ĞÏࡱá > şÿ ë ì şÿÿÿ å æ ç è é ê ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÜ¥h cà e ›D |É ›A ¸ „ ¸ „ „¾ „¾ „¾ „¾ ²D êÁ êÁ êÁ êÁ êÁ êÁ ôÁ T êÁ •È a HÆ HÆ HÆ HÆ HÆ HÆ HÆ HÆ uÈ wÈ wÈ wÈ wÈ wÈ wÈ öÈ X NÉ . •È „¾ 2È #$ ¸ HÆ HÆ 2È 2È •È 2È „¾ „¾ HÆ HÆ 2È 2È 2È 2È „¾ HÆ „¾ HÆ uÈ €–8QÃɼ„¾ F Ê¿ „¾ „¾ „¾ „¾ HÆ ê uÈ 2È C 2È
DÖNEM : 20 CİLT : 31
YASAMA YILI : 2
II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Antalya Milletvekili Yusuf Öztop'un, Antalya'da meydana gelen orman yangınıyla ilgili gündemdışı konuşması ve Orman Bakanı Ersin Taranoğlu'nun cevabı
2. -Şırnak Milletvekili Bayar Ökten'in, Kuzey Irak'tan mazot getiren araçlardan elde edilecek gelirle oluşturulacak fona ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Salih Yıldırım'ın cevabı
3. -Tokat Milletvekili Hanefi Çelik'in, son günlerde Tokat'ta tırmanma gösterdiği iddia edilen terör olaylarıyla ilgili gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-Bolu Milletvekili Abbas İnceayan'ın, Çevre Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/216)
2. -Sakarya Milletvekili Ahmet Neidim'in, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/217)
3. -Erzurum Milletvekili Necati Güllülü'nün, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/218)
4.-İstanbul Milletvekili Refik Aras'ın, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/219)
5. -Kars Milletvekili Selahattin Beyribey'in, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/220)
6.-Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi'nin, İçişleri Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/221)
7.-Ordu Milletvekili Bahri Kibar'ın, İçişleri Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/222)
III.-ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1.-Uğur Mumcu Cinayetinin Açıklığa Kavuşturulması Konusundaki Meclis Araştırması Komisyonunun 344 sıra sayılı Raporunun görüşmelerinin 23.7.1997 Çarşamba günkü birleşimde yapılmasına ve bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
IV.-SEÇİMLER
A) BAŞKANLIKDİVANINDAAÇIKBULUNANÜYELİĞESEÇİM
1.-Başkanlık Divanında açık bulunan İdare Amirliğine seçim
B)KOMİSYONLARA ÜYE SEÇİMİ
1.-Plân ve Bütçe Komisyonuna üye seçimi
C) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1.-Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
2.-(10/162, 163, 164 ve 175) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
3. -(10/18, 27, 30, 68, 113, 170) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
V.-OYLAMASI YAPILACAK İŞLER
1.-Türkiye Cumhuriyeti ve Tacikistan Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın OnaylanmasınınUygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/506) (S. Sayısı :234)
VI. -GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A)GÖRÜŞMELER
1.-Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve 28 arkadaşının, Uğur Mumcu Cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve (10/86) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S. Sayısı :344)
VII.-SORULAR VE CEVAPLAR
A)YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.-Ankara Milletvekili Mehmet Sağdıç'ın;
- Polatlı -Gümüşyaka Köyünün enerji nakil hattına,
-Polatlı -Şeyhalli Köyünün elektrik trafosuna,
-Polatlı -İğciler Köyünün elektrik direği ihtiyacına,
-Polatlı -Karailyas Köyünde trenyolu kavşağındaki ışıklandırma sistemine,
-Polatlı -Ada Toprak Pınar Köyünün trafo ihtiyacına,
-Polatlı - Beylikköprü Köyünün elektrik trafosuna,
-Ankara -Evren İlçesinin, enerji nakil hatlarına,
İlişkin soruları ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer'in yazılı cevabı (7/2924, 2926, 2927, 2928, 2929, 2941, 2948)
2.-Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan'ın, Sultanbeyli'de bazı cadde ve sokak isimlerinin değiştirildiği iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu'nun yazılı cevabı (7/3011)
3.-Muğla Milletvekili Lâle Aytaman'ın, bazı termik santraller için Dünya Bankasından sağlanan krediye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer'in yazılı cevabı (7/3013)
4. -Denizli Milletvekili Hilmi Develi'nin, Yatağan,Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerine baca gazı filtrelerinin ne zaman takılacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer'in yazılı cevabı (7/3053)
5.-Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, İstanbul'da bazı Hazine arsalarının Zaman Gazetesine kiralandığı iddiasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Zekeriya Temizel'in yazılı cevabı (7/3095)
6.-Tekirdağ Milletvekili BayramFırat Dayanıklı'nın,
Tekirdağ -Çorlu'da gümrük müdürlüğü
kurulup kurulmayacağına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Rıfat Serdaroğlu'nun yazılı
cevabı (7/3110)
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açıldı.
Trabzon Milletvekili İsmail İlhan Sungur, Türkiye-Avrupa birliği ilişkilerinde son gelişmelere,
Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu, özelleştirme kapsamında bulunan Gemlik Sunî İpek Fabrikasının özelleştirilmesi sırasında dikkate alınması gereken hususlara,
Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya da, Türkiye'nin genel sorunları ve Karadeniz sahil yoluna,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Barış ve Özgürlük Bayramına katılmak üzere Kuzey Kıbrıs TürkCumhuriyetine gidecek olan:
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit'e, dönüşüne kadar, Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay'ın,
Devlet Bakanı Hasan Hüsamettin Özkan'a, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı M. İstemihan Talay'ın,
Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Rıfat Serdaroğlu'nun,
Devlet Bakanı A. Ahat Andican'a dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Metin Gürdere'nin,
Devlet Bakanı Mehmet Batallı'ya, dönüşüne kadar, Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir'in,
Dışişleri Bakanı İsmail Cem'e, dönüşüne kadar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan'ın,
Maliye Bakanı Zekeriya Temizel'e, dönüşüne kadar Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün,
Sanayi ve Ticaret Bakanı E. Yalım Erez'e, dönüşüne kadar, Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu'nun,
Turizm Bakanı İbrahim Gürdal'a, dönüşüne kadar, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer'in;
Türk Haftasına katılmak üzere Malta'ya gidecek olan Devlet Bakanı Işılay Saygın'a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı A. Ahat Andican'ın;
Batı Avrupa Birliği (BAB) Olağanüstü Bakanlar Konseyi Toplantısına katılmak üzere Belçika'ya gidecek olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'in,
Vekâlet etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ile,
Karadeniz Ekonomik ve İşbirliği Parlamenter Asamblesinde boş bulunan üyelik için, Doğru Yol Partisi Grubunca, Bilecik Milletvekili Şerif Çim'in,
Parlamentolararası Birlikte boş bulunan üyelik için, Anvatan Partisi Grubunca, Manisa Milletvekili Sümer Oral'ın;
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonunda boş bulunan üyelikler için :
Doğru Yol Partisi Grubunca, Şanlıurfa Milletvekili Necmettin Cevheri'nin,
Anavatan Partisi Grubunca,İstanbul Milletvekili Yusuf Namoğlu'nun,
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Teşkilâtında boş bulunan üyelik
için, Doğru Yol Partisi Grubunca, Sıvas Milletvekili
Tahsin Irmak'ın,
Aday gösterildiklerine ilişkin Başkanlık tezkereleri,
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
55 inci Hükümetinin güvenoyu alması nedeniyle, İçtüzüğün 24 üncü maddesi uyarınca, komisyonların, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimlerinin yenilenmesine ilişkin ANAP ve DSP Gruplarının müşterek önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; seçimleri yenilemek üzere, komisyonların toplantıya çağrılacağı Başkanlıkça açıklandı.
Konya Milletvekili Ahmet Alkan'ın, YüksekÖğretim Kurumu Personel Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/684) ile,
Ankara Milletvekili MehmetGölhan'ın, Şereflikoçhisar Adı ile Bir İl Kurulmasına dair Kanun Teklifinin (2/267),
İçtüzüğün 37 nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınmalarına ilişkin önergeleri, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
Gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ve Tacikistan Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/506) (S. Sayısı :234) tekrarlanan açık oylaması sonucunda, Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı anlaşıldığından,
23 Temmuz 1997 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 16.06'da son verildi.
Zeki Ergezen Fatih Atay
Bitlis Aydın
Kâtip Üye Kâtip Üye
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Cenabı Allah'tan, çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını temenni ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 125 inci Birleşimini açıyorum.
Sayın milletvekilleri, yoklama yapmayı düşünüyordum; ama, gördüm ki, Genel Kurul salonuna büyük bir aşkla, şevkle giriş var. Özellikle, tabiî...
AHMET TAN (İstanbul) - Muhalefet partileri...
BAŞKAN - Sayın Tan diyor, ben demiyorum efendim. Sayın Tan, Anamuhalefet Partisi fevkalade ilgi gösteriyor; onun için yoklamaya gerek yok diyorlar.
Gündeme geçmeden önce, gündemdışı söz talepleri var; üç değerli arkadaşıma söz vereceğim.
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Antalya Milletvekili Yusuf Öztop'un, Antalya'da meydana gelen orman yangınıyla ilgili gündemdışı konuşması ve Orman Bakanı Ersin Taranoğlu'nun cevabı
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna mensup Antalya Milletvekili Yusuf Öztop, Antalya'da meydana gelen orman yangınıyla ilgili olarak gündemdışı konuşacaklardır.
Başkanlığımız adına, bu yangında zarar gören çevre halkına ve milletimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden iki değerli kardeşimize Cenabı Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyor, sizin şahsınızda Antalyalılara geçmiş olsun diyorum.
Buyurun.
YUSUF ÖZTOP (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; iki gün önce Antalya'da meydana gelen, hepimizi üzen ve can kaybıyla sonuçlanan yangınla ilgili düşüncelerimi, dileklerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, yıllardan beri, ülkemizin çeşitli yerlerinde, ne yazık ki, yaygın biçimde, yangınlarla karşılaşıyoruz. Son olarak, 21 Temmuz günü Antalya'da büyük bir yangınla karşı karşıya kaldık.
Yangının özelliği şu: Yangın, üç ayrı noktadan aynı zamanda çıkıyor -bunu, hepimizi ciddiyetle düşündürmesi gereken ciddî bir olay olarak görüyorum- birinci nokta, Düzlerçamı Kayraklı Kulesi dibinden; hemen o yangını takiben -yine, bir başka bölgede- Aşağı Karaman civarındaki Köyümüzde; hemen kısa bir süre sonra da, Duraliler Köyü civarındaki bir noktadan başlıyor. Üç noktadaki yangın birleştiği zaman, korkunç bir yangın ortaya çıktı; Antalya, gerçekten çok zor anlar yaşadı.
Bu alanın kızılçam ağaçlarıyla kaplı olması nedeniyle ve saatte 80-90 kilometre hızla esen rüzgârın da etkisiyle, yangın, tüm çabalara rağmen, önlenemedi ve bu yangın sonucunda 700 hektar alan, ne yazık ki, kül oldu.
Bu bölgenin bir özelliği var. Bu bölge, Antalya'nın akciğeri konumundadır. Antalya, bu yangında yalnız orman yapısını kaybetmedi; bir ölçüde, Antalya'nın kalbi de yanmış oldu.
Üzüntüyle ifade edeyim ki, iki orman görevlisini de bu yangında kaybettik; büyük üzüntü duyuyoruz, büyük acı duyuyoruz. Orman Mühendisi Osman Çolpak ileTraktör Operatörü Mehmet Özcan'ı kaybettik. Kendileri görev şehidi oldular. Kendilerine Tanrı'dan rahmet diliyorum, yakınlarına, orman teşkilatına da başsağlığı diliyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu yangından Antalya'nın Aşağı Karaman Köyü, Nebiler Köyü, Doyran Köyü ve Duraliler Köyü büyük ölçüde zarar görmüştür; kimi vatandaşlarımız hayvanlarını kaybettiler, kimi vatandaşlarımız bahçelerini kaybettiler, kimi vatandaşlarımız seralarını kaybettiler, kimi vatandaşlarımız da evlerini kaybettiler; onlar, şu anda perişan durumdadırlar; takriben 300 dekar bahçenin yandığı da söylenmektedir.
Bu bakımdan, bizim, Hükümetimizden özel bir talebimiz, özel bir istirhamımız var. Öncelikle -bugün, memnuniyetle öğrendim ki hasar tespitine başlanmış- zaman kaybedilmeden hasar tespiti yapılmalı, zarar gören köylülerimizin, vatandaşlarımızın zararları karşılanmalıdır diye düşünüyorum.
Bir başka talebimiz, kredi borcu olan çiftçilerimizin kredi borçlarının ertelenmesi ve yeni kredi olanaklarının yaratılmasıdır; bunu özellikle bekliyoruz. Bu köylülerimiz arasında serası yananlar da var; özellikle, serada, ekim dikim işi ağustos ayı başında başlamaktadır. Şu anda, üreticinin de elinde ciddî miktarda parası, ciddî kaynağı yoktur; bir an önce, bu devlet yardımının, kredisinin sağlanarak, üretimin yeniden yapılabilir duruma getirilmesini Hükümetimizden bekliyoruz.
Yine, bu alan, biraz önce ifade ettiğim gibi, Antalya'nın akciğeri konumundadır. Hiç zaman kaybedilmeden, bu bölgenin yeniden ağaçlandırılması için gerekli çabanın, gayretin gösterilmesini de Hükümetten bekliyoruz.
Değerli arkadaşlarım, yangının olduğu gün Antalya'daydım. Yangının söndürülmesi girişimlerini, çabalarını yerinde gördüm; ama, her yangında olduğu gibi, yine, bir sorunumuz vardı, yeterli teknik donanım yoktu. Helikopterler, yangını söndürme konusunda çaba gösteriyorlardı; ama, helikopterlerin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
YUSUF ÖZTOP (Devamla) - ...taşıdığı suyun yeterli olmaması nedeniyle yeterince etkili olduklarını söyleyebilmek şansına ne yazık ki sahip değilim. Eğer, 5,5-6 ton su taşıyan uçaklarla bu yangını söndürme faaliyetine başlayabilmiş olsaydık, öyle tahmin ediyorum ki, yangın bu kadar büyümezdi ve bu kadar da büyük hasar meydana gelmezdi.
Şimdi, benim tekrar dileğim, istirhamım, artık, bu işe bir son vermek lazım, bu tür yangınların olmaması için gerekli tedbirlerin alınması lazım. Bu hassas olan bölgelerde, özellikle, Akdeniz, Ege ve Marmara Bölgelerinde yangın söndürebilecek, çok su taşıyabilen uçakların alınıp seferber edilmesi lazımdır. Her zaman yangın oluyor, yangın olduktan sonra üzüntülerimizi dile getiriyoruz “gerekenler yapılacaktır” diyoruz; ama, aradan zaman geçiyor, yeni bir büyük yangın oluncaya kadar her şeyi unutuyoruz.
Benim istirhamım, beklentim, geçmişte yaptığımız bu ihmali, hatayı tekrar etmeyelim. Bu yangının son olmasını diliyor, hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Öztop, teşekkür ediyorum.
Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Orman Bakanı Sayın Ersin Taranoğlu; buyurun efendim. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
ORMAN BAKANI ERSİN TARANOĞLU (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Antalya Milletvekili Sayın Yusuf Öztop arkadaşımın, Antalya'da cereyan eden orman yangınları üzerine yaptığı gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere huzurlarınıza geldim; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Antalya yangını konusuna girmeden önce, kamuoyunun ve Yüce Heyetin aydınlanması açısından, birtakım rakamlar vereceğim ve sözlerime devam edeceğim.
Mevsimin yaz olması ve yangınların artması nedeniyle, orman yangınları konusunda toplumda genel bir hassasiyet söz konusudur; ancak, rakamlar diğer Batı ülkeleriyle mukayese edilmediği için, cumhuriyet hükümetlerinin konuya yeteri kadar ağırlık vermediği şeklinde haksız bir kanaat söz konusudur.
Türkiye'nin orman varlığı 20 milyon hektar olup, yakın komşumuz Yunanistan'ın orman varlığı 6 milyon hektardır. Türkiye, 20 milyon hektar ormanına karşılık, yılda yaklaşık 10 bin hektarını yangınla kaybetmesine rağmen, 6 milyon hektar orman varlığına sahip Yunanistan'da yılda ortalama 60 bin hektar orman yanmaktadır; yani, Türkiye'nin üçte biri kadar orman varlığına sahip bir ülke, teknik ekipman olarak, uçak olarak bizden daha yüksek performansa sahip bir ülke, bizim 5 katımız üzerinde orman yakmaktadır.
NEVFEL ŞAHİN (Çanakkale) - Biraz daha yakalım o zaman!..
