DÖNEM : 20 CİLT : 26 YASAMA YILI : 2

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

93 üncü Birleşim

14 . 5 . 1997 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Edirne Milletvekili Mustafa İlimen’in, çiftçilerin içinde bulundukları sorunlar ve çözüm yollarına ilişkin gündemdışı konuşması

2. – Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün, tarım ve hayvancılığın sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

3. – Rize Milletvekili H. Avni Kabaoğlu’nun, çay üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve DevletBakanı Ahmet Demircan’ın cevabı

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Açık bulunan Sağlık Bakanlığına, Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu’nun atandığına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/800)

2. – Açık bulunan Sanayi ve TicaretBakanlığına, Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün atandığına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/801)

3. – Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu’nun (6/519) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/183)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Konya Milletvekili Ahmet Alkan ve 22 arkadaşının, Yenikapı Mevlevihanesinde meydana gelen yangının nedenleri ile kültür ve tabiat varlıklarımızın korunması için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/190)

IV. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)

2. – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)

3. – Millî EğitimBakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı : 164)

4. – 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde DeğişiklikYapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı : 168)

5. – Türk Kanunu Medenisinin 153 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve AdaletKomisyonu Raporu (1/534) (S. Sayısı : 285)

6. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 36 ncı Maddesinin Bir Bendinin Değiştirilmesi ve Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile İstanbul Milletvekili Tayyar Altıkulaç’ın 4.11.1981 Tarih ve 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanununun Bir Maddesinde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor komisyonları raporları (2/706, 2/757) (S.Sayısı : 306)

7. – Türkiye Cumhuriyeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Konsolosluk Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı : 117)

8. – Türkiye Cumhuriyeti ve Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Konsolosluk Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/328) (S. Sayısı : 119)

9. – Türkiye Cumhuriyeti ve Kırgız Cumhuriyeti Arasında Konsolosluk Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/353) (S. Sayısı : 121)

10. – Türkiye Cumhuriyeti ve Litvanya Cumhuriyeti Arasında Konsolosluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/329) (S. Sayısı : 116)

11. – Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna -Hersek Cumhuriyeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Antlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/332) (S.Sayısı : 118)

12. – İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin Oluşturduğu Denetim Mekanizmasının Yeniden Yapılanmasına İlişkin 11 No.lu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/582) (S.Sayısı : 278)

13. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Dışişleri komisyonları raporları (1/312) (S. Sayısı : 264)

V. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Tokat Milletvekili Şahin Ulusoy’un, Diyanet İşleri Başkanlığından nakil yoluyla başka kurumlara atanan personele ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Nevzat Ercan’ın yazılı cevabı (7/2425)

2. – Kütahya Milletvekili Emin Karaa’nın, Kütahya SSK Hastanesi başhekim yardımcılarının görevlerinden alınmalarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik’in yazılı cevabı (7/2429)

3. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, bazı gazetelerin fiyatlarını artırarak bakanlık tebliğine aykırı davrandıkları iddiasına ilişkin sorusu ve Orman Bakanı ve Sanayi ve TicaretBakanı vekili Halit Dağlı’nın yazılı cevabı (7/2510)

4. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, şirketlerin sayısına ilişkin sorusu ve Orman Bakanı ve Sanayi ve Ticaret Bakanı vekili Halit Dağlı’nın yazılı cevabı (7/2522)

5. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, bakanlıkta görev yapan bazı unvanlı personelin sayısına ilişkin sorusu ve Orman Bakanı ve Sanayi ve TicaretBakanı vekili Halit Dağlı’nın yazılı cevabı (7/2567)

6. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, personel atamalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener’in yazılı cevabı (7/2571)

7. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Orman Bakanı ve Sanayi ve TicaretBakanı vekili Halit Dağlı’nın yazılı cevabı (7/2581)

8. – Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı’nın, Türkiye’de çalışan soydaşların ülkelerindeki hizmet sürelerinin değerlendirilmesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik’in yazılı cevabı (7/2608)

 

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.

Karabük Milletvekili Erol Karan, Safranbolu ve çevresindeki tarihî ve kültürel birikimlerin korunmasına ve yöre turizminin geliştirilmesine ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.

Adana Milletvekili OrhanKavuncu’nun, Dışişleri Bakanlığından istenen bir yazının kopyasının verilmemesi ve Türkiye Büyük MilletMeclisi aracılığıyla gönderilen soru önergelerine verilen cevaplara ilişkin gündemdışı konuşmasına Millî Eğitim Bakanı MehmetSağlam;

Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan’ın, son günlerde medyaya yapılan sözlü ve fiilî saldırılar ile Hürriyet Gazetesinin silahla basılmasına ilişkin gündemdışı konuşmasına da İçişleri Bakanı Meral Akşener,

Cevap verdi.

Küba’ya gidecek olan Turizm Bakanı M. Bahattin Yücel’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Bahattin Şeker’in,

Fransa’ya gidecek olan;

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’e, dönüşüne kadar, Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam’ın,

Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Nevzat Ercan’ın,

Türkmenistan Cumhuriyetine gidecek olan;

Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan’a, dönüşüne kadar, Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci’nin,

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Recai Kutan’a, dönüşüne kadar, DevletBakanı Fehim Adak’ın,

Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan Cumhuriyetlerine gidecek olan DevletBakanı Namık Kemal Zeybek’e, dönüşüne kadar, DevletBakanı Işılay Saygın’ın,

Vekillik etmelerinin uygun görülmüş olduğuna,

Türkmenistan Cumhuriyetine gidecek olan Cumhurbaşkanı SüleymanDemirel’in, dönüşüne kadar, Cumhurbaşkanlığına, TBMM Başkanı Mustafa Kalemli’nin vekâlet edeceğine,

İlişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ile,

Polis tarafından dinlenen telefonlar hakkındaki iddiaları araştırmak amacıyla kurulan (10/108) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonunun, İçtüzüğün 105 inci maddesi hükmüne göre, bir aylık kesin süre talebi,

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

İzmir Milletvekili Metin Öney’in, (6/514) numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; Başkanlıkça, sözlü sorunun gündemden çıkarıldığı açıklandı.

Hatay Milletvekili Levent Mıstıkoğlu ve 40 arkadaşının, Hatay İlinin sorunlarının araştırılarak kamu hizmetlerinden daha fazla yararlandırılması,

İstanbul Milletvekili Necdet Menzir ve 20 arkadaşının, Türk Polis Teşkilatının sorunlarının araştırılarak yeniden yapılanması,

İçin alınması gereken önlemleri belirlemek;

İzmir Milletvekili Sabri Ergül ve 20 arkadaşının, “itirafçı” kişilerle istihbarat örgütleri ve kolluk güçleri arasındaki ilişkiler hakkında ileri sürülen iddiaları araştırmak,

Amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/187, 10/188, 10/189) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırasında yapılacağı açıklandı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 51 inci sırasında yer alan 122 sıra sayılı Kanun tasarısının bu kısmın 17 nci sırasına, 93 üncü sırasında yer alan 220 sıra sayılı Kanun tasarısının bu kısmın 18 inci sırasına alınmasına, 14.5.1997 Çarşamba günkü birleşimde gündemin 22 nci sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ve 14.5.1997 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu’nun, 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 9 uncu Maddesine Bir Fıkra Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/62),

Konya Milletvekili Ahmet Alkan’ın, İmrenler, İsmil ve Yeniceoba Adıyla Konya İlinde Üç Yeni İlçe Kurulması Hakkındaki Kanun Teklifinin (2/228),

İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergeleri yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Birleştirilerek görüşülmesi kabul edilen;

Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı ve 12 arkadaşının, ülke kaynaklarının tespit edilmesi ve değerlendirilmesi,

Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı ve 39 arkadaşının; ülkemizdeki sıcak su kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacak yöntemlerin belirlenmesi,

Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış ve 13 arkadaşının, madencilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi,

Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 22 arkadaşının, ülkemizdeki petrol ve doğalgaz rezervlerinin tespit ve işletilmesi konusunda millî bir petrol politikasının oluşturulması,

İzmir Milletvekili Veli Aksoy ve 20 arkadaşının, altın işletmeciliğinde kullanılan yöntemler incelenerek bu konuda alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi

Afyon Milletvekili Halil İbrahim Özsoy ve 21 arkadaşının, mermerciliğin sorunlarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi,

Amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin (10/18, 10/27, 10/30, 10/68, 10/113, 10/170);

Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan ve 20 arkadaşının,

İçel Milletvekili M. İstemihan Talay ve 30 arkadaşının,

Flash Televizyonuna yapılan saldırı ve kapatma olaylarıyla ilgili iddiaları araştırmak amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin (10/185, 10/186),

Yapılan öngörüşmelerden sonra, kabul edildikleri açıklandı.

Kurulacak komisyonların;

9 üyeden teşekkül etmesi,

Çalışma süresinin, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimi tarihinden itibaren 3 ay olması,

Gerektiğinde Ankara dışında da çalışması,

Kabul edildi.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, 14 Mayıs 1997 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 21.24’te son verildi.

Uluç Gürkan

Başkanvekili

Ünal Yaşar Kadir Bozkurt

Gaziantep Sinop

Kâtip Üye Kâtip Üye

 

II. – GELEN KÂĞITLAR No. : 131

14 . 5 . 1997 ÇARŞAMBA

Tasarılar

1. – Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanuna Ek Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı (1/598) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.5.1997)

2. – Türkiye Cumhuriyeti ile İspanya Krallığı Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/599) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.5.1997)

Teklifler

1. – Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan’ın; Diş Protez Teknisyenliği Kanun Teklifi (2/788) (Adalet ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.5.1997)

2. – Gaziantep Milletvekili Ünal Yaşar’ın; 3152 Sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi, Bazı Maddelerin Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi (2/789) (Plan ve Bütçe ve İçişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1997)

3. – Refah Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ile Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya’nın; 26.5.1996 Tarih ve 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 84 üncü Maddesinin 5 inci Bendinden Sonra Bir Fıkra İlave Edilmesi ve BüyükşehirBelediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında 3030 Sayılı Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi (2/790) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.5.1997)

4. – Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş ve 22 arkadaşının; 3152 Sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Bazı Maddelerin Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi (2/791) (Plan ve Bütçe ve İçişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.5.1997)

5. – Diyarbakır Milletvekili Abdulkadir Aksu ve 5 Arkadaşının; Bir İl Kurulması Hakkında
Kanun Teklifi (2/792) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.5.1997)

6. – Konya Milletvekili Ali Günaydın’ın; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi (2/793) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.5.1997)

7. – Çankırı Milletvekili Ahmet Uyanık’ın; Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/794) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.5.1997)

8. – Ordu Milletvekili Refaiddin Şahin’in; 4.2.1983 Gün ve 2792 Sayılı Yargıtay Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine, 2802 Sayılı Hâkimler ve SavcılarKanununun 106 ncı Maddesi ile Bu Kanuna Ekli Ek Gösterge Cetveli ve 270 Sayılı Yüksek Hâkimlik Tazminatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci Maddesindeki Cetvelde DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/795) (Adalet ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.5.1997)

9. – Muş Milletvekili Erkan Kemaloğlu ve 3 Arkadaşının; 4.2.1983 Gün ve 2797 Sayılı Yargıtay Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine, 2802 Sayılı Hâkimler ve SavcılarKanununun 106 ncı Maddesi ile Bu Kanuna Ekli Ek Gösterge Cetveli ve 270 Sayılı Yüksek Hâkimlik Tazminatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci Maddesindeki Cetvelde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/796) (Adalet ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.5.1997)

10. – İçel Milletvekili İstemihan Talay’ın; 4.2.1983 Gün ve 2797 Sayılı Yargıtay Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine, 2802 Sayılı Hâkimler ve SavcılarKanununun 106 ncı Maddesi ile Bu Kanuna Ekli Ek Gösterge Cetveli ve 270 Sayılı Yüksek Hâkimlik Tazminatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci Maddesindeki Cetvelde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun teklifi (2/797) (Adalet ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.5.1997)

11. – İstanbul Milletvekili M. Cavit Kavak’ın; 4.2.1983 Gün ve 2797 Sayılı Yargıtay Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine, 2802 Sayılı Hâkimler ve SavcılarKanununun 106 ncı Maddesi ile Bu Kanuna Ekli Ek Gösterge Cetveli ve 270 Sayılı Yüksek Hâkimlik Tazminatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci Maddesindeki Cetvelde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/798) (Adalet ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.5.1997)

Raporlar

1. – İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/437) (S. Sayısı : 302) Dağıtma tarihi : 14.5.1997) (GÜNDEME)

2. – Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu ve 6 Arkadaşının; Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanun ile 78 ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/462) (S. Sayısı : 307) (Dağıtma tarihi : 14.5.1997) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergesi

1. – Konya Milletvekili Ahmet Alkan ve 22 Arkadaşının, Yenikapı Mevlevihanesi’nde meydana gelen yangının nedenleri ile kültür ve tabiat varlıklarımızın korunması için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/190) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.5.1997)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

Tarih : 14 Mayıs 1997 Çarşamba

BAŞKAN :Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Ünal YAŞAR (Gaziantep), Kadir BOZKURT (Sinop)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93 üncü Birleşimini açıyorum.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Bugün, Dünya Çiftçiler Günü. Bu nedenle, gündemdışı konuşmalarımız, genellikle, Dünya Çiftçiler Günü vesilesiyle tarım alanında söz isteyen arkadaşlara verilecek. Bu çerçevede, aynı gerekçeyle söz isteyip, gündemdışı söz sayımız sınırlı olduğu için kendilerine imkân tanıyamadığımız, bizde başvuruları bulunan, Konya Milletvekillerimiz Sayın Turan Bilge, Sayın Nezir Büyükcengiz, Manisa Milletvekilimiz Sayın Hasan Gülay, Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Recep Mızrak'tan özür dilemek durumundayım.

Bu arada, Sayın Aslan Ali Hatipoğlu'nun başvurusuyla, biraz gecikmeli de olsa, bugünün, aynı zamanda "Dünya Eczacılar Günü" olduğunu da öğrendim. Ancak, Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle, gündemdışı konuşmaların programını yapmıştık. Onun için, hem Sayın Hatipoğludan özür diliyor hem de Dünya Eczacılar Günü nedeniyle, eczacılarımızı kutluyorum.

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Edirne Milletvekili Mustafa İlimen’in, çiftçilerin içinde bulundukları sorunlar ve çözüm yollarına ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN – Şimdi, gündemdışı ilk söz, Edirne Milletvekili Sayın Mustafa İlimen'in. (DSP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA İLİMEN (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün "Dünya Çiftçiler Günü" olması nedeniyle söz almış bulunuyorum; bu nedenle, sizleri saygıyla selamlıyorum.

1984 yılında, Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu, Hindistan'da yaptığı genel kurulda aldığı bir kararla, üyesi bulunduğu ülkelerdeki çiftçilere gerekli önemin verilmesi, en azından senede bir gün bile olsun hatırlanmaları, çeşitli toplantı ve konferanslarla sorunlarının tartışılması ve çözüm aranması yolunu açmak üzere, her yıl, 14 Mayısı "Dünya Çiftçiler Günü" olarak ilan etmiştir. Bu nedenle, bugün, ziraat odalarımızın öncülüğünde, tüm Türkiye'de çiftçilerimiz bir araya gelerek sorunlarını haykırdılar, haykırıyorlar. Bu sorunlardan bazılarını ve çözüm yollarını sizlere aktarmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tarım sektörünün sorunlarının çokluğu yanında, sahipsiz kalışı, ülkemizin acı gerçeğidir. Bu kesim, nüfusun yüzde 46'sını, yani, 30 milyon insanımızı barındırmakta; ancak, millî gelirden yüzde 14 pay almaktadır.

Diğer bir acı gerçek de, tarımda istihdam edilen 2,5 milyon insanın, açlık sınırında gelir elde etmesi, yüzde 56'sının asgarî ücret seviyesinde gelirinin olmasıdır.

