DÖNEM : 20 CİLT : 23 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
71 inci Birleşim
20 . 3 . 1997 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMA
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Hatay Milletvekili Mehmet Sılay'ın, Doğu Türkistan'daki son gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın cevabı
2. -Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar'ın, Arnavutluk'taki son gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması
3. -Samsun Milletvekili Ayhan Gürel'in, adliye personelinin intibak sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın cevabı
B)TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-Slovakya Millî Meclisinin vaki davetine icabet edecek parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/719)
2. -Yunanistan Millet Meclisinin vaki davetine icabet edecek Parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/720)
V. -ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1.-(10/63) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 195 sıra sayılı raporunun gündemdeki yeri, görüşme günü ve çalışma süresine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
VI.-KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.-926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)
2. -Yurtdışında Bulunanların SosyalGüvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı :209)
3.-Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)
4.-Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı :164)
5.- 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı :168)
6.-Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin, Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 29 Arkadaşının, Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının ve İzmir Milletvekili Metin Öney'in Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7 Arkadaşının, Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, 2972 Sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ve İçişleri ve Anayasa Komisyonları Raporları (2/612, 2/409, 2/453, 2/522, 2/466, 2/547) (S. Sayısı :247)
VII. -SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. -Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak'ın, Kırıkkale kapalı spor salonu ve yüzme havuzu inşaatına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in yazılı cevabı (7/2123)
2.-Kütahya Milletvekili Emin Karaa'nın, Kütahya BAĞ-KUR Müdürlüğünün eczacı ihtiyacına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı cevabı (7/2144)
3.-Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun, Bartın Kurucaşile İlçesi Meydan Köyünün orman köyü kapsamına alınmama nedenine ilişkin sorusu ve Orman Bakanı M. Halit Dağlı'nın yazılı cevabı (7/2149)
4. -Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun, ziraat mühendisi istihdamı için bir sınav yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci'nin yazılı cevabı (7/2150)
5.-İzmir Milletvekili Metin Öney'in,
Kaçkar Dağı Millî Park Alanının
genişletilip genişletilmeyeceğine ilişkin
sorusu ve Orman Bakanı M. Halit Dağlı'nın
yazılı cevabı (7/2163)
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak beş oturum yaptı.
Ankara Milletvekili Ali Dinçer, Arnavutluk'ta meydana gelen son sosyopolitik, ekonomik gelişmeler ve Türkiye'nin Balkan politikasına,
Kütahya Milletvekili Emin Karaa, Türk Hava Kurumunun sorunlarına,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Kars Milletvekili Yusuf Selahattin Beyribey'in, 14 Mart Tıp Bayramına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna cevap verdi.
Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 30 arkadaşının, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kaynaklarının kullanımında partizanlık yapıldığı ve keyfî davranıldığı iddialarını araştırmak amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/177) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemde yerini alacağı ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmelerin, sırasında yapılacağı açıklandı.
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmına geçilerek;
1 inci sırada bulunan (6/258),
2 nci sırada bulunan (6/259),
3 üncü sırada bulunan (6/260),
4 üncü sırada bulunan (6/261),
5 inci sırada bulunan (6/262),
6 ncı sırada bulunan (6/269),
7 nci sırada bulunan (6/270),
Esas numaralı sözlü soruların, üç birleşim içerisinde cevaplandırılmadıklarından, yazılı soruya çevrildikleri ve gündemden çıkarıldıkları bildirildi.
8 inci sırada bulunan (6/275),
9 uncu sırada bulunan (6/276),
10 uncu sırada bulunan (6/277),
11 inci sırada bulunan (6/278),
12 nci sırada bulunan (6/281),
13 üncü sırada bulunan (6/282),
14 üncü sırada bulunan (6/267),
15 inci sırada bulunan (6/268),
16 ncı sırada bulunan (6/279),
17 nci sırada bulunan (6/283),
18 inci sırada bulunan (6/284),
19 uncu sırada bulunan (6/285),
21 inci sırada bulunan (6/287),
22 nci sırada bulunan (6/289),
23 üncü sırada bulunan (6/290),
24 üncü sırada bulunan (6/291),
25 inci sırada bulunan (6/292),
26 ncı sırada bulunan (6/293),
27 nci sırada bulunan (6/294),
28 inci sırada bulunan (6/297),
29 uncu sırada bulunan (6/298),
30 uncu sırada bulunan (6/299),
31 inci sırada bulunan (6/300),
32 nci sırada bulunan (6/301),
33 üncü sırada bulunan (6/302),
34 üncü sırada bulunan (6/303),
35 inci sırada bulunan (6/304),
36 ncı sırada bulunan (6/305),
37 nci sırada bulunan (6/306),
38 inci sırada bulunan (6/307),
39 uncu sırada bulunan (6/308),
40 ıncı sırada bulunan (6/309),
41 inci sırada bulunan (6/310),
42 nci sırada bulunan (6/311),
43 üncü sırada bulunan (6/313),
44 üncü sırada bulunan (6/314),
45 inci sırada bulunan (6/315),
46 ncı sırada bulunan (6/316),
47 nci sırada bulunan (6/317),
48 inci sırada bulunan (6/318),
49 uncu sırada bulunan (6/319),
50 nci sırada bulunan (6/320),
51 inci sırada bulunan (6/321),
52 nci sırada bulunan (6/322),
53 üncü sırada bulunan (6/323),
54 üncü sırada bulunan (6/324),
55 inci sırada bulunan (6/325),
56 ncı sırada bulunan (6/326),
58 inci sırada bulunan (6/329),
59 uncu sırada bulunan (6/330),
60 ıncı sırada bulunan (6/333),
63 üncü sırada bulunan (6/336),
64 üncü sırada bulunan (6/337),
66 ncı sırada bulunan (6/339),
Esas numaralı sözlü sorular, ilgili Bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından ertelendi.
20 nci sırada bulunan, Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan'ın, Atatürk Hava Limanında yaşadığı iddia edilen bazı olumsuzluklara (6/286),
65 inci sırada bulunan, Rize Milletvekili Ahmet Kabil'in, Karadeniz -Samsun -Sarp yolu yapımına (6/338),
Karaman Milletvekili Fikret Ünlü'nün;
67 nci sırada bulunan, Karaman -Ermenek arasındaki yol yapımına (6/340),
68 inci sırada bulunan Karaman ile Ermenek İlçesi afet evlerinin yapımına (6/341),
70 inci sırada bulunan, Denizli Milletvekili Hilmi Develi'nin, Sivil Havacılık Yasasına ilişkin sözlü sorularına, Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunç;
57 nci sırada bulunan, Denizli Milletvekili Hilmi Develi'nin, pamuk taban fiyatlarına ve birliklerine (6/327),
Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan'ın;
61 inci sırada bulunan, bürokrat atamalarındaki tutuma (6/334),
62 nci sırada bulunan, öğretmenlerin can güvenliğine (6/335),
69 uncu sırada bulunan, Karaman Milletvekili Fikret Ünlü'nün, bulgur ihracatına,
İlişkin sözlü sorularına da, Devlet Bakanı Lütfü Esengün,
Cevap verdiler.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının;
1 inci sırasında bulunan 23 sıra sayılı kanun tasarısının müzakeresi, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından, ertelendi.
5 inci sırasında bulunan, Yurt Dışında Bulunanların SosyalGüvenlik Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının (1/569) (S. Sayısı :209) görüşmelerine devam edilerek 10 uncu maddesine kadar kabul edildi; 11 inci maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.
Kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, 20 Mart 1997 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 23.08'de son verildi.
Zeki Ergezen Fatih Atay
Bitlis Aydın
Kâtip Üye Kâtip Üye
1. -Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin, SEKAYönetim Kuruluna ve Genel Müdürlüğüne atama yapılmamasının nedenine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi(6/478) (Başkanlığa geliş tarihi :14.3.1997)
2. -Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin, Çaycuma Organize Sanayii Bölgesi alanı içinde yer alan arazilerin kamulaştırma bedellerinin ne zaman ödeneceğine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/479) (Başkanlığa geliş tarihi :14.3.1997)
3.-Burdur Milletvekili Kazım Üstüner'in, veteriner hekim ve veteriner sağlık teknisyenlerinin özel hizmet tazminatlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/480) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)
4.-Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Bingöl -Yedisu İlçesi Sağlık Ocağının sağlık merkezine dönüştürülüp dönüştürülmeyeceğine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/481) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)
5.-Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan -Mecidiyeköy'e bağlı Eşekmeydanı Mezrasının içme suyu sorununa ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/482) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)
6. -Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan -Kemah'a bağlı Kerer Köyünün sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/483) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)
7.-Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan -Çayırlı'ya bağlı Mantarlı Köyünde su yükselmesi tehlikesi olup olmadığına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/484) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)
8.-Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan'a bağlı bazı yerleşim birimlerinde sulama kanalı ve gölet yapımına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/485) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)
1.-Niğde Milletvekili Akın Gönen'in, organize sanayi bölgelerine sağlanan kredilere uygulanan faiz oranlarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2322) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)
2.-Tekirdağ Milletvekili BayramFırat Dayanıklı'nın, eğitim hastanelerinde görev yapan başasistanların görev süreleriyle ilgili yönetmelik değişikliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2323) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)
3. -Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan -Merkeze bağlı Sütpınar Köyünde depremden hasar gören konutlara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2324) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)
4.-Gaziantep Milletvekili Mustafa R. Taşar'ın,
Antalya Manavgat'a bağlı Yaylaalan Köyünün
içme suyu sorununa ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/2325) (Başkanlığa geliş
tarihi :19.3.1997)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71 inci Birleşimini açıyorum.
BAŞKAN - Ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; sayın milletvekillerinin, salonda bulunduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.
(Edirne Milletvekili Ümran Akkan'a kadar yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Hatay Milletvekili Mehmet Sılay'ın, Doğu Türkistan'daki son gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın cevabı
BAŞKAN - Gündemdışı birinci söz, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Sılay'ın.
Sayın Sılay, Doğu Türkistan'daki son gelişmeler konusunda konuşacak.
Buyurun Sayın Sılay. (RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
MEHMET SILAY (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; batıda Fransa'nın, doğuda Kızıl Çin'in, tüm dünyanın itirazına rağmen, nükleer patlamaları pervasızca sürdürdüğü hepinizin malumudur.
Bitki örtüsü ve insan soyuna kasteden, yeraltı ve yerüstü nükleer denemelerin yapıldığı Doğu Türkistan'da zorunlu kürtaj ve kanserojen ilaçlarla sözde nüfus planlaması zaten maksatlı olarak ve acımasızca devam etmekte idi; ancak, Komünist Çin'in, envai çeşit metotlarla yıllardır Müslüman Uygur Türklerine karşı asimilasyon uygulaması, yaşadığımız şu günlerde sıcak savaşa dönüştü, hatta kitlesel kıyıma dönüştü.
Dış haber merkezlerinden, ajanslarından ve ulusal basınımızdan birkaç spot haberle konuyu yeniden sizlere hatırlatmak istiyorum:
"4 Şubat akşamından; yani, kadir gecesinden beri Çin güvenlik kuvvetleri ile halk arasında sokak çatışmaları sürüyor."
"Doğu Türkistan'da olağanüstü hal... Binlerce Müslüman tutuklandı."
"Başkent Urumçi, Yarkent ve Kaşgar'da sokağa çıkma yasağı ilan edildi."
"Beş büyük yerleşim merkezinin kontrolü mücahitlerin eline geçti."
"Kızıl Çin toplama kamplarında işkenceden, açlıktan ve soğuktan 15 ilâ 25 yaş arası gençlerde ölümler başladı."
Değerli milletvekilleri, bu arada, Dışişlerimizin insanı kahreden geleneksel ilgisizliği sürerken, Avrupa Parlamentosu, bir raporla, Doğu Türkistan'daki Çin vahşetini belgeledi.
Doğu Türkistan'ın elli yıllık bağımsızlık davası, bugün, tekrar, en insafsız şekilde dünya gündemine gelip oturmuştur. Dün, bizim, Anadolu'da yaşadığımız antiemperyalist direnişimiz, bugün, Doğu Türkistan'da filizlendi. Komünist Çin'in 1949 yılında zorla işgal ettiği Doğu Türkistan'da tam anlamıyla bir kurtuluş savaşı başlamıştır. Yarkent, Turfan ve Hotan'da, mücahitler, Çin kuvvetlerini bozguna uğratıp, kurtarılmış mahalleler ve kurtarılmış şehirler oluşturmaya devam ediyorlar.
Ayaklanma, öncekiler gibi münferit bir olayla sınırlı kalmamış, tüm Doğu Türkistan coğrafyasına yayılmıştır. Bildiğiniz gibi, Doğu Türkistan'ın coğrafî durumu ve jeostratejik yapısı, dış yardım akışı açısından, Bosna, Filistin ve Çeçenistan'a nispetle, tam bir imkânsızlık içindedir. Şimdiden Doğu Türkistan Halkının hür dünyayla bütün ulaşım ve haberleşme bağlantıları kesilmiş, havaalanları trafiğe kapatılıp, uçuşlar iptal edilmiştir. Televizyonlardan izlediğiniz gibi, Pekin ve Şanghay'daki patlamaların sanığı olarak tutuklanan masum Uygur gençleri, sorgulanmadan, sokak ortasında enselerine kurşun sıkılarak katledilmektedirler.
Değerli milletvekilleri, Kızıl Çin'in, silahsız halk üzerinde seri infazlarla katliamı sürdürmesine, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve milletimizin seyirci kalması elbet mümkün değildir. Öz vatanlarında, inançlarını özgürce yaşama uğruna ayaklanan Müslüman Uygur Halkına ve Kızıl Çin hegemonyasında elli yıldan beri hayat hakkı gasp edilmiş olan Doğu Türkistan mazlumlarına yardım etmek millî görevimizdir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sılay, lütfen, 1 dakika içinde toparlayınız.
MEHMET SILAY (Devamla) - ...insanî görevimizdir ve İslamî görevimizdir. Bu maksatla, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde çalışan vefakâr işçi kardeşlerimiz ilk yardımı başlattılar. Anadolu'nun ilçe ve köylerinde Doğu Türkistan'ın istiklali için imza kampanyası başladı. İstanbul Aksaray Vakıflar Bankasında açılan hesaba, milletimiz nakdî bağışlar yapmaktadır.
Değerli milletvekilleri, demokrasilerde, bir meclisin meşruiyeti, halkın taleplerini dile getirmekle ve hayata geçirmekle mümkündür. Millî iradenin temsilcisi olan bu Yüce Meclis ve bu Meclisten çıkan Hükümetimiz tarafından, Doğu Türkistan'ın bağımsızlık davası derhal uluslararası platformlara taşınmalıdır; yarın çok geç olabilir. Doğu Türkistan'ın dramı, Türk Hariciyesi tarafından, uluslararası dengeler gözetilerek, Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyi gündemine alınmalıdır; D-8'lerin meclisinde müzakereye açılmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sılay, teşekkür ediyorum.
MEHMET SILAY (Devamla) - Değerli milletvekilleri, partilerüstü ve müşterek bir sorun oluşuyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, özel gündemle ve yalnız Doğu Türkistan olaylarını görüşmek üzere, olağanüstü toplanması şart olmuştur.
İlgi ve duyarlılığınızın devamını diler, saygılar sunarım. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sılay.
