I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1. - Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın, Çanakkale Zaferinin 82 nci yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşması
2. - Amasya Milletvekili Cemalettin Lafçı'nın, Çanakkale Zaferinin 82 nci yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşması
3. - Ankara Milletvekili Agah Oktay Güner'in, Çanakkale Zaferinin 82 nci yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşması
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. - İtalya ve Fransa'ya gidecek olan Orman Bakanı M. Halit Dağlı'ya, dönüşüne kadar, Sanayi ve Ticaret Yalım Erez'in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/715)
2. - Finlandiya'ya gidecek olan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller'e, dönüşüne kadar, Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/716)
3. - Kazakistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Işılay Saygın'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/717)
4. - Burdur Milletvekili Kâzım Üstüner'in, (6/428) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/148)
5. - Turizm Bakanı Bahattin Yücel'in İsrail ve Filistin'e yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/718)
6. - Konya Milletvekili Ahmet Alkan'ın, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun Teklifinin (2/124) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/149)
7. - Nevşehir Milletvekili Abdulkadir Baş'ın, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında 2809 Sayılı Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/281) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/150)
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. - Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu ve 28 arkadaşının, Boğazlar ve Marmara Denizinde uluslararası seyir yapan gemilerin oluşturduğu tehlikelerin araştırılarak, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/175)
2. - Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin ve 22 arkadaşının, Çernobil kazasının yurdumuzda meydana getirdiği etkilerin araştırılarak, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/176)
IV. - ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. - 192 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin gündemdeki yerine ilişkin Danışma Kurulu Önerisi
B) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. - Genel Kurulun 19.3.1997 Çarşamba ve 20.3.1997 Perşembe günlerindeki çalışma süresine ilişkin RP ve DYP gruplarının müşterek önerisi
V. - GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) GÖRÜŞMELER
1. - Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 15 arkadaşının, İstanbul Kadıköy'de 1 Mayıs günü meydana gelen olaylarda gerekli tedbirlerin alınmadığı iddialarını araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve (10/67) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu (S. Sayısı : 179)
2. - Zonguldak Milletvekili Necmettin Aydın ve 16 arkadaşı ile Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici ve 9 arkadaşının, taşkömürü üretimindeki sorunların çözüm yollarının tespiti ile Türkiye Taşkömürü Kurumunun içinde bulunduğu durumun araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve (10/13, 53) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu (S. Sayısı : 180)
VI. - SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. - İstanbul Milletvekili M. Cevdet Selvi'nin, İstanbul Milletvekili Ali Oğuz'un şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VII. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. - Denizli Milletvekili Adnan Keskin'in, Elazığ-Kovancılar'da bulunan bir fabrikanın Etibank tarafından satın alınıp alınmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı H. Ufuk Söylemez'in yazılı cevabı (7/1912)
2. - İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar'ın, Anadolu Liseleri seçme ve yerleştirme kılavuzuna ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam'ın yazılı cevabı (7/2056)
3. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Bursa Doğalgaz Dağıtım Şebekesi Projesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan'ın yazılı cevabı (7/2068)
4. - Manisa Milletvekili Tevfik Diker'in, SSK sınavına katılan bir kişiye ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı cevabı (7/2078)
5. - Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık'ın, kamuda çalışan avukatların ücretlerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Abdüllatif Şener'in yazılı cevabı (7/2087)
6. - Hatay Milletvekili Fuat Çay'ın, "Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" eylemi hakkındaki beyanına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın yazılı cevabı (7/2092)
7. - Antalya Milletvekili İbrahim Gürdal'ın, uyuşturucu madde kaçakçılığına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/2095)
8. - İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, Jandarma ve Olağanüstü Hal Bölgesinde meydana gelen faili meçhul cinayetlere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/2101)
9. - Hatay Milletvekili Fuat Çay'ın, Oral Çelik'in askerliğini 4 ay yapacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Burhan Tayan'ın yazılı cevabı (7/2107)
10. - Erzincan Milletvekili Mustafa Yıldız'ın, SSKGenel Müdürünün bazı yargıçlara verdiği iftar yemeğine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı cevabı (7/2119)
11. - Burdur Milletvekili Yusuf Ekinci'nin, Burdur BAĞ-KUR İl Müdürlüğünün bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı cevabı (7/2158)
12. - Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, OYAK'ın üyelerine yaptırmak istediği konutlarla ilgili birim fiyatına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın yazılı cevabı (7/2215)
13. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın,
SSK'nın Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hastanesine olan borcuna ilişkin sorusu ve Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik'in yazılı
cevabı (7/2231)
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak dört oturum yaptı.
Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin, gazilerimizin ekonomik durumunun düzeltilmesine;
Bolu Milletvekili Mustafa Karslıoğlu, 14 Mart Tıp Bayramı ve ülkemizin sağlık sorunlarına;
Hatay Milletvekili Mehmet Sılay, Ahıska Türklerinin son durumuna;
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
13.3.1997 tarihli "Gelen Kâğıtlar" da yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan (10/67) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 179 sıra sayılı İstanbul Kadıköy'de 1 Mayıs günü meydana gelen olaylar konusundaki raporunun gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alması ve görüşmelerinin Genel Kurulun 18.3.1997 Salı günkü birleşiminde yapılmasına;
13.3.1997 tarihli "Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan (10/13, 53) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 180 sıra sayılı taşkömürü üretimindeki sorunlar konusundaki raporunun gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 2 nci sırasında yer alması, görüşmelerinin Genel Kurulun 18.3.1997 Salı günkü birleşiminde yapılması ve görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına;
İlişkin Danışma Kurulu önerileri kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının;
1 inci sırasında bulunan 23 S. Sayılı kanun tasarısının görüşülmesi, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından ertelendi.
Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısının (1/569) (S. Sayısı : 209) görüşmelerine devam edilerek 4 üncü ve 5 inci maddeleri kabul edildi, 6 ncı maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.
1 Mayıs olayları ve taşkömürü konularındaki Meclis araştırması komisyonları raporlarıyla diğer denetim konularını görüşmek için 18 Mart 1997 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 19.06'da son verildi.
1. - Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin; Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/730) (İçişleri ve Anayasa komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.3.1997)
2. - Sıvas Milletvekili Mahmut Işık'ın; Kurtlapa Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/731) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.3.1997)
3. - Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi (2/732) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.3.1997)
1. - Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük'ün; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 30 uncu Maddesinin Dördüncü Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/318) (S. Sayısı : 252) (Dağıtma tarihi : 14.3.1997) (GÜNDEME)
1. - Kahramanmaraş Milletvekili Ali Doğan'ın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da görev yapan polislere ödenen operasyon tazminatına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2290) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
2. - Tokat Milletvekili Hanefi Çelik'in, İlköğretim
Müfettişlerinin özlük haklarına ilişkin
Millî Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2291) (Başkanlığa geliş
tarihi : 10.3.1997)
1. - Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in, kanunların Anayasaya uygun hale getirilmesi için yapılan çalışmalara ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/470) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
2. - Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan'a bağlı bazı beldelerin sağlık ocağı ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/471) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
3. - Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan'a Sol Sahil Sulama Kanalının yenilenme projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/472) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
1. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Bursa - Kapalıçarşı Piriçhanı'nın restorasyonuna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2190) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
2. - Bursa Milletvekili Ali Rahmi Beyreli'nin, otomobillerde LPG dönüşüm projesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2292) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
3. - Bursa Milletvekili Ali Rahmi Beyreli'nin, MKEGenel Müdürünün görevden alınmasının nedenine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2293) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
4. - Sinop Milletvekili Metin Bostancıoğlu'nun, Sinop Yalı Köyünde heyelandan zarar gören vatandaşlar için yaptırılacak afet konutlarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2294) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
5. - Sinop Milletvekili Metin Bostancıoğlu'nun, Sinop'a bağlı bazı yerleşim birimlerinin balıkçı barınağı ihtiyacına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2295) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
6. - Sinop Milletvekili Metin Bostancıoğlu'nun, Sinop'a - Ayancık -Avdullu ve Babaköy'de heyelandan zarar gören vatandaşların afet konutu ihtiyacına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2296) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
7. - Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş'in, Keçiören Belediye Başkanının yasadışı uygulamalar yaptığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2297) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
8. - Antalya Milletvekili Yusuf Öztop'un, Antalya Cam Pramit Kongre Merkezi projesine ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2298) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
9. - Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Kalkınma Bankasınca Doğu Halk Holding Mermer Fabrikası için açılan kredilere uygulanan faiz oranına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2299) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
10. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Bursa İlinin kültürel ve tarihî zenginliğinin korunmasına ve tanıtılmasına ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/2300) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
11. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşu ve İsa'nın doğuşunu kutlamak için çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2301) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
12. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, İznik Gölü ve çevresini kirleten faktörlere karşı alınacak tedbirlere ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi (7/2302) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
13. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Bursa'ya bağlı bazı ilçelerin Devlet hastanesi projelerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2303) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
1. - Bursa Milletvekili Ali Rahmi Beyreli'nin, Tarım Kredi Kooperatiflerince belirlenen girdi fiyatlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2050)
2. - Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş'in, İran'ın Ankara Büyükelçisi'ne ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2051)
3. - Kütahya Milletvekili Emin Karaa'nın, Almanya'daki Türk vatandaşlarının dini nikâh kıymaya zorlandıkları iddiasına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2055)
4. - İçel Milletvekili D. Fikri Sağlar'ın, Ankara toptancı halinin Belediye hizmet alanına dönüştürüleceği iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2057)
5. - Bursa Milletvekili Yahya Şimşek'in, Sincan Belediyesince düzenlenen Kudüs gecesine ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2058)
6. - İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen'in, Sincan Belediye Başkanının düzenlediği Kudüs gecesinde İran Büyükelçisinin yaptığı konuşmaya ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2059)
7. - İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, bir uyuşturucu kaçakçısının Başbakanlık Özel Kalemi ile telefon konuşması yaptığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2060)
8. - İzmir Milletvekili Birgen Keleş'in, İran Büyükelçisinin, Sincan Belediyesince düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmaya ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2065)
9. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Bursa Uludağ Üniversitesinin 1997'de bitecek olan projelerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2066)
10. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Bursa - Gürsu Ağaköy, Bursa - Gemlik Salamura Zeytin tesisi projelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2067)
11. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın,
bazı projelerin gerçekleşme oranına
ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2077)
1. - 17.7.1964 Tarihli, 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2.9.1971 Tarihli, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile 17.10.1983 Tarihli, 2926 Sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Göre Tahakkuk Eden Prim ve Diğer Alacakların Tahsilatının Hızlandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/573) (S. Sayısı : 250) (Dağıtma tarihi : 18.3.1997) (GÜNDEME)
2. - Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 49 Arkadaşının, Refah Partisinin Süleyman Mercümek ile Bağlantılarının ve Maddî İlişkilerinin Araştırılarak İddia Edilen Hukuk Dışı Malî Kaynaklarının Tespiti Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergesi ve (10/63) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S. Sayısı : 195) (Dağıtma tarihi : 18.3.1997) (GÜNDEME)
1. - Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin'in, Malkoçlar Gümrük Kapısının yeniden hizmete açılıp açılmayacağına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/473) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.3.1997)
2. - Erzincan Milletvekili Mustafa Kul'un, Erzincan -Merkez -Sütpınar Köyünün sulama kanalı ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/474) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.3.1997)
3. - Bursa Milletvekili Feridun Pehlivan'ın, zeytin üreticisinin kredi borçlarının ertelenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/475) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.3.1997)
1. - Bursa Milletvekili Yüksel Aksu'nun, Türk Telekom tarafından yapılan bir ihaleyi kazanan firmalara ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2304) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.3.1997)
2. - İstanbul Milletvekili Mehmet Tahir Köse'nin, "Yeşilvadi Baraj Projesi"ne ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2305) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.3.1997)
3. - Kars Milletvekili Y. Selahattin Beyribey'in, Sağlık müdürleri, başhekimler ve il başkanları ile gizli bir toplantı yapıldığı iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2306) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.3.1997)
4. - Niğde Milletvekili Akın Gönen'in, Karayolları Trafik Kanununun uygulanmasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2307) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.3.1997)
5. - Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner'in, MGKkararlarının uygulanmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2308) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.3.1997)
6. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Bursa Çelik Palas Oteli'nin özelleştirilmesine ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2309) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.3.1997)
1. - Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu ve 28 arkadaşının, Boğazlar ve Marmara Denizinde uluslararası seyir yapan gemilerin oluşturduğu tehlikelerin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/175) (Başkanlığa geliş tarihi : 13.3.1997)
2. - Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin ve 22 arkadaşının, Çernobil kazasının yurdumuzda meydana getirdiği etkilerin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/176)(Başkanlığa geliş tarihi : 14.3.1997)
BİRİNCİ OTURUM
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 69 uncu Birleşimini açıyorum.
Görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
Sayın milletvekilleri, bugün, Çanakkale Destanının yıldönümü; bu nedenle, gündemdışı konuşmaları, bu konu üzerinde söz talebinde bulunan arkadaşlarımıza verdik; ancak, Sayın Ömer Özyılmaz'ın talebini, başvurusu dördüncü sırada olduğu için karşılayamadım; kendisinden özür diliyorum.
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1. - Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı'nın, Çanakkale Zaferinin 82 nci yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Gündemdışı ilk söz, Çanakkale Savaşlarının yıldönümü konusunda Tekirdağ Milletvekili Sayın Bayram Fırat Dayanıklı'nın.
Buyurun Sayın Bayram Fırat Dayanıklı. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Dayanıklı, söz süreniz 5 dakikadır.
BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çanakkale Zaferinin 82 nci yıldönümü nedeniyle gündemdışı konuşma yapmak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi, saygıyla selamlarım.
Çanakkale Savaşları, Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından çok önemli bir yere sahiptir; çünkü, çağdaş, demokratik, laik, hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna giden yolda önemli bir aşamadır. Bağımsızlık ve egemenlik mücadelesinin temelleri Çanakkale Zaferiyle atılmıştır.
19 uncu Yüzyılın sonlarında ve 20 nci Yüzyılın başlarında politik gelişmelerini tamamlayan Avrupa devletleri arasında tırmanan rekabet, yayılmacı arayışlara dönüşmüştü. Avrupalı devletler büyük bir hammadde krizine girdiklerinden, yeni pazarlara ve hammadde kaynaklarına sahip olmak için emperyalist politikalar izlemeye başlamışlardı. Bu politikalar sonucunda Birinci Dünya Savaşı patladı ve insanlık, tarihin görmediği, yaşamadığı açılarla tanıştı.
Giderek zayıflamakta olan Osmanlı İmparatorluğunun elinde bulunan Ortadoğu Bölgesinin zengin petrol kaynakları Avrupa devletlerinin dikkatini çekmekteydi. Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşına girmesiyle birlikte, ittifak kuvvetleri, Osmanlı Devletine karşı şiddetli bir saldırıya geçti.
