DÖNEM : 20 CİLT : 27 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
97 nci Birleşim
22 . 5 . 1997 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın'ın, Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesinin ivedilikle harekete geçirilmesine ilişkin gündemdışı konuşması
2. -Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin'in, sözleşmeli personele verilecek zamma ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Lütfü Esengün'ün cevabı
3. -Kırıkkale Milletvekili Recep Mızrak'ın, Hükümetin tarım politikasına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci'nin cevabı
B)TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-(10/162, 163, 164, 175) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimine ilişkin önergesi (3/808)
2. -Türkiye ile Yunanistan arasında parlamentolararası dostluk grubunun kurulmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/809)
3.-Devlet Bakanı Abdullah Gül'ün Türkmenistan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/810)
V.-KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.-926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)
2. -Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)
3.-Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S.Sayısı :164)
4.-625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı :168)
5.-Refah Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül'ün; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve İki Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor komisyonları raporları (2/616) (S. Sayısı :226)
VI.-SORULAR VE CEVAPLAR
A)YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.-Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya'nın, bazı basın kuruluşlarının vergi kaçırdığı iddiasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Abdüllatif Şener'in yazılı cevabı (7/2509)
2. -Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül'ün, bazı kişilere hacca gidebilmeleri için işçi pasaportu verildiği iddialarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/2516)
3. -İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, bakanlıkta ve ilgili kuruluşlarda görev yapan genel müdür, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilere ilişkin sorusu ve Turizm Bakanı Bahattin Yücel'in yazılı cevabı (7/2531)
4.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, yataklı sağlık tesisleri ile bunların yatak sayısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunç'un yazılı cevabı (7/2545)
5.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün;
-Bakanlıkta ve ilgili kuruluşlarda görev yapan genel müdür, yönetim kurulu üyesi ve denetçilere,
- Bakanlıkta görev yapan bazı unvanlı personelin sayısına,
İlişkin soruları ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan'ın yazılı cevabı (7/2527, 2559)
6.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan'ın yazılı cevabı (7/2569)
7.-Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı'nın, polis emeklileri arasındaki eşitsizliğin giderilmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/2580)
8.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, bakanlıkta görev yapan bazı unvanlı personel sayısına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın yazılı cevabı (7/2591)
9.-Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın, Tekirdağ-Çorlu-Havuzlar Mahallesinin telefon ihtiyacına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu'nun yazılı cevabı (7/2605)
10.-İstanbul Milletvekili Azmi Ateş'in, Film-F Filmcilik Ltd. Şti'nin sahte belgelerle fon kaynaklı destek aldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın yazılı cevabı (7/2613)
11.-İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın;
- Turizm yatırımları için tahsis edilmek üzere belirlenen yerlere,
Aydın Milletvekili Yüksel Yalova'nın;
- Büyük Menderes Deltası Millî Parkına,
İlişkin soruları ve Orman Bakanı M. Halit Dağlı'nın yazılı cevabı (7/2631, 2634)
12. -Aydın Milletvekili Yüksel Yalova'nın,
maç yayınlarındaki havuz sistemi uygulamasının
gözden geçirilip geçirilmeyeceğine ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in yazılı
cevabı (7/2668)
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açıldı.
Ordu Milletvekili Müjdat Koç'ın, Fiskobirlik'in ve Karadeniz Bölgesinin, özellikle de Ordu İlinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Rıza Gönül cevap verdi.
İzmir Milletvekili Atilla Mutman, özürlülerin sorunlarına;
İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin de, Meclisin mehabetini engelleyen konuşmalara ve davranışlara;
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Amerika Birleşik Devletlerine gidecek olan Devlet Bakanı Gürcan Dağdaş'a, dönüşüne kadar, Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın;
12 Mayıs 1997 tarihinden itibaren Türkmenistan,Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan Cumhuriyetine giden Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Işılay Saygın'ın vekâlet etmesi uygun görülmüşken, 17 Mayıs 1997 tarihinden itibaren, Devlet Bakanı Nevzat Ercan'ın,
Vekâlet etmelerinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı;
Finlandiya Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanının, refakatinde bir Parlamento Heyetiyle birlikte ülkemize davet edilmesine ilişkin Başkanlık;
Tezkereleri ile,
Zonguldak Milletvekili HasanGemici'nin, Kamu İktisadî Teşebbüsleri;
Ankara Milletvekili Hikmet Uluğbay'ın, Plan ve Bütçe;
Eskişehir Milletvekili Hanifi Demirkol'un, İçişleri;
Komisyonlarından istifa ettiklerine dair önergeleri,
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in 4-6 Nisan 1997 tarihlerinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine yaptığı resmî ziyarete Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner'in de iştirak etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.
DSP Grubuna düşen ve boş bulunan:
Millî Savunma Komisyonundaki üyelik için aday gösterilen Ordu Milletvekili İhsan Çabuk;
İçişleri Komisyonundaki üyelik için aday gösterilen Balıkesir Milletvekili Tamer Kanber;
Plan ve Bütçe Komisyonundaki 2 üyelik için aday gösterilen Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu ile Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici;
TPAO adlı petrol tankerinde meydana gelen yangın faciasının nedenleri ve itfaiye teşkilatının sorunları ile Boğazlar ve Marmara Denizinde uluslararası seyir yapan gemilerin oluşturduğu tehlikelerin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/162, 163, 164, 175) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonu üyeliklerine gruplarınca aday gösterilen milletvekilleri,
Seçildiler.
(10/162, 163, 164, 175) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonunun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yapmak üzere toplanacakları gün, saat ve yere ilişkin Başkanlıkça duyuruda bulunuldu.
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmına geçilerek :
1 inci sırasında bulunan (6/337) esas numaralı sözlü sorunun, üç birleşim içerisinde cevaplandırılmadığından, yazılı soruya çevrildiği ve gündemden çıkarıldığı bildirildi.
3 üncü sırasında bulunan (6/344),
4 üncü sırasında bulunan (6/345),
5 inci sırasında bulunan (6/346),
8 inci sırasında bulunan (6/350),
10 uncu sırasında bulunan (6/352),
11 inci sırasında bulunan (6/353),
13 üncü sırasında bulunan (6/355),
15 inci sırasında bulunan (6/357),
16 ncı sırasında bulunan (6/359),
17 nci sırasında bulunan (6/360),
Esas numaralı sözlü sorular, ilgili bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.
2 nci sırasında bulunan Rize Milletvekili Ahmet Kabil'in (6/339) esas numaralı sözlü sorusuna Devlet Bakanı Ahmet Demircan;
6 ncı sırasında bulunan Tekirdağ Milletvekili Enis Sülün'ün (6/348),
9 uncu sırasında bulunan Ankara Milletvekili Aydın Tümen'in (6/351),
12 nci sırasında bulunan Rize Milletvekili Ahmet Kabil'in (6/354),
14 üncü sırasında bulunan Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan'ın (6/356),
18 inci sırasında bulunan Muğla Milletvekili Lale Aytaman'ın (6/361),
Esas numaralı sözlü sorularına Devlet Bakanı Lütfü Esengün;
7 nci sırasında bulunan İzmir Milletvekili Atilla Mutman'ın (6/349) esas numaralı sözlü sorusuna da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik,
Cevap verdi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının :
1 inci sırasında bulunan 23 sıra sayılı kanun tasarısının müzakereleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.
Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/586) (S. Sayısı :192) müzakereleri tamamlanarak kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.
Grupların mutabakatıyla, kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, 22 Mayıs 1997 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 18.05'te son verildi.
Ünal Yaşar Mustafa Baş
Gaziantep İstanbul
Kâtip Üye Kâtip Üye
1. -Karabük Milletvekili Hayrettin Dilekcan ve Aydın Milletvekili Muhammet Polat'ın; Gıda Üretimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/808) (Tarım, Orman, Köyişleri ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonlarına) (Başkanlığına geliş tarihi :16.5.1997)
2.-Samsun Milletvekili Biltekin Özdemir ve 2 Arkadaşının; İstiklâl Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatanî Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/809) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :16.5.1997)
1.-Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya ve 4 Arkadaşının; Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/729) (S. Sayısı :316) (Dağıtma tarihi :22.5.1997) (GÜNDEME)
2. -Konya Milletvekili Ahmet Alkan'ın; İmrenler, İsmil, Yeniceoba Adıyla Üç Yeni İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/288) (S. Sayısı :317) (Dağıtma tarihi :22.5.1997) (GÜNDEME)
3.-Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin, Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 29 Arkadaşının, Gümüşhane Milletvekili M.Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının, İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7 Arkadaşının Benzer Mahiyetteki Kanun teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/730, 2/411, 2/450, 2/622)(S. Sayısı :318) (Dağıtma tarihi :22.5.1997) (GÜNDEME)
1. -İstanbul Milletvekili Necdet Menzir'in, medya kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2784) (Başkanlığa geliş tarihi :20.5.1997)
2.-Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin'in, bazı holdinglere ödenen teşvikler konusundaki beyanlarına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2786) (Başkanlığa geliş tarihi :21.5.1997)
3. -İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş'ın, Alman vatandaşlığına geçmek isteyen Türk vatandaşlarının başvurularına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2787) (Başkanlığa geliş tarihi :21.5.1997)
4.-İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, Şırnak Valisinin İl Esnaf Kefalet Kooperatifi seçimlerinde partizanlık yaptığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2788) (Başkanlığa geliş tarihi :14.5.1997)
1.-Iğdır Milletvekili Adil Aşırım'ın, döviz karşılığında borçla satın alınan ithal araç ve gereçlerden çiftçilerimizin mağdur edildiğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2467)
2.-Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu'nun, özel korumalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2468)
3.-Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu'nun, Başbakanlık Tanıtma Fonundan yapılan harcamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2469)
4.-Adıyaman Milletvekili Celal Topkan'ın, Adıyaman -Çelikhan'da Bağ-Kur borçlarını ödeyemeyen esnafa yapılan uygulamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2472)
5.-İçel Milletvekili Mustafa İstemihan Talay'ın, Ramazan ve Kurban Bayramlarında meydana gelen trafik kazalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2473)
6. -İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, yerleşim birimlerinin sayısına ve sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2478)
7. -İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, Kamu kurum ve kuruluşlarına ait araç sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2479)
8. -İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, Türkiye'de faaliyet gösteren bankalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2486)
9. -İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, suç teşkil eden olaylar nedeniyle aranan kişi sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2488)
10. -İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, basın kuruluşlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2489)
11. -Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş'in, Ankara'da doğalgaz abonelerinden dolar olarak alınan abone ücreti uygulamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2494)
12. -Bursa Milletvekili Feridun Pehlivan'ın,
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına
yapılan yardımın kaynağına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2495)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97 nci Birleşimini açıyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır. Yoklama sırasında, adı okunan milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul salonunda bulunduğunu yüksek sesle belirtmelerini rica ederim.
(Yoklamaya başlandı)
BAŞKAN - Şaban Karataş?.. Yok.
İrfan Köksalan?.. Yok.
Seyfi Oktay?..
AKIN GÖNEN (Niğde) - Sayın Başkan, Divan eksik.
BAŞKAN - Efendim, Divan üyesi arkadaşımız...
AKIN GÖNEN (Niğde) - Nasıl yoklama yapıyorsunuz?!
BAŞKAN - Nasıl olsa yoklama safhasında arkadaşımız gelebilir diye düşündük; zaten konuşma falan da yok.
Haber verdik, gelebilir efendim... Neyse, zaten yoklama yapıyoruz.
AKIN GÖNEN (Niğde) - Divanın tamamlanmadığı yerde nasıl yoklama yaparsınız. Divanı tamamlayın Sayın Başkan; diğer Divan üyesi arkadaşlarımızdan birisi Divana geçsin.
ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) - Zaman kazanmak için yapılabilir.
BAŞKAN - Divan üyesi arkadaşlarımız da sorumluluğunu bilsin efendim.
İSMAİL SAFA GİRAY (Balıkesir) - O bilsin, tamam da, sen de sorumluluğunu bil Başkan.
BAŞKAN - Aslında, sorumluluğumu sizden öğrenecek değilim; ama, işte, biraz toleranslı davranınca böyle oluyor. Aslında, kurallara kesin uymak lazım.
AKIN GÖNEN (Niğde) - Takdir sizin Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şu anda Divan tam teşekkül etmiş değildir; Divanı tamamlamak üzere, birleşime 5 dakika ara veriyorum.
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Sayın milletvekilleri, ilk oturumda, Divanımız eksik olduğu için -özür diliyoruz- birleşime ara vermiştim; şimdi, yeniden, Divanımızı, usulüne uygun teşekkül ettirdik.
BAŞKAN - Ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır. Yoklama sırasında Genel Kurul salonunda olan sayın milletvekilinin, Genel Kurul salonunda olduğunu yüksek sesle belirtmesini rica ediyorum. Yoklamaya tekrar baştan başlayacağız.
(Yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız yoktur.
Grup Başkanvekillerimiz ne kadar süreyle ara vermemizi istiyorlarsa o kadar ara verelim efendim.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, 15 dakika...
BAŞKAN - Peki efendim.
Birleşime 15 dakika ara veriyorum.
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bundan önceki oturumda yaptığımız yoklamada çoğunluk olmadığı için birleşime ara vermiştim; yeniden yoklama yapacağım.
Eğer, Genel Kurul salonunda bizim görebileceğimiz bir çoğunluk olsaydı, yoklamayı başlatmayabilirdim; ama, çoğunluk yok. Biz de Divanız; yani, taraflı davranamayız, tarafsız davranmak zorundayız.
OĞUZHAN ASİLTÜRK (Malatya) - Sayın Başkan, o sıralarda da varlar!..
BAŞKAN - Boş sandalyeleri siz dolu görüyorsanız... Bizim, boşu dolu görme niteliğimiz yok.
OĞUZHAN ASİLTÜRK (Malatya) - Hepsi dışarıda oturuyorlar.
BAŞKAN - Sayın Asiltürk, ben boş sandalyeyi, sizin gözünüzle dolu göremem.
Genel Kurul salonunda olan arkadaşlarımızın, Genel Kurul salonunda olduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.
Yoklamaya başlıyoruz.
(Yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalarımıza başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşımıza gündemdışı söz vereceğim.
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın'ın, Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesinin ivedilikle harekete geçirilmesine ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Birinci gündemdışı söz, Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesinin ivedilikle harekete geçirilmesi hakkında gündemdışı söz isteyen, Siirt Milletvekili Sayın Ahmet Nurettin Aydın'a verilmiştir.
Buyurun Sayın Aydın. (RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
AHMET NURETTİN AYDIN (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Güneydoğu Anadolu Bölgemizin terör, işsizlik, altyapı, göç gibi sorunlarının çözülmesi amacıyla, 54 üncü Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, 1996 yılı ortalarında gündeme getirdiği Güneydoğu Anadolu kalkınma projelerinin ivedilikle yürürlüğe konulması konusunda gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisin değerli üyelerini, bu vesileyle, saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihî mirası gereği, ülkesiyle milletiyle, dünya barışının teminatı olması gereken lider ülke Türkiyemizde, son günlerde, birtakım mihrakların tahrikleriyle Hükümetimiz meşgul edilmiş, hedeflerinden âdeta uzaklaştırılmıştır. Güya, birtakım çevrelere göre, bu ülkede irticaî faaliyetler mevcut, laiklik elden gidiyor, şeriatın ayak sesleri gibi bazı iddialar var.
