DÖNEM : 20 CİLT : 22 YASAMA YILI : 2

k

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

65 inci Birleşim

6 . 3 . 1997 Perşembe


İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Manisa Milletvekili H.Ayseli Göksoy'un, Ankara'da kadınlarca gerçekleştirilen yürüyüşün nedenlerine ve kadın haklarına ilişkin gündemdışı konuşması

2. - İzmir Milletvekili ZerrinYeniceli'nin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması

3. - Devlet Bakanı Işılay Saygın'ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması

4. - Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz'ın, Tevhid-i Tedrisat Kanununa ilişkin gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Almanya'ya gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Recai Kutan'a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı FehimAdak'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/705)

2. - İsviçre'ye gidecek olan DevletBakanı Bahattin Şeker'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Işılay Saygın'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/706)

3. - (10/160) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/707)

4. - Türkiye-İtalya Parlamentolararası Dostluk Grubu kurulmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/708)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİ

1. - İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 27 arkadaşının, ormanlarımızın korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/173)

IV. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ

1. - (10/6) ve (10/7) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonları raporlarının, gündemdeki yeri, görüşme günü ve çalışma sürelerine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)

2. - Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapan 18.11.1992 Tarih ve 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/543) (S. Sayısı : 175)

3. - Yurtdışında Bulunanların Sosyal Güvenlikleri Hakkında Borçlanma Kanunu Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu(1/569) (S.Sayısı : 209)

VI. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. - Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay'ın,

- Ağrı'nın Hamur İlçesinin spor kompleksi ve kapalı spor salonu ihtiyacına,

- Ağrı'ya bir atletizm pisti yapılmasına

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in yazılı cevabı (7/2018, 2019)

2. - Aydın Milletvekili Yüksel Yalova'nın, Ç.K. Rizespor -Kuşadasıspor maçına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in yazılı cevabı (7/2062)

3. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, yerleşim birimlerinin statülerinin değiştirilmesi hususundaki çalışmalara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/2069)

4. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Bursa'ya yapılacak yatırımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in yazılı cevabı (7/2072)

5. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Bursa'ya yapılacak yatırımlara ilişkin sorusu ve KültürBakanı İsmail Kahraman'ın yazılı cevabı (7/2073)

6. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, bazı projelere ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu'nun yazılı cevabı (7/2074)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak iki oturum yaptı.

Manisa Milletvekili Hasan Gülay, demokratik parlamenter sisteme ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.

Nevşehir Milletvekili Abdulkadir Baş'ın, patates üreticilerinin sorunlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşmasına Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci,

Erzurum Milletvekili İsmail Köse'nin, son günlerde basında yer alan bazı iddialara ilişkin gündemdışı konuşmasına da Adalet Bakanı Şevket Kazan,

Cevap verdi.

Almanya, Fransa ve Fas'a gidecek olan Çevre Bakanı M. Ziyattin Tokar'a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Ahmet Demircan'ın vekillik etmesinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi,

Çek Cumhuriyeti Parlamento Başkanının vaki davetine icabet edecek altı kişilik Parlamento heyetinde yer alan milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi,

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

İzmir Milletvekili BirgenKeleş ve 33 arkadaşının, elektrik santrallarının ve dağıtım hizmetlerinin işletme hakkının devri konusunun,

Malatya Milletvekili Ayhan Fırat ve 31 arkadaşanın, SSK sınavıyla ilgili olarak ileri sürülen yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının,

Araştırılması amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/171, 10/172) GenelKurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırasında yapılacağı açıklandı.

Gündemin “Kanun Tasarısı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 108 inci sırasında yer alan 232 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83 üncü Maddesinin Değiştirilmesine DairKanun Teklifinin bu kısmın 10 uncu sırasına; 100 üncü sırasında yer alan 212 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına; 101 inci sırasında yer alan 217 sıra sayılı kanun tasarısının 12 inci sırasına; 92 inci sırasında yer alan 215 sıra sayılı kanun teklifinin 13 üncü sırasına alınmasına ilişkin ANAP, DYP, DSP ve CHP Gruplarının müşterek önerileri kabul edildi.

Petrol Ofisi Genel Müdürlüğünde Yolsuzluk ve Usulsüzlük Nedeniyle 1993-1994 Yıllarında Meydana Gelen Kurum Zararının Tespit Edilmesi Amacıyla Kurulan (10/160) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine gruplarınca aday gösterilen milletvekilleri seçildiler. Başkanlıkça, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yapmak üzere toplanacağı gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçilerek;

Ağrı Milletvekili MehmetSıddık Altay'ın;

1 inci sırada bulunan (6/219),

2 nci “ “ (6/220),

3 üncü “ “ (6/221),

4 “ “ “ (6/222),

5 inci “ “ (6/223),

6 ncı “ “ (6/224),

7 inci “ “ (6/225),

8 “ “ “ (6/226),

9 uncu “ “ (6/228),

10 “ “ “ (6/229),

11 inci “ “ (6/230),

Esas numaralı sözlü sorularının, üç birleşim içerisinde cevaplandırılmadıklarından, yazılı soruya çevrildikleri ve gündemden çıkarıldıkları bildirildi.

Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay'ın;

12 inci sırada bulunan (6/233),

13 üncü “ “ (6/234),

14 “ “ “ (6/235),

15 inci “ “ (6/236),

16 ıncı “ “ (6/237),

17 nci “ “ (6/238),

18 inci “ “ (6/239),

19 uncu “ “ (6/240),

22 nci “ “ (6/243),

26 ıncı “ “ (6/250),

29 uncu “ “ (6/254),

30 “ “ “ (6/255),

31 inci “ “ (6/256),

32 “ “ “ (6/257),

33 üncü “ “ (6/258),

34 “ “ “ (6/259),

35 inci “ “ (6/260),

36 ncı “ “ (6/261),

20 nci sırada bulunan, Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu'nun (6/241),

21 inci sırada bulunan, Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük'ün (6/242),

23 üncü sırada bulunan, Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ'un (6/246),

Konya Milletvekili Mustafa Ünaldının;

25 inci sırada bulunan (6/249),

27 nci “ “ (6/252),

28 inci sırada bulunan (6/253),

37 nci “ “ (6/262),

Denizli Milletvekili Hilmi Develi'nin;

41 inci sırada bulunan (6/269),

42 nci “ “ (6/270),

46 ncı “ “ (6/275),

47 nci “ “ (6/276),

48 inci “ “ (6/277),

49 uncu “ “ (6/278),

53 üncü “ “ (6/267),

54 “ “ “ (6/268),

55 inci “ “ (6/279),

Rize Milletvekili Ahmet Kabil'in;

56 ncı sırada bulunan (6/283),

57 nci “ “ (6/284),

Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan'ın;

58 inci sırada bulunan (6/285),

59 uncu “ “ (6/286),

60 ıncı “ “ (6/287),

62 inci “ “ (6/289),

63 üncü “ “ (6/290),

64 “ “ “ (6/291),

65 inci “ “ (6/292),

66 ncı “ “ (6/293),

67 nci “ “ (6/294),

70 inci “ “ (6/297),

71 “ “ “ (6/298),

72 nci “ “ (6/299),

73 üncü “ “ (6/300),

74 “ “ “ (6/301),

75 inci “ “ (6/302),

76 ncı “ “ (6/303),

77 inci “ “ (6/304),

78 “ “ “ (6/305),

79 uncu “ “ (6/306),

80 inci “ “ (6/307),

81 “ “ “ (6/308),

82 nci “ “ (6/309),

83 üncü “ “ (6/310),

84 “ “ “ (6/311),

51 inci sırada bulunan, İzmir Milletvekili Zerrin Yeniceli'nin (6/281),

52 nci sırada bulunan, Çanakkale Milletvekili HikmetAydın'ın (6/282),

Esas numaralı sözlü soruları, ilgili Bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından ertelendi.

24 üncü sırada bulunan, Adıyaman Milletvekili Ahmet Çelik'in, Adıyaman'da yapımı süren hava meydanının hizmete açılmasına (6/248),

38 inci sırada bulunan, Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz'in, kamu kurum ve kuruluşlarında değişik pozisyonlarda çalışıp aynı işleri yapan personel arasındaki ücret farklılığına (6/264),

39 uncu sırada bulunan, Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay'ın, hayvan besicilerinin borçlarının ertelenmesine (6/265),

40 ıncı sırada bulunan, BurdurMilletvekili Kâzım Üstüner'in, Burdur-Antalya demiryolu projesine (6/266),

Denizli Milletvekili Hilmi Develi'nin;

43 üncü sırada bulunan, Denizli Organize Sanayi Bölgesi - Çardak arası duble yol yapımına (6/272),

44 üncü sırada bulunan, Sarayköy - Babadağ yol yapımına (6/273),

45 inci sırada bulunan, Pamukkale - Akköy - Sarayköy yol yapımına (6/274),

50 nci sırada bulunan, Çardak Havaalanının iyileştirilmesine (6/280),

Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan'ın;

61 inci sırada bulunan, Hazinenin örtülü ödenek davasında müdahil olmaktan vazgeçtiği iddiasına (6/288),

68 inci sırada bulunan, basına yönelik bazı uygulamalara (6/295),

69 uncu sırada bulunan, Maliye Bakanının bazı açıklamalarının ekonomi üzerinde olumsuz etki yaptığı iddiasına (6/296),

85 inci sırada bulunan, proje ihalesi yapılan bazı otoyolların yapımından neden vazgeçildiğine (6/312),

İlişkin sözlü sorularına Devlet Bakanı Lütfü Esengün cevap verdi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1 inci sırasında bulunan 23 sıra sayılı kanun tasarısının görüşülmesi, komisyon yetkilileri GenelKurulda hazır bulunmadığından, ertelendi.

5 inci sırasında bulunan, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapan 18.11.1992 Tarih ve 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına DairKanun Tasarısının (1/543) (S. Sayısı : 175) görüşmelerine devam edilerek 3 üncü maddesine kadar kabul edildi.

Kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için 6 Mart 1997 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere, 19.00'da birleşime son verildi.

Yasin Hatiboğlu

Başkanvekili

Ali Günaydın Kâzım Üstüner

Konya Burdur

KâtipÜye Kâtip Üye




II. - GELEN KÂĞITLAR

6 . 3 . 1997 PERŞEMBE

Yazılı Soru Önergeleri

1. - Adana Milletvekili Erol Çevikçe'nin, Çukurova'da meydana gelen don olayının buğday ve narenciye bahçelerine verdiği zararlara karşı tedbir alınıp alınmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2219) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.3.1997)

2. - Ankara Milletvekili YılmazAteş'in, Ankara Büyükşehir Belediyesinin doğalgaz projesi için kullandığı dış krediye ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2220) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.3.1997)

3. - Ankara Milletvekili YılmazAteş'in, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından uygulanan “kavşaklara havuz” sistemine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2221) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.3.1997)

4. - İstanbulMilletvekili Halit Dumankaya'nın, Türkiye Kalkınma Bankası'nca bazı firmalara verilen kredilere ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2222) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.3.1997)

5. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, İstanbul Meryem Ana Ermeni Kilisesi'ne yapılan saldırı ile ilgili bir tahkikat açılıp açılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2223) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.3.1997)

6. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, Irak'a ilaç ve gıda maddeleri satışı için Türkiye'ye izin verilmemesinin nedenine ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2224) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.3.1997)

7. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, Bulgaristan'a malî yardım yapılıp yapılmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2225) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.3.1997)

8. - Giresun Milletvekili Burhan Kara'nın, Fiskobirlik'e yapılan işçi alımlarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2226) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.3.1997)

9. - Manisa Milletvekili Tevfik Diker'in, bir P.K.K. militanına silah taşıma ruhsatı verdiği iddia edilen Emniyet görevlisi hakkında yapılan işleme ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2227) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.3.1997)

10. - Niğde Milletvekili AkınGönen'in, Alman Hükümeti'nin “çocuk vizesi” uygulamasına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2228) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.3.1997)

11. - Konya Milletvekili Ahmet Alkan'ın, TMO'nun buğday piyasasında devre dışı bırakıldığı iddialarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2229) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.3.1997)

12. - Hatay Milletvekili Fuat Çay'ın, Bakanlık tetkik hâkimi atamalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2230) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.3.1997)

13. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, S.S.K.'nın Bursa Uludağ Üniversitesi TıpFakültesi Hastanesine olan borcuna ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2231) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.3.1997)

14. - İstanbulMilletvekili Bülent Akarcalı'nın, Yargı organları ile emniyet güçleri arasında bir koordinasyon eksikliği olup olmadığına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2232) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.3.1997)

15. - İstanbulMilletvekili Bülent Akarcalı'nın, Maliye Bakanlığının adliyelere tebligat pulu göndermediği iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2233) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.3.1997)

16. - GaziantepMilletvekili Mustafa R. Taşar'ın, Organize Sanayi Bölgelerine verilen kredilerin faiz oranlarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2234) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.3.1997)

17. - Şanlıurfa Milletvekili Eyüp Cenap Gülpınar'ın, Siverek Devlet Hastanesi inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2235) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.3.1997)

Meclis Araştırması Önergesi

1. - İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 27 arkadaşının, ormanlarımızın korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasının 98 inci İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/173) (Başkanlığa geliş tarihi : 5.3.1997)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati :15.00

6 Mart 1997 Perşembe

BAŞKAN :Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Ali GÜNAYDIN (Konya), Ünal YAŞAR (Gaziantep)

BAŞKAN - Çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan temenni ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 65 inci Birleşimini açıyorum.

Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Efendim, gündeme geçmeden önce, haftanın da önemine binaen, gündemdışı söz talebinde bulunan hanımefendilerden 3 sayın üyeye söz vermeyi düşünmüş idim; ancak, Sayın Araslı, bugün, bir mazereti dolayısıyla, bir panele katılacağı için...

H. AYSELİ GÖKSOY (Manisa) - Onun hakkını da biz kullanacağız.

BAŞKAN - Hayır efendim; o imkânımız yok; bir başka sayın üye kullanacak, yine benzer konuda.

Şimdi, sayın hanımefendilere sırasıyla gündemdışı söz veriyorum.

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Manisa Milletvekili H.Ayseli Göksoy'un, Ankara'da kadınlarca gerçekleştirilen yürüyüşün nedenlerine ve kadın haklarına ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN - Sayın Ayseli Göksoy, kadın haklarıyla ilgili olmak üzere; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

H. AYSELİ GÖKSOY (Manisa) - Sayın Başkanım, benim pek konuşma hakkım olmadığı için, bu konuşmamı 5 dakikayla kısıtlamayın.

BAŞKAN - Efendim, ben biliyorum; siz, bütün zamanlara sığmazsınız; ama, ne yapayım ki...

