Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

DÖNEM : 20 CİLT : 23 YASAMA YILI : 2

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

71 inci Birleşim

20 . 3 . 1997 Perşembe


İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Hatay Milletvekili Mehmet Sılay'ın, Doğu Türkistan'daki son gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın cevabı

2. -Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar'ın, Arnavutluk'taki son gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması

3. -Samsun Milletvekili Ayhan Gürel'in, adliye personelinin intibak sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın cevabı

B)TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.-Slovakya Millî Meclisinin vaki davetine icabet edecek parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/719)

2. -Yunanistan Millet Meclisinin vaki davetine icabet edecek Parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/720)

V. -ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.-(10/63) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 195 sıra sayılı raporunun gündemdeki yeri, görüşme günü ve çalışma süresine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

VI.-KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.-926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)

2. -Yurtdışında Bulunanların SosyalGüvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı :209)

3.-Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)

4.-Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı :164)

5.- 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı :168)

6.-Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin, Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 29 Arkadaşının, Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının ve İzmir Milletvekili Metin Öney'in Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7 Arkadaşının, Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, 2972 Sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ve İçişleri ve Anayasa Komisyonları Raporları (2/612, 2/409, 2/453, 2/522, 2/466, 2/547) (S. Sayısı :247)

VII. -SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. -Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak'ın, Kırıkkale kapalı spor salonu ve yüzme havuzu inşaatına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in yazılı cevabı (7/2123)

2.-Kütahya Milletvekili Emin Karaa'nın, Kütahya BAĞ-KUR Müdürlüğünün eczacı ihtiyacına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı cevabı (7/2144)

3.-Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun, Bartın Kurucaşile İlçesi Meydan Köyünün orman köyü kapsamına alınmama nedenine ilişkin sorusu ve Orman Bakanı M. Halit Dağlı'nın yazılı cevabı (7/2149)

4. -Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun, ziraat mühendisi istihdamı için bir sınav yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci'nin yazılı cevabı (7/2150)

5.-İzmir Milletvekili Metin Öney'in, Kaçkar Dağı Millî Park Alanının genişletilip genişletilmeyeceğine ilişkin sorusu ve Orman Bakanı M. Halit Dağlı'nın yazılı cevabı (7/2163)

I. -GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak beş oturum yaptı.

Ankara Milletvekili Ali Dinçer, Arnavutluk'ta meydana gelen son sosyopolitik, ekonomik gelişmeler ve Türkiye'nin Balkan politikasına,

Kütahya Milletvekili Emin Karaa, Türk Hava Kurumunun sorunlarına,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Kars Milletvekili Yusuf Selahattin Beyribey'in, 14 Mart Tıp Bayramına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna cevap verdi.

Ankara Milletvekili Cemil Çiçek ve 30 arkadaşının, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kaynaklarının kullanımında partizanlık yapıldığı ve keyfî davranıldığı iddialarını araştırmak amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/177) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemde yerini alacağı ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmelerin, sırasında yapılacağı açıklandı.

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmına geçilerek;

1 inci sırada bulunan (6/258),

2 nci sırada bulunan (6/259),

3 üncü sırada bulunan (6/260),

4 üncü sırada bulunan (6/261),

5 inci sırada bulunan (6/262),

6 ncı sırada bulunan (6/269),

7 nci sırada bulunan (6/270),

Esas numaralı sözlü soruların, üç birleşim içerisinde cevaplandırılmadıklarından, yazılı soruya çevrildikleri ve gündemden çıkarıldıkları bildirildi.

8 inci sırada bulunan (6/275),

9 uncu sırada bulunan (6/276),

10 uncu sırada bulunan (6/277),

11 inci sırada bulunan (6/278),

12 nci sırada bulunan (6/281),

13 üncü sırada bulunan (6/282),

14 üncü sırada bulunan (6/267),

15 inci sırada bulunan (6/268),

16 ncı sırada bulunan (6/279),

17 nci sırada bulunan (6/283),

18 inci sırada bulunan (6/284),

19 uncu sırada bulunan (6/285),

21 inci sırada bulunan (6/287),

22 nci sırada bulunan (6/289),

23 üncü sırada bulunan (6/290),

24 üncü sırada bulunan (6/291),

25 inci sırada bulunan (6/292),

26 ncı sırada bulunan (6/293),

27 nci sırada bulunan (6/294),

28 inci sırada bulunan (6/297),

29 uncu sırada bulunan (6/298),

30 uncu sırada bulunan (6/299),

31 inci sırada bulunan (6/300),

32 nci sırada bulunan (6/301),

33 üncü sırada bulunan (6/302),

34 üncü sırada bulunan (6/303),

35 inci sırada bulunan (6/304),

36 ncı sırada bulunan (6/305),

37 nci sırada bulunan (6/306),

38 inci sırada bulunan (6/307),

39 uncu sırada bulunan (6/308),

40 ıncı sırada bulunan (6/309),

41 inci sırada bulunan (6/310),

42 nci sırada bulunan (6/311),

43 üncü sırada bulunan (6/313),

44 üncü sırada bulunan (6/314),

45 inci sırada bulunan (6/315),

46 ncı sırada bulunan (6/316),

47 nci sırada bulunan (6/317),

48 inci sırada bulunan (6/318),

49 uncu sırada bulunan (6/319),

50 nci sırada bulunan (6/320),

51 inci sırada bulunan (6/321),

52 nci sırada bulunan (6/322),

53 üncü sırada bulunan (6/323),

54 üncü sırada bulunan (6/324),

55 inci sırada bulunan (6/325),

56 ncı sırada bulunan (6/326),

58 inci sırada bulunan (6/329),

59 uncu sırada bulunan (6/330),

60 ıncı sırada bulunan (6/333),

63 üncü sırada bulunan (6/336),

64 üncü sırada bulunan (6/337),

66 ncı sırada bulunan (6/339),

Esas numaralı sözlü sorular, ilgili Bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından ertelendi.

20 nci sırada bulunan, Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan'ın, Atatürk Hava Limanında yaşadığı iddia edilen bazı olumsuzluklara (6/286),

65 inci sırada bulunan, Rize Milletvekili Ahmet Kabil'in, Karadeniz -Samsun -Sarp yolu yapımına (6/338),

Karaman Milletvekili Fikret Ünlü'nün;

67 nci sırada bulunan, Karaman -Ermenek arasındaki yol yapımına (6/340),

68 inci sırada bulunan Karaman ile Ermenek İlçesi afet evlerinin yapımına (6/341),

70 inci sırada bulunan, Denizli Milletvekili Hilmi Develi'nin, Sivil Havacılık Yasasına ilişkin sözlü sorularına, Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunç;

57 nci sırada bulunan, Denizli Milletvekili Hilmi Develi'nin, pamuk taban fiyatlarına ve birliklerine (6/327),

Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan'ın;

61 inci sırada bulunan, bürokrat atamalarındaki tutuma (6/334),

62 nci sırada bulunan, öğretmenlerin can güvenliğine (6/335),

69 uncu sırada bulunan, Karaman Milletvekili Fikret Ünlü'nün, bulgur ihracatına,

İlişkin sözlü sorularına da, Devlet Bakanı Lütfü Esengün,

Cevap verdiler.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının;

1 inci sırasında bulunan 23 sıra sayılı kanun tasarısının müzakeresi, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından, ertelendi.

5 inci sırasında bulunan, Yurt Dışında Bulunanların SosyalGüvenlik Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının (1/569) (S. Sayısı :209) görüşmelerine devam edilerek 10 uncu maddesine kadar kabul edildi; 11 inci maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.

Kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, 20 Mart 1997 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 23.08'de son verildi.

Uluç Gürkan

Başkanvekili

Zeki Ergezen Fatih Atay

Bitlis Aydın

Kâtip Üye Kâtip Üye

Mustafa Baş

İstanbul

Kâtip Üye

II. -GELEN KÂĞITLAR

20.3.1997 PERŞEMBE

Sözlü Soru Önergeleri

1. -Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin, SEKAYönetim Kuruluna ve Genel Müdürlüğüne atama yapılmamasının nedenine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi(6/478) (Başkanlığa geliş tarihi :14.3.1997)

2. -Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin, Çaycuma Organize Sanayii Bölgesi alanı içinde yer alan arazilerin kamulaştırma bedellerinin ne zaman ödeneceğine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/479) (Başkanlığa geliş tarihi :14.3.1997)

3.-Burdur Milletvekili Kazım Üstüner'in, veteriner hekim ve veteriner sağlık teknisyenlerinin özel hizmet tazminatlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/480) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)

4.-Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Bingöl -Yedisu İlçesi Sağlık Ocağının sağlık merkezine dönüştürülüp dönüştürülmeyeceğine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/481) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)

5.-Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan -Mecidiyeköy'e bağlı Eşekmeydanı Mezrasının içme suyu sorununa ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/482) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)

6. -Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan -Kemah'a bağlı Kerer Köyünün sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/483) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)

7.-Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan -Çayırlı'ya bağlı Mantarlı Köyünde su yükselmesi tehlikesi olup olmadığına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/484) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)

8.-Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan'a bağlı bazı yerleşim birimlerinde sulama kanalı ve gölet yapımına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/485) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)

Yazılı Soru Önergeleri

1.-Niğde Milletvekili Akın Gönen'in, organize sanayi bölgelerine sağlanan kredilere uygulanan faiz oranlarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2322) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)

2.-Tekirdağ Milletvekili BayramFırat Dayanıklı'nın, eğitim hastanelerinde görev yapan başasistanların görev süreleriyle ilgili yönetmelik değişikliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2323) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)

3. -Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan -Merkeze bağlı Sütpınar Köyünde depremden hasar gören konutlara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2324) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)

4.-Gaziantep Milletvekili Mustafa R. Taşar'ın, Antalya Manavgat'a bağlı Yaylaalan Köyünün içme suyu sorununa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2325) (Başkanlığa geliş tarihi :19.3.1997)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

20 Mart 1997 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Fatih ATAY (Aydın), Zeki ERGEZEN (Bitlis)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71 inci Birleşimini açıyorum.

lll. - YOKLAMA

BAŞKAN - Ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; sayın milletvekillerinin, salonda bulunduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.

(Edirne Milletvekili Ümran Akkan'a kadar yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Hatay Milletvekili Mehmet Sılay'ın, Doğu Türkistan'daki son gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın cevabı

BAŞKAN - Gündemdışı birinci söz, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Sılay'ın.

Sayın Sılay, Doğu Türkistan'daki son gelişmeler konusunda konuşacak.

Buyurun Sayın Sılay. (RP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

MEHMET SILAY (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; batıda Fransa'nın, doğuda Kızıl Çin'in, tüm dünyanın itirazına rağmen, nükleer patlamaları pervasızca sürdürdüğü hepinizin malumudur.

Bitki örtüsü ve insan soyuna kasteden, yeraltı ve yerüstü nükleer denemelerin yapıldığı Doğu Türkistan'da zorunlu kürtaj ve kanserojen ilaçlarla sözde nüfus planlaması zaten maksatlı olarak ve acımasızca devam etmekte idi; ancak, Komünist Çin'in, envai çeşit metotlarla yıllardır Müslüman Uygur Türklerine karşı asimilasyon uygulaması, yaşadığımız şu günlerde sıcak savaşa dönüştü, hatta kitlesel kıyıma dönüştü.

Dış haber merkezlerinden, ajanslarından ve ulusal basınımızdan birkaç spot haberle konuyu yeniden sizlere hatırlatmak istiyorum:

"4 Şubat akşamından; yani, kadir gecesinden beri Çin güvenlik kuvvetleri ile halk arasında sokak çatışmaları sürüyor."

"Doğu Türkistan'da olağanüstü hal... Binlerce Müslüman tutuklandı."

"Başkent Urumçi, Yarkent ve Kaşgar'da sokağa çıkma yasağı ilan edildi."

"Beş büyük yerleşim merkezinin kontrolü mücahitlerin eline geçti."

"Kızıl Çin toplama kamplarında işkenceden, açlıktan ve soğuktan 15 ilâ 25 yaş arası gençlerde ölümler başladı."

Değerli milletvekilleri, bu arada, Dışişlerimizin insanı kahreden geleneksel ilgisizliği sürerken, Avrupa Parlamentosu, bir raporla, Doğu Türkistan'daki Çin vahşetini belgeledi.

Doğu Türkistan'ın elli yıllık bağımsızlık davası, bugün, tekrar, en insafsız şekilde dünya gündemine gelip oturmuştur. Dün, bizim, Anadolu'da yaşadığımız antiemperyalist direnişimiz, bugün, Doğu Türkistan'da filizlendi. Komünist Çin'in 1949 yılında zorla işgal ettiği Doğu Türkistan'da tam anlamıyla bir kurtuluş savaşı başlamıştır. Yarkent, Turfan ve Hotan'da, mücahitler, Çin kuvvetlerini bozguna uğratıp, kurtarılmış mahalleler ve kurtarılmış şehirler oluşturmaya devam ediyorlar.

Ayaklanma, öncekiler gibi münferit bir olayla sınırlı kalmamış, tüm Doğu Türkistan coğrafyasına yayılmıştır. Bildiğiniz gibi, Doğu Türkistan'ın coğrafî durumu ve jeostratejik yapısı, dış yardım akışı açısından, Bosna, Filistin ve Çeçenistan'a nispetle, tam bir imkânsızlık içindedir. Şimdiden Doğu Türkistan Halkının hür dünyayla bütün ulaşım ve haberleşme bağlantıları kesilmiş, havaalanları trafiğe kapatılıp, uçuşlar iptal edilmiştir. Televizyonlardan izlediğiniz gibi, Pekin ve Şanghay'daki patlamaların sanığı olarak tutuklanan masum Uygur gençleri, sorgulanmadan, sokak ortasında enselerine kurşun sıkılarak katledilmektedirler.

Değerli milletvekilleri, Kızıl Çin'in, silahsız halk üzerinde seri infazlarla katliamı sürdürmesine, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve milletimizin seyirci kalması elbet mümkün değildir. Öz vatanlarında, inançlarını özgürce yaşama uğruna ayaklanan Müslüman Uygur Halkına ve Kızıl Çin hegemonyasında elli yıldan beri hayat hakkı gasp edilmiş olan Doğu Türkistan mazlumlarına yardım etmek millî görevimizdir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Sılay, lütfen, 1 dakika içinde toparlayınız.

MEHMET SILAY (Devamla) - ...insanî görevimizdir ve İslamî görevimizdir. Bu maksatla, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde çalışan vefakâr işçi kardeşlerimiz ilk yardımı başlattılar. Anadolu'nun ilçe ve köylerinde Doğu Türkistan'ın istiklali için imza kampanyası başladı. İstanbul Aksaray Vakıflar Bankasında açılan hesaba, milletimiz nakdî bağışlar yapmaktadır.

Değerli milletvekilleri, demokrasilerde, bir meclisin meşruiyeti, halkın taleplerini dile getirmekle ve hayata geçirmekle mümkündür. Millî iradenin temsilcisi olan bu Yüce Meclis ve bu Meclisten çıkan Hükümetimiz tarafından, Doğu Türkistan'ın bağımsızlık davası derhal uluslararası platformlara taşınmalıdır; yarın çok geç olabilir. Doğu Türkistan'ın dramı, Türk Hariciyesi tarafından, uluslararası dengeler gözetilerek, Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyi gündemine alınmalıdır; D-8'lerin meclisinde müzakereye açılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Sılay, teşekkür ediyorum.

MEHMET SILAY (Devamla) - Değerli milletvekilleri, partilerüstü ve müşterek bir sorun oluşuyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, özel gündemle ve yalnız Doğu Türkistan olaylarını görüşmek üzere, olağanüstü toplanması şart olmuştur.

İlgi ve duyarlılığınızın devamını diler, saygılar sunarım. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sılay.

Gündemdışı konuşmayı yanıtlamak üzere, Millî Savunma Bakanı Sayın Turhan Tayan; buyurun efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI TURHAN TAYAN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Sılay'ın, Çin Halk Cumhuriyetinin Sincan-Uygur Özerk Bölgesinde yaşayan Uygur Türklerinin maruz kaldığı, hepimizi derinden üzen muamele hakkındaki görüşlerini hep beraber dinledik. Bu gündemdışı konuşmaya, Hükümetimiz adına cevap vermek, daha doğrusu açıklık getirmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Sincan-Uygur Özerk Bölgesinde yaşayan Uygurlarla aramızda yakın kültürel bağlar bulunmakta ve ülkemizde çok sayıda Uygur kökenli Türk vatandaşı bulunmaktadır. Bu nedenle, Dışişleri Bakanlığımız, Sincan-Uygur Özerk Bölgesindeki son gelişmeleri yakinen izlemektedir. Çin Halk Cumhuriyeti yetkilileriyle her düzeyde yapılan temaslarda, o bölgede yaşayan Uygurların, bizim akrabalarımız olduğu, bu nedenle de kendilerinin refah ve mutluluklarıyla ilgilenmemizin doğal karşılanması gerektiği dile getirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Hükümetimiz ve bundan evvelki hükümetler, sadece Çin Halk Cumhuriyetinin Sincan-Uygur Bölgesinde değil, ister Somali'de olsun ister Bosna-Hersek'te olsun ister bir başka yerde olsun, nerede olursa olsun, yaşayan kardeşlerimizin, Türk kardeşlerimizin, Müslüman kardeşlerimizin, Müslüman Türk kardeşlerimizin uğradığı her haksızlık karşısında duyarlılık göstermiştir ve bundan sonra da, duyarlılık göstermeye devam edilecektir. Bu çerçevede, bölgede meydana gelen son olaylardan derin bir endişe ve üzüntü duyduğumuz, Çin Hükümetinin bilgisine bir kez daha getirilmiş ve suhulet ve sağduyuyla hareket edilmesini beklediğimiz kararlılıkla bildirilmiştir. Ancak, takdir buyurulacağı üzere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesinden biri olan ve Türkiye ile önemli bir potansiyel ilişki teşkil eden Çin Halk Cumhuriyetiyle ikili ilişkilerimize zarar vermeden; ancak, buradaki haksızlığa da göz yummadan, soruna çözüm bulmaları konusunda, ilgililer, yetkililer uyarılmıştır.

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir dakikanızı rica edebilir miyim.

Sayın milletvekilleri, bir sayın arkadaşımızın konuşmasına, Sayın Bakan, lütfettiler, cevap veriyorlar; lütfen, dinleme nezaketini gösterelim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI TURHAN TAYAN (Devamla) - Türkiye, bu politikasına uygun olarak, Sincan-Uygur Özerk Bölgesini, Çin Halk Cumhuriyetinin bir parçası olarak görmekte ve Çin Halk Cumhuriyetinin toprak bütünlüğünün korunmasına önem atfetmektedir.

Hükümetimiz, Çin Halk Cumhuriyeti Hükümetinin, bölgede yaşayan Uygurları, Türkiye ile Çin arasında bir dostluk köprüsü olarak değerlendireceğine ve olayların daha fazla tırmanmasını önleyici tedbirleri itidal ve sağduyu içerisinde alacağına inanmaktadır. Hükümetimiz ve Dışişleri Bakanlığımız, bir bütün olarak, bu konunun yakın takipçisidir; günbegün, anbean olaylar takip edilmektedir.

Umarız ki, aklıselim galebe çalar ve çok yakın bir zamanda, bu konuda, sizlere, hepimizin yüreğini ferahlatacak haberler vermiş oluruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

2. -Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar'ın, Arnavutluk'taki son gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN - Gündemdışı ikinci konuşma, Elazığ Milletvekili Sayın Mehmet Ağar'ın.

Sayın Ağar, Arnavutluk'taki son gelişmeler üzerinde konuşacak.

Buyurun Sayın Ağar. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

MEHMET AĞAR (Elazığ) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tarihî, kültürel, dinî ve demografik bağlarıyla, Türkiye, coğrafyasının bir parçası olan Balkan ülkeleri ve burada olan olaylarla çok yakından ilgilenmek mecburiyetindedir. Bugünkü şartlar içerisinde, meydana gelen Arnavutluk olaylarını daha geniş boyut ve perspektif içerisinde görme mecburiyetimiz vardır.

Arnavutluk sınırının hemen yanında, Kosova'da ve uzun sınırları olan Makedonya'da önemli ölçüde Arnavut nüfusu olduğunu biliyoruz. Kader birliği yaptığımız, yıllarca aynı devletin tebaası olduğumuz Arnavutların, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasıyla, bugün, bağımsız bir devlet olarak kaldığını biliyoruz ve son derece önemli bir dayanak noktası olarak, bu bağımsız devlet ayaktadır. Ancak, son günlerde meydana gelen banker skandalıyla birlikte, bu ülke üzerinde, örtülü bazı oyunların, bazı devletlerce gündeme getirildiği görülmektedir. Özellikle Yunanistan'ın, Kuzey Epir Bölgesi olarak, Güney Arnavutluk üzerinde ciddî oyunları olduğunu görmezlikten gelebilmek mümkün değildir. Bugün, bu ayaklanmanın organizasyonu içerisinde, Atina'da lüks hayat içerisinde yaşayan Arnavutluk ordusunun eski generallerinin ayaklanmayı takiben buraya gönderildiği ve buradaki örtülü faaliyetleri organize ettiği -ciddî bir şekilde- görülmelidir.

Aynı şekilde, Sırbistan açısından meseleye bakıldığında, önemli bir hareket alanı olan Kosova'yı, istediği biçimde, operasyonel biçimde halledebilmek açısından, bu kargaşanın son derece işine yaradığı da net bir gerçek olarak görülmektedir. Hal böyle iken, gerek Makedonya'da gerekse Kosova'da yaşayan Arnavutluk nüfusunun tek moral güvencesinin Arnavutluk Devleti olduğu bilinen bir olaydır.

Bugün üzerinde yaşadığımız Küçük Asya, stratejik açıdan dünyanın en önemli bölgelerinden bir tanesidir. Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu açısından mesele ele alındığında, Türkiye, gelecekte, dünyadaki siyasî güç dengesinin belirginleşeceği, belirleneceği en önemli coğrafî bölge üzerindedir. Dolayısıyla, geçmişte Çanakkale'yi geçemeyen müttefiklerin, bugün, çeşitli örtülü operasyonlarla Türkiye'yi rahatsız ettiği gerçeği bir an bile akıldan çıkarılmamalıdır.

Olaya bu gözlükle bakıldığında, Balkanlar meselesinin, Türkiye'nin hayatî meselelerinden biri olduğu gerçeği gözden ırak tutulmamalıdır. Büyük bir imparatorluğun mirasçısı olduğumuzu bir an bile akıldan çıkarmamamız gerekir.

Bosna'daki olaylar çok taze, henüz hafızamızda; gelecekte, Arnavutluk, Makedonya, Kosova gibi bölgelerde aynı olayların olmaması bakımından, Türkiye'nin, gerçekleri çok iyi analiz etmesi, meseleleri yakın takip etmesi, ihtiyaç olan her noktada müdahil olması mecburiyeti vardır.

Türkiye'nin bir Balkan gücü olarak kalabilmesinin iki tane önemli dayanak noktası vardır: Bunlardan bir tanesi, Güney Balkanların en kalabalık nüfusu olan Arnavutlar ve Sancak ve Bosna-Hersek'teki Boşnak Müslümanlardır. Güney Balkanlardaki Arnavut nüfusunun kalbi ise, Arnavutluk ve Kosova'dır. Eğer Arnavutluk meselesi istenilen biçimde çözülemezse, bugün, Karadağ ve Makedonya'da yaşayan herkes ileride katliam tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Bugün Güney Arnavutluk'ta ağırlığı olan İtalyan ve Yunan mafyalarının karapara birikimlerinin sonucunun, burada, bu banker olayıyla ortaya çıkan bu meselenin ağırlıkla içerisinde olduğu görülmektedir. Burada iki önemli şehir vardır; birisi Avlonya, diğeri Sarande Kentidir. Bunların her ikisi de Yunan, İtalyan ve Arnavut mafyalarının en önemli faaliyet alanı içerisindedirler. Biraz evvel söylediğime ilave olarak, gene, Afrika ülkelerinin birisinde yaşamakta olan, Enver Hoca döneminde, daha önceki idarî dönemlerde görev yapan eski bakanların da bugün buralara gelip silahlı ayaklanmalar organize ettiğini yakinen görürüz.

Mevcut Arnavutluk yönetimi, Türkiye'yle bugüne kadar en sıcak ilişkiler kuran Berişa yönetimidir. Dolayısıyla, Yunanistan tarafından kuşatma altına alındığı korkusuna kapılmaması için, mevcut yönetime son derece dikkatli biçimde destek vermek mecburiyetimiz ortadadır. Görünürdeki hedef Arnavutluk; ama, perdenin arkasında görünmeyen hedef de, Türk-Arnavut dostluğuna çok ciddî bir şekilde darbe indirmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ağar, lütfen, 1 dakika içinde toparlayınız.

MEHMET AĞAR (Devamla) - Dolayısıyla, bu desteği gerçekleştirmek konusunda fazla geç kalmanın hiçbir anlamı yoktur. Memnuniyetle aldığım bilgiye göre, Dışişleri Bakanlığının, önümüzdeki günler içerisinde özel bir temsilci -inşallah üst düzeyden olur- gönderme niyeti vardır.

Burada açlık tehlikesi vardır, sıkıntılar vardır; süratle, uluslararası bir fon kurulması, bu yardımın yapılması konusunda öncülük etmemiz, Kızılayın devreye girmesi, ekonomik ve siyasî destek için İslam Konferansı Örgütünün harekete geçirilmesi, konunun, NATO platformuna taşınması ve burada örtülü operasyon yürütme durumunda olan devletlerin de açık seçik biçimde uyarılmasında fayda görülmektedir. Üstelik, aramızda da savunma işbirliği anlaşması vardır Arnavutluk'la. Bütün bu platformlardan istifade etmek suretiyle, Türkiye'yle gerçekten çok sıcak ilişkileri olan Arnavutluk Devlet Başkanı ciddî biçimde desteklenmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AĞAR (Devamla) - Sayın Başkan, saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ağar.

Gündemdışı konuşmaya, hükümet adına bir yanıt için söz talebi yok.

3. -Samsun Milletvekili Ayhan Gürel'in, adliye personelinin intibak sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın cevabı

BAŞKAN - Gündemdışı üçüncü konuşma, Samsun Milletvekili Sayın Ayhan Gürel'in. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Gürel, adliyelerde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi çalışan personelin yükseköğretim sonrası intibaklarının yeniden yapılarak hak ettikleri dereceye yükseltilmeleri ve özel hizmet tazminatından yararlanmaları konusunda konuşacak.

Sayın Gürel, süreniz 5 dakikadır.

AYHAN GÜREL (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; adlî teşkilatta çalışan bazı personelle ilgili -ki, zabıt kâtiplerinin- haksızlıkların giderilmesi için tarafıma gönderilmiş olan yazılı metne ilişkin, kendilerine Parlamentonun desteğini alabilmek amacıyla söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti içtenlikle selamlıyorum.

Yazılı metinde, 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine göre, tahsil durumu itibariyle zabıt kâtiplerinin yükselebilecekleri dereceler belirtildiği halde, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Ek-7 numaralı cetvelde, 1 inci ve 4 üncü dereceler arasında zabıt kâtibi kadrosu bulunmadığından, 3046 sayılı Kanunda belirtilen hiyerarşik kadrolarda yer almadıklarından, zabıt kâtiplerine 4 ve daha üst dereceler, kadrolar verilmemektedir; 4 ve daha üst dereceli kadrolara verilen yüzde 40, yüzde 50-60 gibi özel hizmet tazminatlarından da yararlanamamaktadırlar ve bu mağduriyetlerinin önlenmesi istenmektedir. Kaldı ki, bu, Millî Eğitim Bakanlığında ve İçişleri Bakanlığında verilmektedir. Türkiye'deki tüm adliyelerde bu haksız durumun söz konusu olduğu belirtilmektedir.

Bu zabıt kâtibi arkadaşlarım, Fatma Ünal, Ayşe Özdere, Reşat Ustaoğlu, Eley Aşrelin, Hanifi Özçelik, Ramazan Cüre, Asiye Yılmaz, Alaattin Yılmaz, Abdullah Tütüncü, Nezihe Yalçın, Sami Coşkun ve Sema Kartal'dır. Bunlardan, Fatma Ünal'ın Samsun İdare Mahkemesinde açmış olduğu davaya, davalı idarenin vermiş olduğu cevapta, aynen "13.8.1984 gün ve 18488 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerde 1 ilâ 4 üncü derecedeki kadrolar, unvanlı kadrolar olup, Bakanlığımıza ait kadro cetvellerinde 4 üncü derecede zabıt kâtipliği kadrosu bulunmamaktadır.

Bu nedenle, zabıt kâtibi olan davacının 3 üncü derecenin 2 nci kademesine getirilmesi mümkün bulunmamaktadır" denilmektedir.

Şimdi, önemli olan, yasama organı Meclisin yapmış olduğu 657 sayılı bir yasa var; bu yasanın içerisindeki düzenlemelerde, örneğin, şu anda göstermiş olduğum 36 ncı maddenin (A) bendinde -ki "Ortak Hükümler" başlığı altında- "sınıfların, öğrenim durumlarına göre giriş ve yükselebilecekleri derece ve kademeler aşağıda gösterilmiştir" deniliyor.

Örneğin, ticaret lisesini bitirmiş bir kamu görevlisinin, bir zabıt kâtibinin, şu anda, 12'nin 2'sinden başlatılıp 3 üncü derecenin sonuna getirilmesi düzenlenmiş; 2 yıl süreli yükseköğrenimi bitirenlerin 10 uncu derecenin 2 nci kademesinden 1 inci derecenin son kademesine kadar getirilmesi düzenlenmiş. 4 yıllık öğrenimi tamamlamış olan bir zabıt kâtibi, 9 uncu derecenin 1 inci kademesinden başlatılıyor, 1 inci derecenin son kademesine kadar yükseltilebiliyor.

Şimdi, böyle bir bağlamda, yine, 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesindeki düzenlemeyi -ki, bunu Meclis düzenlemiş- ben size okumak istiyorum: "...memuriyete giren emsallerinin ulaştıkları derece ve kademeyi aşmamak kaydıyla, bitirdikleri üst öğrenimin giriş, derece ve kademesine memuriyette geçirdikleri başarılı hizmet sürelerinin tamamı her yıl bir kademe, her üç yıl bir derece hesabıyla ilave edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademeye yükseltilirler."

Yine, 36 ncı maddeyle ilgili olarak, kanun hükmünde kararnamenin 8 inci maddesiyle 657 sayılı Kanuna bir geçici madde eklenmiştir. Burada çok açık olarak "...1.3.1975 tarihinden sonra kadrosuzluk sebebiyle derece yükselmesi yapamayanların bu şekilde geçen başarılı hizmet süreleri, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri dereceleri aşmamak kaydıyla her yılı bir kademe ve her üç yılı bir derece verilmek suretiyle kadro şartı aranmaksızın değerlendirilir" denilmektedir.

Şimdi, burada, idarenin, o 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye dayanması hukukî mesnetten yoksundur. Önemli olan, 657 sayılı Yasada az önce açıklamış olduğum madde hükümleridir. Burada, kanun "kadro şartı aranmaksızın -altını çizerek belirtiyorum- öğrenim durumlarına göre ulaşmış oldukları kademe ve dereceye yükseltilirler" diyor. Şimdi, bu hususla ilgili elimde iki tane yargı kararı var. Örneğin, İstanbul 2 No'lu İdare Mahkemesinin vermiş olduğu bir kararında, aynen "Fatih İcra Dairesinde zabıt kâtibi olarak çalışan Abdülkadir Oran, 4 yıllık İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisini bitirmiş ve idareye başvurarak 1 inci derecenin 2 nci kademesine yükseltilmesini istemiş, idare de 4 üncü derecenin..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gürel, lütfen toparlayalım.

AYHAN GÜREL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, 5 dakika, gayet tabiî çok kısa bir zaman. Burada, elimdeki delilleri ve elimdeki mahkeme kararlarını, hazırlamış olduğum dosyayla Sayın Bakana ileteceğim. Sayın Bakanın -kendisi hukukçudur, avukattır- adliyelerde bu yükü taşıyan ve haksızlığa uğramış bu arkadaşlarımızın mağduriyetine çözüm bulacağına inanıyorum.

Bu kutsal çatının altında bulunduğum müddetçe bu işin takipçisi olacağım; çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapmış olduğu bir yasanın uygulanmama durumu söz konusudur. Bu mücadeleyi, 550 kişi hep birlikte vermemiz gerekir. Bu, sadece Ayhan Gürel'in sorunu değil, benim değil, Parlamentoda bulunan tüm milletvekillerinindir. Parlamento, aslî görevi olarak, kanunu yapmıştır; ama, bu kanun uygulanmamaktadır.

Bu düşüncelerle, Yüce Heyeti saygılarımla selamlıyorum; teşekkür ediyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gürel.

Sayın Bakan, yanıt vereceksiniz...

Buyurun.

ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Demokratik Sol Parti Samsun Milletvekili Ayhan Gürel Bey arkadaşımızın yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum. Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Önce, Samsun Milletvekili Sayın Ayhan Gürel Bey kardeşimize, adliye mensuplarının, özellikle zabıt kâtiplerinin dertlerine, problemlerine karşı ortaya koyduğu bu yakın ilgiden dolayı, kendilerine teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekillerimiz, Adalet Bakanlığı teşkilatında 657 sayılı Kanuna tabi olan personel, merkezde çalışan, taşrada çalışan ve Adlî Tıp Kurumuna bağlı olarak çalışan personelden oluşmaktadır.

1 Ocak 1997 tarihi itibariyle, 657 sayılı Kanuna tabi personel sayımız -kadro itibariyle, kanunî kadro itibariyle- 72 145'tir; ancak, şu anda, fiilen dolu olan kadromuz 57 528'dir, 14 617 kadromuz da boştur. Bu dolu olan 57 528 kadronun yüzde 14'ü olan 8 276'sı ilkokul mezunudur, yüzde 21'i olan 12 234'ü ortaokul mezunudur, yüzde 36'sı olan 20 574'ü de lise mezunudur. Yani, lise mezunu ve daha önceki devre eğitimden geçmiş personel sayısı, fiilî kadrolarımızın yüzde 71'ini oluşturmaktadır.

2 yıllık yükseköğretim kurumundan mezun olan 5 891 kişi, 3 yıllık yükseköğretim kurumundan mezun olan 121 kişi, 4 yıllık yükseköğretim kurumundan mezun olan 8 927 kişi, 5 yıllık yükseköğretim kurumundan mezun olan 10 063 kişi, 6 yıllık yükseköğretim kurumundan mezun olan 442 kişidir. Yani, 2 yıllıktan 6 yıllığa kadar olan yükseköğretim kurumundan mezun olanların oranı yüzde 29'u teşkil etmektedir.

Lise mezunu olarak memuriyete başlayan arkadaşlarımız, bu arada, açıköğretimden faydalanarak yükseköğrenimlerini tamamlıyorlar ve yükseköğrenimlerini tamamlayan arkadaşlarımızın da -personel genel müdürümüzden aldığım ifadeye göre- intibakları süratle yapılıyor.

Burada, Ayhan Bey arkadaşımız, özellikle, taşrada bulunan zabıt kâtipleri üzerinde durdular. Hemen ifade edeyim: Merkezde olduğu gibi, taşrada da, bizim, 1 inci dereceden 4 üncü dereceye kadar kadrolarımız vardır ve bu kadrolarda personelimiz de vardır. 1 inci derece kadrodan, 4 üncü derece kadroya kadar görev alan personel, icra müdürleridir, yazı işleri müdürleridir, idarî işler müdürleridir, bir de şeflerdir.

AYHAN GÜREL (Samsun) - Zabıt kâtipleri yok Sayın Bakan...

ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN (Devamla) - Bunlar, 1'den 4'e kadar derecelendirilmektedir. Bunun yanında, zabıt kâtipleri ile programcılar -biraz daha aşağıya inelim- şoförler, santral memurları; bunlar, 5 ilâ 15 derece arasında kadrolarda hizmet görmektedirler. Tabiatıyla, arkadaşımızın işaret buyurduğu, kanun hükmündeki kararname çerçevesinde bir mağduriyetleri varsa bu arkadaşların, elbette, bunların takibini yapmak, bu mağduriyetleri gidermek, Adalet Bakanı olarak benim görevimdir; bunu, en kısa zamanda takip ettireceğim ve neticesinden, değerli milletvekili arkadaşımızı bilgilendireceğim.

Bu arada, bendenize intikal eden, gündemdışı konuşma çerçevesi içerisinde, bir de, özel hizmet tazminatları hususu vardı. Zannediyorum, arkadaşımız, zaman yetersizliğinden buna temas edemediler. Ben, o konuya da kısaca açıklama getirmek istiyorum: Bugün, Bakanlık merkez teşkilatında, 657 sayılı Kanuna göre çalışan tüm personelimiz, yüzde 33 ilâ yüzde 140 arasında özel hizmet tazminatı almaktadır; bu, 10 milyondan 44 milyona kadar bir değer arz ediyor. Taşra teşkilatında çalışanlardan ise, sadece, icra müdürleri, yazı işleri müdürleri ve idare müdürleri bu özel hizmet tazminatını almaktadırlar, yüzde 45'le yüzde 95 arasında, maaşlarına göre ve bu da, 14 milyonla 30 milyon arasında bir fark arz etmektedir. Taşrada çalışan zabıt kâtibi ve diğer personele gelince, onlara, özel hizmet tazminatı verilmiyor; ama, onlar, adalet hizmeti tazminatı alıyorlar. Bu da, bir nevi özel hizmet tazminatıdır. Bunlar da, aldıkları maaşlar yanında, yüzde 40'la yüzde 45 oranında adlî hizmet tazminatı alıyorlar.

Ayrıca, tatbikatta, havuz denilen; ama, bir diğer ifadeyle, adliyede çalışanlara, yol giderleri tazminatı şeklinde ödenen bir ödeme durumu daha vardır. O da, merkezde çalışan memurlar için 3 ayda 12 milyon civarındadır; taşra teşkilatında çalışanlarda -ki, zabıt kâtipleri, şoförler, bunlar hepsi dahil- 3 ayda 5 ilâ 15 milyon arasındadır.

Biz, bütün personelimizin mağduriyetini ortadan kaldırmak, adaletin verimini artırmak ve kendilerini, yargıda, gerçekten, etkin ve şevkle hizmet yapar hale getirebilmek için -Bakanlık dışında konuşuyorum- yazı işleri müdürlerimizden, icra müdürlerimizden tutunuz, en düşük derecede görev yapan personelimize varıncaya kadar, tamamının durumlarını iyileştirmek için bir çalışma içerisindeyiz. Bu çalışmalardan, zaman zaman, gerek böyle gündemdışı olarak yapılan konuşmalar vesilesiyle gerekse milletvekili arkadaşlarımızın yazılı sorularına vereceğimiz cevaplar yoluyla kendilerini aydınlatacağımızı ifade ediyor, Yüce Heyete saygılar sunuyor, özellikle değerli Samsun Milletvekili arkadaşımız Ayhan Beye bu önemli konuyu gündeme getirdiği için teşekkür ediyorum. (RP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, oldukça verimli bir gündemdışı konuşma süreci olmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki adet tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım:

B)TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.-Slovakya Millî Meclisinin vaki davetine icabet edecek parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/719)

18 Mart 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Slovakya Millî Meclisinin vaki davetine istinaden, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen 6 kişilik bir Parlamento heyetinin 13-17 Nisan 1997 tarihleri arasında söz konusu davete icabet etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dışilişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun 25 Şubat 1997 tarih ve 60 ıncı Birleşiminde kabul edilmiştir.

Adı geçen Kanunun 2 nci maddesi uyarınca, heyetimizi oluşturmak üzere siyasî parti gruplarınca bildirilen üyelerimizin isimleri Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

Hasan Korkmazcan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Vekili

Kamer Genç (Tunceli)

İsmet Atalay (Ardahan)

Bülent Tanla (İstanbul)

Recep Mızrak (Kırıkkale)

M. Salih Katırcıoğlu (Niğde)

Kâzım Arslan (Yozgat)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

İkinci tezkereyi okutuyorum:

2. -Yunanistan Millet Meclisinin vaki davetine icabet edecek Parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/720)

18 Mart 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Yunanistan Millet Meclisinin vaki davetine istinaden, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen 6 kişilik bir Parlamento heyetinin 12-15 Nisan 1997 tarihleri arasında Rodos'ta yapılacak Doğu Akdeniz Bölgesi Genç Parlamenterleri Konferansına icabet etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dışilişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun 25 Şubat 1997 tarih ve 60 ıncı Birleşiminde kabul edilmiştir.

Adı geçen Kanunun 2 nci maddesi uyarınca, heyetimizi oluşturmak üzere siyasî parti gruplarınca bildirilen üyelerimizin isimleri Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

Hasan Korkmazcan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Vekili

Nuri Yabuz (Afyon)

Celal Esin (Ağrı)

Yılmaz Ateş (Ankara)

Cengiz Altınkaya (Aydın)

Mahmut Sönmez (Bingöl)

Veli Aksoy (İzmir)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

V. -ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.-(10/63) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 195 sıra sayılı raporunun gündemdeki yeri, görüşme günü ve çalışma süresine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

No:60 Tarih : 20.3.1997

Danışma Kurulu Önerisi

18.3.1997 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan (10/63) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 195 sıra sayılı Refah Partisinin Süleyman Mercümek ile bağlantıları ve ilişkileri konusundaki raporunun, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alması ve görüşmelerinin, Genel Kurulun 25.3.1997 Salı günkü birleşiminde yapılmasının ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

Hasan Korkmazcan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Vekili

Salih Kapusuz Zeki Çakan

RP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili

Ali Rıza Gönül Hikmet Uluğbay

DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili

Nihat Matkap

CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN - Danışma Kurulu önerisini kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmına" geçiyoruz.

Önce, sırasıyla, yarım kalan işlerden başlıyoruz.

VI.-KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.-926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)

BAŞKAN - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakerelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon?.. Yok.

Görüşme ertelenmiştir.

2. -Yurtdışında Bulunanların SosyalGüvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı :209) (1)

BAŞKAN - Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporunun müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sayın Komisyon ve Hükümet?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde, tasarının 11 inci maddesi üzerinde gruplar adına konuşmalar tamamlanmış, şahısları adına da bir sayın üye konuşmuştu.

Şimdi, 11 inci madde üzerinde şahısları adına söz alan diğer milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Kâzım Arslan, Mehmet Aykaç, Sıtkı Cengil, Hikmet Sami Türk.

Buyurun Sayın Arslan.

KÂZIM ARSLAN (Yozgat) - Sayın Aykaç konuşacaklar efendim.

BAŞKAN - Siz konuşmuyorsunuz...

Sayın Aykaç, buyurun.

Sayın Aykaç, süreniz 5 dakikadır.

MEHMET AYKAÇ (Çorum) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 11 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 11 inci madde, Kasa gelirlerinin işletilmesini içermektedir. Şahsî kanaatim odur ki, bu Kasanın oluşturulması, günümüz şartları içerisinde oldukça iyi düşünülmüş ve Kasanın gelirleri de, günümüz şartlarında, ekonomik ve iktisadî kurallar çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Bunun üzerinde başka türlü söz söylemeye hiç gerek görmüyorum. Bu yasanın hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aykaç.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 8 değişiklik önergesi vardır. Önergeleri...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Arkadaşlarımız önergeleri geri alıyor efendim.

