DÖNEM : 20 CİLT : 22 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
67 nci Birleşim
12 . 3 . 1997 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın, İstiklal Marşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulünün 76 ncı yıldönümü münasebetiyle açıklaması ve CHP İçel Milletvekili Durmuş Fikri Sağlar, DSP Kütahya Milletvekili Emin Karaa, RPÇorum Milletvekili Zülfikâr Gazi, DYP İstanbul Milletvekili Tayyar Altıkulaç, ANAP Kahramanmaraş Milletvekili Esat Bütün'ün grupları adına ve Ankara Milletvekili Mehmet Ekici'nin şahsı adına konuşmaları
2. -Konya Milletvekili A. Turan Bilge'nin, tarım ve hayvancılığın sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci'nin cevabı
3.-Gaziantep Milletvekili Ünal Yaşar'ın, organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi sitelerinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı E. Yalım Erez'in cevabı
4. - Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz'ın, zorunlu eğitime ilişkin gündemdışı konuşması
B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.-Aydın Milletvekili İsmet Sezgin ve 21 arkadaşının, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri konusunda genel görüşme açılamasına ilişkin önergesi (8/10)
C)TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-Bazı milletvekillerinin izinli sayılmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/713)
IV.-ÖNERİLER
A)DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. -247 sıra sayılı, 2972 sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhatarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 48 saat geçmeden gündemin 6 ncı sırasına alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
V. -SEÇİMLER
A)BAŞKANLIK DİVANINDA AÇIK BULUNAN ÜYELİĞE SEÇİM
1.-Başkanlık Divanında açık bulunan kâtip üyeliğe seçim
B)KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1.-Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
VI.-SORULAR VE CEVAPLAR
A)SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI
1.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı -Doğubeyazıt İlçesinde yapımına başlanan sağlık ocağına ve sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/233)
2.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı ve ilçelerinde yapım devam eden hastane ve sağlık ocaklarına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/234)
3.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı -Eleşkirt İlçesindeki Devlet hastane ve sağlık ocaklarındaki sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/235)
4. -Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı -Eleşkirt İlçesindeki il kütüphanesinin hizmet binası ihtiyacına ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/236)
5.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı -Doğubeyazıt İlçesinde yapımı sürdürülen kültür sitesi inşaatına ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/237)
6.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı İlçelerinde öğretmen evi yapılmasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/238)
7.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı- Eleşkirt İlçesinde yapımı devam eden İmam Hatip Lisesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/239)
8.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı -Doğubeyazıt İlçesinde yapımı devam eden İmam Hatip Lisesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/240)
9.-Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu'nun, bazı enerji nakil hatlarının ihalesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/241)
10.-Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük'ün, köy korucularına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/242)
11. - Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Türkiye'ye çeşitli kaynaklardan yapılacak yardımlardan Doğu ve Güneydoğu bölgelerine bir pay ayrılıp ayrılmayacağına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/243)
12. -Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ'un, Mersin Gümrüğü ve limanındaki bazı kamu görevlilerinin rüşvet aldığı iddiasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/246)
13. -Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı'nın, bir gazetede yayımlanan "Patrikhane TC'yi takmıyor" başlıklı haberde yer alan iddialara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/249)
14.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Patnos Barajı ve Patnos Ovası sulama inşaatlarının personel yetersizliğine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/250)
15. -Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı'nın, Türkiye -İsrail Askerî Eğitim İşbirliği Anlaşması ile ilgili basına yansıyan bir beyanına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/252)
16.-Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı'nın, Hollanda'daki İslam Kolejlerinden mezun olanların bu okullarda geçen öğretim sürelerinin Türkiye'de eksik değerlendirildiği iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/253)
17.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı İline bağlı köy ve mezralardaki göçleri önlemeye yönelik projelere ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/254)
18.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, kalkınmada öncelikli yörelerdeki çiftçilere ek kredi verilmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/255)
19.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, 1996 -1997 Hububat Alım Kararnamesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/256)
20.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı il sınırları içindeki bazı akarsular üzerinde baraj yapılmasına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/257)
B)YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.-Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın;
-DSİ Genel Müdürlüğünün Bursa'daki yatırımlarına
- Bazı projelere,
İlişkin soruları ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan'ın yazılı cevabı (7/2070, 2075)
2.-Hatay Milletvekili Fuat Çay'ın;
-Hatay'da baraj yapımı nedeniyle boşaltılan köylerdeki ailelerin ve göçebelerin iskânına,
-Hatay'da bazı ailelerin iskân programı hakkında ileri sürülen iddialara,
İlişkin Devlet Bakanı Bekir Aksoy'dan soruları ve Devlet Bakanı Nevzat Ercan'ın yazılı cevabı (7/2134, 2135)
3.-İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, Avrupa seyahatine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunç'un yazılı cevabı (7/2159)
4.-Denizli Milletvekili M. Kemal Aykurt'un, PamukkaleKuzey ve Güney kapılarına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın yazılı cevabı (7/2166)
5.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı ve ilçelerinin kütüphane ihtiyacına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın yazılı cevabı (7/2178)
VII.-KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.-926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)
2. -Yurtdışında Bulunanların
Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu
Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma
ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı
:209)
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.
Rize Milletvekili H. Avni Kabaoğlu, Karadeniz'in kirliliği ve ekolojik sistemine ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.
Kırklareli Milletvekili Necdet Tekin'in, TürkiyeBüyük Millet Meclisince kabul edilişinin 73 üncü yıldönümü münasebetiyle Tevhidi Tedrisat Kanununa ilişkin gündemdışı konuşmasına, Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam,
Adana Milletvekili İmren Aykut'un, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumundaki uygulamalara ilişkin gündemdışı konuşmasına da, Devlet Bakanı Sacit Günbey,
Cevap verdiler.
Rize Milletvekili A. Mesut Yılmaz, Devlet Bakanı Sacit Günbey'in konuşmasında partilerine sataşması,
Devlet Bakanı Sacit Günbey, Rize Milletvekili A. Mesut Yılmaz'ın konuşmasında şahsına sataşması,
Rize Milletvekili A. Mesut Yılmaz, Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz'un yerinden yaptığı konuşmasında şahsına sataşması,
Nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Avusturya, Almanya ve Fransa'ya gidecek olan Turizm Bakanı M. Bahattin Yücel'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı H.Ufuk Söylemez'in,
Küba'ya gidecek olan Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna'ya, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz'ın,
Vekâlet etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleriyle,
Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan Meclis Başkanlarının vaki davetlerine icabetle TBMM Başkanının başkanlığında bu ülkelere gidecek olan 6 kişilik parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin TBMM Başkanlığı tezkeresi,
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subaylar Hakkında Kanun Tasarısı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam edilecek Sözleşmeli Astsubaylar Hakkında Kanun Tasarısının yeniden incelenmek üzere geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; komisyonlarda bulunan (1/396) ve (1/411) esas numaralı kanun tasarılarının geri verildiği bildirildi.
Burdur Milletvekili Kâzım Üstüner'in, siyasî parti gruplarının oranlarında meydana gelen değişiklikler nedeniyle, TBMM Başkanlığı Kâtip Üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu ve 21 arkadaşının, erozyonun nedenlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/174) okundu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırasında yapılacağı açıklandı.
Burdur Milletvekili Yusuf Ekinci'nin, 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/2) İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınma önergesinin, yapılan oylamadan sonra,
Bayburt Milletvekili Ülkü Güney'in, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanuna Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi ve 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin (2/12) İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınma önergesinin, yapılan görüşmelerden sonra,
Kabul edildikleri açıklandı.
İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 13 arkadaşının, TMOGenel Müdürlüğündeki usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarını araştırarak alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve (10/6) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S.Sayısı :154) ile,
Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı ve 18 arkadaşının, hudutlarımızın güvenliği konusunda alınan ve alınması gereken tedbirleri araştırmak amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve (10/7) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S.Sayısı :174)
Üzerindeki görüşmeler tamamlandı.
İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya,Edirne Milletvekili Evren Bulut'un, (10/6) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporunun görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmasında, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle bir konuşma yaptı.
12 Mart 1997 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 20.55'te son verildi.
Mustafa Baş Ünal Yaşar
İstanbul Gaziantep
Kâtip Üye Kâtip Üye
1.-İzmir Milletvekili Birgen Keleş'in, kamu kuruluşlarında görevden alınan kadın yöneticilere ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2252) (Başkanlığa geliş tarihi :10.3.1997)
2. -Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ'un, hakkında tutuklama kararı bulunan eski bir emniyet mensubuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2253) (Başkanlığa geliş tarihi :10.3.1997)
3.-Ankara Milletvekili Mehmet Ekinci'nin, kamu bankalarının basın kuruluşlarına verdikleri kredi ve ilanlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2254) (Başkanlığa geliş tarihi :10.3.1997)
4.-Hatay Milletvekili Fuat Çay'ın, Türkiye Kalkınma Bankası personelinin emekliye ayrılmaya zorlandıkları iddiasına ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2255) (Başkanlığa geliş tarihi :10.3.1997)
5. -İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen'in, Malatya'da yapılan laiklik karşıtı yürüyüşe ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2256) (Başkanlığa geliş tarihi :10.3.1997)
6. - Manisa Milletvekili Tevfik Diker'in, hakkında tutuklama kararı bulunan eski bir emniyet mensubunun yakalanmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2257) (Başkanlığa geliş tarihi :10.3.1997)
7.-Manisa Milletvekili Tevfik Diker'in hakkında tutuklama kararı bulunan eski bir emniyet mensubunun yakalanmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2258) (Başkanlığa geliş tarihi :10.3.1997)
8. -Kars Milletvekili Selahattin Beyribey'in, silah ruhsatı başvurusunda bulunan koruculara ilişkin İçişleri Bakanınadan yazılı soru önergesi (7/2259) (Başkanlığa geliş tarihi :10.3.1997)
9. -Rize Milletvekili Avni Kabaoğlu'nun, İsrail'de çalışan işçilerimizin sorunlarına ilişkin Çalışma ve SosyalGüvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2260) (Başkanlığa geliş tarihi :10.3.1997)
10.-Adana Milletvekili İmren Aykut'un, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan yapılan yardımlara ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2261) (Başkanlığa geliş tarihi :10.3.1997)
1.-Aydın Milletvekili İsmet Sezgin
ve 21 arkadaşının, Türkiye'nin Avrupa
Birliği ile ilişkileri konusunda Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü
maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına
ilişkin önergesi (8/10) (Başkanlığa
geliş tarihi :11.3.1997)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67 nci Birleşimini açıyorum.
Çalışmalara başlamamız için yeterli sayımız vardır; çalışmalarımıza başlıyoruz.
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın, İstiklal Marşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulünün 76 ncı yıldönümü münasebetiyle açıklaması ve CHP İçel Milletvekili Durmuş Fikri Sağlar, DSP Kütahya Milletvekili Emin Karaa, RPÇorum Milletvekili Zülfikâr Gazi, DYP İstanbul Milletvekili Tayyar Altıkulaç, ANAP Kahramanmaraş Milletvekili Esat Bütün'ün grupları adına ve Ankara Milletvekili Mehmet Ekici'nin şahsı adına konuşmaları
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Kültür Bakanı Sayın İsmail Kahraman, Başkanlığımıza gönderdiği bir tezkereyle, İstiklal Marşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisince kabulünün 76 ncı yıldönümü münasebetiyle, bugün, Genel Kurulda, Hükümet adına gündemdışı bir konuşma yapmak istediğini bildirmiştir.
Kendisine gündemdışı söz vermeden önce, 50'nin üzerinde milletvekili arkadaşımızın Başkanlığa vermiş oldukları bir önerge vardır; bu önergede, "Malumları olduğu üzere, 12 Mart, İstiklal Marşımızın Meclisimiz tarafından kabul günüdür. Anadolu ve Trakya Türklüğünün emperyalizme karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinin başarıyla tamamlanmasında İstiklal Marşımızın oynadığı rol çok açıktır. Kuvayi Milliye ruhuyla bu iman mısraları etrafında kenetlenen halkımız, müstevlileri bu topraklardan kovmuş ve Cumhuriyet, bu büyük başarının eseri olarak ortaya çıkmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, İstiklal Marşımıza ve yazarı Mehmet Akif Ersoy merhuma vefa borcunu ödemelidir. Bu maksatla, 12 Mart günü, Taceddin Dergâhında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı olarak, bir tören düzenlenmesini ve müteakiben, Genel Kurulun mutad oturumunun başında, İstiklal Marşının tamamının, Başkanlıkça tayin edilecek bir üye tarafından kürsüden okunmasını ve bütün üyelerin saygı duruşuyla ayakta dinlemesini arz ve teklif ederiz." demektedirler.
Sayın arkadaşlarımız, bu önerge, Meclis Başkanlığına verilmiştir. Meclis Başkanlığıyla yapılan görüşmede, gruplar, galiba kendi aralarında anlaşmışlar. Her grup, gruplar adına yapılacak konuşmalarda, İstiklal Marşımızın iki kıtasını okuyacaktır.
Saygı duruşuna gelince: Biliyorsunuz, İçtüzüğümüzün 53 üncü maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisinde saygı duruşunu gerektirecek konularda Başkanlık Divanının karar alması gerekiyor; bu, İçtüzük hükmüdür. Zaten, İstiklal Marşımız, hepimizin onurudur, gururudur, onun içerisindeki ruh ve mana hepimizin şevkidir. Dolayısıyla, biz, her gün, zaten, İstiklal Marşımız çalındığında, Marşımıza karşı, büyük bir huşu içerisinde saygılı duruyoruz; yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda değil, çalındığı her yerde, Türkiye'nin ve dünyanın her yerinde, Marşımıza karşı saygımızı belirtiyoruz.
Bu durumu açıkladıktan sonra, Sayın Bakana söz veriyorum.
Buyurun Sayın Bakan. (RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika efendim.
KÜLTÜR BAKANI İSMAİL KAHRAMAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstiklal Marşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisimizce kabulünün 76 ncı yıldönümü münasebetiyle huzurlarınızda bulunuyorum. Hükümetimiz ve şahsım adına, böyle bir günde huzurunuzda olmanın bahtiyarlığı içerisinde, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Millî marşlar, bayraklar gibi, devletlerin sembolüdür. İstiklal Marşımız, henüz, daha İstiklal Savaşımız neticelenmeden kabul edilmiş olan bir marştır ve çok sıkıntılı günlerde, milletimize ve ordumuza ruh, iman ve güç veren bir metindir.
İstiklal Marşımızın kabulü, 12 Mart 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekleşmiştir. Merhum Akif, ilk müsabakaya katılmamıştır; zira, "ortaya konulan maddî bir menfaat karşılığında millî marş yazılmaz" demiştir.
Millî şairimiz, hepimizin örnek alacağı, örnek ve lider bir şahsiyettir; hayatı, yaşayışı, karakteri, seciyesi, ilmi seviyesiyle örnek teşkil eden bir zattır.
