DÖNEM : 20 CİLT : 20 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
55 inci Birleşim
5. 2 . 1997 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - YOKLAMALAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.-Antalya Milletvekili Yusuf Öztop'un, öğretmenlerin ekonomik ve sosyal sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam'ın cevabı
2. -Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül'ün, Türkiye'de kâğıt sanayii ve SEKA'nın sorunları ile alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması
3.-Aydın Milletvekili Yüksel Yalova'nın, TURBAN'daki yolsuzluklarla ilgili soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin önergenin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki oylamasında yaşanan sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması
B)TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-Kâtip üye seçimine ilişkin Adalet Komisyonu Başkanlığı tezkeresi (3/677)
2.- (9/10) esas numaralı Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin açık oylamasının tekrarlanmasının Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/670)
IV. -USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.-(9/10) esas numaralı Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin açık oylamasının tekrarlanmasının Genel Kurulun onayına sunulması hakkında
V.-OYLAMASI YAPILACAK İŞLER
1. -İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 58 arkadaşının, TURBAN İmkânlarını Kişisel ve Siyasî Menfaatlerine Alet Ettiği ve Yolsuzlukların Üzerine Gitmeyerek Görevini Kötüye Kullandığı ve Bu Eyleminin TCK'nun 240 ıncı Maddesine Uyduğu İddiasıyla Eski Başbakan Tansu Çiller Hakkında Meclis Soruşturması Açılmasına İlişkin Önergesi (9/10)
VI.-KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. -926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)
2.-Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapan 18.11.1992 Tarih ve 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/543) (S. Sayısı :175)
3. -9.7.1945 Tarih ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonları raporları (1/528) (S. Sayısı :163)
4. -Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S. Sayısı :132)
5. -Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S. Sayısı :164)
6.-625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı :168)
7.-Refah Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz ile Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya'nın, Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine ve Ek Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm, İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (2/582) (S.Sayısı :183)
VII.-SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. -İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın, Konya Milletvekili Veysel Candan'ın, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
VIII.-SORULAR VE CEVAPLAR
A)YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. -Afyon Milletvekili Osman Hazer'in, amatör spor faaliyetlerine yapılacak desteğe ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in yazılı cevabı (7/1785)
2. -Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu'nun,
Bartın Amasra Belediyesi işçilerine bir yıldır
ücret ödenmediği iddiasına ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in
yazılı cevabı (7/1951)
TBMM Genel Kurulu saat 13.30'da açılarak iki oturum yaptı.
Kastamonu Milletvekili M. Hadi Dilekçi, dövizzedeler olarak adlandırılan insanların dertlerine çare bulmak için Meclisin tekrar dikkatini çekmek üzere gündemdışı bir konuşma yaptı.
Hatay Milletvekili Levent Mıstıkoğlu'nun, Hatay İlinde meydana gelen deprem felaketine ilişkin gündemdışı konuşmasına, Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhan,
Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in, Sincan Belediye Başkanının düzenlediği gecede yapılan konuşmalara ve sonrası olaylara ilişkin gündemdışı konuşmasına da Adalet Bakanı Şevket Kazan,
Cevap verdi.
Almanya'ya gidecek olan Devlet Bakanı Gürcan Dağdaş'a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Lütfü Esengün'ün,
Kenya'ya gidecek olan Çevre Bakanı M. Ziyattin Tokar'a, dönüşüne kadar, Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci'nin,
Vekillik etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ile,
(10/86) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi,
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Anayasaya uyum sağlanması amacına yönelik olarak; Sendikalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında (2/405) ve (2/448) esas numaralı kanun teklifleri ile Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (2/408) ve (2/451) esas numaralı kanun tekliflerinin, esas komisyon olarak Anayasa Komisyonuna havale edilmesi gerektiğine ilişkin Anayasa Komisyonu Başkanlığının tezkeresi okundu; Başkanlıkça, Anayasa Komisyonunun bu taleplerinin, tekliflerin bulunduğu Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonunca da uygun bulunduğundan, bu istemlerin, içtüzüğün 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca yerine getirildiği açıklandı.
İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 77 arkadaşının, eski Başbakan Tansu Çiller hakkındaki Meclis soruşturması önergesinin oylanması sırasında sahte oy kullanıldığı iddialarının araştırılması,
İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen ve 22 arkadaşının, yetkililerin uyuşturucuyla mücadelede yetersiz kaldığı iddialarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi,
Amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/155)(10/156) okundu; önergelerin, gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırasında yapılacağı açıklandı.
12.2.1997 Çarşamba ve 13.2.1997 Perşembe günlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarına ara vermesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi ile,
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 67 nci sırasında yer alan 183 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 7 nci sırasına, 76 ncı sırasında yer alan 209 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 65 inci sırasında yer alan 181 sıra sayılı kanun teklifinin 9 uncu sırasına, 11 inci sırasında yer alan 146 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına alınmasına ilişkin RP ve DYP Gruplarının müşterek önerileri,
Kabul edildi.
Balıkesir Milletvekili Hüsnü Sıvalıoğlu'nun, Sarıköy ve Edincik Adıyla İkiİlçe ve Bandırma Adıyla Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/471) ile,
Ankara Milletvekili İrfan Köksalan'ın, Ankara İline Bağlı Olarak Batıkent Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifinin (2/153),
İçtüzüğün 37 nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergeleri, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedi.
Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı ve 18 arkadaşı, Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici ve 9 arkadaşı ile İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu ve 10 arkadaşının, yükseköğretimin sorunlarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/8, 16, 20) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu (S.Sayısı :153) ile,
İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 16 arkadaşının, Petrol Ofisi Genel Müdürlüğünde meydana gelen yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarını araştırmak ve alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla kurulan (10/5) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu (S.Sayısı :167),
Üzerindeki görüşmeler tamamlandı.
(10/5) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki görüşmeler sırasında; İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve Bartın Milletvekili Zeki Çakan, DYP Grubu adına konuşan Sıvas Milletvekili Tahsin Irmak'ın, şahıslarına; Kastamonu Milletvekili Murat Başesgioğlu da partisine sataştığı iddiasıyla birer konuşma yaptılar.
Bartın Milletvekili Zeki Çakan ve 19 arkadaşının, (10/5) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporunun sonuç kısmında belirtilen nedenlerle, İçtüzüğün 105 inci maddesinin ikinci fıkrası da gözönünde bulundurularak, yeni bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasına ilişkin önergelerinin kabul edildiği açıklandı.
Kurulacak komisyonun :
9 üyeden teşekkül etmesi,
Çalışma süresinin, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimi tarihinden itibaren 3 ay olması,
Gerektiğinde Ankara dışında da çalışması,
Kabul edildi.
Doğal afetlerde meydana gelen can ve mal kaybının en aza indirmek için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/58) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine, gruplarınca aday gösterilen milletvekilleri, seçildiler.
Başkanlıkça, (10/58) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yapmak üzere toplanacakları gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;
1 inci sırasında bulunan 23,
5 inci sırasında bulunan 175,
Sıra sayılı kanun tasarılarının müzakereleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.
6 ncı sırada bulunan, 9.7.1945 Tarih ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının (1/528) (S. Sayısı :163) müzakerelerine devam edilerek, 2 nci maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.
Kanun tasarısı ve tekliflerini görüşmek için, 5 Şubat 1997 Çarşamba günü saat 13.30'da toplanmak üzere, 24.00'te birleşime son verildi.
Zeki Ergezen Kadir Bozkurt
Bitlis Sinop
Kâtip Üye Kâtip Üye
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55 inci Birleşimini açıyorum.
BAŞKAN - Ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; sayın milletvekillerinin, salonda bulunduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.
(Yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Antalya Milletvekili Yusuf Öztop'un, öğretmenlerin ekonomik ve sosyal sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam'ın cevabı
BAŞKAN - Gündemdışı ilk söz, Antalya Milletvekili Sayın Yusuf Öztop'un.
Sayın Öztop, öğretmenlerin durumu hakkında konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun.
Sayın Öztop, süreniz 5 dakikadır.
YUSUF ÖZTOP (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde sayıları beşyüz bini aşan eğitim emekçisi öğretmenlerin sorunlarını dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Sincan'da, Belediye Başkanı ve yandaşlarınca yaratılan şeriat yanlısı ve laiklik karşıtı eylemleri ve bu eylemleri kamuoyuna yansıtmak üzere Sincan'a gitmiş olan Işın Gürel'e yapılan çirkin saldırıyı şiddetle, nefretle kınıyorum; Işın Gürel'e de acil şifalar diliyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Ümit ve temenni ediyorum ki, bu eylemi gerçekleştiren saldırgan, Sayın Başbakanın “palavracı basın” suçlamasından etkilenmemiştir. (RP sıralarından gürültüler)
ÖMER EKİNCİ (Ankara) - Palavracı sensin!..
BAŞKAN - Sayın Öztop, lütfen, gündemdışı konuya gelin.
YUSUF ÖZTOP (Devamla) - Değerli milletvekilleri... (RP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...
ŞİNASİ YAVUZ (Erzurum) - Adam gibi konuş!..
ÖMER EKİNCİ (Ankara) - Palavracı sensin!..
Sayın Başkan, düzeltsin...
AHMET DOĞAN (Adıyaman) - Ne alakası var!..
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...
YUSUF ÖZTOP (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ben, burada, laik cumhuriyet için yemin etmiş bir milletvekili olarak, elbette, laikliğe karşı saldırıda bulunanları kınayacağım arkadaşlar. (RP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Öztop, lütfen gündemdışı konuya geçin.