Birinci Dünya Savaşında açılan cepheler içinde, kuşkusuz, Çanakkale, en önemli yeri teşkil etmektedir. Başlangıçta, Çanakkale'nin kısa zamanda ele geçirileceğini düşünen ittifak kuvvetleri, zaman ilerledikçe, hiç ummadık bir savunmayla karşılaştılar. Kahraman Türk askerinin bütün yoksulluk ve yoksunluklara rağmen cansiparane şekilde savaşması ve Mustafa Kemal'in dehası, ittifak devletlerinin hiç ummadıkları bir bozguna uğramasına sebep oldu; ruh, maddeyi; toprak tabyalar, çelik kaleleri yendi; Çanakkale geçilemedi.
Sayın milletvekilleri, 18 Mart 1915'te düşmanın püskürtülmesiyle sonlanan Çanakkale Savaşlarının sonuçları, hem kendi tarihimiz hem de dünya tarihi açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. Boğazlardan yardım alamayan Çarlık Rusya, iç çelişkilerine yenik düşmüş ve tarihe karışmıştır. Böylelikle, Bolşevik devrimi başarılı olmuş, tarihin akışı değişmiştir.
Çanakkale Zaferinin diğer önemli bir sonucu ise, diğer sömürge durumundaki ülkelere örnek olması ve onların da bağımsızlık mücadelesine girişmelerine yol açmasıdır. Emperyalizme karşı girişilen bağımsızlık ve özgürlük savaşımlarında, Çanakkale Zaferi, örnek oluşturan, cesaret verici bir emsal olarak kabul edilmiştir.
Çanakkale Savaşları, Kurtuluş Savaşının başlangıcına neden olmasından dolayıdır ki, Türk tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Tüm yoksulluk ve yoksunluklara karşı "Çanakkale geçilmez" sözünün gerçeğe dönüşmesi, Türk Milletinin Kurtuluş Savaşına kalkışmasında önemli bir işlev görmüştür. Çanakkale'de bozguna uğrayan ittifak devletleri, Kurtuluş Savaşına direkt olarak müdahale edememişlerdir. Çanakkale Zaferi, Lozan'da pazarlık gücümüzü artırmıştır. Ayrıca, Gazi Mustafa Kemal, Çanakkale Zaferinden aldığı güçle, millî mücadelenin başına geçerek, ulusu etrafından toplamıştır.
Sayın milletvekilleri, tarihsel gidişe böylesine ağırlığını koyan Çanakkale Savaşlarının başlangıcında, ittifak devletlerinin niyeti, Anadolu topraklarını ele geçirmekti, Anadolu topraklarını sömürgeleştirmekti. Bugün, içinde yaşadığımız dönemde, Türkiye'de, yine bazı güçler, birtakım hayaller peşinde olsalar dahi, hiçbir güç, Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet var olmasını engelleyemeyecektir. (DSP sıralarından alkışlar) Çünkü, Türkiye Cumhuriyetinin üniter devlet olma şeklindeki tarihî tercihi ve ulusal anlaşmamız; Türkiye'nin her köşesinden, her yaşta, her cinste, her kökenden insanımızla kazanılan İstiklal Savaşımız sırasında olmuştur.
Etnik köken ve mezhep ayrılıklarını ön plana çıkaranlar, din duygularını sömürenler, ülke içerisinde karmaşayı hedefleyenler, bu hedeflerine ulaşamayacaklardır; çünkü, Büyük Türk Ulusu, en zor şartlarda dahi, kendine yönelik içten ve dıştan gelen saldırılara göğüs germiş, Atatürk'ün etrafında birleşmiştir. İşte, bu yüzden, Atatürk ilke ve devrimleri, ulusumuzun güvencesi ve garantisidir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Dayanıklı, lütfen, 1 dakika içerisinde toparlayınız.
BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Devamla) - Sayın milletvekilleri, kim ki, Atatürk ilke ve devrimlerini yok etmeye, laik düzeni yıkmaya çalışırsa, karşısında Yüce Türk Milletini bulacaktır. Atatürk ilke ve devrimleri üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyetini hedef alanlar, kim olurlarsa olsunlar, bu hedeflerine ulaşamayacaklar ve sonları hazin olacaktır.
Çanakkale Zaferinin kazanılmasında canlarını hiçe sayarak vatan uğruna şehit olanları, bugün, rahmetle anıyoruz.
Teşekkür eder, saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Fırat Dayanıklı.
2. - Amasya Milletvekili Cemalettin Lafçı'nın, Çanakkale Zaferinin 82 nci yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Gündemdışı ikinci söz, aynı konuda, Amasya Milletvekili Sayın Cemalettin Lafçı'nın.
Buyurun Sayın Lafçı. (RP sıralarından alkışlar)
Sayın Lafçı, süreniz 5 dakikadır.
CEMALETTİN LAFÇI (Amasya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şanlı tarihimizde büyük bir yeri olan Çanakkale Zaferinin 82 nci yıldönümü münasebetiyle söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şanlı tarihimiz, zaferlerle süslü bir maziye sahiptir. Ecdadımız, milletimizin sesini dünyaya duyurmuş, ta Kafkaslardan Tuna'ya kadar, her geçtiği yerde muazzam gücünü konuşturmuş ve bunu devam ettirmiştir.
Mehmet Akif'in "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda/ Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda" mısralarıyla dile getirdiği, her köşesi ve bucağı şehit kanlarıyla yoğrulu bu cennet vatan, düşman ayaklarıyla kirletilmiş olduğu, tehlikeli devirleri yaşadığı zamanlarda, ölürsem şehit, kalırsam gazi inancı ve ruh aksiyonu içerisinde bulunan ecdadımız; din, vatan ve hürriyet uğruna yapmış olduğu mücadelede yılmadan, usanmadan; her şeye ve her tehlikeye göğüs gererek savaşmış ve vatan uğrunda, hürriyet ve istiklal bayrağını dalgalandırarak şehit düşmüş ve ölmezliğe ermiştir.
Değerli milletvekilleri, bu millet öyle büyük kahramanlar yetiştirmiştir ki... Mesela, bunlardan birisi; Anadolu'yu bize vatan yapan Alparslan, 26 Ağustos 1071 tarihinde, ordusuyla birlikte cuma namazını kılıp, tarihe geçen şu veciz konuşmasını yapmıştır: "Askerler, sizin gibi kahraman bir askerin hükümdarı bulunduğumdan dolayı büyük bir sevinç duymaktayım. İlk hükümdarlığım zamanında, memleketin her tarafını kaplayan ihtilal bulutlarını, yıldırımlar saçan oklarınız sayesinde ortadan kaldırarak vatanı kurtardınız. Bugün de, bütün İslam âlemi, düşmana karşı kendilerini korumanızı ve kurtarmanızı bekliyor. O halde, hem vatanımızı korumak hem de Ulu Allah'ın büyük adını yüceltmek gibi iki kutsal vazifeyi birden yapmış olacaksınız." Ta bidayetten beri, bizim askerimiz, bu ruhu ve bu gayeyi her şeyin üzerinde tutarak destanlar yazmış ve ebediyete kadar da yazmaya devam edecektir. Bu destanı yazan yüce bir millet; cesur, kahraman ve fedakâr bir ordu, dinine, devletine ve vatanına bağlı insanlar, hürriyet ve istiklale aşık bir toplum; işte, bu, Müslüman Türk Milletidir. Tarihte kazandığımız birçok zaferde olduğu gibi, Çanakkale Zaferini de milletimizin şanlı tarihine yazdıran kahraman Mehmetçiğimizdir.
Değerli milletvekilleri "Mehmetçik" deyince, Mehmetçiğin o mümtaz vasıflarından birkaç cümle de olsa bahsetmeden geçemeyeceğim. Mehmetçik, Müslüman Türk evladının askerde aldığı mütevazı unvanıdır; Mehmetçik, mücessem Türk Bayrağıdır; Mehmetçik, asırlarca İslamın şan ve şerefini omuzlarında taşımış ve taşıyacak olan şehadet zümresidir; Mehmetçik, Çanakkale'de milletimizin namus şanını kanı ile ilâ eden mansur Allah ordusudur; Mehmetçik, gittiği her yere sükûn, nizam ve intizamı da beraber götürendir; Mehmetçik, inayeti Hak'la İstiklal Savaşında düşmanı harîmi ismetinde boğan Anadolu'nun aziz yavrusudur; Mehmetçik, kanlı gömleğiyle, yarın huzuru ilahide mazharı iltifat olacak zümrei mağfuredir; Mehmetçik, İslamın nurunu iman savleti ile geçmişe ve geleceğe nakşeden Allah ordusudur.
Değerli milletvekilleri, şu anda zaferinin yıldönümünü idrak etmekte olduğumuz Çanakkale Savaşı esnasında, milletimiz, acılı günler yaşıyordu, gencecik evlatları vatan toprağına sapır sapır dökülüyordu; toprak, onların aziz kanlarıyla sulanıyordu. Bu kanlı muharebeleri bizzat yönetmiş olan Gazi Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın'a duygularını şöyle anlatıyordu: "Biz, ferdî kahramanlık sahneleri ile meşgul olmuyoruz; yalnız, size, bomba sırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim..."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Lafçı, lütfen; 1 dakika içerisinde konuşmanızı toparlayınız.
CEMALETTİN LAFÇI (Devamla) - "...karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre; yani, ölüm muhakkak. Birinci siperlerin hiçbiri, kurtulmamacasına kâmilen düşüyor, içindekiler onların üzerine gidiyor; fakat, ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkül biliyor musunuz; öleni görüyor, 3 dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur göstermiyor, sarsılmak yok; okuma bilenler, ellerinde Kur'an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar; bilmeyenler, kelimei şahadet getirerek yürüyorlar. İşte bu, askerimizdeki ruh kuvvetini gösteren, şayanı hayret, tebrik edilecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Zaferlerini kazandıran, bu yüksek ruhtur."
Değerli milletvekilleri, bütün bunlara rağmen, tarihini bırakıp efsaneler arayanlara; kalplerinde, kahramanlık ve iman duygusunun yerine, korkaklık ve fitne taşıyanlara; yıkıcı kültür emperyalizminin şehvet ve miskinliğe götüren zehirleyici rüzgârına kapılarak, kendinden uzaklaşıp içimize karışmış...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Lafçı, biliyorsunuz benim tutumumu...
Lütfen; Genel Kurulu selamlayalım.
CEMALETTİN LAFÇI (Devamla) - Aziz şehitlerimizi rahmetle anarken, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Lafçı.
3. - Ankara Milletvekili Ağâh Oktay Güner'in, Çanakkale Zaferinin 82 nci yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Çanakkale şehitlerini anma gününün 82 nci yıldönümü hakkında gündemdışı üçüncü konuşma, Ankara Milletvekili Sayın Agâh Oktay Güner'in.
Buyurun Sayın Güner. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Güner, süreniz 5 dakikadır.
AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri; bu eşsiz, bu muhteşem zaferi, benden önce kutlayan arkadaşlarımla aynı gönül ve şuur birliği içerisinde idrak ediyor, bu vesileyle, bu zaferi bize hediye edenlerin hepsini rahmetle yâd ederek sözlerime başlıyorum.
Türk Milletinin büyüklüğü, yüce kubbeye yükselen, âdeta sınırsız bir ihtişam görüntüsündedir. Bu muhteşem görüntünün, hiç şüphesiz ki, zirvelerinden birisi, Çanakkale Muharebeleri ve Çanakkale Zaferidir.
Değerli arkadaşlarım, 253 bin vatan evladının toprağa verilmesiyle bedeli ödenen ve bize, bir imparatorluğu kaybettirirken, eşsiz bir zaferin gururunu tattıran bu muhteşem muharebeleri, bugün, çok ciddî bir şuurla görmek zorundayız.
İngiltere'nin sanayileşmesi ve dünya pamuk pazarlarını eline geçirmesi, sanayileşme yoluna İngiltere'den sonra giren Almanya'yı, hızla, dünya pamuk pazarlarına itti. Alman Genelkurmayının hazırladığı ve Alman devlet adamlarının dikkatle takip ettiği 5-B planı, bugün, Muhterem Heyetinizin değerli üyelerinin çok ciddî bir biçimde gündemlerine getirilmesi icap eden tarihî belge ve ufuklardan birisidir.
Almanlar, Berlin, Belgrad, Bosfor ve Bombay'ı hedef almışlardı. Bu emellerine ulaşabilmek için, bir cihan harbini de göze aldılar. İngiltere, Fransa ve Rusya ittifak kurmuş, bunun karşısında, Almanya ve Avusturya müşterek hareket kararı almıştı. Devletin temel siyaseti -özellikle Sultan Abdülhamit döneminde- bir cihan harbinde kesinlikle tarafsız kalmak, harbe girmemek ve devletin yaralarını sarmaktı. Ne yazık ki, İttihat ve Terakki yönetimi, kof ihtiraslar uğruna, Enver Beyin ısrarı, ona uyan Talat Beyin ve Cemal Beyin gayretiyle, bu triumvira, memleketin padişahına, hükümdarına, sadrazamına, mevcut parlamentosuna haber vermeden harp kararı aldılar. Harbin temeli, Almanya'nın bir yıldırım savaşla Fransa'yı çökertmesi, sonra, dönüp Rusya'ya vurmasıydı; ama, ne yazık ki, Almanlar, Marne Meydan Muharebesinde 300 bin ölü verip, oraya çakılıp kalınca, harbin kaderi kendiliğinden değişti.
Kendisini ziyaret eden Enver Beye, Sultan Abdülhamit, sürgünde bulunduğu zamanda "çıkacak bir dünya savaşını, dünya denizlerine hâkim olan kazanacaktır, planınızı buna göre yapınız" demişti. Onlar, aksine, kara devletleriyle birlikte savaşa girdiler ve savaş, bizim için, yetkisiz, ehliyetsiz, sorumsuz bir siyasî iktidarın elinde, otuz senede yetiştirilmiş, çok ciddî eğitim reformlarıyla Batı dillerinden birisini, doğu dillerinden Arapça ve Farsça'yı mükemmel öğrenmiş aydın kadroların Çanakkale'ye, Galiçya'ya, Sarıkamış'a, Sina Çöllerine gömülmesi gibi acı bir netice verdi.
Değerli arkadaşlarım, Çanakkale Savaşında, biraz önce ifade edildiği gibi, bütün zaferlerimizin ve milletimizin büyüklük kubbesinin eşsiz sütunu Mehmetçiğin şahsiyeti, tarihe unutulmaz bir biçimde tescil edilmiştir. Dünya askerî tarihinde, dünyadaki savaşların hiçbirisinde, bir kumandanın "cephanemiz bitti" diyen askerlerine "cephaneniz bittiyse süngünüz var" dediği ve sonra, arkasından "ben, size, taarruz etmenizi değil, ölmenizi emrediyorum" dediği görülmemiştir. İşte, bu Yüce Meclisin üzerinde durması gereken hakikat budur. Bu, nasıl bir insandır; bu, ne muhteşem bir şahsiyet sağlamlığıdır ki, kendisine "taarruz etmenizi değil, ölmenizi emrediyorum" diyen kumandanına sonuna kadar bağlı kalmıştır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Güner, 1 dakika içinde lütfen; toparlayınız.