BAŞKAN - Geri alıyorsunuz...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Evet, efendim.

BAŞKAN -Önergeler geri alındı.

Maddeyi oylarınıza sunacağım; ancak, maddeyle ilgili bir yazım hatasını Komisyonun görüşüne sunmak istiyorum.

"Madde 11.- Kasanın gelirleri;

a) Devletin çıkardığı borçlanma senetlerine yatırmak,

b) Faiz haddî yürürlükteki hükümlere göre en yüksek düzeyde olmak üzere T.C. Ziraat Bankasına yatırmak

suretiyle işletilir."

Sayın Komisyon, Başkanlıkça, bu maddeyi (a) bendindeki "yatırmak" ve (b) bendindeki "yatırmak" süzcüklerini çıkararak, virgülle ayırarak ve "suretiyle işletilir" ifadesinin önüne "yatırılmak" sözcüğünü getirerek daha anlamlı, daha düzgün ve usulüne uygun bir biçime getirmek üzere bir redaksiyon yapılması öngörülüyor. Bu görüşe katılıyor musunuz?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA ve SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NEVZAT KÖSE (Aksaray) - Çoğunluğumuzun olmaması nedeniyle katılamıyoruz; ancak, bizce uygundur.

BAŞKAN - Bu durumda, madde, Başkanlıkça, bu şekilde düzenlenecektir.

Maddeyi düzenlenecek şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Şimdi, 12 nci maddeyi okutuyorum:

Yurtdışı Topluluk Sigortası

MADDE 12. - Türkiye ile ikili sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülkelerde iş üstlenen Türk veya yabancı işverenler yanında çalışacak Türk işçilerinin malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kollarına tabi tutulmaları için çalışılan her ülkeye göre ve bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen gün karşılığı dolar esas alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca belirlenecek genel şartlarla Kasa işverenle topluluk sigortası yapabilir.

Bu Kanuna göre topluluk sigortasına prim ödenmiş süreler, 506 sayılı Kanuna göre prim ödenmiş süre olarak kabul edilir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, çalışılan ülkeye göre topluluk sigortası uygulamasını zorunlu kılabilir.

BAŞKAN - 12 nci madde üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Mustafa Karslıoğlu; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Karslıoğlu, süreniz 10 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 209 sıra sayılı Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 12 nci maddesi üzerinde, Demoktarik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Grubum adına hepinizi saygıyla selamlar, en iyi dileklerimi bildiririm.

"Madde 12.- Türkiye ile ikili sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülkelerde iş üstlenen Türk veya yabancı işverenler yanında çalışacak Türk işçilerinin malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kollarına tabi tutulmaları için çalışılan her ülkeye göre ve bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen gün karşılığı dolar esas alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca belirlenecek genel şartlarla Kasa işverenlerle topluluk sigortası yapabilir.

Bu Kanuna göre topluluk sigortasına prim ödenmiş süreler, 506 sayılı Kanuna göre prim ödenmiş süre olarak kabul edilir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, çalışılan ülkeye göre topluluk sigortası uygulamasını zorunlu kılabilir."

Sayın milletvekilleri, daha önce de belirttiğim gibi, bu yasa tasarısı, bir defa, yazılışı, anlatışı gayet zor bir yasa tasarısı; birbiriyle çelişkilerle dolu. Şu 12 nci maddeyi bile anlamak için, defalarca okumak lazım; çok bozuk bir yazı düzeniyle yazılmış, imla hatalarıyla dolu...

BAŞKAN - Sayın Karslıoğlu, bir dakika...

Sayın miletvekilleri, lütfen, hatibi sükunetle dinleyelim, sohbetleri kulislere taşıyalım.

Buyurun Sayın Karslıoğlu.

MUSTAFA KARSLIOĞLU (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bir hekim olarak, sosyal güvencenin ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Son yirmi yılda yurt dışında gelişen müteahhitlik hizmetleri için ve yurt dışında bu sektörde çalışan işçilerimiz için bir topluluk sigortası gerekli görülebilir. Biliyorsunuz, gerçekten, müteahhitlerimizle övünebiliriz. Özellikle, dış ödemelerde çok büyük katkıları vardır ve dünyanın dörtbir köşesinde, artık, en gelişmiş ülkelerin müteahhitleriyle de yarışmalara girmektedirler ve yarışmaları almaktadırlar. Zaman zaman basında, yayında izlediğimiz gibi, Rusya'da, Ortadoğu ülkelerinde, hatta Batı'da, müteahhitlerimiz çok güzel hizmetler vermektedir. Birçok insanlarımız da -tabiî, ülkemizde yoğun bir işsizlik var, her milletvekili arkadaşıma da zannediyorum günde birçok insan gelip, kendilerinin yurt dışında bir işe gitmelerine yardımcı olmaları için ricada bulunurlar- her gün geliyorlar; biz de, işte, yurt dışında yükümlülük almış müteahhit firmalara telefon ederek "yahu, bu işsizdir, inşaat işçisidir, bunları alabilir misiniz" diyoruz; yani, bunlar, gidiyor, çalışıyor. Özellikle Ortadoğu'da yıllardır yaşayan, hatta sağlıkları bozulan, herhangi bir sosyal güvenceye kavuşmadan gelen ve belirli birikimi yapamayan dünya kadar yurttaşlarımız vardır. Elbette ki, bunların disiplinize edilmesi, çalıştıkları günlerin bir sosyal güvenceye dönüştürülmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.

Bilindiği gibi, bu yönde, daha önce de birtakım yasalar çıkarılmıştır. 30.5.1978'de 2148 sayılı Yasa, 8.5.1985'te 3201 sayılı Yasa çıkarılmış; bunlarda da, bu konulara gayet geniş yerler verilmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu yasanın, kısaca, özeti şudur: Bu yasayla 400 bin yurttaşımız müracaat edecektir. 5 000 işgünü üzerinden, günde 2,5 dolardan 12 500 dolar ödeyecek ve bu, 5 milyar para yapacaktır. Bunun 1 milyarı Yurtdışı Sosyal Güvenlik Kasasına güvence olarak verilecek, 4 milyar dolar da, işte, meşhur kaynak paketimize kaynak aktaracaktır.

Tabiî, burada, az öncede belirttiğim gibi, gerçekten, insanlarımızın sosyal güvenceye kavuşması çok güzel bir şey. Ben, hekim olarak, 35 yıldır, özellikle, genel sağlık sigortasının özlemini çeken bir kişiyim.

Biliyorsunuz, ülkemizde, 19-26 Mart, Yaşlılar Haftasıdır. Tüm yaşlılarımıza huzur ve mutluluklar diliyorum, uzun, sağlıklı ömürler diliyorum.

Daha önce çıkan 2022 sayılı Yasa diye nitelendirdiğimiz bir yasayla yaşlılarımızın veya kendilerine bakacak kadar mal varlıkları olmayan ve çalışma gücü olmayan insanlara verilen -o yeşil karttan önce- bir de yeşil karnemiz vardı. O bile, insanlarımız için büyük bir güvencedir. Biz, hastanelerde, zaman zaman, yaşlılarımızda o karneyi görünce, sanki bize bir millî piyango vurmuş gibi oluyordu; diyorduk ki: Bak, senin de güvencen var, hastane ücretlerini devlet karşılayacak; hiç olmazsa, üç aydan üç aya aylığını aldığın zaman, evinin başköşesinde onurlu bir şekilde oturabileceksin; çünkü, o gün senin almış olduğun bir para olacak.

Bundan sonra, yeşil kart olayı, sağlık açısından, kısmen de olsa yurttaşlarımızı rahatlattı. Bu yasanın çıkmasına neden olanlara da teşekkür ediyorum.

Yine, konumuza gelecek olursak, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, topluluk sigortasını, yani, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm gibi durumlardaki sosyal güvenceyi belirtmiştir. Ayrıca, Anayasamızın 61 inci maddesinde de "Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar" denilmektedir. Yani, bu, bir Anayasa emridir, Anayasa gereğidir.

"Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.

Yaşlılar, Devletçe korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir."

Az önce belirttiğim 2022 sayılı Yasa bunun bir örneğidir.

"Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır.

Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur."

Bir de, artık şunu çok iyi bilmemiz lazım: Genel olarak bir tabir vardır; ağaçlara bakmayalım, ormana bakalım. Yani, diyorum ki burada, günü kurtaracak, geleceği riske sokacak, ipotek altına sokacak yasalarla uğraşmayalım; kalıcı, uygar, demokratik, hukuk devletine yakışır yasalar çıkaralım, birlik ve beraberlik içinde, uzlaşarak çıkaralım.

Bugün, bütün dünyada, gelişmiş ülkelerde, gelişmekte olan ülkelerde, sosyal güvenlik kurumları, kuruluşları, büyük bir sıkıntı içerisindedir.

Bakın, çeşitli ülkelerdeki sosyal güvenlik harcamalarının millî gelir içindeki payı: İsveç'te yüzde 34, Hollanda'da yüzde 33, Danimarka'da yüzde 30, Fransa'da yüzde 29, Belçika'da yüzde 27, Almanya'da yüzde 27 -Avrupa Birliği ortalaması yüzde 26- İngiltere'de yüzde 24, İtalya'da yüzde 24, İspanya'da yüzde 22, Amerika Birleşik Devletlerinde yüzde 12,6, Türkiye'de ise yüzde 4,5.

Bugün, çok klasik bir sosyal güvenlik kuralı vardır, bu kural oturmuştur; sosyal güvenliğin üç ayağı vardır; işçi primi, işveren primi ve hazine yardımı; yani, böyle, yasaları zorlayarak, geleceği ipotek altına alarak, riske sokarak, sağlıklı olmayan sosyal güvenlik yasaları çıkarmaya çalışmayalım. Aklın yolu birdir, doğru tektir; reform niteliğindeki yasaları çıkarmaya çalışalım.

Zaten, daha önce de, her gelen konuşmacı arkadaşımızın da belirttiği gibi, bu yasa tasarısı Anayasaya aykırıdır, bu Meclisten çıksa bile, belki de -tabiî ki, kararı bağımsız yargı verecektir- Anayasaya aykırı olma nedeniyle iptal edilecektir. Bu konuyu da göz önüne alırsak, yine de İktidara söylüyorum, gelin, böyle, hayalî kaynak arama paketleriyle uğraşmayın, sizin deyiminizle, pansuman tedbirleriyle hastayı iyileştirmeye çalışmayalım, hastaya yerinde, kararlı, sağlıklı bir teşhis koyalım, hastayı yetenekli uzmanların eline verelim, gereken şekilde tedavi edelim, en az zararla kurtaralım ve sağlığına kavuşturalım.

Son olarak, bu madde de çelişkilerle doludur, dövizle borçlanmayı amaçlamaktadır. Demokratik Sol Parti olarak, bu maddeye de olumsuz oy vereceğiz. Demokratik Sol Parti, yurttaşlarımızın, gerek yurt içinde gerek yurt dışında olsun, hepsinin daha çağdaş yasalarla sosyal güvenceye kavuşturulması ilkesini seçim bildirgesinde ve programında net ve objektif bir şekilde dile getirmiştir.

Yüce Meclise saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Karslıoğlu.

Sayın milletvekilleri, lütfen, sohbetlerimizi kulislerde yapalım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Bekir Kumbul.

Buyurun Sayın Kumbul. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BEKİR KUMBUL (Antalya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Yasa Tasarısının 12 nci maddesi hakkındaki görüşlerini sunmak üzere kürsüye çıkmış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, görünen o ki, 12 nci maddeye geldik; biz, yanlışları anlatmaktan bıktık; ama, sizler, yine de, bunu çıkarmakta ısrarlı gözüküyorsunuz. Yine, 12 nci madde de bir yanlıştır, onu sergilemeye çalışacağım; ama, ondan önce, 9 uncu, 10 uncu ve 11 inci maddelerde şahısları adına söz alan arkadaşlarımızın konuşmalarından sonra, bazı konularda yanlış algılamalar olduğu kanısına vardım; onu dile getirmeden de geçemeyeceğim.

Özellikle "neden dolar üzerinden borçlanılıyor" sorusuna, yurt dışındaki insanlar Türk Lirası mı arasın; işte, dolar olarak yatırabilirler gibi bir cevap verilmişti. Oysaki, bu yasa tasarısının özünde, yurt dışında bulunmuş vatandaşlarımızın -ama, devamlı orada ikamet etmiyor; bulunmuş, bir saat bulunmuş, beş gün bulunmuş, on gün bulunmuş; kaçakçılık için gitmiş, turistik seyahat için gitmiş veya hacca gitmiş, dönmüş- hepsi bundan yararlanır durumda oluyor. Öyleyse, bunlar zaten Türkiye'de yaşıyor; Türkiye'de yaşadığına göre, elbette ki, Türk Lirasını da bulur. Yani, en azından, vatandaşlarımız, bunu bir hak gibi görürler ve yararlanmak isterlerse, bunu bilmeleri lazım; bir.

İkinci vurgulamak istediğim, devamlı, aktuaryel hesabın iyi yapıldığı söyleniyor. Değerli arkadaşlarım, aktuaryel hesabı biz de yapıyoruz, yaptırıyoruz; ama, biliyoruz ki, 2000'li yıllarda, 2003'te, 2004'te, o kasa bitecektir; ömrü olan arkadaşlarımız da görecektir. Bunu, burada, kayıtlara geçmesi açısından söylemek istiyorum. Onu, aslında, siz de biliyorsunuz ve onun için de 3 üncü maddeye, zorunluluk durumlarında günlük 2,5 dolarlık borçlanma miktarının Bakanlar Kurulu kararıyla değiştirilebileceği hükmünü getiriyorsunuz. Nedir onun anlamı; onun anlamı, 2003 veya 2004'te kasa boşaldığı zaman 2,5 dolarlık miktar artırılsın; bunun anlamı budur. Öyleyse, gerçekten ciddî aktuaryel hesap yapılmamıştır.

Gelelim 12 nci maddeye... Değerli arkadaşlar, 12 nci madde, yurt dışında bulunan işçilerimizin topluluk sigortasıyla ilgilidir. 12 nci maddeye kadar olan kısımda, yurt dışında bulunan vatandaşlarımızın kendileri için prim yatıracakları öngörülüyordu. Neydi o hüküm: Vatandaşımız, günlük 2,5 dolar üzerinden, 5 bin işgününü dolduracak, 12 500 doları kendisi ödeyecekti. Burada öyle değil. Bu maddenin özelliği odur. Bu maddenin özelliği: Yurt dışında çalışan işçilerimiz -ama, ikili sosyal güvenlik anlaşması yapmadığımız ülkelerde çalışan işçilerimiz- işveren tarafından sigortalanacak; yani, burada, primi ödeyecek olan, işverendir. Topluluk sigortasının anlamı bu.

Değerli arkadaşlar, genellikle bu hükmün kapsamı da şudur: Yurt dışında, ikili sosyal güvenlik anlaşması yapmadığımız herhangi bir ülkede, bir vatadaşımız, düşünelim ki inşaat sektöründe çalışıyor, altı ay, bir sene çalıştı... Burada "bu kanun hükmüne bağlı olarak borçlanır" deniliyor. Varsayalım ki, altı ay çalıştı. Bu kişi, bu kanun hükmüne göre borçlanacaksa, işveren, işçiyi, 5 bin işgünü için sigortalı yapacak. Peki, ne kadar prim ödeyecek: İşveren, işçi için, günde 2,5 dolar üzerinden 12 500 dolar borçlanıverecek!.. Ne kadar süre için: Bunu daha önceki maddelerde görmüştük; işveren, kısa aralıklarla üç taksit halinde, 12 500 dolar, işçi için borçlanmış olacak. Benim buradan anlamaya çalıştığım bu. Peki, işveren, bir veya iki yıl çalıştırdığı bir işçi için, neden 5 bin işgünü karşılığı miktarı borçlanıversin ve baştan bunun primini ödesin?! Eğer, bundan bunu anlayacaksak, bu bir yanlıştır.

İkinci yanlış şu: Kişi, 20 yaşında gitmiş, çalışıyor ve 5 bin işgünü borçlandı; yani, baştan 5 bin işgünü borçlanacak, 55 yaşına kadar bekleyecek, 55 yaşında emekli olacak!.. Bunun, mantıkla ilgisi yok. Aslında, bunu, Sayın Bakanın, gerçekten, burada -bizim anlamadığımız bir şey mi var- izah etmesini istiyorum. Ben, bu tasarının 12 nci maddesini, inanın, anlamış değilim. Eğer, işveren borçlanacaksa, neden yirmi sene yahut da yirmibeş sene yahut da ellibeş yaşına kadar çalıştırmayacak da, altı ay çalıştıracak ve onun için borçlanacak veya altı ay çalıştıktan sonra geriye dönerse, bunun geri kalanını kim borçlanacak? Kişi kendisi borçlanamazsa ne olacak?

O nedenle, tasarının diğer maddelerindeki yanlışlıklar, 12 nci maddede de vardır ve 12 nci maddenin, bu yasa tasarısının diğer maddelerinden farklılığı da, ödemeyi kendisi değil, işveren yapacaktır; bu bir çelişkidir. Onun için, bu maddeye bu şekliyle evet diyebilmek mümkün değil; ama, bizim anlamadığımız bir şey varsa, bunu, Sayın Bakanın, burada özellikle açıklamasını istiyorum.

Değerli arkadaşlar, baştan beri, bu yasa tasarısının gerçekten bir sosyal güvenlik sistemine uygun olmadığını, devletin katkısının olmadığını, sosyal güvenlik için üçüncü ayağın devlet ayağı olması gerektiğini vurguladık geldik, aktuaryel hesabın ciddî şekilde yapılmadığını vurguladık geldik; ama, her nedense, oralarda kulaklar kapatıldı. Bu madde gerçekten bizim anladığımız gibiyse bir yanlıştır; ama, biz yanlış anlamışsak, Sayın Bakanın, burada bu maddeyi izah etmesini diliyorum. Bu şekliyle, bizim, bu tasarıya "evet" diyebilmemiz mümkün değil.

Bu vesileyle, tekrar, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kumbul.

Doğru Yol Partisi ve Refah Partisi Gruplarının söz talebi yok.

Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Emin Kul; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın Kul, şahsınız adına olan konuşmayla birlikte, süreniz 15 dakikadır.

ANAP GRUBU ADINA EMİN KUL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 209 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci maddesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına, görüşlerimizi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; görüşlerimizi arz etmeden evvel, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, tasarının 12 nci maddesi, Türkiye ile ikili sosyal güvenlik anlaşması bulunmayan ülkelerde iş üstlenen Türk ve yabancı işverenlerle, kasanın, bunların çalıştırdıkları Türk işçileri için topluluk sigortası yapabileceğini belirtip, bu konuda, Sosyal Sigortalar Kanununa atıf yapmıştır. Böylece de, bir nevi, al gülüm ver-gülüm kasası, başka bir sigortacılığa soyunmuştur.

506 sayılı Kanunun 86 ncı maddesiyle öngörülen topluluk sigortası, iş kazaları ile meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının birine, birkaçına veya hepsine işçilerin toplu olarak tabi tutulmalarını içerir. Ayrıca, topluluk sigortasının genel şartları, sigorta kurumunca tespit edilir; Bakanlıkça sadece onaylanır; doğrudan doğruya, Bakanlık, herhangi bir tespit yapamaz. Topluluk sigortası, sigorta kurumu niteliği olan bir kurumca yapılır; böyle sandukaya dönecek bir sandık tarafından yapılmaz. Sigortacılık işlevi olduğu, bir tüzelkişilik halinde bulunduğu ve geleceği dahi kuşkulu, böyle bir antika kasayla, böylece sandukaya dönecek bir sandıkla, topluluk sigortası yapmak söz konusu olamaz. Kaldı ki, bu kanaatimize, âdeta, tasarıyı hazırlayan Bakanlık da iştirak etmiş olacak ki, yapılacak topluluk sigortasının genel şartlarının tespitinde, kasayı değil, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını yetkili kılmıştır ve hiç gereği yokken, topluluk sigortasını, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasıyla sınırlamıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında yer alan, topluluk sigortasına prim ödenmiş sürelerin, 506 sayılı Kanuna göre primi ödenmiş süre olarak kabul edileceği atfı, topluluk sigortasına karşı yapılacak ödemelerin kasa tarafından değil, âdeta Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yapılacağı gibi bir sonuç doğurmaktadır. Sosyal Sigortalar Kurumu primini almadığı bir sigorta işleminin yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Zira, topluluk sigortası ödemeleriyle ilgili olarak, gerek bu maddede ve gerekse tasarı hükümlerinde herhangi bir açıklık, maalesef yoktur.

12 nci maddenin son fıkrası, Bakanlığın çalışılan ülkeye göre topluluk sigortası uygulamasını zorunlu kılabileceği de, boşlukta kalan bir hüküm olarak karşımızdadır. Topluluk sigortasının kapsayabileceği kesim itibariyle herhangi bir aktüer hesabın yapıldığı da kuşkuludur.

Dün, burada, sandukaya dönecek bu sandığın aktüer durumunun ne olduğunu çok açık biçimde ve tasarı gerekçesinde yazılan rakamları ve tahminleri ele alarak, önünüze sermiş bulunuyoruz. Bunun aksine bir aktuarya hesabı olduğuna dair herhangi bir cevabı henüz almış değiliz. Bizim sunduğumuz aktüer tabloda, en çok beş yıl içinde, bu sandığın sandukaya döneceğinin ispatı yapıldı. Bu kanunun çok faydalı olduğunu söyleyen arkadaşlarımız, bir sigorta kanununun aktüer dengesinin nereye dayandığını ve neye dayandığını da buradan açıklamak ve Yüce Meclisi tatmin etmek mecburiyetindedirler. Topluluk sigortasının kapsayabileceği kesim itibariyle herhangi bir aktüer hesabının yapıldığından bu nedenle kuşkuluyuz; çünkü, al gülüm-ver gülüm sandığı, bir de topluluk sigortasına doğru el uzatmıştır.

12 nci maddenin birinci fıkrasının atıf yaptığı "Borçlanma Esasları" başlıklı 3 üncü maddenin ikinci fıkrası, işçinin borçlanmasıyla ilgilidir. Bu kanun tasarısının arz ettiğim hükümlerine göre, ölüm, maluliyet ve yaşlılık sigortası için, işçi, 12 500 dolar ödemek suretiyle bu haller karşılığa aylığa hak kazanabilmektedir. Bu durumda, kasa ile topluluk sigortası yapan işveren, çalıştırdığı işçi için, bu işçiyi çalıştırdığı süreyle ilgili, gün sayısı x 2,5 dolar mı ödeyecektir; yoksa 12 500 doların tamamını mı ödeyecektir? Bu konu açıkta kalmaktadır. İşveren, işçiyi çalıştırdığı süreyle ilgili primi ödeyecekse, işçi, yaşlılık, malullük aylığına, ölüm aylığına hak kazanabilmek için ve bu kanundan yararlanabilmek için, neden bir kez daha 12 500 dolar ödesin? İşverenin onun adına yaptığı topluluk sigortasının gün sayısının mütebakisini öder ve yaşlılık, ölüm, maluliyet aylığına hak kazanır. Görülüyor ki, tasarının bütün hükümleri, birbiriyle çatışkanlık ve çelişki içindedir. İşveren, bu tasarının uygulanmasında öngörülen 12 500 doları ödeyecekse, şayet, yapacağı topluluk sigortası ödemesi, çalıştırdığı gün sayısıyla sınırlı değilse, sonraki işveren -yani, işçi başka bir işverene geçti, o da topluluk sigortası yapabilecek bir işveren- neden, 12 500 dolar daha ödesin, eğer, topluluk sigortası kapsamına girecekse? Daha önce bu işçi adına 12 500 dolar ödenmiş, bir topluluk sigortası yapılmış. Şimdi, başka bir işyerinde, başka bir işverenin emrine girecek, bunların içinde daha önce hakkında ödeme yapılmayan işçiler de olabilir, yapılan işçiler de olabilir; ama, hakkında ödeme yapılan işçiler için, niye, işveren 12 500 dolar daha ödesin, topluluk sigortası yapsın? İşveren de yine prim ödeyecekse, eğer, sonraki işveren, yine bu primi ödeyecekse, bu ödemenin işçiye faydası ne olacaktır? Tabiî, bunun, ödemeye kıyasen faydası ne olacaktır? Bütün bu sorunlar, boşlukta kalan sorunlar olarak, tasarıyla halledilmeyen sorunlar olarak karşımızdadır.

İşveren, işçiyi çalıştırdığı süreyle ilgili prim ödeyecekse, primi ödenen bu günler için, bu kanundan yararlanmak isteyen işçi için, 5 bin günü tamamlamak üzere borçlanma yapabilmek gibi bir istisna söz konusu olmadığından, düzenlenen bu maddenin işlerliği değil, tasarıyla -arz ettiğim gibi- çatışkanlığı söz konusudur.

Şimdi, bu denli yekdiğeriyle çelişik ve çatışkanlık taşıyan hükümler içeren bir tasarının üzerinde ciddiyetle durarak yaptığımız eleştirileri, sudan cevaplarla geçiştirmek mümkün değildir. Hâlâ, vakit geçmiş değildir. Hâlâ, Hükümetin, Komisyonun, tasarıyı geri alma, yeniden düzenleme, akıllarından geçen amaca uygun olarak tekrar Yüce Meclise getirme imkânları vardır. Bu imkânın var olduğunu, belki her madde üzerinde yaptığımız eleştirilerin sonunda tekrar hatırlatmak lüzumunu hissediyorum; çünkü, bu tasarı, hakikaten literatüre geçebilecek ve Yüce Meclis kurulduğundan bu güne kadar böylesine lafzı birbiriyle çelişen ve hedefi itibariyle görülmemiş bir tasarı olarak karşımızda bulunmaktadır.

Sayın milletvekilleri, bu tasarıyı müzakere ederken gruplar adına konuşan bütün arkadaşlarım ve şahısları adına konuşan muhalefet milletvekili arkadaşlarım, açıkça, ayrıntılı olarak görüşlerini bildirdiler; fakat, her şeye rağmen, tasarının oylamasında, maddelerin oylamasında, maddeler buradan çoğunlukla geçti. Çoğunluk, hukuk demek midir; bunun münakaşasını kendi vicdanımızda ve zihnimizde yapmak mecburiyetindeyiz. Hatta bilimsel gerçekleri "çoğunlukla" ortadan kaldırmak mümkün müdür; yani, 2 çarpı 2, 4 ederse; siz el kaldırarak, hayır, 2 çarpı 2, 6 eder diye karara bağlarsanız, bu acaba bilimsel bir gerçek olur mu?..

Demokratik yapılanma içinde çoğunluk, elbette ki, bir unsur olarak ortada; ama, uluslararası kurallar varsa, belli bilimsel kurallar varsa ve yüz yılların oluşturduğu inkâr edilemeyecek gerçekler varsa ve bunların oluşturduğu bir hukuk sistemi varsa, sadece çoğunluğa dayanarak, işi "demokratik sonuç budur" diye bağlamak mümkün değildir. Ben, hiçbir atıf yapmadan, yani, yanlış anlaşılmasını arzu etmeden örnek vereyim: Hitler'in de meclisi vardı, o meclisten de kararlar çıkmıştı; o meclisten çıkan kararlar, kanunlar vardı; bunlar da kanundu. Jivkov'un da, daha düne kadar, Bulgaristan'da meclisi vardı; o meclisten de kanunlar çıktı, çoğunlukla kararlaştırıldı; bunlar da kanundu. O ülkenin halkları tarafından kanun diye kabul edilmiş, kanun saygısı görmüş. Acaba bunlar, uluslararası hukuka, demokratik hak ve özgürlüklere, insan haklarına ve haysiyetine ve yüz yılların biriktirdiği bilimsel kurallara uygun kanunlar mıydı? Yoksa, sadece, çoğunluğun tahakkümü altında çıkmış veyahut da belli bir azınlığın çoğunluk parmaklarıyla ve onların tahakkümü altında çıkmış kanunlar mıydı? Bunlara, kanun diyebilirsiniz; ama, hukuk diyemezsiniz. Türkiye, bir kanun devleti değil; Türkiye, bir hukuk devletidir ve demokratik bir hukuk devletidir. Çoğunlukla her şeyi halletmek mümkün görülmemelidir ve çoğunlukla halledilen her şeyin demokratik hukuk devleti içerisinde işlerlik kazanabilmesi için, insanlığın, bilimin deneylerinden süzülüp gelmiş olması lazım. Yoksa, buraya getirdiğiniz her metni, oyladığınız zaman, bunu kanun diye kabul ettirip, sonra, işte kanun budur derseniz; bu kanun anlayışında biz yokuz. Bu önümüzdeki tasarıyı, oylamalarda, kanun anlayışıyla desteklememenizi istirham ediyorum; kanun devleti anlayışıyla desteklememenizi istirham ediyorum. Hukuk açısından bakın, sigortacılık kuralları açısından bakın, kapsayacağı insanlar ve Anayasamıza aykırılığı açısından bakın ve lütfen, oylarınızı o istikamette verin.

Bu kanun tasarısı, maalesef, birbiriyle çelişik, sosyal güvenlik sistemimizin temeline dinamit koyan, Anayasamıza aykırı, çalışanları himaye etmeyen, lumpen kesimleri himaye etmek isteyen, ne olduğu belli olmayan bir kasaya bağlanan, sonunda beş sene sonra sandukaya dönüşecek ve milletin sırtına yük olarak yıkılacak malî hükümleri içeren bir kanun tasarısıdır. Bu madde de, arz ettiğim çelişkilerle tasarının içerisinde yer almıştır; reddini istirham eder, saygılarımı arz ederim. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kul.

Sayın Mehmet Aykaç, buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)

MEHMET AYKAÇ (Çorum) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 209 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum.

Bu kanun tasarısının 12 nci maddesinde, Türkiye ile ikili sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülkelerde iş üstlenen Türk veya yabancı işverenlerin yanında çalışacak Türk işçilerinin malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kollarına tabi tutulmaları için yapılacak olan topluluk sigortası sistemine ait esaslar belirtilmiştir. Bu, maddede, gayet açık bir şekilde belirtilmiştir.

Bunu arz ettikten sonra, benden önce konuşan iki değerli sözcü arkadaşımın iki husustaki ifadelerine katılmadığımı; dolayısıyla, zabıtlara da geçen bu ifadelerin tashihini arz etmek istiyorum.

Şöyle ki: Bir değerli sözcümüz, bu kanundan istifade edecekleri sayarken "kaçakçılık yapmak için yurtdışına çıkış-giriş yapan vatandaşlar da bundan yararlanacak" dediler. Bu ifade, vatandaşlarımızı rencide eden bir ifadedir. Sanırım, değerli sözcü arkadaşımız sürçülisan etmiştir; o da, bunun zabıtlara böyle geçmesini istememektedir. Bunun düzeltilmesini arz ediyorum; zira, bu kanundan kimlerin istifade edeceği, tasarıda gayet açık bir şekilde belirtilmiştir. Bunu bilgilerinize arz ediyorum.

Yine, bir değerli sözcümüz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkarılan kanunları, Hitler'in, Jivkov'un meclisinde çıkarılan, çoğunluğa dayalı olarak çıkarılan kanunlara benzetti. Bu, gayet talihsiz bir ifadedir; bunu da sürçülisan olarak kabul ediyorum; çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve bu Mecliste benimsenen kanunları, Hitler'in meclisine ve o mecliste çoğunluğa dayalı olarak alınan kararlara, kanunlara benzetmek, hiçbir zaman, bir milletvekilinin bilerek söyleyebileceği bir şey değildir. Bunun da düzeltilmesini arz ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aykaç.

MURTAZA ÖZKANLI (Aksaray) - Sayın Başkan, madde üzerinde verilmiş önergelerimizi geri çekiyoruz.

NİHAT MATKAP (Hatay) - Efendim, naylon zaten; çekerler...

BAŞKAN - Madde üzerindeki önergeler geri çekilmiştir.

Maddeyi oylarınıza...

ZEKİ ÇAKIROĞLU (Muğla) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Karar yetersayısını arayacağım.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur.

Sayın grup başkanvekilleri ne kadar ara verelim?

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - 10 dakika ara verelim Sayın Başkan.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Saat 16.45'e kadar ara verelim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Saat 16.45'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 16.32

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 16.50

BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Fatih ATAY (Aydın), Zeki ERGEZEN (Bitlis)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

VI. -KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.-Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı :209) (Devam)

BAŞKAN - Müzakerelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükümet yerinde.

12 nci maddeyi oylayıp yeniden karar yetersayısını arayacağız.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir, karar yetersayısı vardır.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

Yönetmelik

MADDE13. -Bu Kanun uygulaması ilgili usul ve işlemler Maliye Bakanlığı Hazine Müsteşarlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü ile T. C. Ziraat Bankasının uygun görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, okunan maddede bir imla eksikliği var. "Bu Kanun uygulaması ilgili..." denilmiş "uygulamasıyla ilgili" olarak düzeltilecektir.

Madde 13 için grupların söz talepleri?..

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Oya Araslı; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Araslı, süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (İçel) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dile getirmek üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum.

Söz konusu tasarının 13 üncü maddesi, bu kanunun uygulamasıyla ilgili usul ve işlemlerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceğini ifade etmektedir. Bu yönetmelikler, hangi kanunun uygulanmasıyla ilgili usul ve esasları gösterecektir değerli arkadaşlar; yurt dışında bulunanlara sosyal güvence vaadiyle oluşturulacak güvenlik kasası hesabından, devlete, yüzde 20 kaynak aktarmaya yönelik bir kanunla ilgili usul ve işlemleri gösterecektir.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısındaki sosyal güvenlik anlayışının mantığını kavramak mümkün değildir. Sosyal devlette, sosyal güvenlik sistemiyle, toplumda korunması gereken kesimlerin, emekçi kesimlerin sosyal güvenliği sağlanır; bunun için de kurulacak kurumlara devlet katkı yapar. Bana, çalışanların sosyal güvenlik için oluşturduğu kaynağa katkı sağlamak yerine, ondan nereye harcayacağı belli olmayan paylar alan bir başka sosyal devlet olma iddiası içerisindeki devleti gösteremezsiniz; ama, ne yazık ki, bu kanun tasarısı, Anayasasında sosyal devlet olduğu yazılı olan Türkiye Cumhuriyetini böyle eşi, örneği yeryüzünde bulunmayan acayip bir sosyal devlet konumuna düşürmektedir.

Ayrıca, bu kanun tasarısının ortaya koymuş olduğu sosyal güvenlik anlayışı, Anayasaya taban tabana karşıt bir sosyal güvenlik anlayışıdır; çünkü, Anayasa Mahkememiz çeşitli kararlarında, sosyal güvenlik sistemine katkı payı olarak toplanan primlerin, ancak, yine sosyal güvenlik amacıyla harcanması gerektiğini ifade etmiştir.

Anayasa Mahkemesinin bu kararları ortada dururken, sosyal güvenlik kurumuna katkı paylarıyla oluşturulacak fonun Hazinenin başka ihtiyaçlarına harcanmasına imkân verecek bir düzenlemenin bu yasa tasarısıyla ortaya konulması, Anayasanın 153 üncü maddesinde ifadesini bulan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesine olduğu kadar, yine Anayasamızda ifadesini bulan Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerine de aykırıdır.

Bu kanun tasarısı bir kasa oluşturmaktadır ve bu kanun tasarısının gerekçesinde, bu kasanın özerk bir yapıda olduğu ifade edilmektedir; ama, tasarının kasa yönetimiyle ilgili hükümleri incelendiğinde, bu yönetimin hiç özerk olmadığı, ayrıca yöneticiler arasında prim ödeyenlere de hiç yer verilmediği gözükmektedir.

Bu kanun tasarısı kendi öz para birimimizi bir kenara bırakmıştır değerli arkadaşlar. Halbuki, bir devlete devlet niteliğini kazandıran birkaç unsur vardır ve bu unsurlardan birisi de, bir devletin kendi parasını basması, kendi para birimine sahip olmasıdır; ama, bu kanun tasarısı, nedense, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin para birimini bir kenara bırakmakta ve Amerikan Doları üzerine birtakım düzenlemeler getirmektedir. Bunu da, ben, devlet olma vasfımız açısından, devletimizin egemenliği açısından fevkalade sakıncalı bir düzenleme olarak gördüğümüzü ifade etmek istiyorum.

Bu kanun tasarısı eşitlik ilkesini de bir kenara bırakmaktadır. Hepimizin bildiği gibi, sosyal güvence, emeğin ve çalışmanın karşılığıdır. Halbuki, burada, hiç emek sarf etmemiş olanlara da, emek sarf ederek sosyal güvence sağlama durumuna gelmiş olanlar gibi, sosyal güvence sağlanmaktadır. Bunun, ne sosyal güvenlik anlayışıyla ne de Anayasadaki eşitlik ilkesiyle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur; aksine, bu ilkelere fevkalade aykırı bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, bu eşitliğe aykırı sosyal güvence, kime sağlanmaktadır; yurt dışında bulunanlara.

Değerli arkadaşlarım, yurt dışında bulunma, fevkalade geniş kapsamlı bir kavramdır. Yurt dışında çalışmakta olanlar da yurt dışında bulunanlar kavramının kapsamına girer, seyahat amacıyla birkaç saat yabancı bir ülkede bulunmuş olanlar da, bu kavramın kapsamına girer. Yani, biz, Türkiye'yi, başka devlet tabiiyetinde bulunan kişilere de, para ödemeleri karşılığında, sosyal güvenlik sağlama durumuna sokmaktayız. Bunun da mantığını anlamak mümkün değildir.

Bunun, ILO sözleşmelerinin gerektirdiği bir durum olduğu ifade edildi. Ben, bu sözler karşısında bir tek şey söylemek istiyorum: Böyle bir iddiada bulunan, ILO sözleşmelerini de okumuş olabilir ama, anlamış olduğunu kimse söyleyemez. ILO sözleşmelerinde dile getirilmiş olan olay başka olaydır; "milliyet farkı gözetilmeksizin, tabiiyet farkı gözetilmeksizin" diye dile getirilmiş olan olay, buradaki olaydan farklı bir olaydır.

Bu haliyle bu tasarı, kimlere hitap ettiği dahi belirsiz olan bir tasarı durumundadır ve bu tasarıyla sosyal güvenlik satılmaktadır. Parayı veren, sosyal güvenlikten yararlanacaktır. Böyle bir sosyal güvenlik mantığını kabul etmek mümkün değildir! Böyle bir sosyal güvenlik mantığı, çalışanlara hakaret anlamını taşır. Bugüne kadar yürürlükte olan sosyal güvenlik sistemleri, çalışırken ödemede bulunana, katkıda bulunana sağlamıştır; ama, böyle, sosyal güvenlik satışı gibi, hiç emek sarf etmeyen kimselere sosyal güvenlik sağlayan bir mantık, hiçbir yerde geçerli değildir, buna bir örnek gösteremezsiniz. Kaldı ki, burada, öyle bir düzenleme var ki, yurtdışında bulunanların aileleri de, bu imkândan, sosyal güvenlik satın alma imkânından yararlanabilecekler. Aile de, fevkalade geniş kapsamlı bir kavram değerli arkadaşlar. Hukukta, derece derece akrabalar vardır; birinci dereceden akrabalık, ikinci dereceden akrabalık, kan bağları diye. Aile fertleri dediğiniz zaman, kimdir bunun kapsamına girenler, kime uygulayacaksınız bu yasayı, kaçıncı dereceye kadar akrabalar para vererek sosyal güvenlik satın alma imkânından yararlanacaklar? Böyle bir yasa olmaz. Bu tasarının fevkalade özensiz hazırlanmış bir tasarı olduğu bu hükümlerden anlaşıldığı gibi, ikidebir, burada, yazımıyla ilgili lüzum duyulan düzeltmelerden de ortaya çıkmaktadır.

Bu tasarı, bir tek zihniyeti yansıtıyor: Bir an önce para bulalım, kaynak ihtiyacımızı karşılayalım, bizden sonra ne olursa olsun. Burada, defeatle uyarmaya çalıştık, Anayasaya aykırı olduğunu iddia ettiğimiz, Anayasa Mahkemesinin kararlarından bu aykırılığın açıkça ortaya çıktığı birtakım yasalarla, Sosyal Sigortalar Kurumunun ve Emekli Sandığının mallarını satış imkânı ele geçirildi. Bununla amaçlanan, sadece, Hazinenin kaynak ihtiyacını gidermekti. Şimdi, kaynak olarak, memurun, işçinin emeğiyle biriken fonları, malları, kendine bir kazanç kaynağı olarak gören Hükümetin, bu kere, gözünü, yurt dışında çalışanların oluşturacağı fona diktiği anlaşılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Araslı, lütfen, 1 dakika içerisinde toparlayın.

OYA ARASLI (Devamla) - Böyle bir mekanizmanın, çok kısa zamanda çökecek bir sosyal güvenlik sistemini ortaya çıkaracağı açıktır. Kimseyi "size sosyal güvenlik satıyorum" diye aldatmayalım. Çıkacak böyle bir yasayı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu şekliyle kabul etmemiz mümkün değildir.

Bunu ifade ederken, bir şeyi, tekrar, Hükümet üyelerine hatırlatmak istiyorum: Lütfen, bu tür düzenlemelerle Yüce Meclisin vaktini almaktan vazgeçsinler; Anayasaya aykırı düzenlemelerle, işçinin, çalışanın ve yurt dışında bulunanların katkılarıyla oluşacak kaynaktan ellerini çeksinler; Hükümete başka kaynaklar aramaya, emek vererek kaynak oluşturup sonra onu tüketmenin yollarını araştırmaya yönelsinler.

Saygılar sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Araslı.

Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Aslan Ali Hatipoğlu; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın Hatipoğlu, süreniz 10 dakikadır.

ANAP GRUBU ADINA ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Amasya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 209 sıra sayılı Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Komisyon gündemine alelacele getirilerek, son derece sınırlı bir sürede, yangından mal kaçırırcasına, Plan ve Bütçe Komisyonundan görüş dahi alınmadan geçirilerek Genel Kurula getirilen sözde kanun olacak bu tasarı, başta Anayasamız olmak üzere, sosyal güvenlik mevzuatımıza ve anlayışımıza tamamen aykırı bir düzenlemedir.