Peki, bu insanlar bunu hak etmek için ne yaptılar? Söyleyeyim: 1980 öncesi ve sonrası, ülkenin bölünmez bütünlüğünün tehlikeye girmemesi için sokağa dökülmediler; seçim zamanları, kendilerine verilen söz ve vaatlere kanarak oy kullandılar, kolay kolay siyasî partilerini değiştirmediler. Ne yaptılar; Başbakanın "çiftçi borçlarını erteleyeceğiz" Başbakan Yardımcısının "pancar parası, tütün parası, ayçiçek, fındık, pamuk, zeytin, zeytinyağı parası peşin ödenecek" yine Başbakanın "Hükümetimiz çiftçi için büyük şanstır; çünkü, biz, rantiyeciden alıp size vereceğiz" sözlerine kanarak, büyük bir hayal dünyasına girdiler. Suçları bunlar.

Bugün geldiğimiz durum nedir, bir bakalım. Bana tek bir çiftçi gösterin ki, bugün, süt ve besi hayvancılığından memnun olsun. Damızlık olarak ithal edilen hayvanlar, ya hastalıklı çıkmış ya da süt verimi çok düşük olmuş. Çiftçi, neredeyse, sigortadan parasını almak için ineğinin ölmesini bekleyecek. İthal olarak getirilen hayvanların sınır kapılarında kontrolünün tam olarak yapılmasını sağlayacak tesisler kurulmamış. Peki, bu ithalat kime yaradı; ithalatçıya... Devlet, çiftçiyi aracı olarak kullanmış ve ithalatçıyı zengin yapmıştır.

Ya süt fiyatları?.. Bundan 1,5 yıl önce sütte destekleme oranı yüzde 20 iken, bu oran bugün yüzde 8'e düşmüştür.

Destekleme kapsamındaki ürünlere bir bakalım. Ana ürün olarak tütün, buğday, şekerpancarı... Buğdayda Hükümet öyle bir fiyat açıklıyor ki, Ofisin mal alması için değil, almaması için; çiftçinin değil, aracı tüccarın kazanması için. Kırk yıl önce pancar parası bir yıl sonra ödeniyormuş, kırk yıl sonra yine aynı; çiftçi, pancar parasını almaya gidince, parasının, enflasyon tarafından eritilmiş olduğunu görüyor. Tütünde, bayram havasıyla açıklanan alım fiyatlarına rağmen, ürün bedelleri, savaş zamanı, kıtlık var gibi ödeniyor. Hâlâ alınmamış tütün parasından, çiftçimiz, perişan olmuştur. Ürün bazında bunları çoğaltmak mümkündür.

Gelelim çiftçi kuruluşlarının durumuna. Ziraat Odaları Kanunu, hâlâ, 1957'den kalma; hazırlanan yasalar kadük olmuş. Ziraat odaları başkanları siyasî iktidarla ters düşünce görevden alınıyor. Eğer yine alınacaksa, 23 mayısta yapılacak Genel Kurulda hiç başkan seçilmesin. Tarım satış kooperatifleriyle ilgili yasa, hâlâ komisyonlara gelmemiş; birlikler, siyasî iktidarın oyuncağı olmuş. En demokratik kooperatifler olan çok amaçlı tarımsal kalkınma kooperatiflerinin üst birlik kurmalarına, yasal engel olmamasına rağmen, izin verilmemiş. Tarım kredi kooperatifleri, kredi limitleri artırılmadığı için, çiftçinin ihtiyacından çok uzak kalmış. Ziraat Bankası, çiftçiyi aracı görerek, tohum, ilaç, hayvan ithalatçılarına ve traktör ekipman firmalarına aşırı rant sağlamak için kullanılıyor. Devletin elinde bulunan SEK, Et ve Balık Kurumu ve yem fabrikalarının özelleştirilmesi, hayvancılığı yapılamaz hale getirmiş; süt sudan, buğday yemden ucuz hale gelmiştir. Güzelim tarım arazileri gelişigüzel, çarpık sanayileşme ve anlamsız teşvikler sayesinde yok olmuş; nehirlerimiz, bitkiye canlılık veren su yerine fabrika atıklarını taşır, doğaya zehir akıtır konuma gelmiştir. Sınır ticareti adı altında yapılan meyve ve sebze ithalatı, Antalya, Mersin, Adana çiftçisini, üretmekten perişan olur duruma getirmiştir. Gelişigüzel tohum ithalatı da, pahalı oluşu ve hastalıklı çıkması nedeniyle, çiftçiyi ekim yapamaz duruma getirmiştir. Çeltik üreticisi, ekim yaptığı bugünlerde, elindeki ithal tohumların bozuk olabileceği endişesini taşımaktadır. 1970'li yıllarda mazot koymak için yapılan tankerleri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İlimen, toparlayalım lütfen.

MUSTAFA İLİMEN (Devamla) – Peki bu olumsuz tablo nasıl düzelecek: Önce, çiftçiye karşı samimî ve açık olunacak; taban fiyatlar, dünya fiyatları baz alınarak değil, çiftçinin gerçek maliyet fiyatı gözönüne alınarak tespit edilecek. Pancar gibi ürünlerde, fiyatın, ekimden önce, avans fiyatı olarak açıklanması gerekir; yoksa, ülke, yine dışarıdan büyük miktarda şeker ithal etmek zorunda kalacaktır. Tarım satış kooperatiflerine ürün alımları için verilen krediler zamanında verilerek, çiftçinin tefeciye avuç açması önlenecektir. Kısa vadede, süt üreticisinin nefes alabilmesi için, desteklemenin en az 10 bin lira olması gerekir; orta vadede, devlet, kooperatifleşmeyi destekleyerek, süt işletme tesislerinin kurulmasını teşvik etmelidir. Canlı hayvan ve et ithalatına kesinlikle izin verilmemeli; damızlık yetiştiriciliği, ülke içinde teşvik edilmelidir. Tohum ithalatı sıkı kontrole tabi tutulmalı, içeride tohum üretimini özendirici tedbirler alınmalıdır. Tarım Satış Kooperatifleri ve Ziraat Odaları Kanunu demokratik katılımı gerçekleştirecek şekilde değiştirilmelidir. Vakit kaybedilmeden kooperatifler bankası kurulmalıdır. Verimli tarım arazilerine sanayi tesisi kurulmasına son verilmeli, nehirlerimizde kullanılabilir su akması için, fabrikalara, atık arıtma tesisi kurdurulması yönünde yaptırımlar uygulanmalıdır. Mera kanunu derhal çıkarılmalı, çiftçilerin de sağlık hizmetlerinden yararlanması için gerekli yasal düzenleme hemen yapılmalıdır.

Bunlar zor şeyler değildir; Meclisten çıkacak olanlar, istenirse iki ayda, diğerleri, ilk Bakanlar Kurulunda yapılabilecek düzenlemelerdir. Aksi halde, çiftçinin daha fazla bekleyecek gücü kalmamıştır.

Ben, bu İktidardan ümitli değilim. Bunlar, ancak, sömüren yerine sömürülenin, rantiye yerine emeğin, çeteler yerine hukukun üstünlüğünün ön plana çıktığı Demokratik Sol Parti iktidarında gerçekleşecektir. (DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Tüm çiftçilerimizin bu mutlu gününü kutlar, sorunların çözümü için bugünün başlangıç olmasını diler, saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İlimen.

2. – Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün, tarım ve hayvancılığın sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN – 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle, gündemdışı ikinci sözü, Çanakkale Milletvekili Sayın Ahmet Küçük'e veriyorum.

Buyurun Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü. Bu gün, gelişmiş, uygar ülkelerde çiftçi bayramı olarak kutlanıyor. Bugün, tüm dünyada çiftçi sorunları konuşuluyor, tartışılıyor. Sayın Başkana çok teşekkür ederim; bugünü, hiç olmazsa 5'er dakikalık gündemdışı konuşmalarla Türk tarım ve hayvancılığının sorunlarının dile getirilmesine ayırdığı için kendisine saygılarımı sunuyorum; ama, bu konuşmaların yapılacağı bilindiği halde, kendisine haber verildiği halde, maalesef, salonda Tarım Bakanı yok. Bu konuyu dikkatlerinize sunuyor ve kendisini kınıyorum. (CHP ve DSP sırlarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, çiftçilerin, bugünün öneminden haberi bile yok. En büyük örgütlü kuruluşumuz, 14 Mayısı kutlamayacağını açıklıyor. Türkiye'de, bugün, maalesef, gündemi, çiftçilerin sorunları değil, rejim sorunları, medyaya yapılan saldırılar, cumhuriyete ve onun meydana getirdiği çağdaş kurumlara yapılan saldırılar oluşturuyor. Hükümet, halktan, sorunlarını, çiftçinin sorunlarını, çiftçinin sorunlarını çözmekten vazgeçmiş, muhalefet gibi meydanlara çıkmış, kendisiyle kavga ediyor, gölgesiyle kavga ediyor.

Ülkemiz nüfusunun yarısı çiftçi. Sektörün yapısal sorunları var, örgütsel sorunları var, verimlilik düşük, pazarlama mekanizmaları oluşturulmamış, üretim planlaması yok; yani, ülkemizde, tarımın elle tutulacak yanı yok, politikası yok. Türkiye, tarımda kendi kendine yeter bir ülke olmaktan, maalesef, hızla potansiyel bitki ve hayvan ürünleri ithalatçısı bir ülke konumuna getirilmiş ve getirilmekte.

Türkiye, yine, et ithalatının yapılıp yapılmaması gerektiği ve birtakım baskı grupları tarafından Sayın Tarım Bakanına ve Hükümete baskıların oluştuğu bir dönemi yaşıyor. Ülkemiz insanları, maalesef, gelişmiş ülke insanlarının tersine, protein ihtiyacının yüzde 46'sını hububattan, yüzde 12'sini sütten ve yüzde 10 kadarını da etten karşılıyor.

Değerli arkadaşlarım, günümüz, bilgi ve teknoloji çağı; ama, 30 bin işsiz ziraat mühendisi sokakta gezerken, hâlâ ziraat fakülteleri açılmaya devam ediliyor ve yüzde 45-50 nüfusun tarımla uğraştığı bu ülkede, bilgi açlığı çekilen bu ülkede, maalesef, bilgi, tarımın hizmetine sunulamıyor.

Değerli arkadaşlarım, Hükümetin, üç ay önce hayvancılık sektörünü desteklemek üzere hazırladığı ve müjdeyle tanıttığı 40 trilyonluk hayvancılığı destekleme paketi nerede, hangi bakanın sumeninin altında yatıyor, merak ediyoruz. Bir sürü dedikodu var, bu destekleme paketinin çıkarılmadığı, DPT'nin bunu çıkarmadığı gibi söylendileri duyuyor, işitiyoruz ve yeni paketler hazırlandığını duyuyoruz. Bunların hangisi doğrudur? İnsanlar ümitle bu paketi beklemektedir.

Bu sene, zeytin ve zeytinyağı üreticileri perişan olmuşlardır, ayçiçeği üreticileri perişan olmuşlardır. Özellikle zeytin üreticileri, varlık içinde yokluk çekiyorlar. Zeytinde bu sene var yılı, son elli yılın en büyük rekoltesi yaşanıyor; ama, Tariş'in ödeme yapmaması yüzünden, insanlar, 170 bin liraya zeytinyağını vermek zorunda kalmış ve Tariş, bugün de, maalesef, 6 trilyon lirayı üreticilere ödeyememe, ödememe durumunda bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, çay taban fiyatı bekliyor, buğday taban fiyatı bekliyor; hasat mevsimi yaklaşmıştır; bunun kaçamak yolu yoktur, haziranın ilk haftası açıklayacağım, şu zaman açıklayacağım diye kaçamak yolu yoktur. Hükümet tavrını ortaya koymalıdır. Girdiler yüzde 100 artmıştır. Dolayısıyla, biz, taban fiyatı isteğimizi ve miktarlarını, sektörün gerekli kuruluşlarından yaptığımız araştırmalardan sonra, arpada en az 30 bin, kırmızı sert buğdayda 36 bin, beyaz sert buğdayda da asgari 38 bin lira olması gerektiğini söylüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, ülkemiz topraklarının çoğunda, maalesef, tarım ve hububat ekimi yapılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, yılbaşından beri gübre, ilaç ve süt destekleme primleri, maalesef, ülkemizde ödenemiyor, ödenmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Küçük, toparlayınız lütfen.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) – Yılbaşından beri gübre destekleme primleri ödenmiyor, eylül ayından beri de 3 bin liralık süt destekleme primi ödenmiyor. İki yıldır süt destekleme primi diye söylenen rakam, hâlâ 3 bin liradır; süt fiyatları yedi aydır değişmiyor, hâlâ 35 bin liradır. Hükümet, hayvancılığın devam etmesini ve üretimin devam etmesini istiyorsa, artık, süt destekleme primini derhal 10 bin liraya çıkarmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, çiftçinin sorunları, Türkiye'nin sorunlarından çok; ama, ona bakan yok. Benim efendim, köylüm, nasıl bayram yapsın 14 Mayısta? O, kan ağlıyor, sabrı taştı, örgütsüz olmasına rağmen ilk defa sokağa çıktı; Eskişehir, Karacabey ve Çorum'da onbinler yürüdü. Bu sese kulak verin; bu, sessiz bir çığlıktır. Sabır taşı gibidir çiftçi; ama, bir gün, bu sabır taşı yuvarlanır ve birileri de altında kalır. Biz, sizin, bu taşın altında, bu sabır taşının altında kalmamanızı diliyoruz.

Tıpkı Avrupa'da olduğu gibi, 14 Mayısları bayram edecek anlayış, emekten, üretimden, köylüden yana olan sosyal demokrat anlayıştır. Sosyal demokratlar bu göreve hazırdır.

Bu vesileyle ben, bu önemli günde, bana söz veren Sayın Başkana teşekkür ediyor; bu günün, herşeye rağmen, çiftçimize aydınlık, barış ve zenginlik dolu günler getirmesini diliyor, Yüce Meclise ve halkımıza da saygılar sunuyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Küçük.

Sayın Küçük, konuşması sırasında, Sayın Bakanın burada olmamasını eleştirdi; ama, bana, Refah Partisi Grubundan gelen bir nota göre, Sayın Bakan, şu an, Çiftçiler Birliğiyle bir toplantıda olduğu için burada değil. Dilerim, toplantısı biter ve üç konuşmayı cevaplandırmak üzere, buraya ulaşabilir. O umudu da muhafaza ediyoruz.

ALİ DİNÇER (Ankara) – Sayın Bakanın önce Meclise gelmesi gerekir. Programını ayarlaması ve önce buraya gelmesi gerekir.

BAŞKAN – Sayın Dinçer, lütfen...

ALİ DİNÇER (Ankara) – Sayın Bakan bu Meclisten çıkıyor, bu Meclisten güvenoyu alıyor.

BAŞKAN – Sayın Dinçer, polemik vesilesi olsun diye değil; Sayın Küçük bir şey söyledi, ben de bilgilendiriyorum. Lütfen, polemik vesilesi yapmayalım.

3. – Rize Milletvekili H. Avni Kabaoğlu’nun, çay üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı AhmetDemircan’ın cevabı

BAŞKAN – Gündemdışı üçüncü konuşma, Sayın Avni Kabaoğlu'nun.

Sayın Kabaoğlu, bugünde, çay üreticilerinin sorunlarını dile getirecek.

Buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)

H. AVNİ KABAOĞLU (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14 Mayıs, Dünya Çiftçiler Günüdür. Türkiye'de, nüfusumuzun yüzde 40-45'i çiftçilikle uğraşmaktadır. Çiftçilerimize Allah'tan bol ürün dileyerek, sözlerime, saygı ve sevgiyle başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Doğu Karadenizin büyük bir bölümünü ilgilendiren çay ürünü hakkında size bilgi sunmak ve Hükümetten çayla ilgili bazı isteklerde bulunmak için huzurunuzdayım.

Değerli arkadaşlar, çay bitkisi, Doğu Karadeniz kıyı bölgesinde, yüksekliği bin metreye kadar, 30 kilometre derinlikli bir alanda yetişmektedir. Sarp Sınır Kapısından Ordu il sınırına kadarki kıyı şeridinde, daha fazla çay tarımıyla uğraşılmaktadır. Çay üretimi, 1938 yılından itibaren, bölgede tek geçim kaynağı durumundadır. Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşayan insanlarımızın geçimini sağlamak üzere, çay üretimi, Türkiye'de, cumhuriyetin ilk yıllarından beri, elli yılı aşkın bir sürede önemli gelişmeler göstermiştir.