ORMAN BAKANI ERSİN TARANOĞLU (Devamla) - İtalya'yı, Kanada'yı, ABD'yi örnek aldığınız zaman, rakamlar çok yüksektir. Şimdi, bunu, şunun için söylüyorum: Birtakım matematiksel rakamlara sığınarak, biz az yakıyoruz demiyorum; ama, burada bir realite var; ABD, Kanada, Yunanistan gibi ülkelerin, teknik ekipmanları yeterli, 5 ton, 10 ton su taşıyan helikopter ve uçakları olduğu halde, neden onlarda daha fazla yanıyor da Türkiye'de daha az yanıyor? İşte, bu noktayı tespit ettiğimiz zaman, orman yangınları için mücadele eden orman yangın işçilerine, aslında orman kahramanı dememiz gerektiği fikrine varacağız; çünkü, bizim işçilerimiz, yangın çıktığı an, direkt müdahale etmekte, ateşle temas etmekte, bir an önce söndürmeye uğraşmaktadır. Hiçbir Batı ülkesinde, insanların bu kadar cansiparane çalışması mümkün değildir; hiçbir Batı ülkesinde de, bu konuda şehit olan ne işçiyi ne mühendisi görmek mümkün değildir. Dolayısıyla, kamuoyunun, orman yangınlarında mücadele eden Bakanlığımın bütün personelini birer orman kahramanı olarak görmesini rica ediyorum, bu hakkı teslim etmemiz gerekir.
Şimdi, gelelim Antalya meselesine. 21 Temmuz günü saat 13.00 sularında, Düzlerçamı mevkiinde malum yangın çıkmıştır. Yangına, teşkilatımız 20 dakika içerisinde müdahale etmiştir; Batı standartlarında bu rakam en fazla 30 dakikadır. Yangına, 100 jandarma, köylerden 600 vatandaşımız, 300 orman işçisi, 75 teknik eleman, bölge müdür yardımcısı, işletme müdürü, bölge şefi; 22 arozöz, 17 dozer, 6 helikopter ve 2 uçakla makul zamanda müdahale edilmiştir.
Ben, bu vesileyle, orman yangınında şehit olan bölge müdürlüğü görevi yapmış arkadaşıma, traktör operatörlüğü görevini yapan Antalyalı hemşerimize Allah'tan rahmet diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum.
Yangında 650 hektar civarında bir kayıp olmuştur; bunun yaklaşık 350 hektarı ağaçlandırma sahası, 300 hektarı da koru sahadır.
Biz, Bakanlık olarak, bu konuda basiretli davrandık, hazırlıksız yakalanmadık. Bundan on gün önce, Meteorolojinin bir hafta sonraki tahminlerini de dikkate alarak -çünkü “önümüzdeki hafta” tabiriyle Meteoroloji, sıcaklıkların 10 derece artacağını, rutubetin düşeceğini ifade etmişti- Bakanlığım, 20 Temmuz ile 10 Ağustos tarihleri arasındaki dönemi, bilhassa Muğla, Antalya, Mersin, İzmir, Adana'yı da içine alan bölgeyi, yangınla mücadelede olağanüstü hal olarak ilan etmiş, olağanüstü hal yönetimi uygulaması getirilmesini ifade etmiş; hatta görevliler teyakkuz haline geçirilmiş, 24 saat görev başında olmaları sağlanmıştır.
Değerli arkadaşlarım, Antalya yöresinde, aynı tarih itibariyle mukayese ettiğinizde, bir önceki yılın 21 Temmuzunda yüzde 40 olan nem oranı, 21 Temmuz 1997 tarihinde yüzde 15'e düşmüştür; sıcaklık geçen sene bu tarihte 35 derece iken, bugün 45 dereceye çıkmıştır; yani, hava sıcaklığında bir artış, rutubette süratli bir düşüş söz konusudur. Bu ortam, yangını davet eden bir ortamdır.
Benden önceki Bakan arkadaşım Sayın Halit Dağlı da, orman yangınlarıyla mücadele konusunda fevkalade gayretli olmuştur. Kendisi benim rakip bir partimden olmasına rağmen, ben, bu hakkı teslim etmek mecburiyetindeyim. Bu konuda okullar açılmıştır, eğitim kampları açılmıştır, gayet dinamik bir teşkilat ortaya çıkarılmıştır.
Uçak konusuna geldiğimiz zaman; Bakanlığa geldiğimin ikinci gününde, daha önceki Sayın Bakan zamanında da başlangıcı yapılan, Kanada firmasına ait, 5 ton su kapasiteli, amfibik, denizden, baraj göllerinden, göllerden, nehirlerden kendi kendine su ikmalini yapan, yaparken de kalkan ve yangın söndürme ameliyesini yapan uçaklar kiralanmıştır; ancak, kiralanan uçaklar Avustralya'da görev yaptığı için, ayın 16'sı itibariyle Türkiye'ye getirilmiştir; 25 bin kilometrelik bir yolu katettiklerinden bakım ameliyesi için şu anda işlemleri tamamlanmaktadır.
Biz, Antalya yangınına, İzmir'deki bu uçağımızı gönderirken, Denizli'de bir yangın çıkmıştır. Havadayken talimat verdirdik, Denizli yangınına müdahale ettirdik. Diğer uçağın bakımı bugün bitmekte ve en geç iki gün içerisinde -bir tanesi İzmir, bir tanesi de Antalya Havaalanında- 5 ton su kapasiteli iki uçağımız hazır olacaktır.
Kamuoyunda uçaklarla ilgili çıkan sözlerin hiçbirine itibar etmiyorum; nihayetinde, bunlar teknik ekipmanlardır, arızaları tabiî ki olacaktır.
Sözlerimin bu bölümünde Yusuf Öztop arkadaşımın temennilerine cevap vermek istiyorum. Yarın, Bakanlığımız ve Antalya milletvekillerimizle beraber yangın bölgesine ve köylere gideceğiz. Şu anda, köylerde hasar tespitleri yapılmaktadır; dün itibariyle başlanmıştır.
Buradan, Cumhuriyet Hükümetinin bir bakanı olarak ifade etmek istiyorum ki, evleri yanan bütün vatandaşlarımızın yaraları sarılacak, mağduriyetleri önlenecektir. Kredi borçları konusunda, zaten Hükümetimizin son Bakanlar Kurulu toplantısında afete maruz kalan köylerimizin çiftçi borçlarının ertelenmesi hakkında yetki talebi olmuştur; bu, gündemdedir. Dolayısıyla, hep beraber, yarın Antalya'ya gideceğiz; o köyleri gezeceğiz ve bu yaraların hepsini saracağız.
Ben, sözlerimin sonunda, yangın mücadelesinde işçilerimizi yalnız bırakmayan Silahlı Kuvvetler mensuplarına, Doyran, Yukarı Karaman, Aşağı Karaman, Duraliler ve Nebiler Köyleri halkına, gayretleri için, Meclis adına, bu kürsüden teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Orman Bakanı Sayın Taranoğlu, gündemdışı konuşmayı cevaplandırdı.
Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
2. -Şırnak Milletvekili Bayar Ökten'in, Kuzey Irak'tan mazot getiren araçlardan elde edilecek gelirle oluşturulacak fona ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Salih Yıldırım'ın cevabı
BAŞKAN - Gündemdışı söz talebinde bulunan Şırnak Milletvekili Sayın Bayar Ökten; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
Irak'tan yapılan mazot ticaretiyle ilgili olarak konuşacağınızı belirttiniz; münhasıran, mazot mu, yakıt mı bilemiyorum; buyurun, şimdi dinleyeceğiz.
BAYAR ÖKTEN (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kuzey Irak'tan mazot ticareti yapan araçlardan kesilecek paralardan oluşturulacak fonla ilgili olarak söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
Yeni kurulan her hükümetin öncelikli çalışmalarından birisi, yeni kaynaklar yaratmaktır. Bu kaynak bulma çalışmalarının ise, tutarlı, akılcı ve uygulanabilir olması gerekmektedir. Hükümetin bu yöndeki çalışmalarını merakla takip ederken, ilginç ve ilginç olduğu kadar da sorumsuz bir çalışmanın varlığını öğrendik. Devlet Bakanı Sayın Salih Yıldırım tarafından açıklanan bu kaynağı, kendi açıklamasından aynen okuyorum: “Akaryakıta yapılan yüzde 32'lik fiyat artışı, Kuzey Irak'tan gelen mazotu etkilemediği için, bu fiyat artışından doğan farkların oluşturacağı fonla kalkınmada öncelikli yörelerdeki yatırımlar finanse edilecektir.”
Değerli milletvekilleri, Habur Sınır Kapısı uzunca bir süre kapalı kalmıştır. Bu süre içerisinde, terör nedeniyle, birçok köyümüz boşalmış ve şehir merkezlerine yoğun bir göç yaşanmıştır. Merkezî ve yerel yönetimlerin tüm çabaları, göç eden vatandaşlarımızın ekonomik sorunlarını çözmeye yetmemiştir.
BAŞKAN - Sayın Ökten, bir dakikanızı rica edebilir miyim... Ben sürenizi durdurdum.
Sayın milletvekilleri... Sayın milletvekilleri... Efendim, aranızda milletvekili olmayan var mı?! Ben “sayın milletvekilleri” dedikçe, hâlâ konuşmaya devam eden arkadaşlarım var.
Sayın milletvekilleri, bakınız, gündemdışı konuşma, İçtüzüğün tanım ve tarifine göre, şu maksatla istenir: Acele, müstacel, çok önemli konuları Yüce Heyete bildirmek maksadıyla talep edilir ve Başkanlar da bu ölçüyü esas alarak gündemdışı konuşma imkânı verirler. Demek oluyor ki, gündemdışı konuşmalar, çok önemli konulardadır.
Rica ediyorum... Ben, uğultudan, sayın hatibi takip edemiyorum. Rica ediyorum...
Buyurun efendim, sürenizi başlatıyorum.
BAYAR ÖKTEN (Devamla) - Merkezî ve yerel yönetimlerin tüm çabaları, göç eden vatandaşlarımızın ekonomik sorunlarını çözmeye yetmemiştir. Habur Sınır Kapısı açıldıktan sonra, devlet denetiminde, Irak'tan getirilen mazot, bölgenin çökmüş olan ekonomisine az da olsa bir canlılık getirmiştir. Köyünü, mezrasını terör nedeniyle boşaltan halkımız, üç beş kişi bir araya gelerek yüksek fiyatlarla bir kamyon satın almış ve bununla mazot ticareti yapmaya başlamıştır. Tarım ve hayvancılığın bittiği yerde mazot, bu insanların umudu ve ekmek kapısı olmuştur.
Değerli milletvekilleri, bugün itibariyle mazot ticareti yapan kamyon sayısı 33 bindir; bunun, yaklaşık 12 bini Şırnak İlinden, kalan 21 bini ise, Mardin, Diyarbakır, Muş, Şanlıurfa, Adana, Gaziantep, Van, Siirt, Batman ve Osmaniye İllerindendir; aileleriyle düşündüğümüzde, yaklaşık olarak 1 milyon kişi bu işten ekmek yemektedir. Bir başka deyişle, mazot ticareti, Şırnak ve ilçelerinden daha çok, diğer illerimize gelir imkânı sağlamıştır. Açıklamada belirtildiği gibi, yüzde 32'lik zam, doğrudan mazot ticareti yapan araçlara kalmamaktadır. Sayın Bakan, biraz araştırma yapmış olsaydı, Kuzey Irak'ta, dinarın değer kazanmış olmasından dolayı mazot fiyatlarının her geçen gün arttığını görmüş olacaktı.
Değerli milletvekilleri, oluşturulacak bu fonun, kalkınmada öncelikli yörelerde kullanılacağı belirtilmektedir; yani, Şırnak, Mardin, Gaziantep, Diyarbakır ve yukarıda saydığım illerin elde ettiği bu gelirin büyük bir kısmı kalkınmada öncelikli diğer illere aktarılacaktır.
Fonda toplanması beklenen miktar 10 trilyondur. Hükümetin bölgede yarım kalmış kamu yatırımlarına en az 10 trilyon daha kaynak bulması gerekirken, bölge halkının cebine girecek üç beş kuruş paraya göz dikmiş olmasına anlam veremiyorum.
Bakınız, mazot ticareti, halkımızın bir gelir kapısı olmasının yanı sıra, birçok yatırıma da kaynak yaratmıştır. Bu Hükümetin görevden aldığı Şırnak eski Valisi Sayın Kâmil Acun tarafından 1995 yılında kurulan Şırnak İli ve İlçelerini Geliştirme Vakfı, 1997 Temmuz ayına kadar, mazot ticareti yapan araçlardan sağlanan gelirle bakınız neler yapmıştır:
Şırnak merkezde, 40 bin metrekare parke taşı döşemesi, 15 kilometre boru alımı, vakıf külliyesi, meslek yüksekokulu yapım ve donanımı, üniversite arsası alımı, 12 derslikli ilköğretim okulu, kilim atölyesi, arıcılık ve seracılığa katkı, sulama tesisleri yapımı, okullara, spor kulüplerine, askerî birliklere, yoksul ailelere giyim, gıda, kırtasiye türü yardımlar, havaalanı arsası alımı.
Güçlükonak'ta, cami, içmesuyu deposu, park, futbol sahası yapımı.
Beytüşşebap'ta, 12 derslikli ilköğretim okulu, 9 bin metrekare parke taşı döşemesi, mezra, kilim atölyesi, taşarası ilkokul ve lojman yapımı, el sanatları merkezi, 1 000 kovanlık arı dağıtımı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAYAR ÖKTEN (Devamla) - Efendim, çok önemli...
BAŞKAN - Buyurun efendim.
BAYAR ÖKTEN (Devamla) - Uludere'de, merkez ve Uzungeçit'e 8'er derslikli ilköğretim okulu; 12 bin metrekare parke taşı döşemesi.
Gülyazı, Seyhan, Andaç Köylerine, ilkokul ve sulama tesisleri; alabalık havuzları, arı kovanı dağıtımı ve futbol sahası.
İdil'e, park; cami; futbol sahası; 10 bin metrekare parke taşı döşemesi ve arı kovanı dağıtımı.
Silopi'ye, cami ve külliye; meslek yüksekokulu, ilköğretim okulu; park; sanayi sitesi; parke taşı, kilim atölyesi; seracılık; futbol sahası yapımı; makine ve araç alımı.
Verimli ve Görümlü Beldelerinin yollarının asfaltlanması; Kavaközü içmesuyu yapımı.
Cizre'ye, türbe, cami, külliye yapımı; Katran Çiftliği, Şabani alabalık havuzları; yüksekokul binası yapımı, 22 derslikli 2 ilköğretim okulu yapımı; tuğla fabrikası ve selektör binası yapımı, parke döşemesi; makine alımı; tüm kaymakamlara jeep alımı gibi birçok hizmet, mazot ticaretinden sağlanan gelirle yapılmıştır.
Bu vesileyle, ŞIRGEV Vakfını kuran ve tüm bu hizmetleri sunan eski Valimiz Sayın Kâmil Acun'a, Şırnaklılar adına bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kaynakların kullanımının yerel yönetimlerde olduğu takdirde, nasıl etkin ve verimli kullanıldığını görmek için Şırnak örneğine bakmamız yeterlidir.
Mazot ticaretinin, bölgeye getirdiği ekonomik canlılığın yanı sıra, finanse ettiği yatırımları, acaba, Sayın Bakanın düşündüğü yöntemle yapmak mümkün olacak mıdır? Yoksa, böyle bir fonun oluşturulması, ANAP'lı belediyelere kaynak sağlamak için kullanılması düşünülen bir yöntem midir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAYAR ÖKTEN (Devamla) - Hükümet, bir çırpıda tekelci sermayeye 450 trilyon kaynak aktardığını övünerek açıklarken, bir bakanı aracılığıyla, bölgemizde yoksulluk çeken halkımızın cebine girecek üç kuruş paraya göz koymasına en güzel cevabı bölge halkımız verecektir.
Habur Kapısı, Deli Dumrul köprüsü değildir. Her aklına esen, kaynak yaratacağım diyerek, insanlarımızın üç kuruş parasına ortak olamaz.
Sayın Bakanın, akaryakıta, telefona, çaya ve şekere acımasızca yaptıkları zamlardan dolayı, geçim sıkıntısının en fazla yaşandığı bölgemizdeki insanlardan özür dilemesi gerekirken, ceplerindeki üç beş kuruşa dahi göz dikmesini şiddetle kınıyorum.
Bu sorumsuz ve gerçeklerden uzak projenin, halkımız tarafından son derece büyük bir tepkiyle karşılandığının bilinmesini ve yaratacağı sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle bu projeden vazgeçilmesini diliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Ökten, teşekkür ediyorum efendim.
Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Devlet Bakanı Sayın Mehmet Salih Yıldırım; buyurun efendim.
