DÖNEM : 20 CİLT : 27 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
98 inci Birleşim
27 . 5 . 1997 Salı
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1. - İstanbul Milletvekili Bülent H. Tanla'nın, kamuoyunun güncel siyasî konular ile Parlamentoya bakışına ilişkin gündem dışı konuşması
2. -İçel Milletvekili M. İstemihan Talay'ın, buğday taban fiyatlarının belirlenmesi ve çiftçilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
3. -Sakarya Milletvekili Ersin Taranoğlu'nun, Kafkasya'nın Abhazya bölgesindeki son duruma ilişkin gündem dışı konuşması
B)TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. -Fransa ve Hollanda'ya gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e, dönüşüne kadar, TBMM Başkanı Mustafa Kalemli'nin vekâlet edeceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/811)
2. -Çek Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Sabri Tekir'e, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/812)
3.-Fransa'ya gidecek olan Devlet Bakanı H. Ufuk Söylemez'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/813)
4.-Sıvas Milletvekili Mahmut Işık'ın, Suşehri Adıyla Bir İl Kurulmasına Dair Kanun Teklifinin (2/396) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/189)
5. -Bolu Milletvekili Avni Akyol'un, Bir İlçe ve Düzce İlinin Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/504) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/190)
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.-Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin ve 22 arkadaşının, yüksek öğrenim için yurt dışına gönderilen öğrencilerle ilgili yolsuzluk iddialarını araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/191)
D) ÇEŞİTLİ İŞLER
1.-Susurluk'ta meydana gelen kaza olayının ve arkasındaki ilişkilerin aydınlığa kavuşturulması amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonu raporuna ilişkin Bolu Milletvekili Avni Akyol ve arkadaşlarının önergesine göre yeni bir komisyon oluşturulmasının, İçtüzüğün açık hükümleri gereği mümkün olmadığına dair Başkanlık açıklaması
IV.-ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. -(10/25) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşme günü ile (10/89, 110, 124, 125 ve 126) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 301 sıra sayılı raporunun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
V. -GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) GÖRÜŞMELER
1.-Ankara Milletvekili Eşref Erdem ve 23 arkadaşı, Batman Milletvekili Ataullah Hamidi ve 22 arkadaşı, İçel Milletvekili Oya Araslı ve 20 arkadaşı, İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 23 arkadaşı ile İstanbul Milletvekili Mehmet Cevdet Selvi ve 21 arkadaşının, yasa dışı örgütlerin devletle olan bağlantıları ile Susurluk'ta meydana gelen kaza olayının ve arkasındaki ilişkilerin aydınlığa kavuşturulması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/89, 110, 124, 125 ve 126) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S. Sayısı :301)
VI. -SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt'ün, Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın kendisine sataşması nedeniyle konuşması
VII. -SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. -Tekirdağ Milletvekili Enis Sülün'ün, Tekirdağ İli Hayrabolu-Malkara ve Hayrabolu -Şalgamlı yollarına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan'ın yazılı cevabı (7/2506)
2.-Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül'ün, Emniyet Genel Müdürlüğüne yapılan atamaya ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/2515)
3. -İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, belediyelere yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı M. Ziyattin Tokar'ın yazılı cevabı (7/2519)
4. -İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, belediyelere yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan'ın yazılı cevabı (7/2521)
5.-Sıvas Milletvekili Mahmut Işık'ın, Emniyet Genel Müdür Vekiline ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı MeralAkşener'in yazılı cevabı (7/2538)
6.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, SSK dispanser ve hastanelerinde görev yapan sağlık personelinin mesai saatlerine uymadıkları iddiasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı cevabı (7/2546)
7. -Kırklareli Milletvekili Cemal Özbilen'in, Kırklareli İline bağlı belediyelere yapılacak yardımlara ve Ergene Nehrinin kirlenmesine ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı M. Ziyattin Tokar'ın yazılı cevabı (7/2550)
8.-İstanbul Milletvekili BülentAkarcalı'nın, özel bir kongrede alınan bazı kararlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nevzat Ercan'ın yazılı cevabı (7/2557)
9.-Tekirdağ Milletvekili BayramFırat Dayanıklı'nın, Tekirdağ -Çorlu -Havuzlar Mahallesinin sosyal konut inşaatına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan'ın yazılı cevabı (7/2606)
10.-Tekirdağ Milletvekili BayramFırat Dayanıklı'nın, vatandaşlığa kabul edilmemiş soydaşlarımızın çocuklarının eğitim sorunlarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam'ın yazılı cevabı (7/2607)
11.-Çorum Milletvekili Ali HaydarŞahin'in;
-Ankara -Saray Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde bakılan çocuk-özürlü sayısına ve ilaç bedellerine,
-SHÇEK'daki personel değişikliğine ve görevli iki müfettiş hakkında işlem yapılıp yapılmadığına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Sacit Günbey'in yazılı cevabı (7/2611, 7/2612)
12.-Denizli Milletvekili Hilmi Develi'nin, Denizli-Yenicekent-Ertuğrul -Cindere arasındaki yolun asfalt yapımı ve Güney -Parmaksızlar yolu onarımına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Bekir Aksoy'un yazılı cevabı (7/2621)
13.-İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, tarihi camilerin bahçe ve avlularının kullanımına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nevzat Ercan'ın yazılı cevabı (7/2630)
14.-Balıkesir Milletvekili Hüsnü Sıvalıoğlu'nun;
-Büyük Menderes Millî Parkında çıkan yangına,
İstanbul Milletvekili BülentAkarcalı'nın;
-Büyük Menderes Millî Parkına,
Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu'nun;
-Büyük Menderes Millî Parkına,
İlişkin soruları ve Orman Bakanı M. Halit Dağlı'nın yazılı cevabı (7/2637, 2649, 2661)
15.-Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan
Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünde
boş bulunan kadrolara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı
Bekir Aksoy'un yazılı cevabı (7/2683)
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.
Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın, Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesinin ivedilikle harekete geçirilmesine ilişkin gündem dışı bir konuşma yaptı.
Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin'in, sözleşmeli personele verilecek zamma ilişkin gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Lütfü Esengün,
Kırıkkale Milletvekili Recep Mızrak'ın, Hükümetin tarım politikasına ilişkin gündem dışı konuşmasına da Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci,
Cevap verdiler.
TPAO adlı petrol tankerinde meydana gelen yangın faciasının nedenleri ve itfaiye teşkilatının sorunları ile boğazlar ve Marmara Denizinde uluslararası seyir yapan gemilerin oluşturduğu tehlikelerin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/162, 163, 164, 175) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Türkiye ile Yunanistan arasında Parlamentolar arası dostluk grubunun kurulmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi ile,
Devlet Bakanı Abdullah Gül'ün, Türkiye -Türkmenistan Karma Ekonomik Komisyonu 1 inci Dönem Toplantısına katılmak ve görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 30 Mart -3 Nisan 1997 tarihleri arasında Türkmenistan'a yaptığı resmî ziyarete Adana Milletvekili Orhan Kavuncu ile Manisa Milletvekili BülentArınç'ın da iştirak etmelerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi,
Kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının :
1 inci sırasında bulunan 23,
2 nci sırasında bulunan 132,
3 üncü sırasında bulunan 164,
4 üncü sırasında bulunan 168,
Sıra sayılı kanun tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon temsilcileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.
5 inci sırasında bulunan, Refah Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül'ün; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve İki Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/616) (S. Sayısı :226)
Alınan karar gereğince, yasa dışı örgütlerin devletle olan bağlantıları ile Susurluk'ta meydana gelen kaza olayının ve arkasındaki ilişkilerin aydınlığa kavuşturulması konusundaki Meclis Araştırması Komisyonu Raporuyla diğer denetim konularını görüşmek için, 27 Mayıs 1997 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 19.02'de son verildi.
Ünal Yaşar Mustafa Baş
Gaziantep İstanbul
Kâtip Üye Kâtip Üye
1.-İzmir Milletvekili Hakan Tartan'ın; 2108 Sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının 1 inci Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi (2/810) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :22.5.1997)
2.-Çankırı Milletvekili AhmetUyanık ve 10 Arkadaşının; 31.8.1956 Tarihli ve 6831 Sayılı Orman Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun teklifi (2/811) (Tarım, Orman ve Köyişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :22.5.1997)
3.-İstanbul Milletvekili Sedat Aloğlu ve 7 Arkadaşının; Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/812) (Dışişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :23.5.1997)
4.-Ankara Milletvekili Hikmet Uluğbay'ın; 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/813) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe ve Adalet komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :26.5.1997)
5.-Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay ile Edirne Milletvekili Evren Bulut'un; Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/814) (Plan ve Bütçe ve Tarım, Orman ve Köyişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :26.5.1997)
1.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, Flash TV'ye yapılan saldırıya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2791) (Başkanlığa geliş tarihi :21.5.1997)
2.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, iki itirafçıya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2792) (Başkanlığa geliş tarihi :21.5.1997)
3.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan müsteşar ve genel müdür sayılarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2793) (Başkanlığa geliş tarihi :21.5.1997)
4.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, Yüksekova çetesi olarak bilinen çetenin elemanı olduğu iddia edilen bir itirafçıya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2794) (Başkanlığa geliş tarihi :21.5.1997)
5.-Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın, Nevşehir'e bağlı bazı köylerde kansere yol açarak birçok kişinin ölümüne neden olan bir maddeye karşı önlem alınıp alınmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2795) (Başkanlığa geliş tarihi :22.5.1997)
6.-İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş'ın, polis memuru sınavlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2796) (Başkanlığa geliş tarihi :22.5.1997)
7.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2797) (Başkanlığa geliş tarihi :22.5.1997)
8.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, Millî Gençlik Vakfı'nın denetimine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2798) (Başkanlığa geliş tarihi :22.5.1997)
9.-Giresun Milletvekili Rasim Zaimoğlu'nun, uluslararası islamcı bir örgütün üyesi olduğu iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2799) (Başkanlığa geliş tarihi :22.5.1997)
10. -Aydın Milletvekili Yüksel Yalova'nın, 2495 sayılı kanun kapsamı dışında kalan özel güvenlik firmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2800) (Başkanlığa geliş tarihi :22.5.1997)
11.-Manisa Milletvekili Tevfik Diker'in, Mahallî İdarelere 1997 Mayıs ayında ödenek çıkarılıp çıkarılmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2801) (Başkanlığa geliş tarihi :22.5.1997)
12.-Balıkesir Milletvekili Hüsnü Sıvalıoğlu'nun, DSİ'den alacaklı olduğu iddia edilen firmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2802) (Başkanlığa geliş tarihi :22.5.1997)
13.-Manisa Milletvekili Hasan Gülay'ın, Bakanlar Kurulu toplantılarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2803) (Başkanlığa geliş tarihi :23.5.1997)
14. -Ordu Milletvekili Şükrü Yürür'ün, Başbakanlık Baş Müşavirliği görevinde bulunan bir şahsın özel firmada yönetici olduğu iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2804) (Başkanlığa geliş tarihi :23.5.1997)
15.- İstanbul Milletvekili BülentAkarcalı'nın, Kalyon Plastik A.Ş.'de yetkili olduğu iddia edilen bir bürokrata ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/2805) (Başkanlığa geliş tarihi :23.5.1997)
16.-İstanbul Milletvekili BülentAkarcalı'nın, TEKEL2000 sigarasının dış satımında yolsuzluk yapıldığı iddiasına ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2806) (Başkanlığa geliş tarihi :23.5.1997)
17.-Niğde Milletvekili Akın Gönen'in, doğal gaz, elektrik ve su paralarının tahsilinde uygulanan gecikme zammına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2807) (Başkanlığa geliş tarihi :23.5.1997)
18.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, personel atamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2808) (Başkanlığa geliş tarihi :23.5.1997)
19.-İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş'ın, 14 üncü Aspendos Opera ve Bale Festivali'ne tanıtma fonundan yardım yapılıp yapılmadığına ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/2809) (Başkanlığa geliş tarihi :23.5.1997)
1.-Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin ve 22 arkadaşının, yüksek öğrenim için yurt dışına gönderilen öğrencilerle ilgili yolsuzluk iddialarını araştırmak amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/191) (Başkanlığa geliş tarihi :22.5.1997)
1. -İzmir Milletvekili Sabri Ergül, Şırnak
Valisinin İl Esnaf Kefalet Kooperatifi seçimlerinde
partizanlık yaptığı iddiasına
ilişkin İçişleri Bakanına yönelttiği
yazılı soru önergesini 26.5.1997 tarihinde
geri almıştır. (7/2788)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç milletvekili arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1. - İstanbul Milletvekili Bülent H. Tanla'nın, kamuoyunun güncel siyasî konular ile Parlamentoya bakışına ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Gündemdışı ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Tanla'nın.
Sayın Tanla, kamuoyunun, güncel siyasî konular hakkındaki düşünceleriyle ilgili gündemdışı söz isteminde bulunmuştur.
Buyurun Sayın Tanla.
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
BÜLENT H. TANLA (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugünkü konuşmamı, kamuoyundan, halktan, seçmenlerimizden aldığım bilgi ve izlenimleri, siz sayın milletvekili arkadaşlarımla paylaşmak üzere yapıyorum; Genel Kurula saygılarımı sunuyorum.
Dikkatinize sunmak istediğim ilk nokta, kamuoyuyla, öncelikle, Parlamento gündemi arasında mesafenin gittikçe açılmakta olmasıdır.
Halktan, biz parlamenterlere şu yönde eleştiriler gelmektedir: "Seçilirken verdiğiniz sözlerin tersini yapıyorsunuz; vaat ettiklerinizin çok azını yerine getiriyorsunuz; Parlamentoda alınan kararlar, çıkan yasalar toplumun istek ve ihtiyaçlarını karşılamıyor ve Meclis, gündemi ve çalışmalarıyla halkın derdine deva olamıyor."
Kamuoyunun, Meclis çalışmalarına bakışı da maalesef olumlu değil. Halk, oy verdiği partilere bile güven duymuyor. Kamuoyu araştırmalarının en büyük partisi, şu anda, kararsızlardan oluşuyor. Halk, oy verecek parti ve lider arayışı içerisinde. Bu gerçekler, toplumun siyasî haritası ile Meclisteki siyasî dağılım arasında kısa sürede ciddî farklılıklar ortaya doğduğunu göstermektedir. Kamuoyunun bakışı her an üzerimizdedir. Halkın teşvik ve desteğinden uzakta çalışmamız olanaksızdır. Kamuoyunun Parlamentoya güveni ise, kritik noktaların çok altına düşmüştür. Kamuoyunun güven göstergeleri ise, tehlike sinyalleri vermektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; cumhuriyet tarihimizin en kaygı ve kuşku dolu günlerini Refahyol İktidarında yaşıyoruz. Kaygı ve kuşkunun nedeni, açık ve basittir. Öyle görünüyor ki, Refah Partisi, düzeni değiştirmek için iktidar olmadı; parti sorumluları ve Hükümet üyelerinin söz ve hareketleri, düzen yerine, rejimi değiştirmek istediklerini göstermektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; halkın Parlamentoya güvensizliğinin, büyük ölçüde, Sayın Tansu Çiller'den de kaynaklandığını görmekteyiz. Refah Partisiyle aynı masaya bile oturmayacağını söyleyerek oy alan kendisidir. Halk, artık merkez sağdan umudunu kesmiştir; artık bu politik çizgiden herhangi bir çözüm beklememektedir.
Bu bölümde, siyasetin rayına oturması çabalarına ışık tutacak bir gözlemimi ve bir de önerimi sunuyorum: Son zamanlarda, İngiltere, Fransa ve İran'da yapılan seçim sonuçlarına baktığımızda, sosyal yapısı ve gelenekleri bizden oldukça farklı olan bu ülkelerdeki gelişmelerden çıkaracağımız evrensel nitelikte dersler olduğunu görmekteyiz.
Bu ülkelerde, seçmenler, uzun süredir işbaşında bulunan iktidarlara karşı sosyal tepkilerini "artık yeter" diyerek göstermişler; daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük için değişimden ve yeni bir yaşam biçiminden yana oylarını kullanmışlardır. Artık, Türk Halkı da, siyaset ve siyasetçilere karşı daha dikkatlidir; demokratik tepkilerini göstermek üzere daha duyarlıdır.
