DÖNEM : 20 CİLT : 26 YASAMA YILI : 2

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

91 inci Birleşim

8 . 5 . 1997 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – YOKLAMALAR

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Kastamonu Milletvekili M. Hadi Dilekçi’nin, Gökırmak’ın taşması neticesinde meydana gelen tabiî afete ve bu bölgedeki çiftçilerin sıkıntılarına ilişkin gündemdışı konuşması

2. – Niğde Milletvekili Akın Gönen’in, Trafik Haftası ve trafik kazalarına karşı alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması

3. – Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, eğitimin önemi ve Türkiye’nin eğitim sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam’ın cevabı

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Polonya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Nevzat Ercan’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mehmet Salim Ensarioğlu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/788)

2. – Polonya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Ahmet Demircan’a dönüşüne kadar Devlet Bakanı. T. Rıza Güneri’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/789)

3. – Irak’a gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Recai Kutan’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Fehim Adak’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/790)

4. – Bursa Milletvekili Ali Rahmi Beyreli’nin (6/390, 391) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/179)

5. – Bazı milletvekillerine izin verilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/791)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Bitlis Milletvekili Kâmran İnan ve 23 arkadaşının, NATO genişlemesi konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/13)

2. – Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan ve 20 arkadaşının, Flash-TV’ye yapılan saldırı ve kapatma olaylarıyla ilgili iddiaları araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/185)

3. – İçel Milletvekili Mustafa İstemihan Talay ve 30 arkadaşının, Flash-TV’ye yapılan saldırı ve kapatma olaylarıyla ilgili iddiaları araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/186)

IV. – ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. – 306 sıra sayılı Yüksek Öğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin gündemdeki yerine ve (10/18), (10/27), /10/30), (10/113), (10/170), (10/185), (10/186) ve (10/25) esas numaralı Meclis araştırması önergeleri ve (9/13) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin gündemdeki yerleri, görüşme gün ve çalışma saatleri ve 13.5.1997 Salı ile 20.5.1997 Salı günkü birleşimlerde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerileri

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215)(S. Sayısı : 23)

2. – 17.7.1964 Tarihli 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2.9.1971 Tarihli 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile 17.10.1983 Tarihli 2926 Sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Göre Tahakkuk Eden Prim ve Diğer Alacakların Tahsilatının Hızlandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/573) (S. Sayısı : 250)

VI. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Antalya Milletvekili Sami Küçükbaşkan’ın, Antalya Bölgesinde yaşanan don olayının afet kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci’nin cevabı (7/2356)

2. – Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan’ın;

– Et ithalatına,

– Pamuk üreticilerinin desteklenmesine,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci’nin yazılı cevabı (7/2384, 2385)

3. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Umurbey Belediyesine yardım yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Abdüllatif Şener’in yazılı cevabı (7/2422)

4. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine ihracat yapan Türk firmalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Işılay Saygın’ın yazılı cevabı (7/2437)

5. – Bursa Milletvekili Feridun Pehlivan’ın, Yayladağ Tütün İşleme Fabrikasına işçi alınıp alınmayacağına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Nafiz Kurt’un yazılı cevabı (7/2440)

6. – Niğde Milletvekili Akın Gönen’in, İstiklâl Harbi gazilerine ödenen maaşlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Abdüllatif Şener’in yazılı cevabı (7/2443)

7. – Bursa Milletvekili Yahya Şimşek’in, 1997 bütçesi ek ödeneğinden iktidar milletvekillerine kaynak ayrıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Abdüllatif Şener’in yazılı cevabı (7/2460)

8. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, 54 üncü Hükümet döneminde belediyelere yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Abdüllatif Şener’in yazılı cevabı (7/2491)

9. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, vergi borcu olan kişi ve kuruluşlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Abdüllatif Şener’in yazılı cevabı (7/2493)

10. – İzmir Milletvekili Birgen Keleş’in, İstiklâl Marşının çalışmasında kadın sesinin yer almamasıyla ilgili bir talimat verilip verilmediğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Lütfü Esengün’ün yazılı cevabı (7/2496)

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.

Yapılan yoklamalar sonucunda toplantı yetersayısı bulunamadığından,

Gündemdeki konuları görüşmek için 8.5.1997 Perşembe günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 16.33’te son verildi.

Yasin Hatiboğlu

Başkanvekili

Ali Günaydın Fatih Atay

Konya Aydın

Kâtip Üye Kâtip Üye

 

 

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

8 Mayıs 1997 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Fatih ATAY (Aydın), Ali GÜNAYDIN (Konya)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 91 inci Birleşimini açıyorum.

Çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ediyorum.

Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalara başlıyoruz.

Önce, gündemdışı söz vereceğim.

Sayın Akın Gönen, hazır mı efendim? Sayın Gönen hazır değiller.

Diğer konuşmacıya gündemdışı söz vereceğim.

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Kastamonu Milletvekili M. Hadi Dilekçi’nin, Gökırmak’ın taşması neticesinde meydana gelen tabiî afete ve bu bölgedeki çiftçilerin sıkıntılarına ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN – Demokratik Sol Parti Grubumuzun Kastamonu Milletvekili Sayın Hadi Dilekçi, Taşköprü'de husule gelen tabiî afetlerle ilgili olarak söz talep etmişti; dün söz verme imkânımız olmadı.

Dün kendilerine söz vermeyi ifade ettiğim arkadaşlarıma bugün o sözü vermiş oluyorum; bugün, yeniden, başka arkadaşıma söz verme fırsatım olmadı.

Sayın Dilekçi, buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

M. HADİ DİLEKÇİ (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yağışlar nedeniyle, Kastamonu tarımının candamarı olan Taşköprü Ovasındaki tarım alanları su altında kaldı. Gökırmak'ın taşması neticesinde meydana gelen felaketi ve bu bölgede yaşayan çiftçimizin sıkıntılarını dile getirmek üzere, gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlarken, sel felaketine uğrayan Taşköprü ve Hanönü'nde yaşayan vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletirim. 0

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçimini tarımdan elde eden dargelirli insanların yaşadığı, işsizliğin ve fakirliğin had safhaya ulaştığı, devletin, hizmet açısından Ilgaz Dağının öbür yakasına ulaşamadığı, yıllar boyu, sağ hükümetlerin ihmaliyle, Türkiye'de en fazla göçün yaşandığı Kastamonu yöresinde, yoğun yağışlar ardından Gökırmak taştı. Germeç, Taşköprü ve Hanönü İlçelerine bağlı tüm köyleri etkisi altında bırakan sel, köylümüzü sıkıntı içerisinde bıraktı. Germeç yakınlarından Hanönü'ne kadar Taşköprü Ovasında binlerce dönümlük arazi sular altında kaldı. Sel baskınında en büyük zararı, Taşköprü'nün Acıgişe Mahallesi görürken, Çoroğlu, Bükköy, Kıranköy, Yeşilyurt, Masatlar, Donalar, Tekeoğlu, Akdoğan, Akdoğan-Teke, Alamakayış, Alamabatar, Alamaşişli, Yukarıçayırcık, Aşağıçayırcık, Aşağıemerce, Yukarıemerce, Çördük, Kornapa, Kuyluş, Böcü, Kadıköy, Çaykirpi, Yazıköy ile Etem Mahallesi, Teke Mahallesi ve Taşköprü'nün içmesuyunu karşılayan Keson kuyuları da zarar görmüştür.

Taşköprü Ovasında 15 bin hektarlık alanı kapsayan sel suları, sarmısak, kendir ve pancar ekili alanlarda 10 trilyon lirayı bulan büyük bir zarara yol açmıştır. Bu felaket, yörede yaşayan çiftçimizi büyük sıkıntıya sokmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karaçomak, Ersil ve Daday Çayı ile Karadere sularının birleştiği Gökırmak'ın taşması sonucu meydana gelen felaketten dolayı, Hükümet ilgisiz kalmış, bu bölgeye, bugüne kadar, inceleme yapmak üzere bir heyet göndermemiştir. Vilayetçe zarar tespiti yapılmaya çalışılmıştır. Ne yazık ki, yöre milletvekilleri de yöreye gitme tenezzülünde bulunmamışlardır.

Su altında kalan tarım alanlarında ekili olan kendir ve pancar, şeker fabrikasının ve kâğıt fabrikasının hammadde ihtiyacının yüzde 60'ını karşılamaktadır. Dünyanın en kaliteli sarmısağının yetiştiği ekim alanlarında yaşayan köylümüz mağdur durumdadır.

Bölge, afet bölgesi ilan edilmeli, Keson kuyuları korumaya alınmalı ve Gökırmak Taşkın Projesi derhal faaliyete geçirilmelidir.

Yöreyi taşkından korumak için Karadere Barajı ve sulama projesinin en kısa sürede tamamlanması gerekmektedir. Karadere Barajı 1997 yılı ödeneği yok denecek kadar azdır; bu ödenek, mutlaka artırılmalıdır.

Sel felaketinden etkilenen çiftçilerimizin Ziraat Bankasına olan borçları mutlaka ertelenmeli, zarar gören Taşköprü ve Hanönü Belediyesine mutlaka parasal yardımda bulunulmalıdır. Felakete uğrayan çiftçilerimize, tohumluk ve sunî gübre yardımında bulunulmalıdır.

Doğu ve güneydoğuda yaşayan insanlarımızın sıkıntılarını biliyoruz. Oralara hizmetin taşınmasına da canı gönülden katılıyoruz; ama, Başkentin 230 kilometre yakınındaki sefaleti de, artık, Hükümetin görmesini arzu ediyoruz. Yöre insanı, açlıktan, evini barkını terk etmiş, okullar kapanmış, çalışma gücü olan insanlarımızın tamamı Kastamonu dışına göç etmiştir. Yörede, köyler boşaltılmış; köylerde çocuğa rastlamak mümkün değil, çocuk yapacak insanı bulmak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, Kastamonu basınından öğrendiğimize göre, Sayın Cumhurbaşkanımız "yaralar sarılacak" demişler. Yıllar boyu duyduğumuz laflar bunlar... İnşallah, bu sefer, bu yaraya parmak basarlar.

Yine, Kastamonu basınında "Sel Felaketine Çiller Sözü" denilmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Dilekçi, ne kadar efendim?..

M. HADİ DİLEKÇİ (Devamla) – 1 dakika Sayın Başkan.

BAŞKAN – 1 dakika. Lütfen, toparlarsanız memnun olurum.

Buyurun.

M. HADİ DİLEKÇİ (Devamla) – Sayın Çiller'in, yöre için, daha önce de verilmiş sözleri vardı, ki, bugüne kadar, hiç, ama hiçbir tanesi yerine getirilmedi. Yöre için daha önce verilen sözler gibi olmamasını temenni ediyoruz. Bu konunun takipçisi olacağım, bu konuyu, her dönemde, burada gündeme getireceğim.

Değerli arkadaşlar, yukarıda bahsetmiş olduğum çiftçimizin, bir nebze de olsa, sıkıntıdan kurtarılmasını, devletin yanında olduğunu hissetmesini ve mağduriyetin giderilmesi açısından, ilgili bakanlarımızın ve Hükümetin, bölgedeki afetten etkilenen çiftçilerimizin ellerinden tutmasını arzu ediyor; hepinize saygılar sunuyor; mağdur Taşköprü, Germeç ve Hanönü'nde yaşayan çiftçilerimize geçmiş olsun diyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Dilekçi, dileklerinize katılıyoruz.

M. HADİ DİLEKÇİ (Devamla) – Sağolun efendim.

2. – Niğde Milletvekili Akın Gönen’in, Trafik Haftası ve trafik kazalarına karşı alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN – Sayın Akın Gönen, ilk söz sırası sizindi ve aradığımda yoktunuz; ama, ben, konuşma hakkınızı muhafaza ettim.

Sayın Gönen, trafikle ilgili konuşacaklar. Hepimizi çok yakından alakadar eden ve çok üzen bir olay; inşallah çare olur.

Buyurun efendim.

AKIN GÖNEN (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Trafik Haftasının başladığı; ama, maalesef, yarın biteceği bu haftada, az kazalı, az ölümlü, az yaralanmalı bir hafta olması dileğiyle, saygılar sunarak sözlerime başlıyorum.

İBRAHİM HALİL ÇELİK (Şanlıurfa) – Kazasız ve ölümsüz...

AKIN GÖNEN (Devamla) – Ölümsüz bir hafta olsun diyorum; ama, maalesef, günde 20'ye yakın, bazen 20'yi aşkın insanımız telef oluyor, yüzlerce insanımız yaralanıyor; bir yılda ölen insan sayısı, âdeta, bir meydan savaşında ölen insan sayısı kadar. Bu derece önemli bir konuda, bu derece insan hayatıyla iç içe olan bir konuda, ben, günlük siyaset yapmanın ötesinde, bir teknisyen gözüyle, bu, devlet politikası olması gereken ve Yüce Parlamentomuzda da, altı ay önce bütün partilerin iştirakiyle kabul ettiğimiz kanun üzerinde birkaç kelime söyleyerek, iyi temennilerimi, az kaza olsun temennilerimi sunmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi, bir yılda 10 bine yakın insan telef oluyor. Dün de, yine 20'ye yakın insan, ondan önceki gün de 20'ye yakın insan telef oldu. Geçtiğimiz bayramda, dört gün içerisinde 200 insanımız hayatını kaybetti. Bu derece önemli bir olay... Parlamentomuz, altı ay önce, çok güzel bir tasarıyı kanunlaştırdı; ama, maalesef, o Kanunun emrettiği kurumlar, bugün, tam olarak tamamlanamadı. Bugün, hâlâ, o Kanunun amacına uygun yapılanmayı yerine getiremediğimiz için, sıkıntılar devam ediyor. Bu demek değildir ki, bu, böyle gidecek... Bu, böyle gitmeyecek; mutlaka, Batı ülkelerinde olduğu gibi, biz de, trafik kazalarını en aza indireceğiz.

Kanun çok güzel hükümler getirmişti. Bu getirdiğimiz hükümlerle, trafik olayını bir polisiye olay olmaktan çıkaralım, eğitim yönünü, mühendislik yönünü, sağlık yönünü öne çıkaralım, polisiye kısmını, acı kısmını, kaza kısmını en aza indirelim diye sona bırakmıştık. Tabiî, bunların yapılması zaman isterdi; bu zaman da, Kanunda, altı ay olarak belirlendi. Altı ay içerisinde aşağı yukarı 31'e yakın yönetmelik çıkarılacak, yapılması gereken işlem yapılıp, birtakım kurumlar kurulacaktı. Ne olacaktı mesela: Sağlık konusu, bugün, trafikte en önemli konu. Kaza oluyor; daha hastaneye yetişemeden, yollarda, insanlarımızın, kazazedelerimizin yarısı telef oluyordu. Bu iş, kanunda, özel düzenlemeyle halledilmeye çalışıldı. Hazine Müsteşarlığımız, Sağlık Bakanlığıyla müşterek bir çalışma yapacak, Garanti Fonu ve Sağlık Bakanlığımızdaki Dönersermaye Saymanlığı, yaralananı, sigortası olup olmadığına bakmaksızın, güvencesi olup olmadığına bakmaksızın, derhal -devlet ve üniversite hastanelerinde; özel hastaneler dahil- hemen tedavi ettirecekti.

Şimdi, memnuniyetle görüyoruz ki, Hazine Müsteşarlığımız, bu Garanti Fonunu, Kanunun amacına uygun olarak düzenlemiş, Sağlık Bakanlığı da, saymanlığı rötuşlayarak bu yönde hizmet verir hale sokma çabası içerisinde; ama, maalesef, Karayolları Güvenliği Üst Kurulu, bu özel hastane ve üniversite hastanelerinin fiyat tarifesini onaylayacak; bu tarife, üst kurul çalışmaya başlayamadığı için, bu tarife onaydan geçmediği için bilmiyorum nasıl olacak... Eğer Kanunun sağlıkla ilgili bu en hayatî müessesesi işlemezse, yazık olur diyorum.

