ĞÏࡱá > şÿ — ˜ şÿÿÿ ‘ ’ “ ” • – ÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÿÜ¥h cà e Ø ! Õ „ „ „ „ „ „ ÄØ š š š š š š ¤ ¬ š ¹ a P P P P P P P P ™ › › › › › › ! X r! . ¹ „ : íî œ P P : : ¹ V „ „ P P V V V : „ P „ P ™ àNRM³É¼„ Œ „ „ „ „ P ê ™ V C V
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Manisa Milletvekili M. Cihan Yazar'ın, Dünya Uyuşturucuyla Mücadele Gününe ilişkin gündemdışı konuşması
2. - İçel Milletvekili Halil Cin'in, esnaf ve sanatkârların sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması
3. - Hatay Milletvekili Atilâ Sav'ın, hükümet değişikliği sırasında kadrolaşma amaçlı atamalara ilişkin gündemdışı konuşması
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. - Bakanlar Kurulunun yeniden teşkili için Rize Milletvekili ve Anavatan Partisi Genel Başkanı A. Mesut Yılmaz'ın görevlendirildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/895)
2. - Arnavutluk'ta yapılacak seçimlere Türkiye Büyük Millet Meclisinden gözlemci olarak gidecek milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/896)
3. - Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul ve komisyonlarında bulunan kanun tasarı ve tekliflerden hangilerinin görüşüleceğine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/897)
4. - Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın İsrail'e yaptığı resmî ziyarete katılan milletvekiline ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/898)
5. - Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin 30.6.1997 tarihinden itibaren altı ay süre ile uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/899)
IV. - ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. - 1 Temmuz 1997 Salı günü tatile girmesi gereken Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma süresinin ikinci bir karara kadar uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin; Sendikalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 30 Arkadaşının, Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının ve İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7 Arkadaşının Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/693, 2/405, 2/448, 2/629) (S. Sayısı : 300)
VI. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. - İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, yataklı sağlık tesisleri ile bunların yatak sayısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Lütfü Esengün'ün yazılı cevabı (7/2545)
2. - İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, Millî Gençlik Vakfının denetimine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunç'un yazılı cevabı (7/2798)
3. - Ordu Milletvekili Şükrü Yürür'ün, Başbakanlık Baş Müşavirliği görevinde bulunan bir şahsın özel firmada yönetici olduğu iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Lütfü Esengün'ün cevabı (7/2804)
4. - Manisa Milletvekili Abdullah Akarsu'nun;
- Manisa-Soma-Koyundere Köyünün telefon santrali ihtiyacına,
- Telefonu bulunmayan yerleşim birimlerine ve telefon ücretlerinin tahsilâtına,
İlişkin soruları ve Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu'nun yazılı cevabı (7/2828, 2833)
5. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, Esenboğa Havaalanı VİP salonu amiri komiserin görev yerinin değiştirilmesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/2830)
6. - Tunceli Milletvekili Orhan Veli Yıldırım'ın, İstanbul'da gözetim altındayken işkence sonucu öldüğü iddia edilen bir şahsa ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/2838)
7. - Adıyaman Milletvekili Celal Topkan'ın, Nemrut Dağındaki tarihi eserlere ve Kahta'da düzenlenen festivale ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Turizm Bakanı Vekili Bahattin Şeker'in yazılı cevabı (7/2855)
8. - İstanbul Milletvekili Azmi Ateş'in, Koç Üniversitesi adına orman arazisi üzerine tahsisat yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Orman Bakanı Halit Dağlı'nın yazılı cevabı (7/2861)
9. - Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan'ın, yönetim kurulu üyeliklerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Lütfü Esengün'ün yazılı cevabı (7/2881)
10. - Bursa Milletvekili Feridun Pehlivan'ın, Batı
Trakya İskece Koyunköy'deki Türklere baskı
yapıldığı iddiasına ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı Nevzat Ercan'ın yazılı
cevabı (7/3015)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak iki oturum yaptı.
Yapılan yoklamalar sonucunda toplantı yetersayısı bulunamadığından,
Kuzeyden Keşif Harekâtının görev
süresinin uzatılmasına ilişkin Başbakanlık
tezkeresi ile kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek
için, 26.6.1997 Perçembe günü saat 15.00'te
toplanmak üzere, birleşime 16.24'te son verildi.
Hasan Korkmazcan
Başkanvekili
Ahmet Dökülmez Kemalettin Göktaş
Kahramanmaraş Trabzon
Kâtip Üye Kâtip Üye
II. - GELEN KÂĞITLAR
26 . 6 . 1997 PERŞEMBE No. : 157
Teklifler
1. - Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya ve 22 Arkadaşının; Mercan Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/875) (İçişleri ve Plân ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 24.6.1997)
2. - Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu'nun; 13 Kanunusani 1943 Tarih ve 4357 Sayılı Hususî İdarelerden Maaş Alan İlkokul Öğretmenlerinin Kadrolarına, Terfi, Taltif ve Cezalandırılmalarına ve Bu Öğretmenler İçin Teşkil Edilecek Sağlık ve İçtimai Yardım Sandığı ile Yapı Sandığına ve Öğretmenlerin Alacaklarına Dair Kanunun Adı ile Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/876) (Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 24.6.1997)
3. - Ankara Milletvekili Gökhan Çapoğlu'nun; Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/877) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 25.6.1997)
DÖNEM : 20 YASAMA YILI : 2
T.B.M.M.
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 30
112 nci Birleşim
26 . 6 . 1997 Perşembe
İÇİNDEKİLER
Yazılı Soru Önergeleri
1. - Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın, Tekirdağ İli Çevresindeki orman alanlarında yapılan ilaçlamaya ilişkin Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/3066) (Başkanlığa geliş tarihi : 24.6.1997)
2. - Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı'nın, SEKA Balıkesir Fabrikasının yönetiminde yapılan değişiklik ve atamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3067) (Başkanlığa geliş tarihi : 24.6.1997)
3. - Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı'nın, İstanbul Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı hakkında basında çıkan bazı haberlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3068) (Başkanlığa geliş tarihi : 24.6.1997)
4. - Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş'in, Belediyelere
yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3069) (Başkanlığa
geliş tarihi : 24.6.1997)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşimini açıyorum.
Sayın milletvekilleri, bugünkü gündemimizde güncelliği olan önemli konular bulunmaktadır; çalışmalara başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç milletvekili arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Manisa Milletvekili M. Cihan Yazar'ın, Dünya Uyuşturucuyla Mücadele Gününe ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN - İlk söz istemi, Manisa Milletvekili Sayın Cihan Yazar tarafından yapılmıştır.
Sayın Cihan Yazar, bugün Dünya Uyuşturucuyla Mücadele Günü olması dolayısıyla, gündemdışı söz talebinde bulunmuştur; kendilerini kürsüye davet ediyorum.
Buyurun Sayın Yazar. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
M. CİHAN YAZAR (Manisa) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün, Dünya Uyuşturucuyla Mücadele Günü. Bu konuyla ilgili görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
“Uyuşturucu bağımlılığı” terimi ülkemizde yanlış olarak kullanılmaktadır; işin esası, madde bağımlılığıdır. Dünya Sağlık Örgütü, şu ana kadar bağımlılık yapma özelliğine sahip 10 çeşit madde tanımlamıştır. Bunlar: Alkol, morfin, tütün, barbutiratlar, amfetamin, kokain, esrar, khat, halisinojenler, LSD ve uçucu solventlerdir.
Bağımlılık yapan maddeler, beynin genel depresyon ve stimülanlarıdır. Bağımlılık olayının nörolojik boyutu dışında, psikolojik, sosyal, kültürel ve genetik yönleri de vardır. Madde bağımlılığının belli bir ilaç veya ilaç grubuyla tedavisi mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, yapılan araştırmalara göre yüksekokul ve üniversite gençliğinin yüzde 4'ü uyuşturucu kullanmaktadır. Öğrenci olmayan gençlik arasında bu oran, ya eşit ya da daha yüksek düzeydedir. Sorun hem zengin hem de yoksul kesimlerde aynı biçimde tespit edilmiştir.
Altın Hilal Bölgesinden; yani, Pakistan ve Afganistan'dan Avrupa'ya; Türkiye, İran ve bağımsız devletler topluluğu üzerinden taşınan uyuşturucunun ancak çok küçük bir kısmı yakalanabilmektedir. Mafyaiçi hesaplaşmaların ilk akla getirdiği, Türkiye'de, artık, Ortadoğu'da yeniden düzenlenen dengelerle birlikte bir karapara aklama ve bavul ticaretinin yaygın bir biçimde yapılmaya başladığıdır. Burada, Türkiye'nin yıllık bütçesinden ve dışborçlarından daha büyük paralardan söz ediyoruz. Bu kirli zenginler, elbette ki, böyle bir düzeni ayarlamaya muktedir olanlardır.
Madde bağımlılığının belli bir ilaç veya ilaç grubuyla tedavisi mümkün değildir demiştim. Türkiye, 1961'de imzalanan Narkotik Uyuşturucular Sözleşmesi ile 1971'deki Psikotropik İlaçlar Bildirgesinin ve 1988 Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin tarafı konumunda olmasına rağmen, yürütmeyi gerçekleştiremiyor durumdadır. Bu ve benzeri nedenlerle, bugüne kadar sağlık personeli, sağlıkla ilgili meslek örgütleri, üniversiteler, basın ve yayın kuruluşları ile ilk, orta ve lise öğretmenleri madde bağımlılığıyla mücadele stratejisini belirleyememişlerdir.
Madde bağımlılığıyla mücadelede en önemli silah, eğitimdir; yasaklama gibi kolaycı tedbirlerin hiçbir işe yaramadığı bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.
Türkiye'de, madde bağımlılığı sağlık sorunu haline gelmiş kişilerde teşhis, yardım, tedavi ve eğitim verebilecek merkezlere ek olarak iki kuruluş mevcuttur. Bu kuruluşlar “AMATEM” olarak isimlendirilmektedirler. AMATEM, Alkol ve Madde Bağımlıları Tedavi Merkezi olarak açıklanabilir. Bu kuruluşlardan İstanbul'da 30 yataklı bir ünite, Manisa'da da 50 yataklı bir ünite mevcuttur. Ünitelerin fazlalaştırılması, uyuşturucuyla mücadele gücümüzü artıracaktır. Manisa'da yapılan bu yeni ünite, henüz bu ay faaliyete geçmiştir.
Türkiye, ciddî bir narkotik akışıyla karşı karşıyadır. Yerel uyuşturucu kullanımı, İstanbul merkez olmak üzere, artmaktadır. Tutkaldan haşhaş ve eroine, eroinden kokaine kadar geniş bir yelpaze içindeki uyuşturucu kullanımının artması karşısında, uyuşturucunun önlenmesi, teşhisi ve tedavisi, ülkemizde çok büyük önem kazanmaktadır.
Toparlayacak olursak; Türkiye'ye çeşitli yollardan giren ve çıkan ve gençler için ciddî bir pazar oluşturmaya başladığı içindir ki, bir kısmı Türkiye'de kalan uyuşturucuya karşı etkili bir mücadele stratejisi belirlemek, bu noktadan sonra zorunlu hale gelmiştir; ancak, açıkça görülmektedir, ki kimi güç odakları, bu işten çıkar umdukları için mücadeleyi engellemekte yahut zorlaştırmaktadır.
Bu noktada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, çocukları ölen ailelere ve tüm toplumda uyuşturucudan etkilenecek insanlara bir borcu vardır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yazar, konuşmanızı tamamlayın efendim.
M.CİHAN YAZAR (Devamla) - Sağ olun Başkanım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu borcu ödemek için, imzaladığı uluslararası antlaşmalara uygun yasal düzenlemeleri hemen yapmalı; ayrıca, bütçe planlamasında da buna uygunluğa yer vermelidir.
Değerli milletvekilleri, konuşmama, bugün TRT-1'de 65 milyon Türk insanına ve dünyada bütün insanlara bildirgenen bir Birleşmiş Milletler bildirgesinden bahsederek son vermek istiyorum:
Dünya genelinde uyuşturucu bağımlılarının sayısının giderek arttığı, organize suç örgütlerinin uyuşturucu ticaretinden elde ettiği gelirin 400 milyar dolara ulaştığı bildirildi. Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Programı tarafından ilk kez yayımlanan rapora göre, uyuşturucu ticaretinde dönen 400 milyar dolar, dünyadaki toplam ticaretin yüzde 8'ini oluşturuyor.
Uyuşturucu ticareti ve kullanımında hızlı bir artış olduğunu belirten yetkililer, son on yıl içerisinde, kokain üretiminde 2 kat, eroinde 3 kat artış olduğuna; dünya genelinde 13 milyon eroin, 8 milyon da kokain bağımlısı bulunduğuna dikkati çekiyor.
Raporda, uyuşturucu kullanma yaşının gittikçe düştüğü vurgulanarak, gençlerin uyuşturucudan uzak tutulması ve bağımlıların etkili şekilde tedavi edilmesi gerektiği kaydediliyor.
Rusya'nın en önemli potansiyel uyuşturucu üreticisi ve tüketicisi olduğunu işaret eden yetkililer, Asya Kıtasının, dünyanın en büyük uyuşturucu pazarı haline geldiğini belirtmektedirler.
Yüce Meclisi, en derin saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı konuşan Manisa Milletvekili Sayın Cihan Yazar'a teşekkür ediyorum.
2. - İçel Milletvekili Halil Cin'in, esnaf ve sanatkârların sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Gündemdışı ikinci sözü, İçel Milletvekili Sayın Halil Cin'e veriyorum.
Sayın Cin, Türkiye'de esnaf ve sanatkârların sorunları hakkında söz istemiştir.
Konuşma süreniz 5 dakikadır Sayın Cin.
HALİL CİN (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Esnaf ve sanatkârlarımız, Türk toplumunun gerçek manada ortadireği, ekonomik ve sosyal kalkınmamızın önemli bir amilidir. Esnaf ve sanatkâr, emek ve sermayesiyle ekonomide tüm kesimlere yönelik büyüme sağlarken, toplumumuzda, ekonomimizde önemli bir istihdam kaynağı da yaratmaktadır.
Ülkemiz ekonomisinde lokomotif görevi üstlenen esnaf ve sanatkârların oluşturduğu küçük işletmelerin toplam işletmeler içindeki payı yüzde 98,8; toplam istihdam içindeki payı yüzde 45,6; yatırımlardan aldığı pay yüzde 26,5; üretimden aldığı pay yüzde 37,7'dir. Küçük işletmelere verilen kredi payı ise yüzde 3-4 düzeyinde kalmaktadır; bu pay, Amerika Birleşik Devletleri'nde yüzde 42, Japonya'da yüzde 50, Hindistan'da yüzde 15'tir.
Bütün dünyada, büyük, hantal, yeniliklere zor adapte olabilen büyük işletmeler yerine, dinamik, yeniliklere açık küçük işletmeler tercih edilmekte ve küçük işletmeler konusunda yeni teşvik politikaları izlenmektedir.
Esnaf ve sanatkârın, küçük işletmelerin önemli sorunu, finansman ve bilgi yetersizliğidir. Bağımsız iş kurmak özendirilmeli, insanın üretkenliği artırılmalıdır.
Gümrük birliğine girmiş olan Türkiye'de, mutlaka, esnaf ve sanatkâr desteklenmeli, Avrupa Topluluğu hukukuna uyum kanunları süratle çıkarılmalıdır.
İşyerlerindeki makine-teçhizatın yenilenmesi, modern teknolojiyle esnaf ve sanatkârın desteklenmesi gerekir. Bunun sağlanması için işyeri sahipleri düşük faizli kredilerle desteklenmeli, birtakım vergi muafiyetleri getirilmek suretiyle teşvik edilmelidir; aksi halde, Avrupa Topluluğu ülkelerinin esnaf ve sanatkârları ile Türk esnaf ve sanatkârının rekabeti mümkün olmaz.
Halk Bankası tarafından verilen kredilerin faiz oranı oldukça yüksek ve limitleri düşüktür. Düşük faizli ve uzun vadeli kredi, esnaf ve sanatkârlar için zorunlu olan kredilerdir. Türk esnaf ve sanatkârı kendi bankasına sahip olmalıdır.
Esnaf ve sanatkârların karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri de işyeri sorunudur. İşyeri sorununa çözüm için, küçük sanayi sitelerinin kurulması bir çare olarak ele alınmış ve bu küçük sanayi sitelerinin temel amacı, kent içinde dağınık biçimde yerleşmiş ve elverişsiz çalışma koşulları içinde olan yapımcı ve onarımcı küçük sanayicileri çağdaş ve düzenli bir işyerine kavuşturmak, onların çalışma koşullarını iyileştirip, aralarında dayanışma ve organizasyon sağlayıp, iş verimliliğini artırmasını sağlamaktır.
İllerimize bağlı ilçelerimizde küçük sanayi siteleri bulunmadığı gibi, bu sitelerde çalışacak çırak ve kalfalarımız için eğitim merkezleri de bulunmamaktadır. Gelişmiş ülkeler, meslek eğitimine büyük önem vermektedirler. Bizim bu ülkelerle yarışabilmemiz için, eğitime gereken ilgi ve önemi göstermemiz ve pratik meslekî eğitimi eksiksiz yapmamız gerekir.