Gündemdışı konuşmayı yanıtlamak üzere, Millî Savunma Bakanı Sayın Turhan Tayan; buyurun efendim.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI TURHAN TAYAN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Sılay'ın, Çin Halk Cumhuriyetinin Sincan-Uygur Özerk Bölgesinde yaşayan Uygur Türklerinin maruz kaldığı, hepimizi derinden üzen muamele hakkındaki görüşlerini hep beraber dinledik. Bu gündemdışı konuşmaya, Hükümetimiz adına cevap vermek, daha doğrusu açıklık getirmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Sincan-Uygur Özerk Bölgesinde yaşayan Uygurlarla aramızda yakın kültürel bağlar bulunmakta ve ülkemizde çok sayıda Uygur kökenli Türk vatandaşı bulunmaktadır. Bu nedenle, Dışişleri Bakanlığımız, Sincan-Uygur Özerk Bölgesindeki son gelişmeleri yakinen izlemektedir. Çin Halk Cumhuriyeti yetkilileriyle her düzeyde yapılan temaslarda, o bölgede yaşayan Uygurların, bizim akrabalarımız olduğu, bu nedenle de kendilerinin refah ve mutluluklarıyla ilgilenmemizin doğal karşılanması gerektiği dile getirilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, Hükümetimiz ve bundan evvelki hükümetler, sadece Çin Halk Cumhuriyetinin Sincan-Uygur Bölgesinde değil, ister Somali'de olsun ister Bosna-Hersek'te olsun ister bir başka yerde olsun, nerede olursa olsun, yaşayan kardeşlerimizin, Türk kardeşlerimizin, Müslüman kardeşlerimizin, Müslüman Türk kardeşlerimizin uğradığı her haksızlık karşısında duyarlılık göstermiştir ve bundan sonra da, duyarlılık göstermeye devam edilecektir. Bu çerçevede, bölgede meydana gelen son olaylardan derin bir endişe ve üzüntü duyduğumuz, Çin Hükümetinin bilgisine bir kez daha getirilmiş ve suhulet ve sağduyuyla hareket edilmesini beklediğimiz kararlılıkla bildirilmiştir. Ancak, takdir buyurulacağı üzere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesinden biri olan ve Türkiye ile önemli bir potansiyel ilişki teşkil eden Çin Halk Cumhuriyetiyle ikili ilişkilerimize zarar vermeden; ancak, buradaki haksızlığa da göz yummadan, soruna çözüm bulmaları konusunda, ilgililer, yetkililer uyarılmıştır.
BAŞKAN - Sayın Bakan, bir dakikanızı rica edebilir miyim.
Sayın milletvekilleri, bir sayın arkadaşımızın konuşmasına, Sayın Bakan, lütfettiler, cevap veriyorlar; lütfen, dinleme nezaketini gösterelim.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI TURHAN TAYAN (Devamla) - Türkiye, bu politikasına uygun olarak, Sincan-Uygur Özerk Bölgesini, Çin Halk Cumhuriyetinin bir parçası olarak görmekte ve Çin Halk Cumhuriyetinin toprak bütünlüğünün korunmasına önem atfetmektedir.
Hükümetimiz, Çin Halk Cumhuriyeti Hükümetinin, bölgede yaşayan Uygurları, Türkiye ile Çin arasında bir dostluk köprüsü olarak değerlendireceğine ve olayların daha fazla tırmanmasını önleyici tedbirleri itidal ve sağduyu içerisinde alacağına inanmaktadır. Hükümetimiz ve Dışişleri Bakanlığımız, bir bütün olarak, bu konunun yakın takipçisidir; günbegün, anbean olaylar takip edilmektedir.
Umarız ki, aklıselim galebe çalar ve çok yakın bir zamanda, bu konuda, sizlere, hepimizin yüreğini ferahlatacak haberler vermiş oluruz.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
2. -Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar'ın, Arnavutluk'taki son gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Gündemdışı ikinci konuşma, Elazığ Milletvekili Sayın Mehmet Ağar'ın.
Sayın Ağar, Arnavutluk'taki son gelişmeler üzerinde konuşacak.
Buyurun Sayın Ağar. (DYP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
MEHMET AĞAR (Elazığ) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tarihî, kültürel, dinî ve demografik bağlarıyla, Türkiye, coğrafyasının bir parçası olan Balkan ülkeleri ve burada olan olaylarla çok yakından ilgilenmek mecburiyetindedir. Bugünkü şartlar içerisinde, meydana gelen Arnavutluk olaylarını daha geniş boyut ve perspektif içerisinde görme mecburiyetimiz vardır.
Arnavutluk sınırının hemen yanında, Kosova'da ve uzun sınırları olan Makedonya'da önemli ölçüde Arnavut nüfusu olduğunu biliyoruz. Kader birliği yaptığımız, yıllarca aynı devletin tebaası olduğumuz Arnavutların, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasıyla, bugün, bağımsız bir devlet olarak kaldığını biliyoruz ve son derece önemli bir dayanak noktası olarak, bu bağımsız devlet ayaktadır. Ancak, son günlerde meydana gelen banker skandalıyla birlikte, bu ülke üzerinde, örtülü bazı oyunların, bazı devletlerce gündeme getirildiği görülmektedir. Özellikle Yunanistan'ın, Kuzey Epir Bölgesi olarak, Güney Arnavutluk üzerinde ciddî oyunları olduğunu görmezlikten gelebilmek mümkün değildir. Bugün, bu ayaklanmanın organizasyonu içerisinde, Atina'da lüks hayat içerisinde yaşayan Arnavutluk ordusunun eski generallerinin ayaklanmayı takiben buraya gönderildiği ve buradaki örtülü faaliyetleri organize ettiği -ciddî bir şekilde- görülmelidir.
Aynı şekilde, Sırbistan açısından meseleye bakıldığında, önemli bir hareket alanı olan Kosova'yı, istediği biçimde, operasyonel biçimde halledebilmek açısından, bu kargaşanın son derece işine yaradığı da net bir gerçek olarak görülmektedir. Hal böyle iken, gerek Makedonya'da gerekse Kosova'da yaşayan Arnavutluk nüfusunun tek moral güvencesinin Arnavutluk Devleti olduğu bilinen bir olaydır.
Bugün üzerinde yaşadığımız Küçük Asya, stratejik açıdan dünyanın en önemli bölgelerinden bir tanesidir. Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu açısından mesele ele alındığında, Türkiye, gelecekte, dünyadaki siyasî güç dengesinin belirginleşeceği, belirleneceği en önemli coğrafî bölge üzerindedir. Dolayısıyla, geçmişte Çanakkale'yi geçemeyen müttefiklerin, bugün, çeşitli örtülü operasyonlarla Türkiye'yi rahatsız ettiği gerçeği bir an bile akıldan çıkarılmamalıdır.
Olaya bu gözlükle bakıldığında, Balkanlar meselesinin, Türkiye'nin hayatî meselelerinden biri olduğu gerçeği gözden ırak tutulmamalıdır. Büyük bir imparatorluğun mirasçısı olduğumuzu bir an bile akıldan çıkarmamamız gerekir.
Bosna'daki olaylar çok taze, henüz hafızamızda; gelecekte, Arnavutluk, Makedonya, Kosova gibi bölgelerde aynı olayların olmaması bakımından, Türkiye'nin, gerçekleri çok iyi analiz etmesi, meseleleri yakın takip etmesi, ihtiyaç olan her noktada müdahil olması mecburiyeti vardır.
Türkiye'nin bir Balkan gücü olarak kalabilmesinin iki tane önemli dayanak noktası vardır: Bunlardan bir tanesi, Güney Balkanların en kalabalık nüfusu olan Arnavutlar ve Sancak ve Bosna-Hersek'teki Boşnak Müslümanlardır. Güney Balkanlardaki Arnavut nüfusunun kalbi ise, Arnavutluk ve Kosova'dır. Eğer Arnavutluk meselesi istenilen biçimde çözülemezse, bugün, Karadağ ve Makedonya'da yaşayan herkes ileride katliam tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Bugün Güney Arnavutluk'ta ağırlığı olan İtalyan ve Yunan mafyalarının karapara birikimlerinin sonucunun, burada, bu banker olayıyla ortaya çıkan bu meselenin ağırlıkla içerisinde olduğu görülmektedir. Burada iki önemli şehir vardır; birisi Avlonya, diğeri Sarande Kentidir. Bunların her ikisi de Yunan, İtalyan ve Arnavut mafyalarının en önemli faaliyet alanı içerisindedirler. Biraz evvel söylediğime ilave olarak, gene, Afrika ülkelerinin birisinde yaşamakta olan, Enver Hoca döneminde, daha önceki idarî dönemlerde görev yapan eski bakanların da bugün buralara gelip silahlı ayaklanmalar organize ettiğini yakinen görürüz.
Mevcut Arnavutluk yönetimi, Türkiye'yle bugüne kadar en sıcak ilişkiler kuran Berişa yönetimidir. Dolayısıyla, Yunanistan tarafından kuşatma altına alındığı korkusuna kapılmaması için, mevcut yönetime son derece dikkatli biçimde destek vermek mecburiyetimiz ortadadır. Görünürdeki hedef Arnavutluk; ama, perdenin arkasında görünmeyen hedef de, Türk-Arnavut dostluğuna çok ciddî bir şekilde darbe indirmektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ağar, lütfen, 1 dakika içinde toparlayınız.
MEHMET AĞAR (Devamla) - Dolayısıyla, bu desteği gerçekleştirmek konusunda fazla geç kalmanın hiçbir anlamı yoktur. Memnuniyetle aldığım bilgiye göre, Dışişleri Bakanlığının, önümüzdeki günler içerisinde özel bir temsilci -inşallah üst düzeyden olur- gönderme niyeti vardır.
Burada açlık tehlikesi vardır, sıkıntılar vardır; süratle, uluslararası bir fon kurulması, bu yardımın yapılması konusunda öncülük etmemiz, Kızılayın devreye girmesi, ekonomik ve siyasî destek için İslam Konferansı Örgütünün harekete geçirilmesi, konunun, NATO platformuna taşınması ve burada örtülü operasyon yürütme durumunda olan devletlerin de açık seçik biçimde uyarılmasında fayda görülmektedir. Üstelik, aramızda da savunma işbirliği anlaşması vardır Arnavutluk'la. Bütün bu platformlardan istifade etmek suretiyle, Türkiye'yle gerçekten çok sıcak ilişkileri olan Arnavutluk Devlet Başkanı ciddî biçimde desteklenmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET AĞAR (Devamla) - Sayın Başkan, saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ağar.
Gündemdışı konuşmaya, hükümet adına bir yanıt için söz talebi yok.
3. -Samsun Milletvekili Ayhan Gürel'in, adliye personelinin intibak sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın cevabı
BAŞKAN - Gündemdışı üçüncü konuşma, Samsun Milletvekili Sayın Ayhan Gürel'in. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Gürel, adliyelerde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi çalışan personelin yükseköğretim sonrası intibaklarının yeniden yapılarak hak ettikleri dereceye yükseltilmeleri ve özel hizmet tazminatından yararlanmaları konusunda konuşacak.
Sayın Gürel, süreniz 5 dakikadır.
AYHAN GÜREL (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; adlî teşkilatta çalışan bazı personelle ilgili -ki, zabıt kâtiplerinin- haksızlıkların giderilmesi için tarafıma gönderilmiş olan yazılı metne ilişkin, kendilerine Parlamentonun desteğini alabilmek amacıyla söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti içtenlikle selamlıyorum.
Yazılı metinde, 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine göre, tahsil durumu itibariyle zabıt kâtiplerinin yükselebilecekleri dereceler belirtildiği halde, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Ek-7 numaralı cetvelde, 1 inci ve 4 üncü dereceler arasında zabıt kâtibi kadrosu bulunmadığından, 3046 sayılı Kanunda belirtilen hiyerarşik kadrolarda yer almadıklarından, zabıt kâtiplerine 4 ve daha üst dereceler, kadrolar verilmemektedir; 4 ve daha üst dereceli kadrolara verilen yüzde 40, yüzde 50-60 gibi özel hizmet tazminatlarından da yararlanamamaktadırlar ve bu mağduriyetlerinin önlenmesi istenmektedir. Kaldı ki, bu, Millî Eğitim Bakanlığında ve İçişleri Bakanlığında verilmektedir. Türkiye'deki tüm adliyelerde bu haksız durumun söz konusu olduğu belirtilmektedir.
Bu zabıt kâtibi arkadaşlarım, Fatma Ünal, Ayşe Özdere, Reşat Ustaoğlu, Eley Aşrelin, Hanifi Özçelik, Ramazan Cüre, Asiye Yılmaz, Alaattin Yılmaz, Abdullah Tütüncü, Nezihe Yalçın, Sami Coşkun ve Sema Kartal'dır. Bunlardan, Fatma Ünal'ın Samsun İdare Mahkemesinde açmış olduğu davaya, davalı idarenin vermiş olduğu cevapta, aynen "13.8.1984 gün ve 18488 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerde 1 ilâ 4 üncü derecedeki kadrolar, unvanlı kadrolar olup, Bakanlığımıza ait kadro cetvellerinde 4 üncü derecede zabıt kâtipliği kadrosu bulunmamaktadır.
Bu nedenle, zabıt kâtibi olan davacının 3 üncü derecenin 2 nci kademesine getirilmesi mümkün bulunmamaktadır" denilmektedir.
Şimdi, önemli olan, yasama organı Meclisin yapmış olduğu 657 sayılı bir yasa var; bu yasanın içerisindeki düzenlemelerde, örneğin, şu anda göstermiş olduğum 36 ncı maddenin (A) bendinde -ki "Ortak Hükümler" başlığı altında- "sınıfların, öğrenim durumlarına göre giriş ve yükselebilecekleri derece ve kademeler aşağıda gösterilmiştir" deniliyor.
Örneğin, ticaret lisesini bitirmiş bir kamu görevlisinin, bir zabıt kâtibinin, şu anda, 12'nin 2'sinden başlatılıp 3 üncü derecenin sonuna getirilmesi düzenlenmiş; 2 yıl süreli yükseköğrenimi bitirenlerin 10 uncu derecenin 2 nci kademesinden 1 inci derecenin son kademesine kadar getirilmesi düzenlenmiş. 4 yıllık öğrenimi tamamlamış olan bir zabıt kâtibi, 9 uncu derecenin 1 inci kademesinden başlatılıyor, 1 inci derecenin son kademesine kadar yükseltilebiliyor.
Şimdi, böyle bir bağlamda, yine, 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesindeki düzenlemeyi -ki, bunu Meclis düzenlemiş- ben size okumak istiyorum: "...memuriyete giren emsallerinin ulaştıkları derece ve kademeyi aşmamak kaydıyla, bitirdikleri üst öğrenimin giriş, derece ve kademesine memuriyette geçirdikleri başarılı hizmet sürelerinin tamamı her yıl bir kademe, her üç yıl bir derece hesabıyla ilave edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademeye yükseltilirler."
Yine, 36 ncı maddeyle ilgili olarak, kanun hükmünde kararnamenin 8 inci maddesiyle 657 sayılı Kanuna bir geçici madde eklenmiştir. Burada çok açık olarak "...1.3.1975 tarihinden sonra kadrosuzluk sebebiyle derece yükselmesi yapamayanların bu şekilde geçen başarılı hizmet süreleri, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri dereceleri aşmamak kaydıyla her yılı bir kademe ve her üç yılı bir derece verilmek suretiyle kadro şartı aranmaksızın değerlendirilir" denilmektedir.
