ĞÏࡱá>şÿ  ()şÿÿÿ !"#$%&'ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÜ¥hcàe˜)<˜&,„,„„2„2„2„2¯)ª2ª2ª2ª2ª2ª2 ´2ª2!;a¸8¸8¸8¸8¸8¸8¸8¸8;;;;;;;‚;XÚ;.!;„2¢:¸8¸8¢:¢:!;¾:„2„2¸8¸8¾:¾:¾:¢:„2¸8„2¸8; …ûŒÇɼ„2’2„2„2„2„2¸8ê;¾:C¾: TBMM Tutanak Müdürlüğü

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

10 Temmuz 1997 Perşembe

BAŞKAN : Mustafa KALEMLİ

KÂTİP ÜYELER : Ünal YAŞAR (Gaziantep), Zeki ERGEZEN (Bitlis)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 119 uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; gündeme geçiyoruz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında bulunan, Başbakan Sayın Mesut Yılmaz tarafından kurulan Bakanlar Kurulunun Programı üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.

Görüşmelerde, İçtüzüğün 72 nci maddesine göre, siyasî parti gruplarına, Hükümete ve şahısları adına iki üyeye söz verilecektir.

Genel Kurulun 1.7.1997 tarihli 113 üncü Birleşiminde alınan karar gereğince, siyasî parti grupları ve Hükümet adına yapılacak konuşmalar 45'er dakika (bu süre iki konuşmacı tarafından kullanılabilecektir) kişisel konuşmalar 15'er dakikadır.

Şimdi, Program üzerinde, şahsı adına söz talebinde bulunan sayın üyelerin adlarını sırasıyla okutuyorum:

1- Mehmet Gözlükaya (Denizli)

2- Orhan Kavuncu (Adana)

3- Yüksel Yalova (Aydın)

4- Ali Talip Özdemir (İstanbul)

5- Osman Hazer (Afyon)

6- Arif Sezer (Adana)

7- Esat Bütün (Kahramanmaraş)

8- Gökhan Çapoğlu (Ankara)

9- Bekir Yurdagül (Kocaeli)

10- Mustafa Köylü (Isparta)

11- İsmail İlhan Sungur (Trabzon)

12- Doğan Baran (Niğde)

13- Mehmet Emin Aydınbaş (İçel)

14-Sabri Ergül (İzmir)

15- Metin Bostancıoğlu (Sinop)

16- Mustafa Kamalak (Kahramanmaraş)

17- Lutfullah Kayalar (Yozgat)

18- Musa Okçu (Batman)

19- Aslan Ali Hatipoğlu (Amasya)

20- Abdulilah Fırat (Erzurum)

21- Sıtkı Cengil (Adana)

22- Mehmet Sıddık Altay (Ağrı)

23- Mehmet Sılay (Hatay)

24- İbrahim Halil Çelik (Şanlıurfa)

25- Memduh Büyükkılıç (Kayseri)

26- Biltekin Özdemir (Samsun)

27- Fethullah Erbaş (Van)

28- Ayhan Fırat (Malatya)

29- Muhammet Polat (Aydın)

30- Mehmet Keçeciler (Konya)

31- Ömer Özyılmaz (Erzurum)

32- Mehmet Bedri İncetahtacı (Gaziantep)

33- Tevhit Karakaya (Erzincan)

34- Mehmet Ekici (Ankara)

35- Halit Dumankaya (İstanbul)

36- Gencay Gürün (İzmir)

37- Mehmet Ali Şahin (İstanbul)

38- Ali Rahmi Beyreli (Bursa)

39- Fikret Ünlü (Karaman)

40- Ali Oğuz (İstanbul)

41- Yaşar Okuyan (Yalova)

42- Hüseyin Arı (Konya)

43- Metin Emiroğlu (Malatya)

44- Bayram Fırat Dayanıklı (Tekirdağ)

45- Refik Aras (İstanbul)

46- Süleyman Metin Kalkan (Hatay)

47- Avni Akyol (Bolu)

48- Ahmet Çelik (Adıyaman)

49- Yakup Hatipoğlu (Diyarbakır)

50- Şamil Ayrım (Iğdır)

51- Şeref Malkoç (Trabzon)

52- Hasan Hüseyin Öz (Konya)

53- Kâzım Arslan (Yozgat)

54- Kahraman Emmioğlu (Gaziantep)

55- Hanefi Çelik (Tokat)

56- Halil Cin (İçel)

57- Cafer Güneş (Kırşehir)

58- Necmettin Aydın (Zonguldak)

59- Ekrem Erdem (İstanbul)

60- T. Rıza Güneri (Konya)

61- Kemalettin Göktaş (Trabzon)

62- Hüseyin Yıldız (Mardin)

63- Bülent H. Tanla (İstanbul)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, bir hususu bilgilerinize sunmak istiyorum: Bu listede, daha önce, 2 nci sırada Sayın Hüseyin Arı, 42 nci sırada da Sayın Orhan Kavuncu mevcuttu. Başkanlığa yaptıkları yazılı müracaatta, bu iki arkadaş, birbirlerine yerlerini verdiler; dolayısıyla, değişikliği, bu şekliyle okumuş olduk.

Şimdi de, gruplar adına söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Deniz Baykal; DSP Grubu adına, Sayın Metin Bostancıoğlu ve Sayın Metin Şahin; Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Ayvaz Gökdemir; Refah Partisi Grubu adına, Sayın Bülent Arınç; Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Nejat Arseven.

İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun.

Genel Başkan Sayın Deniz Baykal; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Baykal, süreniz 45 dakika; yetişmeyecek olursa, size eksüre vermeye hazırım efendim.

CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi adına hepinizi ve televizyonları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımı içten sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.

Bir yeni Hükümet Programı görüşmesi içindeyiz; önümüzde 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin Programı var. Bu Programı, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bugün tartışacağız; bu Programı ve onu çevreleyen siyasî ortamı değerlendirmeye gayret edeceğiz. Ben, bu çerçevede, Cumhuriyet Halk Partisi adına düşüncelerimi ifade etmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlarım, önümüzdeki Hükümet Programıyla ilgili olarak, hiç kuşkusuz, söylenebilecek çok şey vardır. Bu Hükümet Programının hedefleri, yöntemleri, imkânları, Türkiye'nin gerçekleri, hepsi bir araya getirilerek dört başı mamur bir değerlendirme yapılabilir. Hiç kuşku duymuyorum, bu Hükümet Programının, bütün bu unsurlar göz önünde tutularak bir değerlendirmeye tabi tutulup, lehinde, aleyhinde çok şey söylenebilir; ama, sanıyorum, bizim, şu anda öncelikle ele alıp konuşmamız gereken konu, bu Hükümet Programının, bundan önce, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirilmiş 54 diğer hükümet programından hiçbir farkı yokmuşcasına ele alınıp tartışılması olmamalıdır. Bu Hükümet Programının içeriğini, iddialarını, hedeflerini, yöntemlerini tartışmanın, bence, bu Hükümet Programını ve bu Hükümeti değerlendirirken, çok önemli bir temeli ihmal etme pahasına yapılması durumuna sürüklenmemeliyiz.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bu Hükümet, bir süre önce işbaşında bulunan Refahyol Hükümetinin, çok özel koşullarda istifa ederek, Hükümeti boşaltmak zorunda kalması sonucunda ortaya çıkmıştır. Hiç de olağan sayılamayacak bir siyasal ortamda bir hükümet sorunu gündeme gelmiştir; çok özel, olağandışı koşullarda bir hükümetin işbaşından uzaklaşması kaçınılmaz olarak ortaya çıkmıştır. Bu Hükümetin oluşması da, gene, olağandışı birtakım gelişmeler içinde gerçekleşmiştir. Bunu da, siyasal yaşamımızın gerçekleri göz önünde tutularak, belki, olağan karşılamak imkânı vardır; ama, bu Hükümet Programının, kendisini göreve getiren şartları, karşı karşıya bulunduğu sorunu doğru bir teşhise oturtup oturtmadığı noktası, öyle zannediyorum ki, bu Hükümeti de aşan bir önem taşımaktadır.

O nedenle, bizim, bu Hükümet Programının içeriğiyle ilgili bir değerlendirme ve bir arayış içerisine sürüklenmeden, böyle bir hükümeti ortaya çıkaran şartları bu Hükümetin doğru değerlendirip değerlendirmediğini, bu Hükümetin ortaya çıkmasına neden olan ortamı doğru kavrayıp kavramadığını, o ortamla ilgili teşhislerinin, o ortamı daha normal bir ortama taşıma konusundaki önerilerinin büyük bir önem taşıdığının farkında olup olmadığını öncelikle değerlendirmemize ihtiyaç vardır. Eğer, bu Hükümet, kendisini, bundan önceki 54 hükümetten birisi gibi sayıyor ise, çok temel bir noktada yanılıyor demektir.

Bu Hükümet çok özel koşullarda ortaya çıkmıştır. Böyle bir hükümet değişikliğini zorunlu kılan siyasî şartları, önce, bu Hükümetin doğru kavrayıp kavramadığını ve o şartlar karşısındaki tavrını net, berrak, inandırıcı bir biçimde ortaya koyup koymadığını anlama ihtiyacımız vardır. Yani, bu Hükümet, kendisini işbaşına getiren özel koşulları bir yana bırakarak, onları yok sayarak, ihmal ederek, görmezlikten gelerek, o koşulların kendiliğinden ortadan kalkacağı umudunu bizimle paylaşamaz. Öncelikle, böyle bir hükümetin ortaya çıkmasına neden olan siyasal ortamın çok doğru değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu Hükümet, bir krizin sonucunda ortaya çıkmıştır. Bundan önceki hükümet de bir krizin sonucunda düşmüştür, ayrılmıştır. Bu krizi doğru anlamamız lazımdır, bu krizi doğru değerlendirmemiz lazımdır. Bu kriz şartlarından Türkiye'yi çıkaracak politikaları ortaya koyup, bu Hükümetin, kararlılıkla, cesaretle, açıkça onları takip etme iradesini sergilemesine ihtiyaç vardır.

Eğer, bu Hükümet Programı, bundan önceki hükümet programlarıyla mukayese edilerek, hangi şartlar altında bu Hükümetin doğduğu sorusuna bir cevap arayacak olursak, bu Hükümetin, bundan önceki hükümetlerin herhangi birisinden hiçbir farkı olmadığı gibi bir varsayımın, bir anlayışın, bu Hükümeti kuranların zihnine ya da Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türkiye'ye teklif ettikleri siyasî tahlilin temeline esas teşkil ettiğini görürüz; bu, büyük bir yanılgıdır. Ya bizimle paylaşmayı uygun görmüyorlar; Türkiye'de bir hükümetin uzaklaşmasına yol açan koşulların neler olduğu, niçin onun uzaklaşmak durumunda kaldığı ve böyle bir hükümetin niçin işbaşına gelmek durumunda olduğunu ortaya koyacak siyasî tahlili bizlerle paylaşmaya gerek duymuyorlar -ama, belki, onu kendileri yaptılar, onu düzeltecekler ve bizim de buna inanmamızı bekliyorlar- ama, bizim, biraz daha fazla bilgiye, bu konuda, hükümeti kuranların anlayışını görmeye ciddî ihtiyacımız vardır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bu Hükümet, bir krizin sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu kriz, sıradan bir kriz değildir. Refahyol İktidarının ortaya çıkışı, bir kriz sürecinin içinde gerçekleşmiştir; Refahyol İktidarı, bir krizi, besleyen, geliştiren, büyüten bir dönem olarak yaşanmıştır, bu krizin doruk noktalarına yakın bir aşamada bu hükümet işbaşından ayrılmak durumunda kalmıştır ve yeni bir hükümet arayışı başlamıştır. Bu, bundan önceki hükümetlerin tümünden farklı bir durumun bu Hükümetin önünde bulunduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye, bir krizden geçmektedir. Bu krizde, işbaşına gelen Refahyol İktidarının, Türkiye'nin siyasal tarihinin temel dayanak noktalarına yönelik bir siyasî arayışı, iktidardan destekleyerek, Türkiye'de yaygınlaştırmak istemesi ana neden olmuştur. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu, açıklıkla, netlikle, her birimizin görmesi gerekiyor. Türkiye'de, Refahyol İktidarı, cumhuriyet rejimimizin siyasî temellerini içine sindiremeyen, onları tahrip etmeyi öngören bir siyaset anlayışını iktidara taşımıştır. Bu iktidar, işbaşında kaldığı dönem boyunca, ne yazık ki, bu doğrultuda toplumumuzu derinden sarsan, ciddî kaygılara sürükleyen olumsuzluklara meydan vermiştir; Türkiye, bu gelişme karşısında tepki göstermek ihtiyacı içine sürüklenmiştir ve artık bu hükümetin devam edemeyeceğini bu hükümeti kuranlar da tespit ederek, işbaşından ayrılmak, istifa etmek zorunda kalmışlardır. Bir defa, önce, bunu tespit etmek lazımdır.

Nasıl olmuştur da, Türkiye'nin cumhuriyet rejiminin siyasî temellerine karşı çıkan bir siyaset anlayışı, Türkiye'de, bir noktada en etkin iktidar makamlarına gelme fırsatını elde edebilmiştir?. Tabiî, bu, üzerinde durulması gereken bir temel konudur; bu, Türkiye'de bir demokrasi sınavı olmuştur; Türkiye'de çok önemli bir siyasal tehdidin, demokratik rejimin kendi içinden gelişen bir tehdidin, demokratik rejimin yöntemleriyle etkisiz kılınması konusunda hepimizin çok önemli bir sınavla karşı karşıya kalması kaçınılmaz olmuştur.

Çok açıktır; ne yazık ki, bu tehdit geliştirilmiştir. Önce, önemsenmek istenmemiştir “rejim bunu aşar” diye düşünülmüştür; “canım, çok fazla da mübalağa etmeyelim” diye bakılmıştır; ama, birbiri ardından yapılan açıklamalar, takınılan tavırlar, ortaya çıkan örgütlenme, ideolojik açılım, bir husumet zihniyetinin, Türkiye'de demokratik rejimin kabul edemeyeceği düzeyde bir husumet anlayışının ülkemizde ortaya çıkmaya başlaması, Türkiye'nin toplumsal huzurunu çok ciddî şekilde sarsmaya başlamış ve Türkiye büyük tedirginliklerin içine sürüklenmiştir.

Yani, bütün bunlar yaşanmamış, bütün bunlar yok da, kendiliğinden, lütfederek, 2000 yılına kadar işbaşında kalma imkânına sahip olan bir iktidarı, Başbakan, lütfuyla mı bırakarak ayrılmak durumunda kalmıştır?! Türkiye'nin yaşadığı sıkıntı, Türkiye'nin içine sürüklendiği gerginlik, toplumun bütün kesimlerinin huzursuzluğa girmiş olması, Türkiye'yi çok ciddî şekilde sarsmıştır. Bu, hepimizin unutmaması gereken ve özellikle bazılarımızın ders alması gereken çok temel bir nokta olmuştur. (CHP sıralarından alkışlar) Bir büyük sınavdan, ne yazık ki, Refahyol İktidarı başarıyla çıkamamıştır. Eline geçen ve Türkiye'yi bir barışa, huzura ve kardeşliğe taşıyabilecek, bir yeni uyumu gerçekleştirebilecek bir iktidar fırsatını, tam tersine, Türkiye'yi, kamplaşmaya, kutuplaşmaya, çekişmeye, sürtüşmeye sürekleyen bir siyaset anlayışının emrinde heba etmiştir, israf etmiştir. Bu, krizin altında yatan temel nedendir, bunu görmezlikten gelemeyiz. Tabiî, bu olayı, sadece bir günde, Refah Partisinin iktidara gelmesiyle birlikte ortaya çıkmış ve yine bir günde, Refah Partisinin iktidardan uzaklaşmasıyla aniden ortadan kalkmış bir tehlike gibi algılamak da, kesinlikle mümkün değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

Türkiye'nin bu noktaya gelişine yol açan uygulamaların altında, uzun bir süreden beri iktidar sorumluluğunu üstlenmiş olan siyasî kadroların, çeşitli nedenlerle, böyle bir tehlikenin gelişmesine, bilerek-bilmeyerek, farkında olarak-farkında olmayarak destek verici tavırlarının ve -liberal bir sağ siyaset anlayışına çıkamadığımız için- Türkiye'deki merkez sağ siyaset anlayışına, maalesef, egemen olan zihniyetin çok büyük rolü olmuştur. Türkiye'yi, buraya, belli bir siyaset getirmiştir; o siyasetin sonucunda da, Refah Partisi, bulduğu imkânı, niyetini açıkça ortaya koyarak sergilemiştir ve Türkiye, birdenbire bunu kavramıştır, şimdi, bundan kurtulmaya çalışıyor. Bundan kurtulma arayışının ilk aşaması, hiç kuşku yok, Refah Partisini iktidardan uzaklaştırmaktır, hiç kuşku yok; çünkü, üzerine yemin ettiği Anayasanın en temel maddelerine karşı gizli bir tahrip politikasını yürütme hakkını kendinde görenlerin, artık, bu kadar gerçek ortaya çıktıktan sonra işbaşında kalmaya devam etmeleri mümkün değildir, mümkün olmadığı da ortaya çıkmıştır ve Refah Partisi, ayrılmak zorunluluğunu kavramak durumuna sürüklenmiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu, bir tespittir. Refah Partisinin, Türkiye'nin, anayasal, siyasal rejimine yönelik bir doku uyuşmazlığı içinde olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.

ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) - Hayır; yanlış...

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Bu, yaşanan gerçektir; gerçekler, ortada, hepimizin önünde duruyor. Yani, Refah Partisi İktidarının “iktidara kanlı mı geleceğiz, kansız mı geleceğiz” diye başlayan ve “bizim referansımız demokrasi değildir, bizim referansımız dindir” diyen siyaset anlayışından “içinizdeki kini unutmayın” diyen yaklaşımına kadar her alanda sergilediği tutum, Türkiye'de siyasî rejimin temellerine yönelik bir uyuşmazlığın, Refah Partisinin zihniyetine, ideolojisine hâkim olduğunu ortaya koymuştur. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer “yanlıştır, biz, cumhuriyet rejimimizi benimsiyoruz” diyorsanız, bunun duymaktan büyük mutluluk duyarım; ama, sadece söylemekle kalmayın, gereğini yerine getirin ve uygulayın.

NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) - Biz, kansız geldik.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - İşbaşına geldiğiniz zaman, iktidardayken neler yaptığınızı çok iyi biliyoruz.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) - Neler yaptık?..

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Efendim, neler yaptınız... Bir defa, verdiğiniz sözlerin hiçbirisini tutmadınız. Size “kırk balon uçuruyorsunuz” demiştim, bunun tümünün de balon olduğu, yaşanan gerçeklerle ortaya çıkmıştır.

NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) - Ona millet karar verecek; sandıkta belli olur.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Verecek, verecek; merak etmeyin...

Kırk balonun hepsi ortaya çıktı...

“Asgarî ücretten vergi almayacağız” dediniz; vergi aldınız.

“Peşin vergiyi kaldıracağız” dediniz; peşin vergiyi kaldırmadınız.

“Vergide hayat standardını kaldıracağız” dediniz; kaldırmadınız.

RIZA ULUCAK (Ankara) - İmkân mı verdiniz?..

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Bahane çok...

“Gümrük birliğini yırtacağız” dediniz; gümrük birliğini yırtamadınız.

“Olağanüstü hali kaldıracağız” dediniz; olağanüstü hale ayak uydurdunuz.

