ĞÏࡱá>şÿ 01şÿÿÿ+,-./ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÜ¥hcàe58T55B„B„„H„H„H„HL8:N:N:N:N:N:N DN:N§SaZQZQZQZQZQZQZQZQ‡S‰S‰S‰S‰S‰S‰STX`T.§S„HDSƒZQZQDSDS§SDS„H„HZQZQDSDSDSDS„HZQ„HZQ‡SìşÉ¼„H$¨J’„H„H„H„HZQê‡SDSCDS Untitled

T.B.M.M.

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 32

126 ncı Birleşim

24. 7. 1997 Perşembe


İÇİNDEKİLER

T.B.M.M.

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 32

126 ncı Birleşim

24. 7. 1997 Perşembe


İÇİNDEKİLER

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz'ın, imam-hatip liselerini kapatma ve engelleme girişimlerine ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay'ın cevabı

2. - İstanbul Milletvekili Ali Coşkun'un, Başbağlar Köyündeki katliamdan sonra, söz verildiği halde, bu köy halkının yaralarının sarılmadığına ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı

3. - Gümüşhane Milletvekili Lütfi Doğan'ın, ülkemizdeki eğitim seviyesinin en ileri dereceye yükseltilmesine ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay'ın cevabı

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/958)

2. - Kayseri Milletvekili Osman Çilsal'ın, Millî Eğitim, Kültür ve Spor Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/223)

3. - Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy'un (10/25) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/424)

4. - Trabzon Milletvekili Hikmet Sami Türk'ün, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/425)

5. - İstanbul Milletvekili Nami Çağan'ın, Avrupa Birliği-Türkiye Karma Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/426)

6. - İçel Milletvekili Halil Cin'in (6/497) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/227)

V. - SEÇİMLER

A) KOMÝSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELÝKLERE SEÇÝM

1. - Anayasa; Dışişleri; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji; Tarım, Orman ve Köyişleri; Kamu İktisadî Teşebbüsleri ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)

2. - Emniyet Teşkilat Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)

3. - Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı : 164)

4. - 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı : 168)

5. - Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller; Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

6. - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ve Adalet ve Çevre komisyonları raporları (1/436) (S. Sayısı : 332)

7. - İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 5 Arkadaşının; Genel Nüfus Tespiti Yapılması ve Seçmen Kütüklerinin Güncelleştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (2/216) (S.Sayısı :40)

8. - Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumunun Kuruluş ve İdaresine İlişkin Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili M. Seyfi Oktay'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifi ve Adalet ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/576) (S. Sayısı : 303)

VII. SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. - Ankara Milletvekili Ali Dinçer'in, Ankara-Bala karayoluna ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu'nun yazılı cevabı (7/2884)

2. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı'ya bağlı bazı köylerin sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan'ın yazılı cevabı (7/2888)

3. - Bursa Milletvekili Feridun Pehlivan'ın, yapılması düşünülen Bursa doğalgaz çevirim santraline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer'in yazılı cevabı (7/3002)

4. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay'ın, bazı firmaların vergi ödemediği iddiasına ve Kaldırım Rafine Tuz Fabrikasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın yazılı cevabı (7/3010)

5. - Bursa Milletvekili Feridun Pehlivan'ın, Sincan Belediyesinin düzenlediği Kudüs gecesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu'nun yazılı cevabı (7/3042)

6. - İzmir Milletvekili Hakan Tartan'ın, gazeteci Metin Göktepe olayına karışan emniyet mensuplarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu'nun yazılı cevabı (7/3050)

7. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın;

- İstanbul-Yenikapı Mevlevihanesinde yangından önce bulunan antika eserlere,

- İstanbul-Yenikapı Mevlevihanesinde çıkan yangına,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Metin Gürdere'nin yazılı cevabı (7/3060, 3065)

8. - Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın, Tekirdağ-Şarköy küçük sanayi sitesi inşaatına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez'in yazılı cevabı (7/3074)

9. - Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın;

-Tekirdağ-Şarköy içmesuyu projesine,

-Tekirdağ-Şarköy kanalizasyon inşaatına,

İlişkin soruları ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu'nun yazılı cevabı (7/3077, 3079)

10. - Hatay Milletvekili Levent Mıstıkoğlu'nun, Hatay İlinde deprem nedeniyle zarar gören vatandaşlara yapılacak yardımlara ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu'nun yazılı cevabı (7/3138)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açıldı.

Antalya Milletvekili Yusuf Öztop'un, Antalya'da meydana gelen orman yangınıyla ilgili gündemdışı konuşmasına, Orman Bakanı Ersin Taranoğlu,

Şırnak Milletvekili Bayar Ökten'in, Kuzey Irak'tan mazot getiren araçlardan elde edilecek gelirle oluşturulacak fona ilişkin gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Mehmet Salih Yıldırım,

Tokat Milletvekili Hanefi Çelik'in, son günlerde Tokat'ta tırmanma gösterdiği iddia edilen terör olaylarıyla ilgili gündemdışı konuşmasına da İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu,

Cevap verdi.

Bolu Milletvekili Abbas İnceayan'ın, Çevre Komisyonu,

Sakarya Milletvekili Ahmet Neidim, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu,

Erzurum Milletvekili Necati Güllülü'nün, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu,

İstanbul Milletvekili Refik Aras'ın, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu,

Kars Milletvekili Selahattin Beyribey'in, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu,

Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi ve Ordu Milletvekili Bahri Kibar'ın, İçişleri Komisyonu,

Üyeliklerinden çekildiklerine ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında bulunan Uğur Mumcu Cinayetinin Açıklığa Kavuşturulması Konusundaki Meclis Araştırması Komisyonunun 344 sıra sayılı raporunun görüşmelerinin 22.7.1997 Salı günkü birleşiminde yapılması mümkün olamadığından, İçtüzüğün 103 üncü maddesine göre görüşme süresi sona ermiş bulunan, ancak, İçtüzüğün 49 uncu maddesine göre bugün görüşüleceği bildirilmeyen sözkonusu raporun görüşmelerinin 23.7.1997 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ve bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurul önerisi kabul edildi.

Başkanlık Divanında açık bulunan ve DSP Grubuna düşen bir İdare Amirliğine İzmir Milletvekili Hakan Tartan seçildi.

55 inci Hükümetin güvenoyu alması nedeniyle, Anayasanın 162, İçtüzüğün 21 inci maddeleri uyarınca Plan ve Bütçe Komisyonu üyelikleri için siyasî parti gruplarınca gösterilen adayların listesi okundu; yapılan oylama sonucunda, listede adı geçen milletvekillerinin Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliklerine seçildikleri açıklandı.

Plan ve Bütçe Komisyonunda bağımsızlara düşen iki üyelikten açık olan birine, Ankara Milletvekili Mehmet Ekici seçildi.

Başkanlıkça, Plan ve Bütçe Komisyonunun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yapmak üzere toplanacakları gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.

Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan ve Refah Partisi Grubuna düşen bir üyelik için aday gösterilen Karaman Milletvekili Zeki Ünal;

Doğru Yol Partisine düşen ve grubunca aday gösterilen :

(10/162, 163, 164 ve 175) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda boş bulunan bir üyelik için,Ardahan Milletvekili Saffet Kaya;

(10/18, 27, 30, 68, 113, 170) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda boş bulunan bir üyelik için de, Ordu Milletvekili Müjdat Koç;

Seçildiler.

Gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ve Tacikistan Cumhuriyeti Arasında Yarıtımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/506) (S. Sayısı : 234), tekrarlanan açık oylaması sonucunda, kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.

Bu birleşimde görüşülmesine karar verilen, Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve 28 arkadaşının, Uğur Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi üzerine kurulan Meclis araştırması komisyonu raporu (10/86), (S. Sayısı : 344) üzerindeki genel görüşmeler tamamlandı.

Kanun tasarısı ve tekliflerini görüşmek için, 24 Temmuz 1997 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 18.41'de son verildi.

Yasin Hatiboğlu Başkanvekili

Ünal Yaşar Zeki Ergezen Gaziantep Bitlis Kâtip Üye Kâtip Üye



II. - GELEN KÂĞITLAR

24. 7. 1997 PERŞEMBE No. : 173

Tasarılar

1. - Türkiye Cumhuriyeti ile Macaristan Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesisine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/621) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1997)

2. - Türkiye Cumhuriyeti ile Estonya Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/622) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1997)

3. - Türkiye Cumhuriyeti ile Litvanya Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/623) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1997)

Yazılı Soru Önergeleri

1. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, yerleri değiştirilen Bursa İl Millî Eğitim Müdürlüğü emrindeki bazı görevliler hakkında verilen yargı kararlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3174) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1997)

2. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Bursa-Osmangazi-Demirtaş Beldesi Belediye Başkanının mahkeme kararlarını uygulamadığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3175) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1997)

3. - Şırnak Milletvekili Bayar Ökten'in, Kuzey Irak'tan yapılan mazot ticaretine ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3176) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1997)

4. - Sıvas Milletvekili Mahmut Işık'ın, Yeşil kod adlı kişinin sağ olup olmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3177) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1997)

5. - Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş'in, Ankara Büyükşehir Belediyesince satın alınan fıskiyelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3178) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.7.1997)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1. - Ankara Milletvekili Ali Dinçer'in, Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğü Gaz Dairesi Başkanlığında görevli bir personele ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2885)

2. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı'ya bağlı bazı köylerin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2896)

3. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Beylikköprü Köyünün sağlık evi ihtiyacına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2897)

4. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Yağcıoğlu ve Kangal Köylerinin ebe ve sağlık ocağı ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2899)

5. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Yağcıoğlu Köyünün ziraat teknisyeni ve veteriner ihtiyacına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2900)

6. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Özyurt Köyü sağlık ocağının doktor ve ebe ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2903)

7. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Karailyas Köyünün sağlık evi ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2904)

8. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Sinanlı Köyü sağlık evinin ebe ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2905)

9. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-İğciler Köyünde dağıtılan hayvancılık kredilerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2917)

10. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı'nın bazı köylerinde yapılan ziraî mücadeleye ve süt inekçiliğine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2930)

11. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Sinanlı Köyünün pancar kantarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2931)

12. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Ada Toprakpınar Köyündeki kantara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2932)

13. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı'ya bağlı bazı köylerin okul sorununa ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2933)

14. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı'ya bağlı bazı köylerin okullarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2934)

15. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Özyurt Köyündeki öğretmen açığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2935)

16. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı'ya bağlı bazı köylerin sağlık ocağı ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2936)

17. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Basri ve Eskikarsak köylerinin sağlık ocağı ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2937)

18. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Beylikköprü Köyünün pancar yıkma makinası ihtiyacına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2939)

19. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Ankara'ya bağlı bazı ilçelerde kımıl ve süne ile mücadele çalışmalarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2944)

20. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Ankara-Evren İlçesi Sağlık Ocağının personel ve araç-gereç ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2950)

21. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Ankara-Evren İlçesinin spor tesisleri ihtiyacına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2951)

22. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Yüzükbaşı Köyünün öğretmen ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2953)

23. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Uzunbeyli Köyünün öğretmen lojmanı ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2955)

24. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Karailyas Köyündeki sivrisinekle mücadeleye ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2956)

25. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Ankara-Evren İlçesinin Halk Eğitim Merkez binası, okul ve araç-gereç ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2958)

26. - Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın, Polatlı-Uzunbeyli Köylülerinin kredi sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2959)

27. - İstanbul Milletvekili Necdet Menzir'in, THY'na alınan süreli ve süresiz yayınlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2977)

28. - Bursa Milletvekili Feridun Pehlivan'ın, MÜSİAD tarafından Ankara Büyükşehir Belediyesine bağış yapılarak bina kiralandığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2980)

29. - Hatay Milletvekili Mehmet Sılay'ın, Türkiye'de ikâmet eden Kuzey Irak Türklerine ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2983)

30. - Hatay Milletvekili Mehmet Sılay'ın, Suriye'de yaşayan Bayır-Bucak Türklerine ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2984)

31. - Malatya Milletvekili Ayhan Fırat'ın, Malatya İli Hekimhan İlçesinde yaşayan dolu afetinin verdiği zararlara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2985)

32. - İzmir Milletvekili Birgen Keleş'in, yabancı ülke büyükelçileri ile yapılan görüşmelere ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2986)

33. - Aydın Milletvekili Yüksel Yalova'nın, Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerinin kapatılmasına ve Ege Bölgesindeki elektrik kesintilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2988)

34. - Manisa Milletvekili Tevfik Diker'in, Konya Büyükşehir Belediyesince yapılan arazi satışlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2990)




BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

24 Temmuz 1997 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Zeki ERGEZEN (Bitlis), Ali GÜNAYDIN (Konya)


BAŞKAN - Çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 126 ncı Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; sayın üyelerin Genel Kurul salonunda hazır bulunduklarını yüksek sesle işaret buyurmalarını rica ediyorum.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayımız vardır; çalışmalara başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç değerli arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim, sırasıyla davet edeceğim.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz'ın, imam-hatip liselerini kapatma ve engelleme girişimlerine ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay'ın cevabı

BAŞKAN - Eğitim sorunlarıyla ilgili olmak üzere, Erzurum Milletvekili Sayın Ömer Özyılmaz; buyurun efendim . (RP sıralarından alkışlar)

Sayın Özyılmaz, süreniz 5 dakikadır; herkese olduğu gibi...

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmet ve muhabbetlerimle selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Konu, geçmişten günümüze imam-hatip liselerini kapatma ve engelleme girişimleridir. Cumhuriyet döneminde hep tartışılan ve gündemden hiç düşmeyen tek okul imam-hatip okuludur. 1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu bu okullar, ilkönce ilkokula dayalı dört yıllık bir ortaöğretim kurumuydu, 1951 yılında ortaokula lise eklendi, 1973 yılında da üniversiteye giriş hakkı elde etti. Millî ve manevî değerler doğrultusunda eğitim-öğretim yaptığı için başına pek çok sıkıntı geldi.

Şimdi, sizlere, bu çerçevede, imam-hatip okullarını kapatma ve engelleme girişimleri hakkında çok kısa ve özet bilgi sunmak istiyorum.

BAŞKAN - Bir dakikanızı rica edebilir miyim...

Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; bir değerli milletvekili arkadaşımız, çok önemli gördüğü -ki, önemine ben de katılıyorum- bir konuda Yüce Heyete bilgi sunuyor; sükûnetle, lütfen, dinleyelim. Zannediyorum, Sayın Millî Eğitim Bakanımız da burada; o da sükûnetle takip etmek durumundadır. O bakımdan, lütfen, biraz sakin olalım.

Sayın milletvekilleri, muhtemeldir ki, bu konuşulan konulardan çok daha önemli gördüğünüz, aranızda, bir konu olabilir; lütfen, kulislerde konuşun onu; rica ediyorum...

Şimdi, üye arkadaşımızı dinleyelim; rica ediyorum...

Buyurun efendim.

ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

İmam-hatip okulları 3 Mart 1924 yılında çıkarılan Tevhit-i Tedrisat Kanununun 4 üncü maddesinde ismen yer almış ve açılması emredilmiştir. Böylece, bu okullar cumhuriyetimizin ilk yıllarında, başta Mustafa Kemal olmak üzere, onun kurucuları tarafından açılan öncelikli okullardandır. Kanun çıkar çıkmaz daha o yıl, 1923-1924 öğretim yılında 29 yerde bu okullar eğitim-öğretime başlamıştır. Ancak, bu okullar bizzat Atatürk'ün direktifleri doğrultusunda açılmış ve halkın da büyük bir beğenisini kazanmış olmasına rağmen, CHP'li Millî Eğitim Bakanı Vasıf Çınar ve o günkü bakanlık bürokratlarının bir kısmı söz konusu okulları daha birinci yılından itibaren kapatmaya başlamışlar ve 1929-1930 öğretim yılında okullar tamamen kapatılmıştır. Bu kapatma işi Tevhit-i Tedrisat Kanununa aykırı olarak yapılmış, bu okullar kanunsuz olarak kapatılmıştır.

Tevhit-i Tedrisat Kanunuyla Atatürk'ün kurduğu ve halkın da büyük bir coşkuyla benimseyip daha ilk anda 29 yerde açtırdığı imam-hatip okullarının bu dönemde kapatılış gerekçesi hazır: “Halk rağbet etmedi ve öğrenci bulunamadı.” Halbuki, gerçek bunun tam tersidir; doğrusu ise, imam-hatip okulları açılır açılmaz, belli bir zihniyet mensubu -ki, biz bunlara 1945 zihniyeti diyebiliriz- kesim, o okulları kapatmak için harekete geçmiştir ve 1951 yılına kadar bu okullar kapalı kalmıştır.

Demokrasiye geçiş yıllarında belirgin bir şekilde ortaya çıkan halkın yoğun istekleri ve siyasîler üzerindeki baskıları sonucu 13 Ekim 1951 yılında rahmetli Menderes tarafından bu okullar yeniden açılmıştır. 1958 yılına kadar 18 yerde imam-hatip okulu açılmış ve 1958 yılında 193 mezun vermiştir. Bunların gidecekleri başka bir alan olmadığı için, Diyanet İşleri Başkanlığında pek çoğu göreve başlamıştır; fakat, daha 1951 yılında bu okullar açılır açılmaz, o 1945 zihniyeti yeniden bu okulları kapatmak için harekete geçmiş ve 1958 yılında, bu okullardan mezun olanların köylere ve kasabalara göreve gitmedikleri gerekçesiyle aleyhlerinde propagandaya başlamışlardır.

27 Mayıstan sonra kurulan hükümetlere sunulmak üzere hazırlanan bir raporda bakınız hangi istekler var:

1- Bugün ilkokulların 4 ve 5 inci sınıflarında, ortaokulların da 1 ve 2 nci sınıflarında okutulmakta olan din dersleri, bu okulların son sınıflarında okutulmalıdır.

2- İmam-hatip okullarından öğrenci mevcudu az ve gelişme imkânı görülmeyenler kapatılmalıdır.

3- Bu okullar, ortaokula dayalı olmalıdır.

Dikkat buyurun, aynı gerekçe bugün de var. Bu okulların ortaokul kısmını kapatma girişimleri ta 1962 yılında başlamıştır.

4- Komisyonumuz, Kur'an kurslarının bugünkü durumunu, devrim ilkeleriyle olduğu gibi, din esaslarıyla da telif edilmez bulmuştur.

5- İstanbul'daki Yüksek İslam Enstitüsünün Tevhit-i Tedrisat Kanunu hükümlerine aykırı olarak kurulmuş olduğu neticesine varılmıştır.

Bu rapor, 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonraki hükümetlere sunulmuş; fakat, o dönemde askerlerin sağduyu sahibi olması...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özyılmaz, ne kadar süre lâzım efendim?

ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) - Efendim, cömertliğinize_

BAŞKAN - Efendim, şimdi o felsefeyi bırakın.

ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) - 3 dakika istirham edeyim efendim.

BAŞKAN - 3 dakika_ Peki.

İşin önemine binaen, o 3 dakika ilaveyi verdim; buyurun.

ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) - Çok teşekkürler Sayın Başkan.

Askerlerin sağduyu sahibi olması ve halkın baskısından çekinilmesi neticesinde, bu rapora itibar edilmemiştir.

1962 yılında toplanan Millî Eğitim Şûrasında -dikkat buyurun- meslek liselerinin bütün ortaokullarına devam kararı alınırken, imam-hatip okullarının yalnız orta kısmının kapatılması yönünde bir karar alınıyor. Bu kararın, 1963-1964 öğretim yılında da uygulanması isteniyor; fakat, halkın baskısından korkulduğu için uygulanmıyor, çok da tenkide uğruyor bu yanlı ve tutumlu karar.

1970'teki 8 inci Millî Eğitim Şûrasında, bu açık kapatılmaya çalışılıyor; yani, sadece imam-hatip okullarının orta kısmı değil, bütün liselerin, bütün meslek liselerinin orta kısmı kapatılıyor. Böylece, bir bakıma, millî eğitimimizi hercümerç etme, mahvetme pahasına imam-hatip okullarının orta kısmının kapatılması kararı alınıyor. Bunun neticesinde, 1971 Askerî Muhtırasının sürecinde kurulan ara rejim hükümetleri, 1971'den sonraki dönemde imam-hatip okullarının orta kısmını kapatıyorlar.

Değerli milletvekilleri, 1963 yılında imam-hatip okullarının alanlarını daraltmak için bir karar alınıyor; o da, nüfusu 5 binden aşağı olan yerlere imam-hatip okulu mezunlarının imam ve hatip olarak tayin edilmemesi kararı. Bir başka karar, 1967'de, Millî Eğitim Bakanlığı orta dereceli okulları açma yönetmeliği yayımlıyor; burada da çok ilginç bir durum var -dikkat buyurun- 2-3 bin nüfuslu yerlerde ortaokul açılabilir deniyor, 10-15 bin nüfuslu yerlerde lise_

BAŞKAN - Sayın Özyılmaz, efendim, zatıâlinizi ben takip edemiyorum; Genel Kurula, biraz yavaş arz eder misiniz.

Buyurun efendim.

ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) - 1967'de bir genelge yayımlanıyor. Bu genelgede, ortaokulların 2-3 bin nüfuslu yerlerde; lise, endüstri meslek lisesi, kız meslek lisesi gibi okulların 10-15 bin nüfuslu yerlerde açılması kararlaştırılıyor; nüfusu 20 binin üzerinde olan yerlerde de ticaret lisesi açılabilir deniliyor. İmam-hatip okullarının açılması için ise, hangi sayı ortaya konuluyor değerli milletvekilleri; 60 bin nüfuslu yerlerde ancak imam-hatip okulu açılabilir deniliyor. Bunun manası, ilçelerimizin hiçbirinde açılmasın; ki, o gün illerimizin pek çoğunda da 60 bin nüfus olmadığı için, illere yaygınlaştırılması da böylece engellenmek isteniliyor.

Değerli milletvekilleri, 1972'de, kız yavrularımızın, kız çocuklarımızın imam-hatip okuluna gitmemesi yönünde bir karar alınıyor; fakat, bir vatandaş, bu, Anayasadaki eşitlik ilkesine aykırıdır gerekçesiyle, Danıştaya dava açıyor ve o dava neticesinde, bu karar bozuluyor. Böylece, imam-hatip okuluna kız yavrularımız da gelmeye başlıyorlar.

12 Eylül 1980'den 1988'e kadar, bir tane imam-hatip okulu açılıyor; o da, yalnız Tunceli İlinde. Bu arada, vatandaşımız, yine yoğun ilgi göstererek, imam-hatip okullarını açmak istiyor; fakat, bir çare buluyor; o da, şube açma yoluna gidiyor.

Şimdi ise, şu anda, Meclisimize getirilmiş olan kesintisiz 8 yıllık temel eğitimin, ilköğretimin asıl maksadının ne olduğu, milletimiz tarafından biliniyor. Bugüne kadar, imam-hatip okulları engellenemediği gibi, bundan sonra da, bu okulların, kanunlarımız, Anayasamız çerçevesinde, milletimize ve memleketimize hizmet eden evlatlarını yetiştirmeye devam edeceğine inanıyor; bu vesileyle, Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özyılmaz, teşekkür ediyorum.

Gündemdışı konuşmayı cevaplandırmak üzere, Millî Eğitim Bakanımız Sayın Uluğbay; buyurun. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Ankara) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Her şeyden önce, Erzurum Milletvekili Sayın Ömer Özyılmaz'a, bu konuyu gündeme getirip, bana bu açıklamaları yapma fırsatını verdiği için teşekkür ediyorum.

Ülkemizde eğitime verdiğimiz önem, Türkiye'nin, hem ülkesinin içerisinde hem de dünyadaki konumunu belirleyen unsurlardan bir tanesidir. Konuşmacının iddia ettiği gibi, imam-hatip okulları ve bu okullara devam eden öğrencilerimize karşı ayrıcalıklı ve onları ihmal eden, onların başına sıkıntılar getiren bir uygulama söz konusu değildir. Bu konuda...

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Daha ne olsun...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Biraz sabırlı olursanız izah edeceğim.

Bu konuda... (CHP sıralarından “onlar dinlemesini bilmez” sesleri; RP sıralarından gürültüler)

Ben sizleri büyük bir sabırla dinledim. Söyleyeceklerimi dinlemeden niye reaksiyon veriyorsunuz; sizleri mahcup edecek birtakım bilgileri vermemden mi korkuyorsunuz? (DSP sıralarından alkışlar)

AHMET DOĞAN (Adıyaman) - Keşke öyle olsa.

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir dakikanızı rica edeyim efendim.

Sayın milletvekilleri, bir değerli arkadaşımız gündemdışı konuşmasında bir meseleyi ortaya getirdi; ilgili Sayın Bakan cevap vermek istiyor...

RIZA ULUCAK (Ankara) - Doğruları söylesin.

BAŞKAN - Efendim, Sayın Bakanın söylediklerinin doğru olup olmadığını burada tartışamayız ki; Sayın Bakan doğrusu budur diye söylüyor.

Rica ediyorum...

Buyurun efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Şimdi, her şeyden önce, millî eğitim sistemimizde yer alan bazı kritik dönüm noktalarının altını çizmezsek, konuyu yanlış değerlendirir ve toplumu yanlış bilgilendiririz.

1973 yılında bir kanun çıkmıştır, bu Yüce Meclisin takdirine mazhar olmuştur; 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu. Bu Kanun çıkmadan önce, ortaokullar, ortaöğrenimin alt kademesidir; yani liselerin alt kademesidir. Yüce Meclis, 1973 yılında aldığı bir kararda “ortaokullar, ortaöğrenimin alt kademesi değildir artık; ilköğrenimin tamamlayıcı yıllarıdır” diyor. O tarihte yapılan bu temel eğitim tercihiyle, Türkiye, 8 yıllık ilköğretim tercihini yapıyor ve ortaokulları, ilköğretimin son yılları olarak kabul ediyor. 1973 yılında, bu Parlamentoda bulunan yasa koyucu arkadaşlarımız, bu tercihi yapmış durumdalar ve bu uygulamaya girmiş durumdalar; dolayısıyla da, bu okullara yönelik düzenlemeler bu yönde olmuştur. Şimdi, buradan hareketle size istatistikî bazı bilgiler vereceğim.

1960 -1961 öğretim yılında muhtelif meslek okullarında okuyan öğrencilerin sayısını veriyorum: İmam-hatip okullarında 4 458 öğrenci, sağlık okullarında 1 887 öğrenci, erkek teknik okullarında 39 708 öğrenci, kız teknik okullarında 21 590 öğrenci, turizm ticaret okullarında 12 228 öğrenci, tarım okullarında 2 540 öğrenci.

1996-1997 öğretim yılında aynı okullarda okuyan öğrenci sayısını söylüyorum size: İmam-hatip okullarında 511 502; artış 115 kat... (RP sıralarından gürültüler)

AHMET DOĞAN (Adıyaman) - Millet tasvip ediyor...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Beyefendiler... Beyefendiler... Ben size istatistikî rakamları veriyorum. İstatistikî rakamlar, sizi bu kadar rahatsız mı ediyor?! (RP sıralarından “sizi rahatsız ediyor” sesleri)

AHMET DOĞAN (Adıyaman) - Milletin kararına niye karışıyorsunuz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Devletin yayınladığı istatistikî rakamlardan niye bu kadar rahatsız oluyorsunuz?! (RP sıralarından “kimse rahatsız olmuyor” sesleri, gürültüler)

O zaman dinleyin!.. O zaman dinleyin!.. (RP sıralarından “dinliyoruz sesleri) Dinlemiyorsunuz, bağırıyorsunuz...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, efendim, rica ediyorum...

Sayın Bakan, siz de karşılıklı konuşmayın efendim. Efendim, vereceğiniz bilgiyi Genel Kurula ...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Siz müdahale edin o zaman.

BAŞKAN - Efendim, ben ediyorum; söylüyorum Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Tekrar ediyorum: İmam-hatip okullarında 511 502 öğrenci, sağlık okullarında 61 495 öğrenci. İmam-hatip okullarındaki öğrenci sayısı 115 kat artarken -sağlık sorununa ilişkin- sağlık memurlarımızı yetiştirdiğimiz okullardaki öğrenci sayısı 32,6 kat artıyor. Erkek teknik okullarında 390 806 öğrenci var, 9,8 kat artmış durumda; kız teknikteki öğrenci sayımız 98 617, otuzyedi yıl içerisinde 4,6 kat artmış durumda; turizm ve ticaret okullarında 224 489 öğrencimiz var, 18 kat artmış durumda; tarım okullarında 2 484 öğrenci var, otuzyedi yıldır olduğu yerde kalmış durumda.

Şimdi, bu istatistikî verilerin ortaya koyduğu gerçek çerçevesinde hangi gerçek vardır ki, imam-hatip okullarına karşı bir tavır sergilenmiş... Türkiye'de eğitim sistemimiz, insanlarımıza hizmet götürecek. Bugün, köyünde iğnesini yapacak bir sağlık memurunu yetiştirmede 32 kat artış sağlamışız; buna mukabil, Türkiye sanayileşsin, insanlarımızın karnı doysun, bir meslek sahibi olsun demişiz, 9,8 kat artmış. Dolayısıyla, eğitim sistemimizde bir yöne yönelik ayrıcalık yapıldıysa, meslek sahibi olup, üretken olarak, fabrikalarımızda, işyerlerimizde, KOBİ'lerimizde çalışacak insanların eğitimine karşı bir ayırımcılık yapılmıştır; bir defa bu gerçeği hep beraber tespit etmemiz lazım. Bu gerçekleri bilmeden konuşmak olayı saptırmaktır, toplumu yanlış yönlendirmektir...

MUHAMMET POLAT (Aydın) - Siz yanlış yönlendiriyorsunuz Sayın Bakan!

ASLAN POLAT (Erzurum) - Siz saptırıyorsunuz... Ne alakası var!..

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Ben devletin kullandığı ve yayımladığı rakamları söylüyorum. (RP sıralarından gürültüler)

Sabırlı olun; ben, sizi sabırla dinledim...

MUHAMMET POLAT (Aydın) - Niye rahatsız oluyorsunuz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Beni rahatsız eden bir şey yok; rahatsız olan sizsiniz.

MUHAMMET POLAT (Aydın) - Rahatsız olmuyoruz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Gerçek rakamlar bu kürsüden halka intikal edip sizin yaptığınız istismar son bulsun.