Günümüzde, 767 bin dekar arazi üzerinde 201 500 çiftçi ailesi çay tarımıyla uğraşmaktadır. 4.12.1984 tarihinde çıkarılan 3092 sayılı Yasayla çay tekeli kaldırılmış; kırkdört yıl sonra, çay tarım işlemesi ve satışı serbest bırakılarak, sektör, serbest rekabete açılmıştır.

Doğu Karadeniz Bölgesinde, hem ekonomik hem sosyal hem de istihdam açısından, çay sektörü önemli olmaktadır ve bu önemi halen korumaktadır.

Değerli milletvekilleri, çay üretimi ve sanayii, bölgenin tek geçim kaynağıdır. Bölge insanı, çay bahçesine, kendi evladına bakarcasına bakmaktadır; çünkü, başka geçim kaynağı yoktur. Hayvancılık yoktur, portakal, mandalina bahçeleri, yerlerini, hemen hemen çay üretimine terk etmiştir. Çay işçilerinin çoğunun da sigortası yoktur.

Değerli arkadaşlar, çayı, büyüdüğü zaman, hemen toplamak ve çay fabrikasına teslim etmek lazım; yağmur olsun çamur olsun, çay bitkisi beklemez; işçiler, her türlü hava şartlarında, bu hasatı toplayıp bir an önce çay işleme merkezlerine götürmek mecburiyetindedirler. Dolayısıyla, bölgede yaşayan vatandaşlarımızın hemen hemen hepsi romatizmalı durumdadırlar.

Bağ-Kur tarım sigortası, bölge insanına yeterli faydayı sağlamamaktadır. Bu nedenle, bölge insanımız, sosyal güvenlik şemsiyesinden yeterli ölçüde faydalanamamaktadır. Üstelik, Bağ-Kur, çay üreticisinden, ödeyemeyeceği miktarda prim almaktadır. Çiftçi, çoğu primleri ödeyememektedir ve hacizle karşı karşıya durumdadır. Hükümetin, daha fazla karışıklıklara meydan vermemek ve ezilen çiftçimizin haklarını korumak için, Bağ-Kur'a el atması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, diğer taraftan, eğer bu sene çay fabrikasına yeni işçi alınacak ise, işçilerin istihdamında adaletli davranılmasına, hiç olmazsa kura sistemi uygulanarak spekülasyonların önlenmesine Hükümetin dikkatini çekmek isterim.

Değerli arkadaşlarım, çay üretiminde bulunan çiftçilerimize reva görülen çay fiyatları, normal şartlar altında, çiftçilerimizin geçimini sağlayabilecek durumda değildir. Yüzde 100'lere varan enflasyon karşısında, yaş çay yaprağına verilen fiyatlar, hiçbir zaman yeterli olmamıştır. Bu azgın enflasyon karşısında, çiftçilerimiz, altı yıl önceki yaşamını arar hale gelmiştir. Özellikle Rize'de, fakirleşme, önemli ölçüde hissedilmektedir. Bundan dolayı da, Rize'den göçler, hızlı bir şekilde başlamıştır; Rize'nin nüfusu, azalmaya devam etmektedir.

Bölgenin sosyoekonomik çöküntüsünü önlemek için, çay destekleme politikasının iyileştirilmesi kaçınılmazdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kabaoğlu, lütfen toparlayalım efendim.

H. AVNİ KABAOĞLU (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, son altı yıldır sürekli yükselen ve yüzde 100'lere varan enflasyon karşısında hükümetlerin verdiği destekleme fiyatları, maalesef, çiftçimizi şaşkına döndürmüştür. Çiftçi, çay üretimini yapabilmek için gerekli olan -gübre gibi- girdileri sağlayamamaktadır. Hükümetten, yaş çay yaprağı üretimini destekleyecek, çay ithalatını önleyecek tedbirler almasını ve bu meyanda, 1997 yılı yaş çay destekleme fiyatının, kilo başına en az 60 bin lira olmasını, bölge halkı adına talep etmekteyim.

Bu fiyatın, yüzde 100'leri aşacağı görülen enflasyon karşısında yeterli olmayacağı aşikârdır. Aynı şekilde, bu fiyatın verilmesi kadar, çay üreticilerinin paralarının da zamanında ödenmesi, çok büyük ehemmiyet arz etmektedir.

Bölgenin tüm bu sorunlarına Hükümetin eğileceğine inanıyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kabaoğlu.

Hükümet adına, gündemdışı konuşmaları yanıtlamak üzere, buyurun Sayın Bakan. (RP sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Rize Milletvekili Sayın Avni Kabaoğlu'nun, Rize yöresinin, Doğu Karadeniz Bölgesinin önemli tarım ürünü olan çay üreticileriyle ilgili sorunları dile getirdiği gündemdışı konuşmasını cevaplamak üzere huzurlarınızda bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin Doğu Karadeniz Bölgesinde, sayın milletvekilimizin de belirttikleri gibi, 767 bin dekar alan üzerinde 201 bin aile çay üretimi yapmaktadır. Yine, değerli milletvekilimizin belirttiği gibi, bölgenin iklim şartları, coğrafî şartları, burada, bölge halkını, tek tip ürüne bağımlı hale getirmiştir. Bu, maalesef, bölgemizin bir gerçeğidir.

201 bin ailenin, geçimini temin etmek için tarım ürünü istihsal ettiği bu 767 bin dekar üzerindeki dağılımı da, gerçekten, iyi bir görünümde değildir. 1 ilâ 5 dönüm arasında araziye sahip olan çiftçimizin oranı yüzde 80'lerin üzerindedir. Bu da, çay müstahsilinin küçük üretici konumuna geldiğini gösterir. Ülkemiz, bu bölgede, yılda yaklaşık 750 bin ton yaş çay yaprağı üretmekte ve 750 bin ton yaş çay yaprağından 525 bin tonunu, geçtiğimiz yıl, Çay-Kur olarak devlet sektörü almış bulunuyor, geriye kalan 225 bin ton civarındaki yaş çay yaprağı da özel sektör tarafından alınıp işlenmiş durumda.

Ülkemizde, yılda yaklaşık 150 - 155 bin ton kuru çay üretilmektedir ve iç tüketim ise, maalesef, bundan düşüktür; 130 - 135 bin ton civarındadır. Her sene, yaklaşık 15 - 20 bin ton civarında bir üretim fazlasıyla karşılaşmaktayız. Bu üretim fazlasını da dünya pazarlarına sürmekte birtakım zorluklarımız mevcuttur. Bilindiği gibi, çay, tropikal ve subtropikal iklim bitkisidir. Biz, Türkiye olarak, çay üretilecek coğrafyanın en kuzeyinde, mikroklima diye adlandırabileceğimiz bir alanda çay üretmekteyiz. Senede 3 defa sürgün alabilmekteyiz. Diğer ülkelerde, bu, 5 ilâ 8 sürgüne ulaşmaktadır. Hindistan, Çin, Sri Lanka, Kenya, Endonezya gibi çay üreticisi olan ülkelerde, geri kalmış ülkeler konumunda oldukları için, işçilik de düşük olmakta; maliyetlerde bize göre avantajlara sahip olmaları nedeniyle, ihracat imkânlarımız, maalesef, zorlanmaktadır. Ancak, bizim dönemimizde 44 bin ton çay ihracat bağlantısı yapılmış, bunun 7 bin tonu gerçekleşmiş, 37 bin tonu da peyderpey gerçekleşecektir; ama, bu da stoklarımızı eritmeye yetmemiştir.

1984'ten beri çayda tekelin kaldırıldığını biliyoruz. Çayda tekelin kaldırılması yeterli olmamış, her ne kadar özel sektör 10 bin ton/gün yaş çay işleme kapasitesiyle devreye girmişse de, sektörün sermaye devir hızının yılda 1 ve onun altında olması ve yüksek kârlılığın yakalanmayışı nedeniyle, burada kapasitenin de kullanılmadığı gözlenmekte; ancak, üçte bir kapasiteyle özel sektör devrede olmakta ve halen devletin Çay-Kur'la oligopol etkisi devam etmektedir.

Geçtiğimiz yıllarda çaya verilen fiyatları ülke ekonomisi içerisinde, döviz bazında incelediğimizde, görüyoruz ki, 1984'ten, 1985'ten günümüze kadar 0,27 sent ilâ 0,33 sent bazında devam etmiş yaş çay kilogram fiyatı. 1990'a kadar olan rakamları incelediğimizde, 1985'te 27; 1986'da 26; 1987'de 27; 1988'de 25; 1989'da 26 ve seçim senesi yaklaşınca, 1990 ve 1991'de 33 ve 34 sent, 1994'te 19 sent, 1995'te 28 sent, 1996'da 33 sent olarak gerçekleşmiş.

Ödemeleri incelediğimizde, köylümüze, müstahsilimize çay yaprağının parasının ödenmesi konusunu incelediğimizde ise, 1980'den 1996'ya kadarki 16 yılı gözden geçirdiğimizde şunu görüyoruz: Mayıs ayında çay yaprağı alımı başlamaktadır; 1991-1992 yılı hariç tutulursa, bütün yıllar içerisinde, gelecek yılın temmuz ayına... Ki, bir tek 1980'de bu durumla karşılaşılmış; ama, 1984'ten sonra, mart, nisan, mayıs bu şekilde devam etmiş. En son, biz, 1996 yılı içerisinde çay yapraklarının parasını müstahsilimize yılı içerisinde -aralık ayı içerisinde- bir kuruş borcu 1997 yılına bırakmadan, devretmeden ödedik. Hükümetimiz, yaş çay yaprağının 1997 yılı içerisindeki fiyatını...

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Biz, borç dahi almadık...

DEVLET BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) – Ona da değineceğim. 23 trilyon lira borcun tasfiyesi konusunda da, çay sektörünün iyi yönetilmeyişi, borç ve finans konusundaki kötü yönetim sonucunda, Çay-Kur'un borçlarının 1996 Mayıs ayında 16 trilyon liralık hazine bonosuyla tasfiye edilmesi durumunda kalınmış.

Biz göreve geldiğimizden beri Çay-Kur'da 2 bin kişi emekliye ayrıldı. Biz, geldiğimiz günden beri 1 tek yeni işçi almadık. Yaptığımız çalışmalara göre, halen Çay-Kur'da üzerinde istihdam fazlalığı mevcut.

Değerli milletvekilimizin değindiği konu maalesef bu sene gerçekleşemeyecek; istihdam talebi oluşmadı halen, istihdam yükü fazlalığı var. Elbette ki, işçi alma konumunda kalırsak, bu konuda en adaletli şekilde davranacağımızı burada açıkça beyan etmek istiyorum.

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Biz de seçimde bir tek adam almadık Sayın Bakanım.

DEVLET BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) – Çay-Kur'un ve diğer devlet kurumlarının istihdam politikasını seçim endişeleriyle bozmayan her türlü hükümeti burada takdirle anmak görevimizdir. Biz, ülkenin, devletin istihdam yükünü birtakım endişelerle artıran politikaların, ülkeye, millete sonunda büyük zararlara sebep olduklarını da elbette biliyoruz.

Hükümetimizin bu seneki çay yaprağı fiyatları konusunda yapmakta olduğu çalışmalar artık son noktaya gelmiştir; çok kısa zamanda -çünkü, biliyoruz ki, bu sene iklimin biraz soğuk gitmesi nedeniyle, her sene 10 Mayıs civarında açılan, başlayan kampanya 20 Mayısa sarkmış durumda- büyük ihtimalle 20 Mayısta kampanyayı açacağız inşallah; fiyatlar da bugünlerde tespit edilmek üzere. Bölgedeki bütün üreticilerimizin yüzünü güldürecek çay yaprağı fiyatıyla vatandaşlarımızın huzuruna çıkacağımızı burada açıkça beyan ediyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (RP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

İki Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır; birinci tezkereyi okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Açık bulunan Sağlık Bakanlığına, Kütahya Milletvekili İsmail Karakuyu’nun atandığına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/800)

13 Mayıs 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: Başbakanlığın, 13 Mayıs 1997 tarihli ve B.02.0 PPG. 0.12-1/1-9083 sayılı yazısı.

Açık bulunan Sağlık Bakanlığına, Kütahya Milletvekili Doç. Dr. İsmail Karakuyu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 109 ve 113 üncü maddeleri gereğince atanmıştır.

Bilgilerinize sunarım.

Mustafa Kalemli

Cumhurbaşkanı Vekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

2. – Açık bulunan Sanayi ve TicaretBakanlığına, Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün atandığına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/801)

13 Mayıs 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: Başbakanlığın, 13 Mayıs 1997 tarihli ve B.02.0.PPG.0.12-1/1-9084 sayılı yazısı.

Açık bulunan Sanayi ve Ticaret Bakanlığına, Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 109 ve 113 üncü maddeleri gereğince atanmıştır.

Bilgilerinize sunarım.

                       Mustafa Kalemli

                       Cumhurbaşkanı Vekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

3. – Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu’nun (6/519) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/183)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 151 inci sırasında yer alan (6/519) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                    Cafer Tufan Yazıcıoğlu

                     Bartın

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Konya Milletvekili Ahmet Alkan ve 22 arkadaşının, Yenikapı Mevlevihanesinde meydana gelen yangının nedenleri ile kültür ve tabiat varlıklarımızın korunması için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/190)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

7 Mayıs 1997 tarihinde Yenikapı Mevlevihanesiyle birlikte, mevlevihanede depolanmış olan kıymetli tarihî eserlerin de yanması, ülkemizde yıllardır ihmal edilen son derece önemli bir konuyu gündeme getirmiştir.

Milletleri tarih sahnesinde uzun ömürlü kılan, var eden, sahip olduğu değerlerin bütünüdür; kültürünün bütün boyutlarıdır. Dününe sahip olmasını bilemeyen milletlerin, yarınları da olmaz. Onun içindir ki, geçmişimizi yaşatan mimarî eserlerimizin ve kültürel değerlerimizin tamamını, biz, hem geçmişin özenle saklanması gereken mirası hem de gelecek nesillerin bizdeki kutsal emaneti olarak kabul ederiz. Bu kutsal değerlerin korunması amacıyla bugüne kadar -Osman Hamdi Beyden başlayarak Asar-ı Atika Nizamnamesine, 2863 ve 3386 sayılı Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanununa kadar- birçok yasa çıkarıldı, uygulama yapıldı, yapılmaya da devam ediliyor. Ancak, antik devirlerden günümüze kadar her çağdan sayısız kültürlere mekân olmuş Anadolu toprakları, kültür varlıkları bakımından öylesine zengin ki, bütün bu değerlere yeteri kadar sahip çıkmakta zorluklarımız vardır. Son yangın da, bu noktada ne kadar acz içinde olduğumuzu ortaya çıkarmıştır. Böylesine önemli bir yapı, ne yazık ki, depo olarak kullanılabilmektedir.

Bu konuda yetkili kurumlarımız (Kültür Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü) gerek maddî kaynak yetersizliği gerekse bilgi, organizasyon ve hukukî yetersizlikler sebebiyle, mimarî mirasımıza ve kültür varlıklarımıza gerektiği gibi sahip çıkamamaktadır. Bu konuda yeni ve köklü değişiklik yapılması zarureti yıllardır bilinmesine rağmen, bir türlü gereken adımlar atılamamıştır.

Milletimizin gelecek nesillere devretmek üzere emaneti olan kültür ve tabiat varlıklarımızın korunması amacıyla;

Yenikapı Mevlevihanesinin yanma sebebini araştırmak;

benzer olayların yaşanmamasını teminen gerekli tedbirleri tespit etmek;

mimarî mirasımızın ve kültür varlıklarımızın korunmasını, değerlendirilmesini ve yaşayan mekânlar haline getirilmesini sağlayacak yasal, finansal, kurumsal düzenlemeleri yeniden gözden geçirmek zarureti vardır.

Yenikapı Mevlevihanesinin yanış sebeplerini araştırmak, mimarî mirasımızı, kültür ve tabiat varlıklarımızı korumak için yapılması gerekli işlemleri tespit etmek amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması hususunu saygıyla arz ederiz.