“Çekiç Güç'ü kaldıracağız” dediniz; Çekiç Güç'e ayak uydurdunuz.

“İsrail anlaşmalarını yırtacağız” dediniz; İsrail'le bir anlaşma daha siz yaptınız, sonra da ortak manevra yaptınız. (CHP sıralarından alkışlar)

“Doğu Anadolu'da köyünden ayrılmak zorunda kalan insanları köylerine döndüreceğiz” dediniz; hiçbirisini köylerine döndüremediniz.

“Fakirlikle, yoksullukla mücadele edeceğiz” dediniz; televizyonlarda, güneydoğudaki yoksulluk sahnelerinin sizin iktidarınızda yaşandığını hepimiz gördük. (RP sıralarından gürültüler)

“Hac kontenjanını artıracağız” dediniz; hac kontenjanını artıramadınız.

ALİ DİNÇER (Ankara) - Devlet parasıyla hacca gittiniz.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - “Hacca, karayoluyla serbest gidilecek” dediniz; bunu gerçekleştiremediniz. (RP sıralarından gürültüler)

“Denk bütçe” dediniz; bütçenin 2,4 katrilyonluk bir açıkla bağlanacağı ortaya çıktı.

“Ekmeği 15 bin liraya sattıracağız” dediniz; ekmeği 25 bin lira siz yaptınız. (RP sıralarından gürültüler)

“Kumarhaneleri kapatacağız” dediniz; kumarhaneleri kapatamadınız. (RP sıralarından gürültüler)

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) - Sayenizde!..

BAŞKAN - Devam edin Sayın Baykal.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - “Türkiye'de, bütün bu hak ve adalet düzenini kuracağız” dediniz...

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) - İnşallah...

DENİZ BAYKAL (Devamla) - ... akraba, kayınbirader, enişte, dünür düzenini kurdunuz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Devlet dairelerine, kayınbiraderlerinizi, dünürlerinizi, damatlarınızı atadınız.

KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) - İSKİ... İSKİ...

DENİZ BAYKAL (Devamla) - İstanbul Belediyesinden, kayınlara, dünürlere, damatlara ihaleler aldınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Enerji Bakanlığı yatırımlarını kendi hısım akrabanızla paylaştınız.

100 bin kişiye sınav yapacağız diye SSK'da sınav açtınız; 6 500 kişiyi milletvekili listeleriyle aldınız. (RP sıralarından “İSKİ... İSKİ...” sesleri) Karda kışta Anadolu'dan kopup gelmiş, üstelik sınava girmek için de milyonlarca liraya müracaat belgesi, formu satın almış olan zavallı insanları, stadyumlarda, karda kışta perişan ettiniz. (CHP sıralarından alkışlar, RP sıralarından gürültüler)

Millî Eğitim Bakanlığında, kurasız öğretmen ataması yaptınız.

5 emniyet genel müdür yardımcısını, 28 il emniyet müdürünü görevden aldınız, 43 ilin emniyet müdürlüğüne atama yaptınız; 225 kaymakamı, 119 vali yardımcısını görevden aldınız.

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) - Gelelim 55 inci Hükümete...

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Ona da geleceğiz...

Kadın personeli tasfiye etmeye yönelik olarak, elinizden gelen her şeyi, kendi bakanlıklarınızda yaptınız.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunda 31 kadın yöneticiyi görevden siz aldınız.

MEHMET EMİN AYDINBAŞ (İçel) - Hükümete girseydin de düzeltseydin.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Sosyal Sigortalar Kurumunda 58 hastane baştabipini, 48 sigorta müdürünü, 100'ün üzerinde müdür yardımcısını siz görevden aldınız.

Bırakınız devleti, Türkiye'nin çok önde gelen bir hayırsever yurttaşının, Bolulu İzzet Baysal'ın kendi parasıyla kurduğu üniversite için gereken karar karşılığında kadro pazarlığı yapmaktan sıkılmadınız, utanmadınız! (CHP sıralarından alkışlar)

İslam dinarı dediniz, İslam uçağı dediniz, İslam ortak pazarı dediniz, Malezya'yla dışticareti 150 milyondan 1,5 milyar dolara, Endonezya'yla 200 milyondan 2 milyar dolara çıkaracağız dediniz; hiçbirisini yapamadınız; artırmak bir yana, tam tersine, dışticaretin gerilemesine neden oldunuz.

Türkiye'de toplumu bölecek, parçalayacak bir zihniyetin içine girdiniz, demokratik hakkını kullanan insanlara “mum söndü yapıyorlar” diye en büyük hakareti yapmaktan geri kalmadınız! (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) - Sen bu kafayı değiştirmezsen, sandıkta boğulursun.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Özel güvenlik gücü, özel ordu arayışlarına girdiniz.

Türkiye'yi büyük bir sıkıntıya, Hükümet ile Silahlı Kuvvetlerin, Millî Güvenlik Kurulu ile Hükümetin gergin ilişkiler içerisinde sürüklendiği bir ortama siz getirdiniz, siz taşıdınız.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) - Yazık!

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Sonunda da çıktınız “havada ikmal yapacağız” dediniz; havada ikmal yaparken mecburî iniş yaptınız. (CHP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar) Havada ikmal yaparken mecburî iniş yaptınız; bu arada da, ikmal yapacağız diye yanınıza aldığınız uçağın da kanadının kırılmasına neden oldunuz! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu tablo, Türkiye'nin ciddî bir tablosudur; bu tablo, Türkiye'de bir büyük krizin var olduğunu gösteriyor. Size bütün bunları yapma fırsatını veren, geçmiş uygulamaların hazırladığı altyapıdır.

Şimdi, yeni bir Hükümet işbaşına geliyor. Bu Hükümetin görevi “onlar gittiler, biz geldik, sorun çözüldü” demek değildir.

BAHRİ ZENGİN (İstanbul) - Sayenizde!..

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Bu yeni Hükümet, çıkıp da “onlar gittiler, biz geldik ve sorun çözüldü” diyerek, bizim, bu durumla yetinmemizi isteyemez. Onların büyük görevi var; Türkiye'yi bu noktaya getiren sorunlara doğru teşhis koyacaklar ve onların gereğini yapacaklar.

Ne yazık ki, bu Hükümetin Programında ve şu ana kadar yaptığı açıklamalarda, bu Hükümeti, Türkiye'yi bu noktaya getiren süreçleri, mekanizmaları kavrayıp, onları daha dengeli, daha sağlıklı bir şekilde işletme iradesini ortaya koyar bir durumda görmedik. Sanki, bir anlamda, bu Hükümet diyor ki: “İşte, bu tehlikeli kadroyu uzaklaştırdık, yerine biz geldik, sesinizi de fazla çıkarmayın; biz de Türkiye'nin bütün sorunlarına el atacağız, çevreye zarar vermeden nükleer santral yapmak dahil, Türkiye'nin bütün konularına uzanacağız. Artık, Türkiye, böyle idare edilecek; bunu görünüz.” İşte, bizi tatmin etmeyen nokta budur.

Değerli arkadaşlarım, bu Hükümetin daha başlangıcında, Sayın Başbakana “Türkiye'de bir irtica tehlikesi var mıdır” diye sorulduğu zaman, Sayın Başbakanın “evet, bir irtica tehlikesi vardır” deme noktasında olmadığını gördük.

ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) - Yok ki, öyle bir şey.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Evet, yani, sizin iddianız o.

Sayın Başbakan, bu konuda “evet, Türkiye'de rejimi ve cumhuriyeti tehdit eden bir önemli tehlike vardır. Bunun adına, kimisi 'irtica' der, kimisi başka bir şey der; ama, böyle bir tablo vardır, bununla mücadele etmek bizim görevimizdir. Bunun gereğini yapacağız; bunun için geliyoruz” deme noktasında gözükmemiştir. Kendisine “bir irtica var mıdır” denildiği zaman, bunu kabul etme durumunda gözükmüyor. (RP sıralarından gürültülür) Memnuniyetinizi anlıyorum, ona işaret ediyorum zaten. Yani, boşuna haksız yere hücum etmeyiniz, oradaki bu noktaları da gözden kaçırmayınız. Şimdi, birinci temel nokta bu.

Sayın Başbakana “Millî Güvenlik Kurulu kararlarını siz de benimsiyor musunuz” diye soruyorlar, “onları ben imzalamadım” diyor. “Peki, devlette temadiyet esas, benimsiyor musunuz” denildiği zaman “Cumhurbaşkanı verdi, boyum kadar Millî Güvenlik Kurulu kararı var; onları, bir vakit bulup okuyacağım, başkasına da okutmam mümkün değil; onları okuyayım da bakayım, aklıma yatarsa söylerim, yatmazsa, tekriri müzakere isterim” diyor. Şimdi, biz, bütün Türkiye, merakla, Sayın Başbakanın, bu Millî Güvenlik Kurulu kararlarını okumasını ve bunları benimseyip benimsemediğini, bize bildirmesini bekliyoruz. Umut ediyorum, Millî Güvenlik Kurulunun İstanbul'da yapacağı bu toplantıya kadar, Sayın Başbakan, bunu yapacaktır; biz de, o zaman göreceğiz, acaba benimsiyor mu benimsemiyor mu.

Şimdi, ben, burada bir şeye dikkati çekmek istiyorum: Sayın Başbakanın ve bu Hükümetin işbaşına gelirken ortaya koyduğu siyasî teşhis ve siyasî tahlilin ne anlayışı yansıttığını görmek durumundayız; çünkü, bu anlayış, bundan sonraki uygulamaya da yön verecektir. Daha şimdiden, Refahyolun Türkiye'yi bu krize sürüklüyen politikaları karşısında açık, net ve kararlı bir tavır almaktan özenle uzak duran bir yaklaşım, böyle bir yaklaşıma Sayın Başbakanı mecbur eden siyasî tahlil, önümüzdeki dönemde, çok daha ciddî sorunların ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Ben, Sayın Başbakanın, Millî Güvenlik Kurulu kararlarını benimsemesinin zorunlu olduğu anlayışında değilim, benimsemeyebilir; ama, bunu, bir an önce karara bağlamalıdır; bu konudaki anlayışı bilmek herkesin hakkıdır, hepimizin hakkıdır. Bu Hükümeti işbaşına getiren insanların, sokaklarda yürüyen o çocukların, kadınların, toplumun hepsi bu Hükümetten bir şey bekliyor. “Refahyolla uzlaşalım, barış ve kardeşlik içinde bu işleri idare edelim, ortada fazla bir şey de yok zaten; öküz öldü, ortaklık bozuldu” anlayışıyla yürümesinin mümkün olmadığını herkesin görmesi gerekiyor.

ABDULLAH ÖRNEK (Yozgat) - Kavga mı yapsın?..

DENİZ BAYKAL (Devamla) -Kavgaya gerek yok, ciddî olmaya gerek var. Sizinle bizim ihtilafımız var. (CHP sıralarından alkışlar) Bu ihtilafı saklamak ne size yakışır ne bize yakışır; bu ihtilafı yok gibi kabul ederek Hükümet olmak, bu ihtilafı çözsün diye halkın görev vermesi üzerine gelip iktidar olmak, sonra da “yok bir ihtilaf” yaklaşımına girmek, işte bu ciddî değildir, bu doğru değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

İşte bu tavra girince, bakın, 8 yıl meselesinde o kaypaklık ortaya çıkmaya başlar. Şimdi, 8 yıl olacak mı olmayacak mı? (RP sıralarından “Yok, yok; olmayacak” sesleri) Bin dereden su geliyor. “Efendim, pilot bölge uygulayacağız, pilot proje uygulayacağız...” Yirmi yıldır uygulanıyor Türkiye'de, pilotu değil, artık kaptan pilotu bile kalmamış. Bu, Türkiye'nin, yirmi yıldır, 6 binin üzerindeki okulda denediği bir eğitim yöntemi haline gelmiş. Bunun ne pilotluk işi var?! “Efendim, para yok...” Nerede para yok; Dünya Bankasının, Türkiye'de eğitim yatırımını desteklemeye yönelik 2,5 milyar dolarlık bir ön anlaşması var. Onun 20 milyon dolarını, 10x2'sini iki ayrı proje için kullanmaya başladık. Bu konuda bir kararlılık içine girersek onu da kullanırız. Dünya Bankasından para almaya da ihtiyaç yok. Türkiye'de 8 yıllık eğitimi gerçekleştirmek için bu Hükümetin paraya ihtiyacı varsa, söylesin, o parayı biz buluverelim ona, millet buluversin. (CHP sıralarından alkışlar, RP sıralarından alkışlar[!])

Türkiye'nin, bu konuda deneyim eksiği yok, pilot proje ihtiyacı yok; Türkiye'nin bu noktada para eksiği yok; Türkiye'nin, bu noktada, siyasî irade eksiği var, siyasî cesaret eksiği var, siyasî değerlendirme zafiyeti, sorunu var. Türkiye'de, eğer, bunun yapılması gerektiğine Hükümet inanıyorsa, hiç kuşku yok, bunun gereğini derhal yerine getirebilir, getirmelidir.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, 8 yıllık eğitim konusu, hiç kuşkusuz, bir temel eğitim projesidir. Artık, Türkiye'de temel eğitimi 8 yılın altında zorunlu kılmaya devam edemeyiz. Dünyayı yakalamak zorundayız. 8 yıl, bir eğitim projesi olarak büyük önem taşıyor; ama, ben, buna biraz daha farklı açıdan bakıyorum. 8 yılın önemi, sadece bir eğitim projesi olarak gözükmüyor; 8 yıl, Türkiye'de bir ulusal bütünleşme projesidir. Ulusal bütünleşme projesi... (CHP sıralarından alkışlar)

Türkiye'de, ilköğretim çağındaki, yani 10 yıllık, 11 yıllık eğitim çağındaki çocuklarımızı, birbirinden farklı anlayışlara dayalı eğitim sisteminin içerisine, devlet, kendi parasıyla, kendi malî, maddî desteğiyle, kendi öğretmenleriyle sokacak olursa, o ülkede, önce, temelde, çocuk yaşta başlayan farklılık, bir süre sonra yavaş yavaş bir farklılaşma olmaktan, bir çatışma olmaya doğru, bir kültür çatışması olmaya doğru gider ve Türkiye'yi çok ciddî şekilde temellerinden rahatsız eden bir sıkıntının içerisine sokar. Böyle olduğunu yaşadık, gördük. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir devlet, kendisine saygısı olan hiçbir devlet, daha 10 yıl eğitim görme durumunda olan çocuklarını birbiriyle farklı anlayışlara, birbirine ters düşebilecek anlayışlara emanet etmez. Eğer ederse, o ülke, ne yaptığını bilmiyor demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Türkiye için 8 yıllık temel eğitim projesi, bir eğitim atılımı olmanın ötesinde, bir ulusal bütünlük, bir ulusal beraberlik projesidir.

Türkiye'nin, büyük Türkiyemizin, kalabalık nüfusumuzun, her mezhepten, her ırktan, her coğrafi bölgeden, her gelenekten gelen 65 milyon insanımızın geleceğe dönük bütünleşmesini sağlayacak temel nokta, işte o 10 yıllık, 8 yıllık asgarî eğitim dönemidir.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) - Aslan sosyaldemokratlar!..

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Orada, çocuklarımızın, yurttaşlık bilincini, bayrak sevgisini, vatan sevgisini, büyüklerini sevmeyi saymayı, kendi tarihiyle iftihar etmeyi, kendine güvenmeyi öğrenmesini sağlayacağız; o beraberliği, o noktada gerçekleştireceğiz. Ha, o sırada, biz, çocuklarımızı ikiye ayıracağız; bir kısmına belli değerler, bir kısmına farklı değerler öğreteceğiz; bir kısmına birbirlerini potansiyel düşman gibi telkin edecek bir anlayışı, oralarda, devlet kadrosuyla, öğretmeniyle, parasıyla, bütçesiyle gerçekleştireceğiz; bunu, beş yıl, on yıl, yirmi yıl yapacağız; ondan sonra, Türkiye birbirine girmeye başlayınca, Refah Partisi oraları bir fidelik gibi kullanıp, sonra da Türkiye'yi bölmeye yönelik bir siyasetin içine girince şaşıracağız... (CHP sıralarından alkışlar, RP sıralarından “yuh” sesleri, sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN - Sayın Baykal... Sayın Baykal... (RP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) - Millet iradesiyle buraya gelmiş kadrolara böyle diyemezsin!.. Size yakışmıyor!.. (CHP sıralarından “otur yerine” sesleri)

SABRİ ERGÜL (İzmir) - Otur yerine molla!..

NİHAT MATKAP (Hatay) - Otur yerine!.. Senin sözcün, çıkınca cevap verir; bir genel başkana böyle müdahale edilmez!..

SITKI CENGİL (Adana) - Sözünü geri alsın!..

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir dakika... Sayın milletvekilleri, bir dakika... (RP sıralarından gürültüler)

Sayın Baykal, İçtüzüğün 67 nci maddesine göre, gruplarımızı ve kişileri daha özenle gündemde tutarak kelimelerimizi seçersek, herhalde, bu gerginlik de olmayacaktır; ben, bir kere daha takdirinize sunuyorum.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Efendim, uyardım... Oturun efendim...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, düzeltilecek bir konu var.

BAŞKAN - Efendim, Sayın Hatibin konuşması biter, partinizi ilzam eden bir konu varsa, onu gündeme getirirsiniz, söz hakkınız doğarsa, ben, size söz veririm.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Düzeltilecek bir husus var, zatıâlinizin, onun düzeltilmesini istemesi lazım; düzeltmeyi siz talep edeceksiniz Sayın Başkan...

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Zamanı tespit ediyorsunuz değil mi Sayın Başkan?

BAŞKAN - Efendim, zamanınıza ilave edeceğim .

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - ... Bölücülük yok, bölücülük yapan kendileri olur o zaman...

BAŞKAN - Efendim söyledim, merak buyurmayın Sayın Kapusuz, Sayın Baykal, gerekli özeni gösterecek.

Buyurun Sayın Baykal.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Teşekkür ederim... (RP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

Değerli arkadaşlarım, bu 8 yıl... (RP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) - Aslan sosyaldemokratlar!..

FİKRET KARABEKMEZ (Malatya) - Sözünü geri alsın!..

BAŞKAN - Efendim, gereken uyarı yapıldı... Lütfen, istirahat buyurun, gereken uyarı yapıldı efendim...(RP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

Peki, vurun, ne olacak?! Neyi ifade edecek sıraya vurmak?!

SUAT PAMUKÇU (Bayburt) - Sözünü geri alacak!

BAŞKAN - Sözünü geri almak diye İçtüzükte bir şey var mı efendim? (RP sıralarından “var, var” sesleri) Yok öyle bir şey. (RP sıralarından gürültüler)

Bir dakika efendim... Beni dinlerseniz, cevabı söyleyeceğim. Sayın Hatip, bizim uyarımız istikametinde bir tavzihte bulunur veya daha özenli kelimeler seçer; ben, bunu kendilerine hatırlattım; hepsi bu kadar. (CHP sıralarından gürültüler)

Efendim, lütfen, siz de bana yardımcı olun, istirham ediyorum.

Buyurun.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

MAHMUT IŞIK (Sıvas) - Bunların eline fırsat geçse, keserler!..

KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) - Ayıp, ayıp!..

NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Konya) - Sana ayıp, sana!..

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum... Lütfen...

Sayın İdare Amiri, lütfen, arkadaşlarınıza hâkim olur musunuz... İstirham ediyorum...