H. AYSELİ GÖKSOY (Manisa) - “Ne yapayım ki, birkaç dakika verebilirim” diyeceksiniz.

BAŞKAN - Ne yapayım ki, Tüzük... Başka türlü rahat çalışmanın yolu yok.

Buyurun efendim.

H. AYSELİ GÖKSOY (Manisa) - Sayın Başkan, aslında boş sıralara konuşmak da çok komik burada; yani, böyle, kendi kendine hamamda şarkı söylemek gibi.

BAŞKAN - Hayır efendim...

Sayın Göksoy, sürenizi durduruyorum. Aman sizden kullanmayalım bu süreyi; durdurdum, sildim hatta.

Efendim, ses dalgaları, biliyorsunuz...

H. AYSELİ GÖKSOY (Manisa) - Her yere erişir.

BAŞKAN - Tabiî... Genel Kurulla sınırlı değil sizin konuşmanız; ses dalgaları götürüyor.

Buyurun efendim.

H. AYSELİ GÖKSOY (Manisa) - Sayın Başkanım ve sayın mevcut milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlarım.

Efendim, bugün, huzurlarınıza, dinibütün, ülkesine, mukaddesatına yürekten bağlı Türk kadınının yürüyüşünü hafife alarak; onu, sanki, dinsiz ve antilaik akımı destekleyen kadınlar olarak topluma yansıtmak isteyen zihniyeti telin için huzurlarınızda bulunuyorum.

15 Şubat 1997'de Türk kadını yürüyüş yaptı:

Çünkü, Türk kadını, tarihin sayfalarına nemelazımcı, vurdumduymaz olarak geçmek istemiyordu.

Çünkü, Türk kadını, bir şey yapmadığı, sustuğu için çocuğu tarafından da suçlanmak istemiyordu.

Çünkü, Türk kadını, bazı ülkelerin kadınları gibi dört duvar ardına hapsedilerek onurundan, özgürlüğünden ödün vermek istemiyordu.

Çünkü, Türk kadını, toplumun ilerlemesini engelleyen kurumlara, tekkelere, zaviyelere, tarikatlara karşıydı.

Çünkü, Türk kadını, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak, hatta bunu bile aşmak istiyordu.

Çünkü, Türk kadını, bilim, teknik, düşünce, sanat, kısacası tüm yaşam biçiminde uygar olmak, uygar kalmak istiyordu.

Çünkü, Türk kadını, nice gözyaşları, nice acılar, nice kayıplar üzerine kurulmuş, bağımsız ulusal devletinin yaşamını sürdürmesi için önlem almaktan korkmuyordu.

Çünkü, Türk kadını, Atatürk ilkelerine ve inkılaplarına yönelik hiçbir saldırıyı kabul etmiyordu; o, demokrasinin ne demek olduğunu biliyordu.

Çünkü, Türk kadını, kendisine açılan sonsuz gelişme yolunu, kimsenin, ama kimsenin kapatmasına izin vermiyordu; ülkesinin, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçı olduğunu çok, ama çok iyi biliyordu.

İşte, 15 Şubat günü, Türk kadını, sesini duyurmak için orada bulunan insanlara kendini tanıtmak için yürüyüş yaptı. Orada bulunan kadınların pek çoğu, şeriatı özümsemiş ve şeriatı yaşayan kadınlardı; ama, o kadınlar, şeriat düzeninin Türk hukuk düzenini değiştirmek istemesine karşı yürüyordu, laiklikten ödün vermek istemediği için yürüyordu, sosyal hukuk devleti için yürüyordu, demokrasi için yürüyordu, yitirmek istemediği kadın hakları için yürüyordu ve çağdaşlıktan ödün vermek istemediği için yürüyordu; ama, Türk kadını, kendini bilmez bazı kişilerin, kendisine yakıştırdığı niteliklerle de hiç incinmedi. Çünkü, hepinizin basından, televizyondan da duyduğunuz gibi, ona çok çirkin yakıştırmalar yapıldı. Çünkü, Türk kadını, erdemini bu türden yakıştırmalarla kirletemez, kirletmez; ancak, olsa olsa, çocukça, aptalca laflardan öteye gidemez bu laflar. Çünkü, Türk kadını, kim ne derse desin, kendi yolundan, çağdaş uygarlık yolundan bir adım geriye gitmez, gidemez ve hiçbir kuvvet de onu geri çekemez. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

Bugün, bir mumun titrek ışığında yarının aydınlığını arayan Türk Halkını, aydınlık Türkiye isteyen Türk Halkını “fosiller, hainler” diye niteleyeceğinize, beyefendiler, lütfen külahlarınızı çıkarın önünüze koyun, nereye gidiyoruz, neredeyiz diye düşünün. Böyle, boş boş konuşmadan öteye gitmiyoruz. Biz, buraya el kaldırmak için, oylama için gelmedik beyefendiler. (DSP sıralarından alkışlar) Türkiye nereye gidiyor; bunları düşünün. Partilerinizi, sadece, bir spor kulübü gibi düşünmeyin... Önümüzde bir Türkiye var; bu, ne Refah Partisinindir, ne Doğru Yolundur ne de diğer partilerindir. Eğer, bir lokmacık düşünme kabiliyetimiz var ise, Türk Ulusu olarak, ulusun sesine kulak verelim. Sokaktaki insanlara, evlerinde ışığını yakıp kapayan insanlara yakıştırmalar yapacağımıza, bunları neden yapıyorlar, ne istiyorlar, nedir eksik, ne yapabiliriz; işte, önce, bunları alalım. Sadece, onları hafife almak, kadın yürüyor, onlara türlü yakıştırmalar yapmak, ışığını açıp kapayanı çocukça bulmak, mum söndürüyor demekle, bu iş bitmez...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

H. AYSELİ GÖKSOY (Devamla) - Burası ne sizin ne benim ne kimsenin; Türk Ulusunundur.

Çok teşekkürler ediyorum; sağ olun. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Göksoy, efendim, size eksüre verecektim.

H. AYSELİ GÖKSOY (Manisa) - Sağ olun.

BAŞKAN - Peki.

Teşekkür ediyorum Sayın Göksoy.

2. - İzmir Milletvekili Zerrin Yeniceli'nin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması

BAŞKAN - Efendim, gündemdışı söz talebinde bulunan çok değerli bir sayın üyemiz, bir hanımefendi üyemiz, Sayın Zerrin Yeniceli... (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Yeniceli, size daha önce bir de borcum vardı; beraber... İbra ediyor musunuz efendim?

ZERRİN YENİCELİ (İzmir) - Evet.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 8 Mart Kadınlar Günü nedeniyle söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Hilafetin kaldırılması ve Öğretim Birliği Yasasının kabulü ile 8 Mart Dünya Kadınlar Günü anlamlı bir şekilde bir araya geldi. Böylece, bugünün gerçekleriyle de yakından bağlantılı olan bir önemli noktayı hatırlatmamız için fırsat doğdu. Laik ve demokratik cumhuriyetimizi oluşturan temel esaslar, kadın haklarıyla ve dolayısıyla 8 Mart Kadınlar Gününün kutlanmasıyla yakından bağlantılıdır.

Laik, demokratik rejimimizin temellerini sarsma gayretleri, aynı zamanda, kadını toplumsal yaşamdan çıkarma amacı taşımaktadır. Bu bağlamda, konuşmamı, kadınları çok yakından ilgilendiren iki ana konuda odaklaştırıyorum: İlki, çalışma hayatı ve eğitim; diğeri, laik, demokratik rejimimizdir.

Geleceğe iyimser bakabilmek, onurlu geçmişimizi sahiplenmek ve ondan güç almakla mümkündür. 1923'te cumhuriyet ilan edildiğinde, kadın hakları konusunda, ülkemiz, dünyanın geri kalmış ülkeleri arasında yer alıyordu. 1923'ten sonra, Atatürk'ün çabalarıyla, kadının sosyal ve siyasî yaşamında radikal değişikliklere yol açan bir dizi kanun kabul edildi.

Bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyorum: Atatürk, laik, demokratik bir Türkiye'ye inanmış ve cumhuriyet kadınının eğitimine büyük önem vermiştir. O dönemin koşulları düşünüldüğünde, kısa zamanda kadın hakları konusunda Batı ülkelerinden bile daha ileri konuma geldiğimizi görürüz.

Bugün ise, hâlâ, 8 yıllık zorunlu eğitimin sağlanamamış olması, önemli bir sorun, önemli bir eksikliktir. Bu konuda yerimiz, Bangladeş, Burma, Hindistan, Vietnam gibi ülkeler arasındadır. 20 nci Yüzyılın başlarında, herkesin gıpta ettiği cumhuriyeti ilan eden, laik, demokratik bir ülke olarak, temel eğitimimizi kesintisiz 8 yıla çıkarmadan çağdaş ülkeler arasına katılamayız. Temel eğitim, sosyal devlet ilkesi göz önünde tutularak verilmelidir. Eğitimde, fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Tevhidi Tedrisat Kanunu tam olarak uygulanmalıdır. Devlet, eğitimde eşitliği sağlamak için tüm kaynaklarını seferber etmelidir. Soruyorum: Bunları sağlayamadığımız takdirde, bu insanlara haklarını nasıl öğreteceksiniz, onlar haklarını nasıl koruyacaklar?.. Elbette, koruyamayacaklardır; hatta, topluma yabancılaşacaklardır; bu da, toplum olarak, bir oydaşma içinde, bir arada yaşamamızı tehlikeye sokacaktır. O nedenle, 8 yıllık zorunlu eğitim ve eğitimde birlik, ülke bütünlüğünün korunması açısından da önemlidir.

Sayın milletvekilleri, dikkat ettiyseniz, biz, kadın haklarını savunurken kotalardan bahsetmiyoruz, belli konularda kadınlara iş kotası verilsin demiyoruz; biz, eşitlikten söz ediyoruz. Bu eşitlik sağlanırsa, kadınlar zaten haklarını alırlar. Parlamento olarak asıl üzerinde durmamız gereken sorun budur.

Eğitim eksikliği nedeniyle, kadınlar, çalışma yaşamında da gereken yeri alamıyorlar. Kadına çalışma hayatında, asgarî çalışma standartlarını sağlamanın önemi gözardı edilemez. Uluslararası standartlarda kadına sağlanan hakların aynısı Türk kadınına da sağlanmalıdır. Bunun yolu da, daha fazla insan haklarından, daha fazla demokrasiden geçer. Bu arada, kendi alanımıza koyduğumuz emeğin karşılığını, başka alanlardaki kadınlarla dayanışarak alabileceğimizi de belirtmek istiyorum.

Son günlerde, açıkça, dinin siyasete alet edildiğini görmekteyiz. Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyetini hedef alan gösteriler düzenlenmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin temel unsurları olan laikliğe ve demokrasiye yapılan saldırılar, kadınlarımızda, haklı öfke ve tepkiye yol açmıştır. Bu saldırıların ana hedef kitlesi, çağdaş, gönlü hür, vicdanı hür Türk kadınıdır.

Rejimimizin laik niteliğini ortadan kaldırmak için din devletine dayalı siyaset yapmak, ateşle oynamaktır; ülkemizi, insanlarımızı, cephelere ayırmak demektir. Cumhuriyetimizin demokratik ve laik özünü siyasal tartışmalara konu yapmaktan kaçınmalıyız. Ülkemizde kimsenin inancına, ibadetine, başörtüsüne karışılmıyor. Müslüman ülkeler arasında, en geniş inanç özgürlüğüne sahip olan, en çok cami bulunan ülke bizim ülkemizdir. Eğer, başörtüsü siyasal amaçlara alet edilmeseydi, öyle bir sorun da olmayacaktı.

Değerli milletvekilleri, politik arenada “cihat açmak”, “fethetmek” gibi sözlerin kullanılmaması gerekmektedir. Din temeline dayalı devlet özlemcileri iyi bilsinler ki, Türk kadını, üniversitesinde, parlamentosunda, her yerde laik cumhuriyeti sonuna kadar savunmaktan geri durmayacaktır. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yeniceli, 2 dakika yeter mi efendim?..

ZERRİN YENİCELİ (Devamla) - Evet.

Çünkü, o, kadını baskı altında olan bir toplumun gelişemeyeceğini çok iyi bilmektedir. Afganistan'da din devleti kurmaya kalkan Taliban örgütünün, Kâbil'i ele geçirir geçirmez, kadınların sokağa çıkmasını yasakladığını hepimiz çok iyi hatırlıyoruz. Türk kadını, gerici akımların anaforuna kapılmayacak, buna karşı koyacak kadar güçlüdür.

Evet, laik demokratik cumhuriyeti koruma ve geliştirme tarihsel görevinin bilincinde olarak yola devam etmenin onuruyla, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum, hepimize kutlu olsun.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Yeniceli teşekkür ediyorum.

Evet, üçüncü konuşmacı, Erzurum Milletvekili Sayın Doç. Dr. Ömer Özyılmaz; tevhidi tedrisatla ilgili olmak üzere; buyurun.

DEVLET BAKANI IŞILAY SAYGIN (İzmir) - Sayın Başkan, cevap vereceğim...

BAŞKAN - Efendim affedersiniz, ben zatıâlinizi görmedim; buyurun efendim.

DEVLET BAKANI IŞILAY SAYGIN (İzmir) - Konuşmacıdan sonra mı?..

BAŞKAN - Hayır, siz Hükümetsiniz efendim. (RP ve DYP sıralarından alkışlar) Bir kere, Hükümetsiniz, tercih hakkınız var; hanımefendisiniz, artı tercih hakkınız var. (Alkışlar)

DEVLET BAKANI IŞILAY SAYGIN (İzmir) - Teşekkür ederim.

MAHMUT IŞIK (Sıvas) - Bugün çok iyisin Başkan.

BAŞKAN - Her zaman öyledir de, işinize gelmiyor yani.

Efendim buyurun; cevap vermek üzere değil, katkıda bulunmak üzere buyurun.

3. - Devlet Bakanı Işılay Saygın'ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle gündemdışı konuşması

DEVLET BAKANI IŞILAY SAYGIN (İzmir) - Yok, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle.

Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; bilindiği gibi, kadınların, toplumda, erkeklerle eşit haklar elde etme mücadelesi 1789 Fransız İhtilaline kadar uzanmaktadır. İhtilalin getirdiği eşitlik, özgürlük ve kardeşlik kavramları bu mücadelede kadınların ümit kaynağı olmuştur. Fransa'daki bu hareketi takiben, 8 Mart 1857'de, New York'ta, 40 bin kadın işçinin sekiz saatlik çalışma süresi ve eşit işe eşit ücret talepleriyle yaptıkları grevler neticesinde ve grev sonrasında, sebebi bilinmeyen bir yangında 100'den fazla kadın işçi, kapatıldıkları bir hangarda yanarak can vermişlerdir. Ölen bu kadın işçilerin anısına, her yıl 8 Mart gününün Uluslararası Kadın Günü olarak kutlanması, ilk kez, 1910 yılında Kopenhag'da önerilmiş ve 1977 yılında, Birleşmiş Milletlerce kabul edilen bir karar uyarınca, 8 Martın Uluslararası Kadın Günü olarak kutlanmasına başlanmıştır.