Sayın milletvekilleri, böyle bir kanunî dayanağı, gerçekçi yanı olmayan iddialar yok; yani, bu ülkede ne laiklik elden gidiyor ne şeriat geliyor ne de laiklik tehdidi var ne de irticaî faaliyet tehdidi var. Bu ülkede, maalesef, var olan en büyük sorun, sıkıntı, bölge insanın tükenen sabrıdır. Yıllar yılı kendi kaderiyle baş başa bırakılmış, sorunlarla boğuşmuş, yoksulluk, fukaralık, işsizlik altında inim inim inleyen güneydoğu halkının âdeta sabrı tükenmekte ve maalesef, ülkesine, milletine olan güveni de her geçen gün azalmaktadır. Bu ülkenin gerçek gündemi, aslında, güneydoğu halkımızın, Siirt halkımızın var olan ekmek kavgasıdır. Şu an, ülkede, güneydoğu bölgemizde bir fukaralık var, bir işsizlik var ve maalesef, hâlâ, açlık tehdidiyle karşı karşıya kalmış bir yığın insanımız var.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Sayın Aydın, İstanbul'da da var.
İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) - Başka yerde yok mu?
AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) - Efendim, o çok mevziidir ve eğer İstanbul'da varsa da, maalesef, güneydoğu bölgemizden oraya göçe zorlanmış insanların açlığı söz konusu...
MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Az doğru, az...
AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) - Maalesef öyle.
Ne var ki, bin yıldır, yüce dinimizin İslamın bizi kardeş yapan değerleriyle bir arada yaşamış bölge halkımız son yirmi yıldır dış tahriklerin âdeta piyonu haline geldi ve manevî değerler hiçe sayılarak, sanki hiçbir sorun yokmuş gibi, bu milletin başörtüsüne, Kur'an kurslarına müdahale eden bir devleş anlayışı, maalesef, bölge halkımızın her geçen gün devletine olan güvenini sarsmıştır. Bu, en büyük sorun olarak şu an bölgemizde var olmakta.
Benim seçim bölgem Siirt ve Siirt, hakikaten, dünya literatürüne geçmiş, eserler bırakmış çok faziletli alimlerin yetiştiği bir bölge. Şu bir gerçek; bir İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesini, zannediyorum, bu Meclis çatısı altında bilmeyen, duymayan yoktur. Çok fazıl ve fadıl kişilerin, alim kişilerin yetiştiği bu bölge, maalesef, bugün, birçok manevî değerinden âdeta tecrit edilmekte.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aydın, süreniz bitti; lütfen, toparlar mısınız efendim.
MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Seçmene selam göndermesin Sayın Başkan.
AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) - Efendim...
BAŞKAN - Efendim, lütfen, sürenizi kullanın.
AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) - Şu bölgemizin...
BAŞKAN - Yani, o bölgeyle ilgili sorunları dile getirin canım...
AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) - ... var olan sorunları, kangreni ortadan kalkmadıkça, sizin burada huzur bulmanız mümkün değil. Eğer, vicdanınız el veriyorsa, ben, size sorarım; yani, bölgede akan kanlar devam ederken -ve siz, Meclisin günlük malî faturasının da farkındasınız- maalesef, çok yapay ve çok sunî gündemlerle bu Meclisin gündemini işgal ederek...
MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Biz mi yapıyoruz bunları?!.
AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) - ... ülkenin birinci sorunu olan güneydoğu sorunlarını...
BAŞKAN - Sayın Aydın, siz, Genel Kurula bakar mısınız... Genel Kurula hitap edin...
AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) - Âdeta meşgul ediyorsunuz Meclisi... (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Karşıya bakın efendim.
HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) - Hükümete söyle!...
İRFAN KÖKSALAN (Ankara) - Hükümet sizsiniz...
AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) - Dikkatinizi çekerim... Seçim meydanlarında fukara edebiyatı yapıyorsunuz; fukaralıkla boğuşan güneydoğu halkını hiç hatırlamıyorsunuz siz...
OYA ARASLI (İçel) - Bunları söylemeye hakkınız yok...
AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) - Ama, önümüzdeki seçimde göreceksiniz, orada gereken şamarı yiyeceksiniz. (RP sıralarından alkışlar)
OYA ARASLI (İçel) - Sayın Başkan, Genel Kurula hitap etsin.
AYHAN FIRAT (Malatya) - Başını çevirsin...
BAŞKAN - Efendim, arkadaşımız sola bakmaktan zevk alıyor. Daha ne yani...
AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) - Efendim, benim bölgemde, seçim meydanlarında edebiyat yapan solcu kardeşlerimiz (CHP sıralarından gürültüler) bu ülkede bölgeler arasındaki gelir dağılımındaki fark kalkmadıkça veya asgariye inmedikçe, bu işsizliğin, bu yoksulluğun beli bükülmedikçe batıdaki insanın huzur içerisinde yaşaması mümkün değildir.
OYA ARASLI (İçel) - Hükümete anlat; bunları bize niye anlatıyorsun?..
AYHAN FIRAT (Malatya) - Bir senedir iktidarsınız...
AHMET NURETTİN AYDIN (Devamla) - Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aydın.
Gündemdışı konuşmaya cevap verme konusunda Hükümetten bir istek gelmediğine göre; gündemdışı diğer konuşmaya geçiyorum.
OYA ARASLI (İçel) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Efendim...
OYA ARASLI (İçel) - Sayın Başkan, hatip konuşurken mütemadiyen bu taraflara bakıp...
BAŞKAN - Canım, orası, Genel Kurul salonuna dahil değil midir?..
AYHAN FIRAT (Malatya) - Ama, sürekli buraya bakıyor Sayın Başkan.
OYA ARASLI (İçel) - İthamda bulundu... Sizin ikazda bulunmanız lazım.
BAŞKAN - Ben, şimdi, kürsüye çıkan kişinin başını mı yönlendireyim?.. (RP sıralarından alkışlar) Rica ediyorum canım... Allah Allah!..
OYA ARASLI (İçel) - Herkese ikazda bulunuyorsunuz...
BAŞKAN - Efendim, tabiî, arkadaşımız sağa da bakacak, sola da bakacak; bütün arkadaşları tanıyacak.
Sayın Araslı, rica ederim...
OYA ARASLI (İçel) - O zaman, kendisine ikazda bulunmuyorsanız; o sözler buraya söylenmiştir; lütfen, cevap verme hakkını verin.
BAŞKAN - Size bakınca, size sataşılıyor mu anlıyorsunuz?..
AYHAN FIRAT (Malatya) - Boynu ağrıyacak; boynu...
OYA ARASLI (İçel) - İtham ediliyoruz.
BAŞKAN - Sayın Araslı, bu kadar hassasiyet ve alınganlık göstermeyin. Rica ediyorum...
AYHAN FIRAT (Malatya) - Söz ver; söz...
OYA ARASLI (İçel) - Siz görevinizi yerinize getirin Sayın Başkan.
BAŞKAN - Neyse... Teşekkür ederim.
OYA ARASLI (İçel) - Genel Kurula hitap etmesi için ikazda bulunun.
BAŞKAN - Teşekkür ederim... Ben ikazda bulundum. Düz bakın, başınızı sağa sola çevirmeyin dedim; ama, ben ne yapayım yani?.. (RP sıralarından alkışlar)
İkinci gündemdışı...
NİHAT MATKAP (Hatay) - Hükümet yok mu? Sayın Başkan, Hükümet nerede?
AYHAN FIRAT (Malatya) - Hükümet cevap vermeyecek mi?
OYA ARASLI (İçel) - Hükümet yok ki...
BAŞKAN - Vermedi canım. Gidin sorun; niye cevap vermiyorlar.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Ne biçim Hükümet Sayın Başkan; niye Hükümet yok?
2. -Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin'in, sözleşmeli personele verilecek zamma ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Lütfü Esengün'ün cevabı
BAŞKAN - İkinci gündemdışı söz, sözleşmeli personele verilecek zam konusunda söz isteyen Kırklareli Milletvekili Prof. Dr. Necdet Tekin'e verilmiştir. (DSP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
NECDET TEKİN (Kırklareli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; devlet memurları arasında kaynayan bir yara haline gelen, ihdas edildiği günden bu yana her yeni gün aleyhlerinde bir gelişmeyi, sözleşmeli personelin sorunlarını aktarmak için...
EMİN KARAA (Kütahya) - Hocam, siz o tarafa bakın...
BAŞKAN - Arkadaşlar, rica ediyorum... Konuşulanları duymuyoruz canım. Burası ciddî bir salon.
NECDET TEKİN (Devamla) - ...sizlerin huzurunuza gelmiş bulunuyorum; Yüce Meclisi ve hepinizi en derin saygılarımla selamlarım. (DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Kamuda çalışan ve 399 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameye tabi, kadro karşılığı, kapsamdışı gibi ayırımlara tabi tutulmuş 300 bine yakın sözleşmeli personel, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olarak çalışan emsallerinin yaşadığı birçok haksızlıkları aynen yaşadığı gibi, üstüne, hükümetlerin her yeni uygulamasında da ilave haksızlıklara uğramaktadırlar. Üzerinde taşıdığı bütün sorumluluklar ve yükümlülükler bakımından 657'ye tabi memurlardan ayrı tutulamayan ve yaptığı iş bakımından hiçbir farkı olmayan sözleşmeli personel, kurumlararası nakil gibi en doğal ve en temel hakları söz konusu olduğunda, devletin aslî ve sürekli görevlerini yürüten bu insanlar, ne yazık ki memur sayılmamaktadır.
Diğer bir haksızlık ve adaletsizlik de ücretlerin belirlenmesinde yaşanmaktadır. Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarında çalışanların; yani, 2 sayılı cetvelde yer alan personelin ücret tavanı her yıl bütçe kanunlarıyla belirlenir. Sözleşmeli personelin ücretlerinin, malî yılın ikinci yarısı için değiştirilmesi ve malî yılda sosyal haklarının ve ücret tavanlarının belirlenmesi Bakanlar Kurulunca yapılır. Bakanlar Kurulunun bu kararı ne yazık ki henüz imza aşamasındadır.
HASAN GÜLAY (Manisa) - Toplanamıyorlar ki!..
NECDET TEKİN (Devamla) - KİT ve bağlı ortaklıklarda, kamu bankaları ve özelleştirme kararı alınan kuruluşlarda çalışan sözleşmeli personelin ücretleriyle ilgili 2 numaralı liste Maliye Bakanınca imzalanmış, Yüksek Planlama Kurulunun imzasına sunulmuştur; ancak, sayın milletvekilleri, Sayın Maliye Bakanının imzalamaktan -eski dille- imtina ettiğini -yeni dille- kaçındığını ve aşağıda -maalesef zaman elverdiği sürece- sıralayacağım, 25 kuruluşun çalışanlarıyla ilgili -1 numaralı liste- kararnameyi, Başbakanlığa, Sayın Maliye Bakanının iade ettiğini hepimiz biliyoruz.
Bunlar, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Devlet Personel Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı ve bağlı kuruluşları, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, GAP İdaresi vesaire olmak üzere 25 kuruluştur.
Sayın milletvekilleri, bu kuruluşlar, her dönemde, devletin en yetişmiş, en yetenekli uzmanlarını çalıştırırlar. Bunlar, devletin, teşkilat kanununa göre sözleşmeli personel çalıştıran kamu kurum ve kuruluşlarıdır. Ne yazık ki, 20.3.1997 tarihli kararnameye alınmasına rağmen, Sayın Bakanın, bizce sudan nedenlerle imzalamayarak iade ettiği kararname kapsamındaki sözleşmeli personel, işte bu personeldir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Hocam süreniz bitti; lütfen toparlar mısınız.
NECDET TEKİN (Devamla) - Toparlarım efendim.
BAŞKAN - Buyurun.
NECDET TEKİN (Devamla) - Teşekkür ederim.
Maliye Bakanlığı, kendi elemanlarına uygun gördüğü maaş artışı oranlarını, bu 25 kuruluşun elemanlarına verilmesini, ne yazık ki uygun mütalaa etmemektedir.
Sayın Bakan, sormak isterim, bu kuruluşlarda çalışan uzman ve yetişmiş personeli nasıl tutacaksınız? Bunların maaş artışı alamamalarından, eşit artıştan faydalanamamalarından doğacak uzman açığını nasıl karşılayacaksınız; bu, haksızlık, adaletsizlik değil midir?
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hükümet, 1997 yılı için açıkladığı yüzde 30'luk ücret artışlarını, sözleşmeli personele şubat ayında verebilmiştir. Bu ücret artışlarının, birçok kurumda, hak edilen ücret olarak bordrolara yansıması, nisan ayının sonunu almıştır.
Şimdi, buradan sormak istiyorum: Sayın Hükümet yetkilileri, niçin bu farkları vermekten imtina ediyorsunuz- eğer, Sayın Bakan buradaysa ve lütfedip açıklarsa- ve ayrıca, çeşitli kuruluşlardaki bu ücret farklılıklarını niye körüklüyorsunuz; geliniz, bundan vazgeçiniz ve toplumumuzun 2 milyona yakın insanını ilgilendiren, aşını, işini ilgilendiren bu kararnameyi imzalayınız, imzalatmak için de her türlü baskıyı yapınız.
Hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tekin.
Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Devlet Bakanı Sayın Esengün; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) - Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözleşmeli personelin ücret rejimi ve yapılması düşünülen zamlarla ilgili, sayın milletvekili arkadaşımızın yaptığı konuşmaya teşekkürlerimi arz ediyorum.
Bilindiği üzere, şu anda, kamuda, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye istinaden istihdam edilen sözleşmeli personel, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine göre istihdam edilen sözleşmeli personel, ayrıca, kadro karşılığı sözleşmeli personel adını verdiğimiz üç kategoride sınıflandırılan sözleşmeli personel vardır.
Sözleşmeli personelin istihdam edilişinin sebebi, ta 1978'de başlayan bir uygulamadır. Kadrosundan daha fazla ücretlerle, daha iyi imkânlarla kamuda kalifiye eleman tutabilmek, istihdam edebilmek, kamunun birtakım özel işlerini özel nitelikli elemanlar vasıtasıyla gördürmek; asıl esprisi, temel nedeni bu. Ancak, zaman içerisinde yapılan zamlar, yapılan değişiklikler, kadrolu personele getirilen iyileştirmelerle, sözleşmeli personel ile kadrolu personel arasındaki "makas" dediğimiz oran alabildiğine azalmış; sözleşmeli personelin, sözleşmeli oluşundan dolayı fazla bir menfaatı, fazla bir özelliği kalmamış durumda. Biz, bu özelliğin devamı için, sözleşmeli personelin, sözleşmeli statüde oluşunun devamı için, kadrodan daha fazla imkânlar sağlanmak suretiyle gereken tedbirleri aldık, almaya devam ediyoruz. Şu anda da, yine, devlette, kamuda çalışan personel içerisinde, en iyi ücret rejimine tabi olan sözleşmeli personeldir, kadrodan daha fazla özlük hakları ve ücret kendilerine ödenmektedir.