Türkiye'de, ondört yıldır kesintisiz bir biçimde süren sağ iktidarların ülkeyi getirdikleri nokta dikkate alındığında, demokrasiye yürekten bağlı ve sağduyulu Türk seçmeni de, evrensel nitelikteki bu tür bir uyarıda bulunmak zamanı geldiğini düşünmektedir.
Teknik bir hazırlıkla, Seçim Kanununda temsilde adalet ve yönetimde istikrarı temin ederek, bugünkü siyasî yapıdan daha karmaşık bir tablo çıkmaması için yalın ve net iki değişiklik yapıldıktan sonra, erken seçime gitmeyi öneriyorum. Öncelikle, göçler nedeniyle önemli bir biçimde değişikliğe uğramış olan nüfus yapısı ve seçmen kütüklerinin altyapısının oluşturularak, sağlıklı bir nüfus tespiti çalışmasının süratle gerçekleştirilmesi gerekir. Seçim Yasasında da, ülke barajının yüzde 10'dan yüzde 5'e düşürülerek, seçim ittifaklarına, güç birliğine imkân veren düzenlemelerin yapılmasının önemli olduğuna inanıyorum. Bu değişikliklerle, bir yandan, ülke barajı aşağı çekilerek farklı görüşlere Parlamentoda temsil imkânı tanınmış, öte yandan da seçim öncesi ittifaklar yasallaştırılarak, istikrarlı ve uyum içinde, hedefleri açıkça belirlenmiş hükümetlerin kurulabileceği güvencesi seçmenlere verilmiş olur.
Cumhuriyet devrimlerine ve devrimlerin özü olan laikliğe, daha çok demokrasiye, ancak ve ancak, sol milletvekillerinin güçbirliğiyle sahip çıkabiliriz. Artık, Türk Halkı, solu, parçalanmış bir yapı yerine, güçbirliği içinde ve yenilenmiş bir biçimde, tek başına iktidarda görmek istemektedir...
BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, kürsüdeki arkadaşımızı hep birlikte dinlemek durumundayız; özel sohbetlerinizi lütfen dışarıda yapın.
Gündemdışı konuşmada konu, milletvekili tarafından tespit edilir. O konunun çerçevesini de hatip kendisi koyacaktır; ama, burada sükûnetle dinlemek durumundayız. Cevap verilecek bir husus varsa, Hükümet cevabını verir.
Sayın Tanla, konuşmanızı tamamlayın efendim; buyurun.
BÜLENT H. TANLA (Devamla) - Cumhuriyet devrimlerine ve devrimlerin özü olan laikliğe, daha çok demokrasiye, ancak ve ancak sol milletvekilerinin güç birliğiyle sahip çıkabiliriz. Artık, Türk Halkı, solu, parçalanmış bir yapı yerine, güç birliği içinde ve yenilenmiş bir biçimde, tek başına iktidarda görmek istemektedir. İnanıyorum ki, halk, solu tek başına iktidara getirecektir. Parlamento içinde ve dışında güç birliği ve bütünlük içinde hareket etmemiz gerekiyor, çabalarımızın bu amaca yönelik olması gerekmektedir; halkın, sol milletvekillerinden beklentisi de bu yöndedir.
Konuşmama son verirken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, size de çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Hükümet sıralarında herhangi bir bakan bulunmadığına göre, gündemdışı konuşmayı cevaplayan olmayacak demektir.
2. -İçel Milletvekili M. İstemihan Talay'ın, buğday taban fiyatlarının belirlenmesi ve çiftçilerin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Gündemdışı ikinci konuşma, İçel Milletvekili Sayın İstemihan Talay tarafından yapılacaktır.
Sayın Talay, buğday fiyatlarının belirlenmesi ve çiftçilerin sorunlarıyla ilgili söz isteminde bulunmuştur.
Konuşma süreniz 5 dakikadır Sayın Talay; buyurun.
M. İSTEMİHAN TALAY (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımda ve hayvancılıkta çöküntü ve fakirleşme süreci devam etmektedir. Son yıllarda görev yapan hükümetler -Erbakan Hükümeti de dahil olmak üzere- köylüyü, çiftçiyi ihmal etmişler ve çiftçilerimiz bu yanlış politikalar sonucunda perişan olmuşlardır.
Demokratik Sol Parti, ülkede yaşanan sosyal, ekonomik ve kültürel sorunların çözümü için, kalkınmanın köylüden başlaması gerektiğini savunmaktadır. Hükümet, maalesef, bu doğrultuda bir çalışma içinde görünmemektedir.
Çukurova'da, Adana, Tarsus, Mersin, Antalya ve Ege kıyılarımızda arpa ve buğday hasadı başlamıştır. Ne yazık ki, Hükümet, hâlâ, hububat alım fiyatlarını açıklamamıştır. Bildiğiniz gibi, bu bölgelerde mahsul erken yetişir ve fiyatın açıklanmasının geciktiği her gün, çiftçiyi, aracıya mahkûm eder. Dolayısıyla, alım fiyatının derhal açıklanması şarttır.
İki yıldır, Toprak Mahsulleri Ofisi, piyasaya ya hiç girmeyerek ya da sınırlı ölçüde girerek çiftçiyi kaderiyle başbaşa bırakmıştır. Bu yıl içinde, ne Hükümetin ne de Ofisin, hububat alımı için kaynak hazırlığı vardır. Ofise kaynak sağlanması, derhal piyasaya girmesi ve alımların peşin yapılması zorunludur. Aksi takdirde, hububat üreten çiftçilerimizin, aracıların insafına teslim edileceği açıktır.
Hububat alım fiyatı belirlenirken, kalitenin yanı sıra, bir de, sübjektif bir değerlendirme olarak, dekar başına verim hesabı dikkate alınmaktadır. Örneğin, Çukurova'da ve sulu arazide, bu rakam, 500 kilogram olarak varsayılmaktadır. Fakat, çok soğuk geçen bir kıştan sonra ve aniden bastıran sıcak havalar sonucunda, ekinler hastalanmıştır; sarıpas hastalığı, verimi, dekar başına, şimdi, 300 kilograma düşürmüştür. Tarsus ve Çukurova'da, verimin, dekara 300 kilogram olarak hesaplanması ve alım fiyatının da buna göre belirlenmesi gerekmektedir.
Buğday üreticilerimiz, tohumluk buğdaylarının da yetersizliğinden yakınmaktadırlar. Tohum ıslahı ve yeni tür tohumların çiftçilerimize temini, son yıllarda, maalesef, ihmal edilmiştir. Çeşitli hastalıkların sık sık görülmesinin ve buğday üretiminde verim düşüklüğünün bir önemli nedeni de budur. Tarım Bakanlığının bu konuda da etkili önlemler alması gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buğday üreticilerimiz ve gübre kullanan tüm çiftçilerimiz, gübre sübvansiyonunun, beş veya altı ay geçmesine rağmen, iade edilmemesinden yakınmaktadırlar. Çiftçinin borcuna faiz üzerine faiz bindiren İktidar, çiftçinin alacağını, hiçbir faiz ödemeden aylarca elinde tutmaktadır. Bu, hem büyük bir adaletsizlik yaratmakta hem de çiftçinin borç yükünün artmasına yol açmaktadır.
Tarsus Ziraat Odasının yaptığı hesaplara göre, buğdayın 1 kilogramının üretim maliyeti 40 bin liranın üzerindedir. Dolayısıyla, Hükümeti, buğday üreticilerinin bu maliyetini dikkate alan ve emeklerini de katarak yüksek bir taban fiyatı vermeye, Toprak Mahsulleri Ofisinin alımlarını etkili bir şekilde ve peşin olarak yapmasını sağlamaya, gübre sübvansiyonlarını gecikmeden ödemeye davet ediyor; Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı konuşan birinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Bülent Tanla'ya; ikinci konuşmacı, İçel Milletvekili İstemihan Talay'a teşekkür ediyorum.
3. -Sakarya Milletvekili Ersin Taranoğlu'nun, Kafkasya'nın Abhazya bölgesindeki son duruma ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Gündemdışı son söz, Sakarya Milletvekili Ersin Taranoğlu'nun.
Taranoğlu, Abhazya'da son durumla ilgili söz isteminde bulunmuştur. (ANAP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır Sayın Taranoğlu.
ERSİN TARANOĞLU (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Gerek devletimiz gerek coğrafyamız açısından, üç bölge vardır ki, buralardaki gelişmeler hem devletimizi hem coğrafyamızı direkt ilgilendirmektedir. Bu üç ağırlık, siklet merkezi, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'dur. Son yüz yıllık tarihimiz içerisindeki gelişmeler ve bugün geldiğimiz nokta da, bu üç bölgeyi, Türk Devletinin geleceği açısından, yakından ilgilendirmektedir. Bu bölgelerdeki gerek içgüvenlik gerek dışgüvenlikle ilgili gerekse ekonomik, siyasî, sosyal bütün gelişmeler direkt ve endirekt olarak devletimizi ve burada yaşayan vatandaşlarımız olarak bizleri ilgilendirmektedir. İşte, bu cümleden olmak üzere, Kafkas bölgesinde yaşayan grupların, halkların problemleri, sorunları, komşularımızın Türkiye'de yaşayan akrabaları olarak bizleri de ilgilendirmektedir.
Bugün, söz aldığım konu, Kafkasya'nın Abhazya bölgesindeki Abhazlarla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi arz etmek, Hükümeti bu konuda uyarmaktır.
1992 yılında biten Gürcistan-Abhazya Savaşının üzerinden dört yılı aşkın bir zaman geçmiştir. Barış görüşmeleri başlamış ve devam etmektedir. Ne yazık ki, Abhazya'daki gerçek durum bu yargıyı doğrulamamaktadır. Abhazya ile Gürcistan arasında imzalanan çeşitli anlaşmalarla, Abhazya'nın da taraf olarak masaya oturduğu hepimizce malumdur. Bu anlaşmalarda, Abhazya'nın ve Gürcistan'ın yanı sıra, Birleşmiş Milletlerin ve Rusya'nın da gözlemci olarak imzaları söz konusudur.
Abhazya Cumhuriyeti, bugüne kadar tanınmamasına rağmen, de facto olarak mevcuttur; ancak, bu durum, Abhazya'nın dış dünyada kendisini temsil etmesi bakımından ve savunması bakımından yeterli değildir.
Bugün, Abhazya'da, gündeme getirmek istediğim, birtakım sıkıntılar vardır. Bunları sırasıyla arz etmek gerekirse, birinci olarak, bir ekonomik ambargo söz konusudur. Abhazya Cumhuriyeti ekonomik olarak, dünyadan ve komşularından tamamıyla tecrit edilmiş vaziyettedir. Bunun sonucu olarak, Abhazya, kendi ürettiği ve üretebileceği yeraltı ve yerüstü hiçbir zenginliğini, ekonomik kaynağını dışarıya gönderme imkânına sahip olamamaktadır. Bugün, Abhazya, en önemli geçim kaynağı olan narenciye ürününü, hemen bitişiğindeki Soçi pazarlarına dahi indirmekten uzaktır; bu ekonomik ambargonun sonucunda da Abhazya Halkı hayatî ehemmiyeti haiz olan hiçbir gıdayı, ilacı ve giyim eşyasını dışarıdan getirememektedir.
Abhazya Halkının, şu anda, ölümcül bir hastalığa yakalanmış olsa bile, kara, hava, denizyoluyla ülke dışına çıkması mümkün gözükmemektedir. Abhazya Cumhuriyetine ait limanlar ambargo altındadır. Bu durumda ise, Abhazya, bütün ulaşım yollarının askerî kontrol altında bulunduğunu dikkate alırsak, dış dünyadan tecrit edilmiş vaziyettedir.
Abhazya'da, bugün, dış dünyayla hiçbir iletişim söz konusu değildir; telefon, telgraf, mektup gibi iletişim araçlarından yararlanma imkânı söz konusu değildir. Gerek seyahat özgürlüğü gerekse uluslararası insanî örgütlerin yardımlarından yararlanamayan Abhazya, bugün, büyük sıkıntı içerisindedir.
Başlangıçta bu ambargonun, bir Çeçen savaşı nedeniyle geçici olarak sınırlardaki sızmaları önlemek için konulduğu, Rusya Federasyonu yöneticilerince kamuoyuna sunulmuş olmasına rağmen, Çeçen savaşı da bitmiş olmasına karşın, hâlâ ambargonun devam ediyor olması, Abhazları, dolayısıyla, onların buradaki akrabaları, dostları, yakınları olan bizleri üzmektedir.
Abhazya, anlaşmalarda taraf olarak kabul edildiği halde, söz konusu kararlar alınırken, hiçbir zaman, Abhazya Cumhuriyetine danışılmamış ve toplantılara davet edilmemiştir. Daha sonra bu gelişmeler üzerine, Abhazya'nın Geçripş bölgesinde halkın yoğun katılımıyla gerçekleşen mitingde bu düşünceler dile getirilmiş, Abhazya'ya karşı bir yeni savaşın önlenmesi ve ambargonun kaldırılması işlenmiştir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Taranoğlu, konuşmanızı tamamlayın efendim.
ERSİN TARANOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum efendim.
Bu anlamda kaleme alınan bildiriler, Bağımsız Devletler Topluluğunun Devlet Başkanlarına, Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinin yöneticilerine, Rusya Federasyonunun yöneticilerine ve parti liderlerine gönderilmiştir; ancak, bütün bu samimî ve haklı istekler göz önüne alınmadığı gibi, 14-15 Nisan 1997 tarihinde, Rostov santralından Abhazya'ya gelen telefon bağlantılarının tamamı kesilmiştir. Böylece, Abhazya Halkı ve yöneticilerinin dış dünyayla olan bütün haberleşme hakları dahi ellerinden alınmıştır.
Görülüyor ki, Abhazya Halkı ve yönetimi her yönden acımasız bir şekilde sıkıştırılarak açlığa ve yalnızlığa mahkûm edilmek istenmektedir; bununla da amaç, açıkça görüleceği üzere, Abhazya Halkını zor durumda bırakarak, iradesi ve isteği dışında, yaşamsal haklarını ortadan kaldıran bir anlaşmaya zorlamak ve icbar etmektir. Bunun insan haklarına, devletler hukuku ilkelerine, taraflar arasındaki sözleşmelere, hak ve adalet duygularına ne kadar uygun olacağı hususunu takdirlerinize bırakıyor, Abhazya Halkının onurlu yaşamını sürdürmek için olağanüstü bir güç sarf etmekte olduğunu ve bu çabalarında onlara yardımcı olmak üzere, onlara nefes aldırabilecek bir dost eline ihtiyaçları olduğunu ifade ediyor, bu konuda bütün kuruluşları ve devletimizi göreve davet ediyor, Dışişleri Bakanlığının gündeminin hastane mutfak ziyaretlerinin önüne Abhazya'yı alması dileklerimle, hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sakarya Milletvekili Sayın Ersin Taranoğlu'na teşekkür ediyorum.
Cumhurbaşkanlığı tezkereleri vardır; okutuyorum:
B)TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. -Fransa ve Hollanda'ya gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e, dönüşüne kadar, TBMM Başkanı Mustafa Kalemli'nin vekâlet edeceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/811)
23 Mayıs 1997
NATO-Rusya Federasyonu Anlaşmasının imzalanması dolayısıyla 26-27 Mayıs 1997 tarihlerinde Paris'te düzenlenecek Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesine; Marshall Planının 50 nci Yıldönümü vesilesiyle 28 Mayıs 1997 tarihinde de Hollanda'da düzenlenecek törenlere katılmak üzere Fransa ve Hollanda'yı ziyaret edeceğimden, dönüşüme kadar Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 106 ncı maddesi uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Doç. Dr. Mustafa Kalemli vekâlet edecektir.
Bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
2. -Çek Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Sabri Tekir'e, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/812)
23 Mayıs 1997
Görüşmelerde bulunmak üzere, 25 Mayıs 1997 tarihinde Çek Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Prof. Dr. Sabri Tekir'in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
3.-Fransa'ya gidecek olan Devlet Bakanı H. Ufuk Söylemez'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/813)
23 Mayıs 1997
İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) Bakanlar Konseyi Toplantısına katılmak üzere, 25 Mayıs 1997 tarihinde Fransa'ya gidecek olan Devlet Bakanı H. Ufuk Söylemez'in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Bir Meclis araştırması önergesi vardır; şimdi, bu önergeyi okutuyorum:
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.-Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin ve 22 arkadaşının, yüksek öğrenim için yurt dışına gönderilen öğrencilerle ilgili yolsuzluk iddialarını araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/191)
2547 sayılı YÖK Kanununun yürürlüğe girmesiyle birlikte, hızla büyümeye ve Anadolu'ya yayılmaya başlayan üniversitelerimizin öğretim üyesi ihtiyacının karşılanması kaçınılmaz bir olgu haline gelmiştir.
Bilindiği gibi, gerek Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında gerekse de 2547 ve 3837 sayılı Kanunların ilgili maddeleri uyarınca, belirli kontenjan dahilinde, yurt dışında öğretim üyesi yetiştirme esası benimsenmiştir. Bu yolla, üniversitelerimizin var olan öğretim üyesi eksiği tamamlanmaktadır. Yukarıdaki temel nedenlerden dolayı, halihazırda Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, çeşitli ülkelerin üniversitelerine yüksek lisans ve doktora öğrenimi görmek için YÖK tarafından 1817 öğrenci, Millî Eğitim Bakanlığı kanalıyla da 1224 öğrenci yurt dışında eğitim görmektedir.
YÖK'ün ve yurtdışına öğrenci gönderen bakanlıklar ve diğer kamu kuruluşlarının yaptırdıkları araştırmalar sonucunda, yurt dışında eğitim gören bu öğrencilerimizin Türkiye Cumhuriyeti Devletine maaliyetleri, ortalama olarak yılda kişi başına 22 bin ABD Dolarıdır. Toplam olarak bakıldığında, tüm öğrencilerimizin yıllık maaliyeti 40,6 milyon ABD Dolarıdır.
Ne var ki, 1996 ve 1997 yılları içerisinde tarafımıza ulaşan bilgi ve belgelerden, bu öğrencilerimiz üzerinden bazı kişi, kuruluş ve konsorsiyumların büyük miktarda haksız kazanç sağladıkları tespit edilmiştir.
Bu cümleden yola çıkarak, sahte ve ikili faturalar kullanılarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti açıkça soyulmaktadır. Yaklaşık 17-18 ülkeye gönderilen öğrencilerimizin üzerinden, YÖK gibi şemsiye bir üst kuruluş olmasına rağmen, çeşitli aracılar, kendilerine konsorsiyum süsü verenler, yurtiçi ve dışı bazı kuruluşların oynadıkları rol ve sahte evrak düzenlemeleriyle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin âdeta soyulduğu görülmektedir. Ayrıca, YÖK ve ilgili millî kuruluşlarca da gönderilen bu öğrenciler üzerinde yapılan araştırma ve soruşturmalarda, Türkiye Cumhuriyet Devletinin temel ilkelerine ve çağdaş yapısına uymayan öğrenci davranışlarının da gözlendiği saptanmıştır.
Sonuç olarak:
1. Yurtdışına gönderilen öğrencilerin, gönderilme aşamasındaki sınavları ve gönderilenlerin niteliği,
2. Yurt dışındaki öğrencilerin oradaki üniversitelere ödediği öğrenim masraflarının, öğrenciye imzalatılan düşük miktarlı asıl faturaları ile bu öğrencilerin Türkiye Cumhuriyetinde bağlı bulunduğu üniversite ve kuruluşlara sahte olarak düzenlenerek gönderilen yüksek miktarlı faturaların tümünün araştırılmasıyla bu tür ikili sahte fatura yolsuzluklarının saptanması,
3. Bu ödemelerde yapılan yolsuzlukların niteliği ve boyutlarının araştırılması,
4. Yurtdışına öğrenci göndermesi gereken ve aslî görevi bu olan YÖK gibi bir kuruluş varken, sponsorluk ve konsorsiyum tercihinin nedenlerinin araştırılması, varsa ihalelerinin incelenmesi,
5. Yurt dışında öğrenim gören bu öğrencilerin başarı ve başarısızlık durumlarının, Türkiye'deki seçimleri başta olmak üzere, baştan sona irdelenmesi konuları, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin menfaatlarını korumak açısından çok büyük önem taşımaktadır.
Tüm bu temel belirtilerin yanıtlanması, olayın tüm boyutlarıyla araştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Böyle bir araştırmanın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılması, ülkenin açıkça soyulmasını engelleyecektir.
Bu nedenle, Anayasının 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.
1. Necdet Tekin (Kırklareli)
2. Hikmet Sami Türk (Trabzon)
3. Atilla Mutman (İzmir)
4. Necati Albay (Eskişehir)
5. Mehmet Tahir Köse (İstanbul)
6. Abdullah Turan Bilge (Konya)
7. Ziya Aktaş (İstanbul)
8. İbrahim Yavuz Bildik (Adana)
9. Fikret Uzunhasan (Muğla)
10. Fevzi Aytekin (Tekirdağ)
11. Hasan Gemici (Zonguldak)
12. Abdulbaki Gökçel (İçel)
13. Hasan Gülay (Manisa)
14. Ali Günay (Hatay)
15. Cihan Yazar (Manisa)
16. Mustafa İlimen (Edirne)
17. Aydın Tümen (Ankara)
18. Bayram Fırat Dayanıklı (Tekirdağ)
19. Teoman Akgür (Sakarya)
20. Şükrü Sina Gürel (İzmir)
21. Ahmet Piriştina (izmir)
22. Zekeriya Temizel (İstanbul)
23. Metin Şahin (Antalya)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında yapılacaktır.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. -(10/25) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşme günü ile (10/89, 110, 124, 125 ve 126) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 301 sıra sayılı raporunun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
No: 71 Tarih: 27.5.1997
Gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 6 ncı sırasında yer alan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da boşaltılan yerleşim birimleri konusundaki (10/25) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin 3.6.1997 Salı günkü birleşimde yapılmasının ve 27.5.1997 Salı günkü birleşimde görüşülecek olan, yasadışı örgütlerin devletle olan bağlantıları ile Susurluk'ta meydana gelen kaza olayının ve arkasındaki ilişkilerin aydınlığa kavuşturulması konusundaki (10/89, 110, 124, 125 ve 126) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 301 sıra sayılı raporunun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması, Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Hasan Korkmazcan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Vekili
Salih Kapusuz Cumhur Ersümer
RP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili
Mehmet Gözlükaya H. Hüsamettin Özkan
DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş, doğrudan gündeme alınma önergeleri vardır; 2 adet olan önergeleri, ayrı ayrı okutup işleme koyacağım ve oylarınıza sunacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
B)TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
4.-Sıvas Milletvekili Mahmut Işık'ın, Suşehri Adıyla Bir İl Kurulmasına Dair Kanun Teklifinin (2/396) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/189)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
(2/396) esas numaralı Suşehri Adıyla Bir İl Kurulmasına Dair Kanun Teklifimin, İçtüzüğün 37 nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınması hususunda gereğini arz ederim.
Saygılarımla.
Mahmut Işık
Sıvas
MAHMUT IŞIK (Sıvas) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Önerge üzerinde, Sayın Işık söz istiyor.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
MAHMUT IŞIK (Sıvas) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Suşehri İlçesi, merkez ve köyleriyle birlikte, yalnızca seçmen listesine kayıtlı 25 816 seçmeni olan, Kelkit Vadisinde kurulu, geçimini, genelde, tarım ve hayvancılıktan sağlayan, Sıvas İliyle arası Kızıldağ ile kesilmiş, Sıvas'a 180-200 kilometre uzaklıkta şirin bir ilçemizdir. Akıncılar, Gölova, Koyulhisar ve Mesudiye İlçelerine çok yakın olan bu ilçemiz, il olduğunda, bu ilçelerle birlikte, kalkınmaya gerçekten aday yörelerimizden biridir.
Suşehri, il olmaya, aşağıdaki gerekçelerle layıktır ve il olmayı da hak etmiş görünmektedir.
1. Suşehri'nin il olmasına, devletin cumhurbaşkanından başbakanına ve özellikle, bütün partilerin tüm milletvekili adayları ve genel başkanları söz vermişlerdir. Verilen sözler yerine getirilmediğinden, devlete olan güveni sağlamak için Suşehri'nin il olması şarttır.
2. Sıvas, Türkiye'nin ikinci derecede büyük ilidir. Suşehri, Sıvas'a uzak olması ve devlet yetkililerinin her fırsatta il olma sözü vermeleri nedeniyle, psikolojik olarak Sıvas'tan ayrılmış gibidir.
3. Sıvas'ın büyük olması nedeniyle, Sıvas yöresini, önemli ölçüde, anarşi ve terör zorlamaktadır. Bölgelerarası politik farklılıklar da, arada gezdirilen dedikodular da, anarşi ve teröre dolaylı yönden prim vermekte ve bu kadar geniş alana ve farklı yapıda olan ilçelere tek vali ve mevcut yöneticiler yetmemektedir.
4. Suşehri, il olduğunda çok daha süratli kalkınacaktır. Böylece, hem devletin yol gösterici ve teşvik edici öncülüğünde Suşehri'ne bağlanacak yöre halkının yeni gelişmelere ve yatırımlara yönelmesi gerçekleşecek hem de yıllardır Suşehri ve yöresinde süren göç sorununa kesin çözüm bulunmuş olacaktır.
Ayrıca, 1995 seçimlerinden önce, otuzun üzerinde il yapılacağı haberi üzerine, Suşehri'nden geçen Tokat-Erzincan karayolu trafiğe kapatılarak -ben de dahil- hiçbir partinin milletvekili adayı Suşehri'ne bir gün, iki gün süreyle sokulmamıştır. Bu ilçenin il olmaması durumunda, üzülerek ifade ediyorum, yine hiçbirimizi bu ilçeye sokmayacaklardır. Suşehri'ne ya yetkililer il olma sözü vermeyeceklerdi ya da verilen sözünün gereği yerine getirilecekti.
Suşehri halkı, devlete karşı saygılı bir halktır; ama, samimiyetle söylüyorum ki, verilen sözler karşısında, bu değerli yöre halkının sabrı taşmıştır.
Suşehri halkı adına hepinize teşekkür ediyor, Suşehri'nin il olması için değerli oylarınızı esirgememenizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.
EKREM ERDEM (İstanbul) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Önerge üzerinde, bir milletvekili arkadaşımızın da konuşabilme hakkı bulunuyor.
İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır Sayın Erdem.
EKREM ERDEM (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suşehri'nin il yapılmasıyla ilgili kanun teklifinin doğrudan gündeme alınması üzerinde söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Suşehri, şu andaki genel yapısına bakıldığı zaman, fiilen bir il durumundadır; resmîleşmesi kalmıştır. Suşehri'nin civarında bulunan, Suşehri de dahil olmak üzere, 6 ilçe, 2 belde, 30 mahalle ve 300'e yakın köyde oturanların tamamı, Suşehri'nin il olmasında ittifak halindedir ve yöredeki belediyelerin hemen hepsi, il olması noktasında, belediye meclisi kararı almışlardır.
Çok partili döneme geçildiği günden bugüne Suşehri'nden yolu geçen her siyasî, Suşehri'nin il olması noktasında söz vermiş; ama, bu söz, bugüne kadar hayata geçirilememiştir.
Suşehri, benden önce değerli fikirlerini ifade eden Sıvas Milletvekili Mahmut Işık Beyin de ifade ettiği gibi, Sıvas'a oldukça uzaktır. Bugün, Suşehri'nden Sıvas'a gitmekten İstanbul'a gitmek daha kolay olduğu için, bu yöredeki insanlar İstanbul'a gitmeyi tercih etmişlerdir. Türkiye'nin en çok göç veren illerinden bir tanesi Sıvas'tır; Sıvas'ta en çok göç veren yöre ise, Suşehri'nin içerisinde bulunduğu Kelkit Vadisidir. Suşehri, gerek coğrafî konumu bakımından gerekse iklim yapısı bakımından Sıvas'tan oldukça ayrıcalıklı bir özellik taşır; bundan dolayı da il olmalıdır.
Yine, Suşehri, Karadeniz'i İç Anadolu'ya bağlayan, Asya'yı Avrupa'ya bağlayan, ulaşımın oldukça yoğun olduğu bir noktada bulunuyor.
Ben, Suşehri'nin il olması noktasında destek vereceğinizi umuyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - İstanbul Milletvekili Sayın Ekrem Erdem'e teşekkür ediyorum.
TAHSİN IRMAK (Sıvas) - Sayın Başkan, bu önergeye Sıvas Milletvekili olarak ben de katılıyorum.
BAŞKAN - Önergeye katılıp katılmadığınızı, şimdi, oylamada soracağım zaten, tespit edeceğiz; bütün Sıvas milletvekilleri katılıyor herhalde.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Şimdi, ikinci gündeme alınma önergesini okutuyorum:
5.-Bolu Milletvekili Avni Akyol'un, Bir İlçe ve Düzce İlinin Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/504) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/190)
Tarafımca hazırlanarak 18.10.1996 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan (2/504) esas numaralı "Kaynaşlı" adı ile bir ilçe ve "Düzce" adı ile bir il kurulmasına ilişkin" kanun teklifim, 22.10.1996 tarihinde sevk edildiği Plan ve Bütçe ve İçişleri Komisyonlarında görüşme yapılmadan bugüne kadar bekletilmektedir.
Teklifimin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre, doğrudan doğruya gündeme alınmasını Yüce Meclisin takdirlerine arz ederim.
Saygılarımla.
Avni Akyol
Bolu
AVNİ AKYOL (Bolu) - Sayın Başkan, önerge sahibi olarak söz istiyorum.
BAŞKAN - Önerge sahibi söz istiyor.
Buyurun Sayın Akyol. (ANAP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır Sayın Akyol.
AVNİ AKYOL (Bolu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hatırlanacağı gibi, geçen hafta bugün -yani, 20 Mayıs 1997 tarihinde- görüşülmesi gereken, 15 Mayıs 1992 tarihinde verdiğim ve sonra, 17 Ekim 1996 tarihinde yenilediğim, Kaynaşlı adı ile bir ilçe kurulması ve bu ilçenin, Düzce adıyla bir il kurulması ve buna bağlanması konusuna ilişkin kanun teklifimin gündeme alınıp alınmaması, o günkü gensoru sebebiyle, yine hatırlayacağınız gibi, Meclis Başkanımız Sayın Mustafa Kalemli'nin teklifi, yönlendirmesi ve tavsiyesiyle bugüne ertelenmişti. Bu maksatla söz almış ve huzurunuza çıkmış bulunuyorum; Yüce Meclisi, tümünüzü, en içten duygularımla, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, 127 yıllık bir ilçe olan Düzce'nin il olma isteği, il olma özlemi 40-45 yıl öncesine dayanmaktadır. İsteklere verilen ilk olumlu cevap ise, cumhuriyet tarihimizde, devlet ve siyaset hayatımızın Başbakanı olarak ilk ve tek demokrasi şehidi Adnan Menderes'e aittir. Menderes'ten sonra ise, Düzce'nin il olması ve il olacağı konusunda söz vermeyen, hatta hatta, bu konuda kendiliğinden Düzce'nin il olmaya layık olduğunu söylemeyen, tekrarlamayan hiçbir lider ve hatta hiçbir siyasetçi yoktur.
Bugün, açıklıkla ve kesinlikle belirtmek istiyorum ki, il çapında ve il düzeyinde, Düzce'nin il olması ve Bolu İlinden ayrılması konusunda hiçbir sorun, hiçbir sıkıntı, hiçbir problem, hiçbir engel de yoktur. Hatta, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan partilerin ve dışında olan partilerin tümünde, Düzce'nin il olması konusunda tam bir mutabakat vardır. O kadar ki -daha sevindirici olan bir husus- Bolu'daki bütün ilçeler ve bu ilçelerdeki bütün halk tarafından da bu görüş, artık, bir an önce olsun, bu iş bitsin şekline dönüşmüştür. Bu gerçeği belirtmek istiyorum, paylaşmak istiyorum sizlerle.
