusuna feda etmeden başlatılacak büyük bir millî eğitim reformunun ilk adımı olarak 8 yıllık kesintisiz zorunlu ilköğretimi gerçekleştirmek basiretini, cesaretini, azim ve kararlılığını gösteren Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz'a... (RP sıralarından "Bravo" sesleri[!], ANAP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akyol teşekkür ediyorum.

AVNİ AKYOL (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Konuşma süreniz bitti...

AVNİ AKYOL (Devamla) – DSP Genel Başkanına ve isimlerini sayamadığım bütün liderlere saygılarımı, şükranlarımı arz ediyorum. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, buyurun.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, dikkat edilecek olursa, dün, biz ne kadar yerinde bir talepte bulunmuşuz. Böyle önemli bir konuda, kıymetli görüşlerini ifade etmek için hazırlık yapan değerli sözcüler, bu 20 dakikalık sürede, bu kadar önem atfedilen bir konuda, süre olarak imkânsızlık ve fakirlik içerisine düşmektedirler. Şayet, bu süre uzatımı anlayışla karşılanmış olsaydı, şu anda, arkadaşlarımızın yaşadığı sıkıntı yaşanmaz; meseleyi de, milletimiz, doğruca anlardı. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kapusuz.

Bu konuda, Genel Kurulun iradesi belli; bizim yapacak bir şeyimiz yok.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Metin Şahin; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 8 Yıllık Kesintisiz Temel Eğitim Yasa Tasarısı üzerinde, Demokratik Sol Partinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi, saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Türk millî eğitimi için yeni bir yapılanmayı hedefleyen bu tasarı hakkında, öncelikle, özet açıklama yapmayı yararlı görüyorum; çünkü, konuyu objektif olarak değerlendirebilmek için, önce, tasarının ne gibi düzenlemeler içerdiğini bilmek gerektiğini düşünüyorum.

Bilindiği üzere, 1739 sayılı ve 222 sayılı Yasaların bazı maddelerinde, temel eğitimin ilköğretim okullarında, ilkokullarda ve ortaokullarda verildiği belirlenmektedir. Getirilen tasarıda; yani, yeni düzenlemedeyse, bundan böyle, ilköğretim, bir bütün halinde, 8 yıllık olarak okunacaktır. Bu düzenleme, klasik okulları ve meslek okullarını kapsamaktadır.

Bu düzenlemeyle, meslekî eğitim, şimdiki adıyla meslek liselerinde, yeni adıyla, sadece, ortaöğretim kurumlarında yapılacaktır. Bu düzenlemenin doğal sonucu olarak, meslek liselerinin bünyelerindeki ortaokulların birinci sınıflarına, 1997-1998 öğretim yılından itibaren yeni öğrenci alınmayacaktır; ancak, ikinci ve üçüncü sınıflarında bulunan öğrenciler, bu okullardaki öğrenimlerine devam edebileceklerdir. Bu düzenlemeyle, öğrencilerin mağdur olmaları da önlenmiştir ve müktesep haklar korunmuştur. Buna göre, yabancı dil ile eğitim yapan okulların hazırlık sınıflarında başarılı olanlar, 1997-1998 ders yılında okumaya hak kazananlar ve 6 ncı, 7 nci, 8 inci sınıflardaki öğrenciler, temel eğitimlerini, kendi okullarında tamamlayacaklardır.

İlköğretimin hemen arkasından gelen eğitim ise, meslek liseleri ve klasik liseler olarak yeniden yapılandırılmaktadır. Burada, meslek liselerine devam etmek isteyen öğrenciler için, o mesleğin gereksinim duyduğu temel bilgilerin verileceği hazırlık sınıfları da konulmaktadır.

Sayın milletvekilleri, getirilen düzenlemeyle, öğrencilerin okuyacağı 8 yıllık temel eğitimin 8 inci sınıfının ikinci yarısında, hangi mesleğin, öğrencilerin kendilerine gelecekte neler sağlayacağı hakkında bilgilerin verileceği rehberlik hizmeti de öngörülmüştür.

Sayın milletvekilleri, tasarıda 4 üncü madde olarak yer alan bir diğer düzenlemenin neler getirdiğini de açıklamak istiyorum.

Tasarıyla, din eğitimi ve öğretiminin, hangi kuruluşun sorumluluğunda verileceği belirlenmiştir. Tasarıya göre, din eğitim ve öğretimi, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin istemine bağlıdır. Bu eğitim ve öğretim, bundan böyle de, Millî Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde, Diyanet İşleri Başkanlığınca verilecektir. Diyanet İşleri Başkanlığınca verilmekte olan Kur'an kurslarına katılabilmek için, öğrencilerin, 8 yıllık temel eğitimin en az 5 inci sınıfını tamamlamış olmaları gerekmektedir.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Cumartesi ve pazar günleri de mi verilecek?

METİN ŞAHİN (Devamla) – Ayrıca, bu kurslar tatillerde verilebilecektir.

FETHULLAH ERBAŞ (Van) – Neler götürdüğünü de bir açıklasan...

METİN ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu düzenlemeleri bir bütün halinde değerlendirirsek; 7-8 yaşlarında okula başlayan çocuklarımız, 14 yaşına kadar temel eğitim görmüş olacaklardır; özel ve çevresel baskılardan olabildiğince uzak ve etkilenmeden okuyabileceklerdir...

T. RIZA GÜNERİ (Konya) – Tek tip!.. Kurşun asker!..

METİN ŞAHİN (Devamla) – Temel eğitimde birlik sağlanacaktır; geleceklerini kendileri belirleyebilecek, özgür fertler halinde yetişebileceklerdir.

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Bırak bu statükoları.

HASAN GÜLAY (Manisa) – Dinle... Dinle...

BAŞKAN – Sayın Gülay, müdahale etmeyin.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Temel eğitimlerini en üst düzeyde almış öğrenciler, meslek okullarında daha bilinçli, kavrama yeteneği gelişmiş, kişilikli fertler olarak hayata atılabileceklerdir.

Ayrıca, çok tartışılan, çıraklıkla ilgili... 1997-1998 öğretim yılında, daha önceki yıllarda ilkokulu bitirenler, çıraklık eğitim ve merkezlerine aday çırak olarak kayıtlarını yaptırabileceklerdir.

Değerli arkadaşlar, imam-hatip okullarıyla ilgili tartışmaya da kısaca bir açıklık getirmek istiyorum. Üzerinde, zaman zaman, kasıtlı olarak en fazla tartışılan imam-hatip okullarının durumunda ise gerçek şudur: İmam-hatip okulları kapatılmamaktadır. İmam-hatip okulları, lise olarak devam etmektedirler.

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Orta kısımları?..

METİN ŞAHİN (Devamla) – Daha önce ortaokul düzeyinde 768 saat olarak verilen Kur'an-ı Kerim ve Arapça derseleri, bundan böyle, imam-hatiplerin hazırlık sınıflarında 960 saate kadar verilebilecek ve böylece, ortaokul düzeyinde almış oldukları eğitimde hiçbir kayıpları olmayarak, yine, bu konuda, lisede, yeterli bir düzeyde eğitim alabileceklerdir.

Ayrıca, bu mesleği daha üst basamaklara, üniversite ya da yüksekokul düzeyine çıkarmak isteyenlere de, yeterli, hatta yeterliden öte geniş eğitim olanakları amaçlanmaktadır.

Biz, öyle inanıyoruz ki, son zamanlarda, bu düzenlemelerin esasını yeterince öğrenememiş ve bugün kışkırtılanların büyük bir çoğunluğu, düzenlemelerin aslını öğrendiklerinde, bu tepkilerinden mutlaka vazgeçeceklerdir. Halkımız gerçekleri görmektedir ve gerçekleri gördükçe de, 8 yıllık eğitimle ilgili düzenlemelere desteğini de artırmaktadır.

Bu arada, yapılan bir tartışma hakkında şu görüşü söylemek istiyorum: 4 üncü maddenin Anayasaya aykırılığı ileri sürülmektedir; ancak, sanıyorum, bunun böyle olmadığı zaman içinde görülecektir.

Biz, Demokratik Sol Parti olarak çözümsüzlükten yana değiliz. Şimdi, bir çözüm getirilmiştir; çocuklarımız emin ellerde, devletin gözetim ve denetiminde, siyasî çıkar çevrelerinden kurtarılmış bir ortamda din öğretimine kavuşturulmuş olmaktadır.

Değerli arkadaşlar, yapılan düzenlemeyle, Türk millî eğitiminin modern, gelişmiş dünya ülkeleriyle aynı düzeye gelmesi hedeflenmiş; gençlerimize daha iyi bir eğitim düzeyi kazandırmak, başta kızlarımız olmak üzere, tümünü, fırsat eşitliği ve olanak eşitliği içinde hayata hazırlamak amaçlanmıştır. Bu düzenlemelerin siyasal bir yanı, sağ ya da sol ideolojiyle ilişkisi yoktur. Eğer, işin içinde bir siyaset var ise, halkımızı, gençlerimizi kandırmak, eğitimi ve dini kendilerine siyasî malzeme yapmak isteyenlerin yaptıklarında aramak gerektiğine inanıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

CEMALETTİN LAFÇI (Amasya) – Boş konuşuyorsun, boş!

METİN ŞAHİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, millî eğitimde reform tasarısına, bu büyük projeye üç boyutlu bakmak gerektiğini düşünüyorum. Bunların birincisi yasal düzenlemelerdir; şimdi bunu yapıyoruz.

İkincisi, uygulamaya yönelik düzenlemelerdir; bunu da Millî Eğitim Bakanlığımız yapacaktır ve bu Bakanlığımızda, yeterli birikime sahip, inançlı, tecrübeli eğitimcilerimiz, sanıyorum, uygulamada en başarılı sonuçları alacaklardır.

Son boyut diyebileceğim ya da üçüncü boyut olarak ifade edebileceğim boyut ise, ekonomik boyuttur. Böyle büyük bir hedef için, elbette para gerekecektir, hem de çok para gerekecektir. Plan ve Bütçe Komisyonundaki son görüşmelerde, özellikle Refah Partili milletvekillerinin, 1997 yılı bütçesinde, Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan ödeneklerin azlığını ifade etmelerini ve bu nedenle de bu reform hareketinin başarılı olamayacağı yönündeki eleştirilerini, gerçekten hayretle izledik; çünkü, 1997 yılı bütçesini kendilerinin yaptıklarını sanki unutmuş görünüyorlardı. Gerçekten, bu konuda yaptıkları eleştirilerde de, ne kadar hazırlıksız, duyarsız ve tutarsız olduklarını açıkça, böyle sergilemiş oldular.

Değerli arkadaşlar, kimse kuşku duymasın; hele, Refah Partili arkadaşlarımız hiç endişe etmesinler; 55 inci Hükümetin kararlılığı ve azmiyle...

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Bu kararlılığı milletten mi alıyorsunuz?..

METİN ŞAHİN (Devamla) – ...bu tasarıda yer aldığı üzere, bu reformun, mutlaka; ama, mutlaka başarılı olması için, üç yıllık dönem içerisinde, bu projeye, 1 katrilyon 8 trilyonluk yeni katkı yaratılmıştır.

Öte yandan, bu projenin yaşama geçirileceğini gören ve inanan ulusumuzun her kesimi, işadamlarımız, meslek örgütlerimiz, tek tek sade yurttaşlarımız, sekiz yıllık kesintisiz temel eğitim için, kendi olanakları içerisinde bağışlar yapmaya başlamışlardır.

Sayın milletvekilleri, çevremizde görüyoruz, duyuyoruz; bu hareketin en büyük destekçisi halkımızdır. Bazı çevrelerin sandığının aksine, bu projenin hiç zorlanmayacağı husus, kaynak ihtiyacı olacaktır.