Buyurun Sayın Baykal.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, bu 8 yıl konusu büyük önem taşıyor; bu Hükümetin, bunu, hiç gecikmeden, savsaklamadan bu yıl yürürlüğe koyması gerekiyor. Bu konuda “efendim, biz, yasa önerimizi Meclise sunacağız, Meclis nasıl uygun görürse gereğini yapacağız” deme hakkı yoktur;çünkü, bu konuda uygulamaya geçmek, Millî Eğitim Bakanlığının yetkileri dahilindedir. Türkiye'de bu konuda bir yasal düzenlemeye, geleceği bağlayabilme açısından ihtiyaç vardır; ama, bu yıl, meslek okullarına öğrenci yazılmayacağı, en kısa zamanda bu Hükümet tarafından ilan edilmelidir. (CHP sıralarından “Bravo”sesleri, alkışlar)

Bakınız, bunu, çok temel bir olay olarak görüyorum, bir ulusal bütünleşme projesi olarak görüyorum. Kimse, bu konuyu kendi siyasî hesapları için istismar etmeye kalkışmasın; bu, Türkiye'nin temel konusudur; bir siyasî kararlılıkla halledilecek bir konudur.

Bakınız, 1928 yılının 8 Ağustosunda Mustafa Kemal Sarayburnu'nda alfabeyi gösterdi, 1 Kasım 1928'de yasa çıktı, 1 Ocak 1929'da Türkiye'de bütün mahkemelerde kararlar yeni alfabeyle yazılıyordu. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye, yetmiş yıl öncesinin olanaklarıyla, alfabe değiştirmek gibi devasa bir işi gerçekleştirebilecek; ama, yetmiş yıl sonrasının Türkiyesi, çok mütevazı bir işi, yirmi yıldır uygulamakta olduğumuz bir işi, 5 yıldan 8 yıla temel eğitimi geçirme işini, parası yok, deneyimi yok, pilot proje lazım diye uygulamayacak!.. Böyle bir şey olamaz. Türkiye onu yapmıştır yetmiş yıl önce o olanaksızlıklar içinde; bugün de, aynen bunu gerçekleştirebilir. Bunun gerçekleştirilmesi büyük önem taşıyor. Bu Hükümetin, Türkiye'de Refah Partisini iktidara getiren siyasî oluşumu, sağlıklı, demokratik bir toplum yaratma doğrultusunda yönlendirebilmek için, öncelikle, kararlılıkla, tereddütsüz sahip çıkması gereken konu budur. Böyle zorla, iterek, kakarak, bastırarak değil, projesi bu olmalıdır, bunun için geliyorum demelidir, Türkiye'yi böyle kurtarırım diyebilmelidir. Bunu demeden, içinde bu heyecanı hissetmeden, bu konuyu da o konuyla birlikte, Refah Partisini bu noktaya getiren o siyasî süreci de denetim altına alması mümkün değildir.

Bu çerçevede ikinci nokta, Türkiye'de, devlet içinde ortaya çıkan çeteleşmelere karşı, açık, net, berrak tavır takınma konusudur. (CHP sıralarından alkışlar)

Susurluk'a geliyorum. Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, çok büyük bir sıkıntının altında eziliyoruz. Yargı organı, Susurluk davasıyla ilgili olarak 2 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasına ihtiyaç hissetmiştir. Konuyu soruştururken, siyasî bağlantıyı yakalamıştır, siyasî bağlantıyı takip edebilmek için, 2 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasını savcılık resmen Meclisten talep etmiştir.

Meclis ne yapmıştır bu talep karşısında: Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu “efendim, Anayasamızın dokunulmazlıklarla ilgili 84 üncü maddesinin değiştirileceği rivayeti var; madem onun değiştirileceği lafı ortaya çıkmıştır, biz, o 84 üncü maddeyi artık işletmeyelim, değişinceye kadar duralım, bekleyelim” demiştir. Yani, Anayasanın bir maddesinin değiştirileceği iddiası ortaya atıldı diye, o madde değişmiş mi oluyor?! Değiştiyse, yeni madde nerede? Yeni madde yok, dokunulmazlığı kaldıramıyoruz, dokunulmazlık kalkmış olmuyor... Eski madde dokunulmazlığı güvence altına almış; ama, kalkış mekanizmasını da koymuş. İşletelim o mekanizmayı... “Canım ne de olsa Anayasa değişecek; işletmeyeceğiz.” Böyle anlayış olabilir mi?! Türkiye Büyük Millet Meclisini, bir komisyon kararıyla, Anayasanın çok temel bir maddesini, Türkiye'nin en önemli konusuyla ilgili olarak, savcılık resmen talep ettiği halde, uygulatmaktan alıkoymaya nasıl göz yumabilirsiniz?! (CHP sıralarından alkışlar) Bu, çok temel bir olay, hiç kimseyi suçlamıyorum; ama, savcılığın ve yargı organının 2 milletvekilinin ifadesini alma talebini bu Meclisin örtbas etmesini kesinlikle kabul etmiyorum. Meclisin, bu konuda hassas olması gerekiyor ve yeni Hükümetten biz, daha afakî hedefler söylemeden önce, bu noktada bir ciddî siyasî iradeyi ortaya koymasını bekliyoruz. Evet, bu meseleyi biz, gerekli katkıyı vererek çözeceğiz diyebilmeliyiz.

Bakın, Hanefi Avcı, günlerdir televizyonlarda anlatıyor. O lafları dinleyip de hiçbir şey yokmuş gibi nasıl davranabiliriz?! Anlamak mümkün mü?! Türkiye'de bugün, birbiri ardından hepimizi kaygılandıran olaylar ortaya çıkıyor. Bu olaylar karşısında yapılacak iş, temele inmektir; temel, Susurluk'tur. Susurluk'un üzerine yürümek zorundayız, o konuyu aydınlatmak zorundayız. O konuyu aydınlatmadan başka olayların üzerine yürümek hakkını bulamayız. İşin temelinin oraya gittiği anlaşılıyor. Bir devlet görevlisi, Gaziosmanpaşa'daki olayları devlet içindeki bu çetelerin çıkardığını televizyonlardan ima ediyor. (CHP sıralarından alkışlar) Ne yapıyoruz; görevden alıyoruz, görevden alıyoruz. Gereğini yapıyor muyuz? Canım onların gereğini yapıyor gibi bir görüntü vermek için bir yol buluruz yaklaşımı mı; yoksa, evet, bu konuyu çözeceğiz, Türkiye'nin üzerindeki bu ağırlığı kaldıracağız, Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu kanıtlayacağız iddiası mı, iradesi mi?.. Bu iddia, bu irade ortaya konulmadan, bu konunun üzerine yürünmeden, Türkiye'yi sıkıntıya sokan gelişmelerin önünü almak imkânımız yoktur.

Yeni Hükümet, 8 yıllık temel eğitime öz davası olarak sahip çıkmalıdır; itilerek, kakılarak değil. Bahanesiz atılmalıdır “bunu yapacağız” diyebilmelidir ve “şimdi yapacağız, bu yıl yapacağız” diyebilmelidir. “Güvenoyundan sonra kanun teklifi göndereceğiz” demek, bahane değildir; bu Meclisin önünde iki tane kanun teklifi var: Birgen Keleş'in bir yıl önce, daha Millî Güvenlik Kurulu kararı yokken verdiği kanun teklifi; her partiden arkadaşımızın -Refah Partililer dahil olmak üzere- katıldıkları diyalog grubunun verdiği bir kanun teklifi. Onları işletin, onları harekete geçirin. Kanun teklifi hazırlamaya gerek yok, vermeye gerek yok; siyasî iradeye, cesarete ve kararlılığa ihtiyaç var. Eğer, bu kararlılık, bu aşamada, bu Hükümet tarafından, Türkiye bu tehditle karşı karşıya kaldığı sırada sergilenmeyecek olursa, biz niye bu desteği veriyoruz?!

İSMAİL YILMAZ (İzmir) - Biz de bilmiyoruz!..

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Neyi çözeceksiniz, neyi çözeceksiniz o zaman?

Değerli arkadaşlarım, güvenoyunu bir alalım, ondan sonra tatile gireriz anlayışını bu Hükümet bırakmalıdır; Hükümet çalışmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız, bizce, Türkiye'nin seçime ihtiyacı var. Niye seçime ihtiyacı var; Refahyolun hesabını milletin görmesini sağlamak için. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar [!]) Çünkü, Refahyol, onbir aylık iktidarıyla ortaya çıkmıştır; ekonomisi ortada, yüzde 85 enflasyon, gelir dağılımı çarpıklığı ortada, her türlü yolsuzluğa açık bir anlayış ortada, partizanlık ortada, kayırma ortada, aklama ortada, dürüstlük iddialarıyla ortaya attıkları soruşturma önergelerini kendilerinin nasıl akladıkları ortada; ne İslamiyete sığar ne ahlaka sığar ne siyasete sığar; millet de bunu görüyor, millet de bunun gereğini yapacaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Bundan kimsenin korkmaması lazım. Milletten korkarak bir yere varılmaz. Refah Partisiyle ilgili bu şikâyetlerimizde haklıysak, millet gereğini yapar. Türkiye'yi kamplara ayırıp, birbiriyle kutuplaşmış bir ortama, eğer o Hükümet taşıdıysa, bunun değerlendirmesini millet yapar, yapmalıdır. Onun gereği de yerine getirilmelidir. Nüfus tespiti yapılmalıdır. 18 yaşın üzerindeki herkesin seçmen olarak yazımı gerçekleştirilmelidir. Uyum yasaları çıkmalıdır ve bunlar bir an önce olmalıdır.

Sayın Başbakan ile Hükümetin kuruluşu sırasında yaptığımız görüşmelerde dedim ki: “Sayın Başbakan, göreve atandığınız ilk andan itibaren, eğer Türkiye'yi sağlıklı bir seçime hazırlamak için gereken şu konularda hemen, derhal harekete geçmezseniz, bir süre sonra Türkiye bir erken seçime sürüklenecek olur ise, o seçimin sağlıklı koşullarda yapılamamış olmasının sorumluluğu sizin üzerinizde kalır.” Sayın Başbakan da “evet, bizim üzerimizde kalır” dedi. Peki, ne görüyoruz şimdi: Güvenoyunu alalım ve Meclisi tatile sokalım... Ne zaman Türkiye'de uyum yasalarını çıkaracağız; seçimle ilgili olan, henüz çıkmamış olanları; ne zaman Türkiye'de nüfus tespiti düğmesine basacağız, ne zaman Türkiye'de seçmen yazımı için derhal harekete geçeceğiz?! “Canım, biz istemiyoruz seçim yapılmasını” diyorsanız, onu, lütfen açıkça ifade ediniz.

Türkiye'nin ihtiyacı ile bu Hükümeti oluşturan siyasî partilerin ihtiyacı birbirinden ayrılmalıdır. Ben, inanıyorum ki, Türkiye'nin şimdi gireceği bir seçimle ortaya çıkacak olan siyasî tablo, ülkemizde demokratik gelişmeyi açmaya yardımcı olacaktır. Refah Partisi hakkında milletin bir siyasî hesap sormasının, bir bilanço çıkarmasının imkânı bu aşamada millete verilmelidir. (RP sıralarından “seçime...” sesleri, alkışlar) Refah Partisi masaya oturdu, şimdi, masadan hesabı ödemeden kalkıp, sıvışıyor. Refah Partisini tutup, masaya oturtup, o hesabı sormak lazımdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Baykal, süreniz doldu; süreyi uzattım efendim; buyurun, yalnız, kısa sürede toparlamaya gayret edelim.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, erken seçimin bu açıdan büyük önem taşıdığına inanıyorum. Bunun koşullarının yerine getirilmesi lazım. Efendim, buna gerek yok, biz bekleyelim, gün doğmadan neler doğar, bir bakarsınız, ne gibi gelişmeler kendisini gösterir, bu sorun kendiliğinden çözülüverir hesabı eğer yapılıyorsa, bu hesap, iyi bir hesap değildir, siyasetçiye yakışan bir hesap değildir.

Değerli arkadaşlarım, biz siyasetçiyiz; biz, sorunları siyasetle çözeriz. Bakın, Türkiye bir krize sürüklendiği zaman, bazıları çıkıp “Refahyol tanka çarpacak” diyordu, o zaman, çıkıp, açıkça söylemiştik “hayır, Refahyol tanka çarpmayacak, sandığa çarpacak, millet iradesine çarpacak, millet gerekeni yapacak” diyorduk. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, gene aynı şeyi söylüyorum; eğer, bu Hükümette işaretlerini, emarelerini gördüğümüz teslimiyetçi, boyun eğici, tavizci politika, Refah Partisinin siyasî mirasından bize de acaba pay düşer mi hesabına dayalı olarak yapılıyor ise, işte, bu Hükümet, niçin İktidara geldiğini tam kavrayamamış demektir.

BAHRİ ZENGİN (İstanbul) - Siyasî miras ne demek?

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, ben, bu Hükümetin, üzerine düşen görevi doğru kavraması ve o görevin gereğini yerine getirmesi zorunludur diye düşünüyorum. Bu, Türkiye'yi çıkmazlara sürüklemeyecek önlemleri almak demektir; bu, 8 yılı çıkarmak demektir; bu, Türkiye'yi çetelerden arındıracak kararlı mücadeleyi şu hesapla bu hesapla örtbas etmemek demektir, onun gereğini yerine getirmek demektir; bu, milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması konusunun gereğini derhal yapabilmek demektir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye son günlerde çok kaygı verici bir tartışmanın içine sürükleniyor, bu tartışmayı üzüntüyle izliyorum. Türkiye, krizden çıkması gerekirken yeni Hükümetin oluşumuyla, ne yazık ki, kriz giderek dal budak salıyor, saçak atıyor ve olaylar kaygı verici bir istikamette gelişiyor. Bu ortamda, Hükümeti, olaylar karşısında gereken siyasî kararlılığı net bir şekilde ortaya koyabilir durumda göremediğim için üzüntü duyuyorum. Bu tabloyu, daha ciddî şekilde ele alıp değerlendirme ihtiyacı vardır.

Değerli arkadaşlarım, tartışmayla ilgili olarak bazı genel tespitlerimi size ifade etmek istiyorum:

1- Türkiye, eğer, bu krizin içinden bir askerî müdahale yaşamadan çıktıysa, bu, bütün ülkemiz için sevinç ve iftiharla karşılanması gereken bir tablodur; bundan büyük mutluluk duyuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye bir krize sürüklenme noktasında iken, herkes sorumluluğunun gereğini yerine getirerek, milletvekilleri dahil, Hükümetin istifa kararı dahil olmak üzere, eğer, biz, Parlamentomuzla, toplumumuzla, Silahlı Kuvvetlerimizle, birbirimizi anlayarak ve ülkemizi, çok pişman olacağımız sıkıntılı bir noktaya sürüklemekten alıkoyacak bir dikkati, özeni gösterebildiysek, bu gerçekten hepimizin memnunluk duyması gereken bir tablodur. Bir defa, bu tabloyu tespit edelim; bu tabloyu bir tartışma, çekişme konusu haline getirmeyelim; bunun altını çiziyorum. Bu tartışmayı siyaset gündemimizden çıkarmak durumundayız. Türkiye, gerçekten, iyi bir sınav vermiştir ve herkes buna katkı yapmıştır; bunu birlikte paylaşalım ve bu noktayı artık bir çekişme konusu haline getirmeyelim.

2 - Siyasette, siyaset adamları ve partiler olarak, birbirimizle elbette mücadele edeceğiz; ama, bu mücadeleyi yaparken, Silahlı Kuvvetleri bu mücadelenin bir parçası haline dönüştürmeyi hiçbirimiz aklımızdan geçirmemeliyiz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Ama, karıştırdılar işte kardeşim...

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Silahlı Kuvvetlerin bağımsızlığını, tarafsızlığını korumak hepimize düşen büyük görevdir. Silahlı Kuvvetler ülkemizin gözbebeğidir; namusumuzun, bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün güvencesidir, temelidir. Silahlı Kuvvetlerimizi bu anlayışla görmek ve değerlendirmek durumundayız. Silahlı Kuvvetleri, kendi aramızdaki siyasî tartışmanın, çekişmenin, mücadelenin bir parçası haline dönüştürmeye yönelik tertiplerin içine hiç kimse girmemelidir. Elbette birbirimizle mücadele edeceğiz; ama, bu mücadele kendi aramızda olacaktır. Silahlı Kuvvetlere havale ederek rakiplerimizi tasfiye, partileri tahrip etme hesaplarının peşine kimse girmemelidir. (CHP sıralarından alkışlar)

3 - Silahlı Kuvvetlerin karşısında, gösterişli siyasî tavırlar takınarak, Türkiye'de, anlamsız, icapsız, yersiz bir demokrasi mücadelesi bayrağını kendi ordumuza karşı açıyormuşuz gibi bir görüntü verme anlamına gelebilecek her türlü arayıştan herkes uzak durmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Buna kimse tevessül etmemelidir. “Efendim, işte şu gelişme oluyor, şu baskı oluyor...” Hiçbir zaman, hiçbir sıkıntı, bizi, Silahlı Kuvvetleri bir hedef halinde düşünme noktasına getirmemelidir. Buna hepimizin, ülkemizin ve Türkiye demokrasisinin büyük ihtiyacı vardır. Bu tespitleri dikkatinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, peki, bunca laftan sonra ne yapacaksınız...

KADİR BOZKURT (Sinop) - Bu belge yasal mı Sayın Baykal?

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, önce bir tespit yapayım. Bu Hükümetin deposunda, benzin, onu 40-50 kilometre götürecek kadar var; ama, bu Hükümet bir güzergâh çizmiş ki, evlere şenlik, bütün Türkiye'yi bir tur atacak.

Şimdi, biz diyoruz ki ona: Deponda 40-50 kilometrelik bir benzin var; bu benzinle bir an önce benzinliğe git, oradan alabilirsen benzinini al, güzergâhını ondan sonra koy. Diyorlar ki: Sen bakma 40-50 kilometreye; göç yolda düzülür, kervan yolda düzülür. Biz çıktık bir kere, kim bilir neler olur; bir bakarsın, olmadık yerden ne hacet kapıları açılır. Zaten, bizi de destekleyenler var, arkamızdan itenler var; o itenlerin desteğiyle biz gideriz, 40 kilometreyi de geçeriz... (RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar[!])

Diyorlar ki: Yol da zaten yokuş...Tamam, yokuşu var da, onun çıkışı da var. Şimdi yokuş olur yarın çıkış olur, bunun hesabını yapın diyoruz; hayır, biz devam edeceğiz diyorlar. Allah selamet versin, yolunuz açık olsun.

Değerli arkadaşlarım, tablo bu; ama, bu tablo karşısında biz nasıl bakıyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi ne yapıyor. Hemen şunu söyleyeyim: Biz, Türkiye'nin bir krize sürüklenmemesini istiyoruz, Türkiye'nin bir krizin içinden güçlükle çıktığını görüyoruz ve Türkiye'yi bu krizden bir an önce çıkarıp, sağlıklı bir siyasî yapıya Türkiye'yi oturtalım diyoruz.

Şu Parlamento seçimden nasıl çıktı, şimdi hangi noktada; 5 tane parti vardı, şimdi 7 tane parti var; bir tane bağımsız yoktu, şimdi 20 tane bağımsız var ve her birisi belli dönemde belli gerekçelerle bağımsızlaşmış insanlar. Böyle bir yapıyla uzun dönemli bir iktidar güçtür ve yararlı da değildir. Yani, sadece işbaşında kalmak için “biz kalırız, biz götürürüz...” Vallahi Türkiye'nin sorununu çözemezsiniz; kendi sorunlarınızı çözebilir misiniz çözemez misiniz, yaşarız, görürüz; ama, kendi sorunlarımı çözeceğim diye, Türkiye'nin sorunlarını çözmeyecek bir istikamete girmenin çok uygun bir tercih olduğu kanaatinde değilim. O nedenle, ben, telkinlerimi, tavsiyelerimi söylüyorum.