Bu seneye gelince; yüzde 30'luk zam, bütün sözleşmeli personele -biraz evvel arz ettiğim- 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine tabi olan veya kadro karşılığı çalışan sözleşmeli personele zamanında yapıldı; şubat ayında yapılması gecikme değildir. Zaten, diğer memurlara da hemen hemen aynı tarihlerde yapılmış olan zammın sözleşmelilere aktarılması, bu konuda gereken Bakanlar Kurulu kararının çıkarılması şubat ayı içerisinde gerçekleştirildi ve tatmin edici bir ücret verildi.
Diğer kamu çalışanlarına yaptığımız ek iyileştirmenin tabiî ki sözleşmeli personele de yansıması lazımdır, gereklidir; bu konuda çalışmalar devam etmektedir ve her halükârda yürürlüğe girecek olan kararnameler, 1996 Aralık ayı maaşı baz alınarak 1 Ocak 1997 tarihi itibariyle uygulanacak olduğu için, arada biriken farklar da defaten ödenecektir.
399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli 2 sayılı cetvele dahil pozisyonlarda sözleşmeli istihdam edilen personelin 126 milyon lira olan tavan ücreti yüzde 20 nispetinde artırılmış, 152 milyon liraya çıkarılmıştır.
Ayrıca, Bakanlar Kurulu kararıyla bu şekilde istihdam edilen sözleşmeli personelin, halen yürürlükte bulunan sözleşme ücretlerinin seyyanen yüzde 16 oranında artırılması kararlaştırılmıştır; ancak, bu personelin niteliklerine göre yönetim kurulları tarafından yapılabilecek ilave ücret artışlarına ilişkin Yüksek Planlama Kurulu kararı şu anda imza aşamasındadır.
657 Sayılı Kanunun 4/b maddesine göre sözleşmeli çalışan personelin 116 milyon lira olan tavan ücreti yüzde 20 nispetinde artırılmış, 140 milyon liraya yükseltilmiştir. Bu şekilde çalışan personelin, halen yürürlükte bulunan sözleşme ücretlerinin de yüzde 16 oranında artırılması kararlaştırılmıştır.
Asıl şu anda sorun gibi görünen, kadro karşılığı sözleşmeli personelin ücretleridir. Kadro karşılığı sözleşmeli personelin sözleşme ücretleri ise, bu personelin memuriyet kadro maaşlarına yapılan artış oranları düzeyinde ücret artışı uygulanmak suretiyle kararname tasarısı hazırlanmış, imzaya sunulmuştur, şu anda imza safhasındadır.
Maliye Bakanımız tarafından bir süreden beri imzalanmaması yolundaki iddia, Maliyemizin, Maliye bürokrasimizin ve Maliye Bakanımızın bu konudaki titizliğini, gerek ücretler arasındaki dengeyi gerekse bütçe dengelerini gözetmesi yönünde, bütçenin daha fazla açık vermemesi ve bu konuda...
EMİN KARAA (Kütahya) - Sayın Bakan, bütçe açık mı veriyor?
AYHAN GÜREL (Samsun) - Bütçe açık mı veriyor?
DEVLET BAKANI LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) - Evet, maalesef, sayenizde, son ayda açık var; muhalefetin sayesinde... (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar[!]) Ülkenin gündemine getirdiğiniz sunî buhranlar, ekonomiyi bozmaya, bütçede açık meydana getirmeye başladı ve bunun vebali, öncelikle de bu sunî gündemleri ülkenin önüne getiren muhalefet ve o, birkısım çevrelerdir.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Sizin hiç sorumluluğunuz yok sanki.
DEVLET BAKANI LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) - Onları bir tarafa bırakalım.
Millet her şeyi görüyor. Düzelttiğimiz, şubat ayında 172 bine gelen İstanbul Menkul Kıymetler Borsası endeksi, düşen faizler, uzayan vadeler... Bunların hepsi, Hükümetimizin başarısıdır; zaten, bu başarılar hazmedilemediği için bu çırpınış içerisindesiniz; ama, sizin tahribatınızı önleyeceğiz. O, bozulan dengeleri yeni baştan da tesis edeceğiz, endişe etmeyin ve bize güvenin. Milletimiz güveniyor, siz de güvenin. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar")
Kadro karşılığı sözleşmeli çalışan personelin de kararnamesi yakın bir tarihte imzalanarak yürürlüğe girecek, bütün çalışanların olduğu gibi, sözleşmeli personelimizin de desteğini, duasını alacağız.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.
3. -Kırıkkale Milletvekili Recep Mızrak'ın, Hükümetin tarım politikasına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci'nin cevabı
BAŞKAN - Üçüncü sırada, Hükümetin tarım politikaları hakkında gündemdışı söz, Kırıkkale Milletvekili Sayın Recep Mızrak'a verilmiştir efendim.
Buyurun Sayın Mızrak (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Mızrak, süreniz 5 dakika efendim.
RECEP MIZRAK (Kırıkkale) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, hepimizin bildiği gibi, geçen hafta, Dünya Çiftçiler Günüydü. Bir hafta gecikmeyle bile olsa, Çiftçiler Gününün kutlu olmasını diliyorum; ancak, ülkemizde çiftçilerin durumunun çok parlak olduğunu, çok iyi olduğunu söylemek de, maalesef, mümkün değil; bunu da, üzülerek ifade etmek mecburiyetinde olduğumu huzurlarınızda söylemek durumundayım.
Değerli arkadaşlar, ülkemizde tarım son derece önemli olmakla beraber, tarım kesiminde bulunanların, kırsal alanda yaşayan insanlarımızın, durumunun çok iyi olduğunu söylemek, maalesef, mümkün değildir. Bugün itibariyle, nüfusumuzun yaklaşık yüzde 45'lik kısmı, kırsal alanda yaşamaktadır; ancak, geçimini tarımdan temin eden insanları, genel nüfus içerisinde oranlayacak olursak, bunların oranı, yaklaşık olarak yüzde 70'lere ulaşmaktadır; çünkü, şehirlerde, ilçelerde yaşayan insanlarımızın pekçoğunun geçim kaynağı şehirlerdeki, ilçelerdeki gelirleriyle beraber, esas itibariyle tarıma dayanmaktadır.
Ülkemizde, esasen, tarımın desteklenmesi gerekir. Desteklemeyi de, kırsal alanda yaşayan ve geçimini tarımdan temin eden insanlara bir yardım olarak görmek de mümkün değildir. Tarımın desteklenmesi, makro bazda uygulanması gereken kaynakların verimli ve rasyonel bir şekilde kullanılmasının da bir sonucudur. Esasen, tarımın desteklenmesi sonucunda, nüfusun kırsal alanda tutulması mümkün olabilecektir. Tarımın desteklenmesi halinde, nüfus kırsal alanda tutularak, şehirlere göç, şehirlerde gecekondulaşma ve şehirlerde yeni mahalleler ve bu mahallelere altyapı, eğitim ve diğer sosyal ihtiyaçlarının giderilmesi için yapılması gereken birtakım masraflar -ki, layıkıyla yapılamamaktadır- önlenmiş olacaktır. Bu bakımdan, tarımın desteklenmesi, nüfusumuzun kırsal alanlarda tutulması ve bir noktada, kaynaklarımızın rasyonel bir şekilde kullanılması, diğer taraftan da, bu kesimin, şehirlere gelerek, burada, sefalet içerisine itilmelerinin önlenmesi anlamına gelecektir.
Tarım, bir taraftan tarım ürünlerinin girdi fiyatlarının asgarî seviyelerde tutulması, diğer taraftan -daha da önemlisi- tarım ürünlerinin, tarımla uğraşan bu kesime para kazandıracak bir fiyatla pazarlanması ortamının yaratılmasıyla mümkündür.
Şu günlerde, tarım ürünleri derken, taban fiyatlar ve de en önemlisi buğday gündemdedir, aklımıza buğday gelmektedir.
Değerli arkadaşlar, geçen sene, bildiğiniz gibi, bir önceki seneye göre, özellikle 1991 yılından itibaren verilen düşük taban fiyatlar dolayısıyla, köylümüzün, hububat üreticisinin mağduriyeti, geçen yıl verilen yüzde 156'lık, yüzde 157'lik bir zam oranıyla, bu oranda verilen bir zamla telafi edilmeye çalışılmıştır. Ancak, 1996 yılında iyi bir fiyat verilmiş olmasına rağmen, Toprak Mahsulleri Ofisinin, hububat sahiplerinden aldığı buğday, arpa gibi hububatların bedellerini makul bir süre içerisinde ödeyememiş olması, ödemelerin altmış yetmiş gün gecikmiş olması; üreticilerin, bir taraftan, bu ürün bedellerini gecikerek alma gibi bir zarara; diğer taraftan da, bu kadar süre içerisinde paralarını tahsil edememe nedeniyle, ürünlerini, tüccara ve bu işle uğraşanlara daha düşük fiyatla vermeleri suretiyle ilave bir zarara uğramalarına sebep olmuştur.
Bu sene, özellikle Adana'da ve mahsulün erken hasat edileceği yerlerde, hasadın başlayacağı şu günlerde taban fiyatların henüz belirlenmemiş olmasını bir eksiklik olarak kabul ediyoruz.
Onun ötesinde, biraz önce söylediğim sebeplerden dolayı, kırsal alandaki nüfus göçünün ve sefaletin şehirlere taşınmasını önlemek bakımından, buğdaya çok iyi taban fiyat; daha doğrusu, nüfusu kırsal alanda tutabilecek makul bir fiyat verilmesi ve köylümüzün pazarla desteklenmesi lazım. Bize göre makul fiyatın, birinci grup ekmeklik buğdayda 40 bin liradan aşağı olmaması lazımdır. Diğer buğdaylarda ise, geçen sene verilen 18 bin lira ve birinci grup ekmeklik buğdaya bugün verilmesi gereken asgarî 40 bin lirayla orantılı olarak, makul fiyatların verilmesi lazımdır.
Değerli arkadaşlar, verilen taban fiyat bir noktada önemli olmakla beraber, bir noktada tek başına yeterli olmamaktadır. Geçen sene, bir önceki seneye göre yüzde 157 oranında bir artış sağlanmış olmasına rağmen, Toprak Mahsulleri Ofisinin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Mızrak, süreniz bitti; lütfen toparlar mısınız efendim.
RECEP MIZRAK (Devamla) - Hay hay.
...zamanında parayı ödeyememesi dolayısıyla, verilen fiyatlar bir noktada çalışmamış, 18 bin liralık fiyat 14 bin liraya, 15 bin liraya inmişti. Bu sene de aynı şekilde ve geçenlerde basına yansıdığı kadarıyla, maalesef, Toprak Mahsulleri Ofisimizin bu seneki alımlarda kullanılacağı finansmanı henüz tedarik etmediği şeklinde haberler var; ki, bu haberler doğruysa, bu sene çiftçimizin içine düşeceği duruma bakarsak, ne kadar iyi fiyat verilirse verilsin, bu söylediğimiz, önerdiğimiz fiyatın üzerinde bir fiyat verilse bile, finansmanı tedarik edilerek, parasının peşin ya da son derece makul bir süre içerisinde ödenememesi halinde, çiftçimiz yine fakirliğe, çiftçimiz yine perişanlığa itilmiş olacaktır. Bu bakımdan, Toprak Mahsulleri Ofisimizin, bu sene 4-5 milyon ton civarında bir buğday alımına hazırlıklı olması ve bunu peşin ödeyebilecek bir şekilde de finansman tedariki içerisinde bulunması gereklidir.
Diğer taraftan, Toprak Mahsûlleri Ofisinin 40 bin liranın üzerinde makûl bir fiyat ve yeterli sürede ödeme tedbiri aldıktan sonra, ithalatın da, yeniden gözden geçirilmesi lazımdır.
Mecbur kalmadıkça hububat ithalatına gidilmemeli ve yapılan ithalatın maliyetiyse -fabrikalardaki maliyeti- yerli buğdayın alım fiyatlarından aşağı kesinlikle olmaması lazımdır. Burada, buğday fiyatlarının artışı, ekmek fiyatlarının da artışına sebep olacağı şeklinde bir mazeret ileri sürülerek, bu artışın fazla olmaması gerektiği şeklinde bir savunmaya geçilebilir; ancak, bügünkü ekmek fiyatlarına baktığınız zaman, buğday fiyatı 40 bin liraymışçasına, bugünkü ekmek fiyatlarının satışları da o şekilde, o seviyede teşekkül etmiştir. Yani, zaten, buğdayın fiyatının aşağılarda tutulması, ekmek fiyatlarının aşağıda tutulmasına kesinlikle sebep teşkil etmemektedir.
Tarım ürünlerinden bahsederken -bu arada, son derece kısıtlı zamanımızda- hayvancılıktan bahsetmemek mümkün değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Mızrak, sürenizi çok aştınız; lütfen, son cümlenizi söyleyiniz. Rica ediyorum.
RECEP MIZRAK (Devamla) - Son cümlemi ifade edeyim Sayın Başkan.
Çok değerli Tarım Bakanımız burada; şu günlerde, 150 bin civarında kaçak koyunun ülkemize girdiğini ve bu koyunlar, bir taraftan hayvan vebasını bu tarafa getirirken, diğer taraftan koyun üreticilerinin perişan olduğunu görmekteyiz. Bu bakımdan, üreticilerin koyunlarının, Et ve Balık Kurumu veya başka müesseseler vasıtasıyla -Millî Savunma Bakanlığı gibi- satın alınması gibi birtakım tedbirlerin alınması ve hayvancılık ve tarımın tümüne yapılacak olan yardımın, o kesimde iştigal eden vatandaşlara bir yardım olarak değil, ekonomimizde rasyonel bir şekilde kullanılması sonucunu doğuracağı anlayışı içerisinde yapılması gerektiğini ifade eder; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Mızrak.
Sayın Bakan, cevap verecek misiniz?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSA DEMİRCİ (Sıvas) - Cevap vereceğim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSA DEMİRCİ (Sıvas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Recep Mızrak tarafından, Türkiye'nin tarım politikaları hakkında yapılan gündemdışı konuşmaya cevap arz etmek istiyorum.
Sayın Mızrak'ın da belirttiği gibi, nüfusumuzun yarıdan fazlası tarım kesimindedir, -istatistiklerde yüzde 43, belki daha aşağı bir seviyede gösteriliyorsa da- tabiî, nüfusu şehir olarak kayıtlı yerler, tarım kesiminde gösterilmediği için, belki bu oran düşmektedir; ancak, elbette şehirlerimizin hemen kenarındaki üreticilerimizin de çiftçilik yaptığını varsayarsak, Türkiye'de, sizin de söylediğiniz gibi, tarımla uğraşan insanlarımızın oranı yüzde 60 veya biraz daha fazladır. Bu bakımdan, elbette oralarda alınacak iyileştirme tedbirleri, sosyal bazı problemlerin hallini de kendiliğinden getirecektir. İşte, Türkiye'de yaşanan, büyük şehirlerde yaşanan gecekondu problemleri, olumsuz sosyal olaylar, herşeyden önce, köy kesiminde, bundan önce alınmamış olan tutarlı tarım politikalarından kaynaklanmaktadır. Yoksa, bu, bugünün meselesi değil; tarımın meseleleri, köylünün meseleleri, tarım politikası partiler tarafından sürekli olmadığı için, elbette, yıllar itibariyle devam etmektedir.