Şu ana kadar görüşülmekte olan bu sözde tasarının, birçok maddesinin Anayasamıza aykırı olduğu ve ölü doğacağı malumlarınızdır. Tasarının kanunlaşması durumunda "bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili usul ve işlemler, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, SSK Genel Müdürlüğü ile Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasının uygun görüşü alınarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir" ifadesi yersiz ve gereksiz olacaktır; çünkü, yönetmelikler, zaten herhangi bir bakanlığın inisiyatifinde olup, söz konusu bakanlık, yönetmeliğin çerçevesini kendisi tayin eder; ancak, burada farklı bir durum vardır. Bu borçlanma tasarısı, direkt olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı SSK Genel Müdürlüğünü ilgilendirdiği halde, Kasa yönetiminin farklı bakanlıklara bağlı birçok üyenin sorumluluğuna verilmesinin izahı mümkün olmadığı gibi, tahsil edilecek prim tutarlarının yüzde 20'sinin Yurtdışı Sosyal Güvenlik Kasası Hesabından, Kasanın devlet güvencesi payı olarak ve bütçeye irat kaydedilmek üzere Hazineye aktarılması hususu da izah edilecek gibi değildir. Siyasî iktidarın gerçek niyeti, borçlanma tasarısı adı altında para toplamak ve Kasa yönetiminde görev alacak üyelere maddî yarar sağlamak ve toplanan paraları kendi inisiyatifleri doğrultusunda diledikleri gibi kullanmaktır. Asıl olan, sözde fazla veren bütçeye yama bulabilmektir. Zira, Hükümet, ne hayalî kaynak paketlerinden ne de Bağ-Kur mensuplarının basamak yükseltmesinden istediği amaca ulaşamamıştır ve karşı karşıya bulunduğu malî sıkıntıların bir kısmını bu tasarıyla giderme gayretindedir; ancak, bugünü kurtarma adına geleceği göremeyecek ve düşünemeyecek kadar gaflet içerisindedir. Zira, madde metninden anlaşılacağı gibi, tahsil edilecek paralar birkaç yılda tükenecek, sonrasında ise bu kambur, zaten bataklıkta olan sosyal güvenlik kurumunun sırtına yüklenecektir.

Değerli milletvekilleri, söz konusu tasarıyla uygulamaya getirilmek istenen sistem, bugün dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmamaktadır. Bırakın devletin vatandaşından sosyal güvence payı kesmesini, bilakis, devletler bireylerine sosyal güvenlik katkısı sağlamaktadır. Bütün Avrupa ülkelerinde uygulama bu yöndedir; dolayısıyla, yüzde 20 oranında güvence payı kesilmesi, sosyal güvenlik sistemine aykırıdır.

Sözde tasarı, birçok kuşkulara sebep olacak mahiyettedir. Borçlanma, yurt dışında bir gün de olsa bulunma şartına bağlanırken, yaş, tabiyet, çalışma ve benzeri gibi hiçbir kıstasa yer verilmemiştir; yani, pasaportu olan herkes bu haktan yararlanma şansına sahip olacaktır. Bu durum ise, Anayasamızın 62 nci maddesine aykırıdır; çünkü, Anayasamız, yurt dışında bulunanların değil, çalışan vatandaşlarımızın sosyal güvencesini düzenlemiştir.

Diğer önemli bir sakınca ise, yurtdışına çıkanlar ve çıkmayanlar arasında yapılmıştır. Bu husus vatandaşlarımız arasında husumete neden olacak bir niteliktedir. Zira, Anayasamızın 60 ıncı maddesine göre "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir" hükmü, bütün vatandaşlarımızın eşit olduğunu açıkça belirtmektedir.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurula tasarı diye getirilen bu düzenlemeye göre, vatandaşlarımız -Türk Lirası yerine, sadece hobilerini tatmak ve Türk Lirasından hınç almak için olsa gerek- 12 500 Amerikan Doları ödeyip, kadınlar 50, erkekler 55 yaşında ve borçlanma tarihinden itibaren 3 yıl sonra emekli olabileceklerdir. Borçlananların aile bireylerinin sağlık yardımı ise, aylık bağlama tarihinden itibaren ve Türkiye'de bulundukları sürece yapılacaktır; yani, bu insanlarımız milyarlarca lira para verdikleri halde, üç yıl boyunca sağlık yardımı alamadıkları gibi, yurt dışında bulundukları sürece de bundan istifade edemeyeceklerdir. Bunu, ne akıl ne vicdan kabul edebilir.

Muhalefetteyken faize karşı çıkanlar ve faizi kaldıracaklarını söyleyenler, maalesef, bugün iktidar olunca, faize değişik isimler vererek, tahsil edilecek primlerin yüzde 80'ini devletin çıkardığı tahvil senetlerine veya faiz haddi en yüksek kamu bankasına yatırarak sosyal güvenliği de faize bağlayacaklardır; yani, vatandaşın helal parasına, faiz karışmış haram yedireceklerdir. Bu mu sizin adil düzeniniz!

Değerli milletvekilleri, 1991 yılında 128 milyar lira gelir fazlasıyla bıraktığımız Sosyal Sigortalar Kurumu, 1997 yılında 350 trilyon liradan fazla açık verecektir. Kurumun bütün gayrimenkulleri satılsa ve tüm primleri, alacakları tahsil edilse, açıklar yine kapanmayacaktır. O halde, yapılması gerekeni söyleyelim: Eğer, bu Hükümet, Bağ-Kur ve SSK'yı gerçekten bataklıktan kurtarmak istiyorsa, radikal değişiklikler yaparak, kurumların aktuaryel dengesini sağlamalıdır. Bütün imkânsızlıklara rağmen, bu husustaki gerekli çalışmalar yapılmamıştır ve SSK, maalesef, sağlık yardımları konusunda dahi yetersiz kalmaktadır. Eğer, SSK'nın gerçek durumunu görmek istiyorsanız, 5 kilometre uzaklıkta olan Dışkapı Hastanesine lütfen bir uğrayınız.

Sayın Bakan, deneyimli bir sendikacıdır ve böyle bir tasarıya imza atması, yirmi yılı aşkın bir mücadele hayatına ihanet etmesi demektir. Bu nedenle, Sayın Bakanın, bilerek ve isteyerek böyle bir çalışma yaptığını zannetmiyorum; bu, olsa olsa, Sayın Başbakanın talimatıyla, yaklaşık 400 bin yandaşına hem bir emeklilik hakkı hem de finansman kaynağı sağlamak amacıyla hazırlanmış bir yasa uydurmacası düzenlemesidir.

Hangi mülahaza ile olursa olsun, bu tasarı, ne borçlanacak insanlara ne de SSK'ya hiçbir yarar getirmeyecektir, aksine, daha zarar verecektir. Tasarı, anlaşılacağı gibi, bir emrivaki hüviyetinde olup birkaç saat içerisinde çalakalem yazılmış, konunun uzman ve bürokratlarına dahi hiç danışılmamış ve görüşleri alınmamıştır.

Bütün sosyal güvenlik kurumlarımız kangren olmuş durumdadır; Hükümet ise, günü kurtarmak amacıyla, finansman ihtiyacını gidermek için, akla hayale gelmeyen yöntemlere başvurmaktadır. Sayın Erbakan, muhalefetteyken, siyasî iktidarların her türlü tasarısını bir pansuman tedbir olarak değerlendiriyordu; ama, ne yazık ki, bunlar, pansumancı dahi olamıyorlar.

Denk bütçe adına, ocak ayı bütçesinin denkliğini, mayıs ayı gelirleriyle; şubat ayı bütçesinin denkliğini ise, müteahhit ve ihracatçılarımızın 150 trilyon liralık hakedişlerini ödemeyerek sağlamaya çalışan Hükümetin ortaklarına sesleniyorum: Burası Türkiye, Patagonya değil; hayalî politikaları bırakın ve abesle iştigal etmeyin!

Anayasamızın 10 uncu maddesine de aykırı olan bu tasarı, Meclisten iktidarın marifetiyle geçse dahi, Anayasaya Mahkemesine takılacağı açıkça belli olduğu halde, böyle tasarıları Meclise getirerek, günlerce, hatta haftalarca, Genel Kurulu, böyle anlamsız şeylerle meşgul edeceğinize, aziz milletimizin sorunlarıyla ilgilenilse, onların dertlerine deva olabilecek kanun tasarılarını görüşsek olmaz mı?..

Bakınız, şekerpancarı üreticilerinin paralarını hâlâ ödemediniz. Çiftçimiz, binbir sıkıntı içerisinde tohum ve akaryakıtı nasıl temin edeceğini düşünürken, işçimiz, memurumuz, emeklimiz, ithalatçı ve ihracatçımız, esnafımız ve bütün ülke insanımız hizmet beklerken, siz, Yüce Parlamentoya haksızlık ediyor ve Türkiye'nin büyük fırsatlar kaybetmesine neden oluyorsunuz.

MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, bunun tasarıyla ne ilgisi var...

ASLAN ALİ HATİPOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasamıza ve sosyal güvenlik sistemimize her yönden açıkça aykırı olan bu madde ve tasarıyı, hislerinizle değil, vicdanınızla muhakeme etmenizi, ülke menfaatlarının üç beş günlük siyasî iktidar hayatından daha önemli olduğunun idrakiyle, bu madde ve tasarıyı reddetmenizi temenni ediyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hatipoğlu.

Gruplar adına, üçüncü konuşmacı, Demokratik Sol Partiden Sayın Mehmet Yaşar Ünal; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Ünal, süreniz 10 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA MEHMET YAŞAR ÜNAL (Uşak) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesi üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini sunmak üzere, söz aldım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Kanun tasarısının bu maddesi, uygulamayla ilgili usul ve işlemlerin, Maliye Bakanlığı Hazine Müstaşarlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü ile Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasının uygun görüşü alınarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca bir yönetmelik çıkarılarak, bu yönetmelik çerçevesinde yürütülmesi esasını getirmektedir. Önümüzdeki bu yönetmelikle ilgili olabilecek herhangi bir görüş veya bu yasa tasarısı hazırlanırken ilgili kurumlardan -Ziraat Bankasından, Sosyal Sigortalar Kurumundan ve Maliye Bakanlığı Hazine Müsteşarlığından- alınmış bir çalışma, bir önrapor yoktur. Bu kanun tasarısı hazırlık safhasındayken, bu kurumlardan, uygulama yönetmeliği ve kanun tasarısının bütünü hakkında görüş alınması çok daha iyi olurdu diye düşünüyoruz.

Bu kanun tasarısının son maddelerine gelirken görüyoruz ki, Refahyol Hükümeti, bu tasarıyı, hiçbir değiştirme ve düzeltmeye tabi tutmadan, muhalefetin görüşlerinden yararlanmadan ve virgülünü değiştirmeden yasalaştırma konusunda ısrarcı görünüyor. Oysa, prim ödemeleri daha geniş zamana yayılarak, üç yıl değilse bile, hiç olmazsa iki yıllık bir süre içinde eşit taksitlerle tahsil edilse, sigortalı olacaklara bir kolaylık olabilirdi. Hükümet ise, üç eşit taksitte ve 15 Temmuzda dolarların tamamının yatırılmasında ısrarlı. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu da şunu gösteriyor ki, Hükümet, acilen gelecek sıcak para arayışındadır. Bu kanun tasarısının esas amacı da kaynak bulmaktır. Bunu, bu şekliyle, belki anlayışla karşılamak mümkün olabilir; fakat, devlet, burada çok pahalı bir borçlanmaya giriyor ve getirdiği esaslarla Anayasaya aykırı bir düzenlemeyi önümüze getiriyor. Sosyal güvenlikle ilgili bu Kasanın kurulmasında çalışmış olmak ya da çalışıyor olmak gibi bir koşul getirilmiyor. Dolayısıyla, bu, bir çeşit emeklilik güvencesinin satışı oluyor.

Bu arada, görüyoruz ki, bu kurulacak olan Kasada birikecek olan paralarla en fazla dört yıl yükümlülükler yerine getirilebilecek. Yine bu arada, sağlık giderlerinin karşılanmasında da büyük zorlukların çıkacağı kendini gösteriyor. Sonunda da, bu Kasa iflas ettiği zaman buradaki bütün yük SSK'nın omzuna yıkılacaktır.

Daha önce de ısrarla belirtmiş olduğumuz gibi, Sosyal Sigortalar Kurumu, bu haliyle kendi sorunlarını çözememekte, sigortalılara yeterli kalitede sağlık hizmeti verememekte ve emekli olanlara maaş bağlamakta zorlanmaktadır.

Bu yıl denk olacağı iddia edilen bütçede dahi Sosyal Sigortalar Kurumunun vereceği açığın şimdiden 350 trilyon lira civarında olacağı kabul edilmektedir. Üç yıl sonra ise SSK'nın açıklarının daha da büyümesi olasılığı ortadayken, bu kamburla, ortada bu yükü kaldıracak güçte bir SSK olmayacağı için bu külfet, yine, çalışanların, vergi ödeyenlerin ve halkın omuzlarına yıkılacaktır. Sorunların çözümünü de, işbaşına gelecek o zamanki hükümetler üstlenecek; fakat, bu tasarıyla Hazineye gelir olarak kaydedilecek yüzde 20'lik prim tutarını da -ki, bunu, Hükümet şu anda 1 milyar dolar civarında hesap ediyor- rahatça Refahyol Hükümeti harcayabilecektir. Bu, büyük bir haksızlıktır ve benden sonrası tufan anlayışının bir göstergesidir.

Sosyal devlet anlayışında, sosyal güvenlik kuruluşlarına devletin ekonomik yardımı ve katkısı esastır. Burada, kurulacak dördüncü sosyal güvenlik kasasına yardım şöyle dursun, Hükümet, bu Kasaya ödenecek primlerin yüzde 20'sine peşinen ve resmen elkoyuyor. Bu yüzde 20'lik miktarı bir milletvekili, konuşmasında "Hükümetin aldığı komisyon" olarak niteledi ki, bu en hafif bir deyimdir; bu primlere elkoyma olayı, daha ağır bir sözle de değerlendirilebilirdi.

Bu yasa tasarısında hangi amaçla düşünüldüğü belli olmayan bir husus daha vardır; o da, daha önce emekli olmuş ve emekli maaşı almakta olanlara, tekrar 5 bin işgünü borçlanarak ve 12 500 dolar ödeyerek ikinci kez emekli olmalarının sağlanmasıdır. Bu, hangi ihtiyaçtan doğmuştur; Refahyol Hükümeti sözcüleri bu konuda açık bir şey söylemediler. Bunların, borçlanarak üç tam yıl geçtikten sonra nasıl bir maaşa bağlanacakları da belirsizdir; almakta oldukları maaşa ek bir zam mı verilecek, yoksa, iki ayrı emeklilik maaşı mı alacaklar; bu da belli değildir.

Şimdilik, bir günlük prim miktarı 2,5 dolar olarak belirlenirken, Hükümetin, tasarıyı Türk Lirası üzerinden değerlendirmekten ve yapmaktan uzak kalmasının, kendi parasına güveninin olmadığını, daha önemlisi, enflasyonun önlenerek Türk Lirasının değer kaybının önleneceğine de inanmadığını gösteriyor. Bu düzenlemenin altında, enflasyonu biz de önleyemeyiz" anlayışı yatıyor.

Bunun yanında Hükümet, günlük 2,5 dolarlık prim konusunda da güven verici değil; çünkü, yasayla, prim miktarlarını artırabilme yetkisi de alıyor. Oysa, ödemeler 15 Temmuzda tamamlanacağına göre, bunu iki sebepten istiyor olabilir: Birinci ihtimal, 6 ay içerisinde doların değerinin düşeceğini sanıyor veya ileride, Dördüncü Sosyal Güvenlik Kasası ve SSK'nın bu işin altından kalkamayacağını düşünüyor ki, bu, yakın bir ihtimaldir. Bu halde de, yükümlülerden yeni paralar talep edilecek; dolayısıyla, toplam ödeme olan 12 500 doların da çok üstünde bir para toplama yoluna gitmeyi hedeflemektedir.

Ayrıca, muhtelif arkadaşlarımızın belirttikleri gibi, burada bu Güvenlik Yasası çıkarılırken Sosyal Sigortalar Kurumunun kendi görevini, özellikle de sağlık konusundaki görevini tam yerine getiremediği, hastanelerde büyük kuyrukların oluştuğu, bazı tahliller için uzak tarihler verildiği, ameliyatlar için 6 ay, 1 yıl gibi süreler verildiği de bütçe konuşmalarında Sayın Bakan tarafından dile getirilmişti. Bu konularda Sosyal Sigortalar Kurumu bir imkânsızlık içinde iken, şimdi, yeni sorumluluklar getirerek Sosyal Sigortalar Kurumu çok daha güç durumlara düşürülmektedir.

Bunun yanında, sosyal güvenlik kurumlarının tek bakanlık çatısı altında toplanması ve burada verilen hizmet kalitesinde iyileştirmeler getirileceği de gene Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından dile getirilmişti. Oysa, bu uygulamayla, bu görüşlerin aksine, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'un yanında bir de dördüncü bir emeklilik kasası oluşturulmakta; dolayısıyla, sosyal güvenlik kurumlarının sayısı da artmakta ve hizmette de daha fazla dağınıklık beklenmektedir.

Sayın milletvekilleri, biz, sosyal güvenlik kurumlarını tahrip edebilecek, çalışanların, sigortalıların ve emeklilerin zararına olacak bu tasarıya, Demokratik Sol Parti olarak ret oyu vereceğimizi bildirir; Genel Kurula saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.

Refah Partisi Grubu adına, Sayın Temel Karamollaoğlu; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

RP GRUBU ADINA TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanımızın gösterdiği toleransa da teşekkür ediyorum; çünkü, arkadaşlarımız, hangi madde konuşulursa konuşulsun, maddeden çok, ilk başta, genel olarak söyledikleri sözleri tekrar ettiler. Bundan sonraki yürürlük maddesinde de, yetki maddesinde de, zannediyorum ki aynı şeyler tekrar edilecek. Ancak, elbette, bu konuştuğumuz maddenin üzerinde bir iki söz söylenebilirdi; demek ki, o madde hakkında söylenecek bir şey yok, makul kabul edilmiş...

Ancak, bir iki konuya, tekrar açıklık getirmekte fayda görüyorum. Mesela, "para ile sosyal sigorta hizmeti satılıyor" denildi. Aslında, bugüne kadar, sosyal hizmetlerin, sigorta hizmetlerinin -ister Emekli Sandığına bağlı olsun ister Bağ-Kur'a bağlı olsun, isterse Sosyal Sigortalara bağlı olsun- tamamı, ücret karşılığında verilen hizmetlerdir. Bunun dışında, bizde, yeşil kartlı olarak, sadece sağlık hizmeti verilmektedir; başka da bir sosyal hizmet verilmemektedir.

Burada farklı bir düzenleme getiriliyor. Yurt dışında bulunmuş; ancak, belli bir prim ödememiş kimselere, belli bir güvence sağlanıyor. Bunu farklı görmek, yorumlamak, kanaatime göre, doğru, isabetli bir teşhis olmasa gerek. Ancak, bunun dört yılda biteceği, paranın tükeneceği gibi de birtakım ifadeler kullanıldı; buna, bilhassa dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Arkadaşlarımızın içinde bizi faizcilikle itham edenler oldu; ancak, biz bugünkü sistemin içinde, elbette, nelerin nasıl yürüdüğünü biliyoruz ve yürürlükte olan kanunlara da saygılıyız, bu kanunlar dairesinde birtakım icraatı yapıyoruz, bundan da daha tabiî bir şeyin olması mümkün değil.

NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, maddeyle ilgili konuşmuyor.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Dün arz etmiştim...

NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, maddeyle ilgili konuşmuyor, Sayın Karamollaoğlu madem tenkit ediyor, maddeyle ilgili konuşsun bari.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Efendim müsaade ederseniz, madde üzerinde konuşulurken...

BAŞKAN - Sayın Karamollaoğlu, lütfen siz konuşmanızı sürdürün.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Tabiî.

Müsaade ederseniz, madde üzerinde arkadaşlarımız konuşurken, maddeyle ilgisi olmasa da, birçok fikir söylediler, asgarîden, onlara bir cevap verme hakkını da lütfedersiniz herhalde. Arkadaşlarımız da itham edip, oturup...

YILMAZ ATEŞ (Ankara) - Siz cevap vereceğinize, Bakan cevap versin.

BAŞKAN - Sayın Ateş, Sayın Matkap, lütfen müdahale etmeyin.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Lütfen... Şimdi bir iki konu söylendi, yani, dikkatlerinizi çekmek için söylüyorum, "4 yılda biter" denildi. Muhterem arkadaşlarım, bu para çalıştırıldığı takdirde, bu paranın en az yıllık getirisi yüzde 10'dur.

NİHAT MATKAP (Hatay) - Faize mi vereceksiniz Sayın Karamollaoğlu?..

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Dün arz etmiştim, bizim, Dünya Bankasından almış olduğumuz kredilerin görünürdeki net faizi yüzde 10; ama, Türkiye'ye maliyeti yüzde 24. Bizim, sıcakpara olarak Türkiye'ye bugüne kadar getirdiğimiz dövizlerin karşılığında ödediğimiz, gözüken yüzde 16-17, fiilen gerçekleşen yüzde 33. Mutlaka bunları da dikkate alarak arkadaşlarımız bir hesap yapmak istiyorlarsa, bileşik hesabın nasıl yapılacağını ben kendilerine şurada tablolar halinde, özel olarak arz ederim.

NİHAT MATKAP (Hatay) - İyi olur; siz, nasıl faize vereceğinizi anlatın!

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Bu münakaşayı da birlikte yapabiliriz; ama, vatandaşın kafasına bir soru işareti sokabilmek için, buraya, vatandaşın, rahatlıkla, gönül hoşluğuyla katkısını sağlayabilmek için yapılan bu çalışmayı ters çevirip, şüphe doğurmaya kalkmak, kanaatime göre pek isabetli bir yaklaşım olmasa gerektir, burada denk bütçeden bile bahsedildi. Bu gibi konular, elbette, doğru değil; ancak, burada, dikkatimizi çekecek iki tane mühim konu var: 12 500 dolar yatırılıyor, doğru; ancak, en erken ödeme 3 yıl sonra başlıyor. Mühim olan ikinci bir şart daha var; o da, hanımlarda 50, erkeklerde 55 yaşın dolmasının beklenmesidir. Bunları da nazarı dikkate alırsanız, elbette, buraya yatırılan paranın neması...

NİHAT MATKAP (Hatay) - Faiz... Faiz...

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) -...-ki, bunun nasıl nemalandırılacağı yine kanunun içinde zikredilmiş- ileride para yatıranların sosyal giderlerini çok rahatlıkla güvence altına almaya kesinlikle yetiyor.

Ben, tekraren, aynı sözlerin bundan sonraki konuşmalarda zikredilmeyeceğini, maddelere biraz daha riayet edileceğini ümit ederek Yüce Meclise saygılar sunuyor; bu kanunun ve bu maddelerin, ülkemiz için, bilahara buraya para yatırarak kendi geleceklerini teminat altına almak isteyen vatandaşlarımız için hayırlı olamasını diliyorum.

Tekrar saygılar sunuyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karamollaoğlu.

Doğru Yol Partisi Grubunun söz talebi?.. Yok.

NİHAT MATKAP (Hatay) - Doğru Yol Partisi ne diyor bu tasarı için; hiç fikri yok mu?!

BAŞKAN - Şahısları adına, Sayın Emin Kul?.. Konuşmayacaksınız.

Sayın Kâzım Arslan?.. Konuşmayacaksınız.

Sayın Mehmet Aykaç?.. Konuşmuyorsunuz.

Sayın Sıtkı Cengil?.. Yok.

Sayın Hikmet Sami Türk?.. Siz de konuşmuyorsunuz.

Sayın milletvekilleri son söz haklarını kullamadılar.

Madde üzerinde 4 önergemiz var.

NİHAT MATKAP (Hatay) - Hepsi naylon önergeler Sayın Başkan, şimdi geri çekerler.

BAŞKAN - Henüz beyan etmediler Sayın Matkap.

NİHAT MATKAP (Hatay) - Şimdi beyan ederler Sayın Başkan.

BAŞKAN - Kendileri söylemiyorlar mı efendim...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Evet, geri çekiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Evet.

Şimdi, sayın milletvekilleri...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını talep ediyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, maddeyi oylarınıza sunacağım ve istek uyarınca karar yetersayısını arayacağım: Maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur; 17.45'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 15.30

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 17.45

BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Fatih ATAY (Aydın), Zeki ERGEZEN (Bitlis)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VI. -KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.-Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı :209) (Devam)

BAŞKAN - Müzakerelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükümet yerinde.

Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 13 üncü maddesini oylayacağım ve karar yetersayısı arayacağım.

Maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır, madde kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

Sosyal Güvenlik Sözleşmesi

MADDE14. -9.1.1985 tarihli, 3148 sayılı Kanunla onaylanması uygun görülen Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmesi kapsamındaki Türk daimi işçileri adına bu Sözleşmenin 4 üncü maddesi hükmüne göre transfer edilecek primlerin hesaplanmasında; işçi ve işveren arasında yapılan hizmet sözleşmesinde belirlenen ücretin Türk Lirası karşılığı ve Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi sigorta prim oranları esas alınır.

Birinci fıkra esasına göre hesaplanan prim tutarı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu hükümlerine göre belirlenen prime esas kazancın üst sınırı ve prim oranına göre hesaplanan primden fazla olamaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Oya Araslı.

Buyurun Sayın Araslı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlayarak sözlerime başlıyorum.

Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dile getirmek üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum.

Söz konusu 14 üncü madde, Anayasamızdaki pek çok ilkeye aykırı bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Şöyle ki; primlerin hesaplanmasında getirilen sistem, yürütmenin ve idarenin kanunîliği ilkesine aykırıdır. Çünkü, burada, primlerin hesaplanmasında nasıl bir yöntem kullanılacağı belirlenmemiştir. Hizmet sözleşmesindeki ücret, Türk Lirası karşılığı olarak hesaba katılacaktır, Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesinin prim oranları esas alınacaktır; ama, bu esas alınmada hangi oranlar gözetilecektir, buna ilişkin bir belirleme, bu maddenin metninde yapılmamıştır. Bu demektir ki, idare, yürütme, uygun gördüğü kişi için, uygun gördüğü oranda, uygun gördüğü prim miktarlarını ortaya koyabilecektir. Bir üst sınır tespit edilmiştir; ama, bunun dışında herhangi bir esas belirleme yoluna gidilmemiştir.

Böyle bir esas belirlenmemiş olması, uygulamada farklı prim oranlarının, farklı kişiler için karşımıza çıkmasına neden olacaktır. Bunun da keyfî bir uygulama yaratması yanı sıra, Anayasadaki eşitlik ilkesine de aykırı düşeceği açıkça ortadadır. Böyle bir keyfî prim tespiti imkânının idareye ve yürütmeye bırakılmasının, bir hukuk devletinde yeri olmamak gerek; ama, ne yazık ki, böyle bir düzenleme, Anayasasında hukuk devleti olduğu yazılı olan Türkiye Cumhuriyetinde gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.

Böyle bir düzenlemenin, Libya'da çalışanlar ile Libya dışında çalışanlar arasında da bir eşitsizlik yaratacağı gayet açıktır. Sırf Libya'da çalışanlar için ayrı hükümleri olan, ayrıcalık getirmeye yönelik böyle bir düzenlemenin, kanun kavramına aykırı düşeceğini de söylemek isterim; çünkü, kanun ya da hukukî işlemler, objektif, herkes için geçerli, genel, kişiye özgü olmayan birtakım kurallar getiren işlemlerdir. Şimdi, burada, bakıyoruz, sırf Libya'dakiler için geçerli olmak üzere, bu gruba özgü birtakım düzenlemeler getiriliyor ve yurt dışında bulunanlar kategorisi içerisinde, Libya'da bulunanlar ayrı bir statüye sokuluyor. Bunun, hem kanun kavramına aykırı düşeceğini hem Anayasamızdaki eşitlik ilkesine aykırı düşeceğini bir kere daha yinelemekte yarar görüyorum.

Değerli milletvekilleri, bütün bu düzenlemeler gösteriyor ki, Refahyol Hükümeti, böyle bir tasarıyı hazırlarken, içeriğine ve sözel yapısına zerre kadar özen göstermemiştir; Anayasanın birtakım ilkelerini ve hukukun genel prensiplerini gözardı etmiştir ve çeşitli açılardan hukuk devleti ilkesine ve Anayasaya aykırı olan bu yasa tasarısını, sayısal üstünlüğüne dayalı olarak, burada, geçirmek istemektedir.

Değerli arkadaşlar, yol yakınken, her kademede bir vazgeçme sağlanabilir mi diye, bu yasa tasarısının taşımakta olduğu aykırılıkları, burada, yinelemekten vazgeçmek istemiyorum; çünkü, her madde, hatadan dönmek için bize bir imkân sağlıyor. Bu hataları, burada, tekrar tekrar dile getiriyoruz; ama, üzülerek görüyoruz ki, Sayın Bakanımız, bunların hangileri olduğunu bir dinleyip üzerlerine eğilmek yerine, başka konularla ilgilenmeyi yeğliyor ve neticede, burada yapılan uyarılardan hiç ders alınmadan, hukuk sistemimize, Anayasaya aykırı ve Anayasa Mahkemesi önüne gittiği zaman iptal olasılığı çok büyük olan birtakım yasalar hediye ediliyor. Bunları dile getirdiğimiz zaman Sayın Bakan dinlemiyor, buna üzülerek, daha yüksek sesle, bu olaydan duyduğumuz ıstırabı bir feryat olarak dile getirdiğimiz zaman da, bunun bilimsel bakımdan zayıf açıklamalar olduğu suçlamasıyla karşılaşıyoruz. "Köy kahvehanelerine benzedi bu konuşma" gibi, hiç aslı faslı olmayan ve köylerimizde, kahvehanelerde büyük bir ciddiyetle bu olayları dinleyen insanları küçümseyen birtakım ifadelerle yanıt alıyoruz bu söylediklerimize.

Değerli arkadaşlarım, burada, hepimiz bir görev yapıyoruz. Eğer, burada, ısrarla, çeşitli siyasî parti grupları adına sözcülük yapanlar, belli birtakım hatalara, sözbirliği etmişçesine dikkat çekiyorlarsa, bu, gözardı edilmemesi gereken bir durumdur. Burada, bu seslere kulak verilmesi gerekir; çünkü, yasalar, yalnız bir çoğunluğun çıkardığı hukuk işlemleri değildir. Bu Meclisin varlığının amacı, iktidarın ve muhalefetin milletvekillerinin oybirliğiyle, özenle, emeklerini ortaya koyarak, tartışarak bir ürün çıkarmasıdır; ama, ne yazık ki, burada, işin inatlaşmaya çevrildiğini görüyoruz ve böyle bir yasayla hiçbir şekilde saklanamayacak bir biçimde, iktidarın, Devlet Hazinesine para temin etmek için her yola başvurmak azminde olduğunu da görüyoruz.

Sayın Bakanlarımız, bu yasa tasarısı, kimseye fazla bir yarar sağlamayacaktır; ama Devlet Hazinesine, Türkiye Cumhuriyetine ve Türkiye Cumhuriyetindeki sosyal güvenlik sistemine çok büyük darbeler indirecektir. Çünkü, bu tasarıyla sosyal güvencenin satılması uygulaması gündeme sokulmaktadır.

Biraz önce, bir değerli milletvekilimiz dedi ki: "Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi zaten para karşılığıdır." Para karşılığıdır; ama, onun yanında çok büyük bir unsurla da desteklenmektedir. Türkiye'de kurulan sosyal güvenlik sisteminde, emekçi, belli bir miktar prim ödemek suretiyle sosyal güvenlik sistemine dahil olur; ama, esas olan, o kişinin emekçi olması, çalışıyor olmasıdır. Sosyal güvenlik de, zaten, çalışanı korumak için getirilmiş olan bir kurumdur, bir uygulamadır.

Burada, biz, sosyal güvenliği, anlamından apayrı bir biçimde kullanıyoruz; bir kasaya gelir temin etmek için, sosyal güvenlik satmaya yöneliyoruz. Emeğini ortaya koysun veya koymasın, herkesin yurt dışında bulunmuş olmak koşuluyla bu sosyal güvenlikten yararlanmasına imkân hazırlıyoruz. Bu, fevkalade yanlış bir sosyal güvenlik anlayışıdır ve zannediyorum ki, bu tasarı hazırlanırken asıl amaç sosyal güvenlik değil, bu yolla, Devlet Hazinesine, Kasanın tahvil almasını sağlamak suretiyle gelir sağlanmasıdır. Bunu gizlemek mümkün değil, bu tasarının her satırında bu amaç ortaya çıkıyor.

Değerli milletvekilleri, işçilerimizin, memurlarımızın ve sosyal güvenlik isteyen çeşitli toplum kesimlerinin beklentileriyle bu şekilde oynamayalım. Buna hakkımız yoktur. Özellikle emekçi kesimler, ömür boyu bu sosyal güvenliği elde etmek için çalışmaktadırlar. Hiç çalışmayan insanlara para mukabili sosyal güvenlik temini, bu insanlarımızı, emek mukabili sosyal güvenlik sağlamış olanları fevkalade mağdur bir duruma düşürecektir; kendilerini haksızlığa uğramış gibi hissedeceklerdir ve sosyal güvenlik sağlamanın da, parası olanlara özgü bir uygulama olduğu kanısına itileceklerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Araslı, lütfen toparlayalım.

OYA ARASLI (Devamla) - Onun için, 14 üncü maddede, gene, yol tükenmemişken ve yakınken, ben, bu hatadan dönülmesini bir kere daha sizlere arz etmek istiyorum ve saygılar sunarak sözlerimi tamamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Araslı.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Erol Karan; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA EROL KARAN (Karabük) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesi üzerinde Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini açıklamak amacıyla söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun tasarısının 14 üncü maddesiyle, Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Halk Sosyalist Cemahiriyesi arasında sosyal güvenlik sözleşmesi kapsamındaki Türk daimî işçileri adına, bu sözleşmenin 4 üncü maddesi hükmüne göre, transfer edilecek primlerin hesaplanmasına ait esasların düzenlenmesi yoluna gidilmiştir. Oysa, hepimizin bildiği gibi, Türk müteahhit firmaları ve Türk işçileri, salt Libya'da çalışmamaktadırlar; başta Rusya ve Türk cumhuriyetleri olmak üzere, dünyanın birçok yerinde iş yapmaktadırlar. Bu yasa tasarısıyla bütün bunlar gözardı edilmiştir. Kaldı ki, sadece Libya'nın söz konusu yapılması da düşündürücüdür. Geçen zaman içerisinde, Türkiye ve Libya arasındaki ekonomik ilişkilerde, Libya tarafının ne kadar güvenilmez olduğu da ortaya çıkmıştır.

Son olarak, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Erbakan'ın, son Libya gezisinde, müteahhit alacakları konusunda, Kaddafi tarafından düşürüldüğü durumu hep birlikte ibretle izledik. Oysa, çok daha iyi ve köklü ilişkilerimizin bulunduğu, örneğin Türk cumhuriyetleriyle olan ekonomik ilişkilerimizin gelişmesi açısından, Hükümet, maalesef, gereken önemi vermemektedir.

Genel olarak, bu yasa tasarısı, mevcut sosyal güvenlik yasalarımızla çelişmektedir.

Aynı zamanda, bu yasa tasarısıyla, vatandaşlarımıza, yurt dışında bulunanlar ve bulunmayanlar gibi bir ayırımcılık yapılarak, Anayasamızın eşitlik ilkesi açıkça ihlal edilmektedir.

Yine, sosyal güvenlik sistemine katkı yapması gereken devletin, yüzde 20'lik devlet güvencesi payı kesmesi de sosyal güvenlik sistemine aykırıdır.

Bu yasa tasarısında amacın, hükümetlerin beceriksizliği sonucu meydana gelen bütçe açıklarını kapatmak ve kaynak paketine para bulmak olduğu ortadadır.

Yine, bu yasa tasarısıyla, yurt dışında bulunan herhangi bir vatandaşımız, günde 2,5 Amerikan Doları üzerinden 5 000 işgünü karşılığı toplam 12 500 Amerikan Doları borçlanarak, kadınsa 50, erkekse 55 yaşını doldursa bile -üçüncü taksit 15 Temmuz olarak düşünüldüğünden- 15 Temmuz 2000 yılında emekliliğe hak kazanmış olacak; bu tarihten itibaren emekliliğe hak kazanmış kişiler ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler, sosyal güvenlikten yararlanır duruma gelebileceklerdir; ancak, 12 500 Amerikan Doları ödeyerek emekliliğe hak kazananlar, üç yıl süreyle, sağlık hizmetlerinden yararlanamayacaklardır.

Bilindiği gibi, Sosyal Sigortalar Kurumu yönetimi, idarî ve malî açıdan özerk gözükmesine rağmen, fiilen özerklikten bahsetmek mümkün değildir. Sosyal Sigortalar Kurumuna, her zaman, siyasî iktidarlar müdahale ederek, olumsuz sonuçlar doğurmaktadırlar. Oysa, bu yasa tasarısında "Kasa, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürü ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanlığınca görevlendirilecek birer üyeden oluşan Kasa Yönetim Kurulunca yönetilir" denilmekte olup, tümü devlet memuru olan bu kişilerin yöneteceği bu kasanın özerk olması düşünülemez.

Yine, bu yasa tasarısıyla, yeni bir kasa oluşturulacağı düşünülmektedir. Şu anda, Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'un gündemde olduğu ve günümüzde sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında birleştirilmesi, dolayısıyla, genel sağlık sigortasına geçişin sürekli olarak konuşulduğu da düşünülürse, bu yasa tasarısının dördüncü bir sosyal güvenlik kurumu getirdiği kuşkusuzdur.

Bu yasa tasarısıyla, belirli bir süre çalışan; yani, emek harcayan ve belirli bir prim ödeyenlerin Sosyal Sigortalar Kurumundan emekli olabilecekleri yasalarla belirlenmiş olmasına rağmen, yurt dışında bulunanlara döviz karşılığı emekli olabilecekleri önerilmektedir.

Daha önceleri, Refahyol Hükümeti tarafından yasalaştırılan, Bağ-Kur sigortalısının basamak yükseltmeleri konusundaki yasayla da 43 trilyon Türk Lirası hedeflenmiş; ancak, bu, fiyaskoyla sonuçlanmıştır; gündemdeki bu yasa tasarısının da aynen sonuçlanacağına eminiz.

Sonuçta, Refahyol Hükümetinin açıkladığı kaynak paketlerinin ne kadar hayali olduğunu hep birlikte görüyoruz ve de görmeye devam edeceğiz.

Bütçe açıklarını kapatmak için, gerçekçi olmayan böyle yasa tasarılarıyla Meclis gündemini işgal etmenin doğru olmadığını düşünüyoruz.

Kayıtdışı ekonominin vergilendirilmesi ve adil bir vergi yasasıyla toplanacak vergilerle bütçe açıklarının kapanacağı; hatta, fazlalık vereceği de şüphesizdir.

Oysa, bilindiği gibi, sosyal güvenlik, ülkede yaşayanların hiçbir ayırım gözetmeksizin, ekonomik ve sosyal gereksinmelerini karşılayacak tarzda, bugünlerini ve yarınlarını güvence altına almayı amaç edinmiş bir sistemler bütünüdür. Gerek sanayileşmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde, hükümetlerin ve sosyal tarafların, sosyal güvenlik sistemlerinin geleceği konusunda birlikte arayış içerisine girmelerine rağmen, şimdiki Hükümet, yine, ülkemizdeki sosyal güvenlik sistemine köklü bir çözüm bulmak yerine, günün kurtarılması amacıyla karşımıza gelmiştir. Bu tür popülist yaklaşımlarla bu sorunlar çözülemez.

Bu yasa tasarısı, Sayın Erbakan'ın da sıkça söylediği gibi, bir çeşit pansuman tedbiridir. Hayali kaynak paketlerinde açıklanan gelirlerden biri olarak gösterilen, Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı, Refahyol Hükümetinin yeni bir aldatmacası olarak gündeme gelmektedir. Gerçekçi olmayan bu yasa tasarısı ve güven vermeyen bu tür uygulamalar, insanlarımızın, hükümetlere ve dolayısıyla, devletimize olan güvenini ortadan kaldırmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç olarak, Sosyal Sigortalar Kurumunun zararına olan, kaynak paketine para bulmak; kısaca, günü kurtarmak amacıyla hazırlanan bu yasa tasarısı, başta işçi ve işveren temsilcileri olmak üzere, toplumun her kesiminden olumsuz tepkiler almaktadır.

Aynı zamanda Anayasaya da aykırı olan bu yasa tasarısına, Demokratik Sol Parti Grubu olarak olumsuz oy kullanacağımızı belirtir; hepinize saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Karan.

Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Emin Kul; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın Kul, şahsî söz talebinizle birlikte süreniz 15 dakikadır.

ANAP GRUBU ADINA EMİN KUL (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 209 sıra sayılı kanun tasarısının 14 üncü maddesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım; şahsım ve Grubum adına, sizleri saygıyla selamlarım.

Tasarının 14 üncü maddesi, tasarının tümü ve amacıyla ilgisi bulunmayan bir konunun tasarıya eklenmesinden ibaret bir maddedir. Bu maddenin, bu tasarıda yer almasına hiçbir gerek ve zorunluluk yoktur; tasarısının tümüyle, bu madde ilgisizdir.

Libya'yla yapılan sosyal güvenlik sözleşmesinin 4 üncü maddesine göre, Libya'da çalışan işçilerimizden, Sosyal Sigortalar Kurumuna kesilecek primlerin Türkiye'ye transfer edilmesi, işverenlerin bir yükümlülüğü olarak belirtilmiştir. Sözleşmeye ek olarak yapılan idarî anlaşmanın 3 üncü maddesi ise, transfer edilecek bu primlerin, işçinin mensubu olduğu ülkenin mevzuatına göre transfer edileceğini hükme bağlamıştır; yani, işçinin mensubu olduğu ülke Türkiye'dir ve ilgili mevzuat da, Sosyal Sigortalar Kurumunun mevzuatıdır, 506 sayılı Kanundur.

İşçilerimizin -sağlık yardımları Libya'da karşılandığı için- sağlık sigortası dışındaki sigortaları için yüzde 24 oranında prim kesilerek Türkiye'ye transferinin sağlanması gerekmekte olup, bu husus, 1985 yılında bir genelgeyle belirtilmiş ve zaman zaman teyit edilmiştir.

Libya'da iş yapan müteahhitler, Sosyal Sigortalar Kurumuna, yükümlü oldukları ödemeleri yapmaktan, çeşitli nedenlerle kaçındıkları gibi, prim kesintileriyle ilgili de, Libyalı işçiler için Libya mevzuatında öngörülen yüzde 10,5 oranında prim kesilmesini talep edegelmektedirler. Yani, Türk işçilerinden, Türk mevzuatına göre değil, yüzde 24 oranında değil; Libyalı işçiler için, Libya mevzuatına göre tespit edilen yüzde 10,5 oranında prim kesilmesinde ısrar etmektedirler ve talep etmektedirler. Bu kesinti miktarına, Bakanlık zaman zaman müdahale etmiş, Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu ve Bakanlık, Türk mevzuatına göre prim ödenmesi gerekeceğini karara bağlamış ise de, bu kararlardan sapmalar sonucu, kurum alacaklarını tahsilde, işverenlerin ısrarları karşısında, zorluklarla karşılaşılmıştır.

Şimdi, bu madde, işverenlerin taleplerinin yerine getirilmesiyle ilgili bir maddedir; yüzde 24 yerine, yüzde 10,5 prim kesilmesini istihdaf eden, bunu sağlayan bir maddedir. İşverenler, hem prim kesinti oranının yüzde 10,5 olmasını hem de bu oranda kesinti tutarının, 506 sayılı Kanuna göre, prime esas kazancın üst sınırından ve prim oranına göre hesaplanan prim tutarından fazla olmamasını istemektedirler. İstekleri, 14 üncü maddedeki düzenlemeyle böylece sağlanmış olmaktadır.