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) - Zannediyorum, bugün, Türkiye'yi yöneten bütün kadroların, Türkiye'nin yönetilmesine talip olan kadroların, bu eğitimdeki büyük sırrı ve o insanların kültür yapılarını, iman yapılarını, ebedî hayat anlayışlarını, bağlı oldukları manevî değerleri, çok ciddî bir biçimde düşünmesi lazımdır. Aziz arkadaşlarım, bunu hep birlikte düşünmeye mecburuz. Bugün, bu ülkenin hapishaneleri, artık, insan alamıyor; bugün, bu ülkenin kahveleri, okul sayısının 5 katına çıkmış; bugün, bu ülkenin diplomalılarından 100 kişiden 32'si işsiz; bugün, bu ülkenin çalışabilecek nüfusunun yüzde 20'si sahipsiz!.. O zaman, çok ciddî bir biçimde, bu toprağı vatan yapanların, haysiyetiyle bu yolda can verenlerin huzurunda, içimiz yanarak, yüzümüz kızararak "biz nerede hata yapıyoruz" diye sormamız gerektiğine inanıyorum...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) - Çanakkale Zaferi, Türk Milletine, Mustafa Kemal'i ve arkadaşlarını hediye etti. Bu zaferin temelinde, Vehib Paşanın, Esad Paşanın ve bütün müstesna kumandanların büyük hakkı var. Hepsini, rahmetle, minnetle yâd ediyor; aziz millletimize, Allah'tan, Çanakkale şuuru niyaz ediyorum.
Hepinizi, hürmetle selamlarım. (ANAP, DYP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güner.
Göründüğü kadarıyla, gündemdışı konuşmalar vesilesiyle Hükümetin ilave bir söz talebi yok.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Cumhurbaşkanlığının üç adet tezkeresi vardır; okutuyorum:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. - İtalya ve Fransa'ya gidecek olan Orman Bakanı M. Halit Dağlı'ya, dönüşüne kadar, Sanayi ve Ticaret Yalım Erez'in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/715)
11 Mart 1997
Görüşmelerde bulunmak üzere, 13 Mart 1997 tarihinden itibaren İtalya ve Fransa'ya gidecek olan Orman Bakanı M. Halit Dağlı'nın dönüşüne kadar; Orman Bakanlığına, Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez'in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
2. - Finlandiya'ya gidecek olan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller'e, dönüşüne kadar, Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/716)
13 Mart 1997
Görüşmelerde bulunmak üzere, 14 Mart 1997 tarihinde Finlandiya'ya gidecek olan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Tansu Çiller'in dönüşüne kadar; Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığına, Millî Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
3. - Kazakistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Işılay Saygın'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/717)
14 Mart 1997
Görüşmelerde bulunmak üzere, 15 Mart 1997 tarihinde Kazakistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek'in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Işılay Saygın'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:
4. - Burdur Milletvekili Kâzım Üstüner'in, (6/428) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/148)
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 148 inci sırasında yer alan (6/428) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Kâzım Üstüner
Burdur
BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.
İki adet Meclis araştırması önergesi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım.
Sayın milletvekilleri, birinci önerge 500 kelimeden fazla olduğu için özetini okutuyorum:
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. - Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu ve 28 arkadaşının, Boğazlar ve Marmara Denizinde uluslararası seyir yapan gemilerin oluşturduğu tehlikelerin araştırılarak, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/175) (1)
Boğazlar ve Marmara Denizinde seyir yapan gemilerin, yerleşim merkezleri için oluşturduğu büyük tehlikeler, acı tecrübelerle her zaman belleğimizdedir. 13 Şubat 1997 tarihinde Tuzla tersaneler bölgesinde meydana gelen TPAO tanker yangını, Boğazlar ile Marmara Denizinin karşı karşıya bulunduğu büyük tehlikeleri bir kere daha gündeme getirmiştir.
Bir daha, bu ve buna benzer faciaların yaşanmaması için, Boğazlar ile Marmara Denizinin karşı karşıya bulunduğu sorunların tespiti ile olası tedbirlerin alınmasına ve politikaların belirlenmesine ışık tutacak bir Meclis araştırması yapılmasını, Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince, arz ve teklif ederiz.
1. Temel Karamollaoğlu (Sıvas)
2. Mehmet Gözlükaya (Denizli)
3. Ali Oğuz (İstanbul)
4. Ekrem Erdem (İstanbul)
5. Mehmet Ali Şahin (İstanbul)
6. Azmi Ateş (İstanbul)
7. Hayri Kozakçıoğlu (İstanbul)
8. Bahri Zengin (İstanbul)
9. Mukadder Başeğmez (İstanbul)
10. Hasan Ekinci (Artvin)
11. Muzaffer Arıkan (Mardin)
12. Mehmet Gölhan (Ankara)
13. İsmail Karakuyu (Kütahya)
14. Mehmet Fuat Fırat (İstanbul)
15. Ertuğrul Eryılmaz (Sakarya)
(1) (10/175) esas numaralı Meclis araştırması önergesi tutanağa eklidir.
16. Fethi Acar (Kastamonu)
17. Osman Yumakoğulları (İstanbul)
18. Şevki Yılmaz (Rize)
19. Muhammet Polat (Aydın)
20. Naci Terzi (Erzincan)
21. Mehmet Altan Karapaşaoğlu (Bursa)
22. Yasin Hatiboğlu (Çorum)
23. Zülfikar Gazi (Çorum)
24. Mehmet Emin Aydınbaş (İçel)
25. Saffet Benli (İçel)
26. Feti Görür (Bolu)
27. Bekir Sobacı (Tokat)
28. Yaşar Canbay (Malatya)
29- Abdullah Arslan (Tokat)
Gerekçe:
Bilindiği gibi, 13 Şubat 1997 tarihinde Tuzla tersaneler bölgesinde meydana gelen TPAO tanker yangını, ülkemizin denizlerinde, özellikle Türk Boğazlarında karşı karşıya bulunduğu tehlike ve uluslararası konvansiyonlar karşısındaki sorumluluklarını yeniden gündeme getirmiştir.
Boğazlar ve Marmara Denizinde uluslararası seyir yapan gemilerin, yerleşim merkezleri için oluşturduğu büyük tehlikeler bulunmaktadır. Yakın geçmişte İstanbul'un tümünü tehdit eden ve ülke gündemini uzun sürelerle işgal eden büyük gemi kazalarının unutulması mümkün değildir. Ayrıca, çarpışmalar ve çarpmalar nedeniyle ortaya çıkan can ve mal kayıplarına yol açan kazalar da sıkça görülmektedir. Bunlara ilaveten, İzmit (Gölcük) Rafinerisi ve deniz üssü bölgesi ile Bandırma-Gemlik, Tekirdağ (Haramidere) petrol dolum tesisleri bölgesi gibi, kıyı sahil şeridi ve sanayi tesislerinin bulunduğu yerlerde vuku bulacak gemi kazalarının büyük felaketlere yol açması kaçınılmaz görünmektedir.
Boğazlar ve Marmara Denizinden geçen gemilerden, aşağıda belirtilenler en büyük risk grubunu oluşturmaktadır: Kimyasal ve biyolojik madde taşıyan gemiler; yanıcı, parlayıcı, patlayıcı madde taşıyan gemiler; akaryakıt ve LPG taşıyan gemiler; radyoaktif ve sanayi artığı taşıyan gemiler; askerî ve askerî maksatlı gemiler.
Bu gemilerde çıkması muhtemel bir yangın veya çarpışmanın denizlerimizde, özellikle söz konusu Türk Boğazları ile Marmara Denizinde büyük can ve mal kayıpları ile büyük boyutlarda çevre kirliliğine sebep olacağı bir gerçektir.
Montreux Anlaşması gereği, Türkiye'nin 1994 yılında yürürlüğe koyduğu Boğazlar ve Marmara Bölgesi Deniz Trafik Düzeni Hakkında Tüzük ve uygulamaları, ülkemize seyir güvenliğini sağlamak üzere bu güzergâhtan geçişleri düzenleme yetkisiyle birlikte, büyük yükümlülükler getirmektedir.
Boğazlarla ilgili teknik düzenlemeleri yapacak, finanse edecek kurum Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ)'dir. Boğazlardaki kılavuzluk ve römorkaj hizmetleri, seyir güvenliğiyle ilgili kıyı tesisleri, gemi kurtarma ile yangın söndürme görevleri bu kuruluşça yürütülmektedir; ancak, bu Kurum, özelleştirme kapsamındadır. Bu Kurum, diğer faaliyetleri yanında, Montreux Sözleşmesinden doğan fener, tahlisiye hususlarınca büyük paralar tahsil etmekte; ancak, özelleştirme mevzuatı ve mevcut yapılanma gereği olarak, bu gelirleri, Türk Boğazlarındaki seyir düzeninin iyileştirilmesi için kullanamamaktadır.
Boğazlarda seyir güvenliğiyle ilgili teknik yükümlülüklerini yerine getiremediği gerekçesiyle, ülkemiz; başta, üyesi bulunduğumuz Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) olmak üzere, pek çok uluslararası platformda sert tenkitlere uğramakta ve Montreux Anlaşmasının Türkiye'ye Boğazlarla ilgili olarak tanıdığı haklar yeniden tartışmaya açılmaya çalışılmaktadır.
Bunlara ilaveten, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) petrolünü, dünya pazarlarına, daha ekonomik olduğu gerekçesiyle, boru hatları yerine tankerlerle ve Türk boğazlarını kullanarak sevk etmek istemektedir. Bu talep, ülkemiz için can ve mal güvenliği açısından kabul edilemez niteliktedir.
Türk boğazları ile Marmara Denizinden geçişler konusunda uluslararası anlaşmaların kendine tanıdığı hak ve vecibelerin idamesinde ülkemizin büyük sıkıntıları olduğu, sektörde görülen yetki kargaşası ve koordinasyon eksikliklerinin uluslararası platformlarda da Türkiye'yi sıkıntıya soktuğu görülmektedir.
Ortaya çıkan tablo, denizciliğin bir ülke politikası olarak ele alınmasının gerekliliğini açıkça göstermektedir. Üyesi olduğumuz veya olmadığımız uluslararası organizasyonlarda izlenecek politikalar dahil olmak üzere, denizciliğin büyük ekonomik potansiyelinin değerlendirilmesini de mümkün kılacak, çok boyutlu, bir millî denizcilik politikasının oluşturulması ve denizcilikle ilgili yetkilerin bir idarede toplanarak yetki kargaşasının acilen önlenmesinin, ülkemiz için kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğu görülmektedir.
Yukarıda belirtilen hususların Yüce Mecliste yapılacak bir araştırmaya konu edilmesi için, araştırma komisyonu kurulmasını, Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda öngörüşme, sırasında yapılacaktır.
İkinci önergeyi okutuyorum:
2. - Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin ve 22 arkadaşının, Çernobil kazasının yurdumuzda meydana getirdiği etkilerin araştırılarak, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/176)
26 Nisan 1986 yılında Ukrayna'daki Çernobil kazasının meydana gelmesinden sonra yurdumuzdaki etkileri ve alınması gereken sağlık ve eğitim sorunlarının belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması gereksiniminin zorunlu olduğu yaptığımız araştırmalarla anlaşıldığından, bu önergeyi vermiş bulunmaktayız.
Biliyoruz ki, dünyamız bir bilgi çağı yaşamaktadır. Bizim de yurdumuzda atom santrallarının devreye girdiği bugünlerde, herhangi bir kaza neticesinde, vatandaşlarımızın, özellikle sağlık açısından ne gibi tedbirler alacaklarını bilmeleri, en tabiî haklarıdır. Kazaların olmasını, kesinlikle, kimse istemez; ama, bizler bu konuda neler biliyoruz? Öyle inanıyoruz ki, özellikle sağlık yönünden bu konuda halkımızın hiçbir bilgisi olmadığı bir gerçektir.
Çernobil kazasından sonra yurdumuzda birçok çalışmalar yapılmıştır; fakat, bunlar, patlamanın hemen akabinde olduğu için, insanlar üzerindeki hastalık oranı belirlenememiştir. Uzmanların verdiği bilgilere göre, atomda etkilenme, olay tarihinden on yıl sonra başlamakta, yaklaşık olarak kırk elli yıl veya daha fazla sürelerde kendini göstermektedir. Halbuki, bizde görüyoruz ki, bazı kurumların çalışmaları bu ilk yıllarda yapıldığından ve halkımıza da panik olmaması açısından gerçek veriler saklanmıştır veya çok iyi bir çalışma yapılamamıştır. Kaldı ki, kemiğe yerleşen ve yarı ömrü kırk yıl olan sezyum 137 kan yapıcı organ olan çocuk kemik iliğini kırk yıl sonra radyasyona uğratır. Yine biliyoruz ki, İsveç, ilerlemiş teknolojisine rağmen patlamadan 4 gün sonra bu olayı dünyaya ilan etti ve bizler de, yurdumuzda, ancak ondan sonra çeşitli tedbirler almaya başladık. Demek ki, bu işle ilgili kuruluşlarımızın, pek gerekli alet, edevat veya teknolojik bilgilerinin yeterli olmadığıdır. Bu da, bu önergemizi vermekte ne kadar haklı olduğumuzu göstermektedir.
Ayrıca, o zamanın Atom Enerji Kurulu Başkanı "bu verileri kamuoyuna yansıtırsak, her uzman kendisine göre yorum yapacak, kimi doğru, kimi yanlış; radyoaktivitenin ne olduğunu bilmeyen halkımız bunları ne yapsın; onların öğrenmek istediği, tehlike var mı yok mu? Ben de, uzmanlara ve elimizdeki verilere dayanarak hiçbir tehlike olmadığını sürekli söyledim" diyor. Böyle önemli bir konuda Türk Halkının bilgilendirilmemesi düşüncesi ne kadar sorumsuzluksa, yine, zamanın Bakanı televizyonlara çıkıp çay içtiğinde tehlike olmadığını halkımıza beyan etmesi de yanlıştı. Ancak, her ikisinin de çok iyi bildikleri bir gerçek vardı ki, radyasyona yakalanan insanların hastalıkları on yıl sonra kendini göstermesiydi.