Şimdi, burada, idarenin, o 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye dayanması hukukî mesnetten yoksundur. Önemli olan, 657 sayılı Yasada az önce açıklamış olduğum madde hükümleridir. Burada, kanun "kadro şartı aranmaksızın -altını çizerek belirtiyorum- öğrenim durumlarına göre ulaşmış oldukları kademe ve dereceye yükseltilirler" diyor. Şimdi, bu hususla ilgili elimde iki tane yargı kararı var. Örneğin, İstanbul 2 No'lu İdare Mahkemesinin vermiş olduğu bir kararında, aynen "Fatih İcra Dairesinde zabıt kâtibi olarak çalışan Abdülkadir Oran, 4 yıllık İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisini bitirmiş ve idareye başvurarak 1 inci derecenin 2 nci kademesine yükseltilmesini istemiş, idare de 4 üncü derecenin..."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gürel, lütfen toparlayalım.
AYHAN GÜREL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, 5 dakika, gayet tabiî çok kısa bir zaman. Burada, elimdeki delilleri ve elimdeki mahkeme kararlarını, hazırlamış olduğum dosyayla Sayın Bakana ileteceğim. Sayın Bakanın -kendisi hukukçudur, avukattır- adliyelerde bu yükü taşıyan ve haksızlığa uğramış bu arkadaşlarımızın mağduriyetine çözüm bulacağına inanıyorum.
Bu kutsal çatının altında bulunduğum müddetçe bu işin takipçisi olacağım; çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapmış olduğu bir yasanın uygulanmama durumu söz konusudur. Bu mücadeleyi, 550 kişi hep birlikte vermemiz gerekir. Bu, sadece Ayhan Gürel'in sorunu değil, benim değil, Parlamentoda bulunan tüm milletvekillerinindir. Parlamento, aslî görevi olarak, kanunu yapmıştır; ama, bu kanun uygulanmamaktadır.
Bu düşüncelerle, Yüce Heyeti saygılarımla selamlıyorum; teşekkür ediyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gürel.
Sayın Bakan, yanıt vereceksiniz...
Buyurun.
ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Demokratik Sol Parti Samsun Milletvekili Ayhan Gürel Bey arkadaşımızın yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum. Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Önce, Samsun Milletvekili Sayın Ayhan Gürel Bey kardeşimize, adliye mensuplarının, özellikle zabıt kâtiplerinin dertlerine, problemlerine karşı ortaya koyduğu bu yakın ilgiden dolayı, kendilerine teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekillerimiz, Adalet Bakanlığı teşkilatında 657 sayılı Kanuna tabi olan personel, merkezde çalışan, taşrada çalışan ve Adlî Tıp Kurumuna bağlı olarak çalışan personelden oluşmaktadır.
1 Ocak 1997 tarihi itibariyle, 657 sayılı Kanuna tabi personel sayımız -kadro itibariyle, kanunî kadro itibariyle- 72 145'tir; ancak, şu anda, fiilen dolu olan kadromuz 57 528'dir, 14 617 kadromuz da boştur. Bu dolu olan 57 528 kadronun yüzde 14'ü olan 8 276'sı ilkokul mezunudur, yüzde 21'i olan 12 234'ü ortaokul mezunudur, yüzde 36'sı olan 20 574'ü de lise mezunudur. Yani, lise mezunu ve daha önceki devre eğitimden geçmiş personel sayısı, fiilî kadrolarımızın yüzde 71'ini oluşturmaktadır.
2 yıllık yükseköğretim kurumundan mezun olan 5 891 kişi, 3 yıllık yükseköğretim kurumundan mezun olan 121 kişi, 4 yıllık yükseköğretim kurumundan mezun olan 8 927 kişi, 5 yıllık yükseköğretim kurumundan mezun olan 10 063 kişi, 6 yıllık yükseköğretim kurumundan mezun olan 442 kişidir. Yani, 2 yıllıktan 6 yıllığa kadar olan yükseköğretim kurumundan mezun olanların oranı yüzde 29'u teşkil etmektedir.
Lise mezunu olarak memuriyete başlayan arkadaşlarımız, bu arada, açıköğretimden faydalanarak yükseköğrenimlerini tamamlıyorlar ve yükseköğrenimlerini tamamlayan arkadaşlarımızın da -personel genel müdürümüzden aldığım ifadeye göre- intibakları süratle yapılıyor.
Burada, Ayhan Bey arkadaşımız, özellikle, taşrada bulunan zabıt kâtipleri üzerinde durdular. Hemen ifade edeyim: Merkezde olduğu gibi, taşrada da, bizim, 1 inci dereceden 4 üncü dereceye kadar kadrolarımız vardır ve bu kadrolarda personelimiz de vardır. 1 inci derece kadrodan, 4 üncü derece kadroya kadar görev alan personel, icra müdürleridir, yazı işleri müdürleridir, idarî işler müdürleridir, bir de şeflerdir.
AYHAN GÜREL (Samsun) - Zabıt kâtipleri yok Sayın Bakan...
ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN (Devamla) - Bunlar, 1'den 4'e kadar derecelendirilmektedir. Bunun yanında, zabıt kâtipleri ile programcılar -biraz daha aşağıya inelim- şoförler, santral memurları; bunlar, 5 ilâ 15 derece arasında kadrolarda hizmet görmektedirler. Tabiatıyla, arkadaşımızın işaret buyurduğu, kanun hükmündeki kararname çerçevesinde bir mağduriyetleri varsa bu arkadaşların, elbette, bunların takibini yapmak, bu mağduriyetleri gidermek, Adalet Bakanı olarak benim görevimdir; bunu, en kısa zamanda takip ettireceğim ve neticesinden, değerli milletvekili arkadaşımızı bilgilendireceğim.
Bu arada, bendenize intikal eden, gündemdışı konuşma çerçevesi içerisinde, bir de, özel hizmet tazminatları hususu vardı. Zannediyorum, arkadaşımız, zaman yetersizliğinden buna temas edemediler. Ben, o konuya da kısaca açıklama getirmek istiyorum: Bugün, Bakanlık merkez teşkilatında, 657 sayılı Kanuna göre çalışan tüm personelimiz, yüzde 33 ilâ yüzde 140 arasında özel hizmet tazminatı almaktadır; bu, 10 milyondan 44 milyona kadar bir değer arz ediyor. Taşra teşkilatında çalışanlardan ise, sadece, icra müdürleri, yazı işleri müdürleri ve idare müdürleri bu özel hizmet tazminatını almaktadırlar, yüzde 45'le yüzde 95 arasında, maaşlarına göre ve bu da, 14 milyonla 30 milyon arasında bir fark arz etmektedir. Taşrada çalışan zabıt kâtibi ve diğer personele gelince, onlara, özel hizmet tazminatı verilmiyor; ama, onlar, adalet hizmeti tazminatı alıyorlar. Bu da, bir nevi özel hizmet tazminatıdır. Bunlar da, aldıkları maaşlar yanında, yüzde 40'la yüzde 45 oranında adlî hizmet tazminatı alıyorlar.
Ayrıca, tatbikatta, havuz denilen; ama, bir diğer ifadeyle, adliyede çalışanlara, yol giderleri tazminatı şeklinde ödenen bir ödeme durumu daha vardır. O da, merkezde çalışan memurlar için 3 ayda 12 milyon civarındadır; taşra teşkilatında çalışanlarda -ki, zabıt kâtipleri, şoförler, bunlar hepsi dahil- 3 ayda 5 ilâ 15 milyon arasındadır.
Biz, bütün personelimizin mağduriyetini ortadan kaldırmak, adaletin verimini artırmak ve kendilerini, yargıda, gerçekten, etkin ve şevkle hizmet yapar hale getirebilmek için -Bakanlık dışında konuşuyorum- yazı işleri müdürlerimizden, icra müdürlerimizden tutunuz, en düşük derecede görev yapan personelimize varıncaya kadar, tamamının durumlarını iyileştirmek için bir çalışma içerisindeyiz. Bu çalışmalardan, zaman zaman, gerek böyle gündemdışı olarak yapılan konuşmalar vesilesiyle gerekse milletvekili arkadaşlarımızın yazılı sorularına vereceğimiz cevaplar yoluyla kendilerini aydınlatacağımızı ifade ediyor, Yüce Heyete saygılar sunuyor, özellikle değerli Samsun Milletvekili arkadaşımız Ayhan Beye bu önemli konuyu gündeme getirdiği için teşekkür ediyorum. (RP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, oldukça verimli bir gündemdışı konuşma süreci olmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki adet tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım:
B)TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-Slovakya Millî Meclisinin vaki davetine icabet edecek parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/719)
18 Mart 1997
Slovakya Millî Meclisinin vaki davetine istinaden, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen 6 kişilik bir Parlamento heyetinin 13-17 Nisan 1997 tarihleri arasında söz konusu davete icabet etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dışilişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun 25 Şubat 1997 tarih ve 60 ıncı Birleşiminde kabul edilmiştir.
Adı geçen Kanunun 2 nci maddesi uyarınca, heyetimizi oluşturmak üzere siyasî parti gruplarınca bildirilen üyelerimizin isimleri Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
Hasan Korkmazcan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Vekili
Kamer Genç (Tunceli)
İsmet Atalay (Ardahan)
Bülent Tanla (İstanbul)
Recep Mızrak (Kırıkkale)
M. Salih Katırcıoğlu (Niğde)
Kâzım Arslan (Yozgat)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
İkinci tezkereyi okutuyorum:
2. -Yunanistan Millet Meclisinin vaki davetine icabet edecek Parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/720)
18 Mart 1997
Yunanistan Millet Meclisinin vaki davetine istinaden, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen 6 kişilik bir Parlamento heyetinin 12-15 Nisan 1997 tarihleri arasında Rodos'ta yapılacak Doğu Akdeniz Bölgesi Genç Parlamenterleri Konferansına icabet etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dışilişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun 25 Şubat 1997 tarih ve 60 ıncı Birleşiminde kabul edilmiştir.
Adı geçen Kanunun 2 nci maddesi uyarınca, heyetimizi oluşturmak üzere siyasî parti gruplarınca bildirilen üyelerimizin isimleri Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
Hasan Korkmazcan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Vekili
Nuri Yabuz (Afyon)
Celal Esin (Ağrı)
Yılmaz Ateş (Ankara)
Cengiz Altınkaya (Aydın)
Mahmut Sönmez (Bingöl)
Veli Aksoy (İzmir)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1.-(10/63) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 195 sıra sayılı raporunun gündemdeki yeri, görüşme günü ve çalışma süresine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
No:60 Tarih : 20.3.1997
18.3.1997 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan (10/63) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 195 sıra sayılı Refah Partisinin Süleyman Mercümek ile bağlantıları ve ilişkileri konusundaki raporunun, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alması ve görüşmelerinin, Genel Kurulun 25.3.1997 Salı günkü birleşiminde yapılmasının ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Hasan Korkmazcan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Vekili
Salih Kapusuz Zeki Çakan
RP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili
Ali Rıza Gönül Hikmet Uluğbay
DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Danışma Kurulu önerisini kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmına" geçiyoruz.
Önce, sırasıyla, yarım kalan işlerden başlıyoruz.
1.-926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)
BAŞKAN - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakerelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon?.. Yok.
Görüşme ertelenmiştir.
2. -Yurtdışında Bulunanların SosyalGüvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı :209) (1)
BAŞKAN - Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporunun müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Sayın Komisyon ve Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde, tasarının 11 inci maddesi üzerinde gruplar adına konuşmalar tamamlanmış, şahısları adına da bir sayın üye konuşmuştu.
Şimdi, 11 inci madde üzerinde şahısları adına söz alan diğer milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Kâzım Arslan, Mehmet Aykaç, Sıtkı Cengil, Hikmet Sami Türk.
Buyurun Sayın Arslan.
KÂZIM ARSLAN (Yozgat) - Sayın Aykaç konuşacaklar efendim.
BAŞKAN - Siz konuşmuyorsunuz...
Sayın Aykaç, buyurun.
Sayın Aykaç, süreniz 5 dakikadır.
MEHMET AYKAÇ (Çorum) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 11 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 11 inci madde, Kasa gelirlerinin işletilmesini içermektedir. Şahsî kanaatim odur ki, bu Kasanın oluşturulması, günümüz şartları içerisinde oldukça iyi düşünülmüş ve Kasanın gelirleri de, günümüz şartlarında, ekonomik ve iktisadî kurallar çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Bunun üzerinde başka türlü söz söylemeye hiç gerek görmüyorum. Bu yasanın hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aykaç.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 8 değişiklik önergesi vardır. Önergeleri...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Arkadaşlarımız önergeleri geri alıyor efendim.
BAŞKAN - Geri alıyorsunuz...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Evet, efendim.
BAŞKAN -Önergeler geri alındı.
Maddeyi oylarınıza sunacağım; ancak, maddeyle ilgili bir yazım hatasını Komisyonun görüşüne sunmak istiyorum.
"Madde 11.- Kasanın gelirleri;
a) Devletin çıkardığı borçlanma senetlerine yatırmak,
b) Faiz haddî yürürlükteki hükümlere göre en yüksek düzeyde olmak üzere T.C. Ziraat Bankasına yatırmak
suretiyle işletilir."
Sayın Komisyon, Başkanlıkça, bu maddeyi (a) bendindeki "yatırmak" ve (b) bendindeki "yatırmak" süzcüklerini çıkararak, virgülle ayırarak ve "suretiyle işletilir" ifadesinin önüne "yatırılmak" sözcüğünü getirerek daha anlamlı, daha düzgün ve usulüne uygun bir biçime getirmek üzere bir redaksiyon yapılması öngörülüyor. Bu görüşe katılıyor musunuz?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA ve SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NEVZAT KÖSE (Aksaray) - Çoğunluğumuzun olmaması nedeniyle katılamıyoruz; ancak, bizce uygundur.
BAŞKAN - Bu durumda, madde, Başkanlıkça, bu şekilde düzenlenecektir.
Maddeyi düzenlenecek şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
Şimdi, 12 nci maddeyi okutuyorum:
Yurtdışı Topluluk Sigortası
MADDE 12. - Türkiye ile ikili sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülkelerde iş üstlenen Türk veya yabancı işverenler yanında çalışacak Türk işçilerinin malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kollarına tabi tutulmaları için çalışılan her ülkeye göre ve bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen gün karşılığı dolar esas alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca belirlenecek genel şartlarla Kasa işverenle topluluk sigortası yapabilir.
Bu Kanuna göre topluluk sigortasına prim ödenmiş süreler, 506 sayılı Kanuna göre prim ödenmiş süre olarak kabul edilir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, çalışılan ülkeye göre topluluk sigortası uygulamasını zorunlu kılabilir.
BAŞKAN - 12 nci madde üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Mustafa Karslıoğlu; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Karslıoğlu, süreniz 10 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 209 sıra sayılı Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 12 nci maddesi üzerinde, Demoktarik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Grubum adına hepinizi saygıyla selamlar, en iyi dileklerimi bildiririm.