MUHAMMET POLAT (Aydın) - Doğru mu, yanlış mı yapıyorsunuz Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Doğruyu yapıyoruz. Doğru rakamları söylüyorum ben size. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar; RP sıralarından gürültüler)

Beyefendiler, gerçekten bu kadar mı korkuyorsunuz?! Gerçeği halkın öğrenmesinden bu kadar mı korkuyorsunuz?!

MUHAMMET POLAT (Aydın) - Siz korkuyorsunuz...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, rica ediyorum...

Sayın Bakan, siz de Genel Kurula hitap edin lütfen. Efendim, bir gruba yönelik seslenirseniz, tabiî, haklı haksız, tahrik edilmiş oluyorlar. Efendim, lütfen Genel Kurula...

METİN PERLİ (Kütahya) - Sayın Başkan, burada milletvekillerini bilmemekle suçluyor.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, rica ediyorum... Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan, beyanda bulunuyor; beğenirsiniz, beğenmezsiniz efendim...

METİN PERLİ (Kütahya ) - Sayın Başkanım, milletvekillerini bilmemekle suçlamak kadar cahillik olmaz.

BAŞKAN - Sayın Perli, rica ediyorum efendim... (RP sıralarından gürültüler)

Efendim, Sayın Bakan, Genel Kurula bilgi sunuyor; beğenmezseniz, zabıtları alırsınız, değerlendirirsiniz. Rica ediyorum...

Sayın Bakan, buyurun efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN -Sayın Bakan lütfen Genel Kurula ...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Tabiatıyla efendim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer, 1961 yılındaki meslek liselerindeki öğrencilerimizin arasındaki oransal ilişkilerin sağlıklı olduğunu kabul edersek, bugün, 511 bin imam-hatip okulu öğrencimizin olduğu yerde, sağlık okullarımızda 216 bin öğrencinin okuması, erkek teknik liselerinde de 4,5 milyon çocuğumuza eğitim veriyor olmamız gerekirdi; kız teknik okullarımızda da 2,5 milyon çocuğumuzun eğitim görüyor olması gerekirdi; ticaret turizm okullarında da 1,4 milyon çocuğumuza eğitim imkânı vermemiz gerekirdi. Tarım okullarına devam edecek öğrencilerimizin sayısının da 2 484 yerine, 291 bin olması gerekirdi. (RP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Bağırın, bağırın; kabul edeceksiniz sonunda!..

BAŞKAN - Evet Sayın Bakan, buyurun efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Gördüğümüz üzre, Türkiye'nin, insangücü istihdamına yönelik ve çocuklarımıza üretken birer insan olabilmek için, bu nitelikleri kazandıracak okullarımızın, olması gereken yapısı, yani, 511 bin imam-hatip öğrencimizin olduğu yerde, diğer okullarda bu sayıya ulaşamadığımızı biraz evvel izah ettim sizlere. O nedenle, yapılan şey, imam-hatiplerde okuyan öğrencilerimize karşı değil, diğer meslek liselerinde okuyan öğrencilerimize yeteri kadar eğitimde fırsat eşitliği verilmemiştir... (RP sıralarından alkışlar [!])

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) - Bravo Sayın Bakan, bravo!..

MUHAMMET POLAT (Aydın) - Milletin tercihine uymak zorundasın...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Milletimizin tercihine elbette hep beraber uyacağız; milletimizin tercihi için kız teknik okullarını, sağlık okullarını, erkek teknik okullarını, turizm okullarını açacağız -imam-hatip okullarımızın yanında- ailelerimiz ve çocuklarımız, hangisini tercih ediyorsa, ona gidebilme fırsatı bulacak. Yoksa, bir tarafa yüklenip, diğer taraflara eğitimde fırsat eşitliği vermezsek, belirli şeyleri tartışma gündemine getirir ve toplumda gündemi saptıran ve yanlış bilgilendirme ve yanlış yönlendirmelere yol açan bu tür tartışmaların içine girilir. O nedenle, şu kürsüde sizlerin bana konuşma fırsatı verebildiğiniz boyut içerisinde açıkladığım gerçekler şunu açıkça göstermiştir ki, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin imam hatip öğrencilerine karşı bir tavrı ve tutumu olmamıştır.

Şimdi, 8 yıllık öğretim konusuna gelince. Biraz evvel söyledim, 1973 yılında Türkiye bir tercih yapmış; yaptığı tercih...

HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) - Ara rejim dönemi!..

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Beyefendiler, 1973 yılından bu yana yirmidört yıldır bu Parlamentoda hizmet eden arkadaşlarımız var. O kanunda bir değişikliğe ihtiyaç görmüş olsalardı veya biz görmüş olsaydık, o kanunlarda gereken değişikliği yapardık. (RP sıralarından gürültüler)

KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) - Bu kanun görüşülecek zaten Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Bu boyutları göz önüne alarak gündemi saptırmayalım, 8 yıllık eğitimle vermek istediğimiz konu şudur: 1973 yılında yapılan boyutlarıyla kesintisiz zorunlu ilköğretimi, dünyanın uygar ülkelerinde olduğu gibi, 8 yıla çıkarmaktır. (RP sıralarından gürültüler)

HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) - Hangi ülkede uygulanıyor?..

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sakin olamaz mısınız, sabır gösteremez misiniz. (RP sıralarından gürültüler)

Efendim, rica ediyorum... (RP sıralarından gürültüler)

Efendim, uygarlık değerlendirmesi... Sayın Bakan dilediği gibi değerlendirme yapar; size ne oluyor!.. (RP sıralarından gürültüler)

Allah, Allah!.. Efendim, sizin ölçünüzü kullanmak mecburiyetinde mi Sayın Bakan?! (RP sıralarından gürültüler)

Buyurun efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Şimdi önünüze gelen 8 yıllık ilköğretim tasarısıyla, bir defa, yapılmakta olan şey şudur: 8 yıldan sonra, çocuklarımız, istiyorlarsa endüstri meslek lisesine, istiyorlarsa imam-hatip lisesine, istiyorlarsa normal liselere devam edeceklerdir; bunun önünü kapatan hiçbir şey yok. Bu noktada sizlerin itiraz ettiğiniz bir husus var: İmam-hatip okullarının ortaokul bölümlerinde Kur'an ve Arapça derslerini üç yıl süreyle çocuklarımızın okuması suretiyle liseye hazırlık yapmalarındaki kazanımları ortadan kalkıyor. Buna karşılık da, getirilen düzenlemede şu vardır: Bütün meslek liselerinin, gerekirse diğer liselerin önüne bir hazırlık sınıfı konulacaktır 8 yıldan sonra. Bu 8 yıldan sonra... (RP sıralarından gürültüler)

AHMET DOĞAN (Adıyaman) - Okutmamak için ne lazımsa onu yapacaksınız.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) - Sabreder misiniz lütfen... (RP sıralarından gürültüler)

AHMET DOĞAN (Adıyaman) - Dinliyoruz Sayın Bakan.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...

Sayın Bakan, siz buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Devamla) ...ve böylece, ilk öğrenimini bitirmiş çocuklarımızdan imam-hatip tercihini yapanlar, hazırlık sınıflarında, bir yıl süreyle, Kur'an ve Arapça derslerini alabileceklerdir ve böylece, imam-hatip liselerinin birinci sınıfından itibaren öğrenimlerini sorunsuz bir şekilde sürdürebilmelerinin de zemini hazırlanmış olacaktır. Burada, sizleri ve bizleri rahatsız edecek hiçbir şey yok; Türkiye'yi niye gereksiz polemiğe sokuyorsunuz? Bunu yapmamanız lazım; Türkiye'yi, barış ve huzur ortamı içinde, çağdaş bir eğitimle 21 inci Yüzyıl dünyasında layık olduğu yere getirebilmek için, birbirimize destek olup ve çarpıtmadan, halkımızın zihninde gereksiz kuşkular yaratmadan konulara sahip çıkmamız gerekir.

Bu anlayışta birleşeceğimiz ümidiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP, ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

2. - İstanbul Milletvekili Ali Coşkun'un, Başbağlar Köyündeki katliamdan sonra, söz verildiği halde, bu köy halkının yaralarının sarılmadığına ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı

BAŞKAN - Hicranlı ve firkatli bir konuda; Başbağlar konusunda, Sayın Ali Coşkun söz talep etmişlerdir.

Buyurun.

ALİ COŞKUN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Antalya'da çıkan yangın dolayısıyla milletimize geçmiş olsun diyorum.

Saniyen, üzücü başka bir olay için huzurunuza geldiğim için toleranslarınıza sığınıyorum. Başbağlar katliamıyla ilgili söz almış bulunuyorum.

Bilindiği gibi 2 Temmuz 1993 tarihinde Sıvas'ta cereyan eden üzücü olayları müteakiben, 5 Temmuz 1993 günü Erzincan İli Kemaliye (Eğin) İlçesi Başbağlar Köyünü saat 20.30 sularında basan 100 civarındaki terörist, camiden çıkan imam ve erkek cemaatle, ele geçirdikleri köy halkını köy meydanına toplayarak bölücü propaganda yapmış, sonra da, masum 33 kişiyi yaylım ateşiyle hunharca katletmiştir. Cesetler üzerine, Sıvas olaylarının intikamını aldıklarını beyan eden, devletimize milletimize hakaret dolu, bölücü ifadeler bulunan bildiri bırakmışlar ve köye benzin dökerek ateşe vermişlerdir. Bu vicdanlara sığmayan, akıllara durgunluk veren vahşet dolu baskın sonucu 70 ev, 191 hane, cami, okul, imam ve öğretmenevi, köy konağı, köyodası, köydeki otomobil ve diğer araçlar, ahırlar, samanlıklar, arı kovanları cayır cayır yakıldıktan sonra, terörist caniler, köyü terk etmişlerdir.

Başbağlar'ı ilçeye bağlayan ve Keban göllenme sahasında sular altında kalan Başpınar Köprüsünün 25 yılı aşkın süredir yapılamamış olmasının ulaşımda doğurduğu aksaklığın da etkisiyle, ne yazık ki, güvenlik güçleri, 14 saat sonra Başbağlar'a ulaşabilmiştir.

Özet olarak; 700 yıllık tarihi olan ve hiçbir ideolojik ve siyasî olaya karışmamış, tarih boyunca milleti ve devleti için şehitler vermiş bir köy, yeni şehitlerle coğrafyadan silinirken, geride, katliamdan kurtulan 30 dul ve 98 yetim bırakmıştır. Bu mağdur insanlar, diğer köy ve vilayetlerdeki akrabalarının yanına sığınmış olup, geçirdikleri şok ve acıyla birçoğu imkânsızlıklar içinde, yarı aç yarı tok, hasta vaziyette yaşantılarını sürdürmektedirler. Okul çağına gelmiş çocukların durumu ise, ayrı bir iç acısıdır.

Üzülerek belirtmeliyim ki, bu vahşi olayın cereyan ettiği günden bugüne kadar, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, değişen hükümetlerde görevli başbakanlar ve ilgili bakanlarımız yaraların sarılacağını beyan etmişlerse de, Erzincan Valisi Sayın Yazıcıoğlu ve Kemaliye İlçe Kaymakamının imkânsızlıklar içerisinde gösterdikleri ilgi dışında, bu insanlar, mağdur olmuşlardır.

Sayın milletvekilleri, böylesine elim olay karşısında, bütün resmî ve özel müracaatlara karşı, Başbakanlık Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonundan şehit ailelerine 50'şer milyon lira ve evi, malı yananlara da 15'er milyon lira olmak üzere, toplam 4 milyar 515 milyon lira dışında herhangi bir yardımda bulunulmamıştır. Yapılan müracaatlara alınan cevaplar ve mahkemenin bugüne kadar sonuçlanmamış olması ise, ibret vericidir. Şöyle ki: Olayın, 3202 sayılı Köy Hizmetleri ve 2510 sayılı İskân Kanunu kapsamında olmadığı; köy baskını ve terör olaylarının, 7269 sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun kapsamına girmediği belirtilerek, herhangi bir yardım yapılamayacağı bildirilmiştir. Tüm bu olaylara rağmen ata, dede yadigârı köylerinden vazgeçmeyen vatandaşlarımızın talebi, evlerinin yeniden imar ve inşasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Zatıâlinize kaç dakika eksüre vereyim Sayın Coşkun?

ALİ COŞKUN (Devamla) - Efendim, 2-3 dakika rica edeceğim.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ALİ COŞKUN (Devamla) - Hatta, malzeme yardımı yapılması halinde, işçiliklerini komşu köylerin yardımıyla karşılayabileceklerini vilayete taahhüt etmiş bulunmaktadırlar ve bunu Bayındırlık Bakanlığımıza da yazmışlardır.

Sonuç olarak;

1- Terör olaylarıyla ilgili mevzuat düzenlemesinin acilen yapılmasını ve bundan sonra terörden zarar görenlere de yardım fonu oluşturulmasını,

2- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan vaat edilen tatmin edici yardımın yapılmasını,

3- Bayındırlık Bakanlığımızca 70 mütevazı afet evinin inşasını, hem yöre halkı hem de insanlık adına talep etmekteyiz.

Sayın Başbakanımızdan ve ilgili bakanlarımızdan, bu hususlara açıklık getirerek, yaraları sarmalarını bekliyoruz.

Sayın Başkan, takdir edersiniz ki, böylesine acılı ve kapsamlı bir olayı 5 dakikada özetlemek mümkün değildir. Bu nedenle, bütün şehitlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına sabırlar dilerken, nereden gelirse gelsin terör olaylarını kınıyor, gönüllerde iz bırakması temennilerimle, sözlerimi, olayı takip eden günlerde âcizane yazdığım bir şiirimi okuyarak bitirmek istiyorum. (Gürültüler)

Efendim... Lütfen... Arkadaşlar dinlerlerse, memnun olacağım.

BAŞKAN - Efendim... Sayın milletvekilleri...

Bendenizin dilinde tüy bitti Sayın Coşkun, ne yapayım?!

Buyurun.

ALİ COŞKUN (Devamla) - Başbağlar

Monzur'un eteğinde Başbağlar,

Öksüz kalmış gönüller hep ağlar,

Anarşiye geçit verdi bu dağlar,

Şevkat bekler yetimleri, hep ağlar

Terör, masum canlara kıydı,

Yapılan vaatler hep sözde kaldı,

Taptaze hayaller, umutlar soldu,

Yörenin kaderi yine göç oldu.

Hainler kana buladı yazı,

Şüphesiz bu bir alın yazısı,

Başbağlar'ın ağlıyor gelini, kızı,

Monzur Dağında şimdi toprak kırmızı.

Saygılarımla. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Coşkun, teşekkür ediyorum.

Efendim, gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, İçişleri Bakanımız Sayın Murat Başesgioğlu.

Buyurun Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ali Coşkun'un, Erzincan İli Kemaliye İlçesi Başbağlar Köyünde yaşanan üzücü ve müessif olaylara ilişkin yaptığı gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten de, 1993 yılının 5 Temmuz günü, millet olarak büyük bir üzüntüyü yaşadık. Bölücü terör örgütü, camiden çıkan vatandaşlarımıza karşı, insanlıkla bağdaşmayan, çok hunharca bir katliama girişmiş ve bu katliam sonucunda, 33 vatandaşımız hayatını yitirmiştir.

