T.B.M.M.

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 27

95 inci Birleşim

20 . 5 . 1997 Salı

 

 

İÇİNDEKİLER

  I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. — GELEN KÂĞITLAR

III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Balıkesir Milletvekili Hüsnü Sıvalıoğlu, Bolu Milletvekili Abbas İnceayan, Zonguldak Milletvekili Veysel Atasoy, Kırklareli Milletvekili Cemal Özbilen ve İstanbul Milletvekili Hüsnü Doğan’ın (9/13) esas nolu Meclis soruşturması önergesindeki imzalarını geri çektiklerine ilişkin önergesi (4/184)

2. —İzmir Milletvekili Metin Öney, Giresun Milletvekili Burhan Kara, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek, Antalya Milletvekili İbrahim Gürdal, Tokat Milletvekili Metin Gürdere, Konya Milletvekili Mehmet Keçeciler ve Manisa Milletvekili Tevfik Diker’in (9/13) esas numaralı Meclis soruşturması önergesindeki imzalarını geri çektiklerine ilişkin önergesi (4/185)

B)GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.—Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Rize Milletvekili A. Mesut Yılmaz, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 20 arkadaşının, ülke sorunlarını ağırlaştırdıkları ve Cumhuriyetin temel ilkelerini sürekli çiğneyerek toplumu iç çatışmaların eşiğine getirdikleri iddialarıyla Başbakan Necmettin Erbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11)

C) ÇEŞİTLİ İŞLER

1. —Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın (2/396) ve Bolu Milletvekili Avni Akyol’un (2/504) esas numaralı kanun tekliflerinin, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına dair önergelerinin 27 Mayıs 1997 Salı günkü Birleşimde görüşüleceğine ilişkin Başkanlık açıklaması

IV.— ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. —(10/89, 110, 124, 125 ve 126) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonunun 301 sıra sayılı raporunun gündemdeki yeri, görüşme günü ve konuşma sürelerine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

2.—(11/11) esas numaralı gensoru önergesinin gündemdeki yeri ve görüşme gününe ilişkin Danışma Kurulu önerisi

V.—GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A)ÖNGÖRÜŞMELER

1.—Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Rize Milletvekili A. Mesut Yılmaz, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 20 arkadaşının, ülke sorunlarını ağırlaştırdıkları ve Cumhuriyetin temel ilkelerini sürekli çiğneyerek toplumu iç çatışmaların eşiğine getirdikleri iddialarıyla Başbakan Necmettin Erbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11)

VI.—SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.—Rize Milletvekili A. Mesut Yılmaz’ın, Devlet Bakanı Abdullah Gül’ün kendisine sataşması nedeniyle konuşması

2. — Devlet Bakanı Abdullah Gül’ün, Rize Milletvekili A. Mesut Yılmaz’ın kendisine sataşması nedeniyle konuşması

VII.—SORULAR VE CEVAPLAR

A)YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.—Ankara Milletvekili Mehmet Ekici’nin, elektrik enerjisi satış fiyatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı cevabı (7/2389)

2. — Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, TEAŞve TEDAŞ’ta yapılan bazı atamalar hakkındaki mahkeme kararlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı cevabı (7/2411)

3. —Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, EGO Genel Müdürlüğünün mücavir alan dışındaki belediyelere otobüs-minibüs kiraladığı iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener’in yazılı cevabı (7/2413)

4.—Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un, Manavgat Irmağı su temin projesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı cevabı (7/2426)

5.—Manisa Milletvekili Tevfik Diker’in, Hatay-Yayladağ’a bağlı bazı köylerin içmesuyu sorununa ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Lütfü Esengün’ün yazılı cevabı (7/2432)

6. —İzmir Milletvekili Birgen Keleş’in, Emniyet Genel Müdürünün görevden alınmasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener’in yazılı cevabı (7/2470)

7. —İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, Başbakanlık ve Devlet Bakanlıklarında görevli müşavir ve danışmanlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Lütfü Esengün’ün yazılı cevabı (7/2477)

8.—İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, Türkiye’de faaliyet gösteren vakıf sayısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunç’un yazılı cevabı (7/2490)

9.—Manisa Milletvekili Tevfik Diker’in, Çevre Bakanlığında yapılan personel atamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre Bakanı M. Ziyattin Tokar’ın yazılı cevabı (7/2499)

10.—Bursa Milletvekili Feridun Pehlivan’ın, görevden alınan Emniyet Genel Müdürüne ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener’in yazılı cevabı (7/2500)

11.—İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, bakanlıkta ve ilgili kuruluşlarda görev yapan genel müdür, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Abdüllatif Şener’in yazılı cevabı (7/2525)

12.—İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, bakanlıkta ve ilgili kuruluşlarda görev yapan müdür, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilere ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı İsmail Kahraman’ın yazılı cevabı (7/2530)

13. —İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, bakanlıkta ve ilgili kuruluşlarda görev yapan genel müdür, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı cevabı (7/2539)

14.—İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün;

— Bakanlıkta ve ilgili kuruluşlarda görev yapan genel müdür, yönetim kurulu üyesi ve denetçilere,

Kırklareli Milletvekili Cemal Özbilen’in;

—Orman köylüsünün bazı sorunlarına,

Kütahya Milletvekili Mehmet Korkmaz’ın;

— Orman arazilerinin tahsisiyle ilgili duyuruya,

İlişkin soruları ve Orman Bakanı M. Halit Dağlı’nın yazılı cevabı (7/2532, 7/2548, 7/2552)

15. —Kırklareli Milletvekili Cemal Özbilen’in, pancar üretimiyle ilgili sorunlara ilişkin sorusu ve Orman Bakanı ve Sanayi ve Ticaret Bakanı vekili Halit Dağlı’nın yazılı cevabı (7/2549)

16.—İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, İstanbul Haliç’teki çamurun temizlenmesi işinin verildiği firmaya ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı M. Ziyattin Tokar’ın yazılı cevabı (7/2556)

17.—İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın;

—Beşiktaş’ta Ihlamur Kasrı karşısında bulunan parka inşaat yapılacağı iddiasına,

İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün;

—Bakanlıkta görev yapan bazı unvanlı personelin sayısına,

—Kamu personel atamalarına,

İlişkin soruları ve Kültür Bakanı İsmail Kahraman’ın yazılı cevabı (7/2554, 7/2563, 7/2576)

18.—İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, bakanlıkta görev yapan bazı unvanlı personelin sayısına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı cevabı (7/2564)

19.—İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, Bakanlıkta görev yapan bazı unvanlı personelin sayısına ilişkin sorusu ve Çalışma ve SosyalGüvenlik Bakanı Necati Çelik’in yazılı cevabı (7/2568)

20.—İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, kamu personel atamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Turizm Bakanı vekili Bahattin Şeker’in yazılı cevabı (7/2575)

21.—İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, kamu personel atamalarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik’in yazılı cevabı (7/2577)

22.—İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı M. Ziyattin Tokar’ın yazılı cevabı (7/2584)

23.—İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Orman Bakanı M. Halit Dağlı’nın yazılı cevabı (7/2585)

24.—İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, Bakanlıkta görev yapan bazı unvanlı personel sayısına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener’in yazılı cevabı (7/2590)

25. —Denizli Milletvekili Hilmi Develi’nin, Denizli -Güney -Ertuğrul Köyü Trafosunun büyütülmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı cevabı (7/2624)

26.—Adıyaman Milletvekili Celal Topkan’ın, Milletvekili lojmanlarına ücretsiz olarak dağıtılan bazı gazetelere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kalemli’nin yazılı cevabı (7/2757)

I.—GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.

Sinop Milletvekili Metin Bostancıoğlu, ORÜSSinop -Ayancık İşletmesine,

Hatay Milletvekili Atila Sav,Ankara Ekin Tiyatrosu’nun turnesi sırasında bazı valiliklerce getirilen yasaklamalara,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Zonguldak Milletvekili HasanGemici’nin, emeklilerin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelikcevap verdi.

Doğal afetlerde meydana gelen can ve mal kaybını en aza indirmek için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/58) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, komisyonun çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

1 inci sırasında bulunan 23,

2 nci sırasında bulunan 132,

3 üncü sırasında bulunan 164,

4 üncü sırasında bulunan 168,

11 inci sırasında bulunan 226,

12 nci sırasında bulunan 146,

Sıra sayılı kanun tasarılarının müzakereleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından ertelendi.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Anlaşmasının (1/312) (S. Sayısı :264),

Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Eğitim ve Bilim Alanında İşbirliğine İlişkin Protokolün (1/316) (S. Sayısı :139),

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının (1/387) (S. Sayısı :156),

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Singapur Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının (1/287) (S. Sayısı :158)

Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Antlaşmasının (1/351) (S. Sayısı : 122),

Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında İmzalanan Ebedî Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının (1/514) (S. Sayısı :220),

OnaylanmasınınUygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarılarının, müzakerelerini takiben yapılan açık oylamalarından sonra, kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/586) (S. Sayısı :192) tümü üzerinde müzakereler tamamlandı, 1, 2 ve 3 üncü maddesi kabul edildi, 4 üncü maddesi okundu.

Çalışma süresi sona erdiğinden, alınan karar gereğince, İçişleri Bakanı Meral Akşener hakkındaki Meclis soruşturması önergesini görüşmek ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da boşaltılan yerleşim birimleri konusundaki Meclis araştırması önergesinin öngörüşmesini yapmak için, 20 Mayıs 1997 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 18.52’de son verildi.

Uluç Gürkan

Başkanvekili

Ünal Yaşar Kadir Bozkurt

Gaziantep Sinop

Kâtip Üye Kâtip Üye

 

II. —GELEN KÂĞITLAR

16.5.1997 CUMA

Teklifler

1. —Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ile Refah Partisi Grup Başkanvekili Malatya Milletvekili Oğuzhan Asiltürk’ün; 3186 Sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliklerinin Kuruluşu Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/799) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :14.5.1997)

2. —Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici ve 19 Arkadaşının; Dağlıca Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/800) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :14.5.1997)

3. —Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici ve 19 Arkadaşının; Tanır Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/801) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :14.5.1997)

4.—Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici ve 12 Arkadaşının; Arıtaş Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/802) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :14.5.1997)

5. —Eskişehir Milletvekili Hanifi Demirkol ve 7 Arkadaşının; Eskişehir İline Bağlı Kırka Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/803) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :14.5.1997)

6.—Kocaeli Milletvekili Osman Pepe ve 8 Arkadaşının; Derince Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/804) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :14.5.1997)

7.—Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz ve 37 Arkadaşının; Ladik Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/805) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :14.5.1997)

8.—Amasya Milletvekili Cemalettin Lafcı ve 16 Arkadaşının; Amasya İline Bağlı Aydınca Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/806) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :14.5.1997)

Tezkere

1.—Selmani Özcan Hakkındaki Ölüm Cezasının Yerine Getirilmesine Dair Başbakanlık Tezkeresi (3/803) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :14.5.1997)

Yazılı Soru Önergesi

1.—Adıyaman Milletvekili Celal Topkan’ın, Milletvekili lojmanlarına ücretsiz olarak dağıtılan bazı gazetelere ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/2757) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.4.1997)

20.5.1997 SALI

Rapor

1.—Ankara Milletvekili Eşref Erdem ve 23 arkadaşı, Batman Milletvekili Ataullah Hamidi ve 22 arkadaşı, İçel Milletvekili Oya Araslı ve 20 arkadaşı, İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 23 arkadaşı ile İstanbul Milletvekili Mehmet Cevdet Selvi ve 21 arkadaşının, Yasadışı örgütlerin devletle olan bağlantıları ile Susurluk’ta meydana gelen kaza olayının ve arkasındaki ilişkilerin aydınlığa kavuşturulması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/89, 110, 124, 125 ve 126) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S. Sayısı :301)(Dağıtma tarihi :20.5.1997 (GÜNDEME)

Gensoru

1.—Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Rize Milletvekili Ahmet Mesut Yılmaz, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili BülentEcevit ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 20 arkadaşının, ülke sorunlarını ağırlaştırdıkları ve Cumhuriyetin temel ilkelerini sürekli çiğneyerek toplumu iç çatışmaların eşiğine getirdikleri iddialarıyla Başbakan Necmettin Erbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11) (Başkanlığa geliş tarihi :16.5.1997) (Dağıtma tarihi :17.5.1997)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

Tarih : 20 Mayıs 1997 Salı

BAŞKAN : Mustafa KALEMLİ

KÂTİP ÜYELER : Ünal YAŞAR (Gaziantep), Mustafa BAŞ (İstanbul)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95 inci Birleşimini açıyorum.

Çoğunluğumuz vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda sükûneti temin etmenizi, hassaten rica ediyorum.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır; okutuyorum:

III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Balıkesir Milletvekili Hüsnü Sıvalıoğlu, Bolu Milletvekili Abbas İnceayan, Zonguldak Milletvekili Veysel Atasoy, Kırklareli Milletvekili Cemal Özbilen ve İstanbul Milletvekili Hüsnü Doğan’ın (9/13) esas nolu Meclis soruşturması önergesindeki imzalarını geri çektiklerine ilişkin önergesi (4/184)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(9/13) esas nolu soruşturma önergesindeki imzalarımızı geri çekiyoruz.

Gereğini arz ederiz.

Saygılarımızla. 16.5.1997

Hüsnü Sıvalıoğlu Abbas İnceayan

Balıkesir Bolu

Veysel Atasoy Cemal Özbilen

Zonguldak Kırklareli

Hüsnü Doğan

İstanbul

BAŞKAN – İkinci önergeyi okutuyorum:

2. —İzmir Milletvekili Metin Öney, Giresun Milletvekili Burhan Kara, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek, Antalya Milletvekili İbrahim Gürdal, Tokat Milletvekili Metin Gürdere, Konya Milletvekili Mehmet Keçeciler ve Manisa Milletvekili Tevfik Diker’in (9/13) esas numaralı Meclis soruşturması önergesindeki imzalarını geri çektiklerine ilişkin önergesi (4/185)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(9/13) esas nolu soruşturma önergesindeki imzalarımızı geri çekiyoruz.

Gereğini arz ederiz.

Saygılarımızla. 16.5.1997

Metin Öney Burhan Kara

İzmir Giresun

İbrahim Yaşar Dedelek İbrahim Gürdal

Eskişehir Antalya

Metin Gürdere Mehmet Keçeciler

Tokat Konya

Tevfik Diker

Manisa

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, geri alınan imzalardan sonra, İçişleri Bakanı Meral Akşener hakkındaki Meclis soruşturması önergesinde Anayasada öngörülen sayıda imza kalmamıştır; bu nedenle, önerge işlemden kaldırılmış ve gündemden çıkarılmıştır.

Bir gensoru önergesi vardır; önerge daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır. Şimdi, gensoru önergesini okutacağım.

Sayın milletvekilleri, okunacak önerge, bir gensoru önergesidir. Gensoru, Yüce Meclisin denetim mekanizmaları içerisinde en önemlisidir. O bakımdan, lütfen, biraz sükûneti sağlamanızı ve dikkatle takip etmenizi istirham ve arz ediyorum.

Önergeyi okutuyorum:

B)GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.—Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Rize Milletvekili A. Mesut Yılmaz, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 20 arkadaşının, ülke sorunlarını ağırlaştırdıkları ve Cumhuriyetin temel ilkelerini sürekli çiğneyerek toplumu iç çatışmaların eşiğine getirdikleri iddialarıyla Başbakan Necmettin Erbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bugünkü Hükümet, ülkemizin her alandaki sorunlarını görülmemiş ölçüde ağırlaştırdıktan başka, halkımızı bir kardeş kavgası ortamına sürüklemiştir.

Siyasal İktidar, vatandaşlarımızı da "inanan-inanmayan" gibi ayırımcı tanımlarla kamplara bölmüştür; ülkemizdeki kurumları yıpratıcı tutum ve davranışlarıyla devletimizin sarsılmasına neden olmuştur.

İktidar partileri mensubu milletvekillerinin ve yetkili temsilcilerinin, devletin anayasal düzenini ve cumhuriyetin temel niteliklerini sarsıcı yöndeki söylem ve eylemleri, bazı bakanlarca da desteklenen bir iktidar politikası haline sokulmuştur.

Siyasal İktidar, ülkenin en önde gelen sorunu olan eğitim konusunda da, Hükümet olarak imza altına aldığı yükümlülüklerine sahip çıkma hususunda çelişkili duruma düşmüş, çözüm için gereken politikayı, artık siyasî irade olarak ortaya koyamaz ve haftalardır Bakanlar Kurulunu toplayamaz hale gelmiştir.