"Madde 12.- Türkiye ile ikili sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülkelerde iş üstlenen Türk veya yabancı işverenler yanında çalışacak Türk işçilerinin malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kollarına tabi tutulmaları için çalışılan her ülkeye göre ve bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen gün karşılığı dolar esas alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca belirlenecek genel şartlarla Kasa işverenlerle topluluk sigortası yapabilir.
Bu Kanuna göre topluluk sigortasına prim ödenmiş süreler, 506 sayılı Kanuna göre prim ödenmiş süre olarak kabul edilir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, çalışılan ülkeye göre topluluk sigortası uygulamasını zorunlu kılabilir."
Sayın milletvekilleri, daha önce de belirttiğim gibi, bu yasa tasarısı, bir defa, yazılışı, anlatışı gayet zor bir yasa tasarısı; birbiriyle çelişkilerle dolu. Şu 12 nci maddeyi bile anlamak için, defalarca okumak lazım; çok bozuk bir yazı düzeniyle yazılmış, imla hatalarıyla dolu...
BAŞKAN - Sayın Karslıoğlu, bir dakika...
Sayın miletvekilleri, lütfen, hatibi sükunetle dinleyelim, sohbetleri kulislere taşıyalım.
Buyurun Sayın Karslıoğlu.
MUSTAFA KARSLIOĞLU (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bir hekim olarak, sosyal güvencenin ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Son yirmi yılda yurt dışında gelişen müteahhitlik hizmetleri için ve yurt dışında bu sektörde çalışan işçilerimiz için bir topluluk sigortası gerekli görülebilir. Biliyorsunuz, gerçekten, müteahhitlerimizle övünebiliriz. Özellikle, dış ödemelerde çok büyük katkıları vardır ve dünyanın dörtbir köşesinde, artık, en gelişmiş ülkelerin müteahhitleriyle de yarışmalara girmektedirler ve yarışmaları almaktadırlar. Zaman zaman basında, yayında izlediğimiz gibi, Rusya'da, Ortadoğu ülkelerinde, hatta Batı'da, müteahhitlerimiz çok güzel hizmetler vermektedir. Birçok insanlarımız da -tabiî, ülkemizde yoğun bir işsizlik var, her milletvekili arkadaşıma da zannediyorum günde birçok insan gelip, kendilerinin yurt dışında bir işe gitmelerine yardımcı olmaları için ricada bulunurlar- her gün geliyorlar; biz de, işte, yurt dışında yükümlülük almış müteahhit firmalara telefon ederek "yahu, bu işsizdir, inşaat işçisidir, bunları alabilir misiniz" diyoruz; yani, bunlar, gidiyor, çalışıyor. Özellikle Ortadoğu'da yıllardır yaşayan, hatta sağlıkları bozulan, herhangi bir sosyal güvenceye kavuşmadan gelen ve belirli birikimi yapamayan dünya kadar yurttaşlarımız vardır. Elbette ki, bunların disiplinize edilmesi, çalıştıkları günlerin bir sosyal güvenceye dönüştürülmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.
Bilindiği gibi, bu yönde, daha önce de birtakım yasalar çıkarılmıştır. 30.5.1978'de 2148 sayılı Yasa, 8.5.1985'te 3201 sayılı Yasa çıkarılmış; bunlarda da, bu konulara gayet geniş yerler verilmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu yasanın, kısaca, özeti şudur: Bu yasayla 400 bin yurttaşımız müracaat edecektir. 5 000 işgünü üzerinden, günde 2,5 dolardan 12 500 dolar ödeyecek ve bu, 5 milyar para yapacaktır. Bunun 1 milyarı Yurtdışı Sosyal Güvenlik Kasasına güvence olarak verilecek, 4 milyar dolar da, işte, meşhur kaynak paketimize kaynak aktaracaktır.
Tabiî, burada, az öncede belirttiğim gibi, gerçekten, insanlarımızın sosyal güvenceye kavuşması çok güzel bir şey. Ben, hekim olarak, 35 yıldır, özellikle, genel sağlık sigortasının özlemini çeken bir kişiyim.
Biliyorsunuz, ülkemizde, 19-26 Mart, Yaşlılar Haftasıdır. Tüm yaşlılarımıza huzur ve mutluluklar diliyorum, uzun, sağlıklı ömürler diliyorum.
Daha önce çıkan 2022 sayılı Yasa diye nitelendirdiğimiz bir yasayla yaşlılarımızın veya kendilerine bakacak kadar mal varlıkları olmayan ve çalışma gücü olmayan insanlara verilen -o yeşil karttan önce- bir de yeşil karnemiz vardı. O bile, insanlarımız için büyük bir güvencedir. Biz, hastanelerde, zaman zaman, yaşlılarımızda o karneyi görünce, sanki bize bir millî piyango vurmuş gibi oluyordu; diyorduk ki: Bak, senin de güvencen var, hastane ücretlerini devlet karşılayacak; hiç olmazsa, üç aydan üç aya aylığını aldığın zaman, evinin başköşesinde onurlu bir şekilde oturabileceksin; çünkü, o gün senin almış olduğun bir para olacak.
Bundan sonra, yeşil kart olayı, sağlık açısından, kısmen de olsa yurttaşlarımızı rahatlattı. Bu yasanın çıkmasına neden olanlara da teşekkür ediyorum.
Yine, konumuza gelecek olursak, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, topluluk sigortasını, yani, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm gibi durumlardaki sosyal güvenceyi belirtmiştir. Ayrıca, Anayasamızın 61 inci maddesinde de "Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar" denilmektedir. Yani, bu, bir Anayasa emridir, Anayasa gereğidir.
"Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.
Yaşlılar, Devletçe korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir."
Az önce belirttiğim 2022 sayılı Yasa bunun bir örneğidir.
"Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır.
Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur."
Bir de, artık şunu çok iyi bilmemiz lazım: Genel olarak bir tabir vardır; ağaçlara bakmayalım, ormana bakalım. Yani, diyorum ki burada, günü kurtaracak, geleceği riske sokacak, ipotek altına sokacak yasalarla uğraşmayalım; kalıcı, uygar, demokratik, hukuk devletine yakışır yasalar çıkaralım, birlik ve beraberlik içinde, uzlaşarak çıkaralım.
Bugün, bütün dünyada, gelişmiş ülkelerde, gelişmekte olan ülkelerde, sosyal güvenlik kurumları, kuruluşları, büyük bir sıkıntı içerisindedir.
Bakın, çeşitli ülkelerdeki sosyal güvenlik harcamalarının millî gelir içindeki payı: İsveç'te yüzde 34, Hollanda'da yüzde 33, Danimarka'da yüzde 30, Fransa'da yüzde 29, Belçika'da yüzde 27, Almanya'da yüzde 27 -Avrupa Birliği ortalaması yüzde 26- İngiltere'de yüzde 24, İtalya'da yüzde 24, İspanya'da yüzde 22, Amerika Birleşik Devletlerinde yüzde 12,6, Türkiye'de ise yüzde 4,5.
Bugün, çok klasik bir sosyal güvenlik kuralı vardır, bu kural oturmuştur; sosyal güvenliğin üç ayağı vardır; işçi primi, işveren primi ve hazine yardımı; yani, böyle, yasaları zorlayarak, geleceği ipotek altına alarak, riske sokarak, sağlıklı olmayan sosyal güvenlik yasaları çıkarmaya çalışmayalım. Aklın yolu birdir, doğru tektir; reform niteliğindeki yasaları çıkarmaya çalışalım.
Zaten, daha önce de, her gelen konuşmacı arkadaşımızın da belirttiği gibi, bu yasa tasarısı Anayasaya aykırıdır, bu Meclisten çıksa bile, belki de -tabiî ki, kararı bağımsız yargı verecektir- Anayasaya aykırı olma nedeniyle iptal edilecektir. Bu konuyu da göz önüne alırsak, yine de İktidara söylüyorum, gelin, böyle, hayalî kaynak arama paketleriyle uğraşmayın, sizin deyiminizle, pansuman tedbirleriyle hastayı iyileştirmeye çalışmayalım, hastaya yerinde, kararlı, sağlıklı bir teşhis koyalım, hastayı yetenekli uzmanların eline verelim, gereken şekilde tedavi edelim, en az zararla kurtaralım ve sağlığına kavuşturalım.
Son olarak, bu madde de çelişkilerle doludur, dövizle borçlanmayı amaçlamaktadır. Demokratik Sol Parti olarak, bu maddeye de olumsuz oy vereceğiz. Demokratik Sol Parti, yurttaşlarımızın, gerek yurt içinde gerek yurt dışında olsun, hepsinin daha çağdaş yasalarla sosyal güvenceye kavuşturulması ilkesini seçim bildirgesinde ve programında net ve objektif bir şekilde dile getirmiştir.
Yüce Meclise saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Karslıoğlu.
Sayın milletvekilleri, lütfen, sohbetlerimizi kulislerde yapalım.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Bekir Kumbul.
Buyurun Sayın Kumbul. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BEKİR KUMBUL (Antalya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Yasa Tasarısının 12 nci maddesi hakkındaki görüşlerini sunmak üzere kürsüye çıkmış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, görünen o ki, 12 nci maddeye geldik; biz, yanlışları anlatmaktan bıktık; ama, sizler, yine de, bunu çıkarmakta ısrarlı gözüküyorsunuz. Yine, 12 nci madde de bir yanlıştır, onu sergilemeye çalışacağım; ama, ondan önce, 9 uncu, 10 uncu ve 11 inci maddelerde şahısları adına söz alan arkadaşlarımızın konuşmalarından sonra, bazı konularda yanlış algılamalar olduğu kanısına vardım; onu dile getirmeden de geçemeyeceğim.
Özellikle "neden dolar üzerinden borçlanılıyor" sorusuna, yurt dışındaki insanlar Türk Lirası mı arasın; işte, dolar olarak yatırabilirler gibi bir cevap verilmişti. Oysaki, bu yasa tasarısının özünde, yurt dışında bulunmuş vatandaşlarımızın -ama, devamlı orada ikamet etmiyor; bulunmuş, bir saat bulunmuş, beş gün bulunmuş, on gün bulunmuş; kaçakçılık için gitmiş, turistik seyahat için gitmiş veya hacca gitmiş, dönmüş- hepsi bundan yararlanır durumda oluyor. Öyleyse, bunlar zaten Türkiye'de yaşıyor; Türkiye'de yaşadığına göre, elbette ki, Türk Lirasını da bulur. Yani, en azından, vatandaşlarımız, bunu bir hak gibi görürler ve yararlanmak isterlerse, bunu bilmeleri lazım; bir.
İkinci vurgulamak istediğim, devamlı, aktuaryel hesabın iyi yapıldığı söyleniyor. Değerli arkadaşlarım, aktuaryel hesabı biz de yapıyoruz, yaptırıyoruz; ama, biliyoruz ki, 2000'li yıllarda, 2003'te, 2004'te, o kasa bitecektir; ömrü olan arkadaşlarımız da görecektir. Bunu, burada, kayıtlara geçmesi açısından söylemek istiyorum. Onu, aslında, siz de biliyorsunuz ve onun için de 3 üncü maddeye, zorunluluk durumlarında günlük 2,5 dolarlık borçlanma miktarının Bakanlar Kurulu kararıyla değiştirilebileceği hükmünü getiriyorsunuz. Nedir onun anlamı; onun anlamı, 2003 veya 2004'te kasa boşaldığı zaman 2,5 dolarlık miktar artırılsın; bunun anlamı budur. Öyleyse, gerçekten ciddî aktuaryel hesap yapılmamıştır.
Gelelim 12 nci maddeye... Değerli arkadaşlar, 12 nci madde, yurt dışında bulunan işçilerimizin topluluk sigortasıyla ilgilidir. 12 nci maddeye kadar olan kısımda, yurt dışında bulunan vatandaşlarımızın kendileri için prim yatıracakları öngörülüyordu. Neydi o hüküm: Vatandaşımız, günlük 2,5 dolar üzerinden, 5 bin işgününü dolduracak, 12 500 doları kendisi ödeyecekti. Burada öyle değil. Bu maddenin özelliği odur. Bu maddenin özelliği: Yurt dışında çalışan işçilerimiz -ama, ikili sosyal güvenlik anlaşması yapmadığımız ülkelerde çalışan işçilerimiz- işveren tarafından sigortalanacak; yani, burada, primi ödeyecek olan, işverendir. Topluluk sigortasının anlamı bu.
Değerli arkadaşlar, genellikle bu hükmün kapsamı da şudur: Yurt dışında, ikili sosyal güvenlik anlaşması yapmadığımız herhangi bir ülkede, bir vatadaşımız, düşünelim ki inşaat sektöründe çalışıyor, altı ay, bir sene çalıştı... Burada "bu kanun hükmüne bağlı olarak borçlanır" deniliyor. Varsayalım ki, altı ay çalıştı. Bu kişi, bu kanun hükmüne göre borçlanacaksa, işveren, işçiyi, 5 bin işgünü için sigortalı yapacak. Peki, ne kadar prim ödeyecek: İşveren, işçi için, günde 2,5 dolar üzerinden 12 500 dolar borçlanıverecek!.. Ne kadar süre için: Bunu daha önceki maddelerde görmüştük; işveren, kısa aralıklarla üç taksit halinde, 12 500 dolar, işçi için borçlanmış olacak. Benim buradan anlamaya çalıştığım bu. Peki, işveren, bir veya iki yıl çalıştırdığı bir işçi için, neden 5 bin işgünü karşılığı miktarı borçlanıversin ve baştan bunun primini ödesin?! Eğer, bundan bunu anlayacaksak, bu bir yanlıştır.
İkinci yanlış şu: Kişi, 20 yaşında gitmiş, çalışıyor ve 5 bin işgünü borçlandı; yani, baştan 5 bin işgünü borçlanacak, 55 yaşına kadar bekleyecek, 55 yaşında emekli olacak!.. Bunun, mantıkla ilgisi yok. Aslında, bunu, Sayın Bakanın, gerçekten, burada -bizim anlamadığımız bir şey mi var- izah etmesini istiyorum. Ben, bu tasarının 12 nci maddesini, inanın, anlamış değilim. Eğer, işveren borçlanacaksa, neden yirmi sene yahut da yirmibeş sene yahut da ellibeş yaşına kadar çalıştırmayacak da, altı ay çalıştıracak ve onun için borçlanacak veya altı ay çalıştıktan sonra geriye dönerse, bunun geri kalanını kim borçlanacak? Kişi kendisi borçlanamazsa ne olacak?
O nedenle, tasarının diğer maddelerindeki yanlışlıklar, 12 nci maddede de vardır ve 12 nci maddenin, bu yasa tasarısının diğer maddelerinden farklılığı da, ödemeyi kendisi değil, işveren yapacaktır; bu bir çelişkidir. Onun için, bu maddeye bu şekliyle evet diyebilmek mümkün değil; ama, bizim anlamadığımız bir şey varsa, bunu, Sayın Bakanın, burada özellikle açıklamasını istiyorum.
Değerli arkadaşlar, baştan beri, bu yasa tasarısının gerçekten bir sosyal güvenlik sistemine uygun olmadığını, devletin katkısının olmadığını, sosyal güvenlik için üçüncü ayağın devlet ayağı olması gerektiğini vurguladık geldik, aktuaryel hesabın ciddî şekilde yapılmadığını vurguladık geldik; ama, her nedense, oralarda kulaklar kapatıldı. Bu madde gerçekten bizim anladığımız gibiyse bir yanlıştır; ama, biz yanlış anlamışsak, Sayın Bakanın, burada bu maddeyi izah etmesini diliyorum. Bu şekliyle, bizim, bu tasarıya "evet" diyebilmemiz mümkün değil.