Sayın Başbakan bugün -sanırım- Kabine toplantısı yaptı. Kabine toplantısında bu kilit konu, Karayolları Güvenliği Üst Kuruluna hayatîyet verecek olan yönetmelik, inşallah imzadan geçmiştir. Eğer, geçmemişse, altı ay önce büyük ümitler besleyerek yaptığımız değişikliğin getirdiği birçok kurum hayatiyet bulamayacak, sıkıntı devam edecek.

Mesela, bugün, emniyette personel sıkıntısı çekiliyor. Bu personel sıkıntısını gidermek için fahrî müfettişlik kurumu geldi. Bu fahrî müfettişleri de üst kurulun belirleyeceği kişiler arasından valiler atayacak. Bunların işlerliğe geçebilmesi için, Bakanlar Kurulu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gönen?..

AKIN GÖNEN (Devamla) – 2-3 dakika müsaade ederseniz tamamlayacağım efendim.

BAŞKAN – 2 dakikada toparlarsanız memnun olurum.

AKIN GÖNEN (Devamla) – Toparlamaya çalışacağım; teşekkür ediyorum.

Onun için, bu Bakanlar Kurulundan çıkacak olan yönetmelik hayatîdir. Bu Kanunun arzulanan hedefe ulaşabilmesi için, Kanun Koyucunun, yani, Yüce Meclisin düşüncesi doğrultusunda, kamu görevlilerinin de, sayın bakanlarımızın da heyecanla işlerini yapmaları gerekiyor.

Bugün, çıkması gereken 31'e yakın yönetmelikten, ancak 10 civarında olanı çıktı; 20'ye yakın yönetmelik, maalesef, Millî Eğitim Bakanımızın, Sağlık Bakanımızın, diğer bakanlarımızın ve Sayın Başbakanımızın ilgisini bekliyor. İnşallah, geç de olsa, ben, bu hafta içerisinde onların geçeceğini tahmin ediyorum.

Ayrıca, değerli grup başkanvekillerimiz tarafından, Meclis Genel Kurul gündeminde bulunan, çıkan Kanunun bir iki eksik kısmını tamamlayacak olan teklifin veya Genel Kurulda, önergelerle, Kanunun bütünlüğü bozulmuş kısmının da bir an önce gündeme alınıp, kanun bütünlüğünün sağlanmasında zaruret var. Değerli grup başkanvekilleri, inşallah, Genel Kurul gündeminde bekleyen o teklifi de, bu hafta geçmeden gündeme alırlar ve eksiklerimiz giderilir.

Bu eksikliklerden en büyüğü şuydu: Emniyet, bugün, 15 bin personelle Türkiye'de bu işi yapmaya çalışıyor. Bu 15 bin personelin 4 bini, tescil bürolarında, Millî Eğitimin verdiği ehliyeti değiştiriyor, araç devir-teslim işlemi yapıyor, ki, bu işlerin hiçbiri Emniyetin trafik işiyle ilgili değil. Bırakalım bu işi noterler yapsın, bırakalım, Millî Eğitim Bakanlığı, imtihanını yaptığı gibi, sürücü belgelerini de versin, takibini yapsın; biz de, bu 4 bin personelimizi canlı denetime yollayalım diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKIN GÖNEN (Devamla) – Bağlıyorum efendim.

BAŞKAN – Efendim, buyurun.

AKIN GÖNEN (Devamla) – Sayın Bakan, Trafik Haftasını bu yıl İstanbul'da, bir kapalı salon toplantısı şeklinde kutladılar; onu da yanlış buluyorum; Karayolları Güvenliği Üst Kurulunun Başkanı olan Sayın Başbakanımızın önderliğinde, Ankara'da, görkemli tarzda açılması daha yararlı olurdu. İnşallah, Sayın Başbakanımız, yarın hiç olmazsa haftayı kapatır; haftanın önemini, trafiğin önemini, Yüce Türk Milletine duyururlar diyorum.

Bu vesileyle, karayolları güvenliği açısından, trafik açısından emek veren polislerimizi, sağlık personelimizi, bu işe gönül verenleri gönülden kutlar; az kazalı, az yaralanmalı, az kanlı bir dönem diler, saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gönen, teşekkür ediyorum.

A. ZİYA AKTAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

A. ZİYA AKTAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, dil sürçmesi olsa gerek, sayın konuşmacı "telef olmak" sözcüğünü kullandı. Umarım sayın konuşmacı da bana katılacaktır; insanımız için insanlar için bu pek yakışık almıyor. O nedenle, kayıtlarda "can verdi" veya benzeri bir sözcüğün kullanılmasını dikkatinize sunmak istiyorum.

BAŞKAN – Çok doğrudur; elbette kastı o değildir.

AKIN GÖNEN (Niğde) – Benim kastım, araç, mal kısmı içindir.

BAŞKAN – O faslına...

AKIN GÖNEN (Niğde) – İnsanla ilgili kısmı tartışma götürmez; sayın milletvekilim haklıdır.

BAŞKAN – Doğrudur, ona biz de katılıyoruz. (DSP sıralarından alkışlar) Yani, Sayın Gönen bu konulara çok vâkıftır ve hassastır.

Teşekkür ediyorum.

Size de teşekkür ediyorum.

"Telef" ve "itlaf"ın neye kullanıldığını hepimizi biliriz. Elbette, o, o maksatlı değildir.

3. – Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, eğitimin önemi ve Türkiye’nin eğitim sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam’ın cevabı

BAŞKAN – Sayın Ünaldı, bir öğretim üyesi olarak eğitim sorunlarıyla ilgili olmak üzere söz istemişlerdir.

Buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitimin önemi ve Türkiye'deki problemleri üzerine gündemdışı söz almış bulunuyorum. Önce, Heyetinizi saygıyla selamlıyor, söz verdiği için de Sayın Başkana teşekkür ediyorum.

Aslında, eğitimin önemi herkes tarafından kabul edilir ve bilinir; ama, en çok hata da bu konuda yapılır ve yapılıyor. Affınıza sığınarak bir kere daha hatırlatmalarda bulunma görevini üstlenmiş bulunuyorum.

insan kalitesini yükseltmeye yönelik bir çalışma olan eğitimin, sıkıntısını çektiğimiz birçok problemimizle, hatta, bütün problemlerimizle, gerek oluşumu bakımından gerekse çözümü bakımından, yakından ilgisi vardır. Eğitimde, hem bireye yönelik hem de topluma yönelik hedefler vardır; birey yönünden, kişinin çevreyi algılamasını artırmak, doğru algılamalarda bulunmasını sağlamak gibi verilerle, onun mutluluğuna katkıda bulunmak gibi önemli bir etkisi vardır. Aileden devlete kadar tüm toplumsal örgüt içindeyse, bir vasıflı eleman olarak her türlü olumlu katkıları sağlamak, olumsuzluklara mâni olmak da eğitimin toplumsal hedefleridir. Toplumsal sıkıntılarımızdan kurtuluşumuzda eğitim ve öğretimimiz en önemli etken olacakken, bu konuda, ciddî, bilimsel, verimliliğinden emin olduğumuz çalışmalar yaptığımızı söyleyemeyiz. Çok kere, ani alınmış kararlarla, zaten el yordamıyla bozuk düzen giden sistemi, daha da bir perişan ederiz. Yabancı dil dersleriyle ilgili konu böyle olmuştur, kredili ders sistemiyle ilgili kararlar böyle alınmıştır. Uzatmak istemiyorum, buna benzer örnekler çok.

Eğitimci ve araştırmacı yetiştirme yönünden önce üniversiteyi ele almak gerekirken, genellikle, tepe taklak ehram gibi, tersinden başlamakla, işi içinden çıkılamaz hale getirmekteyiz. Üniversite reformu, en öncelikli reform olmalıdır.

Milletimizin, çağın imkânlarını yaşayabildiğini söylemek saadetinden maalesef mahrumuz. Halbuki, çağın imkânlarını yaşamak, bu milletin hakkıdır. Onu sağlayacak olan, doğru tespitlerle, iyi reforme edilmiş üniversiteler olacaktır. Maalesef, böyle bir çabayı görmek isterken, son günlerde, bir 8 yıllık kesintisiz eğitim gürültüsü almış gidiyor. 8 yılı anladım da, şu "kesintisiz" iddiası ve ısrarını anlamakta güçlük ve sıkıntı çekiyorum. İnsanımızın mutluluğuna, ülkenin geleceğine, oldukça önemli, zararlı etkileri olacak böyle bir iddiayı, zararlarını bilerek dile getirdiklerini söyleyemem. Öyleyse, bir yanlış değerlendirme söz konusudur. Böyle bir gelişme, her şeyden önce, zaten var olduğunu söylemekte sıkıntı çektiğimiz eğitimde kalite mefhumunu tamamen ortadan kaldıracaktır; öyle ki, 8 yıla çıkarmanın hedefini de şaşırtacaktır.

Eğitimi 8 yıla çıkarmakta maksat, toplumda eğitimi, eğitim oranını artırmaktır. Millet, bu konuda, yönetimlerin çok çok önündedir. Yönetimler, yönetenler, yöneticiler, milletin önüne ayak bağı olmasın yeter.

Yönetimler, her türlü okullaşmayı sağladı da, bu millet "okumam" mı dedi?!. Siz, şu millete 25-30 kişilik sınıflar hazırladınız da "yok; ben, 100 kişilik sınıflarda okuyacağım" mı dedi, yoksa, 25-30 kişilik sınıfları doldurmakta mı sıkıntı çekti?!. Yöneticiler, sabah akşam okula gitme imkânı verdi de, yoksa bu millet "hayır; ben, ikili sistem isterim" diye mi dayattı?!. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

HALİL ÇALIK (Kocaeli) – İktidardasın, iktidarda...

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) – Yönetimler, her sınıfa 1 öğretmen buldu da, millet "hayır, istemem; ben, 5 sınıfa 1 öğretmen istiyorum" mu dedi?!. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

"Gölge etme, başka ihsan istemem" diye bir söz vardır. Millet, şimdi, bu sözü tekrar ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünaldı, toparlar mısınız efendim.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) – Efendim, teşekkür ederim.

Bu millet, ilme de, irfana da değer verir, baş üstünde tutmasını bilir, ah bir sahip çıkan olsa... Bırak sahip çıkmayı, engelleyenler çıkmasa...

8 yıllık eğitimin kesintisiz olmasında ısrar etmenin birçok sakıncası vardır: Birincisi; tek tip adam yetiştirmektir. Tek tip adam yetiştirmek, sadece bunu arzu edenleri mutlu eder, hatta bu bile şüphelidir; memlekete bir şey sağlamaz, sadece ufkunu karartır. Tek tip adam yetiştiren sistemler ve kesintisiz 8 yıllık eğitim, totaliter rejimlerle geri kalmış ülkelerde vardır. (RP sıralarından "Bravo" sesleri)

HALİL ÇALIK (Kocaeli) – Dünyanın neresinde var?

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) – Tabiî, 8 yıllık kesintisiz eğitimin zararları bununla kalmıyor; fizikî imkânsızlıklar, öğretmen yetersizliği, 1 katrilyondan fazla olan kaynak ihtiyacının karşılanamaması gibi sebeplerle eğitimin yozlaşması, kalitenin gittikçe daha berbat bir duruma gelmesi söz konusudur.

HASAN GÜLAY (Manisa) – Hiç faydası yok mu?

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) – Bunun yanında, biyolojik, psikolojik, pedagojik birçok problemle karşı karşıya kalınacaktır. Mevzuata aykırı olarak bir gelişme sağlanacağından, hukuk devleti ilkesi zedelenecektir. Kırsal kesimde eğitim daha da bozulacağından, zaten mevcut olan fırsat eşitsizliği daha da artacaktır.

HASAN GÜLAY (Manisa) – Hiç faydası yok mu?

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) – Eğer, söylendiği gibi, bununla maksat, imam-hatip liselerinin orta kısımlarını kapatmak, eğitimde manevî değerleri elimine etmekse, bu, hepsinden daha büyük bir zarara yol açacaktır; tüm musibetler karşısında muhtaç olduğumuz devlet-millet kaynaşmasına zarar verecektir.

Dünya, manevî değerlere ve dinî inançlara koşarken, tersine gitmek olur Mersin bizdeyken.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, lütfen son cümlenizi ifade buyurunuz.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İngiltere seçimleri, hiç olmazsa bu yönden bize bir ders vermeliydi. Manevî değerlere karşı çıkmak, aynı zamanda başarıya karşı çıkmaktır. Son üniversite sınavını ve son yılların üniversite sınavlarını değerlendirenler herhalde bunu teslim ederler.

Meseleyi, şurada gündemdışı konuşma süresi içerisinde toparlamak elbette mümkün değildir, özetle ifade etmeye çalıştım. Soru şu: Ne yapılmak isteniyor? Bu sorunun cevabını bulmak mecburiyetindeyiz.

"Şimdi bunun çığırtkanlığını yapanlar, iktidarlarında bu meseleye niye sahip çıkmadılar" sorusuna cevap aramak mecburiyetindeyiz.

Özellikle mesajlarını anlamakta sıkıntı çektiğimiz veya çelişkili bulduğumuz Sayın Millî Eğitim Bakanımızın ve heyetinizin ıttılaına arz ediyor, tekrar saygılar sunuyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ünaldı, teşekkür ediyorum.

Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Millî Eğitim Bakanı Sayın Sağlam. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; değerli arkadaşımızın, eğitimle ilgili konuşmasını dinledik. Şimdi, ben, kısaca, en son sorusundan, "ne yapılmak isteniyor?" sorusundan başlayarak arkadaşımıza cevap vermek istiyorum.

Birincisi, "ne yapılmak isteniyor"un cevabı çok özetle şudur: Dünyanın bütün uygar ülkelerinde ve başvurduğumuz Avrupa Birliğinde zorunlu eğitim süresi 9 yılla 12 yıl arasında değişiyor. Türkiye Cumhuriyeti de zorunlu eğitimini 8 yıla çıkarmak istiyor. Burada yapılan iş, bütün eğitim kademesini üç yıl yukarıya çıkarmaktan ibarettir. (RP sıralarından alkışlar)

Gelelim eğitimle ilgili reforma: İlk önce, biz, millî eğitimde değerli arkadaşımızın belirlediği gibi, böyle rastgele değişiklikler filan yapıyor değiliz; bizden öncekiler de öyle rastgele değişiklikler yapmadılar. Bu, sık sık konuşulur; ama, millî eğitimdeki değişmeler, Talim Terbiye Kurulunun, üniversitelerin, ilgili dairelerin görüşü alınarak yapılır. Çünkü, millî eğitim, adı üzerinde, politika yapılacak bir yer değildir. Millî eğitimde asıl olan, milyonlarca çocuğumuza çağın eğitimini vermektir.

Şimdi, son yapılanları veya millî eğitim reformu olarak düşündüğümüzü arz etmeye çalışayım: Eğitimi beş aşamada kabul ederseniz, ilk önce, anaokulunu eğitim olarak kabul etmemişiz Türkiye'de; bunu yerleştirmeye çalışıyoruz. Bütün dünya 3 yaşla 6 yaş arasındaki çocuklarına anaokulu eğitimi veriyor ve bu, çocukların bütün tahsil hayatını, zekâ gelişimi, insan ilişkisi vesaire bakımından etkiliyor. Anaokulunda ne kadar iyi eğitim verirseniz, çocuk, bütün eğitim hayatı boyunca başarılı oluyor. Türkiye'de yapılan araştırmalar da bunu gösteriyor. Gerek Anadolu liselerinin sınavında gerek üniversite sınavında, fen lisesi sınavında, buralara en yüksek derecede öğrenci sokan illerimiz, anaokulundaki okullaşma oranı en yüksek olan illerimiz. Şimdi bunu yapmaya çalışıyoruz ve son 10 ayda, anaokulundaki öğrenci sayısını yüzde 50 artırdık; yüzde 7,4 idi, şu anda, hiçbir ilave ödenek almaksızın, yüzde 9,6'dır; buna devam edeceğiz.