Doktor Rıza Nur Beyin Maarif Vekilliği sırasında başlatılan bu çalışma, bilahara, Hamdullah Suphi Tanrıöver Beyin Millî Eğitim Bakanlığı sırasında neticelendi. Akif, Maliyenin ayırdığı 500 lirayı, Şarkışla'daki yaralı gazilerin masrafları için hibe etti. Kendisinin paltosu olmadığı, arkadaşının yağmurluğuyla Meclise gelebildiği halde, Akifimizin yapmış olduğu bu insanlık örneği jest, hepimize örnek teşkil etmelidir.
Milletimiz, İstiklal Savaşımızı, bütün emperyalist güçlere karşı çok büyük özveriyle gerçekleştirmiştir ve bunu gerçekleştirmede, iman gücünün, inancın çok büyük tesiri olmuştur. Bütün devletlerin yüklendiği Türkiye'nin, bütün dünyaya karşı böyle bir zafere kavuşmasının reçetesi, inancı, imanı, örfü, âdeti, ananesine bağlılığı olmuştur ve öyle neticelenmiştir.
Savaşın ruhunu, gaye ve hedefini dile getiren bir şiirin İstiklal Marşı olarak kabul edilmesi, sadece o gün için değil, bugün de, yarın da bize yol gösterici olacak bir metindir. Zira, Anayasanın başlangıcında da anayasal bir metin olarak kabul edilmiş ve değiştirilemez hükümler arasında İstiklal Marşımız sayılmıştır. Rahmetli Mehmet Akif Ersoy Beyin dediği gibi, inşallah, Türk Milleti ebediyete kadar devletini devam ettirecek ve bir daha İstiklal Marşı yazmak gibi bir durumla karşı karşıya kalmayacaktır.
İstiklal Marşımız, milletimizi millet yapan değerlerin yüksek bir heyecan ve hissiyatla dile getirildiği eşsiz bir metindir ve sadece normal törenlerde okunacak bir marş da değildir -Sayın Başkanımızın dediği gibi, biraz sonra, her grup ikişer kıtasını okuyacağına göre- her kıtasından ders alınacak olan, her mısraı apayrı bir destan olan yol gösterici bir metindir; bir anayasa metni gibidir ve bir destandır.
Büyük bir devletin torunları olarak, ahfadı olarak, bu Mecliste, bizi, yine, bütünleştiren böyle bir marş, böyle bir metin, böyle bir eserle karşı karşıyayız ve bütün gruplarımız, rahmetli Akif'in 27 Aralıktaki anma gününde olduğu gibi, yine aynı fikir etrafında, yine bir bütünlük ve sevgi yumağı halinde kendisini burada temsil ettirecektir.
Toplumumuzun içinde sıkıntılar olsa dahi, milletimizin bütünlüğü, birliği ve geleceği mevzubahis olduğunda, bir bütün halinde hareket ettiğimizi her zaman gösterdik ve göstereceğiz. Zira, kökü çok eskiye dayanan bir devletin devamıyız, kuruluş tarihi 1299'a uzanan bir büyük devletin, bir cihan devletinin devamıyız, Osmanlı'nın torunlarıyız. Düşününüz ki, dünya nüfusunun 548 milyon olduğu dönemde, 20 milyon kilometrekarelik bir sahada, 100 milyon nüfusa hitap eden bir devletin temsilcileriyiz ve o maziden gelen hasletlerimizle, o maziden gelen geleneklerimiz ve göreneklerimizle, geleceğe ümitle yürüyoruz ve yürüyeceğiz.
O noktadan, İstiklal Marşımız, sadece bir anın, bir savaş arasının duygusu değil, topyekûn bir tarihin, geçmişin, bugünün ve geleceğin yol göstericisi olan bir metindir.
Böyle bir metnin kazanılmasında ve kazandırılmasında emeği geçenleri, bu vesileyle, tekrar, hürmetle ve rahmetle yad etmek, hepimizin boyun borcudur.
Kültür Bakanlığımız, millî kültürümüzün yaygınlaştırılması, geliştirilmesi ve ilerletilmesi için gereken çalışmaları yapmakla mükellef kılınmıştır; kuruluş kanunumuzun gereği budur. Bu gereği yerine getirmek için, millî kültürümüzü esas kabul eden, evrensel değerlerle bütünleştiren bir çalışmanın içerisinde, gereken faaliyetleri sürdürüyoruz.
Bu cümleden olmak üzere, Millî Marşımızın kabul yıldönümünde de, bugün, Türkiyemizdeki bütün illerimizde, ilkokullar, ortaokullar ve liseler arasında, Millî Marşımızı güzel ezbere okuma yarışması tertip ettik. Millî Kütüphanemizde, Ankara'daki merasimimizi tamamladık. Büyük bir katılım oluyor ve yurt sathında, gençlerimiz, geleceğimiz demek olan genç talebelerimiz, büyük bir vecd ve aşkla ve şevkle, İstiklal Marşımızın yarışmasına katıldılar. Bu yarışmayı, İstanbul'da, 27 Aralıkta yapmıştık; 3 050 okul katıldı, 11 800 talebe iştirak etti ve bunların 270'i dereceye girdi. Her kazada, her okulun birincisi, ikincisi, üçüncüsü seçildi. Bunlar arasında, mesela, bir Ermeni talebe kızımız Lory, bir Rum kızımız, Rum ilkokulundan Aleksandra, körler okulundan bir ortaokul talebesi, büyük vecd içerisinde ve büyük bir başarıyla Marşımızı okudular. Bütün yurt sathında, benzeri bir tabloyu, bugün, Türkiyemiz yaşadı.
Bize düşen, millî birlik ve bütünlüğümüzü sağlamada en mühim unsur olan manevî değerlerimize sahip çıkmaktır, millî değerlerimize sahip çıkmaktır, millî ve manevî hayatımızı ayakta ve diri tutmaktır. Kültür sahibi olmanın gereği budur ve eğer bu kültüre sahip çıkmazsak, milletimizin değerlerine sahip çıkmazsak, o takdirde, şahsiyet fukaralığıyla karşı karşıya kalırız; hatta, şahsiyet yokluğuna duçar oluruz; o takdirde de, asimile olmak gibi bir durum mevzubahis olur. Onun için, bu ve benzeri vesilelerle, Kültür Bakanlığımız, millî kültür sahasında, gereken faaliyetlerini, icap ettiği ölçüde sürdürecek ve devam ettirecektir. Bu vesileyle, desteğini esirgemeyen bütün kamu görevlilerine ve Millî Eğitim Bakanlığı mensuplarına ayrıca teşekkürlerimizi sunmak istiyorum.
İstiklal ve hürriyet, milletimizin temel değerlerindendir, yapısının icabıdır. Esareti ve köleliği kabul etmeyen bir yapıya ve bir bünyeye sahip bir milletin mensubuyuz. Esasında, hürriyet, doğumla insana verilen tabiî haklardandır. Hür olmak, insanın doğuştan sahip olduğu bir haktır. O hürriyeti engelleyici herhangi bir tedbire tevessül etmek, gerek hukuka gerekse insanlık haysiyetine ve onuruna aykırı bir hadisedir. Fert olarak bunu kabul etmememiz, neticede, millet olarak ve devlet olarak da kabul etmememiz sonucuna bizi götürür. Despot düşüncelerle ve yönlendirici, normatif değerlerle hareket ettirici düşüncelerle toplumu ileriye götürmek mümkün değildir. Toplumun önünün açılması, ancak, ona, hürriyet ve istiklal, istikbal tanıyarak, düşüncesini hür bir şekilde ifade etme hakkını tanıyarak gerçekleşebilir; bu, milletimizin yapısında ve dokusunda vardır, var olmaya devam edecektir ve bu devam ettiği müddetçe de, ülkemiz, ileriye, daha ötelere doğru ulaşacak ve Türkiye, misyonuna kavuşmuş olacaktır.
Rahmetli Mehmet Akif Ersoy'u anarken ve İstiklal Marşımızın kabulü yıldönümünde konuşurken, bunları da ifade etmeyi bir görev olarak telakki ettim ve bu sözlerimle, Yüce Meclimizle aynı fikir ve düşüncede olduğumu da, müsaadenizle, kabul ettiğimi ifade etmek isterim.
Millî günlerimizde nasıl berabersek, her meselemizde yan yana ve beraber olduğumuz inancı içerisindeyiz. Elbette ki, detaylarda, tali meselelerde ve güdülecek olan yollardaki, politikalardaki tespitlerde farklılıklar olabilir; ama, bu, nihayetteki hedefi değiştirmez. Hepimizin hedefi, merhum Akif'in İstiklal Marşımızda söylediği gibi, ilelebet Türkiyemizin yaşaması, bayrağımızın dalgalanması, ezanımızın, minaremizin sessiz kalmaması, arşa doğru şahadet parmağı gibi yükselmesidir. Türkiyemiz, bu şekilde kalkınacak, gelişecek ve çağı aşacaktır.
Bu duygularla hepinizi tekrar hürmetle selamlarken, İstiklal Savaşımızda ve daha önceki muharebelerde şehit olmuş bütün şühedamızı, devletimiz için her sahada hizmet vermiş olan değerli büyüklerimizi tekrar rahmet ve minnetle anıyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor; bütün siyasi partilerimize, Hükümetimiz adına teşekkürlerimizi sunuyorum. (RP, DYP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğümüze göre, Hükümet gündemdışı söz isterse, grupların, 10'ar dakikayı geçmemek üzere söz hakkı vardır. Bir de grubu olmayan bir partinin mensubu bir milletvekiline söz verilecektir; İçtüzüğe göre bunun süresi de 5 dakikadır.
CHP Grubu adına Sayın Fikri Sağlar söz istemişlerdir.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA DURMUŞ FİKRİ SAĞLAR (İçel) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İstiklal Marşımızın ulusal marş olarak kabulünün yıldönümüyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi adına görüşlerimizi dile getirmeden önce, Türk Halkına istiklalini kazandırmak için canları pahasına mücadele edenleri, bu uğurda şehit düşenleri ve elbette bu kutsal mücadelenin öncüsü Büyük Atatürk'ü bir kez daha saygıyla anarak, şükran duygularımızı ifade etmek istiyorum; hepinize saygılar sunuyorum.
İstiklal Marşı, kuşkusuz her ulus için çok anlamlı ve önemlidir; ancak, bizim İstiklal Marşımız, simgelediği bağımsızlık mücadelesinin büyüklüğüyle, birçok mazlum ulusa örnek olma özelliği nedeniyle daha da değerlidir. Gerçekten de, İstiklal Marşımızın her dizesinde, buram buram inanç, kahramanlık, coşku ve ulusa olan güven kokar. İstiklal Marşımız, aynı zamanda, emperyalizme karşı başkaldırının ve zaferin destanıdır. Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşında, Türk Halkının ortak duygularını ve değerlerini olağanüstü bir duyarlılıkla, ama, bir o kadar da özgüvenle dile getirmiştir. Büyük şairimizi saygıyla anıyorum ve onun önünde şükranla eğiliyorum.
İstiklal Marşımızın kabul edildiği günün zorunlu koşullarını halkımız çok iyi biliyor. Atatürk ve mücadele arkadaşları, cephelerde tüm yokluklara karşı verdikleri savaşımda kazandıkları zaferleri, daha sonra ülkenin yeniden yapılanması konusunda da gerçekleştirmişlerdir. Ancak, çok iyi biliyoruz ki, ulusların tarihlerinde her zafer, bir sonuç değil, yeni bir başlangıçtır. Geçmişteki zaferler ve başarılar, bir sonraki aşama için iyi bir başlangıç oluşturduğu anda değer kazanır. Bu anlamda, İstiklal Savaşımızın ulusal marş olarak kabul edilişinin 76 ncı yıldönümünde, geçmişte kazandığımız zaferler ve başarıları sadece anmakla yetinmemeli, bunları, bu günü, geleceğin temelleri olarak görmeliyiz.
Türkiye Cumhuriyetinin bugün içinde bulunduğu koşullar, Atatürk ve mücadele arkadaşlarının düşledikleri koşullar değildir ne yazık ki. Sağlanan önemli gelişmelere, gerçekleştirilen büyük atılımlara rağmen, Türkiye Cumhuriyeti, kendisini var eden değerlere yönelik saldırılar başta olmak üzere, çok ciddî sorunlarla karşı karşıyadır. Cumhuriyetin temel ilkeleri ve devrimlerini yok etmek isteyen bazı kesimler, bu amaçlarını açıkça gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Çağdaş, demokratik ve laik bir Türkiye Cumhuriyetini dünya uluslar ailesi içerisindeki saygın yerinden uzaklaştırmaya çalışanların gafletini ibretle izliyoruz; ancak, sadece izlemekle yetinmeyeceğimizi ve demokratik hukuk devleti esaslarıyla karşılarına çıkacağımızı, burada bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Bugün, Mehmet Akif'e ve onun muhteşem eseri İstiklal Marşına övgüler düzenlerin ve şükran duygularını dile getirenlerin bazıları, Mehmet Akif'i ve İstiklal Marşını doğru olarak kavradıklarını sanmadığım hal ve hareket içerisindeler. Ulusal bağımsızlığımızla ilgili ciddî kaygılar yaratan gelişmelere bakışlarından kaygı duyduğum bu insanlarla, Mehmet Akif'i ve İstiklal Marşımızın ruhunu bağdaştırmada hayli güçlük çekmekteyim. Keza, "gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem" dizesinin arkasına sığınarak, Mehmet Akif'i başka unsurlarıyla bağdaştırma çabalarının da gerçeği yansıtmadığını ifade etmek istiyorum; çünkü, aynı Mehmet Akif, dizelerinde, baskı ve zulme karşı özgürlüklerden yana olduğunu en açık biçimde dile getiren bir şairdir.
Tarihi doğru algılamak, kişileri de yerli yerine oturtmak gerekir. Mehmet Akif, İslamî değerlerine bağlıydı; ama, başkaları halka zulmü reva görürken, Mehmet Akif "zulmü alkışlayamam, zalimi asla övmem" diyecek kadar özgürlüklerden ve halktan yanaydı. Evet, İngiliz sığınmacısı Vahdettin de İslamî değerlere bağlıydı; ancak, Vahdettin ve onun şeyhülislamı, Kuvayı Milliye önderleri için idam ferman ve fetvaları verirken, Mehmet Akif, Kuvayı Milliyecilerle birlikte Anadolu'da cami cami dolaşıp emperyalizme karşı ulusal direniş bayrağını dalgalandırıyordu.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İstiklal Marşımızın en önemli mesajlarından biri de "ümmet" yerine "millet" kavramı etrafında halkı harekete geçirmek istemesidir. Bu, kimilerince, büyük vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un şahsında savunma gayretinde bulundukları Osmanlı ve Osmanlıcılık kopuşunun net bir ifadesi olarak algılanmalıdır.
Geçmişe sahip çıkmak, geçmişte yaşamak değildir, tarihimizin her dönemi bizimdir. Orta Asya'dan beyliklere, Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyetine, tarihimizin her dönemini -doğruları ve yanlışlarıyla- bizim tarihimiz olarak kucaklıyoruz; ama, doğrularına sahip çıkarak, geliştirip dönüştürerek yararlanmaktan yanayız. Yanlışları da, bir özeleştirme mekanizması içerisinde değerlendirmemiz gerekiyor. Bu, tarihin inkârı değil, çağdaş olmanın en doğal gereğidir.
