T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
78 inci Birleşim
4 . 4 . 1997 Cuma
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. — GELEN KÂĞITLAR
III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu’nun, Dünya Sağlık Günü nedeniyle gündemdışı konuşması
2. —Iğdır Milletvekili Adil Aşırım’ın, Iğdır ve Nahcivan Özerk Cumhuriyeti Arasındaki Dilucu sınır kapısının sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması
3. —İçel Milletvekili Oya Araslı’nın, Emniyet Genel Müdürlüğüne yapılan atamaya ilişkin gündemdışı konuşması
B)TEZKERELERVEÖNERGELER
1.—Hollanda ve Belçika’ya gidecek olan Devlet Bakanı Lütfü Esengün’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Sabri Tekir’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/735)
2. —Slovenya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı H. Ufuk Söylemez’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/736)
3.—Slovenya’ya gidecek olan Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu’ya, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Nafiz Kurt’un vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/737)
4. —Türkmenistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Abdullah Gül’e, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı İsmail Kahraman’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/738)
5. —Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek’e, dönüşüne kadar, Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna’nın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/739)
6. —Slovenya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Gürcan Dağdaş’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Teoman Rıza Güneri’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/740)
IV. —ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1.—Gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
V. —KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.—926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)
2. —Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)
3.—Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı :164)
4. —625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür,Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı :168)
5.—İşkencenin veya Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 1 ve 2 nolu Protokollerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet ve Dışişleri komisyonları raporları (1/303) (S. Sayısı :109)
6. —Kimyasal Silahların Geliştirilmesinin, Üretiminin Stoklanmasının ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri komisyonları raporları (1/343) (S. Sayısı :212)
7. —Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Serbest Ticaret Alanı Anlaşması ve İlgili Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri komisyonları raporları (1/570) (S. Sayısı :217)
8.—Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/563) (S. Sayısı :240)
9.—Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/560) (S. Sayısı :238)
10.—Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arnavutluk Hükümeti Arasında Arasında Askerî Malzeme, Silah Teçhizatı ve Melbusatın Hibe Edilmesine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri komisyonları raporları (1/447) (S. Sayısı :206)
11. —Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Cezaî Konularda Karşılıklı Adlî Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının OnaylanmasınınUygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Dışişleri komisyonları raporları (1/378) (S. Sayısı :199)
12. —Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Cumhuriyeti Arasında Hukukî, Ticarî ve Cezaî Konularda Adlî Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Dışişleri komisyonları raporları (1/449) (S.Sayısı :200)
13.—Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Slovak Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilim, Eğitim, Kültür ve Spor Alanlarında Karşılıklı İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim,Kültür, Gençlik ve Spor ve Dışişleri komisyonları raporları (1/360) (S. Sayısı :187)
14. —Türkiye Cumhuriyeti ve Makedonya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın OnaylanmasınınUygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/440) (S. Sayısı :78)
VI.—SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.—Gümüşhane Milletvekili Mahmut Oltan Sungurlu’nun, İstanbul Milletvekili Ali Oğuz’un, ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüşü kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
2.—Konya Milletvekili Mehmet Keçeciler’in, İstanbul Milletvekili Ali Oğuz’un, konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VII.—SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.—Erzincan Milletvekili Mustafa Kul’un, ErzincanÇevreyolu yapım ihalesine ilişkin sorusu ve Bayınadırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan’ın yazılı cevabı (7/2203)
2.— Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşu ve İsa’nın doğuşunu kutlamak için çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Turizm Bakanı Bahattin Yücel’in yazılı cevabı (7/2301)
3.—Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, İznik Gölü ve çevresini kirleten faktörlere karşı alınacak tedbirlere ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı M. Ziyattin Tokar’ın yazılı cevabı (7/2302)
4.—Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın;
— Ağrı Yazıcı Barajı Projesine,
—Eleşkirt -Aydıntepe, Tutak -Nadir Şeyh, Tutak -Karahalit Barajlarının yapımına
İlişkin soruları ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı cevabı (7/2315, 2316)
I. —GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak üç oturum yaptı.
İzmir Milletvekili Metin Öney’in, 5 Nisan 1997 Cumartesi günü kutlanacak olan Avukatlar Gününe ilişkin gündemdışı konuşmasına Adalet Bakanı Şevket Kazan;
Kayseri Milletvekili Recep Kırış’ın, eğitim meselelerine,
Gümüşhane Milletvekili Lütfi Doğan’ın, ülkemizde üniversitesi bulunmayan illerde üniversite açılması çalışmalarının çabuklaştırılmasına,
İlişkin gündemdışı konuşmalarına da Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam;
Cevap verdiler.
Günedemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 132 nci sırasında yer alan (10/162), 133 üncü sırasında yer alan (10/163), 134 üncü sırasında yer alan (10/164) ve 146 ncı sırasında yer alan (10/175) esas numaralı (TPAO) adlı tankerde meydana gelen yangın ve Boğazlardan geçen gemilerin oluşturduğu tehlikeler konusunda Meclis araştırması önergelerinin öngörüşmelerinin Genel Kurulun 22.4.1997 Salı günkü birleşiminde ve birlikte yapılmasına;
Genel Kurulun 1.4.1997 tarihli 75 inci Birleşiminde okunmuş bulunan Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu hakkındaki (9/12) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer almasına ve Anayasanın 100 üncü maddesi gereğince soruşturma açılıp açılmaması hususundaki görüşmelerin, Genel Kurulun 24.4.1997 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına;
Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 145 inci sırasında yer alan, Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle ilişkileri konusundaki (8/10) esas numaralı genel görüşme önergesinin öngörüşmelerinin,Genel Kurulun 24.4.1997 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına;
15.4.1997 Salı ve 16.4.1997 Çarşamba günlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarına ara verilmesine;
İlişkin Danışma Kurulu önerileri kabul edildi.
Gündemin, “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının,
1 inci sırasında bulunan 23,
2 nci sırasında bulunan 132,
3 üncü sırasında bulunan 164,
4 üncü sırasında bulunan 168,
7 nci sırasında bulunan 250,
8 inci sırasında bulunan 226,
9 uncu sırasında bulunan 146,
10 uncu sırasında bulunan 192,
13 üncü sırasında bulunan 231,
14 üncü sırasında bulunan 181,
15 inci sırasında bulunan 136
16 ncı sırasında bulunan 232,
17 nci sırasında bulunan 212,
18 inci sırasında bulunan 217,
20 nci sırasında bulunan 147,
21 inci sırasında bulunan 145,
İlişkin kanun tasarı ve teklifleriyle kanun hükmünde kararnamelere ilişkin kanun tasarıları ile,
19 uncu sırasında bulunan 166 S. Sayılı, Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanunun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılmasına İlişkin 9.10.1996 Tarih ve 4190 Sayılı Kanun ve Anayasanın 89 uncu Maddesi Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporunun müzakereleri,
Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi,
1615 sayılı Gümrük Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/717), (S. Sayısı :257) yapılan açık oylama sonucunda;
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/588) (S. Sayısı :273) ile,
Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesi (2/542) (S. Sayısı :215),
26.10.1990 Tarih ve 3671 Sayılı Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Geçici Maddeler Eklenmesi (2/170) (S. Sayısı :254),
Aydın İli Yenihisar İlçesi Adının “Didim” Olarak Değiştirilmesi (2/341) (S. Sayısı :165),
Hakkında kanun tekliflerinin yapılan görüşmelerden sonra,
Kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı.
Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, 4 Nisan 1997 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşime 20.15’te son verildi.
Yasin Hatiboğlu
Başkanvekili
Ali Günaydın Fatih Atay
Konya Aydın
Kâtip Üye Kâtip Üye
II. —GELEN KÂĞITLAR
4.4.1997 CUMA
Teklifler
1.—Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın; Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/754) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
2. —Ankara Milletvekili ErsönmezYarbay’ın; Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/755) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
3. —Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın; Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/756) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
4. —İstanbul Milletvekili Tayyar Altıkulaç’ın; 4.11.1981 Tarih ve 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/757) (Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür,Gençlik ve Spor komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
Raporlar
1.—Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT), Ulusal Temsilciler ve Uluslararası Personelin Yasal Statüsüne Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/587) (S. Sayısı :275) (Dağıtma tarihi :4.4.1997)(GÜNDEME)
2.—İzmir Antlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/586) (S. Sayısı :276) (Dağıtma tarihi :4.4.1997)(GÜNDEME)
3.—Konya Milletvekili Necati Çetinkaya’nın; Pasaport Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/708) (S. Sayısı :277) (Dağıtma tarihi :4.4.1997)(GÜNDEME)
4. —Erzurum Milletvekili İsmail Köse’nin, Güvenlik Şeref Madalyası ve Güvenlik Üstün Hizmet Madalyası Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/593) (S. Sayısı :279) (Dağıtma tarihi :4.4.1997)(GÜNDEME)
Yazılı Soru Önergeleri
1.—İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu’nun, Hollanda ve Almanya’da meydana gelen kundaklama olaylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2444) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
2.—İzmir Milletvekili Rıfat Serdaroğlu’nun, aylık Kamu Hesapları Bülteninin yayınlanmamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (2/2445) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
3.—Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın, orman içi köylülerince kurulan kooperatiflere ilişkin Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2446) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
4.—Bursa Milletvekili Yahya Şimşek’in, 54 üncü Hükümet dönemindeki personel atamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2447) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
5. —Aydın Milletvekili Cengiz Altınkaya’nın, Bursa Çevre Otoyolu Projesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2448) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
6. —Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün, TARİŞ’in üreticiye olan borcuna ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2449) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
7. —Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün, Bakanlığın Çanakkale -Bayramiç Belediyesine ve köylülere olan borçlarına ilişkin Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2450) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
8.—Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Mardin’de inşaat halinde bulunan okullar için ayrılan ödeneğe ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2451) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
9.—Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın, Ziraat Bankasının köylüye verdiği ziraî kredi sistemini değiştirme sebebine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2452) (Başkanlığa geliş tarihi :2.4.1997)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
4 Nisan 1997 Cuma
BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER: Fatih ATAY (Aydın), Ali GÜNAYDIN (Konya)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78 inci Birleşimini açıyorum.
Sayın milletvekilleri, çalışmalara başlamak için yeterli sayımız vardır; bu nedenle, çalışmalarımıza başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce gündemdışı söz isteklerini yerine getireceğim ve üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
III. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu’nun, Dünya Sağlık Günü nedeniyle gündemdışı konuşması
BAŞKAN – Birinci gündemdışı söz, 7 Nisan Dünya Sağlık Günü dolayısıyla söz isteyen Bolu Milletvekili Sayın Doktor Mustafa Karslıoğlu'na verilmiştir.
Buyurun Sayın Karslıoğlu. (Alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 7 Nisan Dünya Sağlık Günü nedeniyle gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Buradan, 7 Nisan Dünya Sağlık Gününü kutluyor; tüm dünya insanlarına ruhen ve bedenen sağlıklı bir yaşam diliyorum.
Şimdi, size, 7 Nisan Dünya Sağlık Gününde, Bölge Müdürünün mesajını iletmek istiyorum:
Yakın zamana kadar enfeksiyon hastalıklarına karşı savaşın neredeyse kazanıldığı inancı hâkimdi. Çoğunu kontrol etmek ya mümkün görünüyordu ya da fazla zorluk olmadan ortaya çıkabilir görünüyorlardı. Gerçekten de olağanüstü bir gelişme kaydedilmiştir; çiçek hastalığı silinmiştir ve yakında 6 başka hastalık silinecek ya da elimine edilecektir. Fakat çok trajik olarak, iyimserlikle birlikte yanlış bir güvenlik duygusu gelişmiştir ve bu, daha birçok hastalığın endişe verici bir hızla yayılmasına neden olmuştur.
Dünyanın birçok bölgesinde sıtma ve tüberküloz gibi hastalıklar ölümcül geri dönüşler içinde; aynı zamanda, uzun yıllardır görülen düşüşten sonra, birçok ülkede toplum sağlığına bir tehdit olarak, veba, difteri, menenjit, sarı humma ve kolera gibi hastalıklar tekrar ortaya çıkmış durumdadır.
Buna ilaveten, önceden bilinmeyen enfeksiyon hastalıkları eşi görülmemiş bir arada ortaya çıkıyor. Son yirmi yılda, 30'dan fazla, yeni, çok bulaşıcı hastalık tanımlanmıştır. Bunlar içerisinde Ebola tipi hemorajik ateş, AIDS -bildiğimiz gibi- ve hepatit-C de vardır. Bu hastalıkların çoğu için, tedavi, iyileşme yöntemi ya da aşı, maalesef, bugün tam bulunamamıştır.
Ayrıca, antibiyotiğe karşı direnç son yirmi yıldan beri insan sağlığına önemli bir başka tehdittir. Birçok enfeksiyon hastalığına karşı korunmada bir zamanlar güvenilir olarak değerlendirilen ilaçların, onlara karşı direnç arttıkça etkilerinin azaldığı da görülmüştür ve burada bilinçsiz antibiyotik kullanmanın insan sağlığında nelere mal olduğu bir defa daha ortaya çıkmaktadır.
Buna ilaveten, kısmen, geliştirilmesinden doğan yüksek masraflardan dolayı, kısmen de lisans alımından dolayı, daha az ve yeni antibiyotik üretiliyor. Bulaşıcı hastalıkların tedavisi daha az etkili olunca, daha fazla insanın hastane bakımına ihtiyacı olur, hastalıklar daha uzun sürer, tedavi daha uzun sürer, okuldan ve işten uzak kalma süresi artar.
Bir zamanlar kontrol altında oldukları sanılan bulaşıcı hastalıkların ve bazı yeni hastalıkların da yeniden ortaya çıkışı için birçok neden var. Bunların arasında, uluslararası hava taşımacılığının hızlı artışı ve yüksek nüfus yoğunluklu ve uygunsuz su ve hıfzıssıhhaya sahip megakentlerin büyümesi de var. Gıda kökenli hastalıkların riski, ticaretin globalleşmesiyle ve gıdanın üretimindeki, kullanımındaki ve işlenmesindeki değişiklikler nedeniyle artmıştır. Çevre faktörleri de insanların önceden bilinmeyen hastalıklara maruz kalmalarına neden olabilir. Örneğin, insanlar, ormanları kesiyor ve önceden hayvanların, haşerelerin yaşadığı ve hastalıklara karşı yüksek risk taşıyan uzak yurtlara yerleşiyorlar.
