DÖNEM : 20 CİLT : 25 YASAMA YILI : 2

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

80 inci Birleşim

9 . 4 . 1997 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. — GELEN KÂĞITLAR

III. — YOKLAMALAR

IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Bursa Milletvekili Abdulkadir Cenkçiler’in vefatına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/742)

2.—20.3.1997 tarih ve 4230 sayılı, Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanununun, bir defa daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/741)

3. —Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Bahattin Şeker’e, dönüşüne kadar, Turizm Bakanı Bahattin Yücel’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/743)

4.—Fas’a gidecek olan Devlet Bakanı Dr. Ahmet Demircan’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı T. Rıza Güneri’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/744)

5.—İsviçre’ye gidecek olan Devlet Bakanı Nafiz Kurt’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz’ın vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/745)

6. —Çek Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Işılay Saygın’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Aksoy’un vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/746)

7.—Gürcistan’a gidecek olan Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu’ya, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Bahattin Şeker’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/747)

8.—Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenterler Asamblesinde ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı Parlamenterler Asamblesinde boş bulunan üyelikler için aday gösterilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/748)

9.—Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan’ın, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/158)

10. —Aydın Milletvekili Yüksel Yalova ve 21 arkadaşının, (9/12) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinden imzalarını çektiklerine ilişkin önergesi (4/159)

11. —Ankara Milletvekili Ömer Faruk Ekinci’nin (6/466) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/160)

12. —İstanbul Milletvekili Osman Yumakoğulları (6/469) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/161)

B)GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. —İzmir Milletvekili Zerrin Yeniceli’nin, Türkiye’nin sağlık politikasına ilişkin gündemdışı konuşması ve Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna’nın cevabı

2. —İçel Milletvekili Oya Araslı’nın, cumhuriyetin temel ilkeleri ve 10 Nisan Laiklik Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan’ın cevabı

3. —Manisa Milletvekili H. Ayseli Göksoy’un, sekiz yıllık zorunlu eğitime ilişkin gündemdışı konuşması

C)GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. —İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı ve 31 arkadaşının, Avrupadaki vatandaşlarımıza yönelik ırkçı saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/180)

2.—Sıvas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve 22 arkadaşının, Balkanlar ve Avrupa ülkeleri ile ilgili olarak izlenen dışpolitika konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/12)

V.—ÖNERİLER

A)DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.—Genel Kurulun, 23 Nisan 1997 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

B) BAŞKANLIKÖNERİLERİ

1.—Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 77 nci yıldönümü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları için Genel Kurulda özel bir görüşme açılması ve konuşma süreleri ile o gün başkaca konunun görüşülmemesine ilişkin Başkanlık önerisi

C)SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.—Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununun 13 üncü Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin görüşmelerine 48 saat geçmeden başlanmasının Komisyona tavsiye edilmesine ilişkin RPve DYP Gruplarının müşterek önerisi

VI. —SEÇİMLER

A)KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1.—Plan ve Bütçe Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

VII. —KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.—926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)

2.—Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)

3. —Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkınada Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı :164)

4.—625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim,Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı :168)

5. —17.7.1964 Tarihli, 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2.9.1971 Tarihli, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile 17.10.1983 Tarihli, 2926 Sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Göre Tahakkuk Eden Prim ve Diğer Alacakların Tahsilatının Hızlandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/573) (S. Sayısı :250)

VIII. —SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.—Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, THY’nın Erzincan tarifeli uçak seferlerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu’nun yazılı cevabı (7/2236)

2. —Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı-Doğubeyazıt İlçesinde yapımı sürdürülen kültür sitesi inşaatına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı İsmail Kahraman’ın yazılı cevabı (7/2266)

3.—İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş’ın, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı ile ilgili Kararnamenin ne zaman çıkarılacağına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunç’un yazılı cevabı (7/2286)

4. —Denizli Milletvekili Hilmi Develi’nin, Denizli İline bir kültür sitesi yapılmasına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı İsmail Kahraman’ın yazılı cevabı (7/2359)

5. —Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan’ın, havadan orman alanı renkli fotoğraf çekimi ile ilgili ihalede yolsuzluk yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Orman Bakanı M. Halit Dağlı’nın yazılı cevabı (7/2368)

I.—GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.

Yapılan yoklamalar sonucunda toplantı yetersayısı bulunamadığından,

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, 9.4.1997 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşime 16.32’de son verildi.

Uluç Gürkan

Başkanvekili

Zeki Ergezen Ahmet Dökülmez

Bitlis Kahramanmaraş

Kâtip Üye Kâtip Üye

II. —GELEN KÂĞITLAR

9.4.1997 ÇARŞAMBA

Teklifler

1.—Refah Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ile Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül’ün; Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununun 13 üncü Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/761) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :8.4.1997)

Raporlar

1.—Kars Milletvekili Selahattin Beyribey’in, 6136 Sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna 29.8.1996 Gün ve 4178 Sayılı Kanunla Eklenen Geçici Madde 9’da Yer Alan Sürenin Uzatılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bingöl Milletvekili Hüsamettin Korkutata ve 16 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/653, 2/735) (S. Sayısı :280) (Dağıtma tarihi :9.4.1997) (GÜNDEME)

2.—Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin, Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşlarına İlişkin Kanunların Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ile Aynı Mahiyetteki Kanun Tasarısı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 30 Arkadaşının, Gümüşhane Milletvekili M.Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının ve İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7 Arkadaşının, Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/559, 1/565, 2/406, 2/456, 2/611) (S. Sayısı :281) (Dağıtma tarihi :9.4.1997) (GÜNDEME)

3.—Ordu Milletvekili Şükrü Yürür ve 5 Arkadaşının, Erbaş ve Er Ailelerinin Ücretsiz Tedavisi Hakkında Kanun Teklifi ve Millî Savunma Komisyonu Raporu ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/285) (S. Sayısı :282) (Dağıtma tarihi :9.4.1997) (GÜNDEME)

4. —Sosyal Sigortalar Kanunun 9 uncu Maddesine Bir Fıkra Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyalİşler Komisyonu Raporu (1/581) (S. Sayısı :283) (Dağıtma tarihi :9.4.1997) (GÜNDEME)

5. —Hatay Milletvekili Ali Uyar ve Hüseyin Yayla’nın, Üç İlçe ve Bir İl Kurulması ile İlgili Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/585) (S. Sayısı :284) (Dağıtma tarihi :9.4.1997) (GÜNDEME)

6. —Türk Kanunu Medenisinin 153 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/534) (S. Sayısı :285) (Dağıtma tarihi :9.4.1997) (GÜNDEME)

Genel Görüşme Önergesi

1.—Sıvas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve 22 arkadaşının, Balkanlar ve Avrupa ülkeleri ile ilgili olarak izlenen dış politika konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/12) (Başkanlığa geliş tarihi :8.4.1997)

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati :14.00

9 Nisan 1997 Çarşamba

BAŞKAN :Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Zeki ERGEZEN (Bitlis), Kadir BOZKURT (Sinop)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80 inci Birleşimini açıyorum.

III.– YOKLAMA

BAŞKAN – Ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; salonda bulunan sayın üyelerin, salonda bulunduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız yoktur; saat 15.00'te toplanmak üzere, oturumu kapatıyorum.

Kapanma Saati : 14.30

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Zeki ERGEZEN (Bitlis), Kadir BOZKURT (Sinop)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III. – YOKLAMA

BAŞKAN – Ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; salonda bulunan sayın milletvekillerinin, salonda bulunduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, vefat eden Bursa Milletvekili Abdulkadir Cenkçiler için saygı duruşunda bulunulmasına dair bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Bursa Milletvekili Abdulkadir Cenkçiler’in vefatına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/742)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Bursa Milletvekili Abdulkadir Cenkçiler 8.4.1997 günü vefat etmiştir; merhuma, Tanrı'dan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilerim.

Aziz arkadaşımızın yüce hatıraları önünde, Genel Kurulu, 1 dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.

Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

(Saygı duruşunda bulunuldu)

BAŞKAN– Allah rahmet eylesin; ruhu şad olsun. ("Amin" sesleri)

Sayın milletvekilleri, şimdi, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim. Gündemdışı konuşmalar, dünden sarktı ve bir özelliği var: Biliyorsunuz, kısa adı Ka-Der olan "Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği" adıyla bir oluşum gerçekleşti. Bu oluşum, 2000 yılında, Büyük Millet Meclisimizde en az 55 kadın milletvekilinin olmasını hedefliyor.

Bu hedef, Büyük Atatürk'ün gecikmiş asgarî hayalidir. Büyük Atatürk, laik ve demokratik Cumhuriyetin temellerini atarken, Türk kadınına, Avrupa'nın pekçok ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkının tanınmasında tereddüt etmemiştir; ancak, geride bıraktığımız yıllarda, bu hakkı gereğince değerlendirdiğimizi sanmıyorum.

Önümüzdeki dönemde bu hayalin gerçekleşmesi umudu, bu hayalin gerçekleşmesine bir katkı olması için, bugün, gündemdışı konuşmaları 3 sayın kadın milletvekilimize vereceğim.

B)GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. —İzmir Milletvekili Zerrin Yeniceli’nin, Türkiye’nin sağlık politikasına ilişkin gündemdışı konuşması ve Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna’nın cevabı

BAŞKAN – Birinci konuşma, Türkiye'nin sağlık sorunları üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Zerrin Yeniceli'nin. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Yeniceli, Türkiye'nin sağlık politikasıyla ilgili ve Sağlık Haftası nedeniyle konuşacaklar.

Buyurun.

ZERRİN YENİCELİ (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 7 Nisan Dünya Sağlık Günü nedeniyle söz almış bulunmaktayım. Konuşmam, ülkemizin sağlık sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin olacaktır.

Sağlık hakkı, yaşama hakkının zorunlu uzantısıdır; insanın, insan olmaktan kaynaklanan en doğal hakkıdır. Gelir düzeyi düşük olan ya da işsiz vatandaşımıza da en mükemmel sağlık hizmetini sunmak zorundayız.

Sosyal devlet ilkesi Anayasamızda düzenlenmiştir. Sağlık hizmetleri, devletin toplumsal sorumluluk alanına girer. Bazı temel hizmetler vardır ki, bunların verilmemesi ya da eksik verilmesi hiçbir gerekçeyle mazur gösterilemez. Bu, bir öncelik sorunudur. Eğitim, sağlık gibi sosyal hizmetlerin önceliği vardır; çünkü, bu hizmetler, insan yaşamıyla doğrudan ilgilidir. İnsan yaşamı ise, paha biçilmez değerdedir. "Hasta olursam ne olacak" endişesini hiçbir vatandaşımıza yaşatmaya hakkımız yok. Bu yüzden, sosyal hukuk devleti ilkesine sımsıkı sarılmalıyız.

Sağlık hizmetlerinde donanım ve çalışanlar açısından bölgelerarası dengesizlikler vardır. Özellikle üç büyük şehrimize sürekli hasta akımı olmaktadır. Bu dengesizlik, kaynak yetersizliğine bağlanıyor; ancak, bu kaynak sorununun, hem sosyal hem ekonomik açıdan daha büyük sorunlara yol açtığı ortadadır. Ağırlıkla doğu bölgelerimizde, insanlarımız, ne sağlıklı beslenebiliyor ne de koruyucu ve tedavi edici hizmetlerden yeterince yararlanabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütünün tüberküloz raporunda, her gün, veremden 7 bin yetişkin insanın öldüğü belirtilmektedir. FAO'nun raporuna göre, dünyada, her 5 kişiden 1'i aç yaşıyor. Ülkemiz, bu orandan payına düşeni fazlasıyla almaktadır. Maalesef, bugün, kötü ekonomik koşullar, dengesiz beslenme hatta aç kalma sorunuyla birlikte, verem, tifo gibi geçmiş asırların hastalıkları, tekrar kapımızı çalmaktadır. Sıtma, veba, difteri, kolera, hepatit - C gibi bulaşıcı hastalıklara sebep olan sağlıklı olmayan su ve bozulan çevre gibi halk sağlığını yakından ilgilendiren sorunlara hâlâ çözüm bulunamamıştır.

Birkaç ay önce, televizyondan, Hakkâri'de, çöplüklerden yiyecek toplayarak karnını doyurmaya çalışan insanlarımızı izledik. Bu çöplük dramının ardından yaşanan tifo salgını hâlâ belleklerimizde değil mi; yine, kamyondan atılan yiyecek paketlerini kapmaya çalışırken neredeyse birbirini ezen insanları yüreğimiz burkularak izlemedik mi; ya, evinde, ailesiyle birlikte ölmek üzereyken bulunan insanlarımız için ne diyebiliriz?!.

Görüldüğü gibi, ekonomik, sosyal ve siyasî istikrarsızlığın bedelini, halkımız, bu kötü koşullarda, aç, hasta, işsiz kalarak ödemektedir. Sağlık sorunu ise, bütün bu istikrarsızlıkların bir sonucudur.

Evet, adaletli gelir dağılımının olmadığı ülkemizde, koruyucu sağlık hizmetleri önemlidir. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da, önleyici politikalara ağırlık vermeliyiz.

Özelleştirme konusuna gelirsek; özelleştirmenin, teorik olarak iki önemli hedefi vardır: Rekabet ve daha iyi hizmet. Bu iki hedef, uygulamada, tekelleşme ve daha çok kâra dönüşüyor. Bu açıdan düşünülürse, sağlıkta özelleştirme, vahim sonuçlara yol açabilir. Burada vurgulanması gereken; sağlık alanında, kâr değil, insana hizmet anlayışının ilke edinilmesi gereğidir. Bugün, hastanelerimizde, son teknolojinin ürünü cihazlar var; ama, asıl ilgilenmemiz gereken soru şu: Vatandaşlarımız, bunlardan nasıl yararlanabiliyor?

Değerli arkadaşlar, hepimiz az çok farkındayız; çoğu devlet hastanesinde, vatandaşlarımız, özel muayeneden geçmeden, bu cihazlardan yararlanamamaktadır. Tomografi çekme, kalp ameliyatı ve benzeri sorunlar için uzun süre bekleniyor. Doktorlarımız da, hastalarımız da bu durumdan hoşnutsuzdur. SSK kuyruklarında kalp krizi geçirenler, göz muayenesi için gece 3'lerde yollara düşüp, sıra kâğıdında ismini koruma mücadelesi vermek zorunda kalanlar... Bu kötü tabloya daha bir sürü şey eklenebilir; ama, şunu söylemek yeterli: Tedavi hizmeti, bir alışveriş ilişkisi değildir.

AIDS kongresinin bittiği şu günlerde, Türkiye'de 651 hasta olduğu açıklanmıştır. Çağımızın bu korkunç hastalığına karşı bilinçli mücadeleyi elden bırakmamalıyız. Kan merkezlerimiz, büyük bir titizlik ve sorumlulukla çalışmalıdır. Daha birkaç ay önce, güneydoğuda, AIDS'li kanın nakli yüzünden koca bir aile perişan olmuştur. İnsan hayatı bu kadar ucuz değildir. Yoksul yörelerimizde hastane, ilaç, doktor, hemşire sorunu çözümlenmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yeniceli, lütfen, konuşmanızı toparlayınız.

ZERRİN YENİCELİ (Devamla) – Teşekkürler.