Ahmet Alkan Recep Mızrak

Konya Kırıkkale

Yusuf Selahattin Beyribey Enis Sülün

Kars Tekirdağ

İsmail Durak Ünlü Ali Coşkun

Yozgat İstanbul

Mustafa Cumhur Ersümer MeteBülgün

Çanakkale Çankırı

Hüsnü Doğan Yıldırım Aktürk

İstanbul Uşak

Halil İbrahim Özsoy Avni Akyol

Afyon Bolu

Hüsnü Sıvalıoğlu Refik Aras

Balıkesir İstanbul

Emin Kul Metin Gürdere

İstanbul Tokat

Uğur Aksöz Adil Aşırım

Adana Iğdır

Veysel Atasoy Mehmet Keçeciler

Zonguldak Konya

Mustafa Bahri Kibar Biltekin Özdemir

Ordu Samsun

Murat Başesgioğlu

Kastamonu

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırasında yapılacaktır.

Şimdi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

IV. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)

BAŞKAN – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon?.. Yok.

Müzakere ertelenmiştir.

2. –Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu raporu (1/217) (S. Sayısı :132)

BAŞKAN – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Müzakere ertelenmiştir

3. – Millî EğitimBakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporu (1/218) (S. Sayısı : 164)

BAŞKAN – Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok

Müzakere ertelenmiştir.

4. – 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı : 168)

BAŞKAN – 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Müzakere ertelenmiştir.

5. – Türk Kanunu Medenisinin 153 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu (1/534) (S.Sayısı : 285) (1)

BAŞKAN – Türk Kanunu Medenisinin 153 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının müzakeresine başlıyoruz.

Komisyon ve Hükümet burada.

Önce, komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım. Komisyon raporunun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü üzerinde, gruplar adına söz talebi var mı?

OYA ARASLI (İçel) – CHP Grubu adına söz istiyorum Sayın Başkan

BAŞKAN – Buyurun Sayın Araslı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 285 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Anımsanacağı gibi, bu tasarıyla değiştirilmesi amaçlanan Türk Kanunu Medenisinin 153 üncü maddesinin birinci fıkrası, evlenmeyle kadının kocasının soyadını alacağını bildirmektedir. Bu hüküm, kadınlar açısından büyük rahatsızlıklara neden olmuştur; çünkü, soyadı, kişiliğin bir parçasıdır. Evlenmeyle kocasının soyadını almak ve evleninceye kadar taşıdığı soyadını bırakmak zorunda kalan kadın, kendisini kişiliğinin bir parçasını terk etmiş konumda görmekte ve bundan büyük üzüntü duymaktadır. Diğer taraftan, pek çok kadın, meslek yaşamlarında taşıdıkları soyadıyla tanınırken, evlenip bu soyadı kocalarının soyadıyla değişince, kendilerini çevreye tanıtmakta büyük zorluk çekmekte ve giderilmez bazı kayıplara katlanmak zorunda kalmaktadır. Bu durum, sorunun uluslararası düzeye bir kadın sorunu olarak aktarılmasına ve kadınlara karşı her türlü ayırımcılığın önlenmesine dair sözleşmede ele alınmasına yol açmıştır.

(1) 285 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bugün görüşmekte olduğumuz tasarı, hem kadınlarımızın evlilikle karşılaştıkları soyadı sorununun çözümünü gerçekleştirmeye hem de sözünü ettiğimiz kadınlara karşı her türlü ayırımcılığın önlenmesi hakkındaki sözleşmenin gereğini yerine getirmeye ilişkin bir girişimdir. Bu açıdan, tasarıya olumlu bakmaktayız. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu girişimi, kadın sorunlarını çözmek açısından yeterli bulmadığımızı ve kadın sorunlarına yüzeysel bir yaklaşım olarak değerlendirdiğimizi de ifade etmek isteriz. Çünkü, evlilikiçi ilişkilerde, cinsler arası eşitliği bozan, kadınları mağdur eden tek ve en önemli hususun yalnız soyadı konusu olmadığı, herkesin bildiği bir gerçektir. Türk Kanunu Medenisi, aile reisliğinde, evlilik yaşamının geçirileceği konutun seçiminde, evlilik birliğinin temsilinde, velayet hakkının kullanılmasında, kadını kocasına tabi kılmış, bu açılardan iki cins arasında eşitsizlik yaratmıştır.

Diğer taraftan, Türk Kanunu Medenisinin getirmiş olduğu kanunî mal rejimi olan mal ayrılığı rejimi, genellikle ülkemizde kadın aleyhine çalışmaktadır. Yüzbinlerce kadının, bugün bir boşanma halinde, yıllarca çalışıp emekleriyle kazandıkları parayla alınan ve gelenekler nedeniyle kocanın üzerine kaydettirilen mallarının arkasından yaşlı gözlerle bakakaldığı bir gerçektir. Aynı durum ölüm olaylarında da yaşanabilmekte ve çok kez kadın, kendi parasıyla satın alınan, ama kocasının üzerine kaydedilmiş mallara, ancak mirasçı sıfatıyla, diğer mirasçılarla paylaşarak sahip olabilmektedir.

Bu sorunlara çözüm getiren ve Sayın Birgen Keleş ile birlikte vermiş olduğumuz iki yasa önerisi paketimiz vardır. Bunlardan birinin altında, bugün Hükümette yer alan kadın bakanlarımızın da imzaları bulunmaktadır; ama, ne yazık ki bunlar, komisyonlarda görüşülmek için hâlâ sıra beklemektedir ve kadın bakanlarımızdan, bu konuda en ufak ilgi gelmemektedir; bu tasarı, bu konuları çözen hükümlerle zenginleştirilmek de istenilmemiştir.

Bu yasa tasarısı Adalet Komisyonunda görüşülürken bu tekliflerle birleştirilmesini önerdik; ama, kabul edilmedi. Mal rejimi için, Adalet Bakanlığı Medenî Kanun Komisyonunun, Medenî Kanun değişikliği çalışmalarının beklendiğini Sayın Bakan ifade etti ve bu konularla ilgili değişikliğin Türkiye Büyük Millet Meclisine geleceği tarih olarak mayıs ayını gösterdi. Aile ilişkilerinde kadın erkek eşitliğini getirmeye yönelik ve soyadı sorununu da içeren Medeni Kanunun 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 163 ve 621 inci maddelerinde değişiklik yapan teklifimiz de, benzer gerekçeyle Komisyonda söz konusu tasarıyla birleştirilemedi. Mayıs ayı gelmiş olmasına rağmen, bu konularla ilgili herhangi bir tasarı da önümüze gelmiş değil.

Şimdi, sormak istiyorum; Medeni Kanunda eşler arasında eşitsizlik yaratan bunca hüküm dururken, cinslerarası eşitsizlik sorununu yalnız soyadıyla mı aşacağız? Evinde hukuk kurallarının ikinci sınıflığa mahkûm ettiği, kendi kazandığı mala gelenekler nedeniyle sahip olamayan kadınlarımızın tüm sorunlarını soyadıyla mı çözeceğiz? Hükümet, bu tasarıyla kadın sorunlarına ne kadar yüzeysel baktığını bir kere daha ortaya koymuş, dağın fare doğurması gibi, soyadı konusunu çözümlemekle işin içinden çıkacağını sanmıştır. Sayın Devlet Bakanımız Işılay Saygın'ın, böyle bir çözümle yetinmeyi, üstlendiği Bakanlığın görevleri açısından ve bir kadın olarak kendisine nasıl yakıştırabildiğini cidden merak etmekteyim.

Değerli milletvekilleri, Hükümetin, kadınların dert küpünün artık taşmaya başladığını görmesinin zamanı gelmiştir. Hükümetin, kadınların soyadı çözümü gibi teselli mükâfatı görünümündeki tavırlarla oyalanamayacak kadar ıstırap içerisinde olduklarını fark etmesinin zamanı gelmiştir. Hükümetin, kadınların ıstırabının artık yalnız cinslerarası eşitsizliklerden değil, fakat, büyük ölçüde laik, demokratik cumhuriyetimizi, Atatürk ilke ve devrimlerini tehdit eden tehlikeler karşısında, kimi zaman bakanlarımızın takındığı tavırlardan kökenlendiğini anlamasının zamanı gelmiştir ve geçmektedir.

Atatürk Türkiyesinin çağdaş ve uygar kadınları, bugün çocuklarına tüm gelişmiş ülkelerde verilen türden kesintisiz, zorunlu ve olabildiğince uzun bir temel eğitim verilmesini istemektedir ve beklemektedir. İmam hatip okulları kışkırtılarak, böyle bir eğitime engel olunmaya kalkışılmasından huzursuzdurlar. Çağdaş ve uygar Türkiye'de, Kıyafet Yasasına aykırı sarık, takke ve cübbeleriyle birtakım insanların, Başbakanın onur konuğu olarak, Başbakanlık konutunda ağırlanmasından rahatsızdırlar.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sen rahatsızsın, sen...

OYA ARASLI (Devamla) – Ben bir kadınım. Kadının neden rahatsız olduğunu bir erkekten çok daha iyi bilirim. Lütfen müdahale etmeyiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Kadınlarımız, İslamî terör örgütü liderlerinin posterleri altında, Atamıza ve laik düzenimize dil uzatılmasından rahatsızdırlar. Çocuklarını, inanan inanmayan, imam hatipli olan olmayan gibi ayırımlarla parça parça edilmeye çalışılan bir Türkiye'de yetiştirmek zorunda bırakıldıkları için rahatsızdırlar. Kimi bakanların, kaba kuvvet marifetiyle, kendi genel müdürlüklerini basıp, makama kamu görevlisi oturtmalarından, hukuk tanımazlığı marifet saymalarından rahatsızdırlar. "Kan, katliam; kanlı mı kansız mı geleceğiz?" sözlerinden rahatsızdırlar. (CHP sıralarından alkışlar)

ASLAN POLAT (Erzurum) – Kendi adına konuş.

OYA ARASLI (Devamla) – Çağdaş ve uygar Türk kadınlarına, bu ülkenin analarına böyle bir ortamı sağlayamayan, bu sıraladığımız rahatsızlıklarını gideremeyen bir Hükümetin, kadınlarımızın karşısına soyadı çözümüyle çıkıp, kadın sorununu çözdüğünü sanması tam bir aymazlıktır. Kadınlarımız, cumhuriyetin temel niteliklerine sahip çıkılan, bu konuda tartışmalara yer olmayan bir Türkiye'de çocuklarını yetiştirmek istemektedirler; kadınlarımız, Atatürk'e yerli yersiz dil uzatılmayan bir Türkiye'de çocuklarını yetiştirmek istemektedirler; kadınlarımız, Kurtuluş Savaşına dil uzatılmayan bir Türkiye'de evlatlarını yaşatmak istemektedirler; kadınlarımız, Müslümanlığı yalnız bir partinin tekeline bırakmayan, bunu yapmaya kalkışmayan politikacıların bulunduğu bir Türkiye'de çocuklarını yetiştirmek istemektedirler. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER EKİNCİ (Ankara) – Öyle biri var mı?!

OYA ARASLI (Devamla) – Ama, görüyoruz ki, Hükümetin, bu sorunları çözmeye niyeti yok. Birtakım politikacılarımızın, ülkenin temel sorunları olan bu sorunların kadınları çok yakından ilgilendirdiğini anlamaya da niyeti yok; niyeti yok ki, burada birtakım çıkışlarla "bunun bu konuyla uzaktan yakından ilgisi var mı" diye benim sözümü kesmeye kalkışıyorlar.

Kadınlarımız sorunsuz bir Türkiye istiyorlar; bugün, kadınlarımız için, Medenî Kanunda onlara sorun yaratan birtakım durumlar bile, Türkiye'nin rejim sorunları ve içinde bulunduğu durum karşısında birincilliğini, önemini bir ölçüde yitirmiştir. Çünkü, rejim sorunu çözülmeden, Medenî Kanundaki cinslerarası eşitliğin çözülmesinin hiçbir anlam ifade etmeyeceğini bilmektedirler; Türkiye'de kadına ve rejime bu şekilde, bu nazarla bakan bir yönetim işbaşında kaldığı sürece, zaten rejim sorunuyla birlikte sorunlarının da çözülmeyeceğinin bilinci içerisindedirler. Onun için, Hükümetin, kadın sorunu çözüyorum diye bir soyadı çözümüyle karşımıza çıkması, Türk kadınına bugün hiçbir şey kazandırmamaktadır. Şu anda kazancımız, kadınlar olarak duyduğumuz üzüntünün yanında hiç olarak adlandırılabilecek bir durumdur; Sayın Işılay Saygın'ın bu durumu dikkate almasını -bir kadın bakan olarak- özellikle öneriyorum, çünkü, kendisi, bu acıların, ne denli, bir kadın yüreğini yakan acı türü olduğunu çok yakından bilmesi gereken bir konumdadır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Araslı.

Refah Partisi Grubu adına Sayın Ersönmez Yarbay; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

RP GRUBU ADINA ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun tasarısının olumlu bir tasarı olduğunu ve Grup olarak bu kanun tasarısını desteklediğimizi ifade etmek istiyorum. Bu arada, Refahyol Hükümetine de, bu kanun tasarısını Meclise getirdiği için teşekkür ediyorum.

Tabiî, muhalefet olarak sadece konu üzerinde görüş belirtmek yerine, bazen konuları aşarak ve kendimizi zorlayarak, sırf Hükümeti eleştirelim diye, amaçdışı konuşmalar da yapıldığına şahit oluyoruz.

İSMET ATALAY (Ardahan ) – Olmayan Hükümetin neyini eleştirelim!

ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla) – Bu tasarının olumlu bir adım olduğu ve bunun için Hükümete teşekkür edilmesi gerektiğini düşünürken, konuşmanın bu mahiyette olacağını beklerken, maalesef, muhalefet sözcüsü arkadaşımız amacını aşan bir konuşma yaptı. Türkiye'de, her şeyin istismarcısı olduğu gibi, maalesef, Atatürk'ün de büyük ölçüde istismarcıları var. Maalesef, her konuda, Atatürk'ün arkasına saklanarak ve Atatürk'ü istismar ederek burada birtakım konuşmalar yapılıyor ve Atatürk'ün arkasına saklanılarak birtakım hedefler elde edilmeye çalışılıyor...

OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan, sataşma nedeniyle söz talep ediyorum.

ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla) – Şundan emin olunuz ki, Cumhuriyet Halk Partisi geçen dönem iktidardaydı, fakat, bu kanun tasarısını getirmedi. Bu, yetmiş yıllık bir kanundur; yetmiş yıllık bir kanun olduğu halde, Cumhuriyet Halk Partisindeki değerli arkadaşlarımız bu kanunun değişmesi için bir teklif getirmediler.

OYA ARASLI (İçel) – Teklifimiz vardı ama, siz dikkat etmemişsiniz.

ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla) – Şimdi, olumlu bir teklif olduğu için desteklemeleri gerekirken, sonunda destekleyeceklerini belirtmekle birlikte, yine de Atatürk'ün ismini yad ederek görüşlerini dile getirdiler.

ZEKİ ÇAKIROĞLU (Muğla) – Biz destek vermeyeceğimizi söylemedik.

BAŞKAN – Lütfen dinleyelim.

İRFAN GÜRPINAR (Kırklareli) – Yanlış anlatmasın Sayın Başkan.

ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla) – Biz, Refah Partisi olarak, kadınlarımızın daha çok şeyler hak ettiğine inanıyoruz ve kadınlarımızın kişilik haklarının sağlanmasında sadece soyadının önemli olmadığına işaret etmek istiyoruz. Soyadı bir adımdır, olumlu bir adımdır. Özgürlükleri ve hürriyetleri genişleten her konuda, Refah Partisi, sürekli olarak, bu girişimlerin yanında olacaktır. Türkiye, ne çekiyorsa, özgürlüklerin kısıtlanmasından, hürriyetlerin kısıtlanmasından çekiyor. İnsanların başörtülü başörtüsüz olarak ayrılması, başı açık olunca birtakım imtiyazlar tanınması, başı kapalı olunca da birtakım imtiyazlardan mahrum edilmesi, insan haklarına aykırı olan en önemli husustur. Dolayasıyla, nüfusumuzun yarısını teşkil eden kadınlarımız için daha ileri adımlar atılmalı, eğitimdeki fırsat eşitliği mutlaka gerçekleştirilmelidir. Sadece Ankara'da, başkentte, 400 binden fazla kadın nüfusumuz, maalesef, okuma yazma bilmemektedir, bu çok önemli bir rakamdır ve Türkiye genelinde bu sayı daha fazladır. Onun için, Refahyol Hükümetinin, kadınlarımıza özellikle eğitim alanında daha çok fırsat tanınması ve onların eğitiminin teşvik edilmesi, eğitilmiş kadınlarımızın sayısının çoğaltılması, erkeklerle eşit hale getirilmesi konusunda gerekli adımları atacağına inanıyorum.