MUHAMMET POLAT (Aydın) – O halk, sizi pek yakında azledecek.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Ben, öyle inanıyorum ki, Hükümetimizin yarattığı 1 katrilyonluk katkı, ulusumuzun gönüllü bağışlarıyla, çok kısa sürede birkaç katrilyona çıkacaktır.

Değerli arkadaşlar, bilgi çağını yakalamak, bilgi ve teknoloji toplumu olmak için, evrensel düşünen, ulusal davranan insanı yetiştirmek, insanımızın ve toplumumuzun rekabet gücünü sürekli artırmak için, eğitim sistemimizin her kademesini teknoloji eğitimiyle desteklemek zorundayız.

KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) – Eğitimi de rekabete açalım o halde...

METİN ŞAHİN (Devamla) – Çünkü, çağdaş dünyayla bütünleşmenin, ekonomik kalkınma yarışında rekabet gücünü artırıp, belirleyici ülke olabilmenin yolu, bilgi ve teknoloji üretmenin yanında, başta eğitim olmak üzere, her sektörde yeni bilgileri ve uygun teknolojileri sadece kullanmaktan değil, onları üretmekten de geçmektedir. 2000'li yılların felsefesini oluşturan toplam kalite anlayışını eğitime ve eğitim yönetimine yansıtarak, bu anlayışa uygun yapılaşmayı sağlayıp, daha kaliteli bir eğitim yönetimiyle, eğitimde kaliteyi, gelişmiş ülkelerdeki standartlara ulaştıracağımıza inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, biz, Demokratik Sol Parti olarak, böyle büyük bir projenin, böyle önemli bir düzenlemenin, temel eğitimde reform düzenlemesinin yasallaşmasından büyük mutluluk duyuyoruz. Bilindiği üzere, 8 yıllık kesintisiz temel eğitim konusunda, 1995 seçimlerinde, halkımıza, iktidar olduğumuzda yaşama geçirme yolunda taahhütümüz olmuştu. Şimdi, 55 inci Hükümetin, büyük bir uzlaşı içinde bu projeye sahip çıkmasından ve bu tasarının oluşmasında Demokratik Sol Partinin hazırlıklarının önemli bir katkısı olduğunu görmekten, büyük bir kıvanç duyuyoruz.

Yine, Hükümetin, koalisyon protokolünde ve hükümet programında bu projeye en önde yer vermesinin arkasında inancın ve kararlılığın olduğu kadar, güvenoyu aldıktan sonra, temel eğitim yasasını Parlamentonun onayına sunma aşamasına getirmesini de, özlenen bir siyasî tutarlılığın sonucu olarak değerlendiriyoruz. Hükümetimizi, Demokratik Sol Parti olarak içten kutluyor, tebrik ediyoruz. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şahin, son 3 dakikanız...

METİN ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, 8 yıllık kesintisiz temel eğitim, 55 inci Hükümetin başarısı olacaktır.

RAMAZAN YENİDEDE (Denizli) – Yüzkarası olacak!..

METİN ŞAHİN (Devamla) – 8 yıllık kesintisiz temel eğitim, 20 nci Dönem Parlamentomuzun onuru ve gururu olacaktır.

KÂZIM ARSLAN (Yozgat) – Yüzkarası olacak!..

METİN ŞAHİN (Devamla) – 8 yıllık kesintisiz temel eğitim, gençlerimizin, çocuklarımızın, kızlarımızın ve ulusumuzun aydınlık geleceği olacaktır. (DSP sıralarından alkışlar)

8 yıllık kesintisiz temel eğitimle, çocukların, gençlerin, laik demokrasi karşıtlarınca sömürülmesi son bulacaktır. (DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

8 yıllık kesintisiz temel eğitim, laik, demokratik cumhuriyetin ve Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit'in, dün, Parti Grubunda söylediği üzere, ölümünden 59 yıl sonra Atatürk'ün zaferi olacaktır.(DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar, RP sıralarından gürültüler)

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – İstismar etmeyin!..

SITKI CENGİL (Adana) – Bölücülük yapıyor Sayın Başkan!

BAŞKAN – Sayın Cengil, karşı görüşler ifade edilebilir kürsüde... Lütfen...

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Bölücülük yapmasın Sayın Başkan!

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Resmen bölücülük yapıyor! (DSP sıralarından "Otur yerine" sesleri)

METİN ŞAHİN (Devamla) – Sayın milletvekilleri... (RP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

METİN ŞAHİN (Devamla) – Türk millî eğitimine armağan ettiğimiz, sevgili ve cefakâr Atatürkçü... (RP sıralarından gürültüler)

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Kimsenin Atatürk'e hakaret etmeye hakkı yok...

SITKI CENGİL (Adana) – Atatürkçülük kimsenin tekelinde değildir!.. Ayıp yahu!..

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Atatürk'e hakaret ediyor...

BAŞKAN – Sayın Büyükkılıç, lütfen...

Sayın Şahin, konuşmanıza devam edin lütfen.

METİN ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türk millî eğitimine armağan ettiğimiz, sevgili ve cefakâr Atatürkçü eğitimcilere emanet ettiğimiz bu 8 yıllık kesintisiz temel eğitim yasa tasarısına, Demokratik Sol Parti olarak çoşkuyla, kıvançla olumlu oy vereceğimizi belirtirken; Yüce Parlamentoya saygılar sunuyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Ayvaz Gökdemir; buyurun.(DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA AYVAZ GÖKDEMİR (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aziz arkadaşlar, uygun her vesilede ve her zeminde, herhangi birimiz söz aldığımız zaman, 21 inci Asrın eşiğinde olduğumuzu ifade ediyoruz ve 21 inci Asrın, bir bilgi çağı, bir ulaşım, iletişim çağı olduğunu da, ehemniyetle tebarüz ettiriyoruz.

Bilginin değersiz olduğu herhangi bir çağ olmamıştır; bilgi, her çağda değerlidir; fakat, bilgi kesafeti, 21 inci Asırda, herhalde, geçmiş asırların hiçbirisiyle mukayese edilemeyecek derecede artacaktır. Bilgisayarlar ve milletlerarası bilgisayar ağı olarak gerçekleştirilen internet vasıtasıyla da, insanlığın bilgisi süratle harman edilecek ve herhalde, bu 21 inci Asırda, insanlık, müşterek bilgisini en çok paylaşıma açmış olacaktır.

Bilginin bahis konusu olduğu yerde, akla gelen, elbette, eğitimdir. Türkiye'nin de 21 inci Asra intibakta gecikmemesi, gerekli tedbirleri süratle alması, bilgisayarı çoğaltması, bilgisayarcıyı çoğaltması, yüksek teknolojiyi yakalaması ve eğitimin her kademesinde kaliteye yönelmesi, yine, müşterek kanaatimiz olarak, kim söz almışsa, onun tarafından ifade edilmektedir.

Türkiye'nin, 21 inci Asra intibak için, 21 inci Asra intibakta gecikmemek için bir büyük eğitim projesi yapması zarureti, kesindir, açıktır. Yine, hem Türk millî eğitimcilerinin hem Türk millî eğitimiyle ilgilenen yabancı uzmanların yıllar öncesinde tespit ettikleri ve bugüne kadar tekrarlanagelen bir kesin hüküm de şudur: Hem ülkenin ihtiyaçlarını karşılamak için, özellikle, şu sanayileşme merhalesinde, ülkenin muhtaç olduğu kalifiye ara insangücünü yetiştirmek için, hem de akademik öğrenim önünde yığılmayı önlemek için, meslekî teknik eğitime ağırlık vermek, ortaöğretim seviyesinden itibaren, çocuklarımızı ve gençlerimizi meslekî eğitime yönlendirmek, Türk millî eğitiminin çok tekrarlanmış bir mütearifesidir. Bunun için, bizim iktidarlarımız, 1992 ilâ 1997 yılları arasında, liseler arasında, ortaöğretim kurumları arasında, meslekî liselerin, meslekî teknik liselerin payı üçte bir iken, yüzde 55'e eriştirmişlerdir; yani, meslekî teknik eğitimin geliştirilmesi yolunda çok ciddî bir mesafe, bu beş sene içinde gerçekleştirilmiştir.

Bu maksat için, 1994'te Dünya Bankasına başvurulmuş, 2,5 milyar dolarlık kredi mutabakatı sağlanmış ve bunun bir dilimi de alınmıştır. Şimdi, mutabakatı sağlanan bu kredinin 12 milyon dolarıyla, şu anda 114 ilköğretim okulu yapılmaktadır. Bu kredi, hem meslekî teknik öğretimin geliştirilmesi için alınmıştır, hem ilköğretimin yaygınlaştırılması için alınmıştır, hem de kardeş cumhuriyetlerden gelen gençlerin eğitimi için alınmıştır.

Zorunlu eğitim meselesine gelince: Değerli arkadaşlar, millî eğitimle ilgilenen ve millî eğitimci olan bütün arkadaşlar ve Sayın Akyol da biliyor ki, Türkiye, 8 yıllık zorunlu eğitim meselesini yirmidört sene evvel halü fasl etmiş, mevzuatına sokmuş, planına, programına geçirmiştir. Yani, şu anda, "Türkiye'de zorunlu eğitim olsun mu olmasın mı" şeklinde bir tartışmanın yeri yoktur; icabı yoktur; 8 yıllık zorunlu eğitimle ilgili olarak bir kanunlaştırma ihtiyacı da yoktur. Bu zorunlu eğitim, bütün dikkatler gösterilerek, sistem bütünlüğü içinde doğru yere oturtularak, millî eğitimin temel ilkelerine uygunluğu gözetilerek, Millî Eğitim Temel Kanununa, 222 sayılı İlköğretim Kanununa ve Yedinci Beş Yıllık Plana geçirilmiş bulunuyor. Nesi eksik?.. Bunu yapanlar, geçmiş hükümetler, fiilî duruma bakmışlar; yeteri kadar ortaokul olmadığı için "yeteri kadar ortaokul bulunduğu kanunla tespit edilinceye kadar, zorunlu eğitimin sadece 5 yıllık kısmı uygulanır" denilmiş; 1739 sayılı Kanunda geçici 2 nci madde, 222 sayılı Kanunda geçici 9 uncu madde.

Bunun dışında, Türkiye'de "biz, zorunlu eğitim istiyoruz, 8 yılı istiyoruz, birileri istemiyor" tarzındaki bir isnat da, yüzde yüz yanlıştır. Türkiye'nin 8 yıllık zorunlu eğitim projesi -tekrar ediyorum- yasalaştırma açısından tamamlanmıştır; eksik kalan, fiiliyatıdır. Fiiliyat için, birinci projeksiyonda 1995 yılı hedef alınmış, sonra bir kere daha gözden geçirilmiş ve "2002" denilmiştir.

Şimdi, bu durumda, fiilî durum ne?.. Fiilî durum olarak da, şu anda, Türkiye'de, ortaokul çağında olan çocuklarımızın yüzde 88'i ortaokullarda okumaktadır. Bazı illerimizde ve bölgelerimizde bu nispet daha yüksektir; mesela, İzmir'de, yüzde 95 seviyesine ulaşılmıştır. Yani "zorunlu" demesek, böyle bir şeyi mevzuatımıza geçirmiş olmasak, şimdiden sonra da "zorunlu" demesek dahi, "ben çocuğumu okutmam" diyen bir millet yok. Milletimiz, bizden, daha çok okul istiyor. Açtığımız hiçbir okul boş değildir. Bulduğunun daha yükseğini istiyor. 60 üniversitemiz var; artık, ilçeler de, bizden, fakülte istiyor, yüksekokul istiyor, hatta, üniversite istiyor. Böyle bir eğitim talebiyle karşı karşıyayız. Yani, siz "zorunlu" deseniz de demeseniz de, Türk Milleti, imkân verildikçe, imkân buldukça çocuklarını okutmaktadır.

Peki, mevzuatça yapılacak şey veya fiilî durum bakımından yapılacak şey nedir?.. Bir cumhuriyet hükümeti, şu konumda, 8 yıllık eğitimle ilgili ne yapmalıdır, ne yapabilir?..