İkinci olarak, son günlerde çok tartışılan ilköğretim geliyor. İlköğretim demek, iyi vatandaş, iyi insan yetiştirmeye yönelik genel bir eğitim demektir. Bizde bu, 5 yıldı; 1973 yılında çıkan bir kanunla 8 yıl olarak kabul edildi ve sonra bir kanun maddesiyle ertelendi. Bu erteleme maddeleri kaldırıldığı anda, herkesin üzerinde ittifak ettiği 8 yıllık zorunlu eğitimi hayata geçireceğiz.

Bunun kolay bir şey olmadığını biliyoruz; ama, 20'ye yakın ilimizde -ki, Türkiye nüfusunun çoğunluğunu teşkil ediyor- zaten gönüllü olarak, vatandaşın, çocuğunu, ortaokul düzeyinde eğitmek üzere gönderme oranı yüzde 90'lara çıkmış; İzmir'de yüzde 95, Ankara ve İstanbul'da, büyük illerimizde yüzde 90 civarındaki öğrencimiz, ilkokul artı ortaokul şeklinde eğitim görüyor.

Dolayısıyla, kırsal alanda problemlerimiz olabilir; bunun tedbirini alıyoruz. Ne yapıyoruz; yatılı ilköğretim bölge okullarını çoğaltmaya çalışıyoruz, mevcutları bitirmeye çalışıyoruz, mevcut ilköğretim okullarına pansiyon kurmaya çalışıyoruz ve birleştirilmiş okullarda okuyanları ise, taşımalı eğitimle biraz daha fazla eğitmeye çalışıyoruz.

Önümüzdeki yıl 8 yıllık eğitime geçince, neler gerektiğini, nasıl bir ödenek miktarı gerektiğini, ne kadar ilköğretim okulu gerektiğini hazırlıklarımızla ortaya koyduk, Bakanlar Kuruluna sunacağız.

Şimdi, tartışma, 8 yıllık zorunlu eğitim kesintisiz mi, yoksa 3 artı 1 şeklinde mi olacak noktasındadır. Burada, elbette ki, üç dört kanun maddesinde değişiklik yapılacağı için, Hükümet tasarısı olarak Meclise geldiğinde, Yüce Meclisin kararı neyse, o uygulanacaktır. Bunun üzerinde, bunun dışında yapılanların tamamı spekülasyondur.

Son duruma gelince: Millî Güvenlik Kurulunun bildiğiniz kararı -tavsiye kararı- Bakanlar Kuruluna gelmiştir. Bu tavsiye kararını da, Sayın Başbakanımız, bir yazıyla ilgili bakanlıklara havale etmiştir gereğini yapın diye. İşte, biz de, o yazı muvacehesinde, o kararlar doğrultusunda hazırlıklarımızı tamamladık. Yüce Meclise, kanun tasarısı şeklinde götürüldüğünde, Meclisin kararı neyse, o uygulanacaktır. Şimdi, bunun üzerinde, şöyle veya böyle yorum yapmak, spekülasyonda bulunmak, efendim, "Millî Eğitim Bakanı tereddüt ediyor, kafası karışık" demek... Benim kafam berrak. (Alkışlar) Bana, Sayın Başbakanımızın imzasıyla gönderilen Millî Güvenlik Kurulu tavsiyesi neyse, bu doğrultuda hazırlık yaptık, Yüce Meclise gelecek. Bunun, bulanık tarafı, berrak tarafı yok; benim kafamda bir istifham yok...

ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Amasya) – Sayın Bakan, Bakanlar Kurulundan geçti mi bu?

MİLLî EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Bakanlar Kuruluna henüz gelmedi, Bakanlar Kurulundan geçmedi.

ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Amasya) – Bu yüzden mi Bakanlar Kurulu toplanamıyor?

MİLLî EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Bir arkadaşımız söyledi; bugün Bakanlar Kurulu toplantısı da yapılmadı. Dolayısıyla, ne zaman istenirse, geçerse Yüce Meclise gelecektir...

BAŞKAN – Sayın Bakan, cevabınız lütfen efendim...

MİLLî EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, gelelim lise kısmına: Daha evvel söyledik, amaç, hazırladığımız eğitim reformunda, meslekî ve teknik eğitime ağırlık verip, buradaki mezunların, meslek yüksekokullarına sınavsız geçmesini sağlayarak, üniversite önündeki yığılmayı engellemek. İşte, bu sene de sonuçlar açıklandı; her yıla göre, daha da az öğrencimiz ikinci sınava girme hakkına sahip olmuştur. Bu çocuklarımıza meslek yüksekokullarında imkân hazırlamak, başarılı olanlarını, şimdi yapılan uygulamayı biraz daha genişleterek, üniversitenin üçüncü sınıflarına sınavsız almak gibi bir hazırlığın içerisindeyiz.

Üniversitelere gelince: Arkadaşımız söyledi, üniversite reformundan başlarmış eğitim reformu. Böyle bir karar yok, böyle bir ilmî araştırma da yok...

YUSUF ÖZTOP (Antalya) – Bazı personel böyle biliyor demek ki.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Reformun, anaokulundan itibaren, aşama aşama, ilköğretimde, ortaöğretimde ve üniversitede yapılması... Üniversitede ne yapmayı düşünüyoruz; 37 kampus inşa halinde, 20'sine göçüldü, halen eğitim veriyor. Diğer 17'sini bir an evvel bu hale getirmek bir; meslek yüksekokullarını genişletmek iki; öğretim üyesi yetiştirmek üç...

Öğretim üyesi ve kampuslar hayatî önem taşıyor, burada görev yapan arkadaşlarımız bilir, geçen yıl aksadı, 170 kişi gönderildi, bu yıl, 3 000 öğrenciyi yurtdışına göndererek, öğretim üyesi yetiştirme faaliyetini sürdürüyoruz, Türkiye'de de, bunun, büyük üniversitelere ağırlık vermek suretiyle faaliyeti sürüyor.

Eğitim reformunda bir önemli konu da, yaygın eğitime, yani, okuldışı kalmış çocuklarımıza hizmet getirmek, çıraklık eğitimini daha da genişleterek devam etmek ve giderek, meslekî eğitimi, meslek edindirmeyi kadınlarımıza da vermek suretiyle, özellikle kadınların, kızlarımızın okula gönderilmediği yörelerden başlayarak, ağırlık vererek, bunlara hem okuma yazma öğretmek hem meslek öğretmek ve Halk Bankası kredileriyle bunları doğrudan doğruya takviye ederek, aile bütçesine katılmalarını sağlamaktır.

Eğitim konusunda, arkadaşlarımızın, eğer, şu veya bu şekilde tereddütleri varsa, bizim yaptığımız, 20-25 yıllık eğitim şûralarının, 20-25 yıllık eğitimle ilgili toplantıların, eğitim konusuna kafa yormuş insanların bugüne kadar ileri sürdükleri fikirlerin muhassalasını -tabiî, çoğunluğunun, tamamının ittifak halinde olması mümkün değil- almak, özetini almak ve bu şekilde bir rapor hazırlamak oldu. Zinhar politika karıştırmadık hazırladığımız rapora; pedagojiktir, bilimseldir. Bu işe aklı eren arkadaşlarımıza, yarın Bakanlar Kurulundan geldiği zaman da, istedikleri izahatı vermeye hazırız, bilimsel ve pedagojik yapılacak her türlü katkı yönünde de değişiklik yapmaya hazırız.

Yüce Meclis şunu bilmeli ki; millî eğitim, millî düzeyde kalacaktır; ama, Türkiye Cumhuriyetine, çağdaş, Atatürkçü ve bu milletin geriye değil, ileriye gitmesini sağlayıcı insanlar yetiştirecektir, bundan emin olabilirsiniz.

Saygılar sunuyorum. (DYP, ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

HASAN GÜLAY (Manisa) – Sayın Bakan, ağzına sağlık.

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Cumhurbaşkanlığı tezkereleri vardır, okutacağım; ancak, Sayın Divan Üyemizin bir mazereti var; bu sebeple, oturduğu yerden okuması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. – Polonya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Nevzat Ercan’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mehmet Salim Ensarioğlu’nun vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/788)

6 Mayıs 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 7 Mayıs 1997 tarihinde Polonya'ya gidecek olan Devlet Bakanı Nevzat Ercan'ın dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı M. Salim Ensarioğlu'nun vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Bir başka tezkere var; okutuyorum:

2. – Polonya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Ahmet Demircan’a dönüşüne kadar Devlet Bakanı T. Rıza Güneri’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/789)

6 Mayıs 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 7 Mayıs 1997 tarihinde Polonya'ya gidecek olan Devlet Bakanı Dr. Ahmet Demircan'ın dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Teoman Rıza Güneri'nin vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Bir başka tezkere var; okutuyorum:

3. – Irak’a gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Recai Kutan’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Fehim Adak’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/790)

6 Mayıs 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 7 Mayıs 1997 tarihinde Irak'a gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan'ın dönüşüne kadar; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına, Devlet Bakanı Fehim Adak'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sözlü soru önergelerinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

4. – Bursa Milletvekili Ali Rahmi Beyreli’nin (6/390, 391) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/179)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin sözlü sorular kısmının 42 ve 43 üncü sırasında yer alan (6/390) ve (6/391) esas numaralı sözlü soru önergelerimi, güncelliğini yitirmesi itibariyle geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Ali Rahmi Beyreli

Bursa

BAŞKAN – Sözlü soru önergeleri geri verilmiştir.

Bir genel görüşme önergesi vardır; okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. – Bitlis Milletvekili Kâmran İnan ve 23 arkadaşının, NATO genişlemesi konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/13)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanlığına

NATO genişlemesinin gündemde bulunduğu bilinmektedir. İki yıldan beri konu münakaşa edilmekte, kamuoyu oluşturulmaktadır. Yaratılan hava, verilen ümit neticesi, şimdiye kadar, tam üyelik için 12 memleket müracaat etmiş bulunmaktadır.

7-8 Temmuz 1997 tarihlerinde Madrid'te yapılacak Zirve Toplantısında NATO genişlemesinin kesin karara bağlanarak bazı memleketlerin tam üyelik müzakerelerine davet edileceği belirtilmektedir.

NATO genişlemesi, her bakımdan, büyük önem taşımaktadır. Tarihin en büyük ve başarılı ortak savunma teşkilatına dokunmanın sakıncalı olacağı görüşünü savunanlar var. Rusya Federasyonu genişlemeye karşı çıkmakta, yeni kutuplaşma, soğuk savaş tehlikesine işaret etmektedir. Rusya'yı tatmin düşüncesiyle hazırlanan ve 27 Mayısta Paris'te imzalanması beklenen Şart ile Rusya'ya, NATO üzerinde, âdeta, söz hakkı tanınmaktadır. Sayın Hükümet bu Şart hakkında Meclis ve Türk kamuoyuna bilgi vermiş değildir.

NATO genişlemesinin en çok Türkiye'yi etkileyeceği yabancı kaynaklarca da kabul edilmektedir. Genişleme Türkiye'nin teşkilat içindeki yer, rol ve imkânlarını daraltacaktır. Türkiye'nin, NATO genişlemesi konusunda oluşturulmuş, açıklık kazanmış bir politikası yoktur. Bazı yetkililer, Avrupa kuruluşları genişlemesi arasında bağ kurar, NATO genişlemesini, Avrupa Birliği genişlenmesiyle irtibatlandırırken, diğer çevreler, Romanya'nın üyeliğini desteklemekle genişleme prensibini kabul etmiş olmaktadır. Bu hayatî meselede dahi, Meclis, kamuoyu devre dışı tutulmaktadır. Bakanlar Kurulunda konunun görüşüldüğünü söylemek zordur. Dolayısıyla, Hükümet, Temmuz Madrid Zirvesine de, her zamanki gibi hazırlıksız gidecek, korkarız ki, zararla çıkacaktır.

Konunun taşıdığı önem ve müstaceliyet karşısında, NATO genişlemesi hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri çerçevesinde genel görüşme açılmasını yüksek müsaadelerine saygılarımızla arz ederiz.

1. Kâmran İnan (Bitlis)

2. İ. Kaya Erdem (İzmir)

3. Safa Giray (Balıkesir)

4. Halil Cin (İçel)

5. Yılmaz Karakoyunlu (İstanbul)

6. Necdet Menzir (İstanbul)

7. İbrahim Gürdal (Antalya)

8. Rifat Serdaroğlu (İzmir)

9. H. İbrahim Özsoy (Afyon)

10. Abbas İnceayan (Bolu)

11. Sadi Somuncuoğlu (Aksaray)

12. Burhan Kara (Giresun)

13. Mehmet Sağdıç (Ankara)

14. Cavit Çağlar (Bursa)

15. İsmet Sezgin (Aydın)

16. Eyüp Cenap Gülpınar (Şanlıurfa)

17. Rüştü Kâzım Yücelen (İçel)

18. İrfan Köksalan (Ankara)

19. İlker Tuncay (Ankara)

20. Ataullah Hamidi (Batman)

21. Avni Kabaoğlu (Rize)

22. Yusuf Ekinci (Burdur)

23. Cemil Çiçek (Ankara)

24. Ali Doğan (Kahramanmaraş)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak, genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında yapılacaktır.

Meclis araştırması önergeleri vardır, ayrı ayrı okutup bilgiye arz edeceğim:

2. – Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan ve 20 arkadaşının, Flash-TV’ye yapılan saldırı ve kapatma olaylarıyla ilgili iddiaları araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/185)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Altı aylık bir zaman geçmesine rağmen, Susurluk olayı üzerindeki sis perdesi henüz aydınlığa kavuşmadan, Türk kamuoyu, bundan daha vahim sonuçlar doğurabilecek çarpıcı ilişkilerin ortaya atıldığı, inanılmaz iddia ve hukukdışı uygulamalarla bir kez daha sarsılmıştır.

Önceki gün İstanbul'un göbeğinde, ilçe emniyet müdürlüğü yakınında ve kapısında 3 polisin görev yaptığı Flash Televizyonunu basan 40-50 kişilik silahlı bir grup, onbeş dakikaya yakın bir süre çalışanları kurşun yağmuruna tutmuş, binadaki eşyaları tahrip ettikten sonra, tehditler savurarak kayıplara karışmışlardır. Ertesi gün, hafta sonu tatili olmasına rağmen, Ulaştırma Bakanlığına bağlı Telsiz Genel Müdürlüğünce, Flash TV'nin, yayın araç ve gereçlerini izinsiz kullandığı gerekçesiyle, merkez şubesine ikiyüze yakın Çevik Kuvvet Polisi eşliğinde gidilerek yayına engel olunmuştur.

Dünya Basın Gününün kutlandığı bir günde meydana gelen bu hukuk dışı baskın ve kapatma eylemlerini haklı gösterecek hiçbir gerekçe olamaz.