Özellikle, ayrıca belirtmek ve hatırlatmak istiyorum ki, hangi hükümet döneminde olursa olsun, hangi parti olursa olsun, bundan sonra yapılacak ilk iller grubu veya paketi içinde, Düzce, mutlaka bulunacaktır, kesinlikle bulunacaktır; çünkü, o sözler verilmiştir. Hatta, Düzce'nin, il yapılacak ilçeler arasında -zaman dolayısıyla burada arz edemeyeceğim- bazı yeni ve çok önemli stratejik durum ve özelliklerinden dolayı, sıralamada ilk üç sırayı alma ihtimali ve gereği yüksektir, şansı yüksektir.
Bu genel durumdan, özellikler ve gerçeklerden dolayı, daha fazla gecikilmemesi için, kanun teklifimin doğrudan gündeme alınmasının kabulünü istirham ediyor, takdirlerinize arz ediyor, saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teklif sahibi Sayın Avni Akyol'a teşekkür ediyorum.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) - Bolu milletvekilleri destekliyor Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde iki milletvekili arkadaşımızın söz istemleri vardır.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Necmi Hoşver'in de var Sayın Başkan.
BAŞKAN - Bu konuda, İçtüzük hükümlerine göre, ancak bir arkadaşımıza söz verme imkânım oluyor.
Söz istem sırasına göre, şimdi, Bolu Milletvekili Sayın Mustafa Karslıoğlu; buyurun. (Alkışlar)
Sayın Karslıoğlu, konuşma süreniz 5 dakikadır.
MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bolu Milletvekili Sayın Avni Akyol'un "Kaynaşlı" adıyla bir ilçe kurulması ve Düzce'nin il olması hakkında vermiş olduğu yasa teklifinin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınma önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, gerçekten, 1950'li yıllardan beri, bütün devlet adamları, siyaset adamları, Düzce'ye il olma sözü vermiştir. Bugün, objektif değerleri ortaya koyacak olursak, ve 67 ilden sonra, çeşitli nedenlerle il yapmış olduğumuz ilçeleri de bir araya koyacak olursak, Düzce'yi il yapmak için vereceğimiz karar ne kadarın olumlu, ne kadar objektif bir karar olduğunu göreceğiz.
Biliyorsunuz, ülkemiz, geçen haziranda, İstanbul'da, II. Habitat Toplantısını yaptı; çok da başarılı bir toplantı oldu. Amaç neydi; sağlıklı, yaşanılabilir bir çevre. Bugün, gerçekten, İstanbulumuz, birçok Avrupa ülkesinden büyük bir konumdadır, yükü artık taşıyamamaktadır ve Sakarya'yı da içine alan bir metropol haline gelmiştir. İstanbul'a yakın olan -gerek otoyolların ve gerek karayollarının ortasında- Düzce, gelişmekte olan sanayinin kaçınılmaz bir sürecine girmiştir. Bu bakımdan, bu sanayinin daha sağlıklı gelişebilmesi için, Düzce'nin il olması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Ben Akçakoca doğumluyum; Düzce'de yerleştim, uzun yıllar Düzce'de kaldım ve Bolu'da da 19 yıl hekim olarak görev yaptım. Bugün, bir ilden bir ilçeye gideceksiniz ve o ilçeyi geçeceksiniz, dört ilçeye daha gideceksiniz; işte bu ilçe Düzce'dir. Bolu'dan Düzce'ye geleceksiniz, Düzce'yi geçeceksiniz ve dört ilçeye gideceksiniz... Böyle bir şey olamaz!.. Bu da, Düzce'nin il olmasını gerekli hale getirmiştir.
Ayrıca, Düzce hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum: Düzce, Batı Karadeniz Bölgesinde, Ankara-İstanbul otoyolunun tam ortasında, kuzey-güney arasında 37 kilometre, doğu-batı arasında 30 kilometre olan, 1 065 kilometrekarelik bir alana sahiptir; 120 rakımlı ve bir ova şeklinde olup, etrafı dağlarla çevrilidir. Tabiî ki, burada -hepiniz biliyorsunuz- iklimine değinmiyorum.
1990 nüfus sayımına göre, Düzce, merkezde 61 bin nüfusa sahip. Bugün -elimde Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamları da var- bu rakam 100 bindir; o zaman, 156 bin nüfusunun olduğu yazılıyor; ama, burada, bir gazetemizde, Devlet İstatistik Enstitüsünün yapmış olduğu bir araştırmaya göre, bugün, Düzce'nin, köyleriyle beraber 200 bin nüfusu olduğu belirtiliyor. Nüfus yoğunluğu, 1990 yılına göre 147; zannediyorum, şimdi de 200 civarında; çünkü, Düzce, ayrıca, çok göç alan bir bölge olup, göç oranı Türkiye ortalamasının iki katıdır.
Düzce'de, son yıllarda, bildiğiniz gibi, 4 yeni ilçe oluşturulmuş. Bunlar, Gölyaka, Çilimli, Cumayeri ve Gümüşova. Şimdi, biz, bir de Kaynaşlı diye bir ilçe öneriyoruz.
Düzce'ye bağlanabilecek olan Akçakoca ve Yığılca ilçeleri, coğrafî konumları, ekonomileri ve sosyal yapılarıyla, Düzce'yle bir bütünlük teşkil etmektedir.
Düzce, köy sayısı ve gelişmiş beldeleriyle, yeni ilçeler çıkarabilecek durumdadır; ki, burada, şimdi, biz, Kaynaşlı'yı öneriyoruz.
Düzce'de, gerçek ve tüzel kişilerin işlettiği 3 bin adet orman ürünleri tesislerinde, yaklaşık 25 bin kişi çalışmaktadır. Bu tesislerde, kaplama, parke, kereste, sunta ve mobilya üretilmektedir. Bundan başka, 70 adet av tüfeği imalathanesinde 2 bin civarında işçi çalışmaktadır.
Ayrıca, geçenlerde, Japonya, Güney Kore ve İhlas Holding işbirliğiyle Türkiye'de son yıllarda yapılan en büyük yatırımlardan KİA Otomotiv Sanayiinin temeli de Düzce sınırları içerisinde atılmıştır; en kısa zamanda da hizmete girecektir.
Bundan başka, daha birçok tarım ürünleri üretimi vardır.
Düzce'de, ayrıca, eğitim de çok önemli bir aşamaya gelmiştir. Biliyorsunuz, büyük şehirlerimizde artık üniversite kampusları şehir dışına kurulmaktadır. Düzce'de, şu anda, çok güzel, fiilî bir üniversite kampusu vardır. Ben, Sayın Maliye Bakanımıza bütçe görüşmelerinde dedim ki: Burayı bir pilot bölge haline alamaz mısınız veya burası, Dünya Bankası...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Karslıoğlu, konuşmanızı tamamlayın efendim.
MUSTAFA KARSLIOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.
Düzce'yi uzun uzun anlatmak için daha çok zaman lazım; ama, ben kısaca diyorum ki: Bugün, Düzce'de tarım var, turizm var, eğitim ve kültür var, sanayi var ve Düzce, Türkiye genelinde, objektif kriterlerde -ki, bu, Devlet Planlama Teşkilatı, İçişleri Bakanlığı ve İçişleri Komisyonunun değerlendirmelerinde- şu an il olmayı hak etmiş tek ilçedir.
Bu önergeye olumlu oy vereceğinizi düşünüyor, hepinize teşekkür ediyor ve saygılar sunuyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önerge üzerinde konuşan Bolu Milletvekili Sayın Mustafa Karslıoğlu'na teşekkür ediyorum.
NECMİ HOŞVER (Bolu) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Hoşver, bir isteminiz mi var efendim?
NECMİ HOŞVER (Bolu) - Sayın Başkan, Avni Bey önerge sahibi olarak söz istemişti; ben de söz istiyorum.
BAŞKAN - Efendim, önerge üzerinde söz istekleri fazla sayıda; Sayın Feti Görür iki kez yazılı olarak söz isteminde bulunmuş, Sayın Abbas İnceayan oradan sürekli işaret ediyor. Sizin söz istediğinizi Sayın Kamer Genç de ifade ettiler. Aslında, bu önergede benim de imzam var, ben de konuşmak isterdim; ama, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre, ancak bir milletvekili arkadaşımıza söz verebiliyoruz; ama, hepinizin oyunu alma imkânımız var.
NECMİ HOŞVER (Bolu) - Önergeye ben de katılıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir; önerge, doğrudan gündeme alınmış bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.
A) GÖRÜŞMELER
1.-Ankara Milletvekili Eşref Erdem ve 23 arkadaşı, Batman Milletvekili Ataullah Hamidi ve 22 arkadaşı, İçel Milletvekili Oya Araslı ve 20 arkadaşı, İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 23 arkadaşı ile İstanbul Milletvekili Mehmet Cevdet Selvi ve 21 arkadaşının, yasadışı örgütlerin devletle olan bağlantıları ile Susurluk'ta meydana gelen kaza olayının ve arkasındaki ilişkilerin aydınlığa kavuşturulması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/89, 110, 124, 125 ve 126) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S. Sayısı :301) (1)
BAŞKAN - Genel Kurulun, 20 Mayıs 1997 tarihli, 95 inci Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısımda yer alan, Ankara Milletvekili Eşref Erdem ve 23 arkadaşı, Batman Milletvekili Ataullah Hamidi ve 22 arkadaşı, İçel Milletvekili Oya Araslı ve 20 arkadaşı, İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 23 arkadaşı ile İstanbul Milletvekili Mehmet Cevdet Selvi ve 21 arkadaşının, yasadışı örgütlerin devletle olan bağlantıları ile Susurluk'ta meydana gelen kaza olayının ve arkasındaki ilişkilerin aydınlığa kavuşturulması amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri üzerine kurulan (10/89, 110, 124, 125 ve 126) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki genel görüşmeye başlıyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.
İçtüzüğümüze göre, Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz hakkı, Meclis araştırması önergeleri sahiplerine aittir. Daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre, siyasî parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir. Ayrıca, istemleri halinde, Komisyon ve Hükümete de söz verilecek; bu suretle, Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış olacaktır.
Konuşma süreleri; önerge sahipleri ve şahıslar için 10'ar dakika, Komisyon için 20 dakika, Hükümet ve siyasî parti grupları içinse, daha önce alınan karar uyarınca, 30'ar dakikadır.
Komisyon raporu 301 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Rapor üzerinde söz isteyen sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum; şu ana kadar Başkanlığımıza ulaşan söz istemleri şunlardır: Önerge sahiplerinden Ankara Milletvekili Eşref Erdem; gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İçel Milletvekili Fikri Sağlar söz istemiş bulunmaktadırlar.
Sırasıyla, önerge sahiplerinden görüşmelere başlıyoruz.
Ankara Milletvekili Sayın Eşref Erdem; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, bir hususu arz edebilir miyim?
BAŞKAN - Buyurun efendim.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Eşref Erdem Bey, hem kendi ve arkadaşları adına verdiği önergede hem de Oya Araslı ve arkadaşları adına verilen önergede söz alacaktır; yani, iki önerge adına iki 10 dakikayı kullanacaktır.
BAŞKAN - İki 10 dakikayı kullanacak; o zaman, Sayın Erdem'in konuşma süresi 20 dakika.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) - Sayın Başkan, raporun okunup okunmaması hususunu oylamadınız.
BAŞKAN - Raporun daha önce bastırılıp dağıtıldığını, okunmasına gerek olmadığını tespit ettiğimizi ifade ettim efendim.
Buyurun Sayın Erdem.
EŞREF ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; (10/89, 110, 124, 125 ve 126) esas numaralı Susurluk Komisyonunun hazırladığı rapor üzerinde, önerge sahipleri adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir olayın ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bütün gruplarımızın -aşağı yukarı- mutabakatı ve Türkiye'yi derinden yaralayan böyle bir olay karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisimizin takındığı tavır, bence takdire şayandır. Bunu, burada, huzurunuzda, şükranla ifade etmek istiyorum. Olayın üzerine, anında, elbirliğiyle gidilmiştir; bir komisyon oluşturulmuştur. Bu Komisyona ve üyelerine de, ayrıca, huzurunuzda, yaptığı bu değerli ve yorucu çalışma için, ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, izin verirseniz, bir süre önce verdiğimiz önergeden bir bölüm okumak ve önergemizi de anımsatmak istiyorum. O zaman verdiğimiz önergemizin bir bölümünde şöyle diyoruz: "Yazılı ve görsel basın organlarında yer alan haber ve görüntüler, teşhir edilen silahlar, işlenen cinayetler, planlandığı iddia edilen eylemler, kamu görevlileri ve politikacı adlarının da, ima yoluyla dahi olsa, söz konusu edilmesi tüyler ürperticidir. Mafya, çek-senet tahsilatı, uyuşturucu bağlantıları, işlenen cinayetler, planlanan suikastlar, ortaya atılan politikacı ilişkilerine bakıldığında, sözü edilen suç odağının boyutunun çok daha büyük olduğu izlenimi doğmaktadır. Aysberg örneği, asıl ortaya çıkarılması gereken, suyun altında kalan büyük parçandır. Kamuoyunun ilgi ve dikkatinin de bu doğrultuda yoğunlaştığı anlaşılmaktadır.
Bugün ortaya çıkan olay, devletin benzer odaklarca kuşatıldığı, daha da ileri giderek, devlet kadrolarında yuvalandığı iddialarını pekiştirecek ipuçlarıyla doludur.
Demokrasi, kaba tanımıyla, halkın kendisini yönetmesidir. Temsilî demokrasilerde, bunu, seçilen, parlamento aracılığıyla yapar. Üzülerek ifade etmek gerekiyor ki, son yıllarda, demokrasinin temel kurumlarına, siyasete ve siyaset adamlarına güven zedelenmiştir. Bu nedenle, neredeyse bütün siyasî partiler ve siyaset adamları, elbirliği etmişçesine, ülkemizde bir temiz eller operasyonu gerekliliğini ifade etmişlerdir. Bu, bir anlamda, kamuoyu önünde hepimizin ortak taahhüdüdür."
Değerli arkadaşlarım, olay, 3 Kasım 1996'da vuku buldu. Olayın üzerinden, aşağı yukarı, 7 aya yakın bir süre geçmiştir.
Bu önergeyi, geçen yıl, haziran ayı içerisinde verdiğimizde, belki, kamuoyunda fazla yankı bulmamıştı; ama, 3 Kasım 1996 tarihinde Susurluk kazasından sonra ortaya çıkan tablo ve kamuoyunun önüne konulan fotoğraf, gerçekten, meselenin çok ciddî olduğunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bunu ciddiyetle ele alması ve hükümetlerin de bunun üzerine ciddiyetle gitmeleri gerektiğini açıkça ortaya koyuyordu.
Meselenin ayrıntısına çok girmiyorum. Çoğumuz, olayın ne olduğunu, kimin kimlerle ilişkisi olduğunu yakından biliyor. Meseleye biraz daha makro boyutta bakmaya çalışıyorum.
Hükümetler dedim... Değerli arkadaşlarım, bu Koalisyon Hükümeti kurulurken, Parlamentonun gündeminde, bugün koalisyonu oluşturan iki partinin, karşı partinin lideriyle ilgili olarak verdiği önergeler gündemdeydi ve bu Koalisyonun temelinde, ne yazık ki, bir şaibe yatmaktadır; bu Koalisyonun temelinde, muhalefetteyken birbirlerini acımasızca eleştirmelerine karşın, koalisyon ortaklığı söz konusu olduğunda birbirlerini aklama yarışına girmiş olmaları vardır ve ne yazık ki, bugünkü Koalisyon, bu aklama pazarlığının, anlayışının üzerine oturmuştur.
Bugün, bütün kamuoyu, aşağı yukarı Türkiye'deki bütün yurttaşlarımız, o tarihten bugüne kadar gözlerini Parlamentoya dikmişler ve Parlamentodan ne çıkacağına bakmaktadırlar. Başlangıçta, kamuoyunun büyük bölümü büyük umutlarla "galiba, bu kez Parlamento işi ciddîye alıyor, üzerine gidiyor ve gereğini yapacak" diye bir beklenti içerisine girmişti; ama, bugün bu raporun arkasından varılan nokta: Ne yazık ki, Parlamentonun, bu kez de, üstüne düşeni yapmayacağıdır veya en azından, koalisyonu oluşturan iki partinin temsilcilerinin anlayışı, bu beklentiyi boşa çıkaracak biçimdedir.