Bu arada, zengin ve fakir ülkelerde, benzer bir şekilde, toplum sağlığı için ayrılan bütçelerde azalmaya gidildi; çünkü, sınırlı maddî olanaklar başka öncelikli görülen yerlere kaydırıldı; yani, dünyada, gerçekten, sağlığa ayrılan kaynaklar azaltıldı. Bunun bir sonucu olarak, yeni hastalıkların ortaya çıkması, bilinen hastalıkların tekrar ortaya çıkması ya da antibiyotik direncinin gelişmesi, farkına varılmadan çok geç oluncaya kadar devam edebilir. Yakın zamanlarda göze çarpan bir örnek de, birçok ülkede çok sayıda insana bulaştıktan sonra ancak kabul edilen birçok virütük hastalık meydana geldi.
Eğer, epidemik potansiyelli hastalıklar yeterince erken fark edilirse, bazı durumlarda epidemikler ve pandemiklerden korunabilinir; bazılarında ise sadece sınırlı bir oranda bu mümkün olabilir.
Bu çok önemli nedenlerden dolayı "enfeksiyon hastalıklarının ortaya çıkışı, global dikkat, global yanıt" teması 1997 Dünya Sağlık Günü için seçilmiştir. Yani, 1997 Dünya Sağlık Gününün sloganı "global dikkat, global yanıt" diye tanımlanıyor.
Umudum, Dünya Sağlık Gününü katalizör olarak kullanarak, ülkelerin, bu problemlere daha gerçekçi yaklaşmaları ve hastalıkların denetlenmesi için kuruluşların tekrar oluşturulması ve hastalıkların kontrolüne konsantre olmalarıdır. Hem özel sektörün hem de kamunun, daha iyi denetleme ve kontrol tarihleri için, artık etkisi olmayanlarla değiştirilmek üzere yeni antibiyotikler konusunda araştırma ve geliştirme çalışmaları için teşvik edilmeleri gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Size eksüre veriyorum; buyurun efendim.
MUSTAFA KARSLIOĞLU (Devamla) – Ben, kısaca, Dünya Sağlık Örgütünün 1997 yılında, enfeksiyon hastalıklarının tekrar geri geldiğini ve buna karşı savaşımın neler olması gerektiğini ve ilkelerini, Dünya Sağlık Örgütü Bölge Müdürünün mesajını size iletmiş oluyorum.
Ayrıca, -gerçi, Sayın Başkanımın hoşgörüsüne sığınarak eksüremi kullanıyorum- yurdumuzda da bazı kısa önlemlerin alınmasının gerektiğine inanıyorum.
Biliyorsunuz, biz, gerçekten, enfeksiyon hastalıklarıyla dünyayı imrendirecek bir mücadeleyi cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda vermiştik ve bunda, 14,5 yıl Sağlık Bakanlığı yapan Dr. Refik Saydam, çok başarılı oldu. Daha sonra, halk sağlığının büyük hekimi rahmetli Prof. Dr. Nusret Fişek, 1960'lı yıllarda 224 sayılı Yasayı çıkararak, enfeksiyon hastalıklarının, koruyucu hekimliğin ne kadar önemli olduğunu bütün dünyanın gözü önüne sermiştir ve dünya, Prof. Dr. Nusret Fişek'i bugün büyük bir hekim olarak kabul etmiştir; zaten aldığı ödüller de bunu kanıtlamıştır.
Diyorum ki, bir defa birinci basamak sağlık hizmetlerinde 224 sayılı Yasa, ödün verilmeden günün koşullarına uyarlanarak uygulanmalıdır. Başta hekimler olmak üzere diğer sağlık personeli ve yardımcı hizmetliler, ülke koşullarına uygun olarak 224 sayılı Yasaya verimli hizmet verebilmeleri için hizmetiçi eğitimden geçirilmelidir; yapılacak sınavdan sonra göreve atanmalıdırlar.
Birinci basamak veya koruyucu sağlık hizmetleri, toplumun her kesimi tarafından devletin temel görevi olarak kabul edilmiştir. Bu birinci basamak sağlık hizmetlerinin, gelişen bilgi ve teknoloji altında, norm, standart, yetki, sorumluluk gibi dayanakları tekrar objektif olarak saptanmalıdır.
İster aile hekimi deyin ister kamu sağlığı polikliniği deyin, birinci basamak sağlık hizmetleri ile hastaneler arası veya yataklı tedavi kurumları arası hizmet verecek bir sağlık sektörünün yeniden yapılanması sağlanmalıdır. Böylece de, hastanelerimizdeki poliklinikteki insanlarımızın çektikleri sıkıntılara son verilmelidir.
Genel sağlık sigortası çıkarılmalı, hastaneler tek elde toplanmalı, hastaneler özerkleşmeli, Ulusal Sağlık Akademisi bir an önce yaşama geçirilmeli ve burada deneyimli hekimlerimize yer verilmeli; sağlık hizmetlerinde yerel yönetimlerin katılımcı bir şekilde rol alması sağlanmalıdır.
Sağlıkta çalışanlar, ücret bakımından, 657 sayılı Devlet Memurları Yasasının dışına çıkarılmalıdır. Sağlıkta çalışanlara, Türkiye koşullarında insanca yaşayabilecekleri bir ücretin verilmesi en kısa zamanda sağlanmalıdır.
Tüm dünya insanlarına sağlıklı bir yaşam diler, Ulu Önder Atatürk'ün "en büyük eserimdir" dediği Meclisin değerli üyelerine saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karslıoğlu.
Hükümetten, gündemdışı konuşmaya cevap verme konusunda bir talep yok.
2. —Iğdır Milletvekili Adil Aşırım’ın, Iğdır ve Nahcivan Özerk Cumhuriyeti Arasındaki Dilucu sınır kapısının sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN – İkinci gündemdışı söz, Iğdır İli Dilucu Nahcivan sınır kapılarındaki sorunlarla ilgili olarak, gündemdışı söz isteyen Iğdır Milletvekili Sayın Adil Aşırım'a verilmiştir; buyurun.
Süreniz 5 dakikadır.
ADİL AŞIRIM (Iğdır) – Sağolun Sayın Başkan.
Saygıdeğer Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Iğdır ile Nahcivan Özerk Cumhuriyeti arasındaki Dilucu sınır kapısındaki sıkıntıları belirtmek üzere söz almışken, sizleri en derin saygılarımla selamlıyorum. Ayrıca, Sayın Başkana, özellikle, bu konuyla ilgili iki kez şahsıma gündemdışı konuşma izni verdiği için, bölge halkı adına da teşekkür ediyorum.
Nahcivan Özerk Cumhuriyeti ile aramızdaki Dilucu sınır kapısı, günde 1 000 ton mazotun girdiği ve Iğdırlının, sırasıyla, 1995, 1996 ve 1997'de toplam 200 milyon dolara varan ihracat yaptığı bir sınır kapımız; ama, bu sınır kapısında ne yeterli gümrük binası ne polisin denetimi için yeterli eleman ve teknik teçhizat ne Türk Standartları Enstitüsünün yeterli kalite kontrol teçhizatı ne de düzenli bir yol güzergâhı var. Ticaret hacminin bu kadar büyüdüğü bu sınır kapımız, ilgisizlikten, gittikçe, hem Nahcivanlı soydaşlarımızın hem bölge halkının çile çekmesine yol açmakta. En son bir hafta önce, oradayken, bütün nakliye araçlarının yola çıkarılıp denetlenmesi sıkıntısından dolayı isyan eden bir halk gördüm.
Böyle bir sınır kapımızdaki çalışma saatleri, güvenlikten dolayı, sadece sabah 8.00'le akşam 16.00 arasındadır. Öğle yemeği molasını da saydığımızda, böyle bir sınır kapısında, sadece 4 saat çalışma müddeti var. Bu 4 saat çalışma müddetince, geçimini sağlamak ve açlığını gidermek için kullandığı sınır kapısında çile çeken Nahçivanlı soydaşlarımız...
Orada mazot ticareti yapılıyor; yani, oradaki soydaşlarımızın tek geçim kaynağı, bidonlara doldurarak getirdikleri mazotu Iğdır'daki tüccara satmaktır. Iğdır'daki tüccar, yüzde 5 müstahsil fişi, ondan sonra yüzde 15 KDV'sini keserek bu mazotu resmîleştiriyor ve Türkiye'nin çeşitli yerlerine satıyor.
Oradaki insanlarımızın geçim kaynağı sadece mazot; ama, bu mazot getirilirken ölçüm metodu olarak kullanılan şeyleri size anlatacağım. Nahcivanlı, bidonuna, tankına doldurduğu -bildiğimiz minibüslerin tankına doldurduğu- mazotu getirdiğinde ölçüm nasıl yapılıyor, biliyor musunuz değerli arkadaşlarım: Bir jandarma eri cetveli eline alıyor, tankın derinliğini, enini, boyunu ölçüyor, hesap makinesiyle hesaplıyor; diyor ki: "Sen, 3 ton getirecektin, 200 litre fazla; haydi geri dön, ya da boşalt..." Bu, Iğdırlıysa ya da Türk vatandaşıysa, doğru jandarma karakoluna... Şimdi, biz, bu şekilde, onlara iyilik etmek isterken, Türkiye'ye karşı bir küskünlük, bir bozgunluk yaratıyoruz.
Nahcivanlı, mazotu getirirken, Iğdır'a kadar tam 5 yerde asker ve polis tarafından bu şekilde aranıyor. Iğdırlı tüccar bunu resmîleştirdikten sonra, satmak isterse, Erzurum'a kadar tam 11 yerde denetleniyor; bir mazot ticaretinde 16 yerde denetlenme... Şimdi, buranın, bize, sadece Iğdır'daki ihracatçıya 100 milyon dolarlık bir ihracat hacmi varken ve oradaki insanlar da soydaşlarımızken, açın kapıyı; hatta, Ermenistan ile aramızda olan Alican Kapısını da açın, Kars Kapısını da açın, İran ile olan Boralan Kapıyı da açın. Zaten, yeni Sınır Ticaret Kanununa göre, Ağrı ile İran arasında mazot ticareti başladı. Ee, Nahcivanlının, bidon bidon mazot satmak tek geçim kaynağı iken, onlara niye işkence çektiriyoruz? Peki, biz, şimdi, Iğdır'da olanları, o sınır ticareti yapılırken milletin başına gelenleri kime şikâyet edelim? Aslında, yerel yönetimlere yetki devri dedik, o kanunu da çıkaramadık; ama, Hükümet, hükümet edemediği için, Hükümet, devleti yönetemediği için, fiilen orada, yerel yönetim devri başlamış zaten.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Size, eksüre veriyorum Sayın Aşırım.
ADİL AŞIRIM (Devamla) – Ben, şimdi, oradaki, ne Valiyi ne Emniyet Müdürünü şikâyet edebilirim ne de onlara, bunları düzeltin diyebilirim. Ben, şimdi, oradaki bütün denetlemeyi kime şikâyet edeyim; yani, İçişleri Bakanlığına mı şikâyet edeyim?!. İçişleri Bakanlığı, daha dün, Emniyet Genel Müdürünü silah zoruyla dışarı çıkardı, silah zoruyla da içeri sokuyor. (ANAP sıralarından alkışlar) Ben, kime şikâyet edeyim şimdi?!. Hakikaten, ey milletim, ben milletvekilliği görevini yapamıyorum; senin oradaki sıkıntını şikâyet edecek İçişleri Bakanını ne bulabiliyorum ne de sözümü geçirebiliyorum.
Hepinizi saygıyla selamlarım. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aşırım.
Gündemdışı konuşmaya Hükümetten cevap verme isteği gelmediğinden, üçünçü gündemdışı söz verme sırasına geçiyorum.
3. —İçel Milletvekili Oya Araslı’nın, Emniyet Genel Müdürlüğüne yapılan atamaya ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN – Üçüncü gündemdışı söz, Emniyet Genel Müdürlüğünde yapılan atama işlemleri konusunda talepte bulunan Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İçel Milletvekili, Sayın Oya Araslı'ya verilmiştir.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
OYA ARASLI (içel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, İçişleri Bakanımız Sayın Meral Akşener, yasaya aykırı bir biçimde, Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel'i görevinden alarak Çankırı Valiliğine vekâleten atamış ve Alaaddin Yüksel'in yerine Hakkâri Valisi Kemal Çelik'i göreve getirmiştir.
Değerli milletvekilleri, bu atama işlemleri, toplumumuzda çok boyutlu bir huzursuzluğa yol açmıştır. Çünkü, Alaaddin Yüksel'in görevden alınması, Türkiye'de irtica ile ilgili olarak hazırladığı raporun, 31 Marttaki Millî Güvenlik Kurulu toplantısında okunmasından hemen sonra gerçekleşmiştir. Bu raporda, dini siyasî bir araç olarak kullananlara karşı yasaların eksiksiz olarak uygulanması gerektiği, tarikat yurtlarına ve Diyanet İşleri Başkanlığı denetimi dışındaki Kur'an kurslarına karşı önlem alınması gerektiği düşünceleri ortaya konulmuştur.
Toplumda, Alaaddin Yüksel'in, rapordaki düşüncelerinden rahatsız olan Erbakan'ın isteği üzerine, İçişleri Bakanı tarafından, yasal gereği yerine getirilmeden, hemen görevinden alındığı şeklinde bir söylenti yaygınlaşmıştır, bir yorum yaygınlaşmıştır. Bunun, toplumu ne kadar rahatsız edeceği hepinizin malumudur.
Bu atama işleminden sonra şu sorular gündeme gelmiştir: Laikliğe karşı hareketlerle, irtica ile mücadele etmeyi istemiyor muyuz da bunları gündeme getiren bir Emniyet Genel Müdürünü görevden alıyoruz?
ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) – O, sizin yakıştırmanız; hiç böyle bir şey yok.
BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyelim.
OYA ARASLI (Devamla) – Rahatsızlığın ikinci boyutu da, bu görevden alma işleminin, yasal gereğine uygun bir biçimde yapılmamasıdır. İdare hukukunda, idarî işlemlerin paralelliği ilkesi vardır. Bir işlemi hangi yöntemle yapıyorsanız, geriye alma aynı yöntemle olur. Bir atama işlemi için hangi yasal kurallar, bir görevden alma işlemi için hangi kurallar belirlenmişse, bu işlemin, o kurallara uygun olarak yerine getirilmesi gerekir; çünkü, Türkiye, bir hukuk devletidir. Bir hukuk devleti, devlet erkini kullananların, bu erki kullanarak yaptığı işlemlerin hukuka ve yasalara uygun biçimde gerçekleştirilmesinin gerektiği bir yönetim biçimidir. Burada, bunların gereğine uyulmamıştır. Bir dörtlü kararnamenin çıkarılmasına gerek görülmeden, bir kamu görevlisi, görevinden alınmıştır. Eğer, Anayasamızda, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bir hukuk devleti olduğu yazılıysa, bu tür işlemlerin, bu devlet sınırları içerisinde yer almaması gerekir. Eğer, bu işlemi yapan bir kimse bir İçişleri Bakanı ise, yani, temel görevi, Türkiye'de yasalara uyulmasını sağlamak olan birisi ise, bu işlem hiç yapılmamalıdır; çünkü, bu devlette, eğer bir bakan, eğer bir İçişleri Bakanı bunu yapıyorsa, vatandaşların yasalara uymasını beklemeye, kimsenin yüzü olmamak gerekir.