Gelecek, diyecek ki: Yüzde 88'i okuyor; ama, hâlâ yüzde 12'yi okutamıyoruz. 1995 dedik, yapamadık; 2002 dedik; 5 sene kaldı. 2002'de de bu eksik devam etmesin; bana ekbütçe verin, mutat bütçemden fazla bütçe verin; ben, bu ortaokulları yaygınlaştıracağım ve 8 yıllık zorunlu eğitimin fiilî imkânsızlığını ortadan kaldıracağım. Fırsat bulmuşken şu geçici maddeleri de kaldırıverelim. Tek madde: 222 sayılı Kanunun 9 uncu geçici maddesi, 1739 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi kaldırılmıştır... Bitti. 8 yıllık zorunlu eğitimin başka bir mevzuata ihtiyacı kalmayacaktır ve çocuklar okuyacak, geçip gidecektir.

Bunun için lüzumlu para -bize verilen bilgilere göre, bizim hesaplarımıza göre- 30-32 trilyon liradır. Bu 32 trilyon lira da, şimdiki Hükümetimizin yaptığı ekbütçede 32 trilyon lira olarak yer almaktadır. Yani, ortaokul yapmak için gerekli para budur. Şimdi, siz, bu 30-32 trilyon liralık -hadi 50 trilyon liralık olsun- ihtiyacı bahane ederek, milleti katrilyonluk vergilerle ezmemelisiniz. Bunda bir haklılık yoktur; bu gerekçe, doğru gerekçe değildir. (DYP ve RP sıralarından alkışlar) Milletten para isteyecekseniz, yeni yüksek teknoloji enstitüleri kurmak üzere, yeni üniversiteler kurmak üzere "2000 yılına kadar şu kadar mühendis yetiştireceğim, yeni araştırma-geliştirme kuruluşları yapacağım; mevcut ve mahrum üniversitelerin noksanlarını tamamlayacağım" diye para istemelisiniz. İlköğretimin bu kadar paraya ihtiyacı yoktur.

Neticeten, Türkiye, 8 yıllık eğitim meselesini, hem mevzuatça hem fiiliyatça halletmiştir; az bir kısmı kalmıştır; onu da tamamlamak hepimizin borcudur. Bu vesileyle yapılan mukayeseler yanlıştır. Türkiye'yi, Kongo'yla, bilmem neyle mukayese etmek yanlıştır, Türkiye'ye bühtandır. Gerekçe yapacağım diye, bir büyük devlet olan, bir çağdaş devlet olan Türkiye'yi alıp geri kalmış ülkelerin safına koymak, doğru bir yaklaşım değildir ve sizi haklı da çıkarmayacaktır.

Şimdi, gelelim bu tasarıya... Millî Eğitim Komisyonunu resmen ve fiilen by-pass ederek, devre dışı bırakarak getirilen bu tasarı nedir?.. Bu tasarıya yüklenen şeyler, mega proje... Neden mega proje?.. Zorunlu ilköğretim meselesini hallediyor. Halbuki, halledilmişi halletmek gibi bir mesele olamaz. Bu tasarı, laikliği kurtarıyor, vesaire, vesaire... Hayatlar adanıyor buna, "hayatım feda" deniliyor buna.

Bu tasarı, Türkiye'nin tek tip ortaokulu olsun diyen bir tasarıdır. Türkiye'nin tek tip ortaokulu olsun... Niye bunu yapıyorsunuz, esas saikiniz ne?.. İmam hatip okullarının orta kısmı olmasın; budamaya buradan başlayalım ve sonunda imam hatip okullarını da yıkalım, yok edelim diyen bir tasarıdır. Esas motivasyonu budur, çıkış noktası budur. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

HASAN GÜLAY (Manisa) – Yalan söyleme... Yalan söyleme...

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) – Bunu yaparken, dürüstçe, biz imam-hatip istemiyoruz diye gelinseydi, biz imam-hatibin orta kısmını kapatmak istiyoruz diye gelinseydi, onun da münakaşasını, mücadelesini yapardık; ama, hiç olmazsa, sistem bütünlüğü tahrip edilmezdi, çıraklık okulları tahrip edilmezdi, anadolu liseleri tahrip edilmezdi, güzel sanatlar liseleri tahrip edilmezdi, özürlüler okulları tahrip edilmezdi, yabancı okullar tahrip edilmezdi.

Millî eğitimin 14 temel ilkesi var; ama, bu tasarı, en az 4'üne aykırı; çünkü, içinde millet bulunmayan, içinde çoğulculuk bulunmayan, seçme hakkı bulunmayan bir tasarı. (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Millî Eğitim Temel Kanunundaki temel ilkelerin üçüncüsü, yöneltmedir. Okuyorum: "Fertler, eğitimleri süresince, ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda, çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilir." Bu, getirilen kanun tasarısında, ilgi, istidat ve kabiliyet yok; bu doğrultuda çeşitli programlar ve okullar yok; tek tip okullar ve tek tip adam yetiştirme iddiası var...

NEJAT ARSEVEN (Ankara) – Sana öyle geliyor.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) – Bu da, demokrasiye de aykırı. Her yerde eğitim ilkesi... Bakın, onu da okuyayım size: "Millî eğitimin amaçları, yalnız resmî ve özel eğitim kurumlarında değil, aynı zamanda, evde, çevrede, işyerlerinde, her yerde ve her fırsatta gerçekleştirilmeye çalışılır." Halbuki, bu, "ben, çocukları 8 yıl bir sıraya çakar, orada da istediğim gibi yetiştiririm" iddiasını taşıyor.

Esas itibariyle, kaynağında da, bu tasarı, demokratik, sivil bir tasarı değildir. Basına da intikal etti; Sayın Başbakan, Sayın Genelkurmay Başkanıyla konuşuyor; diyor ki: "Bu tasarı, bu sene uygulanamaz." Fakat, oradan aldığı telkinler istikametinde, gece sabaha kadar bakanlarını topluyor ve tasarı, birdenbire, bu sene de tatbik edilir hale geliyor.

NİHAT MATKAP (Hatay) – Sizin bakan da aynı şeyi söylememiş miydi?!..

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim.

Buyurun Sayın Gökdemir.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) – Sayın Yılmaz, Grup toplantısında, çıkıyor, "bu, benim de içime sinmiyor" diyor.

H. AVNİ KABAOĞLU (Rize) – Sen orada mıydın?!

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) – Evet, oradaydım...

"Benim de içime sinmedi; ama, şimdi, Hükümetin alternatifi bu. Ya bu kanunu çıkaracağız ya Hükümeti bırakacağız" diyor. Tercihi ne istikamette?.. "Hükümeti bırakmayalım, ileride, biz, tek başımıza iktidar olursak, düzeltiriz" mantığını Grubun önüne koyuyor.

Bu tasarı, kaynağında, antidemokratik; fiiliyatında "ver Kur'an'ı, al hükümeti" tasarısıdır! (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Ne kötü bir alışveriş, ne bedbaht bir alışveriş, ne talihsiz bir alışveriş!.. (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Dörtyüz sene, Hırka-i Saadet dairesinde, 24 saat aralıksız Kur'an-ı Kerim tilavet ettirmiş bir milletin önüne gelen ne talihsiz bir tasarıdır!.. (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Beyler!.. Hepimiz demokrasinin ürünüyüz... Hepimiz demokrasinin ürünüyüz... Biriniz çıksın desin ki, "dünyanın medenî ülkelerinde eğitim tasarılarını, pedogojik meseleleri generaller görüşür ve karara bağlar... (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Eğitim tasarıları, Genelkurmay Başkanının telkinleri istikametinde tahakkuk ettirilir." Demokrasiye inanan bir tek kişi çıkıp bunu söyleyebilir mi?! (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri)

BAŞKAN – Sayın Gökdemir, son 2 dakikanız.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) – Aziz arkadaşlar, bu tasarıya yüklenen laiklik yüklemeleri... Laikliğe, Türkiye'de itiraz eden kimse yok; hayatın kendisi laiktir, hayatın gereği laikliktir. Dinde ikrahı reddeden "senin dinin sana, benim dinim bana" diyen İslamın kendisi laiktir; ama, bu laiklik, pozitivist, materyalist, yüz yıl evvelde kalmış geri bir telakkidir ve milletin maneviyat ve mukaddesatına kaba bir saldırıdır. Laiklik söylemini, eğer, millet mukaddesatına saplanan bir küfür mızrağı haline getirirseniz, o mızrağınız kırılır; o mızrağınız bir bumerang haline gelir, sizi yaralar ve yaralayacaktır. (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Bu tasarıya, kaynağı, çıkışı, yürüyüşü, icapsızlığı itibariyle her bakımdan karşıyız ve oy vermeyeceğiz...

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Vermeyin; gerek yok sizin oyunuza.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) – Yalnız, bu tasarıya "evet" diye haykıracak olanlar, bu tasarıya "evet" diye el kaldıracak olanlar -sesim kalbinde yankı bırakan gönüldaşlara sesleniyorum- hangi ellerinizi Allah'a yakarış için kaldıracaksınız, hangi dillerinizle tövbe istiğfar edeceksiniz; merak ediyorum?!

İslamdan nasip almamış; İslam, imam, iman denildiğinde her defasında huysuzlanan arkadaşlarım, size şunu söylüyorum: İslam nurdur, bu milletin en büyük imkânı "Allah" diyebilmektir. İslam nuruna arkasını dönenler, bizi karanlıkta görüyorlar; halbuki, onların kalbi kararmıştır; yazık, farkında olmuyorlar. (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

NİHAT MATKAP (Hatay) – Sana yazıklar olsun!..

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) – Bu tasarı, belki de -"ver Kur'an'ı, al hükümeti" tasarısı- bu Meclisten geçecek; ama, sizler Türkiye'nin kasabalarında dolaşamayacaksınız.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Atma... Atma...

BAŞKAN – Sayın Gökdemir, mikrofon 1 dakika içinde kapanacak.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) – Yüce Meclise saygılar sunarım. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gruplar adına başka söz talebi var mı?.. Gruplar adına başka söz talebi var mı?..

Efendim, iki grubun birbirine sıra bahşetmesini sonsuza kadar bekleyemem.

Son kez soruyorum; gruplar adına başka söz talebi var mı?

Refah Partisi Grubu adına, Sayın Hatipoğlu buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

RP GRUBU ADINA ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Temel Eğitim Yasa Tasarısıyla ilgili olarak Refah Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek için huzurunuza gelmiş bulunuyorum. Refah Partisi Grubu ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)

Bu tarihî görüşmeyi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde verilmekte olan bu demokrasi sınavını ekranları başında büyük bir dikkat ve ibretle izleyen ve bugünkü tarihe not düşen aziz milletimin şerefli evlatlarını da saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Bugün, burada, hukuka, Anayasaya aykırı olarak önümüze getirilmiş bulunan bir kanun tasarısı üzerinde görüşüyoruz; çünkü, burada, 3067 sayılı Yasada "kalkınma planlarına aykırı olan hiçbir kanun tasarısı ve teklifi Meclis komisyonlarında görüşülmez" denilmesine rağmen, hukuk tanımayan Hükümet, Plan ve Bütçe Komisyonunda bu tasarıyı görüştürmüş ve bugün karşımıza getirmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; eğer, elimizde bulunan hükümet tasarısı bir eğitim konusu ise; yani, teknik bir konuysa, bunun tartışma zemini ve üslubunun bu olmaması gerekirdi. Bu tablo, bize, karşı karşıya bulunduğumuz sorunun, birileri tarafından, eğitim sorunu olmaktan çıkarılarak siyasal bir soruna dönüştürülmüş olduğunu göstermektedir.

İdeolojik bir saplantıyla tepeden inmeci, buyrukçu bir mantıkla takdim edilen bu tasarının yandaşları, kullandıkları terminolojiyle kitleleri rencide etmişler, hakaretler yağdırmışlar ve diktatörleri anımsatan tehditler savurmuşlardır. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) İşte, gerginliğin temel nedeni budur.