Türkiye kamuoyu, uzun süredir, çeşitli demokratik eylem biçimleriyle -mum yakarak, aydınlık için 1 dakika karanlık eylemi yaparak, tencerelere vurarak- bu taleplerini demokratik bir biçimde ortaya koymuştur, koymaktadır ve sonucu dikkatle izlemektedir.
Ne yazık ki, bu demokratik eylemler ortaya konulduğunda, bu Hükümetin temsilcileri "fasa fiso", "mum söndü oynuyorlar" veyahut "çakıl edebiyatı" gibi ifadelerle bu işi geçiştirmeye çalıştılar; mesele bu kadar basit değildir, bu kadar kolay değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyeleri olarak, burada, bizi seçenlere karşı sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmek durumunda olduğumuzu zannediyorum; ama, Türkiye'de kamuoyu, bunu böyle değerlendirenlere ve asıl o çakıl edebiyatına karşılık, Türkiye'den o çakılların Amerika Birleşik Devletlerine nasıl gittiğini soruyor; cevaplandırılması gereken sorulardan bir tanesi budur.
20 Eylül 1995 günü, genel seçimler öncesinde, Genel Başkanımızın ağzından, Türkiye'de devletin kuşatılmış olduğunu ifade ettik. Belki, bu ifade, o gün çok fazla yankı bulmamış olabilir; ama, bugün, Susurluk'tan sonra ortaya çıkan karanlık ilişkilere baktığımızda, görünen tablo, bırakın devletin kuşatılmışlığını, âdeta, devletin ele geçirilmiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Ülkenin çağdaşlaşması, demokratikleşmesi; devlet içerisinde yuvalanan ve himaye gördükleri açık olan bu çetelerin ortaya çıkarılması; karanlık ilişkilerin teşhiri; hukuk üstünlüğünün hâkim kılınması; kim, nerede ve hangi mevkide görev yapıyor olursa olsun, suç işleyenin cezalandırılması, bu Parlamento için, hepimiz için bir namus borcudur. Bu, bir başka açıdan da önemlidir; önergemizin bir bölümünde, ne yazık ki 12 Eylül sonrasında gelişen süreç içerisinde, Türkiye'de, siyasetin ve siyaset adamlarının, toplumda, giderek bir saygınlık erozyonuna uğradığını ifade etmiştim. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, bu konuda net bir tavır koyabilir, bu araştırma önergelerinin gereğini yerine getirebilir ve bu karanlık ilişkileri toplumun önüne koyabilirsek, bunların sorumlularını teşhir edebilirsek, bunların sorumlularını yargılama noktasına taşıyabilirsek, bence, bu Parlamento, siyasetin saygınlığı açısından da kendisine düşen görevi yerine getirmiş olabilir.
Ekleri hariç 300 sayfayı aşkın bir rapor ortaya çıkmıştır; ama, ne hazindir ki, rapora, Parlamentoda grubu bulunan üç muhalefet partisinin de temsilcileri muhalefet şerhleri koymuşlardır. Bu, ister istemez, akla birtakım soru işaretlerini getirmektedir. Bu Parlamento, elbirliğiyle bu sorunun araştırılmasını ve üzerine gidilmesini arzu etmiş olmasına rağmen, sonuçta, ortaya çıkan tablo karşısında, ortaya çıkan sonuç karşısında, eğer, mevcut üç muhalefet partisi de muhalefet şerhi koyuyorsa oturup üzerinde düşünmemiz gereken noktalardan bir tanesinin bu olduğunun altını çizmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, öyle görünüyor ki, Susurluk örtbas edilmeye çalışılıyor. Ne yazık ki, sözümün başında ifade ettiğim, kamuoyunun, Parlamentodan olumlu beklentilerinin yerine, zaman içerisinde, giderek, bir olumsuz hava esmeye başlamış ve bir süre sonra, gelişmelerin arkasından, kamuoyu "galiba, bu Susurluk'tan da bir şey çıkmayacak" demeye başlamıştır. Bu, aslında, bizim açımızdan son derece üzüntü verici bir iştir.
Devletin aradığı şahısların devletçe görevlendirilmeleri, yakalananların serbest bırakılmaları, en üst görevlerde bulunan yetkililerin talimatlarıyla hareket edilmesi, çetenin en üst düzeyde örgütlendiğinin açık bir göstergesidir.
Hiçbir şeye bakmasanız, yasalarımıza göre, o insanlara, hak etmeyenlere verilen yeşil pasaportları, tek başına, niçin ve hangi gerekçeyle verildiklerini araştırabilseydik, o yeşil pasaportları kimlerin verdiğini hiç değilse ortaya koyabilseydik, zannediyorum ki, bu karanlık ilişkilerin önemli bir bölümünü ortaya çıkarabilirdik ve bu karanlık ilişkilerin siyaset adamlarına dayanıp dayanmadığını tespit etmiş olurduk. Şimdi ortada bir soru işareti kalıyor.
Dünyanın hiçbir yerinde ve Türkiye'de de bu kadar karanlık ilişkiler, bu kadar arandığı halde piyasada elini kolunu sallayarak serbest dolaşanlar... Ömer Lütfü Topal öldürülmeden önce de kendisiyle ilgili bir arama kararının var olduğunu Komisyon çalışmaları sırasında öğreniyoruz ve ne hazindir ki, Ömer Lütfü Topal sağken ve aranıyorken, güvenlik güçleriyle çok sıkça İstanbul'da beraber olabilmektedir ve İstanbul'da elini kolunu sallaya sallaya dolaşabilmektedir. Bunlar üzüntü verici şeylerdir. Bunlar, sadece bir memurun, sadece bir bürokratın yapabileceği işler değildir. Arkasına siyasî gücü almayan hiçbir şebeke bu derece rahat davranamaz. Dolayısıyla, soruşturma, bence bu noktada da eksik kalmıştır.
Değerli arkadaşlarım, kimi niçin korumaya çalıştığınızı anlamakta güçlük çekiyorum veya -muhatap sormayayım- kimi, niçin ve hangi amaçla korumaya çalıştığınızı anlamakta güçlük çekiyorum. İktidarınızın ve Koalisyon Hükümetinizin, Türkiye'yi karşı karşıya getirdiği açmaz ortadadır. Keşke, Sayın Tansu Çiller ve Sayın Özer Çiller'i Susurluk Komisyonuna getirmemek için sarf edilen gayret, Susurluk olayındaki sırları çözmek için sarf edilebilseydi. (CHP sıralarından alkışlar) Dünyanın hiçbir yerinde, bir siyaset adamı "ben gelmiyorum" dememelidir, dememiştir. Daha geçenlerde, yakınlarda, Amerika Birleşik Devletlerinin Devlet Başkanı da, eşi de sorgulama komisyonlarının karşısında ifade vermişlerdir. Bence, bir siyaset adamıyla ilgili böyle bir iddia ortada dolaşıyor ise, o siyaset adamının yapması gereken şey, herkesten önce bu kürsüye çıkıp "benim dokunulmazlığımı kaldırın; kaldırın, ben aklanmak istiyorum" demesidir; doğrusu da budur. (CHP sıralarından alkışlar) Yoksa, şantajvari usullerle "ben çıkıp bir konuşma yaparsam, bu konuşma tarihî bir konuşma olur" demek, bu arkadaşlarımızı, bu tür konuşan insanları, siyaset adamlarını zan altında bırakmaya devam eder, üstündeki şüpheleri azaltmaz, aksine artırır.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, Türkiye bu noktaya kolay kolay gelmedi; 1980 öncesinde Türkiye'de, ne siyasî yelpaze böyleydi ne siyasî ahlak buydu ne de siyasî partilerdeki etik buydu. Önce, iğneyi biraz kendimize batırmamız lazım. 12 Eylül, Türkiye'de çok büyük tahribatlar yaptı; bunların bir bölümü aşılabilir şeylerdir, bir bölümü hazmedilebilir, zamanla unutulabilir şeylerdir; demokraside, temel hak ve özgürlüklerde, ekonomide büyük tahribatlar yapmıştır. Türkiye, demokratik açıdan çok büyük oranda, büyük zorluklarla, büyük mücadelelerle elde ettiği çok mevziyi kaybetmiştir; demokratik kazanımlarının büyük bir bölümünü kaybetmiştir; ancak, bütün bunlara rağmen, bir hükümet gelir, kısa, orta, uzun vadeli önlemlerle ekonomiyi de düzeltebilir, başka alanlarda da düzenleme yapabilir. Ama, 12 Eylül'ün yaptığı bir şey vardır ki, onun izlerini silmek çok zordur. Bence, yaptığı en büyük tahribat, bir toplumu, bir ülkeyi ayakta tutan ne kadar değer yargısı varsa, bu değer yargılarının o dönem ve onu izleyen dönemde erozyona uğratılmış olmasıdır, dejenere edilmiş olmasıdır. Türkiye'nin bugün karşı karşıya bulunduğu temel sorun, ülkemizi, ülkemizin yurttaşlarını, siyasetini, siyasî partilerini yeniden bu değer yargılarıyla donatmaktır.
Bu, zannedildiği gibi çok kolay bir iş değildir. Jean-Jacques Rousseau, yetişmekte olan bir çocuğu, bir beyaz kâğıda benzetir; doğan çocuk beyaz kâğıt gibidir, o beyaz kâğıdın üzerine ne işlerseniz, ortaya çıkan eser o olur. Toplumlar da böyledir; toplumlar, demokratik kazanımlarını, bazı mevzilerini, bazı değer yargılarını öyle çok kolay oluşturamazlar. Bizim gibi henüz demokrasi deneyimi çok az olan ülkelerde, çokpartili siyasî yaşamının yarım yüzyıla yaklaşan süreci içerisinde üç kere kesintiye uğramış olduğu bir ülkede, bu kazanımları elde etmek ve toplumu, yurttaşlarımızı, yurttaşlık bilinci içerisinde bu değerlerle donatmak gerçekten zor iştir ve ne yazıktır ki, 12 Eylül ve onu izleyen yıllarda kaybettiğimiz şey de budur; Türkiye olarak, şimdi bunu arıyoruz, Türkiye olarak, siyasî yelpazenin Türkiye'nin reel koşullarıyla bağdaşır olmasını ve reel koşullarıyla çakışır olmasını arıyoruz.
Tabiî, 12 Eylül'den sonra -yine dönüp dolaşıp söylüyorum- Türkiye'de siyaset kirletilmiştir, Türkiye'de siyaset ticarîleştirilmiştir. Bütün bu ilişkilere baktığımızda, bu ilişkiler için uygun ortam böylece oluşturulmuştur. Burada, elbette, sadece devleti bunlardan ayrı tutuyorum; "devlet" dediğim, hepimizin içinde yer aldığı koca aygıtı kastetmiyorum; ama, devletin içerisinde yuvalanan bu odaklar, bu çetelerle bu bağlar koparılmazsa, bu çeteler teşhir edilmezse, bu karanlık ilişkiler ortaya çıkmazsa, çıkarılmazsa, bunların sorumluları için gereği yapılamazsa, ne yazık ki, Türkiye, toplum olarak bu çürümeye devam edecek demektir.
12 Eylül ve onu izleyen dönemde bir başka şey yapılmıştır: Öyle anlaşılıyor ki, bütün bu çetelerin, güvenlik güçlerinden de destek aldığı açıktır, aşikârdır; çünkü, 12 Eylül sonrasında oluşturulan güvenlik güçlerinin büyük bölümü, ne yazık ki politize edilmiş ve âdeta, bir siyasî partinin, bir siyasî partinin ifade ettiği ideolojinin militanları haline getirilmişlerdir. Bunun hiç kimseye yararı yoktur -bunu kendi aramızda da söylüyorum- sola da yararı yoktur, sağa da yararı yoktur. Bir ülkede güvenlik güçleri tarafsız olmalıdır; elbette ideolojisi ve düşüncesiyle bir yurttaştır, elbette düşüncesi olacaktır, elbette sandığa gittiğinde, inandığı ideoloji doğrultusunda bir siyasî partiye oy verecektir; ama, o güvenlik güçlerinin mensupları, görevleri ile bu ideolojilerini asla birbirine karıştırmamalıdırlar. Bize -Parlamento olarak, hükümetler olarak, yürütme olarak- düşen görev, Türkiye'yi, mutlaka böyle bir güvenlik ordusuna kavuşturmaktır, bunun için gereken önlemleri acilen almaktır.
Değerli arkadaşlarım, belki sürem dolmadı; ama, şöyle bitirmek istiyorum... Kimseyi de gerçekten incitmek istemiyorum; ama, bazı şeyleri açıkyüreklilikle huzurunuzda ifade etmeyi bir görev sayıyorum. Size tavsiyem; şimdi, ortaya çıktı rapor...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Erdem, konuşmanızı tamamlayın efendim.
EŞREF ERDEM (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Raporda şu gayret var; raporda, maalesef, açıkça, bazı insanları, bazı siyaset adamlarını, bazı çevreleri, bazı odakları korumaya dönük bir gayretkeşlik var, bu nedenle de görev eksik yapılmış.
Değerli arkadaşlarıma tavsiyem; değerli arkadaşlarım, önce, mal varlığınızın hesabını verin, önce, altınlarınızın, Mercümeklerin hesabını verin. Kendi hesabınızı verin ki, başkalarından hesap sorabilesiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Bütün bunları bir süre örtbas edebilirsiniz; ama, unutmayın ki, bu dünyanın hesabı bu dünyada görülür.
Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ OĞUZ (İstanbul) - Siz verdiniz!..
EŞREF ERDEM (Devamla) - Seçim meydanlarında göreceğiz!..
ÖMER EKİNCİ (Ankara) - Haymana'da sildim seni!..
EŞREF ERDEM (Devamla) - Seçim meydanlarında göreceğiz!
ÖMER EKİNCİ (Ankara) - Haymana'da gömdüm seni!..
EŞREF ERDEM (Devamla) - Göreceğiz...
ÖMER EKİNCİ (Ankara) - Gömdüm Haymana'da!..
EŞREF ERDEM (Devamla) - Seçim meydanlarında göreceğiz.
ÖMER EKİNCİ (Ankara) - Haymana'da sildim seni!..
EŞREF ERDEM (Devamla) - Seçim meydanlarında, daha çok İran, daha çok Cezayir'e mi bu halk destek verecek, demokrasiye inananlara mı verecek göreceğiz, göreceğiz!.. (CHP sıralarından alkışlar)
ÖMER EKİNCİ (Ankara) - Ancak gidersin, ancak!..
BAŞKAN - Sayın Erdem, konuşmanızı tamamladınız efendim.
Önerge sahibi olarak ve Oya Araslı ve arkadaşları tarafından verilen önergenin de katılımcısı olarak konuşan Ankara Milletvekili Sayın Eşref Erdem'e teşekkür ediyorum.
Şu ana kadar, Başkanlığa, önerge sahiplerinden, başka söz istemi gelmemişti.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN - Önerge sahipleri sadedinde, İstanbul Milletvekili Sayın Halit Dumankaya da söz istemiş bulunmaktadır.
Buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır Sayın Dumankaya.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri, bizleri televizyonları başında izleyen aziz vatandaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan evvel, Türk Ordusu, Kuzey Irak'ta, terörle mücadele etmek için canını ortaya koyup binlerce şehit verirken, pazar günü İstanbul Sultanahmet'deki mitingte PKK bayraklarının açılmasına müsaade edenleri kınıyorum.
İRFAN GÜRPINAR (Kırklareli) - Sayın Dumankaya, binlerce şehit yok; binlerce şehit var dedin de!..
HALİT DUMANKAYA (Devamla) - Bu terörle mücadelede binlerce şehit vardır; sayılarını, herhalde, İçişleri Bakanlığından ve ordunun yetkililerinden alabilirsiniz.
Değerli arkadaşlarım, şunu hemen belirtmek istiyorum ki, hazırlanan bu raporun cesametine baktığınız zaman, gerçekten, tam, içi bilgilerle dolu, bu çeteleri yakalamış bir rapor olarak görürsünüz; ama, üzülerek ifade etmek istiyorum ki, içine baktığınız zaman, elinizde, sadece içi boş bir kitap kalmaktadır.