YUSUF ÖZTOP (Devamla) - Değerli milletvekilleri, toplumumuzun eğitim ve öğretime verdiği değer, öğretmenlere sağladıkları statü ve maddî, manevî olanaklarla ölçülür. 500 bini aşkın öğretmen, Edirne'den Ardahan'a, Sinop'tan İçel'e, Türkiye'nin her yerinde, her coğrafyasında, köy demeden, kasaba demeden, mezra demeden çok zor şartlar altında görev yapıyor. Öyle ki, öğretmen, bazı köy ve kasabalarda günlerce, bir gazete, bir dergi bulup okuyamıyor; hatta, zaman zaman sıcak bir çorba bile içemiyor; çoğu zaman da can güvenliğinden yoksun.
Son olarak, Diyarbakır Hantepe Köyünde 4 öğretmenin katledilişi de dahil, 152 öğretmen şehit edilmiş durumdadır. Şehirlerde yaşayan öğretmenlerin durumu da köylerde yaşayanlardan farklı değildir; aldıkları maaş ile kira mı ödesinler, çocuk mu okutsunlar, yoksa karınlarını mı doyursunlar; ne yapacaklarını bilemez durumdadırlar. Becerebilenlerin kimisi ikinci iş olarak taksicilik yapıyor; kimi çarşıda, pazarda, patates, soğan; kimi de evlerde, ne yazık ki, tencere, tava satmak zorunda kalıyor.
Değerli milletvekilleri, oysa, biz, bu öğretmenlerimizden, ülkeyi geri kalmışlıktan kurtarıp, erdemi, bilgiyi ve demokrasiyi esas alan bir anlayışla çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracak genç nesilleri yetiştirmesini istiyoruz. Oysa, biz, bu öğretmenlerimizden, Atatürk'ün emanet ettiği laik cumhuriyeti koruyacak, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmesini istiyoruz. Bu beklentiler içerisinde, insanlığa saygıyı, ülke ve ulusa sevgiyi öğreten öğretmenlere, geleceğimizi, çocuklarımızı emanet ediyoruz.
Değerli milletvekilleri, kendilerinden bu kadar çok şey beklediğimiz öğretmenler, önce, kendi hak hukuklarını koruyabilmelidirler. Öğretmenler, ekonomik ve demokratik haklarını elde edebilmek için, 1989'dan beri süregelen uğraşları sonucunda sendikalarını kurabilmişlerdir. ILO sözleşmelerinden, Avrupa Sosyal Şartından, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinden gelen haklarını siyasî iktidarlara kabul ettirebilmişlerdir. Nitekim, geçen iktidar dönemleri ortaklarından Sosyaldemokrat Halkçı Partinin ısrarlı takibi sonucu, Anayasanın 53 üncü maddesi, bu Meclis tarafından 23.7.1995 tarihinde değiştirilerek, kamu çalışanlarına sendika kurma bir hak olarak verilmiştir. Aradan uzunca bir süre geçmesine rağmen, Anayasaya...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Öztop, lütfen sözünüzü tamamlayınız.
YUSUF ÖZTOP (Devamla) - ...uyum yasaları çıkartılamadığından, kamu çalışanları, bu arada öğretmenlerimiz, anayasal haklarını kullanamamaktadırlar. Doğaldır ki, öğretmenlerin talep ettikleri sendika hakkı, toplugörüşmeli sendika değil, grevli, toplusözleşmeli sendika hakkıdır. ILO sözleşmelerinden Avrupa Sosyal Şartından ve Anayasadan doğan haklarını kullanamayan öğretmenler, seslerini duyurabilmek için, zorunlu olarak, basın toplantısından yasal yürüyüşe, vizite eyleminden bir günlük işbırakma eylemlerine varıncaya kadar pek çok eylemi gerçekleştirmek zorunda kalmışlardır. İktidarlar, öğretmenleri dinleyip haklı taleplerini yerine getirecekleri yerde, öğretmenleri, kendileri gibi emekçi olan polislere coplatmak durumunda kalmışlardır. Bununla da kalınmamış, idarî soruşturma için millî eğitim müdürlüklerine emir üzerine emir yağdırılmıştır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öztop...
YUSUF ÖZTOP (Devamla) - Son olarak şunu söylemek istiyorum: Öğretmenlere, öğretmenlerin yüzde 15'ine ceza verilmiştir; bu cezalar kaldırılmalıdır. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar; RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Öztop, teşekkür ediyorum.
Evet, Türkiye Büyük Millet Meclisinde özlediğimiz bir manzara; sayın sözcü, hem iktidar hem muhalefet sıralarından birlikte alkış aldı.
Gündemdışı konuşmayı yanıtlamak üzere Milli Eğitim Bakanı Sayın Mehmet Sağlam; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli üyeler; değerli arkadaşımızın, öğretmenlerimizin özlük haklarına ve sendikal düzenlemeye ilişkin temennilerine katılıyorum.
Ancak, öğretmenlerimizin yetiştirilmeleri konusunda, 1991 yılına kadar, büyük ölçüde, üniversite mezunu olması konusunda bir karar maalesef getirilememişken, bugün bütün öğretmenlerimiz, diğer saygın bütün mesleklerde olduğu gibi üniversite mezunları arasından seçilmektedir. Bu, öğretmenlerimizin özlük haklarının -başlangıç derecelerinden itibaren- kendilerine daha layık bir biçimde düzenlenebilmesi için fevkalade önem arz eden bir konu idi. Bu aşamadan sonra, öğretmenlerimizin, Anayasamızdaki yeni düzenlemeye uygun bir biçimde sendikal haklarına kavuşmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında başlatılan çalışmalara katılan öğretmenlerimizi, bakanlığımız izinli saymak suretiyle kolaylık göstermektedir. Kendilerinin sendikal haklarının düzenlenmesi ve kanunun bir an evvel çıkarılması için de elimizden geleni yapıyoruz.
Bu arada, öğretmenlerimizin çalışma esaslarıyla ilgili olarak, yani, mesleğe başlayışlarından itibaren görev yapacakları bölgeler itibariyle bir çalışmanın üzerindeyiz; giderek, özellikle, eğitim yöneticilerinin de, bu yönetim kademelerine geliş ya da bu yönetim kademelerinden ayrılma konusunda bir düzenlemenin içerisindeyiz. Eğitim yöneticileri de, diğer yönetim mesleklerinde olduğu gibi bu kademelere nasıl geleceklerini ve buradan nasıl ayrılacaklarını objektif esaslara göre bilecekler ve buna göre hareket edeceklerdir.
Öğretmenlerimizin özlük haklarıyla ilgili olarak, gerek ders ücretlerinin artırılması konusunda gerekse başlangıçtan itibaren eğitim ve öğretim tazminatlarıyla beraber, bilhassa 1 ve 4 üncü derecelerde uygulanan ekgöstergenin öğretmenlerimize de uygulanması için, daha mesleğe girişlerinden itibaren uygulanması için bir çalışma üzerindeyiz. Burada, öğretmenlerimiz de, diğer bazı mesleklerde olduğu gibi, başlangıç derecelerinden itibaren, ekgösterge uygulamasına tabi tutulacaklardır. Bu da, öğretmenlerimizin özlük hakları konusunda yeni bir uygulama olacaktır.
Buna ilave olarak, eğitim ve öğretim tazminatının da artırılmasıyla, öğretmenlerimiz, kamu personeli içerisinde, Silahlı Kuvvetlerde, hâkim sınıfında, öğretim üyelerinde ve idare amirlikleri gibi diğer bazı görevlerde bulunan ekgösterge uygulamasından ilk defa yararlanacaklardır.
Dolayısıyla, kamu personeline yapılan yüzde 30'luk genel zamma ilave olarak, öğretmenlerimizin gerek ders ücretlerindeki yükselme gerekse mesleğe girişlerinden itibaren ekgösterge uygulaması ve giderek eğitim ve öğretim tazminatının artırılmasıyla, yüzde 30'un üzerinde bir zam çalışması yapılmaktadır. Bir elimizle verdiğimizi diğer elimizle almamak için, gayet dikkatli bir çalışmanın içerisindeyiz. Bakanlar Kurulundan çıkmış olan çalışma, Maliyeyle birlikte sürdürülmektedir. Öyle zannediyorum ki, çok yakında öğretmenlerimizin özlük haklarıyla ilgili düzenlemede bir müjde verecek hale geleceğiz.
Her şeyden önce, Yüksek Öğretim Kurulu ile birlikte oluşturulan bir koordinasyon kurulu kanalıyla açılan 32 yeni eğitim fakültesinde, özellikle ihtiyaca cevap verebilecek nitelikte öğretmen yetiştirilinceye kadar, bildiğiniz gibi üniversite mezunlarından, öğretmenlik formasyonu bulunanlarla beraber, olmayanlar da dahil, öğretmen alımı yaptık. Öğretmenlik formasyonu olmayanların, öğretmenlik formasyonu için kurslara alındığını hepimiz biliyoruz. Bunlar, ilave kadrolarla desteklenecek, özellikle, önümüzdeki günlerde 12 bin -Maliye Bakanlığından müsaade gelir gelmez- öğretmen atamasıyla, büyük ölçüde, Türkiye'de, öğretmensiz okul ve okulsuz öğrenci bırakmamanın planını yaptık. Özellikle, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da öğretmensizlikten kapalı olan 844'e yakın okulun, mutlaka, önümüzdeki sömestr içerisinde ve gelecek ders yılına kadar tamamını açmak ve Türkiye'de öğretmen eksikliğini gidermek kararı ve azmindeyiz.
Bunun için, çalışmalarımız sürüyor, öyle zannediyorum ki, bir taraftan öğretmenleri işe alırken, diğer taraftan da, büyük ölçüde emekliliği önleyecek, mesleğin cazibesini artırıcı tedbirleri de birlikte almak gerekiyor. Bunun için de, öğretmenlerimizin, çalışma esasları ile özlük haklarını objektif esaslara bağlayan bir çalışmayı bitirmek üzereyiz.