Konuyla ilgili pratik çözümler üretilmelidir. Örneğin, bu yörelere gezici hastaneler gönderilebilir.

Bir diğer önemli sorunumuz yönetim ve mevzuatta odaklanıyor. Sağlık kuruluşlarımızın yönetimleri yeniden gözden geçirilmeli, ilgili mevzuat yeniden düzenlenmelidir. Çalışanların onurunu incitecek şekilde ani hastane ziyaretleriyle yapılan siyasî şovlar sağlık sorununu çözmez. Önemli olan, bu sorunu bütün olarak kavrayıp, uygun mekanizmalarını kurarak çözmektir. Sağlık çalışanlarımızın sorununu çözmek, hastalarımızın sorununu çözmede çok büyük bir adımdır.

Son bir nokta daha... Sağlık eğitimindeki çarpıklıklar ve eksiklikler giderilmelidir. Sağlık sektörüne, devlet, gereken yatırımları yapmalıdır. Laboratuvar eksikliği olan okullar, oy hesabıyla birkaç gecede art arda açılmıştır. Tıp eğitimi, pratik gerektirir. Halkın sağlığıyla umarsızca oynayanları, halk, mahkûm edecektir.

Evet, insanlarımıza "hasta olursam ne olacak" diye kaygı duyulmayan bir gelecek hazırlamakta hepimize büyük görevler düşüyor. İnsanlarımızı böyle bir geleceğe taşıma misyonunu yüklenmeye zorunluyuz diyerek sözlerimi bitiriyorum.

Saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yeniceli.

Gündemdışı konuşmaya Hükümet adına yanıt verilmek istenmiyor.

2. —İçel Milletvekili Oya Araslı’nın, cumhuriyetin temel ilkeleri ve 10 Nisan Laiklik Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan’ın cevabı

BAŞKAN – Gündemdışı ikinci konuşma, İçel Milletvekili Sayın Oya Araslı'nın.

Sayın Araslı, cumhuriyetin temel ilkeleri üzerinde konuşacak.

Buyurun Sayın Araslı. (CHP sıralarından alkışlar)

OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri, saygıyla selamlıyorum.

Laiklik, hepimizin bildiği gibi, cumhuriyetimizin temel niteliklerinden birisi, Atatürk ilke ve devrimlerinin özü ve ruhudur. Dünyanın her yerinde laiklik kavramının özünü oluşturan ve laik devlet yapısını belirleyen değişmez birtakım ilkeler vardır. Bunlar, devlet iktidarının kaynağının ilahî olmaktan çıkarılıp, beşerileştirilmesi; dinî ve siyasî otoritenin birbirinden ayrılması; devletin hukuk düzeninin ilahî iradenin eseri olan değişmez din kurallarından değil, beşerî iradenin eseri olan hukuk kurallarından oluşması; devletin resmî bir dininin bulunmaması ve devlet otoritelerin önünde insanlara dinî inançları nedeniyle birbirinden farklı muamele yapılmaması; din ile vicdan özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır.

Bütün bu ilkeler, laikliğin, kimilerinin bilinçsizce ve bilgisizce iddia ettiği gibi, dinsizlik değil, dinî inançlara, din ile vicdan özgürlüğüne saygı rejimi olduğunu kanıtlamaktadır.

Demokratik rejimin vazgeçilmez unsuru, olmazsa olmaz koşulu olan laiklik ilkesi, aslında, ulusun iradesinin siyasî iktidarın tek meşru kaynağı olarak ortaya konulduğu 23 Nisan 1920'de siyasî yaşamımıza ilk adımını atmış, çeşitli aşamalardan sonra, 1937'de Anayasamıza, cumhuriyetin temel niteliği olarak girmiştir. 1961 ve 1982 Anayasaları da, yine, laikliği, cumhuriyetin temel ve değişmez niteliklerinden biri olarak göstermiştir.

Laiklik Günü olarak yarın kutlayacağımız 10 Nisan, Türkiye Cumhuriyetinin bu laikleşme sürecindeki en önemli dönüm noktalarından biridir; çünkü, 10 Nisan 1928'de, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmî bir dini olduğuna ilişkin ibare Anayasadan kaldırılmış, şeriat hükümlerinin yerine getirilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevleri arasından çıkarılmıştır.

Laikliğin, toplumumuzda, dinî ve siyasî otoritenin tek elde toplanmasından doğan tüm sakıncaları ortadan kaldırdığı ve bunu yaparken, tüm vatandaşlarımızın din ve vicdan özgürlüklerini serbestçe kullanmasını sağladığı bir gerçektir. Buna rağmen, siyasî çıkar amacıyla din sömürüsü yapanlar, dini toplum üzerinde baskı kurabilmek için bir vasıta olarak kullananlar, her zaman laikliğe karşı çıkmışlardır.

Son günlerde, laiklik karşıtı hareketler, kadını toplumsal yaşamdan dışlamaya, bunun için de İslam dininin kurallarından ve bunlara ilişkin kişisel yorumlardan yararlanmaya yönelmişlerdir.

Başbakan Erbakan'ın, bir süre önce, Allah'ın kadınları narin varlıklar olarak yarattığı, bu nedenle, haftada ancak iki gün dışarıda çalışmalarının uygun düşeceği yolundaki açıklamaları; kimi Refah Partili politikacıların ve yazarların laiklik karşıtı hareketleri protesto eden, kadınlarımızı aşağılayan sözleri, laiklik düşmanlarına, kuşkusuz, en sağlam dayanakları hazırlamıştır. Bunlar yetmezmiş gibi, Başbakan Erbakan, geçtiğimiz günlerde, kadın sesine tahammülsüzlüğünü açıkça ifade edebilmiş; bu yurdun kadın ve erkeklerinin eşitçe yer aldığı Ulusal Kurtuluş Savaşımızın simgesi olan İstiklal Marşımızı kadın sesinden duymak istememiştir. (RP sıralarından "yalan" sesleri) Erbakan'ın, Ulusal Kurtuluş Savaşımızda şehit ve gazi olanlar başta olmak üzere, tüm kadınlarımıza açıkça hakaret olarak yorumladığım bu tavrını şiddetle kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bu tavra, özellikle Erbakan'ın ve onun zihniyetinin arkasında koşuşturan birtakım kadınlarımızın dikkatini çekmek, sizin hizmetlerinizle, sizi nereye götürdüklerini, nereye götürmek istediklerini görün demek istiyorum. İktidara bir kadının yardımıyla taşınanlar, kadın sesine tahammül etmemek cüretini göstermek hakkını kendisinde bulmamalıdırlar diyorum.

Laik ve demokratik cumhuriyetimizi yıkmaya, kadınlarımızı ikinci sınıf bir statüye itmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, toparlayalım efendim.

OYA ARASLI (Devamla) – Yüzünü uygarlığın aydınlığına çevirmiş olan yurttaşlarımız, kadın ve erkek ayırımı olmaksızın, Türkiye Cumhuriyetini sonsuza dek yaşatmak için el ele vermişlerdir. Bu amaca ulaşmak için -özellikle toplumsal yaşamda dışlanmaya çalışıldıkları bir dönemde- Türkiye Büyük Millet Meclisine daha büyük sayılarla gelmek üzere, kadınlarımız, örgütlenmeye başlamışlardır. Bu amaçlarla toplumsal yaşamımıza katılan, eskisiyle yenisiyle tüm örgütleri kutluyor, 10 Nisan Laiklik Gününün arifesinde, kadın haklarının ve demokrasimizin temeli olan laikliği ve cumhuriyetimizin diğer niteliklerini kemirmeye yönelik bütün girişimlerin başarısız kalmaya mahkûm olduğunu yinelemekte yarar görüyorum.

Saygılarımla. (CHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündemdışı konuşmayı Hükümet adına yanıtlamak üzere, Sayın Cevat Ayhan; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; kadın haklarıyla ilgili yapılan bir konuşmaya cevap vermek üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum.

Aslında, bu konu, Bayındırlık ve İskân Bakanı olarak iştigal sahamla ilgili değil, buraya gelmemem gerekirdi; ama, muhterem hanımefendi milletvekili arkadaşımız konuşmasında, Bayındırlık Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğünün mutat olarak her yıl ifa edilen bölge müdürleri toplantısı vesilesiyle basında çıkan bir haberi konuşmasına mesnet olarak burada gündeme getirdi.

Ben, ev sahibi bakan olarak, o toplantıda baştan sona bulunmuş bir kişi olarak arz ediyorum: Sayın Başbakanımız, toplantımızın misafiri olarak geldiler, toplantının başında, hanımlardan müteşekkil bir musiki korosu, orada, iki tane türkü icra etti. Sayın Başbakanın yanlarında ben, diğer muhterem misafirler ve milletvekili arkadaşlarımız da vardı, türküleri dinledik; ardından, İstiklar Marşı söylendi. Bu, hem banttan hem de orada musiki heyetinde bulunan hanımefendilerin de iştirakiyle, beraberce icra edildi; yani, burada "hanımlar söylemesin, erkekler söylemesin" diye en ufak bir müdahale ve tavır olmamıştır. Zaten, baştan itibaren, o musiki heyetinin icra ettiği türküleri beraber dinledik. Böyle bir niyetimiz olsaydı, o musiki heyetini oraya davet etmezdik ve onları da dinlemezdik. (RP sıralarından alkışlar) O meselenin sorumlu bakanı benim.

Daha pazar günü Bursa'da yapılan çevre yolu temel atma töreninde -birçok törenlerde de- mahallî kıyafetler giymiş olan hanım kızlarımız, yavrularımız, evlatlarımız, talebeler o mahalle ait birtakım millî oyunları sergilemekte, Sayın Başbakanımız, bendeniz veya diğer arkadaşlarımız, bakan arkadaşlarımız da bunları temaşa etmektedir; yani, böyle bir mesele yok.

Şimdi, benim üzüldüğüm iki taraf vardır: Bakınız, Türkiye'de, büyük olduğunu iddia eden bir gazete, ne kadar seviyesiz bir neşriyat yapıyor. (RP sıralarından "Bravo" sesleri ve alkışlar) Türkiye'nin karayolları meselesini bir tarafa atıp, birinci sayfaya bu haberi getiriyor ve bir muhterem hanımefendi milletvekili arkadaşımız -kendileri, Anayasa hukuku doçentidir- hürmet ettiğim ve bilgilerinden...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Profesör... Profesör...

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI CEVAT AYHAN (Devamla) – Profesördür... Çok güzel... Profesörse daha da büyük nakisadır. (RP sıralarından alkışlar) Kendilerini, Plan ve Bütçe Komisyonunda ve bakan olmadığım dönemde Heyeti Umumiyede dinlemişimdir, bilgilerinden faydalanmışımdır; bazı tartışmalara, beraber, bu kürsüden iştirak etmişizdir; böyle, mesnedi olmayan, iftira olan ve hakaretamiz bir haberi mesnet alıp da burada konuşmaktadır.

Benim, bu dönem, ikinci dönem milletvekilliğimdir; şunun altını çizerek söylemek istiyorum: Basında çok değerli insanlar var; bilgili, muhterem insanlar var; ama, fevkalade seviyesiz haber yapan; bu iktidara, o iktidara; bu milletvekiline, o milletvekiline seviyesizce -bakan, başbakan seviyesinde- iftira eden haberler var, yayınlar var; Allah şerlerinden de korusun diyorum, hepinizi hürmetle selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)

OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Araslı, buyurun.

OYA ARASLI (İçel) – İsmimi de kullanarak burada bir konuşma yaptıkları için, bu konuda bir açıklama rica ediyorum. (Gürültüler)

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri, alamıyorum...

Sadece isminizi andığı için, maalesef, söz veremem.

OYA ARASLI (İçel) – Hayır, ismimi andığı için değil; açıklamalarıma dayanarak bir sataşma da yaptıkları için; o nedenle söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşma ne konuda Sayın Araslı, onu alabilir miyim yerinizden.

OYA ARASLI (İçel) – Bakınız, ben burada... (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye; Sayın Araslı niçin sataşma için söz istiyor anlamaya çalışıyorum.

MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Siz onlara alet olmayın Sayın Başkan!..

BAŞKAN – Sayın Aykaç, lütfen... Bir iş yaparken lüzumsuz laf atmalar... Herhalde kimse hiçbir şeye alet olmuyor, kimsenin hiçbir şeye alet olmaya niyeti yok; ama, Sayın Araslı'yı dinlemezsem, size alet olmuş olurum.

Buyurun Sayın Araslı.

OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan, burada söz alan hatip, benim akademik olarak taşıdığım sıfatta da bir yanlışlık yaptı, sonra düzeltti; bugüne kadar gazetelerde yayımlanıp, Sayın Erbakan tarafından da şu ana kadar yalanlandığına şahit olmadığım, tekzip edilmemiş bir konuyla ilgili açıklamalarımın hilafı hakikat olduğunu söylediler. Eğer bu durum söz konusuysa, Sayın Erbakan'ın şu ana kadar, bu çok önemli konuda açıklama yapması ve olayın bu şekilde olmadığını topluma bildirmesi gerekirdi. Burada, eğer, böyle bir açıklama yapılmamışsa sayın hatibin bana izafe ettiği gibi, bir dikkatsizlik veya bir özen gösterilmeden, toplumu yanlış yönlendirme ve yanlış bilgilendirme yoktur. Kendileri, bu olayın doğru olup olmadığını -bir açıklama yayımlamadığın ve bir tekzip yazmadığına göre- Sayın Genel Başkanlarına sormalıdırlar ve ondan sonra, bizim, kamumuzun bu olay hakkında doğru bilgilendirilmesini sağlamalıdırlar.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Araslı, bu açıklamanız tutanaklara geçti. Sayın Bakan, olayın ev sahibi bakanı olarak bir açıklama yaptılar; bunların hepsi tutanaklara geçti.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, yerimden bir şey arz edebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Araslı'nın hareket noktasından hareket edip, birkısım medyada çıkan yalan haberleri bu Parlamentoya taşıyıp, burada, bunların müzakeresini ve münakaşasını yapacak olursak, bu Parlamentonun çalışması için zaman bulmamız mümkün değildir.

Arz ederim. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kapusuz, olaya gündemdışı bir konuşma içerisinde değinilmiştir. Olay, iki gündür basında çıkıyor; sanıyorum, gündeme gelmesi, Sayın Bakanın açıklama yapmasına vesile olduğu için iyi de olmuştur; çünkü, bugün, gerçekten, olayın tekzibi yahut yalanlanması yahut "böyle bir olay cereyan etmedi" biçiminde bir açıklama, basına yansımamıştır. Onun için, Sayın Araslı'yı suçlamak, Mecliste buna değinmek, çok haklı bir davranış da değildir.

3. —Manisa Milletvekili H. Ayseli Göksoy’un, sekiz yıllık zorunlu eğitime ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN – Şimdi, gündemdışı üçüncü söz, Manisa Bağımsız Milletvekili Sayın Ayseli Göksoy'un.

Sayın Göksoy, eğitim konusunda konuşacaklar.

Buyurun Sayın Göksoy. (CHP sıralarından alkışlar)

H. AYSELİ GÖKSOY (Manisa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiyemizde, günlerden beri, 8 yıllık zorunlu eğitim üzerine bazı tartışmalar, çekişmeler, münakaşalar, karşılıklı meydan okumalarla gergin bir hava yaratılmaktadır. Bu gergin ortam, ilkokul öğrencilerinden öğretim görevlilerine, sokaktaki insandan evinde oturan masum vatandaşa kadar herkesi huzursuz ve rahatsız etmektedir.