Bu vesileyle, tekrar, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kumbul.
Doğru Yol Partisi ve Refah Partisi Gruplarının söz talebi yok.
Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Emin Kul; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Kul, şahsınız adına olan konuşmayla birlikte, süreniz 15 dakikadır.
ANAP GRUBU ADINA EMİN KUL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 209 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci maddesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına, görüşlerimizi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; görüşlerimizi arz etmeden evvel, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, tasarının 12 nci maddesi, Türkiye ile ikili sosyal güvenlik anlaşması bulunmayan ülkelerde iş üstlenen Türk ve yabancı işverenlerle, kasanın, bunların çalıştırdıkları Türk işçileri için topluluk sigortası yapabileceğini belirtip, bu konuda, Sosyal Sigortalar Kanununa atıf yapmıştır. Böylece de, bir nevi, al gülüm ver-gülüm kasası, başka bir sigortacılığa soyunmuştur.
506 sayılı Kanunun 86 ncı maddesiyle öngörülen topluluk sigortası, iş kazaları ile meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının birine, birkaçına veya hepsine işçilerin toplu olarak tabi tutulmalarını içerir. Ayrıca, topluluk sigortasının genel şartları, sigorta kurumunca tespit edilir; Bakanlıkça sadece onaylanır; doğrudan doğruya, Bakanlık, herhangi bir tespit yapamaz. Topluluk sigortası, sigorta kurumu niteliği olan bir kurumca yapılır; böyle sandukaya dönecek bir sandık tarafından yapılmaz. Sigortacılık işlevi olduğu, bir tüzelkişilik halinde bulunduğu ve geleceği dahi kuşkulu, böyle bir antika kasayla, böylece sandukaya dönecek bir sandıkla, topluluk sigortası yapmak söz konusu olamaz. Kaldı ki, bu kanaatimize, âdeta, tasarıyı hazırlayan Bakanlık da iştirak etmiş olacak ki, yapılacak topluluk sigortasının genel şartlarının tespitinde, kasayı değil, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını yetkili kılmıştır ve hiç gereği yokken, topluluk sigortasını, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasıyla sınırlamıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında yer alan, topluluk sigortasına prim ödenmiş sürelerin, 506 sayılı Kanuna göre primi ödenmiş süre olarak kabul edileceği atfı, topluluk sigortasına karşı yapılacak ödemelerin kasa tarafından değil, âdeta Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yapılacağı gibi bir sonuç doğurmaktadır. Sosyal Sigortalar Kurumu primini almadığı bir sigorta işleminin yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Zira, topluluk sigortası ödemeleriyle ilgili olarak, gerek bu maddede ve gerekse tasarı hükümlerinde herhangi bir açıklık, maalesef yoktur.
12 nci maddenin son fıkrası, Bakanlığın çalışılan ülkeye göre topluluk sigortası uygulamasını zorunlu kılabileceği de, boşlukta kalan bir hüküm olarak karşımızdadır. Topluluk sigortasının kapsayabileceği kesim itibariyle herhangi bir aktüer hesabın yapıldığı da kuşkuludur.
Dün, burada, sandukaya dönecek bu sandığın aktüer durumunun ne olduğunu çok açık biçimde ve tasarı gerekçesinde yazılan rakamları ve tahminleri ele alarak, önünüze sermiş bulunuyoruz. Bunun aksine bir aktuarya hesabı olduğuna dair herhangi bir cevabı henüz almış değiliz. Bizim sunduğumuz aktüer tabloda, en çok beş yıl içinde, bu sandığın sandukaya döneceğinin ispatı yapıldı. Bu kanunun çok faydalı olduğunu söyleyen arkadaşlarımız, bir sigorta kanununun aktüer dengesinin nereye dayandığını ve neye dayandığını da buradan açıklamak ve Yüce Meclisi tatmin etmek mecburiyetindedirler. Topluluk sigortasının kapsayabileceği kesim itibariyle herhangi bir aktüer hesabının yapıldığından bu nedenle kuşkuluyuz; çünkü, al gülüm-ver gülüm sandığı, bir de topluluk sigortasına doğru el uzatmıştır.
12 nci maddenin birinci fıkrasının atıf yaptığı "Borçlanma Esasları" başlıklı 3 üncü maddenin ikinci fıkrası, işçinin borçlanmasıyla ilgilidir. Bu kanun tasarısının arz ettiğim hükümlerine göre, ölüm, maluliyet ve yaşlılık sigortası için, işçi, 12 500 dolar ödemek suretiyle bu haller karşılığa aylığa hak kazanabilmektedir. Bu durumda, kasa ile topluluk sigortası yapan işveren, çalıştırdığı işçi için, bu işçiyi çalıştırdığı süreyle ilgili, gün sayısı x 2,5 dolar mı ödeyecektir; yoksa 12 500 doların tamamını mı ödeyecektir? Bu konu açıkta kalmaktadır. İşveren, işçiyi çalıştırdığı süreyle ilgili primi ödeyecekse, işçi, yaşlılık, malullük aylığına, ölüm aylığına hak kazanabilmek için ve bu kanundan yararlanabilmek için, neden bir kez daha 12 500 dolar ödesin? İşverenin onun adına yaptığı topluluk sigortasının gün sayısının mütebakisini öder ve yaşlılık, ölüm, maluliyet aylığına hak kazanır. Görülüyor ki, tasarının bütün hükümleri, birbiriyle çatışkanlık ve çelişki içindedir. İşveren, bu tasarının uygulanmasında öngörülen 12 500 doları ödeyecekse, şayet, yapacağı topluluk sigortası ödemesi, çalıştırdığı gün sayısıyla sınırlı değilse, sonraki işveren -yani, işçi başka bir işverene geçti, o da topluluk sigortası yapabilecek bir işveren- neden, 12 500 dolar daha ödesin, eğer, topluluk sigortası kapsamına girecekse? Daha önce bu işçi adına 12 500 dolar ödenmiş, bir topluluk sigortası yapılmış. Şimdi, başka bir işyerinde, başka bir işverenin emrine girecek, bunların içinde daha önce hakkında ödeme yapılmayan işçiler de olabilir, yapılan işçiler de olabilir; ama, hakkında ödeme yapılan işçiler için, niye, işveren 12 500 dolar daha ödesin, topluluk sigortası yapsın? İşveren de yine prim ödeyecekse, eğer, sonraki işveren, yine bu primi ödeyecekse, bu ödemenin işçiye faydası ne olacaktır? Tabiî, bunun, ödemeye kıyasen faydası ne olacaktır? Bütün bu sorunlar, boşlukta kalan sorunlar olarak, tasarıyla halledilmeyen sorunlar olarak karşımızdadır.
İşveren, işçiyi çalıştırdığı süreyle ilgili prim ödeyecekse, primi ödenen bu günler için, bu kanundan yararlanmak isteyen işçi için, 5 bin günü tamamlamak üzere borçlanma yapabilmek gibi bir istisna söz konusu olmadığından, düzenlenen bu maddenin işlerliği değil, tasarıyla -arz ettiğim gibi- çatışkanlığı söz konusudur.
Şimdi, bu denli yekdiğeriyle çelişik ve çatışkanlık taşıyan hükümler içeren bir tasarının üzerinde ciddiyetle durarak yaptığımız eleştirileri, sudan cevaplarla geçiştirmek mümkün değildir. Hâlâ, vakit geçmiş değildir. Hâlâ, Hükümetin, Komisyonun, tasarıyı geri alma, yeniden düzenleme, akıllarından geçen amaca uygun olarak tekrar Yüce Meclise getirme imkânları vardır. Bu imkânın var olduğunu, belki her madde üzerinde yaptığımız eleştirilerin sonunda tekrar hatırlatmak lüzumunu hissediyorum; çünkü, bu tasarı, hakikaten literatüre geçebilecek ve Yüce Meclis kurulduğundan bu güne kadar böylesine lafzı birbiriyle çelişen ve hedefi itibariyle görülmemiş bir tasarı olarak karşımızda bulunmaktadır.
Sayın milletvekilleri, bu tasarıyı müzakere ederken gruplar adına konuşan bütün arkadaşlarım ve şahısları adına konuşan muhalefet milletvekili arkadaşlarım, açıkça, ayrıntılı olarak görüşlerini bildirdiler; fakat, her şeye rağmen, tasarının oylamasında, maddelerin oylamasında, maddeler buradan çoğunlukla geçti. Çoğunluk, hukuk demek midir; bunun münakaşasını kendi vicdanımızda ve zihnimizde yapmak mecburiyetindeyiz. Hatta bilimsel gerçekleri "çoğunlukla" ortadan kaldırmak mümkün müdür; yani, 2 çarpı 2, 4 ederse; siz el kaldırarak, hayır, 2 çarpı 2, 6 eder diye karara bağlarsanız, bu acaba bilimsel bir gerçek olur mu?..
Demokratik yapılanma içinde çoğunluk, elbette ki, bir unsur olarak ortada; ama, uluslararası kurallar varsa, belli bilimsel kurallar varsa ve yüz yılların oluşturduğu inkâr edilemeyecek gerçekler varsa ve bunların oluşturduğu bir hukuk sistemi varsa, sadece çoğunluğa dayanarak, işi "demokratik sonuç budur" diye bağlamak mümkün değildir. Ben, hiçbir atıf yapmadan, yani, yanlış anlaşılmasını arzu etmeden örnek vereyim: Hitler'in de meclisi vardı, o meclisten de kararlar çıkmıştı; o meclisten çıkan kararlar, kanunlar vardı; bunlar da kanundu. Jivkov'un da, daha düne kadar, Bulgaristan'da meclisi vardı; o meclisten de kanunlar çıktı, çoğunlukla kararlaştırıldı; bunlar da kanundu. O ülkenin halkları tarafından kanun diye kabul edilmiş, kanun saygısı görmüş. Acaba bunlar, uluslararası hukuka, demokratik hak ve özgürlüklere, insan haklarına ve haysiyetine ve yüz yılların biriktirdiği bilimsel kurallara uygun kanunlar mıydı? Yoksa, sadece, çoğunluğun tahakkümü altında çıkmış veyahut da belli bir azınlığın çoğunluk parmaklarıyla ve onların tahakkümü altında çıkmış kanunlar mıydı? Bunlara, kanun diyebilirsiniz; ama, hukuk diyemezsiniz. Türkiye, bir kanun devleti değil; Türkiye, bir hukuk devletidir ve demokratik bir hukuk devletidir. Çoğunlukla her şeyi halletmek mümkün görülmemelidir ve çoğunlukla halledilen her şeyin demokratik hukuk devleti içerisinde işlerlik kazanabilmesi için, insanlığın, bilimin deneylerinden süzülüp gelmiş olması lazım. Yoksa, buraya getirdiğiniz her metni, oyladığınız zaman, bunu kanun diye kabul ettirip, sonra, işte kanun budur derseniz; bu kanun anlayışında biz yokuz. Bu önümüzdeki tasarıyı, oylamalarda, kanun anlayışıyla desteklememenizi istirham ediyorum; kanun devleti anlayışıyla desteklememenizi istirham ediyorum. Hukuk açısından bakın, sigortacılık kuralları açısından bakın, kapsayacağı insanlar ve Anayasamıza aykırılığı açısından bakın ve lütfen, oylarınızı o istikamette verin.
Bu kanun tasarısı, maalesef, birbiriyle çelişik, sosyal güvenlik sistemimizin temeline dinamit koyan, Anayasamıza aykırı, çalışanları himaye etmeyen, lumpen kesimleri himaye etmek isteyen, ne olduğu belli olmayan bir kasaya bağlanan, sonunda beş sene sonra sandukaya dönüşecek ve milletin sırtına yük olarak yıkılacak malî hükümleri içeren bir kanun tasarısıdır. Bu madde de, arz ettiğim çelişkilerle tasarının içerisinde yer almıştır; reddini istirham eder, saygılarımı arz ederim. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kul.
Sayın Mehmet Aykaç, buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
MEHMET AYKAÇ (Çorum) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 209 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum.
Bu kanun tasarısının 12 nci maddesinde, Türkiye ile ikili sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülkelerde iş üstlenen Türk veya yabancı işverenlerin yanında çalışacak Türk işçilerinin malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kollarına tabi tutulmaları için yapılacak olan topluluk sigortası sistemine ait esaslar belirtilmiştir. Bu, maddede, gayet açık bir şekilde belirtilmiştir.
Bunu arz ettikten sonra, benden önce konuşan iki değerli sözcü arkadaşımın iki husustaki ifadelerine katılmadığımı; dolayısıyla, zabıtlara da geçen bu ifadelerin tashihini arz etmek istiyorum.
Şöyle ki: Bir değerli sözcümüz, bu kanundan istifade edecekleri sayarken "kaçakçılık yapmak için yurtdışına çıkış-giriş yapan vatandaşlar da bundan yararlanacak" dediler. Bu ifade, vatandaşlarımızı rencide eden bir ifadedir. Sanırım, değerli sözcü arkadaşımız sürçülisan etmiştir; o da, bunun zabıtlara böyle geçmesini istememektedir. Bunun düzeltilmesini arz ediyorum; zira, bu kanundan kimlerin istifade edeceği, tasarıda gayet açık bir şekilde belirtilmiştir. Bunu bilgilerinize arz ediyorum.
Yine, bir değerli sözcümüz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkarılan kanunları, Hitler'in, Jivkov'un meclisinde çıkarılan, çoğunluğa dayalı olarak çıkarılan kanunlara benzetti. Bu, gayet talihsiz bir ifadedir; bunu da sürçülisan olarak kabul ediyorum; çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve bu Mecliste benimsenen kanunları, Hitler'in meclisine ve o mecliste çoğunluğa dayalı olarak alınan kararlara, kanunlara benzetmek, hiçbir zaman, bir milletvekilinin bilerek söyleyebileceği bir şey değildir. Bunun da düzeltilmesini arz ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aykaç.
MURTAZA ÖZKANLI (Aksaray) - Sayın Başkan, madde üzerinde verilmiş önergelerimizi geri çekiyoruz.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Efendim, naylon zaten; çekerler...
BAŞKAN - Madde üzerindeki önergeler geri çekilmiştir.
Maddeyi oylarınıza...
ZEKİ ÇAKIROĞLU (Muğla) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.
BAŞKAN - Karar yetersayısını arayacağım.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur.
Sayın grup başkanvekilleri ne kadar ara verelim?
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - 10 dakika ara verelim Sayın Başkan.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Saat 16.45'e kadar ara verelim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Saat 16.45'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
2.-Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı :209) (Devam)
BAŞKAN - Müzakerelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerinde.
12 nci maddeyi oylayıp yeniden karar yetersayısını arayacağız.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir, karar yetersayısı vardır.
13 üncü maddeyi okutuyorum:
Yönetmelik
MADDE13. -Bu Kanun uygulaması ilgili usul ve işlemler Maliye Bakanlığı Hazine Müsteşarlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü ile T. C. Ziraat Bankasının uygun görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, okunan maddede bir imla eksikliği var. "Bu Kanun uygulaması ilgili..." denilmiş "uygulamasıyla ilgili" olarak düzeltilecektir.