Şimdi, bunun, yurt dışında bulunanların borçlanmasıyla ne ilgisi vardır; hiçbir ilgisi yoktur. Bu tasarının genel gerekçesiyle, bu tasarının diğer hükümleriyle ne ilgisi vardır; hiçbir ilgisi yoktur. Bu, son anda akla gelen ve Libya'da iş yapan müteahhitlerin müracaatları üzerine tasarıya eklenen ve bu tasarının amacı ve hükümleriyle ilgili olmayan bir maddeden ibarettir. Siz, bunlara, eskiden, gece yarısı maddesi diyordunuz; bu, gündüz maddesi işte...

Olaya bu çerçevede de, bu mantık içinde de baktığımız zaman, gece yarısı maddesi mantığı içinde de baktığımız zaman eleştirilecek yönü şudur: Libya'da prim oranlarının yakın geçmişteki seyrine bir bakalım; Libya'da, prim oranları yüzde 5,5 iken, sonra 8,5 olmuş; nihayet, bugünkü gibi, 10,5'e getirilmiş. Kaldı ki, mevzuatımızda olduğu gibi, bizim mevzuatımızda bulunduğu gibi, prime esas bir kazanç sınırı da Libya'da söz konusu değil.

Sosyal Sigortalar Kurumu, bir sigorta kuruluşudur ve gelirleri, işçi ve işverenlerce ödenen primlerden oluşur. Devletin bir katkısı, yasal zorunluluk olarak katiyen söz konusu değildir. Sigorta kuruluşu, vereceği hizmetleri karşılamak için prim oranlarını ve gelirlerini tespit eder; bu, kanunla tespit edilir; nitekim de edilmiştir. Bu hizmetten yararlanmak isteyenler, tespit edilen prim oran ve tutarlarını ödemek zorundadırlar; çünkü, bir aktüer denge meselesidir; ne ödeyecekseniz ona göre hizmet alacaksınız.

Kurum, iştirakçileri arasında, onlara vereceği eş hizmetler karşılığı bir ayırım yapamaz. Herkese ayrı ayrı işlem ve muamele yapamaz ve yerine getireceği yükümlülüklerini, başka ülkelerin mevzuatlarına da bırakamaz. Yani, bir sigorta kuruluşu "ben, şu sigorta kollarından faydalanacağım; ama, 506 sayılı Kanunun Türkiye'de öngördüğü oranlarda değil; Libya'da 10,5 oranı öngörülmüş, Türkiye'de yüzde 24 oranı öngörülmüş; hayır, ben, kendi tasarruf hakkımı Libya'nın mevzuatına terk ederim" diyemez.

Yurt dışında çalışan işçilerimiz için, onların ve işverenlerinin lehinde bir ayrıcalık yapılması söz konusu ise, bu ayrıcalığın bedeli, olsa olsa, devletçe karşılanabilir; yani, siz, yurt dışındaki işçileri veya iş yapan müteahhitleri belli ölçüde himaye etmek istiyorsanız, işçilerin ve işverenlerin ödediği primlerle ayakta duran Sosyal Sigortalar Kurumuna takaddüm ederek "sen filan yerdeki işçilerden az prim alacaksın, filan yerdeki işçilerden fazla prim alacaksın, falan ülkedeki işçilerden, o ülkenin mevzuatında öngörülen oranda prim keseceksin" diyemezsiniz. Eğer, derseniz, devletin böyle bir görüşü varsa, o zaman, Sosyal Sigortalar Kurumuna, devlet, eksik kalan primleri ödemek suretiyle, böyle bir işlemi, belki yapabilir; ama, bu şekilde yapamaz.

Libya'nın gelecekte değişebilecek prim oranları -ki, olabilir, nasıl 5,5'ten 8,5'e, 10,5'e çıkmışsa, yarın bakarsınız, Libya da, 15,5'e çıkarır, 25,5'e çıkarır- ve buna karşılık değişecek prim tutarları olabileceği gibi, bizim mevzuatımızda da prime esas kazanç tavanında değişiklik olabilir, varsayılabilir. O zaman, bu düzenlemenin sürekli boşlukta kaldığını görürüz; bu düzenlemenin eşitsizlik doğurduğunu görürüz. Burada geçirilmek, bu tasarıya, gece yarısı eklemesi yapılmak istenilmesine rağmen, kendi mantığı içinde dahi, düzenleme, tutarsızdır ve düzenlemenin tutarsızlığı çok açıktır.

Kaldı ki, başka bir açıdan olaya baktığımızda, bu husustaki bir düzenleme, bu tasarıyla yapılamaz; çünkü, uluslararası sözleşmelerin ve eklerinin hükümleri, iç hukukta yapılacak düzenlemelerle değiştirilemez. Siz, uluslararası bir sözleşme yaptıysanız, bir anlaşma yaptıysanız, bunun hükümlerini, o anlaşmanın tarafıyla oturup değiştirebilirsiniz. Yoksa, iç hukukta, gelip, istediği düzenlemeyi yaparak, uluslararası sözleşmelerin, anlaşmaların ve eklerinin hükümlerini değiştiremezsiniz. Bu açıdan da getirilen madde, tamamen sakattır, hukuka uygun değildir, usule uygun değildir.

Libya ile yapılan sözleşmeye ek idarî anlaşmanın ilgili hükümlerinin yeniden düzenlenmesi yoluyla, belki bu konuya çözüm bulunabilir. Uluslararası anlamda, iki ülke arasında bir sosyal güvenlik sözleşmesi yapmışsınız, bunun arkasından da bir idarî anlaşma yapmışsınız; bu idarî anlaşmada da, bu sosyal güvenlik sözleşmesinde de bu hususlar yer almış. Eğer, bir düzenleme yapmak isteniyorsa Hükümetçe, bu hususta bir düzenleme ihtiyacı varsa, o zaman, idarî anlaşmayı, oturup, yeniden görüşür ve idarî anlaşmanın bu konuyu kapsayan hükümlerini düzenler; iç hukukta yapılacak düzenlemeyle, uluslararası sözleşmenin hudutlarına tecavüz edemez.

Kaldı ki, bu yolla dahi yapılacak; yani, idarî anlaşmanın düzeltilmesi yoluyla yapılacak, meydana getirilecek bir çözümün dahi, Sosyal Sigortalar Kurumunun çıkarlarına, hesaplarına ve aktüer dengesine aykırı ve onu tahrip edecek boyutta olmaması gerekir; fakat, bütün bunlar dikkate alınmadan bu madde huzura getirilmiştir.

Şimdi, bir de, bu madde üzerinde, İktidar Gruplarının akıllarına gelmiş, bir önerge vermişler. Burada iki büyük tecavüz daha yapılıyor. Madde, hem gece yarısı maddesi hem kanunla ilgisiz hem de şimdi verilen önergeyle, Libya'da çalışan Türk işçilerinin sosyal güvenlikle ilgili kesilecek primlerinin, bu tasarının 3 üncü maddesinde gösterilen, günde 2,5 dolar olarak tespiti öngörülüyor, maddenin böyle düzeltilmesi isteniyor.

Bakınız, bir defa, bu tasarıda bu maddenin yeri yok. İkincisi, iç hukukta düzenleme yaparak, uluslararası sözleşmeleri tadil edemezsiniz. Üçüncüsü, 2,5 dolar kıstasını nereden buldunuz, nereden çıkardınız; yüzde 24'e mi eş geliyor, neye eş geliyor, nasıl buldunuz? Dördüncüsü, eğer, böyle bir düzenleme yapacaksanız, yeri 506 sayılı Kanundur. Beşincisi, muhtelif ülkelerde çalışan işçiler vardır, onlardan alınan primler ne olacaktır; 2,5 dolar mı olacaktır?

Her önünüze geleni, siz, kanun diye veyahut da önergeyle düzeltiyorum diye buraya getirirseniz, zannederim, doğru bir işlem yapmış olmayız; daha önceden düşünülüp taşınılması, nasıl yapılması gerektiğinin yolunun çizilmesi, bilinmesi gerekir.

Bakınız, dolar meselesini de söyleyeyim: "Efendim, daha önceki borçlanma kanunlarında da dolar birimi vardı." Evet, vardı; ama, daha önceki borçlanma kanunları, yurt dışında çalışanlarla ilgiliydi; yoksa, sokaklarda dolaşanlarla değil; yurt dışında bir gün çalışıp yurda dönen ve bir daha hiç yurt dışına çıkmamış olanlarla ve boşta gezenlerle ilgili değil. Onun için, orada dolar bazı kullanılmış olabilir; ama, bu kanun tasarısında, ne kapsadığı kişiler bakımından ne de usulî bakımdan; benim şahsî kanaatime göre, hiçbir şekilde -yasalarımızda- dolar bazı olmaması lazım gelir ve esasen yersizdir, tartışmaya bile değmez; biz, onları, bir fantezi olarak, siz bilesiniz diye dile getirdik.

Bakınız, geçen maddeler üzerinde birçok önerge verdiniz. 130 önergeyi buluyor bu kanun tasarısı üzerinde verdiğiniz önergeler. Sadece 11 inci madde üzerinde 8 önerge takdim edildi. Bu 8 önergenin 4'ü, 11 inci maddenin üçüncü fıkrası üzerinde ve bu 4 önergenin altındaki imzalar da, aynı milletvekillerinin. Yani, siz, bir kanun tasarınızın üzerinde bu kadar tereddütler içindeyseniz, aynı imzalar, aynı fıkra üzerinde dört ayrı şekil tavsiye ediyorsa, bu işin içinden biz nasıl çıkalım?!.

HİKMET ULUĞBAY (Ankara) - Onlar görevlendirilmiş...

EMİN KUL (Devamla) - Yani, bunu nasıl cevaplandırabiliyorsunuz?!

Bakınız, ben size bir şey söyleyeyim bu çoğunluk anlayışı bakımından: 20.12.1992 tarihli, 38 inci Birleşimi Türkiye Büyük Millet Meclisinin. Seçimden çıkalı bir yıl olmuş. Muhterem Başbakanımız diyor ki "bu millet, 20 Ekimde DYP-SHP'ye toplam olarak yüzde 48 oy vermiştir. Bu Hükümet, çarpık bir Seçim Kanununun ürünüdür; tamamen, bir azınlığın Hükümetidir." Yüzde 48 oy verilen partilerin kurduğu hükümete, çarpık ve bir azınlık hükümeti diyor. Şimdi, Refah Partisi yüzde 21 oy almış, DYP yüzde 19 küsur oy almış; yüzde 40'lık bir Hükümet acaba neyin ürünü oluyor?!.

ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) - Yüzde 60...

EMİN KUL (Devamla) - Yüzde 40'lık bir Hükümet, acaba, tamamen azınlığın Hükümeti değil midir?! Yüzde 60 çoğunluğa karşı parmak hesabıyla buradan kanun geçirirseniz, bu, kanun mu olacaktır? Hukuk mu olacaktır? İnsaf ediniz!.. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar) Olaya dikkatli bakınız, Muhterem Başbakanınız sizi uyarmış oluyor.

Saygılar sunarım. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kul.

Sayın Mehmet Aykaç, buyurun.

Sayın Aykaç, konuşma süreniz 5 dakikadır.

MEHMET AYKAÇ (Çorum) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 14 üncü madde üzerinde konuşuyoruz. Tabiî, bu maddede, özellikle Libya'nın adı geçiyor. Bazı sözcü arkadaşlarımız, bu kelimeye takılıyor neden geçiyor diye; ama, biraz araştırma yapıp kürsüye çıksalar benim gibi, neden, Libya'nın adı burada geçiyor, bunu bilebilirler. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Yani, Libya, burada bizi niye ilgilendiriyor; şundan dolayı: 1985 yılından beri, Türk müteahhitlerinin yanında çalışan Türk işçilerinin primlerinin ödenmesi konusunda bir ihtilaf var. Bu işçilerimizin primleri Türkiye'ye ödeniyordu ve primlerinin, Türkiye prim sistemine göre mi, Libya prim sistemine göre mi ödeneceği konusunda bir ihtilaf var; bugüne kadar da bu ihtilaf devam ediyor. İşte, bu maddeyle ve yapılacak bir değişiklik önergesiyle, bu ihtilaf ortadan kaldırılıyor ve bir sisteme bağlanıyor; bu, bu kadar basit. Burada demagoji yapmaya ne gerek var Libya'yla ilgili...

Öbür taraftan, değerli eski bakanlarımızdan Emin Kul Beyefendi, son iki madde üzerindeki konuşmalarında hep demokrasi, çoğunluk üzerinde durmaya başladı; "efendim, çoğunluk her zaman doğru karar veremez, Hitler'in, Jivkov'un Meclisinde de kararlar alınmıştı" dedi. Demin onu cevaplandırdım. Çok talihsiz benzetmeler yapıyor. Rica ederiz... Yani, Mecliste kanunların nasıl yapıldığını, sizler daha iyi biliyorsunuz. Bu sözleri, ilgisi olmayan bir madde üzerinde buraya getirmeye hiç gerek yok.

Sonra, bir değerli sözcümüz de "bu kanun tasarısıyla, Hazinenin kaynak ihtiyacı karşılanacaktır" dedi. İyi ya, Hazinenin kaynak ihtiyacını karşılamanın kime ne zararı var?

HİKMET ULUĞBAY (Ankara) - Doğru kaynak bulun.

MEHMET AYKAÇ (Devamla) - Hazinedeki kaynakları biz mi tükettik? Hazineye kaynak lazım değil mi? (RP sıralarından alkışlar)

Yine, bu kanun tasarısıyla, "Benden sonrası tufandır; benden sonrası ne olursa olsun" anlayışının var olduğu iddia ediliyor. Hayır; bu mantık, bu konuda daha önce çıkarılmış 2147 ve 3201 sayılı Kanunlar için iddia edilebilirdi. Bu kanunlarda, bir güne 1 dolar esas alınmıştı. Bu husus, bunu açıkça ortaya koyuyor. İktidarımız, bu yanlışlığı da telafi ediyor, düzeltiyor ve 3201 sayılı Kanunda yaptığı değişiklikle, bir güne 2,5 dolar üzerinden, bu mantığı işleyebilir hale getiriyor.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Zam yaparak...

MEHMET AYKAÇ (Devamla) - Onun için, bunları bilmenizi arzu ediyorum ve özellikle, bir arkadaşımızın talihsiz bir cümlesini de burada ifade edip sözlerimi tamamlıyorum: Neymiş efendim; Başbakan, bu kanunla yandaşlarına emeklilik imkânı, hakkı sağlayacakmış... Bu "yandaş" kelimesi, bizim edebiyatımıza hiç uymuyor. Bunu, bu sözün sahibine iade ediyorum.

Son maddesine geldiğimiz bu kanun tasarısının, buradan bir an önce çıkmasında yarar olduğuna inanıyorum.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Madde üzerinde verilmiş 8 önerge vardır...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Önergeleri geri alıyoruz.

BAŞKAN - Geri alıyorsunuz.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - İlk önerge hariç...

HASAN GÜLAY (Manisa) - Niye verdiniz?!.

NİHAT MATKAP (Hatay) - 7'si naylondu!..

BAŞKAN - 7 önerge geri alındı; kalan önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclise Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Salih Kapusuz Mehmet Gözlükaya

Refah Partisi Doğru Yol Partisi

Grup Başkanvekili Grup Başkanvekili

Alaattin Sever Aydın Hüseyin Olgun Akın

Batman Ordu

Abdulkadir Öncel

Şanlıurfa

Değişiklik önerisi:

Sosyal Güvenlik Sözleşmesi

MADDE 14.- 9.1.1985 tarihli, 3148 sayılı Kanunla onaylanması uygun görülen Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmesi kapsamındaki Türk daimî işçileri adına bu sözleşmenin 4 üncü maddesi hükmüne göre alınacak primlerin hesaplanmasında; bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen prim karşılığı dolar esas alınır.

BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NEVZAT KÖSE (Aksaray) - Çoğunluğumuzun olmaması nedeniyle katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Hükümet, önergeye katılıyor musunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI NECATİ ÇELİK (Kocaeli) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Hükümet, önergeye katıldılar; Komisyon, çoğunluğu olmadığı için katılamadığını beyan etti.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza...

İSMET ATALAY (Ardahan) - Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.

Geçici madde 1'i okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE1. -Kasanın oluşması için yapılacak ödemeler avans niteliğinde Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünce karşılanır.

MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Hatinoğlu konuşacak Sayın Başkan.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Süleyman Hatinoğlu; buyurun efendim.

ANAP GRUBU ADINA SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, tasarının bu maddesi üzerinde hiç söz almayı düşünmemiştim; ama, tasarının gerçek yapısına inanmadığım için, bu madde üzerinde Grubum adına söz aldım; herkesi saygıyla selamlıyorum. Özellikle Kasa olayını duyunca dayanamadım; çünkü, Kasa, geçmişten bana epey şeyleri hatırlatıyor. Son madde de, aşağı yukarı onunla ilişkili bir durumdadır, bu nedenle de söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bugünkü Hükümet ve geçmiş hükümetler; beş yıldır, aktifi ve pasifi eşit durumda olan Sosyal Sigortalar Kurumunun tüm dengelerini altüst ettiniz ve yıkıma devam ediyorsunuz. Şimdi, 506 sayılı Kanunda -Sayın Bakan burada- hiçbir değişiklik yapmadan, ulufe toplar gibi, Türkiye'deki gayrimenkulleri sattınız, yetmedi; Emekli Sandığını sattınız, yetmedi; şimdi, yurtdışından hilei şeriye ile tekrar, bütçeye nasıl katkıda bulunabilinir amacını düşünerek, bazı hileli yolları deneyerek, böyle bir tasarı getirdiniz.

Siz, eğer, iyi niyetliyseniz, Sosyal Sigortalar Kurumunu, Bağ-Kur'u önce ıslah edin, sosyal güvenlik kuruluşlarının problemlerini çözün, ondan sonra sosyal güvenlik kuruluşlarına yeniden problemler ve yükler getirelim; ama, hiçbir problemini halletmemişsiniz, hiçbir sorununu çözememişsiniz, 9 ayda, sadece 5 bin kişiyi istihdam etme politikasıyla, Hükümette, buraya kadar gelmişsiniz. Şimdi de, yurt dışında kalan, sosyal güvencesi olmayan bazı yandaşlarınız, millî görüş taraftarlarını ve taraftarlarınızı; Türkiye'nin yükü üzerine bir yük daha getirmektir- için bu kanun tasarısını hazırlayıp getirdiniz. Sizleri cidden tebrik ediyorum; hakikaten, büyük bir olay, bravo!.. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar [!])

Madem ki bravo diyorsunuz, şuna da "bravo" deyin; geldiğinizden beri -Sayın Bakan da burada- emekli, dul ve yetimin, sigortalının sağlığına bakamıyorsunuz, maaşını doğru dürüst ödeyemiyorsunuz... Ha, diyeceksiniz ki, "yüzde 100 zam yaptık." Yahu insaf, siz geldiğinizde dolar 50-60 bin liraydı, şimdi 130 bin liraya dayandı; orayı geçin, onu izah edemezsiniz. Dün, biz, iktidarı bıraktığımız zamanda, insanlar, aldığı maaşla kaç tane ekmek alıyordu; bugün, sizin verdiğiniz maaşla kaç tane ekmek alıyor; onun hesabını yapın, cevabı onun içindedir.

Hastanelerde doktorunuz yok, sağlık hizmeti vermiyorsunuz...

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Olmaz olur mu!

SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Devamla) - Yahu, ilacını veremiyorsunuz, ilacını... Emeklinin ilacı verilmiyor; onu biliyor musunuz?!

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Sadede gel...

SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Devamla) - Sosyal Sigortalar Kurumu taşraya bir genelge göndermiş, diyor ki: Şu, şu ilaçların dışında ilaç yazma, ucuz ilaç yaz... Yahu, böyle bir yasak var mı?! Ucuz adam, pahalı adam diye ülkede bir ayırım mı var?! Nereden çıktı bu?! Bunu da sizden öğreniyoruz.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Aynı ilacın fiyatının farklı olduğunu bilmiyor musunuz?!.

LÜTFİ YALMAN (Konya) - Maddeye gel, maddeye...

SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Devamla) - Sayın Bakan, önce, Sosyal Sigortaların bütün kuruluşlarını elden geçirmeniz lazımdı. Sakatlık nerede, problem nerede; niye bu sektör çalışmıyor; niye Bağ-Kur ve sigortalılar hastane köşelerinde perişan ediliyor? İlaçların parasını ödemeyen ve mevcut emeklilerin problemini halledemeyen bu Hükümet, yurt dışında çalışan adamları, neden, 12 500 dolara Türkiye'de emekli yapacak?! Böyle bir yağma var mı; nerede görülmüş, nasıl olacak?! Adam, turistik bir geziye gidecek ve emekli olarak dönecek Türkiye'ye!.. Allah Allah; ne güzel yahu!.. Vallahi, müneccim bile bulamazdı bunu; cidden tebrik ediyorum!..

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Sadede gel Sayın Hatinoğlu... Geçici madde üzerinde...

SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Devamla) - Şimdi, yurt dışında çalışanların zaten sigortası var. Refah Partisi, bu kanun tasarısını -demin de izah ettiğim gibi- kendi taraftarlarına ve millî görüş taraftarlarına avantaj sağlamak maksadıyla, Türkiye'nin mevcut emeklisinin sorununu çözemeyen bir İktidar, bunun yanında, yeni bir yük daha getirerek, bakın, Türkiye'nin başını nasıl belaya sokuyor.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Bu, geçici maddenin neresine giriyor?!

SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Devamla) - Geçici maddenin kasasına girecek, merak etme!.. Şimdi, oraya geleceğim; sıkı dur, Kasaya geleceğim...

Şimdi, Kasanın gelirlerinin ne şekilde işletileceği ve Kasanın, hangi kuruluşlarla... "Kasa, Sosyal Sigortalar Kurumu, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve bunların iştirakleriyle oluşan kurulca yürütülür" deniliyor.

Şimdi, buna göre, paranın nerede toplanacağı belli; ama, son ek maddede "yapılacak ödemeler avans niteliğinde Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünce karşılanır" deniliyor. Yahu, kime ulufe dağıtıyorsunuz?!

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Ulufe değil, avans niteliğinde...

SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Devamla) - Yahu, Sosyal Sigortalar Kurumu kendi borcunu ödeyemiyor ki; gayrimenkul satıyor, ev satıyor, bina satıyor, öyle maaş ödüyor. Demek ki, siz, buradan ne kapabilirseniz, ne çarpabilirseniz, onu alıp geleceksiniz; ondan sonra, Sigortanın başına bu işi yıkacaksınız. Buna müsaade etmeyiz. Türkiye, demokratik, laik, hukuk devletidir; Türk adaleti, Türk hukuku, buna mutlaka engel olacaktır. (RP sıralarından alkışlar[!]) O konuda hiçbir tereddütünüz olmasın...

Değerli arkadaşlar, şimdi, biz, buna geldik... (RP sıralarından "Budapeşte'ye gel" sesleri) Ben, şimdi, Budapeşte'ye gitmeyeceğim; ama, Bosna-Hersek'e gideceğim, Mercümek kasasına gideceğim!.. Bu kasa, aynen ayarlanmış; çünkü, deneyimli insanlar çok; çok deneyimli arkadaşlar var! Sosyal Sigortaların... Bu kanun tasarısıyla, bu değişiklikle; yurt dışından gelecek dolara endeksli olarak -daha önce yurt dışında Bosna-Hersek için toplanan paralar gibi- paralar toplanacak... Tamamen, Refah Partisine bir tezgâh hazırlanmaktadır, ona bir kasa hazırlanmaktadır; tamamen, kendi kasasına götürecek şekilde bir Kasa tanzimi yapılmıştır. İşte, bu; Mercümek kasasıyla Bosna-Hersek'e ne kadar yardım gittiyse, buradaki emeklilere de ancak bu kadar yardım gidecektir. (RP sıralarından "Bravo, çok zekisin!" sesleri) Bu nedenle, Sayın Doğru Yol Partili arkadaşlarımın dikkatini çekiyorum, onlara seslenmek istiyorum; zaten, sizin fikriniz neyse zikriniz de odur, o doğrudur; yani, ne düşünüyorsanız onu yapıyorsunuz.

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) - Senin kültürün ne?!.

SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Devamla) - Doğru Yoldan çok deneyimli arkadaşlarımız vardır, buna alet olmamaları lazımdır. Bu tasarı kanunlaşıp yürürlüğe girmeden önce de bazı tedbirlerin alınması gerekir; ama, artık tasarının sonuna geldiniz, 2 maddesi kaldı -onlar da yürürlük ve yürütme maddeleri- haydi, gözünüz aydın; bu kanunu da çıkardınız ve Türkiye'nin başını da belaya soktunuz; ama, gelecek dönem siz burada olmayacaksınız. Bizde çok deneyimli arkadaşlar vardır.

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) - Senin de ağzının suyu akıyor!

SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Devamla) - Tabiî, Hükümet ortağı olduğunuz için Doğru Yol Partisi belki bu konuda size destek verdi; ama, ne yapsın, bir taraftan bir sürü dosyalar var! Önümüzdeki salı günü de Mercümek'in kasası falan gelecek, o nedenle zor durumdasınız; ama, biz buna katılmadığımızı ifade ediyoruz. Bu, Türkiye'deki sosyal güvenlik kuruluşlarına hiçbir fayda getirmeyecektir; sadece, zarar getirecektir.

Bugüne kadar, Sosyal Sigortalar Kurumunun bütün mallarını sattınız. Sosyal Sigortalar Kurumunda hiçbir iyileştirme yapmadan, bugün, bu şekilde bir planla, bir tezgâhla bu tasarıyı getirdiniz.

Hani kasada para çoktu?! Hani, Hocanın para koyacak yeri yoktu?! Ne yapacaksınız bu parayı?! Niye para topluyorsunuz?! Hani, ocak, şubat aylarında Hazine fazla vermişti?! Daha bu parayı ne yapacaksınız, niye topluyorsunuz?! Madem bu kadar paranız var, Türkiye'deki emeklinin, dulun, yetimin gerekli hakkını, hukukunu niye ödemiyorsunuz?!

LÜTFİ YALMAN (Konya) - Siz ödediniz mi?

SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Devamla) - Niye insanların ilaç bedellerini ödemiyorsunuz?! Cenazeler bile doğru dürüst nakledilemiyor; değil mi?! Buna göre de burada politika yapacaksınız.

Refah Partisi olarak, bundan, hiçbir zararınız olmaz, yararınız olur; çünkü, planınızı biliyoruz; ama, bu kanunun Türkiye Cumhuriyetine hiçbir yararı olacağına inanmıyorum, inanmadığımız için de ret oyu verdik, ret oyu vermeye devam edeceğiz ve bu konuyu da yargıya götürmek için gereğini yapacağız.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar!)

HÜSAMETTİN KORKUTATA (Bingöl) - Yazıklar olsun!

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hatinoğlu.

Madde üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Mustafa Karslıoğlu; buyurun efendim.

Sayın Karslıoğlu, süreniz 10 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 209 sıra sayılı Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesi üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi, saygıyla selamlıyorum.

Az önce, Refah Partisi Grup Başkanvekili Sıvas Milletvekili Sayın Temel Karamollaoğlu "her çıkan aynı şeyleri söylüyor" dedi. 14 madde var, hepsinde de aynı şeyler var: 5 000 iş günü, 2,5 dolar, 12 500 dolar; erkekse 55 yaşında, kadınsa 50 yaşında; bunu verdikten üç sene sonra da emekli olur... Yani, kusura bakmayın, 14 maddede de hep aynı şeyler söyleniyor. Bir de, geçici madde var, yine aynı şeyler söyleniyor; yani, biz, aynı şeyleri söylemeye mecburuz. Tabiî ki, birleşimi yöneten Büyük Millet Meclisi Başkanvekilimiz de görevini gayet iyi yapıyor, kendisine teşekkür ediyorum. Hoşgörüsü de var tabiî; yani, o da, Meclisin dinlediği gibi, sıkılmadan bunları dinliyor; ama, ne yapalım, tasarı böyle gelmiş, teşekkür ediyorum.

Şimdi, ben, kısaca, geçici 1 inci maddeyi yine açacağım, yine aynı lafları konuşacağız burada. Bu kanun tasarısının 8 inci maddesinde "Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı Yurtdışı Sosyal Güvenlik Kasası kurulmuştur" deniliyor; tamam... Devam ediyor: "T.C. Ziraat Bankası, tahsil edilen prim tutarlarının yüzde 20'sini ayı içinde Yurtdışı Sosyal Güvenlik Kasası Hesabından, Kasanın Devlet güvencesi payı olarak ve bütçeye irat kaydedilmek üzere Hazineye aktarır."

Hesaba göre, bu kanundan 400 bin kişinin yararlanacağı düşünülmektedir. 5 000 işgünü baz alınmakta ve gün başına 2,5 dolar düşünülmektedir; böylece de, kâğıt üzerinde 5 milyar dolarlık bir kaynak ortaya çıkmış olacaktır. 5 milyar doların yüzde 20'sinin; yani, 1 milyar doların da Hazineye gelir olarak kaydedilmesi düşünülmektedir.

Özellikle, Demokratik Sol Parti olarak, biz, seçim bildirgemizde, programımızda, gerçekten, sosyal güvenceye çok yer veren bir partiyiz; yani "insanların, artık, sosyal güvenceye kavuşması bir insanlık hakkı" diyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, uygar, demokratik bir hukuk devleti; elbette ki, insanlarının en başta gelen bu hakkını verecek, sosyal devletin gereği olan görevini yerine getirecektir.

Objektif düşünen ekonomi yazarlarına, ekonomi dergilerine bakın; bu yasa tasarısına işveren karşı, işçi temsilcileri karşı ve objektif ekonomistler karşı... Hani, hep "bu devlet bürokrasiye boğuldu, devletin küçülmesi lazım; devletin, bürokratik devletten fonksiyonel devlete dönüşmesi lazım" diye konuştuk; bunu, seçim meydanlarında da söyledik. Biz "bakın, yine, burada, bürokrasiyi çoğaltıyoruz" diyoruz. Neden çoğaltıyoruz; Sosyal Sigortalar Kurumu var, Emekli Sandığı var, Bağ-Kur var; bir de, Yurtdışı Sosyal Güvenlik Kasası meydana getiriyoruz ve konuyu dağıtıyoruz.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Emekli Sandığına bağlı yükümlüler var, SSK'ya bağlı yükümlüler var, Bağ-Kur yükümlüleri var; bir de, yurt dışında bulunanların yükümlülüğü ortaya çıkıyor.

Yine "sosyal güvenlik kuruluşlarının, 1993'e kadar fazlalık veren Sosyal Sigortalar Kurumunun, 1993'ten sonra açık vermesinin en büyük nedeni de, hizmet borçlarının birleştirilmesi, erken emeklilik gibi konulardır" deniliyor; bu gibi konular göz önüne getiriliyor.

Yine, burada, her ne kadar, aktuaryel hesapların çok iyi yapıldığı söylense de -biz de yapıyoruz- biz, bu aktuaryel hesapların çok iyi yapılamadığını, ileride, bu konunun da, karşımıza, kambur olarak çıkacağını, sosyal güvenlik kuruluşlarını olumsuz yönde etkileyeceğini söylüyoruz. Bunu, muhalefet olarak söylüyoruz; ama, sadece muhalefet olarak değil, sorumluluk taşıyan kişiler olarak da söylüyoruz; çünkü, burada, gelecek nesilleri; yani, Türkiye'nin geleceğini riske edecek, ipotek altına sokacak bir konumun olduğu çok somut olarak ortada.

Kısaca bunları belirttikten sonra, yine, aynı konulara devam edeceğiz; çünkü, maddede aynı şeyler söyleniyor.

Belirttiğimiz gibi, bu bir kaynak kanun tasarısıdır; günü kurtarmak için geleceği risk altına sokmaktır. Aynı düşünce, günlük bir gazetede -okudunuz-Türkiye işverenler Sendikası tarafından da dile getirildi. Bu kanun tasarısıyla, devlet, ileride çok büyük açıklarla karşı karşıya kalacaktır; bunu da bu şekilde düşünmemiz lazım.

Biz diyoruz ki, gelin, Türkiye'de uzlaşalım. Bakın, 24 Aralık 1995 Milletvekili Erken Genel Seçiminde ortaya çıkan tabloyla, Türk Ulusu, Parlamentoya "uzlaşın" mesajını vermiştir; en çok oy alan partimiz yüzde 21,5 oy almıştır. Ortaya çıkan tablo, uzlaşmayı gösteriyor; yani, yapılacak seçimlerde... Bilmiyorum, artık siyaset doğal tabanına oturmuştur diye düşünüyorum ve her zaman da, Türkiye, koalisyonlarla idare edilecek bir ülke haline gelecektir -ki, biz, koalisyonlara da sıcak bakan bir partiyiz- demokrasinin temel koşulu olan uzlaşma, koalisyonlarda yaşama geçecektir.

Ayrıca, şunu da belirtmek istiyoruz: Çağdaş, demokratik, sosyal bir hukuk devletinde, ekonomik ve sosyal konsey diye, objektif karar veren bir konsey vardır. Bu konsey, geniş, planlı, memleketin geleceğini, ufkunu açacak programlar hazırlar ve objektif olarak hazırlar; bunları da Parlamento olarak yaşama geçirmek bizim görevimizdir.

Yine tekrarlıyorum; bu Parlamentoda, halkın, bizden çok büyük beklentileri var; ben, bir hekim olarak, yıllardır, hep bunun acısını yaşadım. Gelin, bütün insanlarımızı sosyal güvenceye kavuşturalım; yani, sosyal güvenlik kurumuna kavuşturalım; başta, işsizlik sigortasını çıkaralım; başta, genel sağlık sigortasını çıkaralım. Askerî ve üniversite hastaneleri hariç, tüm hastaneleri tek elde toplayalım; çünkü, çok büyük kaynak israfı vardır. Düşünebiliyor musunuz; bir hasta, acil olarak SSK hastanesine gidiyor, belirli bir müdahale yapılıyor... "Sen SSK'lı değilsin" deniliyor... Sonra, devlet hastanesine telefon ediliyor... Devlet hastanesinden ambulans gelecek, hastayı alacak, devlet hastanesine götürecek!... Hangi çağda yaşıyoruz?!.. Bunların hepsini düzeltelim; beraber düzeltelim, uzlaşarak düzeltelim. Bunların kazanımları, prestiji de Hükümete yazılsın; biz, ona da razıyız. Diyorum ki, uzlaşarak, Türkiye'yi sağlıklı bir yöne götürelim; çünkü, hepimiz halkın içinden gelen kişileriz, halkın içinde dolaşıyoruz...

Şu 3 üncü kanalı artık herkes izliyor. Bana, Malatya Doğanşehir'in Kurucaova beldesinde, Mecliste meydana gelen bir olayı sordular. Ben adama baktım; acaba, bu bey kentte oturuyor da buraya mı geldi düşüncesiyle "sen kentte mi oturuyorsun" diye sordum; adam "hayır, ben bu köyde oturuyorum" dedi ve konumu da köyde oturandı. Artık kimin ne yaptığını insanlar gayet iyi inceliyor, işliyor.

Şunu söylüyorum. Türkiye'de sağlıklı kamu oluşmaktadır. Kendimizi kandırmaya, hele, ulusumuzu kandırmaya hiç gerek de yoktur, hiç hakkımız da yoktur. Ulusumuza gerçekleri söyleyelim; yani, ülkemiz bu durumdadır. Hani Churchill'in "ben size kan ve gözyaşı vaat ediyorum" dediği gibi; biz, gerçekleri söylersek, Türk Ulusu gerçekler doğrultusunda hareket etmeye hazırdır, özveride bulunmaya hazırdır.

Bir de şunu belirtiyorum: Gerçekten, bugün, ülkemizde gelir dağılımı çok bozuldu, insanlarımız çok büyük sıkıntıda. Hep, burada söyleniyor; ama, gelin, adil bir vergi yasası çıkaralım; gelin, kayıtdışı ekonomiyi kayıt içine alalım, çalışanlarımıza biraz daha ücret verelim, insanca yaşasınlar. Böylece, her gün odalarımızda dert dinlemekten kurtulalım; ilacını alamayan, doktora gidemeyen insanlarımızla karşı karşıya gelmeyelim; aldığı aylıkla, kirasını bile karşılayamayan insanlarımızın sıkıntılarını, üzüntülerini dinlemeyelim.

Türkiye, güçlü bir ülkedir; elbette, bir genel sağlık sigortasını çıkarabilir; elbette, işsizlik sigortası çıkarabilir; insanlarına, insanca yaşayabilecekleri ücreti verebilir. Bunları araştıralım. Böyle, günübirlik şeylerle boşu boşuna zaman kaybetmeyelim. Yılların birikimi vardır, yılların sıkıntıları vardır... Elbette, bütçe açığı vardır, paraya ihtiyacınız vardır, onu da anlayışla karşılıyorum; ama, bunun yanında köklü reformlar yapalım.

Bugünün Meclisi, 1920'lerin Meclisinden çok daha iyi bir Türkiye'dedir ve bu nedenle de, bize, bugünü sağlayan, Çanakkale'de savaşmayı değil, ölmeyi göze alan 250 bin şehitimizi rahmetle, minnetle anıyorum. Biliyorsunuz, bugünlerde, Çanakkale Şehitlerini Anma Gününün 82 nci Yıldönümünü yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Karslıoğlu, lütfen; toparlayınız.

MUSTAFA KARSLIOĞLU (Devamla) - Peki efendim.

Başta da belirttiğim gibi, bu kanun tasarısı, bir sosyal güvenlik kanun tasarısı olmaktan çok, kaynak arayışıdır; gerçekçi değildir, çelişkilerle doludur.

Demokratik Sol Parti olarak, bu maddeye de olumsuz oy vereceğimizi belirtir; Yüce Meclise, tekrar, saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Karslıoğlu.

Gruplar adına başka söz talebi var mı efendim? Yok.

Şahsı adına, Sayın Emin Kul; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın Kul, süreniz 5 dakikadır.

EMİN KUL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 209 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesi üzerinde, Anavatan Partisi milletvekili olarak söz almış bulunuyorum. Görüşlerimi belirtmeden önce, sizleri şahsım adına selamlıyorum.

Geçici 1 inci maddeyi aynen okuyorum: "Kasanın oluşması için yapılacak ödemeler avans niteliğinde Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünce karşılanır."

Şimdi, ne olduğu belirsiz bir Kasa kuruyorsunuz -kanun tasarısının başından beri anlattım- fakat, bu Kasanın kurulmasıyla ilgili birtakım masrafların yapılacağını da düşünmüşsünüz; bu masrafları da, Sosyal Sigortalar Kurumuna ödetiyorsunuz. Hem, bir taraftan, Kasanın, Sosyal Sigortalar Kurumu ile ilgisi yok diye iddia ediyorsunuz hem de avans niteliğinde de olsa, bu Kasanın kuruluş masraflarını Sosyal Sigortalar Kurumuna ödetiyorsunuz. Niçin Bağ-Kur'a ödetmiyorsunuz; niçin Emekli Sandığına ödetmiyorsunuz; niçin herhangi bir bankanın sosyal yardımlaşma ve dayanışma sandığına, emeklilik sandığına ödetmiyorsunuz? Yani, Sosyal Sigortalar Kurumunu, olsa olsa, en çok açığı bulunan kurum, batmakta olduğu gözüken kurum diye görüp, onun için mi acaba avans olarak o kurumun sırtına yüklüyorsunuz?! Sosyal Sigortalar Kurumunu, bu parayı, avans olarak ödemeye mecbur ediyorsunuz; peki, bu Kasayı kuran Hazine, yani devlet; niye Hazine avans vermiyor bu kuruluşla ilgili de, Sosyal Sigortalar Kurumu avans veriyor? Diyelim ki, Sosyal Sigortalar Kurumu avans verdi; ne zaman mahsup edileceği burada yazılı mı? Onu niye koymuyorsunuz?.. Bu avans, Kasa tarafından Sosyal Sigortalar Kurumuna üç ay içinde iade edilir... Var mı böyle bir kayıt; ne zaman iade edilecek bu avans? Namütenahi; ne zaman iade edileceği belli değil!..

Bakınız, şu madde dahi, işin ne kadar tutarsız olduğunu gösteriyor. Burada, aktüer dengenin hiç de bizim söylediğimiz gibi olmadığından bahsedildi; halbuki, bu madde de onu apaçık yansıtıyor. Maalesef, bu Kasanın aktüer dengesi yok ve aktüer dengesi, yurt dışından, devletin dolar olarak aldığı borcun faizi belirtilerek kurulamaz; yurt dışından dolar olarak aldığınız borcun Türkiye'ye maliyeti yüksektir; doğrudur; ama, siz, topladığınız bu paraları, kanun tasarısına göre, Ziraat Bankasının en yüksek faizli hesabında tutacaksınız; yani, dolara verilen en yüksek faiz de yüzde 10... Biz, aktuarya hesabını yüzde 10 üzerinden katlamalı olarak yaptık; ama, bu izahatımızı dinlemediğiniz için, siz, kendi kendinize bir hayalî aktuarya hesabı kurmuşsunuz; o hesabı da burada vermiyorsunuz.

Şimdi, bakınız "12 500 dolara emeklilik satıyorum" diyorsunuz -Kadıköy vapurları aklıma geldi- yanında "çalışma şartı aranmayacak" diyorsunuz; yanında "yurt dışında bulunmuş olanlar ve yurt dışında bulunmuş olanların Türkiye'deki yakınları dahi yararlanacak" diyorsunuz; yanında "yurt dışında bulunanlara da veriyoruz" diyorsunuz; yanında "herhangi bir şekilde bir sosyal güvenlik kurumunda süreniz olsun olmasın buna da bakılmayacak" diyorsunuz; yine, yanına bir şey daha ilave ediyorsunuz "geleceğe doğru da borçlanabilirsiniz, geçmiş hayatınızla ilgili de borçlanabilirsiniz" bu da yetmedi, yanında bir şey daha, sadece kendiniz için değil, aileniz için de, onların bireyleri için de borçlanabilirsiniz!.. (DSP sıralarından alkışlar) Bu da yetmedi, yanında bir şey daha; topluluk sigortası da yapıyoruz; bu da yetmedi, Libya'da prim kesilmesi konusunu da hallediyoruz!.. Yani, şimdi, 12 500 dolara bir emeklilik satışa çıkarıyorsunuz, yanına da yirmi tane tarak, kalem, jilet koyuyorsunuz!..

HASAN GÜLAY (Manisa) - Promosyon... Promosyon...

EMİN KUL (Devamla) - Sonra, geliyoruz, bu geçici maddeye bakıyoruz, sonu iflas; çünkü, bunun avansını bile Sosyal Sigortalar Kurumundan alıyorsunuz. 12 500 doları kapacaksınız; ortada, ne emeklilik kalacak ne tarak ne kalem ne jilet ne silgi!.. Böyle bir kanun tasarısı olmaz.

HASAN GÜLAY (Manisa) - Seyyar kuruluş!..

