DÖNEM : 20 CİLT : 24
YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
76 ncı Birleşim
2 . 4 . 1997 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – YOKLAMA
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Rize Milletvekili Ahmet Kabil’in, Karadeniz Bölgesinde ihmal edilen yatırımlar ile sahil yoluna ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan’ın cevabı
2. – Hatay Milletvekili Fuat Çay’ın, Hatay İlinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması
3. – Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, öğretmenlerin yetiştirilmesine ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam’ın cevabı
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Slovenya Cumhuriyetine gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, dönüşüne kadar, TBMMBaşkanı Mustafa Kalemli’nin vekâlet edeceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/734)
V. – ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. – Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına ilişkin RP ve DYP Gruplarının müşterek önerisi
VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)
2. – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)
3. – Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı : 164)
4. – 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı : 168)
5. – Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/588) (S. Sayısı : 273)
VII. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, TPAO petrol tankerinde meydana gelen yangına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı H. Ufuk Söylemez’in yazılı cevabı (7/2111)
2. – İzmir Milletvekili Birgen Keleş’in, termik santrallerin işletme hakkı devir bedellerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı cevabı (7/2205)
3. – Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül’ün, grevde olan Polisan Fabrikasının Karayolları Genel Müdürlüğünün boya ihalesini aldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik’in yazılı cevabı (7/2248)
4. – Hatay Milletvekili Fuat Çay’ın, Türkiye Kalkınma Bankası personelinin emekliye ayrılmaya zorlandıkları iddiasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Abdullah Gül’ün cevabı (7/2255)
5. – Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un, Antalya Cam Pramit Kongre Merkezi Projesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Fehim Adak’ın yazılı cevabı (7/2298)
6. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağri İli sınırları içinde bulunan Murat Nehri üzerinde bir baraj yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı cevabı (7/2317)
7. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı - Patnos İlçesinde bulunan Badişan Deresi üzerinde bir baraj yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı cevabı (7/2318)
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.
Hatay Milletvekili Mehmet Sılay ile,
Ağrı Milletvekili Yaşar Eryılmaz’ın,
Hollanda ve Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın son günlerde maruz bırakıldıkları insanlık dışı saldırılara ilişkin gündemdışı konuşmalarına, Devlet Bakanı Nevzat Ercan cevap verdi.
İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, taksici esnafın son günlerde maruz bırakıldığı hunharane cinayetlere ve bu cinayetlerin önlenebilmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.
Rusya Federasyonuna gidecek olan Turizm Bakanı M. Bahattin Yücel’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Bahattin Şeker’in,
Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz’ın,
Türkmenistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Abdullah Gül’e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Lütfü Esengün’ün,
Irak’a gidecek olan Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunç’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Sacit Günbey’in,
Vekâlet etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu’nun, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 119 uncu sırasında yer alan (6/449) ve 131 inci sırasında yer alan (6/464) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergeleri okundu; sözlü soruların geri verildiği bildirildi.
Hatay Milletvekili Mehmet Sılay ve 49 arkadaşının, Doğu Türkistan’da yaşanan son gelişmeler konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/11),
Anavatan Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili ve Kastamonu Milletvekili Murat Başesgioğlu’nun, kamu personel rejiminin daha adil, dengeli ve çağdaş bir yapıya kavuşturulabilmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/179) 500 kelimeyi geçtiği için, özeti,
Okundu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırasında yapılacağı açıklandı.
Aydın Milletvekili Yüksel Yalova ve 63 arkadaşının, DHMİ Genel Müdürlüğünce gerçekleştirilen bazı ihaleler ve Antalya Havalimanı ve Yeni Dışhatlar Terminal Binası ihalesiyle ilgili yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları konusunda ilgililer hakkında cezaî takibat yapılması için izin vermeyerek görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/12) okundu; Anayasanın 100 üncü maddesine göre en geç bir ay içerisinde olmak üzere Danışma Kurulunca tespit edilecek görüşme gününün Genel Kurula sunulacağı açıklandı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonunun,
Türkiye Büyük Millet Meclisi üniteleri ile,
Millî Saraylar Daire Başkanlığı ve ona bağlı saray, köşk, kasır ve fabrikaların,
1996 yılı faaliyetleri hakkında İçtüzüğün 177 ve müteakip maddeleri gereğince yaptığı denetimle ilgili raporların (5/13 ve 5/14), (S. Sayıları : 248 ve 249) bastırılıp dağıtıldığı ve ayrıca bugünkü birleşim tutanağına ekleneceği açıklandı.
Hatay Milletvekilleri Hüseyin Yayla ve Ali Uyar’ın, Üç İlçe ve Bir İl Kurulması ile ilgili Kanun Teklifinin (2/585),
Ordu Milletvekili Şükrü Yürür’ün, Erbaş ve Er Ailelerinin Ücretsiz Tedavisi Hakkında Kanun Teklifinin (2/285),
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergelerinin, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildikleri açıklandı.
Bitlis Milletvekili Kâmran İnan ve 24 arkadaşının, yurt dışında açılan temsilcilikler ve buralarda görevlendirilen personel ile çeşitli nedenlerle yurt dışına gönderilen kamu görevlilerinin nicelik, nitelik ve malî yüklerinin bütün yönleriyle araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve (10/90) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S. Sayısı : 242) üzerindeki görüşmeler tamamlandı.
2 Nisan 1997 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 18.42’de son verildi.
Yasin Hatiboğlu
Başkanvekili
Ali Günaydın Fatih Atay
Konya Aydın
Kâtip Üye Kâtip Üye
II. – GELEN KÂĞITLAR
2 . 4 . 1997 ÇARŞAMBA
Raporlar
1. – Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre ve Dışişleri komisyonları raporları (1/532) (S. Sayısı : 266) (Dağıtma tarihi : 2.4.1997) (GÜNDEME)
2. – Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin, Kooperatifler Kanununun 92 nci Maddesi ile Ek 2 nci Maddesinin Birinci Fıkrasının 4 Nolu Bendi Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun Teklifi ile Aynı Mahiyetteki Kanun Tasarısı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 30 Arkadaşının ve Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/558, 1/521, 2/412, 2/454) (S. Sayısı : 271) (Dağıtma tarihi : 2.4.1997) (GÜNDEME)
3. – Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin, Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 29 Arkadaşının ve Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/613, 2/408, 2/451) (S. Sayısı : 272) (Dağıtma tarihi : 2.4.1997) (GÜNDEME)
4. – Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/588) (S. Sayısı : 273) (Dağıtma tarihi : 2.4.1997) (GÜNDEME)
5. – Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile Çanakkale Milletvekili Cumhur Ersümer ve 11 Arkadaşının, 25.3.1988 Tarih ve 3419 Sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanuna Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/480, 2/705) (S. Sayısı : 274) (Dağıtma tarihi : 2.4.1997) (GÜNDEME)
6. – İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin Oluşturduğu Denetim Mekanizmasının Yeniden Yapılanmasına İlişkin 11 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/582) (S. Sayısı : 278) (Dağıtma tarihi : 2.4.1997) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1. – Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu’nun, içme suyu kullanımında tasarruf tedbirleri alınıp alınmayacağına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/501) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
2. – Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin’in, Emlak Bankası tarafından bir yerel TV’ye reklam verildiği iddiasına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/502) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
3. – Rize Milletvekili Ahmet Kabil’in, Samsun-Sarp yoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/503) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
4. – İzmir Milletvekili Metin Öney’in, liman hizmetleri konteyner tarifesine ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/504) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
Yazılı Soru Önergeleri
1. – Bursa Milletvekili Yüksel Aksu’nun, İznik Gölünün kirlenmeye karşı korunmasına ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi (7/2408) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
2. – Tokat Milletvekili Hanefi Çelik’in, Avrupa’da yatırım yapan vatandaşlara ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2409) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
3. – Muğla Milletvekili Fikret Uzunhasan’ın, doktorların fiilî hizmetten yararlandırılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2410) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
4. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, TEAŞ ve TEDAŞ’ta yapılan bazı atamalar hakkındaki mahkeme kararlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2411) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
5. – İzmir Milletvekili Sabri Ergül’ün, Başbakanlık Tanıtma Fonundan yapılan yardım ve harcamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2412) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
6. – Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, EGO Genel Müdürlüğünün mücavir alan dışındaki belediyelere otobüs-minibüs kiraladığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2413) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
7. – Iğdır Milletvekili Adil Aşırım’ın, Iğdır-Dilucu Sınır Kapısı gümrük binaları inşaatına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2414) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
8. – Adana Milletvekili İmren Aykut’un, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı kreşlere ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2415) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
9. – Gaziantep Milletvekili Mustafa R. Taşar’ın, Tekirdağ-Çerkezköy-Kapaklı İlköğretim okulu inşaatına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2416) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
10. – Gaziantep Milletvekili Mustafa R. Taşar’ın, Tekirdağ-Çerkezköy ilçe yoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2417) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
11. – Gaziantep Milletvekili Mustafa R. Taşar’ın, Tekirdağ-Çerkezköy-Karlıköy’deki hazine arazilerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2418) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
12. – Gaziantep Milletvekili Mustafa R. Taşar’ın, Tekirdağ-Çerkezköy-Bahçeağıl Köyündeki hazine arazilerinin köylülere satılıp satılmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2419) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
13. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Gemlik-Umurbey Belediyesi Park ve Çocuk Bahçesi Projesine destek sağlanıp sağlanmayacağına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2420) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
14. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Bursa İli Çevre Düzeni İmâr Planına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2421) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
15. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Umurbey Belediyesine yardım yapılıp yapılmayacağına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2422) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
16. – Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan’ın, kamu kurum ve kuruluşlarına ait vakıflara ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2423) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
17. – Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan’ın, R.T.Ü.K.’e alınan tıbbi cihazlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2424) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
18. – Tokat Milletvekili Şahin Ulusoy’un, Diyanet İşleri Başkanlığından nakil yoluyla başka kurumlara atanan personele ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2425) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
19. – Antalya Milletvekili Yusuf Öztop’un, Manavgat Irmağı su temin projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2426) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
20. – Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu’nun, Keçiborlu kükürt fabrikasının işletmeye açılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2427) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
21. – Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu’nun, Gebze-Çayırova Belediye Başkanının görevden uzaklaştırılıp uzaklaştırılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2428) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
22. – Kütahya Milletvekili Emin Karaa’nın, Kütahya SSKHastanesi Başhekim yardımcılarının görevlerinden alınmalarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2429) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
23. – Niğde Milletvekili Akın Gönen’in, Hollanda’nın Lahey kentindeki kundaklama olayına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2430) (Başkanlığa geliş tarihi : 31.3.1997)
24. – Adana Milletvekili Erol Çevikçe’nin, Adana Doğu Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifine sağlanan kredilerin faiz oranlarına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2431) (Başkanlığa geliş tarihi : 31.3.1997)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
2 Nisan 1997 Çarşamba
BAŞKAN : Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU
KÂTİP ÜYELER : Fatih ATAY (Aydın), Ali GÜNAYDIN (Konya)
BAŞKAN – Çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 76 ncı Birleşimini açıyorum.
Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Önemine binaen, üç değerli milletvekiline gündemdışı söz verip, sırayla kürsüye davet edeceğim.
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Rize Milletvekili Ahmet Kabil’in, Karadeniz Bölgesinde ihmal edilen yatırımlar ile sahil yoluna ilişkin gündemdışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan’ın cevabı
BAŞKAN – Birinci sırada, Anavatan Partisi Rize Milletvekili Sayın Ahmet Kabil; buyurun. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
Hayırdır inşallah!..
Sayın Kabil, kıskanmadım, gıpta ettim...
AHMET KABİL (Rize) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim, bu, şu demek; yani, 5+2 oluyor gibime geliyor; çünkü, gruplarımızdan öyle bir mesaj aldım.
Buyurun efendim.
AHMET KABİL (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, doğruluğu, Karadeniz sahil yolunda bir defa daha teyit edilen ve karayollarında slogan haline gelen "gidemediğin yer senin değildir" atasözünün sahibi Vali Halil Rıfat Paşayı rahmetle anıyor ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Karadeniz Bölgesi, son yıllarda, yatırım bakımından ihmal edilen bölgelerimizin başında gelmektedir. Bu nedenle, bu bölgede, göç, işsizlik, fukaralık, sefalet her geçen gün artmaktadır.
Devlet Planlama Teşkilatının son yıllarda yayımladığı raporlar incelendiğinde, bölgede, kişi başına kamu yatırım miktarı başta olmak üzere, kalkınmaya esas bütün kriterler Türkiye ortalamasının 4 ilâ 6 kat daha altındadır.
Devlet Planlama Teşkilatı raporlarına göre, kişi başına kamu yatırımı 1991-1995 yılları arasında Türkiye ortalaması 6 milyon lira, Karadeniz Bölgesi ortalaması 3 milyon lira ile en son bölge ve Rize, maalesef, 0,99 milyon lira ile sonuncu il durumundadır. Her partiye mensup bütün Karadeniz kökenli milletvekillerinin, hatta bu Yüce Meclisin bütün üyelerinin, bu adaletsizliğe, bu haksızlığa son verilmesi için çaba sarf etmesini bekliyorum.
Bölgeyi, iktisadî, fizikî ve toplumsal yönleriyle kucaklayacak Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planının hedeflediği anlayış ve yaklaşımdan hareketle, Karadeniz bölge planının hazırlanması, diğer bazı bölgelerde olduğu gibi, Karadeniz Kalkınma Planı (KAP) veya -şöyle de ifade edebiliriz- Karadenize Ulaşım Projesi (KUP) diye bir proje yapılması gereklidir. Bu, yalnız bir bölgenin ya da bölge milletvekillerinin işi olarak görülmemeli ve hatta gösterilmemelidir. Hizmetleri ihmal edilmiş bu bölgedeki yatırımlara sahip çıkmak, hepimizin, tüm partilerin, görevidir; çünkü, bu, Türkiye'nin, hatta devletin acil bir sorunudur.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bölgenin candamarı niteliğindeki sahil yolu ve Çorum-Ankara bağlantısı, 1988'den beri gündeme gelmiş, o yıllarda iyileştirme çalışmaları başlatılmış; ancak, 1991'den sonra ödenek yetersizliği gerekçesiyle çalışmalar askıya alınmıştır. Bu güzergâhta, trafik her yıl katlanarak artmaktadır. 1990'larda günlük ortalama trafik 5 bin civarında iken, bugün 20 bini geçtiği, bazı kesimlerde 55 bin olduğu, yıllık trafik sayımlarından anlaşılmaktadır. 1996'da, 53 üncü Hükümet zamanında, Samsun-Sarp arası duble yol projelerinin de ihalesi yapılmış ve çalışmalar buna göre, yani 2 gidiş 2 dönüş, 4 şeritli olarak başlatılmıştır. Bugün memnuniyetle görüyoruz ki, bu çalışmalar devam etmektedir. Ancak, bu yola gerekli ödenek verilerek bu çalışmalar dört beş yıl içerisinde bitirilmelidir; çünkü, bu yol, Türkiye'de duble yol veya otoyol olmamış en önemli; fakat, en kötü yoldur.
En önemli yoldur, niçin; Kafkasya'yı Batı'ya bağlayacak, alternatifi olmayan bir güzergâhtadır. En önemli yoldur, niçin; trafik yoğunluğu bu yolun yarısı kadar dahi olmayan, duble yol veya otoyol yapılmayan başka bir güzergâh, başka bir yol yoktur. En önemli yoldur, niçin; bütün bölgede göçü durduracak, ekonomiyi canlandıracak, istihdamı artıracak, turizmi geliştirecek, kalkınmayı sağlayacak, yatırımları teşvik edecek ve trafik sorununu hallederek, şoförlerin ve halkın işkencesine son verecektir.
Bu kadar önemli yol, 1960'lardan sonra, günün ihtiyaçlarına göre ufak çaplı onarımlarla geçiştirilmiş, bugün, artık, altyapı ve geometrik standart olarak tıkanma noktasına gelmiştir. Yapılan etütlere göre, yeni güzergâhta yapılacak bir duble yolun maliyetinin sadece ve sadece yüzde 20'sine, mevcut güzergâhta bu yol yapılabilecektir; çünkü, mevcut yolda, yüzde 95 oranında hafriyattan, altyapıdan, tahkimattan ve sanat yapılarından istifade edilecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kabil, ben, eksüre vereyim efendim. Gerçi, Çorum'u, her ne kadar, biraz şöyle yavaş söyledinizse de, ben, yine 2 dakika eksüre vereyim.