Siz, halkın, kendi parasıyla kurduğu ve gözbebeği gibi savunduğu, koruduğu imam hatip okullarını irticaın kaynağı olarak gösterirseniz, bu okullardan mezun olan yüzbinlerce vatan evladını Vehhabî diye nitelendirirseniz, demokratik tepkilerini ortaya koyan vatandaşa "çapulcu ve anarşist" derseniz, bu ülkede barışın, kardeşliğin ve hoşgörünün katili olursunuz... (RP sıralarından alkışlar)

NEJAT ARSEVEN (Ankara) – Sayenizde...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Siyasetçilerin görevi, ajitasyon yapmak ve provokatörlüğe soyunmak değildir...

NEJAT ARSEVEN (Ankara) – Maşallah, sizin, bir sene çok güzel yaptığınız gibi!

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Siyasetçinin görevi, yurdun dört bir yanından yükselen sese kulak vermek, barışı, kardeşliği ve hoşgörü ortamını korumak olmalıdır. Hükümetin bir bakanı, eğer, vatandaşlarını tehdit ederek “gök kubbeyi başlarına yıkarız“ diyebiliyorsa, o yıkım işlemini hangi güçle, nasıl yapacağını sormak da bizim hakkımız olması gerekir. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Sayın bakan, acaba, bu güç, medya patronlarının gücü müdür, yoksa, bu güç, kumarhane sahiplerinin oluşturduğu iddia olunan havuzlarda kullanılmayı bekleyen trilyonlar mıdır; yoksa, siz, bu milletin ordusunu, bu milletin emrinde olan ordusunu, milletin karşısına tehdit unsuru olarak çıkarıyorsunuz. Sormazlar mı adama, siz, kime ve neye güvenip de, bu aziz milleti tehdit etmeye kalkışıyorsunuz?!

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu tasarının, Türkiye'nin gündemine geliş şekli ve takdim üslubu da, öncelikle bir demokrasi sorunuyla karşı karşıya bulunduğumuzu göstermektedir. Demokrasinin kesintiye uğradığı dönemleri hep birlikte yaşadık. Biz, milletçe buyruklarla yönetilen ülke yönetimini de gördük; ama, demokrasinin tamamen kesintiye uğramadığı, ancak, Meclisin, by-pass edilerek, ara rejim hükümetlerinin kurulduğu dönemleri de çok yaşadık. Bu dönemlerde de en çok telaffuz edilen kelime "reform" kelimesi olmuştur. Yine bu dönemlerde de hükümetlerin ilk icraatları, imam-hatip okullarını kapatmak, dinî vakıf ve kurslar üzerinde baskılar yoğunlaştırmak, inanç ve düşünce özgürlüğünü, tehditler savurarak, askıya almak olmuştur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, Anasol azınlık Hükümetinin hazırladığı, tam anlamıyla gerici ve çağdışı bir eğitim sistemi dayatmasıyla karşı karşıya bulunmaktadır; ancak, Hükümet, bu çağdışı tasarıyı reform olarak nitelendirmekte ve böylece geniş halk kitlelerini aldatmaya çalışmaktadır.

Şimdi, Hükümete soruyorum: Reform, bunun neresinde; Allah aşkına?! Dünyanın neresinde bir okul türünü, bir okul kademesini ortadan kaldırmanın adına "reform" denilmiştir?! Siz, bu tasarıyla, yabancı dil eğitimini öldürüyorsunuz; siz, bu tasarıyla, meslekî ve teknik eğitimi öldürüyorsunuz; siz, bu tasarıyla, din eğitiminin kökünü kazıyorsunuz ve reformdan bahsediyorsunuz.

Ha, bu tasarı reform olmadığı gibi, amacı, zorunlu eğitimi 8 yıla çıkarmak filan da değildir; buraya çıkıp kimse milleti aldatmasın. Eğer, mesele bu ise, yani, zorunlu eğitimi 5 yıldan 8 yıla çıkarmaksa; eğer, çağdaşlıktan, bilimden bahsediyorsanız, buyurunuz, buraya tek maddelik bir tasarı getiriniz, "zorunlu eğitimin süresi 8 yıla çıkarılmıştır" deyiniz, burada 548 milletvekilinin alkışıyla bu tasarı kabul edilir; ama, mesele o değil; mesele, üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir. Uzun lafın kısası, Hükümet, kadife kılıfı içinde sunduğu sistemle, temel hak ve özgürlükleri darbelemek istemektedir.

Bakın, ben, size bu tasarıyı anlatayım. Hükümetin hazırladığı bu tasarının kadife kılıfı sıyrılıp alındığında -nedir kadife kılıfı; zorunlu eğitimi 8 yıla çıkarmak- çağdaşlığın, bilimin, demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin, hukuk mantığının, inanç ve düşünce özgürlüğünün ve toplumsal barışın tepesine inmeye hazırlanmış bir demir el, bir demir yumruk karşımıza çıkar. (RP sıralarından alkışlar) İşte, biz, tasarının bu tarafına karşıyız. Tepeden inmeci bir zihniyetle halkı hiçe sayan, halka rağmen, halk adına, halkı adam etme mantığının bir ürünü olan, tek tip insan yetiştirme sevdasının bir eseri olan bu tasarı, arkadaşlar, reform değil, olsa olsa bir irtica belgesidir (RP sıralarından alkışlar) kırk elli yıl öncesine dönüş özlemi taşıyan bir irtica belgesidir.

Ne demek tek tip insan? Bakınız, neler konuşuluyor bu ülkede... Sevgili arkadaşlarım, Türkiye'nin, bu ham hayallerin peşinde geçireceği bir tek saatlik vakti bile yoktur. Böyle çağdışı, mantıkdışı, antidemokratik hedefleri telaffuz ederek, bu millete hakaret etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Ne demek tek tip insan? Siz, torna tezgâhından kereste mi çıkarıyorsunuz?! Bu iddia ve istem, olsa olsa, diktatörlerin ham hayalleri olarak görülebilir. Allah aşkına, birazcık başınızı kaldırıp bakının etrafınıza; tek tip insan yetiştirme hayalini kuran faşizm yıkılalı, tarihe gömüleli elli yıl oldu; komünizmin yerinde yeller esiyor. Hani onlar da tek tip insan yetiştirecekti?!

İHSAN ÇABUK (Ordu) – Sağ tarafında...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Bu tasarı çağdışıdır. Kalkıp, burada, medeniyetten, çağdaşlıktan bahsediyorlar.

Şimdi, bu tasarı, çağdaş dünyanın reddettiği tasarıdır; niçin? Ben, size sadece bir liste okuyayım: Kesintisiz zorunlu eğitimi uygulayan ülkeler, Dominik, Somali, Brezilya, Kenya, Tanzanya, Bolivya, Doğu Yemen ve eski Doğu Bloku ülkelerinden Arnavutluk, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti. Peki, kademeli eğitimi, zorunlu eğitimi uygulayan ülkeler hangileridir? Avrupa Birliğine üye ülkelerin tamamı kademeli eğitimi uygulamaktadır.

EŞREF ERDEM (Ankara) – O senin bildiğin kademe değil...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Belçika, Hollanda, Finlandiya, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, İngiltere, Norveç, Fransa, İtalya ve İspanya ise kademeli eğitimi uygulamaktadır.

Siz, geri kalmış ülkelerdeki eğitimi bu ülkeye layık görenler, çağdaşlıktan nasıl söz edebilirsiniz; anlamak mümkün değildir.

Bu tasarı, antidemokratiktir. Bu sistemi ele alıp incelediğinizde, halk bunun neresindedir sorusunun cevabını bulmakta zorlanmazsınız; halk bunun karşısındadır. Halk, dişinden tırnağından artırarak yaptırdığı; ninelerimiz, dedelerimiz, kefen bezi için artırdığı parayı vererek açtırdığı imam-hatip okullarının kapısına kilit vurma amacını taşıyan bu tasarıya olan tepkisini, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonuna sunduğu milyonlarca imzayla kanıtlamıştır. Halkın, bu tasarının ne kadar karşısında olduğunu bilmek istiyor musunuz; bilmek istiyorsanız, Sayın Başbakanın sesine kulak veriniz. Ne diyor Sayın Başbakan: "Siyasî hayatıma mal olsa dahi bu tasarı kanunlaşacaktır." Demek ki, Sayın Başbakan, siz de, bu tasarının siyasî hayatınıza mal olacağının ve bu aziz milletin sizi sandığa gömeceğinin idraki içindesiniz. (RP sıralarından alkışlar)

REFİK ARAS (İstanbul) – Göreceğiz, göreceğiz!..

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Biraz önce DSP'li arkadaşımı dinledim "halkın, bu tasarıyı büyük bir coşku ve arzuyla karşıladığını" söyledi. Öyle midir, doğru mudur, doğru mudur?.. (DSP ve CHP sıralarından "Doğru, doğru" sesleri) Eğer doğruysa, haydi referanduma; yüreğiniz yetiyor mu? (RP sıralarından alkışlar) Haydi bakalım bir referanduma...

Beyler, siyasetçi...

HASAN GÜLAY (Manisa) – Yalan söylemez!..

BAŞKAN – Sayın Gülay...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Siyasetçi, iki güçle savaşılamayacağının bilincinde olmalıdır; bir, Allah'la savaşılmaz; iki, halkla savaşılmaz. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Hakkın da, halkın da tokadı o kadar acı olur ki, o kadar sızılı olur ki, öyle şiddetli olur ki, artık, ne tövbe ne özür dileme bir işe yarar. Eğer, siz, halk ne derse desin, biz dinlemeyiz diyorsanız; bu iktidarı bize halk vermedi diyorsanız, o zaman size, tarih sayfalarını karıştırmanızı tavsiye ediyorum. Tarih, halkı hiçe sayan, halka rağmen iktidar koltuğuna kurulanların acıklı akıbetlerini anlatan ibret verici vakıalarla doludur, tarih sayfalarını çeviriniz.

Bu tasarı hukuka aykırıdır, bu tasarı Anayasaya aykırıdır, Medenî Kanuna aykırıdır, Türkiye'nin altında imzası bulunan uluslararası anlaşmalara, insan haklarına aykırıdır, din ve vicdan hürriyetine aykırıdır. Siz, bu tasarıyla, din ve vicdan hürriyetinin en temel ilkelerinden olan dinini öğrenme ve öğretme hakkından bu milleti mahrum etmek istiyorsunuz; böylece, Anayasa suçu işliyorsunuz; daha doğrusu, siz, bir insanlık suçu işliyorsunuz. (RP sıralarından alkışlar)

Beyler, yeryüzünde dinsiz bir toplum yoktur ve din eğitiminin, Kur'an öğrenmenin ve Kur'an okutmanın, hiç ama hiç kimseye de zararı yoktur. Bu ülkede, hiç kimse Kur'an'a dil uzatamaz, hiç kimse Kur'an'a dokunamaz, Kur'an'a uzanan eller de kırılır bu ülkede. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

YAHYA ŞİMŞEK (Bursa) – Meydanlarda slogan atmak gibi oldu...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Zorunuza mı gitti bu... (CHP sıralarından "reklam..." sesleri)

Sayın Başbakan da öyle söylüyor, reklam mı yapıyordu dün grup toplantısında.

BAŞKAN – Sayın Hatipoğlu, lütfen, Genel Kurula hitap edelim.

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Bu tasarı, toplumsal barışı zedelemektedir.

Beyler, Türkiye, halkının yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkedir ve Türkiye'nin en büyük toplumsal gerçeği, isteseniz de istemeseniz de, hoşunuza gitse de gitmese de, en büyük toplumsal gerçeği İslamdır. Müslüman kalmak, İslam kalmak Türk Milletinin tarihî kararıdır, onu hiç kimse değiştiremeyecektir. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Eğer, birileri kalkar da, İslamî yaşam biçimini, gericilik, yobazlık ve karanlık olarak nitelendirirse; dindarı mürteci... (RP sıralarından "Yarasa!.." sesleri)

Yarasaya geleceğim.