Bakınız, bu Hükümetin, Refahyol Hükümetinin işbaşından uzaklaştırılması mücadelesinin en ön safında Cumhuriyet Halk Partisi vardı. Biz, inançla, bilinçle o mücadeleyi götürdük; o mücadelenin her aşamasında var olduk; hiçbir platformdan kaçmadık. Bazıları “canım, biz bu mücadeleye katılırsak, acaba yanlış mı anlaşılırız; bu mücadeleye katıldık diye acaba oy mu kaybederiz” hesabıyla sütre gerisinde dururken, biz, cesaretle, bu mücadelenin önemini kavrayıp ona sahip çıktık. Bazıları, bu mücadele sırasında “efendim, biz, dine saygılı bir laiklik anlayışına sahibiz” diyerek, sanki “din, laiklik anlayışına karşıymış” diyenlerin değirmenine su taşımayı içlerine sindirebilirken, böyle tereddütleri ortadan kaldıracak bir kararlılıkla, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak o mücadelenin içinde olduk. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Baykal, süreyi on dakika aştık; bitirir misiniz...

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Hemen toparlıyorum.

Bu mücadeleyi, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, inançla, kararlılıkla sürükledik; meydanlarda sürükledik, Türkiye Büyük Millet Meclisinde sürükledik, televizyonlarda sürükledik ve basiret hâkim oldu, sağduyu egemen oldu ya da Allah nasip etti diyelim, uçakta değişim yapacağız derken, Hükümetin mecburî iniş yapması zorunlu oldu ve Türkiye'nin önünde bir fırsat açıldı. Bundan, büyük sevinç duyuyorum, büyük mutluluk duyuyorum. Biz, buna büyük katkı yaptık.

Şimdi, yeni oluşumun içinde biz yokuz. Bu Hükümetten hiçbir mevki, makam istemiyoruz; bu Hükümetten, bakanlık, genel müdürlük istemiyoruz; bu Hükümetten, sadece, Türkiye'nin bu çıkmazdan kurtuluşunu sağlayacak adımlar atmasını istiyoruz; 8 yılı istiyoruz, Susurluk Komisyonunun o fezlekelerinin yargı organına intikal ettirilmesini istiyoruz, dokunulmazlıkların kaldırılmasını sağlayacak adımı atmanızı istiyoruz ve Türkiye'yi sağlıklı bir seçime götürecek altyapıyı, hiç ayak sürümeden, oyalanmadan, bahane aramadan, derhal yerine getirmenizi bekliyoruz; bunları istiyoruz sizden. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bundan başka bir isteğimiz yok; ama, bu Hükümet, en azından hükümetin içinde yer alan bazı dostlarımız, neredeyse her olayın sorumlusu diye bizi göstermeye hâlâ devam etmekte yarar görüyorlar. Onlara bakacak olursanız, Kırıkkale'deki son patlamanın ve yangınların sorumlusu da bizler mişiz. Bütün bunları da bilerek, biz söylüyoruz ki, bu Hükümete güvenoyu vereceğiz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Çünkü, bu güvenoyunu biz, bugün Hükümette yer alanlara vermiyoruz. Biz, güvenoyunu, Türkiye için veriyoruz, cumhuriyet için veriyoruz, Türkiye'nin demokratik rejiminin işletilmesi, çalıştırılması için veriyoruz; başka bir şey için vermiyoruz. Biz, bu güvenoyunu, bu Hükümete değil, Refahyol Hükümetinin iktidardan uzaklaştırılması amacına yönelik olarak kullanıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu Hükümet, Refahyol karşısında süngüsü düşük bir hale gelmiştir; Refahyol karşısında yelkenleri indirmiştir. Buradan açık söylüyorum. Bu Hükümetin görevi, Refahyolun yanlışlarının üzerine yürümektir. O yanlışların üzerine yürüyün, o hesabı sorun. Bakın, iki gün önce, Refahyol Hükümetinin Maliye Bakanı hakkında verdiğimiz bir soruşturma önergesinde, Meclis çoğunluğunu bile sağlayamadınız. Şimdi, bununla mı götüreceğiz Türkiye'yi dört yıl, beş yıl?.. (RP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakınız, ya siz Refahyoldan hesap sorarsınız, ya da biz, hem Refahyoldan hem sizden hesap sorarız. (CHP, RP ve DYP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Baykal, 14 dakika aştık efendim.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Bitiriyorum... Bitiriyorum...

BAŞKAN - Lütfen...

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakınız, bazı temel noktalarda anlayış beraberliği içine girelim. Türkiye'de yeni bir zihniyete, yeni bir anlayışa ihtiyaç var. Türkiye'de, birtakım kamu görevlileri, Sevda Demirel'in namusuna gösterdikleri duyarlılığı, 13 yaşında, Manisa'da işkenceye maruz bırakılan kızlara da göstermek zorundadırlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Sevda Demirel'in iffetine gösterdikleri ilgiyi, şefkati, Metin Göktepe ailesine de göstermek zorundadırlar. Eğer bunlar değişmeyecekse, bu anlayış aynen böyle devam edecekse, bundan ne anladık biz? Bunun takipçisi olacağız; bunu, sürekli olarak, size hatırlatmaya devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, bu Hükümet, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kalabalık hükümetidir; 38 bakanı var. 55 hükümetin en kalabalığını kurmuş vaziyetteyiz. Parlamentodaki desteği o kadar kalabalık değil, milletteki desteğini bilmiyoruz; ama, bu Hükümetin, 38 bakanı olduğunu ve cumhuriyet tarihinin en kalabalık hükümeti olduğunu biliyoruz. Bir yandan, bu Hükümet, devleti, daha etkin, daha küçük bir noktaya getirme anlayışını ifade ediyor. Bu anlayış doğrultusunda yapılacak ilk iş, Bakanlar Kurulundan işe başlamaktır. Bakanlar Kurulunu geniş tutarak sorunları çözmeye kalkışmak, sizi, Mecliste rahatlatır mı rahatlatmaz mı, millette rahatlatır mı rahatlatmaz mı bilmiyorum; ama, Türkiye'yi yanlış bir devlet anlayışının içerisine sokmaya başlar.

Bakın, Hükümet Programına söylenecek çok şey var; fakat, bir noktaya işaret etmek istiyorum. En önemli...

BAŞKAN - Efendim, benim hiç vaktim kalmadı.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Tek bir nokta efendim...

Bankaların, kamu bankalarının özelleştirilmesi konusunda bir kararlılık, yıllardan beri söylenir gelir. Bu da, yine, öyle sanıyorum ki, önümüzdeki dönem için büyük önem taşıyor. Çıkan yasa, altı ay içerisinde kamu bankalarının özelleştirilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti; ama, bakıyoruz, kamu bankalarıyla ilgili bir paylaşma anlayışı daha şimdiden ortaya çıkmaya başlamıştır.

Değerli arkadaşlarım, bunları uyarı olarak ifade ediyorum.

Bu Hükümet Programında, memnuniyet verici bir gelişme olarak şunu hemen söyleyeyim: Protokolde yer alan, bölge merkezli dışpolitika anlayışı, kamuoyunda uyanan tepkiler karşısında programa yansıyamadı. Program, bu konuda bir değişik yaklaşımın içerisine girdiği görüntüsünü verme gayreti içerisinde; fakat, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girme konusundaki iddiasını bu Hükümetin yeterince, kararlılıkla takip etme durumunda olduğunu, Hükümet Programına yansıtabilmiş değiliz. Sayın Dışişleri Bakanının, bu konuda bir gayret içerisinde olacağına inanıyorum; ama, Türkiye, önündeki tarihi fırsatı -yani, 12 aday ülkeden 5'i arasına girme fırsatını- ancak, Hükümet, bu konuda çok büyük bir kararlılık içerisine girebilirse sağlayabilir. Bu noktada bir ciddî ihmal görüyorum. Bundan önce, Türkiye, iki kez bu fırsatı kaçırmıştı; Avrupa Birliğine tam üye olma fırsatını iki kez kaçırmıştık. Şimdi, üçüncü fırsat, belki, önümüzde. 12 ülkenin 5 tanesinden birisi olmak için her türlü hukukî, ekonomik, siyasî şarta sahibiz; ama, Türkiye'de, şu anda iş başında bulunan Hükümetin, bu konuda yeterince kararlılık sergilemiyor olmasını üzüntüyle tespit ediyorum. Daha önceki tavırlarından kamuoyuna karşı duyarlı olacakları umudunu almış bulunuyorum. Umut ederim, bu noktada, bir iç tartışma yapıp, bir an önce, kararlı bir biçimde Avrupa'nın karşısına “evet, biz de o 5 ülkeden biri olmayı hak ediyoruz ve Avrupa Birliğinin genişleme müzakeresi içerisinde Türkiye olarak yer tutmak istiyoruz” diye kararlılıkla çıkarlar.

Bu Hükümete başarılar diliyor, hayırlı olsun diyorum ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar; ANAP, DSP ve DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baykal.

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) - Sayın Başkan, bir yanlışı düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN - Nedir efendim?

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) - Sayın Baykal, diyalog grubundan bahsederek, kesintisiz eğitim teklifine Refah Partili üyelerin katıldığını söyledi. Biz, Refah Partili üyeler olarak -dört kişi; ben, Azmi Ateş, Zeki Ergezen ve Bülent Arınç- imza koymadık, her zaman kesintisiz eğitime karşı çıktık; ama, süre olarak itirazımız yok. Bizim anlayışımızda, mezara kadar eğitim...

İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) - Sayın Başkan, hangi sıfatla konuşuyor?

BAŞKAN - Milletvekili sıfatıyla konuşuyor efendim; onu mu sordunuz?..

Devam edin efendim.

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) - Biz, mezara kadar eğitimden yanayız; ama, kesintisiz eğitime karşı çıkıyoruz.

BAŞKAN - Tamam efendim, karşı olduğunuzu ve imza koymadığınızı söylediniz; zabıtlara geçti.

Gruplar adına, ikinci sırada konuşma hakkı, DSP Grubunun. Sayın Metin Bostancıoğlu ve Metin Şahin, süreyi, paylaşarak kullanacaklar.

Sayın Bostancıoğlu, ne kadar süre kullanacaksınız?

METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) - Yeteri kadar efendim.

BAŞKAN - Ben, 45 dakikayı veriyorum, siz kendi aranızda halledersiniz.

Buyurun Sayın Bostancıoğlu. (DSP sıralarından alkışlar)

METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) - Ne kadar süre kullanacağım Sayın Başkan?

BAŞKAN - Yeteri kadar vereceğim efendim, merak buyurmayın.

DSP GRUBU ADINA METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) - Sağ olun.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisinin, Sayın Mesut Yılmaz başkanlığında kurduğu 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin Programı hakkında görüşlerimizi açıklarken, Demokratik Sol Parti Grubu adına sizleri saygıyla selamlıyor ve bu Hükümetin başarısının, demokrasimiz, ülkemiz ve hatta bölgemiz için gerekli olduğu inancıyla başarılar diliyorum. Bu uzlaşma ve çözüm hükümetini, demokrasi ve uzlaşma kültürümüz bakımından, gelecek nesillerin, tarih başlangıcı olarak kabul edeceği inancıyla sözlerime başlamak istiyorum.

24 Aralık 1995 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinden sonra, Türkiye, bir hükümet kurma zorluğu aşamasını da yaşamış, alışık olmadığımız hükümet modellerine artık alışmamız gerektiği ortaya çıkmıştır. O günlerde kurulan Anayol Hükümetinin ortaklarının uzlaşma kültürlerinin yetersizliği veya uyumsuzlukları, bu konuda dersler alınması gereken olumsuz bir deneme olmuştur. Demokratik Sol Partinin, ülkenin Refah Partili bir hükümete muhtaç kalmasını önlemek amacıyla, bütün çırpınmalarına ve desteklemelerine rağmen, Anayol Hükümeti, bizim dışımızdaki sebeplerle dağılmıştır.

Türkiye'nin, içeride ve dışarıda çok ağır sorunlarla karşı karşıya olduğu bir dönemde Refah Partili bir hükümetle büyük bir bunalıma düşeceği; rejimin, demokratik, laik cumhuriyetin, çağdışı karanlık kafaların etkisinde, tehdit altında kalacağı yönünde şüphelerimiz vardı. Demokratik Sol Partinin, Refah Partisiz bir hükümetin bu Meclisten çıkabileceğini, çıkması gerektiğini, yılmadan, usanmadan söylemesinin sebebi, işte, bu şüphe ve düşüncelerdi.

Refah Partisi hakkında, o günlerde, böyle düşünen sadece biz değildik. İslâm'a içtenlikle bağlı, ama, dinin siyasete alet edilmesinden, dinin siyasal amaçlarla istismar edilmesinden son derece rahatsız olan halkımız, dini, dindarlığı kendi tekeline almaya kalkışan, din sömürüsü üzerine siyaset yapan, demokrasiyi, cumhuriyeti yok etmek için vasıta olarak gören Refah Partisini tanıma fırsatı bulmuştur.

Demokratik Sol Partinin belirttiği kaygıları, bugün olduğu gibi o günlerde de halkımızın tamamına yakın çoğunluğu paylaşmaktaydı. Doğru Yol Partisinin Genel Başkanı Sayın Çiller de bizim gibi düşünüyor ve diyordu ki: “Refah Partisiyle koalisyon kurulmamalıdır. Refah Partisiyle koalisyon kuran, ülkesini ve partisini karanlığa gömer...

OSMAN HAZER (Afyon) - Ne zaman dedi?

METİN BOSTANCIOĞLU (Devamla) - ... Türkiye'nin geleceğine yazık eder. Üç beş yıllık başbakanlık uğruna, ülkeyi Refah Partisine satmayınız. Erbakan, cumhuriyet kadrolarını, kendisiyle koalisyon kuran partiye kırdıracaktır; bunun, tarih önünde, çocuklarımız önünde vebali çok büyüktür... Refah Partisiyle koalisyon yapmayınız.... Ülkem satılık değildir... Erbakan bizi koalisyona zorlayamaz; onlara teslim olmam; ülkem satılık değildir... Erbakan, Atatürk'ün açtığı yolu kapamaya çalışıyor; buna izin vermem, göğsümü siper ederim.” Nihayet “Refah'la ortaklık, ülkeyi karanlığa mahkûm eder; Türk genci, Türk kadını buna müsaade etmez” diyordu. Sayın Çiller, bütün bu söylediklerinde haklı çıktı. Tamamı doğru olan bu teşhisler ve kaygılara rağmen, Sayın Çiller, Refah Partisiyle ortak hükümet kurdu ve ülkeyi bugünkü haline getirdi.

Bugün durum şöyledir: Refahyol, ülkeyi, rejimi tehlikeye sokmuş; Hükümet, devletin bütün kademeleriyle, ordusuyla, Anayasa Mahkemesiyle, cumhuriyet savcılarıyla, hâkimleriyle, meslek kuruluşlarıyla kavga eder hale gelmiştir. Atatürk'ün aydınlık yolundaki laik, çağdaş halkımız, artık, bu Hükümeti istemez olmuştur. Yeni bir hükümet kurulmalı, bu yeni hükümetin içinde Refah Partisi olmamalıdır.

Bugün programını görüştüğümüz 55 inci Cumhuriyet Hükümeti, ülkeyi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için uzlaşmış, sorunlara demokratik kurallar içinde çözüm arayan bir Hükümet olduğundan, demokrasi ve uzlaşma kültürümüz de bir dönüm noktasındadır.

Sayın milletvekilleri, üç partiden oluşan ve Cumhuriyet Halk Partisinin güvenoyunda destekleyeceğini biraz önce açıkladığı böyle bir Hükümetin işleyişinde bazı zorlukların olması doğaldır; ancak, ortakların demokrasi ve uzlaşma azmi, zorlukları yenmekte en büyük güç olarak yardımcıları olacaktır. Genel Başkanım Sayın Ecevit'in yıllardır ısrarla söylediği gibi, birkısım zorlukların yanı sıra, bu tür hükümet modellerinin, demokrasi ve uzlaşma yönünden çok büyük yararları vardır; çünkü, böyle bir hükümette, ortaklar, kolay kolay partizanlık yapamazlar; muhalefetteki partilerin olduğu kadar, ortakların da gözleri ve denetimleri, üzerlerinde olacaktır. Böyle bir hükümette, ortaklar, kendi içinde uzlaşmaktan başka, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki partilerle ve meslek kuruluşlarıyla, sendikalarla, diğer sivil toplum örgütleriyle uzlaşma ve uyum içinde olma gereğini duyarlar. Sayın Başbakan tarafından okunan Programda, ekonomik ve sosyal konseyin, ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasına etkin bir şekilde katılımının sağlanması yönündeki beyanının yer almış olması, uzlaşma kültürünün yerleşmesi yönünden sevindircidir. Yine, böyle bir hükümet modelinde, yasama çalışmalarında, Hükümetin çok dikkatli olması gerekir.

Bu nedenle, Hükümette yer almayan partiler kaygı duymasınlar. İnanıyoruz ki, bu Hükümet, konuşa konuşa, uzlaşa uzlaşa ülkemizi esenliğe çıkaracaktır. Konuşmak ve uzlaşmaktan ülkemiz zarar görmez; bunları herkesin içine sindirmesi gerekir. Demokrasimiz, bugüne kadar, hep, uzlaşmamaktan yara almıştır. Ülkeyi içine düştüğü rejim ve devlet bunalımından kurtarmanın, içeride ve dışarıda kaybolan güveni yeniden tesis etmenin yolu, uzlaşmayı güçlendirmek olacaktır. Refahyol Hükümetinden sonra kurulan bu 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin oluşum şekli, devlete güvenilirliği sağlama yolunda çok önemli bir adımdır.

Hal böyleyken, sık sık kesintiye uğrayan demokrasimizde, Meclis içinde demokratik yollarla uzlaşma sağlanmışken, bu uzlaşmayı bozmanın ve altyapısız, çok acele bir seçime gitmenin, ülkenin yararına olmayacağı görülmektedir. Elbette, demokrasilerde seçim esastır; ancak, seçim çok acele yapılırsa bir iki puan fazla alırım zihniyeti, ne o zihniyettekilere ve ne de ülkeye fayda getirir.

1995 yılı temmuz ayında yapılan anayasa değişiklikleriyle, ülkemiz, demokrasi yönünde ileri adımlar atmış; yasalarda, anayasa değişikliğine uyum sağlanmasına sıra geldiği günlerde, o günün Koalisyon Hükümetinin ortakları, Sayın Çiller'i hodri meydan havasına sokup, uyum yasaları çıkmadan, kış ortasında, hazırlıksız, yetersiz seçmen kütükleriyle ülkemizi bir erken seçime sürüklemişti.