Değerli milletvekilleri, tabiî, tarımda, bütün ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de destekleme uygulanmaktadır. Bir defa, gelişmiş bütün ülkelerde, kalkınmış bütün ülkelerde tarım desteklenmektedir ve o ülkelerde de tarım kalkınmıştır. Bu bakımdan, Türkiye, tarımını ihmal edemez; Türkiye, tarımını elbette desteklemek mecburiyetindedir.
Şimdi, bu sene, 1997 yılında, girdilerden yalnızca gübrede, bu Hükümet tarafından yüzde 50 sübvansiyon yapılmak suretiyle 85 trilyon lira bir ödeme yapılacaktır. Tabiî, ayrıca, aşağı yukarı 2,5 milyon çiftçi buğday tarımıyla uğraşmaktadır ve bu da 10 milyon insanı ihtiva eder. Bu bakımdan, elbette, verilmesi gereken taban fiyat fevkalade önemlidir. Doğrudur, geçtiğimiz yıl buğday taban fiyatı, yüzde 157 bir artış yapılmak suretiyle 18 bin lira olarak açıklanmıştır. O gün için, açıklanan taban fiyatıyla dünya fiyatları aynı seviyededir. Dünya fiyatları, aşağı yukarı 231 veya 232 dolardır, borsa fiyatları da aynı seviyededir; buna rağmen, Türkiye'nin açıkladığı taban fiyatı da aynıdır. Yoksa, siz, çıkıp, biz dünya fiyatlarını da aşmak suretiyle fevkalade bir fiyat açıkladık diyorsanız, yanlış. Bu bakımdan, elbette dünya fiyatlarını, borsa fiyatlarını, çiftçimizin alın terini ve emeğini de esas almak suretiyle bir taban fiyatı vereceğiz. Nasıl ki, bundan birkaç gün önce 52 500 lira olarak açıklamış olduğumuz çay fiyatında -geçen sene açıklanan yüzde 108'lik artışa rağmen- geçen yıla oranla yüzde 110'luk bir artış yapmış bulunduysak, çaydaki fiyat 55 bin lira olarak da devam edecektir.
Şimdi, arkadaşımızın, tahmin ediyorum, yanıldığı bir konu var. Tabiî, dönemin sıkıştığı zamanlarda, belki, hububat paraları hemen ödenmemiş olabilir; ama, buna rağmen -ben, burada bir şey hatırlatmak istiyorum: Geçtiğimiz dönemlerde, bilhassa, ANAP'ın iktidar olduğu dönemlerde, çiftçinin parası yüzde 50'si peşin, kalanı da iki ay vadeli senet ve çekle ödenmiştir. Bu bakımdan, 1991'de yüzde 75'i peşin, kalanı da üç ay vadeyle ödenmiştir- geçtiğimiz yıl da, çiftçiye 29 trilyon lira para ödenmiştir, aşağı yukarı belki bir ay gecikmeyle bütün çiftçilerimiz, mağdur edilmeden, desteklemelerini almışlardır. Tabiî, burada, ikinci sınıf ekmeklik buğday baz alınmaktadır. Bunu baz aldığımız takdirde, pariteyle sert buğday fiyatları yukarı doğru çıkmakta; ama, bunun altındaki kaliteye göre ekmeklik buğdayların fiyatı da düşmektedir. Biz, finans ihtiyaçlarımız için bütün hazırlıklarımızı yaptık, Hükümet olarak yaptık ve tahmin ediyorum ki, bu sene, sizin açıkladığınız rakama ulaşmasak bile, 3-3,5 milyon ton civarında bir alış yapacağız. 100 trilyon lira gibi bir finansa ihtiyacımız vardır, bunun için bütün hazırlıkları yaptık.
Şu anda, Türkiye'de bütün arazilerde başlamış olan kımıl mücadelesi devam etmektedir, süne mücadelesi devam etmektedir. Bu vesileyle, bütün çiftçilerimizin bu konuda hassas olmalarını istiyorum. Şu anda, bütçemizde, süne ve kımıl mücadelesi için ayrılmış 2 trilyon lira paramız vardır.
Tabiî, Türkiye'de hububat mahsulleri ihraç ediliyor; ama, bunun karşılığında buğday ithal ettiğimiz doğrudur. İthal edilen buğdaylar, ya durum buğdayıdır; yani, sert buğdaydır -bunu, makarnacılar almak suretiyle tekrar ihraç ederler- ya da unluk buğdaydır. Unluk buğday alınıyorsa, bunlar da, Türkiye'de geçen seneki süne mücadelesinden dolayı verim veya randıman düşük olduğu için, onunla katılır, tekrar un olarak ihraç edilir. Bu bakımdan, bir endişeye mahal yoktur.
Ayrıca, bilhassa, şunu söylemek istiyorum: Hayvancılıkta, şu gün -Gaziantep'te de- elimizde, 100 bin civarında, besisi tamamlanmış koyun vardır; bu, Türkiye'nin kaynaklarından veya sizin dediğiniz gibi belki bir kısmı dışarıdan olabilir; ama, kesin olarak, bugün, şu noktada, Türkiye hayvancılığının elinde, 100 bin baş yetişmiş, besiyi almış hayvan varsa, bu elbette bizim için, et açığını kapatmak için, fevkalade iftihar edeceğimiz bir vesiledir. Onun aşağı yukarı yarısına yakın bir kısmını, biz, bilhassa Et ve Balık Kurumu vasıtasıyla alacağız ve böylece, o çiftçilerimizin sıkıntısını da gidereceğiz.
Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sağ olun. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
RECEP MIZRAK (Kırıkkale) - Sayın Başkan, affedersiniz...
1991-1995 yılları arasında...
BAŞKAN - Hayır, söz vermedim size; niye kalktınız?..
RECEP MIZRAK (Kırıkkale) - Tamam, bir dakika... 1991-1995 yılları arasında fiyat artışı 18 kat olmuşken, 1991-1995 yılları arasında buğday fiyatları da 32 kat artmıştır.
BAŞKAN - Efendim, böyle bir usulümüz yok.
RECEP MIZRAK (Kırıkkale) - Buğday fiyatına 32 bin lira mı verecekler şimdi?
BAŞKAN - Efendim, lütfen oturur musunuz.. Ben, size, söz vermedim. Bakın, size müsamahalı da davrandım. Rica ediyorum... Oturur musunuz...
RECEP MIZRAK (Kırıkkale) - Buğday fiyatları şu günlerde 32 bin lira olursa, bu, Türk çiftçisinin batırılması anlamına geliyor.
BAŞKAN - Gündemdışı konuşmalar ve bu konuşmalara verilen cevaplar bitmiştir.
AHMET ALKAN (Konya) - Sayın Bakanın ifadesinde bir hususu düzeltebilir miyim efendim?
BAŞKAN - Efendim, Sayın Bakan, gündemdışı konuşmaya, kendi takdir ölçüleri içerisinde cevap vermişlerdir. Eğer, yanlış bir cevap vermişlerse, yazılı ve sözlü soru müessesesi var, onları işletirsiniz.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) - Sıcağı sıcağına halledilsin diyor arkadaşlar.
BAŞKAN - Olur mu canım!... Böyle bir usul yok!
Şimdi, gündeme geçiyoruz.
TPAO Adlı Petrol Tankerinde Meydana Gelen Yangın Faciasının Nedenleri ve İtfaiye Teşkilatının Sorunları ile Boğazlar ve Marmara Denizinde Uluslararası Seyir Yapan Gemilerin Oluşturduğu Tehlikelerin Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/162, 163, 164, 175) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonu Geçici Başkanlığının, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimine ilişkin bir tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. -(10/162, 163, 164, 175) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimine ilişkin önergesi (3/808)
22.5.1997
Komisyonumuz başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimi için 22.5.1997 Perşembe günü saat 14.00'te toplanmış, kullanılan oy pusulalarının tasnifi sonucu aşağıda adı, soyadı ve seçim çevresi belirtilen üyeler, karşılarında gösterilen oyları alarak başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçilmişlerdir.
Bilgilerinize sunulur.
Saygılarımla.
Ali Oğuz
İstanbul
Komisyon Geçici Başkanı
Başkan : Ekrem Erdem (İstanbul) (7 Oy)
Başkanvekili : Erdoğan Toprak (İstanbul) (8 Oy)
Sözcü : Ömer Demir (Kırşehir) (7 Oy)
Kâtip : Hüseyin Olgun Akın (Ordu) (7 Oy)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
2.-Türkiye ile Yunanistan arasınada Parlamentolararası dostluk grubunun kurulmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/809)
22.5.1997
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 15 Mayıs 1997 tarih ve 43 sayılı kararı ile, Türkiye ile Yunanistan arasında Parlamentolararası Dostluk Grubunun kurulması uygun görülmüştür.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca, Türkiye-Yunanistan Parlamentolararası Dostluk Grubunun kurulması Genel Kurulun tasvibine sunulur.
Doç. Dr. Mustafa KALEMLİ
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Başbakanlığın Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:
3.-Devlet Bakanı Abdullah Gül'ün Türkmenistan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/810)
20 /5/1997
Devlet Bakanı Doç. Dr. Abdullah Gül'ün, Türkiye-Türkmenistan Karma Ekonomik Komisyonu I.Dönem toplantısına katılmak ve görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 30 Mart-3 Nisan 1997 tarihleri arasında Türkmenistan'a yaptığı resmî ziyarete ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasamızın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
Başbakan
Liste:
Prof. Dr. Orhan Kavuncu Adana Milletvekili
Bülent Arınç Manisa Milletvekili
BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, şimdi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
Önce yarım kalan işlerden başlıyoruz.
1.-926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)
BAŞKAN - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili kanun tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
2. -Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)
BAŞKAN - Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili kanun tasarısının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
3.-Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S.Sayısı :164)
BAŞKAN - Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili kanun tasarısının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
4.-625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı :168)
BAŞKAN - 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporunun müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
5.-Refah Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül'ün; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve İki Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor komisyonları raporları (2/616) (S. Sayısı :226) (1)
BAŞKAN - Refah Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül'ün; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve İki Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonları raporlarının müzakerelerine başlıyoruz.
Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.
BAŞKAN - Raporun okunup okunmamasını oylayacağım; ancak, bu sırada, bir grup sayın milletvekili arkadaşımız, gönderdikleri bir önergeyle "İçtüzüğün 57 nci maddesi uyarınca, yoklama yapılmasını saygıyla arz ederiz" diyorlar. İlk görüşülecek teklif veya tasarının komisyon raporunun okunup okunmaması konusundaki oylama sırasında, bu yoklama isteğinin nazara alınmasını istemişler.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, biraz önce iki defa yoklama yaptık ve sonuç aldık. Sadece gündemdışı konuşmalar oldu Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim, şimdi, İçtüzüğe de uymak zorundayız.
İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) - Sayın Başkan, niye akıl alıyorsunuz?
BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, bakın, doğru, biraz önce yoklama yaptık da...
CEVDET AKÇALI (Adana) - İçtüzüğe göre raporun okunması normaldir; okunmaması oylanır.
BAŞKAN - Aslında, tabiî, o konu...
CEVDET AKÇALI (Adana) - Raporu okutun madem öyle.
BAŞKAN - Efendim, bir dakika; bizim de kendimize göre bir şeyimiz var da; yalnız, tabiî, İçtüzük "bu raporun okunmasına lüzum görülürse..." diyor.
Tabiî, bu, bir oylamadır; oylama olduğu için, bunu nazara alacağım.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Efendim, Sayın Akçalı'nın da ifade buyurduğu gibi, aslolan, raporun okunmamasıdır.
BAŞKAN - Tabiî, tabiî; ama, bu, bir oylamadır Sayın Hatiboğlu.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Efendim, zamandan tasarruf için, Divan, okumaktan feragat etmeyi Genel Kurula sorar.
BAŞKAN - Sayın Hatiboğlu, şimdi sizin bana müdahale etmenize hakkınız; yani, gerek yok. (ANAP ve DTP sıralarından alkışlar)
Arkadaşlar, bir dakika... Meseleyi çözeceğiz.
Şimdi mesele nedir; bir oylamadır. 57 nci maddeye göre, eğer, salonda çoğunluk yoksa, işaretle oylamaya geçileceği sırada, 20 milletvekili kalkıp yoklama ister. Ben de, şimdi salona bakıyorum, Başkan olarak, şu anda salonda kahir bir çoğunluk görmediğim için bu yoklamayı yapmak zorundayız. (RP sıralarından gürültüler)
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, siz raporu okutsaydınız aksi bir muamele olabilir miydi?
BAŞKAN - Sayın Hatiboğlu, ilk defa böyle bir uygulama yapmıyoruz ki; şimdi, raporun okunup okunmamasını oylayacağım.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Efendim, aslolan raporu okumaktır.
BAŞKAN - Olur mu canım böyle şey... İçtüzüğü okuyun.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Açık efendim.
BAŞKAN - Olur mu canım... Raporun okunup okunmaması oylanacak. Eğer, raporun okunmasına lüzum görülürse o zaman okuruz, lüzum görülmezse okunmaz.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Kapusuz, beni zor duruma düşürmeyin canım.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Bir cümle arz edeceğim.
BAŞKAN - Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Başkanlık olarak sizin kararınıza biz saygılıyız; ancak, buradan bir hatırlatma yapmak istiyorum. Siz, böyle bir işlem yaparken, arkadaşlarımızın talebi, raporun okunması mı okunmaması konusunda mı?
BAŞKAN - Hayır; raporun oylanması sırasında yoklama talep ediliyor.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Dikkat edin; oraya gelmeden önce; sormadınız daha; sorun bakalım, arkadaşlarımız nasıl kabul ediyor. Eğer kabul ediyorsanız sizinle beraber olacağız, kabul etmiyorsanız yine sizinle beraber olacağız.
BAŞKAN - Sayın Kapusuz, bir dakikanızı rica ediyorum.
Arkadaşlarımızın gönderdiği önerge şöyle: "İlk görüşülecek teklif veya kanun tasarısının komisyon raporunun okunup okunmaması hususundaki oylamaya geçilmeden önce yoklama yapılsın." (Gürültüler)
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Bizi o bağlamaz. Olur mu efendim öyle şey!..
BAŞKAN - Rica ediyorum arkadaşlar...
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Efendim, sizin kararınız doğru; İçtüzüğe öyle bir yorum getirmeye gerek yok. Komisyon raporunun okunup okunmamasındaki husus bir işarî oylamadır; yoklama da işarî oylama sırasında istenir.
BAŞKAN - Tamam canım, ben de onu diyorum zaten.
Önce, önergeyi okutacağım, sonra yoklama talep eden arkadaşların Genel Kurul salonunda olup olmadıklarını tespit edeceğim.
İçtüzüğün 57 nci maddesi uyarınca yoklama yapılmasını saygıyla arz ederiz.
İlk görüşülecek teklif veya tasarının komisyon raporunun okunup okunmaması konusundaki oylamaya geçilmeden önce yoklama talep eden milletvekillerinin adı soyadı:
BAŞKAN - Murat Başesgioğlu?.. Burada.
Miraç Akdoğan?.. Burada.
Recep Mızrak?.. Burada.
Ahmet Kabil?.. Burada.
Avni Kabaoğlu?.. Burada.
Halit Dumankaya?.. Burada.
Refik Aras?.. Burada.
İbrahim Özsoy?.. Burada.
Mustafa Küpeli?.. Burada.