Susurluk çetesiyle ilgili, kamuoyu, basınımız çok büyük duyarlılık göstermiştır. Bu Susurluk çetesiyle ilgili olayları bir araştırıp, basından dokümanları alayım dediğim zaman, basınımızda çıkan yazılardan şu dosya gibi 6 tane dosya elde ettik.
Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz, Susurluk olayının üzerine bütün gücüyle gitmiştir; kamuoyu üzerine gitmiştir, basınımız üzerine gitmiştir; ama, bu Meclisin bir üyesi olarak üzülerek ifade ediyorum ki, bu Meclis adına görev yapan Komisyon, maalesef ama maalesef, iktidar kaygılarıyla, gerçek bir netice elde edememiştir. Raporu okudum, sonuç bölümünü aradım; ne diyor rapor -değerli arkadaşlarım, okumayanlar bunu okusun- sonuç bölümünde hiçbir şey yok. Bir tek şey var, o da olmasa, Anavatan Partili komisyon üyesi arkadaşlarımın muhalefet şerhi olmasa, bu Susurluk raporu, âdeta, bu olayın, bu çetenin üzerini büyük bir şalla örtmüştür, siyah bir şalla örtmek için, âdeta, çetelere teslim olunmuştur.
Değerli arkadaşlarım, ekonomi bozuktur, bir şey demiyorum; millet kan ağlıyor, ekmek alamıyor, susuz, aşsız yaşıyor; ama, ondan korkmuyorum. Ekonomiyi düzeltiriz, beş senede düzeltiriz; ama, ahlak bozulmuştur. Bu ahlakı elli senede düzeltmemiz mümkün değildir. Devlet geleneği bozulmuştur. Bakınız, devletimiz, çetelere teslim olmuştur değerli arkadaşlarım. Çeteler, devleti âdeta bu raporla teslim almıştır; değil bu çetelerin üzerini açmak, çetelere devlet teslim edilmiştir değerli arkadaşlarım. Bugün, çeteler, devlete öyle hâkim olmuştur ki, ister arsa mafyasından alın, ihale mafyasından alın, ister, işte, parti, gazeteleri basmak; Flash TV'yi ele alın. Değerli arkadaşlarım, bir arkadaş telefon etti, bir arkadaş da yüzüme söyledi: "Ben DYP'liyim; İstanbul'daki Flash TV baskınını DYP'nin yöneticileri yaptı" dedi; inanmadım...
İSMET ATTİLA (Afyon) - ANAP'lı DYP'liler!..
HALİT DUMANKAYA (Devamla) - İnanmadım... Bak, inanmadım; ama, şöyle söyledi: İstanbul Beyoğlu'nun ortasında polislerin olduğu bir yerde -ve üzülerek ifade etmek istiyorum, yine inanmak istemiyorum- olayı yapan o elebaşı kişi, ilgili bakanla elele tokuşturmuş "iş tamamdır" demiş.
Değerli arkadaşlarım, şu anda içeride olanlar taşeronlardır. Eğer, devletin içerisinde bu şekilde çetelere, bu şekilde yolsuzluklara müsaade edilirse, bir gün, bu, ona müsaade edenlere döner değerli arkadaşlarım.
Şimdi, ne yapılmıştır: Bu rapor "çete var" diyor...
TAHSİN IRMAK (Sıvas) - Çete sensin.
HALİT DUMANKAYA (Devamla) - ... "suçlu var" diyor, "suç var" diyor; ama, suçluyu bulamıyor; esas mesele, bu Meclisin suçluyu bulması.
Araştırma komisyonunun görevleri vardır; İçtüzükte, Anayasamızda, araştırma komisyonunun yetkileri bellidir. Öncelikle, Komisyon Başkanı arkadaşım, hemen, o yetkilerinin çok üzerinde, bazı kurumları, bazı kuruluşları tahkir etmiş; ama, şimdi şikâyet ediyor ve "çağırdık, gelmedi" diyor; kim gelmedi; Genelkurmay Başkanı gelmedi; "bilgi istedik, vermedi", kim vermedi; Millî İstihbarat Teşkilatı vermedi.
Değerli arkadaşlarım, eğer, doğru düzgün bilgi istenilse, tahkir etmeden doğru düzgün yazılar yazılsa, bu bilgileri bu Meclise vermek zorundadır. Çünkü, bu Meclisin üzerinde bir başka güç yoktur; ama, Meclis görevini yapmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, buraya nereden geldik: Bir sürü yolsuzluk oldu; eğer, o yolsuzlukların üzerini kapatmasak, eğer, o yolsuzluk yapanları, bu komisyonlar, bu Meclis, bu İktidar partileri 7'ye 8 aklamamış olsaydı, bugün bu çeteler bu hale gelmezdi, bu çetelere bu ülke teslim edilmezdi.
Değerli arkadaşlarım, bu Komisyona Anamuhalefet Partisi Lideri Sayın Mesut Yılmaz çağrıldı; kendisiyle ilgili davete de icabet etti, bu Komisyonun davetine de icabet etti. Doğalı budur; eğer bir kişi suçlanıyorsa veya onun bilgisinden istifade edilecekse, o gelip, bu Meclisin komisyonunda hesap vermelidir, bilgileri vermelidir. Komisyon toplanıyor, karar alıyor... Bakınız, bu ifadelerin birçoğunda, birçok yerinde, Sayın Özer Çiller ile Sayın Tansu Çiller'in isimleri geçiyor. Ayrıca, bu olay olmadan evvel, "Çiller Özel Örgütü" diye, şöyle bir kitap da yayımlanmış.
Değerli arkadaşlarım, bu olaylar olmadan, aynen bu kitapta var. Dolayısıyla, elbette ki bu Hükümetin ortağı Başbakan Yardımcısı bu Komisyona gelip hesap vermeliydi.
TAHSİN IRMAK (Sıvas) - Kitabı yazan kim?
HALİT DUMANKAYA (Devamla) - Komisyon bu yönde karar aldı, çok sevgili dostum Sayın Elkatmış, rahatsızlığını bahane ederek, memleketine gitti, bu davet yazısını imza edemiyor. İkinci Başkan var; ona da ettirmiyor ve bakıyorsun...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Dumankaya, konuşmanızı tamamlayın efendim.
İSMET ATTİLA (Afyon) - O kitabı kim yazmış Sayın Dumankaya?
HALİT DUMANKAYA (Devamla) - Bakıyorsunuz ki, burada engelleniyor. Ondan sonra, Komisyon toplanıyor; Tansu ve Özer Çiller'in ifadesine lüzum kalmıyor. Gerekçe ne; gerekçe zaman eksikliği.
Değerli arkadaşlarım, rapora bakıyorsun; eğer zaman eksikse, o zaman, İçtüzüğümüzün 105 inci maddesinin ikinci fıkrası vardır; bize, yeni bir komisyon kurulması için imkân veriyor. Raporda böyle bir istek de yoktur. Demek ki, eğer zaman yetmiyorsa, yeni bir komisyon kurulur, 4 ay daha çalışma yaptırılır.
Değerli arkadaşlarım, buradaki zaman şudur: 4 aylık süre dolmuştur, yeni İçtüzüğe göre de yeni komisyon kurulabilir; bu rapor onu isteyebilir; Petrol Ofisi olayında kurduk.
NİHAN İLGÜN (Tekirdağ) - Yok efendim!
HALİT DUMANKAYA (Devamla) - Eğer yeni İçtüzüğü okursanız, o zaman hemen itiraz etmezsiniz.
Değerli arkadaşlarım, bu raporla istenen netice alınmamıştır. İktidar partileri, nasıl ki, TOFAŞ'ı, TEDAŞ'ı, mal varlığını, örtülü ödeneği kapattılarsa, bu raporla da, bu olayın üzerine hem de simsiyah bir şal, kara bir şal örtülmüştür.
Değerli arkadaşlarım, buradan teklif ediyorum, bu Komisyonun süresi uzatılmalıdır, İçtüzüğümüze göre yeni bir komisyon kurulmalı, bu olayların üzerine gidilmelidir. Eğer bu olayların üzerine gidilmezse, işte o zaman... Bakınız, bugün Hürriyet Gazetesinde okudum...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Dumankaya, konuşmanızı tamamlayın efendim.
HALİT DUMANKAYA (Devamla) - Bir milletvekilimiz çeteler tarafından tehdit ediliyor. Milletvekilleri evlerinde rahat oturamaz... İşte, bu çeteler işi azıtmış, milletvekiline "sen bana niçin sert baktın; işte, seni şöyle şöyle yaparız..."
Değerli arkadaşlar, İtalyan savcı Türkiye'ye gelmişti. Bakınız, İtalya'da bu örnekler çok olmuştur; ama, hükümette olanlar, iktidarda olanlar eğer kararlı bir şekilde bu olayların üzerine gitmez ise, bu olaylar çözülmez. Bakın, kısaca ne diyor: Türk insanının temiz ve adil toplumu hak ettiğini vurgulayan Marini "ama, böyle bir toplum elde edebilmek için, sürekli savaş vermek durumundasınız" dedi. Marini, sözlerini şöyle sürdürdü...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son cümlenizi ifade edin.
HALİT DUMANKAYA (Devamla) - ..."iktidarda olanlar, siyasî kişiler, bu çeteleri korumaları altından ne zaman çıkarırlarsa, işte o zaman bu çeteleri yakalayacaklardır, bu çeteleri kurutacaklardır."
Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önerge sahibi olarak konuşan İstanbul Milletvekili Sayın Halit Dumankaya'ya teşekkür ediyorum.
Önerge sahipleri adına başka söz istemi?.. Yok.
Gruplar adına yapılacak konuşmalara geçiyoruz.
Değerli milletvekilleri, daha önce Genel Kurulumuzda alınan karar gereğince, gruplar adına konuşma süresi 30 dakikadır.
İlk olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İçel Milletvekili Fikri Sağlar.
Buyurun Sayın Sağlar. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA DURMUŞ FİKRİ SAĞLAR (İçel) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, böyle önemli bir konuyu Meclise getiren Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerine ve dört aylık süre içerisinde özverili çalışmalar yapan komisyon üyelerine candan teşekkürlerimi bildirmek istiyorum.
Üyesi bulunduğum Komisyonumuzca hazırlanıp, bugün bilgilerinize sunulan ve "Susurluk" adıyla tarihimize ve kamuoyuna mal olan dosya, aradan geçen 205 güne, gündemden kaldırılma ve unutturulma çabalarına karşın unutulmamıştır; çünkü, olayların çözülmesini isteyen halkımız kararlıdır, takipçidir, unutmayacaktır ve unutturmayacaktır.
Komisyonumuzun hazırlamış olduğu rapor, önemli olmakla birlikte, ciddî eksiklikler taşımaktadır. Bu rapordan, yasadışı örgütlere ve olaylara ilişkin olarak bir tablo ortaya çıkmıştır. Ancak, bu tablo doğrultusunda yeterli sonuca ulaşılamamıştır. Bunun nedenleri, çalışma yönteminin tespitinde yapılan yanlışlıklar ve diğer önemli husus da Komisyonumuza yeterli bilgi ve belgelerin ulaşamamış olmasıdır. Komisyonumuza bilgi ve belge akışındaki engellerin nedeni ise, iktidar ortakları arasında, bu konudaki pazarlıkların olmasıdır. Aynı şekilde, Komisyonun yaptırım gücünün olmayışı, yetkilerinin sınırlı olması bir başka faktör olarak ifade edilebilir.
Bu anlamda, bundan sonra oluşturulacak komisyonların yetkilerinin, yeniden belirlenerek, artırılması bir zorunluluk olacaktır. Bu, aynı zamanda kamuoyunun da büyük bir sabırsızlık ve umutla beklediği bir girişimdir.
Dört aylık zaman içerisinde elde ettiğim bilgiler ışığında, daha önce raporun ekinde sunduğum görüşleri burada bir kez daha tekrarlamak istemeden, düşüncelerime ek olarak, bazı bilgileri özetle vermek istiyorum. Yapmak istediğim, bu olaylara karşı yeni boyut getirmek ve oluşan yargılara, bugüne kadar takınılan tavır ve özellikle siyasî partilerin gelişmeler içerisinde nasıl bir konum aldıklarını irdelemektir. Ancak, yine de, hafızaları tazelemek üzere, bazı olaylara göz atmakta yarar olduğuna inanıyorum.
Bildiğiniz gibi, 3 Kasım 1996 tarihinde Susurluk'ta bir trafik kazası oldu. Bu kaza sonucunda, Doğru Yol Partisi Urfa Milletvekili Sedat Bucak, Polis Şefi Hüseyin Kocadağ ve başta Bedrettin Cömert'in öldürülmesi, Bahçelievler Katliamı ve Avrupa'da uyuşturucu kaçakçılığı suçlarından Türkiye ve Interpol'ce aranan Abdullah Çatlı ve Gonca Us adlı şahıslar olmak üzere ilginç bir birliktelik günışığına çıktı. Bunun ardından yapılan soruşturma ve incelemeler bu birlikteliğin boyutu ve faaliyet alanının hayli geniş olduğunu ve tarihin epeyce geçmişe dayandığını gösterdi. Böylece, Türkiye, mafya - siyaset - polis oluşumu olarak tanımlanan yasadışı bir örgütlenmeyle karşı karşıya olduğunu anladı.
Sayın milletvekilleri, bu örgütün izlerine, Türkiye'nin, NATO'ya girmesinden sonra, 1952 yılında kurulan Seferberlik Tetkik Kuruluyla birlikte rastlamaktayız. Tüm NATO ülkelerinde gladyo veya kontrgerilla diye bilinen bu örgüt, daha sonraları Özel Harp Dairesi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı adıyla anılmaya başlanmıştır.
Bu örgüt, NATO ve Amerika Birleşik Devletlerinin antisolculuk hedefi doğrultusunda, bulundukları ülkelerde, sol hareketlere karşı, kendisine bağlı sivil, yarı sivil örgütlenmelere de girişmiş veya var olan örgütlere sızma şeklinde eylemlerini geliştirmiştir.
Türkiye'de ise, bu olgu, önce komünizmle mücadele derneklerini yönlendirerek gerçekleştirilmiştir. Bu dernekler vasıtasıyla "kanlı pazar" gibi birçok provokasyonlar tertiplenmiştir. Daha sonraları, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin yönetim değişikliğiyle girilen süreçte, kurulan ülkücü kamplarında, benzer amaçlar için militan yetiştirilmeye çalışılmıştır. 1970'lere gelindiğinde, zamanın Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç'ın yaptığı "sosyal gelişme ekonomik gelişmenin önüne geçmiştir" tespiti doğrultusunda gelişen halk muhalefeti ve gençlik hareketlerini bastırmaya yönelik provokasyonlara girişilmiştir. Marmara yolcu gemisinin batırılması, İstanbul Kültür Sarayı yangını gibi olayların yanı sıra, sol örgütlere sızdırdıkları ajanları vasıtasıyla, demokratik hak arayışı hareketlerini, haklı ve meşru zeminlerinden uzaklaştırıp, bireysel teröre çekme girişimleriyle, sonu, 12 Mart darbesine varan gelişmeler oluşturulmuştur.
12 Mart darbesiyle, halk muhalefetine ve sol harekete ciddî hasarlar veren bu örgüt, darbe sonrası daha da gelişmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Tabiî ki, gelişmişliği oranında da gerçekleştirdiği faaliyetler, büyük, kapsamlı ve çok boyutlu ilişkilere dönüşmüştür.
Komisyona verilen bilgilerde, devletin gizli örgütlerinin, gençleri kullandığı; hatta, sağ ve sol görüşlü öğrencilerin aynı silahla öldürüldüklerinin bilindiği ve bu olayların devam etmesinin sağlandığı açıkça ortaya çıkmıştır.
Çorum, Maraş, Sıvas gibi kitle katliamları, 1 Mayıs 1977, 16 Mart 1978 gibi katliamlar, hep direkt veya dolaylı olarak, bu yasadışı örgütlenmenin imzasını taşımaktadır.
Bu oluşumun varlığı, ilk kez, Sayın Bülent Ecevit tarafından dile getirilmiştir; ancak, aynı örgüt, Sayın Bülent Ecevit'e birden fazla suikast girişiminde bulunmasına rağmen, ne o zaman ne de günümüze değin, açığa çıkarılması için herhangi bir çalışma yapılmamış ve siyasî irade gösterilememiştir.