Bu olayın acısı elbette geçmemiştir; ama, burada şunu ifade etmek isterim: Türk Devletinin teröre karşı verdiği mücadelede Türkiye'yi ve hükümetleri insan hakları sınavına tabi tutanlara, bu olayı çok iyi incelemelerini, tahlil etmelerini salık veriyorum. Türkiye, devlet olarak terörle mücadele ederken, demokratik hukuk devleti kuralları içerisinde kalmak kaydıyla bu mücadelesini vermektedir. Sözde insan hakları savunucuları, bu Başbağlar manzarasını hiçbir zaman unutmamalıdır.

Geçmiş hükümetler, 1993 yılından bu tarafa, imkânlar ölçüsünde bu yöreye yardımda bulunmuşlardır; ama, Sayın Coşkun'un da belirttiği gibi, bu yardımlar, maalesef, tamamıyla mağduriyetlerini giderecek ölçüde olmamıştır. 55 inci Cumhuriyet Hükümetimiz, işbaşına gelir gelmez, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan 40 milyar lira meblağında bir parayı Erzincan İlimize göndermiştir. Bu, tamamıyla iskâna yöneliktir, köylerin yapımına yöneliktir. Bundan sonra da, gelecek talepler doğrultusunda, özellikle oradaki vatandaşlarımızın iskânı sağlanacaktır.

Bu konuda 7 kişi tutuklanmıştır. Yargılanmaları, halen, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde devam etmektedir.

Bu üzücü olayda, bu menfur saldırıda hayatını kaybeden değerli vatandaşlarımıza Cenabı Allah'tan rahmet diliyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle bir kez daha ifade etmek istiyorum ki, Türkiye, terörle olan mücadelesini mutlaka ve mutlaka kazanacaktır, galip gelecektir. Bu mücadeleyi, demin de ifade ettiğim gibi, hukuk devleti kuralları içerisinde, insan haklarına saygılı bir devlet anlayışı içerisinde yapmaktadır; ama, er geç, bu büyük devlet, terörle olan mücadelesinde mutlaka ve mutlaka galip gelecektir.

Bu duygularla, Yüce Heyete saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

3. - Gümüşhane Milletvekili Lütfi Doğan'ın, ülkemizdeki eğitim seviyesinin en ileri dereceye yükseltilmesine ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay'ın cevabı

BAŞKAN - Eğitim sorunlarıyla ilgili olarak Sayın Doğan'ın gündemdışı söz talebi vardı; şimdi onun gereğini ifa edecekler.

Buyurun Sayın Doğan. (RP sıralarından alkışlar)

LÜTFİ DOĞAN (Gümüşhane) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiyemizde eğitim seviyesinin en ileri dereceye yükseltilmesi hususunda bazı düşüncelerim var. Onları Yüksek Heyetinize arz etmek üzere gündemdışı söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, hepinizi, en derin saygılarımla selamlıyorum.

Efendim, aslında, Sayın Özyılmaz arkadaşımız bu konunun bir kısmına değindi. Ayrıca, Sayın Millî Eğitim Bakanımız da, lütfettiler, değinilen konuyla alakalı görüşlerini, düşüncelerini, Bakanlığın düşüncelerini arz ettiler. Bendeniz de -aynı konuya biraz yakın; ama, genel manada olduğu için- müsaade buyurursanız, bu konuda düşüncelerimi arz etmek istiyorum.

Efendim, eğitim konusunda dünyanın seferber olduğu hususunda, hepimizin sözbirliği içerisinde olduğundan eminim. Dünyada, bütün toplumların, bütün milletlerin, kendi insanlarını her bakımdan daha iyi yetiştirmek için büyük fedakârlıklara katlandıkları açık. Türkiyemizde de, bu konuda, hakikaten, iftihar edeceğimiz, sevineceğimiz, devlet olarak, millet olarak büyük bir seferberlik içerisinde olduğumuzdan da eminim. Şahsen -sizin bir arkadaşınız olarak bendeniz- bu konuyla her zaman övünmekte, iftihar etmekteyim. Bu, şunu gösteriyor: İnsanlar, bilginin önemini, aklıselimleriyle çok iyi kavramaktalar. Hakikaten, bilgisizlik bir karanlık ise, bilgi de bir aydınlıktır. Onun içindir ki, hakikaten, mensubu bulunmakla iftihar ettiğimiz yüce dinimizde de, son derece çarpıcı ve önemli olarak bu konunun üzerinde duruluyor ve dinimizin mensupları, hatta, bütün beşeriyet aydınlatılıyor. Mesela “bilenle bilmeyen, görenle görmeyen, karanlıkla aydınlık bir olur mu” gibi ifadeler, hepinizin de bildiği gibi, Kur'an-ı Kerim'de yer alan ayetlerin mealidir.

Burada bir cümleyi daha, izninizle, arz etmek istiyorum. Allahü Tealâ'ya, ancak, gereği gibi ilim sahibi olan kimseler gereği gibi saygı gösterir.

Bunlardan şu neticeye varıyoruz: Demek ki, dünyada refaha kavuşmak, mutluluğa erişmek için bilgi, teknik ne kadar önemli ise, dinî bakımdan da o kadar ve daha da önemlidir. Bunu bilmeyen kimse yok. Bu böyle olmakla birlikte, acaba, Türkiyemizde, bu konu üzerinde yeterince duruluyor mu durulmuyor mu; aslında, elbette, halkımız da duruyor, devletimiz de duruyor; fakat, bendenize öyle geliyor ki, bazı metot eksiklikleri gözardı edildiği içindir ki, arada, bazen, rahatsızlıklar, tedirginlikler oluyor. Bunu da bilmemiz, bunu da göz önüne almamız lazımdır.

Bunu, şunun için arz ettim: Aslında, bu konuşmayı, okullarımızın açılacağı sırada yapmayı düşünüyordum; fakat, bugünlerde bir tartışma konusu oluyor, bu tartışma konusunda bendeniz de şahsî düşüncelerimi Yüksek Heyetinize arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Tartışma konusuna az önce de şahit olduk; bir değerli arkadaşımız, imam-hatip liseleriyle ilgili düşüncelerini Yüksek Heyetinize arz ettiler; keza, yine, şahsına çok saygı duyduğum Değerli Bakanımız da düşüncelerini burada dile getirdiler.

Bendenizin bir gözlemi var, onu sizlere arz etmek istiyorum. Hakikaten, bir müddetten beri, temel eğitimin 8 yıl olması söz konusu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - 3 dakika süre yeter mi efendim?

LÜTFİ DOĞAN (Devamla) - Artık ne kadar lütfederseniz...

Bu, şahsen, bendenizi çok sevindiriyor. Tahmin ediyorum ki, bu düşünceye sizler de katılıyorsunuz. Bunda büyük isabet vardır; yeter ki, memleketimizin imkânları buna müsait olsun. Bu millet, eğer biz onu ikna edersek, onun faydasına olduğunu dile getirmeyi başarabilirsek, eminim ki, kendisi yavan ekmek yer, eskiden olduğu gibi çarık giyer, çocuklarını 8 yıl da, 10 yıl da okutur ve okutmasında da hem milletimizin hem devletimizin büyük yararı var. Ancak, şöyle bir durum var: Kesintisiz 8 yıl diye, değerli arkadaşlarımız, düşünceler ileri sürüyorlar; Hükümetimiz de böyle bir konuyu ele aldı, getirdiler.

Şimdi, müsaade ederseniz, bendeniz, düşüncemi şöyle arz ediyorum: Bir tarafta meslek okulları, çıraklık okulları ve daha başkaları var; yanında, imam hatip liseleri var, tarım okulları var... Sayın Bakanımız, lütfetti, beyan ettiler.

Kıymetli arkadaşlar, bendenize öyle geliyor ki, devletimizin gözetimi altında, eğitim kanunlarımıza uygun olarak ve Anayasa çerçevesi içerisinde, kim, nerede, nasıl okutmak istiyorsa, Millî Eğitim Bakanlığının gözetimi altında bu imkânı vermeliyiz. 8 yıl olsun. İnşallah, ileride, Türkiyemiz maddî bakımdan daha refaha kavuşur, 10 yıl da yapabiliriz. Daha başka da düşünülebilir; yeter ki, biz bunları yapalım, bu imkânı verelim. İster sağlık okulunda okusun, ister teknik diğer ortaokullarda okusun, ister imam-hatipte okusun, ister Kur'an kursunda okusun, devletin yol göstermesi, gözetimi altında okutulmasında milletimize, memleketimize, devletimize çok büyük faydalar vardır.

Şimdi, bendenizin üzülürek müşahede ettiğim durum şu: Bazı muhterem zevatın beyanlarından veya bazı yayın organlarımızın şu veya bu şekildeki düşünceler ortaya arz etmelerinden, öyle zannediyorum ki, birbirimizi rahat anlayamıyoruz. Yani, güzel bir ifade vardır:

“Kaddi yâre kimi ar'ar dedi kimi elif,

Cümlenin maksudu bir; amma, rivayet muhtelif.”

Hepimizin maksadı, evlatlarımızın en güzel şekilde yetişmesi değil mi; hepimizin maksadı, kanunların çerçevesinde, Millî Eğitimin murakabesi altında insanımızın yetişmesi değil mi? İster imam hatip ortaokulunda ve lisesinde yetişsin, ister Kuran kursunda yetişsin, ister sağlık meslek okulunda yetişsin, ister teknik ortaokulda yetişsin; hangisi olursa olsun, bu okuyanların hepsi bizim. Binaenaleyh, bu meseleleri, düşüncem odur ki, Millî Eğitim Bakanlığımız, Hükümetimiz, hatta Yüce Parlamentomuz, serinkanlılıkla ele almalı, okumak isteyenin önü mutlaka açılmalıdır. Hangi okulda, nerede okursa okusun, ona o imkânın verilmesinde, devletimizin de milletimizin de büyük faydası var.

Bendeniz, şahsen, bir üzüntümü sizlere arz etmek isterim. Ben isterdim ki, bu İslam Dinine bağlı insanlar arasından -hususiyle Türkiyemizde- Kopernikler gibi, Keplerler gibi, Newtonlar gibi büyük adamlar yetişsin; bendeniz isterdim ki, bugün, Ali Cemali Efendi gibi, Ahmed Şemseddin Efendi gibi, Kâtip Çelebi gibi kimseler yetişsin; İbni Haldun gibi müverrihler, tarih felsefesinin önderleri yetişsin; ama, dikkat buyurun, cumhuriyet devrimizde, şu veya bu gereksiz tartışmalar sebebiyle, Elmalılı Muhammed Hamdi Efendi gibi bir ilim adamı yetiştiremedik. Mesela, Mustafa Kemal Paşa, takdirini kazanan bu zata “sen bir tefsir yazacaksın” diyor; Türkiye Büyük Millet Meclisi karar alıyor ve 1935 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı karar neticesiyle, Muhammed Hamdi Efendi “Hak Dini Kur'an Dili” adlı tefsirini yazıyor.

Şimdi, bunu, siz Yüksek Parlamento Heyetimize niye arz ediyorum, kıymetli kardeşlerim, aziz milletvekillerim; konu şu: Eğer, bir insan tabiî ilimleri okuyorsa, insanlığa hizmet ediyor, İslama da hizmet ediyor; eğer, bir insan fizik okuyorsa -tabiî ilimler de, tabiî, dahil- matematik okuyorsa, kimya okuyorsa, astronomi okuyorsa, bu şahıs, aynı zamanda İslama hizmet ediyor. Netice itibariyle, şunu görüyoruz ki, bugün mekteplerimizi 8 yıla çıkarmamız çok isabetlidir. Bendenizin düşüncesi, 5 inci sınıftan itibaren imam-hatip lisesinde okumak istiyor, okumalıdır; hatta, teknik okullarda okumak istiyor, okumalıdır; Kur'an kursunda okumak istiyor, okumalıdır; ama, Millî Eğitim Bakanımız, Millî Eğitim Bakanlığımızın yetkilileri, pedagojik formasyonunu almış insanlarımız tarafından şu dersler şu şekilde okutulacaktır... Türkiye'de, öyle zannediyorum ki, bu konuda itiraz edecek hiçbir fert de çıkmayacaktır. Devletimizi, milletimizi, şahsen bendeniz, geniş bir aile olarak düşünüyorum; emin olun, imam-hatip liselerinde de bu düşünce verilmektedir, diğer okullarımızda olduğu gibi ve hepsini de, şahsen bendeniz, bir bütün olarak düşünüyorum. Ancak, bazı parti mensubu değerli arkadaşlarım -ki, hepsine saygı duyuyorum- birisi şu partiye şöyle... Bunlar... Bunlar... Yok... Bunlarla birbirimizi incitmemize zamanımız müsait değil.

İSMET ATALAY (Ardahan) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun efendim.

İSMET ATALAY (Ardahan) - Süre geçiyor efendim...

LÜTFİ DOĞAN (Devamla) - Elimizden gelen gayreti gösterelim, elbirliği yapalım, evlatlarımızı okutalım, hem dinini hem de dünyasını en iyi şekilde öğretelim. Tek kanatlı kuşun uçması imkân dahilinde değildir.

Müsaade ederseniz, Leibniz'in bir sözüyle sözlerimi bitirmek istiyorum: “Eğer, hendese, ahlak gibi, dinî duygu gibi bizim arzularımıza, isteklerimize engel olsaydı, Eukleides'in ve Arşimet'in kanunlarına, en kesin kanıtlarına, delillerine rağmen, biz, hendeseyi de hayalattan, bozuk önermelerden ibaret sayardık.”

Bunu, şunun için arz ettim: Dinî duygu, yeterince öğretilirse, doğru öğretilirse ne Başbağlar hadisesi olur ne Sıvas hadisesi olur ne de hepimizi bunlar gibi üzen başka bir acı, hatırlanması arzu edilmeyen hadiseler olur. (RP sıralarından alkışlar)

Şu bilinecektir: Allah katında insanların en kıymetlisi, insanları birbirine sevdiren kimsedir. Bu, İslamın prensibidir. Allah katında insanların en sevgilisi, insanı Allah'a, Allah'ı insana sevdirendir.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Doğan, teşekkür ediyorum.

Efendim, çok teşekkür ediyorum. Yani, hesap ediniz ki, ses cihazı da konuşmanızı çok sevmiş olmalı ki, durdu, çalışmadı.

Sayın Bakan, bir ihtiyaç hisseder misiniz efendim ?..

MİLLî EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Ankara) - Evet.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Millî Eğitim Bakanı. (DSP sıralarından alkışlar)

MİLLî EĞİTİM BAKANI HİKMET ULUĞBAY (Ankara) -Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli üyeler, her şeyden önce, Gümüşhane Milletvekilimiz Sayın Lütfi Doğan'a, bu gündemdışı konuşmayı yaptığı için teşekkürlerimi sunuyorum.