Sayın milletvekilleri, dünyada, çağdaş olmanın ve çağdaş kalmanın bazı zorunlu kuralları vardır. Bu kurallar, ilim ve bilimdışı gerçeklerle gözardı edilemez; hatta, bu kurallar öyledir ki, yok sayılamaz ve hele hele hiç inkâr edilemez. Bilimin en önemli temeliyse, zorunlu ilköğretimdir. Hiçbir ülkede, bilim kuralları dinî gerekçelerle önemselleştirilemez; zira, o zaman, zorunlu eğitimin yerini, zorunlu din eğitimi alır. Halbuki, tüm çağdaş devletlerin vazifesi, insanlarını, dünyadaki gerçeklere karşı donatmak, ilim, sanat ve fende gelişmeyi sağlamak... Bu sebeple de, artık, dünya, bu özel yöne doğru hızla gitmektedir.

Bugün, dünyada kalmayan ve 1973 Eğitim Şûrası kararına rağmen, 25 yıldır, hâlâ, ülkemizde tartışması yapılan 8 yıllık zorunlu eğitimin, bu derece tartışılarak, sulandırılmasını, ben, şahsen çok kasıtlı buluyor ve bunu bir gaflet olarak görüyorum; çünkü, Konfüçyüs'ten Hazreti Muhammed'e, Hazreti Ali'den Atatürk'e kadar, dünyanın gelmiş geçmiş tüm din ve devlet büyükleri, ilmin ve bilimin topluma yayılmasını istemişler ve öğütlemişlerdir.

ÖMER EKİNCİ (Ankara) – Hazreti Peygamber devlet büyüğü değil, Peygamber...

H. AYSELİ GÖKSOY (Devamla) – Modern Türkiye Cumhuriyetinde bunun aksini iddia etmek bir gaflettir, hatta, gelecek nesillere hıyanettir; globalleşen dünya küresinde ülkemizin de dışlanması demektir.

Allah'a şükür ki, çağdaş Türkiye Cumhuriyetinde herkes dinini öğrenme ve uygulama özgürlüğüne sahiptir; ancak, dinî öğretileri bilimden daha önplana alarak, 6 ilâ 14 yaş arasındaki çocukları öncelikle dinî eğitim almaya yönlendirmek, toplumu zorlamaktır ve toplumu çok rahatsız etmektir. Türkiye'de hiç kimse dinsizliği savunamaz; ama, çağdaşlık, ilim, bilim her şeyin önünde gelir beyler.

Türkiye'de, özellikle kadınları ikinci plana atan, mantıksız ve mesnetsiz hurafelerle kadınlara kısıtlamalar getirmek isteyen kafaları ilkokuldan itibaren yetiştirmeye kalkmak, önce o çocuklara, daha sonra da toplumdaki kadın kesimine ve insan haklarına ihanettir; bunun, tarafımızdan da kabulü kesinlikle vacip değildir; ancak, çağdaş devlet olarak, Türkiye Cumhuriyeti, genç ve gelecek nesillerine, din ve inançlarını sağlıklı olarak geliştirebilmeleri, istedikleri takdirde dinî eğitim almaları, din adamı olmaları, dinî ilim yapabilmeleri için fertlerine her türlü ortamı hazırlamalıdır ve hazırlamaktadır. Nasıl, her meslek için özel meslek okulları varsa, öğrenim için de meslek okulları, imam hatip okulları, yeteri kadar olmak üzere muhafaza edilmelidir.

Zorunlu eğitimden sonra, her Türk vatandaşı, dilediği, inandığı din üzerinde yoğun çalışmalar yapabilmelidir; ama, dinî meslek okullarına başlarken ve hazırlık sınıfını okuyarak imam-hatip okullarına şuurlu olarak hazırlanmalıdır; yani, küçücük yaştan, yuvadan buraya hazırlanamaz.

Diyelim ki, aile, çocuğuna dinî bilgi vermek istiyor; işte, o zaman da, Millî Eğitim bünyesinde açılacak yaz kurslarına gönderir ve orada çocukları dinî bilgiyle mücehhez kılınabilir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Göksoy, lütfen, toparlayalım.

H. AYSELİ GÖKSOY (Devamla) – Çok az kaldı Sayın Başkan.

Kimsenin buna da itirazı yoktur, olamaz; ancak, Türkiye'de, ilköğretim okullarında, Kur'an, Arapça okutularak çağdaş zorunlu eğitim sulandırılamaz. Bunun arkasından çok daha büyük problemler gelecek ve Atatürk'ün kurduğu, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin rejimi itibariyle tartışılır hale gelecektir. İşte, buna, hiç kimsenin, hiçbir grubun, hiçbir partinin ve hiçbir hükümetin hakkı yoktur. Teşebbüs edenlere de, çağdaş Türkiye'nin çağdaş kafaları dur diyecektir; bundan, hiçbirinizin şüphesi olmasın.

Size, burada, son olarak, Atatürk'ün bir cümlesini hatırlatmak istiyorum: "Bir cemiyetin içtimaî bünyesi, dinin ve fukaralığın istismarına müsaitse, siyasîler de bunu istismar ediyorlarsa, o memlekette demokrasi olmaz." İşte, biraz evvel, Oya arkadaşımızın bahsettiği, gazetelerde yazan olay; bugün, Başbakanımız Türk Milletine matematik dersi veriyor: 5+3 eder 8 değil mi?!. (RP sıralarından "Doğru" sesleri) Hele bin şükür, biz bilmiyorduk bunu, yeni öğrendik, kendisine teşekkür ediyoruz!.. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar [!])

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Aferin... Aferin...

H. AYSELİ GÖKSOY (Devamla) – Ama, şimdi, Sayın Bayındırlık ve İskân Bakanı çıkıyor, ne diyor: "Musiki heyeti." "Koro" demeye dili var mıyor mu? O zaman, oradaki hanımlara da "hanende" desin. Hanendeler mi onlar? (RP sıralarından gürültüler ve alkışlar) Onun için, kalkıp da, bir başbakanın, kadınlarımızın, kızlarımızın olduğu bir koroda, eğer o kızların sesini kıstırıp erkek sesiyle yapabiliyorsa... (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar[!])

Kendinizi alkışlayın beyefendi, kendinizi alkışlayın... (DSP ve CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; RP sıralarından alkışlar [!])

BAŞKAN – Sayın Göksoy, lütfen...

H. AYSELİ GÖKSOY (Devamla) – Yani, bugün, Mecliste, imam-hatip kökenli bakanlarımız, her partide milletvekillerimiz var; ama, lütfen; sizler, bu çok değerli milletvekillerimizin sosyal yaşantısına bir göz atın.

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Ne olmuş?!. Ne olmuş?!.

MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Sana ne...

BAŞKAN – Sayın Göksoy...

H. AYSELİ GÖKSOY (Devamla) – Haa, İran gibi, Suudi Arabistan gibi mi yaşamak istiyorsunuz? Hayır efendim, Türkiye Cumhuriyetinde yapamazsınız. (RP sıralarından gürültüler)

MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Ayıp... Ayıp... (RP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Göksoy... Sayın milletvekilleri... Sayın milletvekilleri...

H. AYSELİ GÖKSOY (Devamla) – Onun için, Türkiye'yi imamlaştıramazsınız siz; ama, o çocuklar, dinî bilgiyi alacak.

Saygılarla. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar, RP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan?.. Yanıt vermeyeceksiniz.

MEHMET AYKAÇ (Çorum) – İmam-hatip mezunu olarak, protesto ediyorum! Benim hayatıma karışamaz!

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – Önce kendi kültürünü öğrensin!

1.—Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna’nın, İzmir Milletvekili Zerrin Yeniceli’nin, Türkiye’nin sağlık politikasına ilişkin gündemdışı konuşmasına cevabı (Devam)

BAŞKAN – Sayın Aktuna, Sayın Zerrin Yeniceli'nin sağlık konusu üzerinde yaptığı birinci gündemdışı konuşmayı yanıtlamak üzere söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Aktuna. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Bravo laik Bakan!

SAĞLIK BAKANI YILDIRIM AKTUNA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 7 Nisan Dünya Sağlık Günü nedeniyle DSP İzmir Milletvekili Sayın Zerrin Yeniceli arkadaşımızın yaptığı gündemdışı konuşma dolayısıyla huzurlarınızda bulunmaktayım; hepinize saygılar sunuyorum.

Tabiî, sağlık konusu, bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizin de en önemli sorunlarından birisi ve yıllardan beri üzerinde dikkatle çalışılmasına rağmen, bugün için dahi, istediğimiz noktaya, çizgiye gelebilmiş değildir. Sayın konuşmacı da, konuşmasında, bunları açık seçik ifade etti.

Bugün, Türkiye'de, gerek sağlık sorunlarıyla ilgili altyapı hizmetleri gerek personel, yani sağlık insangücü gerekse tıbbî teknoloji bakımından bölgesel dengesizlik en önemli sorun olarak karşımızda durmaktadır. Dolayısıyla, sağlık hizmeti her bölgede yeteri kadar eşit ve adaletli verilemediği için bölgesel göç olmaktadır; insanlar, sağlık hizmeti alabilmek için, doğudan batıya göçmek zorunda kalmaktadırlar. Bu, çeşitli sorunları da beraber getirmektedir; ama, tabiî, bunun temelinde, Türkiye'nin, kalkınmışlık düzeyi itibariyle, bazı bölgelerinin, birçok açıdan (ekonomik açıdan, sosyal açıdan, kültürel açıdan) daha geri kalmış olmasının önemli bir etkisi söz konusudur.

Bu açıdan, Sağlık Bakanlığı olarak, sağlık konusunu birinci derecede önemli bir konu addederek, bu konu üzerinde iki yönlü çalışma yaptık, yapmaktayız ve yapmaya da devam edeceğiz. Birincisi, mevcut sağlık sistemi içerisinde sağlık hizmeti veren kuruluşların düzeltilmesi, iyileştirilmesi, rehabilite edilmesi ve geliştirilmesi; ikincisi de, artık bugün iyi işlemez hale gelmiş olan sağlık hizmet sisteminin değiştirilmesi; yani, hazırlanmış olan sağlık reformu projesi yasalarını çıkararak yeni sistemin oluşturulmasıdır.

Birinci açıdan yaptığımız çalışmalar hepinizin bilgisi dahilindedir; çeşitli defalar, bu kürsüden, sizlere, bu konuda bilgi sundum, arz ettim. Biliyorsunuz, özellikle uzman hekimlerin yeteri kadar dengeli dağılamayışını önlemek amacıyla, yeni bir atama ve nakil yönetmeliği çıkarılmış ve bu yönetmelikle, Türkiye, üç bölgeye ayrılmış; Doğu ve Güneydoğu Anadolu üçüncü bölge, Orta Anadolu -kısmen ağırlıklı olarak- ikinci bölge ve Batı Anadolu da birinci bölge olmuştur.

Bu uygulamada bir değişikliği daha gündeme getiriyoruz; buna dikkatinizi çekmek istiyorum: Bazı illerimiz ikinci bölgede kalıyor veya birinci bölgede kalıyor; ama, bu illerin bazı ilçeleri, ancak üçüncü bölge gelişmişlik düzeyinde olabiliyor. Dolayısıyla, ikinci bir yönetmelik değişikliğiyle de, ikinci bölgede olan bazı illerimiz ile birinci bölgede olan bazı illerimizin ilçelerini de üçüncü bölgeye alıyoruz. Böylelikle, yeni mezun olan pratisyen doktor, uzman doktor, hemşire ve ebeleri de bu bölgelere atamamız ve orada görevlendirmemiz mümkün olmaktadır.

İkincisi, mevcut hastanelerin ve sağlık kuruluşların modernizasyonu çalışmasıdır. Bu çalışma, 1996'dan beri hızla devam etmektedir. Nedir bu modernizasyonunun ana ölçütleri; bir kere, hastanelerin fizikî yapı olarak iyileştirilmesi; mutfağından tutun da çamaşırhanesine, kliniklerine varıncaya kadar iyileştirilmesi. İkincisi, her hastanenin mutlaka bir jeneratörünün olması. Bu, illerde bitmiş, ilçe devlet hastanelerinde önemli bir mesafe alınmıştır. Artık, sanıyorum ki, 1997 yılı sonunda jeneratörsüz hastane kalmayacaktır. Bir diğeri, her hastanede (il ve ilçe devlet hastanelerinde) yoğun bakım ve koroner bakım ünitelerinin oluşturulması. Bir beyin kanamasında, bir trafik kazasında, bir enfarktüs vakasında acil tıbbî müdahaleyi yapabilmek için bunlar şarttır. Dolayısıyla, koroner ve yoğun bakım üniteleri -küçük hastanede 2 yatağı, daha büyüğünde 4 yatağı 10-12 yatağa, 20 yatağa yükselecek şekilde- il devlet hastanelerinde bitirilmiş, ilçe devlet hastanelerinin de 20'sinde bitirilmiş ve 1997 yılı sonuna kadar da ilçe devlet hastanelerinde önemli bir mesafe alınmış olacaktır.

Gene, bir diğer önemli ilkemiz ve kullandığımız ölçüt, böbrek yetmezliği olan insanın, hemodiyaliz ünitelerinden -bunlar da hayat kurtarıcı bir ünitedir- yaşadığı yerde ve bölgede yararlanması, kalkıp da, illere, büyük şehirlere gitme zorunda kalmamasıdır. Bunun için de, 1996 yılında il devlet hastanelerinin tümü hemodiyalize kavuşturulmuş; aynı zamanda, 20 ilçe devlet hastanesiyle ilgili ihale bitmiş ve mayıs ayı sonuna kadar da onlar monte edilmiş olacaktır. Ayrıca, 25 civarında ilçe devlet hastanesinde, gene bu yıl, hemodiyaliz üniteleri gerçekleştirilmiş olacaktır.

Tabiî, belki, bu hizmetlere bakınca, dıştan görüşle ne olduğu hemen anlaşılamayabilir; ama, bunlar, orada yaşayan insanlarımız açısından, hayat kurtarıcı, sıkıntıyı giderici, hem para harcamasını gerektiren hem zaman kaybını gerektiren hem insanın moralini bozan yer değiştirme, göç etme gibi zorluklardan insanları kurtarıcı uygulamalardır.

Değerli arkadaşımız yaptığı konuşmada, işte, doktor muayenehanelerinden geçmeden bazı tetkikler yapılması mümkün olmuyor diye ifade etti. Ben, tabiî, böyle bir düşünceden bütün meslektaşlarımı tenzih ederim. Meslektaşlarımız, hastanelerimizde, büyük bir çoğunlukla, bu konuda dikkat, itina ve özveriyle çalışmaktadırlar. Eğer, bunların tek tük de olsa istisnası varsa ve bize yansırsa, Sağlık Bakanlığı olarak, teftiş etmek, soruşturma açmak, gereğini yapmak bakımından, bunların üzerinde durduğumuzu da ifade etmek istiyorum.