Bu işlemin arkasından ortaya çıkan tablo çok daha hüzün vericidir. Gelen haberler, Sayın Bakan Akşener'in, Sayın Kemal Çelik'i, bir geceyarısı veya alacakaranlık operasyonu olarak adlandırabileceğimiz bir hareketle, Emniyet Genel Müdürlüğü makamını -söyleyecek, tanımlayacak başka söz bulamıyorum- basmak suretiyle görevine oturtması ve kamu görevlilerinin, yeni Genel Müdüre brifing vermesini sağlamasıdır.
Arkadaşlar, bunlar gülünemeyecek kadar acı olaylardır. Birkaç gün önce, bu Yüce Mecliste, Meclise saygınlığını kazandırma konusu konuşulmuştur. Bu yapılan işlemler, ne Meclise saygınlık kazandırır ne bakanlarımıza saygınlık kazandırır.
Ayağımızın altından zemin kaymaktadır. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar) Herkesin gözü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu olaylar karşısında hangi tepkiyi göstereceğine dikilmiştir ve birtakım milletvekillerimiz, bunlar karşısında gülmektedir. Ayrıca, kınıyorum bu davranışları.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Araslı, size eksüre veriyorum; buyurun, devam edin.
OYA ARASLI (Devamlı) – Ve Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: Bunlar doğru mudur? Sayın Bakanın, buraya gelerek, bunların hesabını, bunların cevabını vermesi gerekmektedir.
Türkiye, bir çete değildir. Makam basmak gibi çete yöntemleriyle Türkiye idare edilemez. Bakanlık makamına gelenlerin çete reisi olmadıklarını hatırlamaları, eğer, bu, işlerine gelmiyorsa, bir an önce bu koltuğu boşaltmaları gerekmektedir.
Saygılar sunarım. (CHP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Araslı.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak size bir arzım var.
BAŞKAN – Buyurun.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, 1923'ten bu yana, şimdiye kadar böyle bir olay gerçekleşmemiştir. Hiçbir silahlı güç, meşru bir hükümetin, meşru bir Meclisin geçerli olduğu bir ortamda, bir bakanlığı basarak, yasal bir atamayla yerinde oturan bir memuru görevinden almamıştır. Bu konuda, Meclis Başkanı olarak, lütfen, tepkinizi dile getirmenizi arz ediyorum. (ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; RP ve DYP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Efendim, şimdi, arkadaşlar...
Efendim, bakın, Türkiye bir hukuk devletidir.
Arkadaşlar, rica ediyorum... Bir dakika... Yani, kimsenin böyle çok fazla bir tepki göstermesine gerek yok.
Türkiye...
İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Niye tepki göstermeyeceğiz?!. Göstereceğiz.
BAŞKAN – Efendim, bir dakika... Sözlerimi açıklayacağım... Bir dakika...
TEVFİK DİKER (Manisa) – Olayı küçültemezsiniz Başkan... Olayı küçültemezsiniz...
BAŞKAN – Efendim, yani, benim küçültüp küçültmediğimi sen nereden biliyorsun?.. Daha ben fikir söylemedim ki kardeşim. Oradan, sen nasıl içimden geçen fikirleri okuyorsun? Müneccim misin sen?
TEVFİK DİKER (Manisa) – Ben müneccimim...
BAŞKAN – Otur canım oturduğun yerde!
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu konuda, bir sayın milletvekili arkadaşımız bizden gündemdışı söz istemiştir ve biz de bu konunun hassasiyetini kavrayarak, gündemdışı söz verilebilecek nitelikte bir olay olduğunu kabul etmişiz, arkadaşımıza gündemdışı söz vermişiz. Gündemdışı konuşmaya, Hükümet buraya gelip cevap verir, vermez; o kendi takdiri; ama, Türkiye, bir hukuk devletidir. Hukuk devleti, gereğini yapacak, hukuk sistemi işleyecektir ve oradan, görevden alınan kamu görevlisi arkadaşımız, hukuka aykırı bir şekilde alınmışsa, elbetteki, yargı mercilerine gidecektir, yargı mercilerinde hakkını arayacaktır. Biz, Meclis olarak, Hükümeti ancak denetleyebiliriz; yani, biz gidip de, bir kamu görevlisinin usulsüz görevden alınıp alınmaması konusunu burada tartışamayız; yani, milletvekili olarak tartışırız da, Başkanlık olarak, Hükümete "sen bunu niye böyle yaptın" deme yetkimiz yok.
AHMET NEİDİM (Sakarya) – Sayın Başkan, Hükümet yok zaten... Bakan var mı?!.
BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum... Yani bugünkü olay...
AHMET NEİDİM (Sakarya) – Bakan var mı?.. Bakan var mı bir tane?
BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum... Biz çalışmalarımıza devam ediyoruz.
İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Bakan cevap versin biz de tatmin olalım.
AHMET NEİDİM (Sakarya) – Var mı Bakan?..
BAŞKAN – Efendim, var, yok... Şimdi, gündemdışı...
İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – İçişleri Bakanının çilingirle gezdiği nerede görülmüştür.
BAŞKAN – Sayın Neidim...
Bakın arkadaşlar... Efendim, tamam, bu işi fazla uzatmayalım.
Gündemdışı konuşmaların yapılması sırasında, İçtüzüğümüze göre, bakanın Genel Kurul salonunda olması gerekli değil. Efendim, bu konuyu kapattım.
Gündemdışı konuşmalar bitmiştir.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın Başkanım, bizim amacımız bu işi uzatmak veya uzatmamak değildir. Şu anda, Türkiye Cumhuriyetinde bu olaya tepki koyacak tek bir makam dahi yoktur. Sizi göreve davet ediyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bu olaya tepkinizi koymak zorundasınız.
BAŞKAN – Efendim, hassasiyetinizi anlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Türkiye'de, Hükümetin yaptığı işlemleri, burada, bu kürsüde dile getirecek bir kişi değil ki... Hukuk sistemi belli...
İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Bakan nerede?!. Sayın Başkan, burada, bir bakan olsun hiç olmazsa.
BAŞKAN – Türkiye'de, herkesin hukuk sistemini biraz bilmesi lazım. Yani, doğru makama başvurulması lazım.
Cumhurbaşkanlığının 6 adet tezkeresi vardır; okutuyorum:
B)TEZKERELERVEÖNERGELER
1.—Hollanda ve Belçika’ya gidecek olan Devlet Bakanı Lütfü Esengün’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Sabri Tekir’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/735)
1 Nisan 1997
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 2 Nisan 1997 tarihinden itibaren Hollanda ve Belçika'ya gidecek olan Devlet Bakanı Lütfü Esengün'ün dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Prof. Dr. Sabri Tekir'in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki tezkereyi okutuyorum.
2. —Slovenya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı H. Ufuk Söylemez’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/736)
1 Nisan 1997
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 3 Nisan 1997 tarihinde Slovenya'ya gidecek olan Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz'ın dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı H. Ufuk Söylemez'in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki tezkereyi okutuyorum.
3.—Slovenya’ya gidecek olan Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu’ya, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Nafiz Kurt’un vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/737)
1 Nisan 1997
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 3 Nisan 1997 tarihinde Slovenya'ya gidecek olan Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu'nun dönüşüne kadar; Ulaştırma Bakanlığına, Devlet Bakanı Nafiz Kurt'un vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki tezkereyi okutuyorum:
4. —Türkmenistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Abdullah Gül’e, dönüşüne kadar, Kültür Bakanı İsmail Kahraman’ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/738)
1 Nisan 1997
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgi:28.3.1997 gün ve Kan. Kar: 39-06-41-97-154 sayılı yazımız.
(KEK) Karma Ekonomik Komisyon Toplantısına katılmak üzere, 30 Mart 1997 tarihinde Türkmenistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Doç. Dr. Abdullah Gül'ün dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Lütfü Esengün'ün vekâlet etmesi, ilgi yazıyla uygun görülmüştü.
Devlet Bakanı Lütfü Esengün, 2 Nisan 1997 tarihinde yurtdışına gideceğinden, Devlet Bakanlığına, Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki tezkereyi okutuyorum:
5. —Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek’e, dönüşüne kadar, Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna’nın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/739)
1 Nisan 1997
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgi:27.3.1997 gün ve Kan. Kar: 39-06-40-97-153 sayılı yazımız.
Görüşmelerde bulunmak üzere, 28 Mart 1997 tarihinden itibaren Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek'in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz'ın vekâlet etmesi, ilgi yazıyla uygun görülmüştü.
Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz, 3 Nisan 1997 tarihinde yurtdışına gideceğinden, Devlet Bakanlığına, Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna'nın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Öteki tezkereyi okutuyorum:
6. —Slovenya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Gürcan Dağdaş’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Teoman Rıza Güneri’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/740)
1 Nisan 1997
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere, 3 Nisan 1997 tarihinde Slovenya'ya gidecek olan Devlet Bakanı Gürcan Dağdaş'ın dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Teoman Rıza Güneri'nin vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
IV. —ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1.—Gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No:63 4.4.1997
Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının 40 ıncı sırasında yer alan 109 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 5 inci sırasına; 13 üncü sırasında yer alan 212 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı sırasına; 14 üncü sırasında yer alan 217 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına; 113 üncü sırasında yer alan 240 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına; 115 inci sırasında yer alan 238 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına; 92 nci sırasında yer alan 206 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına; 81 inci sırasında yer alan 199 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına; 82 nci sırasında yer alan 200 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci sırasına; 78 inci sırasında yer alan 187 sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü sırasına; 37 nci sırasında yer alan 78 sıra sayılı kanun tasarısının 14 üncü sırasına alınmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Kamer Genç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanıvekili
Salih Kapusuz Murat Başesgioğlu
RP Grup Başkanvekili ANAP Grup Başkanvekili
Mehmet Gözlükaya Hikmet Uluğbay
DYP Grup Başkanvekili DSP Grup Başkanvekili
Önder Sav
CHP Grup Başkanvekili
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını istiyorum.
BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Efendim, Danışma Kurulunun oybirliğiyle aldığı bir karar bu...
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – Sayın Başkan, karar yetersayısı yok; ama...
BAŞKAN – Şimdi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Genel Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
V. —KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.—926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)
BAŞKAN – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
2. —Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)
BAŞKAN – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
3.—Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı :164)
BAŞKAN – Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
4. —625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür,Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı :168)
BAŞKAN – 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
5.—İşkencenin veya Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 1 ve 2 nolu Protokollerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet ve Dışişleri komisyonları raporları (1/303) (S. Sayısı :109) (1)
BAŞKAN – İşkencenin veya Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 1 ve 2 Nolu Protokollerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarının müzakeresine başlıyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.
Sayın milletvekilleri, raporun okunmasına lüzum görenler... Görmeyenler...
Aslında, lüzum görmeyenleri oya sunmaya gerek yok; çünkü, İçtüzüğe göre, lüzum görülürse okutulur; lüzum görülmesi için de 139 kişinin kabul etmesi lazım; ama, biz, bir uygulama yapıyoruz.
...Raporun okunması kabul edilmemiştir.
Tümü üzerinde, CHP Grubu adına, Sayın Birgen Keleş; buyurun efendim.
Süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, aslında, sanıyorum Danışma Kurulunda, hiçbir sözleşmeyi konuşmama kararı almıştınız, belki de onu yapmalıydık; çünkü, biraz önce, burada, gündeme getirilen ve sizin tarafınızdan "gündemdışı konuşma yapıldı; Bakan da, gerekli tepkiyi isterse gösterir" diye geçiştirilen konu, başka hiçbir konuyu tartışmayacak kadar önemli bir konuydu.
O bakımdan, bu konunun, sizin tarafınızdan böyle değerlendirilmesini ve bazı Refah Partili arkadaşlarımız tarafından da gülerek karşılanmasını çok büyük bir üzüntüyle karşıladığımı ifade etmek istiyorum.
BAŞKAN – Pardon, sürenizi durdurdum...
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Süremi durdurmayabilirsiniz efendim.
BAŞKAN – Hayır... Hayır... Anlamadım sözünüzü, beni kastederek mi söylediniz?
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hayır efendim, süremi durdurmayabilirsiniz. Sadece, biraz önce cereyan eden olaydan dolayı üzüntümü ifade etme ihtiyacı duyuyorum.
BAŞKAN – Peki efendim. Teşekkür ederim.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Çünkü, sabaha karşı bir baskınla, yasal olmayan şekilde atanan Emniyet Genel Müdürünün, makamına oturtulması, oturtuluş şekli, fevkalade üzüntü verici bir durumdur...
ALİ OĞUZ (İstanbul) – Biz mi yaptık?!.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – ...hukuk devleti olmanın gerekleriyle bağdaşmayan bir durumdur, çağdaş bir toplum olmanın gerekleriyle bağdaşmayan bir durumdur.
O nedenle, bir milletvekili olarak olayı kınıyorum, bir yurttaş olarak olayı kınıyorum. Kadın bir bakan olduğu için, fevkalade üzülsem de, mafya yöntemine benzer bir şekilde icraat yapan bir bakanın, bir gün daha orada oturmaması gerektiğini düşünüyorum; onun için de, milletvekili olarak, kendisini istifaya davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) – Refah Partisiyle ne ilgisi var?!.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bugün, burada, görüşeceğimiz konu, İşkencenin veya Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 1 ve 2 Nolu Protokollerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısıdır. Bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.
Aslında, bir şey itiraf etmem lazım; Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Danışma Kurulunda uzlaşmaya varılmadan yapılan gündem değişikliklerini çok olumlu karşılamıyoruz; çünkü, bunu, Parlamentoya, parlamenterlere bir saygısızlık olarak algılıyoruz. Ayrıca, birçok konuda, milletvekillerinin, komisyonlarda ve Genel Kurulda öne çekilen konuları, yeterince incelemeden tartışmak zorunda bırakıldığını düşünüyoruz. Buna rağmen, bu sözleşmenin onaylanmasına dair tasarının, yapılan günden değişikliğiyle öne alınmasını memnuniyetle karşıladık; çünkü, önemli bir konudur ve daha önceden onaylanması gereken bir konudur.