O günlerde, Demokratik Sol Parti, milyonlarca gencimizin seçmen kütüklerine yazılarak oy kullanabilmesi, hızlı göç hareketleriyle bozulan seçmen kütüklerinin yeniden yazılabilmesi ve her ilin çıkaracağı milletvekili sayısının sağlıklı bir şekilde belirlenebilmesi için nüfus sayımı veya tespitinin yapılmasının, yurt dışındaki milyonlarca vatandaşımızın oy kullanabilmesi için seçim kanunlarında gerekli değişikliklerin yapılmasının, üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerin politikaya girmelerinin sağlanmasının, derneklerin, sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin politika yasağının kalkmasının gerektiğini söylemiş olmasına ve böyle bir acele seçimin ülkeye fayda getirmeyeceğini, sonuçlarının temsilde adaleti ve yönetimde istikrarı sağlamayacağını ısrarla tekrar etmiş olmasına rağmen, Hükümet ortaklarını bunlara inandıramamıştı. O günlerde, biz bunları söylerken, Demokratik Sol Parti kendine güvenemiyor deyip, yandan gelen rüzgârlarla yelken şişirip, 24 Aralık 1995 tarihinde baskın seçim yaptıranlar, oy ve milletvekili sayısını çok aşağılara düşürdüler ya da barajı zor aştılar; ama, Demokratik Sol Parti, milletvekili sayısını on katına çıkardı. (DSP sıralarından alkışlar) Bugün de durum aynıdır. Yapılacak bir seçimde, Demokratik Sol Parti, bu Meclise daha güçlenerek gelir; ancak, zaman, ülke ekonomisinin kaldırmayacağı altyapısız bir seçimin zamanı değildir, Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde uzlaşarak sorunlara çözüm bulmak ve çözümleri uygulamak zamanıdır. Ayrıca, seçimlerin altyapısı tamamlanmadan, halen partiler arasında görüşülmekte olan Siyasî Partiler Kanunu ve diğer uyum yasaları çıkarılmadan, bir yandan nüfus sayımı veya tespiti yapılmadan, bir yandan yurt dışındaki vatandaşlarımızın tamamına oy kullanma imkânı sağlanmadan, bir yandan seçmen kütükleri sağlıklı bir şekilde yapılmadan yapılacak seçimin ülkeye yarar getirmeyeceği ortadadır. Bütün bunlar yapılmalı, seçim, Anayasanın belirlediği zamanda yapılmalıdır; gerekirse erken de yapılabilir; fakat, baskın seçim, sık sık seçim, hemen seçim değil. Seçim, halk iradesini yasama ve yürütme organlarına aktaran en önemli, demokratik bir araçtır. İstikrarlı ve etkin sistemlerde, seçimlerin olağan zamanlarda yapılması esastır. Zamanında seçim yerine, erken veya sık sık seçimi alışkanlık haline getiren partiler kendilerini sorgulamalıdırlar. Erken seçim kural değil, istisnadır. Millet, bizden, tekrar sandığa müracaat değil, çözüm ve hizmet beklemektedir. Parlamentomuzun, milletimizi seçim yorgunu haline sokmaya hakkı yoktur. Son 24 Aralık 1995 tarihli milletvekili seçimlerinin ve seçim sonuçlarının çözüm getirmediği yönündeki olumsuzluklar demokrasimizi yaralar. Çözüm, demokratik kurallar içinde ve bu Parlamentodadır.

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Sayın Ecevit, ülkemizde ve dünyada sorumlu devlet adamı olma vasıflarını fazlasıyla taşıyan, örnek ve saygın bir kişiliğe sahiptir; hiçbir şekilde komplekse kapılmadan “ben başbakanlık yaptım, bugün başbakan yardımcılığı veya devlet bakanlığı yapmam” gibi duygulara kapılmadan Hükümette görev almıştır; uzlaşmak ve sorunların çözümlenmesini istemektedir. Anavatan Partisi ve Demokrat Türkiye Partisi Genel Başkanları ve sayın milletvekilleri de aynı duyguları taşımaktadırlar.

55 inci Cumhuriyet Hükümetine güvenoyu vereceğini açıklayan Cumhuriyet Halk Partisi de, keşke, bu Hükümette yer alsaydı da, uzlaşma kültürümüz birlikte artsa, birlikte Hükümet ortağı olsak ve ülkemize birlikte hizmet etmenin tadını alsaydık. Bu samimî talebimizi reddeden Cumhuriyet Halk Partisinin Hükümeti desteklemesini, Cumhuriyet Halk Partisinin uzlaşma kültürü yönünden bir gelişmesi olarak, şimdilik yeterli görüyoruz.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Bu kafayla uzun yol gidemezsiniz.

METİN BOSTANCIOĞLU (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bugün içinde bulunulan şartlarda, halkımız, içeride ve dışarıda kaybolan güvenin yeniden tesis edilmesini, toplumdaki gerginliğin ortadan kaldırılmasını, kamu yönetimindeki yıpranma ve toplumdaki yozlaşmanın durdurularak temiz yönetim ve temiz toplum istemektedir. Laik, demokratik cumhuriyetin güçlendirilmesini, ekonomik ve sosyal hakların geliştirilip yaygınlaştırılmasını istemektedir. Bunların geciktirilmemesini ve kısa zamanda gerçekleştirilmesini istemektedir. Bu isteklerin Refahyol Hükümetiyle gerçekleşmesinden ümidini kestiği için, Parlamentodan, demokratik yollarla yeni bir hükümet çıkmasını istemiş, bu istek giderek artmış ve toplumun her kesiminin baskısı, 55 inci Hükümetin itici gücü olmuştur. 55 inci Hükümetin uzlaşma ve demokratik çözüm arayışları ve sorunlara yaklaşımları, bu nedenlerle, bütün toplum kesimlerinde olumlu karşılanmış ve güven verici bulunmuştur. Hükümet Programı daha Türkiye Büyük Millet Meclisinde okunmadan Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Sayın Ecevit ile, ilgili bakanların ilk iş olarak Güneydoğu Anadolu'ya gidip sorunları orada yaşayan halkımızla birlikte tespit etmeleri, onlara danışarak, konuşarak, çözüm yollarında uzlaşarak işe başlamaları, bölgenin ekonomisi için gerekli olan sınır ticaretini derhal başlatmaları, bundan sonraki uygulamaları bakımından da güven verici olmuştur.

Körfez Savaşıyla başlayan ambargo ve ekonomik kriz ağırlaşarak devam ederken, sadece güvenlik güçlerimizin bölücü terörle yaptığı mücadeleyi başarıyla sürdürmesi, kesin sonucun alınması bakımından yeterli değildir. Terörün dış kaynakları kurutulmalı; bölgenin, tarım, hayvancılık ve emeğin yoğun olduğu iş sahalarıyla ekonomik gelişmesi sağlanmalıdır. Feodal yapı değiştirilmeli, koruculuk sistemi gözden geçirilerek ıslah edilmelidir. Olağanüstü halin kaldırılarak olağan hale geçirilmesi için, ciddî güvenlik, ekonomik ve sosyal değişiklikler geciktirilmemelidir.

Sayın milletvekilleri, toplumda güven duygusunun gelişmesi, önce, güçlü bir hukuk ve adalet sistemini gerektirir. Atatürk'ün başlattığı hukuk ve yargı devrimleri durağan değildir. Değişen zaman ve gelişen şartlar, hukuk ve yargı sistemimizi diğer önceliklerle birlikte ve gecikmeden gözden geçirmeyi gerektirecek önemdedir. Yargıda adil ve hızlı sonuç alınamaz ise, insanlar hak arama yolunda yargıya güvenlerini kaybeder ve başka yollara başvururlar. Yargıdışı güçler ise devleti ve toplumu yozlaştırır; çeteler bu ortamlarda oluşur, yargı ve infazın yerini alır.

Temiz toplum özleminin gerçekleşmesinin yolu, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesinden geçer; ilk durakta, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi vardır. 24 Aralık 1995 milletvekili genel seçimlerini takip eden ilk günlerde, bu konuda Demokratik Sol Parti bir anayasa değişikliği önerisi hazırlayarak Meclise sundu; diğer partilerin de bu konuda hazırlıklarının olduğunu biliyoruz. 55 inci Hükümetten, bu konuda da uzlaşma temin edip, hâkim ve savcılarımızı siyasî iktidarın baskısından kurtarmasını ve davaların uzamadan, adil bir şekilde sonuçlanacağı bir adlî yapı oluşturmasını bekliyoruz.

Temiz toplum özleminin önündeki önemli engellerden biri olarak görülen milletvekili dokunulmazlığı, başlangıçta parlamentoyu korumak ve milletvekillerinin özgürce çalışmalarını engellemek isteyen güçlere karşı oluşturulmuş bir müesseseyken, bugün, karanlık işlere karışmış, topluma ve devlete karşı suç işlemiş, cezalandırılması gereken kişileri korur hale gelmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin özgürce çalışması sağlanmak isteniyorsa, kürsüdeki özgürlük yeterlidir; bunun dışında, suç işleyen milletvekili, geciktirilmeden yargı önüne çıkarılmalıdır. Partilerarası kurulun hazırlamış olduğu bu konudaki anayasa değişikliği gündemde daha fazla bekletilmeden görüşülüp karara bağlanmalıdır. Bu konuda da beklentimiz, memur yargılama hukukumuzun gözden geçirilmesi ve idarenin etkin ve bağımsız denetimini sağlayacak bir sisteme geçilmesidir.

Yolsuzluklar ve yasadışı faaliyetlerle etkili bir şekilde mücadele etmeyen bir hükümet istemiyoruz. Bu Hükümetin başarıya giden yolu, yolsuzluklar ve yasadışı faaliyetlerle mücadeleden geçecektir. Bu Hükümette görev alan sayın bakanların arasında şaibelilerin bulunmaması sevindiricidir. Bay ve bayan şaibelilerin sonu gelmiştir. (DSP sıralarından alkışlar)

Demokratik Sol Parti Grubu, 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin, ülkemizin hayrına olan bu çalışmaları yapacak yapı ve güçte olduğu inancındadır; halkımızın beklentisi de bu yoldadır.

Milletvekili çoğunluğunun, kendi partilerinin doğrultusunda veya bu doğrultuda olmayan partilerinin duvarlarını yıkarak, yeminlerine sadık kalarak, temiz toplum ve uzlaşma içerisinde hizmet beklentisiyle, bu Hükümete güvenoyu vereceklerine inanıyorum.

Son söz olarak, oyumuz güvenoyu olacaktır derken, hepinizi saygıyla selamlarım. (DSP, ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bostancıoğlu; sürenizi durdurdum.

Demokratik Sol Parti adına, kalan süreyi kullanmak üzere, Sayın Metin Şahin.

Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA METİN ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 55 inci Cumhuriyet Hükümetinin Programı üzerinde, Demokratik Sol Partinin görüşlerini ikinci konuşmacı olarak sunmak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tam iki gün önce, 55 inci Hükümet Programı okundu; ama, daha Hükümet Programı okunmadan, Hükümetin kurulma ihtimali ortaya çıkınca, laik demokratik cumhuriyetin geleceği konusunda endişe duyan tüm kesimlerde büyük bir rahatlama hissedildi; çünkü, 55 inci Hükümet, Refahyol Hükümetinin ülkeyi sürüklediği gerilim ortamından demokratik sistem içerisinde ve demokratik yöntemlerle çıkmanın yolu olarak algılandı. Nitekim, ülkemizdeki sivil toplum örgütlerinin önde gelen temsilcileri, Türk-İş, TESK, DİSK, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve TİSK yöneticileri, laik demokratik cumhuriyet ilkelerine bağlı, toplum için zorunlu ekonomik ve sosyal reformları gerçekleştirecek, toplumsal gerilimi gideren ve seçimin zorunlu yasal altyapısını oluşturacak geniş tabanlı bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını, bildirileriyle, kamuoyuna açıklıyorlardı.

Sayın milletvekilleri, görüldüğü üzere, Hükümetimizin arkasında, hangi siyasî görüşte olursa olsun, halkımızın büyük bir çoğunluğunun desteği vardır. Halkımız, anlamsız siyasî çıkar hesaplarının bir yana bırakılarak, laik demokratik cumhuriyetin önüne döşenen mayınların temizlenmesini, çağdaş toplum idealinin yaşamımızın her bölümünde egemen olmasını bekliyor. Bunalım bekleyenler yanıldılar; aksine, Türkiye Büyük Millet Meclisi, halkımızın huzur ve güven arayışını gördü, demokrasiye sahip çıktı ve 55 inci Hükümetin kuruluşuna destek olmaya karar verdi.

55 inci Cumhuriyet Hükümetinin kurulmasıyla, Türkiye bir kâbustan, ağır bir rejim ve devlet bunalımından kurtulmuştur.

Demokratik Sol Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu ve Parti Meclisi, bu Hükümetin kurulması yolundaki çalışmalara oybirliğiyle onay ve destek vermiştir. Şu ana kadar yapılan tüm çalışmalarda, Hükümet ortaklarıyla tam bir uyum sağlanmıştır; uygulama ve sorunların çözümünde de bu uyumun devam edeceğine güveniyoruz.

Demokratik Sol Parti, uzun uğraşı ve çağrılarıyla, ülkenin içinde bulunduğu durumdan uzlaşıyla çıkılabileceğini dile getirmişti. Şimdi, bir ulusal uzlaşma ve toplumsal uzlaşma dönemi başlamaktadır. Biz, Demokratik Sol Parti olarak, halkın huzur ve güveninin giderek artmasında, 55 inci Hükümete başarılar diliyoruz.

Değerli arkadaşlar, konuşmamı metne sadık kalarak yapmak üzere planlamıştım; ancak, başlangıçta konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanının bir sözünden alıntı yaparak ara vereceğim.

Değerli arkadaşlar, bu Hükümetin deposunda, 40 kilometre gidecek benzin yoktur; bu Hükümetin deposunda, halkın sevgisi ve güveni vardır. Bu sevgi ve güven devam ettiği sürece, bu Hükümet, bu ülkenin sorunlarını çözmeye devam edecektir. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Hükümet Programında da yer aldığı üzere, bugün, ülkemizdeki gelir dağılımı büyük adaletsizlikler içerisindedir. Devlet İstatistik Enstitüsünün 1994 yılında yayımladığı bir tebliğe göre, nüfusun zengin kabul edilen yüzde 20'lik bölümünün millî gelirden aldığı pay yüzde 55 dolayında iken, fakir olan diğer yüzde 20'lik bölümünün millî gelirden aldığı pay, ne yazık ki yüzde 5 dolayındadır. Bu kadar büyük gelir dağılımı adaletsizliğinin, anarşiyi, terörü beslediği kadar, rejim karşıtlarına da taraftar sağladığı açıktır.

İşte, bu gerçeği görerek, ülkenin kaynaklarının kullanıldığı Hazine ve kamu bankalarına büyük sorumluluk düşmektedir. Bu alanda oldukça yoğun şikâyetler vardır. Hepinizin hatırlayacağı üzere, gerçekleri ortaya koyabilecek bir araştırma önergesini, Demokratik Sol Parti Grubu olarak, aralık ayında Parlamentoya sunmuştuk; ancak, ne yazık ki, Refahyol milletvekilleri tarafından böyle bir araştırmanın reddedildiğini hep beraber hatırlıyoruz. Ancak, Hükümetimizin Programında bu alanda ciddî ve kararlı adımlar atılacağını görmekten mutluyuz.

Ayrıca, Hükümetin, sosyal devlet ilkesinden hareketle, hem fertlerin hem de bölgeler arasındaki gelir ve gelişmişlik farkının azaltılması için, içten çabalar göstereceğine inanıyoruz.

Herkes hatırlamalıdır ki, Refahyol Hükümeti, 1997 bütçesinin denk olduğunu iddia etmişti. Refahyol İktidarının milletvekilleri ve özellikle Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri çok iyi hatırlayacaklardır ki, Demokratik Sol Parti üyeleri olarak bizler, bütçe görüşmeleri sırasında, bütçenin denk olmadığını, yıl sonunda 2 katrilyon dolayında açık vereceğini söylemiştik; bu görüşlerimiz tutanaklarda vardır. İşte, Refahyol Hükümeti, hükümetini devrederken, altı ay sonra, ne yazık ki, 720 trilyona ulaşmış bir açık devretti ve öyle görünüyor ki, yıl sonunda 2,4 katrilyon olacaktır.

OSMAN HAZER (Afyon) - Sizi de göreceğiz.

METİN ŞAHİN (Devamla) - Tamamen hayalî ve temennilere dayalı bir ekonomi politikası izleyen Refahyol Hükümeti, hiçbir ekonomik gösterge ve hedefte başarı sağlayamamış ve iflas eden bir hükümet konumuna düşmüştür. Örneğin, yüzde 65 olarak alınan ortalama enflasyonun yüzde 75-80 olacağı, bundan tam bir yıl önce 475 trilyon lira olarak belirlenen bütçe açığının bugün 720 trilyonlara ulaştığı, ortalama dolar kurunun 135 bin TL yerine yaklaşık 150 bin TL olacağı, yine aynı dönemde içborcun 2 katrilyon liradan 4 katrilyon liraya yükseleceği, ortada açıkça görülmektedir. Görüldüğü üzere, Refahyol Hükümetinin tüm ekonomik hedefleri gerçekleşmemiş, aksine, önemli sapma ve başarısızlıklar ortaya çıkmıştır.

OSMAN HAZER (Afyon) - Siz gerçekleştirin!..

METİN ŞAHİN (Devamla) - Refahyol sınıfta kalmış, halkı zam ve faizlerle ezmiş, kendisi de rantçılara, bozukdüzen fırsatçılarına teslim olmuştur.

Sayın milletvekilleri, çok partizanca ve adaletsiz bir Refahyol dönemi yaşadık. Bunun en belirgin örneği, yerel yönetimlere, Maliye Bakanlığı marifetiyle aktarılan paralardır. Tespitlere göre, 34 trilyon dolayındaki bir yıllık ödeneğin hemen tamamı, ilk altı ayda tüketilmiştir. 9 trilyon liralık kentleşme ödeneğinin dışında kalan 25 trilyon liradan Refahlı belediyelere ve diğer belediyelere aktarılan paralar dikkate alındığında, Refahyol belediyeleri yüzde 96 dolayında pay alırken, diğer belediyelere yüzde 4 dolayında bir pay aktarılmıştır. Bu, adil düzencilerin çirkin bir yetki kullanımı olduğu kadar, siyasî ahlak zafiyetinin de açık bir kanıtıdır. (DSP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz hükümetlerden şikâyetçi olduğumuz, hatta, zaman zaman Anayasa Mahkemesine başvurduğumuz bir alan da özelleştirmedir. Özelleştirmede amaç, satıp kamu kuruluşlarından kurtulmak olmamalıdır. Özelleştirme, ekonomik, hukukî ve sosyal boyutları olan bir işlemdir. Yapılacak özelleştirmeler, ülkemizin ekonomik, stratejik ve sosyal gerçeklerine uygun olmalıdır. Terör ve göçün yoğun olduğu Güneydoğu ve Doğu Anadolu'daki işletmelere bir başka gözle bakmak gerekmektedir.

Ayrıca, özelleştirme sonrası, çalışanların malî ve sosyal hakları zedelenmemeli, güven altına alınmalıdır. Özelleştirmede, rekabeti ortadan kaldıran tekelleşmeye yol açacak, dolayısıyla tüketicilere zarar verecek satışlardan kaçınılmalıdır. Hükümet Programında bu yönde görüşlerin yer almasını bir güvence olarak değerlendiriyoruz.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin lokomotif sektörü, bütün dünyada olduğu gibi, KOBİ'lerdir. KOBİ'lerin çağdaş teknoloji kullanabilir konuma gelebilmesi ve uluslararası piyasada rekabette yer tutabilmesi için, Hükümetin, KOBİ'lere kaynak tahsisinde, örgütlenmelerinde ve yeni bilgilerle donatılmasında destekleme kararlılığında olmasını, tüm küçük sanayicilerimiz ve sanatkârlarımızın yararına görüyor, takdirle karşılıyoruz.