Mehmet Keçeciler?.. Burada.
İrfan Köksalan?.. Burada.
Hüsnü Sıvalıoğlu?.. Burada.
Ahmet Alkan?.. Burada.
Mehmet Sağdıç?.. Burada.
Şükrü Yürür?.. Burada.
Nabi Poyraz?.. Burada.
İbrahim Gürdal?.. Burada.
Safder Gaydalı?.. Burada.
Selahattin Beyribey?.. Burada.
Salih Yıldırım?.. Burada.
Ersin Taranoğlu?.. Burada.
Evet, yeter sayıda milletvekili yoklama talebinde bulunmuştur; yoklamayı yapacağız.
Sayın milletvekilleri, eğer, çoğunluğu bulursak, bundan sonra bu hakkın suiistimal edilmesine müsaade etmem.
Yoklamaya başlıyoruz.
Yoklama sırasında, Genel Kurul salonunda bulunan sayın milletvekilinin, salonda bulunduğunu yüksek sesle belirtmesini rica ediyorum.
(Yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. (RP sıralarından alkışlar)
5.-Refah Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ve Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül'ün; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve İki Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor komisyonları raporları (2/616) (S. Sayısı :226) (Devam)
BAŞKAN - Hükümet ve Komisyon yerlerini aldılar.
Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.
Tasarının tümü üzerinde, gruplar adına, şimdiye kadar bize intikal eden bir söz istemi yok.
Şahısları adına; Hikmet Sami Türk, Metin Şahin, Sıddık Altay ve Sadi Somuncuoğlu söz istemişlerdir.
Grupların söz istekleri yoksa, şahıslara geçeceğim.
HİKMET ULUĞBAY (Ankara) - Var Sayın Başkan, var... (RP sıralarından gürültüler)
OYA ARASLI (İçel) - Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN - Grup adına mı Sayın Araslı? (RP sıralarından gürültüler)
OYA ARASLI (İçel) - Evet, Sayın Başkan.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, olmadı... "Yok" dediniz ve kişisel söz isteyenlere geçtiniz. Grup adına söz isteyen olmadı. (CHP sıralarından gürültüler)
OYA ARASLI (İçel) - Sayın Başkan, bu ne biçim demokrasi anlayışı?!.
BAŞKAN - Arkadaşlar, her şeyi usulüne göre yapacağız.
OYA ARASLI (İçel) - Konuşmamızı da mı engelleyeceksiniz bu Mecliste; bu ne biçim demokrasi anlayışı?!.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Gelmediniz efendim buraya.
OYA ARASLI (İçel) - Ne demek efendim, ben buradayım.
BAŞKAN - Efendim, Sayın Araslı, yerinden işaret ediyor. Ben ne yapayım yani?.. (RP sıralarından gürültüler)
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - "Gruplar adına söz istemi yok" dediniz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim "şu ana kadar gruplar adına söz isteyen yok" dedim; ancak, Sayın Araslı, yerinden, ben konuşacağım diye işaret etti. (RP sıralarından gürültüler)
Arkadaşlar, bizi, ya doğru dürüst...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, sordunuz "yok" dediniz. Kişisel söz isteyenleri okudunuz. Grup adına söz istemedi arkadaşlarımız. (CHP ve DSP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Kapusuz, bir dakika... Meclisi ben yönetiyorum... Rica ediyorum...
Bakın, benim ifadem şu: "Şu ana kadar, gruplar adına müracaat yok." Şahıslara geçtim; tam onu okurken, gruplardan istek geldi.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Gelmedi efendim.
BAŞKAN - Rica ediyorum...
HİKMET ULUĞBAY(Ankara) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Uluğbay, kim konuşacak?
HİKMET ULUĞBAY (Ankara) - Hikmet Sami Türk konuşacak.
BAŞKAN - Sayın Türk grup adına mı konuşacak efendim?..
HİKMET ULUĞBAY (Ankara) - Evet efendim.
BAŞKAN - DSP Grubu adına, Sayın Hikmet Sami Türk; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi görüşmeye başladığımız kanun teklifi, 6 maddeden oluşan ve 1 inci ve 4 üncü maddeleri kendi aralarında bağlantılı, 2 nci ve 3 üncü maddeleri de başka bir biçimde bağlantılı olan bir düzenlemeyle getirilmektedir.
Kanun teklifinin amacı, Türkiye'de, Yüksek Öğretim Kurulunu, siyasal iktidarların kontrolü altına almak ve Yüksek Öğretim Kurulu aracılığıyla, üniversiteleri kontrol altına almaktır. Böylelikle, görüşülmekte olan kanun teklifi, Türkiye'de, üniversitelerin, yükseköğretim kurumlarının özerkliğini ciddî olarak zedeleyebilecek bir düzenleme getirmektedir.
Bu teklif içerisinde iki madde, 2 nci ve 3 üncü maddeler, üniversitelerin döner sermaye gelirlerinin harcanmasında kolaylıklar getirmekte ya da bu döner sermaye gelirlerinin kullanılmasını ve paylaştırılmasını düzenlemektedir; ancak, kanun teklifinin asıl önemli olan ve bu teklifi getirenlerin asıl amacını gösteren hükümleri, 1 inci ve 4 üncü madde hükümleridir. O maddelerde, Yüksek Öğretim Kurulu yeniden yapılandırılmakta ve halen görev başındaki Yüksek Öğretim Kurulunun üyelerinin görevlerine son verilmektedir.
Öncelikle, Yüksek Öğretim Kurulunun yeniden yapılandırılması üzerinde durmak istiyorum. Halen, 2547 sayılı Kanunda yapılan çeşitli değişikliklerden sonra, Yüksek Öğretim Kurulu, 24 üyeden oluşan, ancak, bunlardan 9'u sürekli olarak yönetim kurulu biçiminde görev yapan, geri kalanı ise kısmî statüde olan üyelerden oluşmaktadır. Teklifin gerekçesinde, bu modelin başarısız olduğu ve sürekli olarak görev yapan bir Yüksek Öğretim Kurulunun, ülkeye daha iyi hizmet edeceği ifade edilmektedir. Yüksek Öğretim Kurulunun üye sayısı azaltılabilir; ancak, bu yapılırken, Kurulun çoğunluğunun, hükümetçe atanan üyelerde olmaması gerekir; bu birinci nokta. Bundan başka, Kurul başkanının seçilmesinde, hükümetin etkisi olmaması gerekir.
Teklifi incelediğimiz zaman, Yüksek Öğretim Kurulunun öngörülen yeni yapısı içerisinde, 15 üyeden oluşacağı, bunlardan 4'ünün, Cumhurbaşkanı tarafından, rektörlük ve öğretim üyeliğinde başarılı hizmetler yapmış olanlara öncelik vermek suretiyle seçilen kişilerden oluşacağı, 6'sının, Millî Eğitim Bakanlığının önerisi üzerine, en az 2'si profesör olmak üzere, temayüz etmiş üst düzeydeki devlet görevlileri veya bunların emeklileri arasından Bakanlar Kurulunca seçilen kişilerden oluşacağı, Genelkurmay Başkanlığınca 1 üye seçileceği ve Üniversitelerarası Kurulca, Kurul üyesi olmayan profesör öğretim üyeleri arasından da 4 kişi seçileceği görülmektedir.
Bu düzenlemeye baktığınız zaman, hükümet tarafından seçilen üye sayısının 6 olduğunu görüyorsunuz; 15 kişi içerisinde, bu, çoğunluk değildir. Cumhurbaşkanı tarafından seçilen 4 üye ile Üniversitelerarası Kurulca seçilen 4 üye ve Genelkurmay Başkanlığınca seçilen 1 üye 9 kişi yapmaktadır. Hükümet tarafından seçilen üyelerin, böylece, çoğunlukta olmadığı anlaşılmaktadır.
Ancak, burada, Anayasanın 131 inci maddesine aykırı bir düzenleme vardır. Şöyle ki: Anayasanın 131 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, Yüksek Öğretim Kurulu, üniversiteler, Bakanlar Kurulu ve Genelkurmay Başkanlığınca seçilen ve sayıları, nitelikleri ve seçilme usulleri kanunla belirtilen adaylar arasından rektörlük ve öğretim üyeliğinde başarılı hizmetler yapmış profesörlere öncelik vermek suretiyle Cumhurbaşkanınca atanan üyeler ve Cumhurbaşkanınca doğrudan doğruya seçilen üyelerden kurulur. Demek ki, rektörlük ve öğretim üyeliğinde başarılı hizmet yapmış olanlara öncelik verme ilkesi, yalnız, Cumhurbaşkanınca seçilen 4 üye bakımından değil, fakat, gerek üniversiteler gerek Bakanlar Kurulu ve Genelkurmay Başkanlığınca seçilen üyelerin hepsi bakımından söz konusudur. Oysa, teklifte, yürürlükteki metinde olduğu gibi, bu ilke, sadece, Cumhurbaşkanınca doğrudan doğruya seçilen 4 üye bakımından vurgulanmıştır. Millî Eğitim Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca seçilen ve Cumhurbaşkanınca atanacak olan 6 üye ya da Genelkurmay Başkanlığınca seçilen 1 üye bakımından bu ilkeye yer verilmemiştir.
Üniversitelerarası Kurulca seçilecek olan üyelerin "profesör" sıfatı belirtildiği için, sözünü ettiğimiz ilkenin bir ölçüde yerine gelmiş olduğu söylenebilir.
Yüksek Öğretim Kurulu Başkanına gelince; kanun teklifinde, Yüksek Öğretim Kurulunun kendi üyeleri içinden, profesör akademik unvanına sahip üyeleri arasından gizli oyla seçeceği 4 adayın, Bakanlar Kurulunca 2'ye indirilmesi ve bu 2 ismi Cumhurbaşkanına sunması üzerine, Cumhurbaşkanı tarafından başkanın seçileceği ve atanacağı ifade edilmektedir.
Şimdi, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanı, üyelerden herhangi birisi değildir. Yüksek Öğretim Kurulu Başkanı, bir "primus inter pares" değildir; yani, "eşitler arasında birinci" değildir. Yüksek Öğretim Kurulu Başkanı, yürürlükteki kanunda son derece etkili bir kişidir; zaten önerilen düzenlemede de; örneğin, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanının, kurul üyeleri arasından bir başkanvekili seçeceği, oylamalarda eşitlik olması durumunda, başkanın oyunun 2 oy sayılacağı hükme bağlanmaktadır. Demek ki, başkanın oyu, kurul kararlarını etkileyebilecektir; kurul kararlarının sonucunu başkanın oyu belirleyebilecektir. Öyle olunca, burada, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanının seçiminde Bakanlar Kurulunun devreye girmesi üzerinde durmakta yarar var.
Bakanlar Kurulu, Yüksek Öğretim Kurulunun kendi üyeleri içerisinden gizli oyla seçeceği 4 aday arasından 2 kişi seçecek, başka bir deyişle, 4 üyeyi 2'ye indirecek ve Cumhurbaşkanı da bunlardan birini seçecektir.
Biraz önce sözünü ettiğimiz dağılım içerisinde, Cumhurbaşkanınca seçilecek üyelerin 4, Bakanlar Kurulunca seçilecek üyelerin 6, Üniversitelerarası Kurulca seçilecek üyelerin 4, Genelkurmay Başkanlığınca seçilecek üyenin 1 olduğunu dikkate alırsak, bu 4 kişinin, bu gruplar arasında dengeli bir biçimde dağılabileceği ve 2'sinin, büyük bir olasılıkla, Bakanlar Kurulunca seçilen üyeler arasından, diğer 2'sinin de Cumhurbaşkanınca seçilen 4 üye ile Üniversitelerarası Kurulca seçilen 4 üye arasından seçilebileceği anlaşılabilir; yani, Hükümet, Bakanlar Kurulu önüne gelen 4 aday arasından kendisine uygun 2 aday bulmakta zorluk çekmeyecektir. Bu durumda, Hükümetin, Cumhurbaşkanına önerebileceği adaylar, kendi istediği adaylar olacaktır.
Siyasal iktidarların bu seçimlerde her zaman bilimsel ölçülerle davranmayacağı, siyasal görüşlerin önplanda olacağı kolaylıkla düşünülebilir. Öyle olunca, Cumhurbaşkanına gelen 2 aday arasında Cumhurbaşkanının yapabileceği fazla bir şey yok; onlardan birini seçecektir ve bu 2 aday Hükümetin tercih ettiği 2 aday olacaktır.
Şimdi, böyle bir karmaşık sisteme niçin gidiyorsunuz? Niçin Üniversitelerarası Kurulca seçilen, örneğin 3 aday arasından, doğrudan doğruya, Cumhurbaşkanının, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanını seçmesini düzenlemiyorsunuz? Ya da daha doğrusu, daha kolayı, daha basiti ve üniversite özerkliğiyle, Yüksek Öğretim Kurulunun özerkliğiyle bağdaşan biçimi, doğrudan doğruya, Kurul, kendi başkanını niçin seçmiyor?
Getirilen düzenleme, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanının etkisi altında çalışacak olan bir Yüksek Öğretim Kurulunun, Türkiye'de, üniversiteler üzerinde, siyasal iktidarların etkisini hissettirebileceği kaygısını uyandırmaktadır.
Yüksek Öğretim Kurulu, bildiğiniz gibi, ilk kez, 1750 sayılı Kanunla getirilen bir organdı. Üniversitelerin sayısı artınca, onlar arasında eşgüdümü sağlayacak, yükseköğretimde planlamayı gerçekleştirecek bir organa gereksinme duyulmuştur. Ancak, 1750 sayılı Kanunun getirdiği düzenleme, ilke olarak 1961 Anayasasına aykırı görülmemekle birlikte, Kurula verilen yetkiler arasında, doğrudan doğruya üniversitelerin yönetimiyle ilgili kararlar alma bulunduğu için, Yüksek Öğretim Kurulunun 1750 sayılı Kanununda öngörülen oluşumu görev ve yetkileriyle ilgili hükümleri Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Daha sonra, 1981 yılında, Yüksek Öğretim Kurulu 2547 sayılı Kanunla, son derece geniş yetkilerle kurulmuştur ve 1982 Anayasasında da bu Kurula yer verilmiştir.
Şimdi, Yüksek Öğretim Kurulunun yürürlükteki kanundaki yetkilerine bakarsanız, bu yetkiler arasında, örneğin, bir üniversite içinde enstitü ve yüksekokul açılması, birleştirilmesi veya kapatılmasıyla ilgili olarak doğrudan doğruya ve üniversitelerden gelecek önerilere dayalı kararlar alma yetkisinin de bulunduğunu görürsünüz.
Üniversitelerin ihtiyaçlarını, eğitim-öğretim programlarını, bilim dallarının niteliklerini, araştırma faaliyetlerini, uygulama alanlarını, bina, araç gereç ve benzeri imkânlar ve öğrenci sayılarını ve diğer ilgili hususları dikkate alarak üniversitelerin profesör, doçent ve yardımcı doçent kadrolarını dengeli bir oranda tespit etmek yetkisi, yine, Yüksek Öğretim Kurulunun yetkileri arasındadır. Gördüğünüz gibi, Yüksek Öğretim Kurulu, yalnız fakülte, enstitü ve yüksekokul açılmasına, birleştirilmesine veya kapatılmasına karar vermekle kalmıyor, üniversitelerin profesör, doçent ve yardımcı doçent kadrolarını da belirliyor.