Yüce Meclisin bilgisine arz ediyorum efendim. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
2. -Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül'ün, Türkiye'de kâğıt sanayii ve SEKA'nın sorunları ile alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Gündemdışı ikinci söz, Kocaeli Milletvekili Sayın Bekir Yurdagül'ün.
Sayın Yurdagül, SEKA'nın sorunları hakkında konuşacak. (DSP sıralarından alkışlar)
Buyurun.
BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de kâğıt sanayii ve SEKA'nın sorunlarını dile getirmek üzere gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla selamlarım.
Önce, bir hususu belirtmek istiyorum: Bilindiği gibi, 6772 sayılı Yasaya göre kamuda çalışan işçilere, yılda iki maaş tutarında ikramiye ödeniyor. Bugüne kadarki gelenekselleşen uygulamaya göre, bu iki ikramiyenin ilkinin birinci taksiti Ramazan Bayramı arifesinde, ikinci taksiti ise Kurban Bayramı arifesinde ödeniyordu; ancak, bayrama üç dört gün kalmasına karşın ödemeyle ilgili Bakanlar Kurulu kararı henüz yayımlanmadı. Kamuda çalışan 700 bin işçi, Bakanlar Kurulu kararının bir an önce Resmî Gazetede yayımlanmasını ve bayramdan önce ikramiyelerini almak istiyor. Refahyol İktidarını oluşturan her iki partinin yetkililerine ve sayın bakanlara önemle duyurulur.
Değerli milletvekilleri, kâğıt, gerek kültürel gerekse endüstriyel kullanımıyla insanlığın en önemli gereksinimlerinden biridir ve bu açıdan, tüketim oranı, hem endüstriyel hem de kültürel gelişmişliğin bir göstergesidir; ancak, kâğıdı sadece tüketmek yetmez, üretmek de tüketmek kadar önemlidir.
Bildiğiniz gibi, cumhuriyetimizin, sanayi dallarında yaptığı ilk yatırımlardan biri kâğıttır ve Türkiye'nin ilk kâğıt fabrikası da, 1936 yılında, İzmit'te kurulmuştur; geçen 60 yıl içerisinde, İzmit, birikimi ve deneyimiyle, yanına 8 fabrika daha eklemiştir; ama, 60 yılılk tarihine karşın, Türkiye'nin, kâğıt sektöründe arzuladığı düzeye ulaştığını söylemek, ne yazık ki mümkün değildir; ama, bunun suçunu, kamu eliyle sanayileşme düşüncesine bağlamak da doğru değildir; çünkü, Türkiye'de, kâğıt sektöründe kamu kesimi ile özel kesimi karşılaştırdığımız zaman, hem ürünler hem ürünlerin nitelikleri hem de hammadde açısından büyük farklılıklar göze çarpmaktadır. Özel kesimin tesisleri entegre değildir. Kapasite oranları karşılaştırıldığında, özel kesim kamu kesiminin yanında çok küçük kalmaktadır; ama, dünya ile karşılaştırdığımızda, SEKA fabrikalarının da dünya ölçeklerinin çok altında kaldığını görmekteyiz. Bunun bir tek izahı vardır; gerekli yatırımların yapılmaması, kapasitelerin büyütülmemesi, teknolojinin getirilmemesi... Bunun suçu kimlerindir; orada çalışanların mı, ülkeyi yönetenlerin mi? Yıllarca yatırım yapmayacaksınız, sonra “KİT'ler zarar ediyor, kapatalım, satalım” diyeceksiniz; deniliyor da; ama, SEKA iki yıldır kâr ediyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; SEKA'da örgütlü Selüloz-İş Sendikasının, Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM) ile birlikte bir araştırması var, Dünden Bugüne SEKA; bu raporda, verimlilik karşılaştırması da yapılmış; teknoloji olmadan verimlilik olmaz denilmiş; ileri teknolojilerle çalışmayan bir işletmenin işçi verimliliği yüksek olamaz; işçilerin verimsiz olduğundan şikâyet edenler, teknoloji getirecek yatırımları yapmayarak işçileri verimsizliğe mahkûm edenlerdir.
SEKA'nın bu hale düşmesinin nedeni, 1980'li yılların başında uygulamaya konulan ve dışa açılma diye yutturulan iktisat politikalarıdır. Gerekli altyapı hazırlanmadan, KİT'ler ve o arada SEKA, dünya devleriyle rekabet etmek zorunda bırakılmışlar, üstelik, bu düzeye ulaşmaları için gerekli yatırımları yapmaları da engellenmiştir.
Daha öncede belirttiği gibi, SEKA'nın kapasitesi özel kesimden hayli büyük olsa da dünya ölçeklerinin altında kalmıştır; teknolojilerini yenilemeleri de engellenmiştir. Bu yetmemiş, 1994'te SEKA, kâğıdı maliyetinin altında satmak zorunda bırakılmıştır; buna, 1994 yılı raporlarında Yüksek Denetleme Kurulu bile isyan etmiştir. Bütün bunlara, hazırlıksız girilen gümrük birliği eklenmiştir. SEKA, Türkiye'den çok daha kaliteli kâğıdı büyük tesislerde daha ucuza mal eden Avrupa Birliği ülkeleriyle haksız rekabete zorlanmıştır. Bir ara, ürünleri ucuza sattırılan SEKA, şimdi de, pahalıya satmak zorunda bırakılmıştır. SEKA Yönetim Kurulu, kâğıt fiyatlarını dolara endekslemiş, kâğıt fiyatları otomatik olarak arttığı için, SEKA, ürettiği kâğıdı satamaz duruma getirilmiş; bu yüzden, fabrikalarda üretim durma noktasına gelmiştir.
Sonuç olarak, SEKA, zarara mahkûm edilmiştir. Peki, buna karşın, son iki yılda nasıl kâr etmiştir? Çünkü, artık, SEKA da bir rantiyedir; kârı, üretim kârı değil, menkul kıymet kârıdır; ama, bu ettiği kârı yatırıma dönüştürmesine izin verilmemektedir. Şimdi, az önce tartıştığımız noktaya geliyorum. Sizin için, bazıları için kâr yeterli bir gösterge olabilir; ama, bizim için değildir. Çünkü, aslolan üretimdir; üretim için de yatırım gerekir; ama, yıllarca, ağır sanayinin bayraktarlığını yapan Refah Partili Hükümet de yatırımlara engel olmaktadır. Kâr yeterli değildir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yurdagül, lüften toparlayınız...
BEKİR YURDAGÜL (Devamla) - Son olarak, Türkiye'de kâğıt sanayiinin önderi İzmit SEKA'nın durumuna değinmek istiyorum. SEKA İzmit müessesesi, kimileri için çok cazip bir yerdir; çünkü, yeni yatırımlar için birçok avantajı vardır. Altyapı yatırımları büyük ölçüde tamamlanmış bir araziye sahiptir. Su, elektrik, ulaşım, liman, atıksu gibi birçok altyapı yatırımı hazırdır. Bu, bazılarının iştahını kabartıyor. Söz konusu raporda, İzmit işletmesi için şu çözümler önerilmiştir:
Yıllardır yapılmayan modernizasyon yatırımları hızla gerçekleştirilerek, kâğıt kalitesi yükseltilmelidir.
Eski kâğıt ve yıllık bitki kullanımını hızla artıracak tesisler yapılmalıdır.
Had safhaya varan personel ihtiyacı süratle karşılanmalıdır. SEKA'da işçi fazlalığı değil, işçi eksikliği vardır; resen emeklilikle boşaltılan gelişmiş kadroların yeri doldurulamamıştır.
Başta hammadde ve enerji giderleri olmak üzere, tüm giderlerde tasarrufa azamî gayret gösterilmeli ve teknolojinin iyileştirilmesine devam edilmelidir.
Bu kürsüden açıkça söylüyorum: İzmit müessesesine SEKA'nın dışında bir çözüm aramayın. İzmit işletmesini SEKA'ya bırakın, SEKA için değerlendirin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yurdagül.
BEKİR YURDAGÜL (Devamla) - Bu araziyi başkalarına peşkeş çekmeye çalışmayın.
Sizleri ulusal çıkarları korumaya davet eder, saygılar sunarım. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yurdagül.
Gündemdışı konuşmayı yanıtlamak üzere Hükümetin söz talebi var mı efendim? Yok.
3.-Aydın Milletvekili Yüksel Yalova'nın, TURBAN'daki yolsuzluklarla ilgili soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin önergenin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki oylamasında yaşanan sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN - Gündemdışı üçüncü sözü, siyasî ahlak konusunda, Aydın Milletvekili Sayın Yüksel Yalova'ya veriyorum.