Siyasal İktidar, demokratik, laik, hukuk devletimizin nitelikleri yanında, toplumumuzun hukuk ve ahlak değerlerini de tahrip etme yolundadır. Yasaların uygulanmasında keyfî ölçüler kullanmayı âdet edinmiş, hukukdışı yöntemlerle yaptığı olupbittilere karşı alınan yargı kararlarını uygulamamakta direnmiştir.

İktidar, iki kanadının mensuplarıyla ilgili suç iddialarını örtbas etmeyi veya şantaj aracı olarak kullanmayı metot haline getirmiştir; devletin içine sızdırılmış çeteleri himaye eden bir tutum içine de girmiştir.

Toplumumuzda "hukukun üstünlüğü" yerine, "hukukdışılığın" ve "kaba kuvvetin" hâkim olduğu bir ortam yaratılmıştır.

Hükümet, tarafsız basın ve televizyonların haber ve eleştirilerine karşı tahammülsüzlüğünü, sadece hukukî ve ekonomik baskı önlemleriyle değil, gazetelere ve televizyonlara fiilî saldırıları özendirerek de göstermiştir. Flash-TV'ye karşı İstanbul'daki silahlı saldırıyla, aynı amaca yönelik olan Bursa baskını bunun son örnekleridir. Hürriyet Gazetesine silah zoruyla girip, çalışma odalarını kurşun yağmuruna tutan saldırgan da bu fiilî, besbelli ki, tarafsız medyaya Hükümetçe yöneltilen saldırı kampanyası teşviki altında işlemiştir.

Bu arada, ülke ekonomisinin temel ekonomik göstergeleri de gitgide bozulmuş, ülkedeki ekonomik istikrarsızlık daha da ağırlaşmış, işsizlik sorununun boyutları taşınamaz duruma gelmiş, gelir dağılımındaki dengesizlikler uçuruma dönüştürülmüştür.

Hükümet, yanlış uygulamalarını, yatırımcıları da karşısına alarak sürdürme çabasına girmiş; o kadar ki, yatırımların teşviki amacıyla uygulanan politikalardan yararlanmak bile bir suç gibi sergilenmeye çalışılmıştır. Bu durum, ülkenin dinamik sektörlerinde büyük bir karamsarlığa neden olmuş; bu da, ekonominin geleceği konusunda ciddî sıkıntı ve duraksamalar yaratmıştır.

Hükümet, dışpolitika esasları ve uygulamaları bakımından da Türkiye'nin uzun dönemli çıkarlarını tehlikeye sokmuştur. Hükümet sorumluları, bir yandan Atatürk Türkiyesinin aydınlık dışpolitika çizgisini hayalci bir dışpolitikaya feda edebilecekleri kaygısını yaratırken, öte yandan da devletten ayrı ve gizli, özel ve karanlıkta kalan bir dışpolitika uygulamasına girişmişlerdir. Böylece, bir yandan Türkiye'nin dışpolitika hedefleri ve yönü konusunda kuşkular yaratılırken, öte yandan da dost ülkeler, kendileri için tehlikeli saydıkları grup ve kişilerle özel ilişkiler içindeki bir Türk hükümetinden kaygı duyar hale getirilmiştir.

Sonuç olarak, ülkemizin her alandaki sorunlarını ağırlaştıran, bunlara yeni sorunlar ekleyen, cumhuriyetimizin temel ilkelerini sürekli olarak çiğneyen, toplumumuzu iç çatışmaların eşiğine getiren Koalisyon Hükümetine olan güveni, hem milletimiz hem de yeminine sadık milletvekilleri nezdinde ortadan kaldıran ve Bakanlar Kurulu olarak toplanıp sorunları görüşme yeteneğini kaybetmiş bulunan Başbakan ve Bakanlar Kurulu hakkında Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğün 106 ncı maddelerine göre gensoru açılmasını arz ve teklif ederiz.

1. A. Mesut Yılmaz (Rize)

2. Bülent Ecevit (İstanbul)

3. Deniz Baykal (Antalya)

4. İsmet Sezgin (Aydın)

5. Mustafa Cumhur Ersümer (Çanakkale)

6. Murat Başesgioğlu (Kastamonu)

7. Zeki Çakan (Bartın)

8. Hasan Hüsamettin Özkan (İstanbul)

9. Hikmet Uluğbay (Ankara)

10. Nihat Matkap (Hatay)

11. Önder Sav (Ankara)

12. Oya Araslı (İçel)

13. A.Turan Bilge (Konya)

14. Mustafa Rüştü Taşar (Gaziantep)

15. Hasan Gülay (Manisa)

16. Hüsnü Sıvalıoğlu (Balıkesir)

17. Mehmet Büyükyılmaz (Adana)

18. Ersin Taranoğlu (Sakarya)

19. Tuncay Karaytuğ (Adana)

20. Ahmet Kabil (Rize)

21. Fikret Ünlü (Karaman)

22. Metin Öney (İzmir)

23. Şükrü Sina Gürel (İzmir)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşme gününü de içeren önerileri vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

İlk öneriyi okutuyorum:

IV.— ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. —(10/89, 110, 124, 125 ve 126) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonunun 301 sıra sayılı raporunun gündemdeki yeri, görüşme günü ve konuşma sürelerine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No: 69 Tarihi: 20.5.1997

20.5.1997 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan; yasadışı örgütlerin devletle olan bağlantıları ile Susurluk'ta meydana gelen kaza olayının ve arkasındaki ilişkilerin aydınlığa kavuşturulması konusundaki (10/89, 110, 124, 125 ve 126) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 301 sıra sayılı raporunun gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer almasının ve görüşmelerinin Genel Kurulun 27.5.1997 Salı günkü birleşiminde yapılmasının; rapor üzerinde Hükümet ve gruplar adına yapılacak konuşmaların 30'ar dakika olmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

Salih Kapusuz Cumhur Ersümer

RP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili

Mehmet Gözlükaya Hikmet Uluğbay

DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili

Önder Sav

CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İkinci öneriyi okutuyorum:

2.—(11/11) esas numaralı gensoru önergesinin gündemdeki yeri ve görüşme gününe ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No:70 Tarihi: 20.5.1997

17.5.1997 tarihinde bastırılıp dağıtılan; Başbakan Necmettin Erbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkındaki (11/11) esas numaralı gensoru önergesinin gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer almasının ve Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince, gündeme alınıp alınmaması hususundaki görüşmelerin, Genel Kurulun 20.5.1997 Salı günkü (bugünkü) birleşiminde yapılmasının -bugünkü- birleşimde başka konuların görüşülmemesinin Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

Salih Kapusuz Cumhur Ersümer

RP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili Saffet Arıkan Bedük H. Hüsamettin Özkan

DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili

Oya Araslı

CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri...

SABRİ ERGÜL (İzmir) – Aloğlu... Aloğlu...

BAŞKAN – Bir dakika efendim!.. Bir dakika...

SABRİ ERGÜL (İzmir) – Maaş almıyordun!.. 22 milyon doları almışsın galiba!..

BAŞKAN – Sayın Ergül, bir dakika!..

Sayın grup başkanvekilleri, lütfen, arkadaşlarınıza hâkim olur musunuz! (Gürültüler)

Lütfen efendim... Lütfen... İstirham ediyorum.

Sayın milletvekilleri, lütfen, beni takip eder misiniz...

III.—BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.—Sıvas Milletvekili Mahmut Işık’ın (2/396) ve Bolu Milletvekili Avni Akyol’un (2/504) esas numaralı kanun tekliflerinin, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına dair önergelerinin 27 Mayıs 1997 Salı günkü Birleşimde görüşüleceğine ilişkin Başkanlık açıklaması.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş iki adet doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; bir tanesi Sayın Mahmut Işık'ın, diğeri Sayın Avni Akyol'undur; ancak, bugün gündemimiz oldukça yüklü ve özel bir gündem; şimdi, ben iki sayın milletvekiline ayrı ayrı soracağım; eğer rızaları olur ise, bu iki önergeyi önümüzdeki hafta salı günü görüşülmek üzere gündeme alacağım.

Sayın Mahmut Işık, sizce uygun mu efendim?

MAHMUT IŞIK (Sıvas) – Sayın Başkanım, benim önerim Suşehri'nin il olması konusundadır. Suşehri'nin il olmasına, Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan ve tüm siyasî parti başkanları söz vermişlerdir. Umarım ve dilerim ki, haftaya da bu teklif ertelenmez.

Teşekkür ediyorum; bugün ertelenmesini istiyorum.

BAŞKAN – Sağ olun Sayın Mahmut Işık.

Efendim, Suşehri'nin il olmasıyla ilgili teklifin gündeme alınması konusundaki görüşmenin haftaya salı günü yapılmasına Sayın Mahmut Işık rıza gösterdiler; biz de bu şekliyle gündeme alacağız.

Teşekkür ediyorum.

Şimdi, ikinci önerge, Bolu Milletvekili Sayın Avni Akyol'un, Bir İlçe ve Düzce İlinin Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin gündeme alınmasıyla ilgili, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre, bir önergesi var.

Şimdi, Sayın Akyol'dan da aynı gerekçeyle istirhamda bulunmak istiyorum: Önümüzdeki hafta salı günü görüşülmesi uygun mu efendim?

AVNİ AKYOL (Bolu) – Uygundur Sayın Başkan.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Akyol.

Sizin önergeniz de önümüzdeki hafta salı günü görüşülecek efendim; sağ olun.

Değerli milletvekilleri, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

V.—GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI

VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A)ÖNGÖRÜŞMELER

1.—Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Rize Milletvekili A. Mesut Yılmaz, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 20 arkadaşının, ülke sorunlarını ağırlaştırdıkları ve Cumhuriyetin temel ilkelerini sürekli çiğneyerek toplumu iç çatışmaların eşiğine getirdikleri iddialarıyla Başbakan Necmettin Erbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11)

BAŞKAN – Biraz önce alınan karar uyarınca, bu kısımda yer alan, Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Rize Milletvekili Ahmet Mesut Yılmaz, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 20 arkadaşının, ülke sorunlarını ağırlaştırdıkları ve cumhuriyetin temel ilkelerini sürekli çiğneyerek toplumu iç çatışmaların eşiğine getirdikleri iddialarıyla Başbakan Necmettin Erbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında (11/11) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

Hükümet?..

Hükümeti kim temsil ediyor efendim? (ANAP, DSP ve CHP sıralarından "Yok, yok" sesleri)

Bir dakika, sayın milletvekilleri... Bir dakika efendim...

Sizin "yok" demenizle veya "var" demenizle bu görüşmenin seyri değişmez; ben oradan tespit edeceğim. Bir dakika...

Hükümet burada.

Gensoru önergesi, bastırılarak, 17.5.1997 tarihinde sayın üyelere dağıtılmış ve biraz önce okunarak bilgilerinize sunulmuştur; bu nedenle, önergeyi tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasanın 99 uncu maddesine göre, bu görüşmede, önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasî parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri, önerge sahibi için 10 dakika, gruplar ve Hükümet için 20'şer dakikadır.

Şimdi, söz alan üyelerin isimlerini -Başkanlık Divanına bu saate kadar gelen- arz edeceğim, gelmeyenleri de soracağım.

Bendeki listeye göre, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Bülent Ecevit, Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Kâmran İnan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Önder Sav görüşmek için talepte bulunmuşlardır.

Diğer gruplardan?..

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan, Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Saffet Arıkan Bedük konuşacaklar.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, Refah Partisi Grubu adına Sayın Necmettin Aydın konuşacaklar.

BAŞKAN – Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Saffet Arıkan Bedük, Refah Partisi Grubu adına Sayın Necmettin Aydın konuşacaklar.

İlk sözü, önerge sahiplerinden birine vereceğim.

Önerge sahipleri adına ilk sözü kim kullanacak?

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın Mesut Yılmaz kullanacak Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Mesut Yılmaz; önerge sahibi olarak ilk söz sizin. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, ayakta alkışlar)

A. MESUT YILMAZ (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce oylarınızla doğrudan gündeme alınması kararlaştırılan gensoru önergesi üzerinde, önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, demokrasinin üstünlüğü, devlet yönetimine ya da siyasî sisteme dair bütün meseleleri ilanihaye çözmüş olmasından kaynaklanmaz. Demokratik rejimin üstünlüğü, siyasî sistemin ortaya çıkması muhtemel meselelerini göz önünde tutarak, bu meselelerin çözümüne imkân sağlayacak bir yapı içinde kurulmuş olmasındandır. Ancak, demokratik rejim, sadece bununla da yetinmez; herhangi bir biçimde siyasî yapıda ortaya çıkabilecek sorunların izale edilebilmesi için bazı sigortaları ya da başka bir deyişle emniyet supaplarını da sistemin içerisine yerleştirir. Anayasamızın 98 inci ve 99 uncu maddelerinde ifade edilen gensoru müessesesi, bu anlamda, demokratik sistem için bir kontrol mekanizması, bir emniyet supabıdır.

Değerli milletvekilleri, bugün, yaklaşık onbir aydır işbaşında bulunan 54 üncü Hükümetin ülkeyi içerisine sürüklediği ağır durum dolayısıyla, Anayasamızın Meclisimize sağladığı bu imkânın önemini tam ve kusursuz olarak idrak etmemiz gereken bir dönüm noktasında bulunuyoruz. Bugün gelinen noktada, gensoru müessesesini, Hükümetin düşürülmesine dair alelade bir prosedür olarak değil, demokratik rejimi yüz yüze bulunduğu yakın tehlikelerden kurtaracak demokratik bir imkân olarak görmek ve bu mekanizmayı işletmek zorundayız.

Biraz sonra bu kürsüden size seslenecek olan iktidar sözcüleri, bu gensoruyu, sırf bu Hükümeti düşürme ve iktidarı ele geçirme gayesine matuf bir girişim olarak niteleyebilirler; hatta, çıkıp, buradan, her şeyin yolunda gittiğini, eğer yolunda gitmeyen birtakım şeyler varsa, bunun müsebbibinin muhalefet partileri ve birkısım medya olduğunu iddia edebilirler; böyle söyleyeceklerinden de hiç kuşkum yoktur. Pek çok temel tüketim maddesinde yüzde 100'ü aşan fiyat zamlarına rağmen, halkın gözünün içerisine baka baka tek kuruşluk fiyat zammı yapmadıklarını söyleyebilen bir Başbakanın, koltuğunu kaybetme riski altında her türlü aldatmacaya başvuracağını kestirmek, takdir edersiniz ki, hiç de zor değildir.

Değerli milletvekilleri, bu gensoruyla, elbette bu Hükümet de düşürülecektir. Ancak, bu gensorunun asıl hedefi, İktidar kanadının basına da yansıyan iddialarında ifade edildiği gibi iktidar tutkusu filan değil, demokratik rejime karşı olan sorumluluk bilincidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihi boyunca ilk olarak, İktidarı oluşturan partiler dışında tüm siyasî partiler, üzerinde mutabık oldukları bir gensoru önergesi vermişlerdir. Bu mutabakatın arkasında yatan sebep, her ne pahasına olursa olsun iktidara gelmek ve koltuk ihtirasını tatmin etmek değildir; tam tersine, işte, asıl bu marazlarla kurulmuş olan ve tüm birikimsizliği, beceriksizliği ve sorumsuzluğuyla ülkeyi ağır bir bunalıma sürükleyen bu Hükümetten bir an önce Türkiye'yi kurtarmaktır; çünkü, gittikçe ağırlaşan siyasal, sosyal ve ekonomik bunalımın sebebi, bizatihi bu Hükümetin kendisidir.

Üstelik, bu mutabakat, sadece Meclis içindeki muhalefetle de sınırlı değildir. Sivil toplum kuruluşlarının neredeyse tamamı, tüm işçi ve işveren sendikaları, üniversiteler ve Hükümetin parayla satın alamadığı veya baskıyla yıldıramadığı basın kuruluşları; velhasıl, aklınıza gelebilecek tüm anayasal baskı grupları, bu Hükümetin bir an önce düşürülmesi ve Meclisin giderek ağırlaşan sorunları çözüme kavuşturacak yeni bir hükümeti işbaşına getirmesi konusunda mutabıktırlar.

Daha ötesi, devletin resmî organları, bu Hükümetin yarattığı sivil otorite boşluğundan duydukları endişeler dolayısıyla, ülkenin sorunları çözümü imkânsız bir noktaya ulaşmadan bu Hükümetin işbaşından uzaklaştırılması gerektiğinde mutabıktırlar.

Daha da ötesi, İktidarı oluşturan siyasî partilere mensup bakanlar ve milletvekilleri de -bir kısmı açıkça ilan ederek, bir kısmı kendi aralarında yaptıkları görüşmelerde ifade ederek, çok büyük bir kısmı ise parti disiplini ve vefa anlayışının baskısı altında bulunan vicdanlarında- bu mutabakatın içerisinde yer almaktadır.