Telsiz Genel Müdürlüğünün yaptığı icraatın hiçbir şekilde içinde olmadığını iddia eden Ulaştırma Bakanının, uygulama, "kanunun yerine getirilmesinden ibarettir. Sayın Genel Başkanın suçlanmasıyla bir ilgisi yoktur" şeklindeki beyanı da inandırıcılıktan ve yasal dayanaktan uzaktır. Zira, Telsiz Genel Müdürlüğünün televizyonlara ilişkin yetkileri, 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunla, üç yıl önce, Radyo Televizyon Üst Kuruluna devredilmiştir. Söz konusu televizyon kuruluşu, altı yıldan beri, yayını, bu şekilde RTÜK'ün bilgisi dahilinde sürdürmeyte iken, bir gün önce televizyondaki bir canlı bağlantıda, Çiller Ailesiyle ilgili ağır suçlamaların ardından bu gelişmelerin yaşanması pek çok kuşkuyu da beraberinde getirmektedir.

Kanunen aranmakta olan bir şahsın, televizyon kanallarından yayına katılarak, Hükümet üyesi sıfatıyla özel sorumluluk taşıyan Sayın Tansu Çiller'in özel hayatına ilişkin iddia ve isnatlarda bulunmasını tasvip etmek mümkün değildir. Bu tür yayınların önüne geçmek amacıyla gerekli düzenlemelerin bir an önce yapılması gerektiği inancındayız. Ancak, bu kişinin ortaya attığı Türk Ticaret Bankasının satışı ve Özer Çillerlerle ilgili 20 milyon dolarlık rüşvet iddiaları, daha önce de çeşitli kesimler tarafından ileri sürülmüş, Susurluk Komisyonunda ifade veren bazı emniyet yetkililerince de iddia edilmiştir.

Tüm bu gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde, televizyon saldırısının siyasî iktidarın koruması altında gerçekleştirildiği, çeteciliğin devlet yönetiminden hâlâ destek gördüğü, ilgili bakanların kendilerini bu olayın dışında tutarak sorumluluktan kaçmalarından, sorumluluk almamalarından anlaşılmaktadır.

Başta medya kuruluşları olmak üzere, toplumun tüm kurumlarıyla kavgalı olan bu İktidar, suç unsurlarını devlet içinden temizleyeceğine, yalı çetelerinin emriyle baskın düzenleyen zorbaları ortaya çıkaracağına, hukukdışı talimatlarla televizyon kapatırken, İçişleri Bakanı yayını kesmeye giden emniyet güçlerinden haberi olmadığını, Ulaştırma Bakanı böyle bir emri vermediğini iddia etmekte, Susurluk olayıyla ilgili 2 milletvekili hakkında düzenlenen fezlekeler üçbuçuk aydır Başbakan tarafından bekletilmektedir. Bu durum karşısında, temiz toplumdan ve demokratik hukuk devletinden söz etmek mümkün değildir.

Toplum vicdanında demokratik rejime olan güvenin sağlanması, ancak suçluların cezasız kalmayacağına dair inancın yerleşmesiyle mümkündür. Ülkede yaşanan son olaylar ve gelişmeler bu inancı sarsacak boyutlara ulaşmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, hukukdışı yollara başvuran herkesi hukuk içerisine çekmek, Türkiye'nin, çeteler ülkesi değil, bir hukuk devleti olduğunu ortaya koymak görevimizdir. Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, kamu vicdanını büyük ölçüde rahatsız eden, toplumsal huzuru bozan bu tür hukukdışı eylemlerin ve siyasî destekçilerin ortaya çıkarılması ve bunların devlete verdiği zararın tespit edilmesi amacıyla, Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 üncü maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz

Saygılarımızla.

1- Yaşar Okuyan (Yalova)

2- Emin Kul (İstanbul)

3- Ahmet Alkan (Konya)

4- Biltekin Özdemir (Samsun)

5- Ömer Ertaş (Mardin)

6- Ataullah Hamidi (Batman)

7- Adil Aşırım (Iğdır)

8- Uğur Aksöz (Adana)

9- Avni Kabaoğlu (Rize)

10- Şükrü Yürür (Ordu)

11- Yusuf Ekinci (Burdur)

12- İbrahim Özsoy (Afyon)

13- Yüksel Yalova (Aydın)

14- Aslan Ali Hatipoğlu (Amasya)

15- Enis Sülün (Tekirdağ)

16- Recep Mızrak (Kırıkkale)

17- İsmail Durak Ünlü (Yozgat)

18- Safa Giray (Balıkesir)

19- Yücel Seçkiner (Ankara)

20- Murat Başesgioğlu (Kastamonu)

21- Şinasi Altıner (Karabük)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında yapılacaktır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

3. – İçel Milletvekili Mustafa İstemihan Talay ve 30 arkadaşının, Flash-TV’ye yapılan saldırı ve kapatma olaylarıyla ilgili iddiaları araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/186)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye 2.5.1997 günü, hiçbir demokratik ülkede görülmesi olanaklı olmayan bir olaya tanık oldu.

İstanbul'un merkezinde, elleri silahlı bir grup şehir zorbası, yayınından rahatsız oldukları ulusal düzeyde yayın yapan Flash TV'nin İstanbul stüdyolarını basarak, silah kullanmak suretiyle yayın merkezini tahrip etti.

Bu saldırı, söz konusu televizyonda Çiller ailesi ile ilgili bazı iddiaların bir canlı yayında dile getirilmesinin hemen arkasından meydana geldi.

Saldırganlar, on-onbeş dakika süren baskını gerçekleştirdikten sonra, güvenlik güçlerinin hiçbir müdahalesiyle karşılaşmadan olay yerinden uzaklaştı.

Oysa, Flash Televizyonu, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğüne bir dakika uzaklıkta bulunuyordu ve emniyet, saldırıdan haberdar edilmişti.

Bu baskını izleyen gün ise, Flash Televizyonunun Bursa'da bulunan merkezi, Telsiz Genel Müdürlüğünün elemanları tarafından, güvenlik güçleri desteğiyle basılarak, uyduya çıkış ve radyolink cihazlarının yurda izinsiz sokulduğu gerekçesiyle yayını kesilmiştir.

Doğal olarak, hukuk devletinde, televizyon yayınları sırasında suç oluşturacak iddia ve isnatların olması halinde, ilgili kurumlar ve yargı gerek şikâyet üzerine gerekse resen hareket ederek yasaların gereğini yerine getirecektir. Nitekim, Radyo Televizyon Üst Kurulu, şikâyet üzerine olağanüstü toplanarak aldığı kapatma kararıyla bu görevini yerine getirmiş, televizyon merkezini basarak yayını kesen Telsiz Genel Müdürlüğünün ise yetkisizliğini belirtmiştir.

Bir yayın organına karşı gerçekleştirilen bu iki saldırıda, demokratik hukuk devletinin saygınlığı açısından ortaya çıkarılması gereken bazı gerçekler bulunmaktadır.

1- Kamu yönetiminin başında bulunanların saldırıyı gerçekleştiren zorba grubunu yüreklendiren söz ve davranışları olmuş mudur? Bu saldırgan gruplarla devleti yönetenler arasında bir ilişki bulunmakta mıdır?

2- Kişilik hakları araştırma dışında tutulmak koşuluyla, canlı yayında ileri sürülen iddialar, bir yayının tehditle durdurulmasına yol açacak ciddiyetteki iddialar mıdır? Canlı yayında dile getirilen bir bankaya yönelik iddialar ne ölçüde doğrudur? Televizyon yayınından sonra saldırıyı gerçekleştirenler ile yayın arasında bazı iddiaları dile getirenler arasında bir çıkar çatışması söz konusu mudur?

3- Telsiz Genel Müdürlüğü yetkililerinin gerçekleştirdikleri yayın kesme işlemi bu Müdürlüğün yetkisi dahilinde midir? Yapılan işlem yasalara uygun mu gerçekleştirilmiştir? işlemi gerçekleştirenler görevlerini kötüye kullanmışlar mıdır?

4- İşlemin gerçekleştirilmesinde yasalara aykırı emir söz konusu mudur? Varsa, bu emri verenlerin sorumluluğu hangi boyutlardadır?

5- İstanbul'daki televizyon stüdyosu baskını sırasında 1 dakika uzaklıktaki emniyet güçlerine haber verilmesine karşın, 15 dakika süren olaya, emniyetçe neden müdahale edilmemiştir?

6- Bu saldırıyı gerçekleştirenlerin herhangi bir siyasal kurum ya da kuruluşla ilgisi var mıdır?

Tüm bu soruların yanıtlanması, olayın tüm boyutları ile araştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Böyle bir araştırmanın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılması, demokratik sisteme olan güveni pekiştirecek, iktidar erkini kullananların keyfî davranışlarda bulunmasının olanaklı olamayacağını bir defa daha kanıtlayacaktır.

Bu nedenlerle, Anayasanın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1- Mustafa İstemihan Talay (İçel)

2- Hikmet Uluğbay (Ankara)

3- H. Hüsamettin Özkan (istanbul)

4- Metin Şahin (Antalya)

5- Zekeriya Temizel (İstanbul)

6- İsmail Cem (Kayseri)

7- Mehmet Büyükyılmaz (Adana)

8- Şükrü Sina Gürel (izmir)

9- Metin Bostancıoğlu (Sinop)

10- Halil Çalık (Kocaeli)

11- Yalçın Gürtan (Samsun)

12- Mustafa Güven Karahan (Balıkesir)

13- Ayhan Gürel (Samsun)

14- İhsan Çabuk (Ordu)

15- Sema Pişkinsüt (Aydın)

16- Fevzi Aytekin (Tekirdağ)

17- Hasan Gülay (Manisa)

18- Cafer Tufan Yazıcıoğlu (Bartın)

19- Aydın Tümen (Ankara)

20- Ali Ilıksoy (Gaziantep)

21- Nami Çağan (İstanbul)

22- Abdullah Turan Bilge (Konya)

23- Atilla Mutman (İzmir)

24- Cihan Yazar (Manisa)

25- Teoman Akgür (Sakarya)

26- Hadi Dilekçi (Kastamonu)

27- Ali Günay (Hatay)

28- Hilmi Develi (Denizli)

29- Zerrin Yeniceli (İzmir)

30- Ali Rahmi Beyreli (Bursa)

31- Hayati Korkmaz (Bursa)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması önergesi gündemde yerini alacak; araştırma açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun, biraz önce okunan Meclis araştırması önergelerinin görüşme gününü de içeren önerileri vardır; okutup, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım:

IV. – ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. – 306 sıra sayılı Yüksek Öğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin gündemdeki yerine ve (10/18), (10/27), /10/30), (10/68), (10/113), (10/170), (10/185), (10/186) ve (10/25) esas numaralı Meclis araştırması önergeleri ile (9/13) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin gündemdeki yeri, görüşme günü ve çalışma saatleri ve 13.5.1997 Salı ile 20.5.1997 Salı günkü birleşimlerde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerileri

Danışma Kurulu Önerisi

No: 67 7.5.1997

Danışma Kurulunun 7.5.1997 Çarşamba günü yaptığı toplantıda aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

Uluç Gürkan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı V.

Salih Kapusuz Murat Başesgioğlu

RP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili

Mehmet Gözlükaya Hikmet Uluğbay

DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili

Önder Sav

CHP Grubu Başkanvekili

Öneriler:

1- Gündemin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmının 1 inci sırasında yer alan (10/18) esas numaralı Meclis araştırması önergesi ile 9 uncu sırasında yer alan (10/27), 12 nci sırasında yer alan (10/30), 47 nci sırasında yer alan (10/68), 86 ncı sırasında yer alan (10/113) ve 137 nci sırasında yer alan (10/170) esas numaralı, ülke kaynaklarının tespit edilmesi konusundaki Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 13.5.1997 Salı günkü birleşiminde ve birlikte yapılması önerilmiştir.

2- 7.5.1997 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan (10/185) ve (10/186) esas numaralı Flash Televizyonuna yapılan saldırı ve kapatma olayları konusundaki Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 13.5.1997 Salı günkü birleşiminde 2 nci sırada ve birlikte yapılması; görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması ve bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesi önerilmiştir.

3- 29.4.1997 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve Genel Kurulun 29.4.1997 tarihli 86 ncı Birleşiminde okunmuş bulunan İçişleri Bakanı Meral Akşener hakkındaki (9/13) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesinin, gündemin Özel Gündemde Yer Alacak İşler kısmında yer alması ve Anayasanın 100 üncü maddesi gereğince soruşturma açılıp açılmayacağı konusundaki görüşmelerin Genel Kurulun 20.5.1997 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

4- Gündemin Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmının 7 nci sırasında yer alan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da boşaltılan yerleşim birimleri konusundaki (10/25) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 20.5.1997 Salı günkü birleşiminde yapılması, görüşmelerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması ve bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesi önerilmiştir.

5- Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının 155 inci sırasında yer alan 306 sıra sayılı Yüksek Öğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin, bu kısmın 7 nci sırasına alınması önerilmiştir.

BAŞKAN – Efendim, öneri, grupların ittifakıyla gelmiştir.

Öneri üzerinde söz talebi?.. Yok.

Önerileri, sırasıyla okutup oylarınıza sunacağım.

Buyurun:

Öneriler:

1- Gündemin Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmının 1 inci sırasında yer alan (10/18) esas numaralı Meclis araştırması önergesi ile 9 uncu sırasında yer alan (10/27), 12 nci sırasında yer alan (10/30), 47 nci sırasında yer alan (10/68), 86 ncı sırasında yer alan (10/113) ve 137 nci sırasında yer alan (10/170) esas numaralı Ülke Kaynaklarının Tespit Edilmesi Konusundaki Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 13.5.1997 Salı günkü birleşiminde ve birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – 1 inci ve şu anda okunan öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

2 nci öneriyi okutuyorum:

2- 7.5.1997 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan (10/185) ve (10/186) esas numaralı Flash Televizyonuna yapılan saldırı ve kapatma olayları konusundaki Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 13.5.1997 Salı günkü birleşiminde 2 nci sırada ve birlikte yapılması, görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması ve bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesi önerilmiştir.

BAŞKAN – 2 nci öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Üçüncü öneriyi okutuyorum:

3- 29.4.1997 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve Genel Kurulun 29.4.1997 tarihli 86 ncı Birleşiminde okunmuş bulunan İçişleri Bakanı Meral Akşener hakkındaki (9/13) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin gündemin Özel Gündemde Yer Alacak İşler kısmında yer alması ve Anayasanın 100 üncü maddesi gereğince soruşturma açılıp açılmayacağı konusundaki görüşmelerin Genel Kurulun 20.5.1997 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – 3 üncü öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan söz istiyorum.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Önce ben kalktım.

AYHAN FIRAT (Malatya) – Sayın Başkan söz istiyorum.

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan...

MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Sayın Başkan...

MEHMET SIDDIK ALTAY (Ağrı) – Sayın Başkan söz istiyorum.

BAŞKAN – Efendim, müsaade buyurun... Yazıyorum... Herkesi birden yazamam ki...

Sayın Gözlükaya, Sayın Hatipoğlu, Sayın Mikail Korkmaz, Sayın Bedük, Sayın Dumankaya, Sayın Büyükkılıç, Sayın İrfan Gürpınar, Sayın Ayhan Fırat, Sayın Yusuf Öztop, Sayın Aykaç, Sayın Sıddık Altay, Sayın Ekinci...

Biz, bir taraftan yazalım bir taraftan da çalışmamızı sürdürelim.

4 üncü öneriyi okutuyorum:

4- Gündemin Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmının 7 nci sırasında yer alan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da boşaltılan yerleşim birimleri konusundaki (10/25) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 20.5.1997 Salı günkü birleşiminde yapılması, görüşmelerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması ve bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Bu okunan 4 üncü öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

5 inci öneriyi okutuyorum:

5- Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının 155 inci sırasında yer alan 306 sıra sayılı Yüksek Öğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin bu kısmın 7 nci sırasına alınması önerilmiştir.