Mehmet Akif Ersoy bugün yaşıyor olsaydı, İstiklal Marşını, aynı ruhla, aynı inançla, bu kez, yeni Ali Kemallere, Damat Feritlere, Abdülhamit özentilerine ve onların uluslararası bağlantılarına karşı yazardı. Bugün, İstiklal Marşımıza, verdiği mesaja, ruha her zamankinden daha fazla sarılmamız ve sahip çıkmamız gerekmektedir.
İstiklal Savaşımızın ve onu izleyen cumhuriyetin tüm kazanımları büyük saldırılarla karşı karşıyadır. Bugün, İstiklal Savaşımızın, onun yarattığı çağdaş, demokratik, laik cumhuriyet temellerine dönüşün gerekli olduğu ve bunun için de devrim yasalarının ödünsüz uygulanması gerektiği, çetelerden arınmış temiz toplum, temiz yönetim özleminin gerçekleştirilmesi için mücadele günüdür; bu mücadelenin ruhu da Kuvayı Milliyedir.
Bu arada, ulusal birliğimizi simgeleyen İstiklal Marşımızın kabulünün 76 ncı yıldönümünü idrak ettiğimiz bugünün, yani 12 Martın, demokrasiye, birlik ve bütünlüğe karşı olaylarla aynı güne rastlamasını talihsizlik olarak değerlendiriyorum. 12 Mart muhtırası ve Gazi olaylarının benzerlerinin tekrar yaşanmaması için, tüm halkımızı ve özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisini, sorumluluğunun gereklerini en iyi biçimde yerine getirmeye davet ediyorum.
İstiklal Marşımızın kabulünün 76 ncı yıldönümünde, Büyük Atatürk ve mücadele arkadaşları başta olmak üzere, istiklalimizin kazanılması ve sürdürülmesi doğrultusunda çaba gösterenleri saygıyla selamlıyorum, önlerinde şükranla eğiliyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bugün, alınmış olunan karar doğrultusunda, her arkadaşımız, İstiklal Marşımızın iki dörtlüğünü okuyacak; ben de, ilk ikisini sunmak istiyorum.
"Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak,
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül; ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz, dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, hakka tapan milletimin istiklal."
Hepinize saygılar sunuyorum.(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sağlar.
DSP Grubu adına, Sayın Karaa; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Karaa, süreniz 10 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA EMİN KARAA (Kütahya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İstiklal Marşımızın kabulünün 76 ncı Yıldönümünde, Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Millî marşlar, milletlerin birlik ve beraberlik duygularını yansıtırlar. Her millet, kendi marşını, belirli tarihî olaylar sonunda elde etmiştir; ama, hiçbir millet, Türk Milleti gibi, her anını yaşayarak millî marşına sahip olamamıştır. İstiklal Marşımız, Birinci Dünya Savaşı sonrasında, ülkemizi parçalamak isteyen emperyalistlere karşı Türk Milletinin vermiş olduğu bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşı yıllarında, ordudan gelen bu yoldaki talep üzerine, gündeme gelmiştir.
Nasıl bir millî marş olacağı konusunda şu istekler ortaya çıkmıştır: Öyle bir marş olmalı ki, Mehmetçik onda tüm benliğini, bağımsızlık aşkını bulmalı, vatanın bağrına bir hançer gibi saplanmış düşmanla savaşırken, bu marştan güç almalıdır. Yine bu marş, kutsal bir ayet gibi, askerin dudaklarından eksik olmamalıdır. Açıkçası bu Marş, Türkün özgürlük ve vatan tutkusunu dile getirmeliydi.
Böylesine büyük özelliklere sahip bir İstiklal Marşını yazmak, elbette kolay değildi. Ne var ki, o yıllarda, Türk Milletinin yaşamı, İstiklal Marşımıza tıpatıp uyuyordu. İşte, bu gerçeği gören büyük şair Mehmet Akif Ersoy, milletinin savaşını, sevdasını, bağımsızlık özlemini, kendine has ustalığıyla şiir haline getirmeyi başarmıştır. Bir başka ifadeyle, Türk Milletinin İstiklal Savaşı, İstiklal Marşı içinde en güzel ifadesini bulmuştur.
İşte bu nedenle, bizim İstiklal Marşımız ısmarlama değildir; işte bu nedenle, bizim İstiklal Marşımız hiçbir ülkenin millî marşına benzemez. İstiklal Marşımızın şiiri, Türk Ulusunun bağımsızlığının simgesi olan albayrak üzerine yazılmış bir destandır. İstiklal Marşı, Anadolu'nun ortasından, Türk Milletinin bağımsızlığını korumak yolundaki sarsılmaz iradesini bütün dünyaya haykıran en gür sesleniştir. Bu şafaklarda yüzen alsancak, sonsuza dek dalgalanacaktır.
İşte, bu nedenledir ki, İstiklal Marşı, hepimiz için bir onurdur, gururdur, bir namustur. Bizim, böylesine bir hayat felsefemiz olan İstiklal Marşımızın okunması sırasında, geçen yıl ülkemizi ziyaret eden kimi konuklar ayağa kalkmıyorsa veya içimizden birileri bu densizliği yapıyorsa, dahası, bu güzel vatanın kurtarıcısı, cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün kabrini ziyaret etmiyorsa, bunlara tepki göstermeyen hükümetleri buradan şiddetle kınıyorum. (DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Kurtuluş Savaşı, büyük asker, büyük devlet adamı Gazi Mustafa Kemal önderliğinde, Türküyle, Kürdüyle, Alevîsi ve Sünnîsiyle bir bütün olarak, Türk Milletinin bütün fertleriyle bağımsızlık ülküsünde birleşilen bu ortak amaçla kazanılmıştır.
Bugün, ülkemizin jeopolitik konumu nedeniyle, ülke bütünlüğü ve millî birliğimiz konusunda her zamankinden daha dikkatli ve uyanık olmak zorundayız. Türkiye, son yıllarda, bazı dış desteklerle, cumhuriyet tarihinin en acımasız ayrılıkçı hareketiyle karşı karşıyadır. Türkiye'de, vatandaşlar arasında huzursuzluk giderek artmaktadır. Bunların en başında, özellikle son zamanlarda, laikliğe yönelik, cumhuriyete yönelik, rejime yönelik tehlikelerin yoğunlaşması gelmektedir. İnanç sömürüsünün dinimize de zarar verecek ölçüye varmasından dolayı kaygı ve huzursuzluk artmaktadır. Bırakın artık dinle uğraşmayı, bırakın insanların Allah'la kul arasındaki münasebetini. Bu İstiklal Marşının yazıldığı tarihten bu yana, 76 yıldır bu cumhuriyette İslamiyetle hiç bu kadar oynanmadı. Bir yanda Başbakan Yardımcısı, daha dün "laik, demokratik cumhuriyetten dönüş yoktur; kimse bunun üzerine hesap yapmasın, hiç kimse din üzerinden siyaset yapmasın; dini, oy toplama aracı olarak kullandırmayız" derken, aynı gün Sayın Başbakanın, toplumun laiklik konusundaki duyarlı kesimleri için "faşist laikler; laik mürteciler; devrim yobazları" gibi yakıştırmalar yapması, fevkalade ibret vericidir.
Kurtuluş Savaşında bu ülkeyi yan yana, omuz omuza birlikte savunmuş insanların çocukları, torunları arasına nifak tohumları ekilmek istenmektedir. Bu ülkede yaşayan tüm insanların mutluluk ve esenliği, aralarında hiçbir etnik köken, din veya mezhep farkı gözetmeksizin hepsini kucaklayan, hepsinin etnik özelliklerine ve inançlarına saygı gösteren bir kardeşlik anlayışındadır.
Mehmet Akif'in İstiklal Marşı bizim hayatımızdır. Allah bize yeni bir İstiklal Marşı yazdırmasın. (DSP sıralarından alkışlar)
İstiklal Marşının, Grubumuzun okuyacağı üçüncü ve dördüncü kıtasını takdim ediyorum:
"Ben, ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim, iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar."
Saygılarımla efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Karaa.
Refah Partisi Grubu adına, Sayın Zülfikar Gazi; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)
Sayın Gazi, süreniz 10 dakikadır.
RP GRUBU ADINA ZÜLFİKAR GAZİ (Çorum) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İstiklal Marşımızın kabulünün 76 ncı yılı münasebetiyle, Refah Partimiz Grubu ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Tam 76 yıl önce bugün, bu Yüce Meclis, İstiklal Harbinin hazırlıklarını yaparken, Aziz Milletimizin iman, azim, heyecan ve kahramanlığının tercümanı olan İstiklal Marşını müzakere ederek kabul etmiştir.
İstiklal marşı olabilecek şiir yarışması açılmış, yarışmaya 724 şiir gelmiştir. Yarışmada dereceye giren şiire 500 lira mükâfat konulması sebebiyle, iman şairimiz Mehmet Akif "istiklal marşı parayla yazılmaz" diyerek müsabakaya katılmamıştır. Zamanın Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey, Yüce Milletimizin tarihine, inancına, şan ve şerefine yakışan şiirin, ancak Akif tarafından yazılabileceğini çok iyi bildiği için, büyük şairimizi istiklal marşı için şiir yazmaya ikna etmiştir. Neticede, Büyük Millet Meclisinde, bundan 76 yıl önce, büyük bir heyecanla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk üyeleri tarafından kabul edilmiştir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türk İstiklal Marşı, dünya milletlerinin millî marşları içerisinde güfte bakımından belki de en güzeli ve en manalısıdır. Bazı marşlar o devletin hükümdarını, başkanını övmekte, bazı marşlar ise mübalağalı şekilde kendi milletlerini göklere çıkarmaktadır. Bizim İstiklal Marşımız ise, tarih boyunca, daima müstakil ve hür yaşamış büyük bir milletin bu hasletini azimle, heyecanla, imanla terennüm eden bir şiir şaheseridir. Bu eserde sevgisiyle, hürriyet ve istiklal kahramanları, müşahhas şekilde bayrak, vatan, tarih ve millet gerçekleri etrafında birleştirilmiş ve mukaddes bir terkip olarak ifade edilmiştir. İstiklal Marşında, milletimizin maddî ve manevî bütün değerleri yer almaktadır.
Akif, Osmanlının dağıldığı, cennet vatanımızın düşmanlar tarafından taksim edildiği, yurdumuzun bazı bölgelerinin işgal edildiği bir dönemde Anadolu'yu adım adım dolaşarak, halkı, hürriyet için, kurtuluş için kıyama davet etmiştir. Heyecanlı nutukları, hararetli vaazlarıyla Anadolu halkını birliğe, dayanışmaya, tek yumruk olmaya davet etmiştir.
Kastamonu Nasrullah Camiinde yaptığı veciz konuşma, bütün Anadolu'yu heyecana getiren, coşturan bir muhteviyat ve manadaydı. Akif, Nasrullah Camiinden, bütün milletimize şöyle sesleniyordu: "Milletler, topla, tüfekle, zırhlıyla, ordularla, tayyarelerle yıkılmaz. Milletler, ancak, aralarındaki rabıtalar çözülerek, herkes kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatına, kendi menfaatını temin kavgasına düştüğü zaman yıkılır.
Bizim mahv için tertip edilen muahede-i sulhiye paçavrasını, mücahitlerimiz şark tarafından yırtmaya başladılar. Şimdi, beri taraftaki dindaşlarımıza düşen vazife, Anadolumuzun diğer cihetlerindeki düşmanları denize dökerek, o murdar paçavrayı büsbütün parçalamaktır. Zira, o parçalanmadıkça, İslam için bu diyarda beka imkânı yoktur.
Ey cemaat-i Müslimin! Düşmanlarımızın bugün bizden istedikleri ne filan vilayet ne filan sancaktır; doğrudan doğruya başımızdır, boynumuzdur, hayatımızdır, devletimizdir.
Ey cemaat-i Müslimin! Ağyar eline geçen Müslüman yurtlarının hali, bizim için en müessir bir levha-i ibrettir. İslamın son mültecası olan bu güzel toprakları düşman istilası altında bırakmayalım. Ye'si, meskeneti, ihtirası, tefrikayı büsbütün atarak, azme, mücahedeye, vahdete sarılalım. Cenabı Kibriya Hak yolunda mücadele için meydana atılan azim ve iman sahipleriyle beraberdir."
Akif'in vaazları, Sebilürreşad Dergisi vasıtasıyla, Anadolu'ya yayılıyor, herkese aşk ve heyecan dağıtıyordu. Cephelerde askerlere dağıtılıyor, halka duyuruluyordu. Hatta, Elcezire Cephesi Kumandanı Nihat Paşa, Akif'in Kastamonu Nasrullah Camiindeki vaazından o kadar etkilenmiştir ki, vaaz metnini teksir ettirip, orduya ve Diyarbakır, Elazığ, Bitlis, Van İllerine dağıttırmıştır. Aynı zamanda, Akif'e şu telgrafı göndererek tebrik etmiştir:
"Nasrullah Cami-i Şerifinde irad buyurduğunuz mev'izeyi havi mecmuanızın ancak bir nüshası elde edilebilmiştir. Diyarbekir'in Cami-i Kebirinde, Cuma namazından sonra kıraat edilerek mü'minin-i hazıra envar-ı maneviyesinden hisseyab-ı tenevvür ve tefeyyüz olmuşlardır. Fakat, bu istifade pek mahdud kalacağından, cephe mıntıkasını teşkil eden Elaziz, Diyarbekir, Bitlis, Van vilayetleriyle civar müstakil mutasarrıflıklar halkı da nasibdar edilmiş ve şeref ile hukuku doğrudan doğruya zatıâlinize ait olmak üzere Diyarbekir Vilayeti matbaasında teksir edilerek bütün cepheye tevzi olunmuştur. Cenabı Hak mesai-i diniyye ve vatanperveranenizi meşkûr eylemesi temennisiyle ihtiramatımı takdim eylerim."
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; vatanımızın işgale uğradığı, bağımsızlığımızın tehlikeye düştüğü bir ortamda millî birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğu hepimizce malumdur. Milletleri her türlü tehlikeden koruyan umde, bütün zorlukları aşıp refaha kavuşturan ortak değerler etrafında bütünleşmektir.
Akif, Anadolu üzerindeki kara bulutların dağıtılıp aydınlığa kavuşmanın tek yolunun birlik olduğunu, tefrikadan uzaklaşmak olduğunu haykırmıştır: "Sen ben desin efrat aradan vahdeti kaldır/Milletler için kıyamet işte o zamandır" mısraları, zorlukları aşmada, her türlü olumsuzluğu hayra çevirmede birliğin, beraberliğin önemini ifade etmektedir.
Bir milleti, ancak kendi içindeki tefrika ve bölünme yıkabilir. Dün, işgalci güçlerin karşısında nasıl tek yumruk olup cennet vatan Anadolu'yu düşmandan temizleyip istiklalimize kavuşmuşsak, bugün de her türlü sıkıntımızı, ekonomik, sosyal ve siyasal güçlüklerimizi aynı ruh ve anlayışla aşacağımıza inanıyorum.
Demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından en önemlisi olan siyasî partilerimiz, millî birliğimizi bozacak her türlü davranıştan uzak olmak zorundadır. Şunu, kesin bilmeliyiz: "Tefrika girmeden bir millete düşman giremez./Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez."