Değerli milletvekilleri, şimdi sizlere sormak istiyorum; vicdanı olan bütün milletvekillerinin ellerini vicdanlarına koymalarını istiyorum; lütfen, kendi vicdanlarınızda bu soruyu cevaplayınız: Bu Hükümetin başarısız olduğu, bu Hükümetin otoritesini kaybettiği, devlette ve toplumda çok ciddî gerilimlere yol açtığı doğru mudur, değil midir?! (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından "Doğru" sesleri)

Bu gidişin, demokratik rejimin geleceğini birtakım kuşku ve endişelere sürüklediği doğru mudur, değil midir?! (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından "Doğru" sesleri)

Bu Hükümetin sorumsuz tutum ve davranışlarının ve otoritesini tesis edemeyişinin, toplumu, inananlar-inanmayanlar, laikler-antilaikler gibi son derece tehlikeli bir gerginliğe ve kutuplaşmaya sürüklediği doğru mudur, değil midir?! (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından "Doğru" sesleri; RP sıralarından "Değil" sesleri)

Daha dün, 19 Mayıs törenlerinde gençlerin birbirlerine karşı slogan atmalarını başka nasıl izah edebilirsiniz! (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Toplumun bir bölümü cumhuriyetin temel niteliklerinden uzaklaşılması konusunda endişe içindeyken, diğer bir bölümünün din ve vicdan hürriyetinin elinden alınacağı korkusu yaşadığı doğru mudur, değil midir?! (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından "Doğru" sesleri; RP sıralarından "Değil" sesleri)

Gittikçe bozulan ekonomik dengelerin, zaten çok zorlaşan geçinme imkânlarını ve insanca yaşama şartlarını büsbütün ortadan kaldırmakta olduğu; köylünün, çiftçinin, esnafın, işçinin, memurun, kısacası halkın ezici çoğunluğunun gündelik maişetini bile temin edemez hale gelip bir imdat bile diyemeyecek kadar soluksuz kaldığı doğru mudur, değil midir?! (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından "Doğru" sesleri; RP sıralarından "Değil" sesleri)

Sayın milletvekilleri, bütün bunlar doğrudur ve bana verilen sürenin sınırlı olması nedeniyle burada zikretmediğim daha pek çok doğrular, haklı gerekçeler mevcuttur. Peki, bütün bu gerekçeler karşısında acaba bu Hükümet ne yapmaktadır? Bir kere, bu Hükümet, daha, hükümet olduğunun farkında bile değildir. Her gün, İktidarı oluşturan partilerin sözcüleri çıkıp televizyonlarda bütün bu olumsuzlukları halka şikâyet etmektedirler. İstanbul'da Emniyet Müdürlüğünün bir icraatını İktidar Partilerinin sözcüleri halka şikâyet ediyorlar.

Değerli milletvekilleri, iktidar, ağlama duvarı değildir. İktidar, öyle, dedikodu yapma yeri de değildir. İdarenin bütün icraatlarının sorumlusu siyasî iktidardır.

LÜTFİ YALMAN (Konya) - Sizin işiniz...

A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Siz, onbir aydan beri farkına varamamış olabilirsiniz; ama, işbaşında olan, sizin iktidarınızdır. Mamafih, şikâyet ederken haklı olduğunuz bir taraf vardır; çünkü, her ne kadar görünürde bir hükümet varsa da, gerçek bir iktidarın var olduğunu söylemek, maalesef mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bir ülkenin ordusu, 50 bin askeriyle sınırötesi harekât yapacak; ama, Başbakan, konuyla ilgili bilgileri gazetelerden öğrenecek!.. (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından alkışlar; RP sıralarından "Yalan" sesleri, gürültüler)

DEVLET BAKANI ABDULLAH GÜL (Kayseri) – Yalan!.. Yalan!..

A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Garabetin ve iktidarsızlığın böylesi görülmüş şey değildir. (RP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Siz devam edin efendim; onlar da sırası geldiğinde cevap verirler. Siz buyurun...

A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Süreme ilave edin hiç olmazsa.

BAŞKAN – Siz buyurun... Toparlamaya gayret edin efendim.

A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Peki... (RP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Yılmaz... Genel Kurula hitap edin efendim.

NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Propagandaya gerek yok.

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Halka konuş, halka!...

A. MESUT YILMAZ (Devamla) – Genel Kurulun bütün milletvekillerine soruyorum: Bu ülkenin ordusu, sınır ötesinde, 50 bin askerle bir büyük harekât yaparken, Bakanlar Kurulunun yedi haftadan beri toplanmadığı doğru mudur, yalan mıdır? (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından "Doğru" sesleri, alkışlar; RP sıralarından "Yalan" sesleri, gürültüler)

Haydi yine bağırın, haydi yine fırlayın! (ANAP, DSP, CHP ve DTP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, sizlerin şikâyet ettiğiniz şeylerin müsebbibinin yine bu Hükümet olduğunu size hatırlatmak zorundayım. Onun için, haklı olarak şikâyet ettiğiniz meselelerin çözüme kavuşturulabilmesi için, bu Hükümetin bir an önce işbaşından uzaklaştırılması lazımdır; çünkü, onbir aylık görev süresi içerisinde, bu Hükümetin, milletimizin hayrına bir tek icraatı bile mevcut değildir.

Bu Hükümetin portföyünde, hayalî kaynak paketleri, denk bütçe yalanları ve en küçük bir ciddiyet kırıntısı bile taşımayan dışpolitika balonları gibi göz boyama ve vakit israfından başka hiçbir şey yoktur; elbette, basını yıldırmak amacıyla televizyon ve gazeteleri basmak, gece yarılarında devletin makamlarına baskınlar düzenlemek, olmadık yalanlar uydurarak orduyu siyasete malzeme yapmak gibi, cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş fütursuzluklarda bulunmayı eğer icraat olarak saymazsanız... Tabiî, bir de, bu Hükümetin, daha kurulurken kuruluş gayesinden neşet eden marazlarının yol açtığı çok derin tahribatlar vardır. Bu konunun tüm kamuoyunda kanaat sahibi olmaya yetecek kadar aydınlığa kavuşmuş olduğuna inandığım için, burada tekrar bahsetme ihtiyacını duymuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzülerek ifade ediyorum ki, bu gensorunun, sadece halkımızın gündelik hayatını zorlaştıran meselelerin çözüme kavuşturulamamış olması dolayısıyla verilmesini, biz, elbette ki, tercih ederdik. Belki, o zaman, gensoru, sadece bir hükümetin görevden uzaklaştırılması ve yerine yeni bir hükümetin kurulmasını sağlayan bir prosedür olarak anlaşılabilirdi; ama, ne yazık ki, bugün içerisinde bulunduğumuz durum, bundan çok daha vahimdir; çünkü, Hükümetin, halkın gerçek sorunlarına çözüm getirememiş olmasının da ötesinde, sorumsuz tutum ve davranışları dolayısıyla demokratik sistem içerisinde bu sorunları çözme imkânını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bugünkü durumda, görev, sadece muhalefete mensup milletvekillerinin değildir; bugün, görev, tümüyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Onun için, bugün geldiğimiz noktada, gensoru, muhalefete tanınmış bir hak olmaktan çok, Türkiye Büyük Millet Meclisine ait bir denetleme görevi ve böylece, demokratik rejimi yaşatma sorumluluğudur.

Umuyor ve inanıyorum ki, bu Meclis, hür vicdanı üzerindeki her türlü baskıyı ve taassubu aşarak, bu sorumluluğunun gereğini yerine getirecek olgunluğa ve yeteneğe sahiptir. Bu Hükümetin düşürülmesinden dolayı bir boşluğun doğacağından ve ülkenin hükümetsiz kalacağından hiç kimsenin endişesi olmamalıdır. Gün, millet adına, demokrasi adına, Türkiye adına fedakârlıkta bulunma günüdür. Biz, ülkemizin içerisine düştüğü sıkıntılı durumdan kurtarılması için, üzerimize düşen her türlü fedakârlığa hazır olduğumuzu pek çok kez kamuoyuna ifade ettik. Tarihî bir kararın arifesinde, bu taahhüdümüzü, bir defa daha, Yüce Meclisin huzurunda ifade ediyorum.

Her türlü kişisel beklenti ve parti çıkarını bir tarafa bırakarak, ülkeyi bu sıkıntıdan kurtarmak için ne gerekiyorsa onu yapmaya hazırız. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Bizimle bu sorumluluğu paylaşacak olan tüm saygıdeğer milletvekillerine teşekkür ediyor, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, ayakta alkışlar; DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Gruplar adına ilk görüşme, Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Bülent Ecevit'in.

Buyurun Sayın Ecevit. (DSP sıralarından ayakta alkışlar; CHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika efendim.

DSP GRUBU ADINA BÜLENT ECEVİT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, radyo ve televizyonlarından Meclis çalışmalarını izleyen sayın yurttaşlarım; sözlerime başlarken, hepinizi, Demokratik Sol Parti Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dün, Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını ulusça kutladık. Atatürk, kurduğu devleti ve gerçekleştirdiği devrimi gençliğe emanet eden ilk ve tek önderdir; onun için, Atatürk'ün yapıtlarını yıkmak veya yozlaştırmak isteyenler, gençliği Atatürk'ün yolundan saptırarak amaçlarına ulaşmaya uğraşırlar. Gençliği böyle bir tuzağa düşmekten esirgeyici bir eğitim politikası, ulusal birliğimizi korumanın da, laik demokratik cumhuriyeti güçlendirerek yaşatmanın da başta gelen bir koşuludur. Ulusal eğitim politikası, tüm eğitim kurumlarının öğrencilerini, o arada, imam hatip okullarına, Kur'an kurslarına gidenleri de, aynı laiklik ve inanç özgürlüğü kavramında, aynı demokrasi anlayışında ve Atatürk'ün aydınlık yolunda birleştirici nitelikte olmalıdır. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

Şu sırada, böyle bir ulusal eğitim politikasının önündeki en büyük engelse Refahyol Hükümetidir. Bu Hükümetten bir an önce kurtulmak, başka nedenlerin yanı sıra, o nedenle de zorunludur.

Sayın milletvekilleri, Refahyol Hükümetinin 11 ayı dolmadan doğal ömrü dolmuştur. Devletle de, ulusun büyük çoğunluğuyla da, hatta kendi içerisinde de uyum sağlayamayan, en yaşamsal konularda karar alamayan, haftalardır toplanamayan; ama, laik, demokratik cumhuriyeti temellerinden sarsan bu Hükümetten Türkiye'yi kurtarmak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin öncelikli görevidir. (DSP sıralarından alkışlar)

Refahyol Hükümeti, Türkiye'yi, tarihinin en ağır rejim bunalımına sürüklemektedir; çünkü, tarihimizde ilk kez devletle hükümet karşı karşıya gelmiştir. Devlet işlevleri, büyük ölçüde, hükümetlerin görev alanı içerisine girer. Devletle hükümetin biribirinden kopması ve karşı karşıya gelmesi, o yüzden, devleti çökertebilir.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, devletle hükümet arasında bir seçme yapmak zorundadır. Hükümetler gelip geçicidir; ama, devlet tektir ve süreklidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi de, seçimini devletten yana yapmak zorundadır. Bu devleti kuran Meclis, herhalde bu devleti koruma yükümlülüğünün de gereğini yapacaktır; eğer yapmazsa, kendi kendini ve onurlu tarihini inkâr etmiş olur.

Devletle Hükümet arasındaki kopukluğa birkaç somut örnek vermek isterim. Başbakan, devletin resmî dışpolitikasını değil, kendisinin veya partisinin özel dışpolitikasını oluşturup yürütmeye kalkışmaktadır. Bazı yabancı devlet adamlarıyla resmî görüşmelerine, Dışişleri görevlilerini almamaktadır, devletin çevirmenlerini bile almamaktadır; çünkü, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyetini içine sindirememektedir, bu devlete güvenememektedir. Böyle olunca da, devlet de Başbakana ve Hükümete güvenememektedir. Üstelik, Başbakan, bazı dost ülkelerinin meşru yönetimlerini ve rejimlerini yıkmak isteyenlerle, hatta, yer yer o uğurda terör eylemlerine girişenlerle gizli görüşmeler yapmaktadır. O yüzden Mısır, Tunus, Cezayir, Pakistan gibi bazı dost ülkeler, Türkiye ile ilişkilerinde ciddî rahatsızlık duyar duruma gelmişlerdir. En büyük rahatsızlığı da, Türkiye'nin laik, demokratik cumhuriyet rejimini örnek almak isteyen ve Atatürk'ü en büyük önder bilen yeni Türk cumhuriyetleri duymaktadır.

Son günlerde, Türk Ordusu, cumhuriyet tarihinin en büyük sınırötesi harekâtına girişmiştir. Fakat, bu harekât öncesinde de, harekât sırasında da Bakanlar Kurulu toplanmamıştır. Demek ki, Silahlı Kuvvetlerimizin başarıyla yürütmekte olduğu bu önemli askerî harekâtın arkasında bir hükümet kararı olmadığı gibi, önünde de bir hükümet politikası yoktur. Bunun nedeni bir emekli büyükelçinin dünkü yazısında Silahlı Kuvvetlerin yüksek komuta kademesinde görevli olduğu belirtilen bir orgeneral tarafından açıklanıyordu; orgeneral "Refahyol Hükümetini harekât hakkında aydınlattık dersek, doğru olmaz; vereceğimiz bilgilerin karşı tarafa sızmasından endişe ettik" diyordu. Bu açıklama, devlet organları arasındaki güvensizliğin, güven bunalımının ne düzeye vardığının açık bir göstergesidir.

Refahyol Hükümeti döneminde, devletin dış ilişkilerini kimlerin, hangi makamların yürüttüğü belirsizdir. Cumhurbaşkanı mı, Başbakan mı, Dışişleri Bakanı mı, gölge dışişleri bakanı görünümündeki bir Devlet Bakanı mı, Dışişleri Bakanlığı kançılaryası mı ya da Genelkurmay mı? Bu o kadar belirsiz ki, ülkemizi resmen ziyaret eden bazı yabancı devlet adamları, artık, yalnız ilgili Bakanlar Kurulu üyeleriyle değil, üstdüzey komutanlarla da görüşme gereğini duyuyorlar. Buna da şaşmamak gerekir; çünkü, siyaset boşluk kabul etmez; siyasette, boşluk kalırsa, birileri o boşluğu doldurur.

Siyasetteki boşluğa ve devlet içerisindeki kopukluğa bir başka örnek: Sayın Başbakan, geçen gün kendisini ziyaret eden bir Arap ülkesi bakanına, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile planlanan bir ortak askerî harekâtın yıllar sonraya ertelendiğini söylüyor; fakat, ertesi gün Dışişleri Bakanı da, Millî Savunma Bakanı da Genelkurmay da böyle bir ertelemenin söz konusu olmadığını açıklıyorlar. Bu durumda kime inanacağız? Dış dünya, kime inanacak?

İran ve Suriye ile ilişkilerimiz gerek iç gerek dışgüvenliğimiz açısından son derecede önemli; fakat, devletin, bu ülkelerle ilgili değerlendirmelerini ve politikasını kim belirliyor; o da belli değil; ama, Başbakanın değerlendirmesi ve politikasıyla, Cumhurbaşkanının veya Genelkurmayın ve Millî Güvenlik Kurulunun değerlendirmelerinin ve politikalarının birbirinden çok farklı olduğu belli.

Bugün Başbakanlık makamında iki Erbakan var; biri, Millî Güvenlik Kurulu kararlarını imzalayan Erbakan, öbürü de, o kararlar altındaki imzasının kendisini bağlamayacağını söyleyen Erbakan. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) Biri, kesintisiz sekiz yıllık eğitime "olur" diyen, öbürü de "olmaz" diyen Erbakan; biri, Avrupa Birliğinde üyeliğe "evet" diyen, öbürü de "gâvur uşaklığıdır" diyen Erbakan; biri "laiklik, dinsizliktir, faşistliktir"diyen Erbakan, öbürü de, "laikliğin güvencesi benim" diyen Erbakan; biri, gerektikçe resmî Türk Ordusuna övgüler düzen, öbürü de, bu ordunun karşısında kendini cihat ordusunun başkomutanı ilan ettiren Erbakan. (DSP sıralarından alkışlar) Biri, yine gerektikçe kendini cumhuriyetin koruyucusu gibi gösteren, öbürü de, sınırlarötesi bir İslam devleti hayalleri kuran Erbakan. Bunlardan hangisinin tutumu, sözleri, hangisinin imzası, Erbakan'ı veya Hükümeti veya devleti bağlar? Bunlardan hangisi gerçek Erbakan? Yoksa, bir gerçek Erbakan yok mu? Ya da, asıl amacı yolunda kalıptan kalıba giren bir Erbakan mı var ?