Ayrıca, kadınlarımızın özellikle girişimci ruhunun canlandırılması ve bu konuda kadın girişimcilere özel destekler sağlanması gerektiğine de işaret etmek istiyorum. Bu konuda, Hükümetimizin, yine, kadın girişimcilerle ilgili çalışmaları var; bu sebeple, kendilerine teşekkür ediyoruz.

Siyasî hakları konusunda da önemli adımlar atılmalı ve kadınlarımıza, hem seçme hem de seçilme hakkı tam anlamıyla sağlanmalıdır.

Bu arada, kadınlar için -sırf kadın olduğundan- ücret eşitsizliği de ortadan kaldırılmalı, cinsiyet ayırımı yapmadan, eşit işe eşit ücret ödenmelidir. Türkiye, nüfusunun yarısını teşkil eden kadınlarımıza verdiği önem kadar kalkınacaktır. O sebeple, bu tasarıyı olumlu bir tasarı olarak görüyoruz ve bundan sonra da, kadınlarımızın durumlarını düzeltici, onların hayata daha çok katılımını sağlayıcı yeni kanunları beklediğimizi ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)

OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Araslı.

OYA ARASLI (İçel) – Cumhuriyet Halk Partisinin bundan önceki iktidar döneminde yapmış olduğu işlemleri yanlış bir biçimde Genel Kurula yansıttıkları için, bu açıklamaları doğrultmak amacıyla, Grup Başkanvekili sıfatıyla; benim konuşmamla ilgili, sataşma niteliği taşıyan birtakım ifadeleri için de, şahsım adına, İçtüzük gereğince söz rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Araslı, konuşmayı, çok dikkatle, özellikle de sıralarınızdan "sataşma var" ikazları ve sizin de "söz istiyorum" talebiniz üzerine dinledim; ama, sayın hatibin konuşmasında eleştiri sınırlarını aşacak bir üslup...

OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan, eleştiri değil, yanlış yansıtma...

ATİLÂ SAV (Hatay) – "İstismar" dedi.

BAŞKAN – Efendim "istismar" sözcüğü, bu kürsüden, çok çeşitli vesilelerle kullanılıyor; kabul edebiliriz, edemeyiz; ama, her istismar sözcüğünü, bir tarafın bir başka şeyi istismar ettiğini sataşma nedeni sayarsak, bu Mecliste, sataşma nedeniyle, herhalde, kürsüden başka konuşma fırsatı bulamayız. Onun için, benim görüşüm, konuşma, normal eleştiri sınırları içerisindeydi. Sizin yerinizden itirazınız zabıtlara geçti. Eğer ısrar ediyorsanız, zabıtları getirtip, tekrar bakacağım.

OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan, sayın hatip, Cumhuriyet Halk Partisi döneminde, bu konuyla ilgili kanun teklifi ve tasarısı verilmediğini söylemiştir. Tamamen gerçekdışı bir açıklamadır; bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri ve Cumhuriyet Halk Partili bakanlar tarafından defaatle verilmiş olan kanun tasarıları ve teklifleri vardır. Bu konuda Genel Kurulu aydınlatmak için söz alan bir sözcünün, en azından bunları dile getirmesi gerekirdi.

BAŞKAN – Bu da, tutanaklara, sizin beyanınız olarak geçti Sayın Araslı.

Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına başka söz talebi?..

HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Hikmet Sami Türk konuşacaklar.

BAŞKAN – Sayın Hikmet Sami Türk; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarı, aile hukuku alanında küçük; ama, umut ettiğimiz bir aile reformunun başlangıcı olarak önemli bir değişiklik getirmektedir.

Türk Medenî Kanununun 153 üncü maddesinin birinci fıkrası, evlenmekle kocasının soyadını alan kadının kendi aile soyadını da birlikte kullanmasına olanak verecek biçimde yeniden düzenlenmektedir. Önerilen değişiklik, bazı çevrelerce, kadınların kara çarşafa sokularak yeniden ortaçağ karanlığına itilmek istendiği bir dönemde, kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması ya da kısaca, kadın-erkek eşitliği yolunda anlamlı bir adım niteliğindedir.

Kadın-erkek eşitliği sorunu, gerek kamu hukuku gerek özel hukuk alanında, kadını, erkekle eşit haklara kavuşturma mücadelesi biçiminde ortaya çıkmıştır. Genellikle, bu mücadelede, erkeğin hak üstünlüğüne dayalı bir ayırımcılığı sürdüren eski toplumsal yapının direnciyle karşılaşılmıştır. Türkiye, bu bakımdan, oldukça talihli bir konumda sayılabilir.

Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında, bizde de bazı kadın hareketleri görülmekle birlikte, kadın-erkek eşitliğinin geniş ölçüde kabulü, cumhuriyet Türkiyesinde, Büyük Atatürk'ün önderliğinde yapılan devrimlerle gerçekleştirilmiştir.

Cumhuriyet yönetimi, Atatürk'ün 1923'te yaptığı bir konuşmada belirttiği gibi, Kurtuluş Savaşında ve ondan önceki savaşlarda, cephede savaşan erkeklerine mühimmat taşıyan, erkeklerin oluşturduğu ordunun hayat kaynaklarını işleten ve milletin hayat kabiliyetini ayakta tutan kadınlara, erkeklerle eşit haklar tanımakta gecikmemiştir. Cumhuriyet yönetimi, yüzyılların ihmaline uğramış ülkemizin çağdaş toplumlar arasında yer almasını sağlayacak devrimlerin ve kalkınma atılımlarının, savaşta olduğu gibi, ancak erkek ve kadınlarımızın ortak çabalarıyla başarıya ulaşabileceğinin bilincindedir. Nitekim, Atatürk'ün 1925'te söylediği şu sözler bu düşünceyi açıkça ortaya koymaktadır. Atatürk diyor ki: "Bir heyet-i içtimaiye, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kitlenin bir parçasını terakki ettirelim, diğerini müsamaha edelim de, kitlenin heyet-i umumiyesi mazhar-ı terakki olabilsin? Mümkün müdür ki, bir camianın yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin?"

BAŞKAN – Sayın Türk, bir dakika...

Sayın milletvekilleri, lütfen, ikili sohbetlerimizi kulise taşıyalım; lütfen, sayın bakanlarla olan işlerimizi de Genel Kurul salonu dışında görüşelim.

Buyurun Sayın Türk.

HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) – İşte, bu anlayışla, cumhuriyet yönetimi, erkek ve kadını eşit haklara sahip bireyler olarak görmüş ve buna uygun düzenlemeler getirmiştir. Örneğin, 1926'da kabul edilip yürürlüğe konulan Türk Medenî Kanunu, o dönemde, özel hukuk alanında, kadın erkek eşitliğini önemli ölçüde gerçekleştiren bir hukuk devriminin adıdır.

Kamu hukuku alanında, seçme ve seçilme haklarında eşitlik, 1930'lu yılların başlangıcında, dünyanın birçok ülkesinden önce Türkiye'de gerçekleştirilmiştir. Kamu görevlerine girmede eşitlik sağlanmıştır. Ancak, yasalarla kazanılan hakların somut gerçeklere dönüştürülmesi ve fiilî eşitsizliklerin ortadan kaldırılması, kadın erkek, hepimizden, sürekli ilgi ve yoğun çaba bekleyen ödevlerdendir.

Aslında, 20 nci Yüzyılda kadın erkek eşitliği, başta 10 Aralık 1948 günü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi olmak üzere, çeşitli uluslararası belgelere ve hemen hemen bütün ülkelerin anayasalarına girmiş bir temel ilkedir. Genellikle, bu ilke, insanlar arasında cinsiyetleri nedeniyle ayırım gözetilmeyeceğini belirten hükümlerde ifadesini bulmuştur. Nitekim, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 2 nci maddesinde insan hak ve özgürlüklerinden yararlanmada eşitlik, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinde yasa önünde eşitlik, böyle ifade edilmiştir. Ancak, bazı yeni anayasalar, bununla yetinmeyip, erkek ve kadınların eşit haklara sahip olduklarını da belirtmektedirler. 1958 Fransız Anayasasının başlangıcında yapılan yollamayla, onun bir parçası durumuna getirilen 1946 Fransız Anayasasının başlangıcında, yasanın, kadına, her alanda erkekle eşit haklar sağlayacağı; 1949 Federal Alman Anayasasının 3 üncü maddesinde, erkeklerle kadınların eşit haklara sahip oldukları vurgulanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinde de aynı yönde bir hükme yer verilmesi, çağdaş hukuk anlayışına uygun olacaktır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 7 Kasım 1967 günü kabul edilen Kadınlara Karşı Ayırımcılığın Kaldırılması Beyannamesinin başlangıcında "kadına karşı uygulanan ayırımın, insan onuru, aile ve toplum refahıyla bağdaşmayacağı; bu ayırımın, kadınların, erkeklerle eşit koşullarla ülkelerinin siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşantısına katılmasını engellediği ve kadın potansiyelinin, ülkelerinin ve insanlığın hizmetinde tam olarak kullanılmasına engel teşkil ettiği" belirtilmiş; 2 nci maddesinde "kadınlara karşı ayırım güden mevcut tüm kanunların, âdetlerin, kuralların ve uygulamaların ortadan kaldırılması ve erkek-kadın hak eşitliğini koruyacak yeterli hukukî güvencelerin sağlanması için tüm uygun önlemlerin alınması; bu arada, hak eşitliği ilkesinin anayasalarda belirtilmesi veya başka yollarla hukukî güvence altına alınması" öngörülmüştür.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 13 Aralık 1979 tarihli kararıyla kabul edilip, imzaya, onamaya ve katılmaya açılan, 3 Eylül 1981 günü yürürlüğe giren, ülkemizce de 11.6.1985 tarih ve 3232 sayılı Kanun uyarınca 24.7.1985 tarih ve 85/9722 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanan Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin başlangıcında aynı yönde açıklamalara yer verilmiş; bu arada, sözleşmeye "taraf devletlerin kadınlar ile erkeklerin tüm ekonomik, sosyal, kültürel, medenî ve siyasal haklardan eşit olarak yararlanmalarını sağlamak yükümlülüklerinin bulunduğu" kaydedilmiş "bir ülkenin tam ve eksiksiz kalkınmasının, dünyada refahın ve barışın elde edilmesinin, kadınların, erkeklerle eşit şartlarda her alanda azamî katkılarını gerektirdiği" inancı belirtilmiştir.

Sözleşmenin 2 nci maddesinde ise, taraf devletler "kadınlara karşı her türlü ayrımı kınayıp, tüm uygun yollardan yararlanarak, gecikmeksizin, kadınlara karşı ayrımı ortadan kaldırıcı bir politika izlemeyi" kabul etmişler "bu amaçla, kadın-erkek eşitliği ilkesini kendi ulusal anayasalarına ve diğer ilgili yasalara henüz girmemişse, dahil etmeyi ve yasalar ve diğer uygun yollarla bu ilkenin uygulanmasını sağlamayı" taahhüt etmişlerdir.

Kadın-erkek eşitliği çerçevesinde aile hukuku, görüşme konusu tasarı bakımından özel bir önem taşımaktadır. Aile, her toplumun temel birimidir. Bu görüş, uluslararası belgelere ve çeşitli ülkelerin anayasalarına da yansımıştır. Gerçekten, aile, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 15 inci maddesinde "toplumun doğal ve temel unsuru" Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41 inci maddesinde de "Türk toplumunun temeli" olarak nitelendirilmiştir.

En dar anlamıyla karı, koca ve çocuklardan oluşan aile, kadın ve erkeğin karşılıklı sevgi ve saygı içerisinde birbirini tamamlayan çabalarıyla yürür. Ortak mutluluk, bir işbölümü içerisinde eşlerin ortak çabalarıyla sağlanır. Dolayısıyla, aile kavramının vazgeçilmez iki unsuru olan karı ve kocanın karşılıklı hakları, ödevleri ve sorumlulukları itibariyle eşit olmaları kadar doğal bir şey olamaz.

Nitekim, Kadınlara Karşı Ayırımcılığın Kaldırılması Beyannamesinin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında, her toplumun temel birimi olan ailenin birliğine ve ahengine zarar vermeden evli olan veya olmayan kadınların medenî hukukta erkeklerle eşit haklara sahip olmaları için tüm uygun tedbirlerin özellikle yasama yoluyla alınması çağrısına yer verilmiştir. Kadınlara Karşı Her türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında, sözleşmeye taraf devletler, kadınlara karşı evlilik ve aile ilişkileri konusunda ayırımı önlemek için gerekli bütün önlemleri almayı, özellikle, kadın-erkek eşitliği ilkesine dayanarak kadınlara, aynı fıkranın çeşitli bentlerinde sıralanan çeşitli hakları, örneğin, (c) bendi uyarınca, evlilik süresince ve evliliğin son bulmasında aynı hak ve sorumlulukları sağlamayı taahhüt etmişlerdir. Biraz önce söylendiği gibi, Türkiye de bu sözleşmeye taraf devletlerdendir.

Aile hukukumuz, gerek uluslararası hukuk belgeleriyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesindeki cinsiyet eşitliği, gerek onların temelindeki çağdaş hukuk anlayışı açısından incelendiğinde, 71 yıl önce kadın-erkek eşitliğini önemli ölçüde gerçekleştiren bir hukuk devrimini simgeleyen Türk Medenî Kanununda, bu ilkeyle bağdaşmayan çeşitli hükümler bulunduğu görülür. Yeniden gözden geçirilmesinin söz konusu olduğu bir sırada Türk Medenî Kanununun, kadın - erkek eşitliğiyle bağdaşmayan yönlerine değinmekte yarar görmekteyiz.

Türk Medenî Kanunu, evlenme yeterliliği yaşı bir yana bırakılırsa, bekâr kadın ve erkek arasında fark gözetmez. Eşitlik, evlenmeyle kadının zararına bozulur. Anayasada, Türk toplumunun temeli sayılan aile, Medenî Kanunda, ataerkil özellikler gösterir. Evlilik birliği, erkeğe üstünlük tanıyan hükümlerle düzenlenmiştir. Evlilik birliğinin başkanı kocadır, birliği koca temsil eder. Kocanın ikametgâhı, karının ikametgâhı sayılır.

Medenî Kanun, evlilik birliği içerisinde, kadına ikinci derece yetkiler vermiştir. Karı, ortak mutluluğun sağlanmasında kocasının yardımcısıdır. Karı, evlilik birliğini, ancak, evin sürekli gereksinmeleri için temsil edebilir.

Kadının ana olarak da fazla bir yetkisi yoktur. Evlilik boyunca çocuklar üzerinde velayet hakkının kullanılmasında, ana ve baba arasında anlaşmazlık çıkarsa, babanın oyu geçerlidir.

Türk Medenî Kanununun, kadın - erkek ilişkileri bakımından en adaletsiz yönü, evli kadına, iktisadî bağımsızlık ve güvenlik olanağı tanımayışıdır. Böyle bir temele dayanmadıkça, kadın erkek eşitliği sözde kalır. Yakın zamanlara kadar, kadının çalışabilmesi, bir iş edinebilmesi, kocasının iznine bağlıydı; ancak, Medenî Kanunun bu konuya ilişkin 159 uncu maddesi, Anayasa Mahkemesinin 29.11.1990 tarih ve E-1990/30, K-1990/31 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Bu karar, kadın - erkek eşitliğinin sağlanması yönünde önemli bir karar niteliğindedir.