Yine, arkadaşımız, konuşmasında, tomografi cihazından bahsetmiştir. Şunu rahatlıkla söyleyeceğim: 1991 yılı seçimlerinden sonra, 1992 yılında göreve başladığımda gördüm ki, Türkiye'de hiçbir devlet hastanesinde tomografi cihazı yok; İstanbul, Ankara ve İzmir'deki eğitim hastaneleri dahil, Ankara Numune Hastanesi, İstanbul Şişli Etfal Hastanesi, İzmir Devlet Hastanesi dahil, hiçbirinde tomografi cihazı yok ve o güne kadar da alınmamış. 1992-1993 yıllarında bunun ihalesini yaptık ve 25 tomografi cihazını aldık -tüm vücut tomografisinde; ki, özellikle organ kanserinin erken teşhisinde fevkalade önemli bir cihazdır- bunlardan 5 tanesini İstanbul, Ankara ve İzmir'deki hastanelere, 20 tanesi de Anadolu hastanelerine gönderdik. Şunu memnuniyetle söyleyebilirim ki, aldığımız bu 25 tomografi cihazından sonra, hastanelerin kendi girişimleriyle, döner sermayeden kendi kazandıkları parayla, bugünkü sayı 25'ten 44'e çıkmıştır ve sanırım ki, yıl sonuna kadar bu sayı 60'a ulaşacaktır. Hedefimiz, 1997 ve 1998 yıllarında, hiçbir ilçe devlet hastanesini dahi tomografi cihazsız bırakmamaktır. Falanca bir ilçede yaşayan bir vatandaşımız, hastaneye bir göğüs ağrısı, bir karın ağrısı nedeniyle gittiği zaman, oradaki ultrasonografik tetkikin ve diğer röntgen tetkiklerinin yanı sıra, tomografik incelemeden de geçerek, bir organ kanseri, tümörü varsa, mutlaka, teşhis edilmelidir ve erken teşhis de, tabiî ki, bildiğiniz gibi, hayat kurtarıcı olacaktır.

AIDS konusunda da arkadaşımız bazı düşüncelerini ortaya koydu; bu konu üzerinde de önemle durduğumuzu söylemek istiyorum.

Cumhuriyet tarihinde ilk defa -bunun altını çiziyorum- Sağlık Bakanlığının 1997 yılı bütçesinde "tanıtım" faslına 1,1 trilyon para konulmuştur. Bu 1,1 trilyonun 1 trilyonu, halkımızın, koruyucu sağlık konusunda eğitilmesi, bilgilenmesi ve bilinçlenmesi; halkımızın, hastalıkların erken teşhisi konusunda bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi ve yine, halkımızın, bilmesi gereken ilk acil yardım konusunda eğitilip bilgilendirilmesi için, ağırlıklı olarak medya yoluyla, ağırlıklı olarak televizyon yoluyla, aşağı yukarı bitmiş olan spot filmlerle, kısa metrajlı filmlerle, devamlı şekilde, 1997 yılının sonuna kadar, eğitilmesi için ayırılmıştır.

Bir diğer konu olarak, sağlık eğitimindeki çarpıklıklar ifade edilmektedir. Biz, bugün, çok sayıda açılmış üniversite ve tıp fakültelerinin bazılarında, eğitimin yeterli düzeyde olmadığını -altyapı eksikliklerinden dolayı- biliyoruz; ancak, oradaki üniversite mensubu rektör arkadaşlarımız da, bunun süratle telafi edilmesi için bir çaba içerisindedirler .

Hemşire ve ebelere gelince: 1992-1993 yılında ilk defa yeni bir girişim başlatılmıştır. Nedir bu girişim; 1992-1993 yılına kadar hemşire ve ebeler, ağırlıklı olarak, sağlık meslek lisesi mezunu olurlarken; yani, ortaokuldan sonra dört sene okuyarak hemşire, ebe ve sağlık memuru olurlarken, artık bu sayfa kapanmış, 80 okulumuz üniversitelere devredilmiş, protokol yapılmış ve bu okullar sağlık meslek yüksekokulu haline getirilmiştir. Artık bundan sonra, hemşire olabilmek, ebe olabilmek, sağlık memuru olabilmek için, normal liseyi bitirdikten sonra, bu okullarda dört sene okuyacaksınız ve dört yıllık yüksekokul tahsili yaptıktan sonra hemşire, ebe veyahut da sağlık memuru olabileceksiniz. Tabiî, bu, hemşire ve ebe hizmetlerinde yüksekokul mecburiyetinin getirilmiş olması, sağlık hizmetlerindeki ekip anlayışı çalışmaları açısından... Yani, hemşire, çoğu zaman doktorun sağ koludur. Hastanın başında temel olarak iki insan vardır ; biri hekim, diğeri de hemşire veya ebe. Dolayısıyla, bilgilerinin birbirine yakınlığı önemlidir. Hemşirelerin, sadece tansiyon ölçen, iğne yapan, enjeksiyon yapan yahut derece alan kişi değil, hastalıkları bilebilen, teşhisi kabaca koyabilen, hastalığın seyrini takip edebilen, hastayı klinikte gözlemleyerek müşahedeyi takip edebilen, acil bir müdahale gerekiyorsa -kendi yetkisi içinde olan- onu yapabilen ve süratle doktoru uyarabilen, çağırabilen bir bilgi düzeyine sahip olması gerekmektedir. İşte, bu okulların yüksekokul haline getirilmesiyle bu da sağlanmış olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, eksikler çoktur, hizmet alanı geniştir; ama, sağlıklı ve ayağı yere basan bir çalışma tarzıyla ve paramızı da çok iyi kullanmak suretiyle bu hizmetlerin geliştirilmesi ve sağlıklı hale getirilmesi sağlanmaktadır.

Sağlık reformu konusunda da bir cümle söylemek istiyorum. Sağlık reformu projesine ilişkin yasa tasarısı taslağını bugün imzaladım ve Bakanlar Kuruluna gönderdim. Bakanlar Kurulunda değerlendirilip yasa tasarısı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulacaktır.

Umuyorum ki, bugünkü, iyi işlemeyen, ne hizmet eden doktorun, hemşirenin, ebenin memnun ve mutlu olduğu ve ne de hizmet sunulan halkımızın memnun olduğu böyle bir sistemi yenileyerek, çağdaş, akılcı ve bugünün koşullarına, Türkiye'nin gerçeklerine ve gereksinimlerine uygun bir hale getirdikten sonra, sanıyorum ki, bu hizmet, çok kaliteli ve sıkıntıların aşıldığı bir sistem haline gelecektir.

Bu yasa tasarısının, Türkiye Büyük Millet Meclisine geldikten sonra sizler tarafından da desteklenmesini ve bir an evvel, tasarı yasalaştıktan sonra, Bilecik ve Eskişehir'de bu projenin pilot uygulamasına başlanmasını diliyorum.

Bana konuşma fırsatı vermesi nedeniyle Sayın Zerrin Yeniceli arkadaşıma teşekkürlerimi sunuyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar bitmiştir.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır; okutacağım; yalnız, sunuşlar bir hayli uzun; bu nedenle, Divan Üyesi arkadaşımızın oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı tarafından geri gönderilen kanuna ilişkin bir tezkere vardır; okutuyorum:

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

2.—20.3.1997 tarih ve 4230 sayılı, Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanununun, bir defa daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/741)

7 Nisan 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İLGİ : 28 Mart 1997 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-4996-14055 sayılı yazınız.

A. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca 20.03.1997 tarihinde kabul edilip, ilgi yazıya ekli olarak gönderilen 4230 sayılı "Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu" ile;

1. Yurtdışında bulunanlar ile yurtdışında bulunmuş olanların, kendilerinin veya aile bireylerinin, yurtdışında ve yurtiçinde geçen veya gelecek günlerini istekleri halinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca tespit edilecek tarihe kadar, borçlanmak suretiyle bu Kanundan yararlanacağı,

2. Borçlanmanın, her bir gün için 2,5 ABD Doları üzerinden yapılacağı,

3. Zorunluluk halinde, Bakanlar Kurulunun bu miktarı değiştirebileceği,

4. Borçlanmanın 5 000 gün üzerinden hesaplanacağı ve 12 500 doların üç taksitte ödeneceği,

5. Bir kişiye aylık bağlanabilmesi için:

a) En az 5 000 gün karşılığı primin dolar üzerinden ödenmesi,

b) Kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurmuş olması,

c) Son prim ödeme tarihinden itibaren 3 tam yıllık sürenin geçmesi,

d) SSK'ya yazılı istekte bulunulması,

Gerektiği,

6. Aylık bağlama tarihinden itibaren, Türkiye'de bulunanların, yurtta bulundukları sürece sağlık yardımından da istifade edeceği,

7. Öngörülen sosyal sigorta haklarının sağlanması için, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı "Yurtdışı Sosyal Güvenlik Kasası" kurulacağı,

8. T.C. Ziraat Bankası nezdinde açılan "Kasa" hesabında toplanan prim tutarlarının yüzde 20'sinin, ayı içinde, devlet güvencesi payı olarak ve bütçeye irat kaydedilmek üzere Hazine'ye aktarılacağı,

9. Kasanın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında, SSK Genel Müdürü ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve Maliye Bakanlıkları ile Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanlığınca görevlendirilecek birer üyeden oluşan "Kasa Yönetim Kurulu"nca yönetileceği,

10. Başlangıçta Kasanın oluşması için yapılacak ödemelerin, avans niteliğinde SSK Genel Müdürlüğünce karşılanacağı,

11. Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi arasında imzalanan sözleşme gereğince, transfer edilecek primin hesaplanmasında, her gün için 2,5 doların esas alınacağı,

Hüküm altına alınmıştır.

B) Kanun, yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın sosyal güvenlikten yoksun kalmaması amacıyla hazırlanmış ise de; yapılan düzenlemenin, aşağıda da açıklanacağı üzere Anayasanın; devletin temel amaç ve görevlerini belirleyen 5 inci, kanun önünde eşitlik ilkesinin düzenlendiği 10 uncu, çalışma hakkı ve ödevi başlığını taşıyan 49 uncu, sosyal güvenlik hakkını düzenleyen 60 ıncı, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının haklarını güvenceye alan 62 nci, milletlerarası anlaşmalarla ilgili 90 ıncı ve nihayet, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğuna ilişkin 153 üncü maddesine aykırılık oluşturduğu düşünülmektedir. Şöyle ki:

1. – Anayasa Mahkemesinin 19.6.1971 tarih ve Esas No:1971/19, Karar No: 1971/61 sayılı ilamında;

a) Devletin, Sosyal Sigortalar Kurumunun gelirlerinden pay ayırarak, başka bir kamu işinin görülmesini sağlamasının, sosyal ödevin gerekleriyle çeliştiği,

b) Hazineye irat kaydedilen paranın, büyük oranda sigortalı işçilerin yararına kullanılacak olmasının, Sosyal Sigortaların mal varlığına devletin el atmasını haklı gösteremeyeceği,

Kabul edilmiştir.

2.– Keza, aynı Mahkemenin, 6.6.1972 tarih ve Esas No:1971/44, Karar No:1972/29 sayılı ilamında;

a) Demokratik hukuk devleti ilkesini, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayan bir devlet yapısı içinde, birkısım iştirakçilere "faikiyet ve imtiyaz" sağlamanın mümkün olmadığı,

b) Anayasada yer alan "kanun önünde eşitlik" ilkesinden ayrılabilmek için, ortada haklı bir nedenin ve kamu yararının bulunması gerektiği,

c) Sosyal güvenlik kurumlarının gelir fazlasının Hazineye irat kaydedilmesinin, Anayasanın "ücrette adalet sağlanması" ve "vergi ödevi" ile ilgili hükümlerine aykırı olduğu,

d) Sosyal güvenlik kurumlarına iştirakçilerce yatırılan paralardan bir kısmının Hazineye irat kaydının, Anayasanın "herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür" ilkesine aykırılık oluşturacağı,

Açık bir şekilde ortaya konmuştur.

3. Diğer taraftan, 9.7.1945 tarih ve 4792 sayılı "Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu"nun 10 uncu ve 2.9.1971 tarih ve 1479 sayılı "Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu"nun 8 inci maddelerine göre, yönetim kurullarında sigortalıların da temsilcisi bulunduğu halde, bu Kanunda, Kasa Yönetim Kurulunda iştirakçilerin temsilcisine yer verilmemiştir.

4. Önemli bir husus da; Anayasanın 90 ıncı maddesinde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu ve bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı hüküm altına alınmışken, Kanunun 14 üncü maddesinde yapılan düzenlemeyle, Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi arasında aktedilmiş bulunan Sözleşme hükümlerinin tek taraflı olarak değiştirimesidir.

5. Mevcut sosyal güvenlik kurumlarında iştirakçiler, ilk günden itibaren, hastalık, sakatlık, ölüm yardımı v.s. gibi hizmetlerden yararlanırken, bu Kanunda emekli aylığı bağlanıncaya ve emekli olan kişi Türkiye'ye gelinceye kadar, iştirakçilerin bu haklardan yararlanlanmaları mümkün olmayacaktır.

6. Kanunla borçlanılacak günler için çalışma şartı aranmadığına göre, bu Kanun "sosyal güvenlik" amaçlı sayılamaz. Bu itibarla, hazine yardımı yapılamayacağına göre, 9 uncu maddede hesabı gösterildiği üzere, takriben 6 yıl sonra ne olacağına ait hiçbir hüküm yoktur.

7. Yasadan yararlanmak için, diğer sosyal güvenlik kurumlarınca aranan çalışma şartı yerine, hangi maksatla olursa olsun "yurtdışına çıkma" yeterli sayılmıştır. Bu da, yurtdışına çıkma olanağı bulunanlarla bulunmayanlar arasında farklılık yaratacaktır.

8. Yurt içinde işçiler, 20-25 yıl çalışıp, bu Yasada öngörülen meblağın çok üzerinde prim ödedikten sonra emekli olurken, bu defa, yurtdışına çıkanlara 5 000 çalışma günü koşulu aranmadan ve daha az ödemeyle emeklilik hakkı verilmektedir.

9. Devlet için kesilecek 2 500 dolar çıktıktan sonra geriye kalan 10 000 doların üç yıl süreyle yıllık yüzde 10 üzerinden değerlendirmeye tabi tutulacağı ve üç yıl sonra iştirakçilere ayda 250 dolar üzerinden emekli aylığı ödeneceği varsayılırsa; Kasada toplanan miktar, iştirakçilerin emekli aylıklarını ancak 5 yıl 10 ay süreyle karşılayabilecek ve daha sonraki yıllarda tüm ödemeler, esasen güç durumda bulunan Sosyal Sigortalar Kurumunca yapılacaktır.

C. Sonuç olarak; yukarıda açıklanan Anayasa Mahkemesinin kararları ve diğer hususlar nazara alınarak, 20.3.1997 tarih ve 4230 sayılı "Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu" Anayasanın 89 uncu maddesi gereğince bir defa daha görüşülmek üzere, ilişikte iade edilmiştir.

Arz olunur.