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini 1954 yılında onaylamış; bireysel başvuru hakkını 1987'de tanımış; 1990 yılında, Divanın yargı gücünü kabul etmiş; işkenceyi önlemek için imzalanan sözleşmeyi 1988'de imzalamış, kabul etmiş; AGİK sürecine katılmış; Paris Şartını imzalamış ve nihayet, 1995'te, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalamıştır.
Bu sözleşme imzalandıktan sonra, Avrupa'da, uygulamayı izlemek üzere bir komite oluşturulmuştur. Bu komite, gerekli gördüğü ülkelerde, istediği gibi araştırma yapma hakkına sahiptir ve sözleşmeye taraf olan ülkeler, komitenin çalışmalarını kolaylaştırmakla yükümlüdür. Komitenin, istediği ülkede, istediği kişiyle konuşma, istediği yerleri gezme hakkı vardır. Sözleşmeye bir çekince konulmamaktadır; ama, ülkeler, sözleşmenin hangi yöreleri için geçerli olduğunu belirtebilmektedirler veya bu konuda daha önce belirtmiş oldukları yerlerde değişiklik yapabilmektedirler.
Komite, incelemeleri sonunda, yıllık raporlar hazırlamaktadır ve taraf olan ülkelere tavsiyelerde bulunmaktadır. Tavsiyelerde bulunulan ülke, eğer, bu tavsiyelerin gereğini yerine getirmezse, o zaman, üçte iki çoğunlukla kamusal açıklama yapmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, ne yazık ki, söz konusu izleme komitesi, 1990 yılından sonra -son altı yılda- Türkiye ile ilgili olarak iki tane kamusal açıklama yapmış ve Türkiye'yi, işkencenin yaygın ve sistematik bir şekilde uygulandığı ülke olarak ilan etmiştir.
Yine bu dönemde -sadece 1996 yılını aldığımız zaman bile- Avrupa Parlamentosu 10'dan fazla açıklama yapmıştır ve bu açıklamaların çoğunda, özgürlüklerini yitirmiş olan kişilere kötü muamele yapıldığını ve işkenceye maruz bırakıldıklarını anlatmıştır. Tabiî, Avrupa Parlamentosunun, bu açıklamalarında büyük haksızlıklar yaptığı bir gerçektir; pek çok defa, aslı olmayan suçlamalarda bulunduğu da doğrudur. Avrupa Parlamentosunun, Türkiye aleyhine aldığı kararlarda, uluslararası ilişkilerin üslubuna uygun olmayan bir üslup kullandığı da bir gerçektir; ama, Türkiye'nin de, bu konularda yeterli duyarlılığı göstermediği ve çok rahatlıkla önleyeceği bazı konularda önlem bile almadığı da doğrudur. Örneğin, Türkiye, yıllarca, avukat nezaretinde sorgulama yapılmasını gerçekleştirmemiş ve bu nedenle de pek çok eleştiriye muhatap olmuştur.
Dışişleri Bakanımız, karakolları denetleyeceğini ve artık, karakollarda işkence aleti bulunmayacağını söyledi. Bunu, itiraf niteliğinde bir söylem olarak algıladım.
Değerli arkadaşlarım, bazı görevlilerin işkence uygulaması yapması, hatta, bunu sistemli bir hale getirmesi başka şeydir; karakollarda işkence aleti bulunması başka bir şeydir ve çok daha vahim bir durumdur. Anlaşılıyor ki, hastanelerden sonra, Dışişleri Bakanımız, karakol denetimine başlamıştır; ama, bunun, çok vahim ve çok önemli bir itiraf olduğunu vurgulamak isterim.
Avrupa'dan yapılan eleştiriler iki konuda toplanmaktadır: Bir grubu, anayasal ve yasal düzeni eleştirmektedir; bir grup eleştiriler de uygulamaya yöneliktir. Anayasa ve yasayı eleştirenler, Türkiye'nin, Avrupa'dan daha geri bir hukuk sistemine sahip olduğunu ve Türkiye'de, Avrupa'daki hak ve özgürlüklerden daha sınırlı hak ve özgürlükler olduğunu ileri sürmektedir. Uygulamaya ilişkin olanlar da, insanların yerli yersiz gözaltına alındığını, bu dönemde kötü muamele gördüğünü ve savunma haklarının ihlal edildiğini, işkence yapıldığını ileri süren eleştirilerdir.
Tabiî, bunlara, istenirse yanıt bulunabilir. Örneğin, Anayasamızın, kuvvetler ayrımı ilkesini benimsediğini; bunun, Avrupa hukuk sistemine uygun olduğunu; Anayasamızda yer alan hak ve özgürlüklerin, uluslararası sözleşmelerdeki ve anlaşmalardaki hak ve özgürlükler olduğunu; kısıtlamaların uluslararası anlaşmalar ile sözleşmelere uygun olduğunu ileri sürmek mümkündür; ama, 1995 yılında yapılan anayasa değişikliklerinin, aradan iki yıl geçmesine rağmen yaşama geçirilmemesini açıklamak o kadar kolay değildir. Değerli arkadaşlarım, birkaç ay sonra iki yıl olacak ve ne sendikalarla ne derneklerle ne gençlerle ne kadınlarla ne de memurlarla ilgili değişiklikler yaşama geçmiş durumda.
Yakın geçmişte, tarihinde, Yahudi soykırımı gibi bir devlet suçu bulunan; Bosna-Hersek olayında, orada yapılan insanlıkdışı muamelelere seyirci kalan ve Saddam'dan kaçan Irak vatandaşları sınırımıza yığıldığında en ufak bir şekilde yardım elini uzatmayan Avrupalıların, kuşkusuz, Türkiye'nin tarihinden ve bugününden öğreneceği çok ders vardır. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Ama, Sıvas katliamı, Metin Göktepe olayı ve faili meçhullerin de bize yakışmadığını ve ne yazık ki, bir gerçek olduğunu bizim kabul etmemiz gerekir.
Eleştirilere fırsat vermemeliyiz; eleştirilere, yaşamı bize güçleştirdiği için, bazı ilişkilerimizi bozduğu için, gelişmemizi engellediği için imkân vermemeliyiz; ama, sadece bunun için değil, aynı zamanda, eleştirilerle gündeme getirilen konular bize yakışmadığı için imkân vermemeliyiz.
Sayın milletvekilleri, işkencenin önlenebilmesi için, teknik tıbbî aletlere de ihtiyaç vardır. Örneğin, elektrik, suyla birlikte verildiğinde iz bırakmamaktadır; ama, elektriğin etkisini çok yaygın bir şekilde vücuda yaymaktadır ve ancak, çok özel aletlerle anlaşılabilmektedir. Yine, tazyikli soğuk su altında bulundurmak veya belli bir eğimde sadece iki parmakla duvara dokunarak saatlerce ayakta tutulmak, insanlarda fizikî olarak bir yara açmamaktadır; ama, bu, bir tür işkencedir.
Sağlık Bakanlığı, belli formlar geliştirmiş ve ilgili yerlere göndermiştir; ama, formun olmadığı gerekçesiyle, emniyetten gelen yazıların altına "herhangi bir araz görülmemiştir" diye bir ifade kullanılmakta ve geri çevrilmektedir. Manisa olaylarında da böyle yapılmıştır; ancak, daha sonra, çocuklar, İzmir Tabib Odasında muayene edildiğinde, kendilerinde psikolojik işkencenin sonuçlarına rastlanmıştır.
Evrensel beyannameleri ve sözleşmeleri imzalamak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda değişiklikler yapmak, insan hakları ihlalleriyle ilgili komisyonlar kurmak, bunların çalışmalarını kolaylaştırmak, gözaltı inceleme birimleri kurmak, şahsî başvuru hakkı tanımak, kuşkusuz, bu konularda attığımız olumlu adımlardır ve önemlilerdir; ama, yeterli değildir.
Haksızlık yapıldığını söyleyerek eleştirileri geçiştirmemiz mümkün değildir; çünkü, Sıvas, Göktepe olayı, faili meçhuller, Manisa olayı, insanların vicdanında derin yaralar bırakmakta ve devlete karşı olan güveni sarsmaktadır.
Türkiye, bir yandan, iltica için Avrupa'ya gidip de, ondan sonra, bunu sağlamak için, dinî inançları nedeniyle veyahut da politik düşünceleri nedeniyle tutuklandığını, kötü muamele gördüğünü ileri süren ve Türkiye'yi bu şekilde şikâyet eden insanların iddialarını yanıtlamalıdır; kendisine karşı yapılan haksız eleştirilere yanıt vermelidir; ama, öte yandan da, eksikleri en kısa sürede düzeltmelidir; çağdaş bir toplum olmanın gereği olarak düzeltmelidir, buna layık olan bir topluma sahip olduğumuz için düzeltmelidir.
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Erzincan Başbağlar'ı da unutmayın Sayın Milletvekilim....
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Daha çok sayabiliriz... Aslında, liste oldukça uzun.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, çok duyarlı bir partiyiz insan hakları ve demokrasi konusunda. Bu konulardaki en ufak bir sorunu iş edinip, çözmeye çalışmamız ve çözümü için de çırpındığımız doğrudur. Nitekim, Göktepe olayı, önceleri sokakta ölmüş diye geçiştirilirken, Grup Başkanvekillerimizin bir komisyon kurması ve hukukçuların oluşturduğu komisyonun İstanbul'a giderek, yerinde inceleme yapması sonucunda açığa çıkarılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, bu yeterli değildir; çünkü, önemli olan, sorumluluk mevkiinde olan insanların bu duyarlılığı göstermesi ve yapılan işleri önlemesidir.
İşkenceyi kim yapıyor diye düşündüğümüz zaman, toplumda çeşitli çevrelerin birbirine karşı kışkırtılmalarının büyük rol oynadığı görülmektedir. Örneğin, bir sağcı, sol dünya görüşüne sahip olan bir kişiye karşı veya aksi çok varit olmakla birlikte, dinî vecibelerini yerine getiren kişilerin, diğerlerine nazaran daha erdemli olduğuna inandırılmış olan bir kişi, farklı dünya görüşünü benimseyen kişilere karşı veya hiçbir çocuk, doğduğu yeri veya mezhebini seçemediği halde, belli mezhepten olmanın, belli etnik kökenden olmanın erdemine, önemine inandırılmış kişiler olarak, birbirlerine karşı çok daha acımasız ve çok daha gaddar olabilmektedirler.
SÜLEYMAN METİN KALKAN (Hatay) – Veya bir solcu, sağcıya karşı...
BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyelim... Burada, sağcılık solculuk tartışması yapmıyoruz.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, kabul etmemiz gerekir ki, toplumda ulusal bütünlüğü, vatandaş olmanın onurunu yeterince vurgulamıyoruz. Tam tersine, günümüzde, daha çok ayrılıkları gündeme getiren ve toplumun çeşitli kesimlerini birbirlerine karşı kışkırtan görüşmeler, konuşmalar, eylemler yapılmaktadır. Bunların çok talihsiz gelişmeler olduğunu düşünüyorum.
Bugün incelemekte olduğumuz ek protokoller, Avrupa Konseyine üye olmayan ülkelerin bu sözleşmeye taraf olabilmesini mümkün kılan bir değişiklik getiriyor. Bir de, biraz önce bahsetmiş olduğum, izleme komitesinin üyelerinin, iki kez üst üste seçilmesine imkân tanıyor.
Bizim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu getirilen değişikliklerle ilgili herhangi bir sorunumuz yoktur. Bunları kabul ediyoruz. Ülkemize yararlı ve hayırlı olmasını diliyoruz.
Size saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Keleş.
Sayın milletvekilleri, aslında, biraz önce yapılan gündemdışı konuşmada, Sayın Keleş'in de belirttiği gibi, benim, Emniyet Genel Müdürü olayıyla ilgili herhangi bir tepki gösterip göstermemem söz konusu değil; çünkü, ben, olayın esasını bilmiyorum. Bir arkadaşımıza söz verdim, burada, gündemdışı olarak konuyu dile getirdi. Sayın Keleş'in, beni, sanki, o işlemi tasvip ediyormuşum gibi bir görüntü altına sokmasına da üzüldüm gerçekten. Biz, Başkan olarak, burada, tarafsız olmak zorundayız. Konuşulan konularda kendi fikirlerimizi söylemiyoruz.
HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) – CHP'liler size karşı peşin fikirliler de onun için Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim, o, önemli değil.
Kaldı ki, ben, Sayın Emniyet Genel Müdürünü tanırım; Tunceli'deki bazı olaylar nedeniyle zaman zaman kendisine başvurduğumda çok duyarlılık göstermiştir ve oradaki olayların üzerinde durmuştur; çok samimî olarak, bu olayların önlenmesi konusunda da büyük bir gayret göstermiştir. Bu nedenle, kendisine karşı da büyük bir saygı duyuyorum. Ben, şimdi, bilmediğim konuda çıkıp da, burada -bilsem dahi- tepki gösteremem. O bakımdan, arkadaşlarımızın bunu bilmesini istiyorum. Bu kürsü, bulunduğum bu makam, tepki gösterebilecek bir makam değildir; ama, Meclisin kişiliğini hedef alan herhangi bir itham olursa, ona, gerekli sert cevabı da veririm.
Sayın Sav, siz kişisel söz istemiştiniz değil mi?
ATİLÂ SAV (Hatay) – Evet efendim.
BAŞKAN – Buyurun.
Konuşma süreniz 10 dakika.
ATİLÂ SAV (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri; İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 1 ve 2 Numaralı Protokollerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde kişisel görüşlerimi açıklamak istiyorum. Yüce Meclisi en içten saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, aslında, bugün huzurda bulunan iki protokol, bir sözleşmenin esasıyla, öz ve içeriğiyle doğrudan ilgili olmayan, daha çok, usul hükümlerini düzenleyen iki düzenlemedir. Bu düzenlemelerin asıl metni olan Avrupa Sözleşmesi, son derece önemli bir sözleşmedir ve bu sözleşmeyi imzalamakla Türkiye, insan haklarına saygıyı ve hukuk devleti olma yolundaki kararlılığını, uluslararası platformlara taşıma iradesini belli etmiştir. İşkencenin veya Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 11 Ocak 1988 tarihinde imzalanmış olup, 1 Şubat 1989'da yürürlüğe girmiştir. Türkiye de, 27 Şubat 1988 günü, 3411 sayılı Kanunla bu sözleşmeyi onaylamıştır.
Bilindiği üzere, uluslararası sözleşmeler, Anayasamızın 90 ıncı maddesine göre, yasa hükmündedir. Hatta, yasalardan daha ileri bir özelliği, Anayasaya aykırılığı nedeniyle, Anayasa Mahkemesine götürülememesi, iptalinin istenememesidir. Yani, iç hukuk mevzuatı gibi uygulanmaktadır ve iç hukuk mevzuatından da bir nebze daha güçlü bağlayıcılığı olan bir metindir.