1991 yılında, 507 sayılı Kanunda 3741 sayılı Kanunla gerekli değişiklikler yapılmış, Esnaf Odaları Birliği Federasyonu ve Konferedasyonu ile Millî Eğitim Bakanlığının ortaklaşa başlattıkları çalışmalar, esnafımız açısından da bizim için de memnuniyet verici olmuştur.
Meslekî eğitim sisteminin yerleşmesinde, meslek kuruluşlarıyla, yürütme organlarına büyük görevler düşmektedir. Meslekî eğitimin çağın getirdiği modern teknolojik araç ve gereçlerle yapılması gerekmektedir.
Esnaf ve sanatkârımızın vergilendirilme konusunda önemli sorunları vardır. Günümüzde, vergiye, yalnızca devletin para ihtiyacını sağlayan bir politika aracı olarak bakılmasından dolayı, Bakanlar Kurulu kararıyla, 1995 yılında, Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesine göre Gelir Vergisinden muaf tutulan esnaf, 94 üncü maddesine göre vergiye tabi tutularak, vergi kapsamına alınmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Cin, konuşmanızı tamamlayın efendim.
HALİL CİN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
Vergiyi tabana yayma ve geliri artırmanın en iyi yolu, kayıtdışı ekonomiyi vergi kapsamına almaktır. Kanun koyucu, vergi güvenliğini sağlamak amacıyla hayat standardı esasını getirmiş; ancak, mükellefin beyannamesinde gösterdiği kazanç, kanunî hadlerin altında olması halinde, beyana itibar edilmeyerek, hayat standardı esasına göre, vergi mükellefi, vergiye tabi tutulmaktadır.
Hayat standardı, vergi güvenliğini artırma aracı olarak faydalı ise de, verginin gerçek gelire dayandırılması ilkesini ihlal etmektedir. Mükellef, gerçekten, kazanmadığı gelirin vergisini ödemektedir.
Sonuç olarak, esnaf ve sanatkârlara yolunacak kaz muamelesi yapılmaktan vazgeçilmeli, sürekli vergi alınan ve devletten hiçbir teşvik görmeyen bu çok önemli toplum kesiminin durumunun süratle düzeltilmesi için, kayıtdışı ekonomi kayıt içine alınmalı, vergi tabana yayılmalı, hayat standardı esası terk edilmeli, esnafımızın götürü usule tabi tutulması sağlanmalı, kazanılmamış kazancın vergisi olan geçici vergi uygulamasına son verilmeli, vergi dilimlerinin arasının yükseltilmesi ve vergi oranlarının düşürülmesi sağlanmalı, 507 sayılı Kanun kapsamındaki esnaf yatırım harcamaları Katma Değer Vergisinden muaf tutulmalıdır.
Yatırım harcamasının belli bir yüzdesi yatırım indirimi olarak vergi matrahından indirilmelidir. Sanayi siciline kayıtlı vergi mükellefine tanınan haklar, esnaf siciline kayıtlı esnaf ve sanatkârlara da tanınmalıdır. Esnaf siciline kayıtlı esnaf ve sanatkârların, gerek teknolojik gelişmelere ayak uydurmak gerekse tüketiciye kaliteli ve ucuz maliyetle mal ve hizmet sunulabilmesi için, onlara kredi verilmelidir.
Toplumumuzun yaşadığı ağır siyasî ve sosyal bunalım içerisinde esnafımızın unutulmaması ve sorunlarına acilen çözüm bulunmasını temenni ederek, Sayın Başkan ve değerli üyeleri şahsım ve Grubum adına tekrar selamlayarak, hepinize saygılar sunuyorum.
Sağ olun. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı konuşan İçel Milletvekili Sayın Halil Cin'e teşekkür ediyorum.
3. - Hatay Milletvekili Atilâ Sav'ın, hükümet değişikliği sırasında kadrolaşma amaçlı atamalara ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Bugünkü gündemdışı son konuşma, Hatay Milletvekili Sayın Atilâ Sav tarafından yapılacaktır.
Sayın Sav, hükümet değişikliği sırasında kadrolaşma amaçlı atamalar konusunda söz istemiştir.
Buyurun Sayın Sav. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır efendim.
ATİLÂ SAV (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri; demokrasimizin geleneklerinden birisi de, başbakanın istifası nedeniyle boşalan hükümet yerine, yenisi atanıncaya kadar, eski hükümetin göreve devam etmesidir. Kamu hukukunun bir kuralı olan bu ilkenin uygulaması sırasında, bakanlar, genellikle ivedi işler dışında hiçbir işlem, özellikle de atama işlemi yapmazlar. Nitekim, biraz sonra, Keşif Güç'le ilgili bir müzakere yapılacak; sanıyorum ki, müstafi Hükümetin bakanları, bu konuda, Hükümeti temsilen burada bulunacaklar; ama, bunun dışında, geleneğimiz, bakanların atama işlemlerini ve diğer kalıcı uzun süreli işlemleri yapmayıp, yeni hükümetin bakanlarının atanmasını beklemeleridir.
Bunun dışında, son zamanlarda, arka arkaya yapılmış birtakım işlemler, özellikle atamalarla ilgili işlemler var ki, bu işlemler, bize, Refahyol Hükümetinin öteden beri en önemli amaçlarından birisinin, devlet kadrolarında özel bir partizan kadrolaşması yapma amaçları olduğunu göstermektedir. Üç gün önce Başbakanlıktan yayımlanan bir genelgeyle, kamu kuruluşlarından belediyelere ya da belediyelerden belediyelere aktarma yoluyla geçecek olan personelin atanmalarındaki iznin kaldırıldığı bildirilmiştir.
Bir başka spesifik olay da şudur: İskenderun Demir-Çelik Fabrikasına 70 endüstri meslek lisesi mezunu alımı için yapılan ilana 1 070 başvuru olmuş; 1 070 kişinin başvurduğu sınav 1 gün de yapılarak sınav kâğıtları okunmuş, ertesi günde testleri yapılarak 70 kişinin ataması bitirilmiştir. Bunlar, Refahyol Hükümetinin çeşitli bakanlıklarında gelişen kadrolaşma olaylarıdır.
Bu kadrolaşma olaylarından çok önemli saydığımız bir başkası da, Adalet Bakanlığında açılan hâkim ve savcı adaylığı sınavının, olağan seyrinin dışında cereyanıyla belirmiştir. Bu sınav bir skandala dönüştü ve yanlış uygulamalarıyla da basına yansıyan bu sınav, Adalet Bakanlığı gibi çok önemli bir bakanlıkta, yargıçların ve savcıların atanmasında özel bir kadrolaşma çabasının nasıl harcandığını ortaya koydu. Yürürlükteki sınav yönetmeliğine göre yapılan 423 adlî hâkim adayı kadrosu için sınav açılmıştı. Bu sınava 4 bini aşkın hukuk fakültesi mezunu başvurdu ve yazılı sınava girdi.
1991 tarihli ve yürürlükte bulunan bir yönetmeliğe göre, sınav, iki aşamalı olarak yapılır. Birinci aşamada yazılı sınav yapılır; bu sınavda, 70 ve daha yukarı not alanlar, ikinci aşamada mülakat şeklinde yapılan sınava girerler. Yazılı sınavda kâğıtlar okunduktan ve sonuçlar ilan edildikten sonra, itiraz diye bir yol var. Bu itiraz yolu, sadece sınav kâğıtlarının okunmasında verilen notların toplamında -yani, not baremine göre yapılan notlamada maddî hata; yani, toplamada- hata yapılmış ise, kullanılan bir yol olduğu halde, 100'ü aşkın aday sınavlara itiraz etmişler; gizli olarak yapılan sınavların sonuçları, kâğıtlar açıldıktan ve adayın ismi, kimliği belli olduktan sonra, kâğıtları yeniden okunmuş ve 100 kişiye yakın aday, notları 70'in üzerine çıkarılmak suretiyle mülakata alınmışlardır ve maalesef, mülakatta da bunlardan küçümsenemeyecek kısmı kazanmıştır. Buna mukabil, birinci sınavda 70'in üzerinde not almış olan adayların, mülakatta kazanamadıkları belirtilmek suretiyle, kazananlar listesinde yer almamaları sağlanmıştır. Mülakatta sorulan sorular, büyük çoğunlukla, hukuk mesleğine ve hâkimlik yeteneğine ilişkin sorulardan çok, doğum yeri gibi, ortaöğrenimini nerede yaptığı gibi sorular sorulmuştur adaylara ve bu adaylara, bu sorularla, daha önce, yazılı aşamasında aldıkları notlara rağmen...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sav, konuşmanızı tamamlayın efendim.
ATİLÂ SAV (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu yedek adayların durumu ve sayısı sınav sonuçlarını etkileyici biçimdedir ve bu nedenle, bazı adayların yargı yoluna başvurduklarını da öğrenmiş bulunuyoruz.
Adalet Bakanlığı, Refahyol Hükümeti döneminde, çok önemli ve yargının bağımsızlığını zedeleyici bir tutum içinde olmuştur. Sayın Bakan, bağımsız yargının insan unsuru olan yargıç ve savcıları, belli bir görüş doğrultusunda etkilemek için, adaletin ve yargının geleneklerine uygun olmayan birtakım tutum ve davranışlar içinde bulunmuştur ve bunlarla, sürekli, kamuoyu önünde ve basında yer almıştır. Sözgelişi, Sayın Bakan, bazı danışmanlarını, kendisi, isteğine göre değiştirmiştir.
Adalet Bakanlığı bir uzmanlık Bakanlığıdır ve Adalet Bakanlığındaki danışmanlar ve başdanışmanların hâkimlik mesleğinden, en az hukuk mesleğinden olmaları beklenirken, Bakanlık içerisinde çok etkili bir başdanışmanın, yalnızca, iki yıllık turizm yükseköğrenimi yapmış bir kişi olduğu bilinmektedir. Bu kişinin asıl temel özelliği Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz'ın kardeşi olmasıdır ve bu kişinin, kendisi gibi bazı danışmanların da, özellikle, atamalar konusunda aşırı etkinlik yapıyor bulunmasıdır.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Şevket Kazan'ın Adalet Bakanlığı unutulmayacaktır. Bağımsız yargıya yaptığı müdahaleler ve partizan amaçlı kadrolaşma girişimleri, hukuk ve adaletle ilgili açıklamaları, ziyaretleri...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın efendim.
ATİLÂ SAV (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
... çağdışı bir hukuk anlayışıyla bağımsız yargıyı güdümlemek istemesi nasıl unutulur. Hukukçular ve yargı mensupları, Sayın Şevket Kazan'ı unutmayacaktır ve unutmamalıdır. (RP sıralarından “biz de unutmayacağız” sesleri)
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı konuşan Hatay Milletvekili Sayın Atilâ Sav'a teşekkür ediyorum.
Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. - Bakanlar Kurulunun yeniden teşkili için Rize Milletvekili ve Anavatan Partisi Genel Başkanı A. Mesut Yılmaz'ın görevlendirildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/895)
İlgi: 18 Haziran 1997 tarihli ve Kan. Kar. 39-08-1-97-385 sayılı yazımız.
İlgi yazı ile istifası bildirilmiş olan Bakanlar Kurulunun yeniden teşkili için Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 109 uncu maddesi uyarınca, Rize Milletvekili ve Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz'ı görevlendirdim.
Seçilecek bakanların atamaları yapıldıktan sonra, Bakanlar Kurulu listesinin ayrıca gönderileceğini bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup bilgilerinize sunacağım:
2. - Arnavutluk'ta yapılacak seçimlere Türkiye Büyük Millet Meclisinden gözlemci olarak gidecek milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/896)
Yüksek malumları olduğu üzere, 29 Haziran 1997 tarihinde Arnavutluk'ta yapılacak seçimlere Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir gözlemci heyetinin gitmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dışilişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca, Genel Kurulun 3.6.1997 tarih ve 101 inci Birleşiminde kabul edilmiştir.
Adı geçen kanunun 2 nci maddesi uyarınca,
heyetimizi oluşturmak üzere, siyasî parti gruplarınca
bildirilen üyelerimizin isimleri Genel Kurulun bilgilerine
sunulur.
Mustafa Kalemli
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Ahmet Çelik (Adıyaman)
Ali Dinçer (Ankara)
Halil Çalık (Kocaeli)
Yaşar Canbay (Malatya)
Fevzi Şıhanlıoğlu (Urfa)
Emin Kul (İstanbul)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Başbakanlığın, İçtüzüğün 78 inci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup bilgilerinize sunacağım:
3. - Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul ve komisyonlarında bulunan kanun tasarı ve tekliflerden hangilerinin görüşüleceğine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/897)
26.6.1997
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 78 inci maddesinde “Bakanlar Kurulunun herhangi bir sebeple çekilmesi halinde yeni Bakanlar Kurulu güvenoyu alıncaya kadar, Anayasa ve İçtüzük değişiklikleri hariç, kanun tasarı ve tekliflerinin komisyonlarda ve Genel Kurulda görüşülmesi ertelenir. Ancak, Bakanlar Kurulunun öncelikli olduğunu bir yazıyla Başkanlığa bildirdiği kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine devam olunur” hükmü yer almıştır.
Belirtilen hüküm uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul ve komisyon çalışmalarının devamını teminen, Genel Kurul ve komisyonlarda bulunan kanun tasarılarından ekli listede belirtilenlerin görüşülmesine devam olunması Bakanlar Kurulunca uygun görülmüştür.
Bilgilerinize arz ederim.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
Başbakan
Liste:
- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanuna İki Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı (1/609)
- Denizcilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/602)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:
4. - Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın İsrail'e yaptığı resmî ziyarete katılan milletvekiline ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/898)
25.6.1997
Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın, vaki davete icabetle, temas ve görüşmelerde bulunmak üzere, bir heyetle birlikte 30 Nisan-2 Mayıs 1997 tarihleri arasında İsrail'e yaptığı resmî ziyarete İstanbul Milletvekili Cefi Jozef Kamhi'nin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlık Kurulu kararı ilişikte gönderilmiştir.
Anayasamızın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
Başbakan
BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır;
okutup, oylarınıza sunacağım.
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. - 1 Temmuz 1997 Salı günü tatile girmesi gereken Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma süresinin ikinci bir karara kadar uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
No. 75 Tarih: 26.6.1997
Anayasanın 93 üncü ve İçtüzüğün
5 inci maddesine göre 1 Temmuz 1997 Salı günü
tatile girmesi gereken Türkiye Büyük Millet Meclisinin
çalışma süresinin ikinci bir karara kadar
uzatılmasının Genel Kurulun onayına
sunulması, Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Mustafa Kalemli
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Salih Kapusuz Murat Başesgioğlu
RP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili
Mehmet Gözlükaya Hasan Hüsamettin Özkan
DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin 30 Haziran 1997 tarihinden itibaren altı ay süreyle uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi vardır; okutuyorum.
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
5. - Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin 30.6.1997 tarihinden itibaren altı ay süre ile uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/899)
Körfez Savaşı sonrasında alınan Irak'la ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının hedeflerine ve ruhuna uygun olarak ve Irak'ın toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesine özen göstererek, Amerika Birleşik Devletleri hava unsurları ile İngiltere hava unsurlarının katılımıyla, Türkiye tarafından belirlenen ilke ve kurallara bağlı olarak ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25 Aralık 1996 tarihli ve 477 sayılı Kararıyla Hükümete verdiği yetki çerçevesinde yürürlüğe konulan ve “Kuzeyden Keşif Harekâtı” olarak adlandırılan, sadece keşif ve gerektiğinde önleme uçuşlarıyla sınırlı hava harekâtının görev süresinin 30 Haziran 1997 tarihinden itibaren altı ay süreyle uzatılmasına; 477 sayılı Kararda belirtilen hususlarda bütün kararları almaya Bakanlar Kurulunun yetkili kılınması için, Anayasanın 92 nci maddesine göre izin verilmesini arz ederim.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
Başbakan
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, Başbakanlık tezkeresi üzerinde görüşme açacağım.
İçtüzüğün 72 nci maddesine göre, Hükümete, gruplara ve şahsı adına iki üyeye söz vereceğim.
Konuşma süreleri, Hükümet ve gruplar için 20'şer dakika, şahıslar için 10'ar dakikadır.
Görüşmelerin sonunda tezkereyi oylarınıza sunacağım.
Tezkere hakkında açıklamada bulunmak üzere, Hükümet adına, Millî Savunma Bakanı Sayın Turhan Tayan söz istemiştir.
Buyurun Sayın Tayan.
MİLLî SAVUNMA BAKANI TURHAN TAYAN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri şahsım ve Hükümetim adına saygıyla selamlıyorum. Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin uzatılması konusunda görüşlerimizi arz etmek amacıyla huzurlarınızda bulunuyorum.
Bildiğiniz üzere “Kuzeyden Keşif Harekâtı” olarak adlandırılan uçuş düzenlemeleri, Huzur Harekâtının 31 Aralık 1996 tarihi itibariyle Hükümetçe sona erdirilmesinden sonra, Yüce Meclisin aldığı 25 Aralık 1996 tarih ve 477 sayılı Karar uyarınca başlatılmış bulunmaktadır.