Sayın Lütfi Doğan'ın da altını gayet güzel çizdiği üzere, insana yapılan yatırım, ülkelerin dünya uygarlık düzeyindeki yerlerini belirleyen temel unsurlardan bir tanesidir. Bu nedenle, ülkemiz, tüm kaynaklarını hareket ettirmek suretiyle insanına ve gençlerine yapacağı yatırımla, ülkemizin 21 inci Yüzyılda ait olduğu layık yeri belirleyecektir. Bu nedenle, ulusal kaynaklarımızdan ne kadar fazla boyutunu eğitime ayırabilirsek, çocuklarımızın, bizden çok daha üst düzeyde, bir dünya rekabetinin içinde, her alanda, hem kendilerini hem de ülkemizi kanıtlamalarının zeminini hazırlamış oluruz.

Sayın Doğan'ın da işaret ettiği gibi, ülkemizin eğitime yönelik çeşitli sorunları vardır. Bunlardan bazılarını, rakamlarla, yine sizlerle paylaşmak isterim:

Bugün, ülkemizde, 6,8 milyondan fazla 7 yaş üstü insanımız okuryazar değildir. Bu rakam, aynı zamanda, 1935 yılındaki rakamdan fazladır. Yani, 1935 yılında okuryazar olmayan insanımızın mutlak sayısı, bugünkünden azdı. Elbette, bu arada, iftihar edilecek bir vesile vardır. Nüfusumuz 65 milyona yaklaşmıştır, onun için de bu orana düşülmüştür; ama, 2000 yılına yaklaştığımız bir dönemde, 6 milyon 800 bin 7 yaş üstü okuryazar olmayan insanımızın bulunması, elbette ki, üzerine önemle eğilip, çözüm üretmemiz gereken bir boyuttur.

Diğer bir gerçeği daha bilerek bu konuları görüşmemizde fayda var. Toplam nüfusumuzun ağırlıklı ortalama okullaşma oranı da -baktığımız takdirde- 3,7 yıldır.

Dolayısıyla, her alanda, eğitim için harcayacağımız her kaynak, insanımıza ve ülkemizin geleceğine yaptığımız bir yatırımdır ve bu alanda yapacağımız yatırım, makine ve ekipmana yapacağımız yatırımdan çok daha fazla önemlidir. Zira, okuryazar olmayan bir insanın iş kurabilmesindeki zorlukları çok büyüktür; ama, mekanik olarak eğittiğimiz bir insan, bir diş hekimi olarak eğittiğimiz insan, makinesini de, ekipmanını da bulacak, kullanacak ve ona kaynak yaratacak beceriye sahiptir. O bakımdan, yatırımların en önde geleni, eğitime yapılan yatırım olmalıdır.

Bu açıdan baktığımızda, ülkemiz, yıllardan beri, ulusal gelirimizin yüzde 5'i boyutunu eğitime ayırabilmiştir. Diğer ülkeler, yarışmakta olduğumuz ülkeler, bunu yüzde 7'ye kadar çıkarabilmişlerdir. Ancak, burada bir rakamsal karşılaştırmayı yaptığımızda, çok daha sağlıklı boyutlara gelmemiz söz konusu. Türkiye, 3 bin dolarlık kişi başına gelirden yüzde 5 ayırıyor, bunun anlamı 150 dolar; buna karşılık, 24 bin dolar kişi başına geliri olan ülke de yüzde 7'sini ayırıyor, onun eğitime yönelik ayırdığı da 1 750 dolar ve dolayısıyla, bu kaynaklardaki farklılık nedeniyle ülkemizin, dünyadaki yarışta arayı süratle kapatması gerekiyor.

Her şeyden önce, bir şeyi daha düşünmemiz gerekir: Sanayi devriminden bu yana teknolojideki gelişmelerin tamamı, o ülkelerde nüfus artışının az olması nedeniyle, teknolojiye yönelik olmuştur; yani, insan gücünün yerine makine ve ekipmanı... Dolayısıyla, Türk girişimcisi de, dünya pazarlarında rekabet etmek istiyorsa, ister istemez çağdaş teknolojiyi kullanıyor. Çağdaş teknoloji, bugün, bilgisayar destekli üretime dönmüş durumdadır. Eğer, bir Alman işçisi, bir Japon işçisi, bir Amerikan işçisi, bir Yunan işçisi bu teknolojiye kumanda edecek şekilde eğitiliyorsa, elbette ki, Türk çocukları da, bu teknolojiye kumanda edecek eğitimle teçhiz edilmelidir. O nedenle, hepimizin, bu yöndeki gayretlerini birleştirip, bu soruna çözüm üretmesi gerekmektedir.

Bu noktada, Sayın Doğan 8 yıllık eğitime de değindiği için, bir şeyin altını çizmekte fayda görüyorum. Ülkemizde halen, 8 yıllık eğitimde okullaşma oranımız yüzde 80 düzeyine ulaşmıştır ve özellikle 1973 yılından bu yana ilköğretim okulları adı altında açılan, şu anda sayıları 6 400'e ulaşmış bulunan okullarımızda okuyan, yani, 8 yıllık sınıflar halinde açılmış olan okullarımızda okuyan öğrencilerimizin sayısı 4,5 milyon düzeyine yaklaşmıştır. Dolayısıyla, Türkiye, konuştuğumuz konuda, daha önce bahsettiğim 1973 yılında çıkan kanunla, fiilî uygulamalarıyla çok önemli bir yol almıştır. Dolayısıyla, bundan sonra katedeceğimiz mesafe son derece sınırlı bir mesafedir, bunu da süratle tamamlayacağımıza inanıyorum.

Bu bağlamda, özellikle bir hususun altını çizmek isterim. Sayın Doğan sözlerinin arasında “8 yıllık eğitimi uygulayabilmek için kaynaklarımız yeterli mi” dediler. Kaynaklarımız yeterli, yeterli değilse dahi yaratmak mecburiyetindeyiz; eğer, gerçekten 21 inci Yüzyılın dünyasında layık olduğumuz yeri korumak ve almak istiyorsak.

Bu yıl için, 8 yıllık ilköğretimin uygulanabilmesi için gereksinim duyduğumuz kaynak 30 trilyon liradır. Bunun, 5 trilyon liranın üzerindeki bölümü Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun ihtiyaçları, diğer bölümü de yurt sathının diğer kesimleri içindir. Şu anda, Türkiye'de, 18 binin üzerinde sınıf inşa edilmektedir. Bu 18 bin sınıftan 12 bin tanesinin bu yıl hizmete girecek şekilde çalışmaları hızlandırılmıştır ve biraz evvel bahsettiğim 30 trilyon liralık kaynak da bu amaca yönelik kullanılacaktır.

Şimdi, her şeyden evvel dünyadaki gelişmelere baktığımız takdirde gördüğümüz bir unsur var; bu noktada birleşmemizde sayısız faydalar var: 8 yıl, yani, 6 ilâ 14 yaş arası, çocukların öğrenmeyi öğrendiği bir dönemdir; dolayısıyla, 8 yılda çocuklarımıza temel itibariyle öğrenmeyi öğrettikten sonra, 8 yıl sonrasında, genel liseler olsun, meslek liseleri olsun, bu çerçevede endüstri meslek lisesi olsun, sağlık meslek lisesi olsun, tarım meslek lisesi olsun, imam hatip lisesi olsun, buralardaki okumalarını ve öğrenmelerini çok daha etkin hale getirebilecek bir birikimi hazırlama dönemidir; dolayısıyla, 8 yıllık eğitimi ait olduğu mahreç içerisinde, yani, öğrenmenin öğrenildiği dönem olarak algılarsak, gereksiz kavram kargaşalarına girmeksizin sağlıklı tercihleri yapar ve çocuklarımıza sağlıklı bir okuma zemini hazırlarız. Her şeyden evvel bunun üzerinde birleşmemiz gerekmektedir.

Bu noktada, Sayın Doğan'ın altını çizdiği diğer bir unsur vardır; elbetteki, insanlarımıza bilgiyi, teknolojiyi öğretirken, inançları konusunda da kendilerine gereken bilgileri hazır tutabilmemiz gerekir; ancak, bu noktada hepimizin paylaşması gereken bir husus var: Nasıl, anne baba olarak, iyi ahlak konusunda, dinî inançlarımız konusunda çocuklarımıza belirli değerleri önce biz kazandırıp, ondan sonra, kendimizde noksan kalan kısımları okullarda tamamlatıyorsak, aynı şekilde, aileler olarak çocuklarımızın manevî değerlerini eğitmede de öncelik bizde olmalı, bizim noksan bıraktığımız kısımlar okullarda tamamlanmalıdır; burada da zannediyorum anlayış farkımız olamaz. Bu açılardan konuya baktığımız takdirde, 8 yıllık kesintisiz eğitimde çocuklarımıza öğrenmeyi öğrettikten sonra, o bilince ulaşmış çocuklarımıza fırsat eşitliğini bütün eğitim alanlarında önüne koyduğumuz takdirde, o şekilde yetişmiş çocuklarımız, Türkiye'yi 21 inci Yüzyılda hepimizin özlediği şekilde bizim asrımız olmaya hazırlayacak bilgi ve yeteneklerle donanmış olacaklardır. O nedenle, benim Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden istirham ettiğim bir şey var: 8 yıllık kesintisiz eğitime sahip çıkalım ve 8 yıldan sonra çocuklarımıza vereceğimiz eğitim konularına da gereken kaynakları tefrik edelim ve gelecek asra bizim çocuklarımızın damgasını vurabilmesinin zeminini hazırlayalım.

Bu anlayışla, hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, CHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığının, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimine dair bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/958)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Plan ve Bütçe Komisyonu; Başkanlığın çağrısı üzerine, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üyelerini seçmek üzere 23.7.1997 tarihinde 518 nolu komisyon salonunda toplanmış ve aşağıda isimleri yazılı sayın üyeler hizalarında gösterilen oyları alarak belirtilen görevlere seçilmişlerdir.

Saygılarımla arz ederim.

İ.Ertan Yülek Adana Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı

Başkan : Biltekin Özdemir (Samsun) 25 oy

Başkanvekili : Metin Şahin (Antalya) 25 oy

Sözcü : Hüseyin Yayla (Hatay) 25 oy

Kâtip : Miraç Akdoğan (Malatya) 25 oy

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Yeni seçilen arkadaşlara başarılar dileriz.

Komisyonlardan istifa önergeleri vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım:

2. - Kayseri Milletvekili Osman Çilsal'ın, Millî Eğitim, Kültür ve Spor Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/223)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Değişen oranlar karşısında, üyesi bulunduğum Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyeliğinden çekiliyorum.

Gereğini arz ederim. 23.7.1997

Saygılarımla.

Osman Çilsal Kayseri

BAŞKAN - Bilgilenize sunulur.

Diğer önergeyi okutuyorum:

3. - Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy'un (10/25) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/424)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üyesi bulunduğum (10/25) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonundan istifa ediyorum.

Gereğinin yapılmasını saygıyla arz ederim.

Ali Ilıksoy Gaziantep

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer önergeyi okutuyorum:

4. - Trabzon Milletvekili Hikmet Sami Türk'ün, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/425)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Hikmet Sami Türk Trabzon

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer önergeyi okutuyorum:

5. - İstanbul Milletvekili Nami Çağan'ın, Avrupa Birliği-Türkiye Karma Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/426)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Avrupa Birliği Türkiye Karma Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Nami Çağan

İstanbul

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutup bilgilerinize sunacağım:

6. - İçel Milletvekili Halil Cin'in (6/497) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/227)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin 28 inci sırasında yer alan 6/497 esas numaralı sözlü soru önergemi geri çekiyorum.

Gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

Prof. Dr. Halil Cin

İçel

BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri verilmiştir ve bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

V. - SEÇİMLER

A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1. - Anayasa; Dışişleri; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji; Tarım, Orman ve Köyişleri; Kamu İktisadî Teşebbüsleri ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim

BAŞKAN - Bazı komisyonlarda boşalan ve Doğru Yol Partisi Grubuna düşen üyelikler için gösterilen adayları ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Anayasa Komisyonuna, Adana Milletvekili Sayın Cevher Cevheri aday gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun.

Dışişleri Komisyonu üyelikleri için, İçel Milletvekili Sayın Ayfer Yılmaz ve Konya Milletvekili Sayın Necati Çetinkaya aday gösterilmişlerdir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun.

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna, Afyon Milletvekili Sayın İsmet Attila ve Aydın Milletvekili Sayın Ali Rıza Gönül aday gösterilmişlerdir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun.

Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna, Adana Milletvekili M. Halit Dağlı ve Bolu Milletvekili Sayın Necmi Hoşver aday gösterilmişlerdir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun.

Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonuna, Ordu Milletvekili Sayın Müjdat Koç aday gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun.

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna, Aksaray Milletvekili Nevzat Köse aday gösterilmiştir. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun. İnşallah, insan haklarının korunmasına beklenen katkıyı yaparlar.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” bölümüne geçiyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER

1. - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)

BAŞKAN - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon hazır mı? Hazır değil.

Müzakere ertelenmiştir.

2. - Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)

BAŞKAN - Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon hazır mı? Hazır değil.

Müzakere ertelendi.

3. - Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı : 164)

BAŞKAN - Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon hazır mı? Hazır değil.

Müzakere ertelendi.

4. - 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı : 168)

BAŞKAN - 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon hazır mı? Hazır değil.

Müzakere ertelendi.

5. - Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, Anavatan Partisi Genel Başkanı Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller; Demokratik Sol Parti Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 292 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/676) (S. Sayısı : 232)

BAŞKAN - Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifinin müzakeresine başlayacağız.

Komisyon hazır mı? Hazır değil.

Müzakere ertelendi.

6. - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ve Adalet ve Çevre komisyonları raporları (1/436) (S. Sayısı : 332)

BAŞKAN - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon hazır mı? Hazır değil.

Müzakere ertelendi.

7. - İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 5 Arkadaşının; Genel Nüfus Tespiti Yapılması ve Seçmen Kütüklerinin Güncelleştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (2/216) (S.Sayısı :40)

BAŞKAN - Genel Nüfus Tespiti Yapılması ve Seçmen Kütüklerinin Güncelleştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa ve Plan ve Bütçe komisyonları raporlarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon hazır mı?..

BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) - Müsaade eder misiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN -Buyurun efendim.

BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) - Bu kanun teklifinin ilgili maddelerinde yer alan sürelerin uygulamada işlerliğini sağlamak üzere grup başkanvekillerimiz ile Yüksek Seçim Kurulu arasında son bir süre mutabakatı sağlanması ihtiyacı duyulduğundan, bu mutabakat sağlandığında görüşmek üzere bu çalışmaları ertelemenizi takdirlerinize arz ediyoruz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, izin verir misiniz?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, bildiğiniz gibi, bu kanun teklifi, öncelikli görüşülecek tekliflerler arasında olması arzusuyla müteaddit defalar gündeme geldi. Şimdi, biz bu konudaki bütün görüşmelerimizi yaptık. Sadece, üç grubun mutabakat sağladığı bir talep var; ki, gayet doğaldır. Özellikle, Genel Kurul açısından da kısaca ifade etmek istiyorum: 4 üncü maddesinde, değerlendirme için üç aylık süre istenilmektedir. Birkısım illerimizde -17 ilde- bilgisayara geçilmiştir; diğer illerimizde, elden yazılma şekliyle devam etmektedir. Bilgisayar sistemine geçme işlemi biraz yavaş işlediğinden, kurum yetkilileri, bu sürenin üç ay olmasını talep etmişlerdir. Daha önceki görüşmelerimizde “elden yazılma şekliyle olursa, bu, bir ayda gerçekleşir” dedikleri halde, biz, orta yolu bulmak için, üç grup, bu mutabakatı sağladık ve bu üç aylık süreyi, iki ay olarak takdim ettik. İsterse, Yüksek Seçim Kurulu, çoğu illerde yapıldığı gibi elden yazılma şekliyle yapacak, isterse bilgisayarla bu işi yetiştirmeye çalışacak; ama, bu aradaki sürenin üç ay değil de iki ay olması, pratik açıdan da, Türkiye'nin şartları açısından da uygun olduğundan, bu konunun şimdi görüşülmesinde bir mahzur olmadığını, diğer konuların hepsinde mutabakat sağladığımızı ifade ediyorum ve sadece değerlendirme süresi konusunda böyle bir husus olduğunu hem Genel Kurula hem de Başkanlığa arz ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkan...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gözlükaya.