Buyurun.
AHMET KABİL (Devamla) – Samsun'dan, Çorum üzerinden Ankara'ya bağlayacağız.
İstimlak olarak, sadece yüzde 10 ilave istimlake gerek görülecektir. Kısacası, yüzde 20 maliyetle -bu da Dünya Bankası kredisiyle- yüzde 100'lük bir hizmeti görmüş olacağız; yani, yüzde 80 atıl durumda olan hizmeti değerlendireceğiz. Şu anda, şehir geçişlerinde, 166 kilometre yol, duble yol olarak yapılmıştır; 370 kilometre yol, duble yola çevrilecektir.
Sayın Bakan, yolu gördüler, yolun aciliyetine inandıklarını ifade ettiler. İyi niyetlerinden ve gayretlerinden hiç şüphem yok; ancak, yeterli değildir, Bakanlığa imkân verilmesi gerekir.
Sayın Bakan ve mevcut Hükümetten istediklerimiz:
1- 1996 yılında, yılın ilk yarısından sonra, 536 kilometrelik yolun tamamına 4,7 trilyon harcanmıştır. 1997 yılında konulmuş olan 5,1 trilyon, en az 15 trilyona çıkarılmalıdır.
2- Samsun-Sarp arasında ihale edilmeyen Bolaman-Perşembe, Araklı-Çayeli ve Çayeli-Hopa yollarının, artık, ihalesi yapılmalıdır. Bu yolun ve Samsun-Çorum-Sungurlu-Ankara bağlantısının da, Yedinci Beş Yıllık Plan kapsamında bitirilmesi için ciddî ödenekler konulması sağlanmalıdır.
Sözlerime son verirken, öncelikle, bütün Karadeniz kökenli milletvekillerinin ve Yüce Meclisin, bu yola ve bu bölgeye sahip çıkmalarını diliyor; Rize-İspir yolunun yapılmasını da Sayın Bakandan bekliyoruz.
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kabil, teşekkür ediyorum efendim.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI CEVAT AYHAN (Sakarya) – Sayın Başkan...
BAŞKAN – Sayın Bakan, söz mü talep ettiniz?
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI CEVAT AYHAN (Sakarya) – Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Kabil'in gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere, Bayındırlık ve İskân Bakanımız Sayın Cevat Ayhan; buyurun.
Sayın Bakan, Sayın Kabil, Çorum-Kırıkkale, Çorum-Merzifon yolundan söz etmedi; ama, umarım, zatıâliniz ifade buyurursunuz.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; Rize Milletvekili Ahmet Kabil Beyefendinin gündemdışı konuşmasında, Samsun-Sarp yoluyla ilgili ifade ettiği hususlarda, Bakanlığım adına açıklama yapmak için huzurunuza gelmiş bulunuyorum.
Samsun-Sarp yolunu yakından takip eden ve diğer Karadeniz milletvekilleri gibi, hep beraber, bu yolun bir an önce yapılması için her fırsatta taleplerini ortaya koyan bu değerli arkadaşımıza teşekkür ederim.
Bakanlığımızın elindeki en büyük projelerden biri, şüphesiz, Samsun-Sarp yoludur. Samsun-Sarp yolunun özelliği, bütün Türkiye'yi, Karadenize ve oradan da Kafkaslara, onun da ötesinde, Orta Asya cumhuriyetlerine, Rusya Federasyonuna bağlamasıdır. Türkiye'nin, hem iktisadî bakımdan hem de iç turizm bakımından gelişmeye müsait olan bu bölgesindeki ve Türkiye'yi de hudutötesi ülkelere bağlayacak çok mühim olan bu yolun bir an önce yapılmasıyla ilgili talepleri, fevkalade haklı görmekte ve üzerinde çalışmaktayız.
Kendileri de ifade ettiler; müsaade ederseniz, özet olarak arz edeyim: Takriben 550 kilometrelik bu yolun, 1997 fiyatlarıyla keşfi 181 trilyon liradır. Halen 345 kilometresinde ihaleler yapılmıştır ve bu ihaleler için de bugüne kadar 23 trilyon lira harcanmıştır. Önümüzde, 158 trilyon lira gibi, takriben 1,3 milyar dolarlık bir büyük yatırım paketi de durmaktadır. Tabiî, bu kaynağı süratle temin ettikçe, bu yolu hızlandıracağız.
Aynı zamanda, Bolaman-Perşembe-Piraziz-Espiye ve Araklı-Hopa arasında kalan, mütebaki, takriben 190 kilometrelik yolun da ihale hazırlıkları yapılmaktadır. Bu yola verilen ödenekler yetersizdir; farkındayız. Umut ederim, yıl içinde ilave ödenekleri bu yola tahsis edeceğiz; süratle bu yolu bitirmek istiyoruz.
Tabiî, bu yol, sadece Samsun'da kalmayacak; bu yolu, Samsun'dan güneye doğru, Ankara'ya, Kırıkkale'ye doğru, yine çift yolla (duble yolla) bağlayacağız. Zaten, Samsun'dan Kavak'a doğru yol inşaatı devam etmektedir. Kırıkkale'ye kadar giden çift yolu Samsun'a kadar ulaştıracağız.
Öbür taraftan, Merzifon'dan Gerede'ye kadar olan meşhur TTEK yolu bağlantısını da, yine, 1X2 olan bu yolu da, duble yol olarak, bölünmüş yol olarak Merzifon'dan Gerede'ye kadar uzatıp, otoyol ağına bağlamak istiyoruz.
Tabiî, bunlar önümüzdeki projelerdir; ancak, bu projelere kaynak bulma ihtiyacı da var. 54 üncü Hükümetin, bir taraftan, kaynak paketleriyle, atıl olan arsaları, kamuya ait birtakım varlıkları nakte çevirip, bu yatırım ihtiyaçlarını karşılamak için yaptığı çalışmaların hedefi budur; diğer taraftan, özelleştirme gelirleriyle de, yine bu altyapı yatırımlarını finanse etmek istiyoruz.
Ben, Karadeniz Bölgesinin birçok ilini birçok defa gezdim, Bakanlığım döneminde de bazı illeri ziyaret ettim; Türkiye illerinin yarısını ziyaret ettim. Tabiî, önümüzdeki en büyük talep yoldur, havaalanıdır, organize sanayi bölgeleridir.
Evet, Anadolu kabuk değiştiriyor, yeni bir Türkiye olma yolunda. Her il, kendi çerçevesi içinde azimle, kararlılıkla kalkınma hedefine yönelmiştir. Tabiî, Refahyol Merkezî Hükümet olarak, cumhuriyet hükümetlerinin hepsinin yaptığı gibi, bize de düşen, bu talepleri karşılayacak altyapıyı, şehirlerimizin altyapısını, yollarımızı, havaalanlarımızı, organize sanayi bölgelerini süratle yapıp, hem iç ticareti hareketlendirecek, üretimi ve sanayileşmeyi Türkiye sathına yayacak hem de vatandaşlarımızın refah seviyesini yükseltecek olan yeni bir hamleyle, bu istikamette gayretle çalışmaktır.
Burada bu meseleyi görüşürken, yollarla ilgili şunu da ifade etmek istiyorum: Ayrıca, bizim küçük belediyelerimizin, beldelerimizin yol ihtiyacı var. Karayolu ağında olmayan, Köy Hizmetlerinden de faydalanamayan küçük kasabalarımızın Karayolu ağına bağlantı yolları takriben 6 bin kilometredir. 6 bin kilometre civarındaki bu kasaba yollarının da, şu şekilde veya bu şekilde, Köy Hizmetleri veya Karayolları ağında mütalaa edilip süratle yapılması gerekmektedir.
Bu küçük kasabalarımızın iç yolları vardır; bunlar da, yine, binlerle ifade edilecek kilometredir. Güçleri yoktur. Kasaba olmuştur, belediye olmuştur; ama, toz toprak içindedir. Bunlar da önümüzdeki yol projeleridir. Yani, neresinden baksanız, Türkiye'nin yol meselesinde, 1950'lerde rahmetli Menderes'in başlattığı, sonraki cumhuriyet hükümetlerinin devam ettirdiği hamlelere yeni hamleler ilave edip, Türkiye'yi iktisaden büyütecek olan bu altyapı yatırımlarını öncelikle ele almamız gerekmektedir.
Temenni ederiz, önümüzdeki dönemlerde, bu yıl ve müteakip yıllarda hükümetlerimizin bütçesi müsait olur, buralara daha çok kaynak ayırırız; değerli milletvekilleri de, yolların meselelerini takip sıkıntısından kurtulurlar ve başka meselelerin halli için elbirliğiyle çalışırlar.
Hepinize hürmetlerimi arz ederim. (RP, DYP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.
Efendim, Kırıkkale, Çorum ve Amasya milletvekillerimiz üzülmesinler; Sayın Bakanımız, her ne kadar "Samsun-Kavak" buyurdular ise de, meşhur bir darbımeseldir "Kavak'tan öte yol gider." Onun için, bu, Kavak'tan beri gelir inşallah.
Efendim, nisan ayındayız; Millî Egemenlik Bayramımızı, inşallah, hazla, kıvançla, bir kere daha, kesilmeksizin, bundan sonra da kutlayacağız. (DSP sıralarından "Sayenizde [!]" sesleri)
Efendim?..
Ben, inandığım bir temennimi ifade ediyorum. Bu temennimi sulandıracak bir söz, sadece beni değil, Parlamentoyu da rencide eder.
Şu anda, dinleyici locasında, Çankaya Özel Yasemin Karakaya İlkokulu öğrencileri var. Bunlar, şimdi yukarıda oturuyorlar; inşallah, zamanla buralarda oturacaklar. Onlar, ülkemizin ümidi, istikbalidir. Onları ve onların şahsında bütün çocuklarımızın, yavrularımızın 23 Nisan Bayramlarını kutluyorum. (Alkışlar)
2. – Hatay Milletvekili Fuat Çay’ın, Hatay İlinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN – Hatay İlinin sorunlarıyla ilgili gündemdışı konuşma yapmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuzun değerli üyesi Sayın Fuat Çay; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
FUAT ÇAY (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; son günlerde, kamuoyunda ve basında Hatay'la ilgili olarak çıkan haberlerle alakalı olmak üzere, gündemdışı konuşma yapmak için huzurlarınızdayım. Hepinizi saygılarımla, sevgilerimle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, son günlerde, Hatay'la ilgili, gerek Millî Güvenlik Kurulunda görüşülen yönüyle gerek kamuoyunda, doğru veya yanlış, ama, Hatay halkını, Hataylıları rencide eden birçok duyum ve haberler sergilenmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Hatay, 1939 yılında, Atatürk'ün dehasıyla ve uluslararası politika alanındaki üstünlüğüyle, plebisit yoluyla ve halkın yüzde 98,5'inin iradesiyle, Türkiye Cumhuriyetine, bir kurşun sıkılmadan ilhak edilmiştir. Yani, o zamanın halkı, yüzde 98,5 oyla, Türkiye Cumhuriyetini tercih ederek bağımsız Hatay Devleti Parlamentosu kendisini feshetmiş ve Türkiye'ye ilhak olmuştur. Bugün, Hatay'da yaşayan vatandaşlarımız, o zaman, Hatay'ı, plebisit yoluyla, oyla ilhak eden ve Türkiye Cumhuriyetini -genç cumhuriyeti- tercih eden insanların torunlarıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
Bugün, Hatay'da yaşayan insanlar, Türkiye Cumhuriyetine bağlı, genç cumhuriyete bağlı, laik, demokrat ve ulusal bütünlüğe saygılı, inançtan bağlı bir halk topluluğunu teşkil etmektedir. Öyle ki, belki Türkiye'nin başka hiçbir yerinde, belki dünyanın hiçbir yerinde, Arap, Türk, Kürt, Alevî, Sünnî, Yahudi ve Ermeninin bu kadar güzel uyum içinde, birlikte yaşadığı bir yer ve bu kadar kültürel mozaik mevcut değildir. Hatay'daki, demokrasiye, Türkiye Cumhuriyetine, ulusal bütünlüğe olan bağlılık; yurttaş bilinci ve ulus bilinci, eğer, Türkiye'nin birçok yerinde olsaydı, sanıyorum, Türkiye'nin, şu anda içinde yaşadığı sıkıntıları yaşaması mümkün olmazdı.
Hatay'da, bu kadar kozmopolit gibi görünen; ama, gerçekten uyumlu ve Türkiye'ye bağlı, Atatürk ilkelerine bağlı, laik cumhuriyete bağlı olan bu insanlar hakkında bu tür dedikoduların çıkması ya da bu tür raporların çıkması, bu insanları rencide etmektedir.
Bugün, Hatay'da, özellikle itham edilen, en fazla itham edilen her Arap kökenli Alevî kesimin evinde bir Atatürk resmi asılıdır; her dinî törende, her mevlütte, Atatürk ve silah arkadaşlarına rahmet okunur. Bununla birlikte, bugüne dek, yine, Türkiye Cumhuriyetinin Ordusunun başarısı, millî eğitiminin, gençliğinin başarısı ve Türkiye'nin kalkınması için, her dinî törende dualar okunur. Türkiye'nin hiçbir yerinde, böyle bir tablo, Türkiye'ye bu kadar bağlılık görülmemiştir, görüleceğini de sanmıyorum.
Yine, oradaki insanlar arasında, Alevîsiyle, Sünnisiyle mevcut kaynaşma paralelinde, hayatın her alanında ortaklık vardır; iş alanında ortaklık vardır, ticarette ortaklık vardır. Alevî, Sünni, Arap, Kürt ayırımı yapmaksızın evlilikler yapılmaktadır. Hatay, devletten gereği şekilde yardım görmemesine rağmen, Hatay halkının çalışkanlığıyla, bugün, Türkiye'nin en sayılı kalkınmış vilayetleri arasında bulunmaktadır.
Cuma günü, Millî Güvenlik Kurulunda, basından öğrendiğim kadarıyla, bu konu tartışılmıştır. Elbette tartışılacaktır; Millî Güvenlik Kurulu anayasal bir kuruluştur; Millî Güvenlik Kurulu, ulusal savunmayla ilgili her türlü konuyu değerlendirmek ve tedbir almak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FUAT ÇAY (Devamla) – Sayın Başkan, konunun önemine binaen...
BAŞKAN – Ne kadar?..
FUAT ÇAY (Devamla) – 3-4 dakika... Konu çok önemli Sayın Başkan.
BAŞKAN – Peki, gel ortasını bulalım bunun...
Buyurun.
FUAT ÇAY (Devamla) – Bu konu tartışılacak, tedbirler de alınacaktır. Ancak, 1980'den bu yana, devletin içinde, şoven, yanlı ve irticacı bazı kesimlerin ve bunlara bağlı olarak bazı haber kaynaklarının ürettiği raporlar, gerçekleri yansıtmamaktadır.
Yine, basından öğrendiğimiz kadarıyla, oradaki Arap kökenli, Alevî kökenli insanların, Suriye ile işbirliği yaptığı iddiaları ortaya atılmaktadır; orada, Alevî nüfusunun toprak üstünlüğünün sağlandığı, hatta kimi iddialara göre de, Suriye'den para aldığı ve Suriye'nin emellerine hizmet etmek amacıyla çalışmalar içinde olduğu ileri sürülmektedir. Bu, kendi özgür iradesiyle Türkiye Cumhuriyetini tercih eden ve ulusal bütünlüğe en saygılı olan Hatay halkına yapılacak en büyük hakarettir, bundan daha büyük bir hakaret olamaz.
Bu raporlar muvacehesinde, ne yazıktır ki, mevcut hükümetlerce, öteden beri, oradaki toprak ve nüfus dengesini sağlamak üzere, Türkiye'nin birçok yerinden, zaman zaman, göçerler ve afetzedeler, iskân yoluyla oraya yerleştirilmeye çalışılmaktadır.