...dinî talepleri de irtica diye vasıflandırırsa, halka hakaretler yağdırırsa, en basit tabiriyle rüzgâra karşı tükürmüş olur, barış ve kardeşlik ortamını zedelemiş olur, halkı kamplara bölmüş olur. Bu ülkede irticacı işyerleri listesi yayımlandı, irticacı kebapçılar listesi yayımlandı. Ne yapacaksınız; imam hatip okullarını kapattığınız gibi, irticacı kebapçıları da mı kapatacaksınız; yoksa, bir kanun tasarısı getirip Türkiye'de kebap yemeyi mi yasaklamayı, yasaklatmayı düşünürsünüz?! (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 8 yıllık zorunlu eğitim telaffuz edildiği günden bu yana, bu millete asla hak etmediği çirkin saldırı ve iftiralar yapılmıştır, milleti tahrik etmek için büyük çabalar sarf edilmiştir; ama, sağduyulu milletimiz bu tahrike kapılmamıştır. Bu tahrikleri en fazla yapan da, bu Hükümetin Başbakanı olmuştur; her geçen gün dozunu artıran hakaretlerle bu milletin karşısına çıkmıştır ve bir zaman gelmiş, bu tasarıdan yana olmayanları "yarasalar" olarak nitelendirmiştir.

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Haleti ruhiyesini ifade ediyor!..

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Şimdi, Sayın Akyol biraz önce buraya çıktı ve kademesiz zorunlu eğitimi, bu tasarıyı burada savundu; ama, Sayın Akyol, beş ay önceye kadar, kademeli eğitimi savunuyordu. Anavatan Partisinin sayın milletvekilleri kademeli eğitim için yasa teklifi sunmuşlardı; şimdi, dört ay önceye kadar, Sayın Akyol ve arkadaşları, ANAP Grubundakiler yarasa mıydı diye Sayın Başbakana soruyorum!.. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Sonra, Sayın Akyol diyor ki: "Ben, inanmadığımı söylemem." Sayın Akyol, siz, sicillisiniz; bak, bu kitap var ya benim elimde, sizin kitabınız; kademeli 5+3'ü savunuyorsunuz; siz, sicilli olarak, inanmadığınızı kitap haline getiren bir insansınız; daha neden bahsediyorsunuz?! (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu tasarının gayesi, ne zorunlu eğitimi 8 yıla çıkarmak ne de kaliteli eğitimdir; bu tasarının tek gayesi vardır, imam-hatip okullarının orta kısmını kapatmak, Kur'an kurslarının kaynağını kurutmak, hafızlık mesleğini de yok etmektir. Hiç evirip çevirmeye gerek yok; mesele, yalnızca, Kur'an öğretimini engelleme meselesidir. Niçin imam-hatip okullarının orta kısmını kapatıyorsunuz, diğer okullardan farkı ne; haftada 5 saat Kur'an-ı Kerim dersi okutuluyor. Ben, Cumhuriyet Halk Partili, DSP'li arkadaşlarıma bu konuda hiçbir şey söylemiyorum; onların, kırk elli yıllık hulyasıdır bu; tebrik ediyorum, başardınız, tebrik ediyorum; ama, Kur'an-ı Kerimi seçmeli ders olarak bile muhafaza etmeye gücü yetmeyen ANAP'ın, artık, hangi kulvarın partisi olduğunu ifade etmeye de gerek yoktur diye düşünüyorum. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Yeni ANAP hayırlı olsun ANAP'lı arkadaşlarıma!..

Sayın Başbakan, dün Grup toplantısında, temel eğitimin, imam hatip okullarının kapanmaması için gösteri yapmaya kalkışan vatandaşları Hazreti Ali'nin ordusuna savaş açan insanlara benzetti. Bu benzetmeler son derece çirkindir; çünkü, birilerinin konuşma hakkı doğar ve der ki: "Sayın Başbakan, o olayda Hazreti Ali vardı, Hazreti Muaviye vardı; ama, Abdullah İbni Sebe de vardı; ama, Yezid de vardı, şimdi kim?.." (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Hatipoğlu, son 2 dakikanıza girdiniz.

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Evet.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tarihî bir gündeyiz, azınlığın ideolojisi, bugün, 1950'den bu yana en büyük zaferlerinden birini kazanacak durumdadır. Türk eğitim sistemini Uganda eğitim sistemine benzeterek milletten intikam alacaklar: Keşke cesur olsalardı, keşke çıkıp da apaçık "biz, imam-hatipleri, Kur'an kurslarını istemiyoruz" diyebilselerdi; yazık, öyle olmadı; fakir Anadolu'nun yer yataklarında büyüyen zavallı çocuklarının, 8 yıl bir öğretmene mahkûm edilerek önleri kesiliyor; artık, fakir köylü çocuklarını üniversite kapılarında göremeyeceğiz, devleti, bu briyantinli beyefendilerin çocukları idare edecekler. Çünkü, bir öğretmende 8 yıl okuyan bir çocuk daha lise yıllarında dökülecek. Evet, bu, Atatürkçülerin zaferi değil, bu, olsa olsa, gardırop devrimcilerinin kazandığı bir zafer olarak tarihe geçecektir. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Bu okullardan niçin bu kadar korkuyorsunuz? Bu okulların sicilinde anarşi yoktur, bu okulların sicilinde terör yoktur, ahlaksızlık yoktur, vurgun yoktur, soygun yoktur, talan yoktur, vatana ihanet ise hiç yoktur. Ama, merak etmeyiniz, bu ülke öyle bir havuzdur ki, siz geceleyin gelip bunu boşaltırsınız, sabaha varmaz yine bu havuza su dolar ve Allah'ın izniyle taşar; çünkü, deniz tükenmez; çünkü, İslam bir denizdir, siz tüketmeye kalkışsanız da tükenmez. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bizler, tarihin tanıklarıyız ve tarih de bizlere tanıklık edecektir. Ülkemiz bir dönüm noktasından geçiyor, bir yol ayrımında bulunuyoruz; ya bu milletin dediği olacak, ya da bu ülkeyi perde arkasından yönetmeye hevesli, çarşı pazar nedir bilmeyen, kira derdi çekmeyen, babasının cenaze merasiminde bile bir fatiha okumayı zül telakki eden bir avuç beyefendinin dediği olacak. Emin olunuz ki, tarih bu oturumu yazacaktır. Bu oturumda yapılan konuşmalar ve kullanılan oylar önemle değerlendirilecek ve her birimizin siciline kaydedilecektir. Belki, aramızda mensubu bulundukları partilerin genel başkanları nezdindeki sicilden endişe duyanlarımız olabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hatipoğlu, mikrofon bir dakika içinde kapanacak.

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Ama unutmayalım ki, bu sicili tutan başkaları da var; milletin indindeki sicilimizi de, tarihe kaydedilecek sicilimizi de, Allah huzurundaki sicilimizi de hesaba katarak oyumuzu kullanacağız. Öyle oyumuzu kullanacağız ki, cesedimiz çürüyüp toprak olduğunda da, bu oturumda kullandığımız oyumuzun renginin konuşulacağının ve gelecek nesillerin bizi rahmetle yâd edip etmeyeceğinin endişesini taşıyarak oyumuzu kullanacağız. Bu ülkede, çocuğunun, mezarının başına gelip bir fatiha okumasını isteyenler; bu ülkede, cami, ezan, imam–hatip okulu ve Kur'an kursuna, bir azınlık ideolojisi tarafından yapılan bu kadar baskıyı, zulmü kabul etmeyenler bu tasarıyı reddedecekler diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hatipoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Altan Öymen. (CHP sıralarından alkışlar)

T. RIZA GÜNERİ (Konya) – Alkışlayın, alkışlayın, şimdi çıkıp lehinde konuşacak. Truva atısınız, bu millet sizi Truva atı olarak hatırlayacak; işte içindekiler...

BAŞKAN – Sayın Güneri lütfen...

Buyurun Sayın Öymen.

CHP GRUBU ADINA ALTAN ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın arkadaşlarım; önümüzdeki tasarı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.

Sevgili arkadaşlarım, buraya, Bütçe Komisyonunda yapılan 9 günlük, 95 saatlik bir çalışmadan sonra geldik. Bu tasarı, nihayet, Yüce Heyetinizin önünde görüşülme imkânına kavuştu. Bütçe Komisyonunda uzun görüşmeler oldu; âdeta bir Genel Kurul havası içinde geçti o görüşmeler. Sadece, tümü üzerinde 76 arkadaşımız konuştu ve 95 saat süreyle, orada, her şey söylendi; hatta, söylenmeyecek olan şeyler de söylendi.

Dün, burada, Refah Partili arkadaşım bir şeyi hatırlattı: "Bu Bütçe Komisyonu görüşmeleri, televizyonda verilmeliydi" demişler ve bunu, Meclis Başkanına başvurarak istemişler. Biz, bunu bilmiyorduk; ama, keşke bu gerçekleşseydi; orada konuşulanlar, söylenenler ve söylenmemesi gerektiği halde söylenenler, tüm milletimizin gözleri önünde konuşulmuş olsaydı. Mamafih, biraz önce konuşan Refah Partili arkadaşım da, çok kısa olmakla beraber, orada konuşulan bazı konuşmaların bir özetini verdi; bu da, milletimizin gözü önünde cereyan etmiştir.

Şimdi, onun bir sözüne iştirak ederek konuşmama girmek istiyorum. Dedi ki: "Halkla savaşılmaz, Allah'la savaşılmaz." Bu, çok doğru bir sözdür; ama, halk adına konuşmanın bir usulü vardır, bu seçimlerle olur; Allah adına konuşmak ise, kimsenin haddi değildir; bu da, bir gerçektir. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Yüzde 9, yüzde 9!..

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Burada "Kur'an-ı Kerim'e uzanan eller kırılacaktır" gibi fetvalar vermek, hangi dayanağın üzerinde bir iddia olarak ortaya konuluyor?! Kur'an-ı Kerim'e uzanan eller mi vardır bu ülkede?! Kur'an-ı Kerim, yüzde 98'i, daha fazlası yüzde 99'u Müslüman olan bu milletin mübarek kitabıdır. Kur'an-ı Kerim, hepimizindir; ona uzanan eller yok bu ülkede; ama, Kur'an-ı Kerim'i ellerine alarak, Müslümanların bir kısmı adına, öteki kısmına cihat ilan etmek isteyenler var. (CHP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) Cuma günleri, cami önlerini, bu amaçla, ellerinde Kur'an-ı Kerim, kavga meydanı haline getirenler var; Türkiye'nin asıl meselesi budur. Burada, konuştuğumuz mesele ise, bir eğitim meselesidir arkadaşlar. Bunu, Plan ve Bütçe Komisyonunda da, çok uğraştık, arkadaşlarımıza anlatamadık; burada da, bazı arkadaşlarımıza anlatmakta güçlük çekiyoruz.

Bir eğitim meselesidir ve bu, böyle birden bire, bir gecede oturulup da buraya getirilmiş bir mesele de değildir; yirmidört yıldan beri, Türkiye, o zaman çıkan kanunun, o zaman başlayan uygulamanın başlattığı süreç içinde, bu 8 yıllık eğitim hedefini gerçekleştirmeye çalışıyor. Niçin? Çünkü "eğitimde çağdaşlaşma standartlarını yakalamak" diye bir hedefi var da Türkiye'nin onun için. Bu hedef, 1923'te cumhuriyet kurulduğu zamandan itibaren vardı. 1924'te Tevhit-i Tedrisat Kanunuyla başlayan eğitim reformuyla birlikte, Türkiye'de, bir seferberlik halinde yürütüldü. O zaman, amaç, 5 yıllık eğitime ulaşmaktı; düşünün. Türkiye'nin büyük kısmında, ne okul var ne öğretmen var ne de oralara ulaşma imkânı var. Sadece bazı yerlerde, bazı köylerde üç yıllık okullar var; oradan başlandı.