Yine, aynı kanuna göre, rektörlerin disiplin işlerini kovuşturmak ve karara bağlamak, öğretim elemanlarından, bu kanunda öngörülen görevlerini yerine getirmekte yetersizliği görülenler ile bu kanunla belirlenen yükseköğretimin amaç, ana ilkeleri ve öngördüğü düzene aykırı harekette bulunanları, rektörün önerisi üzerine veya doğrudan, normal usulüne göre, yükseköğretim kurumlarıyla ilişkilerini kesmek veya denenmek üzere başka bir yükseköğretim kurumuna atamak da, Yüksek Öğretim Kurulunun yetkilerindendir. Demek ki, öğretim elemanlarını üniversiteden uzaklaştırabilir.
Öte yandan, yine, Yükseköğretim Kanununa göre, rektörler, Yüksek Öğretim Kurulunun, Cumhurbaşkanına önereceği 3 aday arasından Cumhurbaşkanınca seçilecektir. Burada, önce, üniversitelerce 6 aday belirlenecek, Yüksek Öğretim Kurulu bunların sayısını 3'e indirecek ve Cumhurbaşkanı da bunlardan birini seçecektir. Öte yandan, dekanları atamak, doğrudan doğruya Yüksek Öğretim Kurulunun yetkisindedir.
Görüldüğü gibi, Yüksek Öğretim Kurulu, üniversiteleri kontrol altında tutmak için son derece geniş yetkilere sahiptir. O bakımdan, getirilen düzenleme, üniversitelerin yönetsel özerkliği, hatta bilimsel özerkliği bakımından ciddî kaygılar uyandıracak niteliktedir. Biz, aslında, Yüksek Öğretim Kurulunun, yükseköğretim alanında sadece bir planlama ve eşgüdüm organı olarak düzenlenmesinden, hatta Anayasanın bu yönde değiştirilmesinden yanayız; ancak, getirilen düzenleme, Yüksek Öğretim Kurulunu, yürürlükteki kanunun ve Anayasanın gerisine düşürmektedir.
Geçmişte de, siyasal iktidarlar, bilim kurumlarını, yükseköğretim kurumlarını, üniversiteleri kontrolleri altına almak heveslerine kapılmışlardır; ancak, bu, hiçbir siyasal iktidara yarar sağlamamıştır. O nedenle, önerilen teklifin kabulü, bugünkü iktidara da, hiçbir yarar sağlamayacaktır; ama, Türkiye'de, üniversitelerin, zaten 2547 sayılı Kanun döneminde yaşamış olduğu çöküntüyü, Yüksek Öğretim Kurulunun artık, eski yetkilerini çok fazla kullanmadığı bir dönemde yeniden hızlandırabilecek bir gelişmeyi başlatacaktır. O bakımdan biz, burada, Yüksek Öğretim Kurulunun, hükümetin kontrolü altına girmesine yol açacak bir düzenlemenin kabulünün doğru olmayacağını ve bunun, ne bugünkü Hükümete ne ilerideki siyasal iktidarlara bir yarar sağlamayacağını, bilim kurumlarını kontrol altına alma heveslerinin yeni bir görünümünden başka bir anlam taşımayacağını düşünmekteyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Türk, süreniz bitti efendim. Lütfen, son cümlenizi söyler misiniz.
HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) - Bu nedenlerle, Demokratik Sol Parti olarak biz bu düzenlemeye karşıyız. Bunun içerisinde, hiç kimsenin itiraz etmeyeceği, döner sermayeyle ilgili hükümler, bu sözümüzün dışındadır. Ancak, kanun teklifinin asıl hedefi, Yüksek Öğretim Kurulu aracılığıyla üniversiteleri kontrol altına almaktır ve bugünkü Yüksek Öğretim Kurulunun görevine son vermektir.
Bu, son derece yanlış bir uygulamadır. Bunun yerine, gerçekten özerk üniversitelerin, bilimsel, idarî, malî özekliğe sahip üniversitelerin kurulmasına olanak tanıyacak düzenlemelerin yapılmasında hep birlikte çalışalım, o yolda elbirliğiyle düzenlemeler yapalım; ama, bu çeşit düzenlemelerden kaçınalım.
Bu düşüncelerle Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Türk.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Oya Araslı; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Araslı, süreniz 20 dakika efendim.
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (içel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 226 sıra sayılı kanun teklifi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum ve sizleri saygıyla selamlayarak sözlerime başlıyorum.
Üniversitelerimiz, bilim üreten ve bilim öğreten kurumlardır. Anayasamıza göre, üniversiteler, kamu tüzelkişiliğine ve özerkliğe sahiptirler. Anayasamızın 130 uncu maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları, bilimsel özerkliği ifade etmektedir. Bu fıkralara göre, bilimsel özerklik, serbestçe, her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilmektir.
Kuşkusuz, bilimsel özerkliğin "olmazsa olmaz" koşulu, idarî özerkliktir. Bilimsel özerkliğin var olabilmesi için, üniversitelerin kendi yönetimlerine hâkim olması; yani, kendi seçtikleri organlarının kararlarıyla yönetilmesi; yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanlarının, üniversitenin yetkili organları ve kuruluşları dışında kalan makamlarca görevlerinden uzaklaştırılamaması ve üniversitenin, hükümetin etkilerine ve baskılarına kapalı hale getirilmesi gerekir.
Hükümete -yürütmeye- üniversite organlarının seçimine, üniversitenin yönetimine ve üniversite öğretim elemanlarının görevden uzaklaştırılmalarına ilişkin yetkilerin verildiği bir ortamda, bilimsel özerklikten söz edilemez; çünkü, böyle bir ortamda, bir siyasî iktidar, kendi çıkarlarına uymayan bilimsel gerçekleri ortaya koyan bilim insanlarını, şu veya bu şekilde susturabilmenin yollarını arayıp onları görevden uzaklaştırmak ve bilimi kendi çıkarlarına alet etmek yollarına sapabilir; öğretim üyeleri üzerinde baskı kurmaya çalışabilir.
1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına bakıldığı zaman, bilimsel özerklikten açıkça söz edilmesine rağmen, idarî özerkliğin bu denli açık bir ifadeyle belirtilmediği; ancak, 130 uncu maddenin yedinci fıkrasında, idarî özerkliğe ilişkin hususlara değinildiği görülmektedir. Anayasanın 131 inci maddesine bakıldığında ise "Yükseköğretim üst kuruluşları" kenar başlığı altında, sözü edilen Yüksek Öğretim Kurulunun oluşumunda Cumhurbaşkanına, Bakanlar Kuruluna ve Genelkurmay Başkanlığına verilen yetkilerin, üniversite yönetimini, siyasî iktidarın, yürütmenin etkilerine açık hale getirdiği anlaşılmaktadır; çünkü, 131 inci madde, Yüksek Öğretim Kurulunun üyelerinin Cumhurbaşkanınca belirleneceğini bildirmektedir. Cumhurbaşkanı, bu üyelerin bir kısmını doğrudan doğruya seçecek, bir kısmını ise üniversiteler, Bakanlar Kurulu ve Genelkurmay Başkanlığınca seçilecek adaylar arasından atayacaktır.
Anayasamızın 131 inci maddesinin getirdiği bu YÖK modeli, Anayasa yürürlüğe girdiği günden bu yana eleştirilmiştir. Eleştirilerin odak noktasını, Yüksek Öğretim Kurulunun oluşumunda tüm yetkinin üniversiteye bırakılmaması ve bu oluşuma, üniversite dışındaki, Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanlığı, Bakanlar Kurulu gibi unsurların karışmasına imkân verilmesi hususu oluşturmuştur. Böyle bir oluşum, idarî özerkliğe ve dolayısıyla, Anayasada açıkça tanımı yapılan bilimsel özerkliğe aykırı bulunmuştur. YÖK'e verilen yetkilerden şikâyet edilmiştir. YÖK'le ilgili düzenlemeyi yapan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununda, sıklıkla, Yüksek Öğretim Kuruluna, üniversiteler, Bakanlar Kurulu ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından gösterilecek adayların sayılarının ve seçilme usullerinin belirlenmesinde idarî özerklik ilkesini gözetmediği ve Anayasanın 131 inci maddesiyle uyum sağlamadığı gerekçesiyle pek çok olumsuz eleştiriye pek çok olumsuz eleştiriye hedef olmuştur. YÖK'ün yetkilerini kullanma biçimi, üniversite üyeleri ve üniversite organları tarafından, çoklukla yakınmalara yol açmıştır.
Burada, Anayasanın 131 inci maddesiyle Yüksek Öğretim Kuruluna verilen ve 2547 sayılı Yasayla düzenlenen yetkilerin, üniversitenin idarî ve dolayısıyla bilimsel özerkliğini zedeler nitelikte bulunduğunu yinelemekte de yarar vardır.
Şimdi, yıllardır, Anayasanın 130 ve 131 inci maddeleri ve 2547 sayılı Kanunla ilgili bu tartışmalar sürerken, İktidar partilerinin iki grup başkanvekili tarafından verilen söz konusu yasa teklifi önümüze getirilmiş bulunuyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu teklifi, 2547 sayılı Kanunla ilgili eleştirilerin hiçbirini ortadan kaldırıcı nitelikte bulmadığımızı söylemek isterim.
Bu teklifle, 2547 sayılı Kanunda, Genel Kurul, Başkan ve Yürütme Kurulu olarak tanımlanan YÖK organlarının, 15 kişilik bir Yüksek Öğretim Kuruluna indirgendiği görülmektedir. Bu, elbette ki, yararı ve zararı tartışılabilecek bir konumdur. Bu üyelerin 4'ü Cumhurbaşkanı tarafından, rektörlük ve öğretim üyeliğinde başarılı hizmet yapmış olanlara öncelik vermek suretiyle seçilecektir; 6 üye, Millî Eğitim Bakanlığının önerisi üzerine, en az 2'si profesör olmak üzere, üst düzey devlet görevlileri ve bunların emeklileri arasından Bakanlar kurulunca seçilecektir; 1 üye, Genelkurmay Başkanlığınca, 4 üye, Üniveresitelerarası Kurulca, Kurul üyesi olmayan profesörler arasından seçilecektir. Bakanlar Kurulunca, Genelkurmay Başkanlığınca ve Üniversitelerarası Kurulca seçilenlerin üyeliği, Cumhurbaşkanının onayıyla kesinleşecektir.
Teklif, YÖK Başkanının seçimi için, önce, Yüksek Öğretim Kurulunun kendi üyeleri arasından gizli oyla 4 aday belirleyeceğini, bu adayların, Bakanlar Kurulunca 2'ye indirileceğini ve bu iki isim arasından Cumhurbaşkanınca seçimin yapılacağını bildirmektedir.
Teklife göre, Millî Eğitim Bakanı, gerekli gördüğü hallerde, Kurula katılıp başkanlık edecektir. Kararlar, toplantıya katılanların salt çoğunluyla alınacak ve eşitlik halinde, Başkanın oyu 2 oy sayılacaktır.
Teklifin hükümlerine bakıldığında, 2547 sayılı Kanunun getirdiği ve çok eleştirdiğimiz YÖK modelinden çok daha fazla siyasî etkilere açık bir model oluşturulduğu anlaşılmaktadır; çünkü, 2547 sayılı Kanun, 24 kişilik bir Yüksek Öğretim Kurulu oluşturmakta idi ve bu Kurulda 7 üye; yani, Kurul üyelerinin yüzde 29'unu aşan kısmı Üniversitelerarası Kurulca seçilmekte idi. Getirilen teklife göre ise, 15 üyenin 4'ü; yani, yüzde 26'sı Üniversitelerarası Kurulun seçtiği üyelerden oluşmaktadır. Üniversitenin kendi yönetimini kararlaştıracak Yüksek Öğretim Kurulundaki ağırlığı azalmıştır. Buna karşılık, üniversite dışındaki kurumların seçtiği üyelerin oran olarak ağırlığı artırılmıştır. 15 üyenin 11'i, yani salt çoğunluğunu aşan kısmı, yürütmenin belirlediği üyelerden oluşmaktadır. Böyle bir yapı, siyasî etkilerden uzak bir idarî özerklik sağlayabilir, siyasî etki ve baskıları üniversite yönetiminden uzak tutmakta başarılı bir model oluşturabilir mi?!. Elbette ki hayır. Zaten amaçlanan da budur; iktidarın dümen suyunda bir üniversite yapısı!..
Bu teklifin ilginç olan bir diğer yanı da; getirdiği çerçeve 4 üncü maddeyle, 2547 sayılı Kanuna eklenen geçici 44 üncü maddenin, halen görevde bulunan YÖK Başkan ve üyelerinin görevlerini -bu teklif kanunlaştığı takdirde- yürürlüğe girdiği tarihi takip eden 15 inci günün bitiminde sona erdirmesidir. Böyle bir düzenlemenin, mevcut YÖK üyeleri hakkında görev süreleri dolmadan görevlerini sona erdirmek gibi haksız bir duruma yol açacağı ortadadır. Bunun bir başka adının da, bazı tasarrufları hoşa gitmeyen Yüksek Öğretim Kurulunu, mevcut yasalar elvermediği için görevden alamayınca, yasa çıkararak görevden almak olduğu ortadadır; hatta, gerçekçi olmak istersek, yasanın tek amacının bu olduğu da söylenebilir.
Bu teklifin, 2547 sayılı Kanunun eleştirdiğimiz YÖK modelini aratacak ölçüde Yüksek Öğretim Kurulunu siyasal etkileşime açtığı, mevcut rahatsızlıkları ortadan kaldırmak şöyle dursun, onlara yenilerini katacak nitelikte olduğu açıktır. Kaldı ki, bu teklif, Yüksek Öğretim Kurulunun üyelerinin seçimi bakımından getirdiği yöntemler açısından da, Anayasanın 131 inci maddesine aykırı bir görünüm taşımaktadır, Cumhurbaşkanına 131 inci maddenin vermiş olduğu yetkileri büyük ölçüde sınırlandırmış bir görünüm içerisindedir. Bu açıdan, Anayasayla bir uyum içerisinde olmadığını da söylememiz gerekir bu teklifin.
Böyle bir teklife, kendisi de öğretim üyeliğinden gelen ve YÖK Başkanlığı yapmış Sayın Millî Eğitim Bakanımızın nasıl destek verdiğini de anlayabilmiş değilim. Eğer, üniversiteyle ilgili mevcut sorunları ortadan kaldıracak düzenlemeler yapmak istiyorsak, bunun sağlıklı yolu, öncelikle üniversiteye özerklik getirmektir; çünkü, özerk olmayan bir üniversitede özgür düşünce olamaz, çağdaş bilim, özgür düşünce olmayınca üretilemez. Özerk bir üniversiteye ulaşmak için de, ilk adımın Anayasada atılması, 130 ve 131 inci maddelerin, bilimsel, idarî ve malî özerkliği kusursuz sağlayacak biçimde yeniden kaleme alınması, daha sonra, bu anayasal ilkelerin yasa düzeyine geçirilmesi gerekir. Çağdaş üniversite eğitimine ulaşmanın başka yolu ve modeli yoktur. Eğer, gelişmiş ülkelerin üniversite eğitimindeki düzeyini yakalamak istiyorsak bunu yapmalıyız.