Sayın Güney, istirahat buyurun; ben, zatıalînizi de gördüm.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Komisyon Başkanı diyor ki: “Biz, hazırız, oraya oturacağız; ama, Grup Başkanvekilleri arasında bir mutabakat sağlanmadı süreler açısından...”

BAŞKAN - Ben de aynı şeyi teklif edecektim.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Konunun görüşülmesine başlayalım.

BAŞKAN - Ben de aynı şeyi teklif edecektim; ama, görüşlerinizi alayım.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Henüz şu anda görüşülmeye başlamadan, sürelerle ilgili olarak hangi grup başkanvekilinden bir talep gelmiş, bir önerge gelmiş... O bakımdan, bu, açıkça, bu kanun teklifinin görüşülmesini istememek anlamına gelir. Komisyon hazır, Hükümet hazır... Onun için, bu görüşe katılmıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Güney.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Aslında, burada, bu konudaki bu konuşma yersiz ve böyle bir usul de yok; bu bir.

Komisyon yoktur, hazır değildir; oraya oturmadığı zaman konu bitmiştir.

BAŞKAN - Tabiî efendim...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Ancak, burada “efendim, bu kanun teklifi görüşülüyor, görüşülmüyor” diye bir demagojiye girersek...

BAŞKAN - Sayın Güney... Sayın Güney...

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - ...geçen hafta da siz oturmadınız deriz.

BAŞKAN - Sayın Güney...

İRFAN KÖKSALAN (Ankara) - Sözünü bitirsin Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Köksalan, ben, söyleyeceğini biliyorum da, dinliyorum da.

İRFAN KÖKSALAN (Ankara) - Sözünü bitirsin...

BAŞKAN - Biliyorum efendim ve dinliyorum.

Buyurun efendim.

ÜLKÜ GÜNEY (Bayburt) - Sayın Başkan, geçen hafta da komisyon buradaydı, oturmadı.

Komisyon hazır değil efendim.

BAŞKAN - Tamam... Efendim, var mı bu taraftan bir şey? Yok.

Efendim, şimdi, benim yapabileceğim, Başkanlığın yapabileceği hiçbir şey yok. Benim yapacağım bir şey var; sayın komisyonu davet etmek. Zaptiyem yok sayın milletvekilleri ve inşallah zaptiyeye ihtiyaç duyulmaz; zaptiyem de yok.

Sayın Komisyon hazır mı efendim? Hazır değil.

İ. ERTAN YÜLEK (Adana) - Hazır Başkanım, Komisyon burada.

BAŞKAN - Efendim, gelmezse...

İ. ERTAN YÜLEK (Adana) - Geçen hafta ben dışarıdaydım.

BAŞKAN - Sayın Yülek... Sayın Yülek... Ben, Komisyonu davet ederim; Komisyonu davet ettim; Komisyon, mahsus yerini almadı.

8. - Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumunun Kuruluş ve İdaresine İlişkin Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili M. Seyfi Oktay'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifi ve Adalet ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/576,2/137) (S. Sayısı : 303) (1)

BAŞKAN - Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumunun Kuruluş ve İdaresine İlişkin Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili M. Seyfi Oktay'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifi ve Adalet ve Plan ve Bütçe Komisyonları rapolarının müzakeresine başlıyoruz.

Komisyon hazır mı efendim? Komisyon hazır.

Hükümet?.. Hazır.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Sayın milletvekilleri...

Efendim, bir sükûnet avdet eder mi lütfen; ne yaptığımızı bir görelim.

Efendim, bu tasarıyı ve birleştirilen teklifi müzakere edeceğiz.

Sayın milletvekilleri, komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

III.- Y O K L A M A

MUHAMMET POLAT (Aydın) - Sayın Başkan, bir önergemiz var.

BAŞKAN - Bu önerge sizin mi efendim?

MUHAMMET POLAT (Aydın) - Evet efendim.

BAŞKAN - Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu işaretle oylamaya geçeceğim sırada bir yoklama talebi geldi.

Şimdi, önergeyi okuyacağım ve talepte bulunan arkadaşlarımın salonda bulunup bulunmadıklarını tespit edeceğim:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Toplantı yetersayısı bulunmamaktadır. Yoklama yapılmasını arz ve talep ederiz.”

Muhammet Polat?.. Burada.

İsmail Özgün?.. Burada.

Musa Uzunkaya?.. Burada.

Şaban Şevli?.. Burada.

Mehmet Bedri İncetahtacı?.. Burada.

Maliki Ejder Arvas?.. Burada.

Mehmet Aykaç?.. Burada.

Abdullah Gencer?.. Burada.

Lütfi Yalman?.. Burada.

İsmail İlhan Sungur?.. Burada.

Avni Doğan?.. Burada.

Nezir Aydın?.. Burada.

Nurettin Kaldırımcı?.. Burada.

Ersönmez Yarbay?.. Burada.

Şinasi Yavuz?.. Burada.

Hüseyin Arı?..

FETHULLAH ERBAŞ (Van) - Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Erbaş tekabbül etti.

Altan Karapaşaoğlu?.. Burada.

Alaattin Sever Aydın?.. Burada.

Sabahattin Yıldız?.. Burada.

Cafer Güneş?.. Burada.

Yoklama talebinde bulunan sayın milletvekilleri Genel Kurul salonunda hazır.

Ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; salonda bulunan sayın milletvekilleri lütfen yüksek sesle işaret buyursunlar.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yetersayımız vardır; çalışmalarımıza devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER (Devam)

8. - Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumunun Kuruluş ve İdaresine ilişkin Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili M. Seyfi Oktay'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifi ve Adalet ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/576, 2/137) (S. Sayısı : 303) (Devam)

BAŞKAN - Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması hususu kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Halil Cin; buyurun.

Sayın Cin, konuşma süreniz 20 dakikadır.

ANAP GRUBU ADINA HALİL CİN (İçel) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumunun Kuruluş ve İdaresine İlişkin Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Sayın Seyfi Oktay'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifi üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan evvel hepinizi saygılarımla selamlarım.

Cezaların infazı, kesinleşmiş mahkeme kararlarının yerine getirilmesidir. Cezaların infazı, tarihin ilk devirlerinden bugüne kadar belirli aşamalardan geçmiştir. Toplumlar medenileştikçe infaz usulleri ve infaz şartları daha çok insanîlik kazanma yolunda bir evrim geçirmiştir. Eski toplumlarda ceza, ferdî veya toplumsal intikam esasına dayanırdı. Çağdaş ceza hukuku ise, cezanın ıslah etme ve suçluyu topluma kazandırma amacını önplana geçirmiştir. Bunun için, infaz kurumlarında suçlunun eğitimi, meslek ve sanatının geliştirimesi ve infaz kurumundan çıktıktan sonra da hayatını kazanabilmek için, hükümlünün bir meslek ve sanat sahibi yapılması önem kazanmıştır. Bu itibarla, tutuklu ve hükümlü olarak bir kimsenin cezaevine alınmasıyla başlayan ve topluma kazandırılmasına kadar geçen süre içerisinde yapılan ve “tretman” adını da alan çalışmaları kapsar. Tretman, kanunu ihlal etmeden, hükümlüde yaşama arzusunu doğurmak, onun normal hayata dönüş ihtiyaçlarını kolaylıkla kazanabilecek duruma gelmesini sağlayabilmek için, uygulanan rejim, tedbir ve teknik usullerin tümünü kapsar. Millî, manevî ve ahlakî değerleri geliştirmek amacını güden, manevî kalkınma tedbirleri de, tretmanı tamamlayıcı rol üstlenir. Tretman, hükümlüye uygulanan bir tür maddî ve manevî nitelikli sosyopsikolojik bir terapi işlemidir. Tretman ve manevî kalkınma tedbirleri hükümlünün kendi isteğine bağlı olmadan uygulanır.

Tarihte ilk defa hapis cezasını Romalılar uygulamıştır. Roma'da hapis cezadan çok bir güvenlik tedbiri olarak kabul ediliyordu. İlk bilinen toplu cezaevi 1596 yılında Amsterdam'da açılmıştır. Bu cezaevinde hükümlü ve tutuklular ile çocuklar bir arada tutuluyordu. Tesadüfi suçlu olarak girenler de, bir süre sonra itiyadi suçlu olarak tekrar cezaevine dönüyorlardı. Bu sisteme tepki olarak hücre sistemine geçilmiştir. Her iki sistemde de hükümlünün tretmanı amacı yoktu. 18 inci Yüzyılda Jean Jacques Rousseau ve Beccaria gibi düşünürler cezaevlerinde hükümlüler lehine değişiklikler yapılmasını savunuyorlardı. 1847 yılında Brüksel'de toplanan Cezaevleri Milletlerarası Kongresi, ceza ve cezaevleri hakkında yeni uygulamalar önerdi.

İnfaz hukukundaki gelişme ve değişmeler toplumların geçirmiş olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerle paralellik göstermektedir. Cezaların infazı medenî toplumlarda üst düzeyde düşünülen ve önem verilen bir konudur. Çağdaş infaz hukukunun, infaz anlayışının ağırlık noktası, suçluyu ıslah etmek ve topluma kazandırmaktır. Bu anlamda çalışma, infazın ıslah edici unsuru olarak görülmektedir. Hükümlü veya tutukluları çalıştırarak eğitmek, boş zamanlarını değerlendirmek ve çalıştırmalarını temin etmek infazın çok önemli bir parçasıdır. Bu durum, ceza infaz kurumlarında verilen eğitimin yanı sıra, işyurtlarının tesisi ve faaliyete geçirilmesinin de gerekçesini teşkil eder. Ancak, bugünkü işyurtları dağınık, eskimiş teknolojiye sahip, düşük üretim yapan birbirinden kopuk tesislerdir.

Döner sermayeyle çalışan, çağdaş işletmecilik esaslarıyla yönetilen işyurtlarının tüm ceza ve infaz kurumlarına teşmili, mahkûmlara veya tutuklulara insanca bir infazın uygulanabilmesi için, elverişli, fizikî ve sosyal şartları taşıyan cezaevlerinin ve çocuk ıslahevlerinin çoğaltılması, daha insanî, suçluyu topluma kazandıran bir infaz için kaçınılmaz olmuştur.

Ceza ve tutukevlerinin icap ettirdiği yetişmiş, bilgili personel kadrosunun oluşturulması da, bu yolda, yani, çağdaş, insanî bir infazın yapılabilmesinin temel unsurunu teşkil etmektedir.

Tasarıyla, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde, hükümlü ve tutukluların meslek ve sanatlarının korunup, geliştirilmesi veya bir meslek ve sanat öğrenmeleri amacına yönelik çalışmaları sağlamak, bunlardan elde edilecek mal ve hizmetleri pazarlamak üzere, işyurtları kurmaya yetkili, işyurtları kurumu oluşturulması öngörülmektedir.

Görüşülmesine başlanan mevcut tasarı, Türkiye için, Avrupa Birliği ülkelerinin sürekli kullandığı insan hakları ihlali iddiaları üzerinde de önemli rol oynayacak ve bu iddiaları etkisiz hale dönüştürecektir.

Öte yandan, Sayın Mesut Yılmaz Başbakanlığında kurulan 55 inci Cumhuriyet Hükümeti Programında “hükümlülerin topluma yeniden kazandırılmasına önem verilecektir” şeklindeki taahhüdün de yerine getirilmesi olacaktır bu tasarının kabulü.

Bugün 58 bin tutuklu veya hükümlüden ancak 4 bininin hapishane veya tutukevlerinde çalıştırılabildiğini ifade edersek, bu tasarının önemi daha da iyi anlaşılır.

Cezaevleri ve adliyelerin içerisinde bulunduğu malî imkânsızlık ve çaresizlikler de, tasarının getirdiği tedbirlerle, işyurtlarında üretilen malların satışından elde edilen ve cezaevleri bina ve arsalarının satışından elde edilecek paraların cezaevleri inşaatında, tutukevleri inşaatında kullanılması, ayrıca, bugün, adliyelerimizin, cezaevlerinin içerisinde bulunduğu duruma önemli bir iyileştirme tedbiri olacaktır. Cezaevi ve adliye binaları ile arsaların tahsis amacına uygun olarak kullanma niteliklerini kaybettikleri takdirde satılması bu amaçla tasarıya konulmuştur.

Tasarının önemini daha iyi vurgulamak için, ceza infaz kurumlarının bugünkü vaziyetine ve tasarının bunu değiştirmek için getirdiği imkân ve vasıtalara bakmak gerekir. Önce ceza infaz kurumlarının bugünkü durumuna sayılarla temas edelim:

Ülkemizde kapalı, açık, yarı açık cezaevleri ve çocuk ıslahevleri dahil olmak üzere, toplam 565 ceza infaz kurumu bulunmaktadır. Tüm ceza infaz kurumlarında, 1 Temmuz 1997 tarihi itibariyle, 58 681 tutuklu ve hükümlü barınmaktadır. Bu tutuklu ve hükümlülerden 49 816 kişisi adlî suçlardan, 8 865 kişisi de terör suçlarından dolayı tutuklu ve hükümlüdür.

Muhtelif unvanlarla cezaevlerinde 31 202 personel kadrosu mevcuttur; ancak, bu kadrolardan 23 907'si dolu, 7 295'i halen boştur.

Ceza infaz kurumlarının sevk ve idaresi, 2992 sayılı Kanunla, Adalet Bakanına ve Bakanlığa bağlı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne verilmiştir. 1929 yılından bu yana Adalet Bakanlığı tarafından sevk ve idare edilen ceza infaz kurumları, mevzuat, fizikî altyapı, personel, idarî örgütlenme ve finans kaynakları açısından ciddî sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunların yıllardan beri ciddî çözümlerinin bulunamaması, toplumumuzun adalete olan güveninin sarsılmasına, devletimizin cezaevleri üzerindeki disiplin ve otoritesinin hızla bozulmasına, kaybolmasına neden olmaktadır.

Öncelikle, infaz mevzuatımızın yeniden ele alınması, mevcut ceza infaz kurumlarımızın da, Avrupa ve Birleşmiş Milletler cezaevi standart kurallarına uygun olarak ıslah edilmesi ve yeni, modern cezaevlerinin yapılması gerekmektedir. Bu amaçla, Adalet Bakanlığınca hazırlanan ve mahiyeti, biraz sonra, maddelerine geçilerek daha iyi anlaşılacak olan Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumunun Kuruluş ve İdaresine İlişkin Kanun Tasarının kanunlaştırılması, cezaevi sorunlarının çözümünde çok önemli bir adım oluşturacaktır.