Madde 13 için grupların söz talepleri?..
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Oya Araslı; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Araslı, süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (İçel) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dile getirmek üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum.
Söz konusu tasarının 13 üncü maddesi, bu kanunun uygulamasıyla ilgili usul ve işlemlerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceğini ifade etmektedir. Bu yönetmelikler, hangi kanunun uygulanmasıyla ilgili usul ve esasları gösterecektir değerli arkadaşlar; yurt dışında bulunanlara sosyal güvence vaadiyle oluşturulacak güvenlik kasası hesabından, devlete, yüzde 20 kaynak aktarmaya yönelik bir kanunla ilgili usul ve işlemleri gösterecektir.
Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısındaki sosyal güvenlik anlayışının mantığını kavramak mümkün değildir. Sosyal devlette, sosyal güvenlik sistemiyle, toplumda korunması gereken kesimlerin, emekçi kesimlerin sosyal güvenliği sağlanır; bunun için de kurulacak kurumlara devlet katkı yapar. Bana, çalışanların sosyal güvenlik için oluşturduğu kaynağa katkı sağlamak yerine, ondan nereye harcayacağı belli olmayan paylar alan bir başka sosyal devlet olma iddiası içerisindeki devleti gösteremezsiniz; ama, ne yazık ki, bu kanun tasarısı, Anayasasında sosyal devlet olduğu yazılı olan Türkiye Cumhuriyetini böyle eşi, örneği yeryüzünde bulunmayan acayip bir sosyal devlet konumuna düşürmektedir.
Ayrıca, bu kanun tasarısının ortaya koymuş olduğu sosyal güvenlik anlayışı, Anayasaya taban tabana karşıt bir sosyal güvenlik anlayışıdır; çünkü, Anayasa Mahkememiz çeşitli kararlarında, sosyal güvenlik sistemine katkı payı olarak toplanan primlerin, ancak, yine sosyal güvenlik amacıyla harcanması gerektiğini ifade etmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bu kararları ortada dururken, sosyal güvenlik kurumuna katkı paylarıyla oluşturulacak fonun Hazinenin başka ihtiyaçlarına harcanmasına imkân verecek bir düzenlemenin bu yasa tasarısıyla ortaya konulması, Anayasanın 153 üncü maddesinde ifadesini bulan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesine olduğu kadar, yine Anayasamızda ifadesini bulan Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerine de aykırıdır.
Bu kanun tasarısı bir kasa oluşturmaktadır ve bu kanun tasarısının gerekçesinde, bu kasanın özerk bir yapıda olduğu ifade edilmektedir; ama, tasarının kasa yönetimiyle ilgili hükümleri incelendiğinde, bu yönetimin hiç özerk olmadığı, ayrıca yöneticiler arasında prim ödeyenlere de hiç yer verilmediği gözükmektedir.
Bu kanun tasarısı kendi öz para birimimizi bir kenara bırakmıştır değerli arkadaşlar. Halbuki, bir devlete devlet niteliğini kazandıran birkaç unsur vardır ve bu unsurlardan birisi de, bir devletin kendi parasını basması, kendi para birimine sahip olmasıdır; ama, bu kanun tasarısı, nedense, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin para birimini bir kenara bırakmakta ve Amerikan Doları üzerine birtakım düzenlemeler getirmektedir. Bunu da, ben, devlet olma vasfımız açısından, devletimizin egemenliği açısından fevkalade sakıncalı bir düzenleme olarak gördüğümüzü ifade etmek istiyorum.
Bu kanun tasarısı eşitlik ilkesini de bir kenara bırakmaktadır. Hepimizin bildiği gibi, sosyal güvence, emeğin ve çalışmanın karşılığıdır. Halbuki, burada, hiç emek sarf etmemiş olanlara da, emek sarf ederek sosyal güvence sağlama durumuna gelmiş olanlar gibi, sosyal güvence sağlanmaktadır. Bunun, ne sosyal güvenlik anlayışıyla ne de Anayasadaki eşitlik ilkesiyle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur; aksine, bu ilkelere fevkalade aykırı bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, bu eşitliğe aykırı sosyal güvence, kime sağlanmaktadır; yurt dışında bulunanlara.
Değerli arkadaşlarım, yurt dışında bulunma, fevkalade geniş kapsamlı bir kavramdır. Yurt dışında çalışmakta olanlar da yurt dışında bulunanlar kavramının kapsamına girer, seyahat amacıyla birkaç saat yabancı bir ülkede bulunmuş olanlar da, bu kavramın kapsamına girer. Yani, biz, Türkiye'yi, başka devlet tabiiyetinde bulunan kişilere de, para ödemeleri karşılığında, sosyal güvenlik sağlama durumuna sokmaktayız. Bunun da mantığını anlamak mümkün değildir.
Bunun, ILO sözleşmelerinin gerektirdiği bir durum olduğu ifade edildi. Ben, bu sözler karşısında bir tek şey söylemek istiyorum: Böyle bir iddiada bulunan, ILO sözleşmelerini de okumuş olabilir ama, anlamış olduğunu kimse söyleyemez. ILO sözleşmelerinde dile getirilmiş olan olay başka olaydır; "milliyet farkı gözetilmeksizin, tabiiyet farkı gözetilmeksizin" diye dile getirilmiş olan olay, buradaki olaydan farklı bir olaydır.
Bu haliyle bu tasarı, kimlere hitap ettiği dahi belirsiz olan bir tasarı durumundadır ve bu tasarıyla sosyal güvenlik satılmaktadır. Parayı veren, sosyal güvenlikten yararlanacaktır. Böyle bir sosyal güvenlik mantığını kabul etmek mümkün değildir! Böyle bir sosyal güvenlik mantığı, çalışanlara hakaret anlamını taşır. Bugüne kadar yürürlükte olan sosyal güvenlik sistemleri, çalışırken ödemede bulunana, katkıda bulunana sağlamıştır; ama, böyle, sosyal güvenlik satışı gibi, hiç emek sarf etmeyen kimselere sosyal güvenlik sağlayan bir mantık, hiçbir yerde geçerli değildir, buna bir örnek gösteremezsiniz. Kaldı ki, burada, öyle bir düzenleme var ki, yurtdışında bulunanların aileleri de, bu imkândan, sosyal güvenlik satın alma imkânından yararlanabilecekler. Aile de, fevkalade geniş kapsamlı bir kavram değerli arkadaşlar. Hukukta, derece derece akrabalar vardır; birinci dereceden akrabalık, ikinci dereceden akrabalık, kan bağları diye. Aile fertleri dediğiniz zaman, kimdir bunun kapsamına girenler, kime uygulayacaksınız bu yasayı, kaçıncı dereceye kadar akrabalar para vererek sosyal güvenlik satın alma imkânından yararlanacaklar? Böyle bir yasa olmaz. Bu tasarının fevkalade özensiz hazırlanmış bir tasarı olduğu bu hükümlerden anlaşıldığı gibi, ikidebir, burada, yazımıyla ilgili lüzum duyulan düzeltmelerden de ortaya çıkmaktadır.
Bu tasarı, bir tek zihniyeti yansıtıyor: Bir an önce para bulalım, kaynak ihtiyacımızı karşılayalım, bizden sonra ne olursa olsun. Burada, defeatle uyarmaya çalıştık, Anayasaya aykırı olduğunu iddia ettiğimiz, Anayasa Mahkemesinin kararlarından bu aykırılığın açıkça ortaya çıktığı birtakım yasalarla, Sosyal Sigortalar Kurumunun ve Emekli Sandığının mallarını satış imkânı ele geçirildi. Bununla amaçlanan, sadece, Hazinenin kaynak ihtiyacını gidermekti. Şimdi, kaynak olarak, memurun, işçinin emeğiyle biriken fonları, malları, kendine bir kazanç kaynağı olarak gören Hükümetin, bu kere, gözünü, yurt dışında çalışanların oluşturacağı fona diktiği anlaşılmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Araslı, lütfen, 1 dakika içerisinde toparlayın.
OYA ARASLI (Devamla) - Böyle bir mekanizmanın, çok kısa zamanda çökecek bir sosyal güvenlik sistemini ortaya çıkaracağı açıktır. Kimseyi "size sosyal güvenlik satıyorum" diye aldatmayalım. Çıkacak böyle bir yasayı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu şekliyle kabul etmemiz mümkün değildir.
Bunu ifade ederken, bir şeyi, tekrar, Hükümet üyelerine hatırlatmak istiyorum: Lütfen, bu tür düzenlemelerle Yüce Meclisin vaktini almaktan vazgeçsinler; Anayasaya aykırı düzenlemelerle, işçinin, çalışanın ve yurt dışında bulunanların katkılarıyla oluşacak kaynaktan ellerini çeksinler; Hükümete başka kaynaklar aramaya, emek vererek kaynak oluşturup sonra onu tüketmenin yollarını araştırmaya yönelsinler.
Saygılar sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Araslı.
Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Aslan Ali Hatipoğlu; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Hatipoğlu, süreniz 10 dakikadır.
ANAP GRUBU ADINA ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Amasya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 209 sıra sayılı Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Komisyon gündemine alelacele getirilerek, son derece sınırlı bir sürede, yangından mal kaçırırcasına, Plan ve Bütçe Komisyonundan görüş dahi alınmadan geçirilerek Genel Kurula getirilen sözde kanun olacak bu tasarı, başta Anayasamız olmak üzere, sosyal güvenlik mevzuatımıza ve anlayışımıza tamamen aykırı bir düzenlemedir.
Şu ana kadar görüşülmekte olan bu sözde tasarının, birçok maddesinin Anayasamıza aykırı olduğu ve ölü doğacağı malumlarınızdır. Tasarının kanunlaşması durumunda "bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili usul ve işlemler, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, SSK Genel Müdürlüğü ile Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasının uygun görüşü alınarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir" ifadesi yersiz ve gereksiz olacaktır; çünkü, yönetmelikler, zaten herhangi bir bakanlığın inisiyatifinde olup, söz konusu bakanlık, yönetmeliğin çerçevesini kendisi tayin eder; ancak, burada farklı bir durum vardır. Bu borçlanma tasarısı, direkt olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı SSK Genel Müdürlüğünü ilgilendirdiği halde, Kasa yönetiminin farklı bakanlıklara bağlı birçok üyenin sorumluluğuna verilmesinin izahı mümkün olmadığı gibi, tahsil edilecek prim tutarlarının yüzde 20'sinin Yurtdışı Sosyal Güvenlik Kasası Hesabından, Kasanın devlet güvencesi payı olarak ve bütçeye irat kaydedilmek üzere Hazineye aktarılması hususu da izah edilecek gibi değildir. Siyasî iktidarın gerçek niyeti, borçlanma tasarısı adı altında para toplamak ve Kasa yönetiminde görev alacak üyelere maddî yarar sağlamak ve toplanan paraları kendi inisiyatifleri doğrultusunda diledikleri gibi kullanmaktır. Asıl olan, sözde fazla veren bütçeye yama bulabilmektir. Zira, Hükümet, ne hayalî kaynak paketlerinden ne de Bağ-Kur mensuplarının basamak yükseltmesinden istediği amaca ulaşamamıştır ve karşı karşıya bulunduğu malî sıkıntıların bir kısmını bu tasarıyla giderme gayretindedir; ancak, bugünü kurtarma adına geleceği göremeyecek ve düşünemeyecek kadar gaflet içerisindedir. Zira, madde metninden anlaşılacağı gibi, tahsil edilecek paralar birkaç yılda tükenecek, sonrasında ise bu kambur, zaten bataklıkta olan sosyal güvenlik kurumunun sırtına yüklenecektir.
Değerli milletvekilleri, söz konusu tasarıyla uygulamaya getirilmek istenen sistem, bugün dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmamaktadır. Bırakın devletin vatandaşından sosyal güvence payı kesmesini, bilakis, devletler bireylerine sosyal güvenlik katkısı sağlamaktadır. Bütün Avrupa ülkelerinde uygulama bu yöndedir; dolayısıyla, yüzde 20 oranında güvence payı kesilmesi, sosyal güvenlik sistemine aykırıdır.
Sözde tasarı, birçok kuşkulara sebep olacak mahiyettedir. Borçlanma, yurt dışında bir gün de olsa bulunma şartına bağlanırken, yaş, tabiyet, çalışma ve benzeri gibi hiçbir kıstasa yer verilmemiştir; yani, pasaportu olan herkes bu haktan yararlanma şansına sahip olacaktır. Bu durum ise, Anayasamızın 62 nci maddesine aykırıdır; çünkü, Anayasamız, yurt dışında bulunanların değil, çalışan vatandaşlarımızın sosyal güvencesini düzenlemiştir.
Diğer önemli bir sakınca ise, yurtdışına çıkanlar ve çıkmayanlar arasında yapılmıştır. Bu husus vatandaşlarımız arasında husumete neden olacak bir niteliktedir. Zira, Anayasamızın 60 ıncı maddesine göre "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir" hükmü, bütün vatandaşlarımızın eşit olduğunu açıkça belirtmektedir.
Değerli milletvekilleri, Genel Kurula tasarı diye getirilen bu düzenlemeye göre, vatandaşlarımız -Türk Lirası yerine, sadece hobilerini tatmak ve Türk Lirasından hınç almak için olsa gerek- 12 500 Amerikan Doları ödeyip, kadınlar 50, erkekler 55 yaşında ve borçlanma tarihinden itibaren 3 yıl sonra emekli olabileceklerdir. Borçlananların aile bireylerinin sağlık yardımı ise, aylık bağlama tarihinden itibaren ve Türkiye'de bulundukları sürece yapılacaktır; yani, bu insanlarımız milyarlarca lira para verdikleri halde, üç yıl boyunca sağlık yardımı alamadıkları gibi, yurt dışında bulundukları sürece de bundan istifade edemeyeceklerdir. Bunu, ne akıl ne vicdan kabul edebilir.
Muhalefetteyken faize karşı çıkanlar ve faizi kaldıracaklarını söyleyenler, maalesef, bugün iktidar olunca, faize değişik isimler vererek, tahsil edilecek primlerin yüzde 80'ini devletin çıkardığı tahvil senetlerine veya faiz haddi en yüksek kamu bankasına yatırarak sosyal güvenliği de faize bağlayacaklardır; yani, vatandaşın helal parasına, faiz karışmış haram yedireceklerdir. Bu mu sizin adil düzeniniz!
Değerli milletvekilleri, 1991 yılında 128 milyar lira gelir fazlasıyla bıraktığımız Sosyal Sigortalar Kurumu, 1997 yılında 350 trilyon liradan fazla açık verecektir. Kurumun bütün gayrimenkulleri satılsa ve tüm primleri, alacakları tahsil edilse, açıklar yine kapanmayacaktır. O halde, yapılması gerekeni söyleyelim: Eğer, bu Hükümet, Bağ-Kur ve SSK'yı gerçekten bataklıktan kurtarmak istiyorsa, radikal değişiklikler yaparak, kurumların aktuaryel dengesini sağlamalıdır. Bütün imkânsızlıklara rağmen, bu husustaki gerekli çalışmalar yapılmamıştır ve SSK, maalesef, sağlık yardımları konusunda dahi yetersiz kalmaktadır. Eğer, SSK'nın gerçek durumunu görmek istiyorsanız, 5 kilometre uzaklıkta olan Dışkapı Hastanesine lütfen bir uğrayınız.