Bu, tabiî, 1,5 milyon nüfusu bulan Hatay halkında büyük tedirginlik yaratmakta, insanlar arasında huzursuzluk yaratmakta, insanlar arasında güvensizlik yaratmakta ve tepkilerine neden olmaktadır. Bu tür politikalardan mutlaka vazgeçilmesi, bu tür anlayışların mutlaka bir yana atılması gerekmekte ve orada yaşayan halkın, ulusal bütünlüğe olan saygısını kabul etmek, onlara inanmak, onları cesaretlendirmek ve yüreklendirmek gerekmektedir.
Hatay'da, zaman zaman terör eylemleri olmaktadır. Suriye'nin, Türkiye üzerinde emelleri dün vardı, bugün vardır, yarın da olacaktır. Suriye'nin, genç, dinamik Türkiye Cumhuriyetini hiçbir zaman hazmetmesi mümkün değildir. Bütün İslam ülkeleri içerisinde, demokrasi ve laiklikle yönetilen tek ülke olan Türkiye Cumhuriyetinin, diktatör ülkeler tarafından hazmedilmesi mümkün değildir; ama, bunun cezasını, diyetini; oradaki, Atatürkçü, laik, çağdaş ve ulusal bütünlüğe saygılı olan insanlara ödetmemek gerekmekte. Korkarım ki, bu, son yayınlanan ve...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çay, lütfen; tamamlayın...
FUAT ÇAY (Devamla) – Toparlıyorum efendim.
BAŞKAN – Buyurun.
FUAT ÇAY (Devamla) – ...kamuoyuna yansıyan -doğrudur yanlıştır bilemiyorum- Millî Güvenlik Kurulunun bu konudaki tavsiye kararını da bilmiyorum; ama, Millî Güvenlik Kurulunun sağduyulu davranışıyla; Hatay'ı çok iyi bilen Sayın Hatay Valisinin tespitleri doğrultusunda ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da bu konudaki bilgisi doğrultusunda bir karar çıkmış olmasını, ben, özellikle diliyorum; ancak, bu aşamada bu kararın yayımlanmasından sonra, halktaki tedirginliği gidermek amacıyla, mutlak surette, Hükümetin, bu konuda bir açıklama yapması gerekmektedir.
Bununla birlikte, oradaki iskân politikalarından vazgeçilerek, ihaleye verilen iskân evlerinin ihalelerinin iptal edilmesi ve iskâncılara verilecek toprakların, iskâncılara verilmekten vazgeçilip...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FUAT ÇAY (Devamla) –Sayın Başkan, toparlıyorum; son cümlemi söylüyorum.
...onu, yıllardır orada işleyen ihtiyaç sahiplerine verilmesi ve kamuoyuna yanlış biçimde yansıyan bu tür iddialardan cesaret alarak; devlet kadrolarında mevcut irticacı ya da şoven şahinci grupların baskılarının artırılmasını önlemek ve halkı rahatlatmak kaydıyla ve düşüncesiyle, Hükümetin, bu konuda açıklama yapması ve halkı rahatlatmasını diliyorum. Türkiye Cumhuriyetinin oradaki güvencesi, yine oradaki Hatay halkıdır.
Sayın Başkana, söz verdiği için teşekkür ediyor; sizlere, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Çay, teşekkür ediyorum.
Hükümetten bir talep yok.
3. – Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, öğretmenlerin yetiştirilmesine ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam’ın cevabı
BAŞKAN – Şimdi, üçüncü sırada, öğretim ve eğitim sorunlarıyla ilgili olarak, Refah Partisi Milletvekili Sayın Avni Doğan; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime, hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.
Bilindiği gibi, son günlerde tartışılan, en yoğun konu, eğitim sistemimiz olmuştur. Temel eğitimin 8 yıla çıkması, niteliği, uzun süredir -aşağı yukarı bir aydır- tartışılıp duruyor. Tabiî, 7 yaşında sınıfa girmiş, 45 yaşında sınıftan çıkmış bir öğretmen olarak, bir eğitimci olarak -yani, 38 yılını fiilen sınıfta geçirmiş bir öğretmen olarak- beni en çok rahatsız eden şey; Türkiye'deki siyasî çatışmaların merkezine eğitimin alınma hadisesidir. Türk eğitiminin, mutlaka, siyasî çatışmaların odağı olmaktan kurtarılması lazım. Bu, bir aylık tartışma esnasında, benim dikkatimi çeken, beni oldukça üzen bir konu oldu.
Eğitimin temel unsurlarından biri olan; hatta, eğitimin temel unsurlarından ilki olan öğretmen konusuna; öğretmen yetiştirme, öğretmenin niteliği, öğretmenin bugünkü durumu hakkında hiç konuşulmaması beni ciddî şekilde üzdü. Siz, eğer, eğitim üzerinde duruyorsanız; eğer, siz, eğitimin değişmesini, eğitimin gelişmesini istiyorsanız, öğretmen unsurunu unutarak bir yere varamazsınız.
Dedik ki, eğitim sistemi, hep, siyasal çatışmaların odak noktasında oldu. Maalesef, eğitimin temel unsurlarından olan öğretmen de, hep, bu odak noktaya itile geldi. İstenildi ki, belli zamanlarda, öğretmenler, belli dünya görüşlerinin, belli ideolojilerin kurşun askerleri olsun; tabiî, bu, başarılamadı.
60'lı yıllara bakıyoruz; ortaokulu bitiren insanların hiçbir pedagojik formasyon almadan okullara öğretmen olarak doldurulduğunu görüyoruz. 70'li yılların ortalarına doğru, bir salatalık mevsiminde okula alınan insanların –yani 45 günde– okullara, resim öğretmeni olarak, fizik öğretmeni olarak, kimya öğretmeni olarak, ingilizce öğretmeni olarak atandığını görüyoruz. Bu, siyasetin, eğitim sistemimiz üzerindeki utanılacak gölgesinden başka bir şey değildir. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Geldik bugüne; yani, son 10 yıllık bilançoya: Ne oluyor; veterinerler öğretmen yapılıyor!.. Bugün, veterinerler, okullara öğretmen olarak gönderiliyor!..
YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Bu İktidar yaptı...
AVNİ DOĞAN (Devamla) – Bunda, bizim payımız yok; bunda, bu İktidarın payı yok. Bunda, ekranlara çıkıp kahramanlık yapan eski eğitim bakanlarının payı var; bunda, herkesin payı var.
Biliyorsunuz, 6 ayda öğretmen yetişmiyor. Öğretmen, liseden sonra en az 4 yılda yetişiyor. Şimdi, ben, bu polemiğe girmek istemiyorum. Eğer, öğretmen 6 ayda yetişseydi, yetiştirilirdi; geçmişte, 1977 yılında bu denendi, olmadı.
Değerli kardeşlerim, öğretmenlik, bir meslektir; uzmanlık gerektiren bir meslektir; yani, kişi, öğretmen yetiştirilen okulda, öğretmenliğin ruhunu bizzat yaşaya yaşaya, onun mehabetini içinde hissede hissede; eğitim tekniklerini, öğrenim metotlarını, öğrenci psikolojisini öğrene öğrene; ayrıca, okullarda uygulaya uygulaya öğretmen olur; 6 ayda olmaz, 1 yılda olmaz... Bunun için belli bir zamana ihtiyacımız var.
Tabiî, yıllardır şunu biliyoruz: 1997 yılında kaç öğretmene ihtiyacımız varsa, bunu yetiştirmemiz lazımdı; bunu yapmadık. 1995'te kaç öğretmene ihtiyacımız varsa, bunu yetiştirmemiz lazımdı; bunu da yapmadık ve gele gele, bu noktaya geldik. Şimdi, ziraat mühendislerini öğretmen yapıyoruz, sonra da, çağdaşlaşmaktan bahsediyoruz!.. Bundan büyük çağdışılık kesinlikle olmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Doğan, toparlayın; lütfen...
AVNİ DOĞAN (Devamla) – Değerli kardeşlerim, bunların bir kısmının pedagojik formasyon aldığı iddiasındayız. Şunu net olarak söyleyeyim: Bir okulda 6 ay pedagoji eğitimi alınarak öğretmen olunmaz, nazarî pedagoji bilgileriyle öğretmen olunmaz; öğretmen, okullarda uygulama yapılarak yetiştirilir.
Şu an 19 bin öğretmen kadrosu bekleniyor; sıra bize geldi... Ne olacak; 19 bin öğretmen mi var kadro olsa? Siz, biraz daha ziraat mühendisi, biraz daha işletmeci göndereceksiniz okullara, sonra da diyeceksiniz ki "biz, eğitimi sekiz yıla çıkaracağız, bu ülkenin çocuklarını iyi eğiteceğiz."
Değerli arkadaşlar, bir şeye mecburuz; buğday yetiştirmekle insan yetiştirmenin arasındaki temel fark, çağdaş olmanın da temel gereğidir. Bunu idrak etmek zorundayız; bu, çok önemlidir.
Herşeyden önce, 2000 yılında ne kadar öğretmene ihtiyacımız var; biz, onu yetiştirmek zorundayız; yoksa, televizyonlara çıkıp "eğitim sistemimizin fizikî altyapısı hazırdır, 19 bin öğretmen alırsak -tabiî, bunlar, öğretmen değil, ziraat mühendisi- bütün meseleleri çözeriz" demek yetmiyor. Ben, bunu, bir öğretmen olarak, biraz önce söylediğim gibi, 7 yaşında sınıfa girmiş 45 yaşında sınıftan çıkmış; bu ülkeyi seven, bu ülkenin değerlerini seven bu ülkenin tarihini seven, bu ülkenin çocuklarını seven bir eğitimci olarak istiyorum. Bu konuya, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, Türk siyasetçileri olarak, bütün siyasî partiler olarak acilen el atmak durumundayız.
Teşekkür ediyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Doğan, ben teşekkür ediyorum.
Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Millî Eğitim Bakanı Sayın Sağlam; buyurun.
MİLLî EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; değerli arkadaşımız Avni Doğan'ın, özellikle öğretmen yetiştirmeyle ilgili konuşmasını dinledik; konuşmasından yararlandığımızı hemen söylemeliyim. Ben, bazı konulardaki düşüncelerine, öğretmen yetiştirmeyle ilgili olarak son yıllarda neler yaptığımızı, neler yapageldiğimizi, faaliyetleri kısaca özetleyerek cevap vermek istiyorum.
Bunlardan birincisi şu; yıllarca -kendilerinin söylediği gibi- ortaokul mezunlarının yahut 45 günlük mektupla öğretimle, 3 aylık eğitimle öğretmen yapıldığı doğrudur. Şu anda, özellikle, ilköğretim okullarındaki 300 bine yaklaşan öğretmenlerimizin, ilk öğretmenlerimizin; hatta, bazı branş öğretmenlerimizin, geçmişte 40 binlik, 50 binlik, 100 binlik gruplar halinde, ortaöğretim mezunlarından temin edildiği, bazen de kısa devrelerle öğretmen yapıldığı doğrudur. Son yıllarda -özellikle 1990 yılından sonraki yıllarda- bütün öğretmenlerin üniversite mezunu olması gibi, çok yararlı, çok yerinde bir karar alınmıştır. Bundan sonra, bu tip kısa devre yahut 3 aylık 5 aylık eğitimlerle öğretmen olunması durmuştur. Dolayısıyla, öğretmen yetiştirme, fakültelerde; yani, eğitim fakültelerinde yapılmaya başlanmış, bir ara iki yıllık ve üç yıllık yükseköğretmen okullarının yahut öğretmen yetiştiren yüksekokulların, 1991 yılından itibaren dört yıllık fakülteye dönüştürülmesiyle, sınıf öğretmenliği yetiştirmede aşağı yukarı iki yıl hiç mezun verilmemiştir. Bugün, özellikle sınıf öğretmenliğindeki, yani ilkokul, ilköğretim öğretmenliğindeki açık, bir planlama hatasından ziyade, iki yıl ve üç yıl süreli olan öğretmen yetiştiren yüksekokulların sürelerinin dört yıla çıkarılması ve iki yıla yakın bir süredir hiç mezun vermemesinden kaynaklanmaktadır. Bu, sık sık, bilinerek veya bilinmeyerek tekrar ediliyor; yani, hiç planlama yapılmadı mı, neden bu eksiklik var; bunu, bu kürsüden müteaddit defalar ifade ettim, bir kere daha ifade ediyorum: Aşağı yukarı, iki yıllık ve üç yıllık öğretmen yetiştiren yüksekokullar, 1991 yılından itibaren, dört yıllık eğitim fakültelerine dönüştürülmüş ve iki yıla yakın hiç mezun vermeme durumuyla karşı karşıya kalınmıştır. İlköğretimdeki temel açık buradan kaynaklanmaktadır; ama, son yıllarda bunun farkına varılmış; mesela, tekrar, öğretmen liseleri, Anadolu öğretmen liseleri açılmış; öğretmen yetiştiren okullara gidecek olan öğrencinin daha kaliteli olması için özel burslar tahsis edilmiş ve son yıllarda, özellikle öğretmen yetiştiren fakülteleri tercihte, belli bir kalite yükselmesi de olmuştur.
Şimdi, değerli arkadaşımızın, son yıllarda -daha doğrusu 1996 yılında- özellikle fakülte mezunlarından öğretmen alınmasına dair eleştirisine de katılmak mümkün değildir. Şunun için değildir: Bu ülkede, lise mezunlarını öğretmen vekili olarak atıyorsunuz; yıllardır atıyorsunuz kimse eleştirmiyor, kimse eleştirmiyor; çünkü, herkesin işine geliyor. Leblebi dağıtır gibi, hısım akrabanın lise mezunlarına öğretmen vekilliği dağıtıldığı için, herkesin işine geliyor!.. Şimdi, biz, bunu kaldırdık ve üniversite mezunlarından öğretmen atıyoruz. Değerli arkadaşım, veteriner örneğini verdi; veterinerler, liseden sonra beş sene okurlar, beş sene!.. Lise mezununu öğretmen vekili yapacağınıza, veteriner fakültesi mezunu pırıl pırıl genci öğretmen yapmakta niye bu kadar sakınca görüyorsunuz?!. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, biz, ayrıca, 45 bin öğretmen atadık -Yüce Meclisin bilgisine sunuyorum- bunun 35 bini eğitim fakültesi mezunu öğretmenlerdir. Üniversite mezunlarından sadece 10 500 kişi atadık. Bunların da hepsi, mühendislik, mimarlık, veterinerlik fakültesi gibi okullardan mezunlardır ve bunlardan, formasyonu olanlar, zaten öğretmen formasyonuyla derse girmişlerdir, formasyonu olmayanlara da formasyon tamamlama kursları açılmıştır; buna, yazın da devam edeceğiz. Olay şudur: Eğitim fakültelerinden yılda 5 bin civarında öğretmen mezun oluyor. Üniversitelerin ne kadar üst kapasiteyle çalıştığını biliyorsunuz. Bunu zorlasanız, belki yüzde 50 kontenjan artırabilirsiniz; yüzde 100 bile artırsanız, 480 bin öğretmen bulunduğu için, yıllık emekliye ayrılma, son beş yılda, 25 bin ilâ 30 bin arasında değişiyor; yani, 5 bin veya 10 bin öğretmen yetiştiriyorsunuz, 30 bin öğretmen emekli oluyor. Mesela; 1996 yılında 30 500 öğretmen emekli oldu. Bu da, fazla bir oran değil; çünkü, rakam yüksek; yani, diğer mesleklerdeki gibi, ortalama yüzde 5'i emekli olsa, bu, yılda, aşağı yukarı 25 bin tutuyor. Dolayısıyla, bizim bütün çabamız, lise mezunlarıyla idare etme yerine, hiç olmazsa, bir yıl içerisinde başvuran fakülte mezunlarından, formasyon da vermek suretiyle, bu iki yıl mezun olmamanın yarattığı açığı kapatmak, sonra da eğitim fakültesi mezunlarından öğretmen yetiştirmeye devam etmektir; yapılan uygulama budur. Bence, başka bir çaresi de yoktur.