Devlet içerisindeki ve Hükümetteki çelişkiler o kadarla da kalmıyor; Silahlı Kuvvetlerle Refah Partili bazı milletvekilleri davalı. Başbakan, devlete de devletin kolluk gücüne de güvenmiyor; o yüzden, Başbakanın özel koruma görevlileri var; bu özel koruma görevlileriyle devletin koruma görevlileri hemen her gün gözler önünde itişip kakışıyorlar; şimdi onlar da birbirleriyle davalı.

İçişleri Bakanı da Emniyet Genel Müdürüyle davalı. Hükümetin Doğru Yol kanadından İçişleri Bakanı "yasadışı Kur'an kurslarını kapatın" diye valilere emir veriyor, Hükümetin Refah Partisi kanadından bir Genel Başkan Yardımcısı ise, ertesi gün, bu buyruğu uygulamamaları için valileri uyarıyor "uygularsanız, faturası size çıkar" diyor. Bunlardan hangisi Hükümeti bağlıyor? Hangisi, Hükümet veya devlet politikası? Acı gerçek o ki, Refahyol Hükümeti kurulduğundan beri, ortada ne Hükümet ne devlet politikası kaldı. Yüzlerce yıllık devlet geleneği bulunan Türk Ulusu, o yüzden kaygı içerisinde.

Refah Partisi Hükümette; fakat, devletin bütün kurumlarıyla kavgalı; ayrıca işçilerle kavgalı, girişimcilerle kavgalı, medyayla kavgalı, milletin büyük çoğunluğuyla kavgalı, birçok konuda Hükümet ortağıyla kavgalı, hatta kendi kendisiyle kavgalı. Öyle ki, Refah Partisinden bir milletvekili çıkıyor "ben böyle iktidarın..." diye başlayan; ama, bu Meclis kürsüsüne getiremeyeceğim küfürlerle kendi Hükümetine saldırıyor.

Refah Partisi iktidarda ola ola, İç savaş kışkırtıcılığı da yapıyor. Sayın Erbakan'ın muhalefetteyken "nasıl olsa iktidara geleceğiz, bütün mesele kanlı mı kansız mı geleceğiz" sözleriyle ektiği tohumlar, şimdi, bazı Refah Partililerin dillerinde filiz veriyor.

O arada, bir Refah Partili milletvekili "Türkiye Cezayir'den beter olacak. Kan dökülecek. Ben bunu istiyorum. Demokrasi böyle gelecek. Fıstık gibi olacak" diye tehditler savuruyor.

Kışkırtıcılıkta, Başbakan Yardımcısı Sayın Çiller ve yakın çevresi de Refah Partisinden geri kalmıyor. Sayın İçişleri Bakanının deyimiyle "Çiller fanatikleri" basın yayın kuruluşlarına saldırıya özendiriliyor. Bunun devlet adına utanç verici sonuçlarını, son günlerde, Flash Televizyonuna ve Hürriyet Gazetisi binasına yapılan saldırılarda gördük.

Devlet bölünmüş ve tıkanmış durumda. Hükümet toplanamaz, çalışamaz, politika saptayamaz durumda. Susurluk dosyası rafta... Ne yolsuzlukların ne mafyanın ne de devlete sızmış çetelerin üstüne yürünebiliyor; sadece, bütün bunları meydana çıkaran medyanın üstüne yürünüyor; bir yandan kaba kuvvetle, bir yandan da baskılarla, ceza tehditleriyle yürünüyor.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en duyarlı öğesi, unsuru laikliktir; inançlara saygılı laiklik. Refahyol Hükümeti döneminde ise, hem laiklik adım adım çiğneniyor hem de inançlar sömürülüyor; o yüzden, Türkiye, aylardır laiklik sorununa saplanıp kalmış durumda. Artık, bir an önce bu Hükümetten kurtulup, laikliği güvence altına almak ve ülkenin başka temel sorunlarına yönelmek gerekir.

Güneydoğu sorununu, güvenlik açısından çözmek için, Türk Silahlı Kuvvetleri, canla başla uğraşıyor, her gün şehitler veriyor; fakat, bu sorunun ekonomik ve sosyal boyutlarına hâlâ el değmedi; o konuda laf bol; ama, iş yok. Bölgede, binlerce köy hâlâ boş, 3 300 okul hâlâ kapalı; açık olanlardan çoğu da öğretmensiz.

Köylerini boşaltmak zorunda kalan yüzbinlerce yurttaşımız hâlâ açıkta ve işsiz. Sözü verilen yatırımların henüz hiçbiri gerçekleşmedi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine verilen yardım sözü de hâlâ yerine getirilmedi.

Öte yandan, işsizlik, korkunç bir hızla artıyor; yaklaşık 4 milyon kayıtdışı işçi ise, hiçbir sosyal haktan yararlanamıyor; onların toplusözleşmesi de eşelmobili de yok.

Yüksek enflasyon hâlâ dizginlenemedi. Aylıklarına yapılan dengesiz zamlara karşın, kamu görevlilerinin büyük çoğunluğu, hâlâ, enflasyonu yakalayamıyor. Köylüler, girdi fiyatlarındaki artışlarla yarışamıyor. Dargelirli büyük çoğunluk, gitgide kabaran eğitim masraflarının altından kalkamıyor. Yıllardır -bu Hükümet döneminde de aylardır- sağlık reformunun adı var, kendi yok. Ekonomimizin en dinamik kesimini oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmelere ayrılan pay, hâlâ, yüzde 4'ü aşamadı.

Rantiyelik, sözde sona erecekti, oysa tam tersine, kurallar, imar planları çiğnenerek yeni rant cennetleri yaratılıyor.

Faizler yeniden yükselmeye başladı. Dışticaret açığı 20 milyar doları aşma eğiliminde. Bütçe, güya denk olacaktı, oysa, bu yılın ilk dört ayında 400 trilyon açık verdi. Borçlanmaya son verilecekti, oysa, içborç stoku bir yıldan az sürede iki katına yükseldi. Güya, Refahyol Hükümeti fiyatlara hiçbir zam yapmayacaktı, oysa, zam rekorları bu Hükümet döneminde kırıldı. Refah Partisinin adil düzen hayali, onbir aylık iktidar döneminde iflas etti. Birikmiş bunca ekonomik ve sosyal sorun çözümlenmeye başlanmadan, laiklik karşıtı akımların da önü alınamaz. Onun için, bir an önce, her konuda dökülen Refahyol Hükümetinden kurtulmak ve bir seçim hükümeti de değil, uzlaşmaya dayalı bir çözüm hükümeti kurmak gerekir. Aynı zamanda, Anayasa değişikliklerinin iki yıldır çıkarılamayan uyum yasalarını çıkararak, katılımcı demokrasi önündeki engelleri aşmak gerekir.

Peki, bu sorunları ele alacak bir hükümet nasıl kurulabilir? Geçen yıl 6 Temmuz günü, Refahyol Hükümetinin Programı üzerine Meclis kürsüsünden yapmış olduğum konuşmada şöyle diyordum: "Refah Partili Hükümet seçeneği Türkiye'nin gündeminden çıktığı anda, Türkiye'de yeni bir siyasal ortam oluşacaktır. Daha önce mümkün görünmeyen bazı hükümet seçenekleri artık mümkün hale gelecektir. Şimdiye kadar gündeme gelemeyen veya gözardı edilen çoğunluk hükümeti modelleri de, sağlam güvenoyu temeline dayalı hükümet modelleri de gerçekleşebilir ve uygulanabilir hale gelecektir; ancak, bunun için, hükümet sorunu üzerinden Refah Partisi ambargosunun kalkması gerekir."

Onbir ay önce, Meclis kürsüsünden bunları söylüyordum. Kaldı ki, Refahyol Hükümeti henüz görevdeyken, bundan aylar önce, şubat ayındaki Millî Güvenlik Kurulu kararlarından da önce, Demokratik Sol Parti, çokpartili, geniş tabanlı çözüm hükümeti seçeneklerini gündeme getirdi. Gerçi, başta Sayın Çiller olmak üzere, bazı çevreler, çokpartili bir hükümetle ülkenin yönetilemeyeceğini, sorunlara çözüm üretilemeyeceğini öne sürüyorlar. Oysa, sorunları, bizim sorunlarımızdan çok daha karmaşık olan Hindistan, yaklaşık bir yıldır, 14 partili bir azınlık hükümetiyle yönetiliyor. (RP sıralarından "burası Türkiye" sesleri) Üstelik de, bu hükümet, temel sorunlara uzlaşma yoluyla çözüm üreten bir reform hükümeti olma iddiasında; başarıyla da çalışıyor.

Demokratik Sol Parti ise, 14 partili değil 4 veya 5 partili bir çözüm hükümeti ve azınlık değil geniş tabanlı bir çözüm hükümeti öneriyor; bir çoğunluk hükümeti öneriyor. Demokrasinin gereği olan uzlaşma kültüründe, herhalde, Hindistan'ın gerisinde kalmamalıyız. Seçmenlerin sadece yüzde 21'inin oyunu almış olan Refah Partisinin milletvekili sayısı 159'dan ibarettir; 160'dı, dün, bir istifayla 159'a indi. Refah Partisinin dışında ise 389 milletvekili var; üstelik, bu 389 milletvekilinin tümü Refah Partisinden tedirgin. Eğer, 389 milletvekili içerisinden Refah Partisiz bir hükümet çıkamazsa, Büyük Millet Meclisi, rejim için büyük tehlike oluşturan bir azınlık partisine teslim olmuş demektir.

ÖMER EKİNCİ (Ankara) – Hadi çıkarsana, ne duruyorsun?!.

BÜLENT ECEVİT (Devamla) – Türkiye'yi, Refah Partisine mahkûmmuş, mecburmuş gibi görmeye ve göstermeye kimsenin hakkı yoktur; hele, Doğru Yol Partisinin hiç hakkı yoktur. (DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Çünkü, bu Partinin Genel Başkanı Sayın Çiller, Refahyol Hükümeti kurulmadan önce, böyle bir hükümetin tehlikelerini en ağır ifadelerle dile getirmişti. "Refah Partisiyle koalisyon yapmayız, ülkem satılık değildir" demişti. "Refah Partisiyle ortaklık, ülkeyi karanlığa mahkûm etmektir" demişti. "Erbakan, Atatürk'ün açtığı yolu kapamaya çalışıyor; buna izin vermem, göğsümü siper ederim" demişti. Şimdi, Sayın Erbakan'ın ve Refah Partisinin kapamaya çalıştığı yolun kilidi Doğru Yol Partisinde, anahtarı da Sayın Çiller'de. (DSP sıralarından alkışlar) Onun için, geçen temmuz, Refahyol Hükümeti kurulurken, Meclis kürsüsünden Doğru Yol Partili sayın milletvekillerine yapmış olduğum çağrıyı yineliyorum: "Sayın Doğru Yol Partililer, Refah Partisi tehlikesine karşı Sayın Genel Başkanınız göğsünü siper etmekten vazgeçmiş olsa bile, sizler göğsünüzü siper edin" diyorum. (DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, sözlerimin başında belirttiğim gibi, Refahyol Hükümetinin doğal ömrü onbir aydı, onbir ayı dolmadan sona erdi.

DEVLET BAKANI SACİT GÜNBEY (Diyarbakır) – Onbir aydan fazla oldu.

BÜLENT ECEVİT (Devamla) – Altı haftadır Bakanlar Kurulu toplantıları bile yapılamıyor; çünkü, yapılsa, belli ki ipler kopacak. Onun için, gelin, doğal ömrü dolan bu Hükümetin yasal ömrünü de demokratik hukuk devleti kuralları içerisinde ve elbirliğiyle sona erdirelim, Atatürk'ün aydınlık yolunu yeniden açalım. (DSP sıralarından alkışlar) Türkiye bizden bunu bekliyor, dünyadaki dostlar bizden bunu bekliyor.

Bu dilekle, Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerine saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından ayakta alkışlar, ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ecevit.

Gruplar adına ikinci konuşma, Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Kâmran İnan'ın.

Buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın İnan, süreniz 20 dakika .

ANAP GRUBU ADINA KÂMRAN İNAN (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halen görüşülmekte bulunan gensorunun, bir iktidar-muhalefet çerçevesinde değil, Türkiye'nin genel havası altında mütalaa edilmesi gerekir. Bu gensoruyu sadece dört partiye mal ederseniz eksik olur; bu, aslında, Türkiye'nin sesidir; Türkiye'de tırmanmakta bulunan gerginlikten rahatsız olan, cepheleşmeden korkan, güven arayan, sosyal ve siyasî barış isteyen, kardeşce, milletce el ele yaşamayı isteyen insanlarımızın gensorusudur. Bu gensorunun altında, dört siyasî partiden başka bir işsizler ordusunun imzası var, hayat savaşı veren, yaşama savaşı veren ve büyük çoğunluğu genç olanlar... Bu gensorunun altında, asgarî geçim sınırında yaşayan milyonlarca işçimizin imzası var. Bunun altında, maaş kuyruğunda ölen emeklinin imzası var. Bunun altında, kepenk açamayan, açtığı zaman iş göremeyen esnafımızın imzası var. Bunun altında, ektiğinin karşılığını alamayan ve âdeta unutulmuş bir sınıf şeklinde olan köylü ve çiftçimizin imzası var. Bunun altında, geçinme sıkıntısı içerisinde bulunan memurlarımızın imzası var. Bunun altında, yatırım için çırpınan; ama, sisteme güven duymayan iç ve dışsermaye var ve yatırımcılar vardır. Binaenaleyh, bu açıdan bunu mütalaa etmek lazım.

Burada bir noktayı işaret edersem, Sayın Hükümet alınmasın, cumhuriyet tarihimizde, bu kadar çeşitli kesimleri karşısına almakta muvaffak olan tek hükümet şimdiki Hükümettir. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, gensorular, yerleşmiş demokrasilerde hemen hemen hiç kullanılmaz. Yerleşmiş demokrasinin işleyen bir ibresi var ki, Türkiye'de bu devamlı paslandırılır; o da istifa mekanizması; en şerefli olanıdır. Aslında, demokraside, gelmeden ziyade gitmesini bilmek bir marifettir. (ANAP sıralarından alkışlar) Zamanında gitmesini bilmeyenler -ki zamanında gitmesini veya durmasını bilmek devlet adamlığının en büyük vasfıdır- kendilerine, davaya ve memlekete zarar verirler.

Bu Sayın Hükümetin, onbir aydan beri kendisinin resen veyahut da sayın bakanların gitmesini gerektiren 15'ten fazla olay olmuştur. 3 Kasım 1996 Susurluk'tan başlayarak, bir skandallar serisi ve nihayet son olarak geldiğiniz, yayınını tasvip etmiyoruz hep beraber; ama, bir televizyonun başına gelenler; kurşunlama, arkasından bir cumartesi günü devletin gücünün devreye girip de, demokrasinin ve hepimizin bir bakıma aynası ve sesi olan basını ve televizyonu susturmak hadisesi.

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) – Hangi basın!..

KÂMRAN İNAN (Devamla) – Bu yetmiyormuş gibi, gidip de meydanlarda basını balyoz operasyonuna tabi tuttuktan sonra, bir gazetenin silahlı tecavüze uğraması, dün akşam bir televizyon ve gazetenin, Ankara'da bir parti genel merkezinin işgali...

Değerli milletvekilleri, dünyada, hakkında Meclis soruşturma komisyonu bulunup da görevi devam ettiren tek bakanlar Türkiye'dedir.

Dört sene evvel, Fransız sosyalist hükümetinde vazifeli bir bakan, bir iş ortağının açtığı hukuk davası dolayısıyla, davanın neticesine değin, tesir etmemek kaygısıyla istifa etti ve size üzülerek söyleyeyim, tek partili dönemde, bu alandaki devlet hassasiyeti, bugünkünün on misli üstündeydi. Tek partili dönemin Millî Savunma Bakanı Sayın Birsel, kendi yakınının bir işe karışması olayı dolayısıyla, tahkikatın selameti bakımından, Millî Savunma Bakanlığından istifa etti; fakat, bizim demokrasimizin sandalyelerinde çok güçlü bir yapıştırıcı var; oturanın, bir nevi mülkiyet iddiası ve kalkmaması ve itile kakıla gitmek...İtile kakıla gitmek, gensoruyla gitmek demokrasiyi bizatihi rahatsız eder. Hükümetlerin kendiliğinden güvenoyu istemesi gerekir ve işin icabı da budur.