Sayın Bakan, deneyimli bir sendikacıdır ve böyle bir tasarıya imza atması, yirmi yılı aşkın bir mücadele hayatına ihanet etmesi demektir. Bu nedenle, Sayın Bakanın, bilerek ve isteyerek böyle bir çalışma yaptığını zannetmiyorum; bu, olsa olsa, Sayın Başbakanın talimatıyla, yaklaşık 400 bin yandaşına hem bir emeklilik hakkı hem de finansman kaynağı sağlamak amacıyla hazırlanmış bir yasa uydurmacası düzenlemesidir.
Hangi mülahaza ile olursa olsun, bu tasarı, ne borçlanacak insanlara ne de SSK'ya hiçbir yarar getirmeyecektir, aksine, daha zarar verecektir. Tasarı, anlaşılacağı gibi, bir emrivaki hüviyetinde olup birkaç saat içerisinde çalakalem yazılmış, konunun uzman ve bürokratlarına dahi hiç danışılmamış ve görüşleri alınmamıştır.
Bütün sosyal güvenlik kurumlarımız kangren olmuş durumdadır; Hükümet ise, günü kurtarmak amacıyla, finansman ihtiyacını gidermek için, akla hayale gelmeyen yöntemlere başvurmaktadır. Sayın Erbakan, muhalefetteyken, siyasî iktidarların her türlü tasarısını bir pansuman tedbir olarak değerlendiriyordu; ama, ne yazık ki, bunlar, pansumancı dahi olamıyorlar.
Denk bütçe adına, ocak ayı bütçesinin denkliğini, mayıs ayı gelirleriyle; şubat ayı bütçesinin denkliğini ise, müteahhit ve ihracatçılarımızın 150 trilyon liralık hakedişlerini ödemeyerek sağlamaya çalışan Hükümetin ortaklarına sesleniyorum: Burası Türkiye, Patagonya değil; hayalî politikaları bırakın ve abesle iştigal etmeyin!
Anayasamızın 10 uncu maddesine de aykırı olan bu tasarı, Meclisten iktidarın marifetiyle geçse dahi, Anayasaya Mahkemesine takılacağı açıkça belli olduğu halde, böyle tasarıları Meclise getirerek, günlerce, hatta haftalarca, Genel Kurulu, böyle anlamsız şeylerle meşgul edeceğinize, aziz milletimizin sorunlarıyla ilgilenilse, onların dertlerine deva olabilecek kanun tasarılarını görüşsek olmaz mı?..
Bakınız, şekerpancarı üreticilerinin paralarını hâlâ ödemediniz. Çiftçimiz, binbir sıkıntı içerisinde tohum ve akaryakıtı nasıl temin edeceğini düşünürken, işçimiz, memurumuz, emeklimiz, ithalatçı ve ihracatçımız, esnafımız ve bütün ülke insanımız hizmet beklerken, siz, Yüce Parlamentoya haksızlık ediyor ve Türkiye'nin büyük fırsatlar kaybetmesine neden oluyorsunuz.
MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, bunun tasarıyla ne ilgisi var...
ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasamıza ve sosyal güvenlik sistemimize her yönden açıkça aykırı olan bu madde ve tasarıyı, hislerinizle değil, vicdanınızla muhakeme etmenizi, ülke menfaatlarının üç beş günlük siyasî iktidar hayatından daha önemli olduğunun idrakiyle, bu madde ve tasarıyı reddetmenizi temenni ediyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hatipoğlu.
Gruplar adına, üçüncü konuşmacı, Demokratik Sol Partiden Sayın Mehmet Yaşar Ünal; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Ünal, süreniz 10 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA MEHMET YAŞAR ÜNAL (Uşak) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesi üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini sunmak üzere, söz aldım; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Kanun tasarısının bu maddesi, uygulamayla ilgili usul ve işlemlerin, Maliye Bakanlığı Hazine Müstaşarlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü ile Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasının uygun görüşü alınarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca bir yönetmelik çıkarılarak, bu yönetmelik çerçevesinde yürütülmesi esasını getirmektedir. Önümüzdeki bu yönetmelikle ilgili olabilecek herhangi bir görüş veya bu yasa tasarısı hazırlanırken ilgili kurumlardan -Ziraat Bankasından, Sosyal Sigortalar Kurumundan ve Maliye Bakanlığı Hazine Müsteşarlığından- alınmış bir çalışma, bir önrapor yoktur. Bu kanun tasarısı hazırlık safhasındayken, bu kurumlardan, uygulama yönetmeliği ve kanun tasarısının bütünü hakkında görüş alınması çok daha iyi olurdu diye düşünüyoruz.
Bu kanun tasarısının son maddelerine gelirken görüyoruz ki, Refahyol Hükümeti, bu tasarıyı, hiçbir değiştirme ve düzeltmeye tabi tutmadan, muhalefetin görüşlerinden yararlanmadan ve virgülünü değiştirmeden yasalaştırma konusunda ısrarcı görünüyor. Oysa, prim ödemeleri daha geniş zamana yayılarak, üç yıl değilse bile, hiç olmazsa iki yıllık bir süre içinde eşit taksitlerle tahsil edilse, sigortalı olacaklara bir kolaylık olabilirdi. Hükümet ise, üç eşit taksitte ve 15 Temmuzda dolarların tamamının yatırılmasında ısrarlı. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu da şunu gösteriyor ki, Hükümet, acilen gelecek sıcak para arayışındadır. Bu kanun tasarısının esas amacı da kaynak bulmaktır. Bunu, bu şekliyle, belki anlayışla karşılamak mümkün olabilir; fakat, devlet, burada çok pahalı bir borçlanmaya giriyor ve getirdiği esaslarla Anayasaya aykırı bir düzenlemeyi önümüze getiriyor. Sosyal güvenlikle ilgili bu Kasanın kurulmasında çalışmış olmak ya da çalışıyor olmak gibi bir koşul getirilmiyor. Dolayısıyla, bu, bir çeşit emeklilik güvencesinin satışı oluyor.
Bu arada, görüyoruz ki, bu kurulacak olan Kasada birikecek olan paralarla en fazla dört yıl yükümlülükler yerine getirilebilecek. Yine bu arada, sağlık giderlerinin karşılanmasında da büyük zorlukların çıkacağı kendini gösteriyor. Sonunda da, bu Kasa iflas ettiği zaman buradaki bütün yük SSK'nın omzuna yıkılacaktır.
Daha önce de ısrarla belirtmiş olduğumuz gibi, Sosyal Sigortalar Kurumu, bu haliyle kendi sorunlarını çözememekte, sigortalılara yeterli kalitede sağlık hizmeti verememekte ve emekli olanlara maaş bağlamakta zorlanmaktadır.
Bu yıl denk olacağı iddia edilen bütçede dahi Sosyal Sigortalar Kurumunun vereceği açığın şimdiden 350 trilyon lira civarında olacağı kabul edilmektedir. Üç yıl sonra ise SSK'nın açıklarının daha da büyümesi olasılığı ortadayken, bu kamburla, ortada bu yükü kaldıracak güçte bir SSK olmayacağı için bu külfet, yine, çalışanların, vergi ödeyenlerin ve halkın omuzlarına yıkılacaktır. Sorunların çözümünü de, işbaşına gelecek o zamanki hükümetler üstlenecek; fakat, bu tasarıyla Hazineye gelir olarak kaydedilecek yüzde 20'lik prim tutarını da -ki, bunu, Hükümet şu anda 1 milyar dolar civarında hesap ediyor- rahatça Refahyol Hükümeti harcayabilecektir. Bu, büyük bir haksızlıktır ve benden sonrası tufan anlayışının bir göstergesidir.
Sosyal devlet anlayışında, sosyal güvenlik kuruluşlarına devletin ekonomik yardımı ve katkısı esastır. Burada, kurulacak dördüncü sosyal güvenlik kasasına yardım şöyle dursun, Hükümet, bu Kasaya ödenecek primlerin yüzde 20'sine peşinen ve resmen elkoyuyor. Bu yüzde 20'lik miktarı bir milletvekili, konuşmasında "Hükümetin aldığı komisyon" olarak niteledi ki, bu en hafif bir deyimdir; bu primlere elkoyma olayı, daha ağır bir sözle de değerlendirilebilirdi.
Bu yasa tasarısında hangi amaçla düşünüldüğü belli olmayan bir husus daha vardır; o da, daha önce emekli olmuş ve emekli maaşı almakta olanlara, tekrar 5 bin işgünü borçlanarak ve 12 500 dolar ödeyerek ikinci kez emekli olmalarının sağlanmasıdır. Bu, hangi ihtiyaçtan doğmuştur; Refahyol Hükümeti sözcüleri bu konuda açık bir şey söylemediler. Bunların, borçlanarak üç tam yıl geçtikten sonra nasıl bir maaşa bağlanacakları da belirsizdir; almakta oldukları maaşa ek bir zam mı verilecek, yoksa, iki ayrı emeklilik maaşı mı alacaklar; bu da belli değildir.
Şimdilik, bir günlük prim miktarı 2,5 dolar olarak belirlenirken, Hükümetin, tasarıyı Türk Lirası üzerinden değerlendirmekten ve yapmaktan uzak kalmasının, kendi parasına güveninin olmadığını, daha önemlisi, enflasyonun önlenerek Türk Lirasının değer kaybının önleneceğine de inanmadığını gösteriyor. Bu düzenlemenin altında, enflasyonu biz de önleyemeyiz" anlayışı yatıyor.
Bunun yanında Hükümet, günlük 2,5 dolarlık prim konusunda da güven verici değil; çünkü, yasayla, prim miktarlarını artırabilme yetkisi de alıyor. Oysa, ödemeler 15 Temmuzda tamamlanacağına göre, bunu iki sebepten istiyor olabilir: Birinci ihtimal, 6 ay içerisinde doların değerinin düşeceğini sanıyor veya ileride, Dördüncü Sosyal Güvenlik Kasası ve SSK'nın bu işin altından kalkamayacağını düşünüyor ki, bu, yakın bir ihtimaldir. Bu halde de, yükümlülerden yeni paralar talep edilecek; dolayısıyla, toplam ödeme olan 12 500 doların da çok üstünde bir para toplama yoluna gitmeyi hedeflemektedir.
Ayrıca, muhtelif arkadaşlarımızın belirttikleri gibi, burada bu Güvenlik Yasası çıkarılırken Sosyal Sigortalar Kurumunun kendi görevini, özellikle de sağlık konusundaki görevini tam yerine getiremediği, hastanelerde büyük kuyrukların oluştuğu, bazı tahliller için uzak tarihler verildiği, ameliyatlar için 6 ay, 1 yıl gibi süreler verildiği de bütçe konuşmalarında Sayın Bakan tarafından dile getirilmişti. Bu konularda Sosyal Sigortalar Kurumu bir imkânsızlık içinde iken, şimdi, yeni sorumluluklar getirerek Sosyal Sigortalar Kurumu çok daha güç durumlara düşürülmektedir.
Bunun yanında, sosyal güvenlik kurumlarının tek bakanlık çatısı altında toplanması ve burada verilen hizmet kalitesinde iyileştirmeler getirileceği de gene Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından dile getirilmişti. Oysa, bu uygulamayla, bu görüşlerin aksine, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'un yanında bir de dördüncü bir emeklilik kasası oluşturulmakta; dolayısıyla, sosyal güvenlik kurumlarının sayısı da artmakta ve hizmette de daha fazla dağınıklık beklenmektedir.
Sayın milletvekilleri, biz, sosyal güvenlik kurumlarını tahrip edebilecek, çalışanların, sigortalıların ve emeklilerin zararına olacak bu tasarıya, Demokratik Sol Parti olarak ret oyu vereceğimizi bildirir; Genel Kurula saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.
Refah Partisi Grubu adına, Sayın Temel Karamollaoğlu; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)
RP GRUBU ADINA TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanımızın gösterdiği toleransa da teşekkür ediyorum; çünkü, arkadaşlarımız, hangi madde konuşulursa konuşulsun, maddeden çok, ilk başta, genel olarak söyledikleri sözleri tekrar ettiler. Bundan sonraki yürürlük maddesinde de, yetki maddesinde de, zannediyorum ki aynı şeyler tekrar edilecek. Ancak, elbette, bu konuştuğumuz maddenin üzerinde bir iki söz söylenebilirdi; demek ki, o madde hakkında söylenecek bir şey yok, makul kabul edilmiş...
Ancak, bir iki konuya, tekrar açıklık getirmekte fayda görüyorum. Mesela, "para ile sosyal sigorta hizmeti satılıyor" denildi. Aslında, bugüne kadar, sosyal hizmetlerin, sigorta hizmetlerinin -ister Emekli Sandığına bağlı olsun ister Bağ-Kur'a bağlı olsun, isterse Sosyal Sigortalara bağlı olsun- tamamı, ücret karşılığında verilen hizmetlerdir. Bunun dışında, bizde, yeşil kartlı olarak, sadece sağlık hizmeti verilmektedir; başka da bir sosyal hizmet verilmemektedir.
Burada farklı bir düzenleme getiriliyor. Yurt dışında bulunmuş; ancak, belli bir prim ödememiş kimselere, belli bir güvence sağlanıyor. Bunu farklı görmek, yorumlamak, kanaatime göre, doğru, isabetli bir teşhis olmasa gerek. Ancak, bunun dört yılda biteceği, paranın tükeneceği gibi de birtakım ifadeler kullanıldı; buna, bilhassa dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Arkadaşlarımızın içinde bizi faizcilikle itham edenler oldu; ancak, biz bugünkü sistemin içinde, elbette, nelerin nasıl yürüdüğünü biliyoruz ve yürürlükte olan kanunlara da saygılıyız, bu kanunlar dairesinde birtakım icraatı yapıyoruz, bundan da daha tabiî bir şeyin olması mümkün değil.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, maddeyle ilgili konuşmuyor.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Dün arz etmiştim...
NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, maddeyle ilgili konuşmuyor, Sayın Karamollaoğlu madem tenkit ediyor, maddeyle ilgili konuşsun bari.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Efendim müsaade ederseniz, madde üzerinde konuşulurken...
BAŞKAN - Sayın Karamollaoğlu, lütfen siz konuşmanızı sürdürün.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Tabiî.
Müsaade ederseniz, madde üzerinde arkadaşlarımız konuşurken, maddeyle ilgisi olmasa da, birçok fikir söylediler, asgarîden, onlara bir cevap verme hakkını da lütfedersiniz herhalde. Arkadaşlarımız da itham edip, oturup...
YILMAZ ATEŞ (Ankara) - Siz cevap vereceğinize, Bakan cevap versin.
BAŞKAN - Sayın Ateş, Sayın Matkap, lütfen müdahale etmeyin.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Lütfen... Şimdi bir iki konu söylendi, yani, dikkatlerinizi çekmek için söylüyorum, "4 yılda biter" denildi. Muhterem arkadaşlarım, bu para çalıştırıldığı takdirde, bu paranın en az yıllık getirisi yüzde 10'dur.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Faize mi vereceksiniz Sayın Karamollaoğlu?..