EMİN KUL (Devamla) - Halen, şu sırada, bunu geri çekme imkânınız var, lütfen; geri çekin.

Saygılar sunar teşekkür ederim. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kul.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yürürlük maddelerine geldik; ama, üzerlerinde gruplar adına söz talepleri vardır, son söz talebi vardır; onun için, birleşime saat 20.00'ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati : 18.57

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.00

BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Fatih ATAY (Aydın), Zeki ERGEZEN (Bitlis)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

VI. -KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.-Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı :209) (Devam)

BAŞKAN - Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon?.. Yok.

Hükümet?.. Yerinde.

VELİ ANDAÇ DURAK (Adana) - Sayın Başkan, iki üç dakika uzatabilirsek...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu bekletemeyeceğiz; 20.10'da yeniden toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 20.02

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 20.10

BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN

KÂTİP ÜYELER : Fatih ATAY (Aydın), Zeki ERGEZEN (Bitlis)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71 inci Birleşiminin Beşinci Oturumumu açıyorum.

VI. -KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.-Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı :209) (Devam)

BAŞKAN -Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sayın Komisyon ve Sayın Hükümet yerinde.

Görüşmekte olduğumuz tasarının 15 inci maddesini okutuyorum :

MADDE 15. -Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Yılmaz Ateş; buyurun.

Sayın Ateş, süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA YILMAZ ATEŞ (Ankara) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının 15 inci maddesi üzerinde görüşlerimizi arz etmeye çalışacağım.

Sayın milletvekilleri, bu yasa tasarısı yasalaşıp yürürlüğe girmemelidir. Yürürlüğe girmemesi gerektiğininin nedenlerini Yüce Meclise arz etmek istiyorum. Çünkü, bu tasarının yasalaşması halinde, ne sosyal güvenlik kurumu ihtiyacını görebilecektir ne finans kurumu ihtiyacını görebilecektir ne de özel bir sigorta işlevini görebilecektir. Bir başka deyimle, bu tasarı, ne kuş ne deve; ne sosyal güvenlik kurumu ne finans kurumu ne de özel bir güvenlik kurumu... Bu yasa tasarısı, yurt dışında alınteri akıtan, emek veren, çalışma yaşamını çoluğundan çocuğundan, yurdundan ayrı sürdüren vatandaşlarımıza sosyal güvenlik sağlamak değil, bütçe açığını kapatmaya yönelik bir işlev yüklenmiştir.

Yurt dışında emek sarf edenleri değil, özellikle, belirli bir partinin yandaşlarına bir sosyal güvenlik şemsiyesi açmak için çıkarılan bir yasa tasarısı olduğu için, bu tasarı, kesinlikle yasalaşmamalıdır; çünkü, bu yasayla, ayrıca, bir de, vatandaşlarımız arasında, yurt dışına çıkanlar-yurt dışına çıkmayanlar ayırımı yapılmıştır. Bir başka deyimle, resmen, Hükümet, bu tasarıyla bir bölücülük yapmış; yurt dışına çıkanlara ayrı bir muamele, yurt dışına çıkmayanlara ayrı bir muamele getirerek, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı davranmıştır.

Memurlarımızın çalışma koşullarını belirlerken, bu çalışan vatandaşlarımızı, ağır silah sahibi olanlar, hafif silah sahibi olanlar ve silahı olmayanlar şeklinde ayırarak, bir kısmına yüzde 18, bir kısmına yüzde 40, bir kısmına da yüzde 70 zam yaptınız; ama, şimdi de, bakıyoruz, karşımıza bir yasa tasarısı getirmişsiniz, yurt dışına çıkanlar, yurt dışına çıkamayanlar... Yurt dışına çıkanları bir sosyal güvenlik şemsiyesi altına almaya çalışıyorsunuz; ama, yurt dışına çıkma olanağı olamayan, herhangi bir nedenle yurt dışına çıkma olanağı bulamayan vatandaşlarımızı da bu haktan mahrum ederek, vatandaşlar arasında bir nevi bölücülük yapılmıştır.

Bu tasarı yasalaşmamalıdır; çünkü, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa, Türk Lirasının hiçbir şekilde geçerli olmayacağı bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız. Komisyonda Sayın Bakana sorduk: Sayın Bakan, bu 12 500 doların o günkü kur değeri üzerinden vatandaşlarımız eğer para yatırmak isterlerse kabul edecek misiniz? "Hayır, kabul etmeyeceğiz, kesinlikle Amerikan Doları olmalıdır" dedi. Daha önce de belirttik, Refah Partimizin bu Amerikan Doları sevgisi de, iktidar ortaklığıyla beraber başgösterdi.

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) - İngiliz Sterlini olsun!

YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Vallahi, Suudî Arabistan Riyalinden başladınız, dinarından başladınız, dolara çıktınız, yakında da sterline başvurursunuz.

MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) - Kalite meselesi, kalite...

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Yeşil olmalı, yeşil!..

YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Sevgili arkadaşlar, Sayın Çelik, bakan koltuğuna oturduktan sonra, Hak-İş Konfederasyonumuzun yayın organına, bakın, verdiği bir özel röportajda şunları söylüyor... (RP sıralarından "Yürürlük..." sesleri)

Evet, yürürlük... Neden yürürlüğe girmemesi gerektiğini söylüyorum da...

"Batı ülkelerinde devletin sosyal güvenliğe katkısı yüzde 30-35 civarındadır; imkânlar ölçüsünde, Türkiye'de de, başlangıçta aynı oranlarda olmasa bile, tedricî olarak bu oranlara ulaşmak üzere, sosyal güvenliğe devlet katkısı sağlamak, hedefimizdir" diyen Sayın Bakan; ama, bu yasa tasarısıyla, bırakın devletin katkısını koymayı, bir de vatandaşlarımızın ödedikleri o 12 500 doların yüzde 20'sine de el koyarak, devlete bir güvence parası alınıyor.

Sayın milletvekilleri, bununla da, güvenlik sistemine katkı koymadan, bir de pay almaya kalkmakla, devletimizin sosyal hukuk yapısı da zedelenmiştir. Tasarı, buna da yer verdiği için, bu tasarının yasalaşmaması gerekir.

Sayın milletvekilleri, az önce, geçici maddede de gördünüz; peki, bu Kasanın oluşumu için, niye Emekli Sandığından değil de, o güvence parası olarak Hazineden değil de niye SSK'dan avans para alıyorsunuz?.. Bu SSK bu kadar sahipsiz mi?.. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı var onda. Siz, ne hakla, SSK'nın paralarını, böyle, gayri ciddî amaçlarınız için kullanıyorsunuz?..

Sayın milletvekilleri, bir de, bu Kasanın oluşumunda sekreterya görevini de SSK'ya yükleyerek, Sosyal Sigortalar Kurumunu yeniden çok gereksiz bir riske atmış bulunuyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, ayrıca, Kasa gelirleri iç borçlanmada kullanılacak, toplanan paralar devlet tahviline kaydırılacak. Bu da, sandığın, bu gelirlerinin verimli kullanılmayarak, tıpkı Sosyal Sigortalar Kurumu gibi, önümüzdeki yıllarda nasıl batağa batacağının işaretini vermektedir.

Bu konuda, Bakan Sayın Necati Çelik Hak-İş Başkanıyken, 25 Haziran 1992'de düzenlediği basın toplantısında bakın neler söylüyor, aynen Sayın Bakanın ifadesi: "Şimdi, devlet bir yasa hükmüyle SSK'nın gelirlerini ucuz devlet tahvillerine yatırma mecburiyeti getirirse, SSK'nın gelirleri, işverenlere ucuz kredi, KİT'lerin finansman açıklarını kapatan bir yama, bütçe açıklarını kapatan bir kaynak olursa, KİT'lerin ve belediyelerin önemli bölümü SSK'ya olan borcunu, nasıl olsa devlet malı haczedilemeyeceği için, SSK haciz yoluna da başvuramaz zihniyetiyle ödemezse, bununla birlikte, SSK, gerçek sahiplerince yönetilmesi gerekirken, siyasî otorite tarafından yönetilirse, bu durumda, nüfusun yaklaşık üçte birine hizmet vermekle yükümlü olan bu kuruluş, yaklaşık 9 trilyon alacağına karşılık 2 trilyonluk borç içinde boğulup kalır. Bu durum böyle devam ederse, SSK'yı daha karanlık günler bekliyor demektir." Sayın Bakanın o günkü görüşleri böyle. Şimdi, peki, SSK'nın, malını bu yöntemle batıracağını söylüyorsunuz da, bu yeni sandığı, neden, daha doğmadan ölü doğurmaya kalkıyorsunuz?!.

Yine, sayın milletvekilleri, prim ödeyenler, hiçbir şekilde Kasa yönetimine dahil edilmemiştir. Sayın Bakan bunun özerk bir yönetim olacağını söylüyordu; özerk olmadığının yanıtını verdik. Kasa yönetimine, prim ödeyenleri temsilen bir tek kişi alınmamıştır. Sayın Bakanın, yine, Konfederasyon Başkanlığı dönemindeki sözlerine atıfta bulunmak istiyorum. Diyor ki: "SSK, sosyal güvenlik hizmeti veremez hale getirilmiştir. Bu kurumu, hiçbir katkısı olmadığı halde, devlet, neden yönetmektedir?" Şimdi, Sayın Bakana buradan soruyorum, Sayın Hükümete soruyorum: Peki, devletin hiçbir katkısı olmadığı halde, yüzde 20 de güvence parası alıyorsunuz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ateş, lütfen, konuşmanızı toparlayınız.

YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Peki, hiçbir katkı koymadığınız halde, üstelik güvence parası da alıyorsunuz; ama, Yönetim Kuruluna, bir kayyım heyeti gibi, devletin atadığı, Hükümetin atadığı bürokratlarla bu Kasayı yönetiyorsunuz...

O nedenle, sayın milletvekilleri, bu yasa tasarısından yol yakınken dönülmesinde yarar var. Bu kadar sakıncalar taşıyan bir tasarının yasalaşmaması, yürürlüğe girmemesi gerekir.

Bu duygularla, Yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ateş.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Hikmet Uluğbay; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA HİKMET ULUĞBAY (Ankara) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu yasa tasarısının tümü ve bütün maddeleri üzerinde eleştiriler yapıldı ve yasanın vatandaşlarımıza gereken hizmeti üretebilmedeki sorunları arizamik dile getirildi. Ben, şu ana kadar gündeme getirilmemiş iki konuyu, yürürlük maddesinde, dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, sıfatımız, yasa koyucudur. Yasaları yaparken vatandaşın kör kuruşuna sahip çıkmak durumundayız. Yani, bir hizmeti üretirken bu hizmet karşılığında bir bedel alınıyorsa, lazım gelen miktardan fazlasını almamak lazım. Şu ana kadar yapılan tüm eleştirilere aynen katılıyorum; şu anda söylediklerim, bu eleştirilere ilaveten getirdiğim bir eleştiridir. Eğer, dikkat edilirse, vatandaştan, 12 500 dolar üzerinden kendisine hizmet olarak dönmeyecek, ayrıca bir para da alınacaktır ve bu yasa tasarısı hazırlanırken, bu, gözden kaçmıştır.

Yapılan şudur: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yurt dışında bulunan insanlarımızdan, muhtemelen yüzde 1'inden azı, Amerikan Dolarının kazanıldığı ülkelerin içinde yaşamaktadır. Sistem, ancak o yüzde 1'in altındaki bölüme dolar olarak ifade edecektir. Geri kalan yüzde 99'dan fazlası, yurt dışında gelirini, Doyçe Mark, İsviçre Frangı, Fransız Frangı, sterlin, Libya parası, Suudî Arabistan parası ve diğer ülkelerin parası olarak kazanıyor.

Şimdi, bu kanun tasarısında, normal olarak, Türk Lirasının reddedilmesi büyük bir hataydı. Diyelim ki, o konuda sizlerle anlaşamıyoruz; siz döviz cinsinden bir kanun çıkaracaksınız; o görüşünüze saygı duymuyorum; ama, sizin görüşünüz olduğu için, siz de çoğunluk olarak bunu çıkaracaksınız...

Şimdi, vatandaşlarımıza diyoruz ki, sen Almanya'da para kazandın, bunu dolara çevireceksin, Türkiye'ye öyle göndereceksin... Arkasından diyoruz ki, Suudî Arabistan'da para kazandın, dolara çevirip Türkiye'ye göndereceksiniz. İstediğimiz dolar. Oysa, kanun vazıı, yani bizler -burada, illâ dolarda ısrar ediyorsanız- dolar veya eşiti diğer dövizler diye yazabilirdi. Bu dili tercih etmemenin vatandaşa ilave maliyeti vardır. Nedir; Uluslararası Para Fonu, bir ülkenin parasının alış ve satış değerleri arasında yüzde 4,5'e kadar farklılık olabileceğini söylüyor. Eğer, para konvertibl değilse, bu yüzde 4,5'in çok daha üzerine çıkan farklar geliyor.

Şimdi, 12 500 dolar üzerinden düşünelim...Federal Almanya'daki bir yurttaşımız, Türkiye'ye 12 500 dolar gönderecek. Sizlerin hazırladığı tasarıyla, Alman Markını reddettiğimiz için, bu vatandaşımız, en azından yüzde 2 ilave bir fark ödeyecektir. Bu, 250 dolar demektir. Bu 250 dolar sizin kurduğunuz sisteme girecek mi; yok; ama, vatandaşın cebinden çıkacak. İlaveten çıkan bu 250 dolar kimin cebine girecek; burada, kanun vazıı olarak "Amerikan Doları veya muadili diğer dövizler" demediğiniz için, Alman bankalarının komisyonu olarak Alman bankalarında kalacak.

Bu ne biçim yasa yapmak?.. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının cebinden 12 500 dolar değil, 12 750 dolar çıkaracaksınız. Transfer masraflarını falan bir tarafa bırakıyorum, sırf kanun yazmasını beceremediğimiz için, her bir Türk vatandaşının 200 dolarını Alman bankasında, İsviçre bankasında, Suudî Arabistan bankasında ve diğer bankalarda bırakacaksınız? Türkiye'ye 12 500 dolarını getireceksiniz... Bu mudur vatandaşın kör kuruşuna sahip çıkmak?..

Felsefesinde anlaşamıyoruz; anladım; ama, bakın, vatandaşın minimum 200 dolarını, hizmet vermeden yabancı bankalara bırakıyorsunuz. İşte, teknisyenle, muhalefetle diyalog kurmadan bir kanun çıkarmanın vatandaşa getirdiği bir maliyeti var. İşte bu maliyet, birbirimizi dinlememenin, birbirimizin söylediği sağlıklı şeylere kulak tıkamanın size bedeli değil, bana bedeli değil, vatandaşa bedeli. Niye kulaklarımızı tıkıyoruz birbirimize?..

Bakın, şu anda bana laf atıp, diyeceksiniz ki, niye bunu önergeyle vermediniz? Veremedim; çünkü, tıkadınız, buna ait maddelerde tıkadınız. İşte, yasa yaparken, yapay yollarla bu Meclisi sağlıklı çalıştırmadığımız sürece, hizmet ediyoruz diyerek, vatandaşın cebinden ilave parayı çıkarırız ve bizim ekonomize ve vatandaşımıza hizmet olmayacak şekilde de bir külfet yükleriz; bu, birincisi.

Diyeceksiniz ki, efendim, 200 doların, 250 doların ne maliyeti var... Eğer bunu diyorsanız, doğru, sizin cebinizden çıkmıyor; ama, vatandaşın cebinden o 250 doları gereksiz yere çıkarmaya hakkımız var mı?! Onun için mi vatandaş bizleri buraya gönderdi?! Onun için, beyefendiler, lütfen, muhalefet temsilcileri buraya geldiği vakit, kulağınızı açarak dinleyin; çünkü, muhalefetin milletvekilleri de bu ülkenin milletvekilleridir ve bu ülkenin vatandaşlarının oylarıyla buraya gelmişlerdir.

İkinci bir konu: Devlet ile vatandaş arasında bir güven ittifakı vardır. Bu güven ittifakını bozduğumuz anda, onu onarabilmek, çok uzun bir süreç gerektirir. Yıllarca önce, bu Meclis, yurt dışında emeklilik için bir yasa çıkarmış ve beher gün için sizden 1 dolar alacağım demiş ve böylece, vatandaş ile devlet arasında, bu Meclisten çıkan bir kanunla, bir güven anlaşması imzalanmış. Vatandaş, yurt dışından 1 dolar göndermek suretiyle, kendi tarafından, bir mukavelenin yükümlülüğünü yerine getirmiş. Şu anda, belki, 2 500 dolarını ödemiş bir vatandaşımız var ve biz, bu kanunla ve daha önce Bakanlar Kurulu kararıyla bunu 2,5 dolara çıkarıyoruz. Tek taraflı mukaveleyi bozuyoruz. Vatandaş, bundan sonra çıkaracağımız kanunlarda, bu Meclise, bu devlete nasıl güvenecek?! Ahde vefa diye bir şey hatırlıyor musunuz beyler? Ahde vefa, bu Meclis ile vatandaş arasında olmayacak da, kimin arasında olacak?! Ondan sonra, vatandaş Parlamentoyu eleştiriyor, bizi eleştiriyor diyoruz. Vatandaşı veya medyayı eleştirmeye hakkımız yok. Biz burada, mesaimizi, sağlıklı, sağduyuya kulak açarak yapmadığımız sürece her türlü eleştiriye müstahak hale geliyoruz. Başkasını eleştirmeyelim, kusuru başka yerde aramayalım.

Bakın, iki tane unsur söyledim. Yeteri kadar çalışılmadığı için, vatandaşa ilave bedel ödetiyoruz, vatandaş ile devlet arasında bir güven bunalımı yaratıyoruz ve burada da durmuyoruz; bu kanun tasarısında diyoruz ki: "Günde 2,5 dolar bugün için tercihimizdir." Vatandaş 1 dolarla başlamış, 2,5 dolara çıkarıyorsunuz; yarın, diğer bir ihtiyacınız oldu, hükümet kararıyla bunu 4,5 dolara çıkarttım... Siz, böyle bir devletin vatandaşı olarak ne duyguya sahipseniz, vatandaş da bizim hakkımızda o duyguya sahip oluyor. İşte, sizlere, arkadaşlarımız, yol yakınken bu kanun tasarısını ait olduğu komisyonlara geri götürelim, müzakere edelim, sağduyuyla ülkemiz vatandaşlarına yurt içinde ve yurt dışında hizmet üretelim derken, bu Meclisin bu şuurla hareket etmesi gereğinin altını çizegeldiler; ama, üzülerek bu maddeye kadar izledim ki, sizler, kulakları ve gönülleri kapanmış olarak, bunları gözardı ettiniz. İşte, bu gösterdiğim şeylerden dolayı, vatandaşın cebinden gereksiz kaynaklar çıkarıyorsunuz ve yabancı bankalara bu paraları bırakıyorsunuz ve vatandaş ile devlet arasında ve Meclis arasında bir güven bunalımının da tohumlarını ekiyorsunuz. Bu söylediklerim, ümit ederim, sizleri, bu kanun tasarısını gözden geçirmek üzere geri çekmeye davet eder ve gereğini yaparsınız.

Bu duygu ve anlayışla, hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, RP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Uluğbay.

Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Emin Kul; buyurun.

Sayın Kul, şahsî söz hakkınızla birlikte 15 dakika süreniz var.

ANAP GRUBU ADINA EMİN KUL (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 209 sıra sayılı Kanun tasarısının bu maddesi üzerinde görüşlerimi arz etmeden önce, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bazı yanlış anlamaları düzeltme ihtiyacını hissetmekteyim. Hemen ifade edeyim ki, diktatörlüklerin en korkuncu ve en güç yıkılanı çoğunluk diktatörlükleridir. Azınlıkta olanların diktatörlükleri çok çabuk yıkılır gider, şahısların diktatörlükleri yok olur gider; ama çoğunluk diktatörlükleriyle başa çıkmak güçtür. Hele hele, aslında azınlıkta olup da, kendilerini çoğunluk sananların diktatörlükleri, çoğunluk diktatörlüğünden de tehlikelidir. Demokratik bir hukuk devletinde, çoğunluğu sınırlayan kurallar vardır. Bunlar, başlıca evrensel ve temel insan hak ve özgürlükleri, yüzyılların birikimi olan uluslararası ortak, temel, demokratik hukuk belgeleri ve bilimin yol göstericiliğidir. Bu gerçeklere itibar etmeyenler, beyanlarımızı talihsiz bulabilirler veya talihsiz diye niteleyebilirler; ancak, muhataplarımızın, çoğunluk olgusunu bu yönleriyle algılamama talihsizliği beyanlarımıza yansımışsa, bu, beyanlarımızın talihsizliği demek değildir.

Bir başka husus da şudur: Hayatlarının hiçbir devresinde çalışma ilişkisi içerisinde hayatlarını sürdürmeyenler, geçirmeyenler, çalışma ile bulunma halinin ayırdına varmaktan elbette ki mazurdurlar.

Sayın milletvekilleri, bu kanun tasarısı yürürlüğe girmemelidir. Ben, hâlâ, şu maddenin üzerine geldiğimiz şu saatte dahi ümidimi muhafaza ediyorum.

Bakınız, bu ümitlerle ilgili olarak, ayrı ayrı pencerelerden bakan iki şairin birer beytini söyleyeyim. Birisi Ziya Osman Saba; diyor ki:

"Ümitler içindeyim

Çok şükür öleceğiz."

Bir diğeri, Cahit Sıtkı Tarancı:

"Her mihnet kabulüm

Yeter ki, gün eksilmesin penceremden" diyor.

Ben, yine, ümit ediyorum, siz bu tasarıyı reddedeceksiniz, inşallah geri çekeceksiniz; ama, geri çekmeniz için de her mihnet kabulüm, bu kürsüye inip çıkıp doğruları anlatmaya çalışacağım. Lütfen bu maddeyi reddediniz.

Teşekkür eder, saygılar sunarım. (RP sıralarından "Bravo"[!] sesleri, alkışlar; ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kul.

Sayın Kâzım Arslan?..

KÂZIM ARSLAN (Yozgat) - Konuşmayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Görüşmeyeceksiniz.

Sayın Mehmet Aykaç; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

MEHMET AYKAÇ (Çorum) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

15 inci madde diyor ki: "Bu Kanun, yayımı tarihinde yürürlüğe girer." Böyle diyor Sayın Başkanım. Değerli arkadaşlarımızın diğer 14 madde üzerinde ne kadar çok konuştuklarını biliyoruz; ama, bu madde üzerinde de bu şeyleri konuşmaya ne gerek var?!

Bir değerli sözcümüz, Demokratik Sol Parti adına konuşan değerli hocam diyor ki: "Yarın Hükümet bu 2,5 doları 4 dolara çıkarırsa ne olacak?" Siz, hiç, bir ülkede, o ülkenin hükümetinin, o ülkenin insanlarının aleyhinde, alenen, bilerek hata yaptığını gördünüz mü?! (DSP sıralarından "çok gördük" sesleri) Geçmişteki hükümetler yaptıysa...

AYHAN GÜREL (Samsun) - Onun için Anayasa Mahkemesinden dönüyor...

MEHMET AYKAÇ (Devamla) - Peki, 4 dolara çıkarılacağı bir kehanetse, bu 2,5 dolar, 1 dolara indirilirse ne dersiniz?.. Bu, bir tahmindir...

HASAN GÜLAY (Manisa) - Güven vermiyorsunuz.

AYHAN GÜREL (Samsun) - Varsayımlarla hareket etmeyin.

MEHMET AYKAÇ (Devamla) - Onun için, bir değerli sözcümüz de "en tehlikeli diktatörlük çoğunluk diktatörlüğüdür" derken, bu tabirin, demokrasi adına ne kadar büyük bir talihsizlik olduğunu ifade etmek istiyorum. (RP sıralarından alkışlar)

HASAN GÜLAY (Manisa) - Siz, anlamıyorsunuz...

MEHMET AYKAÇ (Devamla) - Eski Bakanımız Sayın Emin Kul, üç dört maddedir "çoğunluk... Demokrasi... Çoğunluk yanlış üzerinde birleşebilir" şeklinde yorumlar yapıyor. Başka konuşacak bir şey yok herhalde ki, artık, demokrasi teorisi üzerinde konuşuyoruz. Üzerinde bulunduğumuz rejim, demokrasi; çoğunluğa dayanıyor. Sonra, bu kanun tasarısı pat diye ortaya düşmedi; komisyonlardan geçti... Taa 1 inci maddesinden beri değerli fikirlerinizden istifade ediyoruz. Gerekirse, değişiklik önergeleri veriliyor ve değiştiriliyor; biliyorsunuz, 12 nci maddede öyle bir değişiklik yapıldı.

Onun için, bu tenkitler tutarlı değildir ve üstelik, böyle yürürlük maddesi üzerinde benim çıkıp konuşmam da gerekmezdi; ama, bu iki hususu düzelteyim diye çıktım.

Saygılar sunuyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Aykaç, sizin düzeltme ihtiyacınız doğrultusunda, arkadaşlarımız da herhalde düzeltme ihtiyacı duyuyorlar; onlar da aynı gerekçeyle konuşuyorlar. Bunu hoşgörüyle, anlayışla karşılayacağız.

Madde üzerinde önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 16.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Hikmet Sami Türk. (DSP ve RP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

Sayın Türk, süreniz 10 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz sonra, İktidar Partilerinin oylarıyla, yürütme görevi Bakanlar Kuruluna verilecek olan tasarı, 1978'de çıkarılan 2147, 1985'te çıkarılan ve halen yürürlükte bulunan 3201 sayılı Kanunlardan farklı olarak, yurt dışında çalışmak ya da yurt dışında belirli bir süre bulunmak koşulunu aramaksızın, borçlanmak suretiyle sosyal güvenlik olanağı getirmektedir. Bir kimsenin, kendisinin veya aile bireylerinin bu olanaktan yararlanması için, sadece bir günlük; hatta, birkaç saatlik bir turistik geziyle yurt dışına çıkması yeterlidir. Şu anda veya daha önce yurt dışında bulunmak arasında fark yoktur.

Tasarıya göre, herhangi bir tarihte yurt dışında bulunup da ölenlerin hak sahibi yakınları da aynı olanaktan yararlanabilirler. Tasarı, ayrıca, 2147 ve 3201 sayılı Kanunlara göre borçlanıp kısmî aylık bağlanmış olanlara veya hak sahibi yakınlarına da, bu kanuna göre yeniden borçlanmak suretiyle, ek sosyal güvenlik olanağı getirmektedir.

BAŞKAN - Sayın Türk, bir dakikanızı rica edeceğim.

Sayın milletvekilleri, Sayın Hatibe, kürsüye çıkarken lütfettiğiniz alkışlara paralel bir sükûneti salondan rica ediyorum.

Buyurun Sayın Türk.

HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu çerçeve içerisinde, tasarı, yurt dışında veya yurt içinde geçen günler, geçmiş veya gelecek günler arasında bir ayrım yapmamaktadır.

Görüldüğü gibi, tasarı, genel gerekçede hareket noktası olarak gösterilen ve devlete, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının sosyal güvenliklerinin sağlanması için gereken tedbirleri alma görevini yükleyen Anayasanın 62 inci maddesinin kapsamı dışına çıkmış bulunmaktadır.

Tasarı, sosyal güvenlik vermek istediği kimselerin, işçi veya memur gibi, belirli bir sosyal statüde bulunması koşulunu aramadığı için, aslında, sosyal sigorta kavramıyla bağlantısı olmayan, özel sigorta yönü ağır basan bir sigorta ilişkisini düzenlemektedir. Böyle olunca, sağlanan olanağın, niçin herkese değil de, sadece, birkaç saatliğine de olsa yurt dışına çıkma fırsatını bulan kişilere tanındığı sorulabilir. Eğer, 12 500 dolar ödeyen herkes bu kanundan yararlanabilseydi, hiç değilse bu yönden, Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı bir durum ortaya çıkmazdı; ama, Hükümetin asıl amacı, yurt dışında çalışan vatandaşlara sosyal güvenlik olanağı sağlamak değil -ki, o, zaten, 3201 sayılı Kanunla sağlanmış durumdadır- kısa vadede döviz kaynağı elde etmek ve bütçe açıklarını kapatmak olduğu için, yurt dışında bulunmak veya bulunmuş olmak, asgarî düzeyde biçimsel bir bağlantı noktası olarak alınmıştır.

Şüphesiz, Hükümetin, yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın döviz tasarruflarının Türkiye'de değerlendirilmesi için çareler araması yerindedir; ancak, tasarıyla benimsenen yöntem doğru değildir. Her şeyden önce, bir devletin, kendi ülkesinde kurduğu bir sosyal güvenlik sistemiyle ilgili prim ödemelerinin yabancı bir parayla yapılması koşulunu getirmesi, bu bağlamda, kendi ulusal parasının geçersizliğini ilan etmekten başka bir anlam taşımaz. Ulusal paranın, egemenliğin simgesi olduğu düşünülürse, İktidar Partilerinin oylarıyla kabul edilecek olan tasarının bu konudaki hükümlerinin, doğrudan doğruya egemenlik kavramına ters düştüğü anlaşılır.

Öte yandan, tasarının getirdiği sosyal güvenlik olanağından yararlanacak olanların yurt dışında çalışması koşulu aranmadığı için, bu kanun nedeniyle, Türkiye'ye döviz girişi olasılığı da fazla yüksek görünmemektedir. Büyük bir olasılıkla, prim ödemeleri için gerekli döviz iç piyasadan toplanacak ve bu durum, doların, Türk Lirası karşısında değer kazanmasının, başka bir deyişle, Türk Lirasının dolar karşısında değer kaybının yeni bir nedenini oluşturacaktır. Hükümetin bu tasarıdan beklediği yarar ile Türk Lirasına verilecek zararın gerçekçi ölçüler içerisinde karşılaştırılması gerekir.

Üstelik, tasarının, 12 500 dolar karşılığında sigortalı veya hak sahiplerine sunduğu sınırlı sosyal güvenlik hizmeti de, ancak 3 tam yıllık bir bekleme süresinden sonra işlerlik kazanacaktır. Bu, sağlanmak istenilen sosyal güvenliğin yararını sigortalı ve hak sahipleri açısından önemli ölçüde azaltacak büyük bir haksızlıktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının önemli bir özelliği de, Yurtdışı Sosyal Güvenlik Kasası adı altında yeni bir sosyal güvenlik kuruluşu getirmesidir; ancak, bu Kasayla ilgili hükümler öylesine bulanıktır ki, kurulmak istenilen Kasanın hukukî niteliği dahi belli değildir. Örneğin, bu Kasanın tüzelkişiliği var mıdır, bu belli değildir; ancak, tüzelkişiliği olduğu dahi açıklığa kavuşturulmayan bu Kasa adına işlem yapılabilmektedir. Bu Kasanın bir yönetim kurulu vardır, bütçesi vardır, yargı mercileri önünde temsil edilmesi öngörülmüştür, dava ve icra takiplerine taraf olması söz konusudur; ancak, bu Kasanın tüzelkişiliği olup olmadığı belli değildir. Bu da, hazırlanan tasarının, iyi düşünülmeden, konunun her yönü tam olarak açıklığa kavuşturulmadan, aceleyle hazırlanmış olan bir tasarı olduğunu göstermektedir.

Öte yandan, tahsil edilen primlerin yüzde 20'sinin, Yurtdışı Sosyal Güvenlik Kasası hesabından, Kasanın devlet güvencesi payı olarak ve bütçeye irat kaydedilmek üzere Hazineye aktarılacağı öngörülmektedir. Genel olarak, devletin, sosyal güvenlik kuruluşlarına katkısı beklenir; oysa, burada, getirilen bu hükümle, tam tersi yapılmaktadır; üstelik, devletin hangi güvenceyi sağladığı da belli değildir.

Kurulmak istenen Kasa, prim borçlarının tamamı ödendikten sonra, artık, hiçbir aktif sigortalısı kalmayan, sadece pasif sigortalısı bulunan, dolayısıyla, sadece ödeme yapması söz konusu olan bir sosyal güvenlik kuruluşu durumuna gelecektir.

Daha önce tahsil edilen primlerin, devletçe çıkarılmış borçlanma senetlerine veya Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasına mevduat olarak yatırılmak suretiyle değerlendirilmesi dışında, Kasaya yeni prim girişi söz konusu olmayacaktır. Dolayısıyla, bu Kasa, daha başlangıçtan itibaren, aktuaryel dengesi bozuk bir sosyal güvenlik kuruluşu olarak ortaya çıkmaktadır. O nedenle, bu Kasanın, çok uzak olmayan bir gelecekte ödeme güçlükleriyle karşılaşması ve Sosyal Sigortalar Kurumuna devredilmesi zorunluluğunun ortaya çıkması, böylelikle, Sosyal Sigortalar Kurumunun yeni sorunlarla karşı karşıya bırakılması kaçınılmaz görünmektedir.

Bütün bu nedenlerle, Demokratik Sol Parti, yeni bir süper emeklilik faciası yaratmaya aday görünen, üstelik, Sosyal Sigortalar Kurumunun sorunlarını daha da ağırlaştırabilecek olan bu tasarının reddi yönünde oy kullanacaktır.

Grubum ve şahsım adına, Yüce Meclisi bu düşüncelerle saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Türk.

Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Emin Kul...

EMİN KUL (İstanbul) - Konuşmayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Konuşmuyorsunuz.

Şahsı adına, Sayın Mehmet Aykaç...

MEHMET AYKAÇ (Çorum) - Konuşmayacağım Sayın Başkan.

YILMAZ ATEŞ (Ankara) - Sayın Başkan, Grubum adına söz istemiştim.

BAŞKAN - Pardon... Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Yılmaz Ateş; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Özür diliyorum Sayın Ateş.

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA YILMAZ ATEŞ (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yüce Meclisi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu tasarının son maddesine gelmiş bulunuyoruz. Biraz sonra, tıpkı, 15 madde üzerinde muhalefet partileri olarak yaptığımız bütün olumlu önerileri reddettiğiniz gibi, inanıyorum ki, bu kararınızı bu son maddede de sürdüreceksiniz; "evet" oyu vererek, bu 1 inci maddesi sonuncu maddesiyle çelişen, çelişkiler yumağını oluşturan bir tasarıyı yasalaştıracaksınız. Allah, bu yasayı uygulayacak olan hükümete kolaylık versin. (RP sıralarından "âmin" sesleri, alkışlar)

Şimdi, doğrusu merak ediyorum, siz, bu tasarı yasalaştıktan sonra, bu yasayı kime uygulayacaksınız? Bakın, Sayın Bakanımız göreve geldiğinin hemen arkasından, uzun süre başkanlığını yaptığı Hak-İş Konfederasyonunun yayın organına verdiği demeçte şunları söylüyor: "İşbaşına geldiğimiz şu günlerde açıkça taahhüt ediyorum; bu dönemde, işçi ve işveren kuruluşlarımızı hiçbir zaman emrivakilerle karşı karşıya bırakmayacağız. Her türlü kanunî ve idarî düzenlemeleri, sosyal taraflarla tartışarak ve olabildiğince uzlaşma sağlayarak gerçekleştireceğiz. Uzlaşma sağlayabildiğimiz düzenlemeleri Bakanlar Kuruluna ve daha sonra Parlamentoya götüreceğiz; sağlayamadıklarımız üzerinde taraflarla müzakereye devam edeceğiz. Bu durum, çalışma hayatının yapısından kaynaklanan bir zorunluluktur. Sosyal tarafların katkısı sağlanmadan hiçbir sorunun çözümlenmesi mümkün değildir."

Şimdi, burada, bu Hükümete sormak istiyorum: Bu tasarıya işveren kuruluşları karşı; karşı olduklarını da, Komisyonumuza gelerek, açıkça Hükümet üyelerine söylediler; işçilerimiz karşı, işçi kuruluşlarımız karşı, işveren kuruluşu karşı. Peki, Bakanlar Kurulu bu yasayı kime uygulayacak? Hükümet, bu yasayı, hangi gerekçelerle, kimlere uygulayacak? Bu, doğrusu...

MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Onları dün söylemişti o...

YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Bir daha dinleyin, bir daha dinleyin; çünkü, elli defa söylesek, yine yanlışta ısrar ediyorsunuz. Onun için, bu ısrarınızı sürdürmeyin. Önceki gün de söyledik, dün de söyledik, Komisyonda da söyledik, yarın da yanlışlarınızı söylemeye devam edeceğiz. Gelin, şu yanlışlarınızdan vazgeçin

İBRAHİM HALİL ÇELİK (Şanlıurfa) - Bravo!..

YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Fakat, bu tasarı da, Hükümetin bugüne kadarki uygulamalarını teyit eden bir tasarıdır; çünkü, bu Hükümetin geldiği günden bu güne kadar yaptığı bütün yasal düzenlemelere baktığınız zaman, bu Hükümet, halkla uzlaşan, taraflarla uzlaşan, muhalefetle uzlaşan değil, muhalefetin en yapıcı önerilerini dahi elinin tersiyle iten bir politikayı vazgeçilmez temel ilke olarak kabul etmiştir. Bu yasa tasarısı da bu zihniyetin bir ürünüdür. Tarafları dikkate almayan, sayısal çoğunluğu, hukukun en temel ilkesi olan hukukun üstünlüğü ilkesi yerine ikame eden bir anlayışın ürünüdür bu yasa tasarısı.

Şu anda, Hükümet sıkışmış... Sayın Başbakan -bu tasarı, Sayın Başbakanın o sözleriyle de çelişiyor- diyor ki: "Para çok bizde, akıyor, Hazine doldu taşıyor, koyacak yer yok." Fakat, şimdi, bu tasarıya da bakıyoruz, yurt dışında bulunan veya yurt dışına hasbelkader çıkan vatandaşlarımızın cebindeki 12 500 dolara göz koymuş. "Alavere dalavere, Kürt Memo nöbete" misali, şimdi, bir yasal düzenleme peşine düşmüşsünüz, acaba ne yapar eder de biz vatandaşların 12 500 dolarını alırız, Hazinenin açığını kapatırız diyorsunuz. Zaten, erkek ise 55, kadın ise 50 yaşına gelmiş de olsalar, vatandaşlarımızın şu anda bu yasadan yararlanma olanağı yok. Neden yok; çünkü, diyorsunuz ki, 12 500 doları yatırmış da olsanız, üç yıl bekleyeceksiniz.

Şimdi, sizin de ömrünüz üç ay mıdır, bir yıl mıdır, üç yıl mıdır; onu doğrusu siz de bilemiyorsunuz; çünkü, Hükümeti oluşturan iki ortak, birbirine pamuk ipliğiyle bağlanmış. Daha doğrusu, sanırım, önümüzdeki salı günü önümüze gelecek olan Mercümek dosyasından da Refah Partimiz eğer aklanırsa, İktidar Partilerini birbirine bağlayan o ip, o pamuk ipliği de kopmuş demektir. Herkes serbest olacak, boğazda düğümler kalmayacak ve bu kalmadığı için, sizin de bu yasayı uygulama olanağınız olmayacak. O nedenle, üç yıl sonra nasıl olsa olmayacağınıza göre, bizden sonrası tufan diyorsunuz. Bu mantık, vatansever bir mantık değildir. Bu mantık, doğru bir mantık değildir.

Yaşamı boyunca özerk SSK'yı savunan bir üyenin bulunduğu hükümetin, bu kayyım heyetiyle yöneteceği Sandığın nasıl işleyeceğini doğrusu çok merak ediyorum.

ÖMER EKİNCİ (Ankara) - Görürsün canım; niye endişe ediyorsun?..

YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Yaşamı boyunca, hatta Bakan olduktan sonra da Sayın Çelik verdiği demeçlerde "efendim, sosyal hukuk devleti Batı'da olduğu gibi güvenlik sistemine katkı koymalıdır. Bu oran yüzde 35 olmasa da, belli bir katkı koymalıdır" derken, öbür taraftan da, o işçilerimizin, fakir fukaranın cebinden aldığınız 12 500 doların, 2 500 dolarına el koyarak, dünyada eşi görülmemiş bir güvenlik sistemi yaratan bu Hükümetin elinde bu sistemin nasıl uygulanacağını doğrusu çok merak ediyoruz; bunları göreceğiz.

Vatandaşlarımıza da yazıktır, yaşamları boyunca, demokratik, özerk, kendi kendini yöneten sosyal güvenlik kurumlarını savunmaya ömrünü adayan arkadaşlarımızı infaz etmeniz de yazıktır; bu bir haksızlıktır. Bu Hükümetin, bu İktidarın, bu takıyye yöntemine, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, siyasetin de politikanın da onurunu korumak açısından "hayır" oyu vereceğiz "ret" oyu vereceğiz. Sizin de, yol yakınken, bu anlamsız, anlamsız olduğu kadar da, bir sosyal güvenlik kurumu oluşturmaktan uzak bu tasarıya "evet" dememenizi diliyorum; çünkü, yanlıştan dönmek de erdemdir.

Siz, bunu da çıkarsanız, bütçe açığını kapatamazsınız. O nedenle, bu sosyal güvenlik kurumlarının temeline dinamit koymayın bari. Kötü bir geleneği bu İktidar başlatmasın.

Bu duygu ve düşüncelerle Yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ateş.

Sayın Aykaç?..

MEHMET AYKAÇ (Çorum) - Konuşmayacağım.

BAŞKAN - Şahsınız adına konuşmaktan imtina ediyorsunuz.

Sayın Kâzım Aslan?..

KÂZIM ARSLAN (Yozgat) - Konuşmayacağım efendim.

BAŞKAN - Konuşmuyorsunuz.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum...

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Arayacağız efendim.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI NECATİ ÇELİK (Kocaeli) - Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Bakan, bu aşamada mı konuşmak istiyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI NECATİ ÇELİK (Kocaeli) - Hayır; oylamadan sonra eleştirileri cevaplamak istiyorum.

İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) - Açık oylamaya tabi Sayın Bakan; konuşacaksan, oylamadan önce konuş.

BAŞKAN - Sayın Bakan, yalnız, Genel Kurulun zamanı bakımından bir şey hatırlatayım: Biliyorsunuz, tasarı açık oylamaya tabi; sayım sırasında yeni tasarıya geçebilirim. Onun için, size o sırada söz veremem. Onun için, şimdi konuşursanız...