Değerli milletvekilleri, demokrasilerde, genellikle muhalefet, parlamento dışı politikaya kayar, iktidarlar Meclis zeminlerine çekmeye çalışır; 11 aydan beri bunun tersi yapılıyor. Sayın Hükümet, Meclise iltifat etmiyor, bugün de etmiyor. Sayın Başbakanın 11 ayda, Meclise geldikleri sayı 10'u geçmez; o da çok önemli oylama olduğu zaman birkaç dakikalık. Sayın yardımcıları rekor sahibi; en çok geldikleri gün öngörüşme dolayısıyla 24 Nisan; bunun dışında, dört defa Mecliste bulunduğunu görmek mümkün olmadı. Sayın bakanlar gelmez... Sayın Hükümet, içerisinden çıktığı bir Parlamentoya iltifat etmez, çalıştırmaz ve toplum önündeki bunun itibar ve çalışkanlığını ispat ettirmezse, o zaman bugünkü alınan notlar haksız mı olur?

Bir yenilik daha yaptınız...Genellikle muhalefet partilerinin gidip şikâyet etme hakkı vardır topluma; şimdi ise Hükümet gidiyor, miting yapıyor, şikâyet ediyor. Kimi kime şikâyet ediyorsunuz? 3 miting yapıldı; 10 Mayısta ve 11 Mayısta Sultanahmet'te, 14 Mayısta da Kütahya'da yapıldı.

Birinci miting 10 Mayısta, liberal demokrasiyi esas prensip alan partinin sayın genel başkanı gidip, orada, liberalizmin vazgeçilmez enstrümanı olan sermayeyi salvoya tuttu, medyayı tuttu. İş çevrelerine vurdu, basına ve medyaya vurdu.

MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) – İş çevrelerine değil Sayın İnan...

NECMİ HOŞVER (Bolu) – Bal emicilere söyle, bal emicilere...

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Belli kesimler...

BAŞKAN – Müdahale etmeyin sayın milletvekilleri... Lütfen, müdahale etmeyin efendim.

Siz devam edin... Lütfen, efendim...

KÂMRAN İNAN (Devamla) – Vuruldu ve kusura bakmasınlar; ama, bir vakitler, benim radyom, benim televizyonum diye çıkıp, sonra radyomu, televizyonumu sonuna kadar samanla tıkayacağım noktasına gelmek, herhalde demokratik bir davranış değil. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Orada, sayın genel başkan bir cümle daha kullandılar, Sultanahmet Meydanının verdiği ilhamla, bir, bizim İstiklal Savaşımızın öncülerinden ve düşmana karşı ilk bayrağı açan Halide Edip Adıvar Hanımefendinin ismini andılar. Peki, nedir şartlar?.. Bugün, Türkiye kimin işgalinde ki, böyle bir çağrışım, tedai yapıldı? (ANAP sıralarından alkışlar) Eğer, topluluğun içinden, bir dinleyen ön sıraya çıkıp da, asıl, bu memleketi sizlerden kurtarmak için bir Halide Edip'e ihtiyaç var deseydi ne cevap verilirdi?! (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

14 Mayısta, Türk Demokrasi Bayramının günü, Kütahya'da bir miting yapıldı. Yine, aynı sayın genel başkan konuştular ve bir yerinde "gerekirse, demokrasi için biz de canımızı veririz..." Ee, neden icap etti bu? Türkiye'de o şartlar mevcut mudur? Can verilmesini gerektirecek şekilde, kahramanca beyanları gerektiren bir zemin var mı, bir hava var mı?

Şimdi, burada, bir şey söyleyeyim: Hiç böyle, can vermek noktası falan, bunlara da lüzum olmadan, aslında, Türkiye'yi rahatlığa kavuşturacak, demokrasimize nefes aldıracak bir tek şey yapsınlar, altı harfli bir kelime: İstifa... (ANAP sıralarından alkışlar) Bunu yaptığınız zaman, öteki tehlikeler, tehditler, can verme falan, onların hepsi ortadan kalkar ve demokrasinin yenilenmesi kadar dünyada tabiî hiçbir hadise yoktur. Kendinizi yenilemek, Parlamentonun ve milletin güvenini tazelemek hadisesi. Bunu yapmazsanız, şimdiki tablolar ortaya çıkar, sonunda bütün toplum sistemden rahatsız olur ve Hükümetin şahsında, bu sefer demokrasi rahatsızlık geçirmeye, yara almaya başladı. Buna hakkımız yok; çünkü, hepimiz demokrasinin mahsulü olarak ve onun koruyucusu olarak burada bulunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, bunlarla da kalmıyor maalesef. Sistem, tıkanma noktasına doğru Hükümetçe götürüldü. Parlamento çalıştırılamaz hale geldi ve Türkiye'de, hakikaten fevkalade rahatsız edici bir ağır hava var. İnsanlarımız güvenlik bakımından rahatsızlık içerisindedir, insanlarımız, ki en çok bağlı oldukları yüzde 99'u -1980 öncesi ideoloji kamplaşması karşılığı- bu sefer dinî esastan kamplaşmaya götürülmesi tehditi ve tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır, ki bir memlekette bundan daha fazla yapılacak kötülük yoktur.

İç ve dış tahriklerin son derece arttığı bir dönemde, sayın Hükümetin çok büyük titizlik göstermesi gerekirken, bu meselelere başka türlü yaklaşmak rahatsız edici olur.

11 Mayısta bir miting yapıldı, yine Sultanahmet'te; oraya, iyiniyetle gelmiş, tahriklere kapılmış gençler geldi. Yine bir iktidarın bir koluna mensup sayın milletvekilleri onbinlerce insanın karşısına çıktı, kimisi celallendi, kimisi de zarif mısralarla duygularını ifade etti.

Peki, bu toplantılar, bu gündem, bu nereden çıktı; son şekliyle 28 Şubat 1997 Millî Güvenlik Kurulu Toplantısında. O toplantıda kim vardı, biz mi vardık muhalefet olarak? Sayın Hükümet vardı her iki kanadıyla; Sayın Başbakan ve Yardımcısı. Toplantıdan birkaç gün sonra kaleme alınan tavsiye kararlarını kim imzaladı, biz mi imzaladık? Hayır. İmza sahipleri de malum, tekrara lüzum yok. O sayın milletvekilleri, Sultanahmet'te gidip de celalleneceğine, kendi grupları içerisinde celallenip de imza sahibine karşı yönelip "bizi nasıl ezerek bunu imzaladın" deselerdi daha iyi olmaz mıydı? (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

Sultanahmet'te bir genel demokratik hava vardı; ama, o grupta demokratik bir hava bulunduğunu sanmıyorum; çünkü, yalnız bir kişi konuşur, diğerleri dinler, sonunda da böyle olur. Ve orada da tıkanan, sesini çıkaramayanlar, güzel mısralarıyla gidip, Sultanahmet'te, kimi kime şikâyet ettiklerini kendileri bile bilmeden konuşuyorlar. (ANAP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, aslında, bu dönemde, Türkiye'nin en çok kayba uğradığı hadise, dünyadaki gelişmelerdir. Bu Sayın Hükümetin bir yeniliği daha oldu; dünyada ilk defa part-time; yani, sınırlı zamanlı Dışişleri Bakanlığı müessesesi, bu Hükümet zamanında ortaya çıktı. (ANAP ve CHP sıralarından "Bravo" sesleri) İlk defa... Günde yarım saat Dışişleri Bakanlığı yapmakla, bugünkü dünya gelişmeleri karşısında memleketi götürmek mümkün değil.

Bunu ikiye ayıracağım. Birisi; Sayın Başbakan, 28 Haziran 1996'da Hükümeti kurdular, 8 Temmuzda güvenoyu aldılar, 10 Ağustosta beş Asya Pasifik memleketini ziyaret ettiler; mesele yok.

Arkasından, 16 Ekimde 2 Kuzey Afrika'ya, 1 de Nijerya'ya gittiler. Bu 3 memleketten Libya'nınkini burada tekrar ederek bu yaraları açmak istemiyorum, yeterince bundan yara aldık; ama, bugüne kadar, Nijerya'ya niye gidildiğini anlayan hiç kimse olmamıştır. Peki, gidildi. Onbir ay içerisinde bir Orta Asya var. Acaba, Sayın Başbakana gösterilen dünya haritasında Orta Asya, Kafkasya, Azerbaycan, Balkanlar yok mu? (ANAP ve CHP sıralarından alkışlar) Sayın Kohl "Avrupa haritasına bakıyorum, Türkiye'yi göremiyorum" diyor, kızıyoruz. Orta Asyalı kardeşlerimiz "haritada biz varız beyler, niye bizi görmüyorsunuz" demezler mi?

Bu ECO hareketi... D8'ler kurulduğunda Türkmenistan Sayın Dışişleri Bakanı demedi mi ki "biz de Müslümanız efendim." Biz kardeşiz de üstelik; niye yapılıyor bu hatalar?

Değerli milletvekilleri, şimdi, öbür tarafa gelelim. Bu yıl, yeni dünya düzeninin oluşum yılıdır ve maalesef, Hükümetin iç tutarsızlığı, altı hafta toplanamamak hadisesi... Sayın Millî Savunma Bakanıyla Dışişleri Bakanı 10-13 Mayısta Paris'te toplantıya gidiyor, 29 Nisanda Lüksemburg'a gidiyor; Hükümet yok. Peki, kimin tezi götürülüyor; sadece, şahsî tezler götürülüyor.

Bu ayın 27'sinde, Paris'te NATO ile Rusya Federasyonu arasında, NATO'nun genişlemesi dolayısıyla bir Şart imzalanacaktır ve bunun son müzakereleri de 13 Mayısta, Moskova'da yapıldı. NATO Genel Sekreterinin imzalaması demek, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de imzalaması demektir; çünkü, Genel Sekreter, hükümetlerarası bir teşkilatın emrindedir. O şartta ne var; AKKA'nın çiğnenmesi, Rusya'nın yarattığı fiilî durum, 58 inci Ordu, Kafkaslardaki kuvvetlerinin artırılmasının legalize edilmesi, hukukîleştirilmesi var. Siz, bu Şartın, bugüne kadar, Türk kamuoyunda münakaşa edildiğini, bu Meclis huzuruna getirildiğini duydunuz mu?.. Hiçbir gün, Sayın Dışişleri Bakanı, Başbakanımız, Sayın Savunma Bakanı, resen, dünyada ve Türkiye'de olanlar hakkında, bu Yüce Meclise gelip, kürsüden, bir beyanda bulundular mı; hayır.

Bu senenin 7-8 temmuzunda, Madrid'te, NATO'nun genişlemesi konferansı, zirvesi olacak. Bu zirvenin en çok ilgilendirdiği memleket Türkiye'dir, gayet açıklıkla söylüyorum. Burada, Türkiye'den, üç dört çeşit ses çıkıyor. Aynı cumhuriyet ve -Allah kabul ederse- bir Hükümeti var; güzel... Bir taraftan, birisi "biz, bunu, Avrupa Birliği genişlemesiyle irtibatlandırırız, gerekirse, veto kullanırız" dedi; ben, bunu yadırgamıyorum; buna karşı da değiliz; ama, bunun mürekkebi kurumadan "Polonya'yı destekleriz" dendi, Romanya'yı destekleyenler çıktı. Bugüne kadar, Sayın Hükümetin, Meclise getirdiği, Türk kamuoyuna sunduğu, NATO'nun genişlemesi konusunda bir politikası var mıdır?.. Yabancılar yazıyor. Samuel Huntington -kasım aralık- Foreign Affairs Dergisinde, NATO'nun genişlemesi konusunda yazdığı makalede "en çok zarara uğrayacak memleket Türkiye'dir" dedi. Var mı; yok...

Bir başka yönü... Avrupa Birliği genişlemesi gündemde; bunu çok konuştuk. Eğer, Sayın Dışişleri Bakanımızı dinlerseniz, her hafta Avrupa Birliğine giriyoruz. 1995'ten beri her hafta girdik. Müjdeler veriliyor "1989'da yapılamayanı yaptık" deniliyor. Gümrük birliğine öyle girdik, şimdilik, bir yıllık faturası 24 milyar dolar. Bundan sonra devamını göreceğiz.

Avrupa Birliğindeki gelişmeleri, 24 Nisanda, burada konuştuk. Karşımızdakiler her dille bizim alınamayacağımızı söylüyor. Eligible; yani, alınabilir; bu söz bugün mü söylendi; hayır. 14 Nisan 1987'de yapılan müracaatın, otuziki ay sonra çıkan komisyon raporunda -ki, 1989 sonudur- "Türkiye eligible'dır" sözü kullanılmıştır. "Bugün müjde veriyorum, eligible olduk."

Biz, burada, 24 Nisanda, bir doküman okuduk. 23 Nisanda Atina'da açıklanan bir doküman: Onbeşlerin tutumu ve Hükümetten rica ettik. Bu ültimatom karşısında, 29 Nisan Lüksemburg toplantısına gitmeyin. Gidildi. O doküman aynen çıktı ve son basın konferansında, Sayın Bakanımız, o dokümana hiç işaret etmiyor. O dokümanın bir maddesi içişlerimize siyasî çözüm istiyor, bir tanesi Kıbrıs'ta Rum tezlerinin kabullenilmesini, Ege'de Rum tezlerinin kabullenilmesini ve Kıbrıs'ın tam üyeliğini istiyor. Bunlar orada kabullenilmiş oldu. Türkiye buna evet mi diyecek, Türk Milleti bunu kabul eder mi, bu mümkün müdür; değildir efendim. Nedir Sayın Hükümetin Avrupa Birliği politikası?

Bakınız "Amsterdam'a illaki bizi davet edin." Daha önce bir Madrit'e gidildi. Üç kişiyle bir fotoğrafın maliyeti bize 10 milyar lira oldu. Bu, büyük Türk Devletine yakışır mı? Kıbrıs, Bulgaristan, Romanya ve diğerleri içeride müzakere sofrasındayken, Türkiye kapının önünde, bir köşesinde aile fotoğrafı çektirecek ve biz, buna ilişki diyeceğiz.

Son olarak, 13 Mayıs Paris toplantısından dönüşünde, yine bir açıklama ve müjde. Nedir o; Batı Avrupa Birliği, NATO güçlerini, imkânlarını bölge dışı kullandığında, Türkiye'nin veto hakkı doğdu. İnsaf buyurun efendim. Bir defa, bu yetki, Batı Avrupa Birliğine, 2-3 Haziran 1996 Berlin ilkbahar toplantısında tanındı. Bana göre yanlıştır; ama, NATO'da veto, esasen antlaşmanın şahsında var, içerisinde var, tabiatında var. NATO, hükümetlerarası bir kuruluştur ve bütün üyelerin ittifakı olmadıkça hiçbir şey yapılamaz; NATO güçlerinin kullanılması -Lüksemburg, İzlanda dahil- onların iradelerine, inhisarına bağlıdır, bu iradeler doğmadığı müddetçe olmaz. Bu hakkı elde ettik.

Bakınız değerli milletvekilleri, bir sayın hükümetin, kendi toplumuna karşı diplomasi yapmaya hakkı yoktur ve bu çok yanlış bir yoldur. Bir diğer hususu size sunayım; bu bizde çok da yapılır: Devlet adamlarının en büyük özelliği, toplumun kendilerine inanabilmesidir; ama, topluma, bir, iki, üç, beş hakikat dışı beyanda bulunur ve bu güvenilirlilik ve inancı kaybederseniz, bunun faturası devlet için çok büyük olur ve bu olmaktadır, size üzülerek söyleyeyim. Bugün, toplumumuz güven duymuyor, bizlere güven duymuyor. Duymamasının günahı, bende değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinde değil; Parlamentoyu kendi emrinde bir tescil ve tasdik mercii olarak gören bugünkü Sayın Hükümettedir. Böyle bir gensoru görüşmesinde dahi -Yüce Meclisin oylarına saygı olarak hiç olmazsa- burada bulunmayı kabul etmeyen Sayın Hükümet Başkanı ve Yardımcısının, demokratik yapısı ve düşünüş tarzına güvenebilir misiniz? Sonra, nasıl milletin önüne çıkıp demokrasiyi savunacağız söyler misiniz?!.

BAŞKAN – Sayın İnan, toparlayabilir misiniz efendim.

KÂMRAN İNAN (Devamla) – Tabiî...

Değerli milletvekilleri, bu gersoru, belirttiğim gibi, aslında kimseye karşı değil, Türk Milleti içindir. Gelin, iktidarıyla muhalefetiyle, Türkiye'nin bugünkü çok ciddî iç şartları ve biraz tepe noktalarını arz etmeye çalıştığım çok mühim gelişmeler ve dış şartları -ki, yeni dünya düzeni, Türk dünyasının aleyhine gelişmektedir- karşısında el ele verelim ve milletimize güven verelim, ayağa kaldıralım, birlik ve bütünlüğünü sağlayalım. Bu takdirde aşamayacağımız hiçbir güçlük yoktur ve hiç kimsenin de kaybedeceği bir şey yoktur.