DEVLET BAKANI MEHMET SALİH YILDIRIM (Şırnak) - Şırnak Milletvekili Sayın Bayar Ökten'in, Habur Gümrük Kapısından getirilen mazot konusuyla alakalı gündemdışı konuşmasını cevaplamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Yüce Heyete sunulan bilgiler için kullanılan bu kürsünün herkes için açık olması gayet doğaldır. Buradaki tüm parlamenterler gibi değerli milletvekilinin de yöre sorunlarını Yüce Heyete takdim etmesinden daha doğal bir şey olamaz. Ancak, sayın parlamenterin bazı konularda duyum aldığı doğru; ama, aktardığı bilgiler yanlış, eksik ve hatalı.
BAYAR ÖKTEN (Şırnak) - Gazete...
DEVLET BAKANI MEHMET SALİH YILDIRIM (Devamla) - Dinlemesini öğrenin lütfen.
Şimdi, konuyla alakalı bilgi aktaracağım...
BAYAR ÖKTEN (Şırnak) - Burada gazete var; gazeteden okudum.
DEVLET BAKANI MEHMET SALİH YILDIRIM (Devamla) - Müsaade eder misiniz sayın milletvekili; dinlemesini öğrenin.
BAŞKAN - Sayın Bakan, siz buyurun efendim.
DEVLET BAKANI MEHMET SALİH YILDIRIM (Devamla) - Yeni Hükümetimizin, 55 inci Hükümetimizin, rutin hizmetlerin yürütülmesi yanında, gelecekteki projeler için yeni kaynak arayışı içerisinde olduğu doğrudur; yeni Hükümetin, öncelikle üstünde durduğu konulardan bir tanesi olan az gelişmiş yörelerin, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun, sosyoekonomik sorunlarına çözüm getirecek kaynak bulma istemi de doğrudur; ancak, 55 inci Hükümetin, Habur Gümrük Kapısından giren mazottan Akaryakıt Tüketim Vergisi alınmasına ilişkin tasarım aşamasındaki bir çalışmasının, hükme bağlanmış veyahut da tasarıya dönüştürülmüş olduğu iddiası yanlıştır. Benim, bu konuya, bu Akaryakıt Tüketim Vergisinin gerçekleşmesi bazında değil, Akaryakıt Tüketim Vergisinin yöre esnafının önemli sıkıntılarına neden olacağı, bunun sakıncalar doğuracağı nedeniyle kararnamenin geri çekilmesi konusunda katkılarımın olduğu doğru. Bu bakımdan, sayın milletvekilinin beyanları eksik ve hatalıdır. Ben, bu vesileyle, bu konudaki bazı düşüncelerimi de aktarmak istiyorum.
Burada aktarılan tüm bilgilerin doğru olanlarına sahip çıkmak yükümlülüğümüz, onları yaşama geçirmek yükümlülüğümüz; ancak, doğruların çok iyi irdelenmesi gerektiğini duyurmak da, yine, benim yükümlülüğüm.
Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, 1990 yılı ağustos ayında Irak'ın Kuveyt'i işgaliyle başlayan, Birleşmiş Milletler tarafından Irak'a ambargo uygulanması sonucu Körfez Krizinin oluşturduğu sıkıntılar, en ağır boyutuyla ülkemizde yaşandı; başta Silopi ve Cizre olmak üzere, yöredeki tüm halk, büyük ölçüde, ekonomik ve sosyal sıkıntıya girdi, halkın büyük bir kısmı göçe maruz kaldı. 1990 yılındaki bu sıkıntının 1992 yılına kadar sürmesi üzerine, akaryakıtın ülkeye girişine olanak sağlayacak ve bundan mümkün mertebe şoför esnafının, akaryakıt taşıyıcısının zarar görmemesini sağlayacak tasarımlar gündeme geldi. Hepinizin bildiği gibi, 1615 sayılı Gümrük Kanununun 12 nci maddesinde yer alan “motorlu vasıtaların mutat depolarındaki akaryakıt ve madenî yağlardan vergi alınmaz” şeklindeki hükme işlerlik kazandırıldı ve yine bu hükme ilaveten, 1996 yılında alınan bir kararla, normalde başka gümrük kapılarından alınan yüzde 15'lik Katma Değer Vergisinin buradan giren akaryakıtlardan alınmaması da gündeme geldi.
Şimdi, temel sorun şu: Yörede ekonomik ve sosyal açıdan büyük sıkıntıların yaşandığı, terör açısından yörenin hassas olduğu hepinizin bilgisi dahilinde. Bu bakımdan, ekonomi açısından çok önemli katkı sağlayacak bu girdiyi ortadan kaldırmayı hiç kimse aklının köşesinden geçirmemelidir; hele, benim gibi yöredeki sıkıntıları yaşayan bir parlamenterin bunu düşünmesi, olası bile olamaz.
BAYAR ÖKTEN (Şırnak) - Kaç kere yöreye geldin?
DEVLET BAKANI MEHMET SALİH YILDIRIM (Devamla) - Kuzey Irak' tan ülkemize giren mazotun litresi 2,9 Dinardır. 1 Dinar, 5 bin Türk Lirasına tekabül etmektedir. Kamyonlar, Kuzey Irak'ta, 4 ton için 69 milyon 600 bin lira para ödemektedirler; 8 tonluk TIR'ların ödedikleri para ise, 139 milyon 200 bin Türk Lirasıdır. Eğer, tasarım halinde olan, gerçekten az gelişmiş yörelerde kalkınma için kullanılması düşünülen fona girdisi yapılacak olan para için Akaryakıt Tüketim Vergisi uygulanmış olsaydı, kamyonlar için 69 milyon, TIR'lar içinse 130 milyon bir ek yük binecekti.
Buna ilaveten söylemek istediğim bir rakam da, Katma Değer Vergisi alınması zorunluluğu olacak. Bundan da, kamyonlar için 23 milyon, TIR'lar için 47 milyon gibi bir ek yük ilave olacak ve böylece, vatandaşa, 4 tonluk kamyon 158 milyon liraya, 8 tonluk kamyon ise 317 milyon liraya mal olacaktı. 4 tonluk kamyonun vatandaşa getirisi 230 milyon Türk Lirasıdır, 8 tonluk TIR'ın vatandaşa getirisi ise 460 milyon Türk Lirasıdır.
Geçmiş değerlendirmeleri göz önüne alırsanız, Kuzey Irak'ta, zamanlı zamansız, yasal olan ve olmayan yöntemlerle vatandaştan alınan paraları da hesaba katarsanız, 4 tonluk kamyonda vatandaşa kalan para takriben 50 milyon, 8 tonluk kamyonda ise 100 milyon Türk Lirası olacaktır. Bu para için hiçbir vatandaşımız Kuzey Irak'tan mazot getirmeyi riske etmez. Kuzey Irak'tan getirilen mazotun, sadece vatandaşa değil, tüm ülkeye yararı olduğu konusunda hepinizin bilgisinin olmasını istiyorum.
Bu bakımdan, Akaryakıt Tüketim Vergisinin, bu koşullarda, Habur'dan girecek mazotta uygulanması söz konusu değildir. Değildir; şunun için değildir: Biz, başlangıçta, akaryakıta yüzde 32'lik zam yaptığımız zaman, Kuzey Irak'tan ülkeye girecek her ton mazotun, vatandaşa, ekstradan 15 milyon lira gelir getirmesi gerekiyordu. Ancak, Kuzey Irak'tan getirdiğimiz mazotun, normal fiyattan, piyasa fiyatı üzerinden satılmadığını biliyorsunuz. Bunun piyasada satış fiyatı, maksimum 48 bin liradır. Bu bakımdan, bunu normal şartlardaki akaryakıt gibi değerlendirip bir fon oluşturmayı düşünen Hükümet mensubu arkadaşlarımıza, bu açıklamalardan sonra, kararlarını tekrar düşünmeleri gerektiğini söyledik ve de kararname, şimdilik çekilmiş bulunmaktadır.
Bu bakımdan, değerli milletvekilinin söylediği gibi, böyle bir tasarı benim tarafımdan Hükümete taşınmamıştır. Değerli milletvekilinin söylediği gibi, ne tasarı kanunlaşmış ne de bu aşamaya gelmiştir. Değerli milletvekilinin söylediği gibi, böyle bir şey, Şırnak halkının veyahut da gelişmekte olan yöredeki insanlarımızın aleyhine kullanılabilecek bir tasarım söz konusu olmaz; hele hele, 55 inci Hükümette hiç olmaz.
BAYAR ÖKTEN (Şırnak) - İnşallah... İnşallah...
DEVLET BAKANI MEHMET SALİH YILDIRIM (Devamla) - Şunu belirtmek istiyorum: Değerli milletvekilinin, yöredeki bir idareciyle alakalı aktarımları oldu. İyi şeyler yapmak, idarecilerin yükümlülükleridir, görevleridir. Bunları, farklı parametreler olarak yansıtmaya gerek yoktur. Kişisel sorunlara girmeyi bu kürsüye yakıştırmadığım için, bu konuyu geçiyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP ve DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.
Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.
3. -Tokat Milletvekili Hanefi Çelik'in, son günlerde Tokat'ta tırmanma gösterdiği iddia edilen terör olaylarıyla ilgili gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı
BAŞKAN - Üçüncü sırada, Tokat Milletvekili Sayın Hanefi Çelik; buyurun. (BBP ve RP sıralarından alkışlar)
HANEFİ ÇELİK (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son günlerde Tokat'ta tırmanma gösteren terör olaylarıyla ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan önce, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Tokat İlimiz, coğrafî olarak, Anadolu'nun ortasında sayabileceğimiz bir bölgededir; yapısı, gayet mütevazı, anane ve törelerine bağlı insanlardan müteşekkildir. Tokat halkı, Türk insanının tarih boyunca sahip olduğu karakteristiğe uygun olarak, devletine karşı, kanunlara karşı her zaman saygılı olmuştur;
Tokat'ta, bugüne kadar, 1970'li yıllarda bütün ülkemizi saran terör olaylarını saymayacak olursak, devlete karşı, ciddî olarak, herhangi bir olay vuku bulmamıştır; ama, son günlerde tırmanma gösteren terör olaylarını ciddî bir kaygıyla izlemekteyiz. Özellikle THKP-C ve PKK işbirliğiyle, önce, Tokatımızdaki bir un fabrikası basılmış, TEDAŞ müdürü, TEDAŞ'ta görevli bir müfettiş ve fabrika sahibi dağa kaçırılarak katledilmiş; arkasından, bu olayların failleri aranırken, 1 uzman çavuşumuz şehit olmuş, 1 askerimiz ile 1 polisimiz de yaralanmıştır.
Daha geçen hafta, yine Tokatımızın merkezinde, biri Hükümet Konağının yanına olmak üzere, 2 tane bomba konulmuş; Hükümet Konağına konulan bomba patlamış, Emniyet Sarayının yakınına konulan bomba ise imha edilmiştir. Bu patlamada, Allah'a şükür, can kaybı olmamış; fakat, büyük maddî zararlar meydana gelmiştir. Bu maddî zararların anında karşılanması noktasında hassasiyet gösteren Tokat Valiliğine çok teşekkür ediyorum; çünkü, vatandaşlarımızın bu terörle ilgili olarak görmüş oldukları zarar ziyanın anında karşılanması, vatandaşın devlete olan saygınlığını tazelemektedir.
Yine, geçen hafta, Tokat İli ile Turhal İlçesi arasında, 20 nci kilometrede teröristlerin yol kesmesi neticesinde, 17 tane araç durdurularak soyulmuştur. Bugün, Tokat'ın, merkez köyleri dahil olmak şartıyla, birçok köyü -erzak toplamak gayesiyle veyahut da başka taleplerini karşılamak gayesiyle-teröristler tarafından tehdit altındadır ve bu köylere teröristlerin sık sık inip köylüleri tehdit ettiği bilinmektedir.
Operasyonlar neticesinde Tokat'ta ortaya çıkarılan barınakların gerek giriş-çıkış yerlerinin gayet düzenli bir şekilde yapılmış olması ve gerekse bu barınakların yapılış şekli itibariyle çok düzenli olması, bu teröristlerin yeni gelmediklerini, daha önce de burada kaldıklarını ve uzun süre bu bölgede kalmayı planladıklarını göstermektedir. Konunun uzmanları tarafından, özellikle, geçen yıllar Sıvas'ta olan terör olaylarına karışan kişilerin, bölgenin coğrafî durumu -özellikle ormanlık olması- nedeniyle Sıvas'ta yaptıkları eylemlerden sonra Tokat'a kaçarak burada barındıkları ve Tokat'ı bir barınma yeri, bir üs olarak kullandıkları belirtilmektedir.
Şu anda, Tokat'ın kırsal bölgesinde çok sayıda terörist bulunmaktadır. Özellikle, büyük şehirlerdeki olaylarda yakalanan teröristlerin büyük bir kısmının Tokat'ta eğitildiği ve bir kısmının da Tokatlı olduğu göz önünde bulundurulacak olursa, teröristlerin, Tokat için özel önemi haiz bir tehlike oluşturdukları ortaya çıkmaktadır.
Değerli milletvekilleri, Tokat gibi Anadolu'nun ortası sayılabilecek bir bölgede bu terörün çıkmasının asıl nedeni, bildiğiniz gibi, 12 Eylül 1980 harekâtından sonra da istihbarat birimlerinin açıkladıkları gibi, teröristlerin, Ordu-İskenderun hattını kendilerine pilot bölge olarak seçmelerinin bir sonucudur; özellikle, ülkemizin güneydoğusunda ve doğusunda bulunan terör olaylarına, oradaki yandaşlarına destek vermek, Ordu-Hatay hattını Tokat, Sıvas üzerinden bir zincir şeklinde bölüp doğudaki terörü daha fazla rahatlatmak amacıyla bu bölgeyi seçmişlerdir. Bugün de oynanan oyun, 12 Eylülde yarım bıraktıkları olayın tamamlanmasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Çelik.
HANEFİ ÇELİK (Devamla) - Tokat'ta artan bu terör olaylarının, Tokat halkının sosyal ve iktisadî yapısına da büyük darbeler vurduğu bilinmektedir. Bölge halkının özellikle tarım ve hayvancılıkla geçindiğini bildiğimize göre, kırsal bölgedeki teröre karşı yapılan mücadelede etkisiz kalınması, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin tamamen durmasına sebep olmaktadır.
Güvenlik kuvvetlerinin terörle mücadelede başarılı olamamasına iyi teşhis koymak durumundayız. Bunun birinci şartı, ilkönce, son günlerde gündeme gelen, özellikle, polis ile asker arasındaki kırgınlığın ortadan kaldırılmasını, jandarmanın yapmış olduğu operasyonlara özel harekâtın da bilfiil katılmasını sağlamaktır. Maalesef, bugün Tokatımızda yapılan uygulamada, jandarma ile polis arasında istihbarî bilgi gitmemekte, operasyonlar ise tek taraflı yapılmaktadır. Bunun bir an önce giderilmesi gerekmektedir. Sayın İçişleri Bakanımızın bu konuda hassasiyet göstereceğine inanıyorum.
Yine, Tokatımızın uysal insanlarının yapısı gereği, bugüne kadar, Tokat Emniyet Teşkilatı, devamlı olarak ihtiyaç duyulan norm kadronun altında çalışmıştır. Bugün, terörün tırmanması nedeniyle, emniyete yeni bir takviye gerekmektedir ve normal ihtiyacın üzerinde emniyet gücünün gönderilmesi şarttır. Aynı şekilde, bu emniyet teşkilatının, hareket edebilmesi için, araç, gereç ve tesisler yönünden de kuvvetlendirilmesi gerekmektedir.
Ülkemizde, Marksist eksenli bu terör olayları, fırsat buldukları, bizim kültür zenginliği diyebileceğimiz her türlü nüansı değerlendirmektedir. Doğuda insanlarımızı Türk, Kürt diye ayıranlar, bu bölgede de Alevî, Sünnî diye ayırarak, bu olayı kışkırtmak istemektedirler. Oysaki, bu memlekette yaşayan insanlar, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Alevîsi, Sünnîsi, bu memleketi beraber kurtarmışlar, bağımsızlığımızı beraber yaşamışlar ve ilelebet de beraber yaşamaya kararlıdırlar. Bu memlekette kimsenin insanlarımızı Alevî, Sünnî diye, Laz, Kürt, Çerkez diye ayırmaya hakkı yoktur. Anadolu toprakları üzerinde yeni kurulacak bir medeniyetin temellerini de beraber atacağız.
Değerli milletvekilleri, Tokatlı vatandaşlarımız, 1970'li yıllarda kurulmak istenen bu terör zincirini Tokat'ta kırmışlar ve teröre prim vermemişlerdir; bugün de, yine teröre prim vermemeye, teröre pes etmemeye kararlıdırlar. Fakat, Tokat halkı, göstermiş olduğu bu dirençte devleti de bütün gücüyle yanında bulmak istemektedir; bu da en tabiî hakkıdır.
Şahsım ve Büyük Birlik Partisi adına, Tokat bölgesinde olduğu kadar bütün yurtta, barışın, huzurun ve hoşgörünün hâkim olmasının, insanlarımızın bir arada, kardeşçe yaşamasının temin edilmesi noktasındaki hassasiyetimi dile getiriyor, Yüce Meclise saygılarımızı sunuyorum. (BBP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Çelik, teşekkür ediyorum.
Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, İçişleri Bakanı Sayın Başesgioğlu; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tokat Milletvekilimiz Sayın Hanefi Çelik'in, Tokat İlinde meydana gelen terör olaylarına ilişkin gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere huzurunuza çıkmış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Sayın Çelik, Tokat, Giresun ve Ordu İllerimizde görülen terör olaylarına ilişkin Yüce Parlamentoya bilgi sunma imkânını bize bağışladığı için, kendisine gerçekten teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, Tokat İlimizde, 1990 yılından bu yana yasadışı örgütler tarafından gerçekleştirilen toplam 21 olayda 3 vatandaşımız (2 köy muhtarı, 1 kasaba belediye başkanı) ile 3 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, ayrıca, 2 vatandaşımız da yaralanmıştır. Bu olaylarda, toplam 10 terörist, ölü olarak, silahlarıyla birlikte ele geçirilmiştir.
Aynı dönem içerisinde, PKK tarafından, ilki 26 Mayıs 1997 tarihinde olmak üzere, toplam 3 eylem gerçekleştirilmiştir. Bunlardan ilki, 26 Mayıs 1997 tarihinde, Tokat Kurtuluş Un Fabrikası sahibi Mustafa Çivi ile arkadaşları Naci Özen ve Ahmet Duygun'un kaçırılarak öldürülmesi eylemidir; bir diğeri, 7 Haziran 1997 tarihinde Tokat Niksar İlçesi Gökçeoluk Köyü yakınlarında bulunan Telekoma ait radyolink istasyonunun yakılarak, bekçilere ait uzun namlulu silahların gasp edilmesi eylemidir. Yine, 15 ve16 Temmuz günlerinde, bu yasadışı örgüt tarafından, Tokat İlimizde, çeşitli eylemler gerçekleştirilmiştir.
Değerli milletvekilleri, Sayın Çelik'in de belirttiği gibi, bölücü terör örgütü, Tokat, Giresun ve Ordu İllerimize yönelik faaliyetlerini artırarak, stratejisini kuzeye ulaşma noktasına çekmiştir -bugüne kadar, güvenlik güçlerimiz, bu konuda yoğun bir gayret içerisindedirler- özellikle bölgedeki mezhep farklılıklarını istismar ederek, kendisine bir taban oluşturmaya çalışmaktadır. Maalesef, az da olsa, bu konuda kandırılan, bölücü terör örgütlerine yardım ve yataklık eden vatandaşlarımız tespit edilmiş ve yargıya intikal ettirilerek, haklarında tutuklama kararı verilmiştir.
Hükümetimiz, işbaşına gelir gelmez, özellikle bu üç ilimizde cereyan eden olaylara büyük bir duyarlılıkla yaklaşmış; bölgede eksik görülen, valilerimizin talebi olarak Bakanlığımıza bildirilen, başta personel ve zırhlı araç gereç olmak üzere, diğer araç takviyesi yoluna gitmiştir.
Yine, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ilgili birimleri, bu konuda personel takviyesi de yaparak, bölgede alınabilecek tüm önlemleri almışlardır.
Cumartesi günü, Emniyet Genel Müdürümüz, bir heyetle Giresun İlimize giderek, alınmış bulunan bu güvenlik tedbirlerini yerinde denetleyecektir.
Bugün, Tokat İlinde yapılan operasyonlarda, bölücü terör örgütü mensubu 2 kişi canlı olarak ele geçirilmiştir ve güvenlik güçlerimizin bu konudaki operasyonları devam etmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu bölgede görev yapan güvenlik güçlerimiz, konunun hassasiyetini bilerek, gece gündüz demeden çok yoğun bir şekilde çalışmaktadırlar. Hükümetimiz ve devletimiz de, güvenlik güçlerimizin tüm isteklerini anında karşılamak için, üstün bir gayret içerisindedir.
Ben, bölgedeki vatandaşlarımızın rahat ve emin olmasını diliyorum; almış olduğumuz bu yoğun güvenlik tedbirlerinin kısa zamanda netice vereceğini umuyorum. Oradaki vatandaşlarımız, bu konuda hassastırlar; kendilerinin, her zaman olduğu gibi, devletimize, güvenlik güçlerimize yardımcı olmalarını, yardıma devam etmelerini istiyorum. Umarım, ülkemizin aziz yöresinde, Giresun, Ordu ve Tokat İllerimizde, bu bölücü terör eşkıyası en kısa zamanda temizlenecek ve bölge, eski sulhuna, sükûnuna kavuşacaktır.
Bu vesileyle, terör olaylarında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza, güvenlik güçlerimize Allah'tan rahmet, geride kalanlara başsağlığı diliyor; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.
Gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.
Sayın milletvekilleri, önergeler ve tezkereler vardır; ayrı ayrı okutup Yüce Heyetin bilgilerine arz edeceğim.
İstifa önergeleri vardır; okutuyorum:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-Bolu Milletvekili Abbas İnceayan'ın, Çevre Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/216)
Başka bir komisyonda görev aldığımdan, üyesi bulunduğum Çevre Komisyonundaki görevimden çekilmek istiyorum.
Gereğini müsaadelerinize arz ederim.
Saygılarımla.
Abbas İnceayan
Bolu
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer önergeyi okutuyorum:
2. -Sakarya Milletvekili Ahmet Neidim'in, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/217)
Başka bir komisyonda görev alacağımdan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden çekiliyorum.
Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim. 8.7.1997
Saygılarımla.
Ahmet Neidim
Sakarya
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer önergeyi okutuyorum:
3. -Erzurum Milletvekili Necati Güllülü'nün, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/218)
Başka bir komisyonda görev aldığımdan, üyesi bulunduğum Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonundaki görevimden çekilmek istiyorum.
Gereğine müsaadelerinizi arz ederim.
Saygılarımla.
Necati Güllülü
Erzurum
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer önergeyi okutuyorum:
4.-İstanbul Milletvekili Refik Aras'ın, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/219)
Başka bir komisyonda görev aldığımdan, üyesi bulunduğum Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonundaki görevimden çekilmek istiyorum.
Gereğini müsaadelerinize arz ederim.
Saygılarımla.
Refik Aras
İstanbul
BAŞKAN - Bilgilerinize arz olunur.
Diğer önergeyi okutuyorum:
5. -Kars Milletvekili Selahattin Beyribey'in, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/220)
Başka bir komisyonda görev aldığımdan, üyesi bulunduğum Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonundaki görevimden çekilmek istiyorum.
Gereğine müsaadelerinizi arz ederim.
Saygılarımla.
Selahattin Beyribey
Kars
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer önergeyi okutuyorum:
6.-Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi'nin, İçişleri Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/221)
Başka bir komisyonda görev aldığımdan, üyesi bulunduğum İçişleri Komisyonundaki görevimden çekilmek istiyorum.
Gereğine müsaadelerinizi arz ederim.
Saygılarımla.
Süleyman Çelebi
Mardin
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer önergeyi okutuyorum:
7.-Ordu Milletvekili Bahri Kibar'ın, İçişleri Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/222)
Başka bir komisyonda görev aldığımdan, üyesi bulunduğum İçişleri Komisyonundaki görevimden çekilmek istiyorum.
Gereğine müsaadelerinizi arz ederim.
Saygılarımla.
Bahri Kibar
Ordu
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup üzerinde işlem yapacağım, sonunda da oylayacağım:
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1.-Uğur Mumcu Cinayetinin Açıklığa Kavuşturulması Konusundaki Meclis Araştırması Komisyonunun 344 sıra sayılı Raporunun görüşmelerinin 23.7.1997 Çarşamba günkü birleşimde yapılmasına ve bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
No : 79 Tarihi : 23.7.1997
Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında bulunan Uğur Mumcu Cinayetinin Açıklığa Kavuşturulması Konusundaki Meclis Araştırması Komisyonunun 344 sıra sayılı Raporunun görüşmelerinin 22.7.1997 Salı günkü birleşimde yapılması mümkün olamamıştır. İçtüzüğün 103 üncü maddesine göre görüşme süresi sona ermiş bulunan, ancak, İçtüzüğün 49 uncu maddesine göre bugün görüşüleceği bildirilmeyen söz konusu raporun görüşmelerinin 23.7.1997 Çarşamba günkü Birleşimde yapılmasının ve bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesinin Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Hasan Korkmazcan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Vekili
Temel Karamollaoğlu Metin Öney
RP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili
Mehmet Gözlükaya Metin Şahin
DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Temsilcisi
BAŞKAN - Danışma Kurulu Önerisi üzerinde söz talebi?.. Yok.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında, Uğur Mumcu Cinayetinin Açıklığa Kavuşturulması Konusundaki Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerinde genel görüşmeye başlayacağız. Ancak...
İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) - Seçimler var.
BAŞKAN - Efendim, ben öneriyi oyladım.
İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) - Plan ve Bütçe Komisyonu seçimleri açısından...
BAŞKAN- Ancak, gündemin “Seçim” kısmında, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelikleri ve diğer komisyonlarda açık bulunan bazı üyelikler için seçimler var. “Oylaması yapılacak işler” kısmında ise, Türkiye Cumhuriyeti ve Tacikistan Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı yer almaktadır. Genel Kurulun uygun görmesi halinde, bu seçimleri ve tasarının açık oylamasını, özel gündemdeki raporun görüşülmesine geçmeden yapmamız mümkündür.
Bu nedenle, seçimlerin, özel gündemdeki raporun görüşülmesine geçmeden yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Şimdi, tasarının açık oylamasının, özel gündemdeki raporun görüşülmesine geçmeden yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.
A) BAŞKANLIKDİVANINDAAÇIKBULUNANÜYELİĞESEÇİM
1.-Başkanlık Divanında açık bulunan İdare Amirliğine seçim
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanında boş bulunan ve Demokratik Sol Parti Grubuna düşen bir idare amirliği için, İzmir Milletvekili Sayın Hakan Tartan aday gösterilmiştir.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Yeni Divan Üyemiz Sayın Tartan'ı önce biz kutluyoruz.
B)KOMİSYONLARA ÜYE SEÇİMİ
1.-Plan ve Bütçe Komisyonuna üye seçimi
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Anayasanın 162 nci maddesi uyarınca, Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliklerinin iktidar gruplarına uygun hale getirilmesini teminen, bu Komisyonun üye seçimlerinin yenileneceği Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan siyasî partilere yazılı olarak iletilerek adaylarını bildirmeleri istenmiş ve siyasî parti gruplarının aday bildirme işlemi tamamlanmıştır.
Şimdi, İçtüzüğün 21 inci maddesine göre, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelikleri için siyasî parti gruplarınca gösterilen adayların listesini okutup, oylarınıza sunacağım:
Adı Soyadı Seçim Çevresi
RP (7)
İ. Ertan Yülek Adana
Sait Açba Afyon
Fethi Acar Kastamonu
Nurettin Kaldırımcı Kayseri
Mustafa Ünaldı Konya
Cevat Ayhan Sakarya
Abdüllatif Şener Sıvas
ANAP (17)
Mustafa Küpeli Adana
Zeki Çakan Bartın
Ataullah Hamidi Batman
Abbas İnceayan Bolu
Necati Güllülü Erzurum
Hüseyin Yayla Hatay
Şamil Ayrım Iğdır
Ali Er İçel
Refik Aras İstanbul
Esat Bütün Kahramanmaraş
Yusuf Selahattin Beyribey Kars
Miraç Akdoğan Malatya
Süleyman Çelebi Mardin
Mustafa Bahri Kibar Ordu
Ahmet Neidim Sakarya
Biltekin Özdemir Samsun
Yıldırım Aktürk Uşak
DYP (4)
Saffet Kaya Ardahan
Mustafa Çiloğlu Burdur
Mehmet Ali Yavuz Konya
Ertuğrul Eryılmaz Sakarya
DSP (8)
Mehmet Büyükyılmaz Adana
Aydın Tümen Ankara
Metin Şahin Antalya
Cafer Tufan Yazıcıoğlu Bartın
Mehmet Aydın İstanbul
Osman Kılıç İstanbul
Çetin Bilgir Kars
Mehmet Yaşar Ünal Uşak
CHP (2)
Algan Hacaloğlu İstanbul
Ali Topuz İstanbul
Bağımsız (2)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, takip buyurduğunuz listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Arkadaşlarımıza başarılar diliyorum.
Sayın milletvekilleri, Plan ve Bütçe Komisyonunda, bağımsız sayın milletvekillerine de 2 üyelik düşmektedir. Biliyorsunuz, bunlardan 1 tanesi boş bulunmaktadır.
Bu boş üyelik için aday olmak isteyen arkadaşımız var mı?
MEHMET EKİCİ (Ankara) - Ben aday olmak istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Eğer bir kişi ise oylayacağım.
Başka aday?.. Yok.
Sayın Ekicinin adaylığını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir; hayırlı olsun.
Sayın milletvekilleri, bu suretle, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelikleri İktidar Gruplarında meydana gelen değişikliğe uygun hale getirilmiştir.
Bu defa, gerek söz konusu Komisyonun üye seçimlerinin yenilenmiş olması gerekse İktidar Gruplarını oluşturan Anavatan Partisi ile Demokratik Sol Partinin İçtüzüğün 24 üncü maddesine göre Başkanlığımıza müştereken yaptıkları 16.7.1997 tarihli yazılı istemleri nedeniyle, Plan ve Bütçe Komisyonunun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimleri yenilenecektir.
Bu nedenle, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinin, 23 Temmuz 1997 Çarşamba günü -yani bugün- saat 16.30'da kendi salonunda toplanarak başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimlerini yenilemelerini rica ederim.
Komisyonun toplantı yer ve saati, ayrıca ilan tahtalarına asılmıştır.
C) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1.-Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan ve Refah Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, Karaman Milletvekili Sayın Zeki Ünal aday gösterilmiştir.
Sayın Ünal'ın adaylığını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir; hayırlı olsun.
2.-(10/162, 163, 164 ve 175) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
BAŞKAN - Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Adlı Petrol Tankerinde Meydana Gelen Yangın Faciasının Nedenleri ve İtfaiye Teşkilatının Sorunları ile Boğazlar ve Marmara Denizinde Uluslararası Seyir Yapan Gemilerin Oluşturduğu Tehlikelerin Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/162, 163, 164 ve 175) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda boş bulunan ve Doğru Yol Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, Ardahan Milletvekili Saffet Kaya aday gösterilmiştir.
Sayın Kaya'nın adaylığını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir; hayırlı olsun.
3. -(10/18, 27, 30, 68, 113, 170) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Ülke Kaynaklarının Tespit Edilmesi ve Değerlendirilmesi Konusunda Kurulan (10/18, 27, 30, 68, 113, 170) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda boş bulunan ve Doğru Yol Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, Ordu Milletvekili Sayın Müjdat Koç aday gösterilmiştir.
Sayın Koç'un adaylığını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir; hayırlı, uğurlu olsun.
Sayın Milletvekilleri, biraz önce aldığınız karar gereğince, gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmına geçiyoruz.
1.-Türkiye Cumhuriyeti ve Tacikistan Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/506) (S. Sayısı :234) (1)
BAŞKAN - Türkiye Cumhuriyeti ve Tacikistan Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının açık oylamasını yapacağız.
Daha önce alınan karar gereğince, oylama, kupaların sıralar arasında dolaştırılması suretiyle yapılacaktır.
Şimdi, kupaların sıralar arasında dolaştırılmasını rica ediyorum.
(Oyların toplanmasına başlandı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, oylama işlemi devam ederken, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” bölümüne geçiyoruz.
A) GÖRÜŞMELER
1. -Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve 28 arkadaşının, Uğur Mumcu Cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve (10/86) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S. Sayısı :344) (2)
BAŞKAN - Genel Kurulun 16 Temmuz 1997 tarihli 122 nci Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısımda yer alan, Denizli Milletvekili Sayın Adnan Keskin ve 28 arkadaşının, Uğur Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi üzerine kurulan (10/86) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmeye başlıyoruz.
Komisyon ve Hükümet hazır.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğümüze göre, Meclis Araştırması Komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz hakkı, araştırma önergesi sahibine aittir; daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre, siyasî parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir; ayrıca, istemleri halinde komisyon ve Hükümete de söz verilecektir; bu suretle, Meclis araştırması Komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış olacaktır.
Konuşma süreleri, Komisyon, Hükümet ve grup temsilcileri için 20'şer dakika, kişisel söz talebinde bulunanlar için 10'ar dakikadır.
Komisyon raporu 344 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Rapor üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini arz ediyorum: Gruplar adına; Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Tevfik Diker, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Ahmet Piriştina, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Eşref Erdem; önerge sahibi sıfatıyla da Sayın Erdem konuşacaklar. Şu ana kadar tespit ettiğimiz isimler bunlar.
Önerge sahibi sıfatıyla, buyurun Sayın Erdem. (CHP sıralarından alkışlar)
Bu fasılda süreniz 10 dakikadır.