Hükümete ve yandaşlarına, çağdaş üniversite düzeyini yakalamanın yolunun, üniversite yönetimini siyasî iktidarın etki ve baskısına kapalı tutmaktan geçtiğini, sözleri ve tutumları hoşa gitmeyen bilim insanlarını sindirmek ve susturmak için, kurumları tahrip etmeye kalkışmanın son derece yanlış ve tehlikeli sonuçlar doğuracak bir girişim olduğunu anlatmalıyız. Yakın tarihimizde, üniversiteyi baskı altına almaya ve yıkmaya kalkışanların, üniversitenin ağırlığı altında ezildiklerini hatırlatmalıyız.
Eğer, gelişmiş ülkelerin üniversite eğitimindeki düzeyini yakalamak istiyorsak, üniversitenin gerçek sorunlarını çözmeliyiz; İktidarın üniversite ile olan sorununu değil.
Bugün, üniversitenin temel sorunlarının başında yönetimle ilgili olanlar gelmektedir. Üniversite özerk değildir. Özerk olmayan bir üniversiteyle -biraz önce söylediğim gibi- bilim yapılması, çağdaş bilimin yakalanması mümkün değildir. Bunun için, ilk önce, üniversitenin özerklik sorununu Anayasada çözmekle adım atmaya başlamalıyız. Bunun yanında, üniversitenin pek çok başka sıkıntılarına da el atmalıyız eğer üniversiteye yararlı olmak istiyorsak, şurada geçirdiğimiz saatleri üniversiteye yararlı bir biçimde değerlendirmek istiyorsak.
Bugün, yeni kurulmuş pek çok üniversitemiz, öğretim üyesi sıkıntısı çekmektedir. Buna rağmen, biz, seçim bölgelerimize hoş görünmek için, zaman zaman, kimi milletvekillerimizin, üniversite öğretim üyesi yeterli mi, değil mi, YÖK'ten en ufak bir görüş alınmadan getirmiş olduğu teklifleri burada görüşmek durumunda kalıyoruz. Üniversitemizin pek çok yerde araç, gereç ve bina ihtiyacı vardır ve bu ihtiyaçlar yeterince giderilememiştir.
Üniversite öğretim üyeleri, öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının fazlalığı ve ders yükü ağırlığı nedeniyle bilimsel araştırmalara yeterince vakit ayıramamanın ıstırabını çekmektedir. Kadro ve maaş yetersizlikleri, öğretim üyeliğini cazip bir meslek olmaktan uzaklaştırmıştır. Öğrenciler, kalabalık sınıflarda, ideal eğitim koşullarının çok uzağında öğrenim görmek zorunda kalmaktadır. Mesleğe yeni atılan araştırma görevlilerine, kendilerini yetiştirmeleri için yeterli olanaklar verilememektedir.
Lisansüstü öğretime ayrılan kaynaklar yetersizdir. Bu kaynak ve olanaklarla uzmanlığın önem kazandığı bilgi çağında, bilimde ileri bir düzeye ulaşmamız, her geçen gün biraz daha zorlaşmaktadır.
Öğrencilerimize yeterli yurt ve kredi imkânları sağlanamamaktadır. Sınıf geçme koşulları, harçlar gibi konularda yasa çıkarılarak çözülmesi gereken pek çok sorun vardır. Bu yasa teklifi, bu sorunların hangisine sorum getiriyor, hangisine çözüm getiriyor sormak istiyorum; doğrusunu söylemek gerekirse, hiçbirine.
Değerli milletvekilleri, şu çatı altındaki ülkemize çok pahalıya mal olan çalışma saatlerini işte bu sorunları çözmek için kullanmalıydık; yoksa, üniversitenin hiçbir sorununu çözemeyen, bunlara yeni sorunlar ekleyen böyle bir teklifi kanunlaştırmak için değil.
Değerli milletvekilleri, böyle bir teklife olumlu oy vermeyi, üniversitenin bağrına bir hançer saplamak olarak kabul ettiğimizi açıklamalıyız. Bu kanun teklifini, üniversite sorununa çözüm getirememesi açısından yapay bir gündem maddesi olarak gördüğümüzü de açıklamak istiyorum.
Biraz önce, burada, değerli milletvekili arkadaşlarım yapay gündemlerden şikâyet ettiler. Yapay gündemleri kim getiriyor Türkiye'ye ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altına? Görüşmekte olduğumuz bu yasa teklifi, iktidar partilerinin oylarıyla burada görüşüldü, gündemdeki yerini aldı ve gündemde ön sıraya çekildi. İşte, eğer yapay bir şeylerden şikâyet ediyorsak gündemde, Türkiye'nin sorunlarından uzakta kalan birtakım konularla meşgul olduğumuzdan söz ediyor ve yakınıyorsak, bu durumda, bu yakınmamıza yol açan olayları kimin ortaya çıkardığını, kimin bunlara sebep olduğunu çok iyi ayırt etmemiz lazım birilerini suçlamadan önce.
Gündemde, eğer yapay hükümler varsa, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu yapay, Türkiye'nin sorunlarına çözüm getiremeyen birtakım konularla uğraşmak mecburiyetinde kalıyorsa, bu sorunun mesebbibi muhalefet partileri değil, tıpkı bu ve benzeri olaylarda görüldüğü gibi, iktidar partileri ve onların birtakım teklifleri, birtakım hususları öne çekmek için, şurada vermiş olduğu oylardır.
Bu yapay gündem maddesi, üniversiteyi, siyasî iktidarın etkisi altına sokmanın yolunu açmaktadır.
Biraz önce, burada, kimi iktidar partisi grup başkanvekilleri, yasa teklifinin geneli üzerinde söz talep ettiğimiz zaman, talebimizin zamanıyla ilgili bir tartışma açıp, neredeyse, buradaki konuşmamızı engellemeye kalkıştılar; bu, nasıl bir demokrasi anlayışı?! Bu çıkışı gördüğüm ve duyduğum zaman, doğrusu, çok büyük bir hayrete düştüm. Zaman zaman, iktidar partisi grup başkanvekilleri "birlikte çalışmanın, muhalefetin değerli görüşlerinden yararlanmanın peşinde koştuklarını" burada ifade ediyorlar. Muhalefetin değerli görüşlerinden yararlanmanın yolu, onların konuşmasına imkân vermemek mi?! (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)
Bu davranışı görünce, bir hususu daha merak ettim: YÖK'ün yapısını, siyasî iktidarın etkilerine açık hale getiriyoruz; eskiden de açıktı; şimdi, kapıyı, daha fazla, ardına kadar açıyoruz ve bu çıkışı gördüğüm zaman, ister istemez, şu soruyu sordum kendi kendime: Demokrasi anlayışı, bu şekilde ortaya çıkan, bu görünümü taşıyan bir iktidarın hükümette bulunduğu bir dönemde, biz, YÖK'ü hangi demokrasi anlayışının etkisine açık bir hale getiriyoruz; bununla, nasıl bir sonuca ulaşacağımızı düşünüyoruz?
Değerli arkadaşlarım, elimizi vicdanımıza koyalım, şuradaki görevimizin, üniversitenin sorunlarını çözmek olduğunu hatırımızdan çıkarmayalım. İktidarın üniversiteyle olan sorunlarını çözmenin yeri burası değil, buradaki faaliyetimizi bunun için kullanmayalım. Bir şey yaratalım, bugüne kadar mevcut sorunları çözemeyen ve bize bir arpa boyu mesafe aldırtmayan birtakım çalışmalarla vaktimizi harcamayalım.
Bir Meclis araştırması komisyonu kurduk; üniversitenin sorunlarını tespit etti; hani o sorunlar burada, hani o sorunların çözümü burada?!. Gönlümüz öyle isterdi ki, Millî Eğitim Bakanımızın da destek çıktığı bir teklif, bu vasıflarla karşımıza gelsin; şu değerli saatleri, hakikaten, üniversitemize değerli bir katkı yapabilmek için harcetmiş olalım; ama, bu olamadı ve tekrar ediyorum, bu teklifi, üniversitenin bağrına bir hançer saplamak olarak nitelendiriyorum, üniversitede bir yangını başlatmak olarak algılıyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak, üniversitenin bağrına hançer saplamak istemiyoruz, üniversitede bir yangın başlatmak istemiyoruz. Bu nedenle, bu teklife olumsuz oy veriyoruz; birisi hariç, üniversitenin döner sermayeyle ilgili birtakım ciddî sorunları vardır, bu teklifin yapabildiği, getirebildiği tek olumlu yan bu olmuştur, onda, katkımızı ve desteğimizi esirgemiyoruz; ama, diğer hükümler konusunda hiçbir şekilde olumlu oy vermeyeceğimizi açıklayarak, saygılarımı sunmak istiyorum. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Araslı.
ANAP Grubu adına, Sayın Mehmet Keçeciler; buyurun.
Sayın Keçeciler, süreniz 20 dakika.
ANAP GRUBU ADINA MEHMET KEÇECİLER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve İki Geçici Madde Eklenmesi Hakkında, DYP Grup Başkanvekili Sayın Ali Rıza Gönül -şimdi, Sayın Sanayi ve Ticaret Bakanımız- ile Refah Partisi Grup Başkanvekili Sayın Salih Kapusuz'un ortak olarak verdikleri kanun teklifi üzerinde Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini arz ve ifade etmek üzere huzurlarınızdayım; bu vesileyle, Sayın Başkanımızı ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Söz konusu teklifi üç açıdan incelemekte yarar vardır: Birincisi, teklifin getiriliş şeklidir. Bu, teklif olarak değil, tasarı olarak gelebilirdi; ancak, iki grup, anlaştığını göstermek için, grup başkanvekillerine imzalatarak, teklif halinde Parlamentonun huzuruna geldi. Halbuki, tasarı olarak gelmiş olsaydı, bu tasarı, Hükümetçe ilgili kuruluşlara gönderilecek, uzman elemanların görüşleri alınacak, toparlanacak ve netice itibariyle de teklif metninde görülen bugünkü bazı aksaklıklar, belki, giderilmiş olacaktı.
İkincisi, teklifin içerdiği hususlardır; bunun, Anayasaya uygun olup olmadığı meselesidir.
Üçüncüsü ise, bu kadar önemli bir konuda yapılmak istenilen değişikliğin, böylesine aceleye getirilmesinin perde arkasıdır. Niçin bu kadar acele edilmiştir?!
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hazırlanan teklif, Refahyol Hükümetinin Protokolünde ve Programında öngörülen düzenleme tariflerinin dışındadır; çünkü, hükümet kurma telaşıyla Refah Partisi ve DYP, hazırladıkları Protokolü ve Hükümet Programını, neredeyse, bir önceki Hükümet Protokolü ve Programından almış; ancak, bir önceki Hükümetin Protokol ve Programında yer alan esas, amaç ve düzenleme ruhunu sürdürememiştir; çünkü, YÖK Yasasında değişiklik yapılması ve koordinasyon ağırlığı kazandırılması Hükümet tasarısı olarak düşünülmüşken, şimdi, koalisyon gruplarının başkanvekilleri tarafından verilen bir teklif haline dönüştürülmüştür. Bu durum, kaçınılmaz olarak, bu Hükümette bakanların ittifak edebileceği bir tasarının hazırlanamayacağı gerçeğini de bir ölçüde ortaya çıkarmaktadır. Bu kanıtlama, bu Hükümetin fonksiyonel olarak sona erdiğinin bir tanımıdır, bir ifadesidir.
Faraza, bu yasa teklifi çıksa, mevcut YÖK üyelerinin görevi sona erecek; aynen, TRT Genel Müdürünün tayininde olduğu gibi, süreyi de kaldırdılar. Bu Hükümet, bir YÖK Başkanının tayinini, TRT Genel Müdürünün tayinine benzetirse, Türkiye, durup dururken, YÖK Başkanı olmayan bir ülke haline de gelecek; TRT Genel Müdürü olmadığı gibi, tayin edemedikleri gibi, aralarında anlaşamadıkları gibi!.. Onun için, meseleyi, teklif olarak getirmişlerdir, huzurumuza, tasarı olarak getirememişlerdir.
Hükümetin, protokol ve program olarak kamuoyuna taahhütte bulunduğu yasal düzenlemeyi beceremediğini ispatlayan bu teklif, olsa olsa, mevcut YÖK sisteminden şikâyet eden Koalisyon Ortaklarının, diğer politika kararları ve tavizleri sisteminde, birbirlerine verdikleri sözleri ve ödünleri yerine getirmenin kılıfıdır. Teklifi hazırlayanlar, grup üzerinde ortak iktidar nimetinin rahatlığını sürdürme amacına dayalı bir grup baskısı örneği sergilemektedirler.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 1 inci maddesiyle, Yüksek Öğretim Kurulunun terkibi, üyelerinin seçim ve atama usulü ile Kurul Başkanının atama usulünün değiştirilmesi amaçlanmaktadır. 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun halen yürürlükte bulunan 6 ncı maddesiyle, Yükseköğretim Kurulu, Cumhurbaşkanınca seçilen 7, Bakanlar Kurulunca seçilen 7, Üniversitelerarası Kurulca seçilen 7, Millî Eğitim Bakanınca seçilen 2, Genelkurmay Başkanlığınca seçilen 1 üye olmak üzere, toplam 24 kişiden oluşmaktadır; yani, şu anda 24 üyesi vardır. Bu terkibe göre, Yüksek Öğretim Kurulunda, Cumhurbaşkanı yüzde 29, Bakanlar Kurulu yüzde 29, Üniversitelerarası Kurul yüzde 29, Millî Eğitim Bakanlığı yüzde 8, Genelkurmay Başkanlığı da yüzde 4 oranında temsil edilmektedir. Eğer, hükümet ile Millî Eğitim Bakanlığı aynı düşünülürse, o zaman, hükümetin Kurul içerisindeki ağırlığı yüzde 37,5 olmaktadır.
Bu oluşum tarzına göre Yüksek Öğretim Kurulunun terkibi oldukça objektif bir dağılım esasına oturtulmuş iken, teklif edilen şekle göre ise, Yüksek Öğretim Kurulu şöyle oluşacaktır: Cumhurbaşkanınca seçilen 4, Hükümetçe seçilen 6, Üniversitelerarası Kurulca seçilen 4, Genelkurmay Başkanlığınca seçilen 1 üye olmak üzere, toplam 15 üyeden oluşacaktır. Mevcut uygulamada, Cumhurbaşkanı, hükümet ve Üniversitelerarası Kurul eşit sayıda üye verirken, şimdi, hükümetin seçtiği üye sayısı biraz artırılmış ve hükümetin Kurul içerisindeki terkibine bir ağırlık getirilmiştir.
Yine, yürürlükte olan hükümlere göre, bugünkü uygulanan şekliyle, Yüksek Öğretim Kurulu, Genel Kurul ve Yürütme Kurulu olmak üzere iki kısımdır. 9 üyeli Yürütme Kurulu tam zamanlı olarak görev yapmakta ve ortalama ayda bir yapılan toplantılara katılan diğer 15 üyeyle birlikte Genel Kurulu oluşturmaktadır. Yürütme Kurulu, Genel Kurulca, Bakanlar Kurulu, Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığınca seçilen; yani, yürütmeyi temsil eden üyeler arasından seçilen 2, Cumhurbaşkanınca doğrudan seçilen üyeler arasından 2, Üniversitelerarası Kurulca seçilen üyeler arasından 2 olmak üzere toplam 6 üye ile Başkan ve 1'i doğruca Başkanca, diğeri ise Genel Kurulca seçilen 2 başkanvekilinden oluşmaktadır; yani, bugünkü şekliyle, Yürütme Kurulunda da belli dengeler gözetilmiş ve sağlanmıştır.