Kusura bakmayın, sandalyeler, fani insanlar için gelip geçicidir; bir sandalye uğruna bu kadar mücadele ve kavga bizzatihi antidemokratiktir. İngiltere Başbakanı Wilson, 60 yaşına geldi, parti genel başkanlığından ve başbakanlıktan istifa etti "60 yaşından sonra, verimli bir hizmette bulunamam" dedi. Bizde, maazallah, yani, ya Allah'ın emri sadır olacak veyahut da milletvekillerinin burasına gelecek, bir güvenoyuyla "beyler, buyurun" denilecek. (ANAP sıralarından alkışlar) Bu, demokrasi değildir; kendimizi aldatmayalım. Hürriyetler için mücadele verdiğini ifade buyuranların, evvela, hürriyetlere saygılı olması lazımdır; ama, diyeceksiniz ki, demokrasi önceden vardı da, şimdi azaldı mı? Hayır... Hiçbir zaman tam olmadı; ama, üzülerek arz edeyim, şimdi getirdiğiniz noktada, demokrasinin "D"sini de alıp D-8 yaptınız, geride hiçbir şey kalmadı.

Saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP, CHP, DTP ve Bağımsızlar sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnan.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Önder Sav.

Buyurun Sayın Sav. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

CHP GRUBU ADINA ÖNDER SAV (Ankara) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; çok sıkıntılı bir dönemde, çok önemli bir gensoru önergesini konuşuyoruz.

Refahyol Hükümeti hakkında, siyasal partiler ve yetersayıda milletvekillerinin imzalarıyla daha önce gensoru önergeleri verilmişti. Bu kez verilen gensoru önergesi, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki muhalif milletvekillerinin büyük çoğunluğunu temsil eden imzaların tamamlanmasıyla sunulmuştur. Bu gensoru önergesinin gündeme alınması için, 49 Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili bugün burada hazırdır ve eksiksiz, oy kullanma kararındadır.

Gensoru önergesini, biçimsel olarak, Hükümeti düşürmek, yerine yeni bir hükümet kurmak hırsıyla, basit bir siyasal hesaplaşma dürtüsüyle vermedik. Ülkemizin, toplumumuzun, demokratik rejimin üstüne bir karabasan gibi çöken, insanlarımıza güven vermeyen, aksine, ürkütmeye başlayan bu sorumsuz Hükümetten bir an önce kurtulmak için bu gensoru önergesini verdik.

Refahyol Hükümeti, hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik cumhuriyete, Atatürk ilke ve devrimlerine sırt çevirmiş; toplumun huzurunu bozmuş; ekonomik ve malî sıkıntı yaratmış; millî dayanışma anlayışından uzaklaşmış; ülkemizin iç ve dış itibarını sarsmıştır. Geçmiş dönem hükümetlerini "bunların beş mikrobu var" diye eleştiren, mikropları "faiz, haksız vergiler, darphane çalışması, paranın değerinin düşmesi, bankacılık düzeni" olarak ifade edenler, ne yazık ki, bu mikroplara çok çabuk alışmışlar, bağışıklık kazanmışlardır.

Faiz başını almış gidiyor. Vergi adaletinin sağlanmasında bir adım bile atılamamış durumda. Dünyanın en hızlı çalışan darphanesine sahibiz. Paramızdaki değer düşüşü yürekler acısı hale gelmiştir. Türk Lirasının dolara karşı değerini koruma iddiasıyla hükümet olanlar, doların 140 bin lira duvarına dayanmasını önleyememişlerdir.

Denk bütçe diye topluma yutturulmak istenilen 1997 malî yılı bütçesi, daha dördüncü ayını doldurmadan 450 trilyon liralık açık vermiştir. Sihirli kaynak paketleri açarak, 9 milyar dolar hayali sürdürenler, ekkaynak yaratanlar, bunun ancak 1,5 milyar dolarlık kısmının gerçekleştiğini itiraf etmek zorunda kalmışlardır.

Düşürüleceği vaat edilen enflasyon yüzde 80'lerin üzerinde seyretmektedir. Kamu maliyesinin açığı bir türlü kapanamamakta, kamu finansman açığı sürmekte, ülke ekonomisi enflasyon sarmalından kurtulamamaktadır. Kamu finansman açığının içborçlanmayla kapatılmaya çalışılması, Merkez Bankası kaynaklarının kullanılması, emisyon hacmini 400 trilyon liraya yükseltmiştir. İçborç 3 katrilyona dayanmış, dışborç ise 78 milyar dolar duvarını geçmiştir.

Hükümet, özelleştirmede, sosyal güvenlik alanında, yerel yönetimlerin yapılanmasında, bürokratik engellerin önlenmesinde, kayıtdışı ekonominin dizginlenmesinde bozguna uğramıştır. Hükümet, çiftçilerin, üreticilerin yükünün azaltılıp, ürünlerinin değer pahasına satılmasında başarısız olmuş, hüsrana uğramıştır. Yanlış tarım politikası yüzünden ürünlerinin paralarını zamanında alamayan çiftçiler, veresiye mazot, yedek parça, tarım girdileri almaya mahkûm edilmişlerdi. Kimi yerlerde, toplumun en sakin ve sabırlı kesimi çiftçiler, üreticiler, seslerini miting düzenleyerek, yürüşler yaparak duyurmaya çalışmışlardır. İşçiler, memurlar, emekliler, ücret ve maaşlarına yapılan zamların iki ay içerisinde eriyip gittiğini görmüşlerdir. "Türkiye'nin kanını işçiler emmektedir. Ben işçileri defterden sildim" diyen bir zihniyetin ortak olduğu Hükümetten daha fazlası da beklenemezdi zaten.

Zamanında, bugünkü ortağının Genel Başkanını "bir de ekonomi profesörü olacak 'enflasyonu indireceğiz' dedi, başaramadı, fakir fukarayı inim inim inletiyor" diye eleştiren Sayın Erbakan'ın Başbakanlığında, insanlar, çöp bidonlarından, pazar yerlerinden yiyecek toplama yarışına başlamış, bir ramazan ayı gününde çamurlar içinde ekmek kapabilme yarışını sürdürmüşlerdir. İnsanlarımızı aşağılayan, sefalete mahkûm eden bu Hükümeti, bu eylem, bu düşünce, bu tavrı nedeniyle kınıyoruz, ayıplıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

"İktidara gelirsek terörü bir günde bitiririz" diye mangalda kül bırakmayanlar, onbir aydır terörü seyrediyorlar. "Olağanüstü hali kaldıracağız" diyenler, olağanüstü hali sürekli bir politika olarak benimsemişlerdir. Çekiç Güç'ün adı değişmiştir; ama, varlığı sürdürülmektedir. Doğu ve güneydoğudaki vatandaşlarımız aldatılmış, kandırılmışlardır. Yurtlarından, evlerinden uzaklaştırılanlar, geri dönmenin hayalini bile kuramamaktadırlar.

Sayın Çiller, hükümet kurmadan önce "Erbakan'ın hükümet kurmak için vermeyeceği taviz yok, Erbakan'a kim inanabilir ki" diyordu. Kısa bir süre içerisinde, Erbakan'ın sadece hükümet kurmak için değil, hükümette kalabilmek için her türlü tavizi verebileceği ortaya çıkmıştır. Muhalefet döneminde, yolsuzluk, rüşvet, kanunsuz ve haksız mal edinme iddialarını, Çiller hakkında Meclis soruşturmaları yoluyla Türkiye Büyük Millet Meclisine getiren Refah Partisi, kısa bir süre içerisinde taviz üstüne taviz vererek Sayın Çiller'i aklamak istemiştir. TOFAŞ, TEDAŞ, Mal Varlığı Soruşturma Komisyonlarının, Susurluk Araştırma Komisyonunun sağlıklı çalıştırılmamasının, milletvekili dokunulmazlık tezkerelerinin aylarca Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmemesinin vebali, hâlâ Refah Partisinin boynundadır.

Refah Partisi bu hizmetlerinin karşılığında, başta hukuka aykırı, içinde; yargı kararlarını yok sayan, kamu kurumlarında kadrolaşmak olmak üzere, dini siyasete alet etmek için, dışpolitikayı yozlaştırmak için, yargıyı işlemez hale sokmak için, cumhuriyetin temel niteliklerini zedelemek için kopardığı tavizler saymakla bitmez.

Bir taviz politikası da, 8 yıllık kesintisiz temel eğitim konusunda yaşanmıştır. Bu önemli sorunun çözümünde danışıklı dövüş politikası halen yürütülmektedir. Hükümet ortakları, altına imza attıkları kararları uygulamaya koymaya bir türlü yanaşmamaktadır. 8 yıllık kesintisiz temel eğitim Refah Partisinin işine gelmediği için, maalesef, Bakanlar Kurulu haftalardır toplanamamakta; Doğru Yol Partisi de, ortağının bu kaçamağına göz yummaktadır. Bu siyasal irade basiretsizliği, bu oyalama taktiği, bu ciddiyetsiz tutum daha ne kadar sürecektir belli de değildir. Siyasal iktidar, Türkiye'yi yönetme gücünü ve niteliğini yitirmiştir; olayları seyretmektedir; olaylara seyirci kalmaktadır.

Güneyimizdeki sınırötesi harekâttan Hükümetin haberinin olmadığı anlaşılıyor. Bu ne biçim Hükümettir?! Ülkesinin en yaşamsal sorunlarından habersiz, olaylardan, dışpolitik gelişmelerden habersiz, köşesinde sade vatandaş gibi, haberleri, gazetelerden okuyup öğreniyor. Böyle bir hükümet, bir an bile, çağdaş, uygar hukuk devletlerinde ayakta duramaz; çekilip gider.

Yazılı ve görüntülü basın-yayın organlarına gözdağı veren, onları tehdit eden Hükümet, televizyon istasyonlarını basan zorbaları hâlâ ortaya çıkaramamıştır. Baskın ve saldırının, sonradan, bir eşkıyalık boyutunu aşıp, arkasında, saldırganlara zorbalara destek olan bir çetenin var olup olmadığı hâlâ açıklık kazanmamıştır.

İletişim özgürlüğüne, halkın bilgi edinme hak ve özgürlüğüne indirilen darbenin hesabını, Hükümet hâlâ verememiştir. Bugün, Sabah ve ATV'ye yapılan saldırı, maalesef, bu Hükümet döneminde, bu tür saldırıların süreceğinin işareti olmuştur. Sabah ve ATV ailesine, buradan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Sokaklarda, meydanlarda, kapalı salon toplantılarında, her gün cumhuriyetin niteliklerine saldırılmakta, demokratik rejim hırpalanmakta, halkımız, ileride giderilmesi güç bir kardeş kavgasına itilmektedir.

Bu Hükümet, işçisiyle, memuruyla, emeklisiyle, esnafıyla tartışmalı, kavgalı durumdadır. Meslek kuruluşları, sendikalar, sivil toplum örgütlerinden kopuk, Cumhurbaşkanından, bir resmî törende Başbakanının eli sıkılmayacak kadar uzak, demokratik iletişim olanağını yitirmiş bir şekilde bitkisel yaşam sürdürmektedir. (RP sıralarından "yanlış bilgi o, yanlış bilgi" sesleri)

Doğrusunu söylersiniz, herkes öğrenir. Hep takıyye yapacak değilsiniz ya; biraz da doğru konuşursunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, bu Hükümetten umudunu kesmiş, işçi-işveren örgütlerini, işadamlarını, dernekleri, sivil toplum örgütlerini, Hükümete karşı ortak tepkiyi dile getirmek amacıyla, birlikte deklarasyon yayımlamaya çağırıyor.

Meydanlarda "Kemalist dikta İsrail'e kukla", "Ya şeriat ya ölüm", "Yaşasın şeriat, kahrolsun laik diktatörlük" diye bağırılmakta, devletin güvenlik güçlerinin gözü önünde, Sultanahmet Türbesinin kubbesine yeşil bayrak çekilebilmektedir. "Millet burada, generaller nerede?", "Millî Güvenlik Kurulu millî eğitimden ne anlar?" şeklinde sözler söylenebilmekte; "Bir Hak Düşmanı" adlı tiyatro oyununun il il dolaştırılıp oynanmasına göz yumulmakta; Türk Silahlı Kuvvetleri hedef gösterilmekte ve halk kışkırtılmaktadır. İnsanlarımız ve rejim, Refah Partisi ve darbe tercihleri arasına sıkıştırılmak istenilmektedir. Halkımız ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu oyuna gelmeyecektir. Bu Yüce Meclis, Refah Partisini de darbe söylentilerini de aşacak, herkesin hevesi kursağında kalacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Siyasî çıkar amacıyla din sömürüsü yapanlar; dini, toplum üzerinde baskı kurabilmek için araç olarak kullananlar; cumhuriyete, onun en temel niteliklerinden olan laikliğe, Atatürk ilke ve devrimlerine saldıranlar, bugün, burada, hiç kuşkumuz yok, yenilgiye uğrayacaklardır. Artık, kuru kalabalıklarla, belediye başkanları ve uydurma tiyatro kumpanyaları kullanılarak milletin din duyguları çarpıtılıp laik insanlar insafsızca ve bilinçsizce dinsiz ilan edilerek, Atatürk kötülenerek hiçbir yere varılamayacağını herkes görecektir. Teokratik devlet kurmak isteyenlere "şeriat isteriz" diyenlere "ya şeriat ya ölüm" sarasına tutulanlara, Türk Ulusunun gerçek temsilcileri olduğumuzu göstermenin zamanı gelmiş de geçmektedir.

Ülkemizi aydınlanma devrimi yolundaki yürüyüşünden alıkoymaya, çağdaş ülkeler arasında yer almasını engellemeye, ulusun tekrar ümmet yapılmasına, toplumumuzun ortaçağ karanlığına çekilmesine hiç kimsenin gücünün yetmeyeceğini, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri kanıtlayacaktır. Bu Hükümet, ortaklarından birisinin sık sık kullandığı deyimle, ya gidecek ya gidecektir. (CHP sıralarından alkışlar; RP sıralarından "avucunuzu yalarsınız" sesleri)

Sizin avucunuzda iktidar balı var, siz avucunuzu yalayın; yalaya yalaya bitiremiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün gensorunun gündeme alınması, gidişin yolunu açacaktır. Hükümet, bugün bu gensoruyu aşamayacaktır...

HÜSEYİN OLGUN AKIN (Ordu) – Havanızı alırsınız!

ÖNDER SAV (Devamla) – ...bugün gensoruyu aşsa bile, yurttaşların, seçmenin ortak kararlılığı ve bilincini aşamayacaktır; sonunda, sandığa, seçime, seçmene teslim olacaktır.

ÖMER EKİNCİ (Ankara) – Hadi bakalım...

ÖNDER SAV (Devamla) – Göreceğiz, onu da göreceğiz...

ÖMER EKİNCİ (Ankara) – Göreceğiz bakalım...

ÖNDER SAV (Devamla) – Sandıkta seçmenin de şamarını yiyeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER EKİNCİ (Ankara) – Hangi sandıkta?!.

ÖNDER SAV (Devamla) – Sizin bu telaşınız, hükümet olanaklarını yitirmenin telaşıdır; kokuyu aldınız, telaşa kapıldınız.

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Seçim!.. Seçim!..

ÖNDER SAV (Devamla) – Demokrasimizin, demokratik rejimin selameti bakımından, yol yakınken, bu Hükümet, halkımızı ve Türkiye Büyük Millet Meclisini fazla uğraştırmadan, üzmeden, istifa edip, çekip gitmelidir.

Başbakan istifanın erdemini kavrayamıyorsa, Refah Partisine tutsak olan Doğru Yol Partisi, hiç olmazsa, rejimin geldiği kritik eşiği kavramalıdır.

Milletin kayıtsız şartsız egemenliğini korumak; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik cumhuriyete, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalmak; Anayasaya sadakatten ayrılmamak için andiçen milletkili arkadaşlarımı, vicdan huzuruyla görevlerini yapmaya, gensorunun gündeme alınması için oy vermeye çağırıyorum.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sav.

Gruplar adına konuşma sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Saffet Arıkan Bedük'te.

Buyurun efendim. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Rize Milletvekili Sayın Ahmet Mesut Yılmaz, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Ecevit, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal ve 20 arkadaşının ülke sorunları ve cumhuriyetin temel ilkeleriyle ilgili gensorusu hakkında, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini arz edeceğim; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Aydın Menderes'e hoş geldiniz diyor ve tekrar geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Biraz evvel öğrendiğimiz Sabah Gazetesi ve ATV'ye yönelik o çirkin saldırıyı da nefretle kınıyorum. (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Çünkü, biz, basının, demokrasinin vazgeçilmez en önemli unsuru olduğunu biliyoruz ve ona inanıyoruz ve yine, biz, basının hür olmasını, cumhuriyetimizin ve demokrasimizin yaşaması için en önemli şartı olarak görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, evvela, şunu, istemeyerek ve üzülerek ifade ederim ki, bu gensoru, bir denetim vasıtası olarak değil, bir yerlerde yapılmış bir planın, burada, bu Yüce Mecliste icraya konulması hadisesidir. (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Anlatmaya devam ettiğim takdirde, bunun böyle olduğunu, siz değerli milletvekili arkadaşlarımızın bileceği gibi, ayrıca bütün kamuoyunun da, en iyi şekilde değerlendirmeye alacağı inancını taşıyorum.