Bu kanun tasarısı kabul edilirse, 74 yıldan beri çözümlenemeyen bir sorun, bir iki yıl içerisinde kökünden halledilmiş olacaktır; tasarı, bu kadar büyük önem arz etmektedir.

Bilindiği gibi, ceza infaz kurumlarında yeni bir yapılanmaya gidilmek ve yeni malî kaynaklar sağlanmak üzere 1993 ve 1994 yıllarında iki defa kanun hükmünde kararname çıkarılmıştır. Ceza infaz kurumları ile tutukevlerinin kuruluş ve idaresine ilişkin yeni hükümler içeren bu kararnamelerden 3911 sayılı Yetki Kanununa müsteniden çıkarılan 524 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bundan sonra çıkarılan 1994 tarihli 3990 sayılı Yetki Kanununa istinaden 529 sayılı Kanun Hükmünde Kararname yürürlüğe konulmuş; ancak, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin müstenidatını oluşturan Yetki Kanunun da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine, konu boşlukta kalmıştır.

Üzerinde konuştuğumuz tasarı, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumunun kuruluş ve idaresiyle ilgili önemli yenilikler getirmektedir. İşyurtlarıyla ilgili konuları detaylı bir şekilde düzenleyen tasarı, cezaevi yönetimi ve cezaevi dış korumasıyla ilgili düzenleme ve hükümleri kapsam dışı bırakmıştır; çünkü, bu ayrı, geniş ve farklı bir düzenlemenin konusunu teşkil eden bir sorundur.

Tasarıda, yalnızca cezaevleri ve işyurtları düzenlendiğinden, geniş ve her türlü ihtiyaca cevap verecek hükümleri ihtiva etmektedir.

Tasarıyla, işyurtlarının genel idare ve koordinasyonu, Bakanlık bünyesinde oluşturulan bir kurula bırakılmaktadır. İşletmeler ve işyurtları genel müdürlüğünün kuruluşundan vazgeçilerek, bu genel müdürlüğün görevleri, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne bağlı daire başkanlığına tevdi olunmuş ve bu suretle Hükümet teklifinde yer alan iki başlı yönetimden vazgeçilmiştir.

Kurumların dış koruma hizmetlerinin Bakanlık personelince sağlanması yönteminden ve bu amaçla yaklaşık 33 bin yeni kadro ihdasından da vazgeçilmiştir.

Daire başkanlığında, hâkim sınıfından 1 daire başkanı ile yeteri kadar tetkik hâkimi çalışacağından, daha önce kanun hükmünde kararnamelerle genel müdürlük için alınması öngörülen, yaklaşık 200 adet kadrodan da vazgeçilmektedir.

Halen Adalet Bakanlığı bünyesinde görev yapan kontrolörlerin denetim yetkileri genişletildiğinden, bu görevin daha sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için kontrolörlerin sayısı artırılmakta, bunlar için 13 adet yeni kadro alınmaktadır.

Bakanlık bünyesinde bilgisayar kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik olarak, bu alanda çalışmak üzere, personel alımına ihtiyaç duyulduğundan, sadece gerekli olan personel için kontrolör kadroları dahil, 65 adet yeni kadro ihdası yoluna gidilmiştir. Bu suretle devlet teşkilatı büyütülmemiş, yüksek maliyetli bir yapıya da gidilmemiştir.

İşyurtları Kurumunun sermaye kaynaklarından elde edilen gelirlerle, bütçeye herhangi bir malî yük getirilmeksizin, ceza infaz kurumları ile tutukevlerinin tüm ihtiyaçları karşılanarak, uygun fizikî yapıya sahip, elektronik donanımlı cezaevi binalarının yapımı sağlanmaktadır.

Tasarıda, İşyurtları Yüksek Kurulunun başkan ve üyelerine ayrı bir maaş ödenmesi de öngörülmemektedir. Bu da, tasarının, tasarruf esasına, ilkesine riayet ettiğinin ifadesidir.

Ceza infaz kurumları ile tutukevlerinin yönetimiyle ilgili konulara İşyurtları Kanun Tasarısında yer verilmemiş, açık, geniş ve her türlü ihtiyaca cevap verecek şekilde, İnfaz Kurumları ile Tutukevlerinin İdaresi Hakkında Kanun Tasarısı kapsamına alınmıştır. Bu tasarıyla, işyurtları gelirlerinin yüzde 90'ı cezaevlerine, diğer yüzde 10'u adliyelere; yani, hâkim ve cumhuriyet savcılarının hizmetlerine harcanması öngörülmektedir. Sadece hükümlü ve tutuklular ile infaz koruma başmemuru ve infaz koruma memurları için çıkarılan yemekten cezaevinin diğer tüm personelinin de istifadesi sağlanmaktadır.

Her yıl bütçe kanunlarıyla belli bir ölçüye bağlı olmayarak tespit edilen iaşe bedelleri, sağlıklı ve dengeli beslenmeyi sağlayamamaktadır. İaşe bedelinin yetersizliği, cezaevlerine dışarıdan yiyecek girişine neden olmaktadır. Dışarıdan getirilen yiyecek ise, cezaevindeki kolektif yaşam ve örgütsel dayanışmanın oluşmasını sağladığı gibi, yiyecek maddelerinin içeri alınması halinde, cezaevlerine, uyuşturucu, silah ve sair tehlikeli maddelerin girmesi kolaylaştırılmaktadır.

Hükümlü ve tutuklularla birlikte infaz başkoruma memurları ve infaz koruma memurları iaşe edilmekte; aynı kurumda çalışmakta olan diğer personel kurumdan iaşe edilemediği gibi, kendilerine bunun karşılığı olan herhangi bir yiyecek yardımı da yapılamamaktadır; bu da, personel arasında bir ikilik meydana getirmektedir. Bu durumu bertaraf etmek için, Bakanlık bünyesinde, önce 65 bin Türk Lirası olan iaşe bedeli, 1996 yılının eylül ayından itibaren 165 bin liraya çıkarılmış ve yeni bütçe yılında, bu bedel 300 bin Türk Lirası olarak teklif edilmiştir ki, eski duruma nazaran önemli bir iyileştirme olarak göze çarpmaktadır.

Bu tasarıyla, iaşe bedelleri, kalori ve gramaj esasına dayalı bir sisteme kavuşturulmuş, hükümlü ve tutuklularla birlikte ceza infaz kurumlarında görevli tüm personelin iaşesi bu şekilde sağlanmıştır. Böylece, cezaevlerine dışarıdan yiyecek girişi önlenmiş ve örgüt dayanışmasının büyük ölçüde kırılması da sağlanmış olacaktır.

İşyurdu gelirinden yüzde 10 oranında alınan peşin gelire bir yasayla son verildiğinde, hükümlü ve tutukluların, cezaevi kantin ve satış mağazalarından yüzde 10 oranında daha ucuz fiyatla almalarına imkân sağlanacaktır.

Kullanma niteliklerini kaybettikleri halde yasadan doğan engeller nedeniyle uzun senelerdir bir türlü satışları yapılamayan çok sayıda adliye ve cezaevi bina ve arsalarının kısa sürede satışları yapılarak, satış bedellerinin adliye ve cezaevleri binalarının yapım ve onarımında kullanılmasına imkân getirilmiştir ki, bu hüküm, adliyelerin ve cezaevlerinin bugün içinde bulunduğu acıklı duruma son verecek önemli bir finans kaynağı teşkil etmektedir.

Bu tasarıyla sağlanacak maddî kaynaklarla mevcut cezaevlerinin fizikî ve teknolojik zafiyeti giderilecek, yeni tip Avrupa ve Birleşmiş Milletler standartlarına uygun cezaevleri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Cin...

HALİL CİN (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

HALİL CİN (Devamla) - ...süratle yapılarak hizmete sokulacak ve bu suretle, hükümlü ve tutukluların potansiyel bir tehlikeli güç oluşturması engellenecek, açlık grevi, toplu isyan, firar ile müessif olayların önüne geçilecek, terör, cezaevlerinde örgütsel hâkimiyet kuramayacak, cezaevlerinin terörist yetiştiren eğitim merkezi olması kesin olarak önlenecek, cezaevlerimizde huzur ve sükûn en kısa sürede sağlanacak, cezaevlerimiz, Türkiye ve dünya gündeminden de tartışma konusu olmaktan çıkacaktır.

Sonuç olarak, çağdaş infaz sistemlerinin temel amacı, suçlunun ıslahı ve topluma kazandırılmasıdır. Bu amaca ulaşılabilmesi için, hükümlülerin eğitimi kadar, boş zamanlarının değerlendirilmesi ve onların çalıştırılarak bir iş veya sanatı yeterince öğrenebilmelerine imkân yaratılması amacıyla bu tasarıyla cezaevlerinde işyurtları oluşturulmaktadır. Cezaevlerindeki işyurtlarının, gerek adet gerekse yeni atölye ve işkollarıyla donatılarak, kapasiteleri de artırılarak, Türkiye'nin, gerçekten çok önemli bir sosyal ve hukukî sorunu, bu tasarıyla çözümlenmiş olacaktır.

Tasarının, milletimize, yargımıza, adalet hayatımıza hayırlar getirmesini, güzel hizmetlere vesile olmasını temenni eder, beni dinlediğiniz için ve Sayın Başkana müsamahası için teşekkür eder, saygılarımı sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Cin, teşekkür ediyorum.

Sayın Oktay, bir dakikanızı rica edeyim... Şu anda sıra zatıâlinizin; ancak, Doğru Yol Partisi Grubu adına konuşacak olan Sayın Cevheri'nin Adana'ya gideceği ileri sürüldü; sizce bir sakıncası yoksa... Ama, sıra sizin...

M. SEYFİ OKTAY (Ankara) - Tamam, Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki, teşekkür ediyorum. Bundan sonra da zatıâlinizi davet edeceğim.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Cevher Cevheri; buyurun.

DYP GRUBU ADINA İ. CEVHER CEVHERİ (Adana) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumunun Kuruluş ve İdaresine İlişkin Kanun Tasarısı üzerinde Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini kısaca arz etmeye çalışacağım. Sözlerime başlarken, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Çağımızda infaz kurumlarının mevcudiyeti, hükümlünün ıslah edilmesi ve serbest bırakıldığında topluma yararlı bir fert haline getirilmesi amacına yöneliktir. Modern infaz sistemlerinin, toplum düzenini ihlal ederek hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan insanları bir yerlere kapatarak toplum adına öç almak gibi bir işlevi olmadığı muhakkaktır.

Hükümlünün ıslah edilmesi, topluma yararlı bir fert haline getirilmesiyle mümkündür. Bu açıdan bakıldığında, hükümlü veya tutukluyu bir meslek veya zanaat sahibi yapmak çok büyük önem kazanmaktadır. Bu fonksiyonu bugüne kadar ve halen işyurtları yerine getirmektedir. Bu işyurtları döner sermaye esası üzerine kurulmuştur, her biri müstakil olup, aralarında bir koordinasyon da mevcut değildir. Bunların teknolojileri eskimiş, verimlilikleri ise son derece düşüktür.

Önümüzdeki tasarıyla, hükümlü ve tutukluların, varsa, sahip oldukları meslek ve zanaatlarını koruyup geliştirmesi, eğer böyle bir meslek veya zanaatlarını yoksa, bunu öğrenmeleri amaçlanmaktadır öncelikle. Bu hedefe varabilmek için, ceza infaz kurumları ile tutukevleri işyurtları kurumu teşkil edilmektedir. Kurumun, işyurtları oluşturarak, hükümlü ve tutukluların meslek ve zanaatlarını koruması veya bunları edinmesi sürecinde hâsıl olacak mal ve hizmetlerin pazarlanmasına dair esasları da tanzim etmektedir.

Ayrıca bu tasarıyla teşkil edilen ceza infaz kurumları ile tutukevleri işyurtları kurumu, bağlı işyurtları arasında koordinasyon vazifesini de üstlenmiştir. Gerek kurum gerekse bağlı işyurtları, tüzelkişiliğe sahip olacaktır.

Yine, önümüzdeki tasarıyla, işyurtları kurumu yüksek kurulu da oluşturulmaktadır. Kurul, işyurtlarının genel politikalarını belirlemek, Kurumun bütçesini onaylamak, yeni işyurtları kurulmasına veya kaldırılmasına karar vermek gibi önemli görevler üstlenmiştir.

Tasarıda, ayrıca, kurumun sermaye kaynakları, işyurtlarının malî işlemleri ve vergi muafiyetleri de düzenlenmiştir.

Hükümet tasarısıyla getirilen kurum ve işyurtlarının oluşturulmasıyla, yıllık 3 trilyon civarında bir gelir elde edileceği tahmin edilmektedir. Ceza infaz kurumları ile tutukevlerinin fizikî eksikliklerinin giderilmesinde bu meblağın ne kadar önemli bir kaynak olduğu ortadadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; komisyonlardan bütün partilerin mutabakatı ve katkısıyla geçen bu tasarının, Genel Kurulda da aynı mutabakat çerçevesinde yasalaşacağına dair inancımızı ifade ediyor; Doğru Yol Partisi olarak tasarıyı desteklediğimizi beyan ediyorum. Yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Cevheri, teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Oktay... (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Oktay, müsamahanıza teşekkür ediyorum.

CHP GRUBU ADINA M. SEYFİ OKTAY (Ankara) - Estağfurullah...

Siz de o müsamahayı bana gösterirsiniz.

BAŞKAN - Gayet tabiî... Gayet tabiî... Hiç endişeniz, şüpheniz, tereddütünüz olmasın.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA M. SEYFİ OKTAY (Ankara) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 303 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan bu konuyu, cezaevlerimizin genel koşullarından soyutlayarak değerlendirmek olanaklı değildir diye düşünüyorum. Bu nedenle, asıl sorunu oluşturan cezaevleri sorununa, çok genel düzeyde de olsa bakmamız zorunlu bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; cezaevleri sorunu, ne yazık ki, ülkemizin en önemli sorunlarından biri olarak üzüntü ve kaygı verici nitelikleriyle, varlığını ve etkisini koruyarak orta yerde durmaktadır. Bu sorun, açlık grevleri, isyanlar ve firarlar olduğunda kamuoyunun dikkatini üzerine toplamakta, olaylardan sonra da, âdeta unutulmaya terk edilmektedir.

Açık yüreklilikle söylemek isterim ki, siyaset, ülkemizde, yeterince üretken olamıyor; siyasetin ufku çok dar; siyasetçi, âdeta, günlük yaşamakta. Ülkenin yasal sorunlarına, yüzeysel ve günlük önlem ve onarım anlayışıyla yaklaşılıyor; eskimiş, hantallaşmış, yozlaşmış temel yapıya makro bir bakış açısıyla ve sistemi dönüştürecek köktenci çözüm projeleriyle yaklaşılmıyor.

Cezaevi olumsuzlukları, bütünüyle yapısal yetersizliklerin, yanlışlıkların ve çelişkilerin ürünü olup, günün anlayışı ve gereksinimini karşılamaktan uzak bulunduğu gibi, sürekli sorun da üretmektedir. Yürürlükteki mevzuatın bir gereği olarak her asliye ceza mahkemesinin bulunduğu il ve ilçede bir cezaevi bulunmaktadır; bunların büyük bir çoğunluğu teknik donanımdan yoksun, her türlü fizikî zafiyeti olan, yönetimi asgarî kurumsal gereksinimleri karşılayamayan, anlamsız masraf ve yük oluşturan birimler durumundadırlar.