EŞREF ERDEM (Ankara) - Grup adına konuşmamla birleştirmenizi istiyorum.
BAŞKAN - Hayır; sizden sonra grup olmasa...
EŞREF ERDEM (Ankara) - Ben grup adına da konuşacağım.
BAŞKAN - Ama, gruplar adına ilk söz sizin olmadığı için, Sayın Tevfik Diker'le yer değiştirebilirseniz benim için fark etmez.
EŞREF ERDEM (Ankara) - Genelde süreler birleştiriliyordu Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hayır, öyle yok efendim. Şöyle var: Bakın, ilk söz sahibi zatıâlinizsiniz; grup adına da siz konuşacaksanız ve ilk grup sözü de sizin grubunuza aitse birleştiririz; yahut, siz önerge sahibi sıfatıyla değil de milletvekili sıfatıyla en son konuşacak olsanız ve grubunuz da en son konuşacak olsa birleştiririz. Yalnız, Sayın Diker'le anlaşırsanız, grubunuz yer değiştirirse, birleştiririm; yoksa, yalnız önerge sahibi sıfatıyla konuşacaksınız.
Sayın Diker, yerinizi değiştirirseniz, Sayın Erdem'in süresini birleştireceğim; “yok, ben yerimde konuşurum” derseniz...
TEVFİK DİKER (Manisa) - Sayın Erdem buyursun.
BAŞKAN - Yani, ortaklık nezaketidir!..
Sayın Erdem, ben, grup yerinizi değiştirdim; böylece, size 30 dakikalık süre tanıyorum; yalnız, bu 30 dakikada, hem grup adına hem de önerge sahibi sıfatıyla konuşmuş olacaksınız.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA EŞREF ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve önerge sahipleri adına konuşmama başlarken, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu yılın başlarında kurulan ve Uğur Mumcu cinayetini aydınlatmakla görevli olarak işe başlayan Araştırma Komisyonumuz, 4 aylık bir çalışmanın sonunda, oybirliğiyle bir rapor ortaya koymuştur. Bu vesileyle, grubu bulunan diğer siyasî partilerin temsilcileri olarak komisyonda görev yapan bütün değerli arkadaşlarıma burada şükranlarımı ifade etmeyi bir borç sayıyorum.
Görüşmeye başlarken, görüşleri bir iki başlık altında toplamak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, önce Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 105 inci maddesiyle, yani araştırma komisyonlarının çalışmalarını düzenleyen maddeyle başlamak istiyorum. Bu madde, araştırma komisyonlarının çalışmalarını sınırlandırmaktadır. Eğer, burada sözü edilen şeyleri ifade etmek gerekirse, kabaca üç başlık altında toplanabilir.
Bunlardan bir tanesi, Anayasanın 138 inci maddesine yapılan atıftır. Anayasanın 138 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ifadesini bulan “yargıya intikal etmiş olayla ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşme yapılamaz” biçimindeki hüküm, bence, araştırma komisyonları için geçerli olmamalıdır. Nihayet, araştırma komisyonları, yaptığı çalışmayla, yargıya müdahale değil, aksine, yargıya katkı sağlayan bir çalışma yapmaktadır. O nedenle, bunun yeniden düzenlenmesinde yarar vardır.
Bu maddenin unsurları arasında iki önemli husus daha var: Bir tanesi “devlet sırrı” bir tanesi “ticarî sır” adı altında olmak üzere, bu konularda araştırma komisyonlarına bilgi verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Tabiî, bu, nihayet sübjektif bir şeydir. Ne nereye kadar devlet sırrıdır, ne nereye kadar ticarî sırdır, bu takdir kime aittir, nasıl değerlendireceğiz; bunu da çözmekte biraz sıkıntı var.
O nedenle, birinci önerim, 105 inci maddede araştırma komisyonlarının yaptırımlarını daha da açıklağa, berraklığa kavuşturacak bir düzenlemenin yapılmasıdır. Burada, tabiî, Türkiye Büyük Millet Meclisi de kendini yargı yerine koyan bir komisyon değil. İnsanların bilgisine başvuruyoruz; geliyor veya gelmiyor; gelmeyenle ilgili herhangi bir işlem de maalesef yapılamıyor.
Şimdi, bu işin, bu cinayetin soruşturmasını başından sonuna kadar yürüten eski Başsavcı Sayın Nusret Demiral'ı yazıyla birkaç kez komisyona çağırmış olmamıza rağmen, zannediyorum ki, Anayasanın 138 inci maddesinin hükmüne sığınarak, Komisyonumuza bilgi vermekten kaçınmıştır. O nedenle, bu konuda, bu maddeyle ilgili yeniden bir düzenleme yapmakta yarar vardır.
Değerli arkadaşlarım, olay 24 Ocak 1993 günü vuku bulmuştur. 24 Ocak 1993 günü öğle saatlerinde, rahmetli Uğur Mumcu, arabasına binerken bir bombalı suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Olayın hemen arkasından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından bir savcı yardımcısı olay yerine intikal ediyor, olaya el koyuyor; araştırmalar yapmaktayken, devlet güvenlik mahkemesi Başsavcısı Sayın Nusret Demiral geliyor ve diyor ki: “Bomba var burada; bu bizim işimizdir, biz bakarız, sen kenarda dur.” O noktadan itibaren, sivil cumhuriyet başsavcı yardımcısı, bir tutanakla görevi DGM Başsavcısına devrediyor ve olay yerinden ayrılıyor. Bu noktadan itibaren, DGM savcısı, olaya muttali olup hazırlık soruşturmasını sürdürmeye devam ediyor.
Burada tartışılan konu, bunun DGM'nin kapsamına girip girmediği konusudur; tartışmalı bir konudur. Acaba, başlangıçta, doğrudan doğruya, DGM savcısının gelip el koyması uygun mudur; yoksa, cumhuriyet başsavcılığı, olayı belli bir noktaya getirdikten, ortaya çıkan ipuçları ve emareleri değerlendirdikten ve bu olayın devlet güvenlik mahkemesinin görev alanına girdiğini saptadıktan sonra mı dosyayı devretmeliydi; bu konuda da çok fazla berraklık yok.
Patlama anında güvenlik birimleri ve ilgililer derhal geliyor.
Patlamada dikkati çeken bir nokta var: Patlamanın, aracın vites koluna veya debriyajına bağlanan bir ip, bir misina, bir kabloyla aracın altına yerleştirilen bir plastik patlayıcı biçiminde gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Komisyon çalışmaları sırasında, bunun uzaktan kumandayla da patlatılabileceği, hatta bu ihtimalin daha yüksek olabileceği de gündeme getirildi. Başında yapılan araştırmada, ne yazık ki, bugüne kadar patlama sadece bu çerçevede götürülmüş ve uzaktan kumandayla patlatılabileceği ihtimali hiç dikkate alınmamıştır. Burada da bir eksiklik olduğunu zannediyorum.
Önemli başlıklardan bir tanesi de, ne yazık ki, Uğur Mumcu'nun korunmamış olmasıdır. Burada hiçbir gerekçe bunu haklı kılamaz. Gizli olduğu ifade edilen bir yönetmeliğin ardına sığınarak, Uğur Mumcu gibi ülkemizin yetiştirdiği değerli bir araştırmacı gazeteci yazar arkadaşımızın korunmamış olması, bence, büyük bir görev kusurudur, büyük bir ihmaldir. Korumayla ilgili olarak ilgililere, yetkililere ve birim amirlerine soru sorduğumuzda aldığımız cevap şudur: “Uğur Mumcu'nun ikamet etmekte olduğu evin yakınında, aynı sokakta, Karlı Sokakta Tunus Büyükelçiliğinin rezidansı vardır. Tunus Büyükelçiliğinin rezidansının önünde görev yapan polislere, Uğur Mumcu'nun evinin de korunması görevi verilmiştir.” Oysa, bizim yaptığımız araştırmalarda, orada görevli polis memurları dahil hiç kimse, böyle bir görev verildiğini doğrulamadı. Hatta, burada görev yapan polis memuru arkadaşlar, Uğur Mumcu'nun bu sokakta oturduğunu dahi bilmediklerini; Doğru Yol Partisi Ankara İl Başkanı Yunus Ertekin'in arabasının korunmasıyla ilgili kendilerine bir talimat verildiğini, onun korunmakta olduğunu; ancak, Uğur Mumcu'nun ne kendisiyle ne ikametgâhıyla ne de arabasıyla ilgili herhangi bir talimatın verilmediğini ifade ettiler. Ne yazık ki, bu da son derece üzücü bir olaydır.
Değerli arkadaşlarım, soruşturma, bence ve oybirliğiyle bir rapor elde ettiğimize göre, bizce, savsaklanmıştır. Soruşturma açıkça savsaklanmıştır, ciddiye alınmamıştır ve soruşturmanın gizliliği yer yer ihlal edilmiştir.
Yine, güvenlik birimlerine sorduğumuzda, sadece Uğur Mumcu cinayetini araştırmakla görevli bir ekibin görevlendirildiği ve bu ekibin tek görevinin Uğur Mumcu cinayetini araştırmak olduğu ifade edildi; ama, o arkadaşlarımızı Komisyona çağırdığımızda, böyle bir masanın, ekibin olmadığını; ancak, cinayetin araştırılmasının, Ankara Emniyet Müdürlüğü bünyesinde görevli bulunan sağ ve irticaî terör masasına verildiğini öğrendik.
Cinayetin hemen ardından bize göre yapılması gerekenlerden bir tanesi, Uğur Mumcu'nun ikametgâhında ve çalışma odasında bir tespitin yapılmasıydı. Yaptığımız araştırmalarda, ne yazık ki, olayın arkasından böyle bir tespitin yapılmadığını öğrendik ve ilgililere sorduğumuzda aldığımız cevap daha da hazindir: “Olay yeni vuku bulmuştu, aile hüzünlüydü, yaslıydı; o nedenle biz araştırma yapmadık.” İkinci husus da, Uğur Mumcu'nun eşi tarafından verilen bir dilekçede evin aranmasına izin verilmediği biçimindedir. Bu dilekçeyi Komisyonda tartıştık, gördük; dilekçede ifade edilen şudur: Rahmetli Muammer Aksoy'un ölümünden sonra, Muammer Aksoy'un bürosunda bir arama yapılmış ve büro, âdeta tarumar edilmiş; bunun üzerine, Uğur Mumcu'da o günlerde bir yazı yazmış. Verilen dilekçede ifade edilen şey, böyle bir aramanın yapılmaması ve delillerin ortadan kaldırılmamasına dönük bir anlayıştan, bir özenden kaynaklanan taleptir; bu talep, sanki evin aranmaması ve çalışma odasında bir tespitin yapılmaması biçiminde değerlendirilmiştir; bu da, ne yazık ki doğru değildir ve bir tespit yapılmamıştır.
Yine, komisyon çalışmalarımızın başında, arkadaşlarımızın girişimiyle, Uğur Mumcu'nun ölümünden belli bir süre önce ve ölümünden bir süre sonraki tarihler arasında Uğur Mumcu'nun evinden yapılan telefon görüşmelerinin kimlerle olduğu konusunda Telekom'dan bilgi istendi. Telekom Genel Müdürlüğü ilgilileri, bize yazdıkları yazıda, bunların altı ay süreyle muhafaza edildiğini ve altı ayın sonunda bu bantların ya imha edildiğini ya yeniden kullanıldığını; dolayısıyla, altı ayın sonrasında bu kayıtlara rastlamanın, ulaşmanın mümkün olamayacağını ifade ettiler. İlgililere sorduğumuzda -DGM Savcısı başta olmak üzere- arkadaşlarımız, böyle bir şeyi düşünmediklerini ve Telekom'a bu konuda herhangi bir yazı yazmadıklarını, bu konuda bir girişimde bulunmadıklarını ifade ettiler; ki, bu da, kanımca önemli bir eksikliktir.
Bazı kişilerin ifadelerine ya hiç başvurulmamıştır veya ifadeleri geç alınmıştır. En çarpıcı örnek de, rahmetli Uğur Mumcu'nun eşinin ifadesidir. Eşi Güldal Mumcu'nun ifadesi, cinayetten aşağı yukarı yirmi gün sonra alınmıştır. Doğal olarak yapılması gereken, olay vuku bulur bulmaz, Karlı Sokağın bütün giriş çıkışlarının kontrol altına alınmasıydı. Hele hele, eğer uzaktan kumandayla patlatma söz konusuysa, göz mesafesinde bir yerde bulunulması gerekir ki, bu iş gerçekleşebilsin. O takdirde, bütün binalar, bütün arabalar, bölgede bulunan caminin minaresi dahil olmak üzere her alan, böyle bir zanlının mekân tuttuğu yer olabilirdi ve sokağın kontrol altına alınması gerekirken, herkesin ifadesine başvurulması gerekirken, çoğunun ifadesine başvurulmamıştır. Asıl önemlisi de, Uğur Mumcu'nun evinin tam karşısında bulunan taksi durağındaki şoförlerin ifadelerine ayaküstü başvurulmuş; bu taksi şoförlerinin tümünün ifadeleri tek tip: “Uğur Mumcu diye birini tanımıyoruz, adını hiç duymadık, bu sokakta Uğur Mumcu diye birinin oturduğundan da zerrece haberimiz yok.” Olay bu... O taksi durağında telefonlara bakan ve çaycılık yapan iki kişi var -başlangıçta bize bir kişi denilmişti, sonra biz araştırmamızda gördük ki iki kişi- bunlardan biri gündüz çalışıyor, biri gece çalışıyor; bu çaycıların dahi ifadelerine başvurulmamıştır.
Yine, Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'ya ve bir tanığın ifadesine göre, olayın vuku bulduğu sırada üç zenci kadının oralarda dövündükleri ve bu dövünmenin hemen arkasından da fotoğraf makineleriyle etrafta fotoğraf çektikleri ifade edilmiş olmasına rağmen, dosyanın hiçbir yerinde bu zencilerden bahsedilmemektedir.
Bu yöredeki kapıcılar dahil, dükkân sahipleri dahil, ne yazık ki, çoğunun ifadesi alınmamıştır.
Bazı ihbarlar zamanında değerlendirilmemiştir. Karlı Sokaktaki bir evle ilgili olarak yapılan ihbar üzerine polis oraya gittiğinde, Necibe Aslan ve Şefik Polat adında, aranmakta olan iki kişiye rastlıyor; ancak, şöyle bir etrafa bakıyor; gayet düzenli bir ev, bir şey yok; geri dönüp gidiyor. İki gün sonra farkına varılıyor ki, bu iki kişiden biri Ankara, diğeri de Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesince aranan sanıklardır, biri, İslamî Hareket Örgütünün en üst düzeydeki yöneticilerindendir; ama, ne yazık ki, iki gün sonra, artık geç kalınmıştır ve bu iki insan da yurtdışına kaçma imkânı bulmuştur.
Yine, bir başka yerle ilgili 17 Şubatta ihbar yapılıyor, dört gün sonra ihbar mahalline gidiliyor.
Bunlar, bence, soruşturmanın nasıl savsaklandığının açık göstergeleridir.
Soruşturmanın gizliliği ihlal edilmiştir. Bomba ekspertiz raporu bu olayda kilit delil durumundadır.
18 Şubat günü Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumundaki “Perde Arkası” programına bir bomba uzmanı çıkıyor ve bu bomba raporunu Türkiye kamuoyuna açıklıyor. Bir taraftan “hazırlık soruşturması gizlidir” gerekçesiyle komisyona gelip ifade vermekten kaçınan DGM Başsavcısı, diğer taraftan da bu delilleri ifşa edecek ve soruşturmanın seyrini değiştirebilecek önemli bir delil Türkiye kamuoyunun önünde tartışılıyor!.. Bununla yetinilmiyor, DGM Savcısı Kemal Ayhan, bu konuda, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumuna yazdığı yazıda “bu yayını durdurun; çünkü, bu soruşturmanın seyrini değiştirecek bir delildir” diyor; ama, ne yazık ki, yazılan yazı, program yayınlandıktan sonra TRT'ye ulaşıyor.
Yine aynı anlayışla, tanık Ayhan Aydın, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumundaki “Ateş Hattı” programına bizzat polislerce götürülerek programa çıkarılıyor ve âdeta tanık orada, yalancı şahitliği kamuoyunun önünde zorla tescil ettirilmişcesine, baskı altında tutuluyor.