Havaya çıkan bu zehirli gazlar doğanın dengesini bozarak insanları, hayvanları, bitkileri ve suları etkilemektedir. Onun için, bu olayı önemsizmiş gibi göstermek büyük yanlışlık olur. Işınım, hem ışınım hastalığı verdiği gibi hem de tiroit kanseri yapmaktadır. Özellikle anne, hamileliğin dölütün organlarının geliştiği dönemde ışınıma uğramışsa, bebeğin zarara uğraması kaçınılmazdır. Radyoaktif buluttan yağmurla yeryüzüne inen radyoaktif maddeler, mevcut bitki örtüsünü, özellikle çay ve fındık bahçelerini etkileyerek, bunları kontamize etmiştir. Hatta, Trakya ve Karadeniz kıyılarında çevresel doğal gamma radyasyon düzeylerindeki yükselmeler, Atom Kurumunca da belirlenmiştir. Karadeniz kıyısındaki, en yüksek, Karasu bölgesinde tespit edilmiştir. Yine, Trakya bölgesinde Büyükismailce ile Tekirdağ bölgeleri karşılaştırıldığında, oranın 19,5 kat radyasyon farkı olduğu görülür. Yine, Büyükismailce ile Karadeniz kıyısı olan Fındıklı'yı karşılıştırırsak, Fındıklı'da Büyükismailce'ye göre 4,2 kat daha fazla olduğunu görmekteyiz. Eğer, tüm ortalama değerleri göz önünde tutarsak, kirlilik oranının çok daha fazla olduğunu tespit etmiş oluruz. İşte, bu tespitler tek tek elde edilmiş; ama, sağlık yönünden, buralarda etkilenen insanlarımız periyodik olarak kontrol altına alınamamışlardır. Bu yörelerde insanlarımızı ve yurdumuzun tüm insanları sağlıklı yaşamaları en tabiî hakları olduğu bir gerçektir; çünkü, yaşam, şakaya gelmez. Devletimiz de, bu konuda her türlü tedbiri almak ve aldırmak mecburiyetindedir. Bu bölgelerdeki insanlarımız bugünden itibaren hemen kontrol altına alınmalıdır; çünkü, sağlıklı nesillerin yetişmesini sağlamak hepimizin görevidir. Ayrıca, insanlarımızın eğitilmesi için Millî Eğitim Bakanlığı tarafından okullar açılması, öğrencilerimizin bu konuyla ilgili bilgilenmeleri gerektiği inancındayız.
Sonuç olarak, Türk Halkının sağlığını ilgilendiren bu olayı araştırıp, alınması gereken sağlık ve eğitim konularının belirlenmesi açısından bir Meclis araştırması açılması gereği bir gerçektir. Anayasamızın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunu müsaadelerinize arz ve teklif ederiz. 12.03.1997
1. Fevzi Aytekin (Tekirdağ)
2. Ayhan Gürel (Samsun)
3. Abdullah Turan Bilge (Konya)
4. Müjdat Koç (Ordu)
5. Mustafa Güven Karahan (Balıkesir)
6. Bayram Fırat Dayanıklı (Tekirdağ)
7. Mehmet Cevdet Selvi (İstanbul)
8. Fikret Uzunhasan (Muğla)
9. Tuncay Karaytuğ (Adana)
10. Mehmet Aydın (İstanbul)
11. Emin Karaa (Kütahya)
12. Yüksel Aksu (Bursa)
13. Bekir Yurdagül (Kocaeli)
14. Metin Bostancıoğlu (Sinop)
15. Mustafa İstemihan Talay (İçel)
16. Cafer Tufan Yazıcıoğlu (Bartın)
17. Mustafa Karslıoğlu (Bolu)
18. Çetin Bilgir (Kars)
19. Necati Albay (Eskişehir)
20. Ali Ilıksoy (Gaziantep)
21. Atilla Mutman (İzmir)
22. Hikmet Sami Türk (Trabzon)
23- Hilmi Develi (Denizli)
HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun efendim.
HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) - 19 uncu Dönemde, 1994'te, Çernobil'in geç ve erken, sağlık ve eğitime olan tesirleri konusunda bir araştırma komisyonu kurulmuş; rapor hazırlanmış, Büyük Millet Meclisinde de okunmuş, tasvip görmüş ve kaldırılmıştı. Şimdiki araştırma önergesi, sanki böyle bir şey yapılmamış veya az yapılmış, eksik yapılmış havasında verilmektedir. O araştırma dörtbuçuk ay sürmüş, tüm olaylar baştan aşağı tetkik edilmiş, sorumlular hakkında her türlü inceleme yapılmış ve dosyasına konulmuştur. Yeniden ele alınmasını anlamak mümkün değildir.
Arz ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Yetersayıda sayın milletvekili böyle bir talepte bulundular; normal, İçtüzüğümüze uygun prosedürü, süreci işletiyoruz.
HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) - Arka arkaya böyle açılırsa olmaz ki...
BAŞKAN - İlgili imza sahibi arkadaşlarımız, herhalde, sizin yaptığınız uyarıyı da dikkate alacaklardır; ancak, biz, bu önergeyi Genel Kurulun bilgilerine sunmak ve önergeye gündemdeki yerini aldırıp, Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmenin de sırasında yapılacağını duyurmak durumundayız.
Sayın milletvekilleri, Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
5. - Turizm Bakanı Bahattin Yücel'in İsrail ve Filistin'e yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/718)
Turizm Bakanı Bahattin Yücel'in, görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 26-28 Ocak 1997 tarihlerinde İsrail ve Filistin'e yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmeleri uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasamızın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
Başbakan
LİSTE:
Cefi Jozef Kamhi (İstanbul)
Mukadder Başeğmez (İstanbul)
BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tezkere kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. - 192 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin gündemdeki yerine ilişkin Danışma Kurulu Önerisi
No: 59 Tarihi: 18.3.1997
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 72 nci sırasında yer alan 192 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin bu kısmın 7 nci sırasına alınmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Hasan Korkmazcan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Vekili
Temel Karamollaoğlu Zeki Çakan Ali Rıza Gönül
RP Grubu ANAP Grubu DYP Grubu
Başkanvekili Başkanvekili Başkanvekili
Hikmet Uluğbay Nihat Matkap
DSP Grubu CHP Grubu
Başkanvekili Başkanvekili
BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Danışma Kurulu önerisi kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Doğru Yol Partisi ile Refah Partisi Gruplarının, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek bir önerisi vardır; önce okutup işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım:
B) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. - Genel Kurulun 19.3.1997 Çarşamba ve 20.3.1997 Perşembe günlerindeki çalışma süresine ilişkin RP ve DYP gruplarının müşterek önerisi
Danışma Kurulunun 18.3.1997 Salı günü yapılan toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Gruplarımızın aşağıdaki müşterek önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını, saygılarımızla arz ederiz.
Ali Rıza Gönül Temel Karamollaoğlu
DYP Grup Başkanvekili RP Grup Başkanvekili
Öneri:
Genel Kurulun 19.3.1997 Çarşamba ve 20.3.1997 Perşembe günlerinde çalışmalarını saat 23.00'e kadar sürdürmesi önerilmiştir.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, önerinin aleyhinde söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Matkap.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce okunan, Refah Partisi Grubu ile Doğru Yol Partisi Grubunun, Meclis İçtüzüğünün 19 uncu maddesine göre vermiş bulundukları öneriye neden karşı olduğumu izah etmek üzere söz almış bulunmaktayım; sözlerime başlarken, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, iki grup tarafından verilmiş bulunan öneri, Genel Kurulun çarşamba ve perşembe günleri saat 15.00'ten 23.00'e kadar çalışmasını öngörüyor.
Değerli arkadaşlarım, Meclis çalışma saatlerinin uzamasına karşı olmadığımızı, öncelikle belirtmek isterim.
İBRAHİM HALİL ÇELİK (Şanlıurfa) - Bravo!
NİHAT MATKAP (Devamla) - Ancak, Danışma Kurulunda bu öneriye katılmamamızın bir gerekçesi var. Eğer, bu öneriye katılmış olsaydık, bir anlamda "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" bölümünün 5 inci sırasında yer alan, Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısına, dolaylı da olsa, örtülü de olsa destek vermiş olurduk.
Değerli milletvekilleri, bu tasarının kanunlaşıp uygulamaya geçmesi halinde ne kadar sakıncalarla karşı karşıya kalacağımızı defalarca burada izah ettik, diğer gruplar da izah etti. İşçi kesimi, işveren kesimi, halen, her gün, bu tasarıyla ilgili aleyhte görüşlerini açıklıyor.
Değerli milletvekilleri, bu vesileyle tekrar hatırlatmak istiyorum; bu tasarının mutlaka geri çekilmesi gerekir. Belki de tasarının kanunlaşıp uygulamaya geçmesinden sonra geçecek beş altı yıl içerisinde herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmayacağız; ancak, beşinci altıncı yıldan sonra, bu uygulama, hem sosyal güvenlik sistemimizi felce uğratacak hem bütçemiz için çok ciddî bir tehdit unsuru oluşturacaktır. Bütçedeki gelirlerimizin önemli bölümünü, belki de bu düzenleme nedeniyle bu fona aktarmak durumunda kalacağız; ancak, değerli İktidar grupları, eğer bu tasarıyı geri çekerlerse veya bu tasarıyı atlayarak diğer kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine dair bize bir söz verirlerse, bu öneriyi biz de destekleriz. Bizim amacımız, çalışma saatlerinin uzatılmasına karşı çıkmak değildir, tekrar ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu konudaki düşüncelerimizi açıklamak ve bu öneriye neden karşı olduğumuzu sizlere tekrar arz etmek üzere bu sözü aldım; hepinize teşekkür ediyor; saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Önerinin lehinde, Sayın Karamollaoğlu; buyurun.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; bu önerinin lehinde söz aldım.
Sayın Matkap'a teşekkür ediyorum öncelikle; çünkü, prensip itibariyle, Meclisin çalışma saatlerinin uzatılmasına itirazlarının olmadığını belirterek, "ancak, şu anda gündemde bulunan, yurt dışında çalışanların emeklilikleriyle ilgili kanun tasarısına da böylece bir öncelik tanınmış olacağından dolayı, bugün için iştirak edemedik" dediler. Tabiî, buna da saygı duyuyorum; ancak -elbette, biz, bütün kanunların ittifak içerisinde geçmesini arzu ederiz, gönlümüz bunu arzu eder- her yerde bu ittifakı sağlamamız mümkün olmayabilir; bu konuda da sağlayamadık; bundan dolayı, esas itibariyle, Meclisin daha verimli çalışmasını sağlayacak bir teklifin reddedilmesini pek uygun bulmadığımı arz etmek istiyorum.
Önümüzdeki hafta için -aslında, arkadaşlarımız buna da sıcak bakmışlardı; bir bilgi vermek maksadıyla söylüyorum- aslında, prensip itibariyle, Meclis Genel Kurulunu salı, çarşamba, perşembe günlerine ilaveten cuma günleri de çalıştırmak istiyoruz. Bütün gruplar, bu konuda hemen hemen ittifak ettiler; fakat, bu hafta için cuma günü erken olur; arkadaşlarımızın birtakım programları ve randevuları olabilir diye, biz, bunu daha sonra gündeme getirmeyi uygun bulduk. Bundan dolayı, arkadaşlarımıza bir bilgi kabilinden bunu da arz etmeyi faydalı gördüm. Çalışmaların başarılı olmasını temenni ediyorum.
Grupların bu önerimize müspet oy vereceklerini ümit ediyor; saygılar sunuyorum efendim. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
HİKMET ULUĞBAY (Ankara) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun Sayın Uluğbay.
HİKMET ULUĞBAY (Ankara) - Zabıtlara muntazam geçirilmesi için ifade etmek istiyorum; Genel Kurulun cuma günü çalışması, gelecek pazartesi günü Danışma Kurulunda tekrar müzakere edilip karara bağlanacak; alınmış bir karar yoktur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Başka söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Doğru Yol Partisi ve Refah Partisi Gruplarının ortak önerisini kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş, iki adet doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; ayrı ayrı okutup, işleme koyacağım ve oylarınıza sunacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
6. - Konya Milletvekili Ahmet Alkan'ın, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun Teklifinin (2/124) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/149)
Tarafımca hazırlanarak 14.3.1996 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabülüne Dair (2/124) esas numaralı Kanun Teklifim, 5.6.1996 tarihinde sevk edildiği Plan ve Bütçe Komisyonunda, görüşme yapılmadan bugüne kadar bekletilmektedir.
Teklifimin, İçtüzüğün 37 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre doğrudan doğruya gündeme alınmasını Yüce Meclisin takdirlerine arz ederim.
Saygılarımla. Ahmet Alkan
Konya
BAŞKAN - Sayın Ahmet Alkan, teklif sahibi olarak; buyurun.
Sayın Alkan, süreniz 5 dakikadır.
AHMET ALKAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, Konya, tarihi içinde, hep üniversite şehri, bir ilim irfan şehri olagelmiş. Şu anda da, Selçuk Üniversitesiyle 38 bin öğrenciye hizmet vermekten gurur duyuyor. Ancak, gerek Konya'nın sahip olduğu potansiyel, gerekse, bir üniversitenin, 38 bin öğrenci, 3 bin öğretim üyesi gibi kontrolü, denetimi oldukça zor boyutlara gelmiş olması, aşırı büyümüş olması, Konya'nın gündemine ikinci bir üniversiteyi getirmiş bulunmaktadır.
Özellikle de, Konya'nın son yıllarda hızla sanayileşmeye başlaması, 1970 yılında kurulan, daha sonra Selçuk Üniversitesi bünyesine mühendislik-mimarlık fakültesi olarak katılan Konya Devlet Mühendislik-Mimarlık Akademisinin, Üniversite bünyesi içerisinde, 15 bölüme, 4 bini aşkın öğrenciye, 200'ün üzerinde öğretim elemanına sahip hale gelmesi, artık, mevcut fakülte bünyesinin Mühendislik Fakültesine dar gelmeye başlaması, yine Konya'nın gündemine ikinci bir üniversiteyi, özellikle de teknik üniversiteyi getirmiş bulunmaktadır.
Biz, bu konuda, sadece siyasî bir karar olsun diye ya da sadece siyaseten bir kanun teklifi hazırlamadık. 1994 yılında, bütün sivil toplum kuruluşlarının iştirakiyle kurduğumuz Konya'ya Teknik Üniversite Kazandırma Komitesi bünyesinde, gerek Konyalı hemşerilerimizi, sivil toplum örgütlerini, dernekleri, vakıfları, meslek odalarını gerekse siyasî partileri bir araya getirerek, şu anda elimde bulunan ciddî bir çalışmayı, bir araştırmayı yaptırdık ve gördük ki, Konya, gerek potansiyeli itibariyle gerekse teknik üniversitenin nüvesini teşkil etmesini arzu ettiğimiz Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, akademik potansiyeliyle, öğrenci potansiyeliyle bir teknik üniversiteye dönüşebilecek hazır altyapıyı oluşturmaktadır. Bu konuda, bütün siyasîlerimizle -başta Sayın Başbakan ve Sayın Bakan olmak üzere- ittifak içerisindeyiz. Ümit ediyor ve umuyorum ki, Yüce Heyetinizden, teknik üniversite kurulması yolundaki teklifimizin doğrudan gündeme alınması kabul edilir ve akabinde kuruluş kanunu da çıkarsa, gerek Konya'ya gerekse Konya'nın çevresinde yaşayan insanlarımıza çok büyük bir hizmet yapılmış olacaktır.