Cezaevleri, tümüyle eski bir anlayışa dayalı olarak, büyük koğuşlar halinde yapılandırılmışlardır. Hükümlü ve tutuklular, büyük kitleler halinde bir arada muhafaza edilmektedir. Bu yapı, adam öldürme, yaralama, cinsel sapıklık ve saldırı, isyan, toplu firar, koğuş ağalığı, örgütsel baskı, ideolojik eğitim gibi olumsuzlukların temel nedenidir.

Cezaevlerinde kullanılan temel yapı ve güvenlik malzemelerinin bir standardı oluşturulmamıştır; kapı ve pencere demirleri, mazgal kapakları, gözetleme delikleri, tavan ve taban beton kalınlıkları, duvar örgü malzemesinin ölçü ve standartları dahi yöreden yöreye, yöneticiden yöneticiye değişmektedir. Plan ve projede yer alan güvenlikle ilgili doğrudan bazı hususlar, müteahhitlerin malzemeyi tam kullanmamaları, bayındırlık elemanlarının titiz bir kontrole tabi tutmamaları nedeniyle ya eksik imal edilmiş ya da hiç imal edilmemiştir. Araştırma ve planlama hemen hemen hiç söz konusu olmadığından, cezaevi gereksinimleri bile gerçekçi olarak saptanamamıştır. Bunun sonucu olarak, 20 bin nüfuslu Sinop'a da, 1,5 milyon nüfuslu Adana'ya da aynı tip ve kapasitede cezaevi yapılmıştır. Bu durum, nakil ve güvenlik sorunlarının yanı sıra, hükümlünün yakınlarından ve sosyal çevresinden uzaklaştırılması gibi ikinci bir ceza niteliğindeki uygulamalara yol açmıştır.

İnfaz koruma memurları, kurumlarda, disiplin, otorite, güvenlik, rehabilitasyon gibi çok amaçlı hizmet görmelerine karşılık, mesleğe kabul ve atanmalarında hiçbir özel eğitime tabi tutulmamış ve özel nitelik aranmamıştır. Gerek yönetim ve gerekse güvenlik personelinin seçim ve yerleştirilmelerinde alaylı uygulaması geçerli bulunmuştur.

Cezaevleri çok başlı bir yönetime sahiptir; bir tarafta cezaevi müdürlüğü, cumhuriyet başsavcılığı, mümessil savcılığı; diğer tarafta jandarma komutanlığı... Cezaevi eşiğinden içerdeki yönetim, cezaevi müdürlüğü ve savcılıklarda; eşikten dışarıdaki tüm sorumluluk ve yetki ise, jandarmaya aittir. İşin pratiğine baktığımızda, cezaevi içerisindeki olaylar, eşik dışındaki olayların çoğu zaman bir devamı niteliğini taşımaktadır. İki ayrı otoriteye tabi olmaktan doğan bu iki başlılık, eşgüdümden uzak, biri diğeriyle dayanışmayan, biri diğerini tamamlayamayan; tam aksine, zaman zaman aralarında sürtüşmeler çıkan, bu suretle de yönetim zafiyeti, çelişkisi ve sorunları üreten bir yapı oluşturmuştur.

Cezaevleri mevzuatı, çok ağırlıklı bir biçimde, tüzük, yönetmelik, genelge, emir ve talimatlardan oluşmaktadır. Bunlar, çoğu zaman birbiriyle çelişkili, birbiriyle irtibatsız hükümler içermektedir. Bu durum, yönetimde birlikteliği ve kararlılığı zedeleyen, çelişkiler yaratan bir etken olmaktadır.

Cezaevi olumsuzlukları elbette ki bunlardan ibaret değildir; tümünü sunabilmek için birkaç konuşma süresini kullanmak gerekir. İşte, ana hatlarıyla sunulan bu sistem içerisinde, güvenliği ve rehabilitasyonu tam anlamıyla gerçekleştirmek, kuşkusuz, olanaklı bulunmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terör cezaevleri sorunu ise başlıbaşına önemli bir sorundur. Bakanlık yönetimine geldiğimizde, terör suçlarından tutuklu ve hükümlü sadece 900 kişiydi; 1991 yılında çıkarılan Terör Yasasının geçici hükümleriyle getirilen örtülü af ile 3 500 civarında terör suçlusunu muhafaza etmekte zorlanan cezaevleri boşaltılmıştı.

Zamanımızda, güvenlik güçlerinin başarılı çalışmaları sonucu 900 olan terörist tutuklu ve hükümlü sayısı 9 bine ulaşmıştır. Bu 9 bin kişinin muhafaza edildiği 40 civarında cezaevinden hiçbiri terör cezaevi olarak yapılandırılmamıştır; hiçbirinde, güvenliği artırıcı modern teknik donanım yoktur; hiçbirinde, proje ve yapım aşamasında firar olaylarına ve diğer olumsuzluklara karşı gerekli önlemler düşünülmemiş ve alınmamıştır; pek çoğunda yeterli güvenlik sahası yoktur. Özellikle büyük kentlerimizdeki cezaevi binaları yoğun yerleşim yerleri içerisinde kalmıştır. 20 ilâ 40 kişi arasında değişen koğuş mevcutları, kalabalık cezaevlerinde 80 ilâ 100'e kadar çıkmıştır.

Başta Diyarbakır (E) Tipi Cezaevi olmak üzere, İstanbul Bayrampaşa, Ankara Kapalı, İzmir Buca, Malatya ve Mardin (E) tipi cezaevlerinde kapasitenin çok üzerinde tutuklu ve hükümlü barındırılmaktadır.

Devlet güvenlik mahkemelerinin bulundukları illerde yeterli cezaevi inşa edilmemiş olması nedeniyle, tutuklu sanıklar, devlet güvenlik mahkemesinin bulundukları illere yakın il ve ilçe cezaevlerine dağıtılmaktadır. Bu dağıtım, zaman zaman jandarma, araç gereç yetersizliği gibi nedenlerle aksamakta; duruşmaya götürülemeyince yargılama süresi uzamakta, davalar normal sürelerde sonuçlandırılamamaktadır.

Bir başka noktaya da dikkat çekmek istiyorum. Cezaevlerindeki olumsuzluklar ve özellikle firar olayları, cezaevlerini içine alan, devlete yönelik büyük bir planlı terör hareketinin bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, cezaevlerindeki bu olayların, devletin bütününe yönelik terör olaylarının bir parçası şeklinde ve olayın, devlet sorunu düzeyinde değerlendirilmesi zorunludur. Devlet, çok haklı olarak, terörle mücadele eden güvenlik güçlerimizden hiçbir imkânı esirgememiştir; fakat, her ne hal ise, terörle mücadelenin ikinci aşaması olan yargı ve cezaevi görevlileri için aynı özveri, maalesef, gösterilmemiştir.

Şimdi, size Bakanlığa gelmemiz öncesinde cezaevlerinin ne durumda olduğunu gösteren iki belgeden pasajlar sunmak istiyorum: Bunu şunun için yapmak istiyorum: Cezaevleri sorunu, sanki, belli bir dönemde oluşmuş gibi imajlar yaratılmıştır; o nedenle, bunun genel bir sorun, köklü bir sorun olduğunu, yapısal bir sorun olduğunu ifade etmek için bunları sunuyorum.

Bu belgelerden biri 13.4.1989 tarihlidir. Bu belgede şöyle bir not bulunmaktadır: “Bu rapor, tarihî bir vesika teşkil etmek ve kurallara aykırı uygulamaların yaygın ve fiilî bir kural haline gelmesinden doğacak hukukî, vicdanî ve meslekî sorumluluktan ibra olabilmek amacıyla kaleme alınmıştır.” Böyle diyor raporda. Bu belgeyi DYP-CHP koalisyonundan sonra Adalet Bakanlığı Müsteşarı olarak atanan ve şimdi de -hayırlı olsun dileklerimi sunuyorum- yeniden Müsteşar olarak atanan, zamanın Eskişehir Başsavcısı düzenlemiştir. Tarihî belge olarak sunulmak istenen bu 11 sayfalık raporda, çok kısa olarak sunacak olursam, şu hususlara yer verilmiştir: “Cezaevi yönetimi teröristlerin elindedir. Bütün hükümlü ve tutuklular birbirleriyle serbestçe görüşebilmektedirler. Koğuş kapıları havalandırma saatleri dışında dahi kapatılamamaktadır. Her türlü yiyecek ve içecek, herhangi bir sınırlama olmaksızın, serbestçe içeriye sokulmaktadır. Sorun yaratmamak, sorumluluk almamak kaygısıyla hareket edilip, inisiyatif kaybedildiğinden, devletin üniter yapısına rağmen, her cezaevinde farklı uygulamalar ortaya çıkmaktadır.” Bu raporda bu hususlar yanında daha vahim başka hususlar da yer almaktadır. Tabiî, zaman olsa, bu 11 sayfalık raporu tümüyle sizlere sunmak isterdim.

İkinci belge ise, Diyarbakır Cezaevi ile ilgili 14 Eylül 1990 tarihli Millî İstihbarat raporudur. Bu raporu, bu aşamada deşifre etmek istemiyorum; ancak, şunu ifade etmek istiyorum ki, bu raporla, o tarihlerde Diyarbakır Cezaevinde çok daha vahim durumların yaşandığı saptanmaktadır. Yalnızca bir hususu ifade edecek olursak, bu rapor, Diyarbakır Cezaevinin o tarihlerde terör eğitim merkezi haline geldiğini açıkça vurgulamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığa gelişimden itibaren iki önemli çalışmayı başlatmıştık. Birincisi, devam eden bu bozuk yapı içerisinde ve uygulamada pratik olarak ne gibi iyileştirmeler yapabileceğimizi araştırdık. Sonuç olarak, özellikle firar olaylarından sonra ağırlıklı bir biçimde, terör cezaevlerini güvenlik açısından güçlendirme çalışmalarını hızlandırdık. Sürekli artan terör suçlarında tutuklu ve hükümlü sayısının astronomik boyutlara ulaşması karşısında yeni bir organizasyona gidilerek, özellikle Diyarbakır, İstanbul, İzmir ve Ankara İllerinde kapasite fazlalığını azaltmaya çalışarak, bu cezaevlerine, çevre cezaevlerinden alternatif cezaevleri oluşturuldu. Terör cezaevlerinin bulunduğu yerlerde görevli cumhuriyet başsavcıları, mümessil savcılar, cezaevi birinci ve ikinci müdürleriyle genel müdürlük arasındaki çok zayıf olan diyalog pekiştirildi ve güçlendirildi. Millî Savunma ve İçişleri Bakanlıkları ile imzalanan ortak protokol çerçevesinde gerekli ortak önlemler saptanarak, bu önlemlerin uygulama alanına taşınmasına çalışıldı. Terör cezaevlerinin etrafına emniyet kanallarının açılması, duruşmalara yapılan sevkler için uygun link aracı ve personel taşıyıcı zırhlı araç alınması, iç ve dış güvenliğin elektronik araçlarla pekiştirilmesi, koğuş ve şebeke kapılarının muhkemleştirilmesi, giriş ve çıkışların elektronik sistemle yapılması, yeteri kadar gözetleme kulesi yaptırılması, çatı havalandırma ve dış alanların dönerli projektörlerle aydınlatılması, cezaevlerinin zeminlerinin demir betonla sağlamlaştırılması gibi hususlar, bu dönemde planlanmış ve gerçekleştirilmiş uygulamalardır.

Özellikle, dönemin başlangıcında gerçekleşen Kayseri, Nevşehir ve İstanbul Bayrampaşa firar olaylarının hemen sonrasında -birincisi 19 Şubat 1993 tarihinde olmak üzere- terör cezaevlerinin bulunduğu il cumhuriyet başsavcıları, devlet güvenlik mahkemesi cumhuriyet başsavcıları, mümessil savcılarla, periyodik olarak, ikişer ay ara ile 8 kez toplanılmış; uygulamada birliği sağlamak, ortak olarak saptanan önlemleri gerçekleştirmek, daha sonrasında bunları yeniden gözden geçirmek, cezaevlerindeki tüm zorlukların giderilmesi konusunda çözümler üretmek üzere yoğun ve ciddî çalışmalar yapılmıştır.

Ayrıca, cezaevleri bir ve ikinci müdürleriyle de belli aralıklarla, 5 kez aynı mahiyette ortak toplantılar düzenlenerek, onların da motive edilmeleri sağlanmıştır.

Bütün bu toplantılar sonucunda, cezaevlerimizde mevcut bozuk sistem içerisinde pratik olarak yapılabilecek her türlü iyileştirme gerçekleştirilmeye çalışılmış ve çok önemli sonuçlar elde edilmiştir. Saptanan 35 önemli konu üzerinde yapılan çalışmaların ayrıntılarını burada sunmak mümkün değildir.

Bu toplantıların beşincisinde, devlet güvenlik mahkemesi cumhuriyet başsavcıları da dahil olmak üzere, 41 cumhuriyet başsavcısının imzalarıyla hazırlanan belgeden bir pasajı sunmak isterim: “Bugün, cezaevlerimizdeki uygulamalarımız iki yönde yoğunluk kazanmaktadır; bunlardan biri, cezaevlerinde güvenliği ve disiplini sağlamak, devletin etkinliğini gerçekleştirmek; ikincisi ise, insanî uygulamaları en üst düzeyde, cezaevlerimizin fiziksel yapılarının verebildiği imkânlar içerisinde, en iyi biçimde gerçekleştirmek doğrultusunda olmuştur. Bugün, ceza infaz kurumlarında huzur ve sükûnun hâkim olması için her türlü önlem alınmıştır.” 41 cumhuriyet başsavcımızın imzalamış olduğu belgeden bir pasaj bu.

İkinci önemli çalışmamız da şu olmuştur: Değerli arkadaşlarım, görülüyor ki, cezaevleri, köklü ve ciddî, kapsamlı bir dönüşüme tabi tutulmadıkça, bu sorunlar, az veya çok; ama, sürekli olarak yaşanacaktır. İşte, bu gerçekler karşısında, bu yapının, kökten ve kapsamlı bir biçimde dönüşümünün sağlanmasının zorunlu olduğuna inanarak, bu dönüşüm için yoğun bir çabayı başlattık. Bu yoğun çalışma sonucunda, diyebilirim ki, cumhuriyetin en kapsamlı ve köktenci cezaevi reform paketini hazırladık.

Müsaade ederseniz, bu konuda anahatlarıyla bilgi sunmak istiyorum: Bu paketle, ceza ve tutukevleri yönetimi ve yapılanması, infaz sistemine ilişkin çağdaş norm ve kurallar mevzuatımıza kazandırılarak, Avrupa cezaevleri minimum kuralları doğrultusunda, sağlıklı, güvenli, modern araç ve gereçlerle donatılmış bir eğitim ve ıslah kurumları haline getirilmeleri amaçlandı.

Burada 2 temel ilke benimsenmiştir:

1- Her koşul ve durumda cezaevi disiplini ve güvenliğinin sağlanması ve bununla ilgili gerekli tüm fizikî ve teknik yapının oluşturulması.