Öğretmen yetiştirmek için arkadaşlar, ilkokul mezunlarına, mezun olur olmaz alınarak altı aylık bir kurs veriliyordu. Türkiye'nin, cumhuriyetten sonraki ilk İlkokul öğretmenleri -evvelkilere ek olarak- o şekilde yetiştirilmiştir. İlkokulu çocuklar bitirmiş -erkek çocuklar, kız çocuklar- altı ay kurs görmüş, okullara, o şekilde gönderilmiştir; ama, o zaman bile, 5 yıllık eğitime -ki, o zaman hedef ancak o olabiliyordu- ulaşmak, bir amaç halinde, bir ilke halinde getirilmiş, konulmuştu.

Şimdi, dünyanın gelişmesi karşısında -arkadaşlarım anlattılar, tabiî komisyonda çok anlattık bunları- bu beş yıllık hedef -herkes zorunlu olarak beş yıl okusun, temel eğitim edinsin- bu hedef, elbette, sporda bir çıtanın yükselmesi gibi yükseldi. O zaman, beşinci sınıfı bitiren ilk mezunları öğretmen yaparak çocuklarını okutmaya çalışan Türkiye, daha sonra öğretmen okulları kurdu; onların orta kısımları oldu, onlardan mezunlar gitti okullara. Sonra, öğretmen liseleri oldu. Şimdi, fakülte mezunu olmak gerekiyor okullarda öğretmen olmak için ve öğretmen okullarının orta kısımları kalkıyor; çünkü, bütün dünyada olduğu gibi, temel eğitimin daha genişlemesi gerekiyor.

Burada, tekrar tekrar anlatılan gerçeklerin tam tersine sözler yeniden edildi "dünyanın hiçbir yerinde yok" diye. Dünyanın -çağdaş ülkelerini kastediyorum- neresinde acaba 11-12 yaşındaki çocukların, şu sırada, başlayabileceği bir meslek okulu var? 8 yıllık, 9 yıllık, 10 yıllık temel eğitimden sonra ancak meslek okuluna gitme ilkesi, bütün o çağdaş ülkelerin hepsinde var. Kesintili mi olmuş, kesintisiz mi olmuş... Türkiye'de de kesintili olabilirdi bu ilkokul, ortaokul sistemi. Niçin böyle olmuştur, bunu görmek lazım. Çünkü, Anayasamızda -1961 Anayasasında da vardı- ilköğretim devlet okullarında zorunludur ve parasızdır deniliyor. 1973 yılında da bu tercihi yapanlar, Anayasanın bu hükmüne uygun olarak ilköğretimi almışlar ve şimdiye kadarki ilkokulları ve ortaokulları onun içine getirmişlerdir.

Şimdi, bu, 1973'te yapılmış bir tercih. Hatta, bunun uygulaması daha önceden de başlamış; 1961'de, hükümet programlarına girmiş. O zamandan beri geliyor, geliyor; fakat, bu, geçen yıllarda, geçen aylarda bir türlü gerçekleşemiyor. Niçin, bu konuya, eğitim meselesi olarak değil de, sadece bir tek açıdan bakanlar, imam-hatip okulları açısından bakanlar var olduğu için...

Bu tasarı, eğer imam – hatip okullarıyla ilgili falan olsaydı, 1973 yılında imam – hatip okulları diye bir tartışma konusu yoktu Türkiye'de, yeni imam-hatip okulları da açılabiliyordu. O zaman, niye bu hedef konmuştu; meslek eğitimini bu şekilde halletmek için. Fakat "dayatmadır" falan deniyor. Gerçekte, ortada bir dayatma var; ama, bu dayatma, imam-hatip okulları öne sürülerek 8 yıllık eğitim hedefinin, yıllardan beri engellenmesi dayatmasıdır. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – 8 yıla karşı olan yok Sayın Öymen.

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Bu dayatma, bugün, şu sırada, ille bu 8 yıllık eğitim olmasın haline getirilerek, devam edip gitmektedir. (RP sıralarından gürültüler)

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Yalan söylüyorsun!..

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Arkadaşlar, ANAP sözcüsü, size açık açık anlattı; dedi ki...

T. RIZA GÜNERİ (Konya) – Kim dedi?

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Sayın Avni Akyol.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, birbirimize müdahale etmeyelim. Sayın hatibi dinleyelim. Sayın Güneri, lütfen... Sayın Öymen, lütfen, Genel Kurula konuşun.

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Dedi ki "imam-hatip okullarının orta kısımlarının kapatılmasıyla, din eğitimi açısından hiçbir şey kaybedilmiyor; tam tersi..."

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Kapısına kilit vuruluyor!..

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Vesikalarla anlattı; Millî Eğitim Bakanı da ,defalarca, Komisyonda anlattı. (RP ve CHP sıralarından gürültüler)

Müsaade ederseniz, söyleyeyim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sıralar arasında birbirimizle konuşmayalım; hatibi dinleyelim.

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Dedi ki "imam-hatip okullarının orta kısımları, diğer bütün meslek okulları gibi kapatılıyor. Öğretmen okulları, teknik okullar, turizm ticaret okulları, sağlık okulları; hepsi kapatılıyor, sadece imam-hatip okuları değil. Bu bir sistem. Onlar kapatılıyor. Oralarda, ortaokul derslerinden fazla olarak ne okutuluyordu; Arapça ve Kuran-ı Kerim dersleri. Bunlar, haftada ne kadardı; 8 saat. Şimdi, bütün o 3 yıl içinde okutulan derslerin toplamından daha fazlasını, imam-hatip okullarının lise bölümlerinin önüne konacak hazırlık sınıflarında okutacağız. Hatta..."

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – O bir yezit mantığı!..

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Bilmiyorum, ne mantığı; ama, Sayın Akyol böyle söyledi; hatta, Millî Eğitim Bakanının söylediğini daha da geliştirdi.

Millî Eğitim Bakanı, Komisyonda "bu hazırlık sınıflarında, biz, ya şimdi okutulan dersler kadar vereceğiz -bir hesap yapmıştı, toplam olarak 780 saat ders okutuluyormuş- 778-780 saat yapacağız, ya bunu yapacağız; hatta, bunu 960 saate kadar çıkarabiliriz" dedi. Sayın Akyol ise, bunu daha da kesinleştirdi "960 saate çıkarılacaktır" dedi. (RP sıralarından gürültüler)

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) – O, toplama çıkarmayı bilmiyor.

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Tabiî, sizin bu eleştirileriniz, bu dayatmalarınız falan var ya, Anavatan Partisi sözcülerini de size gittikçe daha yaklaşma gayretine sevk ediyor, Komisyonda, Millî Eğitim Bakanının konuşmalarından daha da fazlasını yapıyoruz havası içerisinde konuşmalar başlıyor.

Nitekim, yine Sayın Akyol, Kur'an kurslarının da daha geliştirileceğini söyledi ve tasarının 8-9 maddesinden çoğu da din konusuyla ilgilidir. Hatta, bir ara zannettim ki, burada temel eğitim kanunu falan konuşulmuyor, din eğitimi konusu konuşuluyor. Ama, niçin böyle oluyor; siz, onu öyle görüyorsunuz, arkadaşlarımız da, bize, aman din eğitimini daraltıyorlar falan demesinler diye, mütemadiyen din eğitiminde şöyle yapıyoruz böyle yapıyoruz diyorlar, o amaçla bir de 4 üncü madde getiriyorlar.

Şimdi, tabiî, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, bu tasarıyı geleneksel olarak destekliyoruz; fakat, 4 üncü maddede tereddütlerimiz var. Biz, bunu, genel olarak şunun için destekliyoruz.: Biz, cumhuriyetin kuruluşundan beri bütün eğitim hamlelerinde, Tevhit-i Tedrisat Kanunundan başlayarak -"en" demeyeyim, burada bir yarışa girmeyelim- elimizden gelen katkıyı yapmış ve bütün bunlarda imzası bulunmuş olan partiyiz. Bütün eğitim hamlelerine, geleneksel olarak, bir seferberlik havası içerisinde girmişizdir, şimdi de aynı hava içerisindeyiz.

Bu 8 yıllık eğitim meselesi de çıktığı zaman, dikkat ederseniz -şimdi "dayatma" falan deniliyor- 8 yıllık eğitim konusundaki kanun teklifini, şurâ kararından hemen sonra, Cumhuriyet Halk Partisi Meclise vermiştir. Arkadaşımız Birgen Keleş, bu konudaki ilk öneriyi yapmıştır. Arkadan 29 arkadaşımız, öteki partilerden 66 arkadaşımızın imzaladığı bir kanun teklifinin hazırlayıcıları içerisinde de yerlerini almışlardır. Bütün bunlar olurken, ortada, işte, o "dayatma" denilen şeyler falan hiç yoktu.

Öteki partiler, bizim bu tekliflerimiz komisyonlardayken, bunların görüşülmesini istediğimiz zaman "canım, efendim, bunları görüşülmesi ne demek, ne istiyorsunuz siz" falan diye, bu konuda olumlu bir tavır almamışlardı. Sonra, ne olduysa oldu, bir gün, baktık, o zaman iktidarda bulunan Refahyol Hükümetinin sözcüleri de, bu tasarının lehinde konuşmaya başlamış, bu tasarı imzalanmış ve sonra, arkadan, bu tasarının hem hazırlayıcısı hem de en şiddetli müdafii olarak Doğru Yol Partisinin Genel Başkanı çıkmış.

O bakımdan, Doğru Yol Partisi Grubu Sözcüsünün buradaki konuşmasını hayretler içinde izledim. "Bu hazırlıksız yapılmıştır, birdenbire, bir gecede yapılmıştır; nasıl olur" dedi ve her tarafını eleştirdi.

23 Nisan 1997 -Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı günü- tarihli gazete kupüründen okuyorum: "Çiller, dün, Başbakanlıkta, Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam ve bakanlık bürokratlarıyla toplantıdan sonra yaptığı açıklamada 'sekiz yıllık temel eğitim, aralıksız ve kesintisiz olacak, 8 yıl herkes okuyacak. Sekiz yılın üstüne bir ihzarî, hazırlık sınıfı olacak, ondan sonra lise veya meslek okulları olacak' dedi." Sayın Çiller, daha başka şeylere ve sayın DYP sözcüsünün biraz evvel söylediklerine de cevap vermiş: "MGK'da, 8 yıllık kesintisiz eğitimi hep beraber imzaladık, bunda hiçbir sıkıntımız yok; eğer öyle olsaydı, imzalamamamız gerekirdi' dedi. Ayrıca 'bunu siyasete karıştırmayın. Bu eğitim reformunu, Türkiye'de, ya yapacağız, ya yapacağız!.. Bunlar siyaset üstüdür' dedi."

Ayrıca -hazırlıksız falan deniliyor- Millî Eğitim Bakanı Sayın Sağlam'dı o zaman "bunun her türlü altyapısı tamamdır; biz, bu yıl hemen geçebiliriz" dedi.

Bütün bunlar Doğru Yol Partisi adına söylenmişken, Doğru Yol Partisi Grubu sözcüsünün, burada, tüm grubu adına, bu tasarıyı bu şekilde eleştirmesi, yani daha önce kendi Genel Başkanlarının söylediğinin tam tersini söylemesi fevkalade enteresandır. Bakalım, bu tasarının oylaması sırasında, Doğru Yol Partili arkadaşlarımız, kimin dediğini yapacaklardır; Başbakan Yardımcısı Çiller'in söylediklerini ve gazetelere geçmiş olan sözlerini mi, yoksa, sayın sözcünün şimdi burada söyledikleri sözleri mi? Bu da işin ayrı tarafı.

EMİN KUL (İstanbul) – Ne yapacaklarını bilmiyorlar, kusura bakmayın...