477 sayılı Kararda da sarih olarak ifade edildiği üzere, bu yeni düzenleme, ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının hedeflerine ve ruhuna uygun olarak ve Irak'ın toprak bütünlüğünün muhafazasına özen göstererek, Amerika Birleşik Devletleri hava unsurları ile İngiltere hava unsurlarının katılımıyla, Türkiye tarafından belirlenecek ilke ve kurallara bağlı olarak gerçekleştirilen, sadece keşif ve gerektiğinde önleme uçuşlarıyla sınırlı bir hava harekâtıdır.
Yüce Meclisimizce yapılacak değerlendirmeye yardımcı olmak amacıyla, konunun tarihi gelişimini kısaca hatırlatmakta yarar görüyorum:
Körfez Savaşının 1991 yılında sona ermesinin ardından, Irak genelinde meydana gelen karışıklıklar neticesinde, 1991 yılı nisan ayı başlarında Kuzey Irak'tan ülkemize doğru kitlesel bir göç hareketi başlamış ve farklı etnik gruplardan yaklaşık 500 bin Irak vatandaşının sınırlarımıza yığılması, acil çözüm gerektiren çok yönlü bir sorun yaratmıştır. Bu insanların karşılaştıkları güçlükler ve bu göçün Türkiyemiz açısından yarattığı sıkıntılar, daha dün yaşanmışcasına hepimizin hafızasındadır.
O günkü hükümetin girişimleri neticesinde çıkarılan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 5 Nisan 1991 tarih ve 688 sayılı Kararıyla başlatılan Uluslararası Yardım Kampanyası neticesinde, göç etmek durumunda kalan bu kitlenin yurduna dönmesi sağlanmış; ardından, yeni göç hareketlerine yol açabilecek olayların engellenmesi ve Kuzey Irak'ta yürütülen insanî yardım faaliyetlerinin sürmesini sağlayacak koşulların korunması amacıyla, bilindiği üzere, Huzur Harekâtı uygulamaya konulmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözünü ettiğim bu harekât, yararlarına rağmen, ülkemiz açısından bazı sakıncaları da beraberinde getirmiştir. Ortaya çıkan sıkıntıların çözümü doğrultusunda, 1996 yılı başlarından itibaren, koalisyon ülkelerinin siyasî ve askerî makamlarıyla başlatılan müzakereler neticesinde tatminkâr sonuçlar alınmıştır. Elde edilen olumlu sonuçlar hakkında Yüce Meclisimize bilgi sunmak istiyorum:
Bilindiği üzere, tarafımızdan rahatsızlık duyulan bölgedeki insanî yardım örgütlerinin faaliyetleri ve Zaho'daki askerî koordinasyon merkezi karargahı, bugün, artık mevcut değildir. Kuzey Irak'a yönelik insanî yardım faaliyetlerinin Türkiye üzerinden ve gözetimimizde yapılması, kamuoyunda duyulan haklı rahatsızlıkları sona erdirmiştir.
Türkiye olarak, komşumuz Irak'ın toprak bütünlüğüne halel gelmesini hiçbir zaman arzu etmeyiz. Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması, öteden beri, koalisyon ülkeleri nezdindeki girişimlerimizin odak noktasını teşkil etmiştir; Türkiye'nin bu konudaki hassasiyeti, açık olarak ortaya konulmuştur. Irak'ın toprak bütünlüğü konusunda, koalisyon ülkeleri, geçtiğimiz yaz ortasında, siyasî bakımdan bağlayıcı açıklamalar yapmışlardır. Kuzeyden Keşif Harekâtı öncesinde, koalisyon ülkeleriyle yürütülen müzakereler neticesinde, üzerinde anlaşmaya varılan ilkelerin başında Irak'ın toprak bütünlüğünün korunmasının yer aldığını burada önemle vurgulamak isterim. Türkiye, kardeş Irak Halkının, bir an önce, uluslararası topluma ve normal yaşam koşullarına dönmesini arzu etmektedir. Bölgemize, sulh, sükûn ve istikrarın gelmesi, en fazla Irak Halkına yarar sağlayacaktır.
Muhterem arkadaşlarım, bildiğiniz üzere, Kuzey Irak'la ilgili diğer önemli şikâyetimiz, PKK terör örgütünün bu bölgede yuvalanmasıdır. Bu açıdan bakıldığında, bu konuda hayli mesafe kaydettiğimizi memnuniyetle vurgulamak isterim. Bugün, PKK'nın ne olduğu konusunda, koalisyon ülkeleri tarafından, tereddüte mahal kalmayacak açıklıkta tespitler yapılabilmektedir, mesajlarımız, gerekli şekilde yerine ulaşmaktadır. Nitekim, birkaç yıl önce yaklaşık on bin vatandaşımızı zorla Kuzey Irak'a götürerek orada bir kampa yerleştirilen teröristlerin oynadığı oyun açığa çıkarılmış ve ısrarlı girişimlerimiz sonucu, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Atruş kampının terörist yuvası olduğunu resmen kabul etmiş, kampta bulunan Birleşmiş Milletler Bayrağı indirilmiş ve nihayet 21 Ocak 1997 tarihinde Atruş kampı resmen kapatılmıştır.
Öte yandan, geçen yıl Barzani ile Talabani arasındaki kanlı çatışmalar, ülkemizin de katkısıyla durdurulabilmiştir. Tarafların ateşkese razı edilmesinden sonra, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'nin eşbaşkanlığında, Ankara'da, Barzani, Talabani ve Türkmen cephesi temsilcileri bir araya getirilmiş; bu toplantı sonunda, 31 Ekim 1996 tarihinde eşbaşkanlar bildirisi yayınlanmıştır.
Bu Ankara toplantısının temel hedefi, Kuzey Irak'ta Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği arasındaki ateşkesi sürekli kılmak ve bunu denetlemek için bir mekanizma oluşturmaktı. Bugün, bu hedefe ulaşılmıştır.
Ankara'da, ilgili bütün tarafların katılımıyla bir ateşkes izleme-denetleme komitesi kurulmuş, çoğunluğu Iraklı Türkmenlerden oluşan ateşkes izleme gücü Kuzey Irak'ta faaliyete geçmiştir.
Ankara süreci toplantıları sonunda yayınlanan eşbaşkanlar bildirilerinde, tarafların, ateşkesin devamı konusundaki kararlılığın yanı sıra, bölgede kalıcı barış ve istikrarı temin amacıyla yapılacak düzenlemelerin, hiçbir surette, Irak'ın egemenliğine, siyasî birliğine ve toprak bütünlüğüne halel getirmeyeceği özellikle vurgulanmıştır.
Bu bildirilerde, taraflar, Kuzey Irak'ta terörizmle mücadele konusunda taahhüt altına girmişler ve Türkiye'nin meşru güvenlik endişelerini haklı bulduklarını belirtmişlerdir. Türkiye, halen devam eden Ankara sürecine ev sahipliği yapmaya devam etmektedir. Bu gerçek, Türkiye'nin, ev sahipliğinin yanında, bölgesinde cereyan eden olaylarda yönlendirici bir rol oynadığını da ayrıca kanıtlamaktadır.
Türkiye, Kuzey Irak'ta mevcudiyetini güçlendirmeye çalışan PKK terör örgütünü bölgesinden temizlemek amacıyla, Kürdistan Demokrat Partisinin tam işbirliğiyle, 14 Mayıs tarihinde bölgede askerî bir harekâta girişmiştir. Sınırımıza mücavir bölgeleri fiilî kontrolü altında bulunduran Kürdistan Demokrat Partisinin, askerî harekât sırasında Silahlı Kuvvetlerimizle aktif işbirliğinde bulunması, PKK'nın, Kuzey Irak'ta yaşayan gruplar ile halk için bir tehdit haline geldiğini açıkça göstermiştir. Türkiye, bu herekâtın tek hedefinin PKK terör örgütü olduğunu, bölgedeki gruplar ile sivil halkı ve Irak'ın toprak bütünlüğünü hedef almadığını çeşitli kereler açıklamıştır. Başarıyla yürütülen herekât amacına ulaşmış olup, Silahlı Kuvvetlerimiz, 20 Haziran itibariyle, PKK'nın temizlendiği bölgelerden çekilerek yurda dönmeye başlamıştır.
Uzun yıllar kapalı kalan Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı, yoğun çabalarımız neticesinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 986 sayılı Kararı çerçevesinde, 16 Aralık günü düzenlenen resmî bir törenle işletmeye açılmıştır. Böylelikle, boru hattının çürümesi önlenmiş, Türkiye'nin Irak'a gıda ve ihtiyaç maddesi ihracatı imkânı sağlanmış ve böylece, Türkiye'nin, Körfez Savaşından bu yana uğradığı büyük zararlarının, kısmen de olsa, telafisi yolunda bir adım atılmıştır. Bu kararın hazırlanması, kabul edilmesi ve uygulanır hale gelmesinde Türkiye önemli bir rol oynamıştır.
Değerli milletvekilleri, tüm bu sözünü ettiğim kazanımların yanında, önem taşıyan bir husus daha vardır; o da, az önce de belirttiğim üzere, Irak'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını tamamen uygulayarak, milletlerarası camiaya geri dönmesidir. Türkiye, bu amaçla gayret göstermeye devam edecektir. Ancak, halihazırda, Güvenlik Konseyi, Irak'ın kendisiyle ilgili bütün kararlara uyduğu kanaatinde değildir. Ağustos 1996'da ortaya çıkan Kuzey Irak'taki karışıklıklar, bizi, Irak'taki uluslararası camianın arzuladığı yeni şartlar ortaya çıkmadan, ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda, Türkiye'nin de dahil olacağı bir güvenlik düzenlemesinin devamında yarar olduğu, fayda olduğu fikrine yöneltmektedir.
54 üncü Cumhuriyet Hükümeti, bu düşünceyle, Yüce Meclisimizden yetki talep etmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25 Aralık 1996 tarih ve 477 sayılı Kararla kendisine verdiği yetkiye dayanarak, 1 Ocak 1997 tarihinden itibaren, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere hava unsurlarının katılımıyla, tarafımızdan belirlenen ilke ve kurallara bağlı olarak, sadece keşif ve gerektiğinde önleme uçuşlarıyla sınırlı hava harekâtında bulunulmasına izin vermiştir. “Kuzeyden Keşif Harekâtı” ismini verdiğimiz bu uçuşlar, biraz önce belirttiğim gibi, tarafımızdan belirlenen ilke ve kurallara bağlı olarak gerçekleştirilmektedir. Nitekim, bunun sonucudur ki, Huzur Harekâtı çerçevesinde kamuoyuna yansıyan eleştiriler, bugün, artık, ortadan kalkmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye olarak arzuladığımız istikrar, Kuzey Irak'ta henüz tam manasıyla sağlanamamıştır. Kuzey Irak'tan ülkemize yönelik toplu göç hareketleri ve benzeri olayların bir daha yaşanmaması için, Irak'la ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları uygulanmadığı sürece, mevcut harekâtın sürdürülmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bu nedenle, Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin uzatılması yolunda Bakanlar Kurulumuza yetki verilmesini talep eden tezkerenin kabulünü Yüce Meclisimizin takdirine saygıyla arz ediyoruz.
Yüce Meclisi ve Başkanlık Divanını saygıyla selamlıyorum. (DYP, RP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Tezkere üzerinde Hükümet adına konuşan Sayın Millî Savunma Bakanına teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, şu ana kadar tezkere üzerinde söz isteyen değerli grup temsilcilerinin isimlerini okuyorum:
Gruplar adına ilk söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına istenmiştir; Doğru Yol Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Necati Çetinkaya konuşacaktır.
İkinci sırada, Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Şükrü Sina Gürel konuşacaktır.
Diğer grupların ve konuşmacıların da, söz istemlerini, yazıyla Başkanlığa bildirmelerini rica ediyorum.
Şimdi, ilk sözü, Konya Milletvekili Sayın Necati Çetinkaya'ya veriyorum.
Buyurun Sayın Çetinkaya. (DYP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA M. NECATİ ÇETİNKAYA (Konya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Doğru Yol Partisi Grubu adına, Kuzeyden Keşif Harekâtıyla ilgili görüşlerimizi belirtmek üzere huzurlarınıza çıkmış bulunuyorum, konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
“Kuzeyden Keşif Harekâtı” olarak adlandırılan, Kuzey Irak üzerinde gerçekleştirilen keşif uçuşlarına yönelik düzenlemeyle ilgili olarak Yüce Meclisin verdiği yetki, bu ayın sonunda sona ermektedir. Hepinizin malumu olduğu üzere, 25 Aralık 1996 tarih ve 477 sayılı Kararla, Yüce Meclis, bu konuda, altı ay süreyle Hükümete yetki vermişti. O yetki, 30 Haziran sonu itibariyle dolacağı için, bugün, tekrar, konuyla ilgili, Hükümet, Yüce Meclisten yetki istemektedir.
İlgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının hedef ve ruhuna uygun olarak ve Irak'ın toprak bütünlüğünün korunmasına özen gösterilerek, tarafımızdan belirlenen ilke ve kurallara bağlı olarak, şimdiye kadar, uygulama devam ediyordu ve gerçekleştirme bu şekilde sağlanmıştı.
Yüce Mecliste yapılacak olan oylama öncesinde, gruplarımızca bir değerlendirmede bulunulabilmesi amacıyla, biraz da konunun tarihi gelişimi hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum: Körfez Savaşının 1991 yılında sona ermesinden sonra, Irak'ın güneyinde ve kuzeyinde büyük karışıklıklar meydana gelmişti. Bu karışıklıkları bastırmak isteyen Bağdat yönetiminin baskıcı tutumu nedeniyle -hepimizin hafızasında tazeliğini koruduğuna şüphe etmediğim- sınırlarımıza yönelik bir göç hareketi başlamıştı; 500 bine yakın Kuzey Iraklı insan sınırımıza yığılmıştı ve netice itibariyle, ülkemiz tarafından, çok boyutlu sorunlar karşısında, önemli ve acil tedbirler alınması gerekiyordu.
Başlangıçta, hepinizin bildiği gibi, Silopi'de konuşlandırılması gereken göçmenlere, çadır ve dışarıdan gelen ihtiyaçların en iyi şekilde dağıtılması gayesiyle, Birleşmiş Milletlere, müştereken... Şunu özellikle vurgulayarak söylemek istiyorum; o zaman, hükümet ve Meclisçe onaylanan o talebimiz karşısında, bu karar, Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş ve müşterek güç olarak konuşlandırılmıştı. Hepinizin bildiği gibi, kısaca, ismine “Çekiç Güç” deniliyordu ve kara unsurları da bunun bünyesinde mevcuttu; fakat, esas itibariyle, MCC dediğimiz güçler vardı ve o da Zaho'da idi ve bu konu, bölge valisi olduğum sırada da, hedeflerini, her tarafı, özellikle, mahallinde bildiğimiz bu kuvvetlerin mevcudiyeti, onların orada neden dolayı konuşlandırıldığı ve onların, gelen göçmenlerin de, bölgede ve sınıra yakın yerlerde konuşlandırılması, hakikaten ülkemiz açısından fevkalade önemli, sıkıntılı durumlar meydana getirmişti.
Değerli arkadaşlar, bilahara, MCC, biliyorsunuz, kaldırıldı; Zaho'daki güçler de -bizim için en fazla önem arz eden bu durum bertaraf edildi- Silopi'ye çekildi ve MCC güçleri de tamamen sona erdirildi. İşte, bu durum karşısında Hükümetin etkin çalışması neticesinde, o günü, bu MCC güçlerinin sona ermesiyle birlikte, Kuzeyden Keşif Harekâtı olarak, yalnız, keşif ve kuzeyden gelecek harekâta karşı Türkiye ile birlikte hareket etmek ve dolayısıyla inisiyatifin ağırlıklı olarak Türkiye'de olması; iki generalin, Türk ve Amerikalı generalin komutasında, bu Kuzeyden Keşif Harekâtı, eski durumun yerine ikame edildi, tamamen apayrı bir şey olarak ve dolayısıyla, her gelişinde Meclisimizde uzun süre tartışmaya konu olan o Çekiç Güç de, böylelikle tarihe karışmış oldu.
Huzur Harekâtının, Bağdat yönetimi üzerinde caydırıcı olduğundan ve yeni bir güç felaketini önlediğinden, hiçbir arkadaşımızın şüphesi yoktur. Bu faydasına rağmen, harekât, ülkemiz açısından bazı ciddî sakıncaları da beraberinde getirmişti. Ortaya çıkan bu sakıncalar, özetle, otorite boşluğunu gidererek, Kuzey Irak'ta bir bağımsızlık hareketini meydana getirmesi ve en az bunun kadar vahim olan, PKK hareketinin bölgede yuvalanma imkânını elde etmesiydi. 54 üncü Hükümet, bu sakıncaların ortadan kaldırılması için büyük bir çaba göstermiş, memnuniyetle ifade etmek isterim ki, bu hususlarda bir hayli mesafe katetmiştir. Bildiğiniz üzere, Türkiye'de ciddî rahatsızlıklar doğuran, bölgedeki insanî yardım örgütlerinin faaliyetleri ve Zaho'daki askerî koordinasyon merkezi karargâhı, artık, mevcut değildir. Bugün, Kuzey Irak'a yönelik insanî yardım faaliyetleri, ülkemiz üzerinden, tamamiyle kontrolümüz altında yapılmaktadır.