Bilinmektedir ki, bugün, bir küçük devlet memurunun maaşı, dışarıda okuyan bir öğrencinin rutin masraflarını dahi karşılayamaz duruma düşmüştür. Bu bakımdan, gerek Konya içerisinde okuyan gerekse Konya'ya yakın çevreden gelen öğrencilerimizin, ucuz, kolay ve huzurlu bir şehir olan Konya'da okuma imkânlarını temin etmek de Yüce Meclisimizin görevleri arasındadır diye düşünüyorum. Ümit ediyor ve bekliyorum ki, teklifimiz, bütün milletvekillerimizin, bütün siyasî partilerimizin katılımıyla Yüce Meclisin gündemine alınacak ve sonra da, Konya, hak ettiği bir teknik üniversiteye kavuşacaktır.
Bu dilekle, hepinizi, sevgi ve saygıyla selamlıyorum efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Başka söz talebi?.. Yok.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
İkinci önergeyi okutuyorum:
7. - Nevşehir Milletvekili Abdulkadir Baş'ın, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında 2809 Sayılı Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/281) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/150)
Tarafımca hazırlanarak 6.5.1996 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında 2809 Sayılı Kanuna Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi ve 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin (2/281) esas numaralı Kanun Teklifim, 3.6.1996 tarihinde sevk edildiği Plan ve Bütçe Komisyonunda, görüşme yapılmadan bugüne kadar bekletilmektedir.
Teklifimin, İçtüzüğün 37 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, doğrudan doğruya gündeme alınmasını Yüce Meclisin takdirlerine arz ederim.
Saygılarımla.
Abdulkadir Baş
Nevşehir
BAŞKAN - Sayın Baş, teklif sahibi olarak, buyurun efendim.
ABDULKADİR BAŞ (Nevşehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nevşehir İlinde "Damat İbrahim Paşa Üniversitesi" adıyla yeni bir üniversite kurulmasına dair kanun teklifimizin, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için söz almış bulunuyorum; Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, sözlerime, Çanakkale şehitlerimizi rahmetle anarak başlamak istiyorum.
Birçoğunuzun gezip gördüğünü ümit ettiğim Nevşehir, tabiî ve tarihî güzellikleri bağrında taşıyan bir ilimizdir; 2 milyona yakın yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği önemli bir turizm merkezidir.
İç Anadolu'nun ortasında, kültürel zenginliği olan ve sosyal yönden gelişmiş bir ilimizdir. Hava ve karayoluyla ulaşım imkânı olan, Ankara, Kayseri ve Konya gibi önemli kültür ve eğitim merkezlerine yakın olan bir ildir. Ayrıca, Hacı Bektaş Veli gibi büyük bir düşünürü bağrında taşıyan ve onun aydınlığını yaşayan bir ilimizdir.
Dünyanın sayılı turizm merkezlerinden birisi olması sebebiyle, geleceğin önemli bir dinlenme ve eğitim merkezi olarak düzenlenmesinde zaruret vardır.
Eğitim ve öğretim bakımından önemli mesafe alan ilimizde, 53 916 öğrenci eğitim görmektedir.
Nevşehir'de, Erciyes Üniversitesine bağlı Turizm İşletmeciliği Yüksekokulu ve Sağlık Yüksekokulu bulunmaktadır.
Bu yıl, üniversite imtihanı için 3 500 öğrencimiz başvurmuştur.
Nevşehir Halkı, üniversitenin kurulmasını fevkalade arzulamaktadır. Bu itibarla "Nevşehir İli Kalkınma ve Üniversite Yaptırma, Yaşatma Vakfı" adı altında bir vakıf kurulmuştur. Üniversite için, 6 033 226 metrekaresi tahsisli olup, toplam 6 227 907 metrekare arsa temin edilmiştir. Erciyes Üniversitesi Rektörlüğüyle irtibat kurulurak, mutabık kalındığı şekilde, bedelleri vakıf ve Nevşehirli işadamları tarafından karşılanmak üzere, bu yıl, fakülte için hazırlanan üç ayrı binanın temeli atılacaktır. 750 milyara mal olacağı tahmin edilen bu binaların bedeli taahhüt edilmiştir.
Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, Nevşehirliler bu hususta çok azimlidirler. Nevşehir, üniversiteye layıktır. Nevşehir'in, Nevşehir olarak kuruluşunu ve ilk imarını temin eden, Türkiye'de ilk matbaayı kuran Nevşehirli Damat İbrahim Paşanın adını taşıyan bir üniversitenin kurulmasına ilişkin kanun teklifimin, Genel Kurulun gündemine alınması lehinde oy kullanılmasını Yüce Heyetinizden istirham ediyorum. Biraz önce, Konya'ya teknik üniversite kurulmasıyla ilgili kanun teklifinin doğrudan gündeme alınmasıyla ilgili önergenin kabulü de bu ümidimizi artırmıştır.
Şahsım ve Nevşehirli hemşerilerim adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Başka söz talebi?.. Yok.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.
Genel Kurulun 13.3.1997 tarihli 68 inci Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısımda yer alan, 1 Mayıs günü meydana gelen olaylar konusundaki 179 sıra sayılı ve taşkömürü üretimindeki sorunlar konusundaki 180 sıra sayılı Meclis araştırması komisyonları raporlarını görüşeceğiz.
A) GÖRÜŞMELER
1. - Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 15 arkadaşının, İstanbul Kadıköy'de 1 Mayıs günü meydana gelen olaylarda gerekli tedbirlerin alınmadığı iddialarını araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve (10/67) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu (S. Sayısı : 179) (1)
BAŞKAN - Şimdi, 1 inci sırada yer alan, Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 15 Arkadaşının, İstanbul Kadıköy'de 1 Mayıs günü meydana gelen olaylarda gerekli tedbirlerin alınmadığı iddialarını araştırmak amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi üzerinde kurulan (10/67) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun raporu üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.
Sayın Komisyon?.. Burada.
Sayın Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğümüze göre, Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki görüşmede ilk söz hakkı, Meclis araştırması önergesi sahibine aittir. Daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre, siyasî parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir. Ayrıca, istemleri halinde, Komisyon ve Hükümete de söz verilecek; bu suretle, Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki görüşme tamamlanmış olacaktır.
Konuşma süreleri, Komisyon, Hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahipleri ve şahıslar için 10'ar dakikadır.
Komisyon raporu, 179 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Rapor üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi olarak söz talebi yok. Grupları adına, Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Necati Çetinkaya, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Eşref Erdem.
Önerge sahibi söz istiyor mu?.. İstemiyor.
Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Necati Çetinkaya; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Çetinkaya, süreniz 20 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA M. NECATİ ÇETİNKAYA (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, 18 Mart Çanakkale Zaferinde, başta, büyük komutan Mustafa Kemal ve arkadaşlarını ve aynı zamanda, Çanakkale Müstahkem Mevkiler Komutanı Cevat
(1) 179 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Paşa ve onun komutasında görev alan 253 bin şehidi ve geride kalan gazileri rahmet ve minnetle anıyor ve büyük Akif'in, onlar için yazdığı çok güzel şu şiiri okuyorum:
"Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir Hilâl uğruna, ya Rab, ne Güneşler
batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedir'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe!' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitap...
Seni ancak ebediyetler eder istiâp.
'Bu, taşındır' diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namiyle,
Kanıyan lâhdine çeksem bütün
ecramiyle;
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz
etsem;
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber."
Ruhları şad olsun. (Alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Partim adına, geçtiğimiz yıl İstanbul'da yaşanan ve hepimizi üzen, 1 Mayısta meydana gelen olaylarla ilgili söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hepinizin bildiği gibi, yıkıcı ve bölücü unsurların ortak amacı, ülkemizdeki mevcut rejimin tüm kurumlarıyla yıkılmasını sağlamak ve yerine, kendi ideolojisine uygun bir yönetim biçimi getirmektir. 12 Eylül 1980 öncesi, özellikle Marksist ve Leninist ideolojiye sahip örgütler bu yönde birçok eylemlerde bulunarak, ülkeyi kargaşaya ve terör ortamına sokmuşlardır. 1990 ve 1991 yıllarında, Sovyet Rusya'daki komünist rejimin çökmesiyle, bu gruplar destek ve kaynağını kaybederek, eskisi gibi taban bulamamaya başlamıştır.
Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, yıllardır kaynağını milletimize yabancı ideolojilerden alan yıkıcı faaliyetlerden olan Marksist ve Leninist düşünceye sahip bazı hainler ve bölücü unsurlar, ülkemiz insanlarını Türk-Kürt, laik-antilaik, Alevî-Sünnî olarak kamplara bölerek çatışma ortamını hazırlamaya çalışmışlardır; ancak, halkımızın sağduyusu, kendilerine çatışma ortamını yaratacak zemine her zaman engel olmuş, bu yıkıcı mihraklar da kendi yazdıkları senaryoları uygulama fırsatı bulamamışlardır.
Hepinizin bildiği gibi, Türkiye'nin en büyük sanayi, ticaret ve aynı zamanda eğitim merkezi durumunda olan İstanbul İlimiz, sanayileşmeye dayalı olmayan, kırsal alandan göçlerin şişirdiği bir değişimin tabiî sonucu, sosyolojik ve yönetsel olarak birçok sorunların temerküz merkezi haline gelmiştir.
Geçtiğimiz yıllar içinde, kanlı toplumsal olaylar ya da kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşleri, her türlü başkaldırı niteliğindeki kitlesel hareketler, yine bu şehrimizde meydana gelmiştir. Legal görüntüde teşekkül ettirilen birtakım çevre ve kuruluşlar ile bazı mihraklar, sözde yıldönümü kutlamalarıyla, sükûn ve huzur isteyen milletimizin ve ülkemizin istikrarını bozma faaliyetlerini, bazı dış kaynaklı demokrasi havarilerinin -ama, sahte havarilerin-yönlendirmeleriyle de destek bularak sürdürmüşlerdir.
Saygıdeğer milletvekilleri, işçi bayramı olarak bilinen 1 Mayıslar daha önceki yıllarda da kutlanmıştır; ancak, 1977 yılının 1 Mayısı tam anlamıyla bir faciaydı. Zira, hatırlanacağı gibi, 36 vatandaşımızın ölümüyle sonuçlanan bu kutlamanın bir benzeri 1996 Mayıs ayında da tezgâhlanmak istenmiştir. Nitekim, 1996 yılı 1 Mayıs kutlamalarının tertip edildiği Kadıköy meydanı, 52'si emniyet mensubu olmak üzere, 69 kişinin yaralandığı, 3 kişinin de hayatını kaybettiği bir arenaya dönüşmüştür. Ülkemizdeki iş hayatının geliştirilmesi için azamî gayret içinde olduklarını takdirle gördüğümüz Türk-İş, DİSK, Hak-İş, KESK gibi önemli işçi teşekküllerinin organizesiyle başlayan; ancak, bazı örgütlerin militanlaşmış uç kadrolarının tahrik ve provokasyonlarıyla isyana dönüştürülen Kadıköy'deki 1 Mayıs kutlamaları, düzenleyici işçi kuruluşlarının inisiyatifinden çıkarak, görev alan emniyet güçlerinin de kontrolünü zorlaştıran kitlesel bir tedhiş hareketine dönüşmüştür. Böylece, Kadıköy'de dükkân ve mağazaların tahrip edilmesi, yağmalanması, bazı araçların ateşe verilmesi, güvenlik güçlerine ellerindeki her türlü vasıtalarla saldırıda bulunulması, zedelenen bazı değerler bir yana, gelişme gayreti içinde bulunan ülkemizi 27 milyarlık maddî bir zarara da sokmuştur. Bu yasadışı unsurların maksadı, devlete olan güveni azaltmak, aslında, tükenmiş bulunan ideolojilerinin hâlâ devam ettiğini göstermek ve gerekirse şiddeti de kullanarak, geniş halk kitleleri üzerinde varlıklarını ispat etmektir. Ancak, bu şer güçler, sağduyulu milletimizin vicdanında ve güçlü devletimizin karşısında hiçbir zaman arzu ettikleri sonuca ulaşamayacak ve hak ettikleri cezaya çarptırılacaklardır.
Arz ettiğim gibi, bu olaylar öncesinde de İstanbul'un Gazi Mahallesi, Ümraniye, Esenyurt, Maltepe-Gülsuyu gibi bazı hassas bölgelerinde Marksist Leninist terörist gruplardan Devrimci Halk Kurtuluş Partisi, Marksist-Leninist Komünist Partisi, Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist ve Türkiye İşçi-Köylü Kurtuluş Ordusu Partizan gibi örgütler, işçi kesimi ve üniversite öğrencileri arasında 1 Mayısın kanunsuz hale dönüşmesi için çalışmalarını hızlandırmışlardır.
Saygıdeğer milletvekilleri, ülke genelinde 19 ayrı merkezde kutlama ve gösteri yürüyüşü şeklinde 1 Mayıs etkinliklerinin yapılmak istendiği, ilgililer tarafından, mülki amirliklere başvurularla gündeme getirilmiştir.
İstanbul'da yapılacak mitinge, işçi sendikaları ve konfederasyonları ile diğer demokratik kitle örgütleri, geleneksel 1 Mayıs kutlamalarını yapmak ve bugünde sosyal ve ekonomik sorunlarını kamuoyuna duyurmak amacıyla 2911 sayılı Yasa çerçevesinde mülki amirliklere başvuruda bulunmuşlardır.
İşçi sendikalarının, ideoloji ayırımı yapmaksızın bir araya gelmesi dikkat çekicidir. Ayrıca, KESK'in, diğer kitle örgütleriyle birlikte ilk eylem birliğidir. Kamuoyuna mesaj verme açısından 1 Mayıs önemli bir fırsattır. Hakikaten, o günlerde, 1 Mayısa gelmeden bir gün önce bu dört konfederasyonun el ele vererek bu şekilde bir harekete girişmesi, ülke genelinde barışın müjdecisi olarak kabul edilmişti. Gelin görün ki, kötü niyetliler, maalesef, buna fırsat vermediler.