Sosyal güvenlik sisteminin sorunları her hükümetin önünde önemle yer almaktadır. Otuzbeş yıldır iş hayatını düzenleyen yasalarda önemli yenilenme, gelişme sağlanamadı. Bırakınız iyileştirmeyi, örneğin, Refahyol döneminde, çalışanların tasarruf kesintileri gasp edildi; SSK ve Emekli Sandığı mal varlıkları satılmaya kalkışıldı; SSK, sağlıklı bir politikayla özerk bir yapıya kavuşturulamadı; açıklar, beş yılda, neredeyse katrilyona ulaştı. Demokratik Sol Parti olarak, Hükümetimizi, sosyal güvenlik alanında çetin sorunların beklediğini biliyoruz. İşçi sağlığı, iş güvenliği, eşit işe eşit ücret ilkesi ve nitelikli işgücü yaratma yönünde yapacağı çalışmalarda Hükümete başarılar diliyoruz.

Demokratik Sol Parti olarak, yıllardır önemine işaret ettiğimiz demokratikleşme ve katılımcılık anlayışında önemli bir gelişme kabul edeceğimiz Ekonomik ve Sosyal Konseyin, işlevsiz değil, aksine, kararları uygulanabilir bir organ olarak oluşturulması yönünde Hükümetin içten tutumunu, kararlılığını kutluyoruz. Bu Ekonomik ve Sosyal Konseyde, bugüne kadar dikkate alınmayan tarım kesiminin, tüketici kuruluşlarının, kooperatif hareketlerinin ve benzeri kuruluşların yer almasını Hükümetin dikkatine sunuyoruz.

Hükümetin, göreve başlar başlamaz, çalışma hayatına bakışı tüm çalışanlar için umut verici olmuştur. Ekonomik ve Sosyal Konsey kadar, SSK Genel Kurulunun bir an önce toplanması, Asgarî Ücret Tespit Komisyonunun temmuz sonuna kadar görevini tamamlaması, bir yaraya dönüşen mevsimlik ve geçici işçilere güvenceler sağlanacak olması yanında, işçi emeklileri ile onların dul ve yetimlerine yeni ekonomik ve sosyal haklar verilmesiyle ilgili -emekli maaş farklılığını da giderecek- kararların bir an evvel alınmasını ve uygulamaların yapılmasını bekliyoruz.

Sayın milletvekilleri, 55 inci Hükümetin önünde duran önemli bir görev tarıma yön vermektir. Bugüne kadar sadece fiyat popülizmiyle yanıltılan, kandırılan üreticimizin durumu hiç de iç açıcı değildir, fakirlikle yüz yüze kalmıştır, gönlü kırıktır, hevesi kırıktır. Sayın Hükümetimiz bu umutsuz durumu düzeltebilir; köylülerimizi, çiftçilerimizi, hayvan yetiştiricilerimizi, besicilerimizi toprağa ve işine bağlayabilir. İşte bu yönde, Demokratik Sol Parti olarak şunları Hükümetin dikkatine sunmayı yararlı görüyoruz:

Yıldan yıla geçerken, üreticilere, pazardaki gelişmeler aktarılmalı; ürün deseni tercihlerinde yönlendirme ve bilgilendirmeler yapılmalıdır. Bu anlamda, kooperatifler ve ziraat odaları önemli görevler üstlenebilirler.

Üretimin gücü olan gübre desteği sürdürülmeli, gübre ve süt primleri, Refahyol Hükümeti zamanında olduğu gibi beş altı ay bekletilmeden, zamanında verilmelidir.

Verimli ve kaliteli üretim için, tohumlukta, damızlıkta araştırma faaliyetleri ciddî bir programa ve desteklere kavuşturulmalıdır.

Hayvan ürünleri ithalatında, Batılı ülkelerin kendi üreticilerine sağladığı destekler ve düşük ürün maliyetleriyle bizim yetiştiricilerimizin maliyetleri karşılaştırılarak, besiciliğe, sütçülüğe zarar veren ithalat politikaları yeniden gözden geçirilmelidir.

Ürünlerin piyasaya arz dönemlerinde, Toprak Mahsulleri Ofisi, Tekel, Çay-Kur, Şeker Şirketi gibi kuruluşlar ile tüm tarım satış kooperatif birlikleri yeterli alım gücüne kavuşturulmalıdır. Bu alandaki kooperatif hareketleri desteklenmeli, kooperatiflerin merkez birliklerinin oluşturulması kolaylaştırılmalı, hatta bugüne kadar olduğu gibi engellenmemelidir. Daha önce 53 ve 54 üncü Hükümet Programlarında yer alan tarım satış kooperatifleri birliklerinin özerkleştirilmesi geciktirilmeden tamamlanmalıdır.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığında 12 Eylül sonrası yapılan organizasyonlar, bu Bakanlığı etkisiz ve güçsüz hale getirmiştir. Örneğin, bu Bakanlıkta daha önce mevcut olan, fakat, şimdi varlıkları kaybolmuş, Ziraî Mücadele Genel Müdürlüğü, Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü yeniden kurulmalıdır.

Ayrıca, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kaybolan, üretimin altyapısına hizmet getirecek, eski adıyla Toprak-Su teşkilatı, yeniden, genel müdürlük halinde teşkilatlandırılmalıdır.

Erozyonla mücadelede, kamu kuruluşlarının, TEMA Vakfı kadar inançla ve kararlılıkla görev yapmalarını istiyoruz. Bununla ilişkili olarak, mera yasa tasarısının hemen yasalaştırılmasını bekliyoruz.

Yetişkin insangücüne en fazla ihtiyaç duyulan bir alan da tarımdır. Bu anlamda, ziraat yüksek mühendisleri ve veteriner hekimleri ile bunların teknisyenlerinin, üreticiyle yakın işbirliği içinde olmaları sağlanmalıdır.

Hükümetin, daha güvenoyu almadan, 1974 yılında olduğu gibi, haşhaş konusunda aldığı karar, üreticilerimizde güven ve umut yaratmıştır. Üreticilerimize buradan sesleniyorum: Bize güveniniz, sizin dostlarınız, kasketliler, yine iktidardadır. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, ülkemizin gündeminde yaklaşık altı aydır en önde yer tutan konu sekiz yıllık kesintisiz temel eğitimdir. Özellikle bazı siyasî parti yöneticilerinin, sekiz yıllık eğitim konusunda konuya tek boyutlu bakması, birkısım çevrelerde toplumsal çatışmaya yol açacak provokasyonlara zemin hazırlamaktadır. Sekiz yıllık temel eğitimle, ülke insan kaynaklarının günümüz koşullarına ve ülke ihtiyaçlarına uygun olarak ve özgür bir genç nesil yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Konunun, imam hatip okullarının kapatılması şeklinde sunulması tam bir saptırmadır.

İSMAİL COŞAR (Çankırı) - Yalan mı?! Tam kapatıyorsunuz.

METİN ŞAHİN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, sekiz yıllık eğitim konusu, şu anda, oldukça yüksek sesle dile getiriliyor; elbette, yararlı ve doğrudur. Ancak, Demokratik Sol Parti, 24 Aralık 1995 seçimlerinden önce hazırladığı seçim bildirgesinde, sekiz yıllık zorunlu temel eğitimin kesintisiz olacağını söyleyen tek partidir. (DSP sıralarından alkışlar)

Yine, Demokratik Sol Parti, bugüne kadar, sekiz yıllık kesintisiz temel eğitim konusunda çözüm olacak program öneren tek partidir. (DSP sıralarından alkışlar)

Bu Programın oluşmasında, eğitimcilerin, sosyal psikologların, pedagogların, ilahiyatçıların, öğretim üyelerinin, uzmanların ve Demokratik Sol Parti Meclis Grubunun önemli katkıları vardır. Bu Program üzerinde, hiçbir sivil toplum örgütünün ve de hiçbir siyasî partinin bugüne kadar itirazı olmamıştır. (DSP sıralarından alkışlar)

Hükümeti, Programında sekiz yıllık eğitime özlenen şekilde yer vermesinden dolayı kutluyor, kendilerine başarılar diliyoruz.

Burada, eğitime yer vermişken, bir ekleme yapmak istiyorum. Eğitilmiş insangücü ve yüksek teknoloji birlikte kullanılırsa ve kalkınmanın önemli araçları olarak görülürse, ülkemizin kazancı artacaktır. Bu amaçla, başta üniversitelerimiz olmak üzere, TÜBİTAK, Millî Prodüktivite gibi kuruluşlardan Hükümetin hiçbir olanağı esirgememesini bekliyoruz.

Sayın milletvekilleri, kültür birikimi zengin bir ülkenin insanlarıyız. Bu zenginliğin, tarihî gelişimin etkisiyle oluştuğu kadar, ulusumuzun çağdaş yaratıcılığından ve çağdaş yaşam tarzını benimsemesinden kaynaklandığını rahatlıkla söylemek mümkündür. Edebiyat, resim, musiki, heykel, folklor, sinema, tiyatro ve bale konularındaki etkinliklerin ve birikimlerin, bu Hükümetçe en iyi bir şekilde değerlendirileceğine inanıyoruz. Günümüzdeki kültür öncülerine, yaratıcılarına ve uygulayıcılarına hak ettikleri saygın değerin ve de ilgili kuruluşlara gerektiğinde yeterli kaynakların verileceğine inancımız tamdır.

Sayın milletvekilleri, gençlerimizin boş zamanlarını değerlendirme, kitle sporları, amatör spor kulüp ve branşları ve okul spor faaliyetlerinin yürütülmesi yönünde Hükümetin alacağı her kararı zevkle destekleyeceğiz.

Bu Hükümetin, gençler kadar, kadına ve aileye Programında özel bir yer vermesini, bu kesime, yani kadınlarımıza karşı, laik demokratik cumhuriyete bağlılıklarına inancın bir gereği olarak değerlendiriyoruz.

Hükümetin, medenî nikâhın yaygınlaştırılması suretiyle aile bütünlüğünü güçlendirecek, özellikle kadınlar ve çocukların mağduriyetlerini giderecek ve kadının toplumsal konumunun yükseltilmesi için, Türk Medenî Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve diğer mevzuatta yer alan ayırımcılık içeren maddelerde yasal düzenlemeler yapacak olmasını takdirle karşılıyoruz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin içerisinde bulunduğu coğrafya ve komşu ülkelerle mevcut ilişkileri dikkate alındığında, bölgede ülkemize yönelik her türlü tehdide karşı caydırıcı olabilmek için etkin bir savunma gücüne sahip olma ihtiyacı açıktır. Refahyol Hükümetinin son aylarında Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarının karşılanmasında idarî bir zafiyet içerisinde olmasını, bir talihsizlik olarak değerlendiriyoruz.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Ayıp yahu!

METİN ŞAHİN (Devamla) - Silahlı Kuvvetlerimizin araç gereç, teçhizat ihtiyaçlarının karşılanmasında, yüksek manevra kabiliyetinin sürdürülmesinde, savunma sanayiimizin ve ordumuzun modernizasyon ihtiyacının sürekli karşılanmasında, 55 inci Cumhuriyet Hükümetimizin bu gerçeğe uygun bir anlayış ve tutum içerisinde olacağına inanıyoruz.

Değerli arkadaşlar, son bir yılda içpolitikada ne kadar sıkıntılar yaşadıysak, dışpolitikada da aynı sıkıntıları yaşadık. Refahyol Hükümeti, dışpolitikayı ilgilendiren hiçbir önemli konuda Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmeyi, partileri bilgilendirmeyi düşünmedi. Tavuk ve hindi tesisi temeli atmaya giden bir Dışişleri Bakanı, Plan ve Bütçe Komisyonunda, Genel Kurulda, kendi bütçesinin görüşmelerine gelme nezaketini de, sorumluluğunu da, ne yazık ki göstermedi. Son bir yılda dışpolitikayı kimin yönettiği anlaşılamadı; Başbakan mı, Dışişleri Bakanı mı, Devlet Bakanı mı, anlaşılamadı.

Şimdi her şey geride kaldı. Öyle umuyoruz ki, yeni Hükümet, Irak'la ilişkilerimizi daha iyi hale getirecek, İran'a, laik cumhuriyetimize ve ülke bütünlüğümüze zarar veren tutumundan vazgeçmesinin her iki ülke için önemini anlatacak; Balkan ülkeleriyle dostluk ilişkilerimizi geliştirecek; Refahyol Hükümetinin aksine, Türk cumhuriyetleriyle, her alanda, hem de gecikmeden, sıcak, dost ve kardeş ilişkilere başlayacaktır.

Değerli arkadaşlar, Türk dışpolitikasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiyle ilişkiler daima özel bir yer tutmaktadır. Biz, kendi güvenliğimizi de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin özgürlüğünü de tehlikeye atamayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şahin, süreniz oldu; eksüre istiyor musunuz efendim?

METİN ŞAHİN (Devamla) - Birbuçuk iki dakika yeter herhalde.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

METİN ŞAHİN (Devamla) - Bu anlamda, Hükümetimizin atacağı her kararlı adımı yürekten destekleyeceğiz.

Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz, son üç dört yılda, inişli çıkışlı ve de genellikle olumsuz sayılabilecek bir görüntü içerisinde olmuştur. Bunda başlıca sebep, belki de, üç yılda altı yedi Dışişleri Bakanının değişmesi ve Sayın Çiller'in, bu Bakanlık yetkisini, kişisel popülizmi ve siyasal çıkar hesaplarıyla birlikte kullanması diye düşünüyoruz. Öyle ki, otuz yıllık bir birikimin sonucu olan gümrük birliğini, zamanın Dışişleri Bakanıyla birlikte, sadece 1995 seçim yatırımı olarak kullanmak istemesi karşısında, Batılıların, bu durumu fark edip, Türkiye'nin menfaatlarıyla hiç bağdaşmayan bir anlaşmayı bize dayatmalarının sonucu, bugün, gümrük birliği, Türkiye aleyhine, ters yönde işler durumdadır. 55 inci Hükümetimizi, gerek gümrük birliği gerek Avrupa Birliği üyeliği için zor günlerin beklediğini biliyoruz; ancak, Hükümetimize güveniyoruz; çünkü, ülke yararını her şeyin üzerinde tutacak, onurlu, güvenilir, saygın bir politikanın Avrupa Birliği üyelerince de takdirle ve anlayışla karşılanacağını biliyoruz.

Sayın milletvekilleri, kamu çalışanları, partilerin değil, devletin çalışanlarıdır. Refahyol Hükümeti, bürokraside büyük tahribata yol açmıştır; binlerce çalışan, işinden, evinden ve ücretinden olurken, liyakatsiz, bilgisiz ve de ilgisiz insanlar kamuya aktarılmıştır. Kamu görevlilerinin sicilleriyle oynanmıştır.

ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Nereden çıkarıyorsun bunu?!.

MUSA OKÇU (Batman) - Keşke olsaydı...

METİN ŞAHİN (Devamla) - Hükümetten, bu haksızlıkların giderilmesini, kariyer ve liyakatin esas alınmasını, yargı kararlarının eksiksiz uygulanarak hukuk devletinin gereğinin yerine getirilmesini bekliyoruz.

Hükümet Programında memnuniyetle yer verildiğini gördüğümüz kamu çalışanlarına sağlanan sendikal hakların tam kullanılması anlayışını, yakın bir gelecekte, bu hakların, grevli toplusözleşmeli şekilde geliştirileceğine inanıyoruz.

Sayın milletvekilleri, son bir yılda, halkımızın devlete olan güvenini sarsan, umut kıran önemli bir husus, her alanda yaşanan -deyim yerindeyse- kirliliktir ya da başka bir ifadeyle, temiz toplum, temiz yönetim, temiz siyaset özlemidir. Hükümetin kuruluş amacı, ortaya koyduğu protokol, Hükümet Programı, bu konuda halkımızda olumlu bir görüş ve anlayış yaratmıştır. Demokratik Sol Parti Grubu, temiz toplum, temiz siyaset için Hükümetin alacağı her kararı yürekten destekleyecektir.

Sayın milletvekilleri, özetlemek gerekirse, 55 inci Hükümet, bir ulusal ve toplumsal uzlaşı hükümetidir.

55 inci Hükümet, Atatürk'ün açtığı yolda ilerleyen, laik, demokratik, sosyal hukuk devletine bağlı, halkın güvenine layık olmayı azmetmiş bir hükümettir.

55 inci Hükümet, hukukun üstünlüğüne inanan ve yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gitmeye topluma söz vermiş bir hükümettir.

55 inci Hükümet, halkın değişik kesimlerinin ülke yönetimine katılımının önünü açmaya, bu arada, demokratik ve adil bir seçimin altyapısını oluşturmaya kararlı bir hükümettir.

Sayın milletvekilleri, demokratik parlamenter düzen içerisinde çözüm üretilmiştir; siyasî istikrar, huzur ve güven yaratılmıştır.

Bu görüş ve inancımızla, Atatürk'ün açtığı yolda, laik, demokratik cumhuriyetimizi yüceltecek, önemli görevler yapacağına inandığımız Sayın Mesut Yılmaz Başkanlığında kurulan 55 inci Cumhuriyet Hükümetine, Demokratik Sol Parti olarak güvenoyu vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Gruplar adına konuşma sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Ayvaz Gökdemir'in.

Buyurun efendim. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA AYVAZ GÖKDEMİR (Kayseri) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi ve bu oturumu izleyen aziz vatandaşlarımızı, şahsım ve DYP Grubu adına en derin sevgi ve saygılarla selamlıyorum.

Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisinin, Sayın Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığında kurdukları azınlık hükümeti, ülkeyi, 54 üncü Hükümet tarafından içine düşürüldüğü rejim ve devlet bunalımından kurtarmak, içeride ve dışarıda kaybolan güveni yeniden tesis ederek toplumdaki gerginliği ortadan kaldırmak ve uzlaşmayı güçlendirmek, ahlakî yozlaşmayı durdurmak, kamu yönetimindeki yıpranmaya son vermek, vatandaşın temiz toplum ve yönetim özlemini gerçekleştirmek, ülke ekonomisini yeniden üretken niteliğine kavuşturmak ve devletin saygınlığını sağlamak, laik, demokratik cumhuriyeti güçlendirmek amacıyla teşkil edilmiş. Bugün müzakeresini yaptığımız Hükümet Programı bu satırlarla başlıyor. Biz de, tartışmaya buradan, bu satırlarda yer alan kavram ve hükümlerden başlamak istiyoruz. Esasen, Programın geri kalan satırlarında, tartışmaya değer çok az husus bulunmaktadır. Bu Program, bütünüyle özgün ve özellikli bir program değildir. Bu Hükümetin özel tercih ve önceliklerini yansıtan bir kişiliği yoktur Programın; sıradan, klasik ve harcıâlem temennileri yansıtan, ruhsuz ve heyecansız bir belgedir.

Sayın milletvekilleri, öyle zaman olur ki, Yüce Meclisin önüne bir hükümet programı geldiğinde, programdan başka tartışılacak bir şey yoktur; programı tartışırsınız. Dışarıdan destekli ve dışarıdan desteğiyle birlikte de bir azınlık hükümeti olan bu Hükümetin ise, bizatihi kendisi tartışma konusudur. Bu Hükümet, güvenoyu alamayacaktır. (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

AYHAN GÜREL (Samsun) - 100 kişi kaldınız.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Biz “ret” vereceğiz. Alsa bile hükümet olamayacaktır. Hükümet olsa bile, muktedir olamayacak ve ayakta kalamayacaktır. (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Geldiği gibi gidinceye kadar yakasını elimizden kurtaramayacaktır.