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kurtuluş Savaşımızın kazanılmasında en büyük itici güç, iman gücü olmuştur. Ordusu dağıtılmış, vatanı işgal edilmiş, fizikî şartları düşmanla kıyaslanamayacak kadar zayıf olan bir millet, nasıl olmuş da bu savaşta zafere ulaşmıştır. Bunun tek bir izahı vardır: Sarsılmaz iman. Akif, bunu İstiklal Marşımızda: "Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar/Benim, iman dolu göğsüm gibi serhaddim var/Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar/Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar" mısralarında ne güzel ifade etmiştir.
Tarih boyunca, Aziz Milletimizi zaferden zafere ulaştıran ruh, kalbinin derinliklerinde muhafaza ettiği sarsılmaz imanı olmuştur...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gazi, efendim, süreniz bitti; isterseniz İstiklal Marşımızdaki iki kıtayı okuyun, bırakın...
ZÜLFİKAR GAZİ (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
...İnançlı toplumlar, zorlukları aşmada, her türlü menfilikleri müspete çevirmede başarılı olabilirler.
Sözlerime İstiklal Marşımızın iki dörtlüğüyle son veriyorum:
"Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakkın
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!
Düşün, altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı;
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı."
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazi.
Söz sırası, DYP Grubu adına, Sayın Tayyar Altıkulaç'ın efendim.
Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
DYP GRUBU ADINA TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kabulünün 76 ncı yılında İstiklal Marşını değerlendirebilmek için, önce, Mehmet Akif'i ve Marşın yazıldığı günler öncesi dönemin şartlarını gözden geçirmek yararlı olacaktır. Mehmet Akif, Anadolu'nun işgali üzerine, Padişahın, Meclisin ve Hükümetin bir şey yapamaz olduğu İstanbul'dan, Anadolu'ya intikal eden ilk Osmanlı münevveridir. Önce, Balıkesir'e geçmiş, cami kürsülerinden halkı işgale karşı direnişe teşvik ve davet etmiştir.
Hindistanlı Müslüman Hüseyin Kıdvay'ın Anadolu direnişini öven ve İngilizleri yeren eserini -damadı Ömer Rıza Doğrul'a İngilizceden tercüme ettirerek- bastırmış, Anadolu'nun muhtelif şehirlerinde halka dağıttırmıştır.
Eşref Edip'le müştereken çıkardığı Sebilürreşad Dergisinde seri yazılar yazarak, Anadolu halkının yiğitçe direnişini âdeta destanlaştırmıştır.
Nihayet, bir gün, Sebilürreşad sahibi ve iş arkadaşı Eşref Edip'i yanına çağırarak "artık burada duracak zaman değildir. Anadolu'ya geçip çalışmak lazım. Bizim tarafımızdan halkı tenvire ihtiyaç varmış; çağırıyorlar. Mutlaka gitmeliyiz. Ben, yarın, Ankara'ya hareket ediyorum; hiç kimsenin haberi olmasın. Sen de İdarehanenin işlerini derleyip topla, Sebilürreşad klişesini al, arkamdan gel. Meşihattakilerle de temas et, Harekâtı Milliye aleyhinde bir halt etmesinler" demiş ve süratle Ankara'ya intikal etmiştir.
Adı, zaten, Anadoluda bayraklaşmış olan Mehmet Akif'in Ankara'ya intikali, Anadolu şehirlerinde Mustafa Kemal ve Kuvayi Milliyeye bağlılığı güçlendirmiş, olay, mahallî gazetelerde sevinçle ilan edilmiştir. Nitekim, Kastamonu'da münteşir Açıksöz Gazetesi, olayı şu satırlarla duyurmuştur: "Sebilürreşad başmuharriri büyük İslam şairi Mehmet Akif Beyefendinin Ankara'ya vasıl olduğu, Ankara gazetelerinden okunmuştur. Zulme, hakarete tahammül edemeyerek, ailesini, refahını İstanbul'da terk ile Anadolu'ya firar edebilen bu vicdanlı şairin, Anadolumuzun ahvalini şiirleriyle terennüm etmesini temenni ederiz."
Evet, Mehmet Akif, 9 Mayıs 1920'de Ankara'ya ayak basar basmaz, Konya'da çıkan bir isyanı bastırmak üzere oraya gönderildi. Konya, Mehmet Akif'i coşkuyla karşıladı. Şehir ve çevre camilerinde yaptığı keskin vaaz ve nasihatlerle, halkı isyancıların yanından Kuvvacıların yanına çekmiş, isyanın bastırılmasında ilk rolü oynamıştır.
Konya'dan Ankara'ya döner dönmez, Kastamonu'ya intikal etmiş, Nasrullah Camiindeki ünlü ve uzun hitabesini irat etmiştir. Bu uzun ve keskin nutuk şu cümlelerle son buluyordu: "Sakın millî harekât aleyhinde olanların sözlerine kulak asmayınız; çünkü, onlar, halkımızı köle haline getirmek istiyorlar. İçimizde yer yer çıkan isyanlar, hep melun düşmanların parmağıyla olmuştur. Allah rızası için aklımızı başımıza toplayalım; çünkü, böyle düşman hesabına çalışarak, elimizde kalan bir avuç toprağı da verecek olursak, çekilip gitmek için arka tarafta bir karış yerimiz yoktur." Bu tarihî vaazında Mehmet Akif, Sevr paçavrasının ne uğursuz bir ölüm antlaşması olduğunu hatırlattıktan sonra, antlaşmanın vatanımızı parça parça bölen hükümlerini uzun uzun anlatmış ve "yoksa biz, o muazzam ecdadın ahfadı değil miyiz" diye kükremiştir.
Mehmet Akif, hitabenin sonunda ellerini kaldırıp, duaya başladığı zaman, dışarılara kadar taşan cemaatin hüngür hüngür ağladığını, o günün tarihçileri kaydediyorlar.
Bu hitabe, Sebilürreşad'da bastırılarak bütün Anadolu'ya dağıtılmıştır. Nitekim, Elcezire Kumandanı Nihat Paşa, benden önceki konuşmacının da belirttiği gibi, Mehmet Akif'e çektiği telgrafta şunları ifade etmiştir: "Nasrullah Camii Şerifinde irad buyurduğunuz mev'izenin bulunduğu mecmuanın ancak bir nüshası elde edilebilmiştir. Diyarbekir Camii Kebirinde mü'minlere okunmuştur; fakat, bu istifade pek mahdut kalacağından, cephe mıntıkasını teşkil eden Elaziz, Diyarbekir, Bitlis, Van Vilayetleriyle civar müstakil mutasarrıflıklar halkı da nasibdar edilmiş ve şerefiyle, hukuku doğrudan doğruya zatıâlinize ait olmak üzere, Diyarbekir Vilayet Matbaasında teksir edilerek, bütün cepheye dağıtılmıştır. Cenabı Hakkın vatanperver ve dinî gayretlerinizi meşkûr eylemesi temennisiyle hürmetlerimi takdim eylerim."
Değerli milletvekilleri, bütün bunları huzurunuzda takdim etmenin sebebi, sözlerimin başında arz ettiğim gibi, İstiklal Marşının yazıldığı günlere takaddüm eden şartları ve o şartlar içerisinde merhum Akif'in üstlendiği rolü izah etmek içindir.
Kurtuluş Savaşımız ve bu savaşı zaferle sonuçlandıran sebeplerin başında gelen ordu-sivil bütünleşmesi, millî felaketlerin üzerimizden defedilebilmesi için neler yapmamız gerektiğinin çok uzaklarda olmayan bir örneğidir, bir modelidir.
Mehmet Akif, Kurtuluş Savaşını böylesine benimsemiş; halkı, Mustafa Kemal'in başlattığı Kuvayi Milliye hareketi ve ordu etrafında toplamış, cepheyi ve devleti idare edenlerin yanıbaşında âdeta manevî bir rehber rolü üstlenmiştir.
Onun yazdığı her mısra, camilerden ve kürsülerden haykırdığı her cümle, Mehmetçiği teşci eden, cephe gerisindekileri cepheye süren, din adına, Sultan-Halife adına çizgi dışına çıkanları, ikna yoluyla çizgi içine çeken, ölü ruhları ve boşvericileri dirilten, ümitsiz kitleleri uyandıran ve ümitlendiren bir alarm olmuştur.
Savaş boyunca, cephe gerisinden lojistik destek sağladığı Mehmetçiğe zafer müyesser olduktan sonra, hamurunda tazarru, niyaz ve isyanları bulunan millî kurtuluşun Marşını yazmak da ona nasip oldu.
Türk İstiklal Marşı -yarışmayla kazanılan- sıradan bir şiir değildir; Kurtuluş Savaşını -cephe gerisinden- adım adım takip eden; Türk askerinin başarılarıyla heyecanlanıp coşan; mevzii gerilemelerinden ezilip üzülen bir büyük ruhun, ulvî müfekkirenin ve şüphesiz -Bedir ashabına benzettiği- Mehmetçiğin destanıdır.
30 Ağustosta İzmir'de dikilen sancak ve 12 Mart 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi salonlarında yankılanan İstiklal Marşı, Kurtuluş Savaşı boyunca satır satır, mısra mısra dokunan bir destanın ilanıdır. Bu destanı, sadece Mehmet Akif de yazmamıştır; yediden yetmişe millet yazmış ve Türk Ordusuna armağan etmiştir. Mehmet Akif'in, 724 şairin katıldığı İstiklal Marşı yarışmasına iştirak etmeyişinin ve konulan ödülü almayışının asıl sebebi işte bu düşüncedir. Mithat Cemal'in "İstiklal Marşını niçin Safahat'a koymadın" sorusuna verdiği "o, benim değil, memleketimindir" cevabının altında yatan sebep de hiç şüphesiz budur.
İstiklal Marşımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulünün 76 ncı yılının aynı çatı altında üç çeyrek yüzyıl sonra kutlanmasından duyduğumuz memnuniyeti Grubum adına ifade etmekten sonsuz bir gurur duyuyorum. Dileğim; içeriden ve dışarıdan sayısız ihanet ve saldırılara maruz bulunan ülkemizin istiklalinin -düşmanları kahredercesine- dünya durdukça kutlanması ve bu kutlamaların millî bir gurur vesilesi olarak milletçe paylaşılmasıdır.
Mehmet Akif, özellikle yeni yetişenlerimiz tarafından, iyi bilinmeli ve iyi anlaşılmalıdır. O, önce milletine inanan, milletini seven, milletimizin ebediyete kadar hür ve müstakil olarak yaşamasını temenni ve niyaz eden büyük bir idealisttir.
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda/Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda" derken, ondaki bu sevgi selini görüyoruz.
"Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal" mısraında da bu milletin sonsuza kadar hür ve bağımsız olarak yaşayacağının inanç ve ilanı vardır.
"Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakkın/Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın" vaat ve temennisi, yeni nesillerimizin moral gücü olmalıdır.
"Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı/Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı" mesajı, onun, hurafelerden uzak Kur'an Müslümanlığına; bir başka deyişle Kur'an'ın ruhuna uygun Müslümanlığa olan hasretini dile getirir.
"Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın durdun/Onun hesabına birçok hurafe uydurdun/Sonunda bir de tevekkül sokuşturup, araya/Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya." "Bir baksana, gökler uyanık, yer uyanıktır/Dünya uyanıkken, uyumak maskaralıktır" mısraları, tarihî zaaflarımızı gözümüzün önüne sermiyor mu?
Değerli milletvekilleri, bu mısralar, ana teması İstiklal Marşı olan, Akif'in fikirlerinin bize ışık tutan örnekleridir.
Devlet büyüklerinde olduğu gibi, millet büyükleri de yeni nesillerce giderek unutulmaktadır. Bu konulara hassasiyetlerini yakinen bildiğimiz Millî Eğitim ve Kültür Bakanlarımızın, bakanlıkları başta olmak üzere, örgün ve yaygın eğitim sunan tüm kuruluşlarımızın, Mehmet Akif örneğinde, devlet ve millet büyüklerimizi tanıtıcı hizmetlere ağırlık vermeleri temennisiyle, İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle anarken, Akif merhumun "bir kubbesine Mevla titrer" dediği mübarek vatanımızın ilelebet payidar olmasını diliyorum.
İstiklal Marşının, benim okumam gereken dörtlüklerini takdim ediyorum:
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek, vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli;
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli,
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli."
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Altıkulaç.
Söz sırası, ANAP Grubu adına, Sayın Esat Bütün'ün.
Buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Bütün, süreniz 10 dakikadır.
ANAP GRUBU ADINA ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 76 yıl önce bugün, bu Meclis, ayakta, Türkün gür sesiyle, İstiklal Marşını hep beraber söyledi, hep beraber dinledi.
İstiklal Marşı, sadece, Mehmet Akif'in kaleme aldığı bir şiir değildir. İstiklal Marşı, bir milletin destanıdır, bir milletin kurtuluş destanıdır. Kalelerine girilmiş, tersanelerine girilmiş, orduları dağıtılmış, silahları elinden alınmış bir milletin ayağa kalkışının destanıdır. İstiklal Marşı, sadece Taceddin Dergâhında yazılmamış, İstiklal Marşı'nın önü Çanakkale'de yazılmıştır. "Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor" diye orada yazılmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk'ün ruhunu, Çanakkale'nin ruhunu Çanakkale'de şöyle tespit ediyor: "Mehmetçik, abdestini alıyor, elbisesini yıkıyor. Gördüm, niçin bunu yaptığını sorduğumda 'ölürsem kefenim olacak bu elbise; kefenim, şehitlik kefenim temiz olsun. Milletimin zaferi temiz olsun' diyor ve bir saniye sonra, bir dakika sonra öleceğini bilen Mehmetçik, Kur'an'ı Kerim'i elinden bırakıyor, ön cepheye gidiyor, o şehit düşüyor, arkasından 'Allah, Allah' sesleriyle ikincisi geliyor" diyor. İstiklal Marşı'nın yazılışının başlangıcı Çanakkale destanıdır. Arkasından Kahramanmaraş'ta Sütçü İmam, Gaziantep'te Şahin Bey, Şanlıurfa'da-Erzurum'da Nenehatun'dur.
Bugün, aynı zamanda Erzurum'un da kurtuluş günüdür. Erzurumluların da Kurtuluş Bayramını kutluyorum.