Medenî Kanunun, karı - koca mallarının yönetiminde kabul ettiği sistem, karının ezilmesine yol açmaktadır. Bilindiği gibi, eşler, bir evlenme sözleşmesiyle mal birliği veya mal ortaklığını seçmezlerse, aralarında, kendiliğinden mal ayrılığı rejimi işler. Bizde, evlenen çiftlerin, böyle bir sözleşme yapmaları âdet olmadığı için, eşlerden her birinin mal ve gelirinin kendisinde kalması biçiminde özetleyebileceğimiz mal ayrılığı, hemen hemen ülkemizdeki bütün evlilikleri kapsayan rejimdir. Görünüşte, mal ayrılığı, kadın - erkek eşitliğine en uygun rejim sanılabilir, uzun zaman da öyle sanılmıştır. Ancak, tarlada iki büklüm çalışan köylü karının veya evinde saçını süpürge eden kentli karının yarattığı iktisadî değerler kocanın mal varlığına eklenmektedir.

Günde üç öğün yemek hazırlamanın, en az haftada bir çamaşır yıkamanın, bunca söküğü dikmenin, kısacası, ev işleri dediğimiz o bitmez tükenmez aynılıklarda ömür tüketmenin ne demek olduğu düşünülmez bile. Medenî Kanunun, bütün bunları kocanın aileyi geçindirme yükümüyle denkleştirdiği göz önüne alınırsa, karının, ne denli ucuz işgücü sayıldığı daha iyi anlaşılır. Yine de evlilik iyi gittiği sürece konunun önemi fark edilmeyebilir; ama, birgün evlilik birliği boşanmayla dağılırsa, karı, o güne değin aile içerisinde yarattığı veya yaratılmasına katkıda bulunduğu iktisadî değerleri kocaya bırakarak ayrılmak zorundadır.

Artık, adaletsizliği böylesine apaçık bir sistemi değiştirmek zamanı gelmiştir. Mal ayrılığının yerine, eşlerden her birinin başarı veya başarısızlığında öbürünün payını varsayan çağdaş bir sistem olarak, kazanç ortaklığı ya da edinilmiş mallarda ortaklık rejimi konabilir. Temelde mal ayrılığına dayanmakla birlikte, çeşitli ülkelerde farklı biçimlerde geliştirilen kazanç ortaklığı ya da edinilmiş mallarda ortaklık rejiminde, eşlerin evlilikten sonra kazandıkları iktisadî değerler ortak mal sayılır ve evlilik birliğinin sona ermesi üzerine buna göre bölüştürülür. Artık, Medenî Kanunun erkeğe üstünlük tanıyan hükümleri kaldırılmalı ve evlilik birliğini...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türk, bir dakikanızı rica edeceğim. Şahsî söz talabiniz de var; ancak, henüz, Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi Grupları konuşmadılar; onlara konuşup konuşmayacaklarını sormak zorundayım.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Konuşacağız efendim.

BAŞKAN – O zaman, Sayın Türk, bu çerçevedeki...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Önce, Sayın Yalova konuşacak, sonra biz konuşacağız.

BAŞKAN – Efendim, kim başvurursa onu alacağım; bilemiyorum...

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın Yalova konuşacak efendim.

BAŞKAN – Sayın Türk, 1 dakika eksüre içerisinde, lütfen, bu grup adına konuşmayı toparlayınız; buyurun.

HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) – Medenî Kanunun erkeğe üstünlük tanıyan hükümleri kaldırılmalı ve evlilik birliğini, eşit insanların saygı ve sevgi birliği durumuna getirecek hukukî ortam yaratılmalıdır.

Karının kocasının soyadını taşıyacağını hükme bağlayan Türk Medenî Kanununun 153 üncü maddesinin birinci fıkrası da, bu kanunun kadın erkek eşitliğiyle bağdaşmayan hükümlerindendir; ancak, madde üzerindeki görüşlerimi, bundan sonra kişisel görüşlerimi açıklama sırasında ifade etmek kaydıyla, Demokratik Sol Parti Grubu adına ve şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türk.

Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Yüksel Yalova; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)

ANAP GRUBU ADINA YÜKSEL YALOVA (Aydın) – Muhterem Başkanım, muhterem milletvekilleri; Türk Kanunu Medenisinin 153 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı hakkında Anavatan Partimizin görüşlerini takdirlerinize sunmak üzere yüksek huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum; Partim adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Herhalde en önce, bir borcu eda etmekle yükümlüyüm diye düşünüyorum. Bu kanun tasarısının Yüce Meclisin huzuruna gelişi aşamasında emek vermiş olan Adalet Komisyonu Başkan ve üyelerine, başta, bu konuyla görevli Devlet Bakanımız Sayın Işılay Saygın Hanımefendiye şahsım ve Partim adına teşekkürü bir borç biliyorum.

Tabiî ki, bu konuyla ilgili yapılan bir düzenlemenin özellikle Medenî Kanundaki kadın - erkek eşitsizliğine ilişkin sıkıntıların tümünü ortadan kaldırdığını söylemek mümkün değil, zaten bu kanun tasarısını getirenlerin de böyle bir iddiası yok. Bu kanun tasarısı, adı üstünde 153 üncü maddede bir değişikliği öngörmekte, inşallah, Adalet Komisyonumuza gelen ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanlığına sunmuş olduğumuz kanun teklifleri ya da Bakanlık tarafından yapılan çalışmalar bir an önce yine Yüce Meclisin önüne gelir, gerek Medenî Kanundaki gerekse diğer yasalardaki kadın - erkek eşitsizliğine, hukukî olmayan, ahlakî olmayan, hatta dinî olmayan kadın - erkek eşitsizliğine ilişkin hükümler ortadan kalkar.

Tebriklerimizle birlikte bu teşekkür borcunu yerine getirdikten sonra bir küçük objektif iyi niyetli eleştirim olacak.

Kanun tasarısının genel gerekçesi başlığı altında "meslek ve iş hayatında tanınmış olması halinde" diye devam ediyor. Yanında, sayılma yöntemi, sayma yöntemi diye düşünürseniz, bu birinci hal ise, diğerlerinin de sayılarak götürülmesi gerekir; ama "veya" bazı düşüncelerle..." denilmiş.

Kabul buyurursunuz ki, sayın milletvekilleri, kanun tekniği açısından "bazı düşüncelerle" gibi soyut bir tanımlamayla bir genel gerekçenin yer almış olmasını, ben, birazcık üslup açısından eksik buldum. Burada, bir başka zihniyete ilişkin bir belirti demeyeyim, bu kanun tasarısını getirenlerin zihniyeti belli ki, kadın - erkek eşitliğine inanan insanlar; ama -diyelim gene kanun tekniği alışkanlığı olsun adı- "imkân tanınması" deniliyor. Bu, bir imkân tanınması değildir sayın milletvekilleri; bu, olsa olsa bugüne kadar yasalarda ihmal ettiğimiz bir hak gaspının iadesidir. Çünkü, biraz sonra, bunun, uluslararası ve ulusal hukuk normlarını takdirlerinize sunacağım.

Yine "imkân tanınması" denildikten sonra "günümüzde bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır" diye devam ediyor.

Sayın milletvekilleri, bu, günümüzde ortaya çıkmış bir ihtiyaç değil; bu, günümüze kadar süregelmiş olan bir ihtiyaçtır. Böylesi hususların, bir genel gerekçede, biraz sonra takdirlerinize sunacağım yaklaşımla değiştirilmiş olmasını dilerdim; ama, dediğim gibi, bunlar işin tali kısmı.

Muhterem milletvekilleri, ben, konuya bir farklı açıdan, sosyolojik açıdan bakmanın, işin önşartı olduğu inancındayım. Allah'ın yarattığı canlı varlıklar arasında en şereflisi kabul ettiğimiz insanların temel özelliklerini, sosyologlar, örneğin, Profesör Doktor Mübeccel Kıray şöyle tespit ediyor ve diyor ki "İnsan, iki temel özelliğe sahip. Bir, insan alet yapar; iki, insan simge yapar."

İnsanın alet yapmasına ilişkin temel özelliğinin klasik örneği -okul kitaplarında da gösterilen- bir ağaçtan elma ya da armudu düşürmek istiyorsanız ve boyunuz yetmiyorsa sırığı kullanırsınız; yani, inorganik bir enerjiyi kullanırsınız. Tekerleğin icadı, yine, insanın alet yapma özelliğinden türemiştir. İnsan, inorganik enerjiyi yaparak, diyelim onbeş saatte yürüyerek gidebileceği bir yere, bu inorganik enerjinin, organik enerjiye ilavesiyle kısa bir sürede gider.

Bir ikinci özelliği simge yapması. İşte, kullandığımız lisanımız, trafik işaretleri, hukuk normları, bunların hepsi, bizim, insan olarak sahip olduğumuz özellikten kaynaklanıyor. Bir, simgeler dizisi yapıyoruz ve bunlarla toplumsal yaşamı, doğa ile insan arasındaki ilişkiyi tanzime çalışıyoruz.

Muhterem milletvekilleri, görüldüğü gibi, gerek alet yapma hususunda gerekse simge yapma hususunda kadın ile erkek arasında en küçük bir farkın olmadığı, olamayacağı aklen de, fiziken de olmadığı çok açık ortada.

Konunun hukukî bölümüne geldiğimiz vakit, karşımıza önce uluslararası bazı normlar çıkıyor, örneğin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine baktığımız vakit, bizim ulusal hukukumuzda, sözgelişi Anayasamızın 10 uncu maddesinde ifadesini bulduğu gibi herkes dil, din, ırk, tabiî cinsiyet... Demek ki, uluslararası olsun, ulusal olsun hukuk normları da, hukuk karşısında cinslerin eşitliğini, içinde yaşadığımız yüzyılda, yıllar öncesinden kabul edegelmiş. Bu açıdan da baktığımızda, cinsinden ötürü bir kadının, bir erkek cinsine karşı daha az haklara sahip olabileceğini söylemek mümkün değil. Çünkü, kanun önünde eşitlik maddesini, biraz önce Anayasamızın 10 uncu maddesi olarak takdirlerinize sunmuştum, konunun dinî kısmına ilişkin yüce kitabımız Kur' an-ı Kerime de müracaat ettiğimiz vakit, doğru bir yorumlamayla, doğru bir gözlemle, yaklaşımla ele aldığımız vakit, bugün safsata olarak ve Kur' an-ı Kerim'n gerçek manasına hakaret olarak, yanlışlık, haksızlık olarak konuşulan işte İslamda şöyledir kadın yeri gibi -burada çok değerli eski Diyanet İşleri Başkanımız da var, sayın milletvekilimiz- ben haddimi aşmadan sadece bu doğru tespiti sizin dikkatlerinize sunmak istiyorum. Cahiliye dönemine ilişkin birtakım şeyleri, bugün, fiiliyatta, kaba güç felsefesini, hukuk kavramı karşısında tercih eden insanların, uygulamadaki bir ayrıcalıklarını elden kaptırmama yaklaşımı zihniyeti olarak söylersek; demek ki, dinî açıdan da kadın ve erkek arasında en küçük bir eşitsizliğin söz konusu olamayacağını, belki -mutlaka adına eşitsizlik dememiz gerekirse- bizim dinimizde, kadından yana, daha değer verici bir yaklaşımın olduğunu da söylemek, hakkaniyetin gereğidir diye düşünüyorum.

Konunun siyasî boyutuna gelirsek, demokrasinin iki temel kurumunun birisi seçim, öteki temsil ise, temsil kurumuna ilişkin olarak, kadınların eksik temsilinin, Türkiye'deki demokrasinin yapısal unsurları içerisinde, arızalı bir duruma yol açtığını da söylemek gerekir. Demek ki, siyasal katılma yollarının, hem hukukî düzenlemelerle hem fiiliyattaki birtakım bakış açıları nedeniyle, kadınlarımıza kapalı ya da tıkalı ya da engellerle dolu olması nedeniyle de böylesi bir eşitsizliğin siyasî temelinin olmadığını; eşitsizliğin tercihi halinde de mevcut arızalı tablonun ortaya çıktığını söylememiz gerekir.

Bu çerçevede baktığımız vakit, madde metnine ilişkin de bir açıklama yapmak istiyorum. Artık, önümüze bu şekliyle geldiği için, değiştirilmesi, sanıyorum, yeni bir prosedürü gerektirecek, hukuk teknolojisi açısından, belki, Sayın Bakanlığın pek benimsemeyeceği bazı değişiklik önerilerini de getirebilecekler. Ben, bu konuda 25.3.1997 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Türk Medenî Kanununun 153 üncü maddesinde değişiklik yapılmasına dair bir kanun teklifi sunmuştum. Burada -tabiî, tüm kadınlardan özür dilememe gerek de yok aslında- "karı" tabiri, "karı-koca" tabiri, Medeni Kanunumuzun bir tabiri, teknik bir tabir; en küçük bir tahkir amacı tabiî ki taşımıyor.

Madde 1'i şu şekilde dilerdim: "III- Karının

Madde 153. Karı, kocasının aile ismini taşır.

'Ancak dilerse evlilikten önce taşıdığı aile ismini de, kocanın aile ismi ile birlikte taşımaya devam edebilir.'

Eşler, müşterek saadeti temin hususunda güçleri yettiği kadar birbirlerinin muavin ve müşaviridirler. Eve kadın bakar." Bu şekilde bir değişiklik teklifini sunmuştum.

Şimdi, bu konunun gerekçesinde, tabiî, uluslararası hukuk normları dediğimiz vakit, herhalde, bizim taraf olduğumuz Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin 16/1-g maddesini de anmamız gerekir.

Biraz önce konuşan, DSP sözcüsü Sayın Hikmet Sami Türk Hocamızın, bu, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinden yaptığı alıntılar var, onları, tekrar olmaması için sadece paylaştığımı belirterek geçiyorum.

Bu bahsettiğim 16/1-g maddesi hükmü, aile adı konusunda her iki eş için eşit kişisel hak öngörmektedir. "Eşit kişisel hak" ifadesi, herkesin kendi aile adını korumasını kapsamaz. Aile birliğinin temelini oluşturan paylaşma ve meydana gelen birlikteliğin teklik unsuru, şüphesiz tek bir aile adını gerektirir; ancak, kadın, kişisel hak olarak, kızlık soyadını da, evlilikte aldığı aile adıyla birlikte kullanabilmelidir diye düşünmüştüm.

Sayın milletvekilleri, konunun, Türkiye açısından manevî bir yönünün olduğunu, manevî bir önemi haiz olduğunu da dikkatlerinize sunmak isterim. Düşününüz ki, belirli bir yaşa kadar toplumda belirli bir statü elde eden bir Kişi, o tanınmışlığını, Medeni Kanunun var olan hükmü çerçevesinde, bir başka kimlik adı altında yürütmek mecburiyetiyle baş başa bırakılıyor. O nedenle, böylesi bir değişikliğin -ben, hiç de öyle, bu sadece bir soyadı değişikliğidir filan gibi bir yaklaşıma burada maalesef katılamam- önemli bir adım olduğu düşüncesindeyim.

Burada, fırsat bulmuşken ve hoşgörünüze sığınarak, böylesi konuların toplumda sanıldığından çok daha fazla önem taşıdığının bir delili olması niyetiyle, bir başka hususu da dikkatlerinize getirmek istiyorum. Örneğin, "evlilik içi tecavüz" diyoruz. Kanun teklifim verilmeden önce, bilhassa, bu konuda araştırmalar yaptım. Baktığınız vakit, mahkemelere, var olan sorunların ancak yüzde 1'inin, 2'sinin intikal edebildiğini, tüm savcılarımız, hâkimlerimiz bana ifade ettiler. Üniversitelerin konuya ilişkin kurumlarına gittim, oradaki yetkililerine gittim, inanamayacağınız kadar vahim bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz çıkmakta ortaya. Sadece altı yıl içinde, 83 165 davanın açıldığı... Sayın milletvekilleri, ancak yüzde 1, yüzde 2 gibi bir oranda sorunun mahkemelere intikal edebildiği gerçekse -haydi diyelim 2 katı olsun, 4 katı olsun, yüzde 10'u yansıyor olsun- demek ki, milyonlarca insan, sorununu, hukuk sisteminin önünde tartışamadan, hakkını arama çabasına giremeden, yaşam içerisinde, kendisiyle, belki de Allah'ıyla, belki de sevdiği bir - iki yakınıyla paylaşmak mecburiyeti içerisinde.