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Dün arz etmiştim, bizim, Dünya Bankasından almış olduğumuz kredilerin görünürdeki net faizi yüzde 10; ama, Türkiye'ye maliyeti yüzde 24. Bizim, sıcakpara olarak Türkiye'ye bugüne kadar getirdiğimiz dövizlerin karşılığında ödediğimiz, gözüken yüzde 16-17, fiilen gerçekleşen yüzde 33. Mutlaka bunları da dikkate alarak arkadaşlarımız bir hesap yapmak istiyorlarsa, bileşik hesabın nasıl yapılacağını ben kendilerine şurada tablolar halinde, özel olarak arz ederim.
NİHAT MATKAP (Hatay) - İyi olur; siz, nasıl faize vereceğinizi anlatın!
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Bu münakaşayı da birlikte yapabiliriz; ama, vatandaşın kafasına bir soru işareti sokabilmek için, buraya, vatandaşın, rahatlıkla, gönül hoşluğuyla katkısını sağlayabilmek için yapılan bu çalışmayı ters çevirip, şüphe doğurmaya kalkmak, kanaatime göre pek isabetli bir yaklaşım olmasa gerektir, burada denk bütçeden bile bahsedildi. Bu gibi konular, elbette, doğru değil; ancak, burada, dikkatimizi çekecek iki tane mühim konu var: 12 500 dolar yatırılıyor, doğru; ancak, en erken ödeme 3 yıl sonra başlıyor. Mühim olan ikinci bir şart daha var; o da, hanımlarda 50, erkeklerde 55 yaşın dolmasının beklenmesidir. Bunları da nazarı dikkate alırsanız, elbette, buraya yatırılan paranın neması...
NİHAT MATKAP (Hatay) - Faiz... Faiz...
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) -...-ki, bunun nasıl nemalandırılacağı yine kanunun içinde zikredilmiş- ileride para yatıranların sosyal giderlerini çok rahatlıkla güvence altına almaya kesinlikle yetiyor.
Ben, tekraren, aynı sözlerin bundan sonraki konuşmalarda zikredilmeyeceğini, maddelere biraz daha riayet edileceğini ümit ederek Yüce Meclise saygılar sunuyor; bu kanunun ve bu maddelerin, ülkemiz için, bilahara buraya para yatırarak kendi geleceklerini teminat altına almak isteyen vatandaşlarımız için hayırlı olamasını diliyorum.
Tekrar saygılar sunuyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karamollaoğlu.
Doğru Yol Partisi Grubunun söz talebi?.. Yok.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Doğru Yol Partisi ne diyor bu tasarı için; hiç fikri yok mu?!
BAŞKAN - Şahısları adına, Sayın Emin Kul?.. Konuşmayacaksınız.
Sayın Kâzım Arslan?.. Konuşmayacaksınız.
Sayın Mehmet Aykaç?.. Konuşmuyorsunuz.
Sayın Sıtkı Cengil?.. Yok.
Sayın Hikmet Sami Türk?.. Siz de konuşmuyorsunuz.
Sayın milletvekilleri son söz haklarını kullamadılar.
Madde üzerinde 4 önergemiz var.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Hepsi naylon önergeler Sayın Başkan, şimdi geri çekerler.
BAŞKAN - Henüz beyan etmediler Sayın Matkap.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Şimdi beyan ederler Sayın Başkan.
BAŞKAN - Kendileri söylemiyorlar mı efendim...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Evet, geri çekiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Evet.
Şimdi, sayın milletvekilleri...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını talep ediyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, maddeyi oylarınıza sunacağım ve istek uyarınca karar yetersayısını arayacağım: Maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur; 17.45'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
2.-Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı :209) (Devam)
BAŞKAN - Müzakerelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerinde.
Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 13 üncü maddesini oylayacağım ve karar yetersayısı arayacağım.
Maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır, madde kabul edilmiştir.
14 üncü maddeyi okutuyorum:
Sosyal Güvenlik Sözleşmesi
MADDE14. -9.1.1985 tarihli, 3148 sayılı Kanunla onaylanması uygun görülen Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmesi kapsamındaki Türk daimi işçileri adına bu Sözleşmenin 4 üncü maddesi hükmüne göre transfer edilecek primlerin hesaplanmasında; işçi ve işveren arasında yapılan hizmet sözleşmesinde belirlenen ücretin Türk Lirası karşılığı ve Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi sigorta prim oranları esas alınır.
Birinci fıkra esasına göre hesaplanan prim tutarı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu hükümlerine göre belirlenen prime esas kazancın üst sınırı ve prim oranına göre hesaplanan primden fazla olamaz.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Oya Araslı.
Buyurun Sayın Araslı. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlayarak sözlerime başlıyorum.
Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dile getirmek üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum.
Söz konusu 14 üncü madde, Anayasamızdaki pek çok ilkeye aykırı bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Şöyle ki; primlerin hesaplanmasında getirilen sistem, yürütmenin ve idarenin kanunîliği ilkesine aykırıdır. Çünkü, burada, primlerin hesaplanmasında nasıl bir yöntem kullanılacağı belirlenmemiştir. Hizmet sözleşmesindeki ücret, Türk Lirası karşılığı olarak hesaba katılacaktır, Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesinin prim oranları esas alınacaktır; ama, bu esas alınmada hangi oranlar gözetilecektir, buna ilişkin bir belirleme, bu maddenin metninde yapılmamıştır. Bu demektir ki, idare, yürütme, uygun gördüğü kişi için, uygun gördüğü oranda, uygun gördüğü prim miktarlarını ortaya koyabilecektir. Bir üst sınır tespit edilmiştir; ama, bunun dışında herhangi bir esas belirleme yoluna gidilmemiştir.
Böyle bir esas belirlenmemiş olması, uygulamada farklı prim oranlarının, farklı kişiler için karşımıza çıkmasına neden olacaktır. Bunun da keyfî bir uygulama yaratması yanı sıra, Anayasadaki eşitlik ilkesine de aykırı düşeceği açıkça ortadadır. Böyle bir keyfî prim tespiti imkânının idareye ve yürütmeye bırakılmasının, bir hukuk devletinde yeri olmamak gerek; ama, ne yazık ki, böyle bir düzenleme, Anayasasında hukuk devleti olduğu yazılı olan Türkiye Cumhuriyetinde gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
Böyle bir düzenlemenin, Libya'da çalışanlar ile Libya dışında çalışanlar arasında da bir eşitsizlik yaratacağı gayet açıktır. Sırf Libya'da çalışanlar için ayrı hükümleri olan, ayrıcalık getirmeye yönelik böyle bir düzenlemenin, kanun kavramına aykırı düşeceğini de söylemek isterim; çünkü, kanun ya da hukukî işlemler, objektif, herkes için geçerli, genel, kişiye özgü olmayan birtakım kurallar getiren işlemlerdir. Şimdi, burada, bakıyoruz, sırf Libya'dakiler için geçerli olmak üzere, bu gruba özgü birtakım düzenlemeler getiriliyor ve yurt dışında bulunanlar kategorisi içerisinde, Libya'da bulunanlar ayrı bir statüye sokuluyor. Bunun, hem kanun kavramına aykırı düşeceğini hem Anayasamızdaki eşitlik ilkesine aykırı düşeceğini bir kere daha yinelemekte yarar görüyorum.
Değerli milletvekilleri, bütün bu düzenlemeler gösteriyor ki, Refahyol Hükümeti, böyle bir tasarıyı hazırlarken, içeriğine ve sözel yapısına zerre kadar özen göstermemiştir; Anayasanın birtakım ilkelerini ve hukukun genel prensiplerini gözardı etmiştir ve çeşitli açılardan hukuk devleti ilkesine ve Anayasaya aykırı olan bu yasa tasarısını, sayısal üstünlüğüne dayalı olarak, burada, geçirmek istemektedir.
Değerli arkadaşlar, yol yakınken, her kademede bir vazgeçme sağlanabilir mi diye, bu yasa tasarısının taşımakta olduğu aykırılıkları, burada, yinelemekten vazgeçmek istemiyorum; çünkü, her madde, hatadan dönmek için bize bir imkân sağlıyor. Bu hataları, burada, tekrar tekrar dile getiriyoruz; ama, üzülerek görüyoruz ki, Sayın Bakanımız, bunların hangileri olduğunu bir dinleyip üzerlerine eğilmek yerine, başka konularla ilgilenmeyi yeğliyor ve neticede, burada yapılan uyarılardan hiç ders alınmadan, hukuk sistemimize, Anayasaya aykırı ve Anayasa Mahkemesi önüne gittiği zaman iptal olasılığı çok büyük olan birtakım yasalar hediye ediliyor. Bunları dile getirdiğimiz zaman Sayın Bakan dinlemiyor, buna üzülerek, daha yüksek sesle, bu olaydan duyduğumuz ıstırabı bir feryat olarak dile getirdiğimiz zaman da, bunun bilimsel bakımdan zayıf açıklamalar olduğu suçlamasıyla karşılaşıyoruz. "Köy kahvehanelerine benzedi bu konuşma" gibi, hiç aslı faslı olmayan ve köylerimizde, kahvehanelerde büyük bir ciddiyetle bu olayları dinleyen insanları küçümseyen birtakım ifadelerle yanıt alıyoruz bu söylediklerimize.
Değerli arkadaşlarım, burada, hepimiz bir görev yapıyoruz. Eğer, burada, ısrarla, çeşitli siyasî parti grupları adına sözcülük yapanlar, belli birtakım hatalara, sözbirliği etmişçesine dikkat çekiyorlarsa, bu, gözardı edilmemesi gereken bir durumdur. Burada, bu seslere kulak verilmesi gerekir; çünkü, yasalar, yalnız bir çoğunluğun çıkardığı hukuk işlemleri değildir. Bu Meclisin varlığının amacı, iktidarın ve muhalefetin milletvekillerinin oybirliğiyle, özenle, emeklerini ortaya koyarak, tartışarak bir ürün çıkarmasıdır; ama, ne yazık ki, burada, işin inatlaşmaya çevrildiğini görüyoruz ve böyle bir yasayla hiçbir şekilde saklanamayacak bir biçimde, iktidarın, Devlet Hazinesine para temin etmek için her yola başvurmak azminde olduğunu da görüyoruz.
Sayın Bakanlarımız, bu yasa tasarısı, kimseye fazla bir yarar sağlamayacaktır; ama Devlet Hazinesine, Türkiye Cumhuriyetine ve Türkiye Cumhuriyetindeki sosyal güvenlik sistemine çok büyük darbeler indirecektir. Çünkü, bu tasarıyla sosyal güvencenin satılması uygulaması gündeme sokulmaktadır.
Biraz önce, bir değerli milletvekilimiz dedi ki: "Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi zaten para karşılığıdır." Para karşılığıdır; ama, onun yanında çok büyük bir unsurla da desteklenmektedir. Türkiye'de kurulan sosyal güvenlik sisteminde, emekçi, belli bir miktar prim ödemek suretiyle sosyal güvenlik sistemine dahil olur; ama, esas olan, o kişinin emekçi olması, çalışıyor olmasıdır. Sosyal güvenlik de, zaten, çalışanı korumak için getirilmiş olan bir kurumdur, bir uygulamadır.
Burada, biz, sosyal güvenliği, anlamından apayrı bir biçimde kullanıyoruz; bir kasaya gelir temin etmek için, sosyal güvenlik satmaya yöneliyoruz. Emeğini ortaya koysun veya koymasın, herkesin yurt dışında bulunmuş olmak koşuluyla bu sosyal güvenlikten yararlanmasına imkân hazırlıyoruz. Bu, fevkalade yanlış bir sosyal güvenlik anlayışıdır ve zannediyorum ki, bu tasarı hazırlanırken asıl amaç sosyal güvenlik değil, bu yolla, Devlet Hazinesine, Kasanın tahvil almasını sağlamak suretiyle gelir sağlanmasıdır. Bunu gizlemek mümkün değil, bu tasarının her satırında bu amaç ortaya çıkıyor.
Değerli milletvekilleri, işçilerimizin, memurlarımızın ve sosyal güvenlik isteyen çeşitli toplum kesimlerinin beklentileriyle bu şekilde oynamayalım. Buna hakkımız yoktur. Özellikle emekçi kesimler, ömür boyu bu sosyal güvenliği elde etmek için çalışmaktadırlar. Hiç çalışmayan insanlara para mukabili sosyal güvenlik temini, bu insanlarımızı, emek mukabili sosyal güvenlik sağlamış olanları fevkalade mağdur bir duruma düşürecektir; kendilerini haksızlığa uğramış gibi hissedeceklerdir ve sosyal güvenlik sağlamanın da, parası olanlara özgü bir uygulama olduğu kanısına itileceklerdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Araslı, lütfen toparlayalım.
OYA ARASLI (Devamla) - Onun için, 14 üncü maddede, gene, yol tükenmemişken ve yakınken, ben, bu hatadan dönülmesini bir kere daha sizlere arz etmek istiyorum ve saygılar sunarak sözlerimi tamamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Araslı.
Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Erol Karan; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA EROL KARAN (Karabük) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesi üzerinde Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini açıklamak amacıyla söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bu kanun tasarısının 14 üncü maddesiyle, Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Halk Sosyalist Cemahiriyesi arasında sosyal güvenlik sözleşmesi kapsamındaki Türk daimî işçileri adına, bu sözleşmenin 4 üncü maddesi hükmüne göre, transfer edilecek primlerin hesaplanmasına ait esasların düzenlenmesi yoluna gidilmiştir. Oysa, hepimizin bildiği gibi, Türk müteahhit firmaları ve Türk işçileri, salt Libya'da çalışmamaktadırlar; başta Rusya ve Türk cumhuriyetleri olmak üzere, dünyanın birçok yerinde iş yapmaktadırlar. Bu yasa tasarısıyla bütün bunlar gözardı edilmiştir. Kaldı ki, sadece Libya'nın söz konusu yapılması da düşündürücüdür. Geçen zaman içerisinde, Türkiye ve Libya arasındaki ekonomik ilişkilerde, Libya tarafının ne kadar güvenilmez olduğu da ortaya çıkmıştır.
Son olarak, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Erbakan'ın, son Libya gezisinde, müteahhit alacakları konusunda, Kaddafi tarafından düşürüldüğü durumu hep birlikte ibretle izledik. Oysa, çok daha iyi ve köklü ilişkilerimizin bulunduğu, örneğin Türk cumhuriyetleriyle olan ekonomik ilişkilerimizin gelişmesi açısından, Hükümet, maalesef, gereken önemi vermemektedir.
Genel olarak, bu yasa tasarısı, mevcut sosyal güvenlik yasalarımızla çelişmektedir.
Aynı zamanda, bu yasa tasarısıyla, vatandaşlarımıza, yurt dışında bulunanlar ve bulunmayanlar gibi bir ayırımcılık yapılarak, Anayasamızın eşitlik ilkesi açıkça ihlal edilmektedir.
Yine, sosyal güvenlik sistemine katkı yapması gereken devletin, yüzde 20'lik devlet güvencesi payı kesmesi de sosyal güvenlik sistemine aykırıdır.
Bu yasa tasarısında amacın, hükümetlerin beceriksizliği sonucu meydana gelen bütçe açıklarını kapatmak ve kaynak paketine para bulmak olduğu ortadadır.
Yine, bu yasa tasarısıyla, yurt dışında bulunan herhangi bir vatandaşımız, günde 2,5 Amerikan Doları üzerinden 5 000 işgünü karşılığı toplam 12 500 Amerikan Doları borçlanarak, kadınsa 50,