8 Mart, 19 uncu Yüzyıl sonlarından bu yana, kadınların talep ve özlemlerini dile getirmedeki kararlılıklarını sergiledikleri ve bugüne dek hiç de küçümsenmeyecek haklar elde ettikleri bir gündür. Şimdiye kadar dünya tarihinde, kadınların dünyayı erkeklerle eşit paylaştığı bir döneme rastlamıyoruz; böyle bir eşitsizlik, sadece kadınlara değil, onlarla aynı dünyayı paylaşan erkeklere de zarar vermektedir. Yaşamı eşit olarak paylaşmak için, yaşama eşit olarak katılmak da gerekir. Ne yazık ki, kadınlar, ülkelerinin gelişmişlik düzeyleri ne olursa olsun, eğitim, sağlık ve istihdam gibi çok temel göstergeler açısından hâlâ erkeklerimizin gerisindedir.

Ülkemizde de kadınlar, cumhuriyet öncesi, kurdukları dernek ve vakıflar ve çıkardıkları çok sayıda gazete ve dergilerle eşitlik taleplerini ortaya koymuşlardır. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte hukuk alanında önemli değişimler yaşanmıştır. Bunlardan en önemlisi, sizlerin de bildiği gibi, Türk kadınını ikincil konumdan kurtararak, ona vatandaşlık hakkı tanıyan Türk Medenî Kanununun kabulüdür. İsviçre Medenî Kanunu örnek alınarak hazırlanan ve 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen Medenî Kanun, Türk kadını için hayatî önem taşımaktadır. Türk Medenî Kanununun kabulünden bu yana, Cumhuriyetin kadınlarımıza sağladığı çok önemli kazançlar, toplumsal yapıda meydana gelen önemli değişmeler karşısında yetersiz kalmıştır. Kabul edildiği dönem toplumunun içerisinde olan Medenî Kanunu da bu çerçevede değerlendirmek gerekir; özellikle, evli kadının kocası karşısındaki konumu açısından, Medenî Kanunda değişiklik yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine Devlet Bakanlığına bağlı Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğünce toplumsal yaşamda kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik olarak, başta Türk Medenî Kanunu olmak üzere, yasal çalışmalara başlamış bulunuyoruz.

Bu çerçevede, Türk Medenî Kanununun 153 üncü maddesiyle ilgili olarak hazırlamış olduğumuz yasa tasarısı, kadınlarımızın, evlendikten sonra da isterlerse -çalışan kadınlarımız için- kocasının soyadıyla birlikte kızlık soyadını kullanmasını öngörmektedir. Hazırlamış olduğumuz bu yasa tasarısı Bakanlar Kurulumuzdan geçmiş, şu anda Adalet Komisyonunun gündeminde -görüşülmek üzere- beklemektedir. Meslek sahibi olup da iş hayatına atılan kadınlarımızın evlendikten sonra da eşinin soyadını alarak kızlık soyadını kullanamaması meslekte kayıplara uğramasına neden olmaktadır. Medenî Yasanın 153 üncü maddesinin değiştirilmesi yönündeki çalışmalarımız, bu mağduriyetin giderilmesini amaçlamaktadır.

Yine, Türk Medenî Kanununun yürürlükteki 170 inci maddesinde de mal ayrılığı usulü, kanunî rejim olarak kabul edilmiş bulunmaktadır. Toplumumuzda bireylerin, evlilik öncesinde mal rejimlerine ilişkin sözleşme yapma alışkanlığı yoktur. Evlilik süresinde edinilmiş taşınır veya taşınmaz malların mülkiyeti büyük çoğunlukla erkek üzerine geçirildiğinden, evlilik birliği sona erme durumunda kadın yoksulluk içine düşmekte, ekonomik özgürlüğü olmadığı için mağdur olmaktadır.

Evlilik birliğinin sona ermesi halinde kadınlarımızın mağdur olmaması, evlilik birliğine yaptığı katkıların karşılığını alması için, Medenî Kanunun 170 inci maddesinin de değiştirilmesi yönünde bir tasarı hazırlanmış bulunmaktadır. Bu tasarımıza göre, eşler arasında, evlenmeden sonra edinilen mallara katılma rejiminin geçerli olması sağlanacaktır. Bu rejime göre, eşlerin evlenmeden önce edindikleri malların mülkiyeti kendilerinde kalmak üzere, evlilik birliği sırasında kazanılan ekonomik değerlerin eşit olarak paylaştırılması öngörülmektedir. Ancak, Başbakanlığa sunulan söz konusu yasa tarasımız, Yargıtay Birinci Dairesinin olumusuz görüş bildirmesi üzerine geri çekilmiştir. Bu durum karşısında Adalet Bakanlığıyla görüşülmüş ve Medenî Yasanın tümü üzerinde yapılan çalışmalar içinde değerlendirilmesinin uygun olacağı görüşünün ağırlık kazanması üzerine, Medenî Yasa üzerinde çalışan komisyonun çalışmalarının hızlandırılmasının sağlanmasına müştereken karar verilmiştir.

Bakanlığıma bağlı Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğünce, Türk Medenî Kanununun 444 üncü maddesinin değiştirilmesine ilişkin olarak hazırlanan değişiklik tasarısıyla da, eşlerden birisinin ölümü halinde, sağ kalan eşin miras payının 1/4'ten 1/2'ye çıkarılması öngörülmektedir. Bu tasarı da, 6 Şubat 1997 tarihinde, Adalet Bakanlığına, görüş sorulmak üzere gönderilmiştir.

Bildiğiniz gibi, ülkemizde, kadınımızın statüsünün yükseltilmesi amacıyla kurulan Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, personel ve bütçe açısından güçlendirilme ihtiyacında olan bir birimdir. Bu amaçla, kadına yönelik ulusal mekanizma olan bu birimin güçlendirilmesine acilen ihtiyaç bulunmaktadır. Bu gerçekten hareketle, hazırladığımız Aile ve Kadın Müsteşarlığının kurulmasına ilişkin yasa tasarımız Yüce Meclisimize sunulmuş olup, Sağlık, Eğitim, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda 2 maddesi görüşülmüş, diğer maddeleri de görüşülmek üzere beklemektedir.

Sizlere sunduğum tüm bu çalışmaların gerçekleştirilmesiyle, Türkiye'nin 1985 yılında taraf olduğu Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi yanı sıra, taraf olduğumuz diğer uluslararası sözleşme ve kararların da gereği yerine getirilmiş olacaktır.

Toplumsal sorunlarımızın en önemlilerinden biri de, aile içinde şiddetin yaygınlığıdır. Hemen hemen her gün, basında, bir kadınımızın dayak yediğini ve mağdur olduğunu görmekteyiz. Hepinizin bildiği gibi, aile içindeki şiddete maruz kalan kadınlarımız “ailem duymasın”, “aile düzenim bozulmasın”, “çocuklarım üzülmesin”, “tatsızlık olmasın” diye fedakârlık yaparak, bunu kimseye söylememekte ve neticede, yaşadıklarını açığa vuramamakta; böylece, kadınlarımız, girdikleri bunalımlar sonucu ya intihar etmekte ya da kocalarını öldürmektedirler.

21 inci Yüzyıla girmek üzere olduğumuz bu tarih kesitinde, böyle bir toplumsal sorunla karşı karşıya olmamız tabiî ki son derece üzücüdür. Böylesine bir sorunun çözümü için, hepimizin üzerine düşen görevi yapması gerekmektedir; çünkü, biz kadın olarak değil, herşeyden evvel, Türk toplumunu oluşturan 65 milyon insanın yarısının kadın yarısının da erkek olduğu düşüncesiyle, insan gözüyle bakmaktayız.

Bu çerçevede, günümüzde, Ceza Kanununda bulunan ve bu konuyla ilgili olan hükümlerin değiştirilmesi de bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu saptama üzerine, Bakanlığıma bağlı Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğünce yine bir kanun tasarısı hazırlanmış ve Türk Ceza Kanununun 456, 457 ve 478 inci maddelerinin değiştirilmesi öngörülmüştür.

Türk Ceza Yasasının 456, 457 ve 478 inci maddelerinin değiştirilmesi suretiyle, aile bireyleri arasında işlenecek basit müessir fiil suçlarının takibinin şikâyete bağlı olmaktan çıkarılması ve bu suçlara uygulanan cezaların artırılması; ayrıca, aile bireylerinin birbirlerine karşı işleyecekleri pek fena muamele suçlarının takibini de şikâyete bağlı olmaktan çıkararak, verilecek cezaların artırılması ve caydırıcılığı amaçlanmıştır.

Önerdiğimiz bu değişiklikler uygun bulunmamış ve bunun üzerine, sadece, aile bireyleri arasında pek fena muameleye ilişkin 478 inci maddeyle ilgili ayrı bir tasarı hazırlanarak, Bakanlar Kurulumuzun imzasına açılmıştır.

Hem Türk Ceza Kanunuyla hem de Türk Medenî Kanunuyla ilgili olarak hazırlanan tasarıların yeniden değerlendirilmesi için, Bakanlığım ile Adalet Bakanlığımızın işbirliği sonucu, 18.2.1997 tarihinde bir sempozyum düzenlenmiştir. Hukukçu ve üniversite öğretim üyelerimizin konuşmacı olarak katıldıkları bu sempozyumda açıklanan görüşlerden yararlanmamak mümkün değildir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, ne kadar süre istersiniz efendim?

DEVLET BAKANI IŞILAY SAYGIN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

DEVLET BAKANI IŞILAY SAYGIN (Devamla) - Adalet Bakanı Sayın Şevket Kazan ile Devlet Bakanlığının müşterek yapmış olduğu bu sempozyum amacına ulaşmış ve Sayın Bakan, kadınlarımızın mağduriyetini görerek, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde, ailenin korunmasına dair kanun tasarısını hazırlayarak bize sunmuştur. Bu kanun tasarısı Bakanlar Kuruluna sevk edilmiş bulunmaktadır. Bu kanun tasarısı kanunlaştığında, kadınlarımızın mağduriyeti son bulacaktır.

Sizlere özetlemeye çalıştığım bu konuların, bir kadın milletvekili ve bir Bakan olarak, takipçisi olduğumu belirtmek istiyorum. Tabiî, gönül istiyor ki, bir dahaki 8 Martlarda, problemsiz kadınlarımızın sorunlarını görüşelim, eşit bir ortamda görüşelim.

Değerli arkadaşlarım, bu vesileyle, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

4. - Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz'ın, Tevhid-i Tedrisat Kanununa ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN - Sayın Ömer Özyılmaz, Tevhidi Tedrisat Kanunuyla ilgili gündemdışı bir konuşma yapacaklar.

Buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

Efendim, bugün, inkılap konularını görüşüyoruz; onun için, sürede çok cimri davranmıyorum, rahat ifade buyurun.

HALİL CİN (İçel) - Teşekkür ederiz Sayın Başkan; inşallah, diğer oturumlarda da böyle davranırsınız.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, beni buraya hapsettiniz, orada rahat konuşuyorsunuz...

Buyurun Sayın Özyılmaz.

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Mart 1924 yılında kabul edilen ve bugün, Anayasamızın 174 üncü maddesinde devrim kanunu olarak, inkılap kanunu olarak belirlenmiş olan Tevhidi Tedrisat Kanunuyla ilgili olarak, gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1920'li yılların başında, genç cumhuriyetimiz kurulurken, her sahada olduğu gibi, eğitim alanında da ciddî adımlar atılmaya başlandı. Bunların en önemlilerinden birisi, eğitimin millî oluşu ve tevhidi tedrisat, yani öğretimin birliği ilkesinin kabul edilmesiydi. Eğitimin millî olması ile öğretimin tevhit edilmesi, yani birleştirilmesi hususu, bugüne kadar, hiç birlikte ele alınmamış; hem ayrı ayrı hem çok yanlış ve yanlı olarak yorumlanmış, böylece de, kamuoyumuzda, bu iki önemli adım, çok ters yönlere çekilmiştir. Halbuki, bu durum, o dönemi yaşayanlara yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Değerli milletvekilleri, eğitimin millî olmasını isteyen o günün Türkiyesi, esasen, şu iki kademedeki çalışmaya göre eğitim sisteminin kurulmasını istiyordu. Aslında, bunlar, sadece bizim toplumumuzun değil, eğitim biliminin evrensel düzeydeki kanun ve kurallarıdır. Bunların birinci kademesinde, toplumun inançları, değerler sistemi ve dünya görüşü, toplumun ihtiyaçları, istek ve beklentileri; bireyin ihtiyaçları, istek ve beklentileri iyice bir incelenmelidir.

İkinci kademede, bir önceki kademe çalışmaları esas alınarak, eğitim sisteminin hedefleri, kapsamı belirlenir, öğretim durumları ve sınama durumları, değerlendirme durumları belirlenir; yani, gerek hedefler gerek kapsam gerekse eğitim ve öğretim durumlarıyla değerlendirme, milletin inancına, tarihine, dünya görüşüne ters olmayacak şekilde eğitim sistemi oluşturulmalıdır. Bunlar, çok önemli ve geniş konulardır. Kısaca geçiyor ve şunu ifade ediyorum; eğitimin millî olması, şu çalışmaların yapılıp yapılmamasına bağlıdır...

Tevhidi Tedrisat Kanununa gelince: Kanunun iki önemli hedefi vardır; birinci hedefi, ülkedeki bütün okulların tek elden, yani, Millî Eğitim Bakanlığınca yönetilmesidir. Kelime anlamı itibariyle de tevhidi tedrisat, zaten, öğretim birliği demektir. Kanun metni elimdedir; hem Osmanlıcası hem Latin harfleriyle yazılmış olanı elimdedir. Bu kanunun 1 inci, 2 nci, 3 üncü ve 5 inci maddeleriyle bu husus ortaya konulmuştur; yani, öğretim tek elden ve sadece Millî Eğitim Bakanlığınca yönetilecektir, yürütülecektir.

Yoksa, bazılarının iddia ettikleri gibi, tevhidi tedrisat, tek tip okulda, tek tip insan yetiştirmek değildir. Hele, çağdaşlık ve benzeri bazı yaldızlı kelimelerin arkasına yerleştirilmiş olan, milletin bütün değerlerini hiçe saymak anlayışına bir başlangıç olarak iddia etmek hepten yanlıştır.

Kanunun ikinci hedefi ise, İslamî ilimler sahasında mütehassıs yetiştirmektir. Bu husus da, kanunun 4 üncü maddesiyle ortaya konulmuştur.