Elbette, bizim arzumuz, hedefimiz, eğitim fakültelerinden mezun sınıf öğretmenleri almaktır. Nitekim, Yüksek Öğretim Kuruluyla yapılan görüşmeler sonunda, sınıf öğretmeni yetiştiren eğitim fakültelerinin yapısını değiştirdik; bu yıldan itibaren daha fazla öğretmen alacaklar; ama, takdir edersiniz ki, bu, yine iki, üç yıllık asgarî bir zaman sürecine vabestedir. Dolayısıyla, biz, bu 19 bin öğretmeni daha sınıf öğretmeni olarak atadığımızda; daha evvel alan öğretmeni olup da sınıf öğretmeni olarak atadıklarımızı, alan öğretmenliğine çekip, işi normal mecrasında sürdüreceğiz.
Tabiî çok önemli bir nokta, öğretmenlerimizin, sadece işe alınmalarıyla işin bitmediğidir. Onları, daha cazip bir mesleğin mensupları yapabilmek için, en azından, giriş derecesinden itibaren ekgösterge verilmesi, özel hizmet tazminatı tavanının yükseltilmesi ve hepsinden önemlisi, çalışma esaslarını yasal ve objektif esaslara bağlamak için çalışmalarımız var; bunlar hazır, birkısmı kararname şeklinde, birkısmı kanun tasarısı şeklinde... Kanun tasarısı olanlar Yüce Meclisin... (Gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakikanızı rica edebilir miyim... Sürenizi durdurayım.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Tabiî.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çok güncel olan bir konuda Sayın Bakanımız Yüce Kurula bilgi arz ediyor; acaba takip imkânı bulabiliyor musunuz? ("Hayır" sesleri) İstirham ediyorum... Rica ediyorum...
Efendim, buyurun.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Dolayısıyla, özellikle işe alma yanında, bir taraftan emeklilikleri önlemek ya da mesleğin cazibesini muhafaza etmek için -çünkü son yıllarda özel okullar da, öğretmen çalıştırma konusunda, devletle büyük bir rekabete girmiştir- bunların, belirli özlük haklarına ilişkin sorunlarını çözme konusunda hazırlıklarımız var; tasarılar Yüce Meclise geldiğinde, bütün arkadaşlarımızın desteğiyle, öğretmenlerimiz için bu özlük haklarıyla ilgili düzenlemeler yapılırsa, öyle zannediyorum ki, mesleğin daha da ileriye gitmesi için yardım etmiş oluruz.
Bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, efendim, bir leblebi örneği verdiniz; inşallah, bu, Çorum leblebisi değildir; çünkü, o, çok zor elde ediliyor!..
Teşekkür ediyorum.
Sayın Üstüner, bir notunuzu aldım; gayet tabiîdir, Sayın Doğan, herhangi bir meslek grubunu küçümsemek için o beyanda bulunmadı. Bendeniz de takip ettim. Sayın Doğan, pedagojik formasyonun çok önemli olduğunu vurgulamak istedi, böylece de, talebiniz, zabıtlara geçmiş oldu.
Teşekkür ediyorum.
Veterinerleri hepimiz çok seviyoruz.
KÂZIM ÜSTÜNER (Burdur) – Veteriner hekimleri...
BAŞKAN – Veteriner hekimleri... Veteriner sağlık memurlarını da seviyoruz efendim.
ALİ DİNÇER (Ankara) – Sayın Başkan, madem veterinerlik yapmayacaklar da, ziraat mühendisliği yapmayacaklar da, neden onlara ...
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır; okutuyorum:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Slovenya Cumhuriyetine gidecek olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, dönüşüne kadar, TBMMBaşkanı Mustafa Kalemli’nin vekâlet edeceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/734)
2 Nisan 1997
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Slovenya Cumhurbaşkanı Milan Kucan'ın davetlisi olarak, 3-4 Nisan 1997 tarihlerinde Slovenya Cumhuriyetine resmî bir ziyarette bulunacağımdan, dönüşüme kadar Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 106 ncı maddesi uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Doç. Dr. Mustafa Kalemli vekâlet edecektir.
Bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulur.
Sayın milletvekilleri, Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi Gruplarının, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek önerileri vardır; okutup, müzakere açacak, sonra da, ayrı ayrı oylarınıza arz edeceğim:
V. – ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. – Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına ilişkin RP ve DYP Gruplarının müşterek önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 2.4.1997 Çarşamba günü yapılan toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Gruplarımızın aşağıdaki müşterek önerilerinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımızla arz ederiz.
Mehmet Gözlükaya Salih Kapusuz
Denizli Kayseri
DYP Grup Başkanvekili RP Grup Başkanvekili
Öneriler:
1- Genel Kurulun 2.4.1997 Çarşamba ve 8.4.1997 Salı günleri 15.00-21.00; 3.4.1997 Perşembe, 4.4.1997 Cuma, 9.4.1997 Çarşamba, 10.4.1997 Perşembe ve 11.4.1997 Cuma günleri 14.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi; 2.4.1997 Çarşamba ve 9.4.1997 Çarşamba günlerinde sözlü soruların görüşülmemesi; 8.4.1997 Salı günü sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi; 4.4.1997 Cuma ve 11.4.1997 Cuma günlerinde de kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi önerilmiştir.
2- 2.4.1997 tarihli gelen kağıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair 273 sıra sayılı kanun tasarısının, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 5 inci sırasına, gündemin 128 inci sırasında yer alan 257 sıra sayılı kanun teklifinin 6 ncı sırasına, 123 üncü sırasında yer alan 250 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 100 üncü sırasında yer alan 226 sıra sayılı kanun teklifinin 8 inci sırasına, 7 nci sırasında yer alan 146 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 5 inci sırasında yer alan 192 sıra sayılı kanun teklifinin 10 uncu sırasına, 12 nci sırasında yer alan 215 sıra sayılı kanun teklifinin 11 inci sırasına, 125 inci sırasında yer alan 254 sıra sayılı kanun teklifinin 12 nci sırasına, 107 nci sırasında yer alan 231 sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü sırasına alınması önerilmiştir.
BAŞKAN – Sayın Başesgioğlu, öneri aleyhinde söz talebiniz var.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Genel Kurulun fazla zamanını almamak amacıyla geri alıyorum.
BAŞKAN – Peki efendim.
Sayın Sav?..
ÖNDER SAV (Ankara) – Ben de geri alıyorum.
BAŞKAN – Siz de geri alıyorsunuz.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, öneri lehinde söz istiyorum.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Ben de lehinde söz istiyorum.
BAŞKAN – Peki efendim.
Zaten, iki değerli arkadaşımız aleyhinde söz talep etmişlerdi. Lehinde, Sayın Kapusuz, Sayın Gözlükaya söz talebinde bulundular.
Sayın Kapusuz, buyurun. (RP sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; teklif etmiş olduğumuz Grup önerimizle ilgili, şahsî görüşlerimi arz etmek üzere huzurlarınıza geldim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hepinizin ve milletimizin de yakinen takip ettiği gibi, Türkiye'de, yıllardan beri birikmiş olan birçok problemin halledilmesi zarureti söz konusudur. Demokrasilerde aslolan da, milletimizin halline ihtiyaç duyduğu bu konuların, yetkili merciler tarafından çözüme kavuşturulması esasıdır.
Parlamento, yasama görevini yürütmekle sorumlu olmasından dolayıdır ki, elbette, bugüne kadar yapmış olduğu verimli, faydalı çalışmalarını aynı şekilde sürdürmek, götürmek mecburiyetindedir.
Bugün, biz, İktidara mensup iki grup olarak, bir Danışma Kurulu toplantısı talebinde bulunduk. Bu talebimizi, Parlamentoda grubu bulunan arkadaşlarımıza intikal ettirdik. Bunların bir kısmında mutabakat sağladık. Mutabakat sağladığımız konular şunlardır:
Birinci konu; bayramdan önceki hafta -yani 15 - 16 Nisan günleri- Meclisimizin çalışmalarına ara vermesidir.
Ayrıca, 22 Nisan Salı günü -ki, bildiğiniz gibi, 23 Nisan, Parlamentonun çalışma günü olarak, önemli bir gündür. O gün, bütün arkadaşlarımızın burada olması gerektiğinden hareketle- İstanbul'da yaşanan tanker faciasıyla ilgili olarak bütün gruplarımızın vermiş olduğu Meclis araştırması önergelerinin tamamı, gündemimizde yer alacak ve Parlamentomuzda görüşülecektir.
23 Nisan, hepinizin de bildiği gibi, önemli bir günümüzdür; milletvekillerimizin tamamı Parlamentoda bulunmaktadır. 24 Nisan günü ise, 2 denetim konusunu, yine, özellikle muhalefetin talebi gereği, önplana aldık. Bunlardan biri, Avrupa Birliğiyle ilgili genel görüşme talebidir. Anavatan Partisinin vermiş olduğu bu genel görüşme arzusunu yerine getirmek için, bunu, o günkü gündemimize koyduk. Bir de Meclis soruşturması söz konusudur; onu da 24 Nisan gününe koyduk ve Parlamento, 22, 23 ve 24 Nisan günleri çalışacaktır; bunda mutabakat sağladık.
Tabiî, Parlamentonun gündeminde o kadar çok tasarı, teklif ve özellikle uluslararası anlaşma var ki, bunları kısa zamanda halletmek gibi bir zaruretimiz de söz konusudur. Şimdi, böyle bir ortam içerisinde, özellikle Dışişleri Bakanlığımız, yurt dışından Türkiye'yi teşrif eden heyetler veyahut da yurtdışına giden değerli temsilcilerimizin ve bakanlarımızın muhatap oldukları birtakım talepler vardır ki, biz, bunların önceliğini Dışişleri Bakanlığımızdan istedik. Bütün siyasî parti gruplarına da, bu, öncelikli olarak istedikleri konuları listeler halinde gönderdik.
ENİS SÜLÜN (Tekirdağ) – Memurlar kararnamesi bekliyor.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Şu anda, Genel Kurulda gündemde olan, tam 63 tane, önceliği olan, anlaşması yapılmış, onaylanmayı bekleyen sözleşme söz konusudur. Bunlar için, bir konsensüs gereği, beraberce, bütün siyasî partilerimiz birlikte hareket ederek -cuma günlerini buna ayıralım diye- önerilerimizden bir tanesi cuma günlerini, çalışma günü olarak, bu konuları görüşmek için önplana çıkarıyoruz.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – Kararnameler bekliyor.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Dolayısıyla, cuma günlerini, bu müşterek konular için çalışma günü olarak önerdik; ancak, tabiî, bu arada, çalışma saatlerinin de uzatılmasına ihtiyaç var. Bunlar için de getirdiğimiz teklif şudur: Bu hafta, bugün, yani çarşamba günü dahil olmak kaydıyla 15.00-21.00, önümüzdeki salı günü, bir heyetin Türkiye'ye gelmiş olmasından dolayı, yine, çalışma saatlerini 15.00-21.00 olarak, bunun dışındaki diğer günleri de 14.00-21.00 olmak kaydıyla arkadaşlarımıza öneriyoruz. Niçin; çünkü, şu anda gündemimizde olan özelleştirmeyle alakalı çok önemli bir tasarı söz konusudur. Dün olduğu gibi bugün de, hangi siyasî partiyi konuşturursanız konuşturunuz, biz özelleştirmeden yanayız derler. Hatta, bu işin şampiyonu biz olduk, bu işin öncülüğünü biz yaptık, Türkiye'de özelleştirmenin aciliyeti vardır diye beyanda bulunurlar. Bu noktayı göz önünde tutarak, biz, özelleştirmenin geçmişini de ilgilendiren birtakım konularla alakalı olarak, bu tasarıyı getirdik; bunun aciliyeti söz konusudur.
Bununla beraber, Gümrük Kanununda bir maddelik bir değişiklik söz konusudur; bunu gündeme almayı öneriyoruz.
Sosyal Sigortalar Kurumunun alacaklarının hızlandırılmasıyla ilgili bir tasarı var ki, şu anda bu alacakların ödenmesi konusunda birtakım tereddütler söz konusu, hatta ödenmesi gerekli olanları -üzülerek söyleyelim ki- tehir ediyorlar. Bunu göz önünde bulundurduğumuzdan dolayıdır ki, bu SSK alacaklarının hızlandırılması için, birtakım kurumlarımızın da rahatlatılması için bu tasarının görüşülmesi lazım.
Bu tasarıyla getirdiğimiz şey şudur: Bugüne kadar, Türkiye'de faizlerin çok yüksek olmasından dolayı, zamanında ödeme yapamayanlar, yüzde 15'ler mertebesindeki aylık faiz tutarından dolayı, altından kalkamayacakları yükümlülüğe ve borca girdiler. Bunu ortadan kaldırmak için, bu tasarıyla, biz, borcun anası kadar gecikme zammı uygulanmak kaydıyla, bunu da 10 aya taksitlendirmek suretiyle ödenmesini temin etmek, devletin bu alacaklarını tahsil etmek istiyoruz. Bu, hem borçlular için hem de Hükümetimiz ve devletimiz için çok önemli bir tasarıdır.
HASAN GÜLAY (Manisa) – Geldiler... Geldiler... Konuşmanı bitirebilirsin...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bununla beraber, aynı zamanda Türk Ceza Kanununun cezaları ilgilendiren maddelerindeki cezaî müeyyidelerin parasal karşılığı çok komik duruma düşmüştür. 100 lira, 500 lira, 1 000 lira gibi âdeta masrafını karşılamayacak cezalar hüviyetini taşıdığı için, bunları güncelleştirmeye ihtiyaç duyulduğundan dolayıdır ki, bunu gündemimize alıyoruz.
YÖK Kanunuyla ilgili kanun teklifi var.
Hepinizin yakinen bildiği gibi, geçmişte konsensüs sağlayarak çıkardığımız, bugün için ise, birtakım değişikliklerine beraberce karar verdiğimiz Trafik Kanununu gündeme alıyoruz.
Ayrıca, milletvekilliği emekliliğini ilgilendiren, özellikle birkısım milletvekili arkadaşlarımızın şu anda emeklilikten mahrum olmaları hasebiyle -ki, arkadaşlarım gözüme bakıyorlar- bunun, öncelikle görüşülmesi için bir aciliyet söz konusudur. Hukukî boşluk vardır; buna ihtiyaç vardır; bunu getiriyoruz.
Bununla beraber, birçok çevrelerin de yakinen ilgilendiği Mera Kanunuyla ilgili bir tasarı var; onu gündemimize alıp, çalışmak istiyoruz.
Bir de, yine konsensüs sağlayarak karar verdiğimiz, pamuk borsasını ilgilendiren bir teklif daha söz konusudur.
İşte, biz, bayram öncesinde, bugün, yani çarşamba, perşembe, cuma; haftaya salı günü de denetimi kaldırarak, salı, çarşamba, perşembe ve cuma günleri bu kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için çalışma saatlerini bir saat öne alıp, 14.00'ten 21.00'e kadar çalışmayı öneriyoruz. Ümit ediyorum ki, burada bulunan değerli milletvekili arkadaşlarım, milletimizin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Sayın Kapusuz, maksat hâsıl oldu...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Gürdal.
BAŞKAN – Efendim, son sözünüzü lütfen...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım...
BAŞKAN – Toparlamayın, son sözünüzü söyleyin...
Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Son sözümü söylüyorum o halde.
Ben inanıyorum ki, burada bulunan bütün milletvekili arkadaşlarım, iktidar-muhalefet farkı gözetmeksizin, milletimizin beklediği, arzu ettiği bu konularla ilgili çalışmalara destek verecekler, katkı vereceklerdir; bu katkılarından dolayı, şimdiden, hepsine teşekkür ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, teşekkür ediyorum.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Ben de teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Gözlükaya, buyurun efendim.
Sayın milletvekilleri, bu konudaki söz süreleri 10'ar dakikadır. Bazen arkadaşlarımız huzursuzlanıyor, süre geçti diye; ama, İçtüzüğün verdiği süre 10 dakidadır; onu kullandırıyorum.