Bu örgütün, 12 Eylül öncesinde gerçekleştirdiği eylemlerde, özellikle, ülkücü kesime mensup bazı kişileri kullandığı bir gerçektir. Komisyonumuza ifade veren Korkut Eken ve başkaca kişiler de bu hususu dile getirmişlerdir.
Bunun bir başka kanıtı da, bizzat 12 Eylülün bazı generalleri tarafından itiraf edildiği gibi, darbe kararı çok önceden alınmış olmasına rağmen, darbe şartlarının daha da olgunlaşmasının beklendiğidir.
Bu itirafın anlamı, daha çok kan dökülmesi, kardeş kavgasının daha kızışmasıdır. Yani, bu itiraf, aslında vatana ihanetin de bir kara belgesidir. Yani, aynı şekilde, darbe şartlarının olgunlaşması için, başta Abdullah Çatlı ve benzerleri olmak üzere, birçok kişinin devlet koruması gördükleri, bugün tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir.
12 Eylül darbesini, ülkesine "bizim oğlanlar başardı" diye ileten CIA'in istasyon şefi Paul Henze'nin bu mesajından çıkan bir başka sonuç da, 12 Eylül darbesinin yabancı bir ülkenin istihbarat örgütü elemanlarıyla içlidışlı olarak odaklandırıldığı gerçeğidir.
Bu istihbarat örgütünün 12 Eylüle geliş sürecinde kullandığı unsurların, kendileri içeride, siyasetleri iktidarda olan iki partiye mensup kişiler tarafından seçildiği de, bugün artık gizlenemeyecek açıklıktadır. Gerek ülkücü kesime mensup terörist ve katliam sanıklarının, 12 Eylül yönetimince, 12 Eylülden önce ve sonrasında korunup kollanmaları gerekse o dönemde şeriatçı örgütlenmelere tanınan cumhuriyet tarihinin en büyük olanakları, bu yargının en önemli kanıtlarıdır.
12 Eylülden sonra iktidara gelen ANAP yönetimi döneminde, siyaset ve ekonomi olgusuyla birlikte, yasadışı örgütlenmelerin faaliyet alanları da değişmiştir. Bugün, karşımıza devlet-siyaset-mafya birlikteliği şeklinde bir oluşumla çıkmışlardır. Bunda, Turgut Özal'ın hayalî ihracat konusundaki uygulamaları, altyapısız ve kuralsız serbest pazar ekonomisi politikaları ve ülkeye döviz gelsin de nereden ve nasıl gelirse gelsin şeklindeki anlayışı etkin olmuştur. Köşeyi dön felsefesi, tüm ahlakî değerleri yok etmiştir.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) - Bu olayla ne alakası var?!.
DURMUŞ FİKRİ SAĞLAR (Devamla) - Bu dönemle ilgili olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde oluşturulan Hayalî İhracat Araştırma Komisyonu raporunda, hayalî ihracat yapan firma sayısının 346 adet olduğu; ancak, bunlarla ilgili hiçbir işlem yapılmadığı gibi, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığında onaltı ay dosyaların bekletildiği belirtilmektedir.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) - Çeteye gel, çeteye!..
DURMUŞ FİKRİ SAĞLAR (Devamla) - Merhum Turgut Özal imzalı, 12.11.1987 tarih ve 38680 sayılı yazıyla, tüm yetkiler Devlet Planlama Teşkilatında toplanmış; bu arada, olumsuz rapor alan 250 firmaya, tekrar teşvik verilmiştir. Bu firmaların 143'ünün tamamen hayalî ihracat yaptığı tespit edilmesine rağmen, 1984 - 1990 yılları arasında, sözü edilen firmalara 2,5 trilyon Türk Lirası teşvik verildiği belirtilmekte ve bu konuda, dönemin Başbakan ve bakanlarının sorumluluğu olduğuna işaret edilmektedir.
Aynı dönemde, ülke gündemine yerleşen güneydoğudaki savaş olgusu, temel malzemesi uyuşturucu ve silah kaçakçılığı olan yeni bir sektör ve rant alanı yaratmıştır.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) - Kamyona gel, kamyona!..
DURMUŞ FİKRİ SAĞLAR (Devamla) - Koruculuk uygulaması ve hukuk devleti ilkelerinden uzaklaşılması sonucu ortaya çıkan otorite boşluğu, ciddî çıkar birliktelikleri ve çatışmalarının oluşmasına neden olmuştur. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı alanında oluşan büyük ranttan pay kapmak amacıyla, bazı devlet görevlileri, birtakım yeni örgütlenmelere girişmişlerdir. PKK ile mücadelenin, yasal sınırlar içerisinden çıkarılarak yapılması kararı, bu oluşuma yeni bir fırsat getirmiştir.
Başta, PKK ile ilişkisi olduğundan şüphelenilen, ama, haklarında yasal işlem yapılabilmek için yeterli delil ele geçirilemeyen kişilerin ortadan kaldırılması politikaları, çetelerin, büyük gelirler elde etmek adına fidye, haraç ve uyuşturucu kaçakçılığına yönelmelerine neden olmuştur. Bu husus, gerek Komisyonumuza ifade veren Hanefi Avcı ve daha birçok kişinin ifadelerinde ve gerekse İstanbul DGM tarafından hazırlanan Sedat Bucak ve Mehmet Ağar hakkındaki fezleke ile iddianamede de delilleriyle anlatılmaktadır.
Bütün bu gelişmeler ışığında ortaya çıkan tabloda, operasyon kadrosu 12 Eylül öncesinin terör ve katliam suçlusu ülkücü militanlar ve PKK itirafçılarına dayanan, güvenlik ve istihbarat birimlerinden bazı yöneticilerce koruma altında olan, siyasî birlikteliklere dayanan bir suç örgütünün varlığı tartışılamaz bir şekilde gözler önündedir.
Komisyonumuza ulaşan bilgi ve belgeler ile İstanbul DGM'ce hazırlanan fezleke ve iddianameler doğrultusunda, bu organizasyonlardan birinin sivil kanadının başında Korkut Eken'in, güvenlik kanadının başında İbrahim Şahin ve bağlı özel timcilerin; siyasî kanadının başında da, öncelikle Tansu Çiller ve Özer Çiller olmak üzere, Mehmet Ağar ve Sedat Bucak'ın olduğu kanaatini oluşturacak kuvvetli iddialar ve bilgiler verilmiştir.
Bu örgütlerin hem yurt içerisinde hem de yurt dışında birçok eylem gerçekleştirmiş olduğu iddiaları da vardır. Yurt dışında gerçekleştirdikleri iddia edilen eylemlerden biri, Azerbaycan Devlet Başkanı Sayın Haydar Aliyev tarafından bu kürsüde dile getirilmiştir. Bu eylem, Sayın Aliyev'e karşı girişilen darbedir ve Sayın Demirel tarafından, Cumhurbaşkanı Aliyev'e bildirilmiştir. Keza, Haluk Kırcı tarafından bir televizyon programında itiraf edildiği gibi, Yunanistan'daki ormanların yakılmasıdır.
Yurt içerisinde, başta faili meçhul olmak üzere, birçok cinayet, yasadışı örgütler tarafından gerçekleştirilmiştir. Maalesef, bu işlenen cinayetler devlet adına işlenmiş gibi gösterilmiş, kamuoyunca da öyle kabul edilmiştir. 12.5.1995 tarihli, faili meçhul cinayetler raporundaz "faili meçhul cinayetlerin nihaî amacının devleti çalışamaz hale getirmek, toplumda yılgınlık ve bezginlik yaratmak ve bu kargaşa ortamından yararlanmak olduğu" belirlemesi yapılmıştır. Son on yılda işlenen faili meçhul cinayet sayısı 5 bini geçmekte olup, bu cinayetlerin en az yarısının, Komisyon raporumuza konu olan suç örgütleri tarafından işlendiği yadsınamaz bir olgudur.
Örgütlerin finans kaynakları, uyuşturucu, silah ile kumarhane gelirleri, fidye ve haraçlardır. Aynı şekilde, bir dönem başbakanlığın örtülü ödeneklerinin de bu örgütler tarafından kullanıldığı ciddî bir iddia olarak mevcuttur.
Çetelerin, devletin silahlarını ve her türlü olanaklarını kullandığı bir gerçektir. Örneğin, Susurluk'ta kaza yapan arabada bulunan silahlar devletindir; ama, bu kişilere niçin verildiği izah edilememektedir. Aynı şekilde, arabada bulunan 22 kalibrelik Beretta, İsrail'den, Emniyet Müdürlüğü Özel Harekât Daire Başkanlığına teslim edilmesine rağmen kayıtlarda görülmemiştir. Hüseyin Kocadağ'ın ruhsatlı silahının da Zaire gizli servisine satıldığı tespit edilmiştir.
Çeteler, Silahlı Kuvvetler bünyesinde kurulduğu söylenen, ancak, resmen kabul edilmeyen JİTEM ile birlikte, özellikle güneydoğuda birtakım ortak operasyonlar gerçekleştirmiştir. Ancak, Cem Ersever ve Mustafa Deniz'in öldürülmesiyle birlikte JİTEM'in de ortadan kalktığı söylenmiştir. JİTEM adlı örgütle ilişkili olduğu söylenen başkaca isimlere ise, maalesef, değişik nedenlerle, Komisyonumuz ulaşamamıştır.
Örgütün, Kocaeli çetesi ve Yüksekova çetesi diye anılan oluşumlarla da, kimi zaman ilişki ve kimi zaman çatışmalar şeklinde organik bağlantıları olduğu tespit edilmiştir.
Örgütler, yurtdışı operasyonlarında, ülkemizin dış politik gelenekleri ve uluslararası hukuk kurallarıyla birlikte kendi yasalarımızı da çiğnemiştir. Örtülü ödenekle ilgili, dönemin bir Devlet Bakanının "açıklanırsa savaş çıkar" şeklindeki beyanatı ile bir başka Devlet Bakanının Azerbaycan'daki darbe girişimini bizzat yönlendirdiği iddiası, önemli örneklerdir. Birinci beyanattan görüleceği gibi, örtülü ödeneğin, bir başka ülke veya ülkelerle savaş çıkaracak önemli bir girişimde kullanıldığıdır. Burada, aynı zamanda, yönetici konumundaki kişilerin, ülkemizi, nasıl, tehlikelerle karşı karşıya bıraktığını bir kez daha görmekteyiz.
Yurtdışı operasyonunun perde arkasında birtakım yabancı istihbarat örgütlerinin olduğu ve örgütün finansal kaygıları yanında, bu yabancı ülke çıkarları doğrultusunda da operasyonlar güttüğü, bir başka sonuçtur. İlişkilerin uluslararası boyutunun ivedilikle irdelenmesi, bunun için gereklidir. Yurt içerisinde işlenen cinayetlerin büyük bir kısmı güneydoğuda işlenmiştir. Burada, temel kıstas, insanların etnik kökenleri olmuştur. Bu husus, Komisyonumuza ifade veren Hüseyin Oğuz'un "öldürülecek kişi, eğer, Kürt kökenli ise hiçbir uyarı yapılmadan infaz edilirdi" şeklindeki ifadelerinde görülebilir.
Başta, İstanbul, Adapazarı ve Bolu civarında işlenen cinayetlerde ise, esas olarak, çıkar çatışmaları yatmaktadır. Bunların bir kısmı politik nitelikte olmakla birlikte, büyük bir kısmı uyuşturucu pazarını ele geçirme hesapları nedeniyle işlenmiştir. Örneğin, PKK'nın finansörü olduğu iddiasıyla öldürüldüğü söylenen Behçet Cantürk adlı şahsın, basında da yer alan birinci MİT raporunda, başta Sayın Ağar olmak üzere, birçok emniyet üst düzey görevlisiyle ilişkili olduğu, hatta, İstanbul-Etiler Ulus Mahallesinde, dönemin başka üst düzey yetkilileriyle birlikte buluşmalar yapabilmek için ev kiraladığı iddiaları da vardır.
Örgütün, özellikle operasyon birimlerinin birlikteliğinin 12 Eylül öncesine dayandığı, bu birlikteliğin ideolojik nitelikte olduğu ve büyük çoğunluğunun ülkücü örgütler içerisinde yer aldığı da bir başka olgudur. Ayrıca, İstanbul DGM'nin hazırladığı iddianamede örgüt içerisinde yer alan isimlere ilişkin olarak "Birlik ve beraberliklerin tesadüflerden ibaret olmadığı, polis memurlarının bu birliktelikteki amaçlarının koruma olmadığı ve özel kasıt altında bir araya toplandıkları, bu suretle devlet tarafından muhtelif suçlardan aranan kişiler, kumarhane işletmecileri, birkısım yönetici ve siyasetçilerle, Özel Harekât Daire Başkanlığında görevli bazı polis memurlarının cürüm işlemek için teşekkül oluşturdukları ve ayrıca, Susurluk'tan önce İstanbul'da Abdullah Çatlı, Sedat Bucak ve Hüseyin Kocadağ'ın bir araya gelerek devlet malı olan; ama, kayıtları bulunmayan silahlarla yasadışı bir eylem hazırlığı içerisinde oldukları kanaatine varılmıştır" denilmektedir.
Örgüt, politik nedenlerle veya pazar ele geçirme dışında, bir de çıkarları önünde engel oluşturan kişilere yönelik eylemler gerçekleştirmektedir. Buna örnek olarak, Sağlık Bakanlığında yapılan yasadışı işlem ve ihaleleri soruşturan Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan'ın öldürülmesi örneğini verebiliriz.
Örgütün güneydoğudaki operasyonlarında özel timci polislerle birlikte korucu ve PKK itirafçılarının kullanıldığı anlaşılmıştır. Uyuşturucu naklinde de kimi zaman PKK ile işbirliği içerisine girdikleri ciddî bulgularla karşımıza çıkmıştır. Aynı şekilde, uyuşturucu kaçakçılığının devletin resmî araçlarıyla, hatta askerî helikopterlerle yapıldığı da mahkeme zabıtlarına yansımış ve kimi faillerce itiraf edilmiş bir gerçek olarak önümüzdedir.
Türkiye Cumhuriyeti, hukuk devleti olmaktan uzaklaştırılmıştır. Faili meçhul cinayetlerin artışı devletin gücünü azaltmakta, böylece, katillerin korunabilmesini sağlayacak bir oluşum yaratılmaktadır. Özellikle, 1990'lardan itibaren artan PKK terörü, devletimizi daha büyük boyutlarda sıkıntı içerisine sokmuştur. Böylece, öncelikle, uyuşturucu geçiş yolu olarak kullanılan ülkemiz, uyuşturucu üretimi ve dağıtımını da gerçekleştirir hale getirilmiştir. Bu yolla elde edilen büyük paraların aklanması ve sistemin içerisine girmesi için yapılan zorlamalar yeni bir düzeni yaratmaktadır. Bu düzenin meşruiyeti adına yapılan düzenlemeler çağdaş hukuk devletiyle bağdaşmamaktadır; ancak, siyasetçi ve bürokratlarla birliktelik oluşturan çeteler, evrensel hukuk değerlerini çiğneyen faaliyetleri rahatlıkla gerçekleştirmektedirler. Bu fiilî olgular, daha sonra, yönetmelik, usuller ve hatta kanunlar haline gelmektedir. Özellikle uyuşturucudan elde edilen karapara, önceleri ihracat yoluyla aklanmaya çalışılmıştır. İsviçre'de Berber Yaşar ve Şekerciyan'la ilgili yapılan görüşmeler önemli bir noktadır. Bu görüşmelerin sonucunda, adım adım yeni araçlar devreye sokulmuştur. Şişirilmiş ihracat, hayalî ihracat olgusuna dönmüştür.
Sayın milletvekilleri, elde edilen uyuşturucu parası çok miktarda küçük banknotlardan oluşmaktadır. Karaparanın aklanmasını engelleyen uluslararası bankacılık kurallarına göre karaparanın varlığından ilgili banka sorumludur. Dolayısıyla, büyük miktarda küçük banknotun kaynağını, bankalar araştırmak zorundadır. Bu nedenle, bazı meslekler cazip duruma gelmektedir. Bunlar, kumarhaneler, petrol istasyonları, döviz büroları, otobüs işletmeleri gibidir.