Türkiye'nin, şu veya bu gerekçeyle, Irak'ın toprak bütünlüğünün zaafa uğratılmasına izin vermesi de mümkün değildir. Bu konudaki hasssasiyetimiz, koalisyon ülkelerine, yeterince ve açıklıkla izah edilmiştir. Nitekim, çabalarımız sonucudur ki, Kuzeyden Keşif Harekâtı öncesinde, koalisyon ülkeleriyle mutabık kalınan ilkelerin başında, Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması gelmektedir.
Öte yandan, bugün, hepinizce de malum olduğu üzere, PKK, Kuzey Irak'ta artık faaliyet gösteremez duruma gelmiştir. Son Çekiç Harekâtı konusunda, başta koalisyon ülkeleri olmak üzere, Batı'dan gördüğümüz anlayış, haklı mesajlarımızın artık anlaşıldığını göstermektedir. Nitekim, terör yuvasından başka bir şey olmayan, sözde mülteci kampı Atruş'un Birleşmiş Milletler tarafından kapatılmış olması, çabalarımızın meyve verdiğinin en güzel bir işaretidir.
Biz, Türkiye olarak, son yedi yıldır büyük acılar çeken kardeş Irak Halkının bir an önce normal yaşam koşullarına dönmesini samimiyetle arzu ediyoruz. Bu, ancak, Bağdat yönetiminin, ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına bihakkın uymasıyla mümkün olacaktır. Türkiye'nin, Irak Halkına yönelik dostane tutumu, en somut şekliyle, Barzani-Talabani çatışmasının durdurulmasıyla ortaya konulmuştur. Memnuniyetle ifade etmek isterim ki, Türkiye, “Ankara süreci” adı verilen müzakereler neticesinde, çatışan taraflar arasında ateşkesi sürekli kılmak ve denetlemek için bir mekanizma kurulmasında başrol oynamıştır. Türkiye, bu sürecin ev sahibidir. Bu hususta, bölgede Türkiye'nin ne denli ağırlık kazandığını vurgulamak isterim.
Öte yandan, Körfez krizinden kaynaklanan ve miktar olarak 30 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilen ekonomik kayıplarımızın karşılanması konusunda somut mesafeler alınmıştır. Uzun yıllardır kapalı kalan Kerkük-Yumurtalık boru hattı, ısrarlı çabalarımız sonucu, geçtiğimiz yılın sonunda açılmıştır. Bu başarıda en büyük rol, gayet tabiî ki, Türkiye'ye aittir.
Yine, bölgenin en büyük ekonomik imkânını sağlayan Habur Kapısındaki sınır ticareti kısmen de olsa yeniden başlamış olup, ikinci kapının açılmasıyla birlikte bu faaliyet daha da artacaktır. Dileriz ki, inşallah, tekrar eski günlere dönülerek, avdet edilerek Türkiye yeniden ağırlığını koyacak ve Ortadoğu'nun en güçlü ülkesi olarak Kuzey Irak ve Körfez ülkeleriyle ilgili ticarî münasebetlerini tekrar güçlendirecektir.
Son olarak, biraz önce, Sayın Bakanın da temas ettiği üzere, sınırımıza yakın bölgelerden, kamplardan devamlı olarak sızarak, sık sık vur kaç usulüyle bölgede huzuru bozan terör birikintilerinin, maalesef, orada, mevsimin yaklaşmasıyla birlikte, yeniden bu şekilde sızma harekâtları göz önünde bulundurularak, biliyorsunuz, Çekiç Harekât, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Birleşmiş Milletlerin de muvafakatı neticesinde, 14 Mayısta başlatılmıştır. Şimdiye kadar alınan neticeyi, rakam olarak size arz etmek istiyorum: Ölü olarak ele geçirilen bölücü terörist sayısı 2 597, sağ teslim olan 132 ve yaralı 280 olmak üzere, ele geçirilen terörist sayısı toplam 3 009'dur. Çekiç Harekâtta personel zayiatı da şu şekildedir: Şehit sayısı, subay 14, assubay 4, erbaş ve er 74; geçici köy korucusu 21 olmak üzere, toplam 113'tür. Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, geride kalan yakınlarına ve kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine başsağlığı diliyorum.
İnanıyoruz ki, bu kahramanların mevcudiyetiyle bölücü teröristler orada barınma imkânını kolay kolay elde edemeyeceklerdir. Tevessülleriyle alacakları cevap hep bu şekilde olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, az önce de vurgulamaya çalıştığım üzere, Irak'ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını uygulayarak, yeniden milletler camiasına dönmesi en büyük arzumuzdur. Türkiye, bu yönde Bağdat üzerinde gerekli telkin ve girişimlerini sürdürecektir. Irak'ın, milletler camiasına yeniden dönmesi, gerek bir göç felaketinin yeniden yaşanmaması gerekse Kuzey Irak'ta kontrolümüz dışında faaliyetlere meydan verilmemesi için, bizim de içinde bulunduğumuz ve söz sahibi olduğumuz uluslararası güvenlik düzenlemelerinin devamında yarar vardır.
Bu bakımdan Çekiç Güç'e ilişkin sıkıntıların bugün artık ortadan kalktığını göz önünde tutarak, Doğru Yol Partisi Grubu olarak, Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin altı ay uzatılmasına dair Hükümet tezkeresi lehinde oy verilmesini takdirlerinize sunuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Doğru Yol Partisi Grubu adına konuşan Konya Milletvekili Sayın Necati Çetinkaya'ya teşekkür ediyorum.
Şimdi, söz sırası, Demokratik Sol Parti Grubu adına, İzmir Milletvekili Şükrü Sina Gürel'in.
Sayın Gürel, buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ SİNA GÜREL (İzmir) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; Demokratik Sol Parti Grubunun konuyla ilgili görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım; Grubum adına hepinizi saygıyla selamlarım.
Kuzey Irak'ta, Aralık 1996 sonundan bu yana işlevi olan ve Hükümetin “Kuzeyden Keşif Harekâtı” bizim de, daha işin başından beri “Örtülü Çekiç Güç” diye adlandırdığımız, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere hava unsurlarının katılımıyla kurulan çokuluslu hava gücünün görev süresinin uzatılması konusunu bu oturumda ele alıyoruz. Bunu, öyle bir zaman kavşağında ele alıyoruz ki, kahraman ordumuzun Kuzey Irak'ta giriştiği bir silahlı operasyonun, henüz, şu sıralarda, sonuçlandırılması söz konusu.
Neden böyle bir operasyona gerek duyulmuş; çünkü, Irak'ın bölünmüşlüğü devam ediyor ve Irak Devleti, ülkesinin bir bölümünde otorite kuramıyor. Irak'ın bizimle sınırdaş olan bölgesinde, Kuzey Irak'ta, bir otorite boşluğu var ve burada, ülkemizin bütünlüğüne kasteden bir terör örgütü, her seferinde yeniden üslenme, palazlanma olanağını buluyor. Böyle bir durumda, bizim bu bölgede silahlı operasyon yapmamız, hatta -şimdiye kadar yapmadığımız gibi- burada kalıcı bir güvenlik kordonu, kuşağı oluşturmamız son derece doğaldır, hakkımızdır.
Hemen sözlerimin başında, bu operasyonu gerçekleştiren Silahlı Kuvvetlerimize şükranlarımızı sunuyor ve yurt savunmasını kahramanca yerine getirirken şehit olan Kahraman Silahlı Kuvvetler mensuplarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına sabırlar ve başsağlığı diliyorum.
Şehitlerimizin acısı, ulusça, hepimizi derinden yaralıyor, yüreğimizi kanatıyor. Terörün içerideki ekonomik ve toplumsal kaynaklarını ve dış koşullarla oluşan etmenlerini ortadan kaldırmadıkça, bu acımız, korkarım ki, dinmeyecek.
Ülkemizdeki terörü, terörün yarattığı acıları, dışarıdan yaratan koşulların başında, Körfez Savaşından bu yana, Irak'ın içerisinde bulunduğu durum geliyor. Irak'ın bölünmüşlüğü ve Kuzey Irak'taki denetimsizlik sürdükçe, bölücü terör, burada yeniden serpilip, kök salma olanağını bulabilecektir.
Irak'a uygulanan ekonomik ve siyasal ambargo, en çok Türkiye'ye zarar vermiştir. Bu yüzden, Irak'la ekonomik ilişkilerimizi geliştirmemiz, hem bizim hem Irak'ın yararına olacaktır; ama, böyle bir gelişmeden en çok, bölge istikrarı, bölge huzuru yarar sağlayacaktır. Artık, Irak'la ekonomik ilişkilerimizi, boru hattı taşımacılığı sınırlarının ötesinde geliştirmemiz gerekmektedir. Bizim, artık, yalnız Barzani ve öteki yerel liderlerle değil, Irak yönetimiyle de diyalog içerisinde olmamız gerekir. Irak'ın, yeniden, sınırlarına, bütün ülkesine hâkim bir güvenilir komşu haline gelmesine katkıda bulunmak, bizim, bölgeyle ilgili başlıca dışpolitika hedefimiz olmalıdır; çünkü, bu, hem bizim hem Irak'ın hem de bölgenin yararına olacaktır. Üstelik, unutmayalım, biz, Irak'ın toprak bütünlüğü uluslararası hukuka aykırı olarak, zedelenmemişken de, bu devletle, topraklarında üslenmeye kalkan terör örgütüne karşı askerî operasyonlar yapmamıza olanak veren ikili düzenlemeler yapabilmiştik ve bundan sonra da yapabiliriz. Eğer, biz, Irak'la, hükümetlerimiz ve askerî yetkililerimiz arasında kurulacak bir diyalog mekanizması geliştirebilirsek, zaten, Kuzey Irak'ı kendi kötü niyetleri doğrultusunda kullanmaya kalkışacak olanların da -yani, PKK terör örgütünün- önüne geçmiş oluruz. Ayrıca, şu noktayı belirtmeliyim: Irak'a, Kuzey Irak üzerinde getirilen sivil uçuş sınırlamaları, yasakları, gayri insanî boyutlara ulaşmıştır. Hac döneminde bu yasaklamalara getirilen bazı istisnalar olmuştur ve bu istisnalar, Batılı devletlerin de tepkisini çekmemiştir. Şimdi de, sağlık nedenleriyle, insancıl nedenlerle, bu bölgede yapılacak sivil uçuşlara izin verilmesi gerekir. Bu konuda tepki götermeyi, çok haklı ve zorunlu nedenlerle yapılacak bu uçuşlara tepki göstermeyi, herhalde, hiçbir devlet aklına getirmeyecektir.
Demokratik Sol Parti olarak biz, daha, 15 Nisan 1996'da, Bölgesel Güvenlik Planı adıyla, ulusal bir politika önerisinde bulunmuştuk. Bu ayrıntılı ve gerçekçi planımızla, hem Irak'ın, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 688 sayılı Kararına aykırı bir biçimde sürdürülen, bölünmüşlüğü sona erdirilecek hem Iraklı Kürtler ve Türkmenler, insan hakları bakımından güvenceye kavuşturulacak hem Türkiye'ye, Kuzey Irak'tan PKK sızmaları engellenebilecek hem de Irak'ın, Ortadoğu için bir tehdit unsuru olması önlenebilecektir. Türkiye'nin, bölgesinde sağlıklı bir düzenlemeye yumuşak geçişi sağlayacak böyle bir kapsamlı bakış açısına gereksinimi vardır.
Türkiye, bölgesel ilişkilerini, artık, bölge dışı devletlerin güdümünden mutlaka çıkarmalıdır. Bugünkünden çok daha kıt olanaklarla, bunu, Atatürk Türkiyesi başarmıştı. Türkiye, bölgesel ilişkilerinden aldığı güçle, uluslararası alanda, hatırı sayılır, saygın bir devlet olabilmiş, pek çok konuda sözünü dinletebilmiştir. Bunu, bizim, bugün de başarabilmemiz gerekir; ancak, bunu, kendi politikasını bölge dışı devletlerin güdümüne sokmuş bir Türkiye başaramaz. Bunun için ilk adımları atmalı ve Kuzey Irak konusu başta olmak üzere, bütün bölgesel konularda, Türkiye, sağlıklı bir bölge politikası doğrultusunda, girişimi ele almalıdır. Bu yönde atılmış adımları görmedikçe, Kuzey Irak konusu bir bölge barışı yaklaşımı içinde ele alınmadıkça, bizim, Demokratik Sol Parti Grubu olarak, Kuzey Irak'la ilgili bir çokuluslu gücü onaylamamız söz konusu olamaz. Siyasal sorumluluğu üstleneceğimiz, paylaşacağımız bir dönemin hemen başlangıcında, Demokratik Sol Parti olarak bizim, şimdiye kadar ayrıntılı olarak bilgilerinize sunmuş bulunduğumuz kapsayıcı bir anlayışın bütün adımlarını atmaya başlayacağımızı bilmenizi isteriz.
Bu anlayışla, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlarım. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Demokratik Sol Parti Grubu adına konuşan İzmir Milletvekili Sayın Şükrü Sina Gürel'e teşekkür ediyorum.
Anavatan Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Mehmet Keçeciler; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Keçeciler, Konuşma süreniz 20 dakikadır.
ANAP GRUBU ADINA MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Çekiç Güç'ün 13 üncü defa, Keşif Güç'ün ise 2 nci defa Meclisimizde uzatılması görüşmeleri münasebetiyle, Hükümet tezkeresi üzerinde, Anavatan Partisinin görüşlerini arz ve ifade etmek üzere söz aldım; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, terminoloji meselesine çok fazla takılmadan bir vakıayı ortaya koyalım. Bugün, adına, ister Kuzeyden Keşif Harekâtı diyelim, ister Huzur Harekâtı diyelim, geçmişte olduğu gibi, bu harekât, Körfez kriziyle beraber başlayan ve ülkemizde çokuluslu yabancı bir gücün konuşlandırılması ve bu gücün Kuzey Irak'ı kontrol etmesi amacını taşıyan bir güçtür ve mahiyet itibariyle aynıdır. Adını, biz, her ne kadar değiştirdik desek de, Keşif Güç desek de, Kuzeyden Keşif Harekâtı desek de, mahiyeti değişmemiştir, maksadı aynıdır. Nitekim, son Meclis konuşmalarında ifade ettiğimiz bu husus, kararımızı verdikten sonra, Amerikan basınınca da, daha doğrusu, Amerika Devletininin yetkililerince de doğrulanmıştır. Bakın, son kararı Keşif Güç diye buradan çıkarıp verdiğimiz zaman, Beyaz Saray'dan yapılan açıklama şöyledir: Refahyol'un Çekiç Güç konusundaki açıklamaları Beyaz Saraydan yapılan açıklamayla doğrulanmadı; tersine, Çekiç Güç'ün işlevinin değil, yalnızca operasyonun adının değiştirildiği vurgulandı. Amerikan haber merkezi açıklamasında, Washington'un, Çekiç Güç'ün görev süresinin uzatılmasından memnunluk duyduğu dile getirilirken, uzmanlar “Türkiye risk aldı” dediler. Erbakan'ın “Keşif Güç” dediği, yeni Çekiç Güç'ün faaliyetlerini belirleyen metinde “meşru müdafaa” ifadesiyle, saldırı silahlarının gerektiğinde kullanılması olanağının da doğduğuna işaret edildi.
Demek ki, Çekiç Güç'ü kaldırıp “Keşif Güç” yaparken, müttefiklerimiz tarafından -Sayın Bakanın burada yapmış olduğu açıklama içerisinde de bulunan- uçaklarda meşru müdafaa silahlarının bulunması, bir ölçüde saldırı silahlarının da bulunması şeklinde yorumlanıyor. Ben, bunu dikkatinize özellikle sunmak ihtiyacını duydum. Adı ne olursa olsun, ismini nasıl koyarsak koyalım, bu Keşif Güç, daha önce başlatılan ve bu Mecliste 11 defa Çekiç Güç olarak uzatılan gücün aynısıdır; mahiyet farkı yoktur ve her ikisinin de gayesi aynıdır. Ülkemize konuşlandırılmış bir çokuluslu güç söz konusudur. İkincisi, bu Güç'ün, Kuzey Irak'a kontrol altında tutması söz konusudur.
Değerli arkadaşlarım, aziz milletvekilleri; Türkiye'nin, sadece Irak'la değil, bütün komşularıyla iyi geçinmesi lazımdır, barış içerisinde olması lazımdır. Bütün komşularımız bizden emin olmalı, biz de bütün komşularımızdan emin olmalıyız. Bu yüzden, bu Keşif Güç'ü konuşurken, Türkiye'nin Irak'la olan ilişkilerini yeni baştan gözden geçirme zamanının geldiğini ve buraya çok sağlıklı bazı politikalar koymamız icap ettiğini özellikle vurgulamak istiyorum.
Şimdi, Sayın Bakanın geçen görüşmeler sırasında yaptığı açıklamalara bakarsak, Türkiye'nin Irak'la ilgili olarak izlediği politikanın temel prensipleri şunlar:
1- Irak'ta barış ve istikrar korunmalıdır. Doğrudur, elhak doğrudur; eğer barış yapmak istiyorsak, hepimiz buna aynen katılmak durumundayız.