Buyurun Sayın Yalova. (ANAP sıralarından alkışlar)
YÜKSEL YALOVA (Aydın) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 9/10 esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin, kamuoyundaki bilinen ismiyle TURBAN'daki yolsuzluklarla ilgili soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin önergenin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki oylamasında bir sorun yaşadık. Ben, bu sorunun siyasal ahlak kavramı karşısındaki durumu ve siyasal ahlakla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sorumluluğu ilişkisi üzerinde gündemdışı söz almış bulunuyorum; yüksek huzurlarınızda hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ayrıca, bana bu olanağı tanıyan Sayın Başkanımıza da teşekkürlerimi sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, geçen gün, TURBAN oylaması sırasında, TURBAN'daki yolsuzluklarla ilgili soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin oylama sonrasında, tüm Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin rahatsız olmasını gerektiren bir parlamenter rejim skandalı yaşadık. İşte, önümde, Sayın Uluç Gürkan Başkanlığında kurulan, Sayın Kamer Genç'in, Sayın Zeki Ergezen'in, Sayın Yücel Seçkiner'in ve Sayın Önder Kırlı'nın üyesi bulunduğu inceleme komisyonunun, 31 Ocak 1997 tarihinde yapmış olduğu toplantı tutanakları... Ortada, birçok üyenin burada bulunmadığı halde oy kullandığı iddiaları var. Daha sonrasında, bu üyelerden bazılarının, inceleme komisyonu sayın Başkanıyla, sayın üyeleriyle yaptığı görüşmeler var. Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekillerinden Sayın Nihat Matkap -ki, kendisini kutlamak istiyorum- o gün, burada kendisi adına kullanılan oy nedeniyle, görevli bulunduğu Hatay'dan arayarak, böylesi bir oy kullanma işleminde bulunmadığını belirtmiş. Yine aynı şekilde, Doğru Yol Partisi Milletvekili Sayın Şamil Ayrım; onu da kutlamak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, hepimizin tek tek milletvekili kimliklerine etkisi olacak; ama, menfî etkisi olacak bir konuyu, bir sorunu, burada, sizlerle paylaşmak istiyorum. Geçen hafta boyunca basında izlediniz; o oylamaya ilişkin olarak, ne Sülün Osman kaldı ne yüz kızartıcı suç kaldı ne şaibeli oylama kaldı ne de buna benzer, burada telaffuz etmek istemediğim, değerlendirme kaldı yapılmadık. Bakınız, burada, özellikle Doğru Yol Partisinin milletvekillerine seslenmek istiyorum. 1946 yılında yapılan genel seçimlerde, hileli oy sayısının doğru oy sayısına oranı nedir, tartışmıyorum; ama, her halükârda, genel seçimin sonuçlarına etkisi ne olursa olsun, 1946 yılından bu yana, o genel seçimlerde yapılan bazı uygulamaların, hukuk dışı uygulamaların o seçimlerin meşruiyetine gölge düşürmesi, o günden bugüne hep konuşulagelen ve Türk siyasal tarihinde kara leke olarak duran bir hadisedir. Kabul ediniz ki, Doğru Yol Partisi -doğrudur yanlıştır- kendisine uydurduğu bir siyasî söylem neticesi, Demokrat Partinin devamı olduğu söylemini bugüne kadar savunagelme neticesi, o seçimlerde oy hırsızlığına maruz kalan bir partinin, bugüne kadar hep o haksızlığını dile getirmiştir. O zaman, şimdi, 1946 yılında oy hırsızlığından yakınan -haklı olarak yakınan- oy sahtekârlığından yakınan -haklı olarak yakınan- ve yıllardır bunu dile getiren Sayın Doğru Yol Partisi Grubuna, grup başkanvekillerine özel bir görev düşmekte bu oylamaya ilişkin. Niçin; şundan ötürü: Bu oylamada, burada bulunmadığı -isimlerini vermiyorum, bir arkadaşımızın Amerika'da, bir arkadaşımızın başka yerde hasta olarak bulunduğu kendi ifadeleriyle de burada tutanaklara geçmiş- bir ortamda, hakkında oy verilmiş gibi gösterilen ve bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî şahsiyetini haleldar eden bu oy sahtekârlarının, bu oy hırsızlarının -hukukta, başka, onu tarif edecek daha ne gibi değerlendirme var, tasnif var bilemem; ama, bir tane iki tane, kimse onlar, hiç burada kimseyi önyargıyla suçlamıyorum, o televizyonlardaki isimleri, konuşulan kişileri de anmıyorum; ama, kimse, birse, ikiyse- o oy...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yalova, lütfen, toparlayınız.
YÜKSEL YALOVA (Devamla) - ... sahtekârı ve hırsızının bulunup, burada, parlamenter demokrasiye yaraşır bir şekilde Parlamento hukuku tarafından cezalandırılmasının, Meclisin manevî şahsiyeti için vazgeçilemez bir unsur olduğunu, özellikle Doğru Yol Partisi Grubuna hatırlatıyor; hepinize teşekkürler ediyor, saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yalova.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.
Adalet Komisyonu Başkanlığının kâtip üye seçimine dair bir tezkeresi vardır; okutup bilgilerinize sunacağım:
B)TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-Kâtip üye seçimine ilişkin Adalet Komisyonu Başkanlığı tezkeresi (3/677)
31.1.1997
Komisyonumuzun 30.1.1997 tarihli 17 nci Birleşiminde, boş bulunan kâtip üyeliği için yapılan seçim sonucu, Adana Milletvekili İ. Cevher Cevheri, toplantıya katılan 19 üyenin oyunu alarak, oybirliğiyle, kâtip üye seçilmiştir.
Bilgilerinize sunulur.
Saygılarımla.
Ahmet Tekdal
Ankara
Adalet Komisyonu Başkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Genel Kurula bir sunuşu vardır; okutup onayınıza sunacağım:
2.- (9/10) esas numaralı Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin açık oylamasının tekrarlanmasının Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/670)
Meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/10) esas numaralı önergenin Genel Kurulun 28.1.1997 tarihli Birleşimindeki açık oylamasının sonuçlarına yapılan itirazlar, İçtüzüğün 13 üncü maddesine göre Başkanlık Divanında 30.1.1997 tarihinde görüşülmüş ve oluşturulan inceleme komisyonu raporu da Başkanlık Divanının 5.2.1997 Çarşamba günü yaptığı toplantıda görüşülerek, her itiraz konusu üzerinde ayrı ayrı yapılan değerlendirme ve oylamalar sonucunda ortaya çıkan tabloya göre, söz konusu oylamada “kabul” veya “ret” yönünde bir kararın oluşmadığı görülmüştür.
Bu duruma göre, Genel Kurulun 28.1.1997 tarihli Birleşiminde yapılan açık oylamanın tekrarlanması hususunun Genel Kurula önerilmesi, Başkanlık Divanınca oy çokluğuyla kabul edilmiştir.
Yüce Heyetin onayına sunulur.
Mustafa Kalemli
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
1.-(9/10) esas numaralı Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin açık oylamasının tekrarlanmasının Genel Kurulun onayına sunulması hakkında
BAŞKAN - İçtüzüğün 63 üncü maddesi gereğince usul görüşmesi açacağım.
Bu görüşme çerçevesinde, lehte ve aleyhte ikişer milletvekiline söz vereceğim.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Söz istiyorum Sayın Başkan...
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Aleyhte söz talep ediyorum...
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan, söz istiyorum.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, lehte, Mehmet Ali Şahin...
HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) - Sayın Başkan, yazılı başvurduk...
BAŞKAN - Lehte, Sayın Ali Rıza Gönül, Sayın Gözlükaya, Sayın Mehmet Ali Şahin...
Aleyhte Sayın Hikmet Sami Türk, Sayın Murat Başesgioğlu, Sayın Önder Kırlı.
Sayın milletvekilleri, usul görüşmesine başlamadan önce, Genel Kurulu doğru bir biçimde bilgilendirmek üzere, tezkereyle ilgili matematiksel bir açıklama yapmak ihtiyacı içindeyim: Tutanak Müdürlüğünün açıkladığı sonuçlara göre, itiraz yapılan oylama, 492 kullanılan oy içermekteydi. Ancak, sayımda 3 mükerrer oy tespit edilmişti; dolayısıyla, karar yetersayısına esas olan geçerli oy sayısı 489'a düşmüştü. Bu karar yetersayısına esas 489 oyun 243'ü kabul, 244'ü ret, 2'si de geçersiz olarak belirlenmişti.
Bugün, Başkanlık Divanının ayrı ayrı yaptığı değerlendirme sonucunda, 243 olan kabul oy sayısının 241'e düştüğü, 1 kabul oyunun kullanılmış sayılamayacağı, 1 kabul oyunun ise, İçtüzük uyarınca geçersiz, kullanılmış; ama, kabul değil, geçersiz sayılması gerektiği yolunda bir karar verildi. Ret oy sayısı 244'ten 240'a indi. Başkanlık Divanı, 4 ret oyunun kullanılmış sayılamayacağına -2'si için ittifakla, 2'si için oy çokluğuyla- 1 geçersiz oyun kullanılmış sayılamayacağına da oy çokluğuyla karar verdi. Böylece ortaya çıkan tablo, karar yetersayısına esas olan oy sayısının 483'e indiği, kabul oy sayısının 241'de, ret oy sayısının 240'da kaldığı, 2 geçersiz oy bulunduğu, bu durumda, 483 katılımda karar yetersayısı için Anayasanın aradığı -Anayasa Mahkemesi kararıyla da pekişen- salt çoğunluğa, 242 oya ulaşılamadı. Şimdi, onayınıza sunduğumuz ve ondan önce, usul tartışmasına açtığımız konudaki tablo budur.
Sayın Gönül...
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Gözlükaya konuşacak efendim.
BAŞKAN - Sayın Mehmet Gözlükaya, tezkerenin lehinde; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Gözlükaya, süreniz 10 dakikadır.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinize saygılarımı sunuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı, 28.1.1997 günü yapılan oylamayla ilgili olarak bir araştırma yapmış, bir karara varmış ve bu kararı, oylamanın yeniden yapılması için Genel Kurulun onayına, bir öneri olarak getirmiştir. Ben, şahsen bu öneriye katılıyorum, Başkanlık Divanı, yerinde bir karar vermiştir. Şöyle ki: Öncelikle, 28.1.1997 günü yapılan oylamada, birleşimi yöneten Sayın Başkan, oylamanın sonucunu tespit etmiş; yalnız, dikkat ederseniz, kabulü veya reddi yönünde bir karara varılmıştır şeklinde bir açıklamada bulunmamıştır. Bu bakımdan, Başkanlık Divanının aldığı karar yerindedir.