Evet, Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar... İstiklal Marşı, sadece Mehmet Akif'in kaleminde değil, bakınız, o gün, Türk anası Halide Edip'in kaleminde nasıldır: Sultanahmet mitinginde, Halide Edip, Türk anası, Anadolu'ya ad veren Türk anası sesleniyor:
"Kardeşlerim, evlatlarım; ruhu göklerde olan ecdadımız, minarelerimizde, 7 yüzyılın şanlı Osmanlı tarihinin bugünkü faciasını seyrediyor... Dünyanın bir başından bir başına at süren namağlup gaziler karşısında başımı kaldırıyor, diyorum ki: Ben, Türk-Müslüman tarihinin bedbaht bir kızıyım. Eskiler kadar kahraman; fakat, bedbaht bir milletin bedbaht anasıyım. Yemin ediyorum ki, göğsünü adalet ve insaniyetten alan ecdadımın ilahî namusuna ihanet etmeyeceğim. Allahıma ve hakka dayanarak, Türk Milletinin son yolunu, sizlere ve dünyaya ilan ediyorum. Davamız, işte şudur: Türkiye'nin mevcut olan hak ve istiklalinin alınmaması... Yarabbi, hakkın ve milletin bir mahşeri, bir mahkemei kübrası hazırlanıyor. Bu mahkemeye, millet hakkı çiğneyen zalimler gelecektir. Şimdi yemin ediniz ve benimle beraber tekrar ediniz: Milletlerin ilahî hakkı ilan edilinceye kadar, kalbimizde heyecanımız kalacaktır, eksilmeyecektir. 700 senenin asil ve büyük mirası olan vakarımızı, adalet ve terbiyemizi unutmayacağız. Yemin ediniz. Bayrağımıza, ecdadımızın namusuna ihanet etmeyeceğiz" diyor.
İşte, Kurtuluş Savaşı, Sultanahmet'te böyle yazılırken, Falih Rıfkı, o gün Akşam'da, "Sakarya'nın suları neler anlatıyor: Sakarya, 7 asırdan beri ilk defa, kendi kıyılarında, Türk kahramanlarının ulvî gazalarını seyrediyor. Sakarya'nın ismi, yedi günden beri, millî coğrafyada, millî tarihe geçti. Şüphesiz, şimdi, Sakarya, yatağında ve Türk siperlerine doğru bağırmak istiyordu: Benim sularım 7 asırdan beri Türk ülkesinin topraklarını suladığı gibi, sizin kanlarınız da 7 asırdan beri bu ülkenin topraklarını suluyor" diyor.
İşte, Kurtuluş Savaşı, sadece İstiklal Marşında değil, Amasya Tamiminde, Sıvas Kongresinde, Erzurum Kongresinde, yani "ya istiklal ya ölüm" duygusunda yaşanmıştır, böyle yazılmıştır. İnanıyorum ki, bugünün gençleri, bugünün insanları, eğer İstiklal Marşını, eğer Kurtuluş Savaşını iyi öğrensinler, eğer Kurtuluş Savaşının nasıl kazanıldığını bilsinler... İnanıyorum ki, bugün, Türkiye'nin birçok problemlerinin altında yatan gerçek, gençlerimizin ve yeni nesillerimizin bu gerçekleri, Kurtuluş Savaşını, Sakarya'yı, Çanakkale'yi, Dumlupınar'ı, Şahin Beyi, Nene Hatunları bilmemesinden kaynaklanmaktadır; çünkü, Çanakkale'ye gittiğiniz zaman görürsünüz ki, Anadolu'nun her karışından, her bölgesinden, her ilinden insanlar koyun koyuna yatmaktadır. Bugün de, Ankara'nın mezarlığında, yine, Anadolu'nun her ilinden insanlar koyun koyuna yatmaktadır. Millî birlik ve beraberliğe o kadar ihtiyaçımızın olduğu, Kurtuluş Savaşındaki kadar ihtiyaçımızın olduğu bugün de, Kurtuluş Savaşını, Kurtuluş Savaşının kahramanlarını, Kurtuluş savaşının alanlarını, Kurtuluş Savaşını yaşayan kahramanların yerlerini ayırt etmeksizin toplumumuza kazandırmak zorundayız; dünyaya anlatmak zorundayız, çevresini korumak zorundayız; Hacettepe'de olduğu gibi, İstiklal Marşının yazıldığı Taceddin Dergâhının etrafını kapatmak zorunda değiliz. Onları, televizyonlarda, filmler yaparak, belgeseller yaparak milletimize ve dünyaya anlattığımız gün, inanıyorum ki, dün babaları ve dedeleri kol kola Kurtuluş Savaşını kazanan bu milletin evlatları, bugün de kol kola girerler.
Bu duygu ve düşüncelerle İstiklal Marşının yazılış gününün 12 Marta, bir muhtıra gününe rastlamış olmasını talihsizlik sayıyor, hâkimiyetin kayıtsız şartsız milletin olduğunun bir kere daha vurgulanmasını istiyorum.
Eğer Başkanım müsaade ederse, arkadaşlarımız ikişer kıtasını okudular, bir bütünlük olsun diye, ben hepsini okumak istiyorum.
BAŞKAN - Peki. Size iki kıtası kaldı; ama, takdiri size bırakıyorum.
Buyurun.
ESAT BÜTÜN (Devamla) - Teşekkür ederim.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak,
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül; ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz, dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, hakka tapan milletimin istiklal.
Ben, ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim, iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakkın
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!
Düşün, altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı;
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hûda,
Etmesin tek, vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, ilahî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli,
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile secde eder, varsa taşım;
Her cerihamdan, ilahî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden naaşım;
O zaman yükselerek arşa değer, belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakka tapan milletimin istiklal.
Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bütün.
Grubu bulunmayan bir milletvekili arkadaşımıza da, İçtüzüğe göre, söz verdik.
Ankara Milletvekili Sayın Mehmet Ekici, buyurun efendim. (Alkışlar)
Sayın Ekici, süreniz 5 dakika efendim.
MEHMET EKİCİ (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İstiklal Marşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gözyaşları ve büyük bir heyecan içerisinde kabul edilişinin yıldönümünü kutlamaktan, bir Türk çocuğu olarak, bahtiyarlık duyduğumu arz ederek konuşmama başlamak istiyorum.
İstiklal Marşının müellifi rahmetli Mehmet Akif Ersoy'u, millî mücadeleye katılan bütün komutanları ve millî mücadelede şehit olanları, saygı ve rahmetle anıyorum.
Mehmet Akif'i tanımadan, Mehmet Akif'i bilmeden, onun kaleme aldığı, bir anlamda Türk Milletinin tamamının kaleme aldığını kabul ettiğimiz İstiklal Marşını tam anlamıyla kavramak mümkün değildir. Mehmet Akif, sanatın sanat için yapıldığı bir dönemde, açlığa, işsizliğe, medeniyetsizliğe karşı, bir toplumcu ruhun ayaklanma noktası olmuştur. Bu anlamda, Mehmek Akif'i toplumcu bir şair olarak görmemiz gerekir. Yine, "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı/Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı" beytinde olduğu gibi, ilmî esasa dayanan çağdaşlığı öngören bir şairimizdir. Garbın ilmini ve fennini almakta son derece dikkatli ve aceleci bir şairimiz olarak tebarüz eder. Siyasî fikirleri bakımından cihanşümul düşünmekle birlikte, hissen ve fiilen milliyetçidir. Türk İstiklal Savaşında ise, tam bir milliyetçi mücahittir. Şair olarak, tam bir uygunlukla, Türk Milletinin ruhunu ve vicdanını temsil eder. Bu anlamda, İstiklal Marşımızın yazarı Türk milletidir dersek, yanlış söylemiş olmayız. Dolayısıyla, Akif'e saygı duymak, millete, tarihine ve bu milletin inançlarına saygı duymakla eşdeğerdir.
Değerli milletvekilleri, İstiklal Marşı, sıradan bir beste değildir, sıradan bir marş değildir. İstiklal Marşı, günümüz şartları da dahil olmak üzere, bugünümüzü ve geleceğimizi kucaklayan bir uzlaşma metnidir. İstiklal Marşımızın her kelimesi, her beyti ayrı ayrı ele alındığında, bugün, aramıza sokulmaya çalışılan Türk-Kürt gibi, Alevî-Sunnî gibi, laik-antilaik gibi bir sürü ayrımcılığın panzehiri olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz. Bu anlamda, İstiklal Marşımız, bir toplumsal uzlaşma metnidir.
Yine, İstiklal Marşımız, antiemperyalist mücadele anlayışının zirvesidir. Milletlerin esir edildiği, sömürgeciliğin had safhaya geldiği bir dönemde, İstiklal Marşımız, mazlum milletlerin kurtuluş türküsü olmuştur. İstiklal Marşımızın en önemli özelliklerinden birisi, milletimizin dinî ve millî bütün değerlerinin temsilcisi olmasıdır. İstiklal Marşımızın dayanağı, ne bir lider ne bir doktrin veya ne bir grup taassubu değil, doğrudan doğruya millet iradesidir.
Bu anlamda, çok geniş hürriyetçiliğiyle İstiklal Marşımızı tekrar tekrar okumalı; okurken, bir marşı okur gibi değil, bir uzlaşma metnini okur gibi okumalıyız. 1921 Meclisinde nasıl şevkle dinlenmiş ve nasıl anlaşılmışsa, İstiklal Marşımızı, bu Meclisimizin ve bundan sonra gelecek Meclislerimizin de aynı anlayış ve şevk içerisinde dinlemesini arzu eden bir kardeşinizim.
Yalnız, gerek millî eğitimde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ekici, lütfen toparlar mısınız efendim.
Buyurun.
MEHMET EKİCİ (Devamla) - Peki efendim.
Bu arada, Sayın Kültür Bakanımızdan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından bir arzımı ifade etmek istiyorum. Etrafı kaçak binalarla donatılmış ve kapatılmış Tacettin Dergâhına el atmak, onu korumaya almak, onu, etrafındaki çirkinliklerden kurtararak bir "Akif bağı" haline getirmek, hem Türkiye Büyük Millet Meclisinin hem de Hükümetin boynunun borcu olmalıdır diyorum.
Yıldönümünü kutluyorum; hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ekici.
Sayın milletvekilleri, Hükümetin gündemdışı sözünden sonra, bir de milletvekili arkadaşlara gündemdışı söz vereceğim.
2. -Konya Milletvekili A. Turan Bilge'nin, tarım ve hayvancılığın sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci'nin cevabı
BAŞKAN - Şimdi, ilk gündemdışı sözü, tarım ve hayvancılığın içinde bulunduğu durumla ilgili olarak, Konya Milletvekili Sayın Turan Bilge'ye veriyorum.
Buyurun efendim. (Alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır efendim. Rica ediyorum, süreye riayet edin.
A. TURAN BİLGE (Konya) - Sayın Başkan, Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tarım, Türkiye'nin, önem verilmesi gereken sektörlerinin başında gelmektedir; karşı karşıya bulunduğu ağır sorunlara rağmen, Türkiye toplumunun sağlıklı geleceği için tek şanstır; gelişmesi, öncelikli olması gereken bir kesimdir. Ülke için böylesine yaşamsal önem taşıyan bir sektörün gelişmesi, kalkınması için gösterilen her çabayı, sevinçle ve mutlulukla karşılarız; DSP olarak, böylesi çabalara destek olmayı da görev sayarız. Ne var ki, 54 üncü Hükümet işbaşına geldiğinden beri, destek olmamız gereken, ciddî ve köklü herhangi bir çalışmaya -üzülerek belirtmek gerekir ki- henüz tanık olamadık.
Tarımın içinden gelen, bu nedenle, sorumluluk duygusuyla davrandığını, konulara vâkıf ve kesinlikle iyi niyetli olduğunu bildiğimiz Tarım ve Köyişleri Bakanımız Sayın Musta Demirci, kendisinden beklenene de uygun bir ihtiyat içerisinde, bırakın yapılanları, yapılacakları bile kamuoyuna aktarmazken, Sayın Başbakanın, Grup konuşmasında, kesinleşmemiş, henüz planlama aşamasında olan kimi gelişme senaryolarını gerçekleşmiş gibi ortaya koymasını, doğrusu, anlayamıyoruz; devlet adına gerçekdışı beyanda bulunmasını çok yadırgıyoruz.
Ne diyor Sayın Başbakan: "Krediden ayrı olarak, hayvancılığa, 40 trilyon lira hibe edilmiştir." Hangi amaçla, ne zaman, hangi kuruluşlar aracılığıyla, hangi bölgelerde, nasıl bir mekanizmayla, kimlere, kaç çiftçiye verilmiş bu 40 trilyon lira? Aynı konuşmasında, Sayın Hoca, besiciliğe de değinmişler, besiciliğin gelişmesi ile hayvancılığın gelişmesini bir tutmuşlardır. Önce, bir noktanın altını kalınca çizmek gerekir: Hayvancılığı besicilik kurtarmaz. Önemli olan, beslenecek materyal sayısını artırmaktır, hayvancının üretkenliğini geliştirmektir ve bunun da yolu, süt hayvancılığını geliştirmektir.
Sayın Erbakan "beslenmiş hayvan ile beslenmemiş hayvan arasında 7 misli fark var" diyor; aynen böyle diyor. Şimdi, bunu duyan ve bu konuyu az çok bilen kişi, bilir ki, Türkiye'de sığırların besiye alınma ağırlığı, yerli ve melez ırklarına göre 150-250 kilogram arasında değişir; çünkü, bilir ki, bir besi sezonunda, bir hayvan, yaklaşık 100-150 kilogram ağırlık artışı sağlar ve bu artışla 250-300 kilograma ulaşır; ama, Hocamızın hesabıyla, 250 kilogram besi başı ağırlığı olan besinin, sonunda 1,5 ton ağırlığa ulaşması gerekir. Mümkün mü?!. Olur mu?!.
Kapasitenin bu olduğu, popülasyonun tümünün şu veya bu şekilde beslendiği biline biline, sanki bunun dışında 1 milyon hayvan beslenmesi gibi takdim yapılmasını, ancak Hocanın hayalciliği yapabilirdi.
Şekerpancarından fındığa kadar, birçok ürün bedelinin ödenmediği bilindiği halde, Hocamızın "köylümüze yüzde 312 fazla para verdik" beyanını, istesek de ciddiye alamıyoruz.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığının genel bütçeden aldığı payın binde 64'ten binde 69'a çıkmasını büyük bir artış gibi göstermektedir Sayın Başbakan.
Konya gibi, özelleşen şeker fabrikaları, aldığı pancarı şeker haline getirdiği halde, bırakın pancar bedelini, avansı dahi ödenmemiştir. Pancar bedellerinin çiftçiye acilen ödenmesi gerekmektedir. Pancar ekicileri yollara dökülme noktasına gelmiştir. Geçen sene bugünlerde, pancar paralarının yüzde 80'i ödenmişti.
Yanlış politikalar yüzünden, 280 bin dekar olan pamuk ekim alanı, yüzde 30 azalmayla, bugün, 200 bin dekara düşmüş bulunmaktadır. Bu düşüş, ülkemizin lokomotiflerinden biri olan tekstil sektörünü zor durumda bırakacaktır.
Pamukta peşin ödeme çiftçimizi memnun etmiştir; ancak, Antbirlik, 70 bin liradan pamuk almıştır, şimdi ise, piyasada 90-95 bin liradır; aradaki fark, 20-25 bin lira gibi bir seviyededir. Çiftçinin mağduriyetini gidermesi için, Hükümetin, en azından kiloda 15 bin lira gibi bir fark ödemesi elzemdir; bu farkı ödediği takdirde, çiftçimiz, pamuk ekicimiz, medyunu şükran içerisinde olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bilge, lütfen son cümlenizi söyler misiniz efendim; zaten fazladan süre verdim.
A. TURAN BİLGE (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
Bunun geçmişte örnekleri görülmüştür. 1974 senesinde, Sayın Ecevit, Başbakanken, Hükümeti zamanında, buğdaya görülmemiş zam vermiş; ayrıca, iki ay sonra da 80 kuruş civarında prim vermiştir.