Öyleyse, bu metni, Türk uygulayıcıları; yani, güvenlik güçleri, mülkî amirler, savcılar, yargıçlar gibi çeşitli kademelerde görev yapan kamu görevlileri uygulayacaklardır. Bu nedenle, bu metinlerin de, yasalar gibi açık, kolay anlaşılır ve uygulanabilir nitelikte olması gerekmektedir. Bizim katıldığımız sözleşmelerin çoğu, ne yazık ki, teknik birtakım birimler tarafından Türkçeye çevrilip, kazandırılmaktadır. Gerçi, Yasama Meclisinin de, son zamanlarda, hukuk dili ve yasa dili konusunda çok özenli ve dikkatli olmadığını biliyoruz ve yeri geldikçe de bu konudaki eleştirilerimizi dile getiriyoruz; ama, uluslararası sözleşmelerin, daha dikkatli ve Türk yasa diline uygun biçimde Türkçeye kazandırılmasının doğru olacağını düşünüyorum. Aslında, bu vesileyle söz almamın amacı da budur.
Bakın, değerli arkadaşlarım, İşkencenin Önlenmesiyle İlgili Avrupa Sözleşmesinin dibacesini okuyorum: "Aşağıda imzaları bulunan Avrupa Konseyi üyesi devletler, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşme hükümlerini dikkate alarak, aynı sözleşmenin 'hiç kimse, işkenceye veya gayriinsanî veya küçültücü ceza veya muameleye tabi tutulmayacaktır' şeklindeki 3 üncü maddesini hatırda tutarak, 3 üncü madde ihlallerinin mağdurları olduklarını iddia eden kişilerle ilgili olarak, bu sözleşmede öngörülen mekanizmanın işlemekte olduğunu kaydederek, hürriyetinden yoksun bırakılan kişilerin işkence ve gayriinsanî ya da küçültücü ceza veya muameleye karşı korunmalarının, ziyaretlere dayanan önleyici nitelikte adil olmayan yollarla kuvvetlendirilebileceğine kani olarak, aşağıdaki gibi anlaşmışlardır." Eğer, bunu bir okuyuşta değil, birçok kez okuduktan sonra da anlayacak uygulamacılar varsa, çok mutlu olmak gerekir; çünkü, gerçekten, içerisinden çıkılmaz bir metin. Oysa, bu, bir yasa metni; yasaların veciz olması, kolay anlaşılır olması ve mümkünse tabiî, kısa olması gerekir. Bu vesileyle, Yüce Meclisin ve bu metinleri Yüce Meclisin onayına sunan kamu makamlarının, metinleri, Türkçeye çevirirken daha özenli ve kullanılabilir, anlaşılabilir bir dil kullanmalarını temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, sözleşmenin içeriği ve özü hakkında, benden önce konuşan değerli arkadaşım Sayın Birgen Keleş, çok ayrıntılı ve güzel değerlendirmeler yaptı; bunlara katacak bir şey yok. Yalnız, bir noktayı daha belirtmek istiyorum; yine, bir uygulamacı olarak bir dilekte bulunmak istiyorum: Bir temel hukuk ilkesi vardır "kanunu bilmemek mazeret sayılmaz" diye. Bu nedenle, devletimiz, tüm kanunları, herkesin bilgisine ulaşacak biçimde açıklamakta ve yayımlamaktadır. Bunun birinci aracı, devlet tarafından çıkarılan Resmî Gazetedir. Bunun yanı sıra, çeşitli kamu kuruluşlarının, bu arada Başbakanlığın yaptığı kanun külliyatları ve diğer mevzuatı derleyen külliyatlar bulunmaktadır. Oysa, uluslararası sözleşmeler ve anlaşmalarla ilgili olarak böyle bir çalışma bulunmadığı için, uygulamacıların, bu metinleri ele geçirmeleri ve uygulayabilir biçimde elaltında bulundurmaları mümkün olamamaktadır. Bir dava sırasında, artık, taraflar, bu sözleşmede yer alan kuralların uygulanmasını istemek hakkına sahiptirler; tıpkı, bir kanunun uygulanmasını istemek gibi.
Nitekim, uluslararası anlaşmaların devletimize getirmiş olduğu yükümlülükler nedeniyle ve özellikle de işkence gibi, insan hakları uygulamalarındaki haksızlıklar, eşitsizlikler gibi nedenlerle, devlet olarak, Avrupa Konseyinde, İnsan Hakları Komisyonu nezdinde 200'e yakın davada taraf bulunmaktayız ve bu davalardaki iddialar hepimizi üzmektedir. Kimi yurttaşlarımızın ve özellikle de bazı bölgelerdeki yurttaşlarımızın uğradıkları insanî olmayan muameleler nedeniyle açılmış olan bu davalar, hem devletimizi ve ulusal onurumuzu incitmekte hem de devlet olarak bizi ağır ödeme yükümlülükleri karşısında bırakmaktadır. Bu nedenle, bu metinlerin, uygulamacılar için mümkün olduğu kadar kolay olması, incelemeler ve değerlendirmeler için el altında bulundurulması yerinde olacaktır; bu konuda da, devletimizin gerekli önlemleri almasını diliyorum.
Beni dinlediğiniz için teşekkürlerim ile en derin saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sav.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki müzakereler bitmiştir.
Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
İşkencenin ve Gayriinsanî ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 1 ve 2 No.Lu Protokollerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı
MADDE 1.– İşkencenin ve Gayriinsanî ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 1 ve 2 no.lu Protokollerin onaylanması uygun bulunmuştur.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen? Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, bu tasarı açık oylamaya tabidir.
Açık oylamanın, kupaların sıralar arasında dolaştırılması suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Açık oylamanın, kupaların sıralar arasında dolaştırılması suretiyle yapılması kabul edilmiştir.
Kupalar dolaştırılsın.
(Oyların toplanmasına başlandı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oylama işlemi devam ederken, çalışmalarımıza devam ediyoruz.
6. —Kimyasal Silahların Geliştirilmesinin, Üretiminin Stoklanmasının ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri komisyonları raporları (1/343) (S. Sayısı :212) (1)
BAŞKAN – Kimyasal Silahların Geliştirilmesinin, Üretiminin, Stoklanmasının ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma ve Dışişleri Komisyonu raporları üzerindeki müzakerelere başlıyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerinde.
Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.
Tasarının tümü üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
Kimyasal Silahların Geliştirilmesinin, Üretiminin, Stoklanmasının ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
MADDE1.—Türkiye tarafından 13 Ocak 1993 tarihinde Paris’te imzalanan “Kimyasal Silahların Geliştirilmesinin,Üretiminin, Stoklanmasının ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme”nin onaylanması uygun bulunmuştur.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2.– Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3.– Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, bu tasarının tümü de açık oylamaya tabidir.
Açık oylamanın, kupaların sıralar arasında dolaştırılmak suretiyle yapılması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Açık oylama, kupalar, sıralar arasında dolaştırılmak suretiyle yapılacaktır.
Kupaları sıralar arasında dolaştıralım efendim.
(Oyların toplanmasına başlandı)
BAŞKAN – Çalışmalarımıza devam ediyoruz.
7. —Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Serbest Ticaret Alanı Anlaşması ve İlgili Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri komisyonları raporları (1/570) (S. Sayısı :217) (1)
BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Serbest Ticaret Alanı Anlaşması ve İlgili Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.
Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.
Tümü üzerinde, ANAP Grubu adına Sayın Mehmet Keçeciler söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Keçeciler. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Keçeciler, süreniz 20 dakika.
ANAP GRUBU ADINA MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile İsrail Devleti arasında yapılan serbest ticaret anlaşmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı üzerinde Anavatan Partisinin görüş ve düşüncelerini arz ve ifade etmek üzere huzurlarınıza geldim; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi ve bizleri televizyonları başında dinleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, elbette ki, dışpolitikayı ilgilendiren, grupların, üzerinde konsensüs sağladığı anlaşmalar hakkında çok detaylı teknik açıklamalara girmeyeceğim. (Gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Keçeciler, bir dakika...
Sayın milletvekilleri, herkes otursun yerine; arkadaşımız kürsüde konuşuyor ve konuşması anlaşılmıyor. Lütfen... Rica ediyorum...
Buyurun.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Yalnız, bir iki tespiti burada yapma mecburiyetini hissettik.
Sayın Başkan izin verirse, biraz evvel, burada tartışma konusu yapılan bir konudaki tespitimi arz ve ifade etmek istiyorum. Bir grup başkanvekili, biraz evvel, burada, gündemdışı söz alarak, Emniyet Genel Müdürünün görev değiştirmesindeki tuhaflık ve hukuka uygun olmayan, usule uygun olmayan, idarî teamüllere uygun olmayan davranışı dile getirdi. Başkan olarak, haklı bir şekilde "benim yapabileceğim bir şey yoktu, konuyu önemli gördüm, gündemdışı söz verdim" dediniz; ama, o konuya cevap verecek bir bakan yoktu. O sırada, Mecliste bir tek bakan yoktu; yani, bu konu az önemli bir konu değildir. Gecenin 3.30'unda, bakan olarak, bu memleketin Emniyet Genel Müdürlüğüne gideceksiniz, yanınıza yeni genel müdürü alacaksınız, kapıyı zorla açacaksınız, zincirleri kıracaksınız, orada görev yapan kadroyu çekeceksiniz, yerine başka kadro oturtacaksınız ve sabahleyin de "Genel Müdür gelmesin" diye haber vereceksiniz!..
MUSTAFA ZEYDAN (Hakkâri) – Ne zaman olmuş?!.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bu yanlıştır. Biz, bu yanlışlığı burada dile getiririz; Hükümetin de buna cevap vermesi lazımdır; çünkü, bu önemli bir konudur, hassas bir konudur.
REFİK ARAS (İstanbul) – Utanç verici bir olay, hâlâ gülüyorlar!
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Eğer, Emniyet Genel Müdürünün orada bir saat dahi kalmasında sakınca varsa, bunu kamuoyuna açıklamaları gerekir, Hükümetin bunu açıklaması gerekir. Eğer, kalmasında bir mahzur yok idiyse, gecenin 3.30'unda gidip, Emniyet Genel Müdürünü değiştirmemesi gerekirdi. Bu, gayet açıktır. İdarî teamülleri bu kadar zorlamaya hakkınız yoktur. Emniyet Genel Müdürünün, bir saat dahi görev yapmasına izin vermiyorsunuz, sonra tutup, o insanı, Çankırı'ya vali yapıyorsunuz! Şimdi Çankırılılar ne diyecek?! Gece saat 3.30'da, odasından, zorla, polis kuvvetiyle alınmış bir Emniyet Genel Müdürü olarak, bu insan nasıl Çankırı'ya gidip valilik yapacak?..
Arkadaşlar, yapmayın... Yapmayın... Bunlar, yanlış şeylerdir; bunlar, hatalı işlerdir. Bu hatalı işleri burada gündeme getiren muhalefete, Hükümetin cevap vermesi lazımdır.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, gündemimizdeki konuya geliyorum; Türkiye ile İsrail arasında bir serbest ticaret anlaşmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı...
Evvela, bir tespiti yapalım -eğer elinizde metin varsa, göreceksiniz- bu kanun tasarısını Meclise kim göndermiş; Sayın Necmettin Erbakan'ın başında bulunduğu 54 üncü Hükümet göndermiş. Bütün Bakanlar Kurulu üyelerinin imzası var burada. Bakanlar Kurulu üyeleri, bu tasarıyı imzalamışlar.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Keçeciler, konuyla ne alakası var?..
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Efendim, bunu görüşüyoruz...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Evet, bunu görüşüyoruz; ama...
BAŞKAN – Müdahale etmeyin efendim... Tamam... Konuyla ilgili...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Evvela bir tespit yapalım; konuyla ilgili...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Konuyla ne alakası var?..
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Var, var, var... Ne alakası var ben söyleyeyim Sayın Kapusuz.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Söyleyin bakalım.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Şimdi, Bakanlar Kurulu üyelerinden 7'sinin imzaladığı ve Meclis gündeminin 32 nci sırasında bekleyen bir araştırma önergesi var; aynen okuyorum: "İstanbul Milletvekili Azmi Ateş ve 58 arkadaşının, İsrail'le işbirliği anlaşmaları imzalandığı iddialarının araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 üncü ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına..." Araştırma metni burada; araştırma metnini bir yıl evvel vermişsiniz; ne zaman; 27.3.1996'da. Müsaade ederseniz, bu araştırma metninde söylediklerinizle bu kanun tasarısına yazdıklarınızı mukayese edeceğim; çünkü, aynı bakanların burada imzaları var. Bakın, o araştırma önergesinde ezcümle diyorsunuz ki: "İsrail, saldırgan ve terörist eylemleri bizzat kendisi gerçekleştirdiği gibi, terör gruplarını da amaçları istikametinde kullanmaktan kaçınmamaktadır. Aşağıdaki izahlar, konuyla ilgili yukarıdaki endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuzu göstermektedir..."
HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) – Doğrudur.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – "İsrail, gerek uluslararası ortamda gerek bölge halklarıyla herhangi bir uzlaşma temin edilmeden, işgalci bir devlet olarak kurulmuştur. Türkiye gibi köklü bir devletin, böyle bir devletle yan yana görünerek uluslararası platformda yanlış bir görüntü vermesi, ülkemiz çıkarları yönünden telafisi mümkün olmayan zararlar oluşturacaktır..."
HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) – Aynen doğrudur.
ALİ ILIKSOY (Gaziantep) – Onları geçen sene söylediler...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – "İsrail askerleri, Filistinlilere karşı dünya kamuoyunun gözleri önünde işlediği bunca zulme ilave olarak, televizyon kameraları önünde, cümle âleme göstere göstere, odun kırar gibi kol kırma olaylarının da failleridir. (RP sıralarından "Doğrudur" sesleri) Tarihî misyondan dolayı İslam dünyasının liderliğine veraseten aday olan, şerefli ve köklü bir maziye sahip bulunan Türkiye'nin, İsrail'in Ortadoğu'da oluşturduğu bir çıban başı olma vasfını yok farz etmesi, devekuşu gibi başını kuma gömmekten farksızdır.
Yukarıda ifade ettiğimiz gerçeklerden dolayı, bu işbirliği, bizi, ziyadesiyle endişelendirmektedir." (RP sıralarından "Doğrudur" sesleri, alkışlar)
Güzel... Altında kimin imzası var; 58 Refah Partili milletvekilinin imzası var; altında, Şevket Kazan'ın imzası var, Fehim Adak'ın imzası var, Ahmet Demircan'ın imzası var, Sayın Cevat Ayhan'ın imzası var, Sayın Sabri Tekir'in imzası var, Sayın İsmail Kahraman'ın imzası var, Sayın Lütfü Esengün'ün imzası var; yani, 7 bakanımızın imzası var...
HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) – Doğrudur...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Şimdi, bu bakanlarımız Meclise diyorlar ki "bu anlaşma güzeldir, uygundur." Gerekçesinde de, bize, milletvekillerine diyorlar ki "bu anlaşmanın bir an evvel tasdik edilmesi gerekir; ülkemizin âli menfaatlarına uygundur. Bu anlaşmayı kanun tasarısı haline getirdik; lütfen, bunu onaylayın." (RP sıralarından "O da doğru" sesleri, gürültüler)
İşte efendim, burada; yani, bu Meclis zabıtlarını da inkâr edecek haliniz yok!.. Millî Güvenlik Kurulunda imzanızı inkâr edebilirsiniz; ama, burada yazdığınız yazıyı inkâr edemezsiniz; böyle şey olur mu?! (ANAP sıralarından alkışlar; RP sıralarından gürültüler) Burada sizin imzanız var, bu arkadaşların imzası var, bu önergeye imza atan bakanların imzası var... Burada, bunun hesabını sormak, muhalefet olarak benim vazifem, benim hakkım; ben muhalefetim...
BAŞKAN – Sayın Keçeciler, muhalefetteyken başka... O zaman, muhalefetteyken vermişler.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bir daha, büyük lokma yeyin de, büyük söz söylemeyin. Bu önergeyi verirken, bu önergede yazdığınız ile buraya yazdığınız arasında çelişki var, tenakuz var. İkisi de aynı anda doğru olamaz efendim... Bu ikisi, aynı anda doğru olamaz. Bir yıl evvel söylediğiniz sözü, şimdi, Hükümet olarak inkâr ediyorsunuz. Gelin buraya, deyin ki "efendim, biz muhalefetteyken yanılmışız" veyahut da gelin buraya, deyin ki "biz, iktidar olmadık, sadece hükümet olduk; biz, bunu takıyye yapıyoruz; o anlaşmayı imzaladık." Bir şey söyleyin; ama, ikisi birden doğrudur diyemezsiniz; hakkınız yok buna. İşte, ortalık yerde, meydanda... (RP sıralarından gürültüler)
ALİ OĞUZ (İstanbul) – Sayın Keçeciler, sizin imzanız var mı orada?
BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyelim...
Efendim, Sayın Keçeciler düşüncelerini söylüyor; bırakın...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Şimdi, bu, sizin verdiğiniz önerge; imzalı, mühürlü... Bunu, Meclis Başkanlığından aldım. Ben, kendimden bir şey katmadım; sizin söylediğiniz, önergeye yazdığınız ifadeleri aynen okudum ve bu kanun tasarısına yazdığınız ifadeler de aynen böyle: "Bu anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunmasını arz ederiz." Kim; Hükümet. Altında kimin imzası var; biraz evvel okuduğum bakanların da imzası var; Refah Partili bütün bakanların imzası var da, bunları özellikle okuyorum; çünkü, öbür bakanların şu önergede imzası yok. Bu önergeye mademki imza attı bu arkadaşlar, en azından, bu önergeyi çekin, grup başkanvekilleriniz çeksin; bu, 32 nci sıradan düşsün, Meclis gündeminden çıksın, ondan sonra bunu getirin.
Değerli arkadaşlarım, ayrıca bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum; o da şudur: Ortadoğu barışı, Netenyahu'nun işbaşına gelmesinden sonra tek taraflı olarak, İsrail'in tek taraflı tasarruflarıyla ciddî şekilde bozulmuştur. Son bir aydan beri, Filistin'de, barışın bozulduğuna dair çok ciddî hareketler vardır.
ASLAN POLAT (Erzurum) – Doğru...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Şimdi, niye acele ediyorsunuz da, bu anlaşmayı huzurumuza alelacele getiriyorsunuz? Daha İsrail'de olaylar yatışmadan barışı bozan bir İsrail Hükümetini; âdeta, taltif eder gibi; âdeta, o hükümetin bu davranışlarını Türkiye olarak tasvip eder gibi bir anlayışla niçin huzura getiriyorsunuz?!.
ALİ OĞUZ (İstanbul) – Bu anlaşmayı siz yaptınız...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bu memlekette, bu Mecliste, üç senedir, beş senedir bekleyen anlaşmalar var; biraz bekletin. Türkiye Cumhuriyeti Hariciyesinin dışpolitikasının nasıl acemi ellerde yürütüldüğünün açık delilidir bu, açık... Biraz bekleyin, sabredin; şu olaylar yatışsın... Bir bakın... Türkiye olarak niye acele ediyorsunuz bu anlaşmayı tasdik etmekte; çünkü, çok ciddî bozulmalar meydana gelmiş, yeni gelişmeler olmuş; bu anlaşmanın yapıldığı andan farklı gelişmelere girilmiş...
ASLAN POLAT (Erzurum) – MSP'li olduğun günlerdeki gibi doğru konuşuyorsun!..
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, çok yanlış, eksik beyanlarınız var. Bu eksik ve yanlış beyanlarınızı biz size söyleyeceğiz, biz size hatırlatacağız ki, siz daha iyi icraat yapın; bir daha böyle yanlışlıklar yapmayın, bir daha hatalı evrakların altına böyle alelacele imza atmayın. Netice budur; bunu kabul edeceksiniz. Bu hatadır, bu eksikliktir; ben, bu eksiğe dikkatinizi çekiyorum.
Şu hususu da özellikle ifade ediyorum...
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – İsrail uşaklarını Körfez'e kim davet.etti?!
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sadece bu anlaşma olsa iyi; açın önünüzdeki Meclis gündemini, 65 inci sırada, bir İsrail anlaşması daha var; yatırımların teşviki anlaşması. Onu da sizin Hükümetiniz tekrar imzaladı. Bakın 65 inci sıraya... Onu da siz imzaladınız.
Bizim imzalamadığımız anlaşmalardan dolayı bizi itham ettiniz vaktiyle. Şimdi, iktidara gelince, ikisini imzaladınız. Sonra da çıkıyorsunuz, millete "İsrail'in uşaklarıdır bunlar" diyorsunuz. Kimmiş İsrail'in uşağı?..
HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) – Estağfurullah!.. Estağfurullah!..
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Evet, böyle söylüyorsunuz "dış güçlerin adamlarıdır" diyorsunuz.
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – İsrail uşakları, Körfeze Amerikan askerlerini davet edenlerdir.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bir daha, siz Refah Partisi olarak, İsrail lafını ağzınıza almayın; ağzınıza alırsanız, ağzınız yanar, diliniz yanar. Bunu unutmayın.
Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Keçeciler.
Efendim, Sayın Oğuz, kişisel söz istedi...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Grup adına konuşmak istiyorum efendim.
BAŞKAN – Peki Sayın Kapusuz; buyurun efendim.
Bu bir ticaret anlaşması. Evvela, Türkiye Cumhuriyetinin, bu ticaret anlaşmasını yapmasında bir faydası var; yani, bunu, neden getirip başka şeylerle karıştırıyorsunuz.
Sayın Kapusuz süreniz 20 dakikadır.
RP GRUBU ADINA SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Bugün, bu özel gündemi tespit ederken -biraz önce oyladığımız Danışma Kurulu Önerisinden de anlaşılacağı üzere- bütün siyasî partilerimiz, biraz önceki sözcülerin de ifade ettiği gibi, yıllardan beri beklemekte olan, onaylanmış bulunan anlaşmaların Parlamentoda tasdiki konusunda fikir birliği yaptık ve 10 anlaşmayı tespit ettik.
HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) – ANAP Grubu Başkanvekili de kabul etti mi?!.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Arkadaşlarımız, mümkün mertebe, bu anlaşmalar üzerinde konuşmadan, bugün, bunları, mesafeli olarak götürmek istedik; ancak, tabiî...
ÖNDER SAV (Hatay) – Hayır, öyle şey yok... Öyle bir şey konuşulmadı...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Arkadaşlarımızın konuşmalarına da, bizim, mutlaka müdahale gibi bir yetkimiz de yok.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın Kapusuz, o tespiti siz yaptınız...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Doğrudur.
ÖNDER SAV (Hatay) – Gündeme alınmasına "evet" dedik; "üzerinde konuşulmasın" demedik. Lütfen... Çarpıtmayın!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Tamam...
Sayın Sav, biraz önce oturduğu yerden söylediği gibi, arkadaşlarımızın konuşmak istedikleri konularda da konuşmalarının olabileceğini bize ifade ettiler; biz, prensip olarak, bu tip anlaşmaların konuşulmadan onaylanması uygulamasını yıllardan beri bu Parlamentoda yaparız ve bugünkü de budur.
Şimdi, Sayın Keçeciler, galiba, bazı şeyleri karıştırıyor; yani, bunu, bir fırsat bilip bundan bir siyasî sonuç çıkarmak gayreti içerisine girdiler; ancak...
HALİL CİN (İçel) – Aynı şeyi siz yapıyorsunuz.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Evet; yani, böyle bir konu gündeme gelince, elbette, bizim bazı şeyleri söyleme hakkımız var.
Şimdi, dikkat buyurun; metnin başını aynen okuyorum:
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – Sen dikkat buyur!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – "Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Serbest Ticaret Alanı Anlaşması ve İlgili Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı"
Bakınız, bu anlaşma ne zaman yapılmış; gerekçenin altını okuduğunuzda, ne deniyor; "Türkiye ile İsrail arasında 14 Mart 1996 tarihinde Kudüs'te imzalanan anlaşma" deniyor. Ne zaman imzalanmış bu anlaşma; 14 Mart 1996'da... Peki, o zaman başbakan kimdi; herhalde Necmettin Erbakan değil!..
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Üç aylık Başbakan... Mevsimlik Başbakan...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Peki, arkadaşlar, yeri gelecek "devlette devamlılık esastır" diyeceksiniz, yeri gelecek böyle istismar yapmaya kalkacaksınız... Bunu doğru bulmuyoruz arkadaşlar. Zaten, milletimiz de bunu çok iyi anlamaktadır.
Yalnız, bir şeyi daha belirtmek isterim; onu da açık ve net, orta yere koymak istiyorum. Biz, Refah Partisiyiz. Şu anda, mevcut olan, bir de Koalisyon Hükümeti vardır. Koalisyon hükümetleri, hiçbir zaman, bir partinin görüşünün, programının tatbik edildiği, hükümet protokolü ve programı olarak kabul edildiği bir hükümet şekli değildir. İki siyasî parti bir araya geliyor, bir ortak protokol ve hükümet programında mutabakat sağlıyor; bunlar doğrultusunda da millete hizmet ediyor.
Elbette, Refah Partisinin, biraz önce zatıâlinizin okuduğu metindeki görüşlere aynen katıldığını bir kere daha ifade ediyorum. (RP sıralarından alkışlar) En ufacık bir tereddütünüz olmasın; ama, biraz önce Sayın Başkanın da söylediği gibi, ne var; burada bir Hükümet var. Daha önce zatıâlinizin döneminde imzalanmış olan bir anlaşmayı Parlamentoya getirmişiz, onaylıyoruz. Sadece bunu da getirmedik; Sayın Dışişleri yetkililerimizin, tam 63 tane önceliği olan talebi oldu. Bu şekilde anlaşmalar yapılmış, Parlamentodan tasdiki isteniyor. Elbette, bizim, bu doğrultuda, Hükümet olarak hareket etmek gibi bir mecburiyetimiz ve zaruretimiz var.
Peki, niçin bunu bugün getirdiniz; bunu bugün getirmemizin sebebini de söyleyeyim arkadaşlar...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Hayırlı cuma olduğu için!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Biz, özel olarak tercih etmedik. Zaten, dikkat edilecek olursa, gündemde, 10 anlaşmanın onayı var ve ayrıca İsrail'le ilgili de daha üç dört anlaşmanın onayı var. Biz, bu üç dört anlaşmanın içerisinden bir tanesini koymuşuz. Öbürleri de tasdik edilecek. Ne kadar tehir ederseniz edin, bunu burada tasdik etmek gerekmektedir; tasdik edilmediği sürece bu işlem yürümeyecektir. Burada bir formalitenin tamamlanması söz konusudur.
Değerli arkadaşlar, ben, özellikle şunu söylemek istiyorum: Elbette, biz, her türlü teröre karşıyız, devlet terörüne de karşıyız; oradaki insanlık dışı uygulamaları da tasvip etmiyoruz, sizlerin de tasvip etmediğine inanıyoruz.
Bir başka hususu daha vurgulamak isterim. Bu Parlamentoda, bir siyasî parti ve hükümet ayırımı yapmaksızın, nasıl ki, her bir milletvekilinin kanun teklifi verme hak ve salahiyeti varsa, biraz önce zatıâlinizin de söylediği gibi, aynı şekilde, bizim Grubumuzun içerisinde bulunan 58 kıymetli milletvekilimizin, Meclis araştırması önergesi vermesi hak ve salahiyeti de vardır. Bizim, onu da önlemek gibi bir durumumuz söz konusu olmaz.
O halde sonuç şu: Devlette devamlılık esası gereği, Hükümet ortağı arkadaşlarımızla beraber, daha önce yapılmış bir anlaşmanın Parlamentoda onaylanması konusundaki bizim yaptığımız işin sıradan bir iş olduğunu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kapusuz.
Arkadaşlar, biz, Türkiye Cumhuriyeti Devletiyiz; biz, evvela kendi menfaatımızı savunacağız; hangi devletle ne iş yapılırsa, bu Meclis onu takdir eder.
Bu Yüce Meclis, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Meclisidir ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin menfaatını kollayan anlaşmaları onaylayacaktır, şu veya bu devletin menfaatını kollamayacaktır elbette.
Şimdi, buradaki konuşmalarda, sanki, Meclis bu işi hiç kale almıyor!.. Şu bu istedi diye değil... Esas buradaki irade, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesidir ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesi de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin menfaatını gözetir. Onun için, bunu nazara almak zorundayız. Böyle bir polemik konusu yapılmasına da ben üzülüyorum. Bu, bir Meclis iradesidir...
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Ne demek istediğinizi anlayamadım Sayın Başkan...
BAŞKAN – Efendim, şimdi, bakın, İsrail...
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Ne demek istiyorsunuz Sayın Başkan?..
BAŞKAN – Benim dediğim açık, diyorum ki...
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Siz orada tarafsız yönetmek zorundasınız!..
BAŞKAN – Efendim, tarafsız; ama, yani, şurada...
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Sizin yorumunuza, tefsirinize burada ihtiyacı olan kimse yok!..