Ülkemizde 1980'li yılların sonundan itibaren kumarhaneler açılmasına karar verilmesinin, taşıma firmalarının, petrol istasyonlarının, döviz bürolarının birdenbire çoğalmasının dikkat çekici olduğunu bilgilerinize sunmak istiyorum.
1993 yılında, Ömer Lütfi Topal'ın da katıldığı, Erivan'da yapılan toplantıda yasadışı örgütler -Rus mafyası da dahil olmak üzere- karaparalarını Türkiye'deki kumarhanelerde aklama kararı almışlardır. Bu karar çerçevesinde, Türkiye'de kumarhanelerin sayısı artmış ve dünya emsallerine göre çok para kazanır hale gelmiştir.
Değerli üyeler, uyuşturucu parası aklama yollarından biri de altındır. Dışarıdaki bankalar, külçe altının satın alınmasını bankacılık muamelesi olarak değil, mal ticareti olarak kabul etmektedirler; dolayısıyla, külçe altın alımı için kullanılan paranın kaynağına bakmazlar. Türkiye'de ise, külçe altın ithalatı ve satışı Merkez Bankası tarafından yapılmaktadır. Sayın Tansu Çiller'in Devlet Bakanı olduğu dönemde külçe altın ithalatının serbest bırakılması ve 32 sayılı kararnamede değişiklik yapılma önerisi, devrin yetkilileri tarafından karapara aklanmasında önemli rol oynar gerekçesiyle kabul edilmemişti; ancak, 1993 Ekim ayında, Sayın Çiller Başbakan olduktan sonra 32 sayılı kararname değiştirildi ve altın borsası kuruldu. Kişi ve aracı kuruluşlar, şimdi, bu borsada dışarıdan getirdikleri külçe altınları satmakta, böylece kaynağı belirsiz paralar sistemin içerisine girmektedir.
Uluslararası bankacılığın değişmez kaideleri ve karapara aklanmasını engelemekle ilgili kurallardaki titiz davranmaları, hukuk devletlerinin karaparayla mücadele etmekte kararlı olmalarından kaynaklanmaktadır. Oysa, Türkiye, karaparanın aklanmasıyla ilgili bir cennettir; çünkü, buna karşı herhangi bir ciddî önlem yoktur. Bu nedenle, Türk bankaları yabancı bankalar tarafından çok sıkı takip edilmektedir. Vakıfbank'ın Avrupa'daki şubesinin başına gelen -en son kapatılma olayı- bunların bir örneğidir.
Bunun sonucu olarak, Kuzey Kıbrıs'ta off-shore bankacılık sistemi ilgi çekici hale gelmiştir. Türk bankalarının Kıbrıs bankaları kaynaklı paralarda sorumluluğu yoktur. Bu paralar yurt dışına havale edildiğinde, herhangi bir tereddüt esnasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin tanınmamış olması nedeniyle gerekli yaptırımlar uygulanamamaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde 21 adet off-shore banka vardır. İşin ilginç yanı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde tek Rus direktörü ve ortağı olan banka Tarık Ümit'in ortağı ve Mehmet Eymür ile Mehmet Ağar'ın dolaylı ilişkileri olduğu iddia edilen First Merchant Bank'tır. Bu bankanın, Vatikan da dahil olmak üzere, birçok kişi ve kuruluşun karaparasını akladığı söylenmektedir.
Sayın milletvekilleri, yetkililer, ülkemizde 15 ton eroin yakalandığını belirtmektedirler. Uzmanların bilgilerine göre, yakalanan uyuşturucu, genellikle, kaçırılanların yüzde 15 ilâ yüzde 20'sidir. Bu hesaba göre, 75 ton eroin kaçırılmıştır. Eroinin hammadesinin kilosunun 15 bin mark, İstanbul tesliminin 450-500 bin mark, Almanya'da perakende satışının ise 1 milyon mark olduğu söylenmektedir. Türkiye, bu itibarla, 75 milyar marklık bir paranın işgal ettiği konumdadır; aşağı yukarı 53 milyar dolar yapmaktadır ve bu da, neredeyse, bütçemize eşittir. Bu kadar büyük bir para kimler tarafından kullanılmaktadır; ülke ekonomisine, siyaset ve sosyal yaşantısına ne şekilde etki etmektedir; ülkenin malî tablosu içerisinde ne şekilde yer almaktadır; mutlaka bunlar araştırılmalıdır. Bilinmelidir ki, bu kirli para doğrudan her yurttaşımızın yaşamını etkilemektedir.
Değerli arkadaşlarım, hukuk anlayışımız bu oluşumu saklamak, sürdürmek ve geliştirmek üzerine oturtulmaya çalışılıyor. Emniyet yetkililerinin bu işleri kimlerin yaptığını bildiklerini, hatta isimleri ve aile sayılarıyla birlikte kayıtlarında olduğunu ifade etmelerine rağmen, mevcut yasaların yakalanmalarına engel olduğunu samimî olarak itiraf etmektedirler. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olduğunu kanıtlayacak girişimleri ivedilikle yapmalıdır; Türkiye'de bulunan tüm bankaların, toplam olarak, seneler itibariyle, yurt dışına sevk edilen ve yurt dışından getirilen banknot-döviz miktarlarını mutlaka incelemelidir. Ayrıca, mafya, uyuşturucu kaçakçılığı ve ekonomiye etkiler ile kumarhaneler ve karaparanın aklanması konularında araştırma komisyonları kurulmalıdır.
Değerli milletvekilleri, bütün bunlarla birlikte, söz konusu yasadışı örgütlenmenin devletin güvenlik ve istihbarat örgütlerini olumsuz yönde etkilediği ve hatta bu örgütlerde yaşanan yapısal çürümenin de en önemli nedeni olduğu bir başka gerçektir. Söz konusu duruma ilişkin olarak MİT Müsteşarı Sönmez Köksal'ın "devlet içerisinde kontrolsüz güçlerin varlığı, bu güçlerin bazı istenmeyen faaliyetlere yönelmesi, bu faaliyetlerde suçluların kullanılması, bu suçlar için yasadışı belgelerin temini, devlet adına yapılan işlerde büyük miktarda çıkar sağlandığı, istihbarat alanında yoğun bir şekilde çok başlılık olduğu, sınırların iyi çizilmediği, koruculuk müessesesinin yeniden yapılanması ve yapılacak operasyonların mutlaka merkezi kontrol altında olması gerekliliği" şeklindeki beyanları da, gerek güvenlik gerekse istihbarat örgütlerinin yeniden yapılandırılmasının zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Aynı şekilde, güvenlik ve istihbarat örgütlerinin eğer yasadışı kişi ve kurumlarla ilişkilerinden kaynaklanmıyorsa, birbirleriyle iletişim ve koordinasyonlarında gerekli ve doğru bilgilendirmeleri yapmadıkları da bir başka olgudur. Buna örnek olarak; Tuncay Yılmaz'ın, Yaşar Öz'le ilgili olarak uyuşturucu kaçakçılığından herhangi bir soruşturmanın olmadığını söylemesine rağmen, söz konusu kişinin Interpolce uyuşturucu kaçakçılığından aranıyor ve hakkında Amerika'da dava açılmış olmasıdır.
Bir diğer örnek de; komisyonumuzun, Tarık Ümit'le ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğüne suç kayıtlarına ilişkin yazdığı yazılara verilen cevaplardır. Bu yazılarda, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Adnan Eser imzalı olan, 30.3.1997 tarihinde komisyonumuza ulaşan yazı da "Tarık Ümit'in suç kaydına rastlanmadığı, herhangi bir suçtan aranmadığı" söylenmektedir. Oysa Tarık Ümit'le ilgili verilen diğer bir yazıda ise, Amerika Birleşik Devletleri Interpolünden alınan 15.9.1994 tarihli teleks yazıda, karapara aklama faaliyetleriyle ilgili olarak anılan ülkede sürdürülen tahkikatlar sırasında ortaya çıkarıldığı belirtilen 3 telefon numarasından birisinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine ait cep telefonu numarasının olduğu ve bu numaranın First Merchant Bank Off Shore Limitet Şirketine ait olduğu, Tarık Ümit'in de söz konusu bankanın yöneticilerinden ve ortaklarından birisi olduğunun tespit edildiği, aynı olayla ilgili olarak devam eden tahkikatlarda, söz konusu bankanın diğer bir ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan Ömür Özçelik'le ikinci dereceden akrabalık bağının bulunduğu söylenmektedir. Tarık Ümit'in ortak ve yönetim kurulu üyesi olduğu bu bankanın, daha sonra, yatırım dolandırıcılığı ve karapara aklanması ve sahte senet suçlarıyla ilgili farklı olaylar bazında Almanya, Belçika, İngiltere ve İtalya Interpollerince tahkikat konusu edildiğinin bildirildiği, bu bilgilerin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine yönlendirildiği ve son olarak da "adı geçenin halen arandığına dair kayıtlarımızda herhangi bir bilgi mevcut değildir" şeklinde traji-komik bir sonla yanıt verilmektedir. İki-üç gün arayla komisyonumuza yazılan bu çelişkili yazıların arkasından daha sonra ne çıktı biliyor musunuz; yine, Sayın Teoman Ünüsan imzasıyla gelen yazıda, anılan bankanın bir ortağının da Suudi Arabistan Prensi Faisal'ın özel kalem müdürü Butt olduğu ve Suudi sermayesinin de bu bankanın içerisinde yer aldığı ortaya çıktı. Bu ilişkiler içerisinde kimlerin yer aldığını varın siz artık düşünün! Bu karmaşayı hep birlikte çözmeliyiz.
Sayın milletvekilleri, güvenlik ve istihbarat birimlerinin bu keşmekeşliği, yasadışı işler ve çelişkili enformasyon birikimi, ülke güvenliğinin ne kadar gayri ciddi ellerde olduğunu göstermektedir. Bu ülkenin emniyet genel müdürünün bile emniyeti yoktur; çünkü, bir gece ansızın emniyet genel müdürü kapıdan çıkar.
Bütün bunların ışığında, güvenlik ve istihbarat birimlerinin yeniden yapılandırılması bir zorunluluktur ve mutlaka denetim mekanizması kurulmalıdır.
Güneydoğuda ciddî sorunların kaynağı olan ve gelecekte büyük tehlikelere neden olabilecek koruculuk uygulaması derhal sona erdirilmelidir.
Özellikle GAP Bölgesinde, adil ve ciddî bir toprak reformu gerçekleştirilmeli ve bölgedeki feodal yapı tasfiye edilmelidir.
Yasadışı örgütlenmelerin oluşum nedeni olan Kürt sorunu, demokratik hukuk devleti ve barışçıl çözüm yöntemleriyle, vakit geçirilmeden bir sonuca bağlanmalı ve bölgedeki yasadışı örgütlenmelere kaynaklık eden hukukdışı yapılanmalar ve uygulamalar ile ekonomik, sosyal ve kültürel dengesizlikler ortadan kaldırılmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sağlar, konuşmanızı tamamlayın efendim.
DURMUŞ FİKRİ SAĞLAR (Devamla) - Bütün bunlarla birlikte, bu yasadışı örgütlenmelerde son siyasî sorumluluk Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve Sedat Bucak'tadır. Bu kişilerle ilgili Anayasa ve İçtüzük gerekleri uygulanırsa, bundan önceki örgütlerin ve onlarla ilişki içerisinde bulunan siyasilerin, geriye doğru eylem ve isimleri ortaya çıkacaktır.
Hiçbir yetkisi olmadığı halde, devletin sırlarına sahip olmaya çalışması ve eşine ait yetkileri kullandığı iddiaları nedeniyle, Özer Uçuran Çiller hakkında yasal soruşturma açılması için cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulmalıdır.
"PKK'ya yardım eden de, dağdakiler gibi işlem görecektir ve biz, onları biliyoruz" şeklinde bir açıklamada bulunduktan sonra, art arda gelen faili meçhul cinayetler ve sürekli, olaylar sonrasında "terörün belini kırdık" açıklamaları, bu olaylarda bilgi sahibi olduğu kanaatini oluşturmaktadır. Ayrıca, devlet güvenlik mahkemesi iddianamesinde sanık konumunda olan Mehmet Ağar'ın, önce Emniyet Genel Müdürlüğü, daha sonra da Adalet ve İçişleri Bakanı yapılması nedeniyle, Sayın Tansu Çiller hakkında, ivedilikle Meclis soruşturması gerekmektedir. Ayrıca, meydanlarda yapmış olduğu konuşmalardan sonra hedef gösterdiği bazı televizyon ve gazetelerin saldırıya uğramaları nedeniyle de, Sayın Çiller'in, ağır tahrikten dolayı hakkında yasal işlem başlatılması için suç duyurusunda bulunulmalıdır.
Uyuşturucudan elde edilen kara paranın yoğunluğu hepimizin malumudur. Burada, Doğru Yol Partisi eski milletvekili ve Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Başkanı Sayın Sadık Avundukluoğlu'nun "Sayın Çiller'in malvarlığının patlaması, yeraltı gelirlerine dayanmaktadır" iddiası, Almanya'daki yargıçların iddiası ve...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sağlar, konuşmanızı tamamlayın efendim.
DURMUŞ FİKRİ SAĞLAR (Devamla) - Bitiriyorum efendim.
...Kanada'da yakalanan uyuşturucu kaçakçısının üzerinden çıkan Başbakanlığa ait telefon numarası, Çiller ailesinin yurtiçi ve yurt dışında sahip olduğu malvarlıklarının kamu vicdanında açıklanamayan kaynakları ve bütün bunlarla ilgili, Çiller ailesi hakkında devletin ilgili kurumlarınca araştırma yapılması gereği ortaya çıkmaktadır. Buradan, Sayın Cumhurbaşkanına çağrıda bulunuyorum: Devlet Denetleme Kurulunu devreye sokmalıdır ve ailenin kaçmasına engel olacak tedbirler şimdiden alınmalıdır. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, saymaya çalıştığım ve huzurunuza getirilen komisyon raporunda da açıkça görüldüğü üzere, Susurluk olayı, dört ay gibi bir süre içerisinde çözülemeyecek bir olaydır; ama, bir pencere açılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu pencerenin açılmasında çok büyük katkıda bulunmuştur; bunun için de, saygın bir durumdadır. Şimdi, yeniden, benzeri komisyonların kurulmasıyla saygınlığını devam ettirecek işlemi yapmalıdır.
Yüce Meclisimizin değerli ve sorumlu üyelerinin, bu anlayış içerisinde, verilecek olan önergeleri kabul edeceğini ve yeni komisyonlarla, araştırmaların ve soruşturmaların yapılmasına izin vereceğine inanıyorum; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)
MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan İçel Milletvekili Sayın Fikri Sağlar'a teşekkür ediyorum.
Sayın Keçeciler, bir isteğiniz mi var?
MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Sağlar, konuşması sırasında, Anavatan Partisi döneminde hayalî ihracat yapıldığı intibaını veren cümleler sarf etti. Aslında, bu konu, 19 uncu Dönemde Meclis soruşturması haline getirilmişti. Sayın Sağlar'ın partisinin iktidarda olduğu bir dönemde, Anavatan Partisinin muhalefette, azınlıkta olduğu bir dönemde...
SABRİ ERGÜL (İzmir) - Selamet Sitesine siz izin verdiniz bakan olarak.
YUSUF EKİNCİ (Burdur) - Dinle!.. Dinle!..
MEHMET KEÇECİLER (Konya) - ... Mecliste, hiçbir Anavatan Partili siyasetçinin itham edilmesine imkân olmadığı şeklinde bir karara varılmıştı; zabıtların bu şekilde düzeltilmesi için, yerimden arz ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Keçeciler.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Fikri Sağlar'ın konuşmasıyla ilgili olarak, bazı milletvekili arkadaşlarımız tarafından, sataşma gerekçesiyle söz istemleri bulunmaktadır; Sayın Mehmet Ağar da, bu konuda yazılı bir başvuruda bulunmuştur; ancak, bu konudaki kararımı, tutanakları değerlendirdikten sonra vereceğim.
Şimdi, görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Gruplar adına ikinci söz sırası Anavatan Partisi Grubunun.
Grup adına, Sinop Milletvekili Sayın Yaşar Topçu konuşacaktır.
Buyurun Sayın Topçu. (A