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI NECATİ ÇELİK (Kocaeli) - Şimdi konuşmak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI NECATİ ÇELİK (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bir hususu bilgilerinize sunmak istiyorum: Bazı arkadaşlarım, Necati Çelik olarak, Bakan olarak söylediğim daha önceki beyanlarımı bu kürsüye getirmişler ve çelişkilerden bahsetmişlerdir. Bütün içtenliğimle ifade ediyorum ki, dün söylediğimle bugün yaptığım arasında hiçbir çelişki yoktur. Sosyal taraflarla, işçi, işveren kuruluşlarıyla uzlaşarak, paylaşarak, hatta, çalışma yaşamını onlarla programlayarak, onlarla yönetmek istiyorum. Bugün, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda kabul edilen 506 sayılı Yasayla ilgili tasarı da, arkadaşlarımın takip ettikleri gibi, bu anlayışla hazırlanmıştır ve komisyonlardan geçirilmiştir. Bugün, burada görüşmekte olduğumuz tasarının, direkt işçi ve işveren kuruluşlarıyla bir ilgisi yoktur. Bu, tabir uygunsa, bu haktan yararlanmak isteyenler ile devlet arasında yapılmakta olan bir mukaveledir. Dolayısıyla, bu insanlar, ne işçi sendikalarının üyesidir ne işveren sendikalarına üyedir; bu bakımdan, bu kuruluşlarla bir uzlaşma aranmaması, bu gerçekten kaynaklanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzda görüşülmekte olan Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı üzerinde, gerek grupları gerekse şahısları adına görüşlerini açıklayan sayın milletvekillerine, huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyorum; ancak, dile getirilen hususlardan bazılarıyla ilgili olarak ben de açıklamalarda bulunmak istiyorum. Bu vesileyle, Yüce Meclisi, Sayın Başkanın şahsında, saygıyla tekrar selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, temas etmek istediğim hususlardan birisi, tasarının Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmemiş olmasıyla ilgili tenkittir. Yüksek malumlarınız olduğu üzere, Anayasanın 88 inci maddesi "Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir" hükmünü amirdir. İçtüzüğün 73 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ise, kanun tasarılarının ilgili komisyona havale edilmesi görev ve yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanına tanımıştır. Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı da, bu çerçevede, 15.1.1997 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca, esas komisyon olarak, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna havale edilmiştir. Tasarı, Komisyonun 21.1.1997 tarihli 14 üncü Birleşiminde, bütün yönleriyle incelenerek kabul edilmiştir. Bu sebeple, tasarının İçtüzüğün 88 inci maddesine göre Hükümet tarafından geri çekilmesine gerek olmadığı gibi, usul yönünden de Anayasaya aykırı bir durum söz konusu değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı konuşmacılar tarafından tasarının Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülmüş, özellikle Anayasanın 10, 62 ve 73 üncü maddelerine aykırılık iddiasında bulunulmuştur. Kanun tasarısı, amaç ve kapsam itibariyle, yurtdışında bulunanlar ile yurtdışında bulunmuş olanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın eşit şekilde borçlanma hakkı tanımaktadır. Anayasa Mahkemesi, 1988/33 sayılı Kararında, Sosyal güvenlik bakımından Anayasanın 10 uncu maddesini "aynı durumda bulunan kişilerin yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlanmaları eşitlik ilkesinin gereğidir" şeklinde yorumlamıştır. Kanun tasarısında da, yurt dışında bulunan ve yurt dışında bulunmuş olanlara, aynı esaslara göre borçlanma ve aylık bağlanması hakkı tanınmaktadır. Bu sebeple, tasarının, Anayasanın 10 uncu maddesine aykırılığı söz konusu değildir.

Yurt dışında bulunanlar ile bulunmayanlar arasında bir mukayese yaparak eşitlik ilkesine aykırılık iddiasında bulunmak, yurt içinde bulunan, ancak farklı esasları ihtiva eden sosyal güvenlik kanunlarına tabi vatandaşlar arasında da eşitsizlik bulunduğu, dolayısıyla, tüm sosyal güvenlik kanunlarımızın Anayasaya aykırı olduğu sonucunu ortaya çıkarır ki, böyle bir yorumun doğru olmayacağı, Anayasa Mahkemesinin görüşüyle de ortaya konulmuştur.

Kanun tasarısında amaçlanan, yine Anayasanın 62 nci maddesi çerçevesinde, yurt dışında bulunan veya yurt dışında bulunmuş olan vatandaşlarımızın sosyal güvenlik haklarının sağlanmasıdır. Bu sistem, ilk defa bu tasarıyla gündeme getiriliyor da değildir. 1978 yılında çıkarılan 2147 sayılı Kanunla, yurt dışında bulunan veya yurda dönüş yapan vatandaşlarımıza, sosyal güvenlikleri bakımından borçlanma hakkı tanındığı, yüksek malumlarınızdır. 1985 yılında, 1 gün 1 dolar esasına göre yurt dışında bulunanlardan kesin dönüş yapanlara borçlanma hakkı tanındığı, yine malumlarınızdır. Her iki kanunun da Anayasaya aykırılığı ileri sürülmemiştir değerli arkadaşlarım.

Anayasanın 73 üncü maddesi bakımından tasarının değerlendirilmesi halinde ise, durum şöyledir: Anayasanın 73 üncü maddesinin son fıkrası, vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerle ilgili olup, alt ve üst sınırlar içinde Bakanlar Kuruluna muafiyet, istisna ve indirim oranlarında değişiklik yapma yetkisi verilmesini öngörmektedir. Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısında Bakanlar Kuruluna verilen yetki ise, zorunluluk halinde, 1 gün karşılığı borçlanma bedeli olan 2,5 doların yükseltilmesiyle ilgilidir. Kaldı ki, aynı yetki 1985 yılında çıkarılan 3201 sayılı Kanunda da benzer şekilde yer almaktadır. Nitekim, Hükümetimiz, bu yetkiyi kullanarak, 3201 sayılı Kanunda 1 dolar olan borçlanma miktarını, 16.1.1997 tarih ve 97/9064 sayılı Kararnameyle 2,5 dolara yükseltmiştir.

Değerli Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bir başka eleştiri konusu, tasarının kaynak sağlama amacıyla hazırlandığı iddiasıdır. İfade etmeliyim ki, tasarının hazırlanmasında hareket noktamız, Anayasanın 62 nci maddesinde öngörüldüğü şekilde, yurt dışında bulunan vatandaşlarımızın sosyal güvenliklerinin yeni bir anlayışla sağlanması olmuştur. Oluşturacağı kaynak göz önünde bulundurularak, tasarıya kaynak paketi içinde yer verilmesinin de garipsenecek bir tarafı yoktur. Belirtmek gerekir ki, kanun tasarısı zorunlu bir sosyal güvenlik borçlanmasını öngörmemektedir. Sistem, tümüyle, yurt dışında bulunan veya bulunmuş olanlar ile aile bireylerinin istekleri halinde borçlanmaları esasına dayanmaktadır. Dolayısıyla, tasarıda, yıllardan bu yana yurt dışındaki vatandaşlarımız tarafından şikâyet konusu yapılan kesin dönüş yapma ve çalışmayı belgeleme zorunluluğu gibi şeklî şartlara özellikle yer verilmemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıyla yeni bir sosyal güvenlik kurumu oluşturulduğu iddiası da doğru değildir. Tasarıda öngörülen tüm işlemler, bu konuda uzman kuruluş olan Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yapılacaktır; ancak, primlerin ayrı bir kasada toplanması, ödemelerin buradan yapılması ve Kasanın ayrı bir yönetiminin bulunması gerekli görülmüştür. Bu, hiçbir zaman yeni bir kurum kurulduğu anlamına gelmemektedir.

Kanun tasarısı, devlet güvencesinde özel bir borçlanma hakkı getirmektedir. Dolayısıyla, getirilen sistemin, ne Sosyal Sigortalar Kurumuyla ne de diğer sosyal güvenlik kuruluşlarıyla malî bakımdan bir ilişkisi vardır. Bu sebeple, borçlanmanın gelecekte Sosyal Sigortalar Kurumu için bir kambur oluşturacağını ileri sürmek mümkün değildir.

Burada bir kere daha ifade etmek istiyorum ki, tasarı hazırlanırken, aktuarya hesabı, her türlü siyasî yaklaşımdan uzak bir şekilde, konunun uzmanları tarafından yapılmıştır. Bu çalışmalar, Bakanlığımız, DPT ve Hazine Müsteşarlığının teknik elemanlarınca gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede, tasarı, çok uzak yılları da kapsayan aktuaryel hesaplar yapılarak Yüce Meclise sevk edilmiştir. Bu hesaplamalar sonucudur ki, 1 gün karşılığı borçlanma miktarı 2,5 dolar olarak benimsenmiş, aylığa hak kazanabilmek için 3 yıl bekleme süresi ve ayrıca, kadınlarda 50, erkeklerde 55 yaşını doldurmuş olma şartı getirilmiş, en az 5 bin gün borçlanma zorunlu tutulmuştur. Bu hesaplamalarda sağlık yardımları da dikkate alınmış, sağlık yardımlarının, aylık bağlandıktan sonra ve yalnızca Türkiye'de bulunulan sürelerde yapılması, tasarıda öngörülmüş bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düzenleme, bir borçlanma kanunu olmakla birlikte, diğer borçlanma kanunları gibi değerlendirilmemelidir. Tasarıda öngörülen borçlanma yöntemi ile kişilerin sosyal güvenliklerinin sağlanmasına yönelik haklar, kapitalizasyon sistemine göre ve aktüer hesaba dayanarak tespit edilmiştir. Dolayısıyla, buradaki borçlanma, ayrı bir sistemdir; diğer borçlanma kanunlarında olduğu gibi, ek bir hakkın doğmasını öngörmemektedir. Bu bakımdan, kanunda düzenlenen borçlanma sistemiyle sağlanan sosyal güvenlik haklarını devletçe verilen bir promosyon olarak nitelendirmek, yanlış ve haksız bir yaklaşımdır.

Değerli arkadaşlarım, kanun tasarısının diğer bir özelliği de, göçmen vatandaşlarımıza sağladığı sosyal güvenlik hakkıdır. Yıllardan bu yana göçmen vatandaşlarımızı sosyal güvenlik haklarından mahrum bırakanların bu tasarıyı eleştirmeye hakları olmaması gerektiğine inanıyorum.

Sosyal sigorta sistemi, takdir edilir ki, prim esasına dayanan bir sosyal güvenlik hakkı olduğuna göre, tasarıyla göçmen vatandaşlarımıza tanınan borçlanma hakkı da, nitelik itibariyle, bir sosyal sigorta hakkıdır; dolayısıyla, karşılığında prim ödenmesi zorunludur. Bunun dışında, göçmen vatandaşlarımız dahi olsa, korunmaya muhtaç olanların sorunları, diğer sosyal yardım programları içinde değerlendirilerek, devlet tarafından çözüme kavuşturulmaya çalışılmaktadır.

Kanun tasarısında getirilen düzenlemelerin, özellikle Avrupa'da çalışan vatandaşlarımızın var olan birtakım sosyal güvenlik haklarının zarar görmesine sebep olması asla mümkün değildir.

Bildiğiniz gibi, Avrupa'da çalışan vatandaşlarımız, bulundukları ülkelerde zorunlu sosyal sigortalar kanununa tabidir; bu sistemlere prim ödeyerek sosyal güvenlik hakkı elde etmektedirler. Diğer taraftan, Türkiye ile 10 Avrupa ülkesi arasında yapılan sosyal güvenlik sözleşmeleriyle vatandaşlarımızın sosyal güvenlikleri sağlanmıştır. Borçlanma yoluyla, yurt dışındaki sürelerin sosyal güvenlik bakımından Türkiye'de değerlendirilmesi ise, daha önce çıkarılmış bulunan 2147 ve 3201 sayılı Kanunlarla da öngörülmüştür.

1978 yılından bu yana, bu kanunların sağladığı borçlanma hakkından yararlanan vatandaşlarımızdan hiçbiri, Avrupa ülkelerinde elde ettikleri sosyal güvenlik hakları bakımından herhangi bir zarara uğramamıştır. Bu kanun tasarısı da, 2147 ve 3201 sayılı Kanunlarda öngörülenlere benzer bir sistem içermektedir. Sistem, vatandaşlarımız açısından ek bir sosyal güvence olarak değerlendirilmelidir. Değerli arkadaşlarım, kaldı ki, sistem, tamamen isteğe bağlıdır. Bunun dışında, kanun tasarısının, sosyal güvenlik sözleşmesi yapılamamış bulunan birçok ülkede çalışan veya çalışmış bulunanlar ve aile bireylerine de sosyal sigorta hakkı sağladığı dikkatten uzak tutulmamalıdır.

Değerli arkadaşlarım, mümkün mertebe, cevaplandırılması gereken, önemli gördüğüm hususlara konuşmamda işaret etmeye çalıştım. Birkısım eleştiriler, ne yazık ki, genelde, bir muhalefet anlayışı, bir miktar seçmene selam ve bir miktar da, belki, bu kürsüyü kullanma alışkanlığından doğmuştur diye düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle -tasarı hakkındaki eleştirileri cevaplamış olduğumu zannediyorum- Muhterem Heyetinizi, yeniden saygıyla selamlıyor; tasarıya, olumlu oy vererek veya vermeyerek katkıda bulunacak Yüce Meclisin değerli üyelerine teşekkürlerimi arz ediyorum.

Sağ olun efendim. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünün oylamasına geçmeden önce, İçtüzüğümüzün 86 ncı maddesi uyarınca, son söz talepleri vardır.

Lehte, Sayın Kâzım Arslan?.. Yok.

Sayın Memduh Büyükkılıç, buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

Sayın Büyükkılıç, İçtüzüğümüz, son sözün kısa ve öz olmasını öngörüyor; lütfen, buna duyarlı olalım.

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) - Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten hayırlı olduğuna inandığımız bir yasanın yoğun çalışmalarının son anlarına geldik. Başkanımızın önerisi doğrultusunda, fazla söze bence de gerek yok.

Vurgulayacağım iki cümle var: Birincisi, bu yasa devlet güvencesindedir, bu yasayla kurulmuş olan sosyal güvence devletin güvencesindedir. Elbette ki, nimet-külfet dengesiyle, bu...

ÖNDER SAV (Ankara) - Parayı yiyeceğiz.

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Devamla) - Şimdi, tabiî, bu söylediğiniz, herhalde, size yakışmayacak kelimeler. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bulunan hiçbir arkadaşımızın, birilerinin, devlet adına yasa yaparken "parayı yiyecek" gibi sözler sarf etmesi, herhalde, yakışmasa gerektir.

İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) - Nimet-külfet olunca, doğal...

MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Devamla) - Kem söz sahibine aittir.

İkincisi ve en önemli olanı; değerli arkadaşlar, takdir edersiniz -işte, 12 500 dolar alınacak, yok şöyle yapılacak, yok böyle yapılacak- sanki, birilerinin cebinden metazori 12 500 doları alan bir yasa çıkarılıyormuş gibi bir hava estirilmeye çalışıldı. Buna katılmak mümkün değildir. Bu yasada yer alan şartlar gereği, bu yasaya katılmak zorunlu değildir, isteğe bağlıdır.

O açıdan, bu tasarının bir an evvel yasalaşmasını bekleyen yurt dışındaki tüm vatandaşlarımızı da buradan saygıyla selamlıyor, hayırlı, uğurlu olsun diyorum ve Yüce Meclisin değerli üyelerine de saygılar sunuyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Büyükkılıç.

Aleyhteki son söz, Sayın Emin Kul'un.

Buyurun Sayın Kul. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

EMİN KUL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kanun tasarısının tümünün oylanmasından önce oyumun rengini belirtmek üzere, aleyhte söz almış bulunuyorum; sizleri, bu tasarıyla ilgili olarak son kez saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanın tasarıyla ilgili eleştirilere verdiği cevabın tümünü eleştiriler sırasında cevapladığımız için, muhtemelen söyleyeceklerini bilerek cevapladığımız için, burada tekrar cevaplamaya gerek görmüyorum.

Bu tasarı, kanaatime göre, sosyal güvenlik sistemimizin ve sosyal güvenlik kuruluşlarımızın temeline döşenen bir mayın niteliğindedir. Onun içindir ki, biz, Anavatan Partisi Grubu olarak, bu tasarının her maddesi üzerinde ciddiyetle durarak Yüce Meclisi uyarmaya gayret ettik ve bu arada, cevap veren birkısım arkadaşlarımıza da demokrasi ve çoğunluk kavramının ne olduğunu anlatmak gayretinde bulunduk. Biz, işçilerimizi ve Sosyal Sigortalar Kurumunu, sosyal güvenlik sistemimizi yakın bir gelecekte berhava edecek ve kısa vadede de işçilikle ilgisi, çalışmakla ilgisi olmayan, özellikle yağmadan pay almaları hedeflenmiş insanları müstefit etmeye yönelik bu mayına basmamaya özen gösterdiğimiz için bu tasarıya karşıyız. Bu tasarı, hükümleri itibariyle, ne yurt dışındaki ne de yurt içindeki işçileri, emeğiyle geçinenleri, çalışanları esas olarak hedeflemiyor. Bu tasarı, bir yönüyle kaçakçıları, eroincileri, karapara sahiplerini, Türkiye Cumhuriyetinin düşmanları ülke kaçkınlarını, onların fedai ajanlarını, onların malî destekçilerini, toplumun sırtından geçinenleri -asalak olanları- çalışmadan kesesine güvenip sosyal güvenlik satın almak isteyenleri hedefleri içine alıyor; aziz göçmen yurttaşlarımız dışında, halen ve geçmişte, yurt dışında ne sebeple bulunduğu belli olmayan birtakım lümpen grupları da hedefliyor. Bu tasarı, fesat odaklarınca, adlarına para yatırılarak sosyal güvenliğe kavuşturulma diyetinin aldatıcı tatmini içinde kendilerinden yıkıcı faaliyet beklenen ajanları ve kitleleri de hedefliyor. Bu tasarı, bütün bu saydığım unsurlara açıktır; bunun aksini ispat etmek de mümkün değildir. Devlet, böyle bir sosyal güvenlik anlayışını yürürlüğe koyamaz ve koymamalıdır.

Bu tasarının kabulü halinde, sayısal çoğunluk hukukun üstünde sayılacaktır, Anayasanın açık hükümleri pervasızca çiğnenecektir, sosyal güvenlik hukukunun bütün kavramları berhava edilmiş olacaktır; özellikle, Sosyal Sigortalar Kurumu ve dolayısıyla, onarılmaya çalışılan sosyal güvenlik sistemi ağır bir darbe yiyecektir; hakkın değil, kuvvetin, yani, kaba bir çoğunluk baskıcılığının üstün gelmesine yol verilecektir; yasama faaliyetindeki dayatmacılığa boyun eğilmiş ve Meclisin, âdeta, Kavaklıdere noterliğine indirgenmesine ve bu gayretlere seyirci kalınmış olunacaktır...

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Bu konuşma antidemokratik; kusura bakmayın.

EMİN KUL (Devamla) - Takıyyeci faşizan eğilimleri cesaretlendirmiş olacaktır; böylesine akıldışı, hukukdışı, hesapdışı, topyekûn bilimdışı, her maddesi yekdiğeriyle çelişkili bir metni kanun diye kabul etmek, yasama görevini, güveni, açıkça sarsacaktır.

Ben, şahsen, bu mülahazalarıma ilaveten, yeminine sadık kalmak üzere direnen bir milletvekili olarak, asgarî, yasama görevini ihmal ve suiistimal etmemek bakımından bu tasarıya kırmızı oy vereceğimi, ret oyu kullanacağımı açıklamaktan onur duyuyor, son kez dikkatlerinizi çekerek, sizleri de ret oyu kullanmaya çağırıyor, saygılar sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın sözcünün, Parlamentonun şanına yakışmayan bir ithamda bulunduğuna dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Burası Kavaklıdere noteri falan değildir, Türkiye Büyük Millet Meclisidir; bir.

İkinci olarak, bu tasarıdan istifade etmek isteyen vatandaşları, kim olduğunu bilmeden, şimdiden bölücülükle, kaçakçılıkla itham etmekte de katî surette doğru değildir.

Bu konuları, vatandaşlarımıza bir nevi hakaret gibi kabul ediyoruz; bu sözü geri almaları uygun olacaktır. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

EMİN KUL (istanbul) - Geri almıyorum, tekrarlıyorum; bu yasa tasarısı, saydığım bu insanlara açıktır.

BAŞKAN - Sayın Kapusuz, Sayın Sözcü "bu tasarı, sadece, bu amaçladır" demedi; öyle olsaydı, ben de müdahale ederdim; "Açıktır" dediler ve bir esneklik içerisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisini de rencide etmeyecek bir üslup kullandılar. (RP sıralarından gürültüler)

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Ama, Sayın Başkan, çok yanlış bir şey...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarının tümünün oylamasına geçmeden önce, bir konuyu bilgilerinize sunmak istiyorum. Tasarıda, bazı değerler rakamla ifade edilmiştir; yasa tekniği bakımından, bunların yazıyla ifadesinin sağlanması için, Başkanlığımız, redaksiyon yetkisini kullanacaktır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şeklini belirlemek üzere oylarınıza başvuracağım.

Açık oylamanın, kupaların sıralar arasında dolaştırılması suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, üzülerek -bir olaya buradan şahit olduğumuz için- bir uyarıda bulunmak istiyorum. Mevcut bakanların sayısı kadar vekâlet oyu ve elinde birden fazla oy pusulası olan arkadaşlarımızın, lütfen -onu gözleyeceğim- yalnızca bir oy pusulasını kupalara atmalarını rica edeceğim; bazı arkadaşlarımızın elinde birden fazla oy pusulası var. Lütfen, bunu, tekrar etmeyelim. (RP sıralarından "kimin var" sesleri)

MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) - Sayın Başkan, zaten, herkesin bir oy pusulası var; kimseyi rencide etmeyin!

BAŞKAN - Sayın milletvekilim, ben kimseyi rencide etmek istemiyorum; ama, Başkanlığın gözüne bakarak... Lütfen... Bazı arkadaşların da biraz dikkatli olması gerekir.

Kupalar, sıralar arasında dolaştırılsın.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın milletvekili var mı? Yok.

Kupalar kaldırılsın.

(Oyların ayırımına başlandı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza sayım sırasında devam edeceğiz.

3.-Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Müzakere ertelenmiştir.

4.-Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı :164)

BAŞKAN - Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakerisine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Müzakere ertelenmiştir.

5.- 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı :168)

BAŞKAN - 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

Komisyon?.. Yok.

Müzakere ertelenmiştir.

6.-Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin, Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 29 Arkadaşının, Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının ve İzmir Milletvekili Metin Öney'in Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7 Arkadaşının, Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, 2972 Sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ve İçişleri ve Anayasa Komisyonları Raporları (2/612, 2/409, 2/453, 2/522, 2/466, 2/547) (S. Sayısı :247) (1)

BAŞKAN - Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile siyasî parti gruplarını temsilen 10 milletvekilinin, Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 29 arkadaşının, Gümüşhane Milletvekili Oltan Sungurlu ve 3 arkadaşının ve İzmir Milletvekili Metin Öney'in aynı mahiyetteki kanun teklifleriyle, İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7 arkadaşının, Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, 2972 sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ve İçişleri ve Anayasa Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Sayın milletvekilleri, Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Komisyon raporunun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.

Sayın İyimaya, Komisyon adına bir talebiniz var. İçtüzüğümüze göre, Komisyon, istediği zaman konuşabilir. Gruplardan önce mi konuşmak istiyorsunuz, sonra mı?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Amasya) - Önce konuşmak istiyorum; çünkü, açıklayıcı efendim.

BAŞKAN -Buyurun. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Amasya) - Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, Anayasa Komisyonu ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öyle inanıyorum ki, Yüce Parlamento, akılcı ve yönetebilir demokrasi yolunda tarihî bir müzakere icra etmektedir.

Türkiye'de 1963 yılından beri, mahallî idarelerin organlarındaki boşalmalar sebebiyle, kısa aralıklarla yerel araseçimler yapılmaktadır. Şu anda yürürlükte olan yasalara göre, her altı ayda bir ara mahallî seçim yapma zorunluluğu vardır. Özellikle belediye başkanlığı araseçimleri, hem devlet yönetimi hem de demokrasimiz için artık taşınamayacak bir yük halini almıştır. Sorunun, hukuk, demokrasi ve Anayasa üçgeni içinde bugüne kadar çözülememiş olmasını, sergilenen çalışmalara rağmen, yasama organının ve siyaset rolcülerinin mazeretlendiremeyecekleri ihmalleri olarak görüyorum.

Huzurunuza gelen teklif, belediye başkanlığının ölüm, istifa ve benzeri sebeplerle boşalması halinde araseçimin yapılamayacağını, başkanın belediye meclisi tarafından seçilmesini, yeni kurulan belediye ve illerde de mahallî idare organları için genel yerel seçimlere kadar hiçbir seçimin olamayacağını öngörmektedir.

İlk bakışta, yerel demokrasiye ve siyasal katılım prensibine, bu teklifle, ölçüsüz bir sınırlama getirildiği eleştirisi yapılabilir; ancak, ara belediye başkanlığı seçimi sorunu tüm boyutlarıyla ele alındığında ve ülke şartları içerisinde değerlendirildiğinde, önerilen çözümün isabet ve zarureti açığa çıkacaktır.

Türkiye, her yıl, oniki ayın iki ayını, ortalama 50 adet yerel birimde yapılan belediye başkanlığı seçimleri için harcamaktadır. Sözgelimi, 24.12.1995 tarihinde, 38 yerde, yeni kurulan belediyeler için, 8 yerde ise, boşalma sebebiyle yerel seçimler yapılmıştır. Bu süre içerisinde, Parlamento, örtülü tatil yapmakta, yasama görevi askıya alınmakta, Ankara ve siyaset birkaç beldeye taşınmaktadır. Elde edilen seçim ve sandık verimi, makro siyaseti bu derece işlemez kılmasının makul ve izah edilebilir sebebi olabilir mi?!

Bu seçimlerde de, plansız ve hedefsiz harcamalar olmaktadır. Yılda iki defa kısmî bir seçim ekonomisini yaşamak, ekonomik dengelere ve gelişmeye bir olumsuz faktörü elimizle eklemek Türkiyemizin kaderi midir?!

Yerel araseçimlerin, gerek taahhüt ve gerekse reel harcamalar bakımından millî ekonomiye getirdiği yük konusunda istatistikî bir araştırmanın bugüne kadar yapılmamış olması, herhalde bize özgü bir lakaydîliktir. Araştırmalar, bir ilçeyi il yapmanın millî ekonomiye maliyetinin 49 trilyon lira olduğu yönündedir.

Ölçüsüz siyasal taahhütler, gerçekleştirilemez vaatler, bu seçimlerin de büyük bir iştiha ile başvurulan araçlarıdır. Köyleri belde, beldeleri ilçe, ilçeleri il yapan ve ömürleri, seçim günü akşamında sona eren numaralı beyanlar, "bana rey verirseniz, size karada, denizde ölüm yok" yollu, ecele ipotek koyan parlak vecizeler, hemşerilerin demokrasiye ve siyasete olan güvenlerini sarsmaktadır. Yerel demokrasi, böylesi bir laçkalığa indirgenemeyecek kadar duru ve anlamlı bir ortak kavramdır.

Yerel seçimler, genel olarak yerel katılımı ifade eder; ancak, bu katılımın ulusal düzeyde katılım olarak yorumlanması, ara genel seçim anlamı verilmesi, siyasal istikrarı bozucu, ülke bazında ortaya çıkan millî iradenin süre dolmadan tartışılmasına zemin hazırlayıcı bir atmosfere yol açmaktadır. Birkaç beldenin mahallî iradesini millî irade olarak gören anlayıştaki analoji yanlışlığı bir yana, seçimi bu denli yoğun ve zamansız biçimde siyaset aracı kılmanın, demokrasiye, siyasete ve yüce milletimize zarardan başka bir faydası yoktur. Türk sistemi, seçimi, neredeyse demokrasinin yorgun koşu atı haline getirmiş ve millete hizmet hedefini, katılım aşırılığı içinde kısa zamanlı sandıklara gömen bir yapı özelliğine dönüştürmüştür.

İşimize geldiği zaman geçerli standardın örneği olarak başvurduğumuz kimi batılı ülkelerde bizdeki seçim bolluğunu görmek mümkün değildir. Hollanda'da belediye başkanı, belediye meclisinin görüşü, valinin teklifi esas alınarak kraliyet kararnamesiyle atanmaktadır. Belçika'da belediye başkanı, seçilmiş organ olan belediye meclisi üyeleri içinden kral tarafından atanmaktadır. Neuchatel Kantonunda başkan, belediye meclisinin gizli oyuyla seçiliyor. İsveç ve Norveç'te aynı yöntem uygulanıyor. Fransa'da belediye başkanı, belediye meclisi tarafından gizli oyla ve üç turu aşmayacak yöntemle seçilmektedir.

Yürütme organlarının, halk veya başka bir kurul organın seçimiyle veya atamayla oluşturulması, deney ve örnekleme metoduyla görülmektedir ki, bir demokrasi koşulu değildir. Seçilmemiş kişinin bakan olarak atanması, mansup belediye başkanı, il özel idaresinin yürütme organının seçilmemiş bir kamu görevlisi olması -ki, bizde validir- ülkemiz bakımından bu çerçevede hatırlanması gereken örneklerdir.

Teklifin, yüksek kabullerinizle kanunlaşması halinde, belediye başkanının il veya ilçe olma amacına yönelik zorlayıcı taktik istifaları ve her altı ayda bir tabela belediyeleri kurma dönemi kapanacak, akılcı demokrasinin zaferi tescil edilmiş olacaktır.

Sorunun anayasal yönü, hem tarihî süreç içerisinde ve hem de kurumsal yaklaşımla tarafımızdan incelenmiş, önerilen düzenlemenin anayasal yapımıza aykırı olmadığı akademik sonucuna ulaşılmıştır.

Anayasamızın 127 nci maddesi, mahallî idarelerin yalnızca karar organları için seçimi zorunlu görmektedir. Belediyenin karar organları, encümen ve meclistir. Belediyenin yürütme organı olan başkan için seçim, zorunlu bir koşul olarak öngörülmemiştir. Anayasanın 127 nci maddesi, yalnızca bir organik norm olarak değil, aynı zamanda ve belki de daha çok tanım normudur. Tanım normlarının temel karakteri, bünyelerinde bulunmayan unsurların kurucu nitelik taşımamalarıdır. Esasen, hükmün bu kapsamını, yasama belgelerinde, 1961 anayasa görüşmelerinde açıkça görmekteyiz.

Anayasanın bu hükmünün, 1961 Anayasasının 116 ncı maddesi hükmünün tekrarı olduğu, kurucu belgelerde müşahede edilmektedir. Mahallî idarelerin yürütme organlarının da seçimle oluşturulması yönündeki Vecihi Tönük'ün değişiklik önergesi, 1961'de Komisyon ve Temsilciler Meclisi tarafından reddedilmiştir. Seçimin yürütme organını kapsamadığı hususu, dönemin üyesi Prof. Feyzioğlu tarafından açıkça tasrih edilmiştir.

Anayasanın 127/2 hükmündeki yerinden yönetim ilkesinin yorumu yoluyla, başkan için de seçimin öngörüldüğü anayasal çözümüne ulaşamayız. Anayasanın tanımlayıcı açık hükmünde, seçimin, yalnızca karar organları için zorunlu görülmesi karşısında, tanımlanmayan bir kavrama, yerinden yönetim ilkesine seçim yüklemek, anayasa koyucunun açık metne yansıyan iradesini tanımamak olur. Ne yasama organının ve ne de yüce anayasa yargısının, yorum yoluyla yürürlükteki Anayasaya aykırı bir anayasa kuralı veya yorum üretme yetkisi yoktur. Leon Duguit, yerinden yönetim kavramının, yürütme organını illâ seçimle oluşturmayı kapsamadığını, atamanın da olabileceğini büyük bir yetkinlikle ortaya koymaktadır. Kaldı ki, çağdaş demokrasilerdeki anlayışın ve uygulamanın bu şekilde olduğu, verilen örneklerle açığa çıkmıştır. Anayasanın 127/4 hükmündeki "seçilmiş organlar" ifadesi, mahallî idareler yönünden seçilmemiş organların da var olabileceğini gösteren bir başka anayasal argümandır.

Varılan sonuç odur ki, sorunu düzenleyen özel anayasa kuralı, bir ölçü norm olarak, belediye başkanlığı için seçimi zorunlu kılmamaktadır. Anayasamızın, yerel idarelerin yürütme organları için seçimi zorunlu görmemesinin yasama erki bakımından taşıdığı anlam, Parlamentonun bu konuda yapacağı düzenlemenin bir anayasa tahdidiyle karşı karşıya olmadığı, sorunun bir anayasa sorunu niteliği taşımadığıdır.

Yasama organı, çıkaracağı yasalarda, belediye başkanının atama ile yahut hemşeriler tarafından doğrudan doğruya salt veya nispî çoğunluklu seçimle ya da belediye meclisinin seçmesiyle ve hatta bunlardan başka bir yöntemle belirlenmesini öngörebilir. Sorun, politikaya hâkim iradenin, ülke koşullarına en uygun yöntemi, yerindelik sınırları içinde takdirinden ibarettir.

Önümüzdeki öneri, hâkim siyasal iradeyi de aşan yoğunlukla ve oybirliğine yaklaşan bir uzlaşmayla yerel ara belediye başkanlığı seçimi yerine, bu halde, belediye meclisince başkan seçimi çözümünü tercih etmiştir. Yasama organı, anayasal bağlayıcılığa ulaşmamış önceki yasalarla ve tercihleriyle bağlı değildir. Yasama organının, 1963 yılında ara belediye başkanlığı seçimi çözümünü öngörmesi, uzun bir deneyimin kazandırdığı birikim ve değişen ülke koşulları içinde bu düzenlemeden dönülemezlik, dönülürse geri adım atma anlamına gelmez.

Bir büyük Türkiye'yi ve genel siyaseti, bir dönemin Oxford'u olan Amasya'nın şirin Aydıncasına, münbit Adanamızın Osmaniyesine, yeşil Baframızın Çetinkayasına iki ay boyunca hapsetme hakkımızın olmadığını düşünüyorum. ("Bravo" sesleri, alkışlar)

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Amasya'ya selam gönderdin yine...

AHMET İYİMAYA (Devamla) - Seçimli ve katılımcı demokrasi büyük yara alıyor denebilir. Kavramlara, pozitif hukukun üstünde aşırı anlamlar verir ve romantik beklentiler içerisine girersek, akılcı demokrasinin ve siyasal istikrarın meyvelerini topluma sunamayız.

Anayasanın izin verdiği rasyonel yasal düzenlemeler, bir demokrasi ödünü değil, anayasal demokrasi gereğidir. Seçim, siyasal katılmanın tek aracı değildir. Seçim, seçenlere, sorunları ve çözümleri tartışma ve belirleme imkânını değil, bu tartışmayı yapacak kişileri saptama olanağını vermektedir. Kaldı ki, anayasal zorunluluk olmamasına rağmen, belediye başkanı, başlangıçta, genel seçimle belirlenmekte, ancak özel zaruretlere dayalı olarak ara belediye başkanlığı seçimi veya bir tür katılım önlenmektedir.

Sonuçları, ülke genelindeki istikrarı etkileyen böylesi lokal bir önlemin, katılımcı ve yarışmacı demokrasiyle bağdaşmadığı söylenemez. Gerçek yerel katılım, önerici ve referandumlu katılımdır. Ne var ki, bu yöntem dahi Anayasanın 127/1 hükmündeki sarahat karşısında bir yasama takdiri sorunudur.

Mevcut öneride belediye meclisi, ikinci seçmen niteliğini taşımaktadır. Demokratik anlatımla, boşalma halinde, belediye başkanı çift dereceli seçimle belirlenmektedir. "Kanunda gösterilen seçmenler tarafından" biçimindeki Anayasa ibaresi, kıyasla da olsa, böylelikle uygulama yeri bulmaktadır.

Bir başka düzenlemeyle ilgili olarak Anayasa Mahkememizin 1988 yılında verdiği iki kararı karşısında, görüşmekte olduğumuz teklifin, Yüksek Mahkememizin çözümlerinin bağlayıcılığına aykırı düştüğü ileri sürülmektedir.

Sözü geçen yüksek mahkeme kararı, doğrudan sorunumuzla ilgili olmadıktan başka, yine Anayasa Mahkemesince düzenlenen bir sempozyumda, birlikte çalışma onuruna ulaştığım değerli bilim adamı Profesör Hikmet Sami Türk tarafından akademik temelde ayrıntılı olarak eleştirilmiştir. Karardaki muhalefet şerhlerinde dayanılan gerekçeler de önemlidir.

Yüksek mahkemenin denetlediği yasa ile teklif edilen kural aynı olmadığı için, kararın, yasama organını bağlaması düşünülemez. Anayasa Mahkemesinin dayandığı gerekçeler, esasen yasama organını bağlamamaktadır; ancak, ona ışık tutmaktadır. Yasama organı, yargı organının dayandığı argümanları anayasal değerde çürüterek, gerekçe karşıtı bir düzenlemeye rahatlıkla gidebilir. Her iki organ da -yüksek mahkememiz de, Meclisimiz de- belli yetkinlik içerisinde anayasal gerçeğin arayıcılarıdır. Gerekçelerde yanılmazlık vasfını yüksek mahkemeye veya yasama organına izafe eden görüşün felsefî boyutundaki noksanlığı görmek için, herhalde bilim gözlüğünü takmaya gerek yoktur. Anayasa Mahkememiz, bu konuşmada ileri sürülen önemli argümanları, özellikle yürütme organının seçimle gelme zorunluluğunu öngörmeyen yasama belgelerini, yerinden yönetim ilkesinin başkanın seçimle belirlenmesini içermediği yönündeki Avrupa uygulamasını ve bununla ilgili bilimsel tanımlamaları değerlendirmemiştir.

Kaldı ki, yüksek mahkemenin kararından bu yana, Anayasamızda ve ülke koşullarında önemli değişiklikler olmuş, eğilim değişmeleri yaşanmış ve henüz karşılanmayan, cevaplandırılmamış bilimsel eleştiriler getirilmiştir. Örneğin, her iki kararda, karar organı-yürütme organı ayırımının kabul görmesine ve başkanın yürütme organı olduğunun benimsenmesine rağmen, başkanın seçilme zorunluluğunun dayanağı olan temel normun gösterilmemesi, önemli bir çelişkidir. Gerek genel değişim ve gerekse temel normdaki başkalaşma karşısında, Anayasanın yeniden okunması ve ülke koşullarına en uygun anlamının keşfedilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarının değişmezliğini kabul ile hukukun dondurulmasını kabul arasında, esasen, temelde hiçbir fark yoktur. Anayasa Mahkemesi, çok daha kısa sürede yapılmasını Anayasaya aykırı bulmasına karşın, anayasa koyucu, milletvekili seçimlerinden bir yıl öncesinde veya sonrasında yapılacak yerel ara seçimleri bu seçimlerle birleştirdi. Yüksek Mahkemenin reddettiği gerekçe, Anayasanın lafız ve ruhuna girdi. Keza, yerel idareler seçiminin de esaslarını oluşturan Anayasanın 67 nci maddesi, yeni değişiklikle "yönetimde istikrar" prensibini temel kural haline getirdi. Anayasa Mahkemesinin kararından sonra meydana gelen bu değişiklikleri, gerek yasama organının ve gerekse norm yargısının görmezlikten gelmesi mümkün değildir.

Yönetimde istikrarın bir varyantı olarak siyasal istikrar, ideal demokrasinin sınırlarını çizer. Katılımcı demokrasi ile akılcı demokrasinin ülke koşulları içerisinde denkleştirilmesini zorunlu kılar. Öte yandan, anayasal yargı hukukunda hâkim olan prensibe göre "norm denetiminde konuyla doğrudan ilgili anayasa kuralları varken, dolaylı biçimde ilgili hükümlere dayanılamaz." Kuşkusuz, bu doğrudan kural ise Anayasanın 127/1 hükmüdür. Yerel demokrasiyi, iki elin on parmağı sayısında belediye başkanlığı araseçimine indirgemek ve bu konuda oluşturulan akılcı çözümü önlemek yerine, onun temel yapısal problemlerine yönelmek gerekir.

Değerli arkadaşlar, gelin, merkezî hükümetin tekelinde olan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET İYİMAYA (Devamla) - Bitti Başkanım; 1 dakika...

BAŞKAN - Sayın İyimaya, lütfen bağlayalım.

AHMET İYİMAYA (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.

Gelin, merkezî hükümetin tekelinde olan ve fakat yerel idare coğrafyasını ilgilendiren yetkileri onlara devredelim. Yerel idareleri, merkezî kaynak dilencisi olmaktan çıkaracak malî reformları yapalım. Seçilmiş yerel oligarşi yerine, kristal kadar şeffaf ve saydam belediyeler ikame edelim. Önemli yerel sorunlarda, doğrudan, demokrasinin çağdaş metodu olan referandumu, halk katılımını gerçekleştirelim.

Yumak yumak sorunların bize haykırdığı gerçekleri, sihirli gibi görünen romantik kavramların dar muhtevalarına kilitleme gayreti ile çözümlerden firar etme arasında bir tavır farkı yoktur. Genel demokrasiyi, bir filozofun ifade ettiği gibi, kötü seçmeye, sistem bozukluğuna teslim edemeyiz. Şu anda yapılmakta olan düzenleme, her altı ayda bir Yüce Türk Milletinin ibretle, hayretle ve mizahî istihza ile seyrettiği yerel araseçim komedisine Parlamento tarafından son verilmesinden ibaret bir inisiyatif tezahürüdür.

Divanı ve sizleri saygıyla selamlıyor, teklifin milletimize hayırlı olmasını Allah'tan diliyorum. (DYP, RP, ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya.

2.-Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı :209) (Devam)

BAŞKAN -Gruplar adına konuşmalara geçmeden önce, biraz önce oyladığımız, Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının oylama sonucunu açıklıyorum:

186'sı kabul, 61'i ret ve 2'si de mükerrer olmak üzere, toplam 249 oy kullanılmıştır. Bu durumda, tasarı kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

6.-Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin, Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 29 Arkadaşının, Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının ve İzmir Milletvekili Metin Öney'in Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7 Arkadaşının, Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, 2972 Sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ve İçişleri ve Anayasa Komisyonları Raporları (2/612, 2/409, 2/453, 2/522, 2/466, 2/547) (S. Sayısı :247) (Devam)

BAŞKAN - Gruplar adına ilk söz sırası, Demokratik Sol Partinin.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Cihan Yazar; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Yazar, süreniz 20 dakikadır.

DSP GRUBU ADINA M. CİHAN YAZAR (Manisa) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2972 sayılı Mahallî idareler ile Mahalle Muhtarları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleriyle ilgili olarak Demokratik Sol Partinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasada sadece mahallî idarelerin karar organları için seçim zorunluluğu bulunduğu dolayısıyla, belediye başkanlığının yürütme organı olması nedeniyle, böyle bir zorunluluğun bulunmadığı ve bunu teyit eden Anayasa Mahkemesi kararları olduğu, bu sebeple, belediye başkanlığındaki boşalmalarda ara seçimlerin kaldırılmasının bir sakınca doğurmayacağı, bu halde iki dereceli seçim düzeni getirildiği ve belediye meclisinin, başkanlık makamının boşalması halinde, ikinci seçmen görevini üstleneceği ifade edilmiştir.

1963 yılından önce de, belediye başkanlarının, belediye meclislerince, kendi üyeleri arasından seçildikleri ve durumun, Anayasanın mevcut düzenlemesine uygun olacağı hatırlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, mahallî idareler ara seçimlerinin sık aralıklarla yapılmasının, ekonomik olarak, ülkenin kaldıramayacağı büyük yükler getirdiği bir gerçektir. 8 Nisan 1990 tarihinden itibaren, her yılın haziran ayının ilk haftası ve kasım ayında olmak üzere, tam 38 kez yerel ara seçim yapılmıştır. Hepinizin ve tüm kamuoyunun yakından izlediği bu yerel ara seçimlerde, iktidar partileri, en ufak beldelerde dahi, tüm imkânları seferber etmekten çekinmemekte ve ülkeyi büyük maddî sıkıntılar içerisine sürüklemektedirler. Gözlemlerimiz o kadar açık ve net olmuştur ki, seçim yapılacak mahallelerde, yol kenarlarında telefon kabloları, elektrik direkleri, kanalizasyon büzleri, su boruları, dozer ve greyderleri görmek doğal hale gelmiştir.