Ayrıca, Başkanlık Divanının kararının asıl gerekçesi, karar yetersayısının bulunmadığı şeklindedir ki, biz, buna ihtirazi kayıtla katılıyoruz. Şöyle ki: Bizim, Doğru Yol Partisine mensup olup da, burada oy kullandığını bildiğimiz ve kendilerinin de söyledikleri, Sayın Ergun Özkan ve Sayın Abdulkadir Cenkçiler -ki, bu arkadaşlarımız, hasta olmalarına rağmen- oy kullanmışlardır; ama, Sayın Divan, bu oylamayı, bunların oylarını da geçersiz saymıştır... (ANAP, DSP ve CHP sıralarından gürültüler)
İSMET ATALAY (Ardahan) - Ayıp, ayıp!.. Yalan söylüyorsun!..
YÜCEL SEÇKİNER (Ankara) - İşiniz gücünüz yalan!..
MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) - Saygı duyuyoruz...
BAŞKAN - Sayın Gözlükaya, bir saniye...
Sayın milletvekilleri, lehte ve aleyhte konuşmalar yapılacak. Lehte ve aleyhteki konuşmacıları, lütfen sükûnetle değerlendirelim. Siyasî olarak gönlümüz ne istiyor olursa olsun, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin oylamalarında, geçmişiyle, bugünü ve yarınıyla, son derece önemli değerlendirmelere konu olacak bir karar vereceğiz.
Bu nedenle, lütfen, usul tartışmasında, lehte ve aleyhte konuşan sayın sözcüleri sükûnetle dinleyelim. Burada, sıralar arasında laf attığımız tepkilerimizle değil; vicdanımıza göre, geleceği de bağlayacak bir kararı verelim.
Onun için, lütfen, bu tartışmayı sükûnetle yürütelim.
Buyurun Sayın Gözlükaya.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, ben tartışma yaratmıyorum, fikrimi söylüyorum...
YÜCEL SEÇKİNER (Ankara) - Yalan söylüyorsun, yalan!..
MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) - Burada, tecrübeli bir parlamenter oradan yanlış laf atıyor. Sayın Seçkiner'e bunu yakıştıramadığımı ifade ediyorum. Söylediğinizi aynen size iade ediyorum... Ne söylediyseniz aynen iade ediyorum... (ANAP sıralarından gürültüler)
Değerli arkadaşlarım, ben, Başkanlık Divanı kararına, bunlara rağmen saygılı olduğumuzu söylüyorum. Bunlar kesin olarak böyledir diye herhangi bir iddiamız olmadı; şimdi, bunun tartışmasının da yeri yok.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Niye yok!.. Tartışılsın...
MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) - Şimdi, ayrıca, Başkanlık Divanının bir kararı daha var; o da, bizim itiraz ettiğimiz, Sayın Pakdemirli'nin oyunun, seçim çevresinin belirtilmediği gerekçesiyle muteber addedilemeyeceği yönündeki kararıdır ki, biz, buna iştirak ediyoruz. Zaten, oylama sırasında, oylamanın sonuçları ilan edildiği sırada da, itirazımızı açıkça, yazılı olarak, burada, oturum kapanmadan belirtmiştik.
Şimdi, niye doğrudur bu karar: Bize göre, İçtüzüğümüzün 139 ve 143 üncü maddelerinin son fıkralarına göre, açık oylamalarda oy kullanan milletvekilinin, aynen, verilen kâğıtlarda görüldüğü gibi, adı soyadı, seçim çevresi ve imzasının bulunması aslî şartlardandır; yani, biri olmazsa geçerlidir, bu tanınıyordur gibi bir iddayı ileri sürmek mümkün değildir. İçtüzük, kamu düzenini tanzim eden, taalluk eden hükümleri düzenleyen bir yasadır; hatta, tatbikatta “sessiz anayasa” olarak tanımlanan bir içtüzüktür. İçtüzük hükümlerine göre, seçim yeri yazılmadığı için geçersiz sayılan Sayın Pakdemirli'nin oyu için verilen karara da iştirak ettiğimizi ifade ediyoruz.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Divanımızın aldığı karar, hukuken yerindedir ve Parlamentomuz, şu veya bu şekilde, geçen oylamada bir şaibe altına girmiştir.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Parlamento değil... Biz değil...
MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) - Bir dakika Sayın Dumankaya...
Parlamentonun itibarının korunması, bugün, hepimiz ve gelecek için, buraya gelecek nesiller için de önemlidir, demokrasi hepimiz için önemlidir, Meclis önemlidir. Bakın, geçmişte, bütün gruplar, bu tip oylamalarda arkadaşlarının oylarını kullanmışlardır; bunu hiç kimsenin inkâr etmesine gerek yoktur; ama, bakın, Sayın Matkap'ın -burada olmadığı halde- bile oyu kullanılmış; sonradan “kullanmadım” demiştir. O bakımdan, şunu söylüyorum: Biz, Doğru Yol Partisi olarak, bu oylamanın yeniden yapılmasını, her bakımdan doğru ve yerinde görüyoruz. Hatta, diyoruz ki, bu oylamanın ad okunarak yapılmasını da zarurî görüyoruz. (Alkışlar)
Sayın Başkan ve Divan Üyeleri, hepinize teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum; sağ olun. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gözlükaya.
NECDET TEKİN (Kırklareli) - Sayın Başkan, konuşmacı “bundan önceki oylamalarda da şaibe vardır” demekle daha önceki oylamaları çok kötü bir şekilde suçlamıştır. Böyle bir şaibe, diğer oylamalarda yoktur. Kayda geçmesini istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Tekin, Sayın Gözlükaya da, önceki oylamaları şaibe altına koyacak bir beyanda bulunmadı.
Yalnız, benim bir düzeltme yapmam lazım. Başkanlık Divanı, Sayın Ekrem Pakdemirli'nin oyuna “muteber değildir” demedi, “geçersizdir” dedi. Muteber olmamak, sayıdan düşmeyi gerektirir ki, o zaman, kabul yönünde bir sonuç çıkabilir.
Başkanlık tezkeresinin aleyhinde konuşmak üzere, Sayın Hikmet Sami Türk; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Türk, süreniz 10 dakikadır.
HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Parlamentonun saygınlığını korumak hepimizin görevi, Parlamentonun sağlıklı çalışmasını sağlamak da hepimizin görevi. Bu bakımdan, üzerinde usul tartışması açılan konu, son derece önemlidir. (9/10) esas numaralı Meclis soruşturması önergesi hakkında yapılan oylamada kabul oylarının, ret oylarından fazla çıkmasına rağmen, Anayasanın 96 ncı ve İçtüzüğün 146 ncı maddesinde öngörülen çoğunluğun oluşmadığı, Başkanlık Divanının çoğunlukla aldığı kararda ifade edilmektedir; ancak, burada, oylamanın sonucunu etkileyen önemli bir nokta var; bu da, Sayın Ekrem Pakdemirli'nin oyudur.
Benden önce konuşan değerli hatip, İçtüzüğün 143 üncü maddesinde öngörülen seçim çevresinin, oy pusulasında belirtilmediğini ve bunun aslî unsur olduğu için oy pusulasının geçersiz sayılması gerektiğini ifade ettiler, Başkanlık Divanı kararı da bu yönde oluştu.
BAŞKAN - Sayın Türk, bir dakikanızı rica edeceğim.
Sayın milletvekilleri, lütfen, usul tartışmasını dinleyelim. Şu an sergilediğimiz görüntü, bu konuda vereceğimiz oylarımız konusunda peşin hükümlü olduğumuz görüntüsüdür; bu da, bu Parlamentoya yakışmıyor. Önemli bir karar vereceğiz; lütfen, sıralar arasında dolaşmayalım; lütfen, ayakta birbirimizle konuşur bir durumda olmayalım. Çok önemli bir usul tartışması yapıyoruz.
Buyurun Sayın Türk.
HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) - Sayın Başkan, gerçekten, konuştuğumuz konu, Parlamento teammüllerinin oluşması bakımından büyük önem taşıyan bir konudur. Burada, İçtüzüğün yorumlanması, İçtüzük hükümlerinin nasıl anlamlandırılması gerektiği, sorunun çözümünde temel noktadır. İçtüzüğü doğru yorumlamak, Parlamentonun sağlıklı çalışmasını sağlayacak biçimde yorumlamak için hukuktaki bir temel yorum kuralını hatırlamak gerekir. Bu yorum kuralı, Medenî Kanunun 1 inci maddesinde ifade edilmiştir. Medenî Kanunun 1 inci maddesine göre, kanun, lafzıyla ve ruhuyla temas ettiği bütün meselelerde meridir. Eğer, bunu İçtüzüğe uygulayacak olursak, İçtüzük, sözüyle ve özüyle değindiği bütün sorunlarda geçerlidir.
Şimdi, İçtüzük hükümlerini bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. İçtüzüğümüz, çeşitli dönemlerde düzeltmeler görmüş, yenileştirilmiş bir İçtüzüktür ve maalesef, ifadeleri arasında tam bir tutarlılık yoktur. Gerçekten, İçtüzük, açık oylamayla ilgili 139 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında, açık oylamanın üç türünü belirtmekte ve bunlardan birini -oy pusulasıyla gerçekleşeni- şöyle ifade etmektedir: “Açık oylama, üzerinde milletvekillerinin ad ve soyadlarıyla seçim çevrelerinin yazılı olduğu oy pusulalarının kutuya atılması... suretiyle olur.” Diğer biçimler üzerinde durmuyorum.