Değerli milletvekilleri, şimdi, konumuzun başına dönecek olursak, eğitimin millî oluşuyla öğretimin birliği ilkesini birlikte düşündüğümüzde, o günlerde şunun hedeflendiğini görürüz: Yukarıda kısaca değindiğimiz, gerçek manada millî olan bir eğitimle, genç nesillerimiz, bir yandan çağın bütün bilimlerini öğrenirken, aynı anda, inancını, tarihini ve dünya görüşünü de öğrenmiş olacaktır.

Bunun yanında, Öğretim Birliği Yasasının 4 üncü maddesiyle de, yine, çağın bütün müspet bilimlerini öğrenmiş; fakat, asıl uzmanlık alanı olan İslamî ilimler sahasında derinleşmiş mütehassısları yetiştirmekti; yani, genelde millî olan eğitim sistemi içerisinde, özel olarak bir ihtisas eğitimini hedeflemiştir.

Şimdi, burada, bir soru akla gelmektedir. Neden sadece ve özellikle İslamî ilimler sahasında ...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özyılmaz, 3 dakika eksüre veriyorum; buyurun.

ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) - ...hem de ortaöğretimden başlayarak bir ihtisaslaşma eğitimi Kanunda vurgulanmış ve emredilmiştir? Kısaca buna bir bakalım. Bunun, iki önemli sebebi vardır: Birincisi; İslamın özünü, esasını anlamış, çağın kavram, bilim, ilke ve sistemlerini öğrenmiş, bunları Müslüman bir bilim adamı olarak zihninde kodlamış, çağın insanının istek ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek din bilginleri yetiştirmek ve bu arada, dinini, diyanetini öğrenmek isteyen herkese imkân hazırlamak ve fırsat vermektir.

İkincisi ise; bilhassa, o tarihlerde, 20 nci Yüzyılın başlarında, bütün dünyada olduğu gibi, 19 uncu Yüzyılın materyalist anlayışından olumsuz olarak etkilenmiş ve milletin inancından, tarihinden ve dünya görüşünden kopmuş kimselerin varlığı bir gerçekti. İşte, onların, hem eğitimin millî olmasına hem de din eğitimi ve öğretiminin yapılmasına karşı çıkabilecekleri hesap edilerek, konu, daha baştan bir inkılap kanunuyla, itiraz edilemeyecek şekilde güvence altına alınmıştır. Hatta, daha 1924-1925 öğretim yılında, 29 tane imam-hatip okulu açılmış, İstanbul Darülfünununda da -bugünkü adıyla İstanbul Üniversitesinde- bir ilahiyat fakültesi eğitim, öğretime başlamıştı. Aradan yıllar geçti ve biz, Türk Milleti olarak, 1920'li yıllarda milletimize gösterilen eğitimin millî olması ve öğretimin tevhit edilmesi hedefine doğru ilerlemeye devam ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, hem şahsım adına hem Partim olarak, bu iki önemli hedef, yani, eğitimin gerçek manada millî olması ve din öğretiminin de vurgulandığı gibi uygulanması bizim asıl amacımızdır, asıl hedefimizdir.

Bu iki hedefle, ancak, milletimizin birliği, bütünlüğü sağlanmış; çağın önüne geçecek ekonomik ve sınai kalkınmayı sağlayacak kadroların yetişmesine zemin hazırlanmış olacaktır. Demokrasi ve gerçek manadaki laiklik, böylece, yerleşmiş ve kökleşmiş olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi hürmet ve muhabbetlerimle selamlıyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özyılmaz, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı görüşmeler tamamlanmıştır.

Cumhurbaşkanlığı tezkereleri vardır; sırasıyla okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Almanya'ya gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Recai Kutan'a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Fehim Adak'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/705)

3 Mart 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, 4 Mart 1997 tarihinde Almanya'ya gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan'ın dönüşüne kadar; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına, Devlet Bakanı Fehim Adak'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

2. - İsviçre'ye gidecek olan Devlet Bakanı Bahattin Şeker'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Işılay Saygın'ın vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/706)

4 Mart 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2004 Yılı Olimpiyat Oyunlarına katılacak aday kentlerin seçileceği toplantıya katılmak üzere, 5 Mart 1997 tarihinde İsviçre'ye gidecek olan Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in dönüşüne kadar; Devlet Bakanlığına, Devlet Bakanı Işılay Saygın'ın vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, Petrol Ofisi Genel Müdürlüğünde yolsuzluk ve usulsüzlük nedeniyle 1993-1994 yıllarında meydana gelen kurum zararının tespit edilmesi amacıyla kurulan (10/160) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimine dair bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

3. - (10/160) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/707)

6.3.1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Komisyonumuz, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimi için 06.03.1997 Perşembe günü saat 11.00'de toplanmış, kullanılan oy pusulalarının tasnifi sonucu aşağıda adı, soyadı ve seçim çevresi belirtilen üyeler, karşılarında gösterilen oyları alarak başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçilmişlerdir.

Bilgilerinize sunulur.

Saygılarımla.

Ali Uyar

Hatay

Komisyon Geçici Başkanı

Başkan: Veysel Candan (Konya) (5 Oy)

Başkanvekili: Tahsin Irmak (Sıvas) (5 Oy)

Sözcü: İsmail Özgün (Balıkesir) (5 Oy)

Kâtip: Bekir Sobacı (Tokat) (5 Oy)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur. Hayırlı çalışmalara vesile olsun inşallah.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1. - İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 27 arkadaşının, ormanlarımızın korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi(10/173)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ormanlarımız her geçen gün, yangın, doğal afet ve gerekse orman mafyalarınca yok edilmekte, ülke yavaş yavaş çölleştirilmektedir.

Ormanlarımızın kurtarılması, alınması gerekli önlemlerin neler olabileceğinin tespit edilmesi için, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri gereği bir araştırma komisyonu kurulmasını arz ederiz.

Halit Dumankaya (İstanbul)

Abbas İnceayan (Bolu)

Hüsnü Sıvalıoğlu (Balıkesir)

Mehmet Cavit Kavak (İstanbul)

Ünal Yaşar (Gaziantep)

İbrahim Çebi (Trabzon)

Mustafa Cumhur Ersümer (Çanakkale)

Levent Mıstıkoğlu (Hatay)

Esat Bütün (Kahramanmaraş)

Yusuf Ekinci (Burdur)

Emin Kul (İstanbul)

Yavuz Köymen (Giresun)

H. Avni Kabaoğlu (Rize)

Yılmaz Karakoyunlu (İstanbul)

Şinasi Altıner (Karabük)

Refik Aras (İstanbul)

Halil İbrahim Özsoy (Afyon)

Ömer Ertaş (Mardin)

Biltekin Özdemir (Samsun)

Halil Cin (İçel)

Mustafa Rüştü Taşar (Gaziantep)

Recep Mızrak (Kırıkkale)

Mehmet Keçeciler (Konya)

Rüştü Kâzım Yücelen (İçel)

Yusuf Namoğlu (İstanbul)

Abdullah Akarsu (Manisa)

İsmail Durak Ünlü (Yozgat)

Bülent Akarcalı (İstanbul)

Gerekçe:

Orman bakımından her geçen gün ülkemiz çoraklaşmakta, yangınlar, tabiî afetler yanında orman mafyaları acımasızca ormanlarımızı yok etmektedir.

Ormanlarımıza, çeşitli zamanlarda, özellikle son dönemlerde hunharca kıyılmakta, yok edilmekte, her yerde olduğu gibi bir orman mafyası, ormanları yok ederek, gayri meşru kazanç aracı olarak kullanmaktadır.

Vakıf kuruluşları, birçok kullanım adı altında ormanlarımıza sahip olmakta, daha sonra kullanış amacı dışına çıkarak, ormanları yok ederek, gayri meşru kazanç aracı olarak kullanmaktadır.

Vakıf kuruluşları, birçok kullanım adı altında ormanlarımıza sahip olmakta, daha sonra kullanış amacı dışına çıkarak, ormanları, villa yaparak satmakta veya kullanmaktadır. Orman mafyası, oyunu kuralınca oynamakta, Orman Bakanlığında çalışan bazı art niyetli bürokratlar ile bazı art niyetli siyasetçileri de kurdukları tezgâhların içine alarak, çirkin emellerine alet etmektedir.

Orman mafyası, kirli emellerini yasallaştırmak, normal zemine oturtmak için, Orman Bakanlığındaki bazı art niyetli kişiler ile bazı siyasî kişilere tesir ederek, yasa teklifleri hazırlatmakta, bu teklifler içinde kendilerinin indî görüşlerini gizleyerek yapacakları vurgunlara yasal zemin hazırlamaktadır.

Ormanlarımız kırkbeş-elli yıl önce tezgâhlanan Sinop-Ayancık yörelerindeki ülkemizin en verimli ormanlarının yok olmasına neden olan Avusturya Firması olan ZINGAR marifetiyle yapılan dikili gövde satışıyla, nitelikli ormanlarımız yok edilmiş; ormanlarımızın başına musallat olan bu orman yağmasından, devletimiz, mahkeme kararıyla kurtulmuş, ülke ormanlarının daha büyük zarar görmesi, daha büyük yağmalar önlenmiştir.

Bugün, yine, dikili gövde satışı tezgâhı yeniden uygulamaya konmaya, ülkenin ormanlarını tahrip etmeye, ülkeyi çölleştirmeye yol açacak durumun yasal zemini hazırlanmaya başlanmıştır.

Ormanlarımızın başına musallat olacak dikili gövde satışıyla ülke süratle çölleşmeye gidecek, siyasî tercihler önplana çıkacak, ihalelere fesat karışacak, ağaçlar kökleriyle beraber yok edilecek, ülke imkânları birkaç kişiye peşkeş çekilecektir. Bu tutum, vatana hıyanettir. Bu tutum, bilerek ve planlayarak ülkeyi çölleştirmeye doğru adım adım götürerek, ülkemiz insanı, bir avuç orman mafyasının çirkin çıkarları uğruna çölde yaşamaya mahkûm edilecektir.

Bu mafya tarafından yok edilen ormanların yerine, ağaçlandırma adı altında yeni bir başka yağmalama başlayarak, orada devletin trilyonları yine bu orman mafyasının cebine aktarılacaktır.

Ülkemizin hayatî önemi haiz ormanlarımızın kurtarılması için, alınması gereken önlemlerin, yapılması gerekli çalışmaların araştırılması için, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri gereği, Yüce Meclisimizce bir araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak, Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

B)TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

4. - Türkiye-İtalya Parlamentolararası Dostluk Grubu kurulmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/708)

5 Mart 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

TBMM Başkanlık Divanının 9 Kasım 1996 tarih ve 27 sayılı kararıyla, Türkiye-İtalya Parlamentolararası Dostluk Grubu kurulması uygun görülmüştür.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca, anılan Dostluk Grubunun kurulması Genel Kurulun tasvibine sunulur.

Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Efendim, tezkereyi dinlediniz...

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tezkere kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun önerileri vardır; okutup, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım:

IV. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. - (10/6) ve (10/7) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonları raporlarının, gündemdeki yeri, görüşme günü ve çalışma sürelerine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

No: 56 6.3.1997

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunca, aşağıda öngörülen önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

Temel Karamollaoğlu Zeki Çakan

RP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili

Ali Rıza Gönül H. Hüsamettin Özkan

DYP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili

Nihat Matkap

CHP Grubu Başkanvekili

Öneriler:

1. 5.3.1997 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan (10/6) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 154 sıra sayılı Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğündeki usulsüzlük ve yolsuzluklar konusundaki raporunun, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer alması ve görüşmelerinin, Genel Kurulun 11.3.1997 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

2, 5.3.1997 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan (10/7) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 174 sıra sayılı hudutlarımızın güvenliği konusundaki raporunun, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 2 nci sırasında yer alması ve görüşmelerinin, Genel Kurulun 11.3.1997 Salı günkü birleşiminde yapılması ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Üzerinde söz talebi?.. Yok.

Tekrar okutup, oylayacağım.

Birinci öneriyi okutuyorum:

1. 5.3.1997 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan (10/6) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun, 154 sıra sayılı Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğündeki usulsüzlük ve yolsuzluklar konusundaki raporunun, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer alması ve görüşmelerinin, Genel Kurulun 11.3.1997 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İkinci öneriyi okutuyorum:

2. 5.3.1997 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve bastırılıp dağıtılan (10/7) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 174 sıra sayılı hudutlarımızın güvenliği konusundaki raporunun, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 2 nci sırasında yer alması ve görüşmelerinin, Genel Kurulun 11.3.1997 Salı günkü birleşiminde yapılması ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” bölümüne geçiyoruz.

İçtüzük gereği ve mutaden, önce, yarım kalan işlerden başlıyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)

BAŞKAN - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakerelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Sayın Komisyon?.. Hazır değil.

Müzakere ertelenmiştir.

2. - Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapan 18.11.1992 Tarih ve 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/543) (S. Sayısı : 175) (1)

BAŞKAN - Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapan 18.11.1992 Tarih ve 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporunun müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sayın Komisyon?.. Hazır.

Sayın Hükümet?.. Hazır.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Sayın milletvekilleri, hatırlanacağı üzere, 3 üncü maddenin müzakeresinde kalmıştık.

Şimdi, 3 üncü maddeyi okutuyorum:

Madde 3. - 18.11.1992 tarih ve 3842 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle 2845 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan 16 ncı maddesi, madde başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“Yakalama, Tutuklama ve Müdafii ile Görüşme

Madde 16. - Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda yakalanan veya tutuklanan şahıs, yakalama veya tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç en geç 48 saat içinde hâkim önüne çıkarılır ve sorguya çekilir.

Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya fail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet savcısı, bu sürenin 4 güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Soruşturma bu sürede sonuçlandırılmazsa Cumhuriyet savcısının talebi ve hâkim kararıyla süre 7 güne kadar uzatılabilir.

Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde yakalanan veya tutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkrada 7 gün olarak belirlenen süre cumhuriyet savcısının talebi ve hâkim kararıyla 10 güne kadar uzatılabilir.

Tutuklu bulunan sanık, müdafii ile her zaman görüşebilir. Hâkim tarafından göz altı süresinin uzatılmasına karar verildikten sonra göz altında bulunan kişi hakkında da aynı hüküm uygulanır.

Kamu davası açılıncaya kadar hâkim, sanık tarafından bilinmesini uygun görmediği hususların kendisine bildirilmesini men edebilir. Tutuklama sebebine göre lüzumu halinde kamu davasının aç ılmasına kadar sanık ile müdafiin görüşmelerinde bizzat hâkim veya tayin edilecek naip yahut istinabe olunan hâkim hazır bulunabilir.”

BAŞKAN - Madde üzerinde gruplar adına söz talebi var mı efendim?

NİHAT MATKAP (Hatay) - Grubumuz adına Yahya Şimşek konuşacak.