BAŞKAN – 5 inci öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri (9/13) Esas Numaralı Meclis soruşturması üzerinde söz talebinde bulunan sayın arkadaşlarımın -bizim kaydedebildiğimiz- isimlerini okuyorum: Sayın Mehmet Gözlükaya, Sayın Aslan Ali Hatipoğlu, Sayın Mikail Korkmaz, Sayın Saffet Arıkan Bedük, Sayın Dumankaya, Sayın Ali Rıza Gönül, Sayın İrfan Gürpınar, Sayın Yusuf Öztop, Sayın Memduh Büyükkılıç, Sayın Bedri İncetahtacı, Sayın Mehmet Aykaç.

MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, Sayın Dumankaya, Sayın Hatipoğlu ile beraber aynı anda el kaldırdı.

BAŞKAN – Efendim, biz, Sayın Dumankaya'ya, adil davrandığımızı gösteremedik ki bir türlü!..

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Hiç olmadı ki...

AYHAN FIRAT (Malatya) – Sayın Başkan, önce ben istedim...

BAŞKAN – Sayın Ayhan Fırat, kusura bakmayın; ben zikrettim, ama, kaydetmemiş arkadaşlar; düzeltiyoruz efendim.

MUSTAFA KUL (Erzincan) – Sayın Başkan, ben de söz istemiştim.

BAŞKAN – Sayın Kul'u da yazıyoruz.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, bazı sayın milletvekillerinin izinli sayılmalarına dair bir tezkeresi vardır; okutup, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım:

III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

5. – Bazı milletvekillerine izin verilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/791)

7 Mayıs 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Aşağıda adları yazılı sayın milletvekillerinin hizalarında gösterilen süre ve nedenlerle izinli sayılmaları Başkanlık Divanının 5.5.1997 tarihli toplantısında uygun görülmüştür.

Genel Kurulun onayına sunulur.

Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

"Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük; hastalığı nedeniyle 2.3.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 35 gün."

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

"Bilecik Milletvekili Şerif Çim; hastalığı nedeniyle 20.3.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 15 gün."

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

"Burdur Milletvekili Yusuf Ekinci; mazereti nedeniyle 11.4.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 14 gün."

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

"Çorum Milletvekili Yasin Hatiboğlu; mazereti nedeniyle 11.4.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 21 gün."

BAŞKAN – Efendim, burada, zannediyorum, bir hata var -belki benim beyanımdan kaynaklanan bir hata- düzeltiyorum; 11 Nisan 1997 günü ayrıldım, 23 Nisan 1997 günü yapılan Genel Kurula iştirak ettim; yani, kullandığım izin süresi 12 gündür.

Bu hususu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

"İstanbul Milletvekili Şadan Tuzcu; mazereti nedeniyle 11.4.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 18 gün."

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

"İzmir Milletvekili Gencay Gürün; mazereti nedeniyle 4.4.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 27 gün."

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

"Konya Milletvekili Hüseyin Arı; mazereti nedeniyle 11.4.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 14 gün."

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

"Konya Milletvekili Remzi Çetin; hastalığı nedeniyle 7.3.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 25 gün."

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

"Malatya Milletvekili Metin Emiroğlu; hastalığı nedeniyle 10.3.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 15 gün."

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

"Tokat Milletvekili Metin Gürdere; mazereti nedeniyle 11.4.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 14 gün."

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" bölümüne geçiyoruz.

Önce, sırasıyla, yarım kalan işlerden başlayacağız.

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER

1. – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215)(S. Sayısı : 23)

BAŞKAN – 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Hazır değil.

Müzakere ertelenmiştir.

2. – 17.7.1964 Tarihli 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2.9.1971 Tarihli 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile 17.10.1983 Tarihli 2926 Sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Göre Tahakkuk Eden Prim ve Diğer Alacakların Tahsilatının Hızlandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/573) (S. Sayısı : 250) (1)

BAŞKAN – 17.7.1964 Tarihli, 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2.9.1971 Tarihli, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile 17.10.1983 Tarihli, 2926 Sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Göre Tahakkuk Eden Prim ve Diğer Alacakların Tahsilatının Hızlandırılması Hakkında Kanun Tasarısının müzakaresine başlıyoruz.

Komisyon?.. Hazır.

Hükümet? Hazır.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Müzakereye, kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Geçen birleşimde, tasarının 3 üncü maddesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmış ve 3 üncü maddenin oylanmasında kalmıştık.

Sayın milletvekilleri, müzakeresi tamamlanan 3 üncü maddeyi_

MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Efendim, dikkate alacağız.

Sayın milletvekilleri, maddenin müzakeresi tamamlanmıştır; madde üzerinde değişiklik önergesi yoktur.

Maddeyi, bu haliyle oylarınıza sunuyorum; karar yetersayısını arayacağım: Kabul edenler_ Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. – 17.10.1983 tarihli, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre prim borcu bulunan sigortalılar ile ölen borçlu sigortalıların haksahipleri, aynı Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, 31 Aralık 1996 tarihi itibariyle hesaplanacak birikmiş prim borçlarının % 50’sini bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takibeden aybaşından itibaren on ay içinde taksitler halinde ödedikleri takdirde prim borçlarının bakiyesi terkin edilir. Bu fıkra hükmüne göre ödeme yapanların 31 Aralık 1996 tarihine kadar birikmiş prim borçlarına ödeme dönemi içinde aynı Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tahsil edilmiş primler geri verilmez ve mahsup edilmez.

Bu maddede belirtilen esaslar ve süreler içerisinde ödenmeyen primler ile ilgili olarak 1 Ocak 1997 tarihinden itibaren 2926 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.

BAŞKAN – Bu maddeyle ilgili olarak, Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Aslan Ali Hatipoğlu'nun söz talebi var.

Kişisel söz talebinde bulunanlar: Sayın Kul, Sayın Yurdagül, Sayın Dumankaya, Sayın Aslan, Sayın Katırcıoğlu.

Şimdi, Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Hatipoğlu'nu kürsüye davet ediyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

ANAP GRUBU ADINA ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sosyal güvenlik kurumlarımızda yıllardır yaşanan sıkıntılar gittikçe içinden çıkılmaz bir hal almaya başlamıştır. 1992 yılından itibaren açık vermeye başlayan SSK ve Bağ-Kur'un şu anki açığının 1997 yılı bütçesinin yüzde 15'ine yakın olduğu dikkate alınırsa, sorunun hiç de yabana atılır bir yanının olmadığını görürüz. Bu kuruluşlarımızın mevcut ciddî sorunlarının böyle tasarılarla aşılamayacağını, aksine, uzun vadede daha büyük sıkıntılara neden olabileceğini vurgulamak istiyorum. Gerek bu sahada ve gerekse diğer sahalarda, eğer sorunlar ciddîye alınmayıp, günü kurtarmak amacıyla politikalar yapılırsa, ülkemiz, 21 inci Yüzyıla büyük bir kaosla girecektir, bunu göze alamayız. Bu nedenle, mevcut sorunlara köklü çözümler getirmek zorundayız.

Söz konusu tasarıya benzer birçok tasarı -hepinizin bildiği gibi- değişik dönemlerde denendi; ancak, sonuçta, bu sosyal güvenlik kurumlarımız yarar görmediği gibi, daha da büyük sıkıntılara sürüklendi ve bugün, SSK ve Bağ-Kur'un 419 trilyon gibi büyük bir alacağının birikmesine neden oldu. Aynı zamanda, prim ve sosyal yardım zammı ödeyenler ile ödemeyenler arasında haksızlığa sebep oldu. Bugün, yine bir tasarıyla kurumun sıkıntılarının giderileceği iddia edilse bile, 1992 yılından bugüne kadar olan süreç dikkate alındığında, bunun haklı bir gerekçeye dayanmadığı apaçık ortaya çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik, genel anlamıyla, devletin, bireylerinin geleceğini güvenceye alması ve onları muhtemel bütün risklere karşı koruması demektir; yani, devlet, hem bu sahada kanun düzenlemekle hem de kanunların sağlıklı işleyişini denetlemekle yükümlüdür.

"Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar" diyen Anayasamızın 60 ıncı maddesine rağmen, maalesef, sosyal güvenlik kurumlarımız hâlâ büyük eksiklikler içerisindedir; bugün, Batı dünyasıyla mukayesesi dahi yapılamayacak düzeydedir.

Anayasal hak olan sosyal güvenlik hakkına ilk kavuşması gereken kesimin köylümüz olmasına rağmen, 1983 ANAP İktidarına kadar bu gerçekleşmemiştir. Anavatan Partisi, 1983 yılında iktidara gelir gelmez, milletimizin efendisi olan köylümüzün yıllardır uğradığı haksızlığı ve içerisinde bulunduğu mağduriyeti gidermek üzere hemen çalışmalara başlamış ve onları sosyal güvenceye kavuşturacak bir dizi önlemler almaya başlamıştır.

2925 ve 2926 sayılı Yasalarla, tarım kesimimiz, sosyal güvenceyle tanışmıştır. 10 milyonu aşkın olan tarım işgücümüzün yüzde 10'u güvenceye alınabilmiş; fakat, bizden sonraki siyasî iktidarlar bu konuda bir çivi dahi çakmamışlar ve maalesef, köylümüz, yine kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Oysaki, gerekli çalışmalar yapılıp, daha fazla tarım işgücümüz sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmalıydı. Bırakın bu sigortalı oranının artırılmasını, bizim dönemimizde sigortalı olması sağlanan yaklaşık 1 milyon vatandaşımız, uygulanan yanlış politikalar yüzünden malî darboğaza girmiş, primlerini dahi ödeyememiştir.

Şimdi, bu noktada, meseleyi çok iyi tahlil etmek gerekir.

Tasarının 4 üncü maddesi, Meclisten geçse ve birkaç ay sonra yürürlüğe girse bile, mağdur olan çiftçilerimizin bu tasarıdan yararlanamayacağı açıktır; çünkü, çiftçi, ürününün para etmediğinden şikâyetçidir. Çiftçi birlikleri, Hükümet destek çıkmadığı için, çiftçinin ürününü alamamakta, aldığı ürünün ise parasını ödeyememektedir.

Sayın Çiller'in ramazan bayramından önce ödeyeceğini söylediği pancar paralarını, pancar üreticisi, kurban bayramından sonra dahi alamamıştır. Sayın Erbakan, çiftçinin kredi borçlarıyla ilgili faizi affedeceğine ilişkin sözünü tutmamıştır. Yine, Sayın Erbakan, çiftçiye zam yapmayacağına ilişkin vaadini de unutmuş ve iktidarından bu yana, önemli bir tarım girdisi olan mazota yapılan son zamla, mazot fiyatı, Refahyol İktidarında yüzde 100 artarak 32 bin Türk Lirasından, maalesef, 64 bin Türk Lirasına çıkmıştır. İlaç ve gübrede de aynı artış söz konusudur; buna rağmen, ürün fiyatlarında aynı oranda artış söz konusu değildir.

Sayın Erbakan'ın, gübrede bahsettiği yüzde 50 indirimli satış, uygulamada halen gerçekleşmediği gibi, çiftçimiz, gübrede, ilaçta ve yemde hak ettiği iadeleri de, maalesef alamamaktadır.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Maddeyle ilgili...

ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Devamla) – Maddeyle ilgili... Çiftçilerin problemi değil mi; çiftçilerin prim borçlarını affedeceğiz, işte, bakın bakalım.

Refahyol Hükümetinin, çiftçi sorunlarına karşı vurdumduymaz tavrı ve Sayın Erbakan ile Sayın Çiller'in tarım kesimine yönelik vaatlerini unutmaları, çiftçi kesimini büyük sıkıntıya sokmuştur. Cumhuriyet tarihinde, çiftçi kesiminde belki ilk defa bu kadar geniş bir memnuniyetsizlik söz konusudur. Çiftçilerimiz kendiliğinden meydanlarda toplanmakta ve memnuniyetsizliğini haykırmaktadır. Sayın Erbakan ve Çiller'i, Eskişehir'de, Çorum'da ve en son da Polatlı'da meydanları dolduran çiftçilerimizin sesine bir an evvel kulak vermeye davet ediyorum. Milletimizin sağduyulu, sabırlı ve fedakârca hali suiistimal edilmemelidir; zira, bizim insanımız, bizim köylümüz, bizim çiftçimiz hizmetlerin en güzeline layıktır.

Şunu vurgulamak isterim: Eğer siz, siyasî iktidar olarak, iktisadî ve siyasî istikrarı sağlayamazsanız, üretim ve hizmet sektörümüzün temel sorunlarını çözüp, mevcut problemlerini gideremezseniz, yapacağınız rutin tasarılar hiçbir şeye yaramayacaktır.

Değerli milletvekilleri, önce, tarım sektörümüzün sorunları çözülmeli, çiftçilerimizi her açıdan güvenceye alacak tedbirler alınmalı, kredi, borç ve faizlerine çare bulunmalı ki, bu sektörde uygulanan 2926 sayılı Yasa kapsamına güvenle girilebilsin, bu insanlarımız primini ödeyebilsin ve sosyal güvenlik hakkından faydalanabilsin. Aksi takdirde, çoğu itibariyle yarı aç, yarı tok durumuna düşürülen çiftçimiz, bu tasarıdan yararlanabilecek durumda değildir. Sağlıklı tarım politikaları uygulanmazsa, Türkiye'de, yakın bir gelecekte tarım sektörü diye bir kesim dahi kalmayacaktır.

Sayın Başbakan, tarım kesiminin temel sorunlarını çözeceğine ekmek fiyatıyla uğraşmış, her yerde ekmeğin 15 bin lira olacağını haykırmasına rağmen, 18 bin lira olmuştur; ancak, ekmeğin gramajı ise, maalesef, 350 gramdan, 250 grama düşmüştür. Sonuçta, bu olaydan da vatandaş zararlı çıkmıştır. Demek ki, sorunun temeline inmeden bir şeyi çözmek mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, Hükümetin icraatını ibretle, üzüntüyle takip ediyoruz. Bir tarafta, ücretlere üç beş kuruş zam yapıyor; fakat, diğer taraftan, yaptığı ücret artışından daha fazla, mallara, zam yapılıyor. Sonra da, hiç sıkılmadan, vatandaşın gözünün içine baka baka, zam yapılmadığından bahsediliyor.

Siyasî iktidar "denk bütçe" diye bir kavramla her gün değişik tablolar çiziyor. Şubat ayı bütçesinin denkliğini sağlamak için, ihracatçının ve işadamlarımızın 150 trilyon liradan fazla hakedişini ödemiyor; yine, çiftçilerimizin trilyonlarca liralık alacağını da, mart ve nisan ayı bütçelerinin denkliğini sağlamak amacıyla ödeyemiyor olsa gerek. Böyle süflî bir politikayla bir yere varmamız mümkün değildir. "Yalancının mumu yatsı vaktine kadar yanar" der atasözümüz; ama, artık, mum devri bittiği için, yatsıyı beklemeye de gerek yok. Hükümetin denk olduğunu iddia ettiği bütçe, üç ay gibi kısa bir sürede, maalesef, 450 trilyonluk açık vermiştir; yani, Hükümet, her konuda olduğu gibi, bu hususta da açıkça yalan söylemiştir. Biz, insanlarımızın yararına olacak hiçbir tasarıya ve icraata karşı değiliz; ancak, sorunların temeline inmeden yapılan yanlışlıklara karşıyız.

Siyasî iktidar, aylar önce, Bağ-Kur'da basamak yükseltmesi yoluyla büyük oranlarda sıcak para akışı sağlayacağını sanmıştı; ancak, bu sukutu hayalle sonuçlandı; çünkü, çoğu esnafımız kirasını, elektrik, su, doğalgaz ve benzeri giderlerini dahi karşılayamıyor ve hatta, kimi günler siftah bile yapmadan dükkân kapatıyor. Aynı şekilde, geçmiş yılların tohum ve gübre borç ve faizlerini ödeyemeyen çiftçilerimizin yüzde 50...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, 2 dakikalık süre verirseniz...