Bu Hükümeti ortaya çıkaran vasatı, şartları, bu Hükümetin evveliyatını, kısaca, şu son Hükümet sürecini tartışmak, sorgulamak, demokrasimizin bugünü ve yarını açısından kaçınılmaz bir borçtur, tarihî bir borçtur, ahlakî bir sorumluluktur.

HASAN GÜLAY (Manisa) - Ahlaktan bahsetme!..

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Hükümetin kendisi de bu tartışmanın kaçınılmazlığını fark etmiş olmalı ki, Programına, yukarıda iktibas ettiğimiz cümlelerle başlamış. Programın başında yer alan bu cümleler, üslup ve muhteva olarak bende bir çağrışım yaptı; acaba yanılıyor muyum; bu satırlar, bana “Parlamento ve Hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla” diye başlayan, yirmialtı yıl öncesinin malum ve meşhur 12 Mart Muhtırasını hatırlattı. (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Sayın Yılmaz hatırlamayabilirler; Sayın Ecevit, Sayın Sezgin, sizler çok iyi hatırlarsınız, değil mi efendim; çok da tepki duymuştunuz o muhtıraya.

Bu Hükümetin baş destekçisi olan yüksek trajlı bir gazetemiz, Hükümetinizi, kamuoyuna “Silahsız Kuvvetler İşbaşında, Kamuoyunda Sivil Toplum Örgütlerinde ve Orduda Büyük Bir Gerginliğe Devlette de Bunalıma Neden Olan Refahyol Hükümeti Dün Siyaset Sahnesinden Silindi” üst ve alt başlıklarıyla takdim etti.

HASAN GÜLAY (Manisa) - Doğru demiş!..

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Bu takdimin de teyidiyle, tekrar sormak istiyorum: Programınızın ilk satırlarının, bana, 26 yıl öncesinin 12 Mart muhtırasını hatırlatması, acaba bir algı yanılması mı?! Üstelik, Koalisyonun üçüncü ortağı Sayın ve Sevgili Cindoruk'un “bu Hükümet kurulmasaydı tanklar gelirdi; bu Hükümet güvenoyu alamazsa, ordu kışlasından çıkar” şeklinde beyanları da oldu. Niyetim, asla sizleri sinirlendirmek değil; ama, acaba, Silahlı Kuvvetler gelmedi de yerine sizleri mi gönderdi?! (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Siz, içinize sindirdiyseniz bir mesele yok. 26 yıl, yine de, o kadar boş geçmiş sayılmaz; muhtıra havalarında tekelci sermaye, tekelci medya, sosyal demokratlar, demokratik solcular kol kola... Safanız olsun efendim, safanız olsun!.. (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın milletvekilleri, bir rejim ve devlet bunalımının eseri; yani, bir ara rejim modeli olduklarını çok açık, çok gerçekçi bir şekilde kabul ve itiraf ettikleri için, Sayın Yılmaz ve ortaklarını kutlamak istiyorum.

ABBAS İNCEAYAN (Bolu) - Sayenizde!..

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Bir zamanlar demokrasi mücadelesinin kınından sıyrılmış kılıcı olan Sayın Cindoruk'u, o safta görmekten, bakanlık dahil her güzel şeye her zaman layık olan çok değerli arkadaşlarımı, bir bunalımın sürüklediği cılız bir azınlık hükümetinde yer almış görmekten üzgünüm. Keşke, bu kirli ve çirkin oyunda figüran olmasaydılar...

ABBAS İNCEAYAN (Bolu) - Sen de gel, sen de gel.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - ... fakat, o başka. Yine de, hep birlikte “biz, bir bunalımın hükümetiyiz” demeleri bir dürüstlüktür; onun için tebrik ediyorum.

HASAN GÜLAY (Manisa) - Sayenizde.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Şimdi izin verirseniz, şu rejim ve devlet bunalımının evveliyatını biraz kurcalayalım. 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta bir kaza oldu; 1 milletvekili, 1 emniyet müdürü, 1 de polisçe aranan sanık aynı otomobilde kazaya uğradılar; milletvekili arkadaşımız kurtuldu, diğer ikisi öldü. Kıyamet koptu Türkiye'de; sanki Anayasa yok, sanki kuvvetler ayırımı yok!..

AYHAN GÜREL (Samsun) - Kim onlar, kim?!.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Sabırlı olun beyler, sabırlı olun efendim, telaşlanmayın.

Sanki kuvvetler ayırımı yok, sanki cumhuriyetin kurum ve kuralları yok, hukuku yok, hiçbir merci, hiçbir makam güvenilir değil, herkes örtbasçı!..

REFİK ARAS (İstanbul) - Aynen öyle.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Slogan hazır; siyaset, devlet, mafya iç içe.

İRFAN KÖKSALAN (Ankara) - Doğru.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Doğruyu göstereceğim İrfan Bey size şimdi.

Türk Devleti çetelerin elinde, karanlık güçler düzeni mahvetmiş; Türkiye'nin bakanları, başbakanları, polisi, emniyeti, hırsız, uğursuz, çeteci, eroinci, kaçakçı!..

İRFAN KÖKSALAN (Ankara) - Hepsi değil.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Bu minval üzere, bir vaveyla, bir yaygara koparılıyor ki, Allah beterinden saklasın!..

HASAN GÜLAY (Manisa) - Yaygara mı bu?!.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - “Durdurun dünyayı” diyorlar, “olağanüstü, olağandışı ne tedbir varsa alınsın” diyorlar.

CELAL TOPKAN (Adıyaman) - Olağanüstü hükümetinizi yedi, hâlâ aklınız başınıza gelmedi.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Bu öfkeyi dindirmeye tedbir yetmiyor, öğüt, nasihat kâr etmiyor. Bizi, neredeyse, Türklüğümüzden, Türkiye Cumhuriyetinin tebaası olmaktan utandırmak, başımızı yere eğdirmek istiyorlar. Halkta bir heyecan, tedirginlik, endişe, güvensizlik...

Madem, Susurluk'ta, bir arabada, nitelikleri belirtilen üç kişi kaza geçirdi; öyleyse bu devlet çökmüştür, siyaset çökmüştür, emniyet çökmüştür!.. Haydi, bunun sorumlusu zannettiklerimizi yok edelim!.. Bu arada sevinen, sadece Türkiye'nin düşmanları; onlar bir şey yapmadan, Türk Devleti kendi kendini tahrip ediyor. Bu, şuursuz bir bunalım kampanyası değil miydi? Türk Devletinin itibarına yapılmış bir saldırı değil miydi? Devletin küçük düşürülmesi değil miydi? Kendi devletimizi kendi gözümüzde küçük düşürmek değil miydi? Kendi kendimizi kötülemek değil miydi? Ne idüğü belirsiz bir kişinin tahrik ettiği bu kampanyanın önünde koşanlar kimlerdi?

Yüce Meclis ve bütün milletimiz, o zaman duyduğu bir sesi, bir daveti unutmadı.

“Sayın Erbakan, sorumlu Çiller'dir. Gel, birlikte onu yok edelim. Eğer, hükümet dağılır diye korkuyorsanız, korkmayın, ben size destek veririm, sizi iktidarda tutarım.”

Sayın Yılmaz, bir kin ve öfke nöbeti içerisinde saldırdığınız o günlerde de fırsat buldukça hep sorduk “bu kadar tahrip ettiğiniz, bu kadar kötülediğiniz devletin idaresine siz gelseniz ne yapacaksınız” diye. Şimdi çok düşüneceksiniz, çok yutkunacaksınız.

Programınızda “polisimizin, vatandaşla yeniden kaynaşması sağlanacak, güvenlik güçlerine güven artırılacak, teşkilat üzerine gölge düşürülmeyecek ve şeffaflık sağlanacaktır” buyuruyorsunuz. Dikkat ettiyseniz, hep kendi kırıp döktüklerinizin tamirinden bahsediyorsunuz. (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Hatta, programda böyle yazmakla beraber, kırıp dökmeye hâlâ devam ediyorsunuz. Şu son istihbarat işini ortaya döken de sizsiniz.

MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Yapmasaydınız.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Bu işi alelacele yorumlarken “bunlar devletle kavgaya girmişler” diye bağırıyordunuz. Anladım ki “devlet” derken belli bir kurumu kastediyor, polisi ve de diğer kurumları devletin dışında telakki ediyorsunuz. Ne kadar yazık ve siz, kim bilir, daha ne kadar kırıp dökeceksiniz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Susurluk fırtınasının yanı sıra ve ondan az sonra bir fırtına daha koptu; bildiğiniz gibi, tarikatlar, irtica fırtınası, aczmendiler, cinci hoca, Fadime vesaire. Eğer, ben, o günlerde Türkiye'ye gelmiş bir yabancı olsaydım, medyada gördüğüm manzaralar karşısında, derhal, Türkiye'den kaçardım. Her akşam saç sakal karışık, mağara devri adamlarına benzer birtakım adamlar, kapkaranlık tablolar, masum genç kızların ırzına geçtiği söylenen birtakım sahte şeyhler, saçma sapan isteklerle orada burada boy gösteren birtakım cehalet sürüleri... Sanki, bir el tarafından ansızın inlerinden çıkarılıp ortalığa saçıverilmiş gibi çağdışı değil, çağlardışı, çağların döküntüsü mesabesinde birtakım adamlar... Kim bunlar; güya, Müslümanlar...

ABBAS İNCEAYAN (Bolu) - İktidarda kim vardı?!

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - İslam adına utanç verici bir manzara... Bu da bizi Müslümanlığımızdan utandırmak, bizi Müslüman olduğumuza pişman etmek isteyen mübalağacı, istismarcı ve maksatlı bir kampanya idi... (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu kampanyayı yürütenler...

ADNAN KESKİN (Denizli) - Aydan mı geldi!?

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - ... çağların yüzakı olan gerçek Allah dostlarını, gerçek mürşitleri, yolundan milyonlar geçmiş gerçek yol erlerini görmediler, göstermediler. Onların maksadı, İslamı bir fitnenin içine atmak ve hırpalamaktı. Onların garezi, Müslüman Türkün başını eğdirtmekti. Bu insafsızlar, mahyaların aydınlığındaki pırıl pırıl Türkiye'yi görmediler, göstermediler. 70 bin camide milyonlarca Müslümanın tertemiz, sessiz, huşu içerisinde, huzur içerisinde nasıl ibadet edip dağıldıklarını görmek ve göstermek işlerine gelmedi. Rahmet ve bereket ayı olan ramazanda bir yandan ibadetini yapan, bir yandan da karıncalar gibi çalışıp üreten, helal kazanıp, helal yiyen, orucunu açıp şükür Allah'a diyen masum ve mütedeyyin halkımız, televizyonlara baktığı, gazeteleri okuduğu, birkısım beyanları duyduğu zaman ıstıraba gark oldu. Rahmet, bereket, şefkat, yardımlaşma, dayanışma ayı milletimizin burnundan getirilmek istendi...

BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) - Bırak şu din sömürüsünü!.. (DYP sıralarında “Dinle” sesleri)

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Dinle!.. Dinle kardeşim!.. Dinle!..

BAŞKAN - Devam edin efendim.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Adi vaka niteliğindeki bir-iki münasebetsizlik de istismar ve mübalağa tezgâhına konulunca, bu defa laiklik elden gidiyor vayeylası koparıldı. “Durun bakalım, Türkiye'de değişen bir şey yok, telaş etmeyin” denildiyse de dinleyen olmadı. Birkısım vatandaşlarımızın bu yöndeki duyarlılığı kaşındı. Duyarlılığında samimi, tepkisinde masum bir kısım insanlarımız sokaklara, meydanlara döküldü, “Türkiye, laiktir, laik kalacaktır”sloganları atıldı. (CHP sıralarından alkışlar)

Elbette Türkiye, laiktir ve laik kalacaktır; aksini kim söylüyorsa, gösterin alnını karışlayalım. (DYP ve DSP sıralarından alkışlar)

İHSAN ÇABUK (Ordu) - O tarafa söyle. (DSP sıralarından “O tarafa, o tarafa...” sesleri)

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - İki kere Başbakanlık yapmış anamuhalefet liderini gözler bu kampanyada da aradı. Sol partilerin bu kampanyalara maydanoz olması tabiî idi, başka siyasetleri yoktu çünkü. (RP sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)

Milliyetçi, muhafazakâr olduğunu söyleyen bir partinin genel başkanı sıfatıyla acaba ne söyleyecek diye sizi millet çok bekledi Sayın Yılmaz.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Yakışmıyor o kelime size...

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla)- Nihayet beklenen ses yükseldi...

ADNAN KESKİN (Denizli) - Sayın Başkan, sözünü geri alsın, sol partilere bunu söylemeye ne hakkı var?

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - O zaman beklenen ses “Sayın Çiller, irtica azdı, laiklik elden gidiyor, gel seninle kayıtsız şartsız görüşelim, şu Hocayı yok edelim” Hedefteki kötü bu defa da Sayın Erbakan'dı Sayın Yılmaz'a göre.(CHP sıralarından gürültüler)

ADNAN KESKİN (Denizli) - Kendini ne zannediyor!

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Yanlış mı hatırlıyorum yoksa veya...

BAŞKAN - Sayın Gökdemir, bir dakika..

Sayın milletvekilleri , lütfen... İstirham ediyorum... Ben, bir şey görürsem ikaz ederim; lütfen buyurun oturun.(Gürültüler)

ADNAN KESKİN (Denizli) - Sayın Başkan, bir partinin sözcüsü, sol partilere maydanoz demeye ne hakkı var? Maydanoz derse, kendisi de dereotudur.(Gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Keskin, ben ikaz ederim...

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Türkçe biliyorsanız bir deyim kullandım; sizi incitmek değildi maksadım.

BAŞKAN - Sayın Gökdemir, ben ikaz ederim efendim.

ADNAN KESKİN (Denizli) - Size yakışmıyor...

BAŞKAN - Sayın Keskin, lütfen...

ADNAN KESKİN (Denizli) - Bir partinin sözcüsü olarak konuşuyor, ne hakı var bu şekilde konuşmaya? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Keskin, Sayın Matkap, lütfen... Size söz vermedim... İstirham ediyorum, yapmayın efendim.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Beyefendiler, o bir deyim; eğer, incindiyseniz, geri alıyorum.

ADNAN KESKİN (Denizli) - Ha... Lütfen...

BAŞKAN - Devam edin; karşılıklı konuşmayın; lütfen, Genel Kurula hitap edin.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Şimdi, ikinci teklifin bu şekilde yapıldığını, hedefteki kötünün bu defa Sayın Erbakan olduğunu, yanlış mı hatırlıyorum yoksa veya uyduruyor muyum? Yanılıyor veya yalan söylüyorsam, Yüce Meclisin ve aziz milletimizin önünde, beni, lütfen, tekzip veya tashih ediniz. (CHP sıralarından gürültüler)

Beyefendi, kimlerin neye alışık olduğunu biz biliyoruz.

Çağı ve Türkiye'yi kavrayamayan, siyaset üretmeyen, siyaseti sürüklenerek yapan, fikirsiz, vizyonsuz, millet ve dünya gerçeğinden kopuk bir Anamuhalefet lideri olarak, günlük olayların arkasından sürüklendiniz.

AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) - Sayın Başkan...

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Agâh Bey, sabır buyurunuz efendim... Genel Başkanınıza sadakatiniz müsellemdir; sabırlı olunuz.

BAŞKAN - Sayın Gökdemir, şimdi, size, 67 nci madde hükümlerini hatırlatmak zorundayım. Lütfen efendim, o madde içerisinde, temiz bir dille konuşmaya gayret edin. Lütfen...

Buyurun.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Dilimde hiçbir kirlilik olduğu kanaatinde değilim; ancak, ikazınızı dikkate alacağım Sayın Başkanım. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Devam edin efendim.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Hamle ve heyecan gösterdiğiniz tek konu, başta Sayın Çiller olmak üzere, birilerini yok etmek heves ve ihtirasınız oldu. Rakip parti başkanına kin ve nefret tevcih etmenin bir siyasî proje olamayacağını, halkın böyle şeylerden sıkıldığını, böyle şeyleri kınadığını, partilerden ve siyasîlerden bambaşka beklentiler içerisinde bulunduğunu bir türlü akıl edemediniz. Böylece sürüklenirken, sadece bunalımlardan medet umar hale geldiniz, bunalım zannettiğiniz şeylerin üzerine atladınız. “Bu, Tansu'yu yok eder” diye elinize verilen her leblebiyi mermi zannettiniz, bomba zannettiniz, defaatle attınız, vuramadınız. Ne mahcubiyetle yerinize oturmayı ne de etrafınızı sarmış olan yetersiz müşavirlerinizi yanınızdan uzaklaştırmayı becerebildiniz. Bu tarzınızla, bizzat siz bunalım amili oldunuz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; büyük kampanyalar halinde yürütülen ve birkısım halkımızı, sokaklara, meydanlara döken bu bunalım senaryolarının Silahlı Kuvvetlerimizi de etkilememesi imkânsızdı, nitekim etkiledi. Türk Silahlı Kuvvetleri, siyasete karışmaya hevesli ve arzulu olmadığı halde, esas ve değişmez tercihi demokrasi olduğu halde, Türkiye, maalesef, 28 Şubat 1997'yi yaşadı. O gün, dokuz saat süren Millî Güvenlik Kurulu toplantısından sonra, Türkiye'nin idaresinde sivil inisiyatif kayboldu, inisiyatif askerlere geçti.

İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) - O kurulda siviller çoğunlukta!

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Ortaya atılan tez ve tekliflerin gereği yapılmadığı takdirde, müeyyide tatbik edileceği telaffuz olundu; bir başka vesileyle, silah kullanılacağından bahsedildi.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Niye istifa etmediniz?!

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Ve maalesef, Silahlı Kuvvetler, her geçen gün, siyasetin içine biraz daha, âdeta bir siyasî parti gibi girdi ve siyasî iktidarın karşısında yer aldı. Yalanlamalar, açıklamalar, beyanlar, Başbakana sövmeye kadar vardı. Meydan okumalar, tenkitler, tahliller devam etti, halen de devam ediyor. Bu vaziyetin bir devamı olarak, darbe, elkoyma lafları gazete sütunlarından, siyasî kulislerden, siyasî beyan ve tartışmalardan sokaklara kadar düştü; kulaklara, tarihler fısıldanmaya başlandı.

HASAN GÜLAY (Manisa) - Hiç suçunuz yok mu?!

İHSAN ÇABUK (Ordu) - Yalan mı!..

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Durumu anlatıyorum beyefendi, müsaade ederseniz...

BAŞKAN - Müdahale etmeyin efendim, lütfen.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Demokrasiye hiçbir zaman inanmamış, her zaman askerî darbe ve müdahalede şakşakçılık, kışkırtıcılık ve militanlık yapmış, millete yabancı bir aydın güruh da, Türkiye'de, her zaman var olagelmiştir; bunlar, muhteris ve menfaatperesttirler. (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Kuvvete boyun eğip, kölelik ederek, tufeyli yaşamayı severler. Demokrasi bunları sıkar, milletiyle bütünleşerek, milletiyle zenginleşerek, millet idaresinde bir söz ve ruh sahibi olmak, tarzları değildir, sıkılırlar. Gününü gün etmek isteyen, tabansız, vicdansız, jakoben dayatmacı adamlardır. (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bunlarla birlikte birtakım siyasî hasetler, siyasî iflas ve tükenişler, tıkanışlar, gözü dönmüş menfaat grupları, vahşi ve ilkel kapitalizmin kin ve entrikaları, tekelci sermayenin ihtirası gibi faktörler de, derhal, konjonktürdeki yerlerini aldılar.