Yine dikkatlerinize sunmak isterim; 1952 yılında, fücur suçuyla ilgili -ben kanun teklifini verdikten sonra karşılaştım bu gerçekle- ya da ensest dediğimiz suça ilişkin, Türk Ceza Kanununda bir hüküm yok. Bunun, çağdaş ceza hukuku anlamında, mukayeseli ceza hukukunda ne kadar geri bir düzenleme olduğunu, bana, örneğin, Marmara Üniversitesi profesörlerinden ünlü Ceza Hukuku Profesörü Sayın Emin Artuk Hocamız da yaptığı çalışmalarla ifade ettiler.

1952 yılında, bu konuda, İzzet Akçal ve arkadaşları tarafından bir kanun teklifi getirilmiş -kaderin cilvesi diyeyim- bir Aydın Milletvekili Nail Geveci Bey, yaptığı konuşmada, Genel Kurulu etkileyebilmiş "Efendim böyle şey olur mu; Türk toplumunda fücur suçu, ensest suçu olabilir mi; bizim örf ve âdetlerimiz, dinimiz, geleneklerimiz filan buna mânidir" demiş. Ne yazık ki, Genel Kurul, Nail Beyin düşüncesi doğrultusunda oy kullanmış; ben, baktım, 1952 yılında. Bilemiyorum; yüksek huzurlarınızda bu suçu tanımlama konusunda kelime bulmakta zorluk çekerim. Hem ahlaken hem dinen; ne bileyim...İnsanlık suçu... Yani, o insanın, olsa olsa, psikologlara filan götürülmesi lazım, toplumdan tecrit edilmesi lazım. Hepimizin çoluğu çocuğu var, hepimiz cemiyet içinde yaşıyoruz; bunun, öyle, siyasî bir şeyi de yok.

Öyle rakam çıktı ki... Gerçek rakam, ne yazık ki, devletimizin elinde istatistik olarak bulunmuyor. Sadece, bu konunun uzmanı, diyelim kriminologlarla, diyelim ceza hukuku siyaseti uzmanlarıyla, psikologlarla, psikiyatrlarla yaptığım yüz yüze görüşmelerde -ona, isterseniz, bir nevi anket diyelim - hiç kimse gerçek bir rakam veremedi; ama, tahmin edebileceğimizin çok üstünde, böylesi bir sorunu, ülkemizde, maalesef, yaşadığımızı, ayrıca, bunun, sadece bir ülkeye özgü bir suç türü olmadığını, başka başka ülkelerdeki, bunun, medeniyetle, gelişmişlik derecesiyle filan da bir ilgisinin olmadığını, Amerikasından, Batısından, Avrupasından da örneklerini vererek getirdiler. Ben, açıkçası, tablonun böylesi vahim boyutta olduğunu, kanun tekliflerini... Zinaya ilişkin de öyle; kadın-erkek eşitsizliğinin, bir başka, maddelere yansımış, kanunlara yansımış simgesidir o. Yargıtayımızın bir kararında, sadece bir saat, bir erkekle bir arabanın içerisinde dolaştığı karine kabul edilerek, o kadının zina suçunu işlediği hükmüne varılabiliyor. Tabiî, yasalar böyle olunca, hâkimlerimizin yapabileceği bir şey yok, onları tenzih ederim; ama, kabul ediniz ki, biz, Ceza Kanunumuzu, ta 1889'lardan bu yana, Zanardelli Kanunlarından bu yana, İtalya'yı mehaz olarak almışız, daha sonra değiştirmişiz 1930'da ama, İtalyanlar, o 1930 değişikliği sonrasında kendi kanunlarındaki anayasaya aykırı hükümleri, örneğin 1968 yılında, İtalyan Anayasa Mahkemesi kararıyla değiştirmişler, çağdaş düzenlemeye uygun hale getirmişler; ama, ülkemizde -gerçi, zinaya ilişkin en son Anayasa Mahkememizin verdiği kararın çağdaş düzenlemeye yakın olduğu söylenebilir ama- hukuk tekniğini bilenler açısından da, orada kadına göre değil de erkeğe göre bir pozisyon alışın, değerlendirmede, fiiliyatta yine var olan eşitsizliği, adaletsiz durumu sürdürdüğünü de söylememek ne yazık ki mümkün değil. Ben dilerim, Sayın Devlet Bakanımız, bu konuya ilişkin çalışmaları da, bir an önce Yüce Heyetinizin önüne getirebilme hususunda sürdürdüğü gayretlerini esirgemez, bırakmaz; Adalet Komisyonumuz da bu konuda aynı tutumu inşallah sürdürür ve biz Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, eğer bir parça, hani o toplumsal prestij sıralamalarında gerilerde gösterilmişliğimizden rahatsızlık duyuyorsak, dilerim, var olan toplumdaki, fiiliyattaki buna benzer sorunların yasalar düzeyinde giderilmesiyle, hep birlikte bunun onurunu, prestijini yaşarız diye düşünüyorum.

Şahsım ve Grubum adına, beni dinlediğiniz için hepinize teker teker teşekkür ediyorum; en üstün saygılarımla hepinizi selamlıyorum. (ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalova.

Gruplar adına, Doğru Yol Partisinden Sayın Ümran Akkan.

Buyurun efendim. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA ÜMRAN AKKAN (Edirne) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Hükümetimizin Yüce Meclisin huzuruna getirdiği kadınlara evlendikleri zaman kızlık soyadını da eşinin soyadıyla birlikte kullanabilmelerine imkân tanıyan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 153 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı hakkında Doğru Yol Partisinin görüşlerini aktarmak üzere, huzurunuzda bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının hazırlanmasındaki esas neden, özellikle, evlenmeden önce ticarî faaliyet yürüten hekim, avukat veya ticarî faaliyetlerini kendi soyadıyla yürüten diğer meslek dallarındaki sanatçı arkadaşlarımızdır. Kişi, belli bir süreç sonucunda o soyadıyla tanınır hale gelmekte ve evlenince de bu soyadını kaybetmektedir. Bu da, onun, müzik alanı olsun, sanatın her dalında olsun, avukat, hâkim, ticaret yapan bir insan olarak yürüttüğü faaliyetler yönünden piyasadan silinme noktasına gelmesine neden olabilecektir. Bu piyasa, sadece ekonomik alanda değil, sanat dünyası ve manevî açıdan da olabilir. Bu nedenlerden dolayı, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 153 üncü maddesinde, kadın isterse ve müracaat ederse -tabiî ki, bu, nüfus idaresine olacaktır- bekârlık soyadını eşinin soyadından önce kullanabilecek; ama, temel gerekçe, bahsettiğim bu alanlarla beraber psikolojik tatmin noktasındadır. Mesela, hiç erkek evladı olmayan ailelerimiz vardır. Bu aileler de kendi soyadlarının devamını dilemekte ve arzu etmektedirler. Onlar da kendi soyadlarının, en azından, erkek çocuklarında olduğu gibi, kızlarında da sürmesini arzu etmektedirler. Sadece kendi soyadını kullabilmesinin, nüfus kütükleri açısından problemi vardır; yani, bazı görüşlerde, kadın sadece kendi soyadını kullanabilmeli denmektedir. Bunun, bildiğiniz gibi, nüfus kütükleri açısından büyük problemi çıkacaktır. Tasarı, çocuklar için annesinin soyadını almaya imkân tanısa, o zaman nüfus kütüklerinde aileler bölünmüş olur. Bu da, nüfus idaresi açısından ve sonradan, ailenin geçmişini bulmak konusunda bir problem doğuracaktır.

Sonuç olarak, kadın, eşinin ve kendi soyadını kullanmakla, hem kendi soyadından mahrum olmayacak hem de eşinin soyadını kullandığı için, nüfus kütüklerindeki karmaşa olmayacaktır. Zaten, toplumda fiilî bir durum vardır. Fiilen, hanımlar kendi kızlık soyadlarını da eşlerinin soyadıyla beraber kullanmaktadırlar, birçok hanım bunu yapmaktadır. Bu fiilî durum, bu şekilde, hukukî hale geçecektir.

Biz, Doğru Yol Partisi olarak, tasarıyı destekliyoruz. Yüce Parlamentodan da, tasarının kabulü noktasında destek bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, aile çok önemli bir kurumdur. Aile sadece kadınlardan oluşmamaktadır. Kadınıyla, erkeğiyle, çocuklarıyla beraber bu çok önemli kurumda, her türlü eşitlikten bahsedildiği bir ortamda, bir kadının da kendi soyadını kullanabilme hakkı olmalıdır diyoruz.

Tekrar ediyorum, Yüce Parlamentodan, bu kanun tasarısının kabulü noktasında destek bekliyoruz ve destekleyeceğinize de şimdiden teşekkür ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (DYP, RP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akkan.

Şimdi, şahısları adına, Sayın Hikmet Sami Türk. (DSP sıralarından alkışlar)

Bir dakika, Sayın Türk...

Sayın Keleş, İçtüzüğümüz, şahsı adına müracaat eden kişiye, bu söz hakkını, grup adına konuşsa da, vermemizi öngörüyor; takdir kendilerinin.

BİRGEN KELEŞ (İzmir) – Bağışlayın ama, Partinizle ilgili olarak fazla objektif davranmadığınız kanısındayım.

BAŞKAN – Sayın Keleş, bu el yazıları bana ait değil; bürokrat arkadaşlarımıza verildi. Ben, bu konudaki suçlamanızı, size iade etmek durumundayım. Yani, bu arkadaşlar, önce davranıp isimlerini bildirmişlerse benim yapacağım bir şey yok...

BİRGEN KELEŞ (İzmir) – Ben görüşümü bildirdim.

BAŞKAN – ... benim partimden oldukları için, sıralarını geriye atmaya da hakkım yok.

BİRGEN KELEŞ (İzmir) – Doğru.

BAŞKAN – Ayrıca, arkadaşlar uyarıyorlar; herkesin gönderdiği başvurunun saati var ve siz, üçüncü sıradasınız.

BİRGEN KELEŞ (izmir) – Doğrudur.

BAŞKAN – Sayın Hikmet Sami Türk'ün başvurusu; 6 Mayıs 1997 tarihli, saat 17.05. İkinci sırada Sayın Emin Karaa'nın başvurusu; 8 Mayıs 1997 tarihli, saat 14.10. Siz, bugün 14.5.1997 tarihinde, saat 15.33'te başvurdunuz;.onun için "Partinizle ilgili objektif değilsiniz" sözünüzü...

BİRGEN KELEŞ (İzmir) – Şimdi edindiğim bir kanaat değil; onun için bu kanaatimi koruyorum. Bu, bu olayda oluşmuş bir kanaat de değil.

BAŞKAN – Bu olayda dile getirdiğiniz için, bu kanaatinizin de objektif olmadığını ben buradan ilan etmek zorundayım. (DSP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Türk.

HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; soyadı, bir aileyi tanıtan, onun bireylerini başka ailelerin bireylerinden ayırt eden, böylece, aile bireylerinin kimliğinin ortak unsurunu oluşturan ve kuşaktan kuşağa aktarılan aile adı olarak tanımlanabilir.

Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, soyadının başlıca işlevleri; aileyi tanıtmak, ailenin birliğini ve sürekliliğini göstermektir. Geleneksel toplum düzenlerinde bu işlevler, soyadının koca veya baba kimliğiyle, erkeğin soyunu belirtmesi biçiminde gerçekleşmektedir.

Çeşitli toplumlarda farklı biçimlerde ve zamanlarda ortaya çıkan, bizde de eskiden genellikle babayı veya ortak atayı gösteren sözcük veya takılarda ifadesini bulan soyadı, çağdaş anlamıyla ancak, Cumhuriyet Döneminde yasal düzenleme konusu olmuştur. 21 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen ve yayımından altı ay sonra 2 Ocak 1935 tarihinde yürürlüğe giren 2525 sayılı Soyadı Kanunu, her Türk için, öz adından başka, soyadı da taşıma zorunluğunu getirmiştir. Soyadı Kanununa göre, ailede soyadı seçme görev ve hakkı, evlilik birliğinin başkanı olan kocaya aittir. Bununla birlikte, kocanın ölmüş ve karının evlenmemiş olması ya da kocanın akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle vesayet altında bulunması ve evliliğin devam etmesi durumlarında soyadı seçme hak ve görevi karınındır.

Türk Medenî Kanununun şimdi değiştirilmesi görüşülen 153 üncü maddesine göre, karı, kocanın aile adını taşır. Aynı kanunun 141 inci maddesinde ise, boşanan kadının yeniden bekârlık soyadını alması öngörülmekle birlikte, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaatı bulunan ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği anlaşılan kadına, kendi isteği ve hâkimin izniyle, kocasının soyadını taşıma olanağı tanınmıştır.

Yine, Türk Medenî Kanununa göre, nesebi sahih olan çocuk, babasının soyadını; evlilik dışı doğumda anasına kalan çocuk, anasının aile adını; evlatlık, kendisini evlat edinen kişinin aile adını taşır.

Görüldüğü gibi, yürürlükteki Türk hukukunda soyadıyla ilgili hükümler, geleneksel anlayışı yansıtmaktadır. Oysa, bir yandan kadın-erkek eşitliğinin çağdaş hukuk sistemlerinin temel ilkelerinden biri durumuna gelmesi ve çeşitli alanlarda somutlaştırılması, öbür yandan da, sanayileşmeyle birlikte geleneksel aile yapısının değişmesi ve geniş aile ya da büyük aile tipinin, yerini, çekirdek aile tipine bırakması, aile hukukuna, bu arada, kadının soyadına veya aile adına yansıyan değişikliklere yol açmıştır. Bu değişiklikler, özellikle 20 nci Yüzyılın ikinci yarısında kabul edilen çeşitli uluslararası belgelerde ve ulusal yasalarda izlenebilir. Örneğin, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin 16 ncı fıkrasının (g) bendine göre, taraf devletlerin kadın-erkek eşitliği ilkesine dayanarak kadınlara sağlayacakları haklar arasında, "aile adı, meslek ve iş seçimi dahil, karı-koca için eşit kişisel haklar" da vardır. Aslında, aile hukukunda bu arada soyadı konusunda kadın-erkek eşitliği ilkesi, anılan uluslararası sözleşmeden önce de bazı ülkelerin yasalarında uygulama alanı bulmaya başlamıştır.

Günümüzde, özellikle, Alman, İsviçre, İtalyan ve Fransız hukuklarında, evli kadının soyadı konusunun kadın-erkek eşitliği ilkesinde düzenlendiğini görüyoruz. Çağdaş toplumlar arasında yer almak isteyen Türkiye, hem bu gelişmeye ayak uydurmak ve Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkesine yeni bir anlam vermek hem kendisinin de katıldığı uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini yerine getirmek durumundadır. Bu, aile hukukunun çeşitli sorunları gibi, kadının soyadı konusunun da, kadın-erkek eşitliği ilkesinin ışığında ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Görüşmekte olduğumuz tasarıda, Türk Medenî Kanununun 153 üncü maddesinin yürürlükteki birinci fıkrası, değişik bir ifadeyle korunmakla birlikte, kadına, kocasının soyadıyla birlikte bekârlık soyadını da kullanma olanağı tanınmaktadır.

Yeni düzenleme için genel gerekçede şu açıklama yapılmıştır: "Kadının evlenmeden evvel meslek ve iş hayatında tanınmış olması halinde veya bazı düşüncelerle eski soyadını kaybetmek istememesi durumunda, kocasının soyadıyla birlikte bekârlık soyadını da kullanabilmesine imkân tanınması günümüzde bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır."

1 inci madde gerekçesinde de, sosyal gereksinmelerin bir sonucu olarak kadının kendi aile soyadını kullanma ihtiyacına yanıt vermekten söz edilmektedir.