2- Irak'ın egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmelidir. Eğer, dost, barış içerisinde komşu ilişkileri geliştireceksek, bu prensip de doğrudur; bu prensibin aksi düşünülemez. Yani, “ben, senin toprak bütünlüğüne saygı göstermeyeceğim, bağımsızlığına saygı göstermeyeceğim; ama, seninle barış içerisinde bir arada yaşayacağım” diyebilme imkânı yoktur. O halde, bu prensibe de aynen uymak durumundayız.
3- Irak topraklarında başka bir devletin kurulmasına mutlaka Türkiye mâni olmalıdır. Evet, bu politika da doğrudur. Yani, bir evvelki prensibe göre, Irak'ın toprak bütünlüğünü kabul ettiğimize göre, Irak topraklarında bir başka devletin veya devletçiğin kurulmasına, Irak'ın bölünmesine, Türkiye'nin rıza göstermemesi lazımdır.
Şimdi, bu prensipleri tespit ettikten sonra, bazı millî doğrularımızı da ortaya koymak mecburiyetindeyiz; o da şudur: Kuzey Irak'ın, Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden terörist faaliyetlerin kaynağı haline getirilmesine müsaade edilmemelidir. Yani, hiçbir komşumuzun bize yönelik terörist faaliyetleri besleme, barındırma, geliştirme, onları eğitme hakkı yoktur; devletler hukukunda böyle bir komşuluk ilişkisi olamaz. O halde, biz bu doğruyu uluslararası planda çok sağlıklı bir şekilde müdafaa etmeliyiz ve hakkımızı korumalıyız. Türkiye, PKK'nın Kuzey Irak'taki faaliyetlerini önleyebilecek tedbirleri hukukî zemin içerisinde, barışçı zemin içerisinde alabilmelidir...
A. TURAN BİLGE (Konya) - Sayın Başkan, gürültü geliyor; hatibin sesini alamıyoruz.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Genel Kurul salonunda, hatibin konuşmasını engelleyecek şekilde yüksek sesle konuşmak, herhalde usullerimiz içerisinde değil. Arkadaşlarımızın, kürsüde konuşma yapanların seslerini duyurabilecekleri ortamı muhafaza etmelerini rica ediyorum.
Buyurun Sayın Keçeciler.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) - ...Bu konu fevkalade önemlidir. Her ülkenin, kendisini terörist faaliyetlere karşı koruma hakkı vardır; ama, bu hakkı kullanırken, komşularının toprak bütünlüğüne, egemenliğine saygılı olmalıdır ve her ülkenin, komşularıyla barışçı ilişkiler geliştirmeye de hakkı vardır. Bu ikisi aslında birbiriyle çelişen, birbiriyle mütanakıs, zıt talepler değildir.
Binaenaleyh, Kuzey Irak'ta meydana gelen otorite boşluğu, bizim, Irak'la ilişkilerimizi normalleştirmemize büyük ölçüde engel teşkil etmektedir. Kabul edelim ki, bütün arkadaşlar, bütün gruplar teslim ederler ki, Kuzey Irak'ta bu otorite boşluğunun meydana gelmesinde Türkiye'nin herhangi bir dahli yoktur. Irak yönetiminin vaktiyle yürüttüğü yanlış politikalar sebebiyle başına bu işler gelmiştir. Kaldı ki, Türkiye, İran-Irak Savaşı zamanında, her iki ülkeye de eşit mesafede aktif tarafsızlık politikası izlemek suretiyle, gayet düzgün, düzenli, iyi ilişkiler kurabilmişti; ama, İran savaşını bitirir bitirmez, Irak'ın aniden Kuveyt'e müdahale etmesi ve Kuveyt'i işgal etmesi ve bugünkü yönetimin verdiği yanlış karar, başına bu halleri, bu işleri getirmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin peş peşe aldığı kararlar vardır ve Türkiye'nin Irak'la ilişkilerinde uyması gereken doğru politikalardan birisi de, Irak'la ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları Irak Yönetimince uygulanmalıdır; Türkiye, bu manada, Birleşmiş Milletler kararlarının yanında olmalıdır.
Türkiye için bir diğer doğru politika da şudur: Irak'ta diğer gruplara verilen haklar, oradaki Türkmen gruplara da sağlanmalıdır. Yani, Türkmen grupların da hakları, diğer gruplarla eşit hale getirilmelidir; Türkiye, bunun bir ölçüde hamisi konumunda olmalıdır. Tabiî, burada, bizim, tarihimizden gelen bazı rolleri de oynamamız icap etmektedir.
Gerçekten de, Türkiye, komşuluk ilişkilerini, dışarıdan bu bölgeye yapılacak müdahalelere tercih etmelidir. Yani, dışarıdan bu bölgelere müdahale etmek isteyen ülkelerin politikalarıyla kendi politikalarını birden bire aynileştirmemelidir. Amerika'nın bölgedeki politikası farklı olabilir, İngiltere'nin farklı olabilir, Rusya'nın farklı olabilir; ama, biz, bu ülkelerle komşuyuz ve komşuluk ilişkilerimizi geliştirirken, dışarıdan kendi müttefiklerimizin politikasını aynen benimser gibi bir tavrın ve davranışın içerisinde olmamalıyız. Muhakkak ve muhakkak, komşularımız için -bütün komşularımız için ama- ayrı, özel ve Türkiye'nin millî menfaatlarını ön plana çıkartan dışpolitika belirlemeleri yapmalıyız ve yaptığımız bu belirlemelerden de, hükümetlerle beraber, vazgeçmemeliyiz; yani, dışpolitika, millî bir politikadır; hükümetlere bağlı değildir; hükümetler değişse bile, Türkiye'nin dışpolitikasında, böyle, çok sert zikzaklar, değişiklikler olmamalıdır.
Bu açıdan baktığımız zaman, Türkiye'de bulundurulan Çokuluslu Güç'ün zamanı bir hayli uzamıştır. Bunu, açık ve net olarak ortaya koymalıyız. Biz, iktidardayken, bu Güç'ü, sınırlarımıza yığılan 500 bin insanı, insanî amaçlarla, köylerine gönderebilmek için, onların tekrar kendi yerlerinde huzur içerisinde oturmalarını temin edebilmek için getirdik, bu politikaya yardımcı olduk ve 1991'in 31 Aralığında da bu Kuvvetin görev süresi bitecekti. Getirirken bir hayli zorluk çektik; fakat, şimdi, hemen hemen bütün partiler, iktidardayken bu Güç'ün süresini uzatıyorlar; muhalefete düştükleri zaman “bu Güç gitsin” diyorlar.
Netice itibariyle, bu Güç'ün süresinin çok fazla uzadığını, burada vurgulamalıyız, tespit etmeliyiz. Geçici manada gelen bir Güç'ün, altı seneden beri görev süresini devam ettirmesinin, hukukî ve dışpolitika açısından da izah edilebilir tarafı pek yoktur. Hani, tam, bir hırsız tuttum misali: Baba, hırsız tuttum; getir yavrum; gelmiyor; bırak gitsin; gitmiyor; yani, tam o misal.
Mesele çözülmüş, hudutlarımıza gelen göçmenler gitmişler, köylerine yerleşmişler; ama, Irak'ta bir türlü huzur sağlanamamış. Tekrar bir hadise oluverir, Irak yönetimi bu insanları sürer, götürür, bizim hudutlarımıza tekrar gelirler endişesi vardır; yani, Huzur Harekâtının başlangıcındaki atmosfer, Irak'ta henüz teessüs etmemiş. O halde, Türkiye, Irak'ın tekrar içbarışa kavuşması, huzuru yakalaması ve bütün dünyaya entegre olması konusunda gayret göstermelidir, çaba harcamalıdır; çünkü, Irak'taki iç huzursuzluktan en fazla rahatsız olanlar, onun komşularıdır; dolayısıyla, bir ölçüde, biziz. Irak'taki huzurun sağlanmasını bölge dışındaki güçlerin inisiyatiflerine ve onların birtakım menfaat hesaplarına terk etmeden, bu meselede öncülük yapmalı ve Türkiye, Irak politikasını belirlerken, bu ağabeylik görevini, öncülük görevini ihmal etmemelidir.
Değerli milletvekilleri, aziz arkadaşlarım; şunu hemen ifade etmek durumundayız: Geçtiğimiz bir yıl içerisinde, Refahyol Hükümeti tarafından uygulanan politikalarla, maalesef, Türkiye'nin, sadece komşu ülkeleriyle değil, bütün İslam ülkeleriyle olan ilişkileri, özellikle Arap dünyasıyla olan ilişkileri çok ciddî boyutta zaafa uğramıştır, sıkıntıya girmiştir. Bilhassa, Türkiye'nin Arap-İsrail ihtilafında gösterdiği tarafsız, her iki tarafa da eşit mesafede duran ve birini yekdiğerine tercih etmeyen, hakkı, doğruyu savunan politikası son bir yıl içerisinde değiştirilmiş; Türkiye, İsrail'le iki defa anlaşma imzalamış ve ortak askerî harekâta girişmiştir. Bütün Anavatan Partisi iktidarı dönemlerinde maslahatgüzarla yönettiğimiz ve maslahatgüzar seviyesinde ilişki kurduğumuz İsrail'le birdenbire, ani bir değişiklikle böyle bir ilişkinin içerisine, dışpolitika ilişkisinin içerisine girmek, bizi, bilhassa İslam ülkelerinde çok ciddî boyutta tartışılır hale getirmiştir.
Bunun millî menfaatlarımıza uygun olduğu kanaatinde değilim. Bu iş, çok iyi irdelenmeli, incelenmeli, araştırılmalı; o ilişkinin sağlayacağı faydalar ile kaybettiklerimiz, çok iyi tespit edilmeli. Yani, ifrat ile tefrit arasında gidip gelmez memleketlerin dışpolitikası.
Maslahatgüzar seviyesinde ilişki kurarken birdenbire büyükelçi seviyesine çıkardınız; iyi; anlaşmalar imzaladınız; iyi... Ortak askerî manevra, neyin nesi?!. Onun izahı fevkalede zor. Bunlar, bizi, dışpolitikada ciddî sıkıntıların, sancıların içerisine düşürmektedir ve Türkiye, dışpolitikasını akılcı bir tarzda belirlemek zorundadır.
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) - Var mı öyle bir şey?
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) - Tabiî var. Türkiye'nin gemileri, şimdi Hayfa Limanında. Amerika, İsrail ve Türkiye, müştereken Mısır'a gidiyorlar, Hayfa Limanına gidiyorlar, kurtarma faaliyetleri nasıl yapacağız diye ortak tatbikat yapıyorlar. Sizin, iktidar olarak haberiniz yok mu?!. Sizin zamanınızda yapılıyor bunlar.
Efendim, şunu özellikle ifade ediyorum: Bu hareketimiz, aynen Cezayir'i tanımamız gibi, yıllarca Türkiye'nin başına kakılacak ve yıllarca Türkiye'nin önüne bir engel olarak çıkarılabilecek bir harekettir. Türkiye olarak, bu gibi konularda çok dikkatli davranmalıyız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayınız Sayın Keçeciler, lütfen.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
Netanyahu Hükümeti, çok büyük çabalar ve fedakârlıklar pahasına elde edilmiş olan Ortadoğu barışını bozduğu bir sırada, sanki bu Hükümeti Türkiye olarak ödüllendirir gibi, hem onun anlaşmasını buraya getirip onaylatıyorsunuz hem de ortak tatbikata girişiyorsunuz, dünyanın tutmadığı bir dönemde. Yani, İsrail'e, dünyanın biraz soğuk baktığı, biraz ters baktığı bir dönemde birdenbire kucak açıyorsunuz ve bunu da muhafazakâr inançlara saygılı politika adına yapıyorsunuz; bu yanlıştır.
Değerli arkadaşlarım, sözlerimi şöyle bağlamak istiyorum: Uluslararası politikada ebedî dostluklar yoktur, ebedî menfaatlar vardır. Türkiye, kendi menfaatını azamî kılacak politikaları yine kendi iradesiyle belirlemeli ve uygulamaya koymalıdır, bunu devam ettirmelidir. Bunun ötesinde, bütün komşularımızla iyi geçinecek temel dışpolitika prensiplerini tespit etmeli “yurtta sulh, cihanda sulh” prensibini ilk defa komşularımızdan başlatmalıyız. Böylece, dışpolitikada etkinliğimizi artırırız; böylece, huzur içerisinde yaşama imkânına sahip oluruz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Anavatan Partisi Grubu adına konuşan Konya Milletvekili Sayın Mehmet Keçeciler'e teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Topuz konuşacak.
Buyurun Sayın Topuz. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Topuz, konuşma süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; “Kuzeyden Keşif Harekâtı” adıyla tanımlanan Çekiç Güç'ün Keşif Güç'ünün görev süresinin altı ay daha uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresini görüşüyoruz. Sizleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum. Grubumuzun düşüncelerini kısaca arz etmeye çalışacağım.
Değerli arkadaşlarım, bugün görüşmekte olduğumuz konunun bir yıllık geçmişine kısaca baktığımız zaman şunları görüyoruz: Geçen yıl, 30 Temmuzda, Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi tarafından kurulan Hükümetin kuruluş günlerinde, göreve başladığı ilk günlerde, konu, Çekiç Güç'ün görev süresinin yeniden uzatılması biçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmişti ve o zaman Hükümetin Sayın Başbakanı ve sözcüleri “Göreve yeni geldik, bize zaman verin; bunu bu seferlik böyle kabul edin; bu konuyu gelecek sefer çözeriz, hallederiz; daha sonra, süresi dolduğu zaman, konuyu yeniden tartışırız” demişlerdi ve Meclis de, bir defa için, üzerinde fazla tartışma yapmadan, Refah Partisinin önceki yıllarda bu konuya ilişkin olarak ortaya koyduğu görüşleri çok fazla dikkate almadan, o konuda Refah Partisini çok fazla sıkıştırmadan karara bağlamıştı.
Şimdi, aslında, öyle anlaşılıyor ki, Refah Partisinin öncülük yaptığı Hükümet, pek çok alanda olduğu gibi, daha önce söylediklerinin hiçbirini gerçekleştiremeden, hiçbirini söylediği biçimde sonuçlandıramadan görevini bitirmiş, buradan ayrılıp gidiyor. Öyle tahmin ediyorum ki, muhalefet safına geçtikten sonra, bu konularla ilgili olarak, vaktiyle muhalefet döneminde söylediklerine benzer bir söylemi burada tekrarlamaya devam edecektir. Aslında, ben, Refah Partisinin muhalefet dönemindeki söylemini, doğrusu, çok takdirle izliyordum; ekonomiyle ilgili, toplumsal yaşamla ilgili, dışpolitikayla ilgili, işte bu Çekiç Güç'le ilgili söylediği pek çok şeyi, ortaya koyduğu pek çok düşünceyi kendi düşüncelerime uygun buluyordum ve o doğrultuda ben de düşüncelerimi söylerken memnuniyet duyuyordum; bu kürsülerden konuşurken, Refah Partililerin ne kadar memnun olduğunu hatırlıyordum; ama, ne yazık ki, bir yıllık hükümet döneminde, söylediklerinden hiçbirini yapamadan, görevini bırakıp eski görevine dönme noktasına gelmiş bulunuyor.
Değerli arkadaşlarım, bugün süresini uzatmaya çalıştığımız konu 25 Aralık 1996 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılırken, iki konuda hükümet tezkeresini karara bağladık. Bunlardan bir tanesi, “Huzur Harekâtı” olarak adlandırılan harekâtın 31.12.1996 tarihi itibariyle sona erdirilmesine ilişkin bir karardı. Bu karar burada onaylanırken, oylanırken, tartışılırken -Cumhuriyet Halk Partisi adına yine Grubumuzun düşüncelerini sunma görevi bana verilmişti- o tarihte de ifade etmiştik ki, Huzur Harekâtı başka bir şeydir, 1991 yılı ocak ayında Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği 126 sayılı Karar başka bir şeydir. 126 sayılı Karar, Körfez krizi sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisince alınmış geniş kapsamlı bir karardır. Hatırlamanız için, bir kez daha önemli yerlerini okumak istiyorum: “Kriz süresince ve sonrasında hâsıl olabilecek gelişmeler istikametinde -ki, hâlâ o kriz süresinin sonrasını yaşıyoruz- Türkiye'nin yüksek menfaatlarını etkili bir şekilde korumak ve kollamak, hadiselerin seyrine göre, ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamaya yönelik süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere -ne kadar geniş, görüyor musunuz efendim- lüzum, hudut, şümul ve zamanı hükümetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına, bu kuvvetlerin kullanılmalarına Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17.1.1991 tarihli 66 ncı Birleşiminde kararlaştırılmıştır.”
Değerli arkadaşlarım, bu karar, ortalıktan kalkmamıştır. Yani, 25.12.1996 tarihinde, Huzur Harekâtının sona erdirilmesine ilişkin alınan karar, bu Meclis kararına dayanılarak oluşturulmuş olan bir konseptin, geliştirilmiş olan bir konseptin terk edildiğine ilişkin bir karardır; yoksa, Meclisin bu kararı yürürlüktedir.