Nitekim, İçişleri Bakanlığımız, 1 Mayısı açık hava toplantılarıyla kutlamak isteyen bu 19 ilimizle beraber, bütün valiliklerimizi, 28.2.1996 tarihinde yayınladığı genelgeyle, yasadışı unsurların, bu etkinlikleri provoke edebileceklerinden bahisle, işçi ve öğrenci kesiminin yoğun olduğu iller başta olmak üzere, kanunsuz olaylara karşı uyarmış, mevcut emniyet tedbirlerinin artırılarak uygulanması yönünde talimatlandırmıştır. 19 Nisan 1996 gününden itibaren, kutlama yapılacak illere, istihbarat dairesince, gerekli her türlü bilgi akışı ve geri destekleme yapılmıştır. Bu raporlarda, örgütlerin giyiminden taktiklerine kadar, her türlü bilgi mevcuttur. Bütün bu bilgi akışından sonra, 1977 yılı 1 Mayısında yaşanan olayların tekrar etmemesi için, İstanbul Valiliğince 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ve aynı zamanda 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ile yönetmeliğine uygun olan yetkiler tam olarak başlangıçta kullanılmış ve askerî makamlardan da, anılan gün, ihtiyat kuvvetlerinin hazır bulundurulması istenmiştir.
Olay gününden önce, İstanbul Emniyet Müdürü de bu toplantının kanunsuz hale dönüşmemesi için ilçe emniyet müdürleri ve şube müdürleriyle değerlendirme toplantısı yapmış ve bu değerlendirmede Kadıköy alanı dışında oluşabilecek diğer kanunsuz toplantılar için alınacak tedbirler dizisi de görüşülmüştür. Vali yardımcısı başkanlığında, askerî yetkililer ve MİT temsilcilerinin de hazır bulundukları toplantıda, yönetmeliğe uygun olarak bir asayiş harekât merkezi oluşturulmuştur. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Kadıköy İskele Meydanı civarındaki yerlerden Kadıköy Söğütlüçeşme Belediye önü, Haydarpaşa köprüaltı ve çevresi, Kadıköy Altıyol Meydanı yanında, ilde hassas olan alanlardan, özellikle, Taksim Meydanı, Sultanahmet Meydanı, Ümraniye, Maltepe-Gülsuyu, Gaziosmanpaşa-Gazi Mahallesi gibi 18 meydanda da emniyet güçlerince alınacak tedbirler doğrultusunda 30 Nisandan itibaren arama ve kontrol noktalarında aramalar yaptırmıştır.
Bir ucu Kocaeli il sınırında, diğer ucu Tekirdağ il sınırında olan bu geniş alanda kolluk hizmetlerinde görevlendirilen memur sayısına göre, eldeki mevcut imkânlarla görev ifaya gayret edilmiştir. İstanbul İlinin yüzölçümüyle orantılı memur görevlendirme ve kuvvet kaydırmalarının, o gün için, 32 ilçe emniyet müdürlüğüne paylaştırılmış olduğu görülecektir. Asayiş, trafik ve diğer güvenlik hizmetlerini bekleyen 12 milyonluk İstanbul'un, 25 bin polisinin o gün için Kadıköy alanında görevlendirilmesinin mümkün olmadığı hepimizce de malumdur. Bu nedenle, takviye kuvvetlerle beraber Kadıköy Meydanında 1 300'ü çevik kuvvet olmak üzere -İstanbul'un toplam çevik kuvvetinin sayısı 2 500'dü o sırada; haddizatında TMK'ya göre asgarî 6 bin olması gerekir- 4 bin civarında güvenlik görevlisinin tedbirlerde görevlendirilmesi ve 2 500 civarındaki çevik kuvvetin yarısının, hem miting yapıldığı alanda hem de diğer alanlarda görevlendirilmiş olması, bu gibi kuvvet zaafiyetini meydana getirmede etken olmuştur. Toplumsal olaylarda çevik kuvvet polisi, kanunsuz toplantılardaki toplulukları dağıtmada en önemli güçtür ve deneyimleri sayesinde o gün meydanda bulunan ve saldırı olaylarını gerçekleştiren illegal örgüt mensuplarıyla -az sayıda olmalarına rağmen- etkin bir şekilde mücadele etmişlerdir. Çevik kuvvet polisi, diğer güvenlik güçleriyle beraber, olayları, saldırıları önlemiş, bu arada, 52 emniyet görevlisi yaralanmıştır; yaralananlar arasında çevik kuvvetten sorumlu müdür yardımcısı da bulunmaktadır. Miting Düzenleme Kurulunun da bazı tedbirleri yeterince alamaması, illegal örgütlerin kürsüyü ele geçirmelerine sebep teşkil etmiştir.
İstanbul İli Emniyet Tedbirleri Planı incelendiğinde, görevlendirme ve uyarıların ayrıntılı yapıldığı görülmektedir. İstanbul kadrosunda 24 bin görevli bulunduğu halde, miting alanında 4 bin, diğer noktalarda da 2 bin olmak üzere, toplam 6 bin güvenlik görevlisinin görevlendirildiği anlaşılmıştır.
Netice itibariyle, 6 bin görevli Kadıköy mitingiyle ilgili olarak görevlendirilmiş, diğer görevliler de, Taksim, Sultanahmet, Gaziosmanpaşa-Gazi Mahallesi, Ümraniye ve diğer yerlerde görevlendirilmiştir. Netice itibariyle, güvenlik kuvvetleri, gerekli tertip ve tedbirleri almış, olaylar sırasında da gayret ve fedakârlıkla görev yapmıştır. Milletimiz, halkının huzuru için canını feda eden güvenlik güçlerinin, bu olayda da gösterdiği gayret ve çalışmaları görmüştür; bu husus, yakinen komisyonca da tespit edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, özetle, söz konusu iddialarla ilgili olarak, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun uygulanmasında, Kanunda gösterilen usul ve hükümlere uygun hareket edilmiştir. Yalnız, umulanın ötesinde, 40 bin kişilik topluluğun kontrole alınmasında, düzenleme kurulunun yeterince emniyet güçlerine yardımcı olmaması ve gerekli miktarda elemanıyla kürsü güvenliğini sağlayamaması, meydanın terörist gruplara terk edilmesi sonucunu getirmiştir. Düzenleme kurulu, inisiyatifi tamamen elden kaybetmiştir.
Yine, miting alanı yanlış tespit edilmiştir. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda "kamu binalarında, halkın huzur ve güvenini ihlal edecek ana arterlerde; yine, devamlı olarak trafiğin yoğun olduğu yollar ve meydanlarda toplantı ve gösteri yürüyüşleri yapılamaz ve bu gibi yerlere izin verilemez" denilir; ama, her nedense, devamlı olarak, hep, bu şekildeki yerler zorlanarak alınmak istenir ve nihayet, o gün işte, Söğütlüçeşme ve Kadıköy Belediyesi önünde toplanılarak, yürüyüş müsaadesi olmadığı halde yürüyüşe geçilmiş; yalnız oradan değil, birkaç koldan yürüyüşe geçilerek, güvenlik kuvvetlerinin, değişik yönlere bölünerek, kuvvet zafiyetine sebebiyet verilmiştir.
Değerli milletvekilleri, o gün, ilin valisinin 27-30 Nisan tarihleri arasında izinli olması ve 1 Mayıs günü, sabah erken saatte, görevinin başında bulunamaması, teknik arızadan dolayı uçağının kalkmamasından kaynaklanmıştır; ancak, öğle saatlerinde intikal etmiştir. Bu nedenle, zamanında görevinin başında...
BAŞKAN - Sayın Çetinkaya, 2 dakikanız var.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Oldu efendim.
Değerli arkadaşlar, olay günü, mevcut imkân ve personelden 1 384 çevik kuvvet personeli ve 966 personel ile alandaki toplam kuvvet 2 354, ihtiyat kuvveti de 1 655'tir ve 24 komiser yardımcısı, 1 şube müdürü, 1 emniyet müdürü, 9 emniyet amiri, 4 başkomiser, 4 komiser dahil olmak üzere, toplam 4 009 personel, 18 alanda ve 45 arama noktasında görevlendirilmiştir. Biraz önce arz ettiğim gibi, miting alanının son derece uygun olmadığı, miting alanına 45 giriş arama noktasından da kendisini göstermektedir.
Değerli arkadaşlar, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün planladığı emniyet tedbirlerine göre; dağıtmada en yakın boyalı su ihtiva eden panzer kullanılacağı, boyalı su kullanan araç, sis, göz yaşartıcı ve ses bombası kullanılmasında ve barikat kurmak için lüzumlu malzemenin ikmalinde en hassas bölgeye intikal ettirilmesinin düşünülmüş olduğu, yeterli miktarda panzer görevlendirileceğinin ve kuvvesinde 4 adet zırhlı su püskürtücü araç, 797 gaz maskesi ve 799 gaz süzgecinin hazır tutulduğu anlaşılmış; ancak, toplumsal olaylar sırasında gaz maskesi takılmasındaki aksaklıklardan dolayı, gaz bombasının kullanılması halinde, zaman zaman güvenlik güçlerinin de bundan zarar gördüğü ve zehirlenmeler nedeniyle personelin kuvvetinin azalacağı ve moralinin bozulacağı düşünülerek kullanılmaması, o anki değerlendirmedir; yetkililerin, olay esnasındaki değerlendirme hatası olarak da düşünülebilir.
Yine, yukarıda isimlerini zikrettiğimiz yasadışı örgütlerin, özel üniformalar, bayraklar, flamalar, maskeler, taş, sopa ve silahlarla topluluğu provoke edecekleri yolunda bilgiler alınmış; ancak, bu grupların önceden organize olarak ve Kadıköy istikametine minibüslerle, hazırlanmış taş ve sopalarla geldikleri ve arama noktalarında, taşlı, sopalı saldırılarda bulunmaları nedeniyle arama yaptırmadıkları, dar sokaklarda güvenlik kuvvetlerinin dağılması nedeniyle miting meydanına sızabildikleri, alınan duyumlara rağmen engellenemedikleri anlaşılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çetinkaya, lütfen toparlayınız.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
Burada 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda görülen aksaklıklar, Bakanlığımızca hazırlanan tasarıyla -inşallah yakında Komisyonumuza gelecek ve bu aksaklıklar- düzeltilecektir.
Yine, toplumsal olaylarda bizzat görev alan polis memurundan emniyet müdürüne kadar herkes, bu mitingde risk altına girmiş; fakat, yukarıda belirtilen sebepler ve provokasyonların etkinliği nedeniyle, maalesef, bazı talihsiz olaylar meydana gelmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul İlinin toplumsal olaylardaki hassasiyeti göz önüne alınarak, Emniyet Müdürlüğünün personel yönünden takviyesi Bakanlığımızca da değerlendirilmiş ve...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, 1 dakika daha rica edebilir miyim.
BAŞKAN - Lütfen, Genel Kurulu selamlayalım; süreniz doldu.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Netice itibariyle, ülkemizin Avrupa Birliğine üye olacağı şu günlerde, olayların sebeplerini sadece polisiye tedbirlerdeki eksikliklerde aramamak, bunun sosyoekonomik boyutunun yanında, kimlik arayışı bulunan bu varoşlarda faaliyet gösteren örgütlerin sokağa hâkim olmak konusundaki aşırı isteklerini de göz önüne alarak, caydırıcı her türlü önlem ve tedbirleri almamız gerekir.
BAŞKAN - Sayın Çetinkaya, teşekkür ediyoruz efendim.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Bu konuda teşekkül eden Meclis Araştırma Komisyonu, görevini bihakkın yapmıştır.
Temenni ederiz ki, bundan sonra, böyle günlerde alınacak tedbirlerle, inşallah bir daha bu tür talihsiz olaylar tekerrür etmeyecektir.
Hepinizi saygıyla selamlarım. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetinkaya.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Eşref Erdem; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Erdem, süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA EŞREF ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; geçen yıl 1 Mayıs günü İstanbul Kadıköy Meydanında meydana gelen olayları araştırmak üzere, Genel Kurulun 14 Mayıs 1996 günkü toplantısında bir komisyon kurulmasına karar verilmişti; (10/67) esas numaralı Komisyon, süresi içinde çalışmalarını tamamlamış ve raporunu hazırlayarak Genel Kurula sunma noktasına getirmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüş ve düşüncelerini ifade etmek üzere huzurunuzdayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Konuya geçmeden önce, bilindiği gibi, bugün, 18 Mart 1915 yılında Çanakkale'de, emperyalizme karşı Türk ordularının verdiği ve zaferle sonuçlandırdığı bir harekâtın 82 nci yıldönümüdür. 18 Martı, sadece, düşman kuvvetlerinin Çanakkale'nin karanlık sularına gömüldüğü gün olarak değil, bir başka açıdan da değerlendirmekte yarar var: O Çanakkale Savaşıdır ki, bugünkü laik, demokratik cumhuriyetimizin temelini atan Mustafa Kemal'in, bir büyük devlet adamının, bir büyük komutanın, bir büyük dehanın ortaya çıkmasına vesile olmuştur; bu vesileyle, başta, Mustafa Kemal Atatürk ve O'nun yakın silah arkadaşlarını ve vatanı uğrunda Çanakkale'de şehit olan yurttaşlarımızı, kahramanlarımızı şükran ve saygıyla anmayı da bir görev biliyorum.
Sayın milletvekilleri, geçen yıl 1 Mayıs günü İstanbul Kadıköy'de meydana gelen olaylar ve aynı gün televizyonlarda yayınlanan ürkütücü görüntüler, hepimizi derinden etkilemiş ve üzmüştü. Önce, konuyla ilgili olarak, kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum: Siyaset adamları olarak, sorunu, duygusal ve önyargılı olmaktan uzak, sağduyulu ve soğukkanlı bir şekilde ele almamızın doğru olacağına inanıyorum. Olayın, üzerinde durulması gereken iki boyutu vardır: Biri, terör, diğeri ise demokrasidir. Terör ve demokrasi, bir arada zaten düşünülemez; terörün olduğu yerde demokrasi, demokrasinin olduğu yerde de terör olmaz. Şiddet yoluyla sonuç alınamayacağını, artık, herkes kavramış olmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, şiddeti hiçbir şekilde benimsemediğimizi ve reddettiğimizi açık ve berrak bir şekilde, burada, huzurunuzda, bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyorum.
Sayın milletvekilleri, terörü reddetmek, terörün ortadan kaldırılmasına yetmez; demokrasiyi içimize sindirmek, onu, bütün kurumlarıyla yaşama geçirmek; kafalarımızdaki önyargıları, tabuları yıkmak, ifade özgürlüğünün önündeki bütün engelleri ortadan kaldırmak gerekir.
1 Mayıs, yüzyılı aşkın bir süredir, emeğin ekonomik, sosyal ve siyasal taleplerinin dile getirildiği bir gündür. İsteyenler, bu günü, bahar veya çiçek bayramı olarak kutlayabilir; ancak, 1 Mayısın, emeğin birlik ve dayanışma günü olarak kutlanmasına da hiç kimsenin karşı çıkmaya hakkı yoktur zannediyorum.