BAŞKAN – Tabiî, neden olmasın. Size vermediğim 2 dakikayı kime vereceğim.

ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Devamla) – Teşekkürler sayın hemşerim.

BAŞKAN – Bir kere, soyaddaşız.

Buyurun.

ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Devamla) – Sağ olunuz, teşekkür ederim.

Aynı şekilde, geçmiş yılların tohum ve gübre borç ve faizlerini ödeyemeyen çiftçilerimizin yüzde 50 oranındaki prim borçlarını on ay gibi bir sürede ödemeleri de mümkün değildir. Sayın Bakanın ifade ettiği rakama göre, Bağ-Kur'un, tarım sigortalılarından 50 trilyon lira alacağı vardır. Bu meblağ ise, 1992 yılından bugüne kadar olan siyasîlerin ortak vebalidir. Çiftçilerimiz, primlerini daha iyi bir şekilde ödeyemeyecek duruma düştülerse, oturup, bundan bir ders çıkarmak gerekir.

24 Aralık 1995 seçimleri öncesi, çiftçimizin kredi ve faiz borçlarını affedip binbir yalanda bulunan siyasî iktidara ve bilhassa Sayın Başbakana bir tavsiyemiz olacaktır ve şunu teklif ediyoruz: Kamu kurum ve kuruluşları ile mahallî idarelerin SSK'ya olan 150 trilyon liradan fazla borçlarını genel bütçeden bu kanunla karşılayacaksınız; geliniz, burada, çiftçiye vermiş olduğunuz sözü de yerine getirmek üzere; çiftçilerin, 50 trilyon lira olan bu borcunu da genel bütçeden karşılayınız veya 180 trilyon liranın en az 100 trilyon lirasını çiftçilerimize düşük faizli kredi olarak veriniz ve çiftçilerimizi bir an olsun rahatlatınız. Aksi takdirde, binbir vaatlerle oylarını gaspettiğiniz ve oyları sayesinde geldiğiniz insanlarımız, zamanı geldiğinde size gereken cevabı verecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletin efendisi olması gereken köylümüz, maalesef, çok zor duruma düşürülmüştür. Bu insanlarımıza yapılan haksızlığın en kısa zamanda giderilmesi ve özür dilenmesi gerekir. Bu bağlamda, tasarıyı ve tasarının 4 üncü maddesini, tarım sektöründe çalışan insanlarımızın sosyal güvenliğini sağlamaya yönelik bir tasarı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hatipoğlu...

ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Devamla) – Efendim, toparlıyorum, 10 saniye kâfi.

KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) – Konuya gel, konuya...

BAŞKAN – 10 saniye!..

ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Devamla) – Kâfi efendim.

BAŞKAN – Peki efendim; buyurun.

ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Devamla) – ...sosyal güvenliğini sağlamaya yönelik bir tasarı olmadığı düşüncesiyle, sağduyunuza havale ediyor, Grubum ve şahsım adına Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Hatipoğlu, teşekkür ediyorum.

ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Demokratik Sol Parti Grubumuz adına Sayın Mustafa İlimen; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika efendim.

DSP GRUBU ADINA MUSTAFA İLİMEN (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. 250 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde Demokratik Sol Partinin görüşlerini açıklamak üzere söz aldım.

Sayın milletvekilleri, öncelikle, kanun tasarısının ilgili maddesi ne getiriyor bunu belirtmek isterim: "17.10.1983 tarihli, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre prim borcu bulunan sigortalılar ile ölen borçlu sigortalıların hak sahipleri, aynı Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, 31 Aralık 1996 tarihi itibariyle hesaplanacak birikmiş prim borçlarının yüzde 50'sini bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren on ay içinde taksitler halinde ödedikleri takdirde, prim borçlarının bakiyesi terkin edilir."

Öncelikle belirtmek isterim ki, bu kanun tasarısı, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, prim ödememeyi alışkanlık haline getirecektir. Ayrıca, primlerini zamanında ödeyen şahıslara büyük bir haksızlık yapılmaktadır. Bu gibi affa yönelik kanunlar daha önce de çıkarılmıştır. Örneğin, 1992-1995 yılları arasında, çiftçi borçları, dört yıl içerisinde iki defa affedilmesine rağmen, ne çiftçinin durumu düzeltilebilmiş ne de Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifleri gibi kuruluşların durumu. Aksine, bu gibi af beklentilerinin artmasına neden olmuş ve borç ödeme alışkanlığını olumsuz etkilemiştir. Hatta, Sayın Başbakan'ın "çiftçi borçlarını affedeceğiz" türünden demeç vermesi, bu yıl da borçların çok düşük düzeyde tahsilatına sebep olmuştur. Affa gerek duyulduğuna göre, demek ki ortada bir hastalık vardır. Bunun iyi teşhis edilip, tedavi yollarının araştırılması gerekirken, sizler, aspirin tedavisiyle kanseri önlemeye çalışıyorsunuz.

Hastalık nedir; hastalık, çiftçinin ekonomik durumunun çok kötü oluşudur. Tarımda yaşayan 2,5 milyon insan, açlık sınırında yaşam mücadelesi vermektedir. Yine, kırsal alanda yaşayan insanların yüzde 56'sı, bugün, asgarî ücretin altında gelir elde etmektedir. Bu insanlar, hangi parayla borçlarını ödesinler!

2926 sayılı Kanun, diğer ülkelerde örneği olmayan ve çiftiçiyi ikinci sınıf insan yerine koyan bir kanundur. Çıkarılırken hiçbir çiftçi kuruluşunun görüşü alınmadığı gibi, çiftçilerin sattıkları ürünlerden yüzde 1 Bağ-Kur kesintisi yapılmasını öngören uygulama da, sadece Bağ-Kur'u kurtarma operasyonunun bir parçasıdır; zira, Bağ-Kur il müdürlükleri, ne personel ne de teknik yönden, bu şekilde prim tahsilatını takip edecek düzeyde değildir. Bugün, birçok ilimizde, tahsitlatların ancak 1994 yılına kadarki kısmının takibi yapılabilmektedir. Bu da büyük karışıklığa neden olmaktadır; borcu olmadığı halde, birçok kişiye milyonlarca lira borç çıkarılabilmektedir.

Yine, çiftçilerin sattıkları maldan kesilen yüzde 1'lik primlerin, malı satanlarca, kurum hesabına intikal ettirilip ettirilmediğinin tespiti zor yapılmakta, hatta hiç yapılamamaktadır. Bu nedenlerden dolayı, bugün, Bakanlığımız elinde bulunan çiftçi Bağ-Kur'lularıyla ilgili bilgiler tamamen yanlıştır, sağlıklı değildir ve ödeme, çok daha fazla rakamlardadır.

Şimdi, çok önemli bulduğumuz bir konuya dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Sözlerimin başında, tarımda çalışan insanlara ikinci sınıf insan muamelesi yapıldığını belirttim. Neden; çünkü, bugün, kaçak çalıştırılan işçiler haricinde, sadece tarımla uğraşan insanlar sağlık hizmetlerinden faydalanamamaktadır. Bunun mantıklı bir açıklaması olamaz! (DSP sıralarından alkışlar)

İşte, Bağ-Kur'a tabi sigortalı çiftçilerin borçlarını zamanında ödeyememesinin birinci nedeni, ekonomik sıkıntı içerisinde bulunmaları; ikinci nedeni de, ödediğinin karşılığını alamamasıdır; yani, sağlık hizmetinden faydalanamamasıdır; sadece, kadın ise 50, erkek ise 55 yaşında olanların emeklilik hakkını elde ediyor olmasıdır. Prim ödediği sürece, bugün en ufak bir sağlık operasyonunun 100 milyon lira olduğu düşünülürse, çiftçi, hastalık halinde, elindeki malını, tarlasını, ineğini satmak zorunda kalmaktadır. Bedenen çalışan, tarlası olmayan biriyse, yeşil kart alabilmek için kapı kapı dolaşmaktadır.

Demokratik Sol Parti olarak, bizim, bu konuyla ilgili olarak verdiğimiz kanun teklifimiz, henüz, komisyonlara dahi gelmemiştir. Hastalandığı zaman tarlasını, traktörünü, hayvanını satan vatandaşa, siz, nasıl "prim öde" diyebilirsiniz. Çünkü, bu hale düşen insan için devlet yoktur, devlete güveni sarsılmıştır.

Diğer bir konu: Kanunun kendisi eşitlik ilkesine aykırıdır. Bugün, 1972 yılından beri Bağ-Kur kapsamında olan esnafın ödediği prim tutarı ile 1984 yılından beri Bağ-Kur kapsamında prim ödeyen çiftçilerin toplam ödemeleri karşılaştırıldığında, çiftçiler lehine; yani, az sürede daha fazla ödeme olmasına rağmen, sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkının olmayışı, eşitlik ilkesini bozmaktadır. Bunun hiçbir mantıklı açıklaması olamaz.

Gerçi, bugün, esnafımızın durumu da çiftçilerden farklı değildir; onlar da, ağır vergilerle ve enflasyon karşısında gün geçtikçe küçülmektedirler; ama, hiç olmazsa, biraz olsun imkânı varsa, kendisi ve çocukları sağlık hizmetlerinden yararlandıkları için, primlerini, imkânları dahilinde ödemektedirler. Oysa, çiftçilerimize siz, "25 yıl ben senden prim alacağım; ama, karşılığında hiçbir hizmet vermeyeceğim; 25 yıl sonra, öldüğün zaman, geriye kalanlara maaş bağlayacağım" diyorsunuz. Bu konu üzerinde önemle durulması gerekmektedir.

Bu kanun çıktığı takdirde, prim borcu olanlara büyük haksızlık yapılacaktır. Diğer maddelerde, ödemelerin, on ay içerisinde, eşit taksitler halinde olması hükme bağlanırken, tarımda çalışanlarla ilgili bu maddede, ödemelerin "on ay içinde taksitler halinde yapılacağı" ibaresi yer almaktadır; buna açıklık getirilmelidir. Siz, rantiyecilerle çiftçileri bir mi tutuyorsunuz?!. Çiftçinin, mayıs, haziran ayları, en fazla sıkıntı çekilen aylarıdır; bu yüzden, çiftçiler için, ödemenin, Ağustos 1997 ve Ağustos 1998'de olmak üzere, iki eşit taksitte olması gerekir.

Tekrar ediyorum, af, sorunun çözümü yerine, çözümsüzlük getirecektir. Çiftçilerimizin devlete olan güveninin sarsılmasına ve insanlar arasında eşitsizliğe yol açacaktır. Borcunu ödeyen insanların cezalandırılması anlamına gelmektedir.

Sorunun çözümü için;

1- Çiftçinin ürettiği mala gerçek fiyatını vererek gelir durumunu düzeltmek,

2- Tarım kesimi çalışanlarını, yani çiftçi Bağ-Kur'lularını, derhal sağlık sigortası kapsamına almak,

3- Bağ-Kur'un teknik ve personel sorunlarını çözerek, çiftçi Bağ-Kur'unda yaşanan kargaşayı derhal önlemek gerekir.

Zira, bugünkü yapısıyla Bağ-Kur'un, kimin, ne kadar borcunun bulunduğunu sağlıklı olarak tespit etmesi mümkün değildir. Bu nedenle, biz, Demokratik Sol Parti olarak, sorunun, geçici değil, gerçek ve kökten çözümünden yanayız. Bu da, konuya samimî olarak bakmaktan ve bunun çözümünü gönülden istemekten geçer.

Bugün, 5 milyona yakın çiftçi ailesi sağlık sigortası kapsamı dışında dururken, sizler, Yüce Meclisi, böyle, geçici ve günübirlik uygulamalarla oyalıyorsunuz. Çiftçilerimizin bugün beklediği, sorunlarına kökten çözümdür; o da, Bağ-Kur kapsamındaki tarım sigortalılarının sağlık sigortasından yararlandırılmasından geçmektedir. Bu yönde bir tasarı getirin, biz de sizlerle birlikte hareket edelim.

Bugün, çiftçi, ürününü ekecek para bulamıyor, traktörüne mazot alamıyor. Eğer, siz, onun ürününün değerini verir ve parasını zamanında öderseniz, o çiftçi, Bağ-Kur'a da Ziraat Bankasına da borcunu öder.

Çiftçinin onuruyla oynamaya hakkınız yoktur. Çiftçiler borcuna sadık insanlardır; çünkü, onlar, sömürü nedir, haksız kredi nedir bilmezler; bunlarla işi yoktur. Parası olsa, borcunu hemen öder; ama, bu İktidar çiftçiyi perişan etmiş ve tefecinin kucağına itmiştir. Tekrar ediyorum, çiftçi Bağ-Kur'luları için çözüm istiyorsanız, onlara sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkını veren düzenlemeleri yapmak zorundasınız; ama, sizin amacınız, işçinin sırtından geçinen rantiyecilerin, işçiden kestiği parayı gasp etmesini sağlamaktır. Size, bu hakkı işçi veriyor mu?! Affedilen bu paranın bir kısmı da işçinin parasıdır; bunu, işçilerimiz çok iyi bilmektedir. Asıl amacınız içinde, çiftçileri de kandırmak yatmaktadır. Bu tasarıyla, yine, her zamanki gibi, takıyye yapıyorsunuz. Eğer amacınız çiftçiye hizmet ise, onun yolu, özgür ve demokratik kooperatifçilikten geçer. Siz, daha, hâlâ, kanunen bir engel olmamasına rağmen, tarımsal amaçlı kalkınma kooperatiflerine üst birlik kurma imkânı vermiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA İLİMEN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki efendim; buyurun.

MUSTAFA İLİMEN (Devamla) – Çiftçinin kurtuluşunun, güçlü ve özgür kooperatifçilikten geçtiğini biliyor; ama, onun kalkınmasını istemediğiniz için, sunî gündemlerle çiftçimizi oyalıyorsunuz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İlimen, teşekkür ediyorum efendim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Kumbul; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Efendim, sizin süreniz de 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BEKİR KUMBUL (Antalya) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; ülkemizdeki primli sosyal güvenlik sistemlerinin ödenmeyen primlerinin tahsilinin hızlandırılmasıyla ilgili yasa tasarısının 4 üncü maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sunmak üzere kürsüye çıkmış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarıyı, biliyorsunuz, kaç gündür, kaç haftadır tartışıp geliyoruz ve diğer maddelerindeki eksikliklerini, yanlışlıklarını, hatalarını söyledik, geldik. 4 üncü maddesi de, 17.10.1983 tarihli, 2926 sayılı Kanuna göre, kendi adına ve hesabına çalışan tarım sigortalılarını ilgilendirmektedir. Bu kanun, 1983 yılından bu yana, güya, sosyal güvenlik adına -bunun, bir sosyal güvenlik olup olmadığını biraz sonra izah edeceğim- uygulanagelmiş; ama, yerli yerine oturmamıştır; çünkü, gerçekten, bunu, bir sosyal güvenlik olarak görebilmek pek mümkün değildir. Bazı tespitleri yaptıktan sonra, sizlere, neden bu noktaya geldiğini izah etmeye çalışacağım.

Bugün, tarımda kendi adına çalışan kesimin borcu, 31 Aralık 1996 tarihi itibariyle 50 trilyon liradır. Değerli arkadaşlarım, bunların ödeyeceği para, ayda, 1 inci basamaktaki bir kişi için 900 bin liradır; yani, 1 milyonun altındadır; 6 ncı basamaktaki bir kişinin ödeyeceği para 1,5 milyon lira civarındadır. Kişi, kendi adına para yatırıyor, geleceğini güvence altına almaya çalışıyor. Yani, sosyal güvenliğin anlamı budur. Sadece kendisinin değil, bakmakla yükümlü olduklarının da hem bugününü hem yarınını güvence altına alması lazım.