Şimdi, bu maddeye baktığınız zaman, biçimsel unsur olarak, şeklî unsur olarak şunların oy pusulasında yer alması gerektiğini görüyoruz: Milletvekilinin adı, soyadı ve seçim çevresi. Bunun dışında imza öngörülmüş değil, oyun rengi de öngörülmüş değil. Bu, basılı oy bakımından öngörülen düzenleme. Eğer, milletvekilinin oylama sırasında basılı oy pusulası elinde değilse, herhangi bir kâğıt üzerine de oyunu yazabilir. Nitekim, bu, İçtüzüğün 143 üncü maddesinin son fıkrasında öngörülen bir yoldur. Buna göre “Açık oylama sırasında basılı oy pusulası bulunmayan milletvekili bir beyaz kâğıt üzerine adını ve seçim çevresini yazıp imzalamak suretiyle oyunu kullanabilir.” Burada belirtilen unsurlar, milletvekilinin adı ve seçim çevresidir; ama, milletvekilinin soyadını yazması öngörülmüş değildir; oyunun rengini belirtmesi de öngörülmüş değildir; fakat, bildiğiniz gibi, uygulamada kolaylık olmak üzere Başkanlık Divanı tarafından basılan ve üzerinde milletvekilinin adı, soyadı, seçim bölgesi, oyunun rengi ve imzası hanelerinin bulunduğu oy pusulalarını kullanmaktayız; ancak, bu bir zorunluluk değildir; çünkü, 143 üncü madde herhangi bir beyaz kâğıt üzerine oyun yazılabileceğini öngörmektedir. Buna göre, 143 üncü maddenin özüne uygun yorumu ne olabilir? Eğer, biz, 143 üncü maddenin sözüne takılacak olursak, İçtüzüğün diğer maddelerini yorumlamakta da güçlükle karşılaşırız. İçtüzüğün, Parlamentonun sağlıklı çalışması bakımından, Medenî Kanunun 1 inci maddesinde ifadesini bulan temel yorum kuralı doğrultusunda uygulanması, yorumlanması durumunda, bu maddede oy pusulası için öngörülen unsurları şöyle sıralayabiliriz: Önce, aslî unsur, temel unsur; her durumda milletvekilinin adı olması gerekir. 143 üncü maddede yazılı olmamakla birlikte, milletvekilinin soyadının da yer alması gerekir ve orada açıkça belirtildiği gibi, imzasının yer alması gerekir; ama, bu oy pusulasının amacı, 143 üncü maddede olmadığı halde, milletvekilinin kullandığı oyu belirtmektir. Dolayısıyla, oyun renginin de, bu oy pusulası üzerine yazılması gerekir. Öyleyse bunlar, 143 üncü madde anlamında, oy pusulasının aslî unsurlarıdır, temel unsurlarıdır. Bunun yanında seçim çevresinin yazılması, bir tali unsur niteliğindedir, bir ikincil unsur niteliğindedir.
Bu oylamada önemli olan iki nokta var: Birincisi, oy kullanan milletvekilinin kimliği üzerinde tereddüt uyanmamasıdır; hangi oy pusulasının, hangi milletvekiline ait olduğunun belli olmasıdır; açık oylamanın amacı da budur. Seçim çevresi ise, eğer aynı adı taşıyan birden çok milletvekili varsa, o zaman önem taşır. Örneğin, bu çatı altında iki Ekrem Pakdemirli olsaydı, o zaman, bunun Manisa Milletvekili Ekrem Pakdemirli mi, yoksa başka bir ilimizin milletvekili Ekrem Pakdemirli mi olduğu konusunda tereddüt uyanırdı. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) Oysa, böyle bir tereddüt yok ve bu çatı altında bir tane Ekrem Pakdemirli var. Bu konuda herhangi bir duraksamaya yer yoktur, herhangi bir tereddüte yer yoktur. Eğer, seçim çevresi yazılmadı diye, bir oy pusulası geçersiz sayılacak olursa, o zaman 143 üncü maddede öngörülmediği halde, fazladan soyadını da içeren oy pusulalarını da geçersiz saymak gerekir; çünkü, o da, orada öngörülmeyen bir şekil unsurunu ortaya koymaktadır. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, yasaları, bu arada Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünü, ancak, amacına göre, özünü göre doğru yorumlayabiliriz. Katı biçim kurallarına, katı şekil kurallarına takılıp kalacak olursak, ileride, bu İçtüzüğün uygulamasında başka güçlüklerle karşılaşırız. Bu oylamada önemli olan, milletvekillinin kimliğinin ve kullandığı oyun tereddüte yer bırakmayacak biçimde, açıkça belli olmasıdır. Olayımızda bu gerçekleşmiştir; söz konusu olan oyun, Sayın Ekrem Pakdemirli tarafından kullanıldığı açıktır. Öyleyse, böyle bir oyu geçersiz saymak, iptal etmek, İçtüzüğün amacına, ruhuna aykırı bir işlemdir.
A. TURAN BİLGE (Konya) - Doğru.
HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) - Özetle, Anayasamızın ve İçtüzüğün, doğru, Parlamentonun sağlıklı çalışmasını sağlayacak biçimde yorumunda, kullanılan oyun -Sayın Ekrem Pakdemirli'ye ait olan oyun- geçerli kabul edilmesi gerekir. Geçerli kabul edildiği takdirde, kabul oylarının sayısı 242'ye yükselmektedir ve bu durumda, Anayasının 96 ncı ve İçtüzüğün 146 ncı maddesine göre (9/10) esas numaralı Meclis soruşturması önergesi kabul edilmiş bulunmaktadır.
Burada, benden önce konuşan değerli hatibin işaret ettiği bir noktaya da değinmek isterim. Bu, bundan sonraki açık oylamalar bakımından önemli bir noktadır. Değerli arkadaşlarım, vekâlet oyu, sadece bakanlar için öngörülmüştür; milletvekillerinin birbirlerine vekâlet etmesi, bizim Anayasamızda öngörülmüş değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde tartıştığımız konuda, tereddüte yer bırakmayacak açık bir durum vardır; bu da, Sayın Ekrem Pakdemirli'nin oyunu geçerli bir biçimde kullandığıdır. Bu çerçeve içerisinde, oylamanın tekrarına gerek yoktur.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DSP, ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Türk.
Tezkerenin lehinde, Sayın Gönül siz mi konuşacaksınız?
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Hayır, ben konuşmayacağım.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Mehmet Ali Şahin konuşacak.
BAŞKAN - Tezkerenin lehinde, Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, Meclisimizin saygıdeğer üyeleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Önce, bir oylamanın sonuçlarının bu noktaya gelmiş olmasından büyük üzüntü duyduğumu belirtmek istiyorum. Parlamentomuz, milletimizin nazargâhıdır; milletvekillerimiz, en az hatalı, hatta, hiç hatasız olmak durumundadır.
AHMET KABİL (Rize) - Göreceğiz...
MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Başkanlık Divanının, TURBAN'daki suiistimallerle ilgili verilmiş soruşturma önergesiyle ilgili oylamaların sonucuna yapılan itiraz üzerine almış olduğu kararın tezkereleri üzerine, Refah Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuzdayım.
Başkanlık Divanı, biraz önce, değerli sözcülerin de ifade ettiği gibi, almış olduğu kararda, o günkü oylamaya iştirak eden sayın milletvekili sayısının 483 olduğunu ve salt çoğunluğun da 242 olduğunu kararlaştırmıştır ve yine, Başkanlık Divanı, kararında, kabul oylarının 241, ret oylarının da 240 olduğunu açıklamıştır.
Değerli arkadaşlarım, bu durumda, bizim görüşümüze göre, kabul oluşmamış ve karar teşekkül etmemiş olmaktadır. Bu durumda, soruşturma açılmamış sayılmalıdır. Yine, bize göre, yeniden oylamaya da gerek yoktur; çünkü, Başkanlık Divanının görevi bir tespitten ibarettir; bu tespitini yapmış, şu anda, bu tespitini Genel Kurula arz etmiştir ve Başkanlık Divanının almış olduğu karar, İçtüzüğümüze göre bu aşamada bitmektedir. Ancak, şu hususu da belirtmeden huzurunuzdan ayrılmak istemiyorum. Biraz önce, hukukî yorumlarına ve mütalaalarına gerçekten büyük değer verdiğim, Demokratik Sol Parti Grubu adına konuşan Sayın Profesör Türk...
HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) - Sayın Başkan, Grup adına konuşmadı bizim sözcümüz; bu tartışmalarda grup adına konuşulmaz...
MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Özür dilerim efendim.
Kişisel görüşlerini arz eden...
HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) - Siz de grup adına konuşmuyorsunuz.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.
MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Çok teşekkür ederim uyarınız için.
Biraz önce kişisel görüşlerini arz eden Sayın Türk, Ekrem Pakdemirli Beyin kullanmış olduğu oyla ilgili değerlendirmede bulundular -Başkanlık Divanında bugün görüşülmüş, ben yoktum; ancak, ilgili arkadaştan aldığım bilgiye göre- Ekrem Pakdemirli Beyin oyunda, kullanmış olduğu yazılı oyda seçim çevresinin yazılı olmadığı ifade edilmektedir. Acaba, seçim çevresinin olmaması o oyun geçersizliği için yeterli midir?
EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa) - Değil.
MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, İçtüzüğümüzün 139 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında “Açık oylama, üzerinde miletvekillerinin ad ve soyadlarıyla seçim çevrelerinin yazılı olduğu oy pusulalarının kutuya atılması...” diye ifade edilmektedir.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) - Rengi nerede?...
MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Şimdi, seçim çevrelerinin, kullanılan oyda bir şekil şartı olduğu ifade ediliyor ve ayrıca, yine, İçtüzüğümüzün 143 üncü maddesinin son fıkrasında “Açık oylama sırasında basılı oy pusulası bulunmayan milletvekili bir beyaz kâğıt üzerine adını ve seçim çevresini yazıp imzalamak suretiyle oyunu kullanabilir” denilmektedir. Demek ki, seçim çevresi, İçtüzüğümüzün her iki maddesinde de mutlaka yazılması gereken bir şekil şartıdır.
İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) - Soyadı yok orada...
MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - 143 üncü maddenin sonuncu fıkrasında soyadının olmamasını, acaba bir eksiklik mi sayacağız? Ama, biz, İçtüzüğü bir bütün olarak değerlendirmek zorundayız. Bu eksikliği, biraz önce okumuş olduğum İçtüzüğümüzün 139 uncu maddesi doldurmaktadır. O halde, kullanılan bir oyun geçerli olabilmesi için, İçtüzüğümüzü bir bütün olarak kabul ettiğimizde, ad, soyad ve seçim çevresinin mutlaka oy pusulasında yazılı olması gerekmektedir.