BAŞKAN - Başka söz talebi varsa, kaydını yaptıralım efendim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Şimşek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YAHYA ŞİMŞEK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 16 ncı Maddesinin Yeniden Düzenlenmesine İlişkin Yasa Tasarısının 3 üncü maddesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüş ve düşüncelerini aktarmak için söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası, bilindiği gibi, 1 Aralık 1992 tarihinde değiştirilerek yürürlüğe girmiş ve bu değişiklikle, o güne kadar, gözaltına alınan sanıklara avukatıyla görüşme hakkı tanınmazken, o tarihten itibaren, birtakım suçlarda gözaltına alınan kişilerin avukatıyla görüşmesine olanak tanınmıştır; ancak, hatırlanacağı gibi, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası, yürürlüğe girdiğinden bugüne kadar çeşitli tartışmalara neden olmuş, bir türlü de benimsenememiştir. Oysa, bu yasa tasarısıyla da görülmektedir ki, bugüne kadar benimsenmemiş olan, benimsenememiş olan bu yasa, bir nevi, bu yasada birtakım iyileştirmeler yapılmak suretiyle veya yapılması istenmekle, giderek benimsenir bir konuma gelmiştir; bu da sevindiricidir.

Anılan tasarı, bir iyileştirmeyi getiriyor. Tasarının 3 üncü maddesinde getirilmek istenen iyileştirme, bilindiği gibi, gözaltı sürelerinin kısaltılması, devlet güvenlik mahkemesi kapsamına giren suçlarda gözaltına alınan sanığın, belli bir evreden sonra avukatıyla görüştürülebilmesi.

Gözaltı süresinin 8 günden 7 güne indirilmesi olumlu bir gelişme. Devlet güvenlik mahkemesi kapsamına giren suçlarda ise, mevcut durumda 15 güne kadar uzatılabilen sürenin en fazla 10 güne çıkarılması; yani, olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde 10 güne kadar indirilmesi de, tabiî, mevcut duruma göre iyileştirici bir durum; ancak, gözaltı sürelerinin cumhuriyet savcılığı kanalıyla, özellikle toplu suçlarda ve devlet güvenlik mahkemeleri kapsamına giren suçlarda resen 4 gün uzatılması, 4 günden sonra, mahkeme kararıyla 7 güne kadar uzatılması konusunda, bence, bu tasarıda daha farklı bir düzenleme yapmak gerekirdi.

Mademki, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasındaki değişiklikle, yıllardan beri hazırlık soruşturması sırasında yapıldığı iddia edilen, iddianın da ötesinde, gerçekleşen birtakım insanlık dışı eylemler, bu yasal düzenleme sonucunu doğurmuş. O halde, gözaltı sürelerinin, toplu suçlarda ve DGM kapsamına giren suçlarda uzatılması kararı, sadece dosya üzerinde, hâkimin, yani, cumhuriyet savcısının talebiyle, hâkimin dosyayı inceleyerek karar vermesi yerine, bizzat gözaltı süresi uzatılacak olan sanığın da mahkemeye çıkarılarak, cumhuriyet savcısının ve hâkimin görmesi suretiyle uzatılma kararının verilmesi daha yerinde olurdu; çünkü, gözaltına alınan kişilerle ilgili olarak -her ne kadar güvenlik güçleri, cumhuriyet savcıları adına görev yapıyorlarsa da- ne yazık ki, cumhuriyet savcılarının, emniyete giderek, sorgulaması yapılan kişilerle bizzat yerinde görüşüp ilgilenmeleri söz konusu olamıyor. O nedenle, hiç olmazsa, 4 günden sonra gözaltı süresi uzatılırken, kişinin de hâkim önüne çıkarılarak, bizzat hâkim ve savcıyla da yan yana, yüz yüze getirilerek görüştürülmesinde büyük yarar olacağını düşünüyorum.

Yasa tasarısının 3 üncü maddesinde, gözaltında bulunan, devlet güvenlik mahkemesi kapsamına giren suçlardaki kişilerin, 4 gün gözaltında kaldıktan sonra, sürelerinin uzatılmasına mahkeme karar verirse, o zaman, avukatıyla görüşebilme olanağı tanınıyor. 4 gün içerisinde, eğer, bu yasadaki değişiklik, hazırlık soruşturması sırasında işkenceyi, kötü muameleyi engellemek ise, 4 gün içerisinde, zaten, avukatıyla görüşemeyeceğine göre; 4 günde, istenirse, o kişi, istenildiği gibi şekillendirilebilir. 4 gün sonra avukatıyla görüştüğü zaman, o şekillendirilen kişiye, avukatı “geçmiş olsun kardeşim, Allah daha beterinden esirgesin” mi diyecek?!. Yani, avukatın, 4 günden sonra gözaltındaki kişiyle görüşebilmesi, ne gibi bir rahatlama, ne gibi bir kolaylık getirecek; bunu bu şekliyle anlamak olanaklı değil. Bu şekildeki bir değişiklik; hani, halk arasında çok söylenen bir tabir vardır “ne ondurur ne güldürür” diye...

Eğer, bu tasarıyla, gerçekten, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasında hukuk adaletini ve eşitliği sağlama anlayışıyla bir iyileştirme yapmayı düşünüyorsak, şartlı görüşme yerine, gözaltına alınan her kişiye, her zaman, avukatıyla görüşebilme olanağı tanımak gerekir; doğrusu budur. Bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun verdiği önerge vardır; bu önergenin de, bu şekliyle desteklenmesi, gerçekten yerinde olur diye düşünüyorum. Kaldı ki, gözaltına alınan kişilere, isterlerse, avukat verilebilir anlayışından da uzaklaşmak ve onu emredici hüküm haline getirmenin de doğru bir yol olacağını düşünüyorum; çünkü, gözaltına alınan kişi, vatandaş, zaten haklarını bilemiyor. Eğer, uygulayıcılar da, kişinin avukatıyla görüştürülmesini istemiyorlarsa, emredici hüküm olmadığı için, çeşitli vesilelerle -ki, yaşamda bunu gördük- avukat istemediğine ilişkin bir beyanı tutanağa geçirmek suretiyle bu haktan mahrum bırakabiliyorlar. Yaşamdan örnekler gördük dedim, bir tanesini söyleyeyim: Yapılan bir tahkikat sırasında, gözaltına alınan kişiye çok doğal olarak sormuşlar; yani, yasa gereği sormuşlar “avukat ister misin” diye, o da “isterim” demiş. Biraz sonra cüppeli birisi geliyor “buyurun, ben avukatım, nedir sorununuz” diyor; anlatıyor ve işte “benim avukatım ol” diyor. Avukat “olurum; ama, şu kadar para isterim; varsa paran, hemen senin avukatlığını yapayım.” O anda, o kişinin zaten, öyle, istenilen parayı verebilmesi söz konusu değil; çaresiz, ne yapıyor “avukat istemiyorum” diyor.

Şimdi, bu şekliyle bir ifade alındıktan ve avukat istemediğine ilişkin bir beyan tutanağa geçirildikten sonra, artık, kişinin avukatla görüşmesi söz konusu olamıyor. İşte, bu ve buna benzer çeşitli oyunlarla kişiyi bu haktan mahrum bırakmak yerine; gerçekten, adamakıllı bir şekilde bu hakkı verelim ve emredici hüküm haline getirerek “gözaltına alınan kişiye, mutlaka, avukat tayin edilir” şeklindeki bir hükmü benimsemek, bütün sakıncaları ortadan kaldırır diyebiliriz.

Bu, aynı zamanda çağdaş bir gelişmedir; çünkü, bildiğiniz gibi, çağdaş ülkelerde, suçlamayla birlikte, savunma başlamaktadır. Bizde ise, suçlamadan çok çok sonra savunma hakkı verilmektedir. Peki, burada, başlangıçta, hazırlık soruşturmasının içinde, avukatın olması_

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şimşek, 2 dakika yeter mi efendim?

YAHYA ŞİMŞEK (Devamla) - Tabiî...

BAŞKAN - Buyurun.

YAHYA ŞİMŞEK (Devamla) - Başlangıçta, avukatın olması ne gibi sakıncalar getirir; yani, avukata bir güvensizlik mi söz konusudur? Oysa, avukatın görevi nedir; avukatın görevi, hepimizin bildiği gibi, gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olmaktır. Yargının üç ayağından biri savunma ise, bu savunmayı, ta başlangıcından beri, hazırlıklık soruşturmasının başından beri, mutlaka, sistemin içinde tutmak gerekir ki, gerçekten, o yargılama sağlıklı bir yargılama olabilsin.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bu maddenin son bölümündeki, gerektiğinde müdafiiyle görüşebilme, hâkimin refakatinde olur şeklindeki anlayışa da katılmak olanaklı değil; yani, hiçbir çağdaş ülkede, hâkim, gözaltındaki kişinin yanında bulunarak, avukatıyla görüşme sağlar diye bir durumu söz konusu olmaz, olmamalıdır; yani, bu tasarının geneli üzerinde, başlangıçta yapılan konuşmalarda, Sayın Seyfi Oktay'ın da belirttiği gibi, burada, sanki, yargıçlara bir nevi gardiyanlık görevi vermek gibi bir sonuçla karşı karşıya kalınıyor; bunun da, uygun olmadığını düşünüyorum.

Sonuç olarak, başlangıçta söylediğim şekilde, eğer, gerçekten demokratik, gerçekten hukuka uygun, gerçekten eşitlik ilkelerine uygun bir tasarıyı hazırlamayı düşünüyorsak, bu tasarının, şu dediğimiz özellikte, bu Meclisten geçmesinde yarar var. “Gözaltına alınan kişi, her halükârda avukatıyla görüşebilir” hükmünü getirmek suretiyle, bunu daha çağdaş hale getirmek mümkündür.

Görüşlerimizi bu şekilde açıklıyor; hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Efendim, teşekkür ediyorum.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Ayhan Gürel.

Sayın Gürel, buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA AYHAN GÜREL (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 175 sıra sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapan 18.11.1992 Tarih ve 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini açıklamak için söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi, bizleri televizyonları başında izleyen sayın vatandaşlarımı içtenlikle, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün, kanun tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde görüşmeler yapılıyor. Bu vesileyle, tasarının 3 üncü maddesi üzerindeki Grubumun görüşlerini açıklayacağım.

Tasarının 3 üncü maddesi, 18.11.1992 tarih ve 3842 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanununun yürürlükten kaldırılan 16 ncı maddesini -madde başlığıyla aynı şekilde, bu 16 ncı maddenin düzenlemesini sağlayan- düzenlemektedir. Doğrudan doğruya devlet güvenlik mahkemeleriyle ilgili bir düzenleme. Maddede “Devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda yakalanan veya tutuklanan şahıs, yakalama veya tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç en geç 48 saat içerisinde hâkim önüne çıkarılır ve sorguya çekilir” denilmektedir. Bu, aynı zamanda, Anayasamızdan alınmış bir hüküm; bunu daha aşağıya çekmek mümkün; ama, tasarı bu şekilde düzenlenmiş.

Maddenin ikinci fıkrasında ise daha değişik bir düzenleme getirilmiş “Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya fail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle cumhuriyet savcısı, bu sürenin 4 güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir.”

Burada, üzerinde durulması gereken husus şu: Bugün, savcının statüsü nedir; Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda iddia makamı olarak, yetkileriyle birlikte düzenlenmiş savcılık makamı, aynı zamanda bir taraftır ve savcılık, aynı zamanda, sanık hakkında kamu davasını açan, sanık hakkında deliller toplayan bir makamdır; bununla birlikte, idarî yönden de Adalet Bakanlığına bağlıdır ve Adalet Bakanının vermiş olduğu emre göre de, kamu davası açmak zorundadır. Siz, böyle bir ceza yargılama usulünde, taraf olan bir makama, nasıl olur da, 2 günlük bir gözaltı süresi uzatma yetkisini verirsiniz? Bunu doğrudan doğruya kabul etmemiz mümkün değil; tam anlamıyla antidemokratik bir hükümdür. Bu şekliyle, savcılık tarafından gözaltı süresinin, 4 güne kadar, yazılı emirle uzatılmasını, Demokratik Sol Parti olarak kabul etmemiz mümkün değildir. Demokratik sistemle yönetilen, yani, demokratik, laik, hukukun üstünlüğünü benimsemiş toplumlarda, savcılara böyle bir yetki verilemez, bizde de verilmemesi gerekirdi.

Maddenin üçüncü fıkrasında ise daha başka bir düzenleme getiriliyor. Örneğin; Anayasamızın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde yakalanan veya tutuklanan kişilerin -az önce yukarıda belirtmiş olduğum 7 günlük sürenin- gözaltı süresinin, cumhuriyet savcısının talebi ve hâkim kararıyla 10 güne kadar uzatılma durumunu getiriliyor, yani, ikinci fıkradaki 7 günlük süre, olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde cumhuriyet savcısının talebi ve hâkim kararıyla 10 güne kadar uzatılabiliyor. Bunu da tasvip etmek mümkün değil, bu da antidemokratik bir hükümdür; çünkü, önemli olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunundaki düzenlemedir. Biraz sonra onun üzerinde de duracağım. Orada daha demokratik bir düzenleme getirilmişken, her nedense, Devlet güvenlik mahkemelerinin kapsamı ve olağanüstü hal bölgeleri içerisinde işlenilen suçlarda, daha ağırlaştırıcı hükümlerin, gözaltı süresinin daha da uzatılmasını kabul etmek mümkün değil.

Dördüncü fıkrada şöyle bir düzenleme var: “Tutuklu bulunan sanık, müdafii ile her zaman görüşebilir. Hâkim tarafından gözaltı süresinin uzatılmasına karar verildikten sonra gözaltında bulunan kişi hakkında da aynı hüküm uygulanır.” Şimdi, az önce, sanığın müdafiiyle her zaman görüşebileceği belirtilmiş. Doğru, güzel; ama, nasıl görüşecek? Buna da, altta, şu şekilde düzenleme getiriliyor: “Kamu davası açılıncaya kadar hâkim, sanık tarafından bilinmesini uygun görmediği hususların kendisine bildirilmesini men edebilir. Tutuklama sebebine göre, lüzumu halinde, kamu davasının açılmasına kadar sanık ile müdafiin görüşmelerinde bizzat hâkim veya tayin edilecek naip yahut istinabe olunan hâkim hazır bulunabilir.” Ee, peki ne biçim görüşme bu?!.