Bu gerekçeler ve önerilen yeni düzenleme, genel olarak yerinde olmakla birlikte, kocasının ölümünden veya boşanmadan sonra ikinci kez evlenen kadının, ilk evliliği sırasında, meslek ve iş hayatında kocasının soyadıyla tanınmış olması durumunda, o soyadını yeni kocasının adıyla birlikte kullanma gereksinmesini karşılamaktan uzaktır. O nedenle, tasarının 1 inci maddesiyle değiştirilen Türk Medenî Kanununun 153 üncü maddesinin birinci fıkrasının bu durumu da kapsayacak bir ifade genişliğiyle yeniden yazılması gerekir. Bu yönde arkadaşlarımla birlikte beraber verdiğim bir değişiklik önergesinin dikkate alınmasını, Sayın Komisyondan ve Hükümetten dilerim.

Öte yandan, tasarı, tam bir eşitlik getirmek iddiasında değildir. Nitekim, yürürlükteki Alman Medenî Kanununda olduğu veya Türkiye'de bilinen örnekleriyle, bazı becerikli kadınların fiilen gerçekleştirdiği gibi, karının soyadının da ortak aile adı olarak kabul edilmesi olanağı getirilmemiştir. 1 inci madde gerekçesinde, bu konuya ışık tutabilecek açıklama şöyledir: "Çocukların soyadı konusunda ortaya çıkacak sorunları gidermek açısından maddenin tasarıda yer aldığı şekilde düzenlenmesi gerekli görülmüştür."

Şüphesiz, başlangıç noktası olarak alınabilecek bir aileden çıkacak kollarla, her yeni evlilikte yeni bir soyadı kabulüne olanak verecek bir düzenleme getirmek, soyut kadın-erkek eşitliği bakımından çekici bir düşünce olmakla birlikte, bu, soyadı kavramının anlam ve işlevlerini tamamıyla ortadan kaldırabilecek bir gelişmeye de yol açabilir. O nedenle, kadın-erkek eşitliğini, soyadı kavramının anlam ve işlevleri içerisinde biçimlendirmek gerekir. Bu çerçeve içerisinde, kadına, kocasının soyadıyla birlikte önceki soyadını da kullanma hakkını veren bir düzenleme, hem eşlerin karşılıklı menfaatlarını dengelemek, hem ailenin birliğini ve sürekliliğini korumaktaki toplum yararını gözetmek bakımından en gerçekçi çözüm yolu olarak görünmektedir. Bu, aynı zamanda, Anayasanın 10 uncu maddesindeki cinsiyetlerin eşitliği ilkesiyle, aileyi Türk toplumunun temeli sayan 41 inci maddesini bağdaştıran bir çözüm yolu niteliğindedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarı, aile hukukunun, kadın erkek eşitliğiyle bağdaşmayan sadece bir yönünü ve o da eksik olarak düzenlemektedir. Bu tasarının, evlilikte kadın erkek eşitliğini tam olarak gerçekleştirecek, özellikle evlilikteki yasal mal rejimini bu anlayışla yeniden düzenleyecek geniş kapsamlı bir aile hukuku reformunun başlangıcı olmasını dilemekteyim.

Bu anlayışla, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DSP, ANAP, DYP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türk.

Şahsı adına, Sayın Emin Karaa; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

EMİN KARAA (Kütahya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk Medenî Kanununun 153 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının tümü hakkında şahsım adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türk Medenî Kanunu, 1926 yılında İsviçre'den alınıp Türkçeye çevrilerek yürürlüğe konulmuştur. Yabancı ülke hukukuna başvurulması, tarihte sıkça rastlanılan bir durumdur. Ancak, yabancı hukuk alımı, bir kez almakla sona eren bir süreç değildir. Kanunu alan ülkenin yasama organı tarafından bu hukuku destekleyecek, zenginleştirecek yönde yeni yasalar yapılması gerekmektedir. Bizim Medenî Kanunumuz İsviçre'den alınıp uygulama alanına konulduğunda, hukukun, toplumun ilerisine geçmesi söz konusu olmuştu. Ancak, toplumun ilerisinde bulunduğu 1926 yılından bu yana, Türk Toplumunda çok şey değişmiş ve Kanun, özellikle, evli kadının kocası karşısındaki konumu açısından, günümüzde, toplumun gerisinde kalmıştır. Medenî Kanunumuz, bugün taşıdığı bazı hükümlerle, günümüz Türkiyesine uymayan ve kadın erkek eşitsizliği yaratan bir metin olarak yürürlükte bulunmaktadır. Bu nedenle, Medenî Kanunun toplumun gerisinde kalmış bazı maddelerdeki hükümlerini, güncel, sosyal gerçeklik, çağdaş gereksinim ve ölçütler doğrultusunda, kadın erkek eşitliğini sağlamaya yönelik olarak yeniden düzenlemek gereklidir. Bu açıdan bakınca, önümüzde bulunan Türk Kanunu Medenîsinin 153 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı bir başlangıç olarak kabul edilmelidir.

Medenî Kanunun söz konusu 153 üncü maddesinin birinci fıkrası "karı, kocasının aile ismini taşır" hükmünü içermektedir. Getirilen kanun tasarısında ise, kadının, evlenmeden önceki eski soyadını kaybetmek istememesi durumunda, kocasının soyadıyla birlikte bekârlık soyadını da kullanabilmesine olanak tanınmaktadır. Kadın, bunu evlendirme memuruna söyleyecek veya daha sonra nüfus memuruna yazılı olarak bildirecektir. Böylece, kadının bekârlık soyadı, kocasının soyadının önünde yer alabilecektir.

Bu kanun değişikliğiyle, kadın haklarının ele alınıp, Medenî Kanunda gerekli değişiklikler yapılması açısından bir adım atılmıştır; ancak, bu yeterli değildir. Medenî Kanun, günümüzde eşler arasındaki ilişkiler açısından, insan haklarına, eşlerin eşit haklardan yararlanma ilkesine, uluslararası sözleşmelere ve Anayasaya aykırıdır. Türk Medenî Kanununun aslı olan İsviçre Medeni Kanununda ve bütün çağdaş ülkelerde kadınların eşit haklardan yararlanmasını sağlayan gerekli değişiklikler yapılmıştır. Oysa, ne yazık ki, bizde, kadın haklarıyla ilgili, Medenî Kanunda hiçbir temel değişiklik yapılmamıştır. Halbuki, dünya ülkeleriyle kıyaslandığında, kadına seçme ve seçilme haklarını tanıyan siyasal haklar, pek çok Avrupa ülkesinden çok önce Türk kadınına tanınmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, burada, Türk kadınına aile içindeki yerini koruma ve muhafaza etme bakımından göstermelik bir bekârlık soyadını kocasının soyadına eklemekten öte, çok daha önemli olan, aile birliğinin devamı açısından önem arz eden değişiklikleri bir bütün halinde yapmalıydık. Örneğin: Eşlerin ikametgâhlarını birlikte seçmeleri yerinde ve doğru bir karar olmakla birlikte ve tatbikatta da böyle olduğu halde, Medenî Kanunun 21 inci maddesi "Kocanın ikametgâhı karının ikametgâhı addolunur" demektedir. Bu, bir çarpıklıktır.

Medenî Kanunun 152 nci maddesi "Koca, birliğin reisidir; evin seçimi karı ve çocukların münasip veçhile iaşesi ona aittir" demektedir. Oysa, hiç de böyle değildir. Bugün, ülkemizde, evin seçiminde de, aile birliğinin sorumluluklarının paylaşımında da, kadın ve erkek eşit konumdadır ve birlikte karar verirler. Öyleyse, mevcut olan bu durumu, niye Kanundaki değişikliği yaparak yasalaştırmıyoruz?

Keza, Medenî Kanunun 154 üncü maddesi, birliğin reisinin koca olduğunu söyler. Oysa, bu hususun da eşitlik ilkesine uygun olarak, evlilik birliğini her iki eşin de temsil edebileceği şeklinde değiştirilmesi gerekir.

Medenî Kanunun 263 üncü maddesinde düzenlenen velayet hakkının kullanılmasında, anlaşmazlık halinde babanın oyunun mutaber olacağı da temel olarak eşitlik ilkesine fevkalade aykırıdır. Bu örnekleri uzatmak mümkündür.

Son olarak, eşlerin mal rejimini düzenleyen Medenî Kanunun 170 inci maddesinden bahsetmek isterim. Bu madde, eşler arasında mal ayrılığı esasını getirmekle, tatbikatta pek çok kadının boşanmadan sonra mağduriyetine neden olmaktadır. Bu nedenle, anılan maddenin, mal ortaklığına cevaz verir şekilde değişmesi gerekir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütün bu örnekleri şunun için veriyorum: Türk Medenî Kanununun, eşlerin eşit haklardan yararlanması ilkesi çerçevesinde yeniden ele alınması gerekiyor. Esasen, Türk toplumu ve Türk kadını, bugün, 1926 yılında kabul edilen Medenî Kanunun çok önündedir; bir başka ifadeyle, Kanun, toplumun gerisinde kalmıştır. O nedenle, Hükümetin, kapsamlı bir tasarıyla gelmeyip, salt, kadına evlenmede bekârlık soyadını da kullanabilmesini içeren basit ve göstermelik bir maddeyi karşımıza getirmesini anlayamıyorum. Bu kanun tasarısı hazırlanıp, Bakanlar Kurulu kararıyla, Başbakan tarafından Meclise sunulmakla, kadının bekârlık soyadı, koca sayadının önünde yer almakla ne kazanılacaktır? Böylece, Hükümet, kadınların gönlünü mü alacaktır?

Bu Hükümet, bu Meclis, kadın haklarıyla ilgili olarak, kadın erkek eşitliği cümlesinden olmak üzere, evlenmenin umumî hükümlerinde, birliğin temsilinde, birliğin korunmasında, karı koca mallarının idaresinde, mal ayrılığı ve birliğinde, velayetin tayininde ciddî, kalıcı, eşler arasında adalet ve eşitlik ilkesine dayanan ve kadının hakkını kadına teslim eden geniş kapsamlı bir tasarı paketiyle gelmedikten sonra, salt, kadının bekârlık soyadının, evlenmede, koca soyadının önünde yer almasına dair 153 üncü maddenin birinci fıkrası değişse ne olur değişmese ne olur?!

Bu değişikliği takiben, yapılacak geniş kapsamlı bir tasarı Meclise gelmezse, Türkiye, imza koymuş olduğu, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmeye sadık kalarak, kadınlara karşı ayırımcılık oluşturan mevcut yasa, yönetmelik, âdet ve uygulamaları değiştirmek veya feshetmek için, yasal düzenlemeler de dahil, gerekli bütün önlemleri almazsa, bu cümleden olmak üzere, kadın erkek eşitliğini sağlamaya yönelik olarak, Medenî Kanunun, özellikle 21, 98, 152, 155, 156, 170 ve 263 üncü maddeleri değiştirilmezse, Türk kadını, bugün görüşülen ve büyük bir olasılıkla yasalaşacak olan tasarıya göstermelik değişiklik olarak bakacak ve gülüp geçecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karaa.

Tasarının tümü üzerindeki müzakereler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

Türk Kanunu Medenisinin 153 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesine

Dair Kanun Tasarısı

MADDE 1. – 17.2.1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 153 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak kadın, evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı başvuru ile kocasının soyadı ile birlikte bekârlık soyadını da kullanabilir. Bu takdirde bekârlık soyadı önde yer alır."

BAŞKAN – Madde üzerinde, gruplar adına, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Zerrin Yeniceli söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Yeniceli. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA ZERRİN YENİCELİ (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk Kanunu Medenisinin 153 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım.

743 sayılı Türk Medenî Kanununun 153 üncü maddesinin birinci fıkra hükmü "Karı, kocasının aile ismini taşır" biçimindedir. Yeni düzenlemeyle, kural olarak, kadının, evlenmekle, kocasının soyadını alması benimsenmekte ise de, kadın, dilerse, ilgili mercie başvurarak bekârlık soyadını da kullanabilecektir.

Bununla birlikte, konuşmamın özü, kadınlara dair ayırımcı yasa maddelerinin kaldırılmasının gerekli ama, yeterli olmadığına ilişkin olacaktır.

Bu yasa tasarısı vesilesiyle, kadınlarımızın sorunlarına bu kürsüden bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

Kadın platformu ve örgütlerinin, basın bildirileri ve imza kampanyalarıyla güncelleştirdiği Medenî Kanunla ilgili kanun tasarısı, kısmen de olsa, nihayet, Meclis gündemine gelmiştir.

17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen, 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren Medenî Yasa, hepimizin bildiği gibi, kadına yönelik ayırımcı maddeler içermektedir. Kabul edildiği zamanda ilerici bir öz taşıyan; ancak, günümüze gelindiğinde toplumun gerisine düşen Medenî Yasanın kadın aleyhine olan hükümlerinin değiştirilmesi sosyal bir gerekliliktir. Bizlere düşen, bu gerekliliği yerine getirmektir. Çağın gerisinde kalan yasa maddeleri, zaten, kendiliğinden geçersizleşmeye mahkûmdur. Bugün, birçok kadınımız, hukukî olarak, eşinin soyadını kullanmak zorunda olsa bile, iş ve sosyal çevresinde kendi soyadına da sahip çıkmaktadır. Bu ve bunun gibi maddelerin değiştirilmesini istemek, yalnızca sosyoekonomik ve siyasî açıdan değil, teknik açıdan da gereklidir. Anayasanın "herkes yasa önünde eşittir" ve benzeri maddeleri ile imza attığımız uluslararası sözleşmeler, bugün, bütün bu değişiklikleri gerekli kılıyor. Vurgulamak istiyorum, Medenî Kanun başta olmak üzere, Ceza ve İş Yasalarındaki kadınlarla ilgili ayırımcı maddelerin de kaldırılması için, bütün milletvekilleri olarak gerekli gayreti göstermeliyiz.

Cumhuriyet kurulmadan önce, üst üste yaşanan savaşlar, Türk kadınını, hem sosyal yaşamın baş aktörü haline getirmiş hem de onu, hayat içerisinde eğitmiştir. Cumhuriyet dönemine geldiğimizde ise, Türk kadınına sosyal ve siyasal haklar tanıyan Atatürk, onun eğitimine özel önem verdiğini her fırsatta göstermiştir. Kadınlarımızın toplum içerisinde saygın bir yer kazanması için, öğrenim, meslek edinme ve çalışma haklarına sahip olması, yine, Atatürk'ün eşsiz öngörüsü sayesinde, birçok Avrupa ülkesinden önce kadınımıza sağlanmıştır. Ancak, sizler de takdir edersiniz ki, ülkemizin eşitsiz gelişmiş sosyoekonomik coğrafyası, hukukun hayata geçirilmesinde engelleyici, hatta geciktirici bir işlev görmüştür. Ülkemizin batısıyla doğusu arasında, kentiyle köyü arasında ve kentlerimizde seçkin semtlerle varoşlar arasında büyük bir eşitsizlik vardır. Şu soru üzerinde düşünülmesi gerekiyor: Doğudaki, köydeki ve varoşlardaki kadınlarımız, kültürel ve ekonomik baskıya rağmen, hukukun kendisine tanıdığı bu eşit olanakları nasıl kullanacak? işte, asıl hakkından gelinmesi gereken sorun budur.

Bu bağlamda, kadın haklarının hangi yöntem düzleminde ele alındığıyla ilgili olarak şu soruya verilecek yanıt önem kazanmaktadır: Kadınlar için insanca bir yaşam, çıkarılacak yasalarla mı sağlanacak? Hayır... Çalışma yaşamı düzenlenmedikçe; birçok kadınımız, sendikasız, sigortasız, düşük ücretle çalıştırıldıkça; kadınlara sosyal koruma ve haklar sağlanmadıkça; aslî görevleri eş ve ana olmak diye algılandıkça; eğitimlerine önem verilmedikçe; sadece göstermelik yasal düzenlemelerle, kadınlarımıza, insanca bir yaşam, elbette sağlayamayız. Bununla birlikte, yinelemek istiyorum, bu yasal düzenlemeler, yeterli olmasa da, sosyal bir gereklilik, tarihsel bir zorunluluktur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; istihdam sürecinde kadına biçilen rol, üzerinde durulması gereken bir başka önemli noktadır. Kadınlarımıza, iş yaşamının, geçici değil, sürekli olduğu bilinci verilmelidir; kendilerine güvenmeleri sağlanmalıdır. B