Bilinçsizce, alelacele açılan imar yolları, çamur zemin üzerinde yapılan asfalt çalışmaları, zamanında bilinçli olarak kullanılabilse, birçok belde ve ilçenin senelerce özlemle beklediği yatırımları gerçekleştirebilir ölçüdedir.

Mahallî idareler ara seçimleri, ülkeyi bir genel seçim havasına sokmakta ve âdeta bir güven oylamasına dönüşmektedir. Bu durum, ölçüsüz seçim yatırımlarını gündeme getirdiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını da olumsuz yönde etkilemekte ve değerli milletvekillerini çok zor durumlara sürüklemektedir.

1990 yılından bugüne kadar 38 ara yerel seçim yapıldığı göz önüne alınırsa, ara seçimlere, bakan ve milletvekillerinin hatta, başbakanların, doğal olarak, seçim bölgelerindeki çalışmalara katılmalarının Meclis çalışmalarını ne derecede olumsuz etkileyeceğini takdirlerinize sunuyorum.

Kanun teklifinin kabulü neticesinde, yeni siyasî vaatlerle, il ve ilçe kurulması yönündeki taleplerin azalacağına ve bu konuda, alt komisyonda alınan kararların daha sağlıklı uygulanacağına güvenimiz sonsuzdur.

Değerli milletvekilleri, 1580 sayılı Kanunun 93 üncü maddesinde yapılan değişikliğe göre, belediye başkanlarının, ölüm, istifa veya görevden uzaklaştırıldıkları hallerde, belediye meclisi, valinin talebi üzerine, on gün içerisinde toplanır; bu toplantıda, Meclis, katılanların salt çoğunluğunun gizli oyuyla ve kendi üyeleri arasından bir başkan, başkanın görevden uzaklaştırılması halinde ise bir başkanvekili seçer; yeni seçilen başkanın görev süresi, yerine seçildiği başkanın görev süresi kadardır ve başkanın tüm yetkilerini haizdir; başkanvekili, yeni başkan seçilinceye ve görevden uzaklaştırılmış olan başkan görevine dönünceye kadar görev yapar.

Bu arada, önemli bir konuyu gündeme getirmek istiyorum: Seçilmiş organların görevden alınabilmeleri demokratiklik ilkesine aykırıdır. Geçici olsa bile, bu yetkinin bir siyasî makama -İçişleri Bakanlığına- tanınması sakıncalıdır. Gerçek düzenleme, bakanın istemi üzerine idarî yargı mercilerinin bu geçici yetkiyi kullanmalarıdır.

Kanun teklifinin 3 üncü maddesiyle, 1580 sayılı Kanunun 12 nci maddesi değiştirilerek; belediye sınırlarının belirlenmesi, sınır uyuşmazlıklarının çözülmesi, beldelerin ve şubelerin oluşumu, yapılan yeni düzenlemeyle uyumlu hale getirilmiştir.

Değerli millletvekilleri, Demokratik Sol Parti, yukarıda arz etmeye çalıştığım olumsuz nedenler, eşitlik ilkesine aykırı yetki kullanılması, ülkeyi büyük ekonomik zorluklar içerisine çeken seçim yatırımları ve en önemlisi, demokratik olduğuna inanmadığımız seçimlerden dolayı, bilindiği gibi, mahallî idareler ara seçimlerine katılmamaktadır.

Demokratik Sol Partinin, mahallî idareler ara seçimlerine katılmaması gayet doğaldır. Dürüst bir adayın, güçlü iktidarın tüm maddî gücüne karşı seçim kazanması çok güçtür. Demokratik Sol Parti, bu eşitsizliği, sadece kendi adayı için değil, her zaman ve her yerde olduğu gibi, tüm adaylar için savunmaktadır. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit'in ve diğer siyasî partilerin sayın temsilcilerinin verdiği, 2972 Sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri kabul edilirse, Demokratik Sol Partinin, kurulacak olan yeni beldelerle ilgili bazı önerilerini açıklamak istiyorum.

Mahallî idare birimlerinde, yurdumuzda en büyük sorun yeni kurulan beldelerde yaşanmaktadır.

Bilindiği üzere, bir yeni beldenin teşekkülü referandum, il genel meclisi kararı, İçişleri Bakanlığının olumlu görüşü, Danıştay kararı ve üçlü kararnameyle oluşur ve Resmî Gazetede yayımlanır. 1580 sayılı Belediye Kanunundaki mahallî idareler ile ilgili reform çalışmaları tamamlanmış; fakat, henüz komisyonlara, dolayısıyla da Yüce Meclisin huzuruna gelememiştir.

Bu reformlardan biri de, 7469 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değişik 7 nci maddesinde yer alan "500 ve 2 500 metre mesafeler" 5 000 metre, "2 000 nüfus" 5 000 nüfus olarak öngörülmüştür. Eğer bu değişiklik zamanında gerçekleştirilirse, yeni kurulacak beldeler sayısında önemli bir azalma olacak ve hizmet anlayışı daha gerçekçi olarak uygulanacaktır.

Mahallî idarelerin etkin ve verimli çalışmalarını sağlamak üzere, Mahallî İdareler Araştırma-Eğitim ve Geliştirme Enstitüsü kurulmuştur. İstanbul'da, Marmara Üniversitesinde, Mahallî İdareler Yüksekokulu faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yeni kurulan beldeler, bildiğiniz gibi, hiçbir altyapıya sahip değildir; ne bir belediye binası ne de yetişmiş elemanı vardır; hatta, ihdas edilen kadroları dahi sınırlandırılmaktadır. Bu konuda, Resmî Gazetede yayımlanan beldelerin oluşumundan sonra, İçişleri Bakanlığı, talimat olarak, İller Bankasındaki parayı bloke ettirmek durumunda olmalıdır. Bakanlığın tip projeleriyle hazırlanan belediye binalarının, bu beldelere teslim edilmesinin çok yararlı olacağı kanısındayım.

Her ne kadar, 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 9 uncu maddesinin (f) fıkrası, valilere, ihtiyaç halinde personel görevlendirme yetkisini veriyor ise de, bundan, hiçbir zaman olumlu bir sonuç alınamamıştır. Bu yüzden, yeni kurulacak beldelerde, Mahallî idareler Eğitim-Araştırma ve Geliştirme Enstitüsüyle koordineli çalışma temin edilmeli ve Mahallî İdareler Yüksekokulu mezunlarına öncelik tanınmalıdır. İçişleri Bakanlığı, tahsis edilen kadrolarda kısıtlama yapmamalıdır.

21 inci Yüzyıla girerken, güçlü, demokratik, katılımcı, özerk, merkezî vesayetten arınmış bir belediye özlemiyle, Demokratik Sol Parti Grubu adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yazar.

Gruplar adına ikinci konuşma, Anavatan Partisi Grubunun.

Sayın Metin Öney, buyurun.

Sayın Öney, süreniz 20 dakikadır.

ANAP GRUBU ADINA METİN ÖNEY (İzmir) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına, görüşlerimizi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüksek Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, seçim, demokratik rejimin en önemli kurumlarındandır. Nasıl ki, iktidar bütün rejimlerde, muhalefet sadece demokratik rejimlerde mevcuttur; gizli oy açık tasnifle yapılan seçimler de sadece demokratik rejimlerde mevcuttur. Bu itibarla, seçime karşı olmak diye bir düşünce kesinlikle söz konusu olamaz; ancak, takdir edersiniz ki, her şeyin fazlası, noksan gibidir. Bu itibarla, Türkiye'de, senede iki kez yerel ara seçimlerin yapılması, bu seçimlerin birçok sakıncayı da beraberinde getirmesine yol açmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, aynı zamanda, teklif sahiplerinden de biriyim. Gerçekten, 3 Kasım seçimlerinden önce, İzmir Çırpı Beldesinde de seçim vardı ve o belde, yanılmıyorsam, 1 030 seçmene sahipti. Seçimden önceki bir gün, uçakta, çok sayıda ve değişik partiye mensup milletvekili arkadaşımla birlikte Çırpı'ya giderken, herkesin birbirine tebessümle baktığına tanık oldum. Sonunda, sen de mi İzmir'e, sen de mi İzmir'e, sen de mi İzmir'e derken, hemen hemen bir uçak dolusu milletvekilinin, 1 030 veya 1 050 seçmenli bir beldeye hareket ettiğini de orada müşahede ettim ve orada, yine, bütün arkadaşlar arasında, artık ara seçimlerin yapılmaması gerektiği noktasında, uçak içerisinde âdeta bir konsensüs sağlanmış oldu. Bu duyguyla döndüğümde, arkadaşlarımla da müzakere ederek, böyle bir kanun teklifi verilmesinde zaruret gördüğümüzü ifade etmek istiyorum.

Şimdi, önümüzdeki haziran ayında, yine, yanılmıyorsam elliye yakın yerde ara seçimler yapılacaktır ve o ara seçimler -eğer bu teklif kanunlaşmazsa- biraz sonra Yüksek Heyetinize arz edeceğim sakıncaları beraberinde getirecektir ve 15 Nisandan itibaren, şimdi maddeler halinde arz etmeye çalışacağım sakıncaları, maalesef, hep beraber yaşayacağız. Bu itibarla, teklifin kanunlaşması, bu sakıncaların da ortadan kalkmasını sağlayacaktır.

Gerçekten, kasım ve haziran aylarında bu seçimlerin yapılması, düşünün ki, Meclisin de çalışma dönemlerine rastlaması itibariyle, önemli ölçüde, yasama faaliyetlerinin otomatikman tatile girmesi sonucunu doğurmaktadır.

Bir başka husus... Devlete ciddî bir biçimde maddî yük yüklemektedir. Değerli milletvekilleri, en tabiî taleplerimiz bile -bütün iktidarlar için söylüyorum- ya planda yok ya programda yok ya da tahsisat yok diye reddedilirken, eğer, yerel seçimler kapıdaysa kesenin ağzı açılmaktadır. O zaman ne plan ne program ne de tahsisat düşünen kalmaktadır.

Bir başka konu... Dozerler, kamyonlar, kepçeler seferber olmakta, seçimin sonucuna göre de, bazen, o kepçe, o dozer veya o kamyon seçim mahallinde ya unutulmakta ya da orada kalmaktadır veya bozulmaktadır.

Bir başka konu... Partilerde âdeta bir seferberlik ilan edilmektedir. Bu seferberlik, Meclis çalışmalarını da önemli ölçüde aksatmaktadır. Yine -tabiatıyla, kullanılan tabiri burada doğru bulmuyorum- il ve ilçe teklifleri, vaatleri de Türkiye'yi ciddî bir sorunla karşı karşıya bırakmaktadır. Kanaatim odur ki, il ve ilçe yapma hususundaki kanunun da gözden geçirilmesi ve ciddî bir biçimde ele alınması gerekir. Bu il ve ilçelerin sonraki durumlarına da hemen her arkadaşımız tanık olmaktadır. Mesela, son dönemlerde il ve ilçe yapılan yerlere, çeşitli sebeplerle ve çeşitli partilere mensup milletvekili arkadaşlarımızla ziyaretlerde bulundum. Henüz, hiçbirinin -geçmişte yapılanlar da dahil- mahkemeleri yoktur, millî eğitimle ilgili doğru dürüst binaları yoktur, tapu daireleri yoktur. Netice itibariyle, devletin ana kurum ve kuruluşlarının, o il ve ilçelerde oluşmadığını üzüntüyle müşahede ettim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bir başka önemli konu, ki, belki hepsinden daha önemli... Siyasî huzuru da bozmaktadır; yani, ara yerel seçimler, siyasî spekülasyonlara yol açmakta, zaten, zaman zaman çok ciddî sıkıntılarla karşılaştığımız siyasal barışı önemli ölçüde bozmaya yol açmaktadır. Şimdi, bir sayım yapılsa, Türkiye'nin 40 milyona yakın seçmeni olduğunu zannediyorum. 40 milyon seçmeni olan bir ülkede, 10 bin, 20 bin, 50 bin, 100 bin seçmenin iştirak edeceği seçimlerle, sonuç istihsal etmek, herhalde doğru bir netice olmasa gerektir; ama, buna rağmen, birinci parti ben oldum, ikinci parti sen oldun, sen değil ben öndeydim tartışmaları, bir seçimden âdeta öteki seçime kadar devam etmektedir. Yine, bu teklifler kanunlaşmazsa, hazirandan sonra bu tartışmalara da hazır olalım demektir.

İşte, sonuç olarak, devlete getirdiği yük, siyasî barışı bozması, siyasî rüşvete yol açması, hadsiz hesapsız vaatler, planda, programda, tahsisatta olup olmadığına bakılmaksızın yapılan yatırımlar ve nihayet demokratik rejimin -sözümün başında ifade ettiğim gibi- çok önemli bir kurum ve kuruluşu olan seçimin âdeta yozlaşması, araseçimlerin kaldırılmasını zarurî kılmaktadır.

Anayasaya uygunluk meselesini, Anayasa Komisyonu Başkanımız değerli meslektaşım Sayın İyimaya, açık bir biçimde ortaya koymuştur; iki dereceli seçim, demokratik rejimlerin önemli kurumlarındandır. Netice itibariyle, hem Anayasaya uygunluk hem de zaruret sebebiyle, teklifin kanunlaşmasını, Anavatan Partisi olarak desteklediğimizi ifade ediyor; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öney.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Seyfi Oktay; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Oktay, konuşma süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA M.SEYFİ OKTAY (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yerel yönetimlerle ilgili teklifler ve komisyon raporları üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, anayasa değişikliğini yasaya intikal ettiren bir hükmü ayrık tutulursa, bu teklifle gerçekleştirilmek istenilen husus, özetle ifade edecek olursak, yerel yönetim araseçimlerinin bütünüyle kaldırılmasıdır. Uygulamada, çok az rastlanan bazı boşalma halleri dışında, yerel yönetim ara seçimlerinin bütünüyle kaldırılması istenmektedir. Bundan önce, 1988 yılında da, ara yerel yönetim seçimlerini kısıtlayan, daha az sayıda ara yerel seçim yapılmasını sağlayan bir düzenleme yapılmıştı; ama, o zaman, Anayasa Mahkemesi, yerel yönetim ara seçimlerinin belli sürelerde ve sınırlı sayıda yapılmasını, belli ve kısa bir süre de olsa ertelenmesini Anayasaya aykırı buldu ve yasayı iptal etti. Anayasa Mahkemesince iptal edilen bu yasanın da, görüşülmekte olan teklifin de açık ve gizli tüm gerekçeleri aynı gerekçelerdir. Bu gerekçeler -biraz önce konuşmacılar da belirttiler- özetle şunlardan ibarettir: Mahallî seçimlerin sık aralıklarla yapılması ekonomik yük oluşturuyor. Mahallî ara seçimler, genel seçim havasına dönüşüyor. Bu seçimler, bir güven oylaması olarak değerlendiriliyor; bu nedenle de ölçüsüz seçim yatırımları gündeme geliyor; ülke, zaman ve kaynak israf ediyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmaları olumsuz etkileniyor. Tüm gerekçeler özetle bunlardan ibaret olsa gerektir.

Görülüyor ki, bu gerekçelerdeki sakıncalar, aslında, iktidarlardan kaynaklanan, çoğunlukla iktidarlardan kaynaklanan sakıncalar. Anayasa Mahkemesi, bu gerekçelere karşın bu yasayı iptal etti. Anayasa Mahkemesi, hukuksal nedenleri, demokratik nedenleri daha önde tuttu ve onları daha çok önemsedi; hukuku, demokrasiyi, pratikteki birtakım yararlara tercih etti. Zira, en büyük yarar hukukun üstünlüğünü, demokrasinin işlemesini sağlamak suretiyle gerçekleştirilebilir.

Bakınız, Anayasanın 153 üncü maddesinin son fıkrasını sizlere bir kez daha hatırlatayım: "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar."

Görüyoruz ki, Anayasa Mahkemesi kararları, bir Anayasa emri ve gereği olarak, yasama organı da dahil herkesi bağlıyor. Yargı kararlarının bağlayıcılığı, hukukun üstünlüğünü sağlayan temel bir esastır. Yargı kararlarına uyulmazsa, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti nasıl gerçekleştirilecektir? Anayasamız, Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçesi yazılmadan açıklanamayacağını öngörmektedir. Bu hüküm gösteriyor ki, Anayasa Mahkemesi karar gerekçeleri, hüküm bölümüyle bir bütün oluşturmaktadır; yani, karar, gerekçeye sıkı bir şekilde dayalı olarak anlam kazanmaktadır. Bir başka deyişle, gerekçe de, aynen hüküm gibi geçerli ve bağlayıcıdır. Anayasanın bu hükmünün bir başka biçimde yorumlanması mümkün değildir.

Komisyonda gördüm ki, birkısım üye arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesini ele alıyor, tartışıyor, bu gerekçenin Anayasa karşısında uygun düşmediğini iddia ediyorlar. Buna dayalı olarak da, Anayasa Mahkemesi kararına karşın, karara aykırı yeni düzenleme yapabileceklerini ifade ediyorlar. Bu mantığın, bu yöntemin geçerli görülmesi halinde, artık Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığından söz etmek olası mıdır değerli arkadaşlarım? Bu anlayışla, tüm Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı yok sayılabilir.

Değerli arkadaşlarım, günlük siyasal olayların akışına göre, belli pratik yarar ve amaçları gerçekleştirmek için temel hak ve özgürlükler ile demokrasinin temel kurumları ve kurallarıyla oynamak, hukuksal güvenceyi yıkabileceği gibi, hukukun üstünlüğü ilkesine de ters düşer. Demokrasilerde ulusal iradenin bir göstergesi olan siyasal çoğunluk, kendisini hukuka bağlı saymıyor ve hukukun sayısal çoğunluktan da üstün olduğunu benimsemiyorsa, bu çoğunluğun, hukuku ve demokrasiyi yıkan kaba güç durumuna düşmesi kaçınılmazdır. Siyasal çoğunluğun her şeyi yapabileceğini sanmak, demokrasi için en büyük sakıncayı oluşturur. Yüce Meclisi zor durumlara sokmaya, sanıyorum, hiç kimsenin hakkı olmasa gerektir.

Bir başka görüş de şudur: 1988 yılındaki Anayasa Mahkemesi kararından sonra Anayasa değişikliği gerçekleşti; ilgili Anayasa maddeleri değişti, seçim hükmü de değişti; o nedenle, Anayasa Mahkemesi kararına aykırı düşen bir düzenleme yapmakta bir sakınca yoktur denmektedir. Bir defa şunu açıklıkla ifade edeyim ki, anayasa değişikliği, özellikle yerel yönetim seçimleri açısından Anayasa Mahkemesi kararını pekiştiren ve tartışmasız bir konuma getiren doğrultuda olmuştur. Anayasadaki değişiklik, seçimlerin ertelenmesinin istisnasını düzenliyor.

Bakınız, değişiklik ne diyor: "Milletvekili genel veya araseçiminden önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken mahallî idareler organlarına veya bu organların üyelerine ilişkin genel veya araseçimler, milletvekili genel veya araseçimleriyle birlikte yapılır." Bunun anlamı şudur: Yerel araseçimleri ancak bir koşulda erteleyebilirsiniz; bunun dışındaki herhangi bir nedene dayalı olarak yerel araseçimleri erteleyemezsiniz. Böylece, genel kuralın istisnası, doğrudan doğruya, Anayasa tarafından saptanmıştır. Bu değişikliğin neresinden yararlanarak Anayasa Mahkemesi kararını gözardı edeceksiniz? Diğer taraftan, seçimlerle ilgili yeni Anayasa hükmünü nasıl yorumlayacaksınız da, seçimlerin kısıtlanmasını, siyasal katılımın engellenmesini sağlayacak yeni düzenleme yapacaksınız? Bunları anlamak çok zor değerli arkadaşlarım.

Bakınız, 1988 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı çok kapsamlı olup, bugün ileri sürülen argümanların hemen hepsini yanıtlamaktadır, hepsini içermektedir. Anılan Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinden belli bir bölümü aynen sunuyorum: "Yapılan bu son değişiklikle, yerel yönetim araseçimlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi araseçimlerine benzetilmeye çalışıldığı öngörülmektedir. Anayasa koyucu, Türkiye Büyük Millet Meclisi araseçimlerine bazı sınırlamalar getirmişse de, 127 nci maddede yerel yönetimlerle ilgili olarak bu tür sınırlamalar öngörülmemiş olduğundan, bunlar yönünden Anayasanın 13 üncü maddesinde yer alan neden dışında herhangi bir nedenle sınırlama yapılması olanaksızdır.

Öte yandan, yapıları bakımından, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile yerel yönetimler birbirine benzememektedirler. Gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinde boşalma olduğu takdirde, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri tüm milleti temsil ettiklerinden bu durum demokratik yönetim bakımından büyük bir sakınca oluşturmamakta, daha çok siyasî partiler arasındaki dengeyi etkilemektedir. Oysa yerel yönetimlerdeki boşalmanın hemen doldurulmaması, demokratik katılımın uzunca bir süre kesintiye uğraması sonucunu doğurmaktadır. Bunun, Anayasanın 127 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında hükme bağlanan yerinden yönetim ilkesine açık bir aykırılık oluşturulduğunda duraksamaya yer yoktur.

İncelenen kural, çağdaş Batı demokrasilerinin en güçlü niteliği olan katılımcılığın sürekli biçimde etkin olma öğesini önemli ölçüde zedeleyerek, bireyleri ve toplumu, kamu işlerinde söz sahibi olmaktan uzaklaştırmaktadır. Boşalan organ, her zaman seçilmemiş üyelerle değil -biraz önce iddialar vardı, çok önemli bir nokta bu- seçilmiş üyelerle de doldurulsa, hukuksal sakınca giderilmiş olmaz. Önemli olan boşalan yerlerin seçilmiş kişilerce rastgele doldurulması değil, seçmenin o yer için seçtiği kimseler tarafından doldurulmasıdır. Bu nedenle, yerel yönetimlerin araseçimleri için organlarda ne zaman boşalma olduğuna bakılmaksızın, genel nitelikte bir seçim tarihi saptanması Anayasanın 127 nci maddesinin ikinci fıkrasına uygun düşmez, uygun görülemez. Öte yandan araseçim tarihinin boşalmanın olduğu yıla değil, onu izleyen yıla kaydırılması -ki bir yıl kaydırma söz konusuydu o yasada- 2972 sayılı Yasanın 29 uncu maddesinde sayılan nedenlerle yerel yönetim organlarında boşalma olması durumunda bu boşluğun on ilâ yirmiiki ay doldurulamaması seçim yapılacak yılın genel seçimlerden bir yıl önceye rastlaması durumunda ise, bu sürenin otuzdört aya kadar çıkabilmesi, makul kabul edilebilir ölçüleri aşarak seçme ve seçilme hakkının demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlanmasına yol açacak boyuttadır.

Yeni düzenlemedeki amacın ne olduğu anlaşılamamakla birlikte -bugünkü gerekçelere de atıf yapıyor- eğer, amaç, kamuoyunda sık sık seçim tartışmalarına yol açılmaması ise, getirilen sınırlama bu amacı aşmakta, siyasî hakların özüne dokunur bir nitelik kazanmaktadır. Kaldı ki, böyle bir amacın kamu yararı düşüncesine dayalı olduğu da söz götürür; çünkü, çağdaş demokrasilerde amaç, halkın kamu işlerindeki etkinliğinin sağlanabilmesi için katılımın azaltılması değil artırılmasıdır. Ayrıca, ülkenin yalnız birkaç il ve ilçesinde ve farklı zamanlarda yapılacak olan yerel ara seçimin, bütün ülke düzeyinde seçim tartışmasına neden olabileceği, bir varsayımdan öteye geçemez. Ülkemizde, 1963 yılında bu yana, yerel ara seçimler, boşalmayı izleyen kısa bir hazırlık döneminden sonra hemen yapılagelmiş ve yerinden yönetim ilkesinin dayanağını oluşturan demokratiklik öğesinden ödün verilmemiştir. Şimdi, bu gelenekten geriye dönüş düşünülemez.

Tüm yasaların genel amacının kamu yararı olduğu bilinen bir gerçektir. Oysa, yeni düzenlemenin daha çok siyasal nedenlere dayandığı, demokratik katılımı en aza indirmek amacını taşıdığı anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi, yerinden yönetim ilkesi yönünden kamu yararı, ancak halkın katılımının ve bu yolla etkinliğinin artırılmasıyla gerçekleştirilebilir. Bu amaca ters düşen ve yasama belgelerinde de bu amaçtan ödün verilmesini haklı gösterecek bir gerekçe yer almayan dava konusunu düzenlemenin, amaç ögesi bakımından da Anayasaya uygunluğu savunulamaz.

Yeni düzenlemenin, 27.6.1984 tarihli ve 3030 sayılı Yasaya bağlı organlardaki boşalma durumlarında araseçim yapılmayacağına ilişkin kuralı da, bazı anayasal sakıncaları birlikte getirmektedir. Gerçekten, 3030 sayılı Yasaya bağlı organlar kapsamına, yukarıda belirtilen nedenlerle ilçe belediyelerinin organları da girdiğinden, bu organların hiçbirinde beş yıla varacak bir süre ara seçim yapılamayacaktır. Bunun sonucu olarak, anılan organlarda herhangi bir nedenle görevin sona ermesiyle doğacak boşluk, ya belediye başkanlığının boşalmasında olduğu gibi belediye meclisi üyelerinden biri ya da meclislerin feshinde olduğu gibi, atanmış kişilerce doldurulacaktır. Bu durumun dönem başında ortaya çıkmasında, anılan belediyelerde organların halk tarafından oluşturulmasını zorunlu kılan yerinden yönetim ilkesinin ne denli gerçekleşmiş sayılabileceği ya da bir yerinden yönetim biriminin varlığı tartışılır olacaktır. Ayrıca, bundan, Anayasanın 67 nci maddesinde düzenlenen seçme ve seçilme hakkının da büyük ölçüde zarar göreceği kuşkusuzdur. Öte yandan, anılan hükümle, seçmen iradesine, seçme ve seçilme hakkına getirilen sınırlama, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşır nitelikte kabul edilemeyeceğinden, Anayasanın 13 üncü maddesine de aykırılık söz konusu olmaktadır.

Dava konusu düzenlemenin, mahallî idarelerin genel seçimlerine bir yıl kala, her ne surette olursa olsun, ara mahallî idarelerin seçimleri yapılamayacağına ilişkin kuralı da, Anayasanın 127 nci, 67 nci ve 13 üncü maddelerine aykırı bulunmaktadır. Zira, Anayasanın 127 nci maddesinde, yerel yönetim seçimlerinin 67 nci maddedeki esaslara göre beş yılda bir yapılacağı ilkesi dışında bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Yerel yönetim organlarında meydana gelebilecek boşalmaların nasıl doldurulacağı konusu Anayasada bir esasa bağlanmadığından, sorunun 127 nci maddede öngörülen yerinden yönetim ilkesine göre çözümlenmesi gerekecektir.

Yerinden yönetim ilkesinde esas, halkın katılımının sağlanması olduğundan, bunun doğal sonucu, organlardaki boşalmanın zaman geçirilmeden doldurulmasıdır. İncelenmekte olan kural bunu engellemekle; yerinden yönetim ilkesine bir sınır getirilmiş olmaktadır. Böyle bir sınırlamanın, Anayasanın 13 üncü maddesi dışındaki bir nedene dayanarak yapılabilmesi olanaksızdır. 13 üncü maddedeki nedenlerden, kamu yararı dışında kalanların konuya uygulanabilirliği söz konusu değildir; ancak, genel seçimlere bir yıl kala, yerel ara seçimlerin yasaklanmasında, yerel yönetimlerin özelliği göz önünde bulundurulacak olursa, kamu yararı değil, tersine zararı bulunduğu kolayca anlaşılır. Bu bakımdan, getirilen sınırlamanın, Anayasanın 127 nci, 67 nci ve 13 üncü maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Daha önce de belirtildiği gibi, siyasî haklar, hukuk devleti ilkesinin temel taşlarından birini oluşturduğundan, bunlara aykırılık, hukuk devleti ilkesine ve dolayısıyla, Anayasanın 5 inci maddesinde düzenlenen devletin, cumhuriyeti ve demokrasiyi koruma amacına da zarar verecektir. Bu nedenle, anılan maddelere, dolaylı da olsa bir aykırılığın varlığını kabul etmek gerekir.

Değerli arkadaşlarım, şu ileri sürülen gerekçelerden hangisini karşılamıyor şu gerekçe?!. Bu kadar açık bir gerekçe karşısında, nasıl olacak da Yüce Meclis, Anayasaya aykırılığı bu kadar açık, net olan bir teklifi yasalaştıracaktır; ben şahsen düşünemiyorum.

Düşünün ki, bu gerekçe, yerel ara seçimlerin belli zamanlarda yapılması, bir başka ifadeyle yerel ara seçimlerin sayısının azaltılmasına ilişkindir, yani Anayasa Mahkemesi, yerel ara seçimlerin sayılarının azaltılmasına, bu açık gerekçeyle, Anayasaya aykırılığı ortaya koyarken, Yüce Meclis, nasıl olur da, yerel ara seçimlerin tümden ortadan kaldırılmasını yasalaştırabilir.

Gerekçede görülüyor ki, Anayasa Mahkemesi özellikle siyasal katılımı önemsemiştir. Siyasal katılımın demokrasiyi yaşam biçimine dönüştüren, demokrasiye anlam ve içerik kazandıran olmazsa olmaz demokratik bir müessesidir. Bir başka ifadeyle, demokrasiyi saksıda çiçek olmaktan çıkaran müessesedir siyasal katılım. Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışan, siyasal katılımı şu veya bu gerekçeyle kısıtlamak, daraltmak değil, olabildiğince genişletmektir.

Geçmişte, muhafazakâr partilerimiz, siyasal katılımın genişlemesinden çok kuşku duyarlardı, o nedenle de, siyasal katılımı hep daraltmaya gayret gösterirlerdi; ama, daha sonra görülmüştür ki, kaygıları, kuşkuları hep boşa çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, demokrasi, siyasal katılım, hele hele seçim, öyle korkulacak şeyler değildir, tam tersine her türlü musibetin panzehiridir. Gelin, birtakım gerekçelerle seçimlerden kaçmayalım, halkın demokratik katılımını kısıtlamayalım.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Oktay.

Refah Partisi Grubu adına, Sayın Veysel Candan; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)

RP GRUBU ADINA VEYSEL CANDAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin, Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 29 arkadaşının; Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 arkadaşının ve İzmir Milletvekili Metin Öney'in Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7 arkadaşının; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, 2972 Sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri üzerinde Refah Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun tekliflerini veren arkadaşlarımızı saymamın nedeni, bu tekliflerin içerisinde Refah Partisinin isminin olmayışıdır; ama, burada baktığımız zaman, genelde bütün gruplar iştirak ettiğine göre, Refah Partisi bu kanun tekliflerinde uzlaşmacı bir tutum izleyecektir ve müzakereler sonunda ülke menfaatları doğrultusunda, inşallah bir karar alınacaktır. Ancak, şunu hemen ifade edeyim: Kanun tekliflerini çok özet ve anlaşılır hale getirerek birtakım tespitler yapmak istiyorum, konunun anlaşılması için.

Hatırlanacağı üzere 26 Temmuz 1995'te mahallî idareler ve organlarının seçimiyle ilgili Anayasanın 127 nci maddesi değiştirilmiştir. Bu maddede şöyle değişiklik yapılmıştı: "Milletvekili genel ve ara seçiminden önce veya sonra bir yıl içinde yapılması gereken mahallî idareler seçimi milletvekili genel veya ara seçimleriyle birlikte yapılır." Yani, beş yıla... Burada bir istisna getirilmişti. Bu getirilen kanun teklifleri de Anayasaya uyum olarak yorumlanmaktadır.

Şimdi, CHP sözcüsü arkadaşım, burada, Anayasaya aykırılık noktasından kendilerine göre birçok gerekçe getirdiler. Anayasayı da Yüce Meclis hazırlar, ciddî manada teklifleri tetkik edilir; eğer, gerekirse Anayasada da o maddeler değiştirilir. Yani, hiçbir şeyi dağıtma... Anayasa da değişmez mantığıyla hareket etmek mümkün değil. Kaldı ki, DSP sözcüsü arkadaşımın ifade ettiği gibi "mahallî ara seçimlerde adalet yerini bulmuyor. Biz, onun için seçimlere girmiyoruz" deniliyor. Muhalefette, DSP gibi bir partiyi birtakım sıkıntalara sokuyor ise, bunda bir sıkıntı, bir açmaz var demektir. İnşallah Yüce Heyetiniz bunu aşacaktır.

Efendim, şimdi, bir belediye başkanlığı boşaldığı zaman ne yapıyoruz -bir belediye başkanı istifa ediyor veya ayrılıyor- mevcut kanuna göre, on gün içerisinde mülkî amir belediye meclisine bir yazı yazıyor ve belediye meclisi on gün içerisinde bir toplantı yapıyor, salt çoğunlukla üyelerinin içerisinden birini seçiyor. Şimdi, burada, CHP'li arkadaşım iddia etti, atanmış... Atanmış değil ki!.. Vatandaş, reyini verirken mutlaka belediye meclis üyelerine de bakıyor -tahsillerine bakıyor, kariyerlerine bakıyor- öyle rey veriyor. O bakımdan, burada "atanmış" ifadesini kullanmamak lazım. Belediye meclisleri de kendi listelerine ayrı oy alırlar, belediye başkanları da ayrı oy alırlar. O bakımdan, onu kabul etmek maalesef mümkün değil.

2 nci madde de seçim işleriyle ilgili olarak, iptalini, boşalma noktalarını ifade ediyor; yani, oy sayımında birtakım sıkıntılar oldu, şikâyetler oldu, belediye başkanlığı seçimi iptal edildi.

İki; belediye meclisi veya il genel meclisinin feshi... Bunun neden feshedileceği kanunda açık olarak vardır; başka bir yerde toplantı yapmıştır, belediye meclisinde siyasî konular tartışılmıştır, bu sebeple feshedilebilir.

Üç; meclis üye tam sayısının yarıdan aşağıya düşmesi, belediye meclisi üyelerinin toplu istifalarıdır.

Yeni belediye ve il kurulması; bu, çok mühim bir husus. Bu kanunla böyle sık sık seçime gittiğimiz zaman, maalesef -işte Osmaniye örneğinde de gördüğümüz gibi- genelde, altyapısı olmayan yerlerde hemen ilçe talepleri, arkasından il talepleri gelmektedir. Bu talepler geldikten sonra, partilerarası -biraz açık ve net konuşmak lazım- siyasî rekabetle bu il talepleri bu Meclisten, maalesef geçmektedir; ama, şu anda birçok eksiklikleri de vardır.

2 nci maddede "belediye başkanlığının herhangi bir sebeple -ölüm veya istifayla- boşalması halinde, mülkî amir tarafından otuz gün içerisinde -yani, on gün, otuz gün oluyor- il seçim kuruluna bildirilir; seçim yapılmasına karar verilir, ilan edilir ve iki yıl sonra haziran ayının ilk pazar günü seçim yapılır" denilmektedir.

Şimdi, burada mahzurları var mı, nedir?.. Sık sık seçim yapmamak mı lazım; evet, bu doğrudur. CHP sözcüsü arkadaşım "seçimden kaçmayın, seçimden kaçmak iyi değildir, demokratik sistemlerde seçim..." dedi. Burada, kanun tekliflerini getiren arkadaşlarımın metinlerini okudum, komisyon kararlarını da okudum, hiçbirinde "seçimden kaçalım, yapmayalım" diyen teklif yok; ama, bu iş 6 ayda yapılıyorsa, bu iş 1 yılda da yapılabilir demektir. İşte, Parlamento, zannediyorum, belki de bu kanunda ortak bir görüş belirtecek. Bütün metinleri inceledim ve şu noktaya vardım: Gruplar arasında veya ayrı ayrı verilen tekliflerde, sadece, uzatma süresinde bir anlaşmazlık var; yani, o giderildiği zaman, ortak bir tarih tespit edildiği zaman, öyle zannediyorum ki, bu iş çözülecektir.

Konuşmacı arkadaşlarım "seçim ekonomisi yapılıyor" dediler ve doğrudur. Belediye başkanlığından geldiğim için biliyorum; personel alım vaatleri yapılır, lüzumsuz yatırımlar yapılır, o belediye Hükümete aitse Köy Hizmetleri, Karayolları araçları oraya gider, hatta, orada seçim olup olmadığını o sarı araçlardan bilebilirsiniz; greyderler, dozerlerle dolar, orada tanıyabilirsiniz. O bakımdan, devlete birtakım malî yük getirilmektedir. Seçim, istikrarın güvencesi olacağı yerde, maalesef, sık sık seçim, istikrarsızlığın güvencesi oluyor; seçim müessesesi, bu arada da, saygınlığını, maalesef, yitiriyor. Ayrıca, milletvekilleri bölgelerine dağılıyor, siyasî husumet, siyasî rekabet, genel seçim havası ve alınan neticeleri de her parti, kendine göre, birtakım puanlamalarla ekranlardan dile getiriyorlar.

Burada, komisyon raporlarında gördüğüm birtakım tenkitlere de kısa cevaplar vermek istiyorum. Raporda muhalefet şerhi koyan, öyle zannediyorum CHP'li arkadaşlarımız "demokrasi sürekli katılımdır, demokraside seçimi sakıncalı gören ve gösteren bir anlayış kabul edilemez" diyorlar. Muhalefet görüşüne katılıyoruz, burada birtakım haklılık olan hususlar vardır; ancak "tüm yasaların genel amacı kamu yararıdır" diyorlar, tehirde de kamu yararı hesaplanıyor; yani, lehte ve aleyhte birtakım bilgiler ortaya aktarılıyor, hangisi akılcıysa, onu yapmak daha uygundur diye düşünüyorum.

"Seçimi engelleme, gecikme, erteleme ve uzun süre seçim olmaması, halkın katılımını önler; atamalarla doldurmak, demokrasi işleyişini önlemektedir" deniliyor. Demin de ifade ettim, atamalarla değil, seçilmişlerle doldurulmaktadır.

"Makul ve makbul süreleri aştığı için bu teklif kanunlaşsa bile Anayasa Mahkemesi iptal eder" deniliyor. Belirli bir sürede anlaşılacağına göre, bu iddia da doğru değildir.

"Boşalan belediye başkanlığı için seçim yetkisini ve hakkını halktan alıp belediye meclisine verilen bir düzenleme, Anayasaya aykırıdır" deniliyor. Halbuki "belediye meclisleri de seçimle gelmektedir" diye ifade ettim.

Şimdi, burada, rasgele "seçimden kaçmak" diye telaffuz etmek yerine -bu Parlamento da seçimle geldiğine göre- esas olan, ülke menfaatlarına, mevsim şartlarına riayet edilerek, doğru olan bir seçim yapmak, zannediyorum ki en doğru hareket olacaktır diye düşünüyorum.

Netice itibariyle, Refah Partisi sözcüsü olarak, ben, özellikle konsensüsle, anlaşmayla, bir tarih tespitiyle bu teklifin çıkarılmasında ülke menfaatları olduğu kanaatindeyim.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Necati Çetinkaya; buyurun efendim.

DYP GRUBU ADINA M. NECATİ ÇETİNKAYA (Konya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; konuşmama başlamadan önce, Doğru Yol Partisi Grubu ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, benden önce, hazırlanan teklifin lehinde konuşan arkadaşlara huzurlarınızda teşekkür ediyorum; çünkü, hakikaten, 8 Nisan 1990'dan bugüne kadar 38 sefer mahallî idareler seçimi olmuş. Tatbikattan gelen bir arkadaşınız olarak, ülkenin neresinde olursa olsun, herhangi bir mahallî idare seçiminin yapılması, ülkeyi, hizmette fevkalade zaman kaybına, maddî israfın alabildiğine artırılmasına, enflasyonist ekonomilerde, ekonominin fevkalade büyük etki altında tutulmasına, menfî yönden etkilenmesine ve dolayısıyla ülkenin, lüzumsuz yere, sık sık -senede birkaç sefer- seçim sathı mailine girmesine sebep olmaktadır. Esas itibariyle, seçimler, demokrasinin en önemli, vazgeçilmez unsurları niteliğindedir; ama, siz, bu şekilde, senede birkaç sefer seçimlere giderseniz, o zaman, demokrasinin müspet manadaki unrusunu bir tarafa bırakmış ve maalesef, demokratik fazileti de nisbeten etkilemiş olursunuz. O sebepledir ki, ülkenin, ekonomik yönden ivmesinin, trendin daha da yukarıya tırmanması istikrara muzaftır. İstikrar olmayan bir ortamda sağlıklı bir ekonomiden bahsetmek de mümkün değildir. Öyleyse ne yapmak lazım? Zaten, Grubumuz, lehte oy kullanacaktır ve destekleyecektir. Bence, hazırlanan tasarı, fevkalade isabet kaydetmektedir. Ülkenin, partilerin ve de insanlarımızın, lüzumsuz yere, senede birkaç sefer topyekûn seçim havasına sokularak, meşguliyetine ve insanlarımızın da zamanlarının işgaline ve rahatsız olmasına sebep teşkil eden bu durumu da ortadan kaldıracağız.

Bakınız, İçişleri Komisyonu Başkanlığı olarak, bize gelen birçok mesajlar var. İl olma pozisyonunda olan ve bize müracaat eden, Meclise müracaat eden bazı ilçelerimizin belediye başkan ve meclis üyeleri, sırf il olmak için, yaklaşan haziran seçimlerinde topyekûn istifa etmek durumunda ve hepsi buna hazırlanmış durumda. Arkadaşlar, bu ülke, bu sıkıntıyı çekemez. O sebepledir ki, geliniz doğru olan yolda birleşelim ve Trafik Kanununda olduğu gibi konsensüs sağlayalım. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Ben öyle inanıyorum ki, Cumhuriyet Halk Partisi de, bu konuda gereken konsensüste, yerini alacaktır.

Böylelikle, esas itibariyle, önümüzde, belediyelerle ilgili yapılacak hizmet nedir; yerel yönetim reform paketini hazırlıyoruz ve inşallah, kısa zamanda bu Meclisin önüne getireceğiz. Bu Meclis, o yerel yönetim reformu niteliğinde olan düzenlemelerle, merkezî idarenin yetkilerini tamamen yerel yönetimlere devrederek onların sağlam bir şekilde ayakta kalmasını ve kaynak imkânlarının mahallinde teminini sağlayacak; karar verme mekanizması bizzat mahallinde olacak ve gerçek demokrasi, işte o zaman tecelli edecektir; geliniz, bunda birleşelim. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; RP sıralarından alkışlar) İnşallah, yerel yönetim reformu niteliğinde olacak bu kanun paketini, yasa paketini, reform paketini, bir an önce, bu Meclis gerçekleştirecektir.