Ek: 4230 sayılı Kanun

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

(CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

3. —Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Bahattin Şeker’e, dönüşüne kadar, Turizm Bakanı Bahattin Yücel’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/743)

1 Nisan 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 4 Nisan 1997 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gidecek olan Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Turizm Bakanı Bahattin Yücel'in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

4.—Fas’a gidecek olan Devlet Bakanı Dr. Ahmet Demircan’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı T. Rıza Güneri’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/744)

1 Nisan 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 6 Nisan 1997 tarihinde Fas'a gidecek olan Devlet Bakanı Dr. Ahmet Demircan'ın dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Teoman Rıza Güneri'nin vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

5.—İsviçre’ye gidecek olan Devlet Bakanı Nafiz Kurt’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz’ın vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/745)

2 Nisan 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

5 Nisan 1997 tarihinde İsviçre'ye gidecek olan Devlet Bakanı Nafiz Kurt'un dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

6. —Çek Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Işılay Saygın’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Bekir Aksoy’un vekâlet etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/746)

2 Nisan 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye-Çek Cumhuriyeti Karma Ekonomik Komisyon Toplantısına katılmak üzere, 7 Nisan 1997 tarihinde Çek Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Işılay Saygın'ın dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Bekir Aksoy'un vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

7.—Gürcistan’a gidecek olan Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu’ya, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Bahattin Şeker’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/747)

2 Nisan 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TRACECA-KEİ (Avrupa, Asya, Kafkasya Ulaştırma Koridoru-Karadeniz Ekonomik İşbirliği) Ulaştırma Toplantısına katılmak üzere, 7 Nisan 1997 tarihinde Gürcistan Cumhuriyetine gidecek olan Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu'nun dönüşüne kadar; Ulaştırma Bakanlığına, Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım:

8.—Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenterler Asamblesinde ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Asamblesinde boş bulunan üyelikler için aday gösterilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/748)

9 Nisan 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Refah Partisi Grubunca, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinde boş bulunan bir üyelik için, Giresun milletvekili Turhan Alçelik; Anavatan Partisi Grubunca, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesinde boş bulunan bir üyelik için, Aydın Milletvekili Yüksel Yalova aday gösterilmişlerdir.

Siyasî parti gruplarınca aday gösterilen üyelerin ismi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 2 nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

Doç.Dr.Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Komisyondan istifa önergesi vardır; okutuyorum:

9.—Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan’ın, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/158)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim. 9.4.1997

Dr.Kâzım Arslan

Yozgat

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Basılı gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında bulunan Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu hakkındaki Meclis soruşturması önergesinden bazı imzaların geri alındığına dair önerge vardır; okutuyorum:

10. —Aydın Milletvekili Yüksel Yalova ve 21 arkadaşının, (9/12) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinden imzalarını çektiklerine ilişkin önergesi (4/159)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aynı konu hakkında Meclis araştırması önergesi verildiğinden, Başkanlığınıza sunulmuş bulunan (9/12) esas numaralı soruşturma önergesindeki imzalarımızı geri çekiyoruz.

Bilgilerinize arz ederiz.

1. Yüksel Yalova (Aydın)

2. Recep Mızrak (Kırıkkale)

3. Nabi Poyraz (Ordu)

4. Ali Doğan (Kahramanmaraş)

5. Abdulkadir Baş (Nevşehir)

6. Sami Küçükbaşkan (Antalya)

7. Hüsnü Sıvalıoğlu (Balıkesir)

8. Enis Sülün (Tekirdağ)

9. Ersin Taranoğlu (Sakarya)

10. Refik Aras (İstanbul)

11. Mahmut Bozkurt (Adıyaman)

12. Tevfik Diker (Manisa)

13. Mustafa Balcılar (Eskişehir)

14. Suha Tanık (İzmir)

15. Ataullah Hamidi (Batman)

16. Cemil Çiçek (Ankara)

17. İbrahim Özsoy (Afyon)

18. Yusuf Pamuk (İstanbul)

19. Şükrü Yürür (Ordu)

20. Miraç Akdoğan (Malatya)

21. Mustafa Küpeli (Adana)

22. Abbas İnceayan (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yeterli sayıda imza kalmadığından önerge işlemden kaldırılmıştır ve gündemden çıkarılacaktır.

Sözlü soru önergelerinin geri alınmasına dair önergeler vardır; okutuyorum:

11. —Ankara Milletvekili Ömer Faruk Ekinci’nin (6/466) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/160)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanığına

Basılı gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 131 inci sırasında yer alan (6/466) esas numaralı, Millî Eğitim Sayın Bakanından sormuş olduğum sözlü sorumun yazılı cevabını aldığım için, sözlü sorumu geri alıyorum.

Saygılarımla arz ederim. 04.04.1997

Ömer Faruk Ekinci

Ankara

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

12. —İstanbul Milletvekili Osman Yumakoğulları’nın (6/469) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/161)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin 134 üncü sırasında yer alan (6/469) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap aldığımdan, önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Osman Yumakoğulları

İstanbul

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

C)GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. —İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı ve 31 arkadaşının, Avrupa’daki vatandaşlarımıza yönelik ırkçı saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/180)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Avrupa'da artan vahşi hareketlerin hedef aldıkları kitlelerin başında Türkler gelir olmuştur. Oysa vatandaşlarımız bulundukları ülkenin şartlarına uyan, millî ve manevî değerlerine saygı gösteren, kendi halinde yaşam sürdüren bir topluluktur. Bulundukları ülkeye, ülkenin insanlarına, idarî yapısına ters gelecek davranışlardan devamlı kaçınmışlardır.

Bunlara rağmen, Türklerin karşı karşıya kaldıkları vahşi saldırıların nedenlerini anlamak için, insan haklarına saygılı görünen ülkelerde dahi, sorunun derinlemesine incelemesi yapılmamıştır. Saldırıların yoğunlaştığı ülkelerde hiçbir parlamentoda sorun ciddî bir şekilde tartışılmamış ve hükümet düzeyinde ele alınmamıştır.

Genelde, katliamlar tel'in edilip, üzüntüler bildirilip ikinci bir olaya kadar mesele unutulmaktadır.

Avrupa'da ırkçılığın artması, bu saldırıların açıklanmasının tek nedeni olamaz. Söz konusu ırkçıları böylesine vahşiyane hareketlere cesaretlendiren sebep ve gerekçelerin teşhisi ve tespiti şarttır.

Bunlardan en önemlisi şudur:

Avrupa'daki basın ve televizyon özellikle insan hakları konularını ele alarak, sürekli Türkiye aleyhine insafsızca yayın yapmaktadır. Örneğin Almanya'nın ciddî gazetesi olarak bilinen Die Welt'te Alman Dışişleri Bakanının Türkiye ziyaretiyle ilgili olarak çıkan karikatürde, üzerine ayyıldız çizilmiş bir köpek, Kinkel'in kolunu ısırır şekilde gösterilmektedir. Acaba, ev kundaklayan canilere Die Welt'teki karikatür hiç mi cesaret verip teşvikçi olmamıştır? Ülkesinde ciddî, tutarlı ve seviyeli olarak bilinen bir gazetede Türkiye aleyhine böyle karikatürler gören, merhamet özürlüsü ırkçıların işledikleri cinayetleri mübah, kendilerini de mazur gördüklerini düşünmemiz çok mu abartılı olur?

Maalesef, buna benzer yüzlerce değil, binlerce örnek verebiliriz. Gazeteler, dergiler, televizyonlar, Türkiye'yi ve Türk insanının zayıflıklarını, hatalarını acımasızca büyütüp, aleyhte yazdıkları yazılarla, çizdikleri karikatürlerle, bastıkları fotoğraflarla, yaptıkları röportajlarla, yayınladıkları filmlerle, âdeta, Türklere yönelik saldırıları bilinçaltında meşrulaştırmışlardır. Türkiye aleyhine yönelik kampanyalar, bir ülkenin yetersizliklerini tenkit etmenin çok ötesine gitmiş ve sonuçta, ırkçı grupları cesaretlendirmiş, onları kendi haklılıklarına inandırır olmuştur.

Türklere yönelik hareketler hakkında yeterli, derli toplu bilgiler de yoktur. Ölümle sonuçlanmayıp çok büyük maddî hasarlara yol açan, vatandaşlarımızı sürekli tedirgin edip, günlük normal yaşantıyı işkence haline getiren, son on yılda sayısı yüzleri aşan olay vardır.

Nerede, ne olmuştur? Soruşturma açılmış mıdır? Suçlular yakalanmış mıdır? Mahkemeye sevk edilmiş midir? İşte bu noktada söylenebilecek husus, Türkiye aleyhine sürdürülen kampanyalardan etkilenenlerin yalnız ırkçılar olmadığıdır. Aynı zamanda suçları önlemekle, suçluları yakalamakla, soruşturmayı yürütmekle yükümlü resmî görevlilerin de bu kampanyalardan etkilenmiş olabileceklerini ve bu nedenle de olayların aydınlanmadan devam ettiğini düşünebilir olmamızdan da kimsenin alınmaması gerekir.

Tüm ulusumuzu acılara büründüren, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızı sürekli tedirgin eden, yaşamlarını karartan bu olayların üstüne, hiçbir kuruluş Türkiye Büyük Millet Meclisinden daha duyarlı, daha içtenlikli, daha ciddî, daha kapsamlı gidemez.

Karanlıkları aydınlatmak, hastalığı teşhis etmek, doğruları saptamak ve uygulanabilir çözümler geliştirmek amacıyla, özellikle olayların geçtiği ülkelerde inceleme yapılması, gerekli görülen uzmanların, resmî ve özel kuruluşların içeride ve dışarıda istihdam edilebilmesi hususunda yetki verilmesi için, Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunu arz ederiz.

1. Bülent Akarcalı (İstanbul)

2. Sadi Somuncuoğlu (Aksaray)

3. İsmail Durak Ünlü (Yozgat)

4. Korkut Özal (İstanbul)

5. İbrahim Çebi (Trabzon)

6. Aslan Ali Hatipoğlu (Amasya)

7. Cengiz Altınkaya (Aydın)

8. Süleyman Çelebi (Mardin)

9. Mehmet Sağdıç (Ankara)

10. Mahmut Oltan Sungurlu (Gümüşhane)

11. Ali Coşkun (İstanbul)

12. Mehmet Keçeciler (Konya)

13. Abbas İnceayan (Bolu)

14. Süleyman Hatinoğlu (Artvin)

15. Ali Kemal Başaran (Trabzon)

16. Cemil Çiçek (Ankara)

17. Esat Bütün (Kahramanmaraş)

18. Metin Emiroğlu (Malatya)

19. Yaşar Topçu (Sinop)

20. Enis Sülün (Tekirdağ)

21. Mehmet Salih Yıldırım (Şırnak)

22. Ahat Andican (İstanbul)

23. Ömer Ertaş (Mardin)

24. Refik Aras (İstanbul)

25. Mustafa Cumhur Ersümer (Çanakkale)

26. Biltekin Özdemir (Samsun)

27. Hüsnü Sıvalıoğlu (Balıkesir)

28. Sümer Oral (Manisa)

29. Yıldırım Aktürk (Uşak)

30. Emin Kul (İstanbul)

31. Halit Dumankaya (İstanbul)

32. Murat Başesgioğlu (Kastamonu)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında yapılacaktır.

Bir genel görüşme önergesi vardır; okutuyorum:

2.—Sıvas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve 22 arkadaşının, Balkanlar ve Avrupa ülkeleri ile ilgili olarak izlenen dışpolitika konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/12)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

27.03.1997

Avrupa Birliğine dahil ülkelerin Hıristiyan demokrat partileri, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesine medeniyet farklılığı gerekçesiyle karşı çıkmaktadırlar.

Öte yandan, Almanya'nın, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan ve Slovenya gibi, Avrupa Birliğiyle ilişkileri Türkiye'ninkine nazaran çok daha yeni olan ülkeleri Avrupa Birliğine dahil etmek ve böylece, Avrupa Birliği içinde tartışılmaz bir güç sahibi olmak istediği gözlenmektedir.

Ayrıca, Almanya'nın, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi ve Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın hakları konusunda zaman zaman uluslararası insan hakları anlayışına sığmayan ve diplomatik nezaketi aşan tavırlar sergilemesi, Türkiye'nin imajını sarsan gelişmelere yol açabileceği endişelerine sebep olmaktadır.

Bütün bu gelişmelere karşılık, Balkanlarda Türkiye'nin müttefikleri arasında düşünmemiz gereken Arnavutluk'ta cereyan eden son olaylarda Türkiye'nin ihmalkâr davrandığı ve Yunanistan'ın Arnavutluk içindeki olaylarda inisiyatif ele geçirdiği yolunda yorumlar yapılmaktadır. Tamamı 15 milyon Amerikan Doları olan bir kaynağı bulamadığı için isyanları bastıramayan Arnavutluk'a yardım etmeyişimiz, dışpolitikamızın bir eksiği olarak değerlendirilmektedir.

Yunanistan'ın Türkiye'ye karşı tavırlarında son günlerde bir yumuşama içine girmesinin sebepleri kamuoyumuzda yeterince tartışılmadan, Türkiye'nin de aynı şekilde mukabelede bulunması, ileride telafi edilemeyecek tavizlere yol açabilecektir.

Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin Avrupa Birliğine alınması gibi Yunanistan için çok önemli bir konuda Türkiye'nin aleyhte tavır koymasını engellemek için komşumuzun yumuşama içine girmesini olumsuz karşılamıyoruz. Ancak, böyle bir durumdan Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'la ilgili tavizler vermeden, sağlanabilecek en çok faydayla çıkması, yoğun diplomatik gayretler gerektirmektedir.

Türkiye'nin, genelde Balkanlar ve Avrupa ile ilgili politikalarını, özelde Almanya ve Yunanistan ile ilişkilerini gözden geçirmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinde genel görüşme açılmasını arz ve talep ederiz.

1. Muhsin Yazıcıoğlu (Sıvas)

2. Orhan Kavuncu (Adana)

3. Hanefi Çelik (Tokat)

4. Nevzat Yanmaz (Sıvas)

5. Lütfi Yalman (Konya)

6. Kemal Albayrak (Kırıkkale)

7. Osman Hazer (Afyon)

8. Ünal Erkan (Ankara)

9. Zeki Ertugay (Erzurum)

10. Cemil Çiçek (Ankara)

11. Mustafa Çiloğlu (Burdur)

12. Hüseyin Arı (Konya)

13. İlyas Arslan (Yozgat)

14. Mehmet Ekici (Ankara)

15. Memduh Büyükkılıç (Kayseri)

16. Abdullah Örnek (Yozgat)

17. İsmail Köse (Erzurum)

18. Mehmet Aykaç (Çorum)

19. Mehmet Ali Bilici (Adana)

20. Esat Bütün (Kahramanmaraş)

21. Nurettin Kaldırımcı (Kayseri)

22. Biltekin Özdemir (Samsun)

23. Hasan Çağlayan (Çorum)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırasında yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:

V.—ÖNERİLER

A)DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.—Genel Kurulun, 23 Nisan 1997 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No : 64 Tarihi : 8.4.1997

Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 77 nci yıldönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması ve günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla yapılacak görüşmeler için, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 23 Nisan 1997 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanması önerilmiştir.

Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Salih Kapusuz Murat Başesgioğlu

RP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili

Ali Rıza Gönül Hasan Hüsamettin Özkan

DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili

Nihat Matkap

CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının önerileri vardır; okutup oylarınıza sunacağım:

B) BAŞKANLIKÖNERİLERİ

1.—Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 77 nci yıldönümü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları için Genel Kurulda özel bir görüşme açılması ve konuşma süreleri ile o gün başkaca konunun görüşülmemesine ilişkin Başkanlık önerisi

Başkanlık Önerisi

No : 2 Tarihi : 8.4.1997

Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 77 nci yıldönümü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlamak ve günün önem ve anlamını belirtmek için, 23 Nisan 1997 Çarşamba günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda özel bir görüşme yapılması hakkında, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre, Danışma Kurulunun görüşüne uygun olarak Başkanlığımızca hazırlanan önerileri Genel Kurulun onayına sunuyorum.

Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Başkanlık Önerileri :

1. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 77 nci yıldönümü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olan 23 Nisan 1997 Çarşamba günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bir görüşme açılması,

2. 23 Nisan 1997 Çarşamba günü Genel Kurulun yapacağı toplantıda başkaca konunun görüşülmemesi,

3. Görüşmelerde;

a) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına 10 dakika süreyle söz verilmesi,

b) Siyasî parti grupları başkanlarına ve grubu bulunmayıp da Mecliste üyesi bulunan siyasî partilerin genel başkanlarına, genel başkanı milletvekili olmadığı takdirde, bir temsilcisine onar dakika süreyle söz verilmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Doğru Yol Partisi ile Refah Partisi Gruplarının, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş, müşterek bir önerisi vardır; önce okutup işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım.

Öneriyi okutuyorum:

C)SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.—Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununun 13 üncü Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin görüşmelerine 48 saat geçmeden başlanmasının Komisyona tavsiye edilmesine ilişkin RPve DYP Gruplarının müşterek önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 9.4.1997 Çarşamba günü yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Gruplarımızın aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımızla arz ederiz.

Mehmet Gözlükaya Salih Kapusuz

DYP Grubu Başkanvekili RP Grubu Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Radyo Televizyon Kanununun 13 üncü Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin, Başkanlıkça havale edildiği Anayasa Komisyonundaki görüşmelerine 48 saat geçmeden başlanmasının, İçtüzüğün 36 ncı maddesi gereğince, Komisyona tavsiye edilmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz talepleri vardır; Sayın Cumhur Ersümer ve Sayın Nihat Matkap aleyhinde, Sayın Salih Kapusuz lehinde söz istemişlerdir.

Aleyhinde, Sayın Cumhur Ersümer; buyurun.

Süreniz 10 dakikadır.

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle, Sayın Kurulunuzu saygıyla selamlıyorum.

Aramızdan ayrılan, MHP Genel Başkanı rahmetli Alparslan Türkeş'e ve yine aramızdan ayrılan, DYP Bursa Milletvekili rahmetli Abdulkadir Cenkçiler'e Tanrı'dan rahmet diliyorum; yakınlarına, ailelerine, Meclisimize ve milletimize de başsağlığı diliyorum.

Aleyhinde konuşacağım grup önerisi biraz önce Genel Kurulumuza sunuldu. Bir kanun teklifinin, komisyonlarda kırksekiz saat beklemeden görüşülmesiyle ilgili ve kanun teklifi de, halen boş olan TRT Genel Müdürlüğüne atanacak olan kişiyle ilgili.

İktidar Partileri bu işi alışkanlık haline getirdiler; önce onu belirlemek istiyorum. Bu kanun teklifini, Meclis Başkanlığına, bu sabah saat 8.30'da vermişler, Sayın Meclis Başkanımız da, bize, bu teklifi, Danışma Kurulunda sundular ve eğer Danışma Kurulunda sunulan bu öneri kabul edilirse, kırksekiz saat geçmeden komisyonda görüşülecek, müteakiben, herhalde, yeni bir öneriyle de Meclise getirilip görüşülecek.

Tabiî, konu gerçekten çok önemli; çünkü, biliyorsunuz, TRT, Türkiye'nin özerk kuruluşlarından biri. Bu özerk ve tarafsız kuruluşun başına seçilecek olan kişinin şahsıyla ilgili bir konu ve yine, bir başka özerk kuruluşumuz Radyo Televizyon Üst Kurulunun vereceği bir kararla belirlenecek bir kişi.

Ben, konuya başlarken hemen şunu söylemek istiyorum: Bu kanun teklifi, bu grup önerisi, her iki partinin, DYP'nin ve Refah Partisinin aylardan beri süren pazarlıklarının sonuçlandığının bir işareti. İki partinin pazarlığı sonuçlanmış; neticede, buraya atamayı düşündükleri bir kişi üzerinde karara varmışlar ve ondan sonra da bu kanun teklifini veriyorlar.

HASAN HÜSEYİN CEYLAN (Ankara) – Doğrudur.

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) – Teşekkür ederim; beni destekliyorsunuz.

Bu kanun teklifi ne getiriyor; bu kanun teklifi şunu getiriyor: TRT gibi bir kurumun başına atacak olan kişinin, 40 yaşından daha az olmasını öneriyor, 35 yaşında olabilir diyor, onbeş yıldan daha az devlet tecrübesi olan biri de olabilir diyor; hatta, hiç yıl belirtmiyor. Ama, Kanunun mevcut halinde belirlenen süre onbeş yıldır; yani, teklifte, bir tek ismini yazmamışsınız, atamayı düşündüğünüz genel müdürün bir tek adı yok.

HASAN HÜSEYİN CEYLAN (Ankara) – Aynen öyle!

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) – Gelin, şunun adını da söyleyin, daha bir saygınlık kazanın.

Açıkça söylüyorum, yanlış yapıyorsunuz; Meclisi, yaş tashihi davasına alet etmeye çalışıyorsunuz. Eğer, sizin arzunuz buysa, atamayı düşündüğünüz o arkadaştan rica etseydiniz de, lütfedip bir asliye hukuk mahkemesine başvurup yaş tashihi yaptırsaydı, bu iş çok daha kolay olurdu. (ANAP sıralarından alkışlar)

Ben, Üst Kurulda, şu anda teşekkür etme imkânı bulduğum, içinizden birçok arkadaşımın oylarıyla görev yaptım. Üst Kurul, sizin bu emelinize alet olmayacak kadar saygın bir kuruldur. Biz, Üst Kurulun, sizin bu amacınıza alet olmayacağına inanmak istiyoruz ve ülkede böyle saygın kuruluşların da var olduğunu tekrar görmek istiyoruz.

Sizin varsayımınız şu: Üst Kurula gayriresmî bir isim önereceksiniz, Üst Kurul toplanacak, sizin önerdiğiniz bu ismi, yine sizin Hükümetinize bildirecek!.. Böyle bir şey olmayacak, hayal görmeyin; çünkü, yasal olarak da böyle bir şey mümkün değil. Bildiğiniz gibi, Üst Kurul bu görevini yerine getirdi; üç isim belirledi ve bu üç ismi Hükümete bildirdi. Ancak, aylardır süren bu pazarlıklar ve bu isimler üzerinde yapılan spekülasyonlar sonucunda, belirlenen bu üç kişiden biri istifa etti. Üst Kurul, bu konudaki hukukî fonksiyonunu ifa etmiştir; artık, yeniden bir isim belirleme imkânı yoktur. Siz, Hükümet olarak, bu iki isimden birini seçmek durumundasınız.

Ayrıca, şunu çok iyi bilin ki, o iki aday, yargıya müracaat etme hakkına sahip olacaktır. Bir an için, Üst Kurulun, sizin önerdiğiniz ismi kabul edip yine size bildirdiğini düşünsek bile, o iki adayın yargıya başvurma hakkı olacaktır.

Biz, artık, bu Hükümetin kendini padişah ilan eden bakanlarının uygulamalarına da alıştık. Bir bakanımız veya bu konuyla görevli arkadaşımız, yine padişahvari bir kararla bu atamayı yapacaktır; ama, bu atama da, mutlaka, idarî yargıdan -dün, Emniyet Genel Müdürünün ataması nasıl döndüyse- aynen geri dönecektir. Bizim, bu konuda, yargıya güvenimiz sonsuzdur.

Biraz önce belirledim. Ülkedeki iki özerk kuruluşa büyük bir darbe vurmak üzeresiniz. Sizi buradan tekrar uyarıyorum; yanlış yapıyorsunuz, yanlış bir yolda, yanlış araçlarla gidiyorsunuz. Artık, biraz kalkın, şöyle bir etrafınıza bakın. Bu gidişle, sert bir şekilde duvara çarpacaksınız. Bizim, bunları söylemek, size olan görevimiz; Meclis olarak, bir milletvekili olarak görevimiz. Yanlış yolda gidiyorsunuz.

MEHMET EMİN AYDINBAŞ (İçel) – Demokrasiden bahset, duvardan değil!..

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) – Benim bahsettiğim duvar, sizin anladığınız manada duvar değil; ben, sandık duvarından bahsediyorum. Biz, hiçbir zaman, o sizin düşündüğünüz duvarı kastederek burada konuşmayız; bunu da çok iyi bilin. (ANAP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN AYDINBAŞ (İçel) – Bir tek duvar vardır; Meclis duvarı.

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, demokrasi, keyfîlik demek değildir. Bu ülkeyi keyfî yönetemezsiniz; bunu bir defa çok iyi bilmeniz lazım. 65 milyon insan ve bu yüce devlet size emanet; bu emanete de ihanet etmeyin.

Genel Kurula saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ersümer.

Önerinin lehinde, Sayın Salih Kapusuz; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

Sayın Kapusuz, süreniz 10 dakikadır.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Grup önerimiz hakkında görüşlerimi arz etmek üzere huzurlarınıza geldim; hepinize saygılar sunuyorum.

Biz, Parlamentoda, İçtüzüğün ve yasaların bize vermiş olduğu yetkiler dahilinde, kanun düzenleme görevimiz olan yasama göreviyle ilgili birtakım çalışmalar yapmak istiyoruz. Şimdiye kadar, bu Parlamento -hükümet, A partisinden olur, B partisinden olur; önemli değil- bu çalışmaları hep sürdüregelmiştir ve özellikle de muhalefet -ki, biraz önce sayın sözcünün de ifade ettiği gibi- bu konularla ilgili menfi yaklaşım içerisinde, hadiseleri olduğunun dışında bir alana çekme gayreti göstermektedir.

Şu anda neyi görüşüyoruz; TRT Kanunuyla ilgili, iki grubun vermiş olduğu bir teklif söz konusu. Verilmiş olan bu teklifin mahiyeti henüz Genel Kurulda görüşülmeyecek; istenilen şey, bu konuyu, ilgili komisyon, kırksekiz saatlik süreyi beklemeksizin görüşebilsin.

HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) – Niye?

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bu komisyon, sadece İktidar Partilerine mensup milletvekillerinden de teşekkül etmiyor.

YILMAZ ATEŞ (Ankara) – Niye kaçırıyorsunuz; beklese ne olur?!

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Sabredin beyler, acele etmeyin; siz de biraz sonra gelip konuşacaksınız.

Dolayısıyla, bu komisyonda bütün siyasî partilerin üyesi var; orada görüşlerini açık ve net olarak ifade edecekler, hukukî ölçüler içerisinde değerlendirmeler yapacaklar ve oradan bir karar çıkacak. O karar, daha sonra Parlamentoya gelecek ve bu Genel Kurulda bu konu görüşülecek.

Şimdi, böyle bir konu orta yerde varken, sayın sözcünün söylediği gibi, ne duvara toslama var ne bu olayın devleti, rejimi tehlikeye sokma hadisesi var; böyle birşey yok.

Dikkat buyurun arkadaşlar, bakınız, bu Parlamento çok önemli bir görev icra etmektedir. Mevcut anayasal düzen içerisinde, burada uygulanan sistemin, rejimin adı da demokrasidir. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bu parlamentoyu yıpratacak birtakım beyanlarda bulunmanın da doğru olmadığını her seferinde ifade ediyorum, yine söylüyorum.

Size, gündeme getirilmemiş olan, şu anda Genel Kurula gelmemiş olan konu hakkında da birkaç cümleyle bilgi vermek istiyorum.

Şimdi, TRT Kanununda genel müdürün vasıflarını sıralayan maddeler var; şu şu şu unsurları taşıyan genel müdür olabilir deniliyor. Biz, bunlardan iki tanesinde değişiklik yapmak istiyoruz.

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Nedir o?

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bir tanesi; 40 yaş sınırı konulmuş, bunu 35 yaşa çekelim diyoruz. (ANAP sıralarından "Niye?" sesleri) Gerekçelerini de ifade edeceğim; sabredin arkadaşlar, sabredin...

İkinci istediğimiz şey de şu: Yine, ille de onbeş yıllık bir süre konuluyor.

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Evet.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Deniliyor ki: "Onbeş yıl devlette çalışmış olmak..."

Arkadaşlar "eğri oturup doğru konuşalım" diye Anadolu'da bir tabir kullanılır; lütfen, dikkat edin, dikkat buyurun.

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Sadece, onbeş yıl devlette çalışma değil; onbeş yıllık meslekî ihtisas da yeter.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Şimdi, Türkiye'deki nüfusun yüzde 70'i gençtir. (ANAP sıralarından gülüşmeler) Şimdi, siz, son günlerde, son yıllarda meydana gelen teknolojik gelişmeler karşısında... (ANAP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Hatibi sessizce dinleyelim.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Sayın Başkan, herhalde, arkadaşlarla karşılıklı konuşacağım!..

BAŞKAN – Siz konuşmayın; lütfen, Genel Kurula hitap edin.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – İkaz edin o zaman.

BAŞKAN – Ben ikaz ettim.

Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Hatibi sessizce dinleyelim.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, haberleşme, iletişim alanında yeni bir çağ, yeni bir dönem yaşıyoruz. Daha önce tek televizyon, tek radyo vardı bu memlekette; bu alanda ihtisas sahibi insanlar ise çok az sayıdaydı; ille TRT'ye girecek, o kurumun içinde çalışacak, o kurumdan elde ettiği birikimlerle hizmet edecekti...

MUSTAFA RÜŞTÜ TAŞAR (Gaziantep) – Hayır, saptırma, öyle bir şey yok!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Ancak, sizin döneminizde, çok yönlü -Anayasaya rağmen- birçok televizyon ve radyonun açıldığını herkes biliyor. Durum böyle olunca, bu kurumlardan yetişen arkadaşlarımız var. Genç nüfusun içerisinde, son yıllarda meydana gelen bu değişimle, gelişmeyle birlikte, birçok genç ve yetenekli arkadaşımız, bu görevlerde daha başarılı olma fırsat ve imkânına sahip olmuştur. Dolayısıyla, bu arkadaşlarımızın daha çok seçilme imkânını, daha çok değerlendirilme imkânını meydana getiren bu teklife niçin karşı çıktığınızı anlayamıyorum. Yani, bu genç arkadaşlarımızın, bu genç yeteneklerimizin bu birikimlerinden ve tecrübelerinden bu millet istifade etmesin mi demek istiyorsunuz?!

TEVFİK DİKER (Manisa) – Senin gibi!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Dolayısıyla, siz, 30 yaşında milletvekili olacaksınız, olabileceksiniz; ama, TRT Genel Müdürlüğü için 40 yaşı dayatacaksınız. Bırakın Allahaşkına!.. (RP sıralarından alkışlar)

TEVFİK DİKER (Manisa) – Sen genel başkanını değiştirsene!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bu yetenekli, genç ve yetişmiş arkadaşlarımıza bu fırsatı verelim lütfen...