BAŞKAN – Yoksa, o zaman, tamam efendim... Sizin olmayabilir; belki olanlar vardır.
Sayın Ali Oğuz, buyurun efendim.
Süreniz 10 dakikadır.
ALİ OĞUZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; eski arkadaşım Mehmet Keçeciler çanak tutmasaydı, içini doldurmak görevi de bana düşmezdi, bu kürsüye çıkmazdım; ama, mademki çanak tuttu, bu çanağı doldurmak zarureti bize düşer.
Sayın Oltan Sungurlu Beyin, bakanlığı döneminde, bu kürsüden, bu konuyla ilgili bir izahatını hatırlıyorum. O tarihte, gerek Grubumuzun reaksiyonu gerekse Meclisteki birçok arkadaşımızın bu, konudaki reaksiyonları karşısında, bu bir savuma işbirliği değil, bir eğitim anlaşmasıdır diye bir izahta bulunma ihtiyacını duymuşlardı. Bunu, Sayın Keçeciler çok iyi biliyorlar. O sırada -bir sene önce- kaleme alınmış ve Sayın Keçeciler'in burada bizi ayıplayarak, kınayarak okumuş olduğu o reaksiyon, o gün için yazılmıştı, o gün hükümet Anavatan Hükümetiydi ve o anlaşmayı imzalayan da o zamanki Millî Savunma Bakanımız Sayın Sungurlu'ydu.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – Şimdi niye oy veriyorsunuz Ali Bey?!.
ALİ OĞUZ (Devamla) – Şimdi, bu, böyle olmasına rağmen, bunu, sanki bir açık yakalamış, bir fırsat yakalamış gibi buraya getirip de, bugün, bir ticarî anlaşmanın onaylanması münasebetiyle, bizi ayıplamasını çok yadırgıyorum ve kendisinin bir vefasız olduğunu buradan ifade ediyorum! (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Sayın Keçeciler'in, Konya Belediye Başkanlığı seçiminde, gerek ayıpladığı Hocam gerek ben, haftalarca gidip ter dökerek onun seçimini temin için gayret ettik. Onun için de haklarımızı helal etmiyoruz. (RP sıralarından "Bravo"sesleri; alkışlar)
REFİK ARAS (İstanbul) – Ayıp, ayıp!
ALİ OĞUZ (Devamla) – Ancak, kendisinin vefasızlığını buradan tescil etmek mecburiyetindeyim. Aradan zaman geçti ve burada çıktı, bakanlığı sırasında açıkça ifade etti ve "ben, Refahçı bile hiç olmadım" dedi. O tarzını da yadırgıyorum...
BAŞKAN – Sayın Oğuz, sataşıyorsunuz ama...
ALİ OĞUZ (Devamla) –...Ve özellikle de, buradan, şu üslup içerisinde, bu tarz konuşmasını da ayıpladığımı ifade ediyorum; kendisini vefaya davet ediyorum. Bizim inancımızda bir prensip var; siz, dostluğunuzda da husumetinizde de ifratta olmayın; çünkü, dostluk kurduğunuz kimselerle yarın husumet noktasına ve kırgınlık noktasına gelirsiniz veya kırgınlık içerisinde olduğunuz kimselerle de, bir gün, iyi münasebetler içerisine girersiniz; onun için, ifratta olmayın, itidalde olun kaidesi vardır.
Bunu açıklamak ihtiyacını duydum; kendisini ayıpladığımı ifade ediyorum!
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğuz.
VI. —SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.—Gümüşhane Milletvekili Mahmut Oltan Sungurlu’nun, İstanbul Milletvekili Ali Oğuz’un, ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüşü kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
MEHMET KEÇECİLER (Konya)- Sayın Başkan, sataşma var, söz istiyorum...
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Sayın Başkan, ismimden bahisle bir yanlış anlatım oldu; düzeltmek durumundayım; söz istiyorum.
BAŞKAN – Ama, sizin yalnız isminiz geçti Sayın Sungurlu...
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Hayır, benim birşey imzaladığımdan bahsetti.
BAŞKAN –Tam tespit edemedim; tutanağı getirteyim, tutanağa bakayım; söz vereceğim... Yani, isminizden bahsedildi diye sataşma mı olacak?..
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Hayır "bana sataştı" demiyorum; yapmadığım bir şeyi "yaptı" diye anlattı...
BAŞKAN – Peki, size 2 dakika süre veriyorum; buyurun, açıklayın.
MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Arkasından ben de söz istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Rica ediyorum, yeni bir sataşmaya meydan vermeyin Sayın Sungurlu.
Buyurun efendim.
MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Sayın Oğuz, açıklamasını yaparken, zannediyorum bir zühul eseri olayı yanlış aktardı. Benim Millî Savunma Bakanlığım sırasında, tarafımdan imzalanmış, İsrail'le ilgili hiçbir anlaşma söz konusu değildir. Daha önce, Cumhuriyet Halk Partisi-Doğru Yol Partisi Hükümetleri zamanında bir askerî eğitim anlaşması imzalanmış, bunu da askerler imzalamış; yani, o günkü Hükümet de imzalamamış. Ben, ülkenin bütün meselelerinin kamuoyu önünde açıklığa kavuşması lazım geldiği gerekçesiyle, geldim, Yüce Mecliste bu hususu, basına akseden, hakkında söylentiler olan bu hususu, Yüce Meclisin huzurunda açıkladım ve mahiyetini de izah ettim. O anlaşmalar, bizden önceki Hükümet zamanında yapılmış anlaşmalardı ve söylediğim gibi, eğitim anlaşması mahiyetinde olup, askerlerin kendi aralarında imzadıkları, Hükümetin dahi tasdikine uğramamış anlaşmalardı. Bildiğim kadarıyla, benim bilebildiğim kadarıyla, Refah Partisi iktidara geldikten sonra da, aynı istikamette İsrail'le anlaşmalar yapıldı. Biz, burada, o anlaşmaların -o gün kürsüye getirdiğimizde- leh ve aleyhinde herhangi bir beyanda bulunmadık. Ancak, hadisenin, kamuoyu ve Yüce Meclisten gizlenmemesi gerektiği cihetle, o gün de aynı gerekçeyle açıklamıştım, bugün de aynı gerekçeyle açıklama yapıyorum.
Yüce Meclise saygılarımı sunarım. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sungurlu.
2.—Konya Milletvekili Mehmet Keçeciler’in, İstanbul Milletvekili Ali Oğuz’un, konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması
BAŞKAN – Evet, Sayın Keçeciler...
MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Açıkça sataşma var Sayın Başkan. "Vefasız" dedi; ayrıca, "çanak tuttu, ben içini dolduruyorum" dedi; açıkça, ismim zikredilerek... (Gürültüler)
BAŞKAN – Peki, o zaman, kısa olarak, size de söz vereyim; yalnız, yeni bir sataşmaya meydan vermeyin.
Efendim, yani, aslında, iktidar partileri milletvekillerinin, çıkıp da, böyle, sataşmalarla Meclisin çalışmasını engellememesi lazım.
Buyurun efendim.
MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Değerli arkadaşlarım, değerli dostumuz Sayın Ali Oğuz Bey, bizzat ismimi zikrederek sataşmamış olsaydı, tekrar huzurlarınızı işgal etmezdim.
Ancak, şunu ifade edeyim: Biz, mazide yapmış olduğumuz icraatların hiçbirisinden pişmanlık duymadık. Anavatan Partisini kurduğum zaman, Refah Partisi yoktu; ben, ilk kurucuları arasındayım.
İkincisi, şunu ifade edeyim: Biz, Konya'da, elbette ki, iki defa belediye başkanlığı seçimini kazandık; ama, geçen seçimlerde ve bundan evvelki seçimlerde de, Ali Oğuz Bey ve arkadaşları karşımızda çalıştığı halde, ben, bu salondayım hâlâ ve üç dönemden beri de milletvekiliyim. Beni, Konyalı hemşerilerim seçti. Yaşasın Konyalılar!..
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – "Hakkımı helal etmiyorum" demek sataşma değil ki!..
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Helal olsun Konyalılara!.. Ben, Konyalıların desteğiyle buraya geldim.
Yalnız, size şu hususu söyleyeyim: Ben, Konyalı seçmenlerimin desteğiyle buradayım, hiçbir kimsenin desteğiyle değil.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) – Yüzde kaçtan kaça indin?..
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Şunu özellikle ifade edeyim: Bu anlaşmanın, ANAP döneminde veya daha evvelki dönemde imzalandığını falan söylemeniz yetmez; burası noter değil. Bu anlaşmayı tasdik etmediğiniz anda yürürlüğe girmez; yürürlüğe girmediği anda da uygulanamaz. Memurun attığı imzanın hangi dönemde olması önemli değil, siyasî kararın hangi dönemde olması önemlidir. Siyasî kararı Refahyol Hükümeti vermektedir. Bu kararı kabul edeceksiniz.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) – Hayır... Hayır... Meclis...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Mesuliyetinizin altına attığınız imzaları kabul edeceksiniz; ya olduğunuz gibi görüneceksiniz ya da göründüğünüz gibi olacaksınız. Aksi takdirde, bizim, sizi millete şikâyet etme hakkımız var, imkânımız var; bunu sonuna kadar kullanırız. Bu hakkı kullandık diye, geçmişe dönmenin, maziyi karıştırmanın, birtakım isnat ve ithamlarda bulunmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Siz, bu anlaşmayı Meclise gönderen Hükümet misiniz, değil misiniz; altında imzanız var mı, yok mu; onu söyleyin!
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Var... Var...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Ben, size, belge getirdim, altında imzanız var; mecbursunuz, bunu kabul edeceksiniz. Yoksa, buradan alelacele geçirip, millete de gidip, efendim, bizden evvelki hükümetler imzalamış, ah o ANAP'lılar yok mu, ah o Doğru Yolcular veya diğer partililer yok mu, hep onlar yapmışlar; biz de orada rey vermediğimiz halde, geçti gitti Meclisten dedirtmeyeceğiz size.
Yaptığınızın altına imzanızı atacaksınız, altına attığınız imzanın faturasını da ödeyeceksiniz; buna mecbursunuz, iktidar olmanın şartı budur.
Hepinize teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Keçeciler.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – Biraz sonra nasıl oy kullanacaklar; bakacağız...
V. —KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
7. —Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Serbest Ticaret Alanı Anlaşması ve İlgili Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri komisyonları raporları (1/570) (S. Sayısı :217) (Devam)
MEHMET TAHİR KÖSE (İstanbul) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Buyurun Sayın Köse.
MEHMET TAHİR KÖSE (İstanbul) – Sayın Kapusuz, konuşmasında, burada yapılan işi bir formalite olarak gösterdi; yani, gereksiz, fazla lüzumu olmayan... Burada, Meclisin, milletvekillerinin oylarıyla ciddî bir iş yaptığını ifade etmek istiyorum. Bunun, tarafınızdan düzeltilmesini ve bunun bir formalite olmadığını söylüyorum (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Efendim, ben de zaten o açıklamayı yaptım; ama, Sayın Sungurlu yerinden tepki gösterdi; ben de anlamadım...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, zabıtlara doğru geçmesi açısından ifade etmek istiyorum. Elbette, Parlamentonun yaptığı iş, çok ciddî bir iştir. Ben "sıradan" derken, Sayın Köse'nin ifade ettiği manada söylemedim; evet, devletin devamlılığı gereği bir işlem olarak söyledim.
Aynı zamanda, Parlamentonun yaptığı işi, kesinlikle ciddî buluyorum. Elbette, buradan onaylanmadığı müddetçe bir şeyin geçmesi mümkün değil.
BAŞKAN – Tamam efendim.
Şahsı adına, Sayın Hanefi Çelik; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
HANEFİ ÇELİK (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, hepinizi, şahsım ve mensubu olduğum Büyük Birlik Partisi adına selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, benim de kuruluşunda oy verdiğim bir Hükümetin yapmış olduğu dışpolitikadaki hataları, mutlaka gündeme getirmek, söylemek, bizim için bir vazife ve borçtur. Tabiî, iktidara gelirken, bu Hükümetin, özellikle bir kanadının vermiş olduğu büyük sözler vardı: "Çekiç Güç en kısa zamanda gönderilecek, İsrail ile anlaşmalar yırtılıp atılacak, başörtülülere rektörler selam duracak" ve buna benzer bir sürü taahhütler... Biz, bu taahhütlere inanarak bu Hükümete oy verdik; fakat, gel gör ki, bugün yapılan uygulamalar tamamen bunun tersine bir hal aldı; dolayısıyla, bugünden itibaren, mutlaka yapılan yanlışlıkları -geçmişte olduğu gibi- dile getirip, yanlışlıklara yanlış oy vermemek de bizim en tabiî vazifemiz.
Değerli arkadaşlarım, burada konuşan değerli milletvekilleri, özellikle Refah Partisi milletvekilleri, bu anlaşmanın daha önceki Hükümet zamanında yapıldığını ve Mecliste onaylanmak için gündeme getirildiğini söylüyor. Olabilir, doğrudur; geçmişte bu anlaşma yapılmıştır; ama, sizin taahhüdünüz, İsrail ile yapılacak anlaşmaları yırtıp atmak değil miydi arkadaşlar; o sözünüz nerede kaldı?!
Bunun yanında, benim gözüme batan en önemli konulardan bir tanesi de şu: İsrail ile yapılan anlaşmaların bir maddesinde, "bu anlaşmanın neticesi, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerinde İsrailli işadamlarıyla beraber ortak yatırım yapmak..." deniliyor. Demek ki, Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerine -bugüne kadar Rusya tarafından sömürüldüğü yetmiyormuş gibi- İsrailli işadamlarını sokacağız, biraz da onların sömürmesine taşeronluk yapacağız... Bu, sizin yaptığınız anlaşmada daha vahim bir netice olarak ortaya çıkıyor arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti bir devlettir ve dünya üzerinde yaşayan bütün devletlerle mutlaka ekonomik işbirliği yapması gerekir; fakat, bu anlaşma ve görüşmelerde de bir önceklik sırası olmalıdır. Dikkat edecek olursanız, geçen yıl Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yapmış olduğu toplam ihracat 22 milyar dolar civarında açıklandı; fakat, kayıt altına alınmamış Orta Asya Türk cumhuriyetleriyle yapılan ticaret ise -resmî bir ticarî ilişki kurulmadığı halde- 15 milyar doların üzerinde. Burada bu kadar geniş bir potansiyel varken, bu insanlar soydaşımız iken, bu insanlarla tarih birliğimiz, kültür birliğimiz varken, bu insanları bir tarafa bırakıp tamamen Batı'ya yönelerek, dokuz ay geçtikten sonra oraya lütfen bir Devlet Bakanını göndermeniz, bu insanlara vermiş olduğunuz değerin(!) bir göstergesi olarak ortaya çıkıyor.