Bunu bir kez daha burada ifade etmekteki amacım şudur: Şimdi görüşmekte olduğumuz konuyla ilgili olarak, eğer, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir uzatma kararı vermeyecek olursa, biliniz ki, bu konuda, Hükümetin elinde, 1991 yılında alınmış olan bir karar vardır ve geçerliliğini korumaktadır. Buna ihtiyaç varsa, Hükümet, elimizde böyle bir şey kalsın diye bu ihtiyacı belirtmelidir; yoksa, bu ikili sistemi ortadan kaldırmalıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 25.12.1996 tarihinde ikinci tezkereyi görüşürken “Kuzeyden Keşif Harekâtı” adı altında bir tanımlama yaparak, Çekiç Güç'ün adını da Keşif Güç olarak değiştirmiştir. O tarihte, bütün muhalefet partisi gruplarının sayın sözcüleri, bu konunun devam etmekte olduğunu, görevleriyle ilgili bazı sınırlamalar, değişiklikler getirildiğini; fakat, esas itibariyle, bu Güç'ün hâlâ varlığını koruduğunu, bu anlayışın hâlâ varlığını koruduğunu ifade ettiler. Hükümet sözcüsü, bunun tersini söyledi “hayır” dedi; ama, birkaç gün sonra, Amerika Birleşik Devletleri hükümet sözcüsü, yaptığı açıklamada “1991 yılında alınmış karar gereğince yürütülen görev neyse, birkaç gün önce alınan karar gereğince yürütülecek olan görev de aynı şeydir; ikisi birbirinin aynıdır, sadece isimleri değişmiştir” ifadesini kullanmışlardır. Yani, görüştüğümüz konu, Keşif Herekâtı, Keşif Güç diye de anımsansa, adı Çekiç Güç'tür; yani, yabancı silahlı güçler ile Türklerin de katılımıyla oluşturulmuş, uluslararası, çokuluslu bir güçtür ve bu Güç, arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, Kuzey Irak'taki otorite boşluğu nedeniyle, bazı görevlerle görevlendirilmiştir.
Bu görevleri ne kadar izlemekte olduğumuzu, Türk Hükümetinin bu konuda ne kadar işin içinde olduğunu, ancak, Hükümetin bize yaptığı beyanlardan öğrenebiliyoruz; gerçeğin bu olup olmadığı konusundaki tereddütlerimizi kafamızda taşıyarak bu meseleye bakıyoruz. Nitekim, geçmiş dönemlerde bu o kadar böyle olmuştur ki, orada, sadece, hiçbirimizin farkında olmadığı gönüllü kuruluşların insanî birtakım hizmetler yaptığına ilişkin bazı iddiaları, daha sonra, beşbini aşkın bir istihbarat örgütünün Amerika Birleşik Devletleri adına görev yaptığını ve o görev yapanların işlevlerinin bitmesi nedeniyle de, Türkiye üzerinden başka yerlere nakledildiğini hatırlıyoruz.
Şu anda, Kuzey Irak'ta ne olduğunu, doğrusu, bütün ayrıntılarıyla Hükümetin bilip bilmediğinden endişelerimiz vardır; çünkü, bir ara, sınır ötesi harekât yapılarak, Kuzey Irak'ta bir daha PKK'nın üslenemeyeceğine ilişkin bir kanı yaratılmıştı Türkiye'de; ama, bunun gerçek olmadığı daha sonra anlaşıldı ve bundan birkaç gün önce -Türk Silahlı Kuvvetleri, 50 bin kişi dolayında bir güçle, o bölgede yeni bir sınır ötesi harekât yaparak- Türkiye'ye karşı üslenmiş terör örgütüne karşı bir askerî harekât yapmak zorunda kalınmıştır.
Bu vesileyle şunu da ifade etmek isterim: Gerek bu son olay dolayısıyla gerekse daha önceki dönemlerde, bu bölgede, çok sayıda vatandaşımızın, görevlimizin, Silahlı Kuvvetler mensubunun aramızdan ayrılmış olmasına, üzülerek, hepimiz tanık olduk; bazen, çok dehşet verici sonuçlarla, bunlara muttali olduk. Bu bu şekilde hayatını kaybetmiş olanlara, Grubum adına, bir kez daha Allah'tan rahmet dilemek istiyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerine, ailelere ve Türk Milletine yeniden başsağlığı dilemek istiyorum; çünkü, hiç beklemediğimiz bir anda, özellikle son günlerde, bu acı haberlerle karşılaştık. Hiç temenni etmiyorum, inşallah önümüzdeki dönemde böyle acı haberleri bir kez daha duyma bahtsızlığına uğramayız.
Değerli arkadaşlarım, aslında, Kuzey Irak'ta, hâlâ, bir otorite boşluğu devam ediyor. Şu anda Barzani güçlerinin bölgeye hâkim olduğunu biliyoruz; ama, bunun ne kadar devam edeceği, amacının ne olduğu, ileride Irak'la ilgili olarak Barzani'nin nasıl bir tavır takınacağı, Barzani'nin Türkiye'ye karşı tavrının ileride ne olacağı konusu hepimizin kafasında bir soru işareti olarak durmaktadır; çünkü, Irak'taki mahallî güçlerin, zaman zaman birbirinden çok farklı tavırlar içinde oldukları, zaman zaman Türkiye için, zaman zaman Irak için beklenmedik tavırlar içine girdikleri görülmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, biraz evvel konuşan arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, Türkiye, artık bu meseleyi bir başka çerçeve içinde ele almak ve bu işi, Türkiye-Irak ilişkilerini normalleştirmeye dönük bir anlayış içerisinde çözmek zorundadır, çözülmesine katkıda bulunmak zorundadır. Bu konuyla ilgili olarak, ortamın, giderek, uygun bir ortam haline dönüşmekte olduğu söylenebilir. O nedenledir ki, Türkiye ile Irak arasındaki ilişkilerde her iki ülkenin toprak bütünlüğü ve ulusal egemenliği önplanda tutularak ve onlar korunarak, özellikle Irak'ın toprak bütünlüğü ve egemenliği korunarak, bu sorunun çözümü için Türkiye'nin inisiyatif alması, katkıda bulunması gerekecektir.
Bu konularla ilgili çeşitli planlar, projeler, öneriler yapılmaktadır. Şu anda, iktidara gelmeye hazırlanan yeni hükümetin, hükümet olmaya hazırlanan partilerin, bu konuda, daha önce ifade ettikleri görüşler vardır, ortaya koydukları projeler vardır. Bu vesileyle, bu projelerin yürürlüğe konularak gerçekleştirilmesi yolunda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kendilerine yardımcı olacağımızı bu kürsüden ifade etmek istiyorum.
Bu arada, bu vesileyle, bölgeyle ilgili bir başka konuyu -yine bu dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri ve bu ilişkileri kalıcı bir şekilde sürdürme amacına dönük olarak- bir başka açıdan da, bundan sonra Türkiye'yi yönetecek olanlar için bir öneriyi ortaya koymak istiyorum.
Biliyorsunuz, Türkiye'nin güneydoğusunda çok önemli bir sorunu yaşamaktayız. Bu sorunun çözümüyle ilgili olarak en temel dayanağın ekonomik bazlı projeler olduğunu biliyoruz. Eğer bölgenin kalkınmasına, ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunabilecek önlemler, projeler, uygulamalar süratle başlatılacak olursa, hiç kuşku yok ki, bölgede terörü besleyen konuların çok önemli bir kısmını ortadan kaldırmak mümkün olacaktır. Bu bölgenin kalkınması, sadece bölgede huzurun, güvenliğin sağlanmasının ötesinde, Türkiye açısından da çok büyük bir ekonomik potansiyelin ortaya çıkmasını sağlayacaktır, Türkiye'nin dengelerini olumlu yönde etkileyecektir; ama, unutmayalım ki, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından bu bölgede uygulamaya konulan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) o bölge coğrafyasının belli bir kesimini içeren, Türkiye hudutları içerisinde olan kesimini ilgilendiren bir projedir. Bu proje, genelde, toprağa ve suya dayalı, toprak ve su kaynaklarının öncelikle geliştirilmesi ve ona dayanarak bölgenin bir kalkınma sürecine sokulmasını öngörmektedir; sanayileşmeden kentleşmeye kadar, o bölgeyi refaha kavuşturabilecek büyük bir ekonomik gelişmenin, kalkınmanın sağlanması amacını taşımaktadır. Bu bölgenin güneyinde kalan, Irak ve Suriye hudutları içerisinde olan, benzer coğrafî özellikleri taşıyan bölgelerde de, bizden çok daha geri bir üretim tarzı söz konusudur. Dolayısıyla, Fırat ve Dicle sularının suladığı bu alan, Türkiye, Suriye ve Irak arasında bir bölgesel kalkınma projesine dönüşme olanağını Türkiye'ye vermektedir. Türkiye'nin su kaynakları, güneyimizdeki ülkelerin petrol kaynakları, her ülkenin toprak kaynakları, eğer, dostluk çerçevesi içerisinde, bir arada, bir gelişme sürecini başlatacak proje bütünlüğü içerisinde ele alınıp, bunu Ortadoğu barış projesi haline dönüştürüp, ülkelerin katkıları oranında sonuçlarından yararlanabileceği adaletli bir mekanizma içerisinde uluslararası bir projeye dönüştürülürse, böyle bir projenin tartışılmasına başlanılırsa, bu ülkede kalıcı bir barış için önemli bir adım atılabileceği kanısını taşımaktayız. O nedenle, herkesin bu konudaki önerilerini geliştirmesiyle, hem Güneydoğu Anadolu sorununu çözmek hem güneyimizdeki komşularımızla olan sorunları çözmek ve sınır güvenliğini kalıcı bir şekilde sağlamak mümkün olabilir. Bütün bunlarda Türkiye'nin öncülük yapması doğaldır, doğrudur; Türkiye, bunu yapabilecek noktadadır.
O nedenle, sözlerimi tamamlarken, bir daha -Çekiç Güçmüş, Keşif Güçmüş, buna benzer- yabancı ülkelerden getirilmiş silahlı güçlerin, komşuları denetlemeye dönük, gereğinde -belki bizi de devre dışında bırakarak- kendi amaçlarına dönük olarak bu imkânları kullanmalarına fırsat verilmeyecek; bölge sorunlarının bölgede çözüleceği, ama, Batılı dostlarla olan ilişkilerin de yine en iyi dostluk çerçevesi içerisinde sürdürülebileceği; bölgenin de, kendi iradesini ortaya koyarak kendi sorunlarını kendisinin çözebileceği bir dönemin başlatılmasını diliyorum.
Yeni hükümetimizin de bu yolda başarılı girişimlerde bulunmasını diliyorum.
Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Sayın Ali Topuz'a teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, gruplar adına son konuşma, Refah Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mustafa Kamalak tarafından yapılacaktır.
Buyurun Sayın Kamalak. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20 dakikadır.
RP GRUBU ADINA MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Refah Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken, hepinizi hürmetle selamlarım.
Değerli arkadaşlarım, konuştuğumuz konu bellidir; Kuzeyden Keşif Harekâtının süresinin uzatılması.
Değerli arkadaşlarım, nedir Keşif Harekâtı veya Keşif Güç?..
Değerli arkadaşlarım, bu kelimeleri telaffuz ederken, inanın burkuluyorum; içinizden hiçbirinizin bu konularda bahtiyar olacağını da sanmıyorum. İster Çekiç Güç diyelim ister Keşif Güç... Nedir bunlar?.. Dün, dört unsurdan meydana gelirken, şimdi, iki unsurdan meydana gelmektedir. Yani, Çekiç Güç, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa ve Türkiye unsurlarından oluşan bir silahlı kuvvetin adıydı, Kuzey Irak'ta görev yapıyordu; görünüşteki amacı, Kürt halkının can güvenliğini sağlamak, gerçek amacı ise, orada, Batının emrinde uydu bir devlet kurmaktı; yine, görünüşteki amacı, orada huzur ve sükûnu sağlamak, gerçekteki bir amacı da, zengin Ortadoğu petrollerini kontrol altında tutmaktı.
Aramızda farklı düşünen bir arkadaşımızın olduğunu sanmıyorum. CHP'lisi, DSP'lisi, ANAP'lısı, DYP'lisi ve RP'lisi olarak bu konularda farklı düşündüğümüzü, ben, şahsen, sanmıyorum. Aslında, birçok alanda da birbirimizden pek farkımız yoktur. Bakmayın, birtakım siyasîlerin şu veya bu sebeple birbirlerini suçladığına, dolayısıyla, gerilimi artırdığına.
Değerli arkadaşlarım, ister Çekiç Güç olsun ister Keşif Güç; ne arıyor Ortadoğu'da, işi ne?!
NİHAT MATKAP (Hatay) - Bakanlarına sor.
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) - Sayın milletvekilim, siz de, sadece CHP'nin veya bir partinin değil, Türkiye'nin milletvekilisiniz. Bu konular, kanaatimce, hepimizi ilgilendiriyor. Asıl sorulması gereken soru, kanaatimce, budur. Çekiç Güç veya Keşif Güç; ne arıyor Ortadoğu'da, Türkiye'deki işi ne?! Bu soruyu sormamız lazım. Birbirimizi suçlamanın hiç kimseye, ama hiç kimseye bir faydası yoktur.
Şu an tartıştığımız konu, sonucu önceden belli olan bir tezkeredir. “Uzatalım mı uzatmayalım mı” bunu tartışıyoruz güya; sonucu konusunda tereddüt edeniniz var mı?
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Ne bakımdan?
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) - Gerçekten -biraz sonra oylamaya geçilecektir- bu tezkerenin sonucu konusunda en ufak bir tereddütü olan var mı aranızda? Dün nasılsa, bugün de öyle olacak; kanaatimce, yarın da sonuç değişmeyecektir biz millet olarak kendimizi değiştirmediğimiz sürece.
Değerli arkadaşlarım, İstiklal Marşı Şairimiz Akif der ki:
“Beşerin adli masal, hak güçlünündür yalnız.
Dövülen mahkemeden kovulur; çünkü, cılız.”
Aziz dostlar, Türkiye gerçekten güçlü bir devlet olsa idi Çekiç Güç yahut Keşif Güç Ortadoğu'ya gelebilir miydi; bu konuları tartışmamız lazım.
ERCAN KARAKAŞ (İstanbul) - Hani kaldıracaktınız...
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) - Şu veya bu parti farkı gözetmeden kendimizi sıygaya çekmemiz lazım. Düşünün, dünya bundan elli yıl önce bir ölüm kalım savaşından çıktı. Mesela, Almanya ile Japonya'da taş üstünde taş kalmadı. Biz ise, bu savaşa girmedik. Şu anki durum ne?.. Bakıyoruz, hem Japonya hem de Almanya, birer süper güç. Türkiye ise, ne yazık ki, parası pula dönmüş, insanı Batı kapılarında kula dönmüş, geri kalmış, az gelişmiş bir ülke; işin gerçeği budur. Batılı dostlarımız, biraz nazik olsun diye “geri kalmış, az gelişmiş ülke” demiyor “gelişme yolunda olan ülke” diyor.
REFİK ARAS (İstanbul) - Nezaketen...
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) - Nezaketen; ama, nezaket, yazık ki, acı gerçeği değiştirmiyor.
Değerli dostlarım, bu Hükümet işbaşına geldikten sonra, yine de, Kuzey Irak'ta, yabana atılamayacak ölçüde, gerçekten büyük işler başardı; oradaki kampları boşalttı, sözümona birtakım yardım kuruluşu diye bilinen NGO'ları oradan temizledi, Keşif Güç'ün yerini değiştirdi, ona çekidüzen verdi. Yeterli mi; elbette değil, elbette değil.
Soruyu tekrar etmek istiyorum; normalde, Keşif Güç'ün bu diyarlarda yeri yoktur, olmamalıdır. Eğer, çevremizde bir huzursuzluk, bir güvensizlik varsa, bu huzursuzluğu giderme görevi Türkiye'ye düşer. Bu yörelerde barış içerisinde güvenliği sağlama vazifesi Türkiye'ye aittir; çünkü, gerek Kuzey Irak gerekse benzeri bölgeler, bir Amerika'ya, bir İngiltere'ye nispetle çok daha bizimdir, çok daha Türkiye'nindir. Şairimizin “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı” dediği kısımların içerisine buralar da girmektedir. O diyarlarda yüzbinlerce şehidimiz vardır. Buralar -tekrar ediyorum- bir Batılıdan, bir Amerikalıdan çok daha benimdir, çok daha Türkiye'nindir, çok daha hepimizindir.
Değerli arkadaşlar, asıl itibariyle, konuya bu bakımdan yaklaşmamız lazım; yoksa, dün şu şunu dedi, bugün bu bunu diyor, demekle bir yere varamayız. Böyle gelmiş, böyle gider de diyemeyiz; demeye de hakkımız yoktur. Şu halde, parti farkı gözetmeden, Yüce Meclisimiz, hem güneydoğuyla ilgili olarak hem de komşu ülkelerle ilgili olarak tutarlı bir devlet politikası geliştirmek mecburiyetindedir; aksi takdirde, geri kalmışlıktan, kaostan kurtulamayız; orada askerlerimiz şehit düşer, insanlarımız vurulur, köylerimiz boşaltılır; olan, bir bütün halinde yüce milletimize olur.