Bu durumda, Başkanlık Divanının almış olduğu kararın doğru olduğu kanaatindeyiz. Kabulün oluşmadığı ve kararın teşekkül etmediği kanaatimi burada belirtir, hepinize, sevgilerimi, saygılarımı sunarım efendim. (RP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) - Bu sizi kurtarmaz.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.
Tezkerinin aleyhinde, Sayın Murat Başesgioğlu; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başkanlıkça okunmuş bulunan Başkanlık Divanı kararının aleyhinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, ülke, iki haftadır, ülke gündeminin çok yoğun yaşandığı ve diğer gündem maddelerinin yanı sıra, maalesef, Meclis, yapılan bu şaibeli oylamaya da gündeminin belli yerlerinde yer ayırmak zorunda kalmıştır.
Değerli arkadaşlar, parlamenter rejimde oylama, rejimin ve demokrasinin namusudur. Oylama, oy pusulasını, sadece kupaya atmaktan ibaret bir işlem değildir; şu tartıştığımız konuda görüldüğü üzere, 1 oyun dahi nelere etkili olabileceğini göstermektedir. Şimdi, bu vesileyle temennimiz odur ki, bundan sonraki oylamalarda, temsil edilen oyun manasına uygun şekilde oy kullanılsın ve inşallah, bu Parlamentoda, burada bulunmayan milletvekilleri yerine de, bir daha oylar kullanılmasın.
Bu oyların kimler tarafından kullanıldığı, kimin adına kullanıldığı, hangi gruba izafe edildiği açık ve seçik ortada. Bunu, hiç tartışmaya meydan vermeyecek şekilde, Başkanlık Divanı görüşmeleri de ortaya koymuş bulunmaktadır. Ama, Başkanlık Divanının şu kararı karşısında, TURBAN'la ilgili Meclis soruşturması önergesine muhatap olan Sayın Bakan, eski Sayın Başbakan, kendi durumunu yeniden değerlendirmek zorundadır. Parlamento âdeta ikiye bölünmüş, Başkanlık Divanının son tespitlerine göre, kabul oyları bir oy farkla öne geçmiş olmakla, bu konuda, Meclis çoğunluğunun iradesi ortaya çıkmıştır; yani, Parlamento “Sayın Çiller hakkında Meclis soruşturma komisyonu kurulsun, Meclisin çoğunluk iradesi budur” demiştir. (ANAP sıralarından alkışlar)
NURHAN TEKİNEL (Kastamonu) - Karar yetersayısı diyorsunuz...
MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) - Tabiî, karar yetersayısı gibi, Sayın Pakdemirli'nin “Manisa” yazmadığı gibi çeşitli sunî gerekçelere sığınarak bundan kurtulmayı isteyebilirsiniz, burada oylama yapmak isteyebilirsiniz; ama, arz etmek istediğim, Parlamento, yapılan oylamada, çoğunluk kararını ortaya koymuştur. Bu, bir oyla dahi fazla olsa, Sayın Çiller hakkında Meclis soruşturması açılması kararıdır. Bu nedenle, biz, Başkanlık Divanı kararına katılmıyoruz. Kaldı ki, Sayın Pakdemirli'nin oyunun geçersiz sayılması da, bize göre doğru değildir. Sayın Pakdemirli -ben biliyorum ki- bundan önceki birtakım oylamalarda bile, seçim bölgesini yazmamıştır; çünkü, oylamalar çok acele olarak yapıldığı için, oyunu, seçim bölgesini yazmadan kullanmıştır. Şu zabıtlar tetkik edilse, seçim bölgesi yazılmamış bunun gibi yüzlerce oy çıkar.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu ) - Doğru...
MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Başkanlık Divanının bu kararına katılmadığımız için, Yüce Genel Kurul, bu konuda bir karar vermek durumundadır. Sayın Başkandan istirhamımız, bu usul tartışması sonucunu oylamaya sunmasıdır veyahut da bu konuyla ilgili vermiş olduğumuz bir önerge var, o önergeyi de, yine Yüksek Kurulun takdirlerine sunmasıdır.
Değerli milletvekilleri, oy pusulasına seçim bölgesinin yazılmaması aslî bir unsur değildir. Sayın milletvekilinin sadece adını yazması dahi kâfidir; adını, soyadını ve oyunun rengini yazması, iradesini beyan için yeterlidir. Dolayısıyla, Başkanlık Divanının bu konudaki kararı bizce doğru değildir. Başkanlık Divanından beklediğimiz karar, bu oyu da hesaba katarak, karar yetersayısının oluştuğu noktasında ve eski Başbakan Sayın Çiller hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin usulî prosedürün tamamlanmasına ilişkin olması yolundaydı. Bu nedenle, Başkanlık Divanı kararına muhalif olduğumu arz ediyor, Sayın Başkandan da, arz ettiğim veçhile, önergemizin ve usul tartışmalarının Yüce Genel Kurulun takdirine sunulmasını arz ediyor, saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Başesgioğlu.
Sayın milletvekilleri...
EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun Sayın Pakdemirli.
EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa) - Belki elli defa “Sayın Pakdemirli” adı geçmiştir; dolayısıyla, konuşma hakkı doğmuştur.
BAŞKAN - Sayın Pakdemirli, bu bir usul tartışması; şahsınıza sataşma olmadı.
EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa) - Var efendim... (ANAP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Pakdemirli, yerinizden lütfen, iradenizle ilgili... Lütfen... Şahsınıza bir sataşma olmadığı için kürsüye çağıramayacağım sizi. (ANAP sıralarından gürültüler)
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) - Sayın Başkan, kürsüden konuşsun...
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...
EKREM PAKDEMİRLİ (Manisa) - Parlamentonun bilinen, hatırlanan tarihinde hiçbir zaman, oylamanın sonuçları seçim çevresine göre tasnif edilmiş değil veya seçim çevresine göre kabul edilmiş veya reddedilmiş değildir. Nitekim, on yıldır, ben, kendi seçim çevremi yazmıyorum. Seçim çevremi yazmadan oy kullandığım da muteberdir bugüne kadar. Anayasamızın 80 inci maddesine göre, ben Manisa'nın değil, beni seçenlerin değil, Türkiye'nin milletvekiliyim ve Türkiye'yi temsil ediyorum. Burada, irademi belli etmişim; Manisa'nın yazılmaması aslî unsur değildir, benim oyumu geçerli kılması veya kılmaması da düşünülemez. Eğer bunu böyle düşünen biri varsa, Manisa'ya sığınıyor demektir. Manisa milletvekilinin iradesi bellidir. Manisa'ya sığınıp da bir oylamanın neticesini değiştirmek fevkalade yanlıştır; reddediyorum, protesto ediyorum efendim. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar )
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Pakdemirli, burada; maalesef, ben, bireysel bir karar verme durumunda değilim; Başkanlık Divanının, İçtüzüğün 13 üncü maddesine göre almış olduğu “izlenecek yol” bağlamındaki bir tezkereyle ilgili işlemleri yürütmek zorundayım. Onun için, sizi anlıyorum; ama, yapılabilecek, bu başlattığımız süreç dışında herhangi bir işlemin olmadığını da anlayışla karşılamanızı istiyorum.
Sayın milletvekilleri, şimdi, Şükrü Yürür, Hüseyin Yayla, Safder Gaydalı, Korkut Özal, Oltan Sungurlu, Murat Başesgioğlu, Selahattin Beyribey, Zeki Çakan, Seyit Eyyüpoğlu, Mustafa Taşar, Mehmet Ali Bilici, Ali Hatipoğlu, Salih Yıldırım, Ataullah Hamidi, Necati Güllülü, Yüksel Yalova, Recep Mızrak, Abbas İnceayan, Ahmet Kabil, Şerif Bedirhanoğlu, Yıldırım Aktürk imzasıyla Başkanlığımıza ulaşmış bir önerge vardır.
Önerge şöyle:
Başkanlık Divanı kararını oylamadan önce, şu hususun ayrıca oylanması gerektiği görüşündeyiz.
Sayın Pakdemirli'nin oyunda Manisa yazmaması oyu geçersiz saymaya sebep olmuştur. Eğer birden fazla Ekrem Pakdemirli olsa ve hangisinin oyu olduğu hususunda bir münakaşa bulunsa, o takdirde geçersizliği düşünülebilirdi; bu oy geçerlidir. O takdirde, karar yetersayısı oluşmaktadır. Bu sebeple, önce, bu oyun geçersizliğinin Yüce Mecliste kaldırılması gerekecektir.
Sayın Başkan, önce bu hususun gizli oylanmasını ve buna göre işlem yapılmasını talep etmekteyiz.
Saygılarımızla.
Gerekçe:
Oylamada milletvekilinin soyadının yazılması, oy pusulasının sahibini tespit etmektedir. Oy pusulasında oy veren milletvekilinin kimliği belli ve oyunun rengi belliyse, artık, bu pusulanın sıhhatinden şüphe edilemez. Oylama, Parlamentonun itibarıyla alakalı bir oylamadır ve her açıdan sağlıklı olması için, İçtüzük 147 nci madde gereği, gizli oylama talep edilmiştir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, öncelikle şunu belirteyim; birincisi, böylesi bir oylamada, önergeyi işleme koysak bile, gizli oylama yapamayız.