Değerli arkadaşlarım, kaldı ki, finansla ilgili hususların Hükümetimizce verilmesi, yerine getirilmesi problem olmasa gerek; çünkü, kaynak paketlerinden nasıl olsa 10 milyar dolar para birikmiş ve havuzlardan taşma durumuna gelmiştir[!] Bir de, buna, Sayın Erbakan'ın ifadesiyle, bereket faktörünü eklediğimiz zaman sorun kalmasa gerek[!]
Sözlerimi burada bitirirken, bir borcumu yerine getirmek istiyorum, bir Bağ-Kur'luya verdiğim sözün borcunu yerine getirmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, Bağ-Kur'lu, perişan, yüzde 30 farkını henüz alamamış durumda. Derhal bunlara eğilmesini Hükümetten acilen istirham ediyorum.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bilge.
Gündemdışı konuşmaya Sayın Tarım Bakanımız cevap vereceklerdir.
Sayın Tarım Bakanı Musa Demirci, buyurun efendim.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSA DEMİRCİ (Sıvas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya Milletvekili Ahmet Turan Bilge'nin, Türkiye hayvancılığının ve tarımının içinde bulunduğu meseleler hakkında gündemdışı yapmış olduğu konuşmaya cevap arz etmek istiyorum.
Sayın Turan Bilge'nin, Türkiye'nin hayvancılığının içerisinde bulunduğu problemler nelerse onları söyleyeceğini; gerçekten, hayvancılığımızın dışında, bitkisel üretimimizin hangi noktalarda açmazı vardır, hangi noktalarda problemleri vardır, bunları söyleyeceğini tahmin ediyordum ve dolayısıyla, ben de, onlara ne yapmak istediğimizi, nasıl projelerle bunları çözeceğimizi anlatarak onu cevaplandırmak istemekteydim; ama, maalesef, gördüm ki, Sayın Turan Bilge, Sayın Başbakanımızın beyanatlarıyla alakalı ve bu beyanatları daha çok irdeleyen bir konuşma yaptılar.
Aslında, Sayın Başbakan, belki, uygulayacağımız Türkiye Hayvancılığını Geliştirme Projesini anlatırken... Cüssesi doğrudur; yani, 40 trilyon lira olarak, Türkiye'de, hayvancılığı geliştirme projesi bu sene uygulanacaktır; ancak, bunun 12,5 trilyonu besicilikte, geriye kalanı hem yetiştiricilikte hem sunî tohumlamada hem de Türkiye'de gen kaynağı olan tiftik keçisi ve mandacılıkta kullanılacaktır; ayrıca, yem bitkisi üretiminde kullanılacaktır. Bu, hibe değil; ancak, kur garantili ve beş sene vadeli, ödenirken yüzde 20 fazlasıyla ödenecek bir kredidir. Hesap ederseniz, gerçekten bugüne kadar uygulanmamış; ama, buna rağmen, kur garantisi olduğu için fevkalade kârlı, hatta faizsiz, hatta çok ucuz bir kredidir. Sayın Turan Bilge'yle görüşseydik, kendilerine bu konuda daha çok bilgi arz edebilirdim.
Yine, Sayın Başbakanımız, besicilik yönünden Türkiye'de bir et açığı olduğunu, Türkiye'de besiciliğin şu andaki durumu ve bizim, projelerimizle ne kazanacağımızı gündeme getirmişlerdir. O bakımdan, teknik bir detay olarak, Türkiye'de besi hayvanının karkas ağırlığı şudur, dolayısıyla beslendiği zaman şu kadar karkas ağırlığı olur gibi teknik detayda, Sayın Başbakanımız, belki noksan bilgi verebilir; bu da, tahmin ediyorum ki, bir noksanlık değil.
Pamuk ekim alanlarımız Türkiye'de azalmamıştır. Dolayısıyla, GAP yöresiyle beraber, şu anda, Türkiye'deki pamuk üretimimiz, aşağı yukarı 850 bin tona ulaşmıştır. Bu bakımdan, Türkiye'de bu noktada bir azalma değil, bir yükseliş söz konusudur. Bu konuyu da bilgilerinize takdim ediyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.
3.-Gaziantep Milletvkili Ünal Yaşar'ın, organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi sitelerinin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı E. Yalım Erez'in cevabı
BAŞKAN - İkinci gündemdışı konuşma, organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi sitelerinin sorunlarıyla ilgili olarak, Gaziantep Milletvekili Sayın Ünal Yaşar'a verilmiştir.
Buyurun Sayın Yaşar. (ANAP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
ÜNAL YAŞAR (Gaziantep) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, Yüce Meclisi ve siz değerli arkadaşlarımı saygılarımla selamlıyorum. Bugün, bu kürsüden, Türk ekonomisinin temel taşları olan küçük sanayi siteleri ve organize sanayi bölgelerini, onbinlerce esnaf ve sanatkârımızı, girişimcimizi yakından ilgilendiren ve etkileyen çok önemli bazı problemleri kıymetli bilgilerinize sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, girişimci insan potansiyelinin en yoğun olduğu küçük ve orta ölçekli sanayinin büyük sanayiyle entegresinde küçük sanayicinin desteklenmesi, bu konuda alınacak tedbirlerin ilk basamağı olmalıdır. Buna en güzel örnek olarak Gaziantep'i gösterebilirim. 1983 yılında, Gaziantep'te, bir (KÜSGET) küçük sanayi sitesi ve bir organize sanayi bölgesi var. 1983'ten sonra, Gaziantep'te, ikinci organize sanayi bölgesi, Gaziantep'e 1 250 işyerilik ilave küçük sanayi sitesi; Gaziantep Oto Galericileri Sitesi, Oğuzeli Küçük Sanayi Sitesi, Nizip Organize ve Küçük Sanayi Sitesi, İslâhiye Küçük Sanayi Sitesi, Gaziantep Kunduracılar Küçük Sanayi Sitesi, 25 Aralık Küçük Sanayi Sitesi; Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı Gaziantep Bölge Müdürlüğünün kurulması, Kambiyo Müdürlüğünün kurulması, Tekstil İhracatçıları Birliğinin kurulması, sanayi ve ticaret odalarının ayrılması, Canlı Hayvan İhracatçıları Birliğinin kurulması gibi altyapılar... İşte sanayileşmenin, kalkınmanın, istihdam sağlamanın, geri kalmışlıktan kurtulup çağdaş insan gibi yaşamanın altyapısı budur. Gaziantep'in çalışkan, eli nasırlı, kafası çalışan, üretken, atılımcı insanları, sağlanan bu kadarcık imkânla Gaziantep'i Türkiye'nin yıldız şehri yaptılar; bir yandan ürettiler, bir yandan 70 bin kişiye iş imkânı sağladılar.
Gelelim bugüne.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hükümetin paket politikaları ve kötü icraatlarıyla bugün Türkiye'deki küçük sanayi sitelerinin, organize sanayi bölgelerinin manzarasına bakıldığında, iç açıcı bir tablo görmek mümkün değildir. Gaziantep'teki esnaf ve sanatkârların kuruluşlarından aldığım -sanayi odasından, ticaret odası yetkililerinden aldığım- bilgilere göre, Refahyol Hükümeti sürecinde 30 bine yakın çalışan işten çıkarılmıştır. Üstelik, bir de, gümrük birliğine eğer entegrasyon sağlanmazsa, herhalde hepimizi çok üzen olaylar gerçekleşecek; çünkü, en büyük zararı, işte, bu küçük sanayi sitelerinde yaşayan esnafımız görecektir.
Değerli milletvekilleri, bu sitelere verilen kredilerin kullandırılması sırasında prosedür gereği olarak yüklenilen vergiler, harçlar ve fon payları, kullandırılan kredinin yapılaşmaya aktarılmasını engellemektedir. Bu sıkıntıların ortadan kalkması için, gelişmişlik düzeyi, o şehirdeki gelişmeye zarar vermemelidir; Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yapılaşmakta olan tüm küçük sanayi sitelerinin 2982 sayılı Yasa kapsamına alınarak, her türlü vergi, harç ve resimden muaf tutulmalıdır; Sanayi ve Ticaret Bakanlığının 7.12.1993 gün ve 17664, Maliye ve Gümrük Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğünün 24.11.1993 gün ve 73125 sayılı yazıları mucibi kullandırılan kredilere 31.12.1993 tarihi itibariyle tahakkuk eden faiz tutarları üzerinden alınan yüzde 5 Gider Vergisinden muaf tutulmalıdır; hakediş ödemelerinde alınan ve hakediş tutarını matrah alan yüzde 1 KOSGEB payı ile yüzde 1 bakanlık fonu payı ödemesi uygulamasının kaldırılması gerekir.
Türk ekonomisinin temel taşı olarak tanıtımı yapılan ve övgüler yağdırılan küçük ve orta ölçekli işletmelerin faaliyet alanı olan küçük sanayi sitelerine ve organize sanayi bölgelerine getirilen yeni faiz politikası, birer üretim abidesi olarak yapılaşan bu projelere vurulan büyük bir darbedir. Sanayi ve Ticaret Bakanlığının 15 Ocak 1997 gün ve 754 sayılı yazılarıyla, küçük sanayi siteleri ve organize sanayi sitelerinin altyapıları için kullandırılan kredilere uygulanan faiz oranları yüzde 100 artırılarak 1 Ocak 1997 tarihinden itibaren iki katına yükseltilmiştir. Eski faiz oranları yüzde 15, yüzde 20 iken, yeni faiz oranları katlanarak yüzde 25, yüzde 40, yüzde 50 rakamlarına ulaştırılmıştır. Her gün, basında, KOBİ'leri düşük faizli kredilerle desteklediğini söyleyen Hükümet, bu uygulamalarla çelişkiye düşmektedir. Küçük sanayi siteleri ve organize sanayi bölgelerindeki girişimciler rant sağlıyor gerekçesi de yanlıştır; yatırım yapıyorsa rant sağlayacaktır. Aksi halde, yatırım yapacağına, git, paranı faize, bonoya, tahvile yatır demektir; rantiyeci ol, saadet zincirine katıl demektir. Bu görüşe katılmak mümkün değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de küçük sanayi siteleri ve organize sanayi bölgeleri, gelişme sürecini sürdürmektedir, gelişen dünyanın rekabeti karşısında desteklenmek zorundadır; aksi halde, zararı, girişimcilerimiz değil, bütün ulusumuz görecektir. Acilen çözüm bekleyen bu konularda, Türkiye'deki bütün küçük sanayi siteleri ve organize sanayi bölgesi mensupları, Hükümetin bu faiz yanlışından dönmesini beklemektedir.
Ayrıca, bugün, bölgemizdeki pamuk üreticilerinin bir ricası oldu. Sayın Hükümetten, pamuk üreticileri, pamuk ekim zamanın geldiği şu günlerde, bir sene önceki alınterlerinin bedeli alacaklarının ödenmesini beklemektedir. Çukobirlik Tarım Satış Kooperatifinin üreticilere borcu 270 milyar liradır. Allah rızası ve kul hakkı için, yüksek enflasyonun yaşandığı şu süreçte, alacağı ödenen üretici ile alacağı ödenmeyen üretici arasındaki adil olmayan uygulamaya son verin diyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu hususta siz değerli milletvekillerimin katkılarını beklerken, Yüce Meclisi ve değerli milletvekillerini saygılarımla selamlıyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yaşar.
Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Yalım Erez gündemdışı konuşmaya cevap vereceklerdir.
Buyurun efendim.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI E. YALIM EREZ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gaziantep Milletvekili Sayın Yaşar'ın, organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi siteleriyle ilgili gündemdışı konuşmasını cevaplandırmak üzere söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde sanayinin gelişmesine büyük katkı sağlayan organize sanayi bölgeleri uygulamalarına, planlı kalkınma dönemine girildikten sonra, 1962 yılında başlanmıştır. Organize sanayi bölgelerinden gaye, geri kalmış bölgelerin kalkınmalarını teşvik ederek, sanayi yatırımlarını bu bölgelere çekmektir.
1962 yılından 1996 yılının sonuna kadar, 8 582 hektar büyüklüğünde, 36 adet organize sanayi bölgesi hizmete sunulmuş, bunlardan 5 adedinin atık su arıtma tesisleri de inşa edilmiştir. Bu biten 36 projenin 6 adedi ilk 25 yılda, 30 adedi de son 10 yılda tamamlanmıştır ve bu projeler için, 1996 yılı fiyatlarıyla, 28 trilyon 135 milyar lira kredi kullandırılmıştır.
1997 yılı yatırım programında, 69 adet devam eden, 26 adet kamulaştırma, 61 adet de etüt ve proje safhasında olan, toplam 156 adet organize sanayi bölgesi mevcuttur.
Söz konusu projelerin proje tutarı -1996 yılı fiyatlarıyla- 39,5 trilyon liradır. Devam eden bu projeler için, 1996 yılı sonuna kadar da -1996 yılı fiyatlarıyla- toplam 8 trilyon 407 milyar lira harcama yapılmıştır.
Yine, küçük sanayi sitesi uygulamalarına da, 1965 yılında başlanmış ve 1996 yılı sonuna kadar hizmete sunulan toplam 289 adet küçük sanayi sitesiyle, 69 220 işyerinde 415 bin kişiye, daha sağlıklı şartlarda çalışma imkânı sağlanmıştır. Bu biten 289 küçük sanayi sitesinin 134'ü 22 yılda, 155'i de son 10 yılda tamamlanmıştır ve bu projeler için de -1996 yılı fiyatlarıyla- yaklaşık 80 trilyon 890 milyar lira kredi kullandırılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, ülke genelinde durum böyleyken, şimdi Gaziantep'e gelelim. Gaziantep'te neler yapılmış:
Gaziantep Birinci Organize Sanayi Bölgesi, altyapı inşaatı tamamlanarak işletmeye açılmıştır. Alanı 260 hektardır; parsel sayısı 198 adettir. 137 parselde üretime geçilmiş olup, diğer parsellerde inşaat bitmek üzeredir.
Gaziantep İkinci Organize Sanayi Bölgesi altyapı inşaatının 1997 yılı içerisinde tamamlanması planlanmış olup, 1996 yılında 56 milyar liralık program ödeneği ve ilaveten 200 milyar liralık eködenekle birlikte toplam revize ödeneği 256 milyar liraya çıkarılmıştır ve bunun tamamı da ödenmiştir. Bölgenin altyapı inşaatı için, bugüne kadar -verildiği yılın fiyatlarıyla- toplam 518 milyar lira kredi kullandırılmıştır. 1996 yılı fiyatlarıyla bu kredinin karşılığı 1,740 trilyon liradır; fizikî gerçekleşme yüzde 98 olup, 1997 yılı yatırım programında 374 milyar lira da ödenek ayrılmıştır.
Yine, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi merkez arıtma tesisleri, 1997 yılı programına alınmıştır.
Gaziantep Üçüncü Organize Sanayi Bölgesinin altyapı inşaatı devam etmekte olup, 1998 yılı içerisinde tamamlanması planlanmıştır. Bölgenin tüm harcamalarının Müteşebbis Teşekkül Başkanlığınca karşılanması öngörülmüştür. Üçüncü Organize Sanayi Bölgesi de 540 hektar olup, 297 parsel mevcuttur.