TEVFİK DİKER (Manisa) – Salih Bey, seni genel başkan seçecekler!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bizim getirmek istediğimiz katılımcılıktır; daha çok insanı bu tip görevlerde değerlendirme fırsatını elde etmek ve yakalamak içindir.

Dolayısıyla, siz değerli arkadaşlarımız, sadece muhalefet mantığından hareketle... Lütfen... Sizin bile, bundan faydalanacağınıza inandığım bu teklife mutlaka katkı vermelisiniz. Yok, bu genç arkadaşlarımızın yerine, 40 yaşını aşmış, bugünkü değişimi, bugünkü teknolojiyi kullanma imkânlarından uzak kalmış insanları illâ da değerlendirin gibi bir dayatmanın yanında olmayacağınızı biliyorum; sizin böyle yapacağınıza da inanıyorum... Onun için arkadaşlar, lütfen...

Özerk bir kuruluş olan TRT'nin Kanununda bir değişiklik yapmıyoruz. Onun şartlarını, sınırlarını, yetkilerini, yönetim kurulunu da değiştirmiyoruz; ancak şu anda fiilen boş olan TRT Genel Müdürlüğü için ne yapmak istiyoruz; geniş bir kadrodan seçim yapılabilme imkânını getiriyoruz.

HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) – Adama göre kanun yapıyorsunuz.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Yoksa, şayet arkadaşlarımızın söylediği gibi, sadece mesele yaş meselesi olsa, adayımız da resmen belli olmuş olsa, galiba, arkadaşların dediği yolu tercih etmek bizim için daha kolaydır. Nedir o; mahkemeden yaş tashihi yapılır, bu imkân kullanılır; ama, biz onu tercih etmiyoruz.

AYHAN FIRAT (Malatya) – Orada bir hanım var...

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bu neyi gösteriyor, biliyor musunuz? Bizim adayımızın resmini, adını, şahsını, şahsı için bir kanun teklifini değil. Ya?.. Belirsiz birçok arkadaşımızın herhangi birinin tercih edilebilmesinin imkânını, milletimizin evlatları arasına getirmek istiyoruz. Onun için, bu konuyu böyle değerlendirmenizde mutlaka fayda vardır kanaatindeyim.

Sonra, bu Hükümetin yolu doğrudur, yanlış yolda gitmemektedir.

AYHAN FIRAT (Malatya) – Doğru yol...

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Evet.

Bakınız, şayet, bu konuda endişeniz varsa, yapılan kamuoyu araştırmaları gösteriyor... (DSP ve CHP sıralarından "ne gösteriyor" sesleri) Neyi gösterdiğini, siz, benden daha çok okuyor ve takip ediyorsunuz. Onun için... Yani, bu Hükümeti bu millet desteklemektedir. En son yapılan resmî seçim 3 Kasım seçimleridir ve yapılan o seçimlerdeki sonucu, milletin tercihini ve teveccühünü, hep beraber gördük. Durum böyle olunca, yani, ille de...

ALİ RIZA BODUR (İzmir)– Ekmek 18 bin lira oldu.

TEVFİK DİKER (Manisa) – Ekmek fiyatları ne oldu? Dolar kaç para?

İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Milleti ne hale düşürdünüz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz dinleyelim.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, hem tabanımız hem de milletimiz bu Hükümetten çok memnundur. Şayet, muhtemel olarak bir seçimle karşı karşıya kalırsak, bu milletin, bu kadroları, bu engellemeleri aşarak mutlaka iktidarda görmek istediğini, kendisine hizmet edilmesinin beklentisi içerisinde olduğunu hep beraber görmemiz mümkündür. Onun için, benim bu öneriyle ilgili olarak size teklifim -tekrar ediyorum- sadece şudur: Son dönemde meydana gelen değişim, gelişme ve teknolojik imkânlarla radyo ve televizyonlarda görev yapmış olan genç yeteneklerin daha ehliyetli olanını, daha layık olanını TRT Genel Müdürü sıfatıyla görevlendirelim. Bunun için bir teklif yapalım...

AYHAN FIRAT (Malatya) – Adını, soyadını söyle...

SALİH KAPASUZ (Devamla) – ...çünkü, nüfusunun yüzde 70'i genç olan bu ülke insanının ve evlatları için, böyle bir yaş tashihinin, yaşın aşağı doğru çekilmesinin doğru olacağına inanıyor, desteklerinizi bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kapusuz.

Sayın Kapusuz, sanıyorum bir ifade yanlışınız oldu; mevcut yasada, 15 yıllık devlet tecrübesi değil, meslekî tecrübe aranıyor.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Kanunda var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Devlet değil efendim, meslekî tecrübe.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Evet...

BAŞKAN – Bunu düzeltiyorum.

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ersümer.

MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın konuşmacı, benim konuşmalarımdan, sanki, bizim, gençlere ve gençlerin göreve getirilmesine karşıymışız gibi bir intiba yaratma çabası içinde oldu. Ben, 33 yaşında milletvekili seçilmiş bir insanım. Tabiî ki, gençleri, her yönde, her konuda destekliyoruz.

Ayrıca, bir şey söyledi; dedi ki "bizim öyle bir adayımız olsaydı... Adayları var; ama, yaş haddini uygulayabilecek mahiyette değil. Adını da biliyorum; veriyorum şimdi: Şu anda, Radyo Televizyon Üst Kurulu Üyesi Fatih Karaca, üzerinde mutabık kaldıkları aday. Eğer değilse, ben mahcup olurum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerinin aleyhinde, Sayın Nihat Matkap; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Matkap, süreniz 10 dakikadır.

NİHAT MATKAP (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Refah Partisi Grubu ve Doğru Yol Partisi Grubu tarafından Meclis İçtüzüğünün 19 uncu maddesi gereğince verilmiş bulunan grup önerisinin aleyhinde olan görüşlerimi sizlere aktarmak üzere söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlarken, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, grupların bu müşterek önerisinin temel amacı, Hükümete egemen olan keyfî yönetim anlayışının yeni bir örneğini oluşturmak için, becerebilmek için Parlamentonun alet edilmesidir. Benim karşı çıkmamdaki amaç, TRT Genel Müdürlüğüne atanacak kişinin yaşı veyahut da kim olduğu değildir; ancak, burada, Hükümet, Parlamentoyu istediği gibi kullanmaya çalışıyor; asıl, hep beraber karşı çıkmamız gereken nokta budur. Bugün siz iktidar olabilirsiniz, yarın muhalefet iktidar olabilir; önemli olan, Parlamentonun saygınlığını sonuna kadar sürdürmektir, ona sahip çıkmaktır.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce Sayın Ersümer de anlattı, aylardır TRT genel müdürü arayışı var, isim belirlenmeye çalışılıyor. Anlaşılan, dün akşam böyle bir isim belirlenmiş; ancak, atanmasında, yaşı itibariyle, bir sıkıntı doğmuş. Büyük bir olasılıkla, sanıyorum, Sayın Başbakan, Refah Partisi Grup Başkanvekili Sayın Salih Kapusuz'u aramış ve hemen, Parlamento olarak, sabahtan, buna bir çare bulun demiş. Herhalde, arkadaşlar, gece çalışmışlar ve sabahleyin de, bu olayı izale etmek için, Türkiye Büyük Millet Meclisine bir yasa teklifi vermişler; bugün de Anayasa Komisyonunu alet edecekler. Anayasa Komisyonunun hiçbir üyesinin henüz bu kanun teklifinden haberi yok. Amaç şu: Anayasa Komisyonunda bugün görüşülecek; yarın da, yine, Danışma Kurulunun bir önerisiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna getirilecek ve cuma günü atama işlemi yapılacak.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Hükümet, daha geçen hafta, Emniyet Genel Müdürü atamasındaki krizle, çok ciddî bir biçimde prestij yitirdi. Bu kadar kısa süre içerisinde bu kadar prestij yitiren bir hükümete daha da rastlanmadı. Sizi uyarmak istiyoruz. Hükümetinizin prestij kaybetmesi işinize gelmemeli; hele, üyesi olduğunuz Türkiye Büyük Millet Meclisinin prestij kaybetmesi işinize hiç gelmemeli.

Değerli arkadaşlarım, herhangi bir yasal düzenleme, biliyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisine ya tasarı olarak ya da teklif olarak gelir. Eğer bir tasarı hazırlıyorsa herhangi bir sayın bakan, ihtiyaç karşısında, önce bürokratlarıyla bu taslağı görüşür; ardından, ilgili tarafların görüşünü alır, onlarla müzakere eder ve bu düzenlemeyi bir taslak olarak başbakana gönderir. Sayın başbakan, bu taslağı, bütün bakanlara, görüş sormak amacıyla gönderir. Bakanların görüşleri iki üç ay içerisinde toplanır ve eğer önemli bir aykırılık yoksa, bu gelen görüşler doğrultusunda taslağa son şekil verilir ve hükümete tasarı olarak sunulur. Tasarının hazırlanış biçimi bu.

Tekliflere geldiğimizde; herhangi bir milletvekili arkadaşımız, ihtiyaç doğması halinde -teklif alırsa- bir çalışma yapar ve bir teklif hazırlar, bunu Başkanlığına sevk eder; Meclis Başkanlığı ilgili komisyona gönderdikten sonra, çoğu zaman, komisyon başkanlarımız, bu konuda, yürütme organının da görüşünü sorar, görüşler şekillenir ve eğer, teklifin görüşülmesi, gündeme alınması kararlaştırılmışsa, o teklif, komisyon üyelerine gönderilir; komisyon üyeleri hazırlığını yapar ve ona göre parti görüşlerini de, kendi görüşlerini de katarak, komisyonda görüş açıklarlar.

Ancak, istisnaî durumlar da olur. Devlet yaşamında, önümüze, aniden, çok ciddî konular çıkabilir. Bu durumda, bu olağan yöntemlerden vazgeçilebilir, Meclis, aniden görev yapabilir; ama, TRT Genel Müdürü aylardır yok, hiçbir aksama da olmadı, birkaç gün daha olmayabilir...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Hatta, daha da iyi oldu.

NİHAT MATKAP (Devamla) – ...48 saat sonra veyahut da tatilden sonra, bu konu, bu teklif, Anayasa Komisyonunda görüşülse ne olur; 10 gün sonra atama olsa ne olur?! Yoksa, karşı çıkma nedenimiz yaş olayı değil. Tabiî ki, meslekî tecrübe çok önemlidir; ancak, bunu tartışmak, komisyonların görevi, daha sonra Genel Kurulun görevi. Burada önemli olan, Hükümeti, bu keyfî yönetim anlayışından geri çekmektir, onları vazgeçirmektir; bütün grupların görevi bu olmalıdır.

Bu akşam da Sayın Başbakanın aklına bir şey gelebilir, yine Grup Başkanvekilini arar ve parmak hesabıyla, istediği yasaları, çıkaralım... O zaman, bizim burada hiçbir fonksiyonumuz kalmaz. Komisyonları da devreden çıkaralım, Meclisin bütün yetkilerini Hükümete devredelim, bu iş olsun bitsin!

Demokrasinin temel bir özelliği vardır değerli arkadaşlarım, asıl itiraz ettiğimiz konu budur. Hükümeti, bu keyfî anlayıştan soyutlamak lazım, bu konuda telkinde bulunmak lazım. Böyle bir konu içinize nasıl sinecek?! Hükümetin, bu dayatmacı mantığı bir an önce terk etmesi lazım. Emniyet Genel Müdürü olayında gördük, şimdi yeni bir örnekle karşı karşıyayız. Hükümetler gelip geçicidir; ama, Meclisin saygınlığına gölge düşürmemek için, her birimiz, elimizden geldiğince çaba göstermek durumundayız.

Bunları içten söylüyorum; muhalefet yapmak amacıyla söylemiyorum. Eğer ben haklıysam, değerli arkadaşlarımın biraz sonra oylamadaki tavırlarını göreceğiz, haklı olup olmadığımızı o zaman anlayacağız.

Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, grupların bu önerisi yersizdir, gereksizdir, reddedilmesi gerekmektedir; önemli olan Meclisin saygınlığıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinize, yeniden, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, teklifin, sayın arkadaşımızın söylediği gibi olmadığını belirtmek, düzeltmek için söylüyorum. Bu teklif, bugün değil, dün verilmiş bir tekliftir. Arkadaşımız, bugün verilmiş bir teklif olarak ifade ettiler, yanlıştır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, öneriyi yeniden okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 9.4.1997 Çarşamba günü yaptığı toplantıda, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Gruplarımızın aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımızla arz ederiz.

Mehmet Gözlükaya Salih Kapusuz

DYP Grubu Başkanvekili RP Grubu Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Radyo Televizyon Kanununun 13 üncü Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin Başkanlıkça havale edildiği Anayasa Komisyonundaki görüşmelerine 48 saat geçmeden başlanmasının İçtüzüğün 36 ncı maddesi gereğince Komisyona tavsiye edilmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneriyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Sayın milletvekilleri, oylar, arkadaşlarımızın sayımlarında ve benim sayımımda eşit çıkıyor; onun için, yeniden sayacağız.

Öneriyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Sayın milletvekilleri, gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.

VI. —SEÇİMLER

A)KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM

1.—Plan ve Bütçe Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan ve Refah Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler.. Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

VII. —KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.—926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)

BAŞKAN – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

2.—Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)

BAŞKAN – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?... Yok.

Ertelenmiştir.

3. —Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı :164)

BAŞKAN – Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

4.—625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim,Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı :168)

BAŞKAN – 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

5. —17.7.1964 Tarihli, 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2.9.1971 Tarihli, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile 17.10.1983 Tarihli, 2926 Sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Göre Tahakkuk Eden Prim ve Diğer Alacakların Tahsilatının Hızlandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/573) (S. Sayısı :250) (1)

BAŞKAN – 17.7.1964 Tarihli, 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2.9.1971 Tarihli, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigorlar Kurumu Kanunu ile 17.10.1983 Tarihli, 2926 Sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigorlar Kanununa Göre Tahakkuk Eden Prim ve Diğer Alacakların Tahsilatının Hızlandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü üzerinde ilk söz, Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Hikmet Uluğbay'ın.

Buyurun Sayın Uluğbay. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Sosyal Sigortalar Kurumu ile Bağ-Kur prim ve diğer alacakların tahsilatının hızlandırılması için Hükümetçe hazırlanan kanun tasarısı üzerinde Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, sizlere ve görüşmeleri televizyondan izleyen tüm vatandaşlarımıza saygılarımı sunuyorum.

Her ne kadar tasarının adı, SSK ve Bağ-Kur prim ve diğer alacakların tahsilatının hızlandırılması gibi süslü bir şekilde düzenlenmiş ve gerekçesine "hiçbir zaman bir af olarak nitelenmesi mümkün olmayan bu yasa" diye yazılmışsa da, bu kanun tasarısıyla, Hükümet, af düzenlemesi yaptığının bal gibi farkındadır.