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Belki o zamana kadar bir karara varırlar.

Şimdi, arkadaşlar, 4 üncü madde diyordum... 4 üncü maddeye bizim itirazımız şundandır: Bunu, asıl, 4 üncü madde üzerinde arkadaşlarımız konuşarak anlatacaklardır; fakat, 4 üncü madde, Türkiye'deki din eğitiminin bir bölümüyle ilgilidir. Türkiye'de din eğitimi, malum, iki türlüdür: Anayasamızın 24 üncü maddesine göre, bir, okullarda okutulan din dersi var; dördüncü sınıftan başlıyor, lise sona kadar sürüyor, sekiz yıl boyunca, çocuklar, din öğretimi görüyorlar. Gerçi, bunun Anayasadaki adı, din kültürü ve ahlak öğretimidir; fakat, fiilen -arkadaşlarımız, yukarıda, kitaplarını da gösterdi Refah Partili arkadaşlarımıza- İslamiyet dininin, dinimizin bütün icapları öğretilmektedir.

BAŞKAN – Sayın Öymen, son 3 dakikanız...

ALTAN ÖYMEN (Devamla) – Namaz, aptes, tüm şemalarıyla; bütün gereken dualar, Arapçalarıyla, Türkçeleriyle. Hulasa, 4 üncü maddede arkadaşlarımız anlatır, bunlar vardır. Yani, Türkiye'de çocuklar dinlerini öğrenmiyorlar diye bir iddia katiyen geçerli değildir. Türkiye'de çocuklar -Refah Partili bazı arkadaşlarımızın da, kitaplara beraber baktığımızda söyledikleri gibi- dinin, normal hayatta gereken bütün gereklerini öğrenmektedirler. Şimdi, bunun üstüne bir din eğitimi; o, işte, 24 üncü maddenin ikinci bölümündeki, ikinci cümlesindeki din eğitimidir. Elbette, çocuklar, okullarda, bu temel din eğitimini okurlar; ama, bazıları hafız olmak ister, bazıları Kur'an-ı Kerimi yüzünden okumak ister, bazıları İslam tarihi, bazıları Peygamberin hayatı üzerindeki bilgilerini geliştirmek ister. Şimdi, bunlar için ne var; bunlar için, o, ikinci madde var; diyor ki: Türkiye'de, bunun dışındaki din eğitimi -Anayasadaki tabir o- kişilerin istemine, küçüklerin de kanunî temsilcilerinin istemine bağlıdır.

Birinci meselede -yani, mecburî din eğitiminde- hiçbir tartışma yok şu sırada; tartışılacak tarafları belki var; ama, şu sırada yok. Öbüründe tartışma var mı? Öbürü nasıl oluyor; çocuk, din bilgisini geliştirmek için ya imam-hatip okullarına gidiyor ya da Kur'an kurslarına gidiyor. Bunlarda da bir gerileme yok; Sayın Avni Akyol'un anlattığı gibi, hatta, ilerleme var "biz, din eğitimini daha yaygınlaştırıyoruz" diyor. Avni Akyol'un söylediğine göre bu var.

Şimdi, ortada bir boşluk doğmazken, 4 üncü maddenin içine Kur'an kurslarıyla ilgili bir din eğitimini getirmek, bu yasada yeri olmayan bir şey; yani, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanununda olması gerekir. Bütün bunları 4 üncü maddede konuşuruz; ama, burada da, bizim itirazımız, aman, din eğitimi yapılmasın falan filan değil; tam tersine, bu kanalların, yasal, Anayasaya uygun bir düzen içinde işlemesidir.

Sonuç olarak, arkadaşlar -zamanım çok azaldı, saniyelerle ölçülüyor; Sayın Başkanım, burada, bir uygulamayla hemen sözü kesiyor- biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu tasarıyı destekliyoruz. Elbette, sadece tasarının gelmesi yetmez, bunun uygulanması önemlidir. Bu uygulamaya katkıda bulunmak için, bu uygulamanın iyi gitmesi için elimizden geleni yapacağız. 4 üncü maddeye olan itirazımız, bizim, tasarının tümünü desteklememize mani değildir; ama, onu, orada konuşacağız.

Daha sonra, tasarının diğer maddeleri üzerinde görüşlerimizi açıklamak üzere, hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlarım sevgili arkadaşlarım. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öymen.

Tasarının tümü üzerinde gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahısları adına söz isteyen sayın milletvekillerini okuyorum: Mustafa Yünlüoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu, Hüseyin Olgun Akın, Necmettin Aydın, Ekrem Erdem, Saffet Benli, Mustafa Baş, Zeki Karabayır, Hayrettin Dilekcan, Selahattin Beyribey, Muhammet Polat, Memduh Büyükkılıç, Recep Kırış, Mikail Korkmaz, Osman Yumakoğulları, Hasan Dikici, Avni Doğan, Abdullah Özbey, Ahmet Cemil Tunç, Ömer Özyılmaz, Necati Albay, Mehmet Sılay, Mustafa Köylü, Mehmet Emin Aydınbaş, Hüseyin Kansu, Mehmet Ali Şahin, Aslan Polat, Sıtkı Cengil, Ahmet Doğan, Murtaza Özkanlı, Cemallettin Lafçı, Mehmet Ekici, Ahmet Denizolgun, Alaattin Sever Aydın, Musa Okçu, Suat Pamukçu, Süleyman Hatinoğlu, Altan Karapaşaoğlu, Hayati Korkmaz, Hasan Çağlayan, Zülfikar Gazi, Orhan Kavuncu, Yaşar Canbay, Sabahattin Yıldız, Salih Katırcıoğlu, Cevat Ayhan, Latif Öztek, Memet Emin Aydın, Musa Demirci, Mahmut Işık, Abdullah Gencer, Nevzat Yanmaz, Nezir Aydın, Hüseyin Kansu, Ramazan Yenidede, Mustafa Kemal Ateş -mükerrer isimler var- Veysel Candan, Mustafa Ünaldı, Ahmet Derin, Zeki Ünal, Hanefi Çelik, Fethullah Erbaş, İsmail Durak Ünlü, Refik Aras, Halit Dumankaya, Gökhan Çapoğlu, Rıza Güneri, Naci Terzi, İsmail Köse.

Sayın Mustafa Yünlüoğlu. (RP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA YÜNLÜOĞLU (Bolu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimle ilgili kanun tasarısının geneli üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Değerli heyetinizi hürmetle selamlarım.

Önce, bir hususu belirtmek isterim: Biz, Refah Partili milletvekilleri olarak, hatta milletimiz olarak, beşikten mezara kadar ilim tahsil etmenin erkek ve kadın üzerine farz olduğuna inanan bir inancın, bir misyonun sahipleriyiz. Dolayısıyla, birkısım medya ve belli odaklar tarafından, hatta bu Hükümetin Başbakanı ve sözcüleri tarafından, eğitimde büyük reform diye lanse edilen bu zorba, bu ucube eğitim tasarısına karşı çıkan milletimize ve milletvekillerine çapulcu, anarşist, vehhabi, çağdışı ve yarasa diyerek, milletimizi aldatarak, olayları çarpıtarak yalan söyleyenleri ve aldatanları, huzurunuzda, milletimiz ve arkadaşlarım adına telin ediyorum. (RP sıralarından alkışlar) "Üslubu lisan, aynıyla insan" esprisine uygun olarak, bu kem sözleri sahiplerine iade ediyorum; çünkü, biz ve milletimiz, 8 yıllık zorunlu eğitimin kesintisiz oluşuna karşıyız. Yoksa, kademeli ve yönlendirmeli olmak şartıyla, değil sekiz yıl, onbir yıl olsun. Önce, bunu, bütün milletimizin bilmesini istiyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim dayatmasının fizikî imkânsızlığı, hukukî imkânsızlığı, malî imkânsızlığı, biyolojik, psikolojik, pedagojik imkânsızlığı, öğretmen imkânsızlığı; demokrasi ve insan haklarıyla bağdaşmadığı, fırsat eşitliğini zedelediği, vakıf, bağış ve yardımlaşma ruhunu zedelediği; devlet ve millet kaynaşması, barışması yerine, çatışma meydana getirdiği; gerek ülkemiz ve gerekse gelişmiş ülkelerin şartlarına uygun olmadığı, ancak geri kalmış üçüncü dünya ülkelerinde uygulanan bir eğitim sistemi olduğu; Anayasaya, hukuk normlarına, Devlet Planlama Teşkilatının rüşlerine, Yedinci Beş Yıllık Planın görüşlerine aykırı olduğu, gerek komisyonlarda ve gerekse Genel Kurulumuzda defalarca konuşuldu, söylendi. Ben, bunları tekrar etmeyeceğim. Olaya bir başka zaviyeden bakmak istiyorum. Yani, bu tasarıyla amaçlanan, imam-hatip okullarının kapatılması, Kur'an kurslarının kapatılması, açık olan bütçenizin kapatılması ve -tabiri yerindeyse- birilerinin ağzının kapatılması konuları üzerinde durmak istiyorum. (RP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, biz, hepimiz, Türkiye'nin gerçeğiyiz. Yani, burada bulunuşumuzun sebebi hikmeti, milletvekili olarak gelişimizin sebebi, milletimize hizmet etmek içindir. Dolayısıyla, anlaşmak, uzlaşmak, birbirimizin görüşlerine ve yaşayışlarına tahammül etmek mecburiyetindeyiz. Demokrasi bu değil mi? Çoğulculuk bu değil mi? Çok seslilik, insan hakları ve konuşan Türkiye bu değil mi? Geri kalmış, militarist yöntemlerle idare edilen ülkelerde ve bahusus bizim fetret döneminde, işte 1945 öncesi şeflik döneminde uygulanan "söyletmeyin, vurun" politikası yerine, "vuruyorsunuz, hiç olmazsa dinleyin" politikasının uygulanması daha uygun değil mi? (RP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; milletçe bir sınavdan geçiyoruz. Hükümet bu sınavı kaybetmiştir. Hükümete destek veren komisyon üyeleri de bu sınavı kaybetmiştir. Şimdi, sıra, imtihan sırası, sınav sırası, milletimize ve milletin vekillerine, yani, sizlere gelmiştir. Bu görüşmelerin neticesinde, ya millet kazanacak ya da medyatik, mafyatik, bürokratik ve de fiillerinden, icratlarından sorgu sual sorulamayan, denetlenemeyen, eksi tabirle "lâyüsel amma yefal" denilen güçler kazanacaktır. (RP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, şayet, millete rağmen bu kanun çıkarsa "egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir" sözünü millete nasıl izah edeceksiniz? Demokrasilerde esas olan millet ve halk değil midir? Siz, bu millete seçim zamanı oy kullandırmıyor musunuz; kazancından vergi almıyor musunuz, çocuğunu askere almıyor musunuz? Sonra, hem kendisini hem çocuğunu hem de milletini ve ülkesini ilgilendiren, geleceğini ilgilendiren konularda görüşünü almayıp, Demokles'in kılıcı gibi, taklitçi, montajcı, tahakkümcü, zulmedici ve devletçi saltanatınızı -yine, eski tabirle- keyfe mayeşa sürdürmeye kalkıyorsunuz. Bunu yapamayacaksınız; çünkü, zor, oyunu bozarmış; çünkü, artık milletimiz eski millet, eski halk değildir; uyanmıştır, gözü açılmıştır.

Sayın milletvekilleri, yoksa tarih tekerrür mü ediyor? Biz, bu yaklaşımı, bu tavrı, bu üslubu tanıyoruz; hatta, milletimiz de tanıyor. Bu, Halk Partisi ambalajlı, baskıcı, yasakçı ve militarist bir görüştür. Demek ki, takdir etmek lazım, türünün son ürünü olmasına rağmen, tükenişe gitmelerine rağmen, hâlâ etkililer. Babam bu görüşün mahsulü, 75 yaşında; fetret döneminin mahsulü, heder oldu gitti. Ben "uyu, uyu, yat uyu", "Kaya top oyna" ile başladım.