Değerli arkadaşlarım, biraz evvel de söylediğim gibi, biz, her devletle mutlaka anlaşmalar yapacağız; ama, bunu yaparken de bir öncelik sırasını da belirlemek durumundayız. Bu öncelik sırası, ilk önce, tarih birliğimiz, kültür birliğimiz, soy birliğimiz olan Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerine, ikinci öncelik İslam ülkelerine verilmeliydi, ondan sonra aklımıza İsrail ya da Batı gelmeliydi; ama, bakıyoruz ki, burada birinci öncelik en sona bırakılmış, en son öncelik de birinci sıraya alınmış. Bu tutumu, maalesef, böyle bir Hükümete yakışmayan bir tavır olarak görüyorum.
Değerli arkadaşlar, tarih boyunca milletlerin eline çok ender fırsatlar geçer. Bu fırsatlar geçmişte Osmanlı zamanında elimize geçti. O zaman da, dünya ekonomisinin hammaddesi olan baharat ve ipek Doğu'da üretiliyor, Batı'da tüketiliyordu ve Osmanlı bu durumu iyi değerlendirdi; ikiyüz yıl, Osmanlının millî geliri, dünya devletlerinin millî gelirlerinin toplamından fazlaydı. Bugün, aynı fırsat, Türkiye Cumhuriyetinin eline bir daha geçmiş durumdadır, bu fırsatı değerlendirmemiz gerekiyor. Şu anda da, ekonominin hammaddesi olan enerji Doğu'da üretiliyor Batı'da tüketiliyor. Dikkat edecek olursak, Ortadoğu'da ve Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerindeki enerji rezervi, dünyadaki enerji toplamının yüzde 70'ine eşit; ama, maalesef, bakıyoruz, bu Hükümet, buradaki bu değerleri tamamen elinin tersiyle itip -yine eski hükümetlerde olduğu gibi- gözünü Batı'ya dikiyor, İsrail'e dikiyor.
Değerli arkadaşlarım, hani, siz "biz ve diğerleri" diyordunuz; bugüne kadar hükümet olan bütün siyasî partileri kendinizden ayrı tutuyordunuz... Demek ki "sizler ve diğerleri" değilmiş -aynı şeyi tekrar uygulayacaksanız- hepiniz aynıymışsınız o zaman. Siz burada, siyasî parti olarak bunları yaparken, tabanınızdaki insanlar bu şekilde düşünmüyor. Sağda solda yapılan Kudüs geceleri, her gün yapılan mitingler, gösteriler, sizin temsil etmiş olduğunuz tabanınızın, size oy veren kitlenin sesi değil. Siz onlara da ihanet ediyorsunuz. Bu, fevkalade ayıp bir şeydir arkadaşlar, yapmamanız gerekir! (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Böyle konuşmayın; böyle konuşursanız yanlış olur; herkes çok iyi anlıyor.
HANEFİ ÇELİK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ben, en kısa zamanda, bu Hükümetin, aklını başına alıp, yapacağı ticarî ilişkilerde, öncelik sırasını belirleyip, Türkiye için kurtuluş olabilecek, özellikle birinci aşamada Orta Asya'daki Türk cumhuriyetleriyle, ikinci aşamada İslam ülkeleriyle ticarî anlaşmalarını daha da derinleştirmesini istiyorum. Bunun dışında, bizim inancımıza ters düşen...
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Gündemi okumamışsın; Türkmenistan, Azerbaycan sırada, geliyor...
HANEFİ ÇELİK (Devamla) – Kendi kendinize laf atıp durmayın; kalkar burada konuşursunuz.
BAŞKAN – Memduh Bey, lütfen susar mısınız... Müdahale etmenize gerek yok efendim.
HANEFİ ÇELİK (Devamla) – Bu öncelik sırasının iyi belirlenmesi, bu konuya mutlaka dikkat edilmesi gerekir diye düşünüyorum. Bir taraftan, tabandaki insan yürüyüş yaparken, miting yaparken, orada "benim kardeşime İsrail kurşun sıkıyor" diye bağırırken, sizin İsrail ile anlaşma yapmaya hakkınız yok diye düşünüyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki müzakereler bitmiştir.
Salonda olup da, birinci ve ikinci anlaşma; yani, 109 ve 212 sıra sayılı kanun tasarıları için oy kullanmayan sayın milletvekili var mı? Yok.
Birinci ve ikinci anlaşma için oylama işlemi bitmiştir.
Kupalar kaldırılsın.
(Oyların ayırımına başlandı)
BAŞKAN – Kanun tasarısının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Serbest Ticaret Alanı Anlaşması ve İlgili Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
MADDE 1.- 14 Mart 1996 tarihinde Kudüs'te imzalanan Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti arasında serbest ticaret alanı anlaşması ile ilgili notaların onaylanması uygun bulunmuştur.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, bu tasarı da açık oylamaya tabidir.
Açık oylamanın, kupaların sıralar arasında dolaştırılması suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir; açık oylama, kupaların sıralar arasında dolaştırılması suretiyle yapılacaktır.
Kupalar dolaştırılsın.
(Oyların toplanmasına başlandı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza devam ediyoruz.
8.—Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri komisyonları raporları (1/563) (S. Sayısı :240) (1)
BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyet Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerinde.
Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.
Tasarının tümü üzerinde, ANAP Grubu adına, Sayın Sadi Somuncuoğlu söz istemişlerdir.
Buyurun efendim.
Süreniz 20 dakika.
ANAP GRUBU ADINA SADİ SOMUNCUOĞLU (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anavatan Partisi Grubu adına, Azerbaycan Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti Arasında İmzalanmış Olan Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması üzerine, huzurunuza gelmiş bulunuyorum.
Bugün, Meclisimizin gündeminde, aynı şekilde, Azerbaycandan ayrı olarak, Türkiye Cumhuriyeti ile Türkmenistan Arasında da Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Hakkında bir anlaşma daha var. Yine, Meclisimizin gündeminde, Türkiye Cumhuriyeti ile Makedonya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanması var. Gündemimizde, ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Cezaî Konularda Karşılıklı Adlî Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının görüşülmesi var. Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Cumhuriyeti Arasında Hukukî, Ticarî ve Cezaî Konularda Adlî Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı var. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Slovak Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilim, Eğitim, Kültür ve Spor Alanlarında Karşılıklı İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı var ve nihayet, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Arnavutluk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Malzeme, Silah Teçhizatı ve Melbusatın Hibe Edilmesine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı var. Bunlarla ilgili olarak bir bakış açısı getirmek ve bugün, Türkiyemizin, bu, yeni kurulan hükümetler ve cumhuriyetlerle ilgili politikası üzerinde durmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, bu anlaşmalar, hemen hemen dünyanın her devletinin birbiriyle yaptığı ve yaparak yeni devletlerle de sürdürdüğü anlaşmalar cinsindendir. Devletlerarası işlemlerin hukuka bağlı olarak yürütülmesi için, elbette, böylesine anlaşmalara ihtiyaç vardır; ancak, burada hemen üzerinde durmak istediğim bir husus var.
Mesela, Azerbaycan Cumhuriyetiyle Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması 9 Şubat 1994 tarihinde imzalanmıştır; ancak, Meclisimize, aradan üç sene gibi bir zaman geçtikten sonra intikal edebilmiştir. Bu ve buna benzer, Hükümetimizin, Meclisimizin, komisyonlarımızın tutumundaki gecikmeler, bizim konuya nasıl baktığımızı, nasıl bir önem atfettiğimizi göstermesi bakımından dikkat çekicidir ve bunu Grubum adına tenkite değer buluyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün görüşeceğimiz ve biraz önce tasarı başlıklarını söylediğim cumhuriyetlerle ilgili anlaşmaları iki grupta toplamak mümkündür. Bir tanesi Türk cumhuriyetleriyle ilgili anlaşmalardır, ikincisi de kardeş cumhuriyetlerle yapılacak olan anlaşmalardır. Her ikisinin de, bizim, kültürel ve manevî varlığımızı ortaklaşa geliştirdiğimiz ülkeler olduğu dikkatten kaçırılmamalıdır.
Bizim, bu cumhuriyetlerle; yani, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra, gerek Sovyetler Birliği alanında ortaya çıkan Türk ve kardeş devletler gerekse Yugoslavya'nın dağılması ve Arnavutluk'taki rejim değişikliği üzerine ortaya çıkan yeni yapılanmalara karşı bakışımız üzerinde biraz durulması gerektiği kanaatindeyim.
Biz, elbette, tarihimiz boyunca, Batı ile ilişkileri hep önplanda tuttuk ve bunun ehemmiyetini de vurguladık ve bu konuda da isabetli bir seçim yaptığımız muhakkak. Ancak, bugün, iki kutuplu dünyanın dağılmasıyla ortaya çıkan bu yeni cumhuriyetlerle -ki, bunlar, biraz önce ifade ettiğim gibi, Türk cumhuriyetleri ve kardeş cumhuriyetlerdir- politikamızın ne olması gerektiği hususunda, maalesef, tespit edilmiş ciddî bir görüşümüz, millî bir politikamız yoktur. "Türkiye Cumhuriyeti Devleti, o cumhuriyetlere nasıl bakıyor ve bu bakışa dayanan nasıl bir millî politika geliştirmiştir" sualine verilecek olumlu bir cevap yoktur.
Değerli milletvekilleri, dışpolitika hassas bir planlamayı gerektirir; bunu hepimiz biliyoruz ve dışpolitika, dünyadaki dengeleri, bölgelerdeki gelişmeleri ve ülkelerin şartlarını dikkate alarak, çok ince hesaplara dayanan hassas ve usta bir planlamayı gerektiriyor diyoruz; ama, biz, maalesef, Türk cumhuriyetlerine ve bu kardeş cumhuriyetlere, sadece, bir muhabbet noktasından bakıyor ve günlük mantık ölçüleri içerisinde, iyi duygular içerisinde hayırlı işler yapmak istiyoruz; fakat, bu kadar halisane duygularla hareket etmiş olmamıza rağmen, Türk Devletinin millî menfaatları ve o bölgelerde ortaya çıkan yeni devletlerle meydana getireceği siyasî, ekonomik ve kültürel potansiyel, bu kadar bir duyguyla tanzim edilecek hususlar değildir.
Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, Batı'da yayımlanan pek çok strateji kitabında, kıymetli devlet adamlarının araştırmalarında, kırk elli yıldan bu yana ortaya konan bir görüş vardır ve bu görüş şudur: 21 inci Asır Türk asrı olacaktır; yani, dünya siyasetinin merkezi, ekseni Avrupa olmaktan çıkacak, Asya olacaktır. Bunu söyleyen bu ileri görüşlü devlet adamları, strateji ustaları, tabiî ki, birtakım bilgilerden, birtakım değerlerden hareket ediyorlar. Tabiî, bunlar, kırk elli yıl önce söylendiğinde, zamanımız için bir kehanet niteliği taşıyordu. Ancak, biz de, bugün, bu görüşte hakikaten büyük bir isabet kaydedildiğini tespit ediyoruz.
Değerli milletvekilleri, Orta Asya denilen bölgedeki Türkistan cumhuriyetlerine ve Azerbaycan Türk Cumhuriyetine dünyadan öylesine sermaye kaymaktadır ki, burasının beş on yıllık bir zaman dilimi içerisinde, gerçekten dünya siyasetinin dikkatlerini ve potansiyelini kendi üzerinde toplayacağı anlaşılıyor. Tabiî, dünya siyaseti, tahmin edildiği gibi ve bugünkü siyasî ve ekonomik faaliyetlerin büyük bir hızla Orta Asya bölgesine kaydığı dikkate alınırsa, gerçekten bu bölgede yoğunlaşacağa benziyor.
Peki, nasıl oluyor da "21 inci Asır Türk asrı olacak" sözünü, bu Batılı fikir adamları, siyaset adamları ileri sürüyorlar? Bu da, tabiî ki, gayet açık; çünkü, Orta Asya denildiği zaman, bu bölgenin tamamında Türkler oturmaktadır. Türklerin oturduğu, devlet kurduğu bir bölge, ekonomik, siyasî ve jeopolitik önemi bakımından dünya siyasetinin merkezi olacaksa, orada oturan insanlar da, elbette, bu siyasetin bir numaralı öğesi haline geleceklerdir. Bu bakımdan, bizim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, bu Türk cumhuriyetlerine karşı olsun, Kafkaslarda ve Balkanlardaki kardeş cumhuriyetlere karşı olsun, dünyadaki bu gelişmelere uygun olarak bir siyasetimizin olması icap eder; maalesef, bizim bunu, tabiî ki, bugünkü yapımız ve ilişkilerimize bakarak, gördüğümüzü söyleyemeyiz.
Türk cumhuriyetleri üzerinde dururken, yakın zamanlarda, özellikle şimdiki Hükümetimiz döneminde, Türk varlığının ve Türk cumhuriyetlerinin gözardı edildiğini; sanki, ihmal edilebilecek bir potansiyel veya bir ülkeler grubu olarak kabul edildiğini görüyoruz. Hükümetimiz, gayret ediyor, iyiniyetle bazı çalışmalar yapıyor; ancak, bu çalışmalarda Türk millî menfaatlarını zedeleyecek ve ileride, telafisi güç birtakım durumlar meydana getirecek anlayışların da yer aldığını, maalesef, görüyoruz.
Sayın Başbakanımızın İslam ülkeleriyle ilgili gayretleri, elbette, bazı tashihlerle birlikte tasvip edilebilir; Nijerya'ya gitmesi, Bangladeş'e gitmesi veya diğer birtakım İslam ülkeleriyle Türkiye'nin münasebetlerini geliştirmek istemesi, elbette, arzu edilecek bir durumdur; ancak, Hükümetimiz, Türk cumhuriyetleri dediğimiz, aynı zamanda, Müslüman olan bu ülkelerle münasebetleri niçin gündemine almıyor; ancak, son günlerde, bir devlet bakanımızın Türkmenistan'a yaptığı bir seyahatle yetinmeye, bunu izah etmeye kalkıyor; doğrusu, biz anlayamadık.
Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel Kazakistan'daydı. Biz de, Parlamentodan bir heyet olarak orada bulunuyorduk. Kazakistan Cumhurbaşkanı, bir konuşmada, aynen "Sayın Erbakan, İslam cumhuriyetleriyle yakın ilişkiler kuruyor. Acaba, biz, Müslüman Türk cumhuriyetleri, bu ilişkilerin neresindeyiz; Türkiye Cumhuriyeti, bizi hiç düşünmeyecek mi" diye, unutulmayacak bir ikazda bulunmuşlardır.