Bu da yetmemiştir. Gaziantep Dördüncü Organize Sanayi Bölgesi, 1997 yılı yatırım programına etüt karakteristiğiyle alınmış ve yatırım için gerekli harcamalar, Müteşebbis Teşekkül Başkanlığınca karşılanacaktır.
Şimdi -biraz evvel de ifade ettim- 1962 yılında bu işe başlanırken, gaye, geri kalmış bölgelerin kalkınmalarını teşvik ederek, sanayiyi ülke çapında dengeli bir şekilde yaymaktı.
Devlet, gördüğünüz gibi, Gaziantep'e görevini, fazlasıyla yapmıştır. Eğer, biz, bütün ödeneklerimizi Gaziantep'e ayırırsak, Gaziantep'i bir yana bırakırız, Türkiye'yi bir yana bırakırız. Bizim hedefimiz, Türkiyenin her tarafını bir Gaziantep, bir Bursa, bir Denizli, bir Çorum yapmaktır.
Sayın Yaşar "Gaziantep'te 30 bin kişi işten çıkarıldı" dedi. Buna katılmak mümkün değil; yani, söylevle, duyulan şeylerle devlet idare edilmez...
ALİ ILIKSOY (Gaziantep) - Yaşayan bilir Sayın Bakan, yaşayan!..
SANAYİ VE TİCARET BAKANI E. YALIM EREZ (Devamla) - Ben orada da yaşıyorum, merak etme; sen, dinle beni!..
Gaziantep'in bugün en büyük şikâyeti, hızlı sanayileşmeden dolayı fazla göç alan bir il olmasıdır. O nedenle, 30 bin kişinin işten çıkarıldığı söylevine katılmak mümkün değildir. (DSP sıralarından gürültüler)
Şimdi, ben bu kürsüye çıktığım zaman laf atarsanız, ben cevabını veririm. Geçmişte de bu cevabı verdim; bakın, dinleyin... Şimdi vermek istemiyorum, beni verdirtmeye mecbur bırakmayın. Dinleyin!..
Çukobirlik, ilk defa bu yıl, aldığı ürünün hemen hemen yüzde 90'ına yakınının parası ödemiştir.
286 milyar lira borcumuz olduğu doğrudur; pamuğu 60 bin liradan aldığımız da doğrudur; ama, Çukobirlik tarihinde, bu yıl ödeme yapıldığı kadar ödeme yapılmamıştır.
İlaveten, Çukobirlik'e pamuk alımı için verilen 3 trilyon liralık ödeneğin yanı sıra 3,5 trilyonla da, bizden evvelki yanlış siyasî uygulamalarla batırılan Çukobirlik kurtarılmaya çalışılmaktadır.
Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.
4. - Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz'ın, zorunlu eğitime ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Gündemdışı son söz, zorunlu eğitimle ilgili olarak söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın Ömer Özyılmaz'a verilmiştir.
Buyurun Sayın Ömer Özyılmaz. (RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Sayın Başkan, süreyi biraz fazla verebilir misiniz?
BAŞKAN - Yok, vermiyorum; zaten, fazladan bu gündemdışı sözleri verdim.
Buyurun.
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün ülkemizde en çok konuşulan konulardan biri olan zorunlu eğitim konusuyla ilgili olarak gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hem Yüce Meclisi hem de eğitim ordusunu ve tüm milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Temel eğitim ya da aynı anlamda kullanılan ilköğretim, 6-14 yaş grubundaki öğrencilere temel becerileri kazandırarak, onları, hayata ve bir sonraki eğitim kurumlarına hazırlayan bir eğitim devresidir. Farzı ayn bilgilerin öğrenildiği döneme verilen ad olarak temel eğitim veya ilköğretim, bizde oldukça uzun geçmişi olan eski kavramlardandır. Bugünkü manada kullanılan ilköğretim, Avrupa'da daha henüz iki asır gibi bir geçmişe sahipken, biz, bunu, ondört asır önceden uygulamaya koymuşuz ve tarihimiz boyuncada en iyi şekilde uygulamışız.
Selçuklu ve Osmanlılar döneminde "taş mektepler" ya da "sübyan mektepleri" olarak adlandırılan ilköğretim kurumları, ülkenin bütün mahalle ve köylerinde vardı ve kız-erkek her çocuğun gitmesi zorunlu olan bu okullar, 6 yıllık bir temel eğitimi esas almışlardı.
Cumhuriyet döneminde 5 yıla indirilen ilköğretim, ilk kez 1973 yılında çıkarılan 1739 sayılı Kanunla 8 yıla çıkarılmış; fakat, bu da henüz tam olarak realize edilememiştir. Halbuki, günümüz şartları, alınacak 5 yıllık eğitimle üstesinde gelinemeyecek kadar zorlaşmıştır; yani, eğitimin zorunlu kısmının sayısal olarak 8 ya da daha çok yıllara çıkarılmasının asıl sebebi, az önce de işaret edildiği üzere, 5 yıl öğretim eğitim görmenin, bundan bir asır önce olduğu gibi, yaşanan problemleri aşmaya yetmeyeceği ve okulda bilgiyle karşı karşıya gelme ve bilgilenme süresinin 8 ya da 10, 12 yıla çıkarılmasının zorunlu olduğu düşüncesidir. Bundan dolayıdır ki, dünyanın pek çok ülkesinde ilköğretim süresi uzatılmıştır.
Nitekim, Avrupa ülkelerinde zorunlu eğitim 8 ülkede 8 yıl, 9 ülkede 9 yıl, 12 ülkede 10 yıl, 2 ülkede 11 yıl ve 3 ülkede de 12 yıl olarak düzenlenmiştir; diğer taraftan, Kanada, Kore, Japonya gibi ülkelerde 9, ABD'de ise 12 yıldır. Bu ülkelerin bir kısmında, zorunlu eğitime, ilkokul ve ortaokul devreleri dahil olurken, bir kısmında ise 5 ve 6 yaş gruplarındaki anaokulları da eklenmiştir; ama, şurası defalarca altı çizilmesi gereken bir husustur ki, zorunlu eğitim süresi 8,9,10 hatta 12 yıl olan bu gelişmiş ülkelerin hiçbirinde, bu süre bir bütün halinde ve dondurulmuş olarak uygulanmaz ya da bu sürede öğrenci tek tip diploma almaz. Örneğin, İngiltere'de, üç basamak olan zorunlu eğitim 5-16 yaşları arasını kapsar; birinci basamak 5-7 yaş, ikinci basamak 7-11 yaş ve üçüncü basamak ise 11-16 yaş eğitimini ihtiva eder.
Değerli milletvekilleri, bu önbilgilerden sonra, ülkemizde bugün en çok tartışılan konulardan biri olan zorunlu eğitim bizde de ne kadar süreli olmalı ve bu nasıl programlanmalıdır sorusuna yönelmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, dünyada, artık, yaklaşık olarak bütün devletlerin, zorunlu eğitim sürelerini 5 yıldan daha ileriye götürmüş olduklarını az önce gördük ve şunu da biliyoruz ki, zorunlu eğitimi 8, 9, 10, 12 yıla çıkaran her devlet, bu hususta, hep kendi iç dinamiklerini, bilimi ve aklı esas almış ve kendisine en yararlı olan programı seçmiştir.
Bizim ülkemizde de, hem şahsım hem de partim Refah Partisi olarak, şu programın yararlı olacağına inanıyoruz ve makul bir sürede gerçekleşmesini bekliyoruz: Evvela, zorunlu eğitim, 8 yıl değil 10 yıl olmalıdır. Bunun ilk basamağı, 5 ve 6 ncı yaşı, yani, anaokulunu kapsamalıdır. 5 ve 6 ncı yaşlardan başlamasını arzu ettiğimiz zorunlu eğitim, tabiî olarak 7-12 yaş arası ilkokul dönemini kapsar ki, dönemin ehemmiyeti, şartları ve alınması gereken tedbirler bilinmektedir; bu çağ nüfusu da eğitimin içindedir. Zorunlu eğitimin son dönemi olan 12-15 yaş, asıl üzerinde durulması gereken bir devredir. Bir kere, gelişim psikolojisi, nasıl 5 ve 6 ncı yaşları 7-12 yaş devresinden ayrı tutmamızı gerektiriyor...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özyılmaz, lütfen son cümlelerinizi söyler misiniz efendim.
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) - Olur efendim.
Sayın Başkan, kısaca, tekliflerimi arz ediyorum:
Bunlardan birincisi; 8 ya da 10 yıllık zorunlu eğitimden bütün dünyanın anladığı, yetişmekte olan neslin bu sürelerde başka işlerle uğraşmaması ve 8-10 yıl eğitime tabiî tutularak, çağın problemlerini çözmede asgarî bilgileri elde etmesidir.
İkinci olarak; gelişim psikolojisi 5, 6, 7, hatta 8 yaş çocuğuyla 15 yaş delikanlısını bir arada aynı çatı altında tutmanın, her iki tarafta da kişilik rollerinde kayma ve sapmalar meydana getireceğini belirtmektedir.
Üçüncüsü -meslekî eğitimin genel bir kuralıdır- el, kol, gırtlak, kulak ve benzeri bütün beceriler, bu 12-15 yaş döneminde, hatta ondan önce başlamalı ve geliştirilmelidir. Aksi halde, hem bu beceriler arzu edildiği ölçüde kazanılamaz...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim, lütfen son cümlenizi söyler misiniz. Rica ediyorum...
Buyurun.
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) - Olur Sayın Başkan.
Tabiî, konu çok önemli ve söylenmesi gereken çok şey var; Başkana saygı duyuyorum.
Son cümle olarak şunu söyleyeyim: Zorunlu eğitim 10 yıl olmalı ve 3 basamak şeklinde düzenlenmelidir. Birinci basamak 5-7, ikinci basamak 7-12, üçüncü basamak da 12-15 yaşlarını kapsamalıdır.
Bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, bizim ülkemizde de bilim ve akla uyularak ikinci basamaktan, yani 7-12 yaş devresinden bir öğrenim sertifikasıyla öğrenci ayrılabilmeli ve istiyorsa herhangi bir meslek ortaokuluna ya da özel bir ortaokula gidebilmelidir.
Hepinizi hürmetle selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özyılmaz.
Gündemdışı konuşmayı cevaplandırma konusunda bir istek gelmediğine göre, göndemdışı konuşmalar bitmiştir.
Bir genel görüşme önergesi vardır; okutuyorum:
B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.-Aydın Milletvekili İsmet Sezgin ve 21 arkadaşının, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri konusunda genel görüşme açılamasına ilişkin önergesi (8/10)
Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle ilişkileri konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 101 ve 102 nci maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.
1. İsmet Sezgin (Aydın)
2. A.Hamdi Üçpınarlar (Çanakkale)
3. Rifat Serdaroğlu (İzmir)
4. Yaşar Topçu (Sinop)
5. Mehmet Korkmaz (Kütahya)
6. Refaiddin Şahin (Ordu)
7. İbrahim Gürdal (Antalya)
8. Cemal Özbilen (Kırklareli)
9. Tevfik Diker (Manisa)
10. Recep Kırış (Kayseri)
11. Erdal Kesebir (Edirne)
12. Rasim Zaimoğlu (Giresun)
13. Ekrem Pakdemirli (Manisa)
14. Kâmran İnan (Bitlis)
15. Mahmut Bozkurt (Adıyaman)
16. Yaşar Eryılmaz (Ağrı)
17. Şerif Bedirhanoğlu (Van)
18. Nizamettin Sevgili (Siirt)
19. İbrahim Çebi (Trabzon)
20. Safa Giray (Balıkesir)
21. Cemal Alişan (Samsun)
22. Cavit Çağlar (Bursa)
Gerekçe:
Avrupa Birliği, Avrupa birleşik devletleri hedefine doğru adım adım ilerleyen bölgesel bir entegrasyon modelidir. 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşmasıyla, Türkiye, Birliğe "ortak üye" olmuştur; 1987 yılında ise tam üyelik başvurusunda bulunmuştur. Ancak, Birlik, Türkiye ile ilişkileri konusunda baştan beri çekingen davranmakta, ikili anlaşmalar çerçevesinde ortaya çıkan hukukî yükümlülüklerini çeşitli bahanelerle yerine getirmemektedir. Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Türkiye'den mümkün olduğunca daha fazla taviz koparmanın peşindedirler.
Son günlerde, Avrupa Hıristiyan Demokrat Parti liderlerinin toplantısında, Türkiye'nin Avrupa uygarlığına talip olmadığı, bunun için de Avrupa Birliğine tam üye olamayacağı görüşünün ileri sürülmesi çok ciddî bir gelişmedir. Birlik yetkililerinin bu açıklamanın resmî görüşü yansıtmadığı yolundaki değerlendirmeleri inandırıcılıktan uzaktır. Ankara Antlaşmasında ve gümrük birliğini oluşturan Türkiye-Avrupa Birliği Ortaklık Konseyi kararının dibacesinde, Türkiye'nin tam üyelik perspektifi ortaya konulmaktadır. Türkiye de gümrük birliğini tam üyeliğe götüren bir aşama olarak görmüş ve dışpolika çizgisini bu temel varsayım üzerine bina etmiştir. Anlaşma koşulları tek taraflı olarak değiştirilemez. Hıristiyan Demokrat Parti liderlerinin açıklaması hafife alınmamalıdır. Türkiye, kendi tutum ve politikalarını bu yeni perspektifler çereçevesinde gözden geçirmeli ve gereken tedbirleri almalıdır.
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemdeki yerini alacak ve bu konuda yapılacak öngörüşmeler sırasında, gündeme alınıp alınmayacağı hususu karara bağlanacaktır.
Bazı sayın milletvekillerinin izinli sayılmalarına dair, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım:
C)TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-Bazı milletvekillerinin izinli sayılmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/713)
12 Mart 1997
Aşağıda adları yazılı sayın milletvekillerinin hizalarında gösterilen süre ve nedenlerle izinli sayılmaları Başkanlık Divanının 7.3.1997 tarihli toplantısında uygun görülmüştür.
Genel Kurulun onayına sunulur.
Hasan Korkmazcan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Vekili
"Ankara Milletvekili Şaban Karataş, hastalığı nedeniyle 31.1.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 21 gün"
BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
"Niğde Milletvekili Ergun Özkan, hastalığı nedeniyle 23.1.1997 tarihinden geçerli olmak üzere 37 gün"
BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
A)DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. -247 sıra sayılı, 2972 sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhatarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 48 saat geçmeden gündemin 6 ncı sırasına alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi
No : 57 Tarih :12.3.1997
11.3.1997 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan 247 sıra sayılı, 2972 Sayılı Mahallî İdareler İle Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 6 ncı sırasına alınmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Hasan Korkmazcan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Vekili
Salih Kapusuz Murat Başesgioğlu
RP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili
Ali Rıza Gönül H.Hüsamettin Özkan
DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.