Buyurun Sayın Gözlükaya.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Çok uzun konuşacak değilim; yalnız, bu önerimizle ilgili olarak çok kısa bir şeyler söylemek isterim. Sayın Kapusuz, bütün detaylarıyla konuyu izah ettiler. Ben şunu söylemek istiyorum: Bu Parlamento, çok kaliteli, çalışkan olmasına rağmen; maalesef, bir yılda yaşlanan bir Parlamento haline gelmiştir. Bunda, bizlerin mutlaka suçu vardır demiyorum; ama, şunu kabul etmek lazım ki, bu itibar zaafı, Parlamentonun bünyesine yakışmıyor. Bu itibarsızlığa düşmemizin sebeplerinden biri, yeterli sayıda, elzem olan kanun çıkaramamamızdır. Şimdi, önümüzde o kadar önemli, hayatî kanunlar var ki, maalesef, bunlara sıra getiremedik, bunları gündeme bile alamadık. Bu bakımdan, ben diyorum ki, günde bir saat fazla çalışacağız -ki, bu altı gün sürecek- bu, Yüce Meclisin bir takdiri olmalıdır. Yüce Meclis, bekleyen kanunları -ki, bu kanunlar önemlidir- bir an önce çıkarabilmelidir.
Bakınız, saat 16.00'ya kadar gündemdışılarla meşgulüz, sunuşlarla meşgulüz; daha henüz kanunlara geçemedik; şimdi, arada bir saat de sözlü sorular var. Sözlü soruları da geçtiğimiz zaman, saat 17.00... Parlamentoda, yalnız iktidardan değil, muhalefetten de hiç kimse kalmıyor veyahut yeterli sayıda arkadaşımız kalmıyor. (DSP sıralarından "hiç gelmiyorsunuz" sesleri)
İRFAN KÖKSALAN (Ankara) – Meclisi, hükümet çalıştırır!..
MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) – Niye alınıyorsunuz, onu anlayamadım ben! Niye alınganlık gösteriyoruz?!
O bakımdan, diyorum ki, çalışma saatlerinin günde bir saat, iki saat uzamış olmasından Parlamentoya zarar gelmez, ülkeye fayda gelir. Onun için, gelin, bu çalışma saatlerini önerimiz istikametinde tespit edelim.
İkinci olarak, çok önemli dediğimiz, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği, özelleştirmenin, ihale usulü komisyonlarının teşekkülüyle ilgili çok önemli bir yasa tasarısı var; bu yasa tasarısı hepimiz için kabulü şayandır; Anayasa Mahkemesi, bazı sebeplerle, bazı eksiklikler yüzünden iptal etmiştir. Gelin, bu önemli yasayı çıkaralım. Şu Meclisin içerisinde bulunan her grup ve her siyasî parti özelleştirmeden yana olduğunu defalarca söylemiştir, siyasî propaganda olarak söylemiştir, seçim beyannamelerinde söylemiştir; ama, gelin, bu aksaklığı giderici, Anayasa Mahkemesinin iptali istikametindeki düzenlemeleri yapalım ve arkasından, çok elzem olduğunu bildiğimiz, Trafik Kanunu gibi birçok kanunu da onbeş gün içerisinde çıkaralım ve gerçekten itibarlı olan, bize göre itibarlı olan, her yerde samimiyetle ve ciddiyetle söylediğimiz, söylemeye gayret edeceğimiz Yüce Meclisin itibarına itibar katalım.
Saygılar sunuyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Gözlükaya, teşekkür ediyorum.
OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan, aleyhte söz rica ediyorum.
BAŞKAN – Önerilerin aleyhinde, Sayın Araslı; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
OYA ARASLI (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Bu kürsüde, kaçıncı kere, Danışma Kurulunun, Meclisin çalışma programı ve gündemiyle ilgili alelacele getirilmiş değişiklik önerilerini görüştüğümüzü -o kadar sık tekrarlıyoruz ki bu olayı- ben unuttum. Bu konuda çok ciddî ve çok önemli bir sorunumuz var. Böyle bir teklifin aleyhinde söz alırken, amacımız, çalışma saatlerini uzatmamak değil; amacımız, Meclisi tembelliğe yöneltmek de değil; ama, bir tek şey istiyoruz: Meclisin hangi gün ve hangi saatler arası çalışacağı ve bu çalışma süresi içerisinde hangi konuları görüşeceği belli olsun. Bir belirsizlik yaşıyoruz. Meclisin ne zaman çalışıp, ne zaman çalışmayacağını, maelesef -parlamenter rejimlerde olmaması gerekir- bizim parlamenter rejimimizde hükümet belirliyor ve hükümete taban oluşturan iktidar partisi grupları belirliyor.
Şimdi, önümüze, öncelik iddiasıyla getirilen şu listeye bakalım: Özelleştirme... Demin, lehte söz alan bir arkadaşımız dediler ki, bütün siyasî partiler özelleştirme için bir acelecilik içerisindedirler.
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir acelecilik içerisinde değil. (CHP sıralarından alkışlar) Biz, şunu hatırlatmak istiyoruz: Bu Meclisten, çok kısa bir süre önce iki yasa geçti. Bunlardan birincisi Emekli Sandığının mallarının satılmasına izin veriyordu, ikincisi Sosyal Sigortalar Kurumunun mallarının satılmasına izin veriyordu. Bu iki yasanın da pek çok hükmünün Anayasaya aykırı bir nitelik taşıdığını yine bu kürsüden dile getirdik. Şimdi, bu özelleştirme, Emekli Sandığı ve Sosyal Sigortalar Kurumu başta olmak üzere, pek çok kurumun mallarını, alelacele, varına yoğuna bakmadan elden çıkarmak için mi isteniyor, acelemiz onun için mi? Onun için mi gündemdeki sırayı değiştirip bunu öne getiriyoruz?
Yine, bize verilen listeye bakıyorum, YÖK'le ilgili bir düzenlemeden söz ediliyor. Bu düzenlemenin, üniversitelerimizde ve bizzat YÖK'ün bünyesinde ne kadar büyük rahatsızlıklara yol açtığı, komisyondaki tartışmalarda görüldü ve bununla ilgili bir yorum yapıldı, "Hükümet, YÖK'ün birtakım işlemlerini, birtakım tasarruflarını beğenmediği için, laiklik konusundaki karşı çıkışları Hükümetin hoşuna gitmediği için, YÖK üzerindeki siyasî etkisini daha ağırlaştırmak üzere, bu yasa tasarısını hazırladı" denildi. Üzerinde bu kadar tartışma açılmışken, özellikle üniversite camiasında çok derin huzursuzluklara yol açmışken, böyle bir tasarının görüşülmesini öne çekmekte ne gibi yararımız olacak Türkiye olarak?
Yine, bir arkadaşımız burada bir hususu dile getirdiler, "milletvekillerinin emekliliği konusu gündemde; Anayasa Mahkemesi bir iptal kararı verdi; bu iptal kararının yarattığı boşluğu bir an önce doldurmamız gerekiyor; onun için, bunu öne almamız icap ediyor" dediler.
Değerli arkadaşlarımız, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının, gerçekten, milletvekili emekliliği konusunda ikinci bir yasal düzenleme aciliyeti ortaya çıkardığı bir gerçektir; ama, ben size şunu sormak istiyorum: Emekli olmak isteyen milletvekillerinin bu konuda birtakım sorunları vardır; ama, ya diğer, emekli olan veya emeklilik için bekleyen, milletvekili sıfatı taşımayan vatandaşlarımızın bu konuda hiç mi sorunu yoktur?! Niçin onlara öncelik vermiyoruz veya niçin onlarla ilgilenmezken böyle bir konuyu önplana çıkarmaya çalışıyoruz?!
Değerli arkadaşlarımız, burada vaktimiz çok kıymetlidir; onun için, bunu, çok değerli, çok akıllıca bir biçimde kullanmamız gerekir ve ne zaman çalışacağımızı, hangi saatler arasında çalışacağımızı, bu çalışma süresi içerisinde hangi konuları görüşeceğimizi çok önceden bilmemiz gerekir. Lütfen, artık, bu, apansızın, baskın şeklinde kendisini gösteren gündem değişiklikleriyle karşımıza gelmekten vazgeçiniz. Meclis, saygınlığını, asıl böyle olaylar yaşadığı için koruyamıyor, alelacele çıkarılmış yasaların yarattığı sorunlar nedeniyle saygınlığını yitiriyor. Onun için, Meclisin, akıllıca, gündemi belli, çalışma saatleri belli bir kurum niteliğinde çalışmalarını sürdürmesi için gerekli önlemleri alalım, gerekli titizliği gösterelim ve Meclisin, saygınlığını korumasına, kazanmasına lütfen yardımcı olalım. Bu yollar, Meclisin saygınlığını koruması için bize yararlı olacak yollar değildir. Böyle, baskın şeklinde gündem değiştirmelerden bir an önce vazgeçelim. Zaten, önümüzdeki gündem, Danışma Kurulu kararlarıyla yapılmış olan bir gündemdir. Orada, öncelikli sıraları verdiğimiz tasarı ve teklifler, zaten, bu konuma, Danışma Kurulu kararlarıyla gelmiştir. Kendi verdiğimiz kararları, tekrar tekrar tartışmaya açarak değiştirmeyelim; bunda, ne Yüce Meclisin ne de Yüce Türk Milletinin hiçbir çıkarı, hiçbir yararı söz konusu olmayacaktır.
Saygılar sunarım. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Araslı, teşekkür ediyorum.
Başka söz talebi?.. Yok.
Şimdi, önerileri tekrar okutup oylayacağım; yalnız, arkadaşlarımızdan bir ricam var...
Sayın milletvekilleri, ayakta konuşan sayın milletvekilleri, rica ediyorum... Efendim, sayın milletvekillerimiz lütfen bir yere otursunlar, tüm Genel Kurula rica ediyorum; saymada zorluk çekiyoruz, tereddütler hâsıl oluyor, sıkıntı doğuyor; ricam budur.
Birinci öneriyi okutuyorum:
1. Genel Kurulun 2.4.1997 Çarşamba ve 8.4.1997 Salı günleri 15.00-21.00; 3.4.1997 Perşembe, 4.4.1997 Cuma, 9.4.1997 Çarşamba, 10.4.1997 Perşembe ve 11.4.1997 Cuma günleri 14.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi; 2.4.1997 Çarşamba ve 9.4.1997 Çarşamba günlerinde sözlü soruların görüşülmemesi; 8.4.1997 Salı günü sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi; 4.4.1997 Cuma ve 11.4.1997 Cuma günlerinde de kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi önerilmiştir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birinci öneriyi dinlediniz.
Sayın milletvekilleri, hâlâ koltuk beğenemeyen arkadaşlarıma rica ediyorum!.. (DSP sıralarından "Oylama yap" sesleri)
Efendim, oylayacağım... Müsaade buyurun...
Birinci öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Birinci öneri kabul edilmiştir.
İkinci öneriyi okutuyorum:
2. 2.4.1997 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair 273 sıra sayılı Kanun Tasarısının, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 5 inci sırasına, gündemin 128 inci sırasında yer alan 257 sıra sayılı kanun teklifinin 6 ncı sırasına, 123 üncü sırasında yer alan 250 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 100 üncü sırasında yer alan 226 sıra sayılı kanun teklifinin 8 inci sırasına, 7 nci sırasında yer alan 146 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 5 inci sırasında yer alan 192 sıra sayılı kanun teklifinin 10 uncu sırasına, 12 nci sırasında yer alan 215 sıra sayılı kanun teklifinin 11 inci sırasına, 125 inci sırasında yer alan 254 sıra sayılı kanun teklifinin 12 nci sırasına, 107 nci sırasında yer alan 231 sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü sırasına alınması önerilmiştir.
BAŞKAN – İkinci öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Bu öneri de kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, biraz önce, Yüce Heyetçe alınan karar gereğince "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
Şimdi, teklif ve tasarıları, gündemde bulunan sırasıyla okuyacağım; komisyonu ve Hükümeti arayacağım; inşallah, bulurum.
VI. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)
BAŞKAN – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.
Sayın Komisyon?.. Hazır değil.
Müzakeresi ertelenmiştir.
2. – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)
BAŞKAN – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Hazır değil.
Müzakeresi ertelenmiştir.
3. – Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı : 164)
BAŞKAN – Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Müzakeresi ertelenmiştir.
4. – 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı : 168)
BAŞKAN – 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Hazır değil.
Müzakeresi ertelenmiştir.
5. – Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/588) (S. Sayısı : 273) (1)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz önce alınan karar uyarınca, Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.
Sayın Komisyon?.. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanını görüyorum; Sayın Başkan, Komisyon sırasında olmanızı tercih ederim.
Sayın Hükümet?.. Hazır.
Efendim, müzakereye konu raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.
ATİLÂ SAV (Hatay) – Rapor daha yeni dağıtıldı!
BAŞKAN – Efendim?..
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Rapor daha şu an dağıtıldı.
BAŞKAN – Efendim, biraz önce karar aldınız; ben ne yapayım... Beklemeden...
ATİLÂ SAV (Hatay) – Neyi, kimden kaçırıyorsunuz!
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Ayıp!.. Ayıp!..
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Efendim, önünüzdeki basılı gündemde bu yasa tasarısı var mı?!
BAŞKAN – Efendim, bana niye soruyorsunuz!
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Kime sorayım!
BAŞKAN – Peki, cevap vereyim: Biraz önce, beklemeksizin müzakeresine karar aldınız; benim yapabileceğim bir şey yok.
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Basılı gündemde olmayan şey için milletvekilli ne zaman hazırlanacak!
BAŞKAN – Efendim, Başkanlık, daha önce, Yüce Heyete bütün meseleyi arz etti, o konuda müzakere açtı, o konuda Yüce Heyetin iradesini, görüşünü aldı, bir karar çıktı; ben, o karara uyuyorum; aksini yapmam mümkün değil.
ATİLÂ SAV (Hatay) – Hangi irade efendim?!. O zaman, oylayın, bitsin!
BAŞKAN – Kanun tasarısının tümü üzerinde gruplar adına söz talebi var mı efendim?
(1) 273 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
ÖNDER SAV (Ankara) – Başkan! Hacaloğlu konuşacak.
HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Sayın Soysal...
BAŞKAN – Efendim, gördüm de, bir başka şeye çok dikkatle bakıyorum.
YILMAZ ATEŞ (Ankara) – Bu tarafı görmüyorsunuz da Sayın Başkan...
BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, sırayla tespit edelim efendim...
Efendim, bazen, milletvekili arkadaşlarım, Başkanlığa hitap ederken, caddede yürürken birini çağırıyor gibi "Başkan!" diye sesleniyorlar. Bu, benim şahsımla ilgili bir mesele değildir; ama, bir Başkanlıktır burası.
İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) – Başkanlık Başkanlıktan çıktı...
BAŞKAN – Bakın, hiçbir zaman, bir sayın üyenin ismini zikrederken ya da bir sayın üyeye seslenirken "sayın" kelimesini kullanmaksızın hitap etmedim. Tabiî, sizin bileceğiniz iş de, burada oturan insan kim olursa olsun uygun düşmüyor gibi geliyor bana; çünkü, beyanı lisan ayniyle insandır. Bu bakımdan, rica ediyorum, biraz dikkatli olalım.
Efendim, tasarının tümü üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Törüner, İkinci sırada Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Hacaloğlu, Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Doğan, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Soysal söz istemişlerdir.
Sayın Törüner'i davet ediyorum.
Buyurun efendim.
Sayın Törüner, süreniz 20 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA YAMAN TÖRÜNER (Afyon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz birkaç yıl içinde malî sektöre disiplin kazandıracak çok önemli atılımlar yapıldı. Yaşanan politik çalkantılar ve karalama kampanyaları nedeniyle, kamuoyu, nelerin başarılıp nerelerde darboğazlara girildiğini bir türlü net olarak göremedi. Bu dönem zarfında, bir de büyük ekonomik çöküntü ve kriz dönemi yaşandı; ama, çağdaş ekonomik değişimin temellerinin de bu dönemde atıldığını görüyoruz.
Nedir bu yaşanan büyük değişim: Bunlardan bir tanesi teşviklerin kaldırılması. İhracatta vergi iadesi, ihracatta navlun primi gibi teşvikler, birincisi 1993, ikincisi de 1994 yılı sonundan itibaren tamamen kaldırıldı. Vergi iadesi uygulamaları, hayali ihracat olgusu işlenerek kamuoyumuzu uzun süre meşgul etmiş, bildiğiniz gibi, hakkında kitaplar bile yazılmıştı. Kaldırılmadan önceki son on yılda 2,1 milyar doları vergisel ve 9,3 milyar doları da nakit olmak üzere, toplam 11,4 milyar dolarlık bir pasta payı teşvik adı altında dağıtılmıştı. İşte, artık, gündemimizde bu çeşit konular yok.