İkincisi, ifade edilen konu, her iki yönüyle de, Sayın Pakdemirli'nin, oyunun geçerli olup olmaması konusundaki iddiası ve bunun genel karardan ayrıca oylanması, benim, Başkanlık Divanında dile getirdiğim şahsî görüşümdür; ancak, ben, burada, kendi görüşümü değil, Başkanlık Divanının almış olduğu karar uyarınca şekillendirdiği izlenecek yolu onayınıza sunmak zorundayım. Bu oylamayı da, şu an, işaret oyuyla yapmak durumundayım.
Bu nedenle, kendisi aynı zamanda partisinin Genel Başkanı ve Grup Başkanı olan Sayın Başbakan dışındaki bütün sayın bakanların, Bakanlar Kurulu sıralarına gelmelerini öncelikle rica ediyorum; normal sıralarda hiçbir sayın bakan kalmasın; sayın bakanların sıralarında da hiçbir sayın milletvekili kalmasın.
Balkondaki arkadaşlardan rica ediyorum, lütfen, Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi Gruplarında sayın bakanların boşalttığı sıraları dolduralım.
Sayın milletvekilleri, lütfen, bakanlara ait sıralarda sayın milletvekili kalmasın. Bakanlar Kurulu sırasındaki sayın milletvekillerinin oylarını saymayacağım.
Sayın milletvekilleri, Doğru Yol Partisi Grubunda iki boş sıramız, Refah Partisi sıralarında boş sıralarımız var, lütfen dolduralım, sayıma bir gölge düşürmeyelim, tartışma yaratmayalım. Lütfen...
Sayın milletvekilleri, oylamayı yapacağız, lütfen ayakta sayın milletvekili kalmasın.
Sayın milletvekilleri, şimdi, Başkanlık tezkeresini kabul edenlerin oylarını sayacağım. Salonda 30 sayın bakan bulunmaktadır. Sayın bakanlar, Sayın Başbakan dahil, lütfen, oylamada ellerini kaldırmasınlar, 37 olarak mevcut sayıya ilave edileceklerdir.
Başkanlık tezkeresini kabul edenler işaret buyursunlar...
YILDIRIM AKTÜRK (Uşak) - Sayın Başkan, bakanlar burada vicdanen farklı oy kullanabilirler, 37'yi niye bir kefeye koyuyorsunuz ki?!.
HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) - Sayın Başkan, bir maruzatım var; oylamaya geçmeden önce, zatıâlinize bir şey arz etmek istiyorum.
BAŞKAN - Şimdi, reddedenleri oylayacağım; ama, Sayın Özkan'ın bir talebi var.
Buyurun.
HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) - Sayın Başkan, burada Hükümet tasarısı oylamıyoruz. Onun için, sayın bakanların oylarını da burada kendi iradeleriyle tespit etmeniz gerektiğini savunuyorum; lütfen, onlar da parmak kaldırsın ve sayınız.
BAŞKAN - Sayın bakanlardan kabul edenler işaret buyururlar mı efendim... (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar [!])
Teşekkür ediyorum sayın bakanlar.
Sayın Menteşe, aramızda bir tereddüt var; siz, oylama sırasında orada 4 kişi mi oturuyordunuz efendim?
NAHİT MENTEŞE (Aydın) - Evet, 4 kişi oturuyorduk.
BAŞKAN - Tamam. (CHP sıralarından “ad okuyarak yapın” sesleri”)
Başkanlık tezkeresini kabul etmeyenler...
Sayın milletvekilleri, Başkanlık tezkeresi kabul edilmiştir. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar[!])
1. -İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 58 arkadaşının, TURBAN İmkânlarını Kişisel ve Siyasî Menfaatlerine Alet Ettiği ve Yolsuzlukların Üzerine Gitmeyerek Görevini Kötüye Kullandığı ve Bu Eyleminin TCK'nun 240 ıncı Maddesine Uyduğu İddiasıyla Eski Başbakan Tansu Çiller Hakkında Meclis Soruşturması Açılmasına İlişkin Önergesi (9/10) (1)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, açık oylamanın tekrarını yapacağız.
Açık oylama, daha önce, kupaların sıralar arasında dolaştırılması yoluyla yapılmıştı; ancak, açık oylamanın ad okunarak yapılması yolunda arkadaşlarımızın önergeleri var.
Bu durumda, açık oylamanın şeklini belirlemek üzere, Genel Kurulun oyuna başvuracağım.
Açık oylamanın ad okunarak yapılmasını kabul edenler... (ANAP, DSP ve CHP sıralarından “yuh” sesleri, gürültüler) Kabul etmeyenler... (DSP ve CHP sıralarından “gulu, gulu” sesleri, gürültüler)
Elini kaldırmayan sayın milletvekilinin oyunu saymayacağız efendim.
... Açık oylamanın ad okunarak yapılması kabul edilmemiştir. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından gürültüler)
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkan, önerge sahiplerini de lütfeder misiniz... Ad okunarak oylama yapılmasını isteyen kaç önerge var Sayın Başkanım, onu bir açıklar mısınız...
BAŞKAN - Efendim?..
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - Ad okunarak oylama yapılmasını isteyen kaç önerge var Sayın Başkanım, onu bir açıklar mısınız... Önerge sahiplerini de lütfedin... (Gürültüler)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... Lütfen...
Açık oylamanın, adı okunan sayın milletvekillerinin, kürsüye konulacak oy kutusuna oyunu atması suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... (DSP ve CHP sıralarından “yuh” sesleri) Açık oylama, kupaların sıralar arasında dolaştırılması suretiyle yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, lütfen, mümkün olan çoklukta matbu oy pusulalarınızı kullanın. Sayımda ve tasnifte büyük güçlüklerle karşı karşıya kalıyoruz. Lütfen, matbu oy pusulalarınızı kullanmaya gayret ediniz.
(Oylar toplandı)
BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın milletvekili var mı?
Son kez uyarıyorum; oyunu kullanmayan sayın milletvekili var mı? Yok.
Kupalar kaldırılsın.
(Oyların ayırımı yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, eski Başbakan Sayın Tansu Çiller hakkında TURBAN konusunda verilmiş olan (9/10) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin, Genel Kurulun 5 Şubat 1997 tarihli 55 inci Birleşiminde alınan karar uyarınca tekrarlanan açık oylamasıyla ilgili olarak, Başkanlığımıza ulaşan sonuçları açıklıyorum: (1)
Kullanılan oy sayısı : 529
Kabul : 259
Ret : 268
Çekimser : 1
Mükerrer : 1
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, sahte oy yok mudur?
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, eğer bir itirazınız varsa...
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) - Öyle bir sütun açılmış da; onun için sordum.
BAŞKAN - Biliyorsunuz, İçtüzüğümüzün hükümleri açık, itiraz Başkanlığa yapılabilir. Şu ana kadar, bu sonuçları açıklayana kadar, İçtüzüğün 13 üncü maddesi uyarınca, bizi, herhangi bir durumda, oy sonuçlarıyla ilgili herhangi bir görüşmeye yahut işleme yöneltecek bir başvuru olmadı. O nedenle, herhangi bir itirazı olan arkadaşımız itirazını Başkanlığa ulaştırabilir.
Sayın milletvekilleri, çalışma süremizin dolmasına çok kısa bir süre kalmıştır. O nedenle, saat 19.00'da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
Önce, sırasıyla, yarım kalan işlerden başlıyoruz.
1. -926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı :23)
BAŞKAN - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
İlgili komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
2.-Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapan 18.11.1992 Tarih ve 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/543) (S. Sayısı :175)
BAŞKAN - Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Bu Kanunlarda Değişiklik Yapan 18.11.1992 Tarih ve 3842 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
İlgili komisyon?.. Yok.
Müzakeresi ertelenmiştir.
3. -9.7.1945 Tarih ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonları raporları (1/528) (S. Sayısı :163) (1)
BAŞKAN - 9.7.1945 Tarih ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonları raporlarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerlerini almışlardır.
Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde, tasarının 2 nci maddesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmış, maddeyle ilgili önergelerin işleminde kalmıştık.
Şimdi, 2 nci maddeyle ilgili önergeleri, önce, veriliş sırasına, sonra aykırılık derecesine göre okutup, işleme koyacağım.
Önergeleri okutuyorum:
Görüşmekte olduğumuz 9.7.1945 tarih ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesiyle eklenen geçici 9 uncu maddenin (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Sılay Mustafa Köylü
Hatay Isparta
Süleyman Metin Kalkan Fethi Acar
Hatay Kastamonu
“(a): Yukarıda belirtilen kapsam dahilinde, nitelikleri itibariyle satışa uygun olan gayrimenkuller Bakanlıkça tespit edilir.”
Gerekçe: Önergeyle satışı yapılacak gayrimenkullerin tespit yetkisinin Bakanlıkça tespit edilmesi teklif edilmiştir.
Görüşmekte olduğumuz 9.7.1945 tarih ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Sılay Mustafa Köylü
Hatay Isparta
Süleyman Metin Kalkan Fethi Acar
Hatay Kastamonu
Madde 2.- 4792 Sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
Gerekçe: Önerilen değişiklikle tasarının 2 nci maddesi yeniden düzenlenmiştir.
Görüşmekte olduğumuz 9.7.1945 tarih ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesiyle eklenen geçici 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Sılay Metin Kalkan
Hatay Hatay
Mehmet Emin Aydınbaş Fethi Acar
İçel Kastamonu
“Geçici Madde 9- Kurumun mülkiyetinde bulunan gayrimenkuller, aşağıdaki usul ve esaslara göre satılarak değerlendirilir.”
Görüşmekte olduğumuz 163 sıra sayılı 9.7.1945 tarih ve 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesiyle bu kanuna eklenen geçici 9 uncu maddenin (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz Cafer Güneş
Kayseri Kırşehir
Refah Partisi
Grup Başkanvekili
Ali Rıza Gönül Abdulkadir Öncel
Aydın Şanlıurfa
Doğru Yol Partisi
Grup Başkanvekili
“e) Bu kanuna göre satılacak gayrimenkullerle ilgili olarak