A)BAŞKANLIK DİVANINDA AÇIK BULUNAN ÜYELİĞE SEÇİM
1.-Başkanlık Divanında açık bulunan kâtip üyeliğe seçim
BAŞKAN - Başkanlık Divanında boş bulunan ve Refah Partisi Grubuna düşen bir kâtip üyelik için, Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş aday gösterilmiştir; oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
B)KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1.-Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim
BAŞKAN - Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda boş bulunan ve Doğru Yol Partisi Grubuna düşen bir üyelik için, Yozgat Milletvekili Yusuf Bacanlı aday gösterilmiştir; oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmına geçiyoruz.
A)SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI
1.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı -Doğubeyazıt İlçesinde yapımına başlanan sağlık ocağına ve sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/233)
BAŞKAN - 1 inci sırada yer alan, Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı Doğubeyazıt İlçesinde yapımına başlanan sağlık ocağına ve sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.
Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.
Efendim, bu soru önergesi, daha önce iki birleşimde de cevaplandırılmadığı için, İçtüzüğümüzün 98 inci maddesine göre, yazılı soruya çevrilmiştir.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Bakanlar yok Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim, birkaç tanesine devam edelim de, olmazsa, ondan sonra peki...
2.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı ve ilçelerinde yapımı devam eden hastane ve sağlık ocaklarına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/234)
BAŞKAN - 2 nci sırada, Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay'ın, Ağrı ve ilçelerinde yapımı devam eden hastane ve sağlık ocaklarına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi vardır.
Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.
Bu soru da, daha önce iki birleşimde cevaplandırılmadığı ve bu birleşimde de cevaplandırılmadığı için, İçtüzüğümüzün 98 inci maddesine göre, yazılı soru önergesi haline çevrilmiştir.
3.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı -Eleşkirt İlçesindeki Devlet hastane ve sağlık ocaklarındaki sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/235)
BAŞKAN - 3 üncü sırada, Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay'ın, Ağrı Eleşkirt İlçesindeki devlet hastane ve sağlık ocaklarındaki sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi vardır.
Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Genel Kurul salonunda yok.
Bu soru önergesi de, İçtüzüğün 98 inci maddesine göre, gündemden çıkarılarak, yazılı soru önergesi haline çevrilmiştir.
4. -Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı -Eleşkirt İlçesindeki il kütüphanesinin hizmet binası ihtiyacına ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/236)
BAŞKAN - 4 üncü sırada, Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay'ın, Ağrı Eleşkirt İlçesindeki il kütüphanesinin hizmet binası ihtiyacına ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi vardır.
Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.
Bu soru önergesi de, daha önce iki, bu birleşimle üç birleşim cevaplandırılmadığı için İçtüzüğün 98 inci maddesine göre, gündemden çıkarılıp, yazılı soru önergesi haline dönüştürülmüştür.
5.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı -Doğubeyazıt İlçesinde yapımı sürdürülen kültür sitesi inşaatına ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/237)
BAŞKAN - 5 inci sırada, Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay'ın, Ağrı Doğubayazıt İlçesinde yapımı sürdürülen kültür sitesi inşaatına ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi vardır.
Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Genel Kurul salonunda yok.
Bu soru önergesi de, daha önce iki birleşim cevaplandırılmadığı için, İçtüzüğün 98 inci maddesine göre, gündemden çıkarılıp, yazılı soru haline dönüştürülmüştür.
6.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı İlçelerinde öğretmen evi yapılmasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/238)
BAŞKAN - 6 ncı sırada, Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı ilçelerinde öğretmenevi yapılmasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi vardır.
Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.
Bu soru önergesi de, daha önce iki birleşim cevaplandırılmadığı için, İçtüzüğün 98 inci maddesi uyarınca, gündemden çıkarılarak, yazılı soru önergesi haline dönüştürülmüştür.
7.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı -Eleşkirt İlçesinde yapımı devam eden İmam Hatip Lisesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/239)
BAŞKAN -7 nci sırada, Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı Eleşkirt İlçesinde yapımı devam eden İmam Hatip Lisesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi vardır.
Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Genel Kurul Salonunda yok.
Bu soru önergesi de, daha önce iki birleşim cevaplandırılmadığı için, İçtüzüğün 98 inci maddesine göre, gündemden çıkarılarak, yazılı soru haline dönüştürülmüştür.
8.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı -Doğubeyazıt İlçesinde yapımı devam eden İmam -Hatip Lisesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/240)
BAŞKAN - 8 inci sırada, Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Ağrı Doğubeyazıt İlçesinde yapımı devam eden İmam-Hatip Lisesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi vardır.
Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Genel Kurul salonunda yok.
Bu sözlü soru da, daha önce iki birleşim cevaplandırılmadığı için, İçtüzüğün 98 inci maddesine göre, gündemden çıkarılarak, yazılı soru haline dönüştürülmüştür.
Sayın milletvekilleri, herhalde, şu anda Genel Kurul salonunda herhangi bir bakan yok; o nedenle, aynı şekilde devam etmenin, bilmiyorum bir faydası...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, yeni İçtüzük gereğince, devam edeceksiniz; çünkü, onlar gündemden çıkacak. Dolayısıyla, devam etmek zorundasınız.
BAŞKAN - Efendim, devam etmek şöyle, bakan yoksa...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Yeni İçtüzük gereğince...
BAŞKAN - Hayır, her halükârda, arkadaşların yine konuşma hakkı var; yani, o, devam edecek gündemde. Yani, şimdi, şöyle olacak Sayın Dumankaya: Eğer, ben devam edersem, bakan olmazsa, sorusuna sıra gelen bir arkadaşımızın çıkıp burada konuşma hakkı var; ama, eğer devam etmezsem, o soru yine gündemde kalacak; bu özelliği var. Belki, bakan cevaplandıracak.
HALİT DUMANKAYA (istanbul) - Ama, hayır, bakan o zaman otursun...
BAŞKAN - Yoksa, niye aynı şekilde...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, yeni İçtüzük gereği 1 saat...
BAŞKAN - Efendim, yeni İçtüzüğü biz yaptık.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Siz yaptınız... Biz de yaptık...
Yeni İçtüzüğe göre, siz, sorulara 1 saat devam etmek zorundasınız.
BAŞKAN - Sayın Dumankaya, biz, daha evvel bunun uygulamasını yaptık.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Hayır, bırakamazsınız.
BAŞKAN - Efendim, rica ediyorum.
Şimdi, bakın, bizim bir aklımız var, mantığımız var, sağduyumuz var, bunu her yerde kullanacağız. Ben bunu daha önce iki defa yaptım. Baktım, Genel Kurul salonunda hiçbir bakan yok; aynı şeyleri söyleyerek "yok, yok" diyerek devam edip, zaman kaybedeceğimize...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Gündemden çıkırıyorsunuz.
BAŞKAN -Efendim, bunun uygulamasını daha önce yaptık.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Gündemden çıkarıyorsunuz; İçtüzüğe göre devam etmeye mecbursunuz.
BAŞKAN - Efendim, ben devam etmek istemiyorum. Bu, arkadaşlarımızın lehine bir davranış. Belki yarın bir sayın bakan gelir, başka bir birleşimde cevaplandırır.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Ne zaman gelmişler? İçtüzüğe göre yanlış yapıyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Dumankaya, ben, milletvekili arkadaşlarımı düşünüyorum.
İki birleşimde cevaplandırılmayan sorular, üçüncü birleşimde yazılı soruya çevriliyor. Biz de, arkadaşlarımızın sorularının üçüncü birleşimde yazılı soruya çevrilerek cevaplandırılması hakkını yok etmemek için, yani, salonda da şu anda hiçbir bakan yoksa, diyorum ki, soruların hepsini böyle "yok, yok" şeklinde düşürmektense, belki başka bir zaman bakan arkadaşlarımız gelir, bu soruları cevaplandırır diye...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - İçtüzüğe göre mecbursunuz.
BAŞKAN - Efendim, İçtüzüğü iyi biliyorum; İçtüzüğe göre öyle de, her yazılı kuralı değerlendirirken, biraz da akla, izana, sağduyuya uygun ve bir hizmet için değerlendirme yapacaksınız. İşte, bir uygulaması; şu anda burada hiçbir bakan yok...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Gelmiyor, ne yapalım...
BAŞKAN - Efendim, ne yapalım...
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) - Sayın Başkan, bakanların buraya gelmemesinin, burada görevleri başında olmamasının izahını böyle yapmamanız lazım. Yani, bu sonuca Meclis de katlanmalı, bakanlar da katlanmalıdır; öncelikle bunu tespit etmeniz lazım.
BAŞKAN - Tamam efendim, ben de onu söylüyorum.
Şimdi, Hükümet üyelerinden hiç kimse salonda yoksa -daha önce iki defa uygulama yaptım, burada arkadaşlarımız biliyor- bütün soruları böyle düşürmektense ve bu şekilde boşa zaman geçirmektense başka işe geçelim dedik.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) - Sayın Başkanım, şu anda kapıdan bir bakanın girmeyeceğini bilemezsiniz; belki 10 dakika sonra bir bakan gelecek, belki 15 dakika sonra başka bir bakan gelecek.
BAŞKAN - Efendim, anladım da....
Bakın, şimdi 8 soruyu düşürdük...
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) - Bunların alışkanlık haline gelmemesi bakımından, İçtüzüğe uymanızda fayda var.
BAŞKAN - Efendim, ben İçtüzüğe uyuyorum da, İçtüzüğe uyarken biraz da bir şeylerle uğraşalım; hep "yok, yok" deyip de, böyle, 1 saatimizi boşa geçirmeyelim; yani, bu Meclisin de bir değeri var.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) - Bakanlar biraz sonra gelirler.
BAŞKAN - Neyse, biraz daha devam edelim, gelmezse...
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) - Devam ederseniz gelecektir.
BAŞKAN - Peki efendim, biraz daha devam edelim.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, bir şey arz edebilir miyim efendim.
BAŞKAN - Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Siz İçtüzüğün gereğini yerine getirdiniz; yani, sözlü sorulara başladınız. Hakikaten, salonda da bakan olmadığı için, siz daha verimli çalışmanın yollarını arıyorsunuz...
BAŞKAN - Tabiî...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Doğrudur; bu yaklaşım geçmişte de birçok defa, müteaddit defa uygulamaya konulmuştur. Dolayısıyla, biz, diğer çalışmaya; kanun çalışmalarına rahatlıkla geçebiliriz, doğru olan da budur.
BAŞKAN - Neyse, biraz daha devam edelim de; eğer, ilgili bakanlar yoksa, yine aynı şeyi devam ettirmenin bir anlamı yok.
9.-Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu'nun, bazı enerji nakil hatlarının ihalesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/241)
BAŞKAN - 9 uncu sırada, Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu'nun, bazı enerji nakil hatlarının ihalesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu vardır.
Soruyu cevaplandıracak bakan var mı?.. Yok.
Soruyu cevaplandıracak bakan Genel Kurul salonunda yok. Bu soru, daha önce iki birleşimde cevaplandırılmadığı için, İçtüzüğün 98 inci maddesine göre gündemden çıkarılarak, yazılı soru haline dönüştürülmüştür.
10.-Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük'ün, köy korucularına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/242)
BAŞKAN - 10 uncu sırada, Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük'ün, köy korucularına ilişkin İçişleri Bakanından sorusu vardır.
Soruyu cevaplandıracak bakan?.. Genel Kurul salonunda yok.
Bu soru, daha önce iki birleşimde cevaplandırılmadığı için, İçtüzüğün 98 inci maddesine göre gündemden çıkarılarak, yazılı soru haline dönüştürülmüştür.
11. - Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Türkiye'ye çeşitli kaynaklardan yapılacak yardımlardan Doğu ve Güneydoğu bölgelerine bir pay ayrılıp ayrılmayacağına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/243)
BAŞKAN - 11 inci sırada, Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay'ın, Türkiye'ye çeşitli kaynaklardan yapılacak yardımlardan Doğu ve Güneydoğu bölgelerine bir pay ayrılıp ayrılmayacağına ilişkin Devlet Bakanından sorusu vardır.
Soruyu cevaplandıracak sayın bakan?.. Genel Kurul salonunda yok.
Bu soru, daha önce iki birleşimde cevaplandırılmadığı için, gündemden çıkarılarak, yazılı soru haline dönüştürülmüştür.
12. -Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ'un, Mersin Gümrüğü ve limanındaki bazı kamu görevlilerinin rüşvet aldığı iddiasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/246)
BAŞKAN - 12 nci sırada, Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ'un, Mersin Gümrüğü ve limanındaki bazı kamu görevlilerinin rüşvet aldığı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu vardır.
Soruyu cevaplandıracak Sayın Başbakan veya yetkili olan bir bakan?.. Genel Kurul salonunda yok.
Bu soru, daha önce iki birleşimde cevaplandırılmadığı için, İçtüzüğün 98 inci maddesine göre gündemden çıkarılarak, yazılı soru haline dönüştürülmüştür.
13. -Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı'nın, bir gazetede yayımlanan "Patrikhane TC'yi takmıyor" başlıklı haberde yer alan iddialara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/249)
BAŞKAN - 13 üncü sırada, Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı'nın, bir gazetede yayımlanan "Patrikhane TC'yi takmıyor" başlıklı haberde yer alan iddialara ilişkin Başbakandan sorusu vardır.
Sayın Başbakan veya soruyu cevaplandıracak sayın bakan?..Yok.
Bu soru, daha önce de iki birleşim cevaplandırılmadığı için, gündemden çıkarılarak, yazılı soru haline dönüştürülmüştür.
Efendim, sözlü soruları 20 nci sıraya kadar okuyacağım, eğer ilgili bakanlar yoksa, ara vereceğim.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Hayır, veremezsiniz.
BAŞKAN - Efendim, uygulamamız var...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Hayır, benim sorum var Sayın Başkanım, benim soruma sıra gelecek, ben de çıkıp orada konuşacağım.
Dolayısıyla, benim konuşma hakkımı alamazsınız...
BAŞKAN - Efendim, sizin konuşma hakkınız kaybolmuyor ki...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Hayır...
BAŞKAN - Hayır, bu birleşimde...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Hayır, şimdi siz İçtüzüğe göre hareket etmek zorundasınız; keyfî hareket edemezsiniz.
BAŞKAN - Efendim, keyfî hareket etmiyorum...
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Dumankaya konuşacak diye burada saatlerce beklemenin âlemi yok ki!
BAŞKAN - Neyse efendim...
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sizin uygulamanız neyse devam edin Sayın Başkan.
14.-Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın, Patnos Barajı ve Patnos Ovası sulama inşaatlarının personel yetersizliğine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/250)
BAŞKAN - 14 üncü sırada, Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay'ın, Patnos Barajı ve Patnos Ovası sulama inşaatlarının personel yetersizliğine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu vardır.
Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?..Yok.
Bu soru, daha önce de iki birleşimde cevaplandırılmadığı için, gündemden çıkarılmış, yazılı soru haline dönüştürülmüştür.
15. -Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı'nın, Türkiye -İsrail Askerî Eğitim İşbirliği Anlaşması ile ilgili basına yansıyan bir beyanına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/252)
BAŞKAN - 15 inci sırada, Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı'nın, Türkiye-İsrail Askerî Eğitim İşbirliği Anlaşması ile ilgili basına yansıyan bir beyanına ilişkin Başbakandan sorusu vardır.
Sayın Başbakan veya soruyu cevaplandıracak sayın bakan?..Yok.