Yine, 1984 yılından itibaren uygulamaya konulan, bütçeyle ilişkilendirilmeksizin kullanılabilen bir fon uygulaması vardı. Buna göre, başbakanlar, bütçede yeri olup olmadığına bakmaksızın, fonları kullanarak pasta dağıtımını gerçekleştirebiliyorlardı. Uygulama, doğal olarak, başbakanları çok güçlü kılıyor, onlara kendi zenginlerini yaratma olanağı veriyordu. 1993 yılından itibaren, toplam 73 fonun yüzde 83'ünü oluşturan 63 en önemli fon bütçeye dahil edildi. Devredilenler arasında Kamu Ortaklığı Fonu, Toplu Konut Fonu, Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu, Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu, Akaryakıt Fiyat İstikrar Fonu, Belediyeler Fonu ve Mahallî İdareler Fonu gibi önemli fonlar vardı.
Alınan bu kararla, bir başbakan kendi yetkisini kısıtlıyor, isteyerek kendi gücünü yok ediyordu. İşte, ülkemizde böyle yenilikler yaşandı. Oysa, son sekiz yıl içinde 37,8 milyar dolar fon geliri elde edilmiş ve fonlar kullanılarak 39,6 milyar dolar disiplinsiz harcama yapılmıştı. Fonları istediği gibi kullanma yetkisi bir başbakana ayda yaklaşık 6 trilyon liralık bir imkân tanıyordu. Artık, kimlere, sadece dışkredi bulundu diye, ihalesiz otoyol inşa olanağı verildiği konuları da gündemimizde yok, bunlar da tartışılmıyor.
Yine, 1994 yılından itibaren tarımsal teşvik ve sübvansiyonlar bütçe kapsamına alındı. Merkez Bankası Kanunu değiştirilerek, Toprak Mahsulleri Ofisi ve diğer kamu kuruluşlarına, para bastırarak, kredi verilmesi uygulaması çok çok sınırlandı. Artık, siyasetçiler, kaynağını bulmadan bol keseden taban fiyatlar veremiyorlar.
Daha 5 Nisan kararlarından önce Merkez Bankası ile serbest piyasa döviz fiyatları arasında bir makas vardı, hatırlarsınız. Merkez Bankası döviz kurlarının, 5 Nisan 1994'ten itibaren 10 ticarî banka tarafından belirlenmeye başlanmasıyla bu konuda da çağdaş bir adım atıldı. Böylece, bu konudaki çeşitli dedikodulara ve müdahale söylentilerine de son verildi. Artık, literatürümüzde bu uygulama sürdükçe "döviz makası" deyimi yer almayacak.
Yine, önemli bir konu da, ülkemizin gümrük birliğine girişi, dünyanın en koyu rekabetinin olduğu bir büyük piyasaya ülkemiz ekonomisinin açılmasıydı. Bu amaçla 60'a yakın yasal düzenleme gerçekleştirildi. Katılımın, başta dışticaret dengemiz olmak üzere, ekonomimizi olumsuz etkileyeceği söyleniyordu, beklenen olmadı; çünkü, onların pazarları ile bizim pazarlarımız farklıydı. Üstelik, bu başlangıç, ülkemizin Avrupa Birliğine giriş sürecini de hızlandıracaktı.
Yine, 1994 yılında, Merkez Bankası Kanununun değiştirilerek, enflasyonun en önemli sebeplerinden biri olan kamu avans ve kredilerine aşamalı sınırlamalar getirildiğini görüyoruz. Hazineye verilen kısa vadeli avans, bütçe ödeneklerinin yüzde 15'inden, tedrici olarak yüzde 3'üne indirildi. Bu tedbirin etkisi, 1998 yılından itibaren kendisini ciddî olarak gösterecek. Kamuya açılan krediler kısıtlandı; bu krediler, kısa vadeli avansın yarısını aşamayacak. Bu tedbirler manzumesi, bağımsız ve çağdaş Merkez Bankasını oluşturmakta en köklü aşamayı oluşturmuştur.
Ülkemizin en çok 7 milyar dolara yükselebilmiş olan Merkez Bankası döviz rezervleri, 5 Nisan Kararlarından 18 ay sonra, Ekim 1995 ayı sonunda 17 milyar dolara yükseldi; bu rakama, 1,5 milyar dolarlık altın rezervlerini de eklemek gerekiyor. Döviz rezervleri, hâlâ ulaşılan bu seviyesini aşağı yukarı koruyor. Siyasî istikrarsızlıkların ve ekonomik dalgalanmaların krize dönüşmemesinde bu rezervlerin rolü büyük; enflasyonun düşürülmesinde de bu rezervlerin rolü büyük olacak. İşte, unutulan ekonomik değişimlerden bazıları.
Yukarıda söz ettiğim değişimler, aslında, yapısal ekonomik değişimimizin birer simgesi. İşte, bu değişim nedeniyle, ülkemizde devlet eliyle pasta dağıtımı yavaş yavaş sona eriyor; ama, yapılan gelişmelerden en önemli bir tanesi var; bu da, özelleştirmelere hız verilmesi. Geçtiğimiz üç yıl içinde, kim ne derse desin, ülkemiz özelleştirme yapmayı öğrendi; bu konuda bir Türk modeli oluştu. Bu öğrenme sürecinde, bazı ihaleler ve yasal düzenlemeler iptal edildi; bu doğrudur; ama, ülkemiz şartlarına uygun, şeffaf ihale teknikleri geliştirebildik. 1994 yılında Özelleştirme Kanununu çıkarabildik; Telekomun özelleştirilme şartlarının Anayasa Mahkemesince kabul edilmesini sağlayabildik.
Neden özelleştirme kanununu bugün birinci sıraya alıyoruz; çünkü, hepimizin üzerinde ittifak ettiği, devletin küçültülmesi ve güçlendirilmesi gerek. Devletin, her alanda yatırım yapan, her türlü detayın içine giren bir devlet olmaktan çıkarılması gerek. Kamu sektörünün üretim sürecindeki yerinin belirlenmesi gerek. Kamu sektörünün, sosyal hizmet niteliği taşıyan alanlardaki altyapıyı güçlendirecek bir şekilde ve bu alandaki yatırımlara kanalize edilecek bir şekilde yapılanması gerek.
Özel sektöre yaratıcılık ve rekabet fırsatı vermek gerek. Özel sektörü güçlendirmek gerek.
Yabancı sermayenin ülkemize güven içinde gelmesinin sağlanması gerek. İşte, göreceksiniz, önümüzdeki günlerde, önümüzdeki bir hafta içinde yapılacak olan özelleştirmelerde, birçok yabancı sermaye, büyük ölçüde ülkemize gelip, özelleştirilen çeşitli şirketleri, firmaları almak için girişimlerde bulunacaklar.
Dış rekabetin güçlendirilmesi gerek. Kendini hazırlayamamış, dışarıdaki şirketlerle rekabet edemeyen bir özel sektör düşünülemez; bunun geliştirilmesi, ancak özelleştirme sayesinde olacak.
Yine, Avrupa Topluluğuna girmeye hazırlandığımız bugünlerde, Avrupa Topluluğuyla her alanda, ekonomik ve sosyal alanlarda bir bütünleşmenin sağlanması gerek; işte, özelleştirme bunun için lazım; işte, özelleştirme kanunu bunun için bugün ön sıraya alındı.
Yine, kamu harcamalarının azaltılması ve devlet, doğrudan özelleştirme gelirlerini kullanamasa bile, devlete gelir sağlanması için özelleştirme gerek.
Yine, kaynakların daha verimli kullanılması için özelleştirme gerek.
Özelleştirmeyle ilgili ilk hukukî düzenleme, 1984 yılında yapıldı. Bu düzenleme, kamuya ait kuruluş ve işletmelerin hisse senedi ve varlık satışı yoluyla mülkiyet devrini veya kiralama yoluyla işletme hakkı devrini öngörmekteydi. Daha sonra yürürlüğe konulan bir dizi mevzuat ise, kamu kuruluşlarının özelleştirme kapsamına alınması ve uygulamaların yürütülmesine ilişkin genel esasları düzenlemeye yönelik oldu. Son olarak, Kasım 1994'te yürürlüğe giren 4046 sayılı Kanunla, yasal altyapı eksikliği nedeniyle özelleştirmede karşılaşılan engellerin önüne geçilmesi amaçlandı. 4046 sayılı Yasa, uygulamalarda göz önünde bulundurulacak ilke ve esasları da belirledi. Bu ilkelerin başında, ülkenin ekonomik ve stratejik çıkarlarının gözetilmesi ile kamu menfaatının korunması geliyor. Bu noktadan hareketle, bazı şirketlerin özelleştirilmesinde "altın hisse" dediğimiz uygulama getirilerek, devlete söz ve onay hakkı tanındı.
İşte, bugün, bu 4046 sayılı Yasanın bazı maddelerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması nedeniyle, bunları, Anayasa Mahkemesinin istediği biçimde düzeltecek olan yasayı gündeme getiriyoruz.
4046 sayılı Kanun çerçevesinde, çalışanların haklarını korumak ve özelleştirme sonrası ortaya çıkabilecek muhtemel olumsuzlukları gidermek amacıyla bir dizi yeni uygulama getirildi. Buna göre, özelleştirilen kuruluşlarda memur statüsünde çalışan personelin diğer kamu kurumlarına nakli sağlanırken, işçilerin kıdem ve ihbar tazminatları devlet tarafından güvence altına alınmakta, iş kaybı tazminatı ve sosyal yardım zamları gibi diğer maddî yükümlülükler devlet tarafından üstlenilmektedir.
Özelleştirmeye konu kuruluşlarda çalışanların normal süresinde emekli olmalarını teşvik etmek için, bu şekilde emekli olacaklara Özelleştirme Fonundan yüzde 30 oranında ek prim ödenmektedir.
Öte yandan, özelleştirme ihalelerine daha fazla sayıda ciddî ve güvenilir yatırımcı ile yöresel müteşebbislerin katılımını sağlamak amacıyla, bir dizi uygulamalar getirildi. Bu uygulamalar arasında, ihale ilanlarının, yalnız yüksek trajlı gazetelerde değil, yerel gazetelerde de yayımlanması ve valilikler tarafından, sanayi ve ticaret odalarına ve diğer meslek birliklerine, yurtdışı temsilciliklerine bu bilgilerin gönderilmesi de var.
Yine, 4046 sayılı Yasa ışığında, ihaleye hazırlık aşamasından, satış sözleşmesinin imzalanması aşamasına kadar her safhada kamuoyu bilgilendirilmekte, bu konuda, genel faaliyet raporlarının yanı sıra, basın açıklamaları yoluyla da bilgi aktarımı sağlanılmaktadır; ihalelerin nihaî pazarlık görüşmeleri noter huzurunda ve kamuoyuna açık olarak gerçekleştirilmekte, basın mensupları başta olmak üzere, sendika temsilcileri ve ilgili tüm çevrelerin bu ihalelerde hazır bulunabilmeleri imkânı sağlanmaktadır. İşte şeffaf yönetim, işte şeffaf özelleştirme, işte özelleştirmede Türk modeli budur sayın arkadaşlarım. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen bir uygulamayla, bu konuda daha da ileri bir adım atılmış ve bazı çimento şirketlerinin satış ihaleleri bir televizyon kanalından canlı olarak yayınlanmıştır. Bu şekilde, ihaleler tam bir açıklık ve şeffaflık içerisinde gerçekleştirilmekte ve sonuçlar Özelleştirme Yüksek Kurulunun onayına sunulmaktadır.
1988 yılından itibaren hız kazanan ve tamamı kamuya ait olan veya kamu iştiraki olan kuruluşlardaki payların özelleştirme kapsamına alınması yoluyla yürütülen program çerçevesinde, bugüne kadar 114 kuruluşta özelleştirme işlemi yapıldı ve bu kuruluşlardan 95'inde hiç kamu payı kalmadı. Yapılan bu uygulamaların toplam tutarının 3,1 milyar Amerikan Doları düzeyinde olduğunu görüyoruz.
1986 yılından sonra yapılan özelleştirmelerin büyük yoğunluğunun çimento şirketlerinin satışına yönelik olduğunu; fakat, 1993 yılından sonra getirilen uygulamalarla bir bütün olarak özelleştirilmesi mümkün olmayan Süt Endüstrisi Kurumu, Et ve Balık Kurumu, Sümer Holding, TURBAN gibi kuruluşların işletme ve varlık bazında özelleştirilmesi yoluna gidildiğini de görüyoruz. Bu çerçevede, 1993 yılından sonra özelleştirme programındaki 15 kuruluşa ait toplam 620 tesis ve varlığın satış veya devir işlemi gerçekleştirilmiş; bu işlemler sonucunda Yem Sanayiinin üretim birimlerinin tamamı, Süt Endüstrisi Kurumunun ise, Giresun işletmesi dışındaki tüm tesis ve varlıkları özel sektöre devredilmiş bulunuyor.
Bugün itibariyle, özelleştirme kapsamı ve programında 55 kuruluş bulunmakta; Özelleştirme İdaresi tarafından, bu kuruluşlardan bir bölümüne ait hisse ve varlıkların satış veya devrine yönelik olarak, geçtiğimiz eylül ayından bu yana çeşitli ihaleler açılmış ve bu ihalelerin büyük bölümünde sonuç aşamasına gelinmiş vaziyettedir. Bu ihalelerin detaylarına girmeyeceğim; fakat, özelleştirme kapsamındaki diğer kuruluşlara ilişkin ihale hazırlıklarının sürdürüldüğünü söylemekle yetineceğim. Bu çerçevede, Sümer Holdinge ait 8 işletme, 1 fabrika ve 1 iştirak payı, ORÜS'e ait 15 işletme, Meybuz ve Sıvas Demir-Çelik'teki kamu paylarının satışına ilişkin çalışmaların tamamlandığını ve ihale aşamasına gelindiğini söyleyebilirim.
Yine, 1997 yılı özelleştirme programında yer alan Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin hisse satışı konusunda danışmanlık hizmeti verecek firma konsorsiyumu belirlenmiş ve bu konudaki çalışmalara başlanılmıştır. TÜPRAŞ, POAŞ ve PETKİM'in özelleştirilmeleri ise, Özelleştirme Yüksek Kurulunun gündemine alınmış olup, bu konudaki yasal düzenlemelerin tamamlanmasını müteakip ihale sürecine başlanması da programlanmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuşmamı bu noktada bitirirken, hepinize saygılarımı sunuyorum, çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Törüner, teşekkür ediyorum efendim.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Hacaloğlu. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Hacaloğlu.
CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; hepinizi, bugün bir çoğunluk kararıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Hükümeti oluşturan taraflarının, Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen diğer partilerin oylarına karşın gündeme aldırdığı ve Sayın Bakanım, şu anda inanıyorum ki sadece ve sadece Plan ve Bütçe Komisyonunda hazır bulunup da -evet, Sayın Doğru Yol Grubu sözcüsüne de seslenerek ifade etmek istiyorum- okuma şansını elde etmiş olan arkadaşlarımızın dışında, hiç kimsenin, şu ana dek muhtevasını, içeriğini öğrenme fırsatını bulamadığı ve bugün gündeme alınan bir tasarıyı, burada, İktidar partilerine mensup milletvekillerinin, oy çokluğuyla, bir emrivakiyle gündeme aldırarak, bugün, burada görüşülmesini sağladığı, özelleştirme uygulamalarının düzenlenmesine ilişkin 273 sıra sayılı yasa tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum.
Üzüntülüyüm; çünkü ülkemizde siyasetin kirlenmiş olduğuna ilişkin yaygın bir kanaat var. Siyaset, çeşitli yöntemlerle kirletilir; siyaset, yolsuzluklarla kirletilebilir; siyaset, hukuka saygısızlıkla kirletilebilir; siyaset, kuralsızlıkla kirletilebilir. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün, ne yazık ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinde çoğunluğu oluşturma fırsatını elde eden, oluşturan, oluşturma erkini yakalayan İktidar partilerine mensup milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin diğer üyelerine ve tümüne karşı ve hatta, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, bence, büyük haksızlık yapmışlardır; saygısızlık olarak değerlendirebileceğim bir kararla, bir emrivakiyle, hiç kimsenin okumamış olduğu, okumadıkları halde burada okunması için yapılan oylamada da ret oyu kullanarak, okuma fırsatını da vermeden, bu tasarının özünü hiç incelemeden, burada tartışılma konumuna getirmişlerdir.