Değerli arkadaşlarım, Ayhan Aydın, bu olayda tek tanıktır, “ben gördüm” diyen tek adamdır. Bir hafta sonra, 31 Ocak 1993 günü Ankara Yıldız Karakoluna başvurarak, “Ben olayın görgü tanığıyım. Bir haftadır korktum, çekindim; ama, şimdi vicdan muhasebesi yaptım, olayı size anlatmalıyım” diyor, bilgi veriyor: “Boyu bosu şudur, adam bu, arabanın altına biri yattı, biri de dedi ki, 'Mıstık, bijon arabanın altına kaçtı.' Ben gördüm. Biri ayakta, gözlüklüydü, boyu bosu şudur, kilosu şudur” diyerek “yüzünde bir yara izi vardır”dan, gömleğinin rengine kadar tarif ediyor. 13 Şubat günü İstanbul'da İslamî Hareket Örgütüyle ilgili operasyonda yakalanan 8 sanık Ankara'ya getiriliyor, bu tanıkla yüzleştiriliyor. Bu tanık, bu 8 kişinin içerisinden ikisini teşhis ediyor, birinin, o 8 kişinin içerisinde olmadığını ifade ediyor.
Tabiî, bunu, sanık budur, olayı bunlar işlemiştir gibi bir kasıtla söylemiyorum; ama, aksi kanıtlanıncaya kadar, faili meçhul bu cinayet aydınlanıncaya kadar ve faili bulununcaya kadar, bence, tanık Ayhan Aydın, olayın tek görgü tanığıdır ve anlattıkları, söyledikleri ciddiye alınması gereken bir kişidir; ama, ne yazık ki, daha sonra bu arkadaşımızla ilgili olarak yalancı tanıklıktan dava açılmıştır.
Yüzün üzerinde ihbar vardır; ihbarların büyük bölümü de doğru çıkmamıştır. Yüzün üzerindeki ihbarlarda, bunlardan yalan ihbarda bulundukları bilinenlere neden herhangi bir işlem yapılmıyor da, sadece tanık Ayhan Aydın'a yalancı tanıklıktan dava açılıyor? Sonunda aklanıyor...
Bu olay, bir süre sonra, İstanbul'da, tarihlerde tahrifat yapıldığı ifade edilen bir olayla ilgili olarak, yani İslamî Hareket Örgütü elemanlarının İstanbul'da gözaltına alınması tarihleriyle çakışıyor. Komisyonun çalışmalarını bitirmesine yakın İstanbul'dan bu yakalama tutanaklarının suretleri istendi. Tahrifat, kamuoyu vicdanında derin etkiler bırakan, şüpheler yaratan, endişeler yaratan bir olaydır. Yakalama tutanağının başında tarih 23; sonunda 20; 23 diye başlayan tanzim tutanağının orta bölümünde “26 Ocakta falanın göstermesi üzerine Şile ormanlarına gidildi, sanık gösterdi, çukur kazıldı, şu kadar C-4 plastik bomba, şu kadar silah, şu kadar mühimmat, şu kadar şey çıktı...” diye sıralanıyor ve metnin içerisinde bu 26 diye gösteriliyor. Tutanak bittiğinde tanzim tarihi bu sefer 20 Ocak diye geçiyor. Düşünün, giriş 23, ortada 26, sonda 20...
Şimdi, bu, haklı olarak kamuoyu vicdanında tartışmalı konu olarak derin izler bırakmıştır. Tartışmanın gerekçesi ne; Uğur Mumcu'nun öldürülme tarihiyle bu sanıkların, operasyonda elde edilenlerin gözaltına alınma veya tutuklanma tarihlerinin çok yakın olması, aynı gün olması, iki gün önce olması, bir gün sonra, iki gün sonra olmasıdır; bu konu aydınlatılamamıştır. DGM Savcısı Ülkü Coşkun bu olayı soruşturmak üzere İstanbul'a gitmiştir ve hepinizin hatırlayacağı biçimde, o dönemin Sayın Bakanının ağzından yahut Sayın Emniyet Genel Müdürünün ağzından “polisler de nihayet insandır, çok yoruluyorlar, beşerî bir hata olmuştur tutanaklarda...”
Ben bir komisyon üyesi olarak ve bu Parlamentoda görev yapan bir milletvekili olarak bununla yetinmediğimi ve bu gerekçenin beni tatmin etmediğini huzurunuzda açıkça ifade etmek istiyorum; tatmin edici bir gerekçe değildir. Bunun üzerine, Uğur Mumcu'nun ailesi, daha önce de Uğur Mumcu'nun eşi ve avukatının huzurunda “bu cinayeti devlet işlemiştir, siyasî iktidar isterse faili bulur. Siyasî iktidar da size yakın, gidin konuşun, ortaya çıkarılsın” dediği iddia edilen bir savcı.
Bu konularla ilgili olarak, aile, Ülkü Coşkun'la ilgili suç duyurusunda bulunmuştur; Adalet Bakanlığının iki müfettişi bu konuda araştırma yapmıştır ve raporlarının sonunda Ülkü Coşkun ile ilgili olarak ceza tertibi gerektiğine dair bir rapor hazırlamışlar ve raporu ilgili bakanlığa göndermişlerdir. Ama, hangi gerekçeyledir bilinmez, rapor Millî Savunma Bakanlığına gidiyor ve Millî Savunma Bakanı, günün birinde, gerekçesiz olarak “bu dosyayı işlemden kaldırdım” diyor. Bu noktanın da üzerinde durulmasında yarar var.
Değerli arkadaşlarım, delil toplamada, başından itibaren yeterli ve gerekli özen ne yazık ki bu olayda gösterilmemiştir. Olayın vukuunun hemen arkasından, elbette öldürülen Uğur Mumcu gibi bir insan olunca, başta, Devlet Başkanımız, Başbakanımız, bakanlarımız, siyaset adamları, bürokratlar, sevenler, halkın kendisi birdenbire olay yerine sökün ediyor. Yapılması gereken şey, derhal o olayın vuku bulduğu ve parçaların yayıldığı alanlar da dahil bölgeyi, mahalli kontrol altına almaktır ve hiç kimseyi -Cumhurbaşkanı da olsa- oraya sokmamaktır. Efendim, Sayın Cumhurbaşkanımız geldi, Sayın Başbakanımız geldi, sayın bakanımız geldi; engelleyemedik gerekçesi, bence, mazeret değildir.
Tabiî, Komisyonun çalışması sırasında, uzmanlara sorup soruşturarak öğrendiğimiz, dünyanın çağdaş ülkelerinde bu konuda yetiştirilmiş önemli uzmanlar bu bölgeye girerken dahi, astronotların giydiği elbeselere benzer elbise giyerler; zira, insanların başından düşebilecek olan bir saç, bir kıl dahi soruşturmanın seyrini değiştirmeye yetebilir. Ne yazık ki, bu, böyle yapılmamıştır; binlerce insan, alanı çiğnemiştir ve sonunda da, süpürgelerle alan süpürülmüş, toplananlar çuvallara doldurularak delil adı altında Ankara Emniyetine götürülmüştür.
Yine, uzmanların ifadesine göre, böyle bir olayın hemen arkasından, bir görgü tanıklarının listesinin ve bir delil tespit cetvelinin yapılması gerekiyor; ne yazık ki, soruşturma dosyasının tümünde ne böyle bir görgü tanıkları listesi var ne de bir delil tespit tutanağı var.
Değerli arkadaşlarım, aradan dörtbuçuk yıl geçti; dörtbuçuk yıldır, Türkiye Cumhuriyeti olarak, siyaset adamları olarak, siyasî partilerin temsilcileri olarak, hükümetler olarak henüz bu ayıptan kurtulmuş değiliz. Tabiî, bu önerge verilirken, etraftan belli eleştiriler de aldık; yani, Türkiye'de sayısı binlerle ifade edilen faili meçhul cinayetler bir tarafta dururken, sadece Uğur Mumcu cinayetine dönük bir araştırma yapılması doğru mudur?!.. Belki bu iddiada da gerçek payı vardır; ama, açıkçası biz bunu verirken, Uğur Mumcu cinayeti, bu faili meçhul cinayetler içerisinde pik noktasıdır, bütün dikkatleri şu veya bu şekilde üzerinde toplayan bir cinayettir. Bu cinayette bir miktar ipucu yakalayabilirsek, olayın aydınlatılmasına Türkiye Büyük Millet Meclisi adına katkıda bulunabilir, yeni şeyler elde edebilirsek, Türkiye'de faili meçhul cinayetlerin tümünün de aydınlatılmasına katkıda bulunmuş oluruz diye düşündük ve bu gerekçeyle, Yüce Parlamentomuz, oybirliğiyle bu Komisyonu oluşturdu.
Bundan önce de, 19 uncu Dönemde, Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu kurulmuş; o komisyon da, çok ciddî ve değerli bir çalışma ortaya koymuştur. O arkadaşlarımıza da -bir kısmı Parlamentoda, bir kısmı Parlamento dışında- gerçekten, o çalışmalarından ötürü, bu kürsüden teşekkür ediyorum; ama, ne yazık ki, o komisyonun hazırladığı raporun da Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme şansı olamamış.
Eğer, biz, siyaset adamları olarak kendimize saygımızı korumak istiyorsak; eğer, biz, siyasî partiler olarak ve siyasetin bizatihi kendisi olarak kamuoyumuzun nezdinde var olan saygınlığımızı daha da yüceltmek istiyorsak ve uluslararası platformlarda, Türkiye'nin şu veya bu şekilde bu konularda sıkıştırılmasına fırsat vermek istemiyorsak; bir an önce, bu olayın aydınlatılmasında ve bunun arkasından da bütün faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasında yarar vardır.
Bugün, ortada bir tablo var. Bugün, hepimiz, gazetelerin birinci sayfalarına baktık; birinci sayfalarında yer alan fotoğraflara baktık, ilişkilere baktık, demeçlere baktık ve gerçekten, ben, bu Parlamentonun bir üyesi olarak büyük üzüntü duydum. Türkiye, Susurluk'tan sonra ortaya çıkan tabloyu, ipuçlarını hızla değerlendirmelidir, hızla üzerine gitmelidir; Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bunun gereğini derhal yapmalıyız. Yeni Hükümetimiz, derhal, kendi üzerine düşen görevi yerine getirmeli, bunun üzerine inatla ve ısrarla gitmeli ve bu olayın takipçisi olmalı.
Burada, dokunulmazlığı kaldırılmak istenen arkadaşlarımız var; gönül diliyor ki, bu arkadaşlarımız buraya gelsinler, dokunulmazlıklarının kaldırılmasını kendileri talep etsinler. Bazı şeylerin arkasına sığınarak “biz bunu devlet için yaptık, devletin yüksek menfaatları için yaptık” gerekçesi gerekçe değildir; bunu gerekçe olarak kabul etmemiz mümkün değildir.
Hatırlarsınız, rahmetli başbakanlardan Sayın Suat Hayri Ürgüplü ile ilgili bir iddia ortaya atılmıştır. Sayın Suat Hayri Ürgüplü, Parlamento kürsüsüne çıkmış ve “Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkacak, beni Yüce Divana sevk etmeme kararı, benim aklanmam anlamına gelmez, ben bununla yetinmem. Yüce Parlamentodan ricam, beni Yüce Divana sevk edin, yargının önünde aklanıp aranıza dönmek istiyorum” demiştir ve bu böyle gerçekleşmiştir.
Şimdi, birtakım şeylerin arkasına sığınarak bunu yapmamak çok doğru bir tavır değildir. Eğer bunlar yapmıyorlarsa, bu Parlamento kendisine düşen görevi yerine getirmeli ve bu arkadaşlarımızı derhal bu dokunulmazlık zırhından arındırmalı, arkadaşlarımız aklanıyorlarsa yargıda aklanmalılar ve o aklanmaların arkasından bu Genel Kurul salonuna dönmelidirler diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, baştan da söyledim, bir yargı merci değiliz; sizin adınıza, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bir görev yapmaya çalıştık. Ne ölçüde çalıştık, tabiî onu tam bilemiyorum; ama, bütün arkadaşlarımızın ortak kanısı, biraz sonra ifade edeceğim noktalarda, kusurların, görev ihmallerinin var olduğu biçimindedir. O nedenle de, onlarla ilgili olarak Komisyonumuz suç duyurusunda bulunmuştur.
Komisyonumuzun raporunun son bölümünde “Uğur Mumcu, ülkemizin yetiştirdiği uluslararası düzeyde üne ve değere sahip, araştırmacı-yazar değerli bir gazetecimizdir. Çoğulcu parlamenter rejime, laik demokratik cumhuriyete, hukukun üstünlüğü ilkesine yürekten inanan, yılmaz bir demokrasi savunucusudur. Çok sevilen Mumcu'nun cenazesine katılan yüzbinler de bunun kanıtıdır.
Bu soruşturma yapılırken, son yıllarda Mumcu'nun teşhir ettiği çevrelere bakmak, gerçeğe ulaşmakta doğru bir çıkış noktası olacaktır. Bu konuda, ölümünden sonra geliştirilen senaryolar da bu tezin üzerine bina edilmektedir.
Mumcu, laik demokratik cumhuriyete inanıyordu, bunun için radikal İslamcı örgütlerce; ülkenin bölünmez bütünlüğüne inanıyordu, bunun için bölücü örgütlerce; devletin içerisinde yuvalanan ve mafya diye adlandırılan uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapanlar ile çek-senet tahsilatına bulaşan odakları hergün teşhir ettiği için, bu tür organize suç örgütlerince öldürülmüş olabilir” denilmektedir.
Komisyonumuzda da bu tezlerin her biri ayrı ayrı değerlendirilmeye tabi tutuldu; ama, ne yazık ki, dört aylık çalışmanın sonunda, şudur veya şu olabilir diyebilecek bir noktaya gelinemedi.
Raporda devamla “Komisyonumuz, soruşturmanın bu çerçevede yeteri kadar genişletilmediği ve derinleştirilmediği kanaatindedir...”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim, ne kadar?..
EŞREF ERDEM (Devamla) - 2 dakika yeter.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
EŞREF ERDEM (Devamla) - “...Bu nedenle, Komisyonumuz, soruşturmayı baştan itibaren savsaklayan ve görev kusuru olan DGM eski Başsavcısı Nusret Demiral ve DGM eski Savcısı Ülkü Coşkun, Uğur Mumcu'yu koruma konusunda gerekli önlemleri almayan Ankara Valisi ve her kademede görev yapan diğer ilgililer, soruşturmanın gizliliğini ihlal eden ve 18.2.1993 tarihinde TRT'de yayınlanan “Perde Arkası” programına katılarak görüş belirten kamu görevlileri, soruşturmanın gizliliğini ihlal eden ve 20.9.1993 tarihinde yayınlanan “Ateş Hattı” programına tanık Ayhan Aydın'ı götüren güvenlik görevlileri, İstanbul Emniyet Müdürlüğünde görevli polisler olup, tutanakta tahrifat yapan ve imha tutanaklarını tanzim edenler ile diğer ilgili ve görevliler hakkında, inceleme, araştırma ve gerekli soruşturmanın yapılması uygun olacaktır” denilmektedir.
Ben, bununla da yetinmiyorum; eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi uygun görürse, bu da dahil olmak üzere, faili meçhul cinayetler konusunda araştırmanın daha da derinleştirilerek sürdürülmesi konusunda gerekli duyarlılığın gösterilmesini rica ediyor, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Erdem, teşekkür ediyorum efendim.
Huzur ve asayişimiz için gerçekten çok önemli olan bu ve benzer konularda herkes üzerine düşeni eksiksiz yapmalıdır. Hukukta “tahkikatın derinleştirilmesi” diye bir kural vardır. Burada da, derinleştirmeyi gerektiren ne varsa yapılmalıdır. Netice itibariyle, hukuk devleti, demokratik ilke açısından, kimin eli kimin cebindedir eksiksiz ortaya çıkmalıdır. (Alkışlar)
Sayın Gözlükaya, Doğru Yol Partisi Grubunun sözcüsü hazır mı?
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Galiba dışarı çıkmış.
BAŞKAN - Peki, o zaman, ben, Sayın Piriştina'yı davet ediyorum.
Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Ahmet Piriştina; buyurun. (DSP, ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)
DSP GRUBU ADINA AHMET PİRİŞTİNA (İzmir) - Değerli milletvekilleri, Uğur Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla kurulan (10/86) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerinde Demokratik Sol Partinin görüşlerini aktarmak üzere söz almış buluyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Uğur Mumcu'nun meslektaşı değerli gazeteci Sayın Kemal Bağcı'nın dün ölümü üzerine Grubumuzun duyduğu büyük üzüntüyü ifade etmek istiyorum. Kendisine rahmet; ailesine, yakınlarına başsağlığı ve kazada yaralananlara da sağlıklar diliyorum.
Yine, öncelikle, geçen dönem görev yapan Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonuna; olayla ilgili çalışma, araştırma yapan gazetecilere, yazarlara ve hukukçulara, komisyona katkılarını esirgemeyen herkese, huzurlarınızda teşekkür ediyorum ve bu arkadaşlarımızın çalışmalarımıza ışık tuttuğunu ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, Komisyonumuz, Uğur Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla, birçok bilgi ve belgenin rapor haline getirilmesini sağlamış ve Mumcu'nun korunması, cinayetin araştırılması aşamasındaki savsaklamaları tespit açısından önemli bir işlev görmüştür.