Bu duygularla, şimdiden, ertelenecek olan bu seçimlerin ve çıkacak olan bu kanunun, memleketimize, milletimize ve Türk demokrasisine hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çetinkaya.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahsı adına, Sayın Esat Bütün?.. Konuşmuyorsunuz.

Sayın Hikmet Sami Türk?.. Konuşmuyorsunuz.

Teklifin maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi

MADDE 1. - 18.1.1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrası, aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere iki fıkra eklenmiştir.

"Ancak, milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken mahallî idareler organlarına veya bu organların üyeliklerine ilişkin genel veya ara seçimler milletvekili genel veya ara seçimleriyle birlikte yapılır."

"Yeni kurulan belediyelerin ilk belediye başkan ve belediye meclisi üyeleri seçimleri ile yeni kurulan illerde il genel meclisi üyeleri seçimi, yukarıdaki fıkralarda belirtilen ilk genel mahallî idareler seçimleri ile birlikte yapılır."

"Mahallî idareler seçiminin savaş hali nedeniyle bir yıla kadar ertelenmesi kanunla düzenlenir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - 2972 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi yürürlükten kaldırılmış ve aynı maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"a, b, c bentlerinde yazılı hallerde bu ilandan sonra gelen 60 ıncı günü takip eden ilk pazar günü oy verme günüdür. Ancak, mahallî idareler genel seçimine bir yıldan az bir süre kalmış ise mahallî idareler ara seçimi yapılmaz."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - 3.4.1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediye Kanununun 12 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 12. - 4 üncü, 5 inci, 6 ncı, 7 nci ve 10 uncu maddelerde bildirilen kararlar, katileşme tarihini takip eden yılın 1 Ocak gününden itibaren tatbik olunur. Ancak yeni belediye kurulması halinde yukarıdaki hükümler, ilk genel mahallî idareler seçimlerinin yapılacağı yılın 1 Ocak gününden itibaren tatbik olunur. Tatbikinden en az bir ay evvel mahallin en büyük mülkî amiri tarafından gazetelerle ve diğer vasıtalarla ilan olunur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. - 1580 sayılı Kanunun 93 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 93. - Belediye başkanının izin, hastalık veya görevle, görev yerinden ayrılması hallerinde, başkan kendisine bu süre içinde vekâlet etmek üzere bir meclis üyesini başkanvekili olarak görevlendirir.

Belediye başkanlığının boşaldığı veya başkanın görevden uzaklaştırıldığı hallerde, belediye meclisinin on gün içinde toplanması vali tarafından sağlanır. Bu toplantıda Meclis, katılanların, salt çoğunluğunun gizli oyuyla ve kendi üyeleri arasından, belediye başkanlığının boşalması halinde bir başkan, başkanın görevden uzaklaştırılması halinde ise bir başkanvekili seçer. Yeni seçilen başkanın görev süresi, yerine seçildiği başkanın görev süresi kadardır; başkanvekili, yeni başkan seçilinceye veya görevden uzaklaştırılmış olan başkan görevine dönünceye kadar görev yapar.

Belediyelerin seçilmiş organları veya bu organların üyeleri hakkında görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile soruşturma veya kovuşturma açılması halinde, İçişleri Bakanı geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar bu organları veya organların üyelerini görevden uzaklaştırabilir.

Belediye başkanının, görevini mazeretsiz ve kesintisiz olarak 20 günden fazla terk etmesi ve bu durumun mahallin en büyük mülkî amirince tespit edilmesi ve İçişleri Bakanlığına bildirilmesi üzerine idarî yargı tarafından bir ay içinde verilecek kararla belediye başkanı başkanlıktan düşürülür.

BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına Sayın Hikmet Sami Türk'ün söz talebi var.

HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Vazgeçtim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Türk, söz talebinden vazgeçiyor.

Madde üzerinde bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

247 sıra sayılı kanun teklifinin 4 üncü maddesiyle değiştirilen 1580 sayılı Kanunun 93 üncü maddesine kenar başlığı olarak "Başkanvekili geçici görevlendirme ve yeni başkan seçimi" ibaresinin konulmasını saygıyla arz ederiz.

Ahmet İyimaya Oltan Sungurlu

Amasya Gümüşhane

Mehmet Ali Şahin Seyfi Oktay

İstanbul Ankara

Hikmet Sami Türk

Trabzon

BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Amasya) - Nisap imkânsızlığı sebebiyle katılamıyoruz, prensipte katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI NEVZAT ERCAN (Sakarya) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Hükümet önergeye katılıyor; Komisyon, nisap nedeniyle katılamıyor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi, kabul edilen önerge yönündeki değişik şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yasa teklifinin tümü üzerindeki işlemlerimiz bitecek gibidir; bu nedenle, çalışma süremizin bu teklifin tümünün bitimine kadar uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bir geçici madde ilavesi yönünde önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

247 sıra sayılı kanun teklifine aşağıdaki maddenin "Geçici Madde 1" olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Hikmet Sami Türk Ahmet İyimaya

Trabzon Amasya

M.Seyfi Oktay Mehmet Ali Şahin

Ankara İstanbul

Mahmut Oltan Sungurlu

Gümüşhane

"GEÇİCİ MADDE 1.- Subay ve astsubaylar hariç olmak üzere, 1 inci maddenin ikinci fıkrasında ve 2 nci madde ile ilga edilen 2972 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin (d) bendinde öngörülen seçimler için aday veya aday adayı olan devlet memurları ile diğer kamu görevlileri, aday veya aday adaylığından istifa etmeleri veya bu sıfatlarının herhangi bir nedenle düşmesi hallerinde, bu kanunun yayımından itibaren 1 ay içinde müracaat etmeleri kaydıyla, eski görevlerine veya kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve dönebilirler."

BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Amasya) - Sayın Başkanım, nisap imkânsızlığı sebebiyle katılamıyoruz; ancak, geçici madde, 1 adet olduğu için, teknik olarak numara vermemize gerek yok.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI NEVZAT ERCAN (Sakarya) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor; Komisyon nisap nedeniyle katılamadığını beyan etti.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?..Yok.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Kanun teklifinin tümü üzerinde son söz talebi?.. Yok

Kanun teklifinin bütününü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmenler... Kabul edilmiştir. Böylece, teklif kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum. (Alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Refah Partisinin Süleyman Mercümek'le bağlantıları ve maddî ilişkileri konusundaki Meclis Araştırması Komisyonu raporuyla diğer denetim konularını görüşmek için 25 Mart 1997 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati : 23.00

VII. - SORULAR VE CEVAPLAR

A)YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. - Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak'ın, Kırıkkale kapalı spor salonu ve yüzme havuzu inşaatına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in yazılı cevabı (7/2123)

19.2.1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı Sayın Bahattin Şeker tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

Kemal Albayrak

Kırıkkale

Soru 1. Kırıkkale kapalı spor salonunun ve yüzme havuzu inşaatının büyük bir bölümü tamamlanmış olmasına rağmen hizmete geçmediğinden hemşerilerimizin mağduriyetine sebebiyet vermektedir. Söz konusu inşaatların biran önce bitirilip mağduriyetin giderilmesi konusunda herhangi bir çalışma var mıdır?

Soru 2. Kapalı Spor Salonu ve Yüzme Havuzu inşaatı ne zaman bitirilecektir?

T.C.

Devlet Bakanlığı

Sayı : B.02.0.019.0.00.00.00.-00702 19.3.1997

Konu : 7/2123-5457 Esas No.lu

Yazılı Soru Önergesi.

Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 27.3.1997 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/2123-5457/15364 sayılı yazınız.

Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak'ın 7/2123-5457 Esas No.lu Yazılı Soru Önergelerine verilen cevaplar ekte sunulmaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Bahattin Şeker

Devlet Bakanı

Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak'ın 7/2123-5457 EsasNo.lu Yazılı Soru Önergesi Cevabı

Soru 1. Kırıkkale kapalı spor salonunun ve yüzme havuzu inşaatının büyük bir bölümü tamamlanmış olmasına rağmen hizmete geçmediğinden hemşerilerimizin mağduriyetine sebebiyet vermektedir. Söz konusu inşaatların biran önce bitirilip mağduriyetin giderilmesi konusunda herhangi bir çalışma var mıdır?

Cevap 1. Kırıkkale/Merkez antreman spor salonu inşaatı 1997 yılında bitirilecektir.

Soru 2. Kapalı Spor Salonu ve Yüzme Havuzu inşaatı ne zaman bitirilecektir?

Cevap 2. Kırıkkale/Merkez kapalı yüzme havuzu inşaatının, 1997 yılı yatırım programına göre, 1999 yılında bitirilmesi planlanmıştır.

2. - Kütahya Milletvekili EminKaraa'nın, Kütahya Bağ-Kur Müdürlüğünün eczacı ihtiyacına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı cevabı (7/2144)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Necati Çelik tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

18.2.1997

Emin Karaa

Kütahya

Kütahya Bağ-Kur Müdürlüğünde aylardır eczacı kadrosu boş bulunmaktadır. Esasen Eskişehir Bağ-Kur Müdürlüğünde beş eczacı, Afyon Bağ-Kur Müdürlüğünde üç eczacı varken, Kütahya Bağ-Kur Müdürlüğünde bir eczacının olması mantığını anlamakta güçlük çekerken, bu defa bu eczacı da ayrılmış ve Kütahya Müdürlüğümüzde hiç eczacı kalmamıştır. Ne yazık ki; dokuz aydır kurum tarafından geçici dahi olsa eczacıların gönderilmemesi ve bu konuda yapmış olduğum başvurulara olumlu cevap alamamam bu soru önergesinin verilmesine neden olmuştur. Bu durumdan şikâyetçi olan Kütahya'lı eczacılar Bağ-Kur'la anlaşma yapmaya yanaşmamışlar aylarca süren temaslardan sonra kendileri ile Bağ-Kur arasında anlaşma sağlanabilmiştir. Ancak müdürlüğünüzde eczacı olmaması yüzünden faturaların kısmen Eskişehir'e kısmenAnkara'ya incelemeye gitmesi nedeniyle ve bu incelemenin aylardır sürüyor olması karşısında ilaç paraları zamanında ödenememektedir.

Anlaşılan odur ki; yeni dönemde eczacılar tekrar, bedeli mükabilinde Bağ-Kur'lulara ilaç vereceklerdir ki bu durumda vatandaş çok büyük mağduriyete uğrayacaktır. Bundan dokuz ay önce Bağ-Kur'lular tarafından müdürlüğe ibraz edilen binlerce faturanın bedeli hâlâ kendilerine ödenmemiştir. Bu durum karşısında :

Soru 1. İllerdeki Bağ-Kur müdürlüklerine eczacı tayininin kriterleri nelerdir?

Örneğin; Eskişehir'de beş eczacı, Afyon'da üç eczacınız görev yapmaktayken, Kütahya'da neden bir eczacınız vardır?(Bugün oda yoktur)

Soru 2. Kütahya Bağ-Kur Müdürlüğünün ihtiyacı olan eczacıların tayini ne zaman yapılacaktır?

Soru 3. Mevcut olumsuzluklar yüzünden Kütahya Bağ-Kur Müdürlüğünde aylardır birikmiş olan ilaç faturalarının kontrol edilerek bedellerinin hemen ödenmesi için acilen bir önlem almayı düşünüyor musunuz?

T.C.

Çalışma ve SosyalGüvenlikBakanlığı

Sosyal Güvenlik Kuruluşları Genel Müdürlüğü

Sayı : B.13.0.SGK.0.13.00.01/1911 20.3.1997

Konu : Yazılı Soru Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 3.3.1997 tarih ve A.01.GNS.0.10.00.02.7/2144-5499/15584 sayılı yazınız.

Kütahya Milletvekili EminKaraa tarafından hazırlanan "Bağ-Kur Kütahya İl Müdürlüğünün eczacı ihtiyacına ilişkin" 7/2144 EsasNo'lu yazılı soru önergesi Bakanlığımca incelenmiştir.

Bağ-Kur Genel Müdürlüğünde açık bulunan eczacı kadrolarına atamalar 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ilgili maddelerine göre sınav açılarak açıktan atama yoluyla yapılmaktadır. Bunun yanında naklen atanma talebinde bulunan eczacıların talepleri yerine getirilmektedir. Ancak, Kütahya İl Müdürlüğü eczacı kadrosu için naklen atanma talebinde bulunulmamıştır. Eskişehir İl Müdürlüğünde bugün için 6 adet eczacı görev yapmaktadır. Bunlardan 4 adedi il müdürlüğü kadrosunda olup diğer 2'si eş durumundan görevlendirme şeklindedir. Bu nedenle Kütahya İl Müdürlüğünün reçete kontrolleri Eskişehir İl Müdürlüğünde görev yapan eczacılar tarafından yürütülmektedir.

Bağ-Kur'un taşra teşkilatının 251 eczacı kadrosundan 146 adeti boş bulunmaktadır. Sözkonusu kadrolara 1996 yılında açıktan atama izni istenilmiş ancak, bu talep uygun görülmediği için atama yapılamamıştır.1997 yılında açıktan atama yapılabilmesi için Devlet Personel Başkanlığının 19.3.1996 tarih ve B.02.21.DPB.0.10/2393 sayılı yazısı doğrultusunda 14.1.1997 tarih ve 540 sayılı yazı ile açıktan yeniden atama izni istenilmiş olup henüz netice alınamamıştır. Alınacak izin çerçevesinde Kütahya İl Müdürlüğünün eczacı ihtiyacı en kısa zamanda giderilecektir. Ayrıca başka bir Kurumdan nakil talebinde bulunan 1 adet eczacının ataması en kısa zamanda gerçekleştirilecektir.

Bağ-Kur Kütahya İl Müdürlüğünde mevcut eczacı kadrosunun boş olması sebebiyle Ağustos 1996 tarihinden itibaren biriken reçeteler, kontrol edilmek üzere Bağ-Kur Genel Müdürlüğünün 18.12.1996 tarih 270389 sayılı talimatı doğrultusunda Eskişehir İl Müdürlüğüne gönderilmektedir.

1996 yılı eczane protokol hükümleri gereğince anılan reçetelere ait bedeller avans olarak 45 günde % 85, Ocak 1997 itibariyle de kalan % 15 şeklinde kontrolsüz olarak ödenmiştir. (1997 yılı protokol hükümleri doğrultusuda düzenlenen Ocak-Şubat 1997 reçeteleri bu ödeme planının dışındadır.)

Bilgilerinize arz ederim.

Necati Çelik

Çalışma ve SosyalGüvenlik Bakanı

3. - Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun, Bartın Kurucaşile İlçesi Meydan Köyünün orman köyü kapsamına alınmama nedenine ilişkin sorusu ve Orman Bakanı M. Halit Dağlı'nın yazılı cevabı (7/2149)

Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun OrmanBakanı Sayın HalitDağlı tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.

20.2.1997

Cafer Tufan Yazıcıoğlu

Bartın

Soru : Bartınİli Kurucaşile İlçesi Meydan Köyü, köy hudutları dahilinde Orman olmasına rağmen niçin orman köyü değildir?

T.C.

Orman Bakanlığı

Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu

Başkanlığı Koordinasyon ve Mevzuat Dairesi Başkanlığı 20.3.1997

Sayı : KM.1.SOR./174-874

Konu : Sn. Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun

Yazılı Soru Önergesi

Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlığına

(Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı)

İlgi : Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 3.3.1997 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/2149-5504/15589 Sayılı Yazısı.

İlgi yazı ekinde alınan Bartın Milletvekili Sayın Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun "Bartın-Kurucaşile Meydan Köyünün orman köyü kapsamına alınmama nedenine ilişkin yazılı soru önergesi" Bakanlığımızca incelenmiş olup, cevabî yazımız ilişikte gönderilmektedir.

Arz ederim.

M. Halit Dağlı

Orman Bakanı

Bartın Milletvekili Sayın Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun 7/2149 EsasNo.lu "Bartın-Kurucaşile-Meydan Köyünün OrmanKöyü Kapsamına Alınmama Nedenine İlişkin Yazılı Soru

Önergesi" Hakkında Orman Bakanlığının Cevabı

Herhangi bir köyün ormanla ilişkisi 6831 Sayılı Orman Kanunu ve buna dayanılarak hazırlanan 280 sayılı tebliğ esaslarına göre belirlenmektedir.

Bartın-Kurucaşile-Meydan Köyünün köy muhtarının da katılımı ve imzası ile tespit edilen mülki hudutları içerisinde devlet ormanı bulunduğu ancak verimi yeterli olmadığından 6831 sayılı Orman Kanununun 32 nci maddesi kapsamına girdiği ve kanunî haklardan bu madde kapsamında faydalandırıldığı tespit edilmiştir.

4. - Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun, ziraat mühendisi istihdamı için bir sınav yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci'nin yazılı cevabı (7/2150)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Musa Demirci tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.

20.2.1997

Cafer Tufan Yazıcıoğlu

Bartın

Soru : Bakanlığınızda Ziraat Mühendisi açığı var mı? Açık var ise 1997 yılında ZiraatMühendisi alımı için sınav yapılacak mı?

T.C.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı

Araştırma,Planlama ve Koordinasyon

Kurulu Başkanlığı

Sayı : KDD-BŞV.2.01.656-19445 19.3.1997

Konu : Tufan Yazıcıoğlu'nun Soru Önergesi

Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 3 Mart 1997 gün ve KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/2150-5505/15590 sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı yazınızda Bartın Milletvekili Sayın Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun Bakanlığımızda Ziraat Mühendisi açığı bulunup bulunmadığı konulu soru önergesi incelenmiştir. Bakanlığımız 5. bölge illerinde, Araştırma Enstitüsü Müdürlüklerinde, Üretme İstasyonu Müdürlüklerinde ve İl Kontrol Laboratuvar Müdürlüklerinde Ziraat Mühendisi ve Veteriner Hekim unvanlı personele ihtiyaç duyulmaktadır. İhtiyaç karşılayacak sayıda boş kadromuz olmadığından 16.10.1996 gün ve K/113-13769-28654 sayılı yazımızla Başbakanlık Devlet Personel Dairesi Başkanlığı ve Maliye Bakanlığı'ndan 2250 adet Ziraat Mühendisi, 1195 adet veteriner hekim olmak üzere toplam 3445 adet kadro ihdası talebinde bulunulmuştur. Talep edilen kadrolar Bakanlığımıza ihdas edildiğinde bu kadrolara atama yapılacaktır.

Bilgilerinize arz ederim.

Musa Demirci

Tarım ve Köyişleri Bakanı

5. - İzmir Milletvekili MetinÖney'in, Kaçkar Dağı Millî Park Alanının genişletilip genişletilmeyeceğine ilişkin sorusu ve Orman Bakanı M. HalitDağlı'nın yazılı cevabı (7/2163)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sayın OrmanBakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını istiyorum.

Gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

Metin Öney

İzmir

Soru 1. 1994 yılında millî park ilan edilen Kaçkar 51 000 hektarlık bir alanı kapsıyor. Oysa bir millî park o bölgedeki en az bir ekosistemi kapsaması gerekmektedir. Bu aynı zamanda Türkiye'nin üyesi olduğu Milletlerarası Tabiat ve Tabiat Varlıklarını Koruma Birliği (IUCN)'nın belirlediği bir şarttır. Bir ekosistemin ancak beşte birini kapsayan Kaçkar Dağı Millî Parkı'nın kapsadığı alanı bu kurala uygun olarak genişletilmesi düşünülüyor mu?

Soru 2. Millî parkların en önemli amaçlarından olan geleneksel yaşamın korunmasına dair çalışmalar yapılıyor mu? Geleneksel ahşap yapılar yerine sağlıksız olan; o iklimde romatizma ve eklem hastalıklarına yol açan betonarme yapılara yönelimin önüne geçilmesi için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Soru 3. Millî Parklar Kanununun 14/e maddesi "millî parklara kesin bir zorunluluk olmadıkça her ne surette olursa olsun hiç bir tesis ve yapı kurulamaz veya mevcut yerleşim sahaları dışında bu yerler iskân edilemez" hükmünü getiriyor. Ancak, park içinde Karayolları Genel Müdürlüğü'nün yol açmak için kurduğu istasyon konaklama tesisine çevrilmiş, Rize İl idaresi'nin yaptıracağı konutların temeli atılmıştır. Park içinde başlayan bu yapılaşmayı önleyici ne gibi çalışmalarınız var?

Soru 4. Yöre halkının istememesine rağmen millî park içine yol yapılması doğru mudur? Avrupa'daki parklarda doğa yürüyüşleri için patikalar düzenlenirken Kaçkar'da geniş yollar açılması dağ turizmini engelleyici bir durum değil midir? Ayrıca yol yapımı için binlerce ağaç kesiliyor, doğaya ve su kaynaklarına zarar veriliyor. Doğa tahribatının önlenmesi için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

T.C.

Orman Bakanlığı

Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu

Başkanlığı Koordinasyon ve Mevzuat Dairesi Başkanlığı 20.3.1997

Sayı : KM.1.SOR./175-875

Konu : Sn. Metin Öney'in

Yazılı Soru Önergesi

Türkiye BüyükMillet Meclisi Başkanlığına

(Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı)

İlgi : Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 3.3.1997 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/2163-5529/15652 sayılı yazısı.

İlgi yazı ekinde alınan İzmir Milletvekili Sayın Metin Öney'in "Kaçkar Dağı Millî Park alanının genişletilip genişletilmeyeceğine ilişkin yazılı soru önergesi" Bakanlığımızca incelenmiş olup, cevabî yazımız ilişikte gönderilmiştir.

Arz ederim.

M. Halit Dağlı

OrmanBakanı

İzmirMilletvekili Sayın Metin Öney'in 7/2163 Esas No.lu "Kaçkar Dağı Millî Park Alanının Genişletilip Genişletilmeyeceğine İlişkin Yazılı Soru Önergesi" Hakkında

Orman Bakanlığının Cevabı

1. Kaçkar Dağları 31.8.1994 tarihinde BakanlarKurulu Kararıyla "Millî Park" olarak ilan edilmiştir. Hali hazırda ilan edilen Millî Park içerisinde OrmanEkosistemi, Akarsu Ekosistemi, Periglasiyal Ekosistem ve Buzul Ekosisteminin en güzel ve orijinal örnekleri bulunmaktadır. Ayrıca Kaçkar Dağları 51 550 Ha. alanı ile de ülkemiz ölçeğinde büyük millî parklarımızdan birisidir. Bakanlığımızca; 1996 yılı içerisinde Kaçkar Dağları Millî Parkı ile Artvin İli sınırları dahilindeki Hatila Vadisi Millî Parkı'nın birleştirilerek ülkemizin en büyük millî parkını tesis etme çalışmaları başlatılmış ve bu çalışmalar çerçevesinde, bu iki Millî Park arasında kalan Altıparmak Dağlarının etüdleri yapılmıştır. Söz konusu alan yapılan ön etüd çalışmalarına göre yaklaşık 150 000 Ha. civarında olacaktır. Bu büyüklükteki alanın millî park olarak tefriki, tesisi ve planlanması doğaldır ki önemli miktarda finansmanı gerektirmektedir. Bu amaçla 1997 yılı içerisinde Avrupa Topluluğu'nun "Life" programına Kaçkar Dağları ile ilgili bir proje teklif edilmiştir. Halen bu projenin çalışmaları devam etmektedir.

2. 2873 sayılı Millî Parklar Kanununa göre ilan edilen millî parkların öncelikle "Koruma Planının (master plan)" hazırlanması ve yürürlüğe konulması gerekmektedir. Koruma planı hazırlanıncaya kadar ilgili millî parkı, ilan edildiği günkü haliyle muhafaza etmek yasal bir zorunluluktur. KaçkarDağları Millî Parkı ilan edildikten sonra ilgili bütün kamu ve özel kurum ve kuruluşlara Millî Park'ın koruma planı hazırlanıncaya kadar her türlü yapılaşmanın yasaklandığı, mevcut arazi kullanımının önceki koşullarda devam edeceği konularında emir yazılmıştır. Bu görev de öncelikle Bakanlığımız taşra birimlerine verilmiştir. Bakanlığımız taşra birimi halen bu görevi mevcut imkânlar ölçüsünde en iyi bir şekilde yerine getirmeye çalışmaktadır. Life Projesi çerçevesinde Kaçkar Dağları Millî Parkı'nın master plan çalışmalarına 1997 yılı içerisinde başlanacak ve en kısa sürede tamamlanacaktır.

3. Millî Park içerisindeki Ayder Yayla yerleşiminde bulunan Karayolları GenelMüdürlüğü'ne ait istasyon saha Millî Park ilanından önce tesis edilmiştir.

4. Millî Park içerisinde yeni açılmış herhangi bir yol bulunmamaktadır. Sadece mevcut bazı yolların niteliklerinin iyileştirilmesi yönünde bir çalışma söz konusudur. Bu durum yöre halkının ulaşım imkânlarının iyileştirilmesi amacını gütmekte olup, oldukça sınırlı bir çalışmayı kapsamıştır.

Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanun Tasarısına verilen oların sonucu :

Kanunlaşmıştır.

Üye Sayısı : 550

Kullanılan Oy : 249

Kabul Edenler : 186

Reddedenler : 61

Çekimser : -

Mükerrer Oylar : 2

Geçersiz Oy : -

Katılmayanlar : 302

AçıkÜyelik : 1

(Kabul Edenler)

ADANA

Yakup Budak

Sıtkı Cengil

İ.Cevher Cevheri

Veli Andaç Durak

İbrahim Ertan Yülek

ADIYAMAN

Mahmut Nedim Bilgiç

Ahmet Çelik

Ahmet Doğan

AFYON

Sait Açba

İsmet Attila

Osman Hazer

AĞRI

M. Sıddık Altay

Celal Esin

M. Ziyattin Tokar

AKSARAY

Mehmet Altınsoy

Murtaza Özkanlı

AMASYA

Ahmet İyimaya

Cemalettin Lafcı

ANKARA

Saffet Arıkan Bedük

Hasan Hüseyin Ceylan

Ömer Ekinci

Mehmet Gölhan

Ahmet Tekdal

Rıza Ulucak

Ersönmez Yarbay

ANTALYA

Arif Ahmet Denizolgun

Hayri Doğan

ARTVİN

Hasan Ekinci

AYDIN

Muhammet Polat

BALIKESİR

Ahmet Bilgiç

İsmail Özgün

BATMAN

Alaattin Sever Aydın

Musa Okçu

BAYBURT

Suat Pamukçu

BİLECİK

Bahattin Şeker

BİNGÖL

Hüsamettin Korkutata

BİTLİS

Zeki Ergezen

Abdulhaluk Mutlu

BOLU

Feti Görür

Necmi Hoşver

Mustafa Yünlüoğlu

BURDUR

Mustafa Çiloğlu

BURSA

MehmetAltan Karapaşaoğlu

Ali Osman Sönmez

Turhan Tayan

ÇANKIRI

İsmail Coşar

ÇORUM

Mehmet Aykaç

Zülfikar Gazi

Yasin Hatiboğlu

DENİZLİ

Mehmet Gözlükaya

Ramazan Yenidede

DİYARBAKIR

Ferit Bora

M. Salim Ensarioğlu

Sacit Günbey

Ömer Vehbi Hatipoğlu

Yakup Hatipoğlu

ELAZIĞ

Ömer Naimi Barım

Hasan Belhan

Ahmet Cemil Tunç

ERZİNCAN

Tevhit Karakaya

ERZURUM

Lütfü Esengün

Abdulilah Fırat

İsmail Köse

ÖmerÖzyılmaz

Aslan Polat

ESKİŞEHİR

Demir Berberoğlu

Hanifi Demirkol

GAZİANTEP

Nurettin Aktaş

Kahraman Emmioğlu

MehmetBedri İncetahtacı

GİRESUN

Turhan Alçelik

HAKKÂRİ

Mustafa Zeydan

HATAY

Süleyman Metin Kalkan

Mehmet Sılay

ISPARTA

Mustafa Köylü

İÇEL

Mehmet Emin Aydınbaş

Saffet Benli

İSTANBUL

Meral Akşener

Yıldırım Aktuna

Tayyar Altıkulaç

Azmi Ateş

Mustafa Baş

Mukadder Başeğmez

Gürcan Dağdaş

Süleyman Arif Emre

Ekrem Erdem

Mehmet Fuat Fırat

Metin Işık

İsmail Kahraman

Hüseyin Kansu

Ali Oğuz

Osman Yumakoğulları

Bahattin Yücel

Namık Kemal Zeybek

İZMİR

Işılay Saygın

Ufuk Söylemez

Sabri Tekir

İsmail Yılmaz

KAHRAMANMARAŞ

Hasan Dikici

Avni Doğan

AhmetDökülmez

Mustafa Kamalak

KARABÜK

Hayrettin Dilekcan

KARAMAN

Abdullah Özbey

Zeki Ünal

KARS

Sabri Güner

KASTAMONU

Fethi Acar

Haluk Yıldız

KAYSERİ

Memduh Büyükkılıç

Abdullah Gül

Nurettin Kaldırımcı

SabihKapusuz

KIRIKKALE

Kemal Albayrak

Hacı Filiz

Mikail Korkmaz

KIRŞEHİR

Ömer Demir

KİLİS

Mustafa Kemal Ateş

KOCAELİ

Necati Çelik

Şevket Kazan

Osman Pepe

KONYA

HüseyinArı

Veysel Candan

Necati Çetinkaya

Abdullah Gencer

Ali Günaydın

Teoman Rıza Güneri

Hasan HüseyinÖz

Lütfi Yalman

Mehmet Ali Yavuz

KÜTAHYA

Ahmet Derin

Metin Perli

MALATYA

Oğuzhan Asiltürk

Yaşar Canbay

Fikret Karabekmez

MANİSA

Rıza Akçalı

Bülent Arınç

Yahya Uslu

MARDİN

Fehim Adak

MUĞLA

İrfettin Akar

Enis Yalım Erez

MUŞ

Necmettin Dede

Nedim İlci

Sabahattin Yıldız

NEVŞEHİR

Mehmet Elkatmış

NİĞDE

Doğan Baran

Mehmet SalihKatırcıoğlu

Ergun Özkan

ORDU

Hüseyin Olgun Akın

Mustafa HasanÖz

RİZE

Şevki Yılmaz

SAKARYA

Nezir Aydın

Cevat Ayhan

Nevzat Ercan

Ertuğrul Eryılmaz

SAMSUN

Ahmet Demircan

Nafiz Kurt

Latif Öztek

Musa Uzunkaya

SİİRT

Mehmet Emin Aydın

SIVAS

Musa Demirci

TahsinIrmak

Temel Karamollaoğlu

Abdüllatif Şener

ŞANLIURFA

Necmettin Cevheri

İbrahim HalilÇelik

Zülfükâr İzol

Ahmet Karavar

Abdülkadir Öncel

M. Fevzi Şıhanlıoğlu

TOKAT

Abdullah Arslan

Ali Şevki Erek

Ahmet Fevzi İnceöz

Bekir Sobacı

TRABZON

Kemalettin Göktaş

Şeref Malkoç

İsmail İlhan Sungur

TUNCELİ

Kamer Genç

VAN

Maliki Ejder Arvas

Fethullah Erbaş

Şaban Şevli

YALOVA

Cevdet Aydın

YOZGAT

İlyas Arslan

Kazım Arslan

Abdullah Örnek

ZONGULDAK

Necmettin Aydın

Ömer Barutçu

(Reddedenler)

ANKARA

Yılmaz Ateş

M. Seyfi Oktay

Önder Sav

Aydın Tümen

Hikmet Uluğbay

ANTALYA

Metin Şahin

ARTVİN

Metin Arifağaoğlu

AYDIN

M.Fatih Atay

İsmet Sezgin

BALIKESİR

Safa Giray

Mustafa Güven Karahan

İ. Önder Kırlı

BOLU

Mustafa Karslıoğlu

BURDUR

Yusuf Ekinci

BURSA

Hayati Korkmaz

ESKİŞEHİR

Necati Albay

Mahmut Erdir

GAZİANTAP

Mustafa Yılmaz

HATAY

Ali Günay

Nihat Matkap

İÇEL

Oya Araslı

İSTANBUL

Ziya Aktaş

Mehmet Aydın

Nami Çağan

Bülent Ecevit

Osman Kılıç

Emin Kul

Mehmet Moğultay

H. Hüsamettin Özkan

Zekeriya Temizel

İZMİR

Ali Rıza Bodur

Sabri Ergül

Şükrü Sina Gürel

MetinÖney

Ahmet Piriştina

KAHRAMANMARAŞ

Esat Bütün

Ali Şahin

KARABÜK

Erol Karan

KARS

Çetin Bilgir

KASTAMONU

Murat Başesgioğlu

Hadi Dilekçi

KIRKLARELİ

Necdet Tekin

KOCAELİ

Halil Çalık

KONYA

Abdullah Turan Bilge

Nezir Büyükcengiz

KÜTAHYA

Emin Karaa

MALATYA

Miraç Akdoğan

AyhanFırat

MANİSA

Hasan Gülay

Cihan Yazar

MARDİN

Ömer Ertaş

MUĞLA

Zeki Çakıroğlu

SAKARYA

Teoman Akgür

SAMSUN

Ayhan Gürel

Yalçın Gürtan

SİNOP

Metin Bostancıoğlu

ŞANLIURFA

Eyyüp Cenap Gülpınar

TOKAT

Şahin Ulusoy

TRABZON

Hikmet Sami Türk

UŞAK

Yıldırım Aktürk

Mehmet YaşarÜnal

(Mükerrer Oylar)

KONYA

Nezir Büyükcengiz (Red)

MANİSA

Yahya Uslu (Kabul)

(Oya Katılmayanlar)

ADANA

Cevdet Akçalı

Uğur Aksöz

İmren Aykut

İbrahim YavuzBildik

M.Ali Bilici

Mehmet Büyükyılmaz

Erol Çevikçe

M.Halit Dağlı(B.)

Tuncay Karaytuğ

Orhan Kavuncu

Mustafa Küpeli

Arif Sezer

ADIYAMAN

MahmutBozkurt

CelalTopkan

AFYON

H. İbrahim Özsoy

Yaman Törüner

Kubilay Uygun

Nuri Yabuz

AĞRI

Cemil Erhan

YaşarEryılmaz

AKSARAY

Nevzat Köse

Sadi Somuncuoğlu

AMASYA

AslanAli Hatipoğlu

Haydar Oymak

ANKARA

İlhan Aküzüm

Nejat Arseven

Ahmet Bilge

Gökhan Çapoğlu

Cemil Çiçek

Ali Dinçer

MehmetEkici

Eşref Erdem

ÜnalErkan

Agah OktayGüner

HalisUluç Gürkan (Bşk. V.)

Şaban Karataş

İrfan Köksalan

Mehmet Sağdıç

Yücel Seçkiner (İd.A.)

İlker Tuncay

ANTALYA

Deniz Baykal

Osman Berberoğlu

Emre Gönensay

İbrahim Gürdal

BekirKumbul

Sami Küçükbaşkan

Yusuf Öztop

ARDAHAN

İsmet Atalay

SaffetKaya

ARTVİN

Süleyman Hatinoğlu

AYDIN

Cengiz Altınkaya

Ali Rıza Gönül

Nahit Menteşe

Sema Pişkinsüt

YükselYalova

BALIKESİR

Abdülbaki Ataç

Tamer Kamber

Hüsnü Sıvalıoğlo

İlyas Yılmazyıldız

BARTIN

Zeki Çakan

Köksal Toptan

Cafer Tufan Yazıcıoğlu

BATMAN

Ataullah Hamidi

Faris Özdemir

BAYBURT

Ülkü Güney

BİLECİK

Şerif Çim

BİNGÖL

Kazım Ataoğlu

Mahmut Sönmez

BİTLİS

Edip Safder Gaydalı

Kamran İnan

BOLU

Avni Akyol

Abbasİnceayan

BURDUR

Kazım Üstüner

BURSA

Yüksel Aksu

Ali Rahmi Beyreli

Abdülkadir Cenkçiler

Cavit Çağlar

İlhan Kesici

Cemal Külahlı

Feridun Pehlivan

Yahya Şimşek

Ertuğrul Yalçınbayır

İbrahim Yazıcı

ÇANAKKALE

Hikmet Aydın

Mustafa Cumhur Ersümer

AhmetKüçük

Nevfel Şahin

A. Hamdi Üçpınarlar

ÇANKIRI

Mete Bülgün

Ahmet Uyanık

ÇORUM

BekirAksoy(B.)

Hasan Çağlayan

Ali Haydar Şahin

DENİZLİ

M.Kemal Aykurt

Hilmi Develi

Adnan Keskin

Hasan Korkmazcan (Bşk. V.)

Haluk Müftüler

DİYARBAKIR

AbdülkadirAksu

Muzaffer Arslan

Seyyit Haşim Haşimi

Sebgetullah Seydaoğlu

Salih Sümer

EDİRNE

Ümran Akkan

Evren Bulut

Mustafa İlimen

Erdal Kesebir

ELAZIĞ

Mehmet Ağar

Cihan Paçacı

ERZİNCAN

Mustafa Kul

Naci Terzi

Mustafa Yıldız

ERZURUM

Zeki Ertugay

Necati Güllülü

Şinasi Yavuz

ESKİŞEHİR

Mustafa Balcılar

İbrahim Yaşar Dedelek

GAZİANTEP

Mehmet Batallı

HikmetÇetin

Ali Ilıksoy

Mustafa R. Taşar

Ünal Yaşar

GİRESUN

Burhan Kara

YavuzKöymen

Ergun Özdemir

Rasim Zaimoğlu

GÜMÜŞHANE

Lütfi Doğan

MahmutOltan Sungurlu

HAKKÂRİ

Naim Geylani

HATAY

Abdulkadir Akgöl

Fuat Çay

Levent Mıstıkoğlu

Atila Sav

Ali Uyar

Hüseyin Yayla

IĞDIR

Adil Aşırım

Şamil Ayrım

ISPARTA

Ömer Bilgin

A.Aykon Doğan

Erkan Mumcu

Halil Yıldız

İÇEL

Fevzi Arıcı

HalilCin

Ali Er

Abdülbaki Gökçel

Turhan Güven

D.Fikri Sağlar

Mustafa İstemihan Talay

Ayfer Yılmaz(B.)

Rüştü Kazım Yücelen

İSTANBUL

Bülent Akarcalı

Sedat Aloğlu

Ahat Andican

Refik Aras

AliCoşkun

Tansu Çiller (B.)

H. Hüsnü Doğan

Halit Dumankaya

Hasan Tekin Enerem

Algan Hacaloğlu

Cefi Jozef Kamhi

Ercan Karakaş

Yılmaz Karakoyunlu

M.Cavit Kavak

Ahmet Güryüz Ketenci

Hayri Kozakçıoğlu

MehmetTahir Köse

Göksal Küçükali

AydınMenderes

NecdetMenzir

Yusuf Namoğlu

Altan Öymen

KorkutÖzal

Ali Talip Özdemir

Yusuf Pamuk

Mehmet Cevdet Selvi

Mehmet Sevigen

Mehmet Ali Şahin

Ahmet Tan

Güneş Taner

Bülent Tanla

Erdoğan Toprak

Ali Topuz

Şadan Tuzcu

Bahri Zengin

İZMİR

Veli Aksoy

Turhan Arınç

Işın Çelebi

Hasan Denizkurdu

İ.Kaya Erdem

Aydın Güven Gürkan

Gencay Gürün

Birgen Keleş

Mehmet Köstepen

Atilla Mutman

Rüşdü Saracoğlu

Rıfat Serdaroğlu

Süha Tanık

Hakan Tartan

Zerrin Yeniceli

KAHRAMANMARAŞ

Ali Doğan

MehmetSağlam (B.)

KARABÜK

Şinasi Altıner

KARAMAN

Fikret Ünlü

KARS

Y. Selahattin Beyribey

Zeki Karabayır

KASTAMONU

Nurhan Tekinel

KAYSERİ

İsmail Cem

Osman Çilsal

Ayvaz Gökdemir

Recep Kırış

İbrahim Yılmaz

KIRIKKALE

Recep Mızrak

KIRKLARELİ

İrfan Gürpınar

A. Sezal Özbek

Cemal Özbilen

KIRŞEHİR

Cafer Güneş

KİLİS

Doğan Güreş

KOCAELİ

Bülent Atasayan

İsmail Kalkandelen

Onur Kumbaracıbaşı

Hayrettin Uzun

BekirYurdagül

KONYA

Ahmet Alkan

Remzi Çetin

Necmettin Erbakan (Başbakan)

Mehmet Keçeciler

Mustafa Ünaldı

KÜTAHYA

Mustafa Kalemli (Başkan)

İsmail Karakuyu

Mehmet Korkmaz

MALATYA

Metin Emiroğlu

M. Recai Kutan(B.)

MANİSA

Abdullah Akarsu

TevfikDiker

Ayseli Göksoy

Sümer Oral

Ekrem Pakdemirli

Erdoğan Yetenç

MARDİN

Muzaffer Arıkan

Süleyman Çelebi

Mahmut Duyan

Hüseyin Yıldız

MUĞLA

Muğla Lale Aytaman

Mustafa Dedeoğlu

Fikret Uzunhasan

MUŞ

Erkan Kemaloğlu

NEVŞEHİR

AbdülkadirBaş

EsatKıratlıoğlu

NİĞDE

Akın Gönen

ORDU

İhsan Çabuk

Mustafa Bahri Kibar

Müjdat Koç

Nabi Poyraz

Refaiddin Şahin

Şükrü Yürür

RİZE

Avni Kabaoğlu

Ahmet Kabil

Ahmet Mesut Yılmaz

SAKARYA

Ahmet Neidim

Ersin Taranoğlu

SAMSUN

Cemal Alişan

İrfan Demiralp

Murat Karayalçın

Biltekin Özdemir

Adem Yıldız

SİİRT

AhmetNurettin Aydın

Nizamettin Sevgili

SİNOP

Kadir Bozkurt

Yaşar Topçu

SIVAS

MahmutIşık

Nevzat Yanmaz

Muhsin Yazıcıoğlu

ŞANLIURFA

Sedat Edip Bucak

Seyit Eyyüpoğlu

ŞIRNAK

Bayar Ökten

MehmetTatar

Mehmet Salih Yıldırım

TEKİRDAĞ

Fevzi Aytekin

Bayram Fırat Dayanıklı

Nihan İlgün

Hasan Peker

Enis Sülün

TOKAT

Hanefi Çelik

Metin Gürdere

TRABZON

Eyüp Aşık

Yusuf Bahadır

Ali Kemal Başaran

İbrahimÇebi

TUNCELİ

Orhan Veli Yıldırım

UŞAK

Hasan Karakaya

VAN

Mustafa Bayram

Şerif Bedirhanoğlu

Mahmut Yılbaş

YALOVA

YaşarOkuyan

YOZGAT

Yusuf Bacanlı

Lütfullah Kayalar

İsmail Durak Ünlü

ZONGULDAK

Veysel Atasoy

Tahsin Boray Baycık

Hasan Gemici

Osman Mümtaz Soysal

(Açık Üyelik)

KIRŞEHİR

TUTANAĞIN SONU
Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.