Halen yürürlükte olan bu düzenlemeye göre, hükümetin, Yürütme Kurulundaki ağırlığı en az 2/9; yani, yüzde 22 ve her iki başkanvekilinin de hükümetçe seçilen üyeler arasından olması halinde ise, azamî 4/9; yani, yüzde 44 olabilmektedir. Getirilmek istenilen yeni düzenlemeyle ise, Genel Kurul ve Yürütme Kurulu ayırımı kaldırılarak, 15 üyenin tümünün tam zamanlı olarak görev yapması hedeflenmektedir. Anayasanın 131 inci maddesinde "yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yüksek Öğretim Kurulu kurulur" ifadesi yer almaktadır.
Yürürlükte olan 6 ncı maddeye göre, YÖK Başkanının seçimi, doğrudan Cumhurbaşkanlığına bırakılmıştır. Teklifte ise, YÖK Başkanının seçiminin müşterek kararnameyle yapılması hüküm altına alınmak istenmektedir. Cumhurbaşkanı, 24 kişi arasından seçim yaparken, bu yetkisi sınırlandırılmış ve hükümetin belirleyeceği 2 kişiden birini seçmek durumunda bırakılmıştır. Bu bile, bir hükümetin kendi tercihini egemen kılmak ihtiyacının getirdiği baskı unsurudur. Anayasa gayet açıktır ve Anayasa, bu işin doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından seçileceğini hükme bağlamışken, Hükümet, burada, bir zorlamayla, Anayasaya aykırı bir biçimde, yetkiye; yani, Anayasanın Cumhurbaşkanına verdiği yetkiye hükümeti ortak etmek istemektedir.
Yürürlükte olan kanun hükmüne göre, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanı, kanun ve yönetmelik hükümleri ile Yükseköğretim Genel Kurulu ve Yürütme Kurulu kararlarının uygulanmasından sorumlu olup, Kurulu temsil eder; ayrıca, seçimi, kurula verilen akademik personelin ve diğer personelin atamalarını yapar. İşte, asıl amaçlardan birinin gizlenmek istediği dehliz budur. Bu amaçla, Kurul Başkanının çok önemli fonksiyonlarını ifade eden bu hüküm aynen muhafaza edilmektedir. Bakanlar Kururulu, Yüksek Öğretim Kuruluna, 6 üyeyi seçerken, elbette kendine göre en uygun kişileri üye olarak seçecektir. Böylece, YÖK, özerk kuruluş olma yerine, Hükümete ya da -konjonktürel terminolojiyle- Koalisyon ortaklarının taviz sistematiğine bağımlı bir kuruluş haline getirilecektir; hedeflenen amaç da budur.
Anayasanın "Yükseköğretim Kurumları" başlığını taşıyan 130 uncu maddesinde, rektörlerin atanması Cumhurbaşkanına bırakılmaktadır. Bu, bir yerde, üniversite özerkliğini teminat altına almak üzere getirilmiştir.
Anayasaya göre, rektörlerin atanması Cumhurbaşkanına bırakılırken, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanının atanmasına hükümetin de katılması, üniversite özerkliğiyle bağdaşmayacaktır; yani, rektörü Cumhurbaşkanı atıyor; ama, YÖK Başkanını hükümetle beraber Cumhurbaşkanı atıyor gibi bir mana çıkmaktadır.
Kanuna eklenmek istenen geçici maddeyle de, halen görev yapmakta olan Yüksek Öğretim Kurulu Başkanı ve üyelerinin görevlerine son verilerek, 15 gün içinde yeni üyelerin atanması hedeflenmektedir. Belki de kanunun çıkarılmasının, bu hale getirilmesinin, süratle geçirilmek istenmesinin asıl amacı mevcut YÖK yönetimini değiştirmektir; asıl amacı belki budur.
Açıkça görüldüğü gibi, getirilmek istenen yeni düzenlemeyle, Yükseköğretim Kurulu ve dolayısıyla üniversitelerin, hükümetin kontrolü altına alınması hedeflenmektedir. Bunun, çağdaş üniversite yapısı ve özerklik kavramlarıyla bağdaşır yanı yoktur. Yüksek Öğretim Kurulu Başkanının atanmasına hükümetin ağırlıklı olarak katılması, Kurulu tamamen politik bir müessese haline getirmiş olacaktır. Yükseköğretim politikasını günlük siyasetten ayırarak, uzun vadeli, istikrarlı, bilimsel verilere dayalı bir esasa bağlamak mümkün olmayacaktır. Bunun da zararı, Türk gençliğine, dolayısıyla da aziz milletimize olacaktır.
Teklife göre, Kurul üyelerinin, kurumlarıyla ilişkileri kesilecek, Kurulda görev alanlara, ayrıca kamu kurumlarınca ücret ödenmeyecektir. Böylece, Kurul üyeliği, bir nevi memuriyet olmaktadır. Öyle bir memur ki, kurumlarıyla ilişiği kesilmiş, görev süresi dört yılla sınırlandırılmış, tekrar seçilmemesi halinde mecburen emekli olacak veya yeni bir iş arayacak... Bu durum, kurul üyeliğini riskli ve bundan dolayı da kendisini atayan makama bağımlı bir görev haline getirecektir; yani, memur haline getiriliyor.
AYVAZ GÖKDEMİR (Kayseri) - Zaten memur kardeşim, başka bir şey değil.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) - Halbuki, görevlendirme olmuş olsaydı, asıl görevi varken diğer görevini de devam ettirecekti.
Anayasanın 130 uncu maddesinde, yine "Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar" denilmektedir. Bu düzenlemeyle, üniversite öğretim elemanları teminat altına alınmaktadır.
Şimdi, gelelim, yapılmak istenilen değişikliğin Anayasaya uygun olup olmadığına. Anayasanın 131 inci maddesinin ikinci fıkrası aynen şöyledir: "Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler, Bakanlar Kurulu ve Genelkurmay Başkanlığınca seçilen ve sayıları, nitelikleri ve seçilme usulleri kanunla belirlenen adaylar arasından rektörlük ve öğretim üyeliğinde başarılı hizmet yapmış profesörlere öncelik verilmek sureti ile Cumhurbaşkanınca atanan üyeler ve Cumhurbaşkanınca doğrudan doğruya seçilen üyelerden kurulur." Anayasanın bu hükmüne göre, üniversiteler, Bakanlar Kurulu ve Genelkurmay Başkanlığının yetkilileri, sadece aday belirlemekle sınırlandırılmış, Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya seçeceği üyelerin niteliklerinin takdirini Cumhurbaşkanına bırakmıştır. Nitekim, halen yürürlükte olan kanunun 6 ncı maddesinin (b) fıkrasının altıncı bendinde, "Bakanlar Kurulunca, Genelkurmay Başkanlığınca, Millî Eğitim Bakanlığınca ve Üniversitelerarası Kurulca seçilenlerin üyelikleri, Cumhurbaşkanının onayıyla kesinleşir. Bunların seçimleri bir ay içerisinde, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmayanların yerine yeni adayların seçimleri ise iki hafta içerisinde yapılmadığı takdirde, Cumhurbaşkanınca doğrudan atama yapılır" hükmüne yer verilmek suretiyle, Anayasaya uyum sağlanmıştır.
Teklifle değiştirilmek istenen söz konusu 6 ncı maddenin (b) fıkrasında ise, sadece "Bakanlar Kurulunca, Genelkurmay Başkanlığınca ve Üniversitelerarası Kurulca seçilenlerin üyelikleri, Cumhurbaşkanının onayıyla kesinleşir" denilmek suretiyle, Cumhurbaşkanına Anayasayla verilmiş olan takdir hakları kısıtlanmaktadır. Bu düzenleme, açıkça, Anayasanın bugünkü tedvin tarzına, yazılış biçimine aykırıdır.
Cumhurbaşkanınca doğrudan seçilen üyelerde Cumhurbaşkanının yetkisi kısıtlanmıştır. Anayasamızda "Cumhurbaşkanınca doğrudan doğruya seçilen üyelerden" denildiği halde, teklifte, rektörlük ve öğretim üyeliğinde başarılı hizmet yapmış olanlara öncelik vermek suretiyle, profesörler arasından seçilen üç üyeden bahsedilmektedir. Görülüyor ki, Cumhurbaşkanı, sadece profesörlerden seçmeye mecbur bırakılmaktadır. Bu düzenleme de Anayasaya aykırıdır; 54 üncü Hükümet Programında belirtilen "YÖK yeniden düzenlenecek, koordinasyon görevi yapacak şekilde düzenlemeler yapılacaktır" hükmüne de aykırıdır.
Değerli milletvekilleri, burada, son derece önemli bir konuyla karşı karşıyayız. Meclis İçtüzüğümüz, bu olayda bile bile ihlal edilmiş ve Millî Eğitim, Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlıkları, bu kanun teklifinin Anayasa Komisyonunda görüşülmesi için gerekli önlemleri almamışlardır.
İçtüzüğümüzün 20 ve 38 inci maddelerine göre, bu teklifin Anayasa Komisyonunda görüşülmesi zorunludur ve komisyon görüşü alınmadan Genel Kurula indirilmesi, hem Anayasaya hem de İçtüzük hükümlerine aykırıdır.
Anayasa Komisyonunun 22 Kasım 1996 tarih ve 150 sayılı kararı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından aynen kabul edilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, bu kararı Genel Kurulun ıttılaına da sunmuştur. Bu kararında -doğru olarak- denilmektedir ki: "Anayasa Mahkemesince iptal olunan kanunların yeniden düzenlenmesi; Cumhurbaşkanının, Anayasaya aykırı bularak geriye gönderdiği kanunlar; anayasal kurumlarla ilgili tasarı ve teklifler Anayasa Komisyonunda görüşülecek."
Şimdi, YÖK, 131 inci maddede düzenlenmiş mi; düzenlenmiş. Ne demektir; YÖK, bir anayasal kurum demektir. Anayasal kurum olduğuna göre, anayasal kurumlar Anayasa Komisyonunda görüşülmeden burada görüşülürse, o zaman, Anayasaya aykırı olur, İçtüzüğe aykırı olur.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Meclis Başkanına söyle.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) - Dolayısıyla, bunu, Anayasa Komisyonunda görüşmeden buraya getirmek, bir ölçüde, bir İçtüzük ihlalidir ve sizi sıkıntıya sokacaktır.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Keçeciler, bütün kurumlar anayasal, bunların hepsini Anayasa Komisyonuna mı gönderelim?!
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) - Bütün kurumlar anayasal değil efendim.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Birçoğu...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) - Burada hiçbir bakanlığın ismini bulamazsın; ancak, Ulaştırma, İçişleri vesaire gibi. Onun haricinde, bu, bizatihi Anayasanın kurduğu bir müessese, anayasal kuruluş...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Meclis Başkanına söyleyin onu.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) - Tabiî, bu lazimeye riayet etmemek, kanunun Anayasa Mahkemesince iptalini gerektirebilir. Ben, onun için dikkati çekmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî, söylenecek çok husus var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Keçeciler, süreniz bitti efendim; lütfen, son cümlenizi söyler misiniz.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) - Tamamlıyorum.
Üniversitelere tahsis edilen bütçe ödeneklerinin veya ar-ge faaliyetlerinin İhale Kanununa tabi olmaması, kolaylaştırılması vesaire gibi hükümlere biz de yetki veriyoruz, destek veriyoruz; arkadaşlarımız da, bu teklife, komisyon çalışmaları sırasında gereken yetkileri, desteği vermiştir; ama, şunu hemen ifade edelim. Zamanlama itibariyle, bu teklifin, böyle, çok hızlı bir şekilde, üzerinde yeterince tartışma yapılmadan Parlamentonun huzuruna getirilmesi ve çıkarılması konusunda da, böyle, ısrarlı davranılması, bizce pek uygun değildir; zamanlamasında bir aksaklık, bir eksiklik vardır. Bu itibarla, şunu hemen ifade edeyim ve sözü noktalayayım: Sayın Bakanın, Sayın Başbakanın ve Sayın Başbakan Yardımcısının, yani Koalisyonun her iki kanadının da profesör oldukları bir ortamda, YÖK'le ilgili getirilecek teklif, böyle, beş altı maddelik palyatif bir teklif olmamalıydı; YÖK'ü baştan aşağıya düzenleyecek, ciddî, gerçekten Türkiye'yi yeniliklere doğru götürecek, 2000'li yıllara taşıyacak bir YÖK tasarısının, Hükümet tarafından hazırlanıp huzurumuza getirilmesi ve mütemmim bir kanun halinde buradan geçirilmesi gerekirdi; ama, maalesef, öyle olmamıştır. Sadece ve sadece mevcut YÖK yönetimini ele geçirmek maksadıyla getirilmiş bir tekliften ibarettir. Bu itibarla, biz bu teklifin pek uygun olduğu kanaatinde değiliz.
Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Keçeciler.
DYP Grubu adına Sayın Ayvaz Gökdemir; buyurun efendim. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA AYVAZ GÖKDEMİR (Kayseri) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu teklif, Millî Eğitim Komisyonuna geldiği zaman memlekette yeteri kadar niza konusu var, yeteri kadar gerginlik vesilesi var, bu teklif de yeni bir niza konusu olmasın, yeni bir gerginliğe sebebiyet vermesin, biz, bu komisyonda, tamamen, teknik bir anlayış içinde bu teklifi inceleyelim dedik. Yani, siyasî bir gerginlik konusu olmasın, siyasî görüşlerin çatıştığı bir konu, bir zemin olmasın, hadiseyi ideolojik bir problem haline getirmeyelim, mümkün olduğu kadar peşin hükümlerimizin dışına çıkarak yaklaşalım; bunun için de, yine, aceleye gelmemiş olsun, ariz amik meselenin üzerine gidelim, dinlenmesi gereken herkesi dinleyelim, danışılması gereken her yere danışalım diye düşündük ve ben, birinci safhada, muhalefetle beraber, muhalefetten gelen değerli üye arkadaşlarımla beraber oy kullandım ve teklifi alt komisyona götürdük.
Bu alt komisyonda her partiden değerli üyeler vardı ve gerçekten teknik bir çalışma yaptık; danışılması gereken herkese danıştık. Basına, kamuoyuna intikal ettirmeye lüzum görmedik; ama, sessiz sedasız, üniversitelerimizin değerli yöneticileriyle, öğretim elemanlarımızla, şu anda üniversitelerimizin muhtelif kademelerindeki görevlilerle görüştük. Sonunda da, objektif bir şekilde tespitlerimizi yüksek komisyona sunduk. Yüksek komisyon da, meselenin, alt komisyonca yeteri kadar incelenmiş olduğuna kani oldu ve alt komisyondaki serinkanlı yaklaşım, orada da benimsendi.
Getirilen teklif üç maddeyi değiştiriyor. Bunlardan 56 ve 58 inci maddeler döner sermayeyle ilgili işlemlerin düzenlemesidir ki, bunları çok m