Bu, bir hükümeti düşürme ve istenilen biçimde yeni bir hükümet kurma planının bir parçasıdır. Hükümet düşürmek, hükümetler kurmak, tabiatıyla, yüce milletimizi temsil eden Parlamentomuzun ve siz saygıdeğer milletvekillerimizin en tabiî hakkıdır ve hatta durum gerektiriyorsa görevidir de. Bu, bizim demokrasi inancımızın bir parçasıdır; ancak, bugün ülkeye baktığımız zaman, milyonlarca vatandaşımızın yaratılan bu farklı Türkiye ile ilgisi ve yaratılan kaygılarla da herhangi bir alakası yoktur. Herkes işinde gücündedir. Âdeta iki farklı Türkiye yaratılmaktadır; biri kendi düzeninde, kendi sakin dünyasında yaşayan, çalışan, üreten, ülkeyi kalkındıran bir toplumun Türkiyesi, diğeri de menfaatlerine dokunulan dünyanın ve onların yardımcısı olan birkısım kuruluşların ve kurumların dünyası ve Türkiyesi...

Değerli milletvekilleri, eğer bu çizilen Türkiye tablosuna, toplumumuz, büyük kesimiyle inanmış olsa, herkesin, sabahtan akşama kadar dövünüp, ağlaması gerekirdi. Oysa böyle bir durumun olmaması, bu kurum ve kuruluşların inandırıcılıklarını kaybettikleri hatta ciddiye alınmadıkları demektir.

Değerli milletvekilleri, basın hürriyetinin bütünüyle yanındayız; bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın; ancak, yine herkes bilmelidir ve çağdaş demokrasinin de en doğal gereğidir ki, basın, demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi için tespit ve tarafsız yansıtma göreviyle yükümlüdür. Basına, haklı olarak tanınan sosyal ve hukuksal ayrıcalığın kaynağı da budur; ancak, yansıtma ve aydınlatma görevinin yanıltma ve yönlendirme olarak kullanılması, bir hakkın veya demokratik bir mekanizmanın kullanımı değil -ifade etmek istemem; ama- bir hakkın, bir mekanizmanın, özellikle suiistimalidir. Basın, sadece, -birkısmıyla- bir hükümet düşürme planının içerisinde görev yüklenmiş ise, bu, onun politize olmuş olması demektir ki, bu, demokrasi adına büyük bir yanlış ve talihsizlik olacaktır; halkın aydınlanma hakkının gasp edilmesi, elinden de alınması demektir. (RP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, anayasal düzenimizden seçim hukukumuzun kurallarına kadar bütün politik düzenimizde siyasî partiler esası hâkimdir. Bu önergeye ve bu önergenin kabul ettirilmesi için başvurulan siyasî ahlak kurallarının dışındaki yöntemlere bakıldığı zaman, bu siyasî partiler düzeninin tahribine çalışıldığı da görülmektedir. Yani, partilerin, bütünüyle oturup konuşması veya partilerin bütünüyle karşı karşıya gelmesi gerekirken, partilerin içerisine el atılarak, kuraldışı yollara başvurulması, işte, siyasetin yalnız kurallarını değil, kendini de tahrip etmeye yönelik talihsiz gayretlerdir.

Değerli arkadaşlarım, çünkü, siyasetin kurallarını tahrip ettiğiniz zaman, demokrasiyi de tahrip etmiş olacaksınız. Onun tahribine ise, hiç kimsenin, hiçbir sebep ve bahaneyle hakkı yoktur; çünkü, demokrasi, cumhuriyetin ve hukuk devletinin vazgeçilmez özü, vazgeçilmez gücüdür. Cumhuriyet, demokrasiyle gerçek cumhuriyettir. Cumhuriyet, demokrasiyle güçlüdür ve kuvvetlidir.

Değerli arkadaşlarım, demokrasiyi tahrip ettiğiniz zaman, ülkenin istikrarını da tahrip etmiş olursunuz. Ülkenin istikrarı, büyük toplumsal barış, her şeyin önünde ve üstündedir. Büyük sağduyunuzla kabul edileceğini mümkün görmediğimiz bu gensorunun ardından hâsıl olacak bu tablonun ülkedeki istikrarı zedeleyeceğine ve ülkede hiç gereği olmayan, çok tehlikeli kamplaşmalara yol açacağına, burada yüce milletin ve tarihin önünde işaret etmeyi, mutlaka yerine getirilmesi gereken bir görev sayıyorum.

HASAN GÜLAY (Manisa) – Bir daha tekrarla.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, otellerde, motellerde, daha evvel kurulmuş olan hükümetlerin demokrasimize verdiği büyük zarar ve maalesef sürdüğü leke henüz silinmemiştir. (DYP ve RP sıralarından alkışlar) Aynı yönde, yeni, fakat bu defa kolektif arayışlar da, birincisinin sonuçlarından başka hiçbir netice vermeyecektir. O sonuçlar, çok yakın bir tarihin tanıklığıyla sabittir ki, istikrarsızlık, ekonomik çöküntü, yokluklar, kuyruklar ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla tarihe ve sahiplerinin siciline işlenmiş birtakım yolsuzluklar ve bir seçim hezimetiydi. Tekrarlanmak istenen bu tarihî yanlışın akıbeti de aynı olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bu yamalı bohçayı Türkiye'nin üzerine örttüremeyeceksiniz. Bu yamalı bohça, sahiplerinin elinde ve üzerinde kalacaktır.

Değerli arkadaşlarım, esasen, böyle bir yamalı bohçanın peşinde koşmaya ne lüzum vardı? Daha birbuçuk yıl olmadı, Hükümet Başkanlığı, size, Meclis Başkanlığıyla birlikte verilmemiş miydi?!

BAŞKAN – Sayın Bedük, Meclis Başkanını Meclis seçer; kimse kimseye vermez. Lütfen, beyanınızı düzeltin efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Ama, biz sizi destekledik Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen efendim... Lütfen düzeltin. Düzeltin... (DYP ve RP sıralarından gürültüler)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Destekledik Sayın Başkanım, sizi de destekledik...

Tarihin ve talihin size sunduğu, bu ikramın kıymetini bilememenin kusurunu ve yanlışını kendinizden başka yerde aramayınız; hiçbir sebep ve bahaneyle bunu izah edemezsiniz. O tarihten önceki dört sene boyunca söylediklerinizi sadece bir ay susarak, hükümeti almak için sesinizi çıkarmamışsınız, sonra, yine dört yıl boyunca söylediklerinizi söylemeye başlamışsınız; ortağınızla mertçe konuşacak yerde, el altından, muhalefete belge vermek gibi yollara başvurmuşsunuz... Bunun adını, tarih de, toplum da dosdoğru koyacaktır; kimsenin kuşkusu olmasın.

Değerli milletvekilleri, bunları, size tarih anlatmak için değil, ortadaki bir mantıksızlığın içyüzünü göstermek için söylüyorum.

Değerli milletvekilleri, dahası var: Refah Partisi Genel Başkanı Sayın Erbakan, hükümeti kurmak için görev alıp bize başvurduğunda, biz, eğer dörtlü hükümet kurabilirsek, sizinle kurmayız; bize geldiğiniz için teşekkür ederiz" dedik mi demedik mi?! Dörtlü hükümet için başvurduğumuz anda ret cevabı aldıklarımız, bugün, dörtlü hükümetin peşindedirler... Bunun mantığını ve samimiyetini, bizi bırakın, tarihe ve millete nasıl anlatacaksınız?! (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Ha, şunu söyleyeyim: "Cumhuriyet tehlikede" mi diyorsunuz? O zaman, size onbir ay önce hükümet teklif edildiği vakit, bugün gensoruya gerekçe yapılan cumhuriyete yönelik tehlikeyi...

HASAN GÜLAY (Manisa) – Yalan mı?!.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – ...onbir ay önce görememiş olduğunuzu itiraf ve tescil ediyor olmuyor musunuz? (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri) Onbir ay sonrasını göremediğinizi itiraf ediyorsunuz.

ŞADAN TUZCU (İstanbul) – Ne alakası var?!

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Onbir ay sonrasını görme yeteneğinden yoksun olduklarını gensorularının gerekçesiyle bizzat kendileri anlatmış olan sayın ve değerli arkadaşlarıma söylemek istediğim son şey şudur:

Değerli arkadaşlarım, cumhuriyeti, siyasetin dışında planlanan, siyasetin kuralları dışında da yürütülen bir planın gerekçeleri yapmayınız. O cumhuriyet, öyle basit siyaset oyunlarının malzemesi olmayacak kadar ve olmaması gereken bir yüce kavramdır. O cumhuriyet, aziz vatanımızı ve yüce milletimizi sonsuza taşıyacak en büyük varlığımızdır. O zaman, sekiz ay sonrasını göremeyenlerin, bugün, sekiz gün sonrasını göremedikleri de mutlak surette ortaya çıkmış olacaktır.

M. İSTEMİHAN TALAY (İçel) – Sizin gibi!..

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Bir yamalı bohçanın üzerine üşüşenleri -hiç olamayacaktır; ama, eğer olursa- millet ibretle seyredecektir.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyet, o aziz ve büyük varlık hiçbir siyasî tertibin vasıtası olmayacağı gibi, bahane olarak sığınılan hiçbir kaygının da konusu olmayacak kadar büyük ve güçlüdür.

Yukarıdan beri anlattığım, kendi tutarsızlıklarıyla yaratamadıkları güveni, cumhuriyete duyulan ve ebediyen de duyulacak olan güveni zedelemeye çalışarak kazanma gayretleri, ülkeye yapılan en büyük kötülük olacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; cumhuriyet, demokrasi ruhu ister. Demokrasi ise, siyasetin moral değerlerini korumak ister. İşte, bohça ve motel modelleriyle, bu ruh ve bu moral değerlere yeterince ulaşamamış olanların himayesine muhtaç olmayacak kadar büyük ve aziz bir varlığın adıdır cumhuriyet. (DYP ve RP sıralarından alkışlar) Cumhuriyetin, o yüce varlığın 65 milyon bekçisi vardır, kimse kaygılanmasın. Tarihimiz onun bekçisidir, bugünkü kuşak onun bekçisidir, gelecek kuşaklar onun bekçisidir, torunlarımız onun bekçisidir. (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Herkes, siyasî arzu ve emellerine başka bahaneler, başka malzemeler arasın; cumhuriyeti ve devleti rahat bırakalım.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, anayasal, sosyal bir hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel nitelikleri vardır. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti, devletimizin niteliğidir ve güzelliğidir. Bugüne kadar, Hükümetimizin, yani, 54 üncü Hükümetin, cumhuriyetin temel niteliklerini tahrip edecek, laikliği ortadan kaldıracak hangi tasarrufu olmuştur, varsa, söyleyin; üzerine gidelim, biz bozalım. (DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Yine size sesleniyorum değerli arkadaşlar, biz, bu devletin, özellikle, kuvvetler ayrılığı prensibi çerçevesinde idare edildiğine inanıyoruz; Anayasa ve kanunlarla idare edildiğine inanıyoruz. Teşrii organ, (yasama organı) yürütme organı ve yargı organının, yani, üçlü organın bir arada idare edildiği bir devlette, herkesin görevi ve sorumluluğu ayrıdır. Eğer, bizler, yasama görevini yapan kişiler olarak yürütme organının veya yargı organının önüne geçer de, birkısım insanları töhmet altına alır, suçlarsak, yanlış yaparız; o zaman, görev tedahüllerine neden oluruz, o zaman devletimizin temel niteliklerini tahrip etmiş oluruz. Onun için, biz, şunu iddia ediyoruz: Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, yargı organı, teşrii organ ve yürütme organı, görevleri paralelinde, görev ve sorumluluklarının idraki içerisinde, mutlak surette görevlerini, tarafsız ve bağımsız, yani, devlet yanlısı olarak yapmalıdır ve yapacaktır. Eğer, bunu yapmazsa, karşısına biz çıkarız. Eğer, biz, bir kişiyi suçlu gösterirsek, orada yanlışlık yaparız; o zaman, kendimizi hâkimlerin, savcıların yerine koyarız. Oysa, biz, bağımsız yargımıza güveniyoruz; biz, hâkimlerimize ve savcılarımıza güveniyoruz. Hâkimlerimiz ve savcılarımız, mutlak surette, ileri ülkelerdekiler gibi, aynı anlayış içerisinde, ülkelerini severek kanunları ve Anayasayı uygulamaktadırlar; kendi kanunlarını ve Anayasasını uygulamaktadırlar. Başka bir ülkeden, bir hâkim veya savcının getirilmesine de gerek yoktur.

Değerli arkadaşlarım, biraz evvel "vicdanı olanlar, vicdanı olmayanlar" diye bir değerlendirme yapıldı. Değerli arkadaşlarım, bu Mecliste herkesin vicdanı vardır, herkesin fikri vardır; hürdür ve bağımsızdır. (DYP ve RP sıralarından alkışlar) Hiçbir suretle, kimseyi, böyle, bölücülük yapmak suretiyle ayırt etmek doğru değildir; bize yakışmadı... "Eğer, sizin fikrinizde olursak vicdanımız var, eğer, sizin fikrinizde olmazsak vicdanımız yok..." Bu, yanlış bir değerlendirmedir. Gelin, kavga etmeyelim; gelin, hizmet yapalım; gelin, bu ülkenin meselelerine çare bulalım, çözüm üretelim diyoruz. Bu kavganın hiç kimseye faydası olmamıştır.

Değerli arkadaşlar, bugün de size söylüyorum; hudut ötesi harekâttan Sayın Başbakanın ve Hükümetin haberdar olmadığı noktasında bir değerlendirme yapıldı. Ben, bunu da yanlış buluyorum. Yıllarca bürokraside çalışmış ve onlarla birlikte çalışmış bir arkadaşınız olarak size sesleniyor ve diyorum ki: Türk Silahlı Kuvvetleri, disipline fevkalade ehemmiyet veren, gelenekleriyle yaşayan ve gerçekten fevkalade hassas görev yapan bir kuruluştur. Gelin, onu buralarda kullanmayın; çünkü, onlar, haber vermeden hiçbir suretle bir harekât yapmazlar; hele hudutdışı bir harekâtı yapmazlar. Burada da yanlış yapıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, yine bir yanlış strateji de şu: Bu Hükümeti gensoruyla düşüremeyeceksiniz. Bakın, göreceksiniz, öyle zannediyorum ki, özellikle belli bazı kişileri kurtarmaya yönelik bir oksijen çadırı görevini de, yine bu gensoru gerçekleştiremeyecektir.

Avrupa Birliğine girmeyle ilgili olarak da, bizim kararlılığımız vardır. Devletimizi ve Hükümeti tenkit ediyorum diye, dış ülkelere, birkısım yanlış söylemleri ifade etmeyi de, herhalde, burada, bir tartışma konusu yapmak gerekir; ama, ümit ediyorum ki, daha sonra da, yine aynı şekilde, bu konular gündeme gelecektir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Anayasa ve kanunlara bağlıdır. Türk Devleti de, hukuk devleti olarak, millî iradeye ve millî isteğe dayalı hukuk nizamının mevcut olduğu bir devlettir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî iradenin tecelli ettiği ve cumhuriyetimizin temel ilkelerinin korunduğu önemli bir kurumdur. Siyasal partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasal partiler, amaç değil, halka hizmet etme aracıdır. Halkın beklentilerine ve meselelerine çözüm üretmek, milletvekillerinin ettikleri yeminlerle kuvvetlendirilmiştir. Sadece milletvekilleri değil, bugün, her bürokrat -her memur ve asker dahil olmak üzere- göreve başladığında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel niteliklerini korumak için yemin etmektedir, hepimiz bu yemini ettik. Onun için, kimse, demokratik, laik, sosyal hukuk devletine yönelik, herhangi bir şekilde, yanlış değerlendirmeler yapmasın. Buna yönelik herhangi bir tehdit ve tehlike olduğu takdirde de, hep birlikte, gönül birliği yaparak, mutlak surette gereken cevabı vereceğimizden de kimsenin kuşkusu olmasın. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoruyla ilgili olarak, Doğru Yol Partisinin görüşlerini sizlere sunmuş bulunuyorum; gündeme alınmaması hususunda oyumuzu kullanacağımızı belirtiyor, Yüce Heyetinizi, siz Sayın Başkanımı saygıyla selamlıyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

HASAN GÜLAY (Manisa) – Göreceksiniz...