Bu af yasasının, önce, SSK boyutunu irdelemek isterim. Sosyal Sigortalar Kurumuna prim ödeyen gerçek ve tüzel kişilerimizi iki temel grup altında toplayabiliriz:

Bunlardan birinci grup, işçinin maaşından kestiği yüzde 14 primin yanına, işveren olarak kendi yüzde 19,5'lik payını da ekleyerek, her ay düzenli bir biçimde Sosyal Sigortalar Kurumuna ödeyen yükümlülerdir. Yasal yükümlülüklerini bir namus borcu olarak kabul eden bu gerçek ve tüzel kişiler, son derece saygın, değerli vatandaşlarımızdır. Bu vatandaşlarımız, genelde, vergi yükümlülüklerini de aynı titizlik içerisinde öderler. Ülkemizde gerçekleştirilebilen birçok hizmet ve yatırım, bu namuslu vatandaşlarımızın ödentileri sayesinde başarılmaktadır.

İkinci grup, işveren olarak, kendi primlerini SSK'ya ödemek bir yana, işçisinden kestiği primleri de yıllarca sıfır faizli kredi olarak kullanan ve basında, genel olarak, SSK yüzsüzleri diye tanınan kesimdir. Genelde, bu SSK yüzsüzleri, vergi borçlarını da ödemede aynı yüzsüzlüklerini sürdürürler. Devletin, sosyal devlet olma yükümlülüğünü yerine getirmesindeki aksamaların temelinde de bu yüzsüzlerin ve onlara borçlarını ödetmeyen hükümetlerin büyük sorumluluğu vardır.

Hükümetler, her SSK primi veya vergi affı yasası çıkardıklarında, namuslu vatandaşlarımızı insafsızca cezalandırırken, bu yüzsüzleri de ölçüsüzce ödüllendirmektedir.

Bu genel gözlemlerden sonra, şimdi, bu yasa tasarısının, SSK yüzsüzlerini nasıl ödüllendirdiğini matematik olarak kanıtlamak isterim. Bu konuda hesaplarımı dayandırdığım temel unsurları kısaca belirtmek isterim.

SSK primleri de Borçlar Kanunundaki 5 yıllık zamanaşımına tabidir. O nedenle, sizlere biraz sonra açıklayacağım hesaplar 5 yıl için yapılmıştır. Diğer bir deyişle, 1992 yılından beri prim borcunu ödemeyen bir işveren örnek alınmıştır.

Ayrıca bir hususu da hatırlatmakta fayda görürüm. 1992 yılında da esasen benzer bir af çıkarılmıştır; dolayısıyla, ödemeyenler, 1992 yılından sonra ödemiyorlar.

Ödenmeyen primlerin, işverenlerce, 5 yıl süreyle enflasyon oranı kadar gelir getiren yatırım alanlarında kullanıldığı varsayılmıştır.

Bir örneği sizlere de dağıtılan tablo 1'in incelenmesinden de görüleceği üzere, son 5 yıl içerisinde her yıl 1 milyar liralık işçi ve işveren primlerini SSK'ya yatırmayıp, enflasyon oranı kadar gelir getirecek bir alana yatıran bir işveren, 5 yıl sonunda parasını 41,5 milyar lira düzeyine getirmektedir.

Şimdi, önümüzdeki yasa tasarısıyla, 5 yıldır primlerini ödememiş bu işveren, SSK'ya 5 milyar lira vermekle bu borcundan kurtulacaktır ve prim paralarını işleterek elde ettiği 41,5 milyar lira kazancından 5 milyar lirayı çıkarırsanız 36,5 milyar net kazanç elde etmiş olacaktır.

Görüldüğü üzere, SSK primlerini ödemeyen bir işadamı, bu primlerini hiç aksatmadan ödeyen bir işadamına göre 36,5 milyar lira kazançlıdır. Bu SSK yüzsüzü, bir de, yatırmadığı bu primleri, Hazineye yüzde 130'ları aşan faizle borç vermişse, bu kazancı 70 milyar liranın üzerine çıkar.

Şimdi, Hükümet yetkilileri, ancak, bu primleri ödemeyenlerin cezaî faiz ödeyeceklerini söyleyebilirler. Bu işverenin ödemesi gereken cezaî faizler hesaplanmış ve sizlere dağıtılan tablo 2'de gösterilmiştir. Bu cezaî faizler hesaplanırken, 1996 yılına kadar ayda yüzde 12, o tarihten sonra da ayda yüzde 15 cezaî faiz alındığı göz önünde bulundurulmuştur. Görüldüğü üzere, ödenmemiş 5 milyar liralık prim borcu için, yaklaşık 25 milyar liralık ceza alınması gerekmektedir. Şimdi, bazıları "5 milyar liraya 24,8 milyar lira ceza ödenmesi gerekiyor; işte, biz, bu haksızlığı önlüyoruz" diyeceklerdir. Aslolan ceza öder duruma düşmemektir; cezaların yüksek olması bu şekilde borç takılmasını önlemek içindir. Ancak, kötü niyetli kişi için, bu cezalardan korkmaya gerek bulunmamaktadır. Zira en geç, her 5 yılda bir hükümetler, nasıl olsa af çıkarıyorlar ve bu arada primler ödenmiyor.

Konuya bir başka açıdan bakmak gerekir; o da, 5 milyar lira -birinci tablodan da hatırlayacağınız üzere- 5 yılda, en kötümser hesapla, 41,5 milyar lira kazanmıştı. Dolayısıyla, hem 5 milyar lira anaparayı hem de yaklaşık 25 milyar lira cezasını ödemiş olsa bile, bu işadamı, primleri ödememek ve işletmek suretiyle, o da, enflasyon kadar getiri kaydıyla, en az 12 milyar lira kârlı çıkacaktı. Üstelik, şimdi, siz, cezaî faizin yüzde 42'sini de affetmeyi getiriyorsunuz bu tasarıyla. Yani, SSK prim yüzsüzünün, prim ödememekten ve bu parayı işletmekten kaynaklanan kazancını 22 milyar liranın üzerine çıkartacaksınız. Sonuçta, SSK prim yüzsüzlerinin 30 milyar liralık anapara ve cezaî faiz borcu, kendisinden, 19 milyar lira olarak tahsil edilecektir ve bu tahsilat, 10 aya yayılmış olarak eşit taksitler halinde alınacaktır. Diğer bir deyişle, alınması düşünülen 19,5 milyar lira para dahi, bir yandan, 10 ay süreyle enflasyona aşındırılacak, diğer taraftan, aynı işadamı, bunu, hazine tahvili ve diğer alanlarda değerlendirecektir ve dolayısıyla, topladığınız para dahi, bir kez daha bu yüzsüzler tarafından ikramiye olarak kullanılacaktır.

Yukarıda yaptığım hesaplar da, işçi ve işveren primlerinin bahsedilen şekilde işletildiği esasına dayanmaktadır. Aslında, işverenin kendi primlerini bu şekilde işletmesine bile gerek yoktur, sadece işçinin maaşından takır takır kestiği primleri hazine kâğıtlarına yatırmış olsa bile, yukarıda bahsettiğim boyutta kâr elde edecektir. İsterseniz onun hesabını da sizler yapın; elinizdeki tablo bu konuda size yardımcı olur.

Gördüğünüz üzere, Hükümet, bu yasa tasarısıyla, SSK primlerini ödemeyenlere, gerekçede yazdığının tam tersine, çok büyük ölçüde bir af getirmekte ve namusuyla primini ödeyen işadamını da en hafif tabiriyle, safdil konumuna düşürmektedir. Bu tür yasal düzenlemeler, namusu ve vatanseverliğiyle primlerini ve vergisini ödeyen vatandaşları, yüzsüzler karşısında iş hayatında da haksız rekabetle karşı karşıya bırakmakta ve ayrıca, bu namuslu vatandaşlarımızı, namuslu olduğuna pişman etmektedir.

Rantiyeye karşı olduğunu söyleyegelen Refah Partisi, diğer yollarla rantiyeye aktardığı paralar yetmiyormuş gibi, bir de işçinin primlerinin rantiyelerin cebine bol kepçe gitmesine de büyük bir huşu içinde hizmet etmektedir. Refah Partisinin adil düzeninin kimler için ve nasıl adil olduğu, Hükümete geldikten sonra çok daha iyi anlaşılmıştır. Refah Partisinin başında olduğu bu Hükümet, işçinin alınteri ve göznurundan kesilen primleri SSK'ya yatırmak yerine, beş yıl bu paraların üzerine yatanları ödüllendirmektedir. Üstelik de, bu adaletsiz yasa tasarısını Mecliste savunmak da -daha birçoklarını olduğu gibi- eski bir sendikacının omuzlarına düşmektedir. Bu durum, bir sendikacı için ne hazin bir kaderdir ki, bu sendikacı, önce SSK işçilerinin primleriyle satın aldığı mal varlığını haraç mezat satmayı bu Mecliste savunmak zorunda kalmıştır; arkasından da, SSK'nın sırtına, yurtdışı emeklilik diye bir kambur yüklemiştir -neyse ki o yasa veto edilmiştir- şimdi de, yıllarca eleştirdiği SSK prim yüzsüzlerinin prim borçları af yasa tasarısını savunmak için huzurumuzda bulunmaktadır.

Sayın Bakan, gerçekten de bir sendikacı için çok acı bir kadere sahipmişsiniz. Şimdi, bu tartışmaları ekranlarından izleyen vatandaşlarımız, eski bir sendikacı olan Bakanın, niçin böyle bir yasa tasarısını getirdiğini ve bu vebalin altına nasıl girdiğini merak ediyorlardır. Onu da söyleyeyim: SSK'ya primlerini ödemeyenlerin başında belediyeler gelmektedir. Bu arada, kamu iktisadî teşebbüsleri de bu aflardan yararlanacaklardır.

İ. ERTAN YÜLEK (Adana) – Tek Refahlı belediyeler değil herhalde...

HİKMET ULUĞBAY (Devamla) – Efendim, belediyelerin olduğunu ben de biliyorum; ama, sizin, belediyelere hizmet edelim derken, kimlere hizmet ettiğinizi anlatageldim.

İ. ERTAN YÜLEK (Adana) – Yaşın yanında...

HİKMET ULUĞBAY (Devamla) – Yaşın yanında kuruları da yakmak sizin adil düzeninizin bir parçasıysa, onunla iftihar etmek de size düşer sayın hatip!..

SSK'ya büyük borcu olan belediyelerin başında da, Refah Partili ve Doğru Yol Partili belediyeler gelmektedir. Refahyol Hükümeti, kendisinin siyasî denetimindeki belediyelerin, yıllardır işçilerin alınteri ve göznurundan peşin peşin kestikleri primleri keyiflerince kullanmaları sonucunda oluşan çığ gibi borçlarını affetmek için bu yasa tasarısını önümüze getirmiştir. Sadece "belediyelerin SSK'ya borçlarını affediyorum" diye Meclisin önüne gelemeyecekleri için, işin içine SSK prim yüzsüzlerini de dahil etmişlerdir. Yaptıları işi masum gösterebilmek için de, yanına Bağ-Kur prim affını eklemişlerdir.

1992 yılında yapılan tahkimle, sosyal güvenlik kurumlarının sırtına yüklenen külfet, yaklaşık 11 trilyon liraydı; bu tasarı -şu anda görüşmesine başladığımız tasarı- uygulamaya girerse, benim yaptığım kaba hesaba göre, 250 trilyonun üzerinde bir borç silinecektir. Diğer bir deyişle, Refahyol Hükümeti, işçinin alınteri ve göznurundan kesilen bu boyutta bir parayı, SSK yüzsüzlerine ve belediyelere bağışlayacaktır. Görüldüğü üzere, 1992'den 1997 yılına kadar ülkemizin ekonomik politikalarını yönetenler, SSK'nın alacaklarını doğru dürüst tahsil etmediklerini bu yasa tasarısıyla itiraf etmektedirler; alacakları toplayamamışlardır, bugün de affı gündeme getirmişlerdir. SSK'nın tahsil edemediği borç miktarı 5 yılda 40 katına çıkmıştır, 40 kat diyorum, zira, 1992 yılında tahkim edilen 10 trilyon liranın bir bölümü de Emekli Sandığına ait tahkimi içermekteydi.

Sayın Başkan, değerli üyeler; işte, gerekçesinde hiçbir zaman bir af olarak nitelenmesi mümkün olmayan bu yasa tasarısı, böylesine haksızlıkları içeren bir af yasa tasarısıdır; gerekçeye böyle yazılmasının nedeni de, herhalde, suçluluğun telaşından kaynaklanıyor olması gerekir.

Şu anda bizleri televizyon ekranlarından seyreden vatandaşlarımız da, neden ve niçin SSK emekli maaşlarının gerektiği gibi artırılmadığının ve enflasyon karşısında eritildiğinin sebeplerini öğrenmiş oldular. Devleti yönetenler, emeklilere "SSK'nın kaynağı yok" diyorlar, "imkânlarımız bu kadar" diyorlar; doğru, sizler için imkânları bu kadar; zira, sizlerin ödediği sigorta primleri de, aynen bu şekilde çıkarılan 11 af yasasıyla, SSK yüzsüzlerine ve belediyelere aktarılmıştır. Sizlerin maaşlarından yıllardır kesilen paralar, sizlerin karagünleriniz için toplanıp değerlendirileceğine, hep, prim yüzsüzlerinin zenginleşmesi ve iktidar yandaşı belediyelerin hizmete dönüşmeyen harcamalarını beslemeye yönlendirilmiştir. İşte bu tür kanunlar nedeniyle, işçi emeklileri yoksulluk düzeyinin altında emekli maaşı almaya mahkûm olmaktadırlar. Refah Partisi de, işçinin ve işçi emeklisinin gelirlerine göz dikenler kervanına katılmış bulunmaktadır.

Bu kanun çıkarılırken, yeniden prim alacaklarının biriktirilmesine engel olacak ve belediyelerin borçlarını zamanında ödemesine ilişkin diğer önlemler alınsa, belki bir dereceye kadar anlayışla karşılanabilirdi; ne yazık ki, önümüzdeki yasa tasarısında veya diğer düzenlemelerde bu yönde atılmış en küçük bir adım bile yoktur.

Sayın Başkan, değerli üyeler; gönül isterdi ki, Hükümet, buraya, belediyelerin SSK prim affını getireceğine ve bu arada SSK yüzsüzlerine hizmet edeceğine, yerel yönetimlerin gelirlerini sağlıklı yapıya kavuşturacak bir yasa tasarısıyla gelmiş olsun. Böyle bir yasa tasarısı, bir yandan, yerel yönetimlere, vatandaşa kaliteli hizmet götürme olanağını verirken, diğer yandan da, belediyelerin, SSK'nın kademe kademe iflasına giden yola katkıda bulunan birer kurum olmalarına da son verirdi; ancak, bu Hükümetten böyle bir hazırlık beklemek, onlara haksızlık olur; zira, bu Hükümete hâkim olan zihniyet, ülkede eser üzerine eser koymak değil, mirasyedilik yapmak ve har vurup harman savurmaktır.

Sözlerimi bağlarken, özetle Bağ-Kur'a ilişkin af üzerinde de kısaca durmak isterim: Bağ-Kur'un kuruluş aşamasından itibaren, sağlıklı bir yapıya kavuşturulmasında ciddî hatalar yapılmıştır. Bu hatalar, bir yandan, bu kurumu iflas eder noktaya getirmiş, diğer yandan da, Bağ-Kur emeklilerinin banka önlerinde perişan olmalarına yol açmıştır. Bağ-Kur'un temel direğini oluşturan esnaflardan bir kısmı siftah etmeden işyerlerini kap