Değerli dostlarım, mutlak surette düşünmüşsünüzdür; şu kadar askerimiz şehit düştü, şu kadar terörist vuruldu derken -öğrenmek istiyorum- o teröristler gökten mi yağdı, yerden mi bitti, yoksa ithal mi ettik?! Onları biz yetiştirmedik mi; vuran da vurulan da bu ülkenin vatandaşları değil mi?! Belki dışarıdan sızmalar olabilir; peki, vücut sağlam olsa, o sızmalar olabilir mi?! Eğer, Türkiye, iktisaden gelişmişliğini sağlasa, yine orada acaba bu çatışmalar olur mu?!
Değerli milletvekilleri, bu Yüce Meclis, yedi düvele karşı koyan bir meclistir; Anadolu'yu, en kritik anda, bütün imkânsızlığına rağmen, güçlü düşmanlardan temizleyen bir meclistir. O şuurla hareket etmek zorundayız. Unutmayalım, güneydoğuda vuran da vurulan da bu ülkenin evladıdır; özü itibariyle böyledir, dışarıdan birkaç sızma olsa bile.
Yine, büyük şairimiz der ki:
“Tefrika girmeden bir ülkeye düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler, onu toplar sindiremez.”
Aziz dostlarım, kavgayı gürültüyü bir tarafa bırakmak mecburiyetindeyiz. Asıl olan, Türkiye'dir, Türkiye'nin geleceğidir, ülkenin bölünmez bütünlüğüdür. Hiçbir ülke, hiçbir devlet, dostlarının himmetiyle ayakta duramaz.
Aziz dostlarım, biraz sonra, elbette, Başbakanlık tezkeresi oylarınıza sunulacaktır; sonucu, zaten hepimiz tarafından bilinmektedir. Takdir Yüce Heyetimizindir.
Bu arada, ufak yollu sataşmalar da olmuştu; ama, onlara cevap vermek gerekir mi bilemiyorum; cevap da vermek istemiyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP, DYP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Refah Partisi Grubu adına konuşan Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mustafa Kamalak'a teşekkür ediyorum.
Sayın Kamalak'ın konuşmasındaki değerlendirmeler, kendilerine ve Gruplarına aittir tabiatıyla; ancak, Türkiye Cumhuriyetini ve Türkiye'yi ilzam edecek bazı konularda, yanlış anlaşılmaması için, tutanaklara bir açıklık getirmek istiyorum:
Sayın Kamalak, Keşif Güç'ün görev yaptığı bölgelerin, Batılılardan çok bizim olduğunu, Türkiye'nin olduğunu lafzen ifade etti; kastının bu olmadığı kanaatindeyim; bizim bölgemizin topraklarıdır, bizim bölgemizdeki devletlerin topraklarıdır. Elbette, o topraklarla ilgili her türlü kararı oluşturmak, her türlü esenliği sağlamak, o ülkelerin vatandaşlarının öncelikli görevidir. Türkiye Cumhuriyetinin, tarih boyunca beraber yaşadığı topluluklar dahil, hiçbir toplumun bir karış toprağında gözü yoktur; ancak, kendi topraklarını savunmak zarureti dolayısıyla, gereken işlemleri yerine getirmektedir.
Değerli arkadaşlarım, kişisel söz taleplerine geçiyoruz.
İlk sözü, Gümüşhane Milletvekili Sayın Oltan Sungurlu istemişlerdir.
Buyurun Sayın Sungurlu. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Sungurlu, konuşma süreniz 10 dakikadır.
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin pek değerli üyeleri; konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben, işin hukukî tarafına dokunmak istiyorum ve Sayın Meclis Başkanımızın da usul hukuku üzerindeki ihtisası, benim söyleyeceklerimi değerlendirme açısından daha iyi bir fırsat oldu diye düşünüyorum.
Muhterem milletvekilleri, bakınız, Hükümet dahil, bugün de konuşan herkes, 1990'lardan 1991'lerden başlamış ve Çekiç Güç Harekâtını anlatmışlardır ve herkes de, bu harekâtın, Çekiç Güç olduğunu ifade etmektedir. Ancak, geçen defa önümüze gelen iki tane Hükümet tezkeresi var. Birisi “17.1.1991 tarihli 126 sayılı Meclis kararına dayalı Huzur Harekâtı ve buna dayalı verilen yetkiden Hükümet vazgeçmiş, bu harekât sona ermiştir”diyor; Hükümet, tek taraflı böyle bir tezkere yazıyor. Dolayısıyla, o tezkereye bakacak olursak; Huzur Harekâtı ve 126 sayılı karara dayalı, Türkiye'nin yabancı ülkelere asker gönderme yetkisi ve yabancı ülkelerin de Türkiye'de asker bulundurma yetkisinden Hükümet vazgeçmiştir, onun süresi bitmiştir.
Bakınız, Hükümet ne diyor; “17.1.1991 tarihli ve 126 sayılı Meclis kararına dayanılarak başlatılan Huzur Harekâtının, Kuzey Irak'ta meydana gelen gelişmeler de göz önünde tutularak, 31 Aralık 1996 tarihi itibariyle sona erdirilmesine Hükümetçe karar verilmiştir.”
Şimdi, aynı tarihte Hükümet, bir başka tezkereyle yeni bir yetki istiyor. Ondan önce Huzur Harekâtının bütün tezkerelerini okuyoruz, o tezkerelerde şunu diyor: Meclisten istenilen, şu kadar süreyle Huzur Harekâtının uzatılmasıdır. Yani, Meclisten, devamlı bu harekâtın uzatılması istenmekte, harekâtın hudut ve şümulü hakkında da Hükümete yetki verilmektedir. Onlardan, mesela, 1994 veya 1995 yılına ait bir tanesini okuyalım:
“Görev süresi uzatılan Çokuluslu Güç'ün görev süresinin 30 Haziran 1994 tarihinden itibaren altı ay süreyle uzatılmasına...” Yani, uzatılma kararı Büyük Millet Meclisinden veriliyor. Devam ediyor: “Çokuluslu Güç'ün yapısı, Güç'e bağlı yabancı ülkelerin silahlı kuvvetler personelinin ülkemizde tabi olacakları statünün tayini, Türkiye'nin Güç'e katkısı ve bu Güç'ün amaçlarına uygun biçimde kullanılmasıyla ilgili bütün kararları almaya ve gerektiğinde harekâtı sona erdirmeye Bakanlar Kurulunun yetkili kılınması...”
Şimdi, son gelen tezkere ise, bundan farklı bir tezkere: “Çokuluslu Güç'ün, Huzur Harekâtının sona erdirilmesi” denildikten sonra, bir yetki isteniyor Meclisten. Bu yetki hususunda da diyor ki: “Türkiye tarafından belirlenecek ilke ve kurallara bağlı olarak, sadece keşif ve gerektiğinde önleme uçuşlarıyla sınırlı hava harekâtında bulunulmasına; lüzum, hudut, kapsam ve zamanı Hükümetçe tayin ve takdir olunmak üzere, 31 Aralık 1996 tarihinden itibaren altı ay süreyle Bakanlar Kuruluna yetki verilmesine...” Yani, Meclis, burada süreyi uzatmamış; altı ay süreyle Bakanlar Kuruluna herhangi bir anlaşma yapmak için yetki talebi var; halbuki, aynı gün kürsüye çıkan bütün hatipler, Meclisin süreyi uzatacağı şeklinde konuşma yapıyorlar.
Ben, o gün, bir yazılı müracaatta bulundum Divan Başkanlığına, dedim ki: “Hükümet, bizden, Meclisten, altı ay süreyle yetki istiyor; altı ay süreyle istediği bu yetkinin sonucunda yapacağı anlaşmanın hudut, şümul ve maksadını, süresini tayin yetkisi Hükümete ait. Halbuki, siz, Meclis Başkanvekili olarak, bizden süre uzatımı talebi varmış gibi takdim ediyorsunuz, çıkan hatipler de aynı şeyi takdim ediyorlar. Bizden bir süre uzatım talebi yok, Hükümete altı ay süreyle yetki talebi var.” Meclis Başkanvekili “mesele açıktır” dedi ve benim bu talebime rağmen, yine kendi görüşünü tekrarla “Hükümetin altı ay süreyle süre uzatımı talebinde bulunduğunu” söyledi. Halbuki, mevcut Güç kaldırılmıştı; kaldırıldığına göre, yeniden süre uzatımı talep edilecek bir Güç de söz konusu değildi. Bu mesele oylamaya konuldu ve oylandı. Hükümetin tezkeresi farklıydı, Meclis Başkanlığının bizden istediği süre uzatımı farklıydı ve nitekim, bilahara, Meclis Başkanlığının söylediği şekliyle değil, Hükümetin yazdığı tezkere şekliyle de Resmî Gazetede bu iş ilan edildi; işte “Türkiye Büyük Millet Meclisi, altı ay süreyle Hükümete yetki vermiştir” şeklinde ilan edildi.
Ben, o zaman, bu meselede, bizim Parti Grubumuza bir müracaatta bulundum, Başkanlık Divanının bizim talebimizi dikkate almadığını; ama, ortada hukuken bir problem çıktığını, şimdi Türkiye Cumhuriyeti... O tezkerede, bir tek “Anayasanın 92 nci maddesi” ibaresi geçiyor; onun dışında, bu teşkil edilecek Güç'ün -bir gücün varlığı da çok belli değil, burada yalnız İngiliz ve Amerikan deniliyor, diğer ülkelerden bahsedilmiyor- bir hava harekâtı yapacağı söyleniliyor. Peki, nereye bu hava harekâtı; Akdenize mi, ülke dışına mı, Kuzey Irak'a mı, o da belli değil; bir manevra mı yapılacak, o da belli değil. Bu suretle, son derece meşkûk bir yetki alınıyor; ancak, orada bir şey var: “Anayasanın 92 nci maddesi” deniliyor. “Anayasanın 92 nci maddesi” denilmek suretiyle de -işte, Anayasanın 92 nci maddesi, malumuâliniz, yurtdışına asker gönderme, yurtiçine asker kabul etme yetkisiyle ilgilidir- biz, geçen defa, Meclisten, çok şüpheli bir şekilde, Amerika'dan yeniden asker kabul etme, İngiltere'den yeniden asker kabul etme ve yurtdışına asker gönderme yetkisini almış oluyoruz; ama, bütün bunlar, ne tezkerede yazılıdır ne de konuşmalarda bunlar vardır; hepsi, sanki, eski Güç'ün devam edeceği ve buna altı ay süreyle yeniden uzatma yetkisi verildiğidir. Tabiî, bütün bunlar, belirli bir siyasî meseleyi kamuoyunun gözünden kaçırmaya matuf yanlış şeylerdir.
Peki, bugün ne var; şimdi bakın, bugün tekrar, bizden süre uzatımı talep ediliyor. Halbuki, geçen defa biz, süre uzatmadık, Hükümete yetki verdik. Hükümet, bu yetki çerçevesinde yeni bir anlaşma mı yaptı, ne yaptı; bu da belli değil. Şimdi bizden, yeniden, altı ay süreyle yetki uzatımı talep ediliyor. Neyin?.. Bu defa isim de değişiyor. Bu isimle biz herhangi bir şey kurmadık; Kuzeyden Keşif Harekâtı... Önce Çekiç Güç'tü, sonra Keşif Güç'tü, şimdi Kuzeyden Keşif Harekâtı diye bir şeyin süresinin uzatılması talep ediliyor.
Ben, iyi takip edemedim; dikkat ettim, ama, belki kaçırmış olabilirim; Sayın Bakan, konuşmasında, Amerika'yla ve İngiltere'yle, Birleşmiş Milletler kararı çerçevesinde, bizim geçen defa verdiğimiz o yetkiye istinaden, Kuzeyden Keşif Harekâtı diye yeni bir anlaşma mı imzaladılar, o da belli değil; yani, öyle yeni bir anlaşma mı, sözleşme mi var, o da belli de ğil. Bu defa, ikinci bir meşkûkun önümüzde bulunduğunu görüyoruz. Bu itibarla, Sayın Başkan, ben, meselenin vuzuha kavuşturulması lazım geldiği görüşündeyim. Biz, yurtdışına asker gönderilmesi için yeni bir karar mı aldık, Hükümet yeni bir anlaşma yaptı da, altı aylık kendi yetkisi bitti, bize, yeniden onun süre uzatımı için mi geldi; bence, bütün bunlar hukuken meşkûktur ve mesele vazıh değildir.
Sayın Başkan, bütün bunların sebebi, bizim, meselelerimizi kamuoyundan ve halkımızdan genelde kaçırmamız ve gizlememizdir. Demokrasinin temeli, açıklıktır. Bütün bunları, Amerikan televizyon kanalları, yabancı ülkelerin televizyon kanalları ve gazeteleri yazıp söylüyor; o lisanları bilen vatandaşlarımız da onları öğreniyor; ama, vatandaşlarımıza, biz, Türkiye'de meselelerin ne olduğunu gerekli şekilde izah etmekten kaçınıyoruz.
Ortadoğu'da, Türkiye'nin menfaatları ile Amerika'nın menfaatlarının birleştiği ve çatıştığı noktalar söz konusudur. Türkiye, Amerika Birleşik Devletleriyle burada birçok anlaşma yapmak zorundadır, bizim de menfaatlarımız var; ama, bazı noktalarda da farklı düşünüyoruz.
Ben, zamanım kifayet etmediği için ancak şunu söyleyeceğim: Bizim, halkımızdan bazı meseleleri gizlediğimiz gibi, ne Amerika Birleşik Devletleri ne Türkiye, Kuzey Irak meselesinde, iki müttefik gibi samimî davranmamışlardır. Onun sonucunda da, Kuzey Irak politikasında, büyük çapta Amerika da kaybetmiştir, Türkiye de kaybetmiştir; çünkü, iki taraf da niyetlerini birbirlerine samimî olarak söylememişlerdir veya en azından, Amerika, buradaki niyetlerini Türkiye'den büyük çapta gizlemiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sungurlu, konuşmanızı tamamlayın efendim.
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Devamla) - Bunun için, ileride aynı politikalar devam edeceğinden, biz, bu meselelerin halkımızdan da kaçırılmasından yana değiliz, müttefiklerimizle de meseleyi görüşürken açıklıkla ortaya konulmasından yanayız ve bütün bu müzakereler ve eriştiği noktaların da, yine, halkımızın bilgileri dahilinde olması, demokrasinin gereğidir, bizim kuvvetimizdir.
Ben, Sayın Kamalak'ın söylediğinin aksine, Türkiye Cumhuriyetinin içerisindeki dinamikler dış ülkelerce tahrik edilmediği müddetçe, Türkiye'nin bu bölgede müstakil bir politika geliştirecek kadar güçlü olduğuna inanıyorum; yeter ki, bizim kendi iç dinamiklerimiz, çatışma suretiyle başkalarına, yabancılara bu fırsatı vermemiş olsun diye düşünüyorum ve söylediğim hususların açıklanması lazım geldiği görüşüyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gümüşhane Milletvekili Sayın Oltan Sungurlu'ya teşekkür ediyorum.
Sayın Hükümetin, görüşmeler sonucunda bir söz ve açıklama ihtiyacı var mı efendim?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI TURHAN TAYAN (Bursa) - Var efendim; olacak.
BAŞKAN - Hükümet adına, Millî Savunma Bakanı Sayın Turhan Tayan; buyurun efendim.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI TURHAN TAYAN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükümet tezkeresi üzerinde gruplar adına yapılan konuşmaları dinledik. Gerçekten, istifade ettiğimiz görüşmeler yapılmıştır; tüm sözcülere bu bağlamda teşekkürlerimizi sunuyoruz.
İki konu üzerinde açıklık getirmek istiyorum: Bir tanesi, Anavatan Partisi Grubu adına konuşan Sayın Mehmet Keçeciler, Hükümetin, Arap ülkeleriyle ilişkileri ihmal ettiği, hatta bozduğu konusunda bir beyanda bulundular ve buna gerekçe olarak da birdenbire İsrail ile iki tane anlaşma imzalandığını, İsrail ile askerî tatbikata giriştiğimizi, yine İsrail ile maslahatgüzar seviyesindeki diplomatik ilişkilerimizin büyükelçilik seviyesine çıkarıldığını ifade ettiler.
MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Bu dönemde değil.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI TURHAN TAYAN (Devamla) - Ben, bu dönem veya geçmiş dönem olarak değil, bir bütün olarak ele almak istiyorum, netice olarak, devlette devamlılık vardır.
İsrail ile imzalanan, biri askerî eğitim işbirliği, diğeri de savunma sanayi işbirliği anlaşması olmak üzere, iki anlaşma vardır. Ben, serbest ticaret anlaşmasını şimdi ifade etmek istemiyorum, zira, askerî bir konuyu görüyoruz; ama, pek tabiî ki, serbest ticaret anlaşması da imzalanmıştır.
Şimdi, Sayın Keçeciler'in konuşmaları sırasında İsrail ile askerî tatbikata giriştiğimiz konusundaki beyanından çağrıştırarak şunu belirteyim: Askerî eğitim işbirliği anlaşması, 23 Şubat 1996'da imzalanmış ve 18 Nisan 1996'da, yani, Sayın Keçeciler'in de Bayındırlık ve İskân Bakanı olarak Bakanlar Kurulunda bulunduğu, Bakanlar Kurulu kararına imza attığı bir dönemde, yürürlüğe girmiştir.