Değerli arkadaşlarım, siyaset, işte, böyle kirletilmekte; toplum, bu tür uygulamalar nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisine güvenini yitirmekte. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı yapılmış büyük bir saygısızlıktır. Evet, bu kadar önemli bir yasa tasarısı görüşülürken, yani, topluma ait olan, kamuya ait olan, tüm yurttaşlarımıza ait olan, kamu yararının söz konusu olduğu bir konudaki tasarı görüşülürken, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, sadece ve sadece 31 milletvekilinin olduğunu tespit etmekle de büyük bir üzüntü duyduğumu belirtiyorum değerli arkadaşlarım. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)
ÖNDER SAV (Ankara) – İsteyenler halini görsün Meclisin!..
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, kendimizi ciddîye almak zorundayız. Sayın Refah Partisi Grup Başkanvekili, Meclisi ciddîye almak zorundasınız. Sayın Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili; herkesi, siyaseti ve Parlamentoyu ciddîye almak zorundasınız...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan... Sayın Başkan... Kime hitap ediyor?! Genel Kurula hitap etsin... Nasıl konuştuğuna da dikkat etsin!..
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Ciddîye almak zorundasınız...
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Böyle bir şeyi söylemeye hakkı yok!
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Ciddîye almak zorundasınız; çünkü...
BAŞKAN – Sayın Bedük... Sayın Kapusuz...
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Ciddiyetsiz sensin!.. Terbiyesizlik etme... Dinliyorum sizi... İstirham ediyorum...
MUSTAFA YILDIZ (Erzincan) – Ayıp, ayıp!..
BAŞKAN – Sayın Bedük... Sayın Bedük... Lütfen... Rica ediyorum...
Sayın Hacaloğlu, efendim, Genel Kurula hitap eder misiniz...
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Sayın Bedük... Sayın Bedük, o kullandığınız kelimeyi tekrarlamayacağım. Sizin, yaşamınızda, kimlere, nasıl davrandığınızı çok iyi biliyorum.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Lütfen... Rica ediyorum... İstirham ediyorum.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Geçmiş yaşamınızın hesabını verin.
BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu, siz, Genel Kurula hitap edin.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Genel Kurula hitap edilir... İkaz etme görevi de size aittir Sayın Başkanım.
ERCAN KARAKAŞ (İstanbul) – Neyi ikaz edecek?!. Ne var burada?!.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Evet, ikaz edecek...
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım...
ÖNDER SAV (Ankara) – Biraz, gerçekleri dinleyin...
BAŞKAN – Efendim...
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu kadar önemli bir yasa tasarısını, hem okumadan hem emrivaki yaparak hem de dinlemeden...
BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu... Efendim...
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Hem de konuşmacıya konuşma hakkı vermeden eğer burada tartışacaksak, bu kürsüyü, izin verin bırakıp gideyim.
BAŞKAN – Bir dakika...Efendim...
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Böyle bir şey olamaz...
BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu, sürenizi durdurdum; bir dakikanızı alabilir miyim, hatta daha az...
Sayın milletvekilleri, Sayın Hacaloğlu, grup başkanvekillerine -takip ettiğim kadarıyla- seslenirken şu amaçla seslendi: Gruplarımızı burada hazır bulunduralım, hayatî bir mesele görüşülüyor; bütün milletvekilleri buna muttali olsun; biraz sonra, oylamaya gelirken, herkes, iradesini hangi istikamette kullanacağına karar verişte, bilgilenmiş olarak versin amacıyla söyledi. Ben, o amaçla, o anlamda aldım ve öyle takip ettim.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Efendim, ben, bu amaçla söyledim. Yalnız, Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekilinin kullanmış olduğu bir kelime var, aynen iade ediyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Hacaloğlu, siz buyurun efendim.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Benim üslubum değil.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Benim üslubum değil.
ÖNDER SAV (Ankara) – Grup Başkanvekilleri sakin olur.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Değerli üyeler, elimde 6 adet Anayasa Mahkemesi kararı var. Son dört yıl içinde, özelleştirmeyi bir ideolojik saplantı olarak ele alan sağ siyasetçiler, defaatle Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna, hukuku eksik, temeli eksik tasarılarla geldiler ve her defasında hukukun duvarına çarptılar kafalarını. Artık, bundan ders almamız gerekiyor.
AHMET DERİN (Kütahya) – Sizin Hükümetiniz zamanında çıktı 4046 sayılı Yasa.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Evet.
Artık bundan ders almamız gerekiyor. Çünkü, Türkiye'de ekonomi hukukunun birçok alanda çok yetersiz olduğunu biliyoruz. Ancak, özellikle özelleştirme konusunda, her zaman, aynen bugün izlenmiş olduğu gibi, aculluk içinde, âdeta milletvekillerinden ve Meclisten kaçırarak, gerekli değerlendirme, tartışma olanakları, zeminleri yaratılmadan, kamu yararının her satır arasında korunması gereken bir konuda, cumhuriyet tarihimizin hiçbir alanında görülmemiş düzeyde bir umursamazlık anlayışı içerisinde gündeme getirilen çok sayıdaki özelleştirme tasarılarının, Anayasa Mahkemesinin değerlendirmeleriyle birçok maddeleri iptal edilmiş, teker teker geriye dönmüş ve bu süreçten hem hukuk devletimiz hem de Parlamentomuz yara almıştır.
Bugün, yine, benzeri bir süreç yaşamaktayız. Bugün, tartışmakta olduğumuz yasa tasarısı, özünde... 4046 sayılı Yasanın 17 nci maddesi, Telekomla ilgili yasa hakkında Anayasa Mahkemesinde açılmış olan iptal davasında buraya atıfta bulunulduğu için, ele alınıp iptal edilen bir maddedir. O nedenle, bugün, burada, Anayasa Mahkemesinin yeniden düzenlenmesini talep ettiği, 4046 sayılı Yasanın 17 nci maddesi çerçevesindeki, Hükümetin getirmekte olduğu yeni düzenlemeyi tartışacağız.
Ancak, bundan evvel, bu yasa tasarısının içeriğine girmeden evvel, birkaç genel şeyi söylemek istiyorum: 4046 sayılı Yasa, Anayasa Mahkemesince, diğer maddeleriyle esastan ele alınmamıştır. Ne yazık ki, siyaset sistemimiz, bizler, Anayasa Mahkemesine, olası eksiklikleri, Anayasaya karşı muhtemel aykırılıkları götürme hakkını elde bulunduranlar, bunu, bu yasayı, diğer maddeleriyle Anayasa Mahkemesine götürme fırsatını elde edememişlerdir veya etmemişlerdir. Oysa, 4046 sayılı Yasanın birçok maddesi, değerli arkadaşlarım, Anayasaya aykırıdır, bugün önümüzde değildir, bugün uygulamadadır; ama, yarın, idarî mahkemeler 4046 sayılı Yasanın birçok maddesini iptal ettiği zaman, halen uygulamada olan birçok işlem de açıkta kalacak, geri dönecektir. Öncelikle, değerli milletvekillerinin bu konuda dikkatini çekiyorum.
Hükümet, mevcut 4046 sayılı Yasayla, hudutsuz, sınırsız bir özelleştirme sürecine girmiştir. Oysa, bu özelleştirme sürecine temel olan Yasa, birçok maddesiyle -belirttiğim gibi- Anayasaya aykırıdır. Neden aykırıdırın ayrıntısına inmeyeceğim, o kararı vermek Anayasa Mahkemesine düşer; ama -elimizde Anayasa var- Anayasayı okuyabilen, Anayasadan anlayan herkes ve tabiatıyla her Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi, ezbere bildiği Anayasayı gereğince yorumlayarak, hangi boyutlarıyla, bugün, sadece 17 nci maddesini değiştirmek için bir araya geldiğimiz veya o süreci yaşamakta olduğumuz şu aşamada, geride ne olduğunu da bilmek zorundadır; hangi yasanın nesini değiştirdiğimizi iyi bilmek zorundayız.
Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, Anayasamız, 10 uncu maddesiyle, kanun önünde eşitliği öngörmektedir; Anayasamız, 43 üncü maddesiyle "Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır" demektedir; Anayasamız, 168 inci maddesiyle "Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır" denmektedir; ama, değerli arkadaşlarım, biliyoruz ki, bugün TEAŞ'ın elinde bulunan tesislerin, o tesislerin bağlantılı bulunduğu doğal kaynakların ihalesi, peyderpey, yapılmak üzeredir; Elbistan-A yapılmıştır, Elbistan-B yapılmak üzeredir. Birçok doğal kaynağın, Anayasadaki bu açık hükme rağmen, her biri için ayrı bir yasa çıkarılmadan, her biri için hangi koşullarla, hangi süreyle, bu iznin verileceği ayrıntılarıyla belirtilmeden ihalesi yapılmaktadır. Okuması olan herkesi sağduyuya çağırıyorum -tüm Büyük Millet Meclisi üyelerinin de okumaları vardır- anlayışa çağırıyorum. Lütfen, ortadaki talana, ortadaki vurguna ve Anayasaya aykırı uygulamalara dur diyelim.
Değerli arkadaşlarım, dün değil evvelki gün Diyarbakır'daydım. O nedenle, pazartesi günkü Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmasını kaçırdım; ama, daha evvel karşıt görüşümü vermiştim.
Gidiniz, doğuyu dolaşınız, güneydoğuyu dolaşınız, kalkınmada öncelikli yöreleri dolaşınız. Millet kan ağlıyor. Evet, içbarış kanıyor; ama, millet, bir başka nedenle de kan ağlıyor; bizim uygulamalarımız, daha doğrusu Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçen yasalar çerçevesinde, Hükümetin uygulamaları nedeniyle kan ağlıyor. Nedir o; bu bölgelerde yapılmış olan özelleştirmeler. Lütfen, kalkınmada öncelikli olan bölgelerde, doğuda, güneydoğuda özelleştirmeyi durdurun arkadaşlarım. Et ve Balık Kurumunu özelleştirdiniz, hayvancılığı çökerttiniz; SEK'i, Yem Sanayiini özelleştirdiniz, üreticiler gerçekten kan ağlıyor. Yerine fabrika mı kuruldu; hayır.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) – Kim yaptı?
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Kim yapıyor... Eğer yapmıyorsanız, çıkın, burada söyleyin; yapmayacaksanız söyleyin.
ALİ OĞUZ (İstanbul) – Biz yaptık de! Siz yaptınız!
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Efendim, şimdi, ben, Grubum adına konuşuyorum, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşuyorum. Bana oradan laf atacağınıza...
ALİ OĞUZ (İstanbul) – Biz yaptık desene!
BAŞKAN – Sayın Oğuz... Size söz vereceğim Sayın Oğuz; gelir, burada konuşursunuz.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Ali Bey, laf atacağınıza, geçen dönem, bugün bakanlık yapan çok saygın bazı üyelerinizin, lütfen, zabıtlara geçmiş konuşmalarını okuyun ve bugünkü tavrınız nedeniyle vicdanınız sızlasın; çünkü, bugün, ne yazık ki, Refah Partisi, rantın, rantiyenin partisi olmuştur; bugün, yıllardır Türkiye'de sürdürülmekte olan rant ekonomisini baştacı eden, onun öncü uygulamacısı olan bir partiye dönüşmüştür...
ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) – Bunu söylerken vicdanın sızlamıyor mu?!.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Ve bunu, bugün, burada tartışmakta olduğumuz özelleştirmeyle ilgili kanun tasarısıyla bir kere daha kanıtlamaktasınız.
Tabiî, özelleştirmeye ilişkin ne düşündüğümüzü, defaatle bu kürsüden dile getirdik. Dedik ki, lütfen, stratejik mal ve kamusal yarar amaçlı hizmet üreten tesisleri özelleştirirken kılı kırk yarın, dikkat edin; çünkü, burada kamu yararı söz konusudur, burada sanayileşme söz konusudur, burada teknolojik yapılanma söz konusudur. Öyle, bütçenin açıklarını kapatabilmek için, siz, bunları günübirlik kararlarla satarsanız, yerine yenisini kuramazsınız, batırırsınız, yazık edersiniz, Türkiye'nin kalkınmasına yazık edersiniz. Yapılan odur, yapılmak istenen odur.
Biraz sonra, maddeler görüşülürken, bu konuya daha ayrıntılı ineceğim; ama, bugün, kesinlikle, Hazine için, kamu için yük olduğu iddia edilememesi gereken, kamu kesimi borçlanma gereği içindeki, o açıktaki payı yok denecek düzeyde olan KİT'leri, bugün, sınırsız bir şekilde, öncelik koymadan, kamu yararı gözetmeden satmaya yönelen Refah - Doğru Yol Hükümeti, biliniz ki, bu ülkeye, bu ülkenin insanlarına ve bu ülkenin sanayileşmesine büyük zarar vermekte, büyük bir ayıp işlemektedir. İkaz ediyorum, bu yoldan dönün; aksi halde, sandıkta, seçimde, seçmenler, yurttaşlarımız, sizlere gereken yanıtı verecektir.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) – Doğrudur Sayın Hacaloğlu.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bugün, her ülke, şu veya bu şekilde özelleştirme yapmakta; ancak, neyi özelleştireceğinizi, nasıl özelleştireceğinizi, kime satacağınızı ve hangi bedele satacağınızı çok iyi belirlemeniz gerekir. Satılacak şeyler vardır, satılmayacak şeyler vardır. Tabiatıyla, Türkiye, kırk yıl evvel dikilmiş bir ceketle, bugün, devletin, ekonomideki konumunu belirleyemez, kırk yıllık ceketi bugün giyememesi doğaldır; ama, eğer siz, kırk yıl evvel, yirmi yıl evvel kurulmuş olan bu sanayileri, o günün ihtiyaçları içerisinde geliştirilmiş olan bu tesisleri -onbeş yıldır, yani, rant ekonomisinin ülkeye egemen kılındığı Özallı günlerden günümüze tek bir baca dikmeden- satarsanız, bütçe açıklarını kapatmak için elden çıkarırsanız, biliniz ki, hem üretim düşer hem işsizlik artar hem de Türkiye, dünya ülkeleri arasındaki gelişme yarışında geri kalır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Ben, bu konudaki diğer görüşlerimi maddeler üzerinde söz aldığım zaman dile getirmek dileğiyle, hepinizi bir kez daha sağduyuya davet ediyorum. Bundan evvel, 6 kere Anayasa Mahkemesi duvarına çarpmış olan özelleştirme ayıbına bir yeni ayıp ilave etmeyin, getirmeyin; çünkü, biraz sonra maddelere geçince açıklayacağımız gibi, bu tasarı da Anayasa Mahkemesinin duvarına çarpacaktır; çünkü, 2 nci maddesi Anayasaya aykırıdır.
Bu duygularla, sağduyunun hâkim olması dileğiyle, Cumhuriyet Halk Partisi adına, hepinize saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu, teşekkür ediyorum efendim.
Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Hüsnü Doğan; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)
ANAP GRUBU ADINA HÜSNÜ DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özelleştirme uygulamalarının düzenlenmesine dair kanun tasarısı hakkında, Anavatan Partisinin görüşlerini dile getirmek istiyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özelleştirme konusu, Türkiye'nin gündemine fiilen gireli, aşağı yukarı, oniki onüç yıl oluyor; ondan evvel de zaman zaman konuşulmuştur; ama, fiiliyata geçmesi mümkün olmamıştır. Özelleştirme düşüncesi, aşağı yukarı, Anavatan Partisinde derli toplu hale gelmiş, fikrî tartışmaları devam etmiş ve rahmetli Özal'ın da bu konuda önemli gayretleri olmuştur. Tabiatıyla, bugün, Türkiye'de, genel olarak, özellikle kamuoyunda, özelleştirme konusunda olumlu bir hava, bir konsensüs, bir uzlaşma meydana gelmiş olmasından, şahsen, memnunluk duyuyorum. Yalnız, şunu da ifade etmeden geçemiyorum: Aşağı yukarı, 1990'lara gelinceye kadar, Anavatan Partisi dışındaki bütün partiler, maalesef, özelleştirmenin karşısında olmuşlardır; bazı partiler siyaseten karşısında olmuşlardır, bazı partiler de ideolojik olarak karşısında olmuşlardır. Bugün, ideolojik anlamda karşı olanların bazılarının gayretleri devam etmektedir; ama -şunu bilhassa ifade etmek istiyorum- özellikle 1990'dan sonra, Doğu Blokunun çökmesiyle ve çok kapsamlı bir globalleşme anlayışının dünyaya hâkim olmasıyla, bugün, özelleştirme düşüncesi, felsefesi, anlayışı karşısında olmak mümkün değildir. Özelleştirmenin mutlaka yapılması lazımdır; ama, önemli olan, bunun nasıl yapılacağı, nasıl tatbik edileceği, nasıl kullanılacağıdır.