Şimdi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bir de 144 üncü maddesi var.; bakın orada nasıl bir düzenleme getirilmiş... Aynı kanunla 18.11.1992 tarih, 3842 sayılı Yasanın 20 nci maddesi değiştirilmiş. Düzenleme şu: “Yakalanan veya tutuklanan kişi vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları hiçbir şekilde engellenemez.” İşte, demokratik olan husus budur; aynı zamanda, savunmaya da bir saygıdır bu; yani, siz, sanığı DGM'lerde gözetim altına aldınız veyahut da tutukladınız, müdafi avukatla görüşecek... Avukat geldi... Kimler görüşecek; hâkim görüşecek, sanık bulunacak, bir de müdafi bulunacak. Ne görüşecekler, ne konuşacaklar; yani, sanık avukata “nasılsın, iyi misin, bizim çocuklar ne yapıyor” mu diyecek. Bir suç işlenmiş, bir isnatla gözetim altına alınmış, tutuklanmış; gayet tabiî, bu suçtan, belki de... Şu da var bakın; madem tutuklama kararı verildi, bu sanık hakkındaki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gürel, 2 dakika...

AYHAN GÜREL (Devamla) - 3 dakika olsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Aman efendim; 2 dakikayla idare edelim... Kısa günün kârı bu kadar...

Buyurun.

AYHAN GÜREL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, mademki avukat gelmiştir; gayet tabiî, işlenen suçlarla ilgili deliller görüşülecektir; yani, burada, baskıyla öyle bir şey olmuş olsaydı... Örneğin, bugün, Anayasamızda ve diğer yasalarda, işkence ve baskıyla savunma yasaklanmıştır; eziyet edilemez, işkence yapılamaz, yoksa baskıyla; faraza, yatırırız, döverek konuştururuz!.. Hayır...

Şimdi, burada, önemli olan şudur: Sanık, üzerine atılı suçla ilgili verilen kararın kesinleşmesine kadar masumdur; bir kere, bu, temel bir prensiptir. Bu madde hükmüyle, biz, sanığa, kesinlikle, o suçu işlemiş muamelesi yapmaya başlıyoruz. Sanık, avukatıyla bu denli görüşmüyorsa...

Yine, bir temel prensip; avukatlık mesleğini, savunmanlık mesleğini yürütenlerin sır saklama yetkileri vardır. Bu nedenle, hiçbir avukata, bilgilerini mahkemeye aktarma şeklinde bir talepte, bir istemde ve baskıda bulunma durumu söz konusu değildir. Bu, açıklamış olduğumuz hususlardan dolayı, bu tasarıyı, Demokratik Sol Parti olarak kabul etmemiz mümkün değildir.

Yalnız, tasarıda, önemli ve gerçekten çok güzel, iyileştirici bir madde var; birazdan arkadaşım açıklayacak. Örneğin, 30 uncu maddenin kaldırılması... 15 gün gözetim altında bulundurma, gerçekten, çok antidemokratik; şimdi, bu süre, 48 saate indiriliyor; yani, eski 30 uncu madde kaldırılıyor. Bunu, çok yerinde ve saygıyla karşılıyoruz; ama, bunun yanında, cumhuriyet savcılarına gözetim altı süresini 2 gün uzatma yetkisi verilmesi, bunun yanında, avukat ile maznunun görüşmesinde hâkimin bulunmasını da doğru bulmuyoruz; antidemokratik buluyoruz. Bunun hukuk kurallarıyla bağdaşıyor bir yönü yok.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -Sayın Gürel, teşekkür ediyorum efendim.

Refah Partisi Grubu adına, Sayın Ali Oğuz; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)

RP GRUBU ADINA ALİ OĞUZ (İstanbul) - Muhterem Başkanım, değerli arkadaşlarım; müzakere konusu kanun tasarısının 3 ncü maddesi üzerinde Grubumun görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi hürmetlerimle ve saygılarımla selamlıyorum efendim.

Değerli arkadaşlarım, dün, 1 ve 2 nci madde münasebetiyle de huzurlarınızda maruzatta bulunmuştum. Üzerinde çalıştığımız tasarı, gerek devlet güvenlik mahkemelerinde gerekse sair ceza mahkemelerinde tatbik edilen Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunundaki gözaltı ve sorgulama sürelerinin ve maznunun yakalanmasından itibaren belli bir süre içerisinde sorgusunun icra edilmesinin ve avukatıyla olan münasebetleri ve avukatıyla görüşmesindeki usul ve esasları düzenleyen hükümler getirmiştir.

Değerli arkadaşlarım, 3 üncü maddeyle -özellikle genel gerekçede ve madde gerekçesinde- 2845 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi, 3842 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Yürürlükten kaldırılan söz konusu maddenin, madde başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmesiyle, devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda gözaltı süreleri yeniden belirlenmekte ve sanıkların, müdafiileriyle görüşmelerindeki esas ve usuller saptanmaktadır. Gözaltı süresinin -devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlar dahil- azaltılmasıyla, gelişmiş ülkelerde uygulanan standartlara uyum sağlanması amaçlanmaktadır; çünkü, tatbikattan biliyoruz ki, bugüne kadar, bu müddetlerin uzun olması; maznunun mağduriyetine sebebiyet vermekte ve özellikle de müdafiiyle konuşmasının, görüşmesinin engellenmesi sebebiyle de hakkın zıyaa uğramasını ve özellikle, hazırlık tahkikatında, bazı cebir ve şiddetle alınan ikrar ve beyanların, ileride, mağduru, daha doğrusu maznunu, ağır zararlara uğrattığı ve bu ikrar ve beyanlarından dönmesi halinde dahi, yan delillerle ikrar teyit edilmişse, tecezzi etmeyen ve bir bakıma da ikrarla -sanki hukuk davasıymış gibi- sanığın bağlı kalmasına ve ceza görmesine sebebiyet vermekteydi. O sebeple, hazırlık tahkikatının bidayetinden itibaren, hepinizin de bildiği gibi, Batılı ülkelerde, sanık, zanlı -daha doğrusu kendisine “maznun” demek de doğru değil- daha, yakalandığı andan itibaren; hatta, güvenlik kuvvetlerinde, poliste ve sair güvenlik hizmeti yapan birimlerde ikaz ediliyor, ihtar ediliyor ve “avukatınızla görüşmeden konuşmayabilirsiniz; kendinize bir müdafi tayin edebilirsiniz, bir müdafi isteyebilirsiniz ve müdafiiniz gelinceye kadar ve onunla görüşünceye kadar da konuşmama hakkınız vardır” diye ikaz ediliyor. Bizde ise, yıllar yılı; kırk seneye varan meslek hayatımızda, hazırlık tahkikatıyla ilgili konularda, dosyalar, bizden hep kaçırılmıştır ve karakollara gittiğimiz zaman kapılardan kovulmuşuzdur ve sureti katiyede, maznunla görüşme şansımız hiç olmamıştır. Eğer görüşüldüyse, mutlaka, karakol amirinin odasında “nasılsın, iyi misin Mehmet, geçmiş olsun, geçer bugünler” demekten ibaret kalmıştır. Aman şunu söyle, aman bunu söyleme, aman şu hakkını kullan, aman delillerini bildir; bunların hiçbirisi olmamıştır, bu şansımız hiç olmamıştır. Onun için, alay konusu olan, hatta tenkit edildiğimiz CMUK'un müzakeresi sırasında, böyle bir imkân geldiği zaman, eski bir hukukçu ve bu hususta canı çok yanmış bir arkadaşınız sıfatıyla; bugünlerin, fevkalade güzel günler olduğunu ve hakkın himayesinde, sıyanetinde, cebirle ikrar almak, beyan almak, mahkûm etmek gayretleri yerine, hakkı bulmak ve hakkı bulanların da mevcut delilleri araştırarak, bularak, kullanarak hakka vasıl olma yolunun açıldığı hususunu düşünmüşüzdür.

Şimdi, önümüzdeki maddede de gayet isabetli hükümler getirilmiştir ki, bunlar, bence, yerindedir. Birinci fıkrada “Devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda yakalanan veya tutuklanan şahıs, yakalama veya tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç en geç 48 saat içinde hâkim önüne çıkarılır ve sorguya çekilir” denilmektedir.

Değerli kardeşlerim, birkısım ülkelerde, bu 48 saatlik müddet, daha da azdır; ama, 48 saat olarak tespit edilmiş şu müddet dahi, bir ilerleme, bir yenilik ve bir kolaylık olması bakımından isabetli ve adildir.

Yine, maddede “üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya fail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle cumhuriyet savcısı, bu sürenin 4 güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir” denilmektedir.

Tabiî ki, toplu suçlarda, maznunların çok olması ve muamelenin güçlüğü ve bunun yanında fail sayısının çokluğu ve cumhuriyet savcısının içinde bulunduğu suç işlenen mahal ile suçluların yakalandığı yer arasındaki münasebet bakımından, bu süre, savcı emriyle 4 güne çıkarıldığı gibi; bunun yanında, soruşturma bu sürede sonuçlandırılmazsa, belli süre içerisinde neticelendirilmezse, cumhuriyet savcısının talebi ve hâkim kararıyla 7 güne kadar çıkarılması hususu da, gerek işin zaruretinden ve gerek maznunların çokluğundan gerekse suçun mahiyetinden doğan bir zaruret olarak ortaya çıkmaktadır ki, bunun da yerinde olduğunu ifade etmek istiyorum.

“Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde yakalanan veya tutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkrada 7 gün olarak belirlenen süre, cumhuriyet savcısının talebi ve hâkim kararıyla 10 güne kadar uzatılabilir” hususu da, yine, yerinde bir hükümdür.

“Tutuklu bulunan sanık, müdafii ile her zaman görüşebilir” hükmü, yıllardan beri hasretini çektiğimiz bir hükümdür. Bunun, gerek mevcut gardiyanlar gerekse güvenlik güçleri yanında görüşme şeklindeki tatbikatının fevkalade yanlış olduğunu biliyoruz. Bu durumun, mümkün olduğu kadar hafifletilebilmesi için -sanık ile müdafii arasındaki belli mesafelerde konuşulanların duyulmaması kaydıyla- yine de, hapishanelerdeki şimdiki usulün, bir bakıma, bir yenilik ve kolaylık olduğunu ifade etmek istiyorum.

“Hâkim tarafından gözaltı süresinin uzatılmasına karar verildikten sonra gözaltında bulunan kişi hakkında da aynı hüküm uygulanır” hükmü de, yine, mahiyeti itibariyle...

SABRİ ERGÜL (İzmir) - İlk 4 günde yok.

ALİ OĞUZ (Devamla) - Biliyorum efendim; arkadaşımız işaret etti efendim.

SABRİ ERGÜL (izmir) - Daha çok seveceğim sizi o zaman.

ALİ OĞUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, son fıkrada ise “Kamu davası açılıncaya kadar, hâkim, sanık tarafından bilinmesini uygun görmediği hususların kendisine bildirilmesini men edebilir”. Doğrudur; bazı konular vardır ki, tahkikatın selameti bakımından maznunun bilmemesinde fayda vardır; ancak, bunun, avukatının tarafından kendisine iletilmesi gibi bir endişe izhar ediliyor ki; yani, sanığın bilmediğinin, hâkimin bildiğinin ve tahkikatın mahiyeti itibariyle, sanığın bilmemesinde fayda umulan hususların da, yine, kendisine ulaştırılmasının önlenmesi sadedinde tedbir düşünebilir; ama, burada, hâkime gardiyan vazifesi vermek ve maznunla konuşurken, sanığı müdafiin yanında hâkim bulundurulması hususu da, bana,fevkalade iptidaî ve hatta, çok ters bir hüküm olarak gelmektedir. Bir naip hâkim veya hâkim huzurunda bunun gerçekleşmesini istemek de çok yanlış bir tatbikat olur. Bu konunun da grup yetkili arkadaşlarımız tarafından müzakere edilerek, bunun daha uygun bir madde haline getirilmesinin; bir takrir ile müzakere edilerek, bu hükmün düzeltilmesinin uygun olacağı görüşündeyim. Bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Oğuz, teşekkür ediyorum efendim.

SABRİ ERGÜL (İzmir) - Bravo... Ah, bir de laik olsan, daha çok seveceğim seni!.. Bu sivil yönlerinizi çok seviyorum... Bir de laik olsan, daha çok seveceğim!..

BAŞKAN - Efendim, sayın üyelerimizin her biri, her iyiliğe ve her güzelliğe layıktır; onun için, hiç üzülmeyin.

Gruplar adına başka söz talebi yok.

Kişisel söz talebinde bulunan Sayın Yıldırım hazır mı efendim? Yok.

Sayın Türk, buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 3 üncü maddesi, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun, daha önce, 18.11.1992 tarih ve 3842 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan 16 ncı maddesini, birkaç kaynaktan derlenen ve bazı değişiklikler yapılan hükümlerle yeniden düzenlemektedir. Önerilen yeni 16 ncı maddenin birinci ve üçüncü fıkraları, eski 16 ncı maddenin ya da 3842 sayılı Kanunla onun yerine konulan ve şimdi tasarının 5 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılması önerilen 30 uncu maddesindeki düzenlemenin değiştirilmiş bir biçimidir.

Üçüncü fıkra ise, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 128 inci maddesinin ikinci fıkrasından değiştirilerek aktarılmış bir metindir. Bu fıkralarda, gözaltı sürelerinin belirli bir ölçüde kısaltılması veya azaltılması öngörülmüştür. Gerekçede, bu kısaltmanın, devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda dahi, gelişmiş ülkelerde uygulanan standartlarla uyum sağlamayı amaçladığı belirtilmiştir.

Birinci fıkradaki kısaltma, tasarının 1 inci maddesiyle getirilen değişikliğe paralel olarak, yakalanan veya tutuklanan kişinin en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli sürenin, zorunlu süre olarak ifade edilmesi biçimindedir. Her ne kadar, Anayasanın 19 uncu maddesinin beşinci fıkrasında kullanılan terim “gerekli süre” ise de, önerilen değişiklik, bu süreyi zorunlu olan en az süreye indireceği için olumludur.

Aynı biçimde, ikinci fıkrada, şimdiki en çok 15 günlük gözaltı süresinin 4 veya 7 güne; üçüncü fıkrada ise, olağanüstü hal bölgelerinde en çok 30 günlük gözaltı süresinin 10 güne indirilmesi de olumludur.

Bu süreler, Anayasanın 19 uncu maddesinin beşinci fıkrasındaki sınırlar içerisindedir; ancak, önerilen gözaltı sürelerinin, örneğin, 5 ve her durumda 7 günü geçmeyecek daha kısa sürelere indirilmesi, hem gerekçede sözü edilen gelişmiş ülkelerde uygulanan standartlara uyum sağlamak, hem hazırlık soruşturmasının hızlandırılması bakımından yararlı olacaktır.

Yeni 16 ncı maddenin dört ve beşinci fıkraları, sanığın müdafii, yani avukatıyla görüşmesini düzenlemektedir. Bu fıkralar, 3842 sayılı Kanunun 31 inci maddesine yapılan yollama nedeniyle, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaya devam eden eski hükümleri arasında yer alan 144 üncü maddesinden alınmıştır.