Komisyonumuzun, iyi niyetli, özverili, gayretli bir çalışma yaptığı inancındayım; ancak, şunu da itiraf etmeliyim ki, bütün bu iyi niyetli gayretlerin sonucunda, olayın çözülmesine ilişkin vardığımız nokta, Uğur Mumcu'nun, kendi cinayetine ilişkin, kendisinin verdiği ipuçlarından daha ileri bir nokta değildir.
Uğur Mumcu, solcu bir aydındı; emekten yana görüş üreten, ulusal birlikten yana, tam bağımsızlıkçı, ülkesinin sömürülmesini istemeyen, eşitlikçi, barışçı bir gazeteciydi. Yolsuzluklara, haksızlıklara karşı çıkan Uğur Mumcu, politikacıların namuslu ve dürüst olmalarını isterdi. Hak etmediğini kazananlara karşı çıkar, ülkeye yönelik ihanetleri asla affetmezdi. Ulusal ve uluslararası boyutta çok seveni olduğu kadar, sevmeyenleri de vardı. Onu sevmeyenler, Mumcu'nun benimsemiş olduğu çağdaş, ilerici, dürüst ilkelerle çıkarları çatışanlardı. Mesleğinde başarılı, demokrat, iyi insan, iyi yazar, araştırmacı-gazeteci Uğur Mumcu, aynı zamanda iyi bir hukukçuydu. Geniş çevresi vardı. Yorumlarıyla geniş ufuklar açan, Mumcu'nun bilgisayarına yüklü, kapsamlı bir arşivi vardı ve somut belgelere dayanmayan şeyleri yazmazdı. Hukukî gerekçelerle yazamadıklarının, yazdıklarından daha çok ve daha önemli olduğunu söylerdi. Kanıtlayamayacağı şeyleri, belgeleri elde edeceği güne kadar ertelerdi.
Cumhuriyetin temel ilkelerinin demokratik, laik cumhuriyetin ödünsüz savunucusu Uğur Mumcu'nun yaşamındaki son bir buçuk yıl içinde, 158 yazısını güneydoğu sorununa ayırdığı, bunun, yazılarının yüzde 52,6'sını oluşturduğu, en çok üzerinde durduğu ikinci konunun, 117 yazısıyla Amerika Birleşik Devletleri olurken, üçüncü sırada ise, 114 yazısıyla PKK'nın yer aldığı bilinmektedir.
24 Ocak 1993 tarihine kadar, işlenen faili meçhul cinayetlerin üzerine yüreklilikle gitmiş ve kendi cinayeti konusunda bize ipuçları vermiştir.
Mumcu “terörün amatörü olmaz; terör, profesyoneldir” derdi. Terörün, uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla ilgisini tespit etmiş, bunun, ancak uluslararası boyutta olabileceğini vurgulamıştır.
Ülkemiz dışında, uluslararası siyasetçilerin dahi, hangi kaçakçılarla ilgisi olduğunu, devlet-mafya iç içeliğini araştırmıştır. Varmış olduğu sonuç; devletlerin içerisinde bazı odakların, gizli servislerin, işin içine karışmış olduğudur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis araştırma komisyonlarının çalışmalarını engelleyen “devlet sırları”, “ticarî sırlar” kavramlarının sınırlarının, kapsamlarının ve niteliklerinin İçtüzükte tarif edilmesi gerekmektedir.
Ülkemizde, Meclis araştırma komisyonlarının, görevleriyle ilgili olarak üçüncü şahısları komisyona bilgi vermeye zorlama veya komisyona zorla getirerek bilgi vermelerini sağlama yetkileri bulunmamaktadır. Üçüncü şahıslar, ancak, iyi niyet kuralları çerçevesi içerisinde, istedikleri takdirde komisyonların davetlerine uyarlar. Bu durum, komisyonun çalışmasını zaafa uğratmakta ve komisyon, bu noktadan sonra işlevsiz hale gelmektedir. Komisyonun çalışmalarını engelleyen bu ve benzeri durumların düzeltilerek, Meclis araştırma komisyonlarına, Batıdakilerine benzer bir şekilde yetkiler verilmesi gerekmektedir.
Hepimizin vicdanlarında, Abdi İpekçi olayıyla ilgili bir sanığı teşhis ettiği izlenimi yaratan bir tanık, kamu vicdanına doğruyu söylemekte, mahkemede şaşmaktadır. Tanık konumundaki insanların, organize suç örgütlerinin hukuktan daha güçlü oldukları yargısına varamayacakları bir Türkiye oluşturmalıyız.
Değerli milletvekilleri, Sayın Özal'a yapılan suikast girişimiyle, Mumcu cinayeti arasında bazı farklılıklar olmasına rağmen, temelde önemli benzerlikler vardır: Biri, ölümle sonuçlanmış, diğeri yaralanmayla; birinde silah, diğerinde bomba kullanılmış; birinin faili yakalanmış, diğerinde ise fail hâlâ yakalanamamıştır. Temelde ise, birisi, icranın başı olarak yaptığı uygulamalarla, diğeri, etkin gazeteci yazar kişiliğiyle belirli çevrelerin çıkarlarına dokunabilecek niteliktedirler. Ancak, her iki olayın arkasındaki güçler açıklığa kavuşturulamamıştır.
Sayın Semra Özal, Sayın Murat Birsel ile geçtiğimiz ay yaptığı bir röportajda, rahmetli Özal'ın, kendisine yapılan suikast olayını bildiğini söylemiştir. Hatta, Sayın Birsel'in ısrarı üzerine, Bayan Özal da olayı bildiği izlenimi vermiş, bunun sır olarak kalmasını tercih ettiğini söylemiştir ve görüşme sırasında “dikkat ederseniz, kurşun, kaçakçılardan söz ederken sıkıldı; ancak, boyutu bu kadar değildir” demiştir.
Uğur Mumcu cinayetinin ardındaki en güçlü olasılıklardan birisi de kaçakçılık bağlantısıdır. Bir ülkede, başbakan, cumhurbaşkanı, bildiklerini yargıyla ve kamuoyuyla paylaşmaktan çekiniyorsa, sade vatandaştan bilgilerini bizlerle paylaşmasını nasıl bekleyeceğiz? Bu nedenle, Sayın Semra Özal Hanımefendi, bildiklerini, mutlaka yetkililerle paylaşmalıdır. Nasıl ki, Mumcu cinayetinin çözülmesi birçok faili meçhul cinayeti aydınlatacaksa, Sayın Özal'a yapılan suikast girişiminin perde arkası da birçok karanlık olaya ışık tutacaktır.
Değerli milletvekilleri, Uğur Mumcu korunamamıştır, korunmamıştır. Uğur Mumcu, korunduğuna inandırılmış; ama, korunmamıştır. Uğur Mumcu gibi, Türkiye'de, hatta uluslararası düzeyde, çeşitli odakların, çevrelerin, örgütlenmelerin hedefi haline gelmiş ve tehdit altında olduğu herkes tarafından açıkça bilinen bir gazetecinin korunmamış olması, büyük bir ihmaldir.
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 29.4.1997 tarihli yazısıyla, Uğur Mumcu'nun, belirtilen tarihler arasında korunma talebi ve hakkında alınmış herhangi bir koruma kararı ile yazılı veya şifahi olarak görevlendirilmiş koruma personelinin olmadığı, bunlara ait bilgi, belge ve doküman bulunmadığının kayıtların tetkikinden anlaşıldığı belirtilmiştir. Oysa, aynı tarihlerde, aynı binada bulunan bir siyasî partimizin il başkanı, evi ve arabasıyla birlikte korunmaktaydı. Komisyon önünde ifade veren Tunus Büyükelçiliği Rezidansı koruma görevlileri, Komisyon önünde birbirlerini doğrulayan ifadeleriyle, Uğur Mumcu'yu tanımadıklarını, evi ve arabasını bilmediklerini, kendilerine böyle bir görev verilmiş olsaydı Uğur Mumcu'yu ve aracını da koruyabileceklerini ifade etmişlerdir.
Değerli milletvekilleri, delil toplamada gerekli özen gösterilmemiştir. Mumcu ailesinin Komisyona verdiği fotoğrafta, Sayın Demirel, Sayın Erdal İnönü, Sayın Sezgin, Sayın Demiral, sayın vali, sayın emniyet müdürünün bulunduğu sırada, olay yerinde, görevliler tarafından, delillerin çalı süpürgesiyle süpürüldüğü açıkça gözükmektedir. Komisyona verilen ifadelerden, Sayın Demirel'in ilk yarım saat içerisinde olay yerine geldiğini anlıyoruz; demek ki, süpürme işi ilk yarım saat içerisinde başlamıştır. En ufak bir trafik kazasında bile deliller böyle yok edilmiyor. Halk, Mumcu cinayetinin delil toplanması çabalarına, kordonu aşmayıp, olay yerine girmeyerek saygı gösterirken, görevliler gerekli özeni göstermemişlerdir. Böyle bir özensizlik Eşref Bitlis olayında da yaşanmıştır.
Komisyon önünde ifade veren politikacı, emniyetçi, öğretim üyesi, istihbaratçı uzmanların hepsi, delillerin bu biçimde toplanmasının hatalı olduğunu ifade etmişlerdir. Uğur Mumcu'nun evinin, bürosunun ya da gazetedeki irtibat telefonlarının, ölümünden önceki iki üç ay süreyi kapsayacak şekilde, kimlerin hangi numaralı telefonlardan arandığı, arayan kişilerin kim olduğunun araştırılması ve soruşturulması hususunun yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Yine, aynı şekilde, o günlerde Ankara'da, otellerde kimlerin kaldığına ilişkin çalışma, bir otel haricinde yapılmamıştır. Komisyonumuz her iki çalışmayı da yapmış, otel kayıtlarını elde etmiş; ancak, telefon kayıtlarının teknik zorunluluk gerekçesiyle silindiği gerçeğiyle karşılaşmıştır.
İstihbarat birimleri arasındaki eşgüdüm yeterli değildir. Ülkemizde, istihbarat birimleri arasında merkezî bir değerlendirmeye ışık tutacak ve elde edilen bilgilerin tek merkezden değerlendirilmesini sağlayacak yeterli düzeyde bir işbirliği yoktur. Önceleri, olayla ilgili çalışması olmadığını bildiren MİT'in, komisyona, başlangıçta bilgi vermemesi bizleri üzmüştür; ancak, komisyonun çalışmalarının ortaya çıkardığı Ankara Emniyet Müdürlüğüyle birlikte hareket ettikleri gerçeğinden sonra, Millî İstihbarat Teşkilatı, Komisyonumuza, olayla ilgili bazı çalışmalarını aktarmıştır. Henüz, MİT tarafından Mumcu dosyasının kapatılmamış olduğunu öğrenmek, bu kez, bizleri sevindirmiştir.
Konuyla ilgili tüm görevlilerin, olayın, uluslararası boyutunun üzerinde durmaları ve ülkemize yönelik istikrarsızlık yaratmaya, destabilizasyona ağırlık vermeleri, Millî İstihbarat Teşkilatımıza önemli görevler yüklemektedir.
Bazı itirafçılar ve güvenlik güçleri mensupları, Komisyonumuza, olayla ilgili bilgileri olduğunu bildirmiş ve gönüllü olarak ifade vermişlerdir. Sonradan reddettikleri bu ifadeleri vermeye yol açan yönlendirmelerin mi olduğu veya ifadelerini baskı altında mı değiştirdikleri mutlaka araştırılmalıdır.
Mumcu'yu son olarak gören bazı tanıkların çelişkili ifadeleri Komisyonumuzun raporunda yer almaktadır.
Değerli milletvekilleri, Behcet Cantürk'ün itirafları sonucu, kendisiyle bağlantılı uyuşturucu kaçakçıları, üç ayrı Batı ülkesinde yargılanmış ve mahkûm olmuşlardır. Birçok sorgulamadan geçen, daha sonra öldürülen Behcet Cantürk, hukuk sistemimizce cezalandırılamamıştır. Mumcu, öldürülmeseydi, Batı'daki örnekleri gibi, Cantürk'ün, hukuk sistemimiz içerisinde cezalandırılmasını mutlaka sağlayacaktı. Bu kanıya, Uğur Mumcu'nun çalışmalarını çok yakından izleyen gazeteci arkadaşı Ünal İnanç'ın Komisyonumuza vermiş olduğu ifadeden varmaktayım.
Sayın Hülya Ağansoy, eşi Tevfik Ağansoy'un, Uğur Mumcu olayını bildiğini; ancak, kendisine, bu konuda, can güvenliği açısından bilgi vermediğini söylemiştir. Rahmetli Tevfik Ağansoy'un, herhangi bir olayla ilgili bilgi edinebilme ağının çok geniş olduğu inancında değilim. O dönemdeki yakın çevresi mutlaka araştırılmalıdır.
Sayın Şevket Kazan'ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırma önergesinin görüşülmesi sırasında söz konusu ettiği resmî görevli de, Uğur Mumcu'nun ölümünden önce Diyarbakır'da uyuşturucu trafiğini Mehmet Özbay adlı bir kişinin yönettiğini öğrendiğini belirtmiştir. Ayrıca, narkotik şubede bulunduğu bir sırada, görevlilerin, Uğur Mumcu'nun, bu konuyla ilgili yazı yazmamasının sağlanması gerektiğini konuştuklarını duyduğunu” söylemiştir. Dün yapılan Susurluk duruşmasında, “Çatlı'yı, hakkındaki dosyalardan gıyaben çok iyi tanıdığını” kaydeden Sayın Eymür, hatta, “bu konuyu Gazeteci Uğur Mumcu'yla da konuştuğunu” bildirmiştir. Mumcu, çok şey biliyordu; ancak, karanlık güçler de onun çok şey bildiğini biliyorlardı.
Değerli milletvekilleri, Uğur Mumcu cinayetini çözmeyi namus borcu olarak değerlendiren devlet yetkilileri ve uzmanlar, olaydan sonra en çok İslamî Hareket Örgütünün ve bir komşu ülkenin olayı yönlendirdiği üzerinde durmuşlardır. Yetkililerin gözünde, örgüt elemanlarının yakalanma tutanakların tarihlerindeki tahrifatına rağmen, İslamî Hareket Örgütünün olayla ilgili olduğu görüşü giderek ağırlığını kaybetmiştir.
Olayı gördüğünü iddia eden tanık Ayhan Aydın, iki örgüt elemanını teşhis ettiğini komisyona verdiği ifadede tekrarlamıştır. Aylarca Emniyet tarafından komisyona getirilmesini beklediğimiz Ayhan Aydın, bu sağlanamayınca, komisyondan aldığımız yetkiyle, benim ve Komisyon görevlisi Sayın Erol Yılmaz'ın gayretleriyle bulunmuş, kendisinin komisyona ifade vermesi sağlanmıştır. Ancak, komisyona verdiği ifadeden hemen sonra götürüldüğü DGM savcılığında ifadesini reddetmiştir.
Olayla İslamî Hareket Örgütü arasındaki bağlantıyı çözebilecek bazı bilimsel çalışmalar, zamanında yapılmamıştır. Operasyona ait olay yakalama ve zaptetme tutanaklarının birisinde, toplam 68 kilogram patlayıcı bulunduğu yazılmaktadır. Ancak, 68 kilogramlık C-4 patlayıcısının 3.2.1993 tarihinde bomba uzmanı polis memurları tarafından düzenlenen bir tutanakla 43 kilogramının imhası imza altına alınmıştır; geri kalan 25 kilogram patlayıcıyla ilgili herhangi bir bilgi yoktur.
Komisyonumuzun görev süresinin bitiminin son gününde Emniyet Genel Müdürlüğünden, “Mumcu olayının en önemli şüphelilerinden olan İslamî Hareket Örgütü elemanlarının gösterdikleri yerlerde bulunan patlayıcılar ile Mumcu suikastinde kullanılan bombanın karşılaştırılmasının yapılıp yapılmadığını” sorduk; gelen cevapta “patlamamış orijinal maddeyle patlamış ve orijinal maddesi bulunmamış bombaların karşılaştırılmasının fennen mümkün olmadığı” söylenmiştir. Komisyonumuz, üniversite öğretim üyeleriyle yaptığı görüşmelerde kirlilik oranlarının karşılaştırılması yoluyla bazı sonuçlara varılabileceği inancındaydı. Her şey bir yana, RDX patlayıcılarının bundan sonra da kullanılabileceği göz önüne alınarak, devlet arşivinde konuyla ilgili bilgi bankası oluşturulmamış olması ciddî bir eksikliktir.
Komisyonumuz, tüm ısrarlarına rağmen, Uğur Mumcu olayının örnek patlamasının tekrarını sağlayamamıştır. Uzun yazışmalar sonucu, bunun teknik olarak mümkün olduğu bildirilmiş, ancak, bazı maddî olanaksızlıklardan söz edilmiştir. Bir maket ve bir eski model araçtan oluşan parasal boyut, Uğur Mumcu'dan esirgenmemelidir. Olayın uzaktan kumandayla mı yoksa, yerleştirilmiş bir bombayla mı gerçekleştirilmiş olduğu çok önemlidir. Her iki görüş de halen geçerliliğini korumaktadır. Yapılacak deney patlama, bunun çözümüne yardımcı olacaktır. Bomba uzmanları, benzer bir deney patlama yaptıklarını, ancak, bunu rapor haline getirmediklerini ifade etmişlerdir. Bu deney patlama, mutlaka tekrarlanmalıdır.