Geride bıraktığımız 1 Mayıs, bu önemine ve anlamına uygun olarak bir kez daha yaşatılmak istenmişse de, ne yazık ki, dört büyük sendika konfederasyonunun istediği ve planladığı biçimde kutlanamamıştır. 1977'den sonra ilk kez bu kutlamalar sırasında silah kullanılmış ve üç yurttaşımız yaşamını yitirmiştir. Saat 11.00'de başlayacak olan kutlamalar öncesi -09.15'te- silah kullanılmış olması, tansiyonun, daha sabahın erken saatlerinden itibaren yükselmesine neden olmuştur. Burada, yürüyüşü düzenleyen konfederasyonlarımızın yöneticilerinin ve işçilerimizin, çalışanlarımızın, emekçilerimizin gösterdiği sorumluluk bilinci ve sağduyu takdire şayandır. Güvenlik güçlerinin de büyük bölümünün itidali, olayın daha vahim bir boyut almasını önlemiştir. Buna karşılık, toplumda süren huzursuzluktan beslenen toplum ve demokrasi düşmanları da her zaman var olagelmiştir.
Ne yazık ki, yıllardır polis politize edilmiş, belli bir ideolojinin sempatizanı olanlar buraya alınmış ve âdeta bu anlayış özendirilmiş, ortaya bir dev çıkarılmıştır. Bugün bu deve hâkim olunamamaktadır. Her kitle gösterisinde, polislerin bir kısmına hâkim olmaya çalışan amirlere sıkça rastlanmaktadır. 1 Mayıs deyince tüyleri ürperen, gençlik, öğrenci deyince saldıran, işçi sözünü duyunca en sert şekilde tepki gösteren -açıkça, radikal sağ eğilimlerden yana- bir emniyet gücü yaratılmıştır. Ne acıdır ki, bu tablo, Susurluk olayıyla biraz daha günyüzüne çıkmıştır. Üzerinde durmamız gereken temel nokta budur. Çağdaş, aydınlık kafalı, olaylar karşısında taraf olmayan, sorgulamalarda işkenceyi, insan haklarıyla bağdaşmayan yöntemleri reddeden ve ne yapılması gerektiğini çok iyi bilen bir güvenlik örgütü hepimizin ortak hedefi olmalıdır.
Sayın milletvekilleri, haftalar öncesinden de giderek yoğunlaştırılan kampanyalarla 1 Mayısın amacı dışına taşınacağının ve doğrultusundan saptırılacağının kanıtlarına kimi yazılı basında bolca rastlanmasına karşın, güvenlik güçlerince gerekli ve zorunlu duyarlılığın gösterilmediği açıkça anlaşılmaktadır. Emniyet güçlerinin olaylara bilerek seyirci kaldığı kuşkuları ciddî şekilde dile getirilmiş ve sonuçta, bu kuşkular, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün açıklamalarıyla daha da haklılık kazanmıştır. Bazı örgütlerin propaganda amacıyla güçlerini alabildiğince sergileyebilecekleri ve bu yolla kamuoyu oluşturmaya çalışacakları konusunda yeterli istihbaratın yapılmadığı da veya yapıldıysa bundan yararlanılmadığı da açıkça ortaya çıkmıştır.
Kutlamaların düzenleniş amacının dışına çıkılarak bir şiddet gösterisi haline dönüştürülmesini kimse onaylayamaz ve eylemin terör karakterini hiç kimse gözardı edemez. Toplumsal belleğe kaydedilen görüntülerin unutulması ve bugünden yarına silinmesi olanağı da yoktur; ancak, güvenlik güçlerinin savsamasını da anlamak mümkün değildir. Bu kuruluşun görevi, koruyucu hekimlik gibi, olayların gerçekleşmesini bekledikten sonra onu bastırmak değil, ortaya çıkmadan önlemektir; oysa, 1 Mayıs mitinginde bunun tam aksi yapılmıştır. Nitekim, İstanbul Emniyet Müdürünün "fazla müdahaleci olmadık, kamuoyu bunları görsün istedik; vatandaşlarımız da haklılığımızı nihayet gördü" yolundaki açıklaması, bu iddiayı haklı gösterecek ipuçlarını vermektedir. Bu tutum, beraberinde pek çok soruyu da akla getirmektedir.
Ülkemizin sorunu, 1982 Anayasasının getirdiği yasakçı ve baskıcı anlayışın, antidemokratik düzenleme ve uygulamaların tümünün ortadan kaldırılması, çağdaş, demokratik devlet ve topluma ulaşılmasıdır. Özgürlüklerin kimilerince kötüye kullanılması ve kötü örnekler gerekçe gösterilerek, insan haklarına dayalı hukuk devletinin tüm kurumlarıyla yaratılması ve yaşatılması gereğine aykırı düzenlemeler için yapay nedenler yaratılmamalıdır.
12 Eylül 1980 darbesiyle susturulan, örgütlenme hakkından yoksun bırakılan, politika yapması yasaklanan ve acımasızca ezilen emekçilerin ve çalışanların, demokratik kitle örgütlerinin giderek yükselen bilinçlenmesinin ve buna bağlı taleplerinin nasıl geriletileceğinin hesaplarının yapıldığını sezer gibi oluyorum. Oysa, sivil toplumu güçlendirmek ve demokratik katılımı gerçekleştirmek için, sendikal yaşamı düzenleyen yasaların ivedilikle, gerçek demokratik usul ve esaslara bağlanarak yeniden düzenlenmesi, sendikalara demokratik örgütlenme haklarının verilmesi gereklidir. Böylece, sendikalar güçlenecek ve 1 Mayıslarda şiddeti amaçlayan grupların karşısında, güçlü bir demokratik sendika yapısı ve gücü oluşturulacaktır. Bu şekilde de, bu alanlar, şiddeti kendileri tasfiye edeceklerdir.
Aynı şekilde, kamu sendikalarının da iç hukuk düzenlemesi bir an önce gerçekleştirilmeli, gerçek bir sendikal yapı ortaya çıkarılmalıdır. Böylece, legal örgütlenme genişledikçe illegal örgütlenme de gerilemiş olacaktır. Unutulmamalıdır ki, çağdaş, demokratik bir toplum yaratma, demokrasiyi kurumlaştırma, daha çok baskıyla değil, daha çok demokrasiyle mümkündür.
Sayın milletvekilleri, 12 Eylül sonrası uygulamaya konulan kültürel, sosyal ve ekonomik politikalar, yeni bir insan tipi yaratmaya yöneliktir; çevresinde gelişen olaylara duyarsız, bireyci, çıkarcı, tüm moral değerleri yadsıyan ve bunların yanına da, bedeli nasıl ödenmiş olursa olsun, sadece kazanmak amacını koyan bir insan tipi.
Bugün, ülkemizde, toplumsal gelirin dağılımındaki adaletsizlik artarak gidiyor, millî gelir hakça bölüşülmüyor; üretmeden kazanmanın, ülkesini ve insanını soyarak zenginleşmenin adı, iş bitiricilik sayılıyor; rant ve faiz âdeta özendiriliyor; bütün ahlâkî değerlerin ve kavramların içleri boşaltılıyor, insanlar erdemlerinden özveride bulunmaya zorlanıyor, soylu davranışlara dudak bükülüyor; işkence olayları, yargısız infazlar devam ediyor ve kurumlaşıyor; insan hakları, giderek hız kazanan ve yoğunlaşan bir biçimde ihlal ediliyor; ceza ve tutukevleri çağdışı; çalışanların tamamı örgütlenme, grev hakkına sahip değil; yükseköğrenimin eşiğindeki gençler huzursuz ve güvensiz; işsizlik çığ gibi büyüyor; hayat pahalılığı çekilmez bir hal alıyor; kırsal alandaki yaşam koşullarının yetersizliği sonucu kentlere akan insanlarımız başlarını sokabilecekleri, elektriksiz, yolsuz, susuz bir odacık için canlarını veriyor; şehirlerin etrafında yeni yeni halkalar oluşturan gecekondu kentleri büyüyor, yeni kültürler ortaya çıkıyor; kent, kırsal kesim ve gecekondu kültürüyle insan arasında uyum sağlanamıyor.
Pek çok noksanıyla özetlenmeye çalışılan bu tablo içinde, 1 Mayısta sergilenen şiddet, insanlarımızda, kaygılara ve korkulara yol açmıştır; ancak, bilinmelidir ki, bu olaylar, içinde bulunduğumuz toplumun koşullarına ve doğasına bir parça da uygundur. Topluma egemen kılınan ekonomik, kültürel, politik ve hukuksal koşulların suç ve suçlu yaratmaya ne denli elverişli iklim oluşturduğunu görmeliyiz; toplumun, her an patlamaya hazır bir barut fıçısı haline getirildiğini farketmeliyiz. Hepimiz biliyoruz ki, suçluyu kazırsanız altından insan çıkacaktır.
Ne var ki, polis devletine özgü baskıcılıktan, insanı kul gören devlet anlayışından, yurttaşlarını potansiyel suçlu gibi gören devlet anlayışından, insanları etnik kökenlerine ve mezheplerine göre bir şablona oturtan çağdışılıktan, hukuk devletiyle kanun devletini birbirine karıştıran görüşten, uzlaşmayı, anlaşmayı, konuşmayı, hoşgörüyü reddeden, sevgiyi reddeden kısırlıktan ve sığlıktan uzaklaşamadığımız sürece, emeğin hakkını veremediğimiz sürece, insan gibi yaşamanın asgarî koşullarını sağlayamadığımız sürece, hepimizin kınadığı olayların azalmasını beklemek ve umut etmek, pek de haklı bir beklenti olmayacaktır.
İnsanlarımıza hayal kurma olanağı dahi vermiyorsunuz ve ondan sonra da, umutsuzca girişilen şiddet karşısında şaşkınlığa düşüyoruz. Olaylar, basında ifadesini bulduğu gibi, varoşların kente inmesi değildir; o insanlar, az önce çizilen koşullar içerisinde yaşamaktadır, kimsenin de bir yere indiği yoktur, iç içe geçmiş sorunlar yumağıyla yine iç içe yaşamaktadırlar.
Bu olaylar rastlantısal değildir; ama, kaderimiz de değildir. Dürüst, ahlaklı, emeğe saygılı, insan haklarına saygılı, hak ve özgürlüklerin özüne saygılı bir yönetim eliyle sorunların üstesinden gelmek hiç de zor değildir.
Sayın milletvekilleri, olayı yalın değil, bütün boyutlarıyla, sosyolojik, politik, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla ve yukarıda özet olarak sunmaya çalıştığım karmaşık tabloyla birlikte ele alır ve irdelersek, sağlıklı çözümler bulmak mümkün olur.
Sonuç olarak, terör çıkar yol değildir; bunun vurgulanması ve altının çizilmesi önemlidir; ama, çağdaş bir demokrasiyi kurumlaştırmak, çağdaş bir güvenlik konsepti oluşturmak da en az o kadar önemlidir.
Bu genel değerlendirmeden sonra, komisyon raporuna hangi noktalarda muhalefet ettiğimi kısaca açmaya çalışacağım.
Değerli arkadaşlarım, Kadıköy İskele Meydanının, etkin güvenlik tedbirlerinin alınmasını güçleştirecek fizikî yapıda olmasına rağmen miting alanı olarak neden tespit edildiği anlaşılamamıştır.
Çok önceden, mitingi sabote edecek illegal örgütler, yapacakları eylemler, kıyafetlerine ve sloganlarına varıncaya kadar bütün ayrıntılarıyla istihbar edilmiş ve hatta kendi yayın organlarında ilan edilmiş olmasına rağmen, olay öncesi tahriklerde ve saatlerde, güvenlik güçlerince, yeterli önlem alınmamış, grupların miting alanına girmeden çok önce, uzak noktalarda ve birleşmeden etkisiz hale getirilmeleri mümkünken, böyle bir yola başvurulmamıştır.
Havadan kontrol, zamanında ve yeterince yapılamamıştır.
Tek tip üniforma giyerek, ellerinde sopalarla, askerî bir düzen içerisinde miting alanına gelen militanlar, önceden görüldüğü halde, gelişleri engellenmemiş ve etkisiz hale getirilmemişlerdir.
Aranarak bırakılan kişilerin taş ve sopalarla saldırıda bulunduğu, Emniyet Genel Müdürünün de taş ve sopaların önceden miting alanına getirildiğini belirttiği, kısacası, güvenlik güçlerinin, olay öncesi ve sonrasında, yeterince arama ve inceleme yapmadığı ortaya çıkmıştır.
Kamuya ve özel kişilere ait araçlara saldırılar yapılırken güvenlik güçlerinin hiç müdahale etmedikleri, eldeki panzer, su sıkma aracı, itfaiye aracı gibi araç ve gereçleri etkin bir şekilde kullanmadıkları anlaşılmıştır.
Mevcut güvenlik güçlerinin, sayıca ve araç gereç bakımından yetersiz oldukları, gereken düzeyde eğitilemedikleri ve deneyimsiz oldukları açıkça ortaya çıkmıştır.
Telsiz muhaberesinin yeterli ve sağlıklı olması için gerekli tedbirler alınmamıştır.
Ölen kişilerin neden ve ne şekilde öldükleri konusunda yeterli bilgi ve belge bulunamamış ve tatmin edici bir açıklama yapılamamıştır.
Polisin, personel araç gereç, eğitimi gibi yetersizliklerinin, yetkililerce, zamanında, tam takdir edilemediği anlaşılmıştır.
İçişleri Bakanlığı, başta Vali olmak üzere, olay öncesinden itibaren takdir hataları gösteren, sevk ve idareyi etkili bir şekilde yapamayan, özellikle askerî birliklerle koordinasyonu sağlayamayan yetkilileri suçsuz bulmuştur.
Değerli arkadaşlarım, hepiniz hatırlarsınız, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan'a bir suikast düzenlenmişti. Suikastın hemen sonrasında, Beyaz Sarayda, Başkanı korumakla görevli, sayıları dörtyüzün üzerinde olan koruma görevlilerinin tümü görevlerinden uzaklaştırılmıştır. Bu bir zihniyettir, bu bir anlayıştır. Bu yaptırımı uygulamazsanız, bunları, bu olayları önleyemeyiz.
Görülüyor ki, raporda, olayların sebepleri, sorumluları sağlıklı bir şekilde tespit edilememiştir.
Bakanlığın, polisin yetiştirilmesi, eğitimi, yeterli araç gereç sağlanması konularındaki politikası yanlış olduğu gibi, İstanbul Valisinin yanı sıra, buradaki emniyet yetkililerinin, askerî birlik komutanlarının da ihmalleri ve yanlış değerlendirmeleri, olayların bu boyutlara ulaşmasına sebep olmuştur. Unutulmamalıdır ki, 1977 yılının 1 Mayısında katledilen 37 yurttaşımızın, hâlâ, failini bulabilmiş değiliz. Ne yazık ki, 1996 yılı 1 Mayısında da, bunlara, 3 yurttaşımız daha eklenmiştir ve öyle görünüyor ki, faili meçhul cinayetler zincirinde bunlar da yerlerini alacaklardır.
Değerli arkadaşlarım, yukarıda sayılan gerekçelerle Komisyon raporuna muhalefet şerhi koydum. Bu vesileyle, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.
Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Nejat Arseven; buyurun.
ANAP GRUBU ADINA NEJAT ARSEVEN (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben de, 18 Mart Çanakkale Zaferinin yıldönümünde, Kurtuluş Savaşı destanımızın ilk sayfası, başlangıcı olarak değerlendirilebilecek bu günde, Çanakkale'yi geçilmez kılan ve şehadet mertebesine erişen tüm memleket evlatlarımıza, bütün Anavatan camiası adına, Tanrı'dan rahmet diliyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 15 arkadaşının, İstanbul-Kadıköy'de 1 Mayıs günü meydana gelen olaylarda gerekli tedbirlerin alınmadığı iddialarını araştırmak amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün de 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi üzerine açılmış bulanan (10/67) numaralı Meclis araştırmasıyla ilgili Komisyon raporu üzerinde, Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini Yüce Heyetinize arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi de en içten duygularımla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, 1 Mayıs günü, İstanbul-Kadıköy'de Türk-İş, Hak-İş, DİSK ve KESK'in 1 Mayıs işçi bayramı kutlamalarıyla ilgili olarak düzenlemiş oldukları toplantıya karışmış bulunan yasadışı örgütlerin meydana getirmiş oldukları olayların bütün milletimizi ve tabiî, Yüce Meclisimizi yürekten yaraladığı, hepinizin malumlarıdır.
Maalesef, bu olaylarda 3 sivil vatandaşımız ölmüş, 30 sivil ve 58 polisimiz yaralanmış, bu yasadışı örgütlerce araçlar ateşe verilmiş, mağazaların cam ve çerçeveleri kırılmış, mallar yağmalanmış ve maalesef, yüzmilyonlarca liralık maddî bir zarar da ortaya çıkmıştır.
Yine, Yüce Heyetinizin 14.5.1996 tarihli ve 51 inci Birleşiminde alınan 422 sayılı kararla kurulan (10/67) esas numaralı Komisyon, aynı zamanda, benim de Anavatan Partisi temsilcisi olarak üyesi bulunduğum bu komisyon, Yüce Meclisin kararından hemen sonra çalışmalarına başlamış ve fevkalade olumlu, ciddî, olayları büyük bir hassasiyetle inceleyen uzun çalışmalardan sonra, bugün huzurunuzda görüşülmekte olan raporunu, 4.12.1996 tarihli 11 inci Birleşiminde aldığı karar üzerine hazırlamıştır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1 Mayıs olaylarıyla ilgili olarak kurulmuş olan bu Komisyonun çalışmaları sırasında, konunun önemini de dikkate alarak, başta dönemin İçişleri Bakanı olmak üzere, konuyla ilgili bulunan toplantının düzenleyicisi konfederasyonlarımızın başkan ve yöneticileri ile birçok sendika yöneticilerinin, emniyet yöneticilerimizin, idarecilerimizin ifadelerine başvurulmuş; bahse konu kişilerin yazılı ve sözlü ifadelerinin yanında, yine olayla ilgili birçok kişi dinlenmiş, yazışmaları ve raporları incelenmiştir.
Komisyonun yapmış olduğu bu çalışmalar ve elde edilen bilgi ve belgelere göre, 1996 yılı nisan ayının başından itibaren, illegal aşırı sol örgütlerin yayın organı olan çok sayıda dergi tarafından, memurlar, işçiler, öğrenciler, köylüler gibi çeşitli toplum kesimlerinin 1 Mayıs mitingine katılmaya, direniş, savaşma, dayanışma ve mücadeleye davet edildiği; çeşitli illegal gruplar tarafından da, aynı doğrultuda bildiriler dağıtıldığı anlaşılmıştır.
1996 yılı 1 Mayıs kutlamalarının, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu hükümlerine göre, toplantı alanı olarak tespit edilen Kadıköy İskele Meydanında yapılması amacıyla, yine, Türk - İş, DİSK, Hak - İş ve KESK yöneticileri bir mutabakata varmışlar ve bu doğrultuda, 19.4.1996 tarihinde de İstanbul Valiliğine başvurmuşlardır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yasal bütün prosedürüne uyulmak suretiyle bahse konu konfederasyonlarımızın düzenlemiş oldukları 1 Mayıs kutlamasıyla ilgili bu toplantıda olayların meydana gelmesi ve gelişmesindeki etkin unsur ve suçlular, elbette, taş ve sopalarla bu hain eylemlerini gerçekleştiren illegal örgütler ve teröristlerdir. Bu olayda, işçinin sosyal ve ekonomik sorunlarının duyurulmak istendiği böyle bir günde, kürsülerde konuşmak isteyen sendika temsilcilerinin dahi militan gruplarca taşlanmalarını ve neticede kürsünün işgali suretiyle konuşturulmamalarını kabul etmek mümkün olmadığı gibi, bundan sonra olabilecek bu ve benzeri toplantılarda ilgililerin daha hassas davranmaları gerektiği de açıktır.
Bununla esas ifade etmek istediğimiz, 1 Mayıs 1996 tarihinde ülkedeki anarşi ve terörün gelmiş olduğu noktanın tespiti ve yaklaşan 1 Mayısta, geçen 1 Mayısın da tecrübesiyle -Hükümetin ve ilgililerin, tüm hassasiyeti göstererek- gerekli tedbirlerin alınmasıdır.
Değerli arkadaşlarım, aslında, o gün, yani geçen 1 Mayısta, güvenlik kuvvetlerimizin itidalli davranışı, belki -hatta, belki değil mutlaka- Kadıköy Meydanının kana bulanmasının ve aslında o kargaşa anında ayırt edilmesi fevkalade zor olan yüzlerce değerli işçi kardeşimizin de yok yere kanlarının dökülmesinin önüne geçmiştir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yüce Heyetinizin kararı üzerine kurulmuş bulunan bu Komisyonun gerek çalışmaları sırasında gerekse huzurunuzda bugün görüşülmekte olan raporundan açıkça ve bir kere daha anlaşılmıştır ki, asıl olan, anarşi ve terör konularının istismarı değil, doğru tespit ve teşhislerle üzerine gidilmesidir. Bu konu, aslında, yalnız hükümetlerin değil, hükümetler tarafsız ve objektif bir şekilde görevini yaptıkları sürece, tüm Parlamentonun da ortak sorumluluğundadır. Asıl olan, bu ve benzeri olaylara -olayımızda olduğu gibi- hükümet görevini yaptığı sürece, Yüce Parlamentonun yekvücut olarak karşı çıkması ve bu olayları bir siyaset malzemesi haline getirmemesidir. Parlamentonun açıkça ortaya koyacağı bu tavır, sokağa hâkim olma istek ve eylemlerinde aşırı ısrarlı oldukları görülen şiddet yanlısı grupların bu davranışlarını da, arzularını da mutlaka caydıracaktır.
Değerli arkadaşlarım, Anavatan Partisi Grubu adına, bu ve benzeri olaylarda görevini layıkıyla, büyük bir özveriyle yaptığına inandığımız tüm güvenlik güçlerinin ve özellikle özel tim görevlilerinin, yani, bütün emniyet güçlerimizin etkisiz gösterilmesini ve yıpratılmasını da son derece yanlış bulduğumuzu, burada, huzurunuzda, bir kere daha ifade etmek istiyorum. Yine, Komisyon çalışmaları ve rapordan açıkça anlaşılmaktadır ki, illegal güçlerin, teröristlerin, sanki polisten sâdır oluyormuş gibi, çok sert bir davranışını, aslında, orada fevkalade halisane duygularla bulunan, vatanın birliğini ve bütünlüğünü her şeyin üzerinde tutan ve tuttuğuna Anavatan Partisi olarak bizim de yürekten inandığımız işçi kardeşlerimize yönelik bir olay gibi gösterme gayretleri de, burada, asil Türk polisinin, emniyet güçlerinin olgun ve bilinçli davranışıyla neticesiz kalmıştır. Yani, her zaman olduğu gibi, bu olayda da çok basiretli davranan ve olayda büyük ölçüde can kaybına sebebiyet vermeyen güvenlik güçlerimizi, Anavatan Partisi adına bir kere daha takdir ediyorum.
Değerli milletvekilleri, ayrıca, bu olay, Türkiye'de, tüm anayasal kuruluşların ve özellikle icranın başı olan Hükümetin, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne kastettikleri yolunda hiçbir tereddüt bulunmayan bu eşkıyanın yok edilmesi ve tabiî, toplumumuzda bu gibi yeni insanların -yani, ülkesine ve milletine kasteden insanların- ürememesi, çoğalmaması konusunda gerekli her türlü ekonomik ve sosyal tedbirleri alma sorumluluklarını da ortaya koymuştur.
Çok değerli arkadaşlarım, yine, burada, bizim önemli tespitlerimizden birisi, bu toplantıyı düzenleyen ve orada fevkalade halisane niyetlerle bulunan işçi kardeşlerimizin, olay sırasında, bu kötü niyetli kişilere karşı göstermiş oldukları tepki ve yine, toplantıyı düzenleyen değerli konfederasyonlarımızın başkan ve yöneticilerinin olayla ilgili beyan ve ifadeleridir. Olayımızda büyük bir açıklıkla görülmüştür ve bir kere daha tespit edilmiştir ki, işçi kardeşlerimiz ve onların değerli yöneticileri, bu gibi olayların ve bunları meydana getirenlerin kesinlikle karşısındadır.
Değerli milletvekilleri, yine, bu Komisyon çalışmaları ve raporu açıkça göstermektedir ki, söz konusu araştırma önergesinde ifade edilen ve bizim o gün de, bugün de katılmadığımız, devletin acz içinde olduğu ve acz içinde kaldığı beyanı fevkalade gerçekdışı olup, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihinden bu yana hiçbir dönemde acz içinde olmamıştır. Soruşturma raporu da açıkça göstermektedir ki, devlet, olaylarla ilgili bütün tedbirleri yerinde ve zamanında almıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür; aynı zamanda, çok büyük ve güçlüdür. Dün olduğu gibi, bugün de, yarın da, hiçbir zaman, hiçbir güce, hele böyle, bu gibi çapulculara karşı acz içinde olmamıştır ve olmayacaktır da.
Değerli arkadaşlarım, yine, araştırma önergesindeki "polisimize, güvenlik güçlerimize, devrin İçişleri Bakanı tarafından yetkilerini kısıtlayıcı müdahalelerde bulunulduğu" ifadesinin de gerçekle bir alakasının bulunmadığı, gerek komisyon çalışmaları sırasında ve de gerekse huzurunuzda bugün görüşülmekte olan raporla ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu gibi, bütün toplumu ilgilendiren ve Anavatan Partisinin iktidarda veya muhalefette olmak gibi bir tefrik yapmadan üzerine gidilmesini ifade ettiği konularda Anavatan Partili Sayın İçişleri Bakanımızın böyle bir tavır içinde olmayacağını, o günde bu araştırma önergesinin açılıp açılmamasının görüşüldüğü gün de bu kürsüden ifade etmiştik. Araştırma Komisyonunun çalışmaları ve raporunda, Sayın Bakanın böyle bir dahlinin bulunmadığının tespitinden de, Anavatan Grubu adına, büyük bir memnunluk duyuyorum.
Değerli milletvekilleri, nasıl ordumuz milletimizin gözbebeğiyse, Türk polis teşkilatı da, özellikle 1980 sonrası, tarafsız tutumuyla, gerek eğitim ve de gerekse teknolojik gelişmesiyle devletimizin en değerli kurumudur. Hepimizin evlatlarından oluşan, bizim içimizden çıkan ülkede huzur ve nizamın sağlanması için gece gündüz çalışan ve hatta siyasî partilerimizin il, ilçe teşkilatlarının veya genel merkezlerinin önünde nöbet tutarken hayatını kaybeden polisimizi rencide etmek yerine yüceltmek ve ona sahip çıkmak, bu Parlamentonun ve her bir milletvekilinin de görevidir. Bu olayda da, devlet ve onun güvenlik güçleri, hadisenin seyri içerisinde, büyük bir basiretle olayın önlenmesi ve özellikle, hepsi birbirine karışmış miting sahasındaki insanlar içinde can kaybının az olması için elinden geleni yapmıştır.
Önergede ifade olunan "kasıt" ve "bilinçsiz müdahale" ifadelerinin de gerçekdışı olduğu, yine bu komisyon çalışması ve raporla ortaya çıkmış bulunmaktadır. Olay sırasında güvenlik kuvvetlerinin davranışlarında bilinç vardır, şuur vardır; orada toplanan suçsuz, kusursuz onbinlerce işçi kardeşimizin hayatını riske atmama basireti vardır.
Değerli milletvekilleri, üyesi bulunduğum Komisyonun huzurunuzda görüşülmekte olan raporu, ben ve bu Komisyonda Anavatan Partisini temsil eden İstanbul Milletvekili Sayın Yusuf Pamuk tarafından, herhangi bir muhalefet şerhi de olmadan imzalanmış bulunmaktadır. Dolayısıyla, Anavatan Partisi olarak, bugün huzurunuzda bulunan raporda ifade edilen hususlara katıldığımızı, huzurunuzda, bir kere daha ifade ediyorum.
Ayrıca, bu komisyon çalışmalarına katılan bütün Komisyon üyesi arkadaşlarıma ve komisyon çalışmalarını büyük bir basiretle yöneten Komisyon Başkanımıza, huzurunuzda, Anavatan Partisi adına bir kere daha teşekkür ediyor; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi en içten duygalarımla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arseven.
Refah Partisi Grubu adına, Sayın Ekrem Erdem; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)
Sayın Erdem, süreniz 20 dakikadır.
RP GRUBU ADINA EKREM ERDEM (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1 Mayıs 1996 tarihinde İstanbul Kadıköy'de 1 Mayıs işçi ve emek bayramı kutlamaları sırasında meydana gelen olayları araştırmak üzere Yüce Heyetinizin tensibiyle kurulan Komisyonun hazırladığı rapor üzerinde Refah Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere, huzurlarınızda bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Sayın milletvekilleri, birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de, her yıl, 1 Mayıs, işçi ve emek bayramı olarak kutlanmaktadır. Türk-İş, Hak-İş, DİSK ve KESK, İstanbul-Kadıköy'de 1 Mayıs işçi ve emek bayramını birlikte kutlamak üzere miting yapma kararı alırlar. 1 Mayıs 1996'da bu miting gerçekleşir.
Hepimizin malumu olduğu üzere, sayıları 5 bini geçmeyen illegal örgüte mensup birtakım provokatörlerin gayretiyle miting alanı bir savaş alanına döndürülmüştü. Olaylarda 3 vatandaşımız hayatını yitirmiş ve 50'si emniyet görevlisi olmak üzere, takriben 70 vatandaşımız da çeşitli yerlerinden yaralanmışlardı. Olaylar sırasında çok sayıda işyeri tahrip edilmiş; ola