Daha birkaç gün evvel, Özelleştirme İdaresi -oradan bir doküman aldım, orada önemli gördüğüm birkaç cümleyi size aktarmak istiyorum- felsefesini şöyle tarif ediyor: "Özelleştirmenin ana felsefesi, devletin, aslî görevleri olan adalet ve güvenliğin sağlanması yolundaki harcamalar ile özel sektör tarafından yüklenilemeyecek altyapı yatırımlarına yönelmesi; ekonominin ise, pazar mekanizmaları tarafından yönlendirilmesidir." Yani, bir kaynak paketi değildir bu. Bunun anlamı -özelleştirmenin- devletin ekonomik ve sosyal hayattaki görevlerinin yeniden tarif edilmesi; yoksa, devlet için bir kaynak meselesi değildir; çünkü, bu, zaman zaman, Türkiye'de, maalesef, tartışılıyor. Bu noktanın altını bilhassa çizmek istedim.
Yine, devam ediyorum oradan: "Özelleştirme ile devletin ekonomideki sınaî ve ticarî aktivitesinin en aza indirilmesi hedeflenirken, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin oluşturulması, devlet bütçesi üzerindeki KİT finansman yükünün azaltılması, sermaye piyasasının geliştirilmesi ve atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılması, bu yolla elde edilecek kaynakların altyapı yatırımlarına kanalize edilebilmesi mümkün olacaktır. Özelleştirmenin temel amacı, nihaî olarak, devletin ekonomide işletmecilik alanından tümüyle çekilmesini sağlamaktır.
Öte yandan, borsa ve sermaye piyasalarını geliştirmeden, Türkiye'de sağlıklı bir ekonomik gelişmeden bahsetmek mümkün değildir. Şirketlerin yalnızca bankacılık sektörüne bağlı olmadan hisse senedi, tahvil veya bono ihracı yoluyla kaynak temin edebilmeleri ve bu kaynak maliyeti ile enflasyon arasında sağlıklı bir ilişkinin olabilmesi için, sermaye piyasalarının geliştirilmesi gerekir."
Bu devam ediyor; ama, bunları anlatmamın sebebi, özelleştirmeyi, Hükümetin bugün yaptığı gibi, zaman zaman, bunları büyük bir kaynak paketi içerisinde takdim etmesi doğru değildir. Özelleştirme, bundan sonra devletin ne yapacağı ne yapmayacağının, ekonomik ve sosyal hayatta neleri bizzat yapacağı neleri yapmayacağının tarifidir. Bu bakımdan, bu felsefenin önemini burada vurgulamak istiyorum.
Şimdi, bugüne kadar özelleştirmede ne yapıldı diye baktığımızda, gördüğümüz rakam şudur: Topu topu 1986'dan bu yana -1996 sonuna kadar- 3 milyar dolarlık özelleştirme yapılabilmiştir. Tabiî, bu, Türkiye gibi büyük imkânları olan bir ülke için çok düşük bir sürattir. Özelleştirme işleri, hakikaten, bürokrasi bazında yavaş gitmiştir, hükümetler bazında yavaş gitmiştir ve en önemli yanlarında da, özelleştirmede, zaman zaman, bir hukuk kaosu yaşanmıştır. Bunun bile, bugünkü şartlarda dahi tam olarak çözüleceği kanaatinde değilim. Biraz sonra o konulara da değineceğim.
Dolayısıyla, Türkiye, özelleştirmede çok hızlı gitmek zorundadır; özelleştirmeyi sadece KİT'lerin özelleştirilmesi olarak anlamaması lazımdır. Yine, bir şeylerden daha bahsedeceğim. Çünkü, bakınız, özelleştirmeye bizden çok sonra başlayan ülkeler bu konularda çok önemli adımlar attılar. Biz daha birkaç şirketi, birkaç tesisi özelleştiremezken, Batı Almanya Doğu Almanya'yı özelleştirdi.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI İ. ERTAN YÜLEK (Adana) – Koca bir devleti...
HÜSNÜ DOĞAN (Devamla) – Yani, burada, bunun bilhassa altını çizmek istiyorum; koca bir devlet bütün altyapısıyla, bütün tesisleriyle ve de esnafı, sanatkârı, çiftçisiyle... Öyle düşünmek lazım; çünkü, özelleştirme, sadece Sümerbank'ın, Etibank'ın, vesairenin bazı tesislerinin satılması değildir. Bu bakımdan, hakikaten, aldığımız mesafeyi hiçbir şekilde önemli görmüyorum. Dolayısıyla, sistemin verimli hale gelmesi için, genel olarak, sadece devletin kaynaklarının değil, Türkiye'nin kaynaklarının, yerinde, daha verimli olarak kullanılmasını sağlamak için özelleştirmeyi süratlendirmekle, meseleleri iyi götürmekle mükellefiz. Bu, bizim sorumluluğumuz.
Tabiatıyla, özelleştirme deyince, bu kanundaki konulardan farklı olarak diyeceklerim var. Özelleştirmeye kavram olarak ilave edilmesi gereken daha bir yığın husus var. Bunlar neler? Sadece kamu iktisadî teşebbüsleri değil, belediye iktisadî teşebbüslerinin de çoğunun özelleştirilmesi lazım. Yani, belediye, bütçeden aldığı genel kaynakları, birtakım şirketler kurarak, uygun şekilde kullanmıyor. Orada büyük adımlar atılması lazım. Onlar da giderek büyüyor, kontrolden çıkıyorlar. Dolayısıyla, burada da bir uzlaşma lazım; bu ülkenin kaynaklarını daha iyi kullanmak için, belediyelerin de giderek KİT'leşmesini önlemek lazım. Bunu da önemli gördüğüm için burada vurguluyorum.
Buna ilaveten, tarım satış kooperatiflerinde sıkıntılar vardır. Bir zaman, bu kooperatiflerin büyük yatırımlar yapması teşvik edilmiştir, devlet büyük yardımlar vermiştir; yani, Çukobirlikten, Tarişten, Güneydoğu Tarım Satıştan, Fiskobirlikten, Trakya Birlik'e kadar -daha, daha çok var- birçok tesise kavuşmuşlardır. Halbuki, burada önemli olan, çiftçinin korunmasıdır. Çiftçinin tesis sahibi olması ayrı bir olaydır. Önemli olan, çiftçinin, pamuğunun, buğdayının, arpasının -her neyse- tütününün iyi fiyat etmesidir; alınterinin karşılığını almasıdır. Burada sıkıntılar vardır ve bunun da üzerine gidilmesi lazım geldiğini ifade ediyorum.
Buna ilaveten, diyeceğim bir husus daha var: Tabiatıyla, bugün, kamu sektörü, devlet kuruluşları, amme hizmeti diye, kamu hizmeti diye birçok hizmeti yüklenmektedirler ve kamunun yaptığı hizmetler de genellikle çok pahalı olmaktadır, kaynak israfına yol açmaktadır. Bazı yerlerde -mesela bizim zamanımızda oldu- bazı belediyeler, temizlik işlerini dahi özelleştirebildiler; bunun daha verimli olduğunu, daha ucuza mal olduğunu ve daha iyi kontrol edilebildiğini bizzat yaşadık. Dolayısıyla, özelleştirmeyi çok geniş anlamda düşünmemiz lazım. Önemli olan, bu ülkenin imkânlarının, kaynaklarının, insanlarının daha iyi, daha verimli çalışmasını sağlamaktır. Sadece bunlar değil; yani, tek kurtuluşu özelleştirmede görmek de doğru değil. Özelleştirmenin yapılması elzemdir; ama, her derde deva değildir. Özelleştirme yapmakla, Türkiye'nin ekonomik sorunları, herhalde, daha iyi noktaya gelecektir; ama, nihai çözüm değildir.
Burada şu hususu belirtmek istiyorum: Şimdi, bu Hükümetin, kaynak paketleri adı altında getirdiği birtakım programlar var; hatta, bazı kaynaklarla devletin giderleri karşılanacak; hatta hatta, bu yıl, işte, denk bütçe, belki pozitif bütçe, yüksek kalkınma hızı gibi birtakım iddialar var.
Şimdi, şu veya bu fırsatla yaptığınız özelleştirmeden dolayı bazı gelirleriniz oldu; özelleştirme bittiği zaman ne yapacaksınız?! Eğer devletin giderlerinde ciddî olarak tasarruflara gitmiyorsanız, devletin fonksiyonlarını gözden geçirmiyorsanız, meseleyi çözemezsiniz.
Şunu ifade etmek istiyorum: Kamu sektörü bir istihdam kaynağı değildir. Maalesef, bugüne kadar, orada gerekli titizlik gösterilemedi; çeşitli zamanlarda gösterilemedi, bu iktidar zamanında da gösterilemiyor. Devleti bir istihdam noktası haline getirirseniz, hem israfa yol açarsınız hem haksızlık edersiniz hem de devletin daha iyi noktalarda harcaması gereken paraları, özellikle, bütün kamunun istifade edebileceği altyapı yatırımlarında harcaması gereken paraları israf etmiş olursunuz; buna hakkınız yoktur, buna kimsenin de hakkı yoktur.
Bunun dışında, bakınız, özellikle sosyal güvenlik konusunda, 1990'a gelinceye kadar, Anavatan İktidarı zamanında, önemli adımlar atılmıştı. Bir emeklilik yaşı meselesi vardı. Emeklilik yaşını tedricen yükselten bir uygulamaya gittik; ama, maalesef, 1992'de, gelindi, bu sistem bozuldu, sistem yerinden oynadı ve netice olarak -nereye geldik- işte, bu yılki hesaba göre, Sosyal Sigortalar Kurumunun 700 trilyon açığı var.
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Hayır...
HÜSNÜ DOĞAN (Devamla) – Rakamlar burada...
Şimdi, orayı satıp, burayı satıp borcu kapatacağız diyorsunuz; ama, gerçek aktuaryel hesaba baktığınızda, mesele öyle değil.
Bunun dışında, eğer, Türkiye, ileri ve modern bir devlet olacaksa, eğitim ve sağlık sektörünün bütün yükünü çekemez; nitekim, çekemiyor.
Değerli milletvekilleri, bundan üç dört yıl evvelki bir istatistiği hatırlıyorum. Hindistan'da yükseköğretimin yüzde 5'i, yüzde 6'sı vatandaş tarafından, özel sektör tarafından finanse ediliyor. O yıl, o rakam, bizde, yüzde 1,3'tü. Yani, Türkiye, bu gibi rakamlarda Hindistan'ın gerisindeyse, demek ki, burada yanlışlıklar vardır. Yani, eğitimde de, sağlıkta da, artık, Türkiye'nin önemli adımlar atması lazım. Devletin, daha ziyade, gerek SSK olarak gerek Emekli Sandığı olarak, sosyal sigorta sistemine sahip çıkması lazım. Eğer, bir taraftan her şeyin işletmeciliğini yüklenecekse, o zaman hiçbir yere gidemez ve bir yere de gidemedik. Bunların hepsi, genelde özelleştirme düşüncesiyle, devletin yeniden yapılanmasıyla ilgili olduğu için bir paket yaptım; onun için bunları söylüyorum.
Bunların dışında, aşırı merkezî idareden dolayı kaynaklarımızı iyi kullanamıyoruz. Eğer, mahallî idarelerde önemli reformlar yapmazsak, bu israf devam eder. Yani, üç kuruşluk iş için, Ankara, on kuruşluk masraf ediyor zaman zaman. Bu yetkilerin -yatırım kararları dahil, belli şeyleri dahil- mahallî idarelere devredilmesi lazım ve Türkiye'nin, korkusuzca bu reformları yapması lazım.
Bütün bunlar olmadığı için, uzun yıllardan beri, Türkiye'de, maalesef, kamu yatırımları çok uzun süre alıyor. Yani, iki üç yılda bitirilmesi gereken yatırımlar, on yıl, onbeş yıl, yirmi yıl sürebiliyor; bunlar da, o yatırımın verimini düşürüyor ve Türkiye'yi imkânsızlıklar içerisine sokuyor.
Değerli milletvekilleri, müsaadenizle, bu kanun tasarısı hakkında da bir iki hususa değinmek istiyorum. Bir kere, Komisyonun çalışmalarına teşekkür ediyorum, şu bakımdan: Hükümetin gönderdiği tasarıda, özellikle imarla ilgili zor bir hüküm vardı, Komisyon onu çıkarmış. Dolayısıyla, mevcut İmar Kanununun 9 uncu maddesi yine yürürlükte olacak. O bakımdan, bizim itiraz edeceğimiz ana hükümlerden biri böylece Komisyonda düzeltilmiş oluyor.
Benim burada esas diyeceğim husus şu: Buradaki hükümler, yine bir hukuk kaosu dolayısıyla buraya getiriliyor, onu biliyorum. Buradaki hükümlerin çoğu, aşağı yukarı, bir yönetmelikle halledilecek hükümlerdir; ama, maalesef, Türkiye bu konuları henüz çözemedi. Çok detaylı maddeler var, bunu bilhassa, ısrarla söylüyorum. Benim anladığım, önemli kanunlar -aslında bütün kanunlar- eski tabirle, efradını cami, ağyarını mâni olması lazım; ama, burada bu, efradını mâni, ağyarını cami olmuş; yani, tam tersi olmuş. Çünkü, geçmişte başımdan böyle tatbikatlar geçti, bir şeyi çok detaylı olarak yazdığınızda, öyle ufak noktaları unutursunuz ki, o, size büyük sıkıntılar verir. Bazı hususların genel geçilmesi gerekir; onları genel geçmezseniz, sıkıntı olur, onun da tatbikatını ileride göreceğiz. Bu bakımdan, hakikaten, buradaki hükümler detaylı. Bunun da, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine, mecburen böyle yapıldığını tahmin ediyorum.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) – Doğru.
HÜSNÜ DOĞAN (Devamla) – Ama, benim hukuk anlayışıma göre, bunların ileride ne gibi sıkıntılar getireceğini gayet iyi biliyorum.
Sözlerimi, bir iki noktaya daha değinerek, şöyle bağlamak istiyorum: Özelleştirmeye ilk sahip çıkan bir partinin temsilcisi olarak, bugün özelleştirme konusunda bir konsensüs meydana gelmesinden, bir fikir birliği meydana gelmesinden, bir kere, başta biz mutluluk duyuyoruz; bu bir.
İkincisi, şunu söylemeden geçemeyeceğim; vaktiyle, özelleştirme için öyle sözler söylendi ki, onları burada hatırlatmak istemiyorum. "Kimin malını kime satıyorsunuz" dediler, "tüyü bitmemiş yetimin hakkı var" dediler ve Türkiye'de özelleştirmenin olmaması için ellerinden geleni de yaptılar. Müsaade edin bunları söyleyelim. Ama, siyaset uğruna, ülkedeki doğruları yapmazsanız, bir de, bazı konularda, muhalefette şöyle davranır, şöyle söyler, ondan sonra gelir böyle yaparsanız, o da, tabiî, herkesin kendi sorumluluğudur, kendi tutarsızlığıdır.
Şimdi, dünyadaki gelişmeler karsışında, özelleştirmeye karşı çıkanlar aşağı yukarı yok gibi; ama, zaman zaman şu itiraz yapılıyor, deniliyor ki: "Anavatan Partisi zamanında özelleştirme fazla yapılamadı." Doğrudur. Sebebi ney