Şimdi, bu anlaşma, bir eğitim işbirliği anlaşmasıdır. Bizim, bu konuda, Ürdün ile de askerî eğitim işbirliği anlaşmamız var, Mısır ile de askerî eğitim işbirliği anlaşmamız var. Bu anlaşmalar, bir askerî pakt ve ittifak değildir; bunlar, eğitim konusunda çerçeve anlaşmalarıdır. Bu anlaşmalar kapsamında yapılacak eğitim çalışmaları hususunda, mesela, geçenlerde, donanmamıza ait gemiler, İsrail'in Hayfa Limanını ziyaret etmiştir, sanıyorum şu anda da Mısır limanlarını ziyaret etmektedir. Yine, bu askerî eğitim işbirliği çerçevesinde, bizim uçaklarımız, İsrail hava sahasında, silahsız, istihbarat araçları olmaksızın, eğitim çalışması yapmakta, onların uçakları da, bizim belli bölgelerimizde, silahsız ve istihbarat aygıtları olmaksızın, uçuş yapmaktadır.
Bizim basında, kamuoyunda tartışılan İsrail ile askerî tatbikat konusu, tamamen, bu askerî eğitim işbirliği anlaşması çerçevesinde, insanî amaçlı, arama ve kurtarmaya yönelik eğitim çalışmalarıdır; bir harp oyunu, bir askerî manevra kesinlikle değildir. Geçenlerde Mısırlı yetkililerle de yaptığımız görüşmede, tarihi henüz belli olmayan, kapsamı henüz belli olmayan, ama niteliği bu olan, İsrail'le muhtemel bir eğitim çalışmasına Mısır'ın da katılabileceği, tarafımızdan ifade edilmiştir.
Bunu böylece ifade ettikten sonra, İsrail'e yaptığımız ziyaret sırasında da, gerek İsrail Devlet Başkanı Weizman'a gerek Başbakanlarına gerekse meslektaşımız Savunma Bakanlarına, bizim, Ortadoğu barış sürecini başından beri desteklediğimizi ve desteklemeye devam edeceğimizi, bu anlaşmaların, ne bölgedeki üçüncü bir ülkenin aleyhine ne de herhangi bir ülke aleyhine bir gaye taşımadığını, bizim, Ortadoğu'da barıştan yana olduğumuzu, Ortadoğu barış sürecinin nihaî çözümler için mutlaka sürdürülmesi gerektiğini ve adil, kapsamlı bir çözümden yana olduğumuzu, Kudüs'ün, özellikle Türkiye için, İslam ülkeleri için özel önem taşıdığını, Kudüs'te vaki birtakım emrivakilere karşı duyarlı olduğumuzu -ki, ziyaretimiz sırasında özellikle burada yeni yapılaşmalarla ilgili birtakım söylentiler vardı- bu konulardan duyduğumuz endişeleri kendilerine ifade etmişizdir.
O bakımdan, İsrail'le yaptığımız anlaşmalar ve de temasların, kesinlikle bölge ülkeleri aleyhine bir maksat, bir gaye taşıması söz konusu değildir. Bu konuda, fevkalade açık bir şekilde ilgili dost ülkelere gereken bilgiler verilmiştir ve verilmeye de devam edilmektedir.
Yine, Sayın Keçeciler'in, bu kapsamda bahsettiği, İsrail ile ilişkilerde maslahatgüzarlıktan büyükelçilik seviyesindeki ilişkilere geçişimiz konusunda şunu ifade edeyim: Biz, İsrail ile ilişkilerimizde bu gelişmeyi kaydederken, eşzamanlı olarak Filistin ile de ilişkilerimizi büyükelçilik seviyesine çıkarmışızdır; yani, bizim, gerek Filistin ile gerekse İsrail ile olan ilişkilerimizdeki gelişmeler Ortadoğu barış süreciyle paralel gelişmiştir, Ortadoğu barış süreciyle birlikte gelişmiş ve değerlendirilmiştir.
Şimdi, Sayın Sungurlu, bir hukukî konuyu tartışma konusu olarak gündeme getirdi. Bu konulardaki hassasiyetini ve titizliğini biliyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu konudaki yaklaşım dünden bugüne farklı değildir.
Bakınız, Çekiç Güç tabir edilen güçle ilgili süre uzatılması konusunda, yine, Haziran 1996'da, yine, Sayın Sungurlu'nun Millî Savunma Bakanı olduğu dönemdeki Hükümet tezkeresiyle bugünkü tezkereler arasında, gerek şeklî gerekse işin espirisi bakımından önemli bir fark söz konusu değildir.
Şimdi, özellikle, Çekiç Güç veya Keşif Güç konusunda kamuoyundan bir şeyi kaçırmanın artık mümkün olmadığı, 13 üncüsünün görüşülmekte olduğu bu konuda, Yüce Meclisinin yedi senedir, her altı ayda bir konuyu, burada, enine boyuna tartıştığı, değerlendirdiği ve dinamik medyamızın bu konuda kamuoyunu aydınlatma konusunda önemli açıklamaları yaptığı bir vakıadır.
Şimdi, bu olayın başlangıcından, yani, Körfez Krizinden ve hemen akabinde sınırlarımıza yığılan 500 bin Iraklının karşılaştığı faciadan başlamak suretiyle, bütün olaylar, hem Türk kamuoyunun hem de dünya kamuoyunun önünde cereyan etmiştir. Bu çerçevede, Birleşmiş Milletlerin aldığı kararlar, takip ettikleri politikalar ve bu konuda, özellikle, Türkiye'nin -Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, daha sonra Fransa devre dışı kaldı- müttefikleriyle kurduğu koalisyon suretiyle, buradaki insanî yardımların düzenlenmesinde vuku bulacak muhtemel birtakım göç hadiseleri karşısında ne yapılacağı, nasıl yapılacağı konusundaki konular yıllardır tartışılmış ve tartışalagelmektedir. O bakımdan, kamuoyundan bir şey kaçırmanın mümkün olmadığı, hadisenin tamamen insanî amaçlı ve Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde, muhtemel bir faciaya karşı yapılabileceklerle ilgili olduğu gerçeğini bir defa daha ifade etmek istiyorum. Ancak, Meclis Başkanlık Divanımızın, bu konunun, bir hukukî tartışma konusu yapılabileceği hususundaki yaklaşımı, her zaman değerlendirmesi mümkündür. Fakat, burada, netice olarak gerek Keşif Güç'te gerekse Çekiç Güç'te; netice itibariyle, bu güce, Türkiye'nin de dahil olması itibariyle, uçuşlarda bizim de dahlimiz olması itibariyle, belli oranlarda bizim de askerimizin Kuzey Irak'a girip çıkmak gibi birtakım durumlarla karşılaştığı noktasından hareketle, Anayasamızın 92 nci maddesiyle ilgili durumun, bu çerçevede değerlendirilmesinde yarar görmekteyim.
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Millî Savunma Bakanı Sayın Turhan Tayan'a teşekkür ediyorum.
MURAT BAŞESGİOĞLU (kastamonu) - Sayın Başkan, izin verir misiniz?
BAŞKAN - Buyurun.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Sayın Sungurlu'nun ifade ettiği konu gerçekten hayatî bir konudur; ama Sayın Bakanın malumatlarında, bu konuda tam, doyurucu bir husus olmadı. Bunu, bugün yahut önümüzdeki Başkanlık Divanı toplantılarında yüksek Başkanlık tekrar tezekkür ederse, Yüce Genel Kurulun aydınlanması açısından fayda mülahaza ediyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başesgioğlu.
Şu anda, Hükümet tarafından gönderilmiş olan Kuzeyden Keşif Harekâtının görev süresinin 30 Haziran 1997 tarihinden itibaren altı ay süreyle uzatılmasına ilişkin tezkereyi görüşüyoruz ve bu görüşmeler bitmek üzere. Görüşmeler tamamlandıktan sonra, ben, tezkereyi Yüce Meclisin onayına sunacağım. Tezkeredeki istek ne ise kabul edenler o isteğe uymuş olacaklar, reddedenler o isteği reddetmiş olacaklar.
Daha önceki birleşimlerde meydana gelmiş olan bir anlaşamama konumu varsa, bu tezkere üzerinden onu çözmemiz mümkün değil; çünkü, daha önceki usul tartışmasının üzerinden altı aylık bir süre geçmiş. Şu anda, bir fiilî durum var; altı aydan bu yana uygulanan bir harekât ve o harekâtla ilgili, Hükümet tarafından kullanılan bir yetki var; onun süresi de bitmek üzere. İşte, biz, bugünkü tezkereyle, harekâtla ilgili yeni bir süre koymuş oluyoruz; Hükümete de, o süre içerisinde kullanılmak üzere, sınırları belirlenmiş yetkiyi tanımış oluyoruz. Ben, olayı, böyle değerlendiriyorum; ama, konu, bugünkü tezkereyle ilgili, bugünkü tezkerenin açığa kavuşturulması ve oylanıp oylanamayacağıyla ilgili bir usul tartışması açılması ise, onu ayrıca değerlendiririz.
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Sungurlu, buyurun.
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) - Sayın Başkan, herhalde iyi izah edemedim. İzninizle şöyle ifade edeyim: Tabiî, öteki hadise zuhur etti. Şimdi, Parlamento, Hükümete altı ay süreyle yetki veriyor; yani, yetki verdi. Hükümet ne yapacağını bilmiyordu; işte, şu sınırlar içerisinde hareket etme yetkisi veriyor.
Parlamento “Kuzeyden Keşif Harekâtı” diye bir kuvvet oluşturmadı, haberimiz yok; yani, öyle bir şeye, altı ay süreyle yetki de vermedik. Şimdi, huzurlarımıza, hiç bilmediğimiz bir “Kuzeyden Keşif Harekâtı” geliyor ve altı ay süreyle bizden süre uzatımı isteniyor. Böyle bir şeye biz süre vermedik; yani, bizim, Parlamentoda, böyle bir kararımız yok. Hükümet “Kuzeyden Keşif Harekâtı” diye yeni bir oluşum yaptıysa, onu da bilmiyoruz. Şimdi, yapmadığımız, Parlamentodan yetkisi alınmamış bir şeye, yeniden, altı ay süreyle yetki uzatımı isteniyor. Geçen celse bir hata oldu; bu celse yeni bir hata olacak.
Bunu arz etmek istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sungurlu.
Sizin konuşmanızdan sonra, Sayın Bakan, Hükümet adına, biraz önceki açıklamaları yaptılar. Benim anladığım kadarıyla, açıklamalarında, onbirinci defa uzatılan, harekâtla ilgili sürenin, daha önceki Çekiç Güç Harekâtının devamıyla ilgili süre olduğunu söylediler. Burada, bir isim değişikliği... O isim değişikliğine neden gerek görmüşler, ne zaman böyle bir isimlendirme yapılmış; onu bilmiyorum...
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) - Ama, Sayın Başkan, geçen defa, Parlamentoya Hükümet tezkeresi geldi ve Çekiç Güç'ün süresinin bittiği ve kaldırıldığı bildirildi. Şimdi, kaldırıldığı bildirilen bir şeyin, bugün, süresinin uzatılması talep ediliyor.
Ben, bir yanlışlığa meydan verilmesin diye bunları açıkladım; takdir Başkanlık Divanınındır.
Arz ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sungurlu.
Biraz önce de ifade ettiğim gibi, Hükümet tarafından gönderilmiş olan tezkereyi, görüşmeler bittikten sonra, tekrar okutup bilgilerinize sunacağım. O bilgiler çerçevesinde, değerli arkadaşlarımız oylarını belirleyeceklerdir.
MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Keçeciler, bir isteğiniz mi var?
MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Sayın Bakan, ismimi de zikrederek, konuşmamın bir bölümünü -benim kastettiğim manada anlamamışlar- değişik bir biçimde, kürsüden ifade ettiler; izniniz olursa, tavzih etmek istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Keçeciler, sataşmadan dolayı söz almanıza ihtiyaç yok; Sayın Bakanın konuşmasından sonra, son söz milletvekilinin kuralı gereğince, sizin söz hakkınız var.
MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Söz istiyorum efendim.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Keçeciler. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Keçeciler, size 10 dakika söz hakkı tanıyorum.
MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Sayın Başkanım, o kadar süre kullanmayacağım; sadece, bir hususu, Sayın Bakanın dikkatine sunacağım.
Değerli milletvekilleri, konuşmamın bir bölümünde İsrail ile yapılan anlaşmaları kastettim. Sayın Bakan, bizim Hükümetimiz döneminde İsrail ile yapılan bir teknik sözleşmeyi gündeme getirdiler. Halbuki, Anayasanın 90 ıncı maddesi gayet açık; 90 ıncı maddede deniliyor ki: “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.”
Bunun haricinde “ekonomik, ticarî ve teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan sözleşmeler bu hükmün dışındadır” deniliyor.
Dolayısıyla, bakın, elimde Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti arasında serbest ticaret anlaşması var. Bu, buraya geldi, Yüce Meclisten onaylandı. Bunu, buraya gönderen kim; Refahyol Hükümeti. Gerçi şimdi gündemden kalktı; ama, elinizde Meclis gündemi varsa, bunun 60 ıncı sırasında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İsrail Devleti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı var. Benim kastettiğim, İsrail ile iki anlaşma imzaladınız keyfiyeti budur; yoksa, süresi bir yılı geçmeyen ve Meclise onaylanmak üzere gönderilmeyen teknik sözleşmeler değildir.
Biz, İsrail ile Türkiye'nin ilişkilerinin normalleştirilmesini her zaman savunuruz. Bu ilişkiler normalleştirilsin; ama, bu ilişkiler normalleştirilirken, dikkat ederseniz ve Sayın Bakan konuşmamın zaptına da bakarsa, ifrat ile tefrit arasında gidip gelmeyelim dedim; yani, ilişkilerimizi on yıl maslahatgüzar seviyesinde götürmüşüz, büyükelçi seviyesine 1991'den sonra çıkmışız. İyi, böyle bir müddet devam etsin. Birdenbire, böyle can ciğer kuzu sarması olup, peşpeşe anlaşmalar imzalayıp, ortak askerî manevralar yapacak seviyeye gelmiş olmamız yanlıştır dedim. Kastım budur.
Hepinize saygılar sunarım. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Konya Milletvekili Sayın Mehmet Keçeciler'e teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, 25 Haziran 1997 tarihli tezkereyi tekrar okutup, oylarınıza sunacağım.
Tezkereyi tekrar okutuyorum:
25.6.1997
Körfez savaşı sonrasında alınan Irak ile ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının hedeflerine ve ruhuna uygun olarak ve Irak'ın toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesine özen göstererek, Amerika Birleşik Devletleri hava unsurlarıyla İngiltere hava unsurlarının katılımıyla, Türkiye tarafından belirlenen ilke ve kurallara bağlı olarak ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25 Aralık 1996 tarihli ve 477 sayılı Kararıyla Hükümete verdiği yetki çerçevesinde yürürlüğe konulan ve “Kuzeyden Keşif Harekâtı” olarak adlandırılan sadece keşif ve gerektiğinde önleme uçuşlarıyla sınırlı hava harekâtının görev süresinin 30 Haziran 1997 tarihinden itibaren altı ay süre ile uzatılmasına; 477 sayılı Kararda belirtilen hususlarda bütün kararları almaya Bakanlar Kurulunun yetkili kılınması için Anayasanın 92 nci maddesine göre izin verilmesini arz ederim.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
Başbakan
BAŞKAN - Tezkereyi tekrar okuttum.
Şimdi, oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
Bu kısmın, 1 inci, 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü sıralarında yer alan işlerle ilgili olarak, Hükümetin, İçtüzüğün 78 inci maddesine göre talebi bulunmadığından, bu işleri görüşemiyoruz.
1. - Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin; Sendikalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 30 Arkadaşının, Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının ve İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7 Arkadaşının Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/693, 2/405, 2/448, 2/629)(S. Sayısı : 300) (1) (Devam)
BAŞKAN - Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin; Sendikalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 30 Arkadaşının, Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının ve İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7 Arkadaşının Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.
Uyum kanunları çerçevesinde hazırladığımız bu teklifin tümü üzerindeki görüşmeleri geçen birleşimde tamamlamıştık; şimdi, maddelerine geçilmesinin oylamasını yapacağız.
Sendikalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifinin maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 1. - 5.5.1983 tarihli ve 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 33 üncü maddesinin birinci fıkrasının 6 ncı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“6. Üyelerinin meslekî eğitim, bilgi ve tecrübelerini yükseltmek için çalışmak; teknik ve meslekî eğitim tesisleri kurmak,”
BAŞKAN - Madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Emin Kul konuşmaktan vazgeçtiklerini belirttiler.
Demokratik Sol Parti Grubu adına söz isteyen Sayın Hikmet Sami Türk de vazgeçtiklerini belirttiler.
Kocaeli Milletvekili Sayın Yurdagül söz istemişler; o da vazgeçmiş bulunuyor.
1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - Sendikalar Kanununun 37 nci maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış; ikinci ve dördüncü fıkraları, ikinci ve üçüncü fıkra olarak aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Sendika ve konfederasyonlar, amaçları dışında faaliyette bulunamazlar. Siyasî partilerin ad, amblem, rumuz veya işaretlerini kullanamazlar.
Mahallî idareler ve