Dördüncü fıkra, sanığın müdafiiyle görüşme hakkını, yakalama anından değil, tutukluluk veya gözaltı süresinin hâkim kararıyla uzatılması anından başlatmakta; böylece, savunma hakkını zaman itibariyle sınırlamaktadır. Beşinci fıkra ise, sanığın savunmasını ve müdafiiyle görüşmesini etkileyecek hükümler getirmektedir. Aslında, yakalanan veya tutuklanan sanığın, müdafiiyle, her zaman ve konuşulanları başkalarının duymayacağı bir ortamda görüşebilmesi, Anayasanın 36 ncı maddesiyle güvence altına alınan savunma hakkıyla doğrudan doğruya ilgilidir. Nitekim, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 144 üncü maddesinde 3842 sayılı Kanunla yapılan değişiklik, bu anlayışı yansıtmaktadır. Oysa, gerek 3842 sayılı Kanunun 31 inci maddesine yapılan genel yollama nedeniyle halen uygulanmaya devam eden eski 144 üncü madde, gerek o düzenlemeyi, şimdi, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 16 ncı maddesine aktaran hükümler, bir yandan, sanığın müdafiiyle görüşme hakkını zaman itibariyle sınırlamakta, öbür yandan, kamu davasının açılmasına kadar sanıkla müdafiin görüşmelerinde, bizzat hâkim veya tayin edilecek naip yahut istinabe olunan hâkimin hazır bulunmasına olanak tanımaktadır. Hâkimlere, asıl görevlerini aksatacak bir dinleme yükü getiren, onları âdeta gardiyan durumuna düşüren hükümler, yargı işlerini aksatabileceği gibi, hâkimlik onuruyla da bağdaşmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Türk, ne kadar süre istersiniz efendim?

HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) - 1 dakika Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki, buyurun.

HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) - Kaldı ki, bu hükümler karşısında, sanığın müdafiiyle görüşmesinde de fazla bir anlam kalmamaktadır.

Savunma hakkını sınırlayan, hatta özüne dokunan, o nedenle Anayasanın 36 ncı maddesine aykırı olan dört ve beşinci fıkraların, önerilen yeni 16 ncı maddeden tamamıyla çıkarılması; böylelikle, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 3842 sayılı Kanunla değişik 144 üncü maddesinin, devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda da uygulanmasına olanak verilmesi uygun olacaktır.

Bu düşüncelerle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Türk, teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Kâzım Arslan?..Yok.

Sayın Öncel...

ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) - Feragat ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Ergül, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

SABRİ ERGÜL (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Savunma hakkının tam kullanılabilmesi bakımından, gözaltında veya tutuklu olan sanığın, zanlının, her aşamada avukatıyla görüşebilmesi çok önem arz ediyor. Özellikle bizdeki uygulamalarda bu imkânı tam bulamıyoruz. Bu durum, DGM'lik suçlarda da Başbakanlık genelgesiyle düzenlenmeye çalışıldı; bir avukat olarak biliyorum; ama, bugün, bunun yasal bir şekilde düzenlemeye tabi tutulmuş olması, ileri bir aşamadır diye düşünüyorum; doğrudur; fakat, eksikleri vardır.

Türkiye'de, genellikle uygulamada -özellikle gözaltı için söylüyorum- sanıkla, zanlıyla müdafiin görüşmesi, hukuka uygun koşullarda cereyan etmiyor. Buradaki maddede getiriliş şekliyle, özellikle tutuklu sanığın görüşebileceğine dair hükümden şu sonuç çıkıyor: Gözaltındaki 4 günlük sürede görüşebilme imkânınız yok. Burada, maddede -herhalde, çok açık anlaşılmasın diye mi yazıldı, bilmiyorum, belirli kesimleri tatmin için- “tutuklu bulunan sanık, müdafiiyle her zaman görüşebilir” deniyor; yani, gözaltında -Sayın Oğuz'a da onun için müdahale etmiştim, izniyle- ilk dört günde, müdafiin, hangi koşullarda olursa olsun, görüşme hakkı yok. Özellikle, bunu, son derece sakıncalı buluyorum. Burada, iç ve dış kamuoyunu tatmin etmeyi ve Türkiye'de, özellikle, yaygın olan işkence iddialarını sona erdirmeyi amaçlıyorsak, gözaltındayken de -yani, buradaki anlatımıyla- ilk dört gün içerisinde de zanlı, müdafiiyle görüşebilmeli. O bakımdan eksik buluyorum. Buradaki anlatımdan çıkan sonuç, tutuklu bulunan sanık, müdafiiyle her zaman görüşebilir; yani, gözaltındayken görüşemez... Bunun düzeltilmesi gerekiyor; bir.

İkincisi, uygulamada hepimiz görüyoruz ve bu cumhuriyette yaşıyoruz; yetmiş yıl boyunca, yani, jandarmadan da, polisten de, tekparti döneminde de, inananlar da, solcular da çekmişlerdir; bu, bir vakıadır; bunu söylemek durumundayız; ama, vardığımız bu noktada, Türkiye, bu işkence ayıbından, bu ithamdan kurtulmak durumundadır.

Burada, maddede başka bir eksiklik var ki, onu da öneri olarak Sayın Başkanlığa sundum. Arkadaşlarım, zanlının, sanığın, tutuklunun, gözaltında olduğu sürece adlî tabip tarafından muayenesi, her türlü kötü muamele ve işkence iddialarının ortadan kalkabilmesi bakımından, gelerikli. Bunu, bizim hukukumuz, maalesef, düzenlemiş değil. İleri ve çağdaş -yeterli olmasa da- bir düzenleme yaptığı iddiasıyla, bu tasarı, buraya geliyor. O zaman, tatbikatta, gözaltına alan oradaki makamın emrine kalmış. Rahmetli Özal döneminde bir genelge çıkarılmıştı, o genelgeyle, yasalarda yer almamış olmasına rağmen -ona, sonra Adalet Bakanlığı da katıldı- 48 saatte bir, gözaltında bulunan kişinin, tabip tarafından muayenesi şeklinde bir genelge teşkilata gönderildi; ama, bu, tam uygulanmıyor ve Türkiye'nin, işkenceyle ilgili, kötü muameleyle ilgili, dışarıda, önemli ölçüde suçlanması, özellikle bu tür tabip raporlarının alınmamış olmasından kaynaklanıyor.

Her türlü kötü muamele ve işkence iddiasını ortadan kaldırabilmek bakımından, hukukî düzenleme olarak -genelgeyle değil- sanığın, gözaltında iken, 48 saatte bir adlî tabibe muayenesinin, maddeye bir fıkra olarak eklenmesi gerektiği görüşündeyim ve bu yolda da bir değişiklik önergesi verdik.

Diğer arkadaşlarımın da belirttiği gibi; burada, 4 üncü günden sonra, hâkimin uzatma kararı verdikten sonra, yani son 3 gün sanığın müdafiiyle görüşebilme olayında bir yargıcın bulundurulmuş olması, arkadaşlarım da...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ergül, ne kadar süre lazım efendim ?

SABRİ ERGÜL (Devamla) - Efendim, hikmetinizden sual olunmaz; ne lütfederseniz...

BAŞKAN - Efendim, az sürede çok şey ifade etmek beceridir; sizde de o var; onun için, 2 dakikalık süre veriyorum; buyurun.

SABRİ ERGÜL (Devamla) - O zaman, bu iltifat üzerine hemen bitireceğim.

Burada, arkadaşlarım da ifade ettiler; bu, hepimizin ortak sorunu, bu ülkenin insanlarıyız biz, bugün ona, yarın bize, öbür gün de öbürüne...Bu noktada, lütfen, hukukun önemli bir süjesi olan avukatlık, yani savunma mesleğinin, üç önemli unsurdan biri olan savunmanın hem saygınlığı hem de layık olduğu yere oturtulabilmesi bakımından, avukatıyla görüşürken -aynı statüye tabi; avukatlar, görev yaparken Yargıçlar ve Savcılar Yasasına tabi- yargıcı, jandarma gibi, avukatıyla ne görüşüyor şeklinde -onu, arkadaşlarım da söylediler, Sayın Oğuz'un deyimiyle- gardiyan gibi o görüşmenin başına dikmenin de anlamı yok.

Bu noktada, sanıyorum ki, bir müzakere devam ediyor; aklın yolu bir, sağduyuyla bir yere geleceğimizi sanıyorum; sıkıntı çektiğimiz ortak noktalar bu; hiç olmazsa bizden sonraki kuşaklar daha az çeksinler diyorum; bu Yüce Meclisin, Türkiye'de, işkenceyle ilgili, kötü muameleyle ilgili, en yüce dava, insan haysiyetiyle bağdaşmayan bu çağdışı uygulamayı sona erdirici düzenlemelerde bir ortak zeminde buluşabileceğini sanıyorum. Buna katkı olsun diye birtakım önerilerimiz var; bunu da takdirlerinize sunacağım.

Teşekkür ederim; saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Ergül, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 3 üncü madde üzerindeki müzakereler tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, dün kabul buyurduğunuz 2 nci maddede, hukuk tekniği açısından bir yanlışlık tespit edildi. Oradaki değişiklik önergesinde, “...385 inci maddelerinde”; ifadeleri...” şeklinde yazılı idi; “ifadeleri” ifadesinin “numaraları” olarak değiştirilmesinin hukuk tekniğine daha uygun olacağı kanaatiyle, bu şekilde düzenleme oldu; yani, iltibasa sebebiyet vermesin ve hukuk tekniğine de uygun olsun diye; Yüce Heyetin bilgisine sunmuş oluyorum.

Şimdi, müzakereye konu maddeyle ilgili önergeler vardır; önce, geliş sıralarına göre okutup, sonra da aykırılık derecelerine göre işleme tabi tutacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanlığına

Sıra sayısı 175 olan, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Tasarısının 3 üncü maddesiyle yeniden düzenlenen 16 ncı maddesinin son fıkrasının metinden çıkarılmasını öneririz.

Saygılarımızla.

Atilâ Sav Ercan Karakaş Seyfi Oktay

Hatay İstanbul Ankara

Önder Sav Ayhan Fırat

Ankara Malatya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sıra sayısı 175 olan, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yırgılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapan 18.11. 1992 Tarih ve 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3 üncü maddesiyle düzenlenen 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki biçimde değiştirilmesini öneriyoruz.

Madde 16, fıkra 4: “Gözaltına alınan sanık, müdafiiyle her zaman görüşebilir. Yukarıdaki fıkralar uyarınca gözaltına alınan veya gözaltı süresi uzatılan sanık, istediğinde müdafi ile görüşmesi sağlanır, müdafii yoksa, müdafii atanması için ilgili kurallar uygulanır.”

Atilâ Sav Ercan Karakaş Seyfi Oktay

Hatay İstanbul Ankara

Önder Sav Ayhan Fırat

Ankara Malatya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

175 sıra sayılı, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3 üncü maddesiyle 2845 sayılı Kanunun yeniden düzenlenen 16 ncı maddesinin başlığının “yakalama ve tutuklama” olarak değiştirilmesini, ikinci fıkranın ikinci cümlesindeki “sonuçlandırılmazsa” sözcüğünün “sonuçlandırılamazsa” olarak düzeltilmesini ve maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarının metinden çıkarılmasını saygıyla arz ederiz.

Ali Günay Güven Karahan Hadi Dilekçi

Hatay Balıkesir Kastamonu

Mehmet Yaşar Ünal Hayati Korkmaz Abdulbaki Gökçel

Uşak Bursa İçel

Kâzım Üstüner Turhan Bilge

Burdur Konya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 175 sıra sayılı, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapan 18. 11. 1992 Tarih ve 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3 üncü maddesiyle yeniden düzenlenen 2845 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesindeki “sonuçlandırılmazsa” sözcüğünün “sonuçlandırılamazsa” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ali Günay Mustafa Güven Karahan M. Cevdet Selvi

Hatay Balıkesir İstanbul

Hayati Korkmaz Yalçın Gürtan

Bursa Samsun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sıra sayısı 175 olan, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3 üncü maddesiyle düzenlenen 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasından hemen sonra, beşinci fıkrasından önce gelmek üzere, dördüncü fıkra ile beşinci fıkra arasına aşağıdaki fıkranın eklenmesini öneriyoruz.

Sabri Ergül Atilâ Sav Şahin Ulusoy

İzmir Hatay Tokat

Mustafa Yıldız Nihat Matkap Bekir Kumbul

Erzincan Hatay Antalya

Madde 16: (Ek Fıkra) :

Soruşturmanın her aşamasında gözaltında veya tutuklu bulunan sanık, en geç 24 saatte bir, sağlık durumunun tespiti için adlî tabibe sevk edilir.

SABRİ ERGÜL (İzmir) - 48 saat olacak, 24 değil... En geç 48 saat olarak söyledim.

KÂTİP ÜYE ALİ GÜNAYDIN (Konya) - Ben de 48 saat olarak ifade ettim.

BAŞKAN - Efendim, sayın üyemiz o şekilde ifade buyurdu.

Sayın milletvekilleri, aykırılık derecelerine göre önergeleri işleme tabi tutacağım; ama, işleme başlamadan önce, 10 dakika ara vermek durumundayım.

Saat 17.00'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.50

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 17.05

BAŞKAN : Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Ali GÜNAYDIN (Konya) , Ünal YAŞAR (Gaziantep)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 65 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER (Devam)

2. - Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapan 18.11.1992 Tarih ve 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/543) (S. Sayısı : 175) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, müzakerelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Sayın Komisyon?.. Hazır.

Sayın Hükümet?.. Hazır.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Şimdi, 3 üncü maddeyle ilgili değişiklik önergelerini aykırılık derecesine göre işleme koyacağım.

Birinci önergeyi tekrar okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2845 Sayılı Kanunun yeniden düzenlenen 16 ncı maddesinin başlığının “Yakalama ve Tutuklama” olarak değiştirilmesini; ikinci fıkrasının ikinci cümlesindeki “sonuçlandırılmazsa” sözcüğünün “sonuçlandırılamazsa” olarak düzeltilmesini ve maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarının metinden çıkarılmasını arz ederiz.

Ali Günay (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN - Sayın Komisyon ne buyurur efendim?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET TEKDAL (Ankara) - Sayın Başkan, dün, 1 inci maddenin müzakeresi yapılırken bu konu gündeme geldi. Gerek önergeyi veren arkadaşımızın gerekse bizim maksadımız aynıdır; ancak, bu maksadı karşılayabilecek olan terim, bize göre “sonuçlandırılmazsa” şeklindedir; bunun, önerge sahibi tarafından, maksadın hâsıl olabilmesi için “sonuçlandırılamazsa” şeklinde konulması halinde maksat hâsıl olur deniliyor. Maksatlarımızda bir farklılık söz konusu değil. Bu bakımdan -bu beyanlar aynı zamanda zapta geçiyor- biz yine “sonuçlandırılmazsa” şeklinde ifade kullanmayı tercih ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Komisyon, öz olarak “rivayet muhtelif ise de maksat aynıdır” buyurdular ve katılmadılar.

Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılmadı.

Önerge sahibi konuşacaklar.

Buyurun efendim.

ALİ GÜNAY (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değişiklik önergemiz üzerinde, Sayın Komisyon ve Hükümet görüş belirtirken, bizim taleplerimizden sadece bir hususa dair görüşlerini belirttiler. Bizim değişiklik önergemizde, 16 ncı maddenin başlığının “yakalama ve tutuklama” olarak değiştirilmesine dair talebimiz olduğu gibi, maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarının kaldırılmasına dair talebimiz de vardı. Öncelikle bunu belirtmek istiyorum.

Tasarının 3 üncü maddesiyle yeniden düzenlenen Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 16 ncı maddesiyle, eski hükümlere göre, demokratikleşme alanında bir adım atılmakta, gözaltına alınma süreleriyle ilgili bir iyileştirme yapılmaktadır. Daha önce, 2845 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi, bu gözaltına alma süreleriyle ilgili bir düzenleme ihtiva ediyorken, 3842 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle, bu madde yürürlükten kaldırılmış ve aynı kanunun 30 uncu maddesiyle, hiçbir değişikliğe tabi tutulmadan, kelimesi kelimesine aynı düzenleme yapılmıştır; yani, 2845 sayılı Yasayla ilgili bir düzenleme, bu Kanunun metninden kaldırılıyor; ilgisi olmayan bir kanuna, aynı şekilde konulmuş oluyor. Bu düzenlemenin mantığını anlamak mümkün değildir. Yapılan bu düzenlemeyle, mantığını anlayamadığımız bu hata düzeltiliyor ve bu düzenleme ilgili kanuna getiriliyor. Bu husus, uygulayıcı açısından da iyi bir düzenleme ve hareket tarzının aynı kanunda düzenlenen maddeyle yerine getirilmesi imkânını da veriyor.

Eski düzenlemeye baktığımız zaman, gerek daha önce yürürlükten kaldırılmış olan 16 ncı maddede gerekse aynı mahiyette, aynı şekilde 3842 sayılı Yasayla ve bu Yasanın 30 uncu maddesiyle yapılan düzenlemede, devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda yakalanan veya tutuklanan şahıs, tutuklama yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç, 48 saat ve toplu olarak işlenen suçlarda da 15 gün içinde hâkim önüne çıkarılabiliyordu. Olağanüstü hal bölgelerinde ise bu süreler 2 kat olarak uygulanıyordu. Gerek bu süreler 2 kat olarak uygulandığında gerekse toplu suçlarda bu gözaltı süresi 15 güne kadar çıkarıldığında ne cumhuriyet savcısının yazılı bir emri ne de bir hâkim kararı aranıyordu. Bu bakımdan, bu hususlarda, yerinde bir düzenlemedir. Yeni düzenlemeye baktığımız zaman, 48 saat olan süre aynen muhafaza ediliyor; ancak, toplu suçlarda bu süre cumhuriyet savcısının yazılı emriyle 4 güne kadar çıkarılabiliyor ve bu 4 günlük süre içinde de soruşturma tamamlanamıyorsa, cumhuriyet savcısının talebi ve hâkimin kararıyla, bu süre 7 güne ve olağanüstü hal bölgelerinde de 10 güne kadar uzatılabiliyor. Bu hususlar eski düzenlemeye göre güzel olan hususlardır.

Ancak, maddenin ikinci fıkrasında değiştirilmesini istediğimiz bir sözcüğün anlamı hususunda, Sayın Komisyon ve Hükümet ile mutabık kalamadık. Amacımız aynıdır; bizim amacımız, 48 saat sonrasında 4 güne kadar yapılan uzatılmada, soruşturmanın ihmale getirilmeden, gerekli bütün özen ve ihtimamın sergilenmesine rağmen, meydana gelen bir imkânsızlık nedeniyle 7 gün ve 10 güne uzatılmasıdır ve biz, bu sözcüğün karşılığının “sonuçlandırılamazsa” olacağını düşünüyoruz; Sayın Komisyon ise “sonuçlandırılmazsa” şeklinde anlıyor. Oysaki, “sonuçlandırılmazsa” bir keyfîliği, bir ihmali birlikte getiriyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Günay, toparlar mısınız... Size, 1 dakika eksüre verdim; buyurun.

ALİ GÜNAY (Devamla) - “Sonuçlandırılamazsa” sözcüğü ise, bir zorunluluğu ifade ediyor. Bu nedenle, biz, bu değişikliği getirdik.

Öbür yandan, tasarının 4 üncü maddesiyle, 3842 sayılı Yasanın 31 inci maddesindeki “9” ve “20” numaraları kaldırılmaktadır. “20” ile tabir edilen numara, daha önce aynı yasayla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 144 üncü maddesinde yapılan düzenlemeyi kastediyor. 144 üncü madde de, yakalanan veya tutuklananın müdafiiyle görüşmesini düzenlemektedir. Oradaki düzenleme “yakalanan veya tutuklu bulunan kişi vekâletname aranmaksızın müdafiiyle her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafiiyle yazışmaları, denetime tabi tutulamaz” şeklindedir. Tasarının 3 üncü maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında, müdafiin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ GÜNAY (Devamla) - Lütfen, 1 dakika efendim...

BAŞKAN - Buyurun.

ALİ GÜNAY (Devamla) - ...sanıkla görüşmesine bir kısıtlama getiriliyor ve ancak tutuklama sonrasında veya hâkim kararıyla gözaltı süresinin uzatılmasından sonra sanığın avukatla görüşmesine imkân veriliyor ve aynı zamanda da, bu görüşme esnasında, hâkim, gerekli görürse, görüşme anında da hazır bulunabiliyor. Şimdi, suçlama ile savunmanın birlikte başlaması kuralını da göz önünde tuttuğumuz zaman, bu dördüncü ve beşinci fıkraların kaldırılması halinde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 144 üncü maddesi devreye girecektir ve bu savunma kısıtlanmasının da önüne geçilmiş olacaktır. Bu değişiklik önergesi bu nedenle hazırlanmıştır.

Saygılarımla arz ediyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Günay, teşekkür ediyorum.

Değişiklik önergesine Sayın Komisyon ve Sayın Hükümet katılmadı.

Önerge sahibi görüşlerini ifade etti.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Değişiklik tasarısının 3 üncü maddesiyle yeniden düzenlenen ve 16 ncı maddenin son fıkrasının metinden çıkarılmasını öneririz.

Önder Sav

(Ankara)

ve arkadaşları

BAŞKAN - Sayın Komisyon?..

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET TEKDAL (Ankara) - İçtüzüğün 45 inci maddesine istinaden, o madde muvacehesinde, katılamıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Değişiklik önergesine Hükümet ve Komisyon katılmadı.

Önerge sahibi?..

ATİLÂ SAV (Hatay) - Hangi önerge?

BAŞKAN - Sayın Oktay ve Sayın Sav'ın imzalarının bulunduğu önerge.

Efendim, birkaç önergeniz mi var?

ÖNDER SAV (Ankara) - 3-4 tane önergemiz var.

ATİLÂ SAV (Hatay) - İki tane önergemiz var; biri dördüncü, biri beşinci fıkrayla ilgili.

BAŞKAN - Efendim, en aykırı önergenizi şimdi okutuyorum; diğerini de arkasından okutup işleme tabi tutacağım.

ATİLÂ SAV (Hatay) - Son fıkranın çıkarılması mı?

BAŞKAN - Son fıkranın çıkarılması.

ATİLÂ SAV (Hatay) - Söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Sav.

ATİLÂ SAV (Hatay) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri; tasarının 3 üncü maddesiyle düzenlenen 16 ncı maddenin son fıkrasında iki ayrı durum düzenlenmiştir. Birincisi: “Kamu davası açılıncaya kadar hâkim, sanık tarafından bilinmesini uygun görmediği hususların kendisine bildirilmesini men edebilir.” İkincisi: “Tutuklama sebebine göre lüzumu halinde kamu davasının açılmasına kadar sanık ile müdafiin görüşmelerinde bizzat hâkim veya tayin edilecek naip yahut istinabe olunan hâkim hazır bulunabilir.”

Bunlardan birincisi, çok temel bir insan hakkını ve Anayasamızın 19 uncu maddesiyle düzenlenmiş olan, sanığın kendisiyle ilgili suçlamayı bilme hakkını ortadan kaldırmaktadır. Anayasamızın 19 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında şöyle deniliyor: “Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.” Anayasanın hükmü, bu kadar açıktır. Sanıktan bir şeyi saklamak doğru değildir, mümkün değildir; dosya saklanmış ise, sanığa “kendini savun” demek ya da sanığın ifadesini istemek de mümkün değildir. Bu, savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı ilkelerine aykırıdır. Bu nedenle, bu fıkranın birinci cümlesini teşkil eden hüküm çıkarılmalıdır.

İkinci cümlede ise “Tutuklama sebebine göre lüzumu halinde kamu davasının açılmasına kadar sanık ile müdafiin görüşmelerinde bizzat hâkim veya tayin edilecek naip yahut istinabe olunan hâkim hazır bulunabilir” deniliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu hüküm iki bakımdan sakıncalıdır. Birincisi, kuramsal olarak, yani nazarî olarak, teorik olarak doğru değildir. Savunmanın sınırlandırılması, savunmanın gerektirdiği, sanık ile müdafii arasındaki yakın ilişkiyi ortadan kaldırır. İkincisi de, fiilen mümkün değildir. Eylemli olarak, hâkimlerin bu kadar çok gözaltı olayında, ya şahsen ya da tayin ettikleri naip... Naip denilen kişi de yine yargıçtır; yani, naip olarak herhangi bir kişiyi tayin etmek mümkün değildir.

Bu itibarla, bu kadar çok görüşme olabilecek hallerde, hâkimleri bununla görevlendirmek ve hâkim bulunmadığı takdirde sanıkla müdafiin görüşmesini engellemek, son derece yanlış ve sakıncalıdır. Uygulamada şöyle bir görünüm çıkacaktır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda deniliyor ki: “Duruşma bir celsede bitirilmezse, sekiz gün sonraya ertelenir.” Oysa hepimiz biliyoruz, özellikle bu işin uygulamasıyla uğraşan hukukçu arkadaşlarımın çok iyi bildikleri bir şey, bugün, Türkiye'de, hemen hemen Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bu hükmünü uygulayan mahkeme yoktur. İster istemez, duruşmalar, onbeş gün, bir ay, bazen daha da uzak aralarla ertelenmektedir. Randevu sistemiyle avukatın sanıkla görüşmesi, müdafiin sanıkla görüşmesi usulü gelecektir; çünkü, hâkimler nezaret etmek için saat verecekler, gün verecekler. Önlerinde bir randevu defteri, diyecek ki hâkim, bugün görüşemezsiniz; çünkü, dolu. Yarın?.. Yarın da görüşülmez. Öbür gün?.. Bu suretle, fiilen de sanığın müdafiiyle görüşme hakkı ortadan kaldırılmış olacaktır.

Bu nedenlerle, hem Anayasaya aykırı bulunan hem de uygulanması olanağı bulunmayan 16 ncı maddenin beşinci fıkrası hükmünün metinden çıkarılmasını öneriyoruz; Yüce Meclisin bu konudaki görüşlerimizi desteklemesini diliyoruz.

Saygılar sunuyorum efendim. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Sav, teşekkür ediyorum.

Önergeye, Sayın Komisyon ve Sayın Hükümet katılmadı. Önerge sahibi gerekçesini ifade buyurdu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tasarının 3 üncü maddesiyle düzenlenen 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasından hemen sonra, beşinci fıkrasından önce gelmek üzere, dördüncü fıkra ile beşinci fıkra arasına aşağıdaki fıkranın eklenmesini öneriyoruz.

Şahin Ulusoy

(Tokat)

ve arkadaşları

Madde 16, ek fıkra: Soruşturmanın her aşamasında, gözaltında veya tutuklu bulunan sanık, en geç 24 saatte bir, sağlık durumunun tespiti için adlî tabibe sevk edilir.

SABRİ ERGÜL (İzmir) - Efendim “48 saat” olarak yazmıştık; yanlış okundu.

BAŞKAN - Sayın Komisyon ne buyuruyor efendim?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET TEKDAL (Ankara) - Sayın Başkan, bu konuyla ilgili görüşümüzü arz etmeden önce, bir hususu, Sayın Başkanlığın dikkatine sunmak istiyoruz.

Tasarının 3 üncü maddesiyle değiştirilmek istenen 16 ncı maddede, yeni tanzim edilen 16 ncı maddede, geçen süreler rakamla ifade edilmiştir; oysa, müzakeresi geçmiş olan 1 inci maddedeki süreler yazıyla ifade edilmiştir. Bu farkın giderilmesi amacıyla, bu redaksiyonun burada yapılması gerektiğini ifadeyle ilgili sorumluluğu taşıdığımız için, bu hususu dikkatinize sunmak istiyoruz.

Bunun dışında, 16 ncı maddeye ilave edilecek ek fıkraya, yine, çoğunluğumuz olmadığı için, maalesef iştirak edemiyoruz.

BAŞKAN - Efendim, binnetice, Komisyon önergeye katılmamıştır.

NİHAT MATKAP (Hatay) - Hayır!.. Katılmıştır...

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge sahibi?.. Sayın Ergül, söz mü istiyorsunuz, gerekçeyi mi okutalım?

SABRİ ERGÜL (İzmir) - Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, çoğunluğu olsaydı katılacaktı Sayın Komisyon.

BAŞKAN - Bir dakikanızı rica edeyim Sayın Ergül.

“Madde 16, ek fıkra: Soruşturmanın her aşamasında, gözaltında veya tutuklu bulunan sanık, en geç 48 saatte bir, sağlık durumunun tespiti için adlî tabibe sevk edilir.”

Önergeniz böyle miydi efendim?

SABRİ ERGÜL (İzmir) - Evet, Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki efendim; zabıtlara böyle geçti.

Buyurun efendim.

SABRİ ERGÜL (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; teşekkür ediyorum.

Şimdi, çok içtenlikle bir şey söyleyeyim: Buradaki tasarıyla ilgili olarak grup başkanvekilleri müzakere ediyor, bazı arkadaşlar müzakere ediyoruz. Bazı konularda anlaştığımızı sanıyoruz; ama, sonunda, Komisyon ve Hükümet “hayır” deyince, parmaklarla hep hayır diyoruz. Yani, demokrasi yalnız sayı değil. Evet, demokraside araç sözdür; sözünüzü, iddianızı sergilersiniz, sonunda da oyunuzu verirsiniz, o doğru bir yöntem; ama, burada arkadaşlarımızla görüşüyoruz... Örneğin,