Son zamanlarda, bir de, Batı Çalışma Grubu çıktı; bu, nasıl bir grup; Silahlı Kuvvetlerin kanunî şemasında nereye oturuyor, hangi hukukî dayanakları var, tam bilemiyoruz. Elimde Zaman Gazetesinin bir kupürü var, 23 Haziran tarihinde bana fakslanmış, iki imzalı bir haber “Askerler Yakın Takipte” başlığıyla verilmiş. Haberin birinci kısmında, takibe alınacak kurumlar ve şahıslar belirtiliyor ki, bu, dernek, vakıf, meslek kuruluşu namına ne varsa hepsini içine alıyor; valiler, kaymakamlar, belediye başkanları, siyasî partilerin il ve ilçe başkan ve yöneticileri, yerel basın yayın organları, hepsi var.

İkinci kısımda, bütün silahlı kuvvetler mensupları ile eş ve çocukları haber toplamakla görevlendiriliyor.

Bu birinci kısımla ilgili bir belge bugünkü Sabah Gazetesinde de yayımlandı.

Bunlar, dehşet verici şeyler, üzerinde düşünülmesi gereken şeyler. Bunlar, 5442 sayılı İller İdaresi Kanununun taşıyamayacağı şeyler. Öfkeli tepkilere lüzum yok. Sade bir şekilde gerçeği öğrenmek istiyoruz. Şahıs ve kurum olarak kimseyi itham etmiyoruz.

HASAN GÜLAY (Manisa) - Ettin zaten...

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Bu bilgiye, bütün vatandaşlarımızın ve hepimizin müştereken ihtiyacı var.

Sayın Sezgin, göreviniz, beni de Sayın Akşener gibi, cezaî ehliyeti yok diye küçümsemek veya bühtandır deyip ucuz polemikle geçiştirmek değildir; (DYP ve RP sıralarından alkışlar) konuyu, çifte görevinize, yaşınıza başınıza, siyasetteki saygıdeğer kıdeminize uygun bir ağırbaşlılıkla incelemek, hem Yüce Parlamentoyu hem de milletimizi doğru bilgiyle aydınlatmaktır. Milleti fişlettirmeyin. Milleti birbirinin muhbiri yapmayın. (DYP ve RP sıralarından alkışlar) Sizden zorlama teviller, tahminler değil, açık, net, kesin bilgiye dayanan beyanlar bekliyoruz.

Söz atan arkadaşlarımdan da duydum; peki, bu 54 üncü Hükümetin hiç mi kusuru, kabahati yoktu...

CENGİZ ALTINKAYA (Aydın) - Sütten çıkmış ak kaşık [!]

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - ... genel olarak hiç mi kusuru kabahati yoktu, bu gelişme sürecinde kusuru olmadı mı, onu arz edeyim: 54 üncü Hükümetin bin kusuru olabilir.

AVNİ AKYOL (Bolu) - Yok, yok, hiç yok[!]

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Ben, iktidar grubundan bir milletvekili olduğum halde bu kusurları zamanında, yerinde, yüksek sesle eleştirerek gelmiş bir arkadaşınızım; fakat, herhangi bir cumhuriyet hükümetinin düşmesi, kurulması, tenkidi, tahlili, müeyyidelendirilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin işidir. (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Askerin, herhangi bir hükümete, herhangi bir başbakana “ben senden hoşlanmadım, ben seni sevmedim, çek git” demeye hakkı yoktur. (RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) İşin inceliği de buradadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri...

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul) - Peki, dediler de, ne yaptınız, dediler de ne yapabildiniz?!.

HASAN GÜLAY (Manisa) - Doğru söylüyor...

BAŞKAN - Lütfen efendim... Lütfen efendim... İstirham ediyorum, müdahil olmayın efendim.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Herhangi bir hükümete “çek git” demek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin dışındaki herhangi bir kuvvet ve irade mihrakı tarafından herhangi bir hükümete “seni sevmedim, çek git” demek, doğrudan doğruya, Türkiye Büyük Millet Meclisine de yönelmiş bir tazyiktir, millî iradeye yönelmiş bir tazyiktir. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biz, merhum Yahya Kemal Beyatlı'nın ifadesiyle “ordu milletiz” Türk Milleti, ordu millettir. Bu şu demektir: Ordu, milletin sinesinden çıkar, öz evlatlarından oluşur ve millet de, gerekirse kadını erkeği, çoluğu çocuğuyla ordu olur. Bütün Türk tarihi boyunca bu böyledir. Onun için, Türk ordusu Türk Milletinin gözbebeğidir, Türk Milleti ordusuna aşıktır. Türk ordusu olmasa Türk tarihi olmazdı, bu kesindir ve gayet tabiî, Türk Milleti gibi bir millet olmasaydı, Türk ordusu gibi şanlı bir varlık olamazdı. Bu itibarla, biz, ordumuzu seviyoruz; bandosu, mızıkası, trampeti, merasimlerde geçişi, sokaklarda yürüyüşü bize gurur ve güven veriyor, gözümüzü yaşartıyor. Onlar, bizim oğullarımız, kardeşlerimiz, canımız ciğerimiz; nasıl sevmeyiz... Bu ordu, bu millete ve devlete, tarihimizin her safhasında olduğu kadar ve her safhasındaki zaruretle bugün de lazımdır, elzemdir; ordusuz bir Türkiye olamaz, ordusuyla kavgalı bir Türkiye de olamaz. Bu sözlerim bir kompliman değildir, bir rüşveti kelam değildir; bunlar, her türlü tahkikten geçmiş iman katiyetinde doğru hükümlerdir, bizi bilenler bilir; ancak, biz, askerimizin siyasete karışmasını istemeyiz; Ulu Önder Atatürk de hiç istemezdi; asker olsun, sivil olsun aklı başında hiç kimse de bunu istemez, tarih boyunca da hiçbir akıllı adam, ordunun siyasete karışmasını istememiştir. Ordunun siyasete karıştığı, karıştırıldığı yakın uzak hiçbir dönem, tarihimizin parlak bir sayfasını oluşturmaz; ihtilallerden, darbelerden, müdahalelerden bir hayır gördüğümüzü kimse iddia etmedi, edemez. Siyasetin içinde olmak, en çok ordumuz için tahripkâr sonuçlar getirir, geçmişte de getirmiştir.

Bir parça aklı, vicdanı, sağduyusu olan herkese sesleniyorum: Gelin, asker, sivil hepimiz, Silahlı Kuvvetleri süratle siyasî zeminden, siyasî polemikten çekelim. Bizim siyasî süreğimiz, her zaman, kışlaya, camiye, okula siyaset sokmamak lazımdır diye gelmiştir. (DYP ve RP sıralarından alkışlar; ANAP ve DSP sıralarından gürültüler; CHP sıralarından “onu ortağına söyle!..” sesleri ve gürültüler)

İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) - Konuşuyorsun da yapmıyorsun...

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Bir daha söylüyorum; camiye, kışlaya, okula siyaset sokmamak lazımdır; aklın hükmü budur. (DYP ve RP sıralarından alkışlar, ANAP, DSP ve CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Siyaseti sen soktun...

METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) - Hiç alkış alamadın...

İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) - Söylemesini biliyorsun da, yapmasını bilmiyorsun.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Türkiye'nin değişmez tercihi demokrasidir beyler. Türk Milleti, demokrasiyle, maddî ve manevî kalkınmanın nimetlerine ulaşabilmiştir; bundan sonra da mesut, bahtiyar, müreffeh, şerefli, haysiyetli bir hayatı, ancak, demokratik düzen içinde yaşayabileceği, açıkça görülmektedir. Türkiye, anayasalı, çoğulcu demokrasiyle idare edilen, çağdaş bir hukuk devletidir. Tartışılmaz üstün irade elbette millet iradesidir. Hiçbir şahıs veya kurum, kendisini hukukun üstünde göremez, hiçbir gerekçe millet iradesini ve demokrasiyi çiğneyip geçmeyi haklı gösteremez.

Türkiye, bölgesinde, Balkanlarda, Karadeniz çevresinde, Kafkasya'da ve Orta Asya'da, imrenilen ve örnek alınan bir büyük devlettir, bir dünya devletidir. Türkiye için en itibar kırıcı hal, en kötü imaj, demokrasiden vazgeçmesidir. Demokrasiden vazgeçmek, bugünkü Türkiye için çağdaşlıktan vazgeçmek demektir; en büyük ayıp ve en büyük geriliktir. Çağdaş Türkiye, büyük Türkiye, demokrasiden başka bir kalıba sığmaz, sığdırılamaz. Türkiye bu saatten sonra üçüncü dünya standardına döndürülemez.

Yıllardan beri PKK gibi bir büyük tehlikeyle mücadele ediyoruz. Tehlikenin boyutlarını anlatmama gerek yok, hepsini biliyorsunuz. Bayrağımızı istiyorlar, vatanımızı istiyorlar, milletimizi bölmek istiyorlar, vatandaşımızı kurşunluyorlar ve biz bunlarla mücadele ediyoruz. Mücadele ederken her defasında ne dedik, ne diyoruz; “biz bir hukuk devletiyiz, bir demokratik devletiz; hukuk devleti olmanın hassasiyeti içinde, insan haklarına saygılı olmanın dikkati içinde bu mücadeleyi yapacağız” ve bu mesele etrafında, sadece -mücadelenin tabiatından dolayı- “acaba bazen hukukun dışına çıkılıyor mu, acaba bazen insan hakları ihlalleri oluyor mu”yu tartıştık senelerce. Ciddî her iddia tahkik edildi; o mücadeleyi fedakârca götüren devlet görevlileri, bir yandan mücadele ettiler, bir yandan müfettiş ve muhakkiklere ifade verdiler. Bu hususta hassas bir iç kamuoyu vardı, dışarıdan gelip giden birtakım müfettiş edalı dostlarımız vardı, insanın başını belaya sokan dostlarımız vardı. Şimdi bunların hiçbirisi kalmadı; ne içeride bir demokrasi hassasiyeti, ne dışarıdan “Türkiye'de ne oluyor” diye bir ses...

Şimdi ben onları söylemiyorum; bu mücadeleyi yaparken, bir tek kişi çıkıp da “çok ağır bir mücadele karşısındayız, bu demokrasi ve hukuk devletinin kalıpları bize dar geliyor; şu demokrasiye biraz ara verelim” demedi; isabet de oldu; diyemezdi.

O halde, şimdi, birtakım sudan gerekçelerle veya mücadele ettiğimiz, yiğitçe mücadele ettiğimiz, PKK tehlikesine nazaran lâşey mesabesindeki birtakım endişelerle demokrasiden taviz vermek, demokrasiyi tatil etmek, demokrasiyi sakatlamak doğru olmaz diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, sayın miletvekilleri; devlete sadakat, aklı başında ve namuslu her vatandaşın boynunun borcudur. Anayasamızda ve diğer mevzuatımızda yer alan ilkeler hepimizin ilkeleridir. Eğitim kurumlarımızda ve yetişmekte olan çocuk ve gençlerimize, her kademede bu ilkeler öğretilir, benimsetilir. İlelebet payidar olacak cumhuriyetimiz, bugün 74 yaşındadır. Cumhurbaşkanımızdan en genç ve kıdemsiz kamu görevlimize kadar herkes cumhuriyet çocuğudur, cumhuriyetin eğitim çarkından geçmiştir; hemen hemen bütün nüfusumuz da aynı durumdadır. Cumhuriyet, kendi yetiştirdiği nesillerin ellerinde ve omuzlarındadır.

Bütün okullarımızın bütün dersanelerinde Aziz Atatürk'ün resimleri asılıdır. Bu resimlerin yanında Gençliğe Hitabesi, İstiklal Marşı ve Onuncu Yıl Nutku levhaları yer alır. Her Türk vatandaşına, birinci vazifesinin, Türk Cumhuriyetini, Türk istiklalini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek olduğu millî bir iman halinde öğretilir. Millî hedefin, millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak olduğu belletilir.

Binaenaleyh, Atatürk sevgisi, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlılık herhangi bir şahıs ve zümrenin tekelinde değildir, olamaz, olmamalıdır. Türkiye'de vatandaşlar ve hele kurumlar, devletin -laiklik dahil- temel ilkelerine bağlı olanlar ve olmayanlar diye tasnif edilemez.

Halkımızın yüzde 99'unun Müslüman olması, devletin temel ilkeleri ve laiklik bakımından potansiyel ve aktif bir tehlike oluşturmaz. Böyle bir zan ve vehim boştur, boşunadır.

Türkiye'de mürteci yoktur, yobaz yoktur, cahil yoktur diyen var mı; ama, bunların olmadığı bir ülke yeryüzünün neresinde var; neden bu kadar ürktük, bu tehlikeyi neden bu kadar büyüttük; nerede ekranlarımızı dolduran Aczmendi tabloları, nerede cinci hoca, nerede Kudüs göstericileri; devletin minicik bir fiskesi onları alıp götürdü. Böylesine mevhum bir tehlike için mi güzelim demokrasimizi yaralamayı göze aldık?! Türkiye'de, eğer, bisküvilerin, şekerlemelerin, mobilyaların, diğer sanaî mamullerin mürteci olduklarına inanmayacak kadar sağduyumuz kaldıysa; eğer, eski bir solcu militanın rehberliğiyle sanaî ve ticaretimizi, malum muhteremin provokasyonlarıyla da siyasetimizi yönlendirmeyeceksek, irtica, bugünün Türkiyesinde hamamböceğinden veya sevimli Van Gölü canavarından daha büyük bir tehlike değildir arkadaşlar. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) - Uyu da büyü!..

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Millî devletin ve millî müesseselerimizin hiçbirinin, kendi halkımıza karşı korunması, kollanması diye bir şey bahse konu olamaz. Suçlular, aykırılar, uyumsuzlar varsa, onlar için gereğini yapacak hukukumuz, kurumlarımız, görevlilerimiz, devlet gücümüz vardır ve bu kurumlar ile kurallar, bir hukuk devleti anlayışı içerisinde işlemektedir. Cumhuriyete, kurumlarına, kurallarına güvenmeliyiz; onlar, bu güveni hak etmişlerdir; rahat olalım, emin olalım. Bu devletin sahibi, kanıyla, kemiğiyle, imanı ve irfanıyla bu devlete vücut veren aziz milletimizdir. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Hükümet Programında “laik, demokratik cumhuriyeti güçlendirmek için bir araya geldik” deniliyor. Laik, demokratik cumhuriyet, sunî bunalımlarla meşgul edilmez, siyasî maksatlarla hırpalanmaz, iktidara muhalefet etmek ile devleti yıpratmak arasındaki ince çizgiye dikkat edilirse, zaten güçlüdür. Yetmişdört yılın sonunda, her gün ve her vesileyle, bunalanlara rağmen, bir büyük devlet olmayı, bir dünya devleti olmayı başarmıştır. Halkı rahat bırakın, devletin kurumlarını rahat bırakın. Olur olmaz şeyleri bahane edip devleti kötülemeyi, karalamayı bırakın. Namusuyla, idealistçe görev yapan personeli canından bezdirmeyi bırakın. Herkesi, kendi meşru, yani, kanunî hizmet dairesine, kendi tabiî hizmet zeminine çekin; laik, demokratik devlet, sizden başka bir şey istemiyor. O, parlak bir istikbale, emin adımlarla zaten yürüyor; gölge etmeyin yeter. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

Kurulan koalisyonun, azınlık hükümetinin önde gelen hedefi, milletimizin vazgeçilmez değerleri ile devletimizin değiştirilemez ve değiştirilmemesi gereken nitelikleri arasındaki birlikteliği sağlamak ve sürdürmekmiş; öyle yazmışlar, öyle okudular. Devletin nitelikleriyle milletin değerleri arasında tezat, ayrılık, aykırılık olduğunu size kim söyledi? Hangi araştırmayla, hangi gözlemlerle bu sonuca vardınız? Lafı gevelemeyin ve açık söyleyin; milletin hangi vazgeçilmez değerinden rahatsızsınız? (RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Müslümanlığından mı gocunuyorsunuz? İnancı, ibadeti mi aykırı geliyor? Vatanseverliği, milliyetçiliği, geleneklerine bağlılığı mı kalıplarınıza sığmıyor? Başörtüsü, şalvarı mı bir tehdit oluşturuyor? (RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Çoğulcu bir sistemde, farklı tercihlerle; fakat, ahenk içinde, kardeşçe yaşayan bir halk var. Bu kadar uysal, bu kadar ağırbaşlı ve çalışkan, devleti için her devirde hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan bu halkta nasıl bir uyumsuzluk görüyorsunuz? Elinizden geliyorsa, bu halka, bu asil millete daha çok ışık götürün, daha çok okul, daha çok bilgi, daha çok bilgin götürün, daha çok refah, daha çok hürriyet götürün.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) - Beş senedir niye yapmadınız?

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Devlet adına konuşanlar, devletin de, bu milletin devleti olduğunu bazen unutuyorsunuz. Devlet, bu halka hizmetin bir aracıdır, en büyük organizasyonudur. Devlet, kesinlikle halk içindir; halk ise asla, devlet adına tepesinde tepinilmek için değildir. (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri alkışlar)

1997'deyiz, herkes aklını başına toplamalıdır, 1930'ların şeflik kalıpları, dayatmacı modelleri, tepeden tanzimci modelleri çok gerilerde kaldı. (DYP ve RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

10 milyonluk okuyan gençliğimiz içinde 400 - 500 bin kişilik imam-hatiplileri, devletin menfî hedefi haline getirmek isteyen bir akıma yol verecek misiniz? (RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bütün çocukların ve gençlerin bizim çocuklarımız olduğunu, hepsinin gözbebeğimiz olduğunu ve en kıymetli hazinemizi teşkil ettiklerini idrak edebilecek ve bu gençleri hep birlikte kucaklayabilecek misiniz? (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

Eğitim, öğretim ve müfredat meselelerini Talim Terbiye Kurulunda halledebilecek misiniz?

“Uzlaşma kültürünü güçlendirici davranışlar sergilemek Hükümetin en belirgin özelliklerinden olacak”mış. Beyler, Programınızdan okuyorum. “Uzlaşma kültürünü güçlendirici davranışlar sergilemek...

A. HAMDİ ÜÇPINARLAR (Çanakkale) - Sen, onları anlayamamışsın.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Beni dinlemek de bir uzlaşma kültürünün gereğidir zannediyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

“Uzlaşma kültürünü güçlendirici davranışlar sergilemek, Hükümetin en belirgin özelliklerinden olacak”mış. Memnun olduk; ama ümitli değiliz. Çünkü, Hükümet kurulurken, ortaya konulan teklif, bir cepheleşme teklifi idi. “Gelin, hepimiz bir olalım, Hükümet kuralım; evet, Refahı bir düşman kutup gibi dışarda bırakalım.”

YILMAZ ATEŞ (Ankara) - 1995'te siz diyordunuz.

CELAL TOPKAN (Adıyaman) - Birleşin, mesele bitsin...

METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) - Siz de birleşirsiniz.

AYVAZ GÖKDEMİR (Devamla) - Teklif bu değil miydi?.. Bu nasıl uzlaşma kültürünü güçlendirmek oluyor?.. (RP sıralarından alkışlar)

Sayın Yılmaz'a, şahsen böyle bir teklifi çok görmem; ama, Sayın Ecevit gibi, Sayın Cindoruk gibi, tecrübeli siyasetçiler bile, bu kadar ham bir teklifin, her şeyden önce, bir siyaset yanlışı olduğunu nasıl göremediler, hayret ediyorum! (DYP sıralarından alkışlar, RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Siyaseten yanlış olmasının dışında, eğer Doğru Yol Partisi bu