Şimdi, arkadaşlar, 1 inci basamaktaki bir kişinin yatırdığı para 900 bin, 6 ncı basamaktaki bir kişinin yatırdığı para 1,5 milyon lira civarındadır. Emekli olduğu zaman, 1 inci basamaktaki bir şahsın alacağı para 3,5 milyon lira -bu, bir sosyal güvenlikse, geleceğinin garantisiyse- 6 ncı basamaktaki bir şahsın alacağı para da 7 milyon lira civarındadır. Devletin de herhangi bir katkısı yoktur; yani, bu, sosyal güvenlikse, birincisi, devletin de katkısının olması lazım; ikincisi, gerçekten, kişinin yarınını kontrol altına alır durumda olması lazım. Düşünün arkadaşlar, günümüzde, 7 milyon lirayla veya 3,5 milyon lirayla, gelecek -sadece kendiniz de değil, bakmakla yükümlü olduklarınız da var- garanti altına alınabilir mi, güvence altına alınabilir mi?.. Zaten, bu bir komikliktir; mümkün değildir, olamaz... Peki, o zaman, devletin katkısının olması gerekir mi; olması lazım; ama, devletin katkısı da yok; onu görüyoruz. Şimdi, işin bir tarafı bu.

Değerli arkadaşlar, onbeş yirmi yıldır devam eden bir enflasyon, yüzde 70-80'lerde devam eden bir enflasyon ve bundan etkilenen çiftçi kesimi... Girdilerin fiyatları bir taraftan kat kat artar; ama, çiftçinin sattığı ürününün fiyatı o derecede artmaz. Dolayısıyla, çiftçi, her yıl biraz daha fakirleşmektedir. Bunu zaten biliyoruz; bu, yeni de değildir; o nedenle, kabahati sadece son, 54 üncü Hükümete yüklemek istemiyorum; yalnız, 54 üncü Hükümetin ortağı, Refahyol'daki Refah Partisi değişik söylemlerle geldi; ama, o da çiftçi politikasını aynı şekilde yürütmektedir. O, bir yanlıştır ve çiftçi, gerçekten, her gün biraz daha fakirleşmektedir; bunu görüyoruz; ama, buradaki temel yanlış... Büyük bir ihtimalle, bu 900 bin lirayı bu çiftçi elbette öder; ama, sonuçta, 900 bin lirayı ödediği zaman, geleceğini garanti altına alması gerekir. 3,5 milyon lirayla geleceğini garanti altına alması mümkün mü veya 7 milyon lirayla sosyal güvenliğini sağlaması mümkün mü?.. Artı, sağlık güvencesi de yoktur.

Hepiniz, gittiğiniz yerlerde, elbette köylere de uğruyorsunuz; diyorlar ki: "Mademki bizden prim kesiliyor, Bağ-Kur yüzde 1 prim kesiyor, neden bizim sağlığımıza bakılmıyor? Keşke, bu, gelecekteki emeklilik primi şeklinde olmasaydı da, bugünümü ve yarınımı kontrol etmek için sağlığımın güvencesi olsaydı." Bu 2926 sayılı Yasada sağlık güvencesi yoktur; sadece, güya emeklilik güvence altına alınıyor gözüküyor; ama, o da değil...

Değerli arkadaşlarım, bugün, sosyal güvenliğin ne anlama geldiğini ve geçmiş günlerde, gerçekten, en çok konuştuğumuz konulardan birisi belki de sosyal güvenlik sistemleri. Anlamını biliyoruz, önemini biliyoruz; tüm insanlarımızın sosyal güvenliğe kavuşturulması gerektiğini hepimiz söyleyip geliyoruz; ama, bakıyoruz, ülkemizde, hâlâ 21 milyonun üzerinde insanımız sosyal güvenlikten mahrumdur; var olan sosyal güvenlik sistemlerimiz de ağır aksak gitmektedir ve primleri -baştan beri söyleye geldik- ciddî şekilde ödenmemektedir. Bugün, 2926 sayılı Yasaya tabi tarımda kendi adına çalışanların birikmiş primleri 50 trilyon liradır.

Değerli arkadaşlar, sosyal güvenlikte -eğer primliyse- bunun bir aktuaryel hesabı yapılır. Baştan yatırırsınız, yarın neyi harcayacaksanız, o kadar primi toplamanız gerekir. Kişi yatırır, artı, devletin katkısı olur. Şimdi diyoruz ki, bu birikmiş olan 50 trilyon liranın yüzde 50'sini affedelim.

Değerli arkadaşlar, baktığımız zaman, incelediğimiz zaman şunu görüyoruz: Şimdiye kadar, bu kesimdeki, ancak 800 bin civarında insan bundan yararlanmış; ancak yüzde 1'i tam olarak primini yatırmış, yüzde 37'si kısmen yatırmış, geri kalanı hiç yatırmamış. Her şeyden önce, belki de, bu sosyal güvenliğe insanlarımızı -önce biz inanmamışız belki de- inandıramamışız. Biliyorlar ki, yatırdıkları prim, yarın onlar için gerçekten bir sosyal güvence olmuyor; onun için de primlerini yatırmıyorlar. Biliyorlar ki, yarın alacakları ayda sadece 3,5 milyon liradır. Ne olur 3,5 milyon liraya; ekmek parası olmaz. O zaman, ciddî prim yatırılır, devletin katkısı eklenir; ama, yarın, gerçekten zorda kaldığı zaman, emekli olduğu zaman, onu geçindirecek düzeyde olur, o zaman bunun bir anlamı olur. Artı, mademki bunu yapıyoruz, sağlık yönünden de yararlanması gerekir; o da yok. Zaten, geçmişte yarım yamalak çıkarılmış bir yasadır. O nedenle, gerçekten, baktığımız zaman, inandırıcılığı da olmayan bir yasal düzenleme yapılmış. Bugün de diyoruz ki, bunun yarısını almayalım; ama, diğer yarısını siz yatırın, bu şekilde geri kalanını affedelim... Yani, orada ciddî şekilde yatıran da vardı. Peki, onlar enayi miydi? Ciddî şekilde yatıran o kesim, yarın, canım nasıl olsa üç beş sene sonra tekrar bir af yasası gelir, affedilir; öyleyse, biz de yatırmayalım noktasına gelmeyecek midir?

Değerli arkadaşlarım, diğer maddelerde de izah ettiğimiz gibi, bu, gerçekten, sosyal güvenliği kurtarmaya yönelik bir yasa tasarısı değildir. Ciddî yasa tasarıları üzerinde hep birlikte konuşalım, biz de katkı sağlayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEKİR KUMBUL (Devamla) – Teşekkür edip, bitireceğim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

BEKİR KUMBUL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

O nedenle, biz, bu yasa tasarısına, Cumhuriyet Halk Partisi olarak "hayır" diyoruz; çünkü, sosyal güvenlik sistemlerini, bırakın iyileştirmeyi, daha çok zora sokan bir yasal düzenleme olacaktır.

Bu vesileyle, ben, tekrar, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kumbul, teşekkür ediyorum.

Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.

Kişisel söz talebinde bulunan; Sayın Kul?.. Yok.

Kocaeli Milletvekili Sayın Bekir Yurdagül?.. Yok.

Sayın Dumankaya, buyurun. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri, bizleri televizyonlarının başında izleyen aziz vatandaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada görüştüğümüz bu kanun tasarısı, tıpkı, Refahyol Hükümetinin altın stokçularını affettiği gibi, parası olup da sigorta paralarını ödemeyen kişileri affedecek bir kanun tasarısıdır. Bu kanun tasarısında, trilyonlarca lira borcu olanlar affedilecektir. Aksesuar olarak da, işte, bu 4 üncü madde gibi bazı eklentiler yapılıyor; bu yapılan eklentilerle de "benim vatandaşlarım, çiftçilerim, işte, size af çıkardık" diyerek, yine, köylerde bunlar kandırılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, DYP-SHP Hükümeti döneminde de, yine, vergi affı çıkarılmıştı. O zaman da, biz, Refah Partisiyle beraber, 18 gün, bu affın çıkmaması için mücadele vermiştik; ama, gelin görün ki, ev sahibi olduğu zaman başka kiracı olduğu zaman başka hareket eden Refah Partisi, bu sefer de, borçlarını ödemeyen sigortalı kişilere, zenginlere bir af getiriyor; tıpkı altın stoku affı gibi.

Değerli arkadaşlarım, bu af, toplumda, büyük bir yara meydana getirecektir. Bu yara nedir? Anavatan Partisi döneminde de aflar çıkarılmıştı; ama, biz, onda bir tavan getirmiştik; şimdi, bu afta tavan yoktur. Niye tavan yoktur; sonsuz bir af çıkarılıyor... İşçiden, bordrodan; yani, şu, çocuğuna elbise alamayan, ayakkabı alamayan, köyünde gübre alamayan, okul defteri alamayan kişilerin bordrosundan...

MUSTAFA YILMAZ (Gaziantep) – Hastaneden ilaç alamayan...

HALİT DUMANKAYA (Devamla) – ...Hastaneden ilaç alamayan kişilerin bordrosundan peşin olarak bu para kesiliyor. Bunu, işveren, bu paranın fiyatlı olduğu bir dönemde, 20 gün kullanıyor; ondan sonra, gelip bunu devlet kasasına yatıracağı yerde kendi kasasına yatırıyor ve diyor ki: "Nasıl olsa bu hükümetler geliyor ya... " "Bizi deneyin" dedi. İşte Refahyol da geldi, onlar da bu affı çıkarınca -değerli arkadaşlarım, bundan sonra, dürüst insanları cezalandırmış oluyorsunuz, dürüst insanları kötü yola itmiş oluyorrsunuz- bundan sonra, dürüst insan, işveren, niye vergisini yatırsın, niye onu bankadan kırarak, yüzde 180 faizle borç para alarak vergisini, sigortasını ödesin?! Değerli arkadaşlarım, bu vergiyi ve bu sigorta primini bundan sonra ödemesi mümkün değildir.

Geliniz buna bir tavan getirelim. Dargelirli için, parası olup da ödemeyen için, 200 milyon liralık, 300 milyon liralık veya 500 milyon liralık bir sınır koyalım ki, ondan sonrası, 1 milyar lira, 10 milyar lira, 1 trilyon lira borcu olan da 500 milyon liralık kısımdan istifade etsin. Sabit gelirli, işte o Bağ-Kur'lu çalışan, o kendi adına sigorta pirimini ödeyenlerin borcu ancak o seviyede olur ve bu dosyaları o şekilde kapatmış oluruz. Yoksa, burada, bunun akabinde olacak şey, yine bu Hükümet -eğer kalırsa, eğer ömrü yeterse- vergi affı getirecektir. Ne olacaktır; bu aflarla, faizin yüzde 180 olduğu bir dönemde, milyarlarca lira sigorta primi yatıracak işveren...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Dumankaya, bir selam ve saygı için süre versem, yeter mi efendim?

HALİT DUMANKAYA (Devamla) – 2 dakikalık bir zaman verin, herkese verdiğinizi bana da verin; istiyorsanız vermeyin, selam ve saygı sunmak için gerekli süreyi de vermeyin.

BAŞKAN – Hayır, öyle müstağni davranırsanız vermem.

Buyurun.

HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Ben, hiçbir zaman Meclis Başkanına karşı müstağni davranmam; onu hemen söyleyeyim.

BAŞKAN – Buyurun efendim, 2 dakika süre veriyorum.

HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, olay şudur: Burada, daima, devlet aleyhine, kanun aleyhine davrananlar, kanun tanımayanlar affedilmektedirler. Eğer bu şekilde devam ederse -ki, görünen o, böyle devam edecektir- bundan sonra hiç kimse prim yatırmayacaktır.

Bakınız, sizden önceki Hükümet, yani 19 uncu Dönemdeki Hükümet bir vergi affı getirmişti. Bu vergi affıyla 1 milyon 568 bin kişi, 5,5 milyar lira istifade etmişti; ama, sadece 1 047 kişi de 9,5 trilyon lira istifade etmişti!..

Değerli arkadaşlarım, demek ki, bu aflar, sırtı kalın kişilere, omuzu kalın kişilere, adamı olan kişilere çıkarılıyor. O nedenle, ben, özellikle Refah kanadına seslenmek istiyorum: Muhalefette söylediklerinizin tümünü iktidarda unuttunuz. Bu, yanlış yoldur, bunda devam etmeyin. Burada bir sınır koyun, 500 milyon lira sınır koyun, 1 milyar lira sınır koyun, ondan sonra da "dargelirliler için bu affı çıkarıyoruz" diyelim; ama, bu af -milyarlarca lira- işte o rantiyeciler için çıkan aftır. Bununla rantiyecileri korursunuz.

Yüce Heyete saygılar sunuyorum. (ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Dumankaya, teşekkür ediyorum.

Sayın Kâzım Arslan?.. Vazgeçtiniz.

Sayın Katırcıoğlu?.. Vazgeçtiniz.

Madde üzerindeki müzakereler tamamlanmıştır.

Önergeler vardır, geliş sırasına göre okutup sonra işleme tabi tutacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesinin aşağıda yer verilen şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Emin Kul Mustafa Balcılar İbrahim Özsoy

İstanbul Eskişehir Afyon

Hüseyin Yayla Hüsnü Doğan Refik Aras

Hatay İstanbul İstanbul

MADDE 4.– 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre prim borcu bulunan sigortalılar ile ölen borçlu sigortalıların hak sahipleri, işbu Kanunun yürürlük tarihine kadar tahakkuk etmiş bulunan prim borçlarının aslını, yürürlük tarihini izleyen altı ayın sonuna kadar ödemeleri halinde, anılan Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılması gereken tahsilat tutarı yirmidört ayda eşit taksitlerle tahsil edilir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tahsil edilmiş primler geri verilmez ve mahsup edilmez.

BAŞKAN – Öbür önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesi Anayasaya aykırıdır. Bu nedenle, yasa tasarısından çıkarılması gerekir.

Hikmet Sami Türk Zekeriya Temizel Mustafa Güven Karahan

Trabzon İstanbul Balıkesir

Fevzi Aytekin Ayhan Gürel

Tekirdağ Samsun

BAŞKAN – Bir başka önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Ali Günay Mehmet Yaşar Ünal Mustafa İlimen

Hatay Uşak Edirne

Emin Karaa Tuncay Karaytuğ

Kütahya Adana

17.10.1983 tarihli, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre prim borcu bulunan sigortalılar ile ölen borçlu sigortalıların hak sahipleri, aynı Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, 31 Aralık 1996 tarihi itibariyle hesaplanacak birikmiş prim borçlarının yüzde 50'sini Ağustos 1997 ve Ağustos 1998 tarihlerinde iki eşit taksitte ödedikleri takdirde prim borçlarının bakiyesi terkin edilir. Bu fıkra hükmüne göre ödeme yapanların 31 Aralık 1996 tarihine kadar birikmiş prim borçlarına ödeme dönemi içinde aynı Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tahsil edilmiş primler geri verilmez ve mahsup edilmez.

BAŞKAN – Önergeleri aykırılığına göre işleme koyacağım; ancak, bir Anayasaya aykırılık iddiası var, öncelikle onu işleme tabi tutacağım.

Önergeyi tekrar okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesi Anayasaya aykırıdır. Bu nedenle, yasa tasarısından çıkarılması gerekir.

Hikmet Sami Türk (Trabzon) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon ne buyuruyor ?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NEVZAT KÖSE (Aksaray) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükümet ?..

DEVLET BAKANI AHMET CEMİL TUNÇ (Elazığ) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Katılmıyorsunuz.

Sayın Türk, gerekçeyi mi okuyalım, burada mı ifade buyuracaksınız?

HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Kürsüde ifade edeceğim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türk. (DSP sıralarından alkışlar)

Efendim, önergeye Sayın Komisyon ve Hükümet katılmadı. Önerge sahibi, gerekçesini kürsüden ifade buyuracaklar.

Buyurun.

HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının yürürlük maddeleri dışında bütün maddeleri, yani, ilk dört maddesi Anayasaya aykırıdır. Gerçi, ilk üç maddesi hakkında vermiş olduğumuz Anayasaya aykırılık önergelerimiz Yüce Meclisinizce kabul edilmemiştir; ancak, biz, Anayasaya aykırı gördüğümüz noktaları belirtmeyi bir görev sayıyoruz. Bu anlayış içerisinde, 4 üncü maddede Anayasaya aykırılık noktalarını ifade etmeye çalışacağım.

HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Sayın Başkan, Anayasaya aykırılık hakkında gerekçe açıklanıyor; arkadaşlarımız dinlemiyorlar.

BAŞKAN – Sayın Türk, ben, bir dakikanızı rica edebilir miyim efendim; sürenizi durdurdum.

Sayın milletvekilleri, bir değerli arkadaşımız, Anayasaya aykırılık iddiasıyla verdikleri önergenin gerekçesini ifade buyuruyorlar. Rica ediyorum, sükûnetle dinleyelim.

Buyurun efendim.

HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu madde, her şeyden önce, Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkesine aykırıdır. Gerçekten, bu madde, 31 Aralık 1996 tarihi itibariyle hesaplanacak birikmiş prim borçlarının yüzde 50'sini affetmektedir. Oysa, bundan önceki maddelerde -1 inci ve 3 üncü maddede- prim borçlarının tamamının ödenmesi koşuluyla, gecikme zammı, idarî para cezası ve gecikme faizinin belirli oranlarda terkini öngörülüyordu. Öte yandan, bu maddede, prim borçlarının yüzde 50'si ödendiği takdirde, gecikme faizi uygulamasının, gecikme zammı uygulamasının yapılmayacağı da hükme bağlanmaktadır. Böylelikle, prim borçlarının yüzde 50'si ve gecikme zamlarının tamamı affedilmektedir. Bu, önceki maddelerdeki düzenlemelerle eşitsizlik yaratmaktadır. Aynı konumlardaki sigorta primi yükümlüleri arasında, böylelikle eşitsizlik meydana gelmektedir.

Öte yandan, tasarı, daha önce tahsil edilmiş olan primlerin geri verilmeyeceğini ve mahsup edilmeyeceğini de hükme bağlamaktadır. Böylelikle, prim borçlarını daha önce ödemiş olan yükümlüler ile prim borçlarını hiç ödememiş olanlar arasında çok büyük bir fark yaratılmaktadır. Sigorta primi borçlarının ödenmesi yükümlülüğünü, bundan böyle, yaratılacak örnekle, tamamıyla tehlikeye düşürecek olan bu hüküm, Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkesine aykırıdır.

Düşünülebilir ki, "Çiftçi Bağ-Kur'u" olarak adlandırılan bu sosyal güvenlik kuruluşunun özelliği dolayısıyla böyle bir uygulama yapılmıştır. Aslında, bu sosyal güvenlik kuruluşunun çekiciliğini, böyle, ödeme alışkanlığını ortadan kaldıracak ve borcunu zamanında ödemeyenleri ödüllendirecek olan hükümlerle değil; fakat, bu sosyal güvenlik kuruluşunu, örneğin, sağlık hizmetleri de vermek suretiyle, daha çekici duruma getirme yolunda düzenlemelerle sağlamak gerekir.

Tasarının bu hükümleri, aynı zamanda, planlı kalkınma ilkesine de aykırı düşmektedir; çünkü, bundan önce ilk üç maddeyle ilgili Anayasaya aykırılık önergelerimde de belirtmiş olduğum gibi, 1996 ilâ 2000 yıllarını kapsayan Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında, Sosyal Sigortalar ve Bağ-Kur'da şimdiye kadar ödenmeyen prim borçları ve gecikme zammı aflarının, kurumların bünyesini ne kadar tahrip ettiği belirtilmiş ve bundan böyle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türk, 1 dakika yeter mi efendim?

HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) – Yeter efendim.

...Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde bu tür uygulamalara yer verilmeyeceği kesin bir ilke olarak belirtilmiştir. Aynı yönde açıklamalar ve aynı yönde ilkeler, 1997 yılı Programında da yer almaktadır. Böylece, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında ve 1997 yılı Programında benimsenen ilkelerin tam tersine bir uygulama getirilmektedir.

Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, görüşülmekte olan kanun tasarısı, ilk dört maddesinde Anayasaya aykırı hükümler getirmiştir. İlk üç maddedeki Anayasaya aykırılık önergelerimiz benimsenmedi; hiç olmazsa, bu son maddedeki Anayasaya aykırılık önergemizin benimsenmesini ve maddenin reddini saygıyla arz ederim. (DSP, ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Türk, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasaya aykırılık önergesine Sayın Komisyon ve Sayın Hükümet katılmadılar; önerge sahibi görüşlerini ifade buyurdular.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Bir başka önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

250 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesinin aşağıda yer verilen şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Emin Kul (İstanbul) ve Arkadaşları

Madde 4.– 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre prim borcu bulunan sigortalılar ile ölen borçlu sigortalıların hak sahipleri, işbu Kanunun yürürlük tarihine kadar tahakkuk etmiş bulunan prim borçlarının aslını, yürürlük tarihini izleyen altı ayın sonuna kadar ödemeleri halinde, anılan Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılması gereken tahsilat tutarı yirmidört ayda eşit taksitlerle tahsil edilir. Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce tahsil edilmiş primler geri verilmez ve mahsup edilmez.

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NEVZAT KÖSE (Aksaray) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI AHMET CEMİL TUNÇ (Elazığ) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge sahibi, gerekçeyi mi okuyalım, zatıâliniz mi beyan edeceksiniz?

MUSTAFA BALCILAR (Eskişehir) – Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MUSTAFA BALCILAR (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 250 sıra sayılı, SSK, Bağ–Kur Kanunlarında Hükümet tarafından af getirilmek istenen bu kanun tasarısının ilgili 4 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu madde üzerinde, prensipte katılmadığımız için bir önerge hazırladık; önergem üzerinde bilgi vermek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısının tümü üzerinde yaptığımız görüşmelerde ve maddeleri üzerinde yapılan görüşmelerde, Hükümetin "bir af getirmiyoruz; sadece, faiz, gecikme zamlarının ve prim gecikme cezalarının ertelenmesi şeklinde ve buradaki enflasyon farkını giderecek şekilde bir düzenleme yaptık" demesine rağmen, kanun tasarısı, kamuoyunda af niteliği taşımaktadır, af kanaati getirmektedir.

Biz, sosyal güvenlik kuruluşlarımızın sigortalılarına yardımcı olmaya prensipte karşı olmadığımızı konuşmalarımızda ifade ettik; ama, bunun, af kanaati taşıyacak şekilde düzenlenmesinin, ileride o sosyal güvenlik kuruluşunun aktuaryasını menfi yönde etkileyeceği ve netice itibariyle de, o sosyal güvenlik kuruluşunun sigortalılarının, zaman içerisinde, aleyhine olacağını ifade ediyoruz. Yani, af kanaati taşıyan bir tasarıda, yine başka hükümetler gelir, buna benzer aflar, af kanunları getirirler kanaati sigortalılarda yerleştiği zaman, prim ödeme alışkanlığı zayıflamakta, prim tahsilat oranları düşmekte "nasıl olsa bir hükümet gelir, bir af tasarısı getirir" düşüncesi ve kanaatiyle, vatandaş, sigortalı, primlerini ödememektedir. Dolayısıyla, bu alışkanlığın sigortalılara kazandırılmasının fevkalade yanlış olduğunu ifade ettik. 1993'te getirilen, yine buna benzer bir af tasarısı, sosyal güvenlik kuruluşlarımızın -1992'den itibaren- çöküşünün ana nedeni olmasa bile, ana nedenlerinden birisi olmuştur; prim tahsilat oranları düşmüştür, sosyal güvenlik kuruluşlarının aktuaryaları bozulmuştur; aktuaryası bozulan sosyal güvenlik kuruluşları, kişinin aktif sigortalılığında almayı arzu ettiği sağlık gibi hizmetleri veremez duruma gelince, çöküş daha katmerli bir şekilde ortaya çıkmıştır. "Ben, aktif sigortalılığımda hiçbir şey alamıyorum, nasıl olsa hükümetler de af kanunlarını getiriyor" kanaati daha pekişmiştir.

Dolayısıyla, biz, prensipte, özellikle 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına giren ve tarımda kendi nam ve hesabına çalışan vatandaşlarımızın, diğer bölgelere ve diğer sigortalılara göre, alım güçlerinin düşüklüğünün ve dolayısıyla prim ödeme zorluklarının bilincindeyiz. Eğer, bir yardım yapılması gerekiyorsa, bu kesime daha da fazla yardım yapılmasından; sosyal güvenliğin daha az yaygınlaşmış olduğu bu kesimde sosyal güvenliğin yaygınlaşmasına -Anayasanın ilgili 60 ve 61 inci maddelerine göre- devletin, cumhuriyet hükümetlerinin destek vermesinden yanayız; ama, bu destek verme şekli, prim affı kanaati oluşturacak şekilde olmamalıdır düşüncesindeyiz. Diğer maddelerde verdiğimiz buna benzer önergelerimiz de maalesef reddedilmiştir.

Burada, bir başka nokta daha vardır; diğer maddelerde gecikme zammı ve faizlerin bir kısmı affedilmektedir, 2926 sayılı Kanuna tabi olanlar için anaparadan af söz konusudur. Bu, sosyal güvenlik sistemine ve yasalarına kökten aykırı bir düzenlemedir. Yine, 2926 sayılı Kanuna bağlı, tarımdaki sigortalılarımıza daha fazla imkân verelim, bu imkân, daha uzun sürede ödeme şeklinde olsun. Dolayısıyla, para değerini kaybettikten sonra ödeyeceği imkân, bu imkândan daha fazla olacak bir düzenlemeyi getirdik...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA BALCILAR (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tabiî, buyurun efendim.

MUSTAFA BALCILAR (Devamla) – Bu önergemiz kabul edilirse, endişemiz olan, prim ödememe alışkanlığı kazanılmayacak, bugün Hükümetin bu af maddesiyle getirdiği imkândan daha fazla imkân -ama "af" adı altında değil, geç ödeme, uzun vadede ödeme şeklinde- kırsal kesimde yaşayan Bağ-Kur'lularımıza verilmiş olacaktır.

Önergemizi desteklerseniz memnun oluruz.

Saygılar sunarım. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Balcılar, teşekkür ediyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, önergeye Komisyon ve Hükümet katılmadı.

Önerge sahibi, gerekçesini ifade buyurdu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Kabul etmeyenler...Önerge kabul edilmemiştir.

Bir başka önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 250 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Mustafa İlimen (Edirne) ve arkadaşları

17.10.1983 tarihli 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre prim borcu bulunan sigortalılar ile ölen borçlu sigortalıların hak sahipleri, aynı Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, 31 Aralık 1996 tarihi itibariyle hesaplanacak birikmiş prim borçlarının yüzde 50'sini Ağustos 1997 ve Ağustos 1998 tarihlerinde iki eşit taksitte ödedikleri takdirde prim borçlarının bakiyesi terkin edilir. Bu fıkra hükmüne göre ödeme yapanların 31 Aralık 1996 tarihine kadar birikmiş prim borçlarına ödeme dönemi içinde aynı Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tahsil edilmiş primler geri verilmez ve mahsup edilmez.

BAŞKAN – Sayın Komisyon?..

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NEVZAT KÖSE (Aksaray) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI AHMET CEMİL TUNÇ (Elazığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Katılmıyorsunuz.

Önerge sahibi?..

MUSTAFA İLİMEN (Edirne) – Söz istiyorum.

BAŞKAN – Önerge sahibi olarak, gerekçesini ifade etmek üzere; buyurun Sayın İlimen. (DSP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA İLİMEN (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, verdiğimiz önerge üzerinde önemle durulması gerektiği inancındayız. Tasarıda ne deniliyor, ona tekrar bir bakalım: "17.10.1983 tarihli, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre prim borcu bulunan sigortalılar ile ölen borçlu sigortalıların hak sahipleri, aynı Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, 31 Aralık 1996 tarihi itibariyle hesaplanacak birikmiş prim borçlarının yüzde 50'sini bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren on ay içinde taksitler halinde ödedikleri takdirde prim borçlarının bakiyesi terkin edilir. Bu fıkra hükmüne göre ödeme yapanların 31 Aralık 1996 tarihine kadar birikmiş prim borçlarına ödeme dönemi içinde aynı Kanunun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tahsil edilmiş primler geri verilmez ve mahsup edilmez."

Sayın milletvekilleri, şimdi, bu kanunun, bugün çıktığını ve önümüzdeki hafta onaylanarak yürürlüğe girdiğini düşünelim. Hangi çiftçi, hangi parayla borcunu ödeyecek? Çiftçi, mayıs ayında, haziran ayında neyini satacak? Çiftçinin cebinde mazot alacak, traktörünü tarlaya götürecek parası yok. Siz, çiftçiyi aydan aya cebine para giren biri mi sanıyorsunuz? Ama, doğru; siz, tarım kesiminin içinde yaşadığı zorlukları bilseniz, zaten, dokuz aydır bu yanlış politikaları izlemezdiniz. (DSP sıralarından alkışlar) Siz, çiftçiyi, sadece seçimden seçime tanıyorsunuz. Sorunlarını o zaman öğreniyor ve ona göre onlara vaatlerde bulunuyorsunuz; ama, artık, çiftçinin, sizin bu boş vaatlerinize karnı tok, sizin af olarak gördüğünüz, böyle anlamsız uygulamalara da.

Eğer, bu hafta çiftçinin borcunu ödemesini istiyorsanız, gelin bu maddeyi değiştirin. Çiftçi, prim borcunu, Ağustos 1997 ve Ağustos 1998 tarihlerinde olmak üzere, iki eşit taksitte ödesin.

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Olur!..

MUSTAFA İLİMEN (Devamla) – Biraz sonra parmağını kaldırmazsan, neyle suçlayacağımı görürsün.

Bu Kanunu çıkarırken -yani, 2926 sayılı Kanunu- çiftçilere sorulmadı, herkesin kanun kapsamına girmesi mecbur edildi; ama, çiftçi, yine de, bugüne kadar sesini çıkarmadı; çünkü, hep, sağlık hizmetlerinden de yararlanırım düşüncesi vardı.

O nedenle, eğer, çiftçiye gerçekten yararlı bir hizmet getirmek istiyorsanız, onu hastane kapılarında sürünmekten, rehin kalmaktan kurtarmak istiyorsanız, böyle ufak işlerle uğraşmayınız.

Çiftçinin cebinde parası olsa ve bu kanundan istediğini alsa; yani, sağlık hizmetlerinden yararlansa, o da, işçi gibi, memur gibi, esnaf gibi, primlerini zamanında ve noksansız öder; ama, bugün, 5 milyon çiftçi ailesi, maalesef, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmektedir. Gelin, hep birlikte buna çözüm bulalım; Demokratik Sol Parti milletvekillerince verilen çiftçi Bağ-Kur'lularının sağlık sigortası kapsamına alınmasıyla ilgili teklifi çıkaralım.

Bu İktidarın, çiftçinin derdine çare olmayacağı anlaşılmıştır. Çiftçi, ancak, programında "kalkınma köylüden başlayacaktır" iddiası yer alan ve bunu gönülden arzulayan Demokratik Sol Parti iktidarında rahat bir nefes alacaktır; (DSP sıralarından alkışlar, RP sıralarından