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bedük.

Gruplar adına son konuşmayı, Refah Partisi Grubu adına, Sayın Necmettin Aydın yapacaklar.

Buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika Sayın Aydın.

RP GRUBU ADINA NECMETTİN AYDIN (Zonguldak) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri; 54 üncü Cumhuriyet Hükümetimiz hakkında verilmiş bulunan gensorunun gündeme alınıp alınmaması görüşmelerinde Refah Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisimizi ve bizleri izleyen sayın vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gensoru müessesesi, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin elindeki en önemli denetleme araçlarından biridir; başarılı olunduğunda, muhatap aldığı bakanı veya hükümeti düşürür; başarılamazsa, hükümet güven tazelemiş olur. Başarılı olunamazsa, gensoru önergesini veren muhalefet partileri muhalefetten düşmezler; ancak, eğer, gerçekten, bu çok ciddî, önemli aracı istismar etmişlerse, halkın gözünden düşerler. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Etkisi de, büyük ihtimalle seçimlerde görülür. Dolayısıyla, bütün dünyada olması gereken, beklenen, muhalefetin güçlenmesi konusu, bu yüzden, özellikle bizde tersine gelişir; her seçimde muhalefet küçülür.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Fetva mı bu?

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Görüşmekte olduğumuz gensoru da, hemen hemen aynı sonuçları doğuracak bir gensorudur; yani, yaklaşık onbir aylık Refahyol Hükümetinin 12 nci defa güven tazelemesine yol açacak bir gensorudur. Gensoru gibi çok önemli bir denetim aracını sık sık kullanan muhalefet ise, yine mahcup olacaktır; ancak, bu mahcubiyetin arkasında, aslında, biraz da suçluluk duygusu vardır.

Sayın Başkan, Yüce Meclisimizin sayın üyeleri; bugün, gerçekten, tarihî bir günü yaşıyoruz ve bu yüce çatı altında hep beraberiz. Özellikle, İstanbul Milletvekilimiz Aydın Menderes Beyefendiye de huzurlarınızda hoşgeldiniz diyor, bu tarihî günde, her türlü sağlık sorunlarına rağmen, görevini yapmaya gelmiş olmasından dolayı da tebrik ediyor, kutluyorum. (RP sıralarından alkışlar)

Her şeyden önce, bu gensoru metnine baktığımızda, bu metnin sümmettedarik bir metin olduğunu görüyoruz; vaktimizin kısalığı münasebetiyle okumuyorum; ancak, çoğu cümleleri, bu Meclisteki gensoru metinlerinde aynen mevcuttur. Dolayısıyla, bu gensoru metninde konu birliği yoktur; arkasındaki imza sahiplerinin ruhsal durumunu da yansıtmaktadır ve dolayısıyla, aradaki uyumsuzluk, metinden, çok iyi anlaşılmaktadır. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bu gensoru muhtevasındaki iddialar da tamamen yanlış, hilafı hakikat konulardır. Kısaca, bu hususlar üzerinde durmakta fayda görüyorum.

Her şeyden önce -ilk paragrafta iddia edildiği gibi- 54 üncü Refahyol Hükümetince, ülkemizin temel meseleleri, onbir ayda -hemen hemen hepsi- yavaş yavaş bir çözüm yoluna konulmuştur. Ülkemiz, onbir aydır, son on yılın en huzurlu dönemini yaşamaktadır. Halkımızın yüzü gülmektedir ve ülkemizde bolluk, bereket mevcuttur. Terör bitmek üzeredir; son can çekişlerini vermektedir. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar [!])

YALÇIN GÜRTAN (Samsun) – Sen inanıyor musun bunlara?!.

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – 54 üncü Hükümet, 70 milyonun birlik ve beraberliğinin gelişmesine, devlet-millet kaynaşmasına vesile olacak çok önemli adımlar atmıştır. Aslında, bunları saymak mümkündür. Bakınız, çok önem verdiğim için bir tanesini burada, huzurda ifade etmeyi faydalı buluyorum: Bu Hükümetin ilk yaptığı işlerden biri, fakire, yoksula sahip çıkmak olmuştur. Sayın Başbakanımız, ilk genelgesinde, ülkemizdeki fakir fukaranın tespit edilmesini talep etmiştir. Yapılan çalışmalarda, ülkemizdeki 4 milyon vatandaşımız, yoksul olduğunu, aç olduğunu, bir tas çorbaya muhtaç olduğunu beyan etmiştir.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – 4 milyon değil, 14 milyon...

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Bunun takriben 6 milyon olduğunu tahmin ediyoruz. Dolayısıyla, devraldığımız Türkiye'de, ülke nüfusunun hemen hemen yüzde 10'u açtır; yani, ben bu rakamları burada anlatırken, on ay önce bu ülkeyi bize teslim edenler, acaba ne düşünürler?..

ŞADAN TUZCU (İstanbul) – Ortağına soracaksın...

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Ortağınıza sorun.

BAŞKAN – Müdahale etmeyin efendim... Lütfen... İstirham ediyorum...

Devam edin sayın hatip.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Ekonomiyi kimden devraldınız? (RP sıralarından "Sayın Hacaloğlu'ndan devraldık" sesleri)

BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu... Lütfen...

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Bu gensorudaki iddiaların aksine, onbir aylık Refahyol Hükümeti döneminde, cumhuriyet hükümetinin tüm kurum ve kuruluşları en yüksek performansla çalışmışlardır ve ondan da ötesi, Türkiye'nin en büyük iki siyasî partisi bir araya gelmiş ve arkasında yüzde 40 halk desteği olan bu iki büyük siyasî partimiz, tarihimizin önemli bir uzlaşmasını gerçekleştirmişlerdir...

YALÇIN GÜRTAN (Samsun) - Menfaat var...

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – ...ve bu Hükümetin arkasında yüzde 40'larla başlayan destek, 3 Kasım seçimlerinde, hepimizin de bildiği gibi, yüzde 60'lara çıkmıştır. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; DSP sıralarından alkışlar [!]) Bugün yapılan kamuoyu araştırmalarında bu Hükümetin arkasındaki desteğin yüzde 70'lerde olduğu da hepimizin malumudur. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; DSP ve CHP sıralarından alkışlar [!])

YALÇIN GÜRTAN (Samsun) – Buna sen inanıyor musun?

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Bu Hükümet, gerçek laikliğin de en büyük teminatıdır. Bu topraklarda bundan böyle hiçbir kimsenin gücü, din düşmanlığını, laiklik diye tatbike yetmeyecektir. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Kim bunu yapmaya kalkarsa, perişan olmaya mahkûmdur, sandıklarda kalmaya mahkûmdur.

En önemlisi, bu Hükümet, halkımızla kucaklaşmıştır.

ALİ DİNÇER (Ankara) – Aç tavuk kendini buğday ambarında zannedermiş.

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Daha da önemlisi, başta ordumuz olmak üzere, devletimizin tüm kurum ve kuruluşlarını büyük bir muhabbetle kucaklamıştır.

Son bir cümle olarak, devletimizin, demokratik, laik bir hukuk devleti yapısı, bu Hükümet döneminde, aslında daha da netleşmiştir; aksi düşünceler tamamen uydurmadır; bilakis, halkı tedirgin edici, devletin düzenini sıkıntıya sokacak görüntü ve söylemler, maalesef, bir kısım medyanın uydurmalarıdır.

NİHAT MATKAP (Hatay) – Fezlekeler de mi öyle?

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Muhalefetimiz ise, halkımızın, günlük yaşamındaki gerçek dertleriyle meşgul olmak yerine -muhalefetin yapması gereken bu temel görevi yerine- maalesef, medyanın sunî gündemini söylemektedir.

MEHMET BÜYÜKYILMAZ (Adana) – Bir kısım...

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Dolayısıyla, halkımız da, tüm bu olanları ibretle izlemektedir.

Bu Hükümet, her meselede, fevkalade başarılı çalışmalar yapmaktadır.

NİHAT MATKAP (Hatay) – Enflasyon yüzde kaç?!..

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Eğitim konusundaki çalışmalarımız da devam etmektedir. Hiçbir konuda çok ciddî problemlerimiz yoktur.

Aslında, asıl belli olmayan, ANAP'ın 8 yıllık eğitim konusundaki tavrıdır. Bakınız, gensoru metninde 8 yıllık kesintisiz eğitim telaffuz edilmemiştir. ANAP'taki sağduyulu arkadaşlarımızın dediği gibi, 8 yıllık kesintisiz eğitime "evet" demeniz halinde, bunu, halka, tabanınıza anlatamazsınız.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Anlatırız, anlatırız...

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – İmam-hatip okullarının orta kısmını ve Kur'an kurslarını kapatmaya sebep olacak kesintisiz eğitime "evet" derseniz, bu millet sizi affetmez. (ANAP sıralarından gürültüler)

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Öyle bir şey yok... Öyle bir şey yok...

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Halka gideceksiniz, millî ve manevî değerlerden dem vuracaksınız...

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Öyle bir şey yok!..

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – ... buraya geleceksiniz, sol muhalefetin peşine takılıp, kesintisiz eğitime "evet" diyecek, imam-hatiplerin orta kısmını ve Kur'an kurslarını kapatacaksınız!.. Bunun adı siyasî intihardır.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Öyle bir şey yok!..

HALİL ÇALIK (Kocaeli) – Her şey sizin tekelinizde, bizim hiçbir şeye hakkımız yok!..

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bir tane imam–hatip okulu açmadık.

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – İddia ediyoruz ki, bu Hükümet, cumhuriyetimizin en çok Bakanlar Kurulu toplantısı yapan hükümetidir; yani, bu konudaki iddialar da geçersizdir.

REFİK ARAS (İstanbul) – Yedi haftadır niye toplanmıyor?

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Hükümetin toplanamadığını iddia edenler, üç ay, altı ay Bakanlar Kurulu toplantıları yapamamışlardır.

Aslında, bu gensorudaki iddiaların hemen hemen tamamında, muhalefet partilerimiz kendi dönemlerini tarif etmektedirler. Evet, doğru; sizler böyle yapıyordunuz. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

REFİK ARAS (İstanbul) – 2 ay oldu, 2 ay...

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Yalnız, burada, Demokratik Sol Partiye haksızlık yapmamamız lazım; çünkü, DSP, bizim demirbaş muhalefetimizdir, bir iktidar dönemleri olmamıştır.

HALİL ÇALIK (Kocaeli) – Sizi, DSP eleyecek.

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Daha önceki bir grup başkanvekilimiz de, Sayın Ecevit'in iktidar olmak istemediğini tescil etmişlerdir. Sayın Yılmaz da, Sayın Ecevit'le çok barışıktır; sanki kendisini kılavuz seçmiştir. Bu seçimi, zaten, kendisini, üç aydan fazla başbakan ve hükümet yaptırtmamaktadır. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Bu Hükümet, aslında, hukuka en saygılı hükümetlerden birisidir.

REFİK ARAS (İstanbul) – Hayret bir şey!..

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Bakınız, Emniyet Genel Müdürü yerine oturdu. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından gürültüler)

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Tam oturdu!..

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Dinleyin efendim.

Bütün yargı kararları da, sırası geldiği zaman uygulanmaktadır. Hiç endişeniz olmasın, bu Hükümet döneminde, hak ve hukuk mutlaka galip gelecektir; temel değerler yavaş yavaş oturmaktadır. Bu Hükümet döneminde, artık, geçmiş dönemlerde olduğu gibi, halkımızı rahatsız edici birtakım söylentiler yoktur. Yani, daha açıkçası, bu Hükümetin sicilinde İSKİ yoktur; bu Hükümetin sicilinde Civangate gibi olaylar yoktur. (RP sıralarından alkışlar)

HALİL ÇALIK (Kocaeli) – Mercümek vardır, Mercümek!.. Mercümek'i ne yaptın?!.

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Yani, bu Hükümetin onbir aylık dönemi tertemizdir.

YUSUF ÖZTOP (Antalya) – TEDAŞ var, TOFAŞ var...

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – İddia edildiği gibi, hiçbir suç, hiçbir suçlu saklanılmamaktadır; hepsinin üzerine kararlılıkla gidilmektedir ki, zaten, bu konular yargının işidir; süreç başlamıştır, bu süreci de Hükümet başlatmıştır; bunu kabul etmemiz lazım.

TUNCAY KARAYTUĞ (Adana) – Fezlekeler ne oldu?

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Fezlekeleri 3 ay beklettiniz.

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aslında, muhalefet işin kolayını bulmuş; kendi iktidar dönemlerindeki hatalarını yazmışlar, gensoru olarak bize getirmişler; yani, kendi kendilerine gensoru verip buraya gelmişler. (RP sıralarından alkışlar)

REFİK ARAS (İstanbul) – Ne kadar komik konuşuyorsunuz!..

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Yine, iddia edildiği gibi, medyaya karşı, bırakın hasmane bir tutum içerisine girilmesi iddiasını, tam tersine, birkısım medyanın, onbir aydır Hükümete, koalisyon ortaklarına ve koalisyon ortağı partilerin sözcülerine, milletvekillerine her türlü hakarete varan söylemlerini, yayınlarını, bir derviş sabrıyla karşılamış ve bu konuyu da halkın, kamuoyunun vicdanına havale etmişizdir.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Bakan olacak Necmettin!..

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Muhterem Başkan, sayın milletvekilleri; bizim, zücaciye dükkânı, reklam broşürü gibi, çanakçı, çömlekçi birkısım basınımızın, yayın organlarımızın, aslında, tirajı da bugün hızla düşmüştür ve promosyonsuz tirajları da elli binlerin altına düşmektedir; yani, en büyük zararı, aslında kendilerine vermektedirler, farkında değiller; kendileri için tehlike çanları çalmaya başlamıştır.

ALİ DİNÇER (Ankara) – Kuyumcu Başbakandan, 140 kilogram altından bahset!..

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Birkaç kendini bilmezin, fevri davranışları sonucu, Flash TV ve diğer gazetelere yaptıkları saldırıları kınıyoruz ve bu saldırıları, basının özüne yapılmış saldırılar kabul ediyoruz.

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Bugün de ATV kurşunlandı.

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Güvenlik kuvvetlerimiz bu olayların üzerine kararlılıkla gitmektedir; bir kısım sanıklar yakalanmıştır, diğerleri de ciddî olarak takip edilmektedir.

Gensoru metnini okumaya başladığımızda, ekonomiden hiç bahsedilmeyecek sandık. İyi ki, ekonomiden de bahsettiniz ve hatta iyi ki, bu gensoruyu verdiniz. Çünkü, gerçekten, bu gensoru sayesinde, halkımız, yeniden gerçekleri dinleme, görme ve değerlendirme imkânına sahip olmuştur. Yine, inşallah, bu gensoruyla Hükümetin biraz daha sağlamlaşmasına yardımcı oluyorsunuz. Halkımızın yüzde 70'ini, yüzde 80'ini, hatta tamamını bugün yeniden sevindireceksiniz; sağ olasınız...

Bakın, bu Hükümetin ekonomik başarılarını, her şeyden önce, uluslararası kuruluşlar tescil etmiştir. Başta IMF ve Dünya Bankası gibi, gerçekten önemli kuruluşlar, bu Hükümetin başarılarını tescil etmişlerdir. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar[!])

YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Kaddafi'den başka...

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Şimdi, devraldığımız hükümetin rakamlarını ve bu Hükümetin yaptığı icraatları birkaç cümleyle ifade ettiğim zaman... Zaten, bu gerçeği sizler de biliyorsunuz... Bakınız, bu Hükümet 48 milyar dolarlık bir bütçeyle, 1996 yılı Temmuz ayında görevi devralmıştır. Bize devredilen bu 48 milyar dolarlık bütçenin 16 milyar doları borç, maalesef, 18 milyar doları ise faiz giderleridir; gerçekte, fiilî bütçe 14 milyar dolar civarındadır. İçborç stoku 32 milyar dolara ulaşmış, 1996 yılı sonu itibariyle, borçlanma hedef rakamı da 45 milyar dolar olarak tespit edilmişti. Piyasa faizleri yüzde 200'leri bulmuş, vadelerse 90 günlere düşmüştü. İşte, böyle bir dönemde hükümeti devralan Refahyol, bakınız, çok kısa bir süre içerisinde, 1996 yılı sonu itibariyle, faizleri yüzde 200'lerden yüzde 80'lere düşürmüştür...

REFİK ARAS (İstanbul) – Kim 200'lere çıkarmış; bir de onu söylesene!..

NECMETTİN AYDIN (Devamla) – Vadeyi 90 günden 3 yıla kadar çıkarmıştır. Ülkemiz içborç batağından kurtulmuş,