Değerli milletvekilleri, ciddî çalışmasıyla takdirimizi toplayan Komisyon Başkanımız Sayın Ersönmez Yarbay, olayın ortaya çıkarılmasında beceri gösteremeyen, ihmali bulunan kim varsa, sonradan terfi ettikleri tespitini yapmıştır. Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu, dönemin savcısının kendisine “devlet yapmıştır; siyasî iktidar isterse çözer” dediğini Komisyonumuza ifade etmiştir. Söz konusu devleti, devlet içindeki bazı çeteler diye anlıyorum. Bu tespitten hareketle, cinayetin aydınlatılmasında Türkiye Cumhuriyetinin 55 inci Hükümetine önemli görevler düştüğü inancındayım. Mumcu sağ olsaydı, Susurluk'ta da bugün bulunduğumuz yerden daha ileri bir noktada olurduk.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinden 4,5 yıl geçmiş olmasına rağmen, henüz dava açılma aşamasına dahi getiremediğimiz Mumcu dosyası, içindeki bilgi ve belgeler, avukatları tarafından inceleme olanağına kavuşturulmalıdır. Papa dahil, uluslararası alanda birçok kişi, Uğur Mumcu'nun katillerinin bulunması için istihbarat örgütlerine çağrıda bulunmuş, ölümünden duydukları üzüntüyü dile getirmiştir. Uğur Mumcu, ölümüyle bile Türk halkının bir kez daha gerçekleri görmesine hizmet etmiştir. Cenazesine katılan yüzbinler, onun, Türk Halkının gönlündeki yerinin kanıtıdır.
Günün 24 saatini, Mumcu'nun görüşlerini, anısını yaşatmak için çabalayan ailesine, yakınlarına sabırlar diliyorum. Sağlığında kendisini tanımış olmak yaşamımın büyük onurudur. Cumhuriyet şehitlerinin ve bu kalpaksız Kuvayi Milliyecinin anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
Uğursuzların etkin olmadığı bir Türkiye için yaşasın Uğur Mumcu!
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP, ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Piriştina, teşekkür ediyorum.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Ahmet Bilgiç; buyurun.
DYP GRUBU ADINA AHMET BİLGİÇ (Balıkesir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, hepinizi Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Merhum Uğur Mumcu'nun cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla kurulan, 30 Ocak 1997 tarihinde göreve başlayan komisyonumuz görevini tamamlamıştır. Merhum Uğur Mumcu'nun neden öldürülmüş olabileceği, bu cinayetten kimlerin, ne çıkarının olabileceği sorusunun öncelikle cevaplandırılması gerekmektedir. Ancak, bu soruların cevaplarının araştırılmasına geçmeden önce, Uğur Mumcu'nun kişiliği ve kişiliğinden dolayı Türkiye'de olası bir iç karışıklığa sebep olabilecek, bu cinayetin tasarlanarak işlendiği kanaatinin bizde hâsıl olduğunu belirtmekte fayda vardır.
Yukarıda değindiğim bu soruların cevapları olabilecek ihtimaller, bizce şu şekilde sıralanabilir:
Merhum Uğur Mumcu'da, beyaz eroin ticaretinin Behçet Cantürk kanalıyla yapıldığına, buradan elde edilen paraların PKK'ya finansman olarak aktarıldığına dair elde etmiş olduğu belge ve bulguların olduğu bilinmektedir. Bu konuda, İtalya ve Avrupa'da yapmış olduğu araştırmalar neticesinde, Avrupa'daki ayaklarını tespit etmiş, işbirlikçilerini tespit etmiş ve mahkemelere vererek, buradaki işbirlikçilerin mahkûm olmasını sağlamıştır.
Türkiye'deki ayağı olduğunu iddia ettiği Behçet Cantürk'ün de yargılanmasına sebep teşkil edecek delillerin toplanarak cumhuriyet savcılığına verilecek bir dosya haline getirmesini açıklayan yazısından sonra ve bundan dolayı öldürüldüğü iddia edilmektedir.
Bu cinayetin, eroin ticaretinden elde ettiği kaynağın kesilme ihtimali nedeniyle, PKK tarafından, intikam veya bu bağlantıların ortaya çıkarılmaması amacıyla işlenebileceği iddia edilmektedir.
Uğur Mumcu'nun öldürülmesiyle, ülkede, provokasyon, ekonomik, sosyal ve siyasî istikrarsızlık meydana getirme amacı da güdülmüş olabilir. Komisyonumuza bilgi veren uzmanların, cinayetin büyük ağırlıkla provokasyon amacıyla işlendiği yönünde görüş birliği içerisinde oldukları anlaşılmaktadır. Hepimizin de bildiği gibi, rahmetli Uğur Mumcu cinayeti, ülkemizin siyasî, sosyal ve uluslararası gündemini menfi şekilde etkilemiştir.
Devletiminiz bazı kurumlarının, sansasyon ya da basın haberleriyle zan altında bırakılmak istenmesi de amaçlanmış olabilir. Nitekim, PKK itirafçılarınca, çeşitli özel kanallarda, MİT'in bu cinayetle suçlanması ve DGM'nin olayı sonuçlandırmak istemediği, emniyetçe tutunaklarda tahrifat yapıldığı haberleri, devlet kurumlarını oldukça zor durumda bırakmıştır. Bundan hareketle, eylemcilerin, eylem sonrası destekçilerinin de yardımıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenlik kurumlarını, yargı organlarını, istihbarat servislerini karalamayı ve bu kurumların halk nezdinde itibarını sarsmayı hedef aldıkları görülmektedir. Cinayetin meydana getirdiği sansasyon akabinde, isyan, ayaklanma, bölünme, yağmalama gibi beklentiler de, bu cinayetin işlenmesinde rol oynamış olabilir.
Merhum Uğur Mumcu'nun cenazesine 200 bin kişilik bir katılım olmuş; ancak, emniyetçe alınan tedbirler neticesinde herhangi bir taşkınlığa meydan verilmemiştir. Ancak, Türkiye'de, bu eylemi müteakip, laik-antilaik, İran düşmanlığı ile bazı grup ve kişilerin özdeşleştirilmesi duygularının yerleşmesi başlamıştır; dolayısıyla, en azından düşünsel anlamda bir ayrılık tahrikine, Mumcu olayı sonrası görülür şekilde yönelme olmuştur.
Uğur Mumcu cinayetinin uluslararası bir cinayet olması ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye'de, laik-antilaik çatışması yaratarak, ülkemizi istikrarsızlığa sürekleyebilecek bir çatışma ve kaos ortamı yaratılmak istenmiş olabilir.
Uğur Mumcu cinayetini işlemiş olabilecek örgütler açısından bakıldığında ise, radikal İslamî örgütler açısından baktığımızda, İslamî Kurtuluş Örgütü, slogan olarak mevcut olmakla birlikte, örgüt, literatürü sayılabilecek yayın, şema, bildiri gibi unsurlarla takviye görmediğinden, Mumcu cinayetinden sorumlu tutulacak bir bulgusu ele geçmediği güvenlik güçlerince ifade edilmiştir. Bu ifadeye rağmen, Mumcu cinayetiyle ilgilendirilen ve birkısım verilerle beslenen İslamî Hareket Örgütü olduğu iddia olarak ortaya çıkmaktadır; ancak, İslâmî Hareketin, emniyet yetkililerinin verdiği bilgilere göre, örgüt olmadığı, örgüt ögelerinden çok, başka ülkelerin servislerinin kontr espiyonaj faaliyetlerini yürüten grup niteliğini gösterdikleri ifade edilmektedir. Bu grubun, maddî menfaat elde etmek maksadıyla bazı eylemleri yapmakta olduğu ve hiyerarşisinin belli bir yerde kesilmesi nedeniyle, bir ülke gizli servisinin ülkemizdeki kontr espiyonaj eylemlerinin taşeronu olabileceğini çağrıştırmaktadır. Örnek olarak, gelir elde etmek maksadıyla araç çalınıp, change yapılıp satılması... Kanıtlanmamakla birlikte, Çetin Emeç'in, Celal Zahabi'nin isteği ve maddî desteğiyle öldürülmesine rağmen, İrfan Çağrıcı'nın cinayet emrini verdiğini üstlenmesi hususlarının tespit edildiği anlaşılmıştır. Çetin Emeç cinayetinin işleniş tarzıyla Mumcu cinayetinin tarzının oldukça farklı olduğu, Emeç cinayetinin daha vasat bir planla işlendiği için çözüldüğü ve faillerinin yakalandığı; ancak, aynı örgüt işi olsa bile, delil ve belgelerle kanıtlanmadıkça ya da itiraf edilmedikçe bu grubun, Mumcu cinayetini işlediği hususunun, emri verenlere uzanacak şekilde çözülmesinin sağlanamadığı anlaşılmaktadır. Üstelik, Mumcu cinayetinin işleniş tarzındaki profesyonel metot gereği azmettirici örgüt, servis ya da ülkeye ulaşma zorluğu bulunduğu gibi, Mumcu cinayetinin, İslamî Hareketle bağlantısının maddî delil ya da emarelerinin belge ya da hukukî nitelikte verileri bulunamamıştır.
PKK ve Hizbullah gibi bölücü örgütlerin eylemi olması ihtimali bulunmakla birlikte, her iki örgütle de bağlantısını kurabilecek bir bilgi ve belgeye rastlanamamıştır. Bu örgütlerin, bu cinayeti, propaganda maksadıyla örgütsel yayınlarında kullanmadıkları tespit edilmiştir; ancak, daha önce de değindiğim gibi, Mumcu'nun, Yaşar Kaya ve Behçet Cantürk'le arasında tartışmanın bulunduğu bilinmektedir. Hatta, 1992 yılında Özgür Gündem Gazetesinde “halkın dinamiği bu işin üstesinden gelecektir” sözünden hareketle, merhum Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Hanıma “bunlar beni öldürecekler” dediği bilinmektedir.
Organize suç örgütlerince bu eylemin gerçekleştirilme ihtimali de gözardı edilmemelidir. Uğur Mumcu'nun araştırmacı gazeteciliği nedeniyle, gerek eroin ticareti gerek altın kaçakçılığı konularında yapmış olduğu araştırmalar ve bazı organizasyonları ortaya çıkardığı ve bu nedenle öldürülmüş olabileceği ihtimal dahilindedir. Komisyonumuza bilgi veren Hülya Ağansoy, kocası Tevfik Ağansoy'a Mumcu'nun öldürülme sebebini sorduğunda, “bu konuda bilgi veremeyeceğini, bu tür konularda ne kadar az şey bilirse, o kadar çok yaşayacağını” ifade ettiğini, bizlere Komisyonda söylemiştir. Ancak, “neyi kastettiğini bilmediğini, bu sırlarıyla birlikte öldüğünü” ifade eden Sayın Ağansoy, Celal Zahabî, Ömer Topal gibi kişilerle irtibatı bulunan Tevfik Ağansoy'un, Uğur Mumcu cinayeti hakkında bir şeyler bildiğini ima ettiğini tahmin etmektedir.
Uğur Mumcu cinayetinin yabancı ülke servislerince yapılmış olma ihtimali de vardır. Bilgisine başvurulan Emniyet uzmanlarının ortak yorumu, Uğur Mumcu cinayetinin, hiçbir delil bırakılmaksızın işlenmiş, profesyonel bir eylem olduğu yönündedir. Bu tür eylemlerin yabancı ülke servislerince en ince teferruatına kadar planlanıp, kontr espiyonaj usulüyle yerli taşeron örgütler veya yerli tetikçiler kullanılarak tamamlanabileceği uzmanlarca ifade edilmektedir.
MİT Daire Başkanı Mehmet Eymür “Mumcu cinayetinin yabancı devlet destekli olduğunu tahmin ettiğini, Mumcu'nun üzerinde durduğu kaçakçılık, gayrimeşru para, uyuşturucu hususlarını, bu işi yapanları kontrol eder hale geldiğini” ifade etmiştir. Yine, Avukat Mehmet Emin Değer Beyefendi, komisyonumuza verdiği beyanında “Uğur Mumcu'nun, yabancı servislerce, İran ve Afganistanlılar taşeron olarak kullanılmak suretiyle öldürülmüş olabileceğini” ifade etmişlerdir.
Mumcu cinayetinin sağ terör örgütlerince işlenmiş olabileceği varsayımıyla olacak ki, araştırmayı, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Sağ Terör Masası İrticaî Terör Kısmı yürütmüştür. Halen de soruşturma bu masa, “kısım” tabir edilen tim tarafından yürütülmektedir.
Sol terör örgütleri, herhalde, Mumcu'nun sol görüşlü olduğu peşin hükmüyle ya da bu örgütlerin Mumcu ile husumeti olamayacağı varsayılarak araştırılmamıştır. Komisyona bilgi veren ya da belge ve doküman gönderen kişi ve kurumlar -bir tanesi istisna- bu ihtimale değinmemişlerdir. Sadece MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Komisyonumuza bilgi verirken “kesin bilgi, belge, itiraf, bulgu olmadıkça ve olayın tespiti yapılmadıkça, tüm örgütlerin bu cinayeti işleme olasılığının aynı oran ve ihtimalli olduğunu” açıklamıştır. Olay aydınlatılamadığına göre ve olayın şahidi bulunamadığına göre, bu tezin gözardı edilmemesi uygun olacaktır.
Olayın soruşturulması sırasında radikal islâmî örgüt bağlantılarına ağırlık verilmesi, diğer örgütlerin yeterince araştırılmaması bir eksiklik olarak değerlendirilmelidir.
Komisyonun gündemi uzun süre işgal eden PKK itirafçıları Murat Demir ve Murat İpek, Uğur Mumcu'nun MİT tarafından öldürüldüğünü beyan etmişlerdir. Bu konudaki iddialarını Radikal Gazetesine ve muhtelif televizyon kanallarında yapılan programlarda tekrarlamışlardır. Ancak, bu iddialar, komisyonumuzca Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, Van Valiliği, Van Cumhuriyet Savcılığı, Jandarma Genel Komutanlığı nezdinde araştırılmış, bu itirafçıların savlarının kanıtları elde edilememiştir.
Ayrıca, Murat İpek ve Murat Demir, İstanbul Emniyet Müdürlüğünce gözlem altına alındıklarında, her ikisinin ayrı ayrı verdikleri ifadelerde, bu konudaki ifadelerinden tamamen vazgeçmişler ve daha önceki iddialarının sebeplerini izah ederek, imzalı tutanaklarda, beyanda bulunmuşlardır.
Suikastın gerçekleştirilmesi ve olay yeri incelemesi, suikastın önlenmesi için alınması gereken tedbirler için de, Uğur Mumcu'nun çeşitli terör örgütlerinin hedefi olabileceği yetkililerce ifade edilmesine rağmen, koruma verilmediğini, bunun gerekçesi sorulduğunda, “kendisinin yazılı talebi olmadığını, yazılı talep istenmesine rağmen kendisinin böyle bir talepte bulunmadığını” ifade etmişlerdir.
Cinayetten sonra olay yerinde inceleme ve delillerin toplanmasında gerekli titizliğin gösterilmediği görülmektedir. Bu cinayetin soruşturmasında -hiç değilse belli bir hususta- görevlilerin gerekli hassasiyeti göstermediği kanaati oluşturulmaktadır. Şöyle ki, Uğur Mumcu'nun çalışma odasının bant ve bilgisayar kayıtlarının incelenmemesi, eşinin ifadesinin onbeş gün sonra alınması, kapıcının ifadesinin hiç alınmaması, ev ve işyerine gelen telefon dokümanları zamanında alınmadığından kayıtların silinmesi, istihbarat eksikliği olarak kayıtlarımıza geçmiştir ve Adalet eski Bakanı Şevket Kazan'ın Türkiye Büyük Millet Meclisinde açıkladığı MİT Müsteşarlığına ait belge içeriğinin doğru olmadığı ve belgenin, MİT'te hazırlanmasına rağmen, düzenleyicisinin bulunamaması, istihbaratın sağlıklı yapılamadığı ve istihbaratı engelleyici faktörlere karşı tedbir alınamadığını göstermesi açısından önemli bir eksikliktir.
Soruşturma sürecinde, bugünkü teknolojiyle, patlayıcının menşeini analizler neticesinde bulmak mümkün olduğu halde, bu, gözardı edilmiştir. Halbuki, patlayıcı iyi analiz edilseydi veyahut Türkiye'de yapılamıyorsa -İsviçre'de yapılma imkânı olduğunu bize yetkililer ifade etti- hangi ülkeden bu patlayıcının geldiğini dahi tespit etmenin mümkün olduğu, bize, ODTÜ Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Ayhan S.