İRFAN DEMİRALP (Samsun) – Hâlâ uyuyorsun!..

HALİL ÇALIK (Kocaeli) – Değişmemiş hiçbir şey!..

MUSTAFA YÜNLÜOĞLU (Devamla) – Bir şiir var "eskiyi unut, yeni yolu tut, Türklüğe umut, sen ol çocuğum" diye başlayan; hâlâ unutmuyorum. Unutturulmak istenen elbise eskisi, bir eşya eskisi değildi; koskoca bir tarihti, koskoca bir medeniyetti. Bunu unutturmaya kalktınız!

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Hâlâ uyuyorsun!..

MUSTAFA YÜNLÜOĞLU (Devamla) – İşte, o günkü uygulamalar, bugünkü şikâyetçi olduğumuz neticeleri doğurmuştur.

Arkadaşlar, okullar, kara toprak gibidir; karanlık ekerseniz buğday biçemezsiniz. Millî ve manevî değerlerimizden uzak, öz kültür ve medeniyetimizi tanımayan, tarih şuurundan uzak, taklitçi ve materyalist eğitimin neticesinde -iftihar edebilirsiniz- kendisiyle kavgalı, birbiriyle kavgalı, milletiyle ve devletiyle kavgalı yeni nesiller yetiştirdiniz, aile içinde çatışmalar meydana getirdiniz; ninesinin örtüsüne "kara, ucube, gerici" diyen torun ile torununun mini eteğine "hoppa, ucube" diyen nine ve arada, mantosuyla sıkışıp kalan annenin çatışmasını meydana getirdiniz.

Bu bağlamda, cemiyeti tahlil eden, analiz eden şair ne kadar haklı söylemiş:

"Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem;

Üst katında elinde tesbih ağlıyor babaannem,

Orta katında maus oynayan annem ve âşıkları,

Alt katında kız kardeşimin tam tam diye çığlıkları.

Bir kurtlu peynir ki ortasından kestiğim,

Buyurun, maktaından, ortasından seyredin; işte evim.

Bu ne hazin ağaçtır ki, bütün ufkumu tutmuş;

Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş."

Neticede bu hale getirdiniz cemiyeti. (RP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Masallardan şiire geçtin.

MUSTAFA YÜNLÜOĞLU (Devamla) – Evet, muhterem arkadaşlarım, milletle çatışan bir yönetim...

BAŞKAN – Sayın Yünlüoğlu, son 2 dakikamız...

MUSTAFA YÜNLÜOĞLU (Devamla) – Yapmayın Sayın Başkan...

Evet, ya benim ilkokulda okurken kullandığım Faber kurşun kalemleri gibi, ya Sayın Güner'in dediği "tornadan çıkmış topaç" gibi veya Sayın Tansu Çiller'in dediği "rantiyeci gruplara kurşun asker yetiştirmek" gibi fabrikasyon bir nesil yetiştirmeye çalışıyorsunuz.

Millet, bu olaylar vesilesiyle bir daha gördü ki, devlet, âdeta CHP anlayışıyla, maalesef, özdeşleşmiş.

CELAL TOPKAN (Adıyaman) – Zaten devlet demek, CHP demek.

MUSTAFA YÜNLÜOĞLU (Devamla) – Rahmetli İnönü haklı çıkmış; "biz sadece hükümet olamıyoruz, iktidarız" demiş.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çin atasözünden ibret alalım. Konuştuğumuz konu, insan endeksli konudur. Bir yıl sonrasını düşünerek bitki konuşmuyoruz, on yıl sonrasını düşünerek ağaç konuşmuyoruz burada, bir asır sonrasını düşünerek insan konuşuyoruz. O bakımdan, konunun ehemmiyetini kavramak mecburiyetindeyiz. Ama, niye acele ediyorsunuz böyle önemli bir konuda; yangından mal kaçırır gibi, selin önünden kütük kapar gibi, yoksa dumanlı havadan istifade eder gibi, yoksa hikâyede belirtildiği gibi... Kervanda "Anne, yetişemiyorum" diyen yavrusuna anne deve "yavrum anlıyorum; ama, yularım başkasının elinde, kusura bakma" demiş; onun esprisinde olduğu gibi.

Sayın milletvekilleri, gözünüze bir çöp alıp da koskoca ormanı görmezlikten gelemeyiz. İmam-hatip ve Kur'an kursları fobisiyle, korkusuyla, koskoca bir eğitimi, kaosa, kargaşaya ve çıkmaza sürükleyemeyiz. Oysaki, yığınaktaki bir hata, bütün harekât boyunca devam eder. Oysaki, eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz. Başlangıçtaki küçük bir açı sapması, ya bu ülkeyi -bizi- mamur eder, abad eder, Japonya yapar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yünlüoğlu, mikrofon 1 dakika içerisinde kapanacak.

MUSTAFA YÜNLÜOĞLU (Devamla) – ...ya da berbat eder, Ruanda yapar.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Seni, masalcı baba yapalım TRT'ye.

MUSTAFA YÜNLÜOĞLU (Devamla) – Evet, masalcı baba... Bu mücadelede iki unsur vardır; ya halkın iradesini, halkın isteklerini yönetime taşımak isteyen her türlü özgür demokratik güçler kazanacak ya da tepeden inmeci, jakoben, dayatmacı, militarist güçler kazanacak.

Muhterem arkadaşlarım, tasarladığım konuşmaları geçiyorum ve en sonuna geliyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; milletimizin görüşlerini temsil eden ve o görüşleri yönetime taşımak isteyen gerçek demokratik güçleri, özellikle Refah Partimizi susturmak isteyen güçler olabilir; ancak, ilan ediyorum ki, bizi susturamazsınız, milleti susturamazsınız. Diyelim ki susturdunuz, tarihi susturamazsınız. Diyelim ki tarihe yalan yazdırdınız, vicdanları susturamazsınız. Diyelim ki ona da hükmettiniz, Allah'ı kandıramazsınız. Allah susmayacaktır; kader, ağını örecektir.

Hepinize teşekkür ederim.(RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yünlüoğlu teşekkür ediyorum.

Sayın Komisyon, söz talebiniz?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Hayır, yok.

BAŞKAN – Yok.

Sayın Hükümet, söz talebiniz?.. Var.

Sayın milletvekilleri, Hükümetin söz süresi 20 dakika ve çalışma süremizin dolmasına çok az bir zaman kaldı. Bu nedenle, Birleşime, saat 14.00'te toplanmak üzere, ara veriyorum.

Kapanma Saati: 12.58

_

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.00

BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Ali GÜNAYDIN (Konya), Zeki ERGEZEN (Bitlis)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER (Devam)

5. — İlköğretim ve Eğitim Kanunu, Millî Eğitim Temel Kanunu, Çıraklık ve Meslek EğitimiKanunu ile Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin ve 16 Arkadaşının; 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun İki Maddesinin Değiştirilmesi, Bir Madde Eklenmesi ve Geçici 9 uncu Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun Teklifi ve İzmir Milletvekili Birgen Keleş’in 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Yasa Önerisi ve İzmir Milletvekili Kaya Erdem ve 66 Arkadaşının; 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bir Ek Madde ve İki Ek Geçici Madde Eklenmesi ve Geçici 2 nci Maddesinin Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve İzmir Milletvekili Kaya Erdem ve 65 Arkadaşının; 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi, Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi ve Geçici 9 uncu Maddesinin Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in; Millî Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Tayyar Altıkulaç ve 10 Arkadaşının; Millî Eğitim Temel Kanunu, İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/620, 2/231, 2/515, 2/719, 2/720, 2/891, 2/895) (S. Sayısı : 376) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

376 sıra sayılı yasa tasarısının tümü üzerindeki görüşmeleri sürdürüyorduk; Hükümet adına, Millî Eğitim Bakanı Sayın Hikmet Uluğbay söz talebinde bulunmuştu.

Sayın Uluğbay, buyurun. (DSP, ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 55 inci Hükümet, kuruluşundan bu yana henüz bir buçuk ay geçmiş olmasına karşın, Programıyla topluma söz verdiği birçok taahhüdünü yerine getirmeye başlamıştır. Bugün görüşmesine başladığımız 8 Yıllık Kesintisiz Zorunlu İlköğretim Kanun Tasarısının yasalaşmasıyla, bir başka yükümlülüğümüz daha yerine getirilmiş olacaktır.

Değerli üyeler, bugün görüşmekte olduğumuz yasa tasarısıyla, ülkemizde zorunlu eğitimi 8 yıla çıkarırken, bu eğitimin de kesintisiz yapılmasının kararını almış olacağız. Niçin 8 yıl ve neden kesintisiz? 8 yıl; çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1973 yılında, bunu, ülkemiz için bir hedef olarak önümüze koymuştur. Bu hedef, o tarihe kadar yapılan birçok millî eğitim şûrasında yürütülen bilimsel çalışmalar ve 1971 yılında başlayan pilot uygulamalarda alınan olumlu sonuçlar nedeniyle seçilmiştir.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1973’te çıkardığı bir yasayla, ortaokullar ülke genelinde yeterli düzeye çıktığında zorunlu eğitimin 8 yıla çıkacağını ve bu 8 yıl sonunda ilköğretim diploması verileceğini öngörmüştür; ancak, bunun bir yasayla düzenlenmesini de madde metinlerine eklemiştir. Aynı tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu kararıyla bir tercih daha yapmıştır; o da, ortaokulları, liselerin bir alt kademesi olmaktan çıkarmış, ilköğrenimin bir parçası haline getirmiştir. Nitekim, bu anlayışın bir ürünü olarak, 1973 yılından sonra, ilköğretim düzeyinde açılan okulların hâkim karakteri, 5 yıllık ilkokullar veya bağımsız ortaokullar şeklinde olmamış, tamamen bunun aksine, çok büyük ölçüde, 8 yıllık ilköğretim okulları şeklinde olmuştur. Diğer bir deyişle, 8 yıllık eğitim, aynı çatı altında ve program bütünlüğü içinde uygulanmaya başlamıştır. Yirmibeş yıldır birçok hükümet tarafından sürdürülen bu uygulama, 8 yıllık zorunlu eğitimin kesintisiz olması yönünde çok önemli ve belirli bir tercih ve uygulamadır. Bu durum, sayısal gelişmelerle de kendisini doğrulamaktadır.

1971-1972 öğrenim yılında, 2’si gündüzlü, 16’sı yatılı olmak üzere 18 ilköğretim okulu 8 yıllık olarak açılmışken, aradan geçen yirmibeş yılda bu sayı, tam 354 kat gibi olağanüstü bir artışla, 1996-1997 ders yılında, 6 195’i gündüzlü, 143 tanesi yatılı ilköğretim bölge okulu ve 28’i de pansiyonlu ilköğretim okulu olmak üzere 6 366’ya sıçramıştır. Bu 6 366 ilköğretim okulunda, geçen yıl, 4,1 milyondan fazla çocuğumuz öğrenim görmüştür. Bu sayıya, 5 yıllık ilkokullar ile bağımsız, diğer bir deyişle, liselerin bünyesine dahil olmayan ortaokullara devam eden öğrenciler de dahil edildiğinde, ilköğretim kurumları bünyesinde öğrenci sayısı 8,6 milyona ulaşmış bulunmaktadır. Bu sayı, çağ nüfusunun yüzde 90’ına yaklaşan bir oranı vermektedir.

Görüldüğü üzere, ülkemiz, yirmibeş yılı aşkın bir sürede, 8 yıllık okullaşmayı fiilen gerçekleştirmiş durumdadır. Dolayısıyla da, görüşmekte olduğumuz tasarıyla, bu fiilî durum, 1973 yılında çıkarılan kanunla öngörülen duruma ulaşıldığını tescil etmektedir.

Şimdi, 20 nci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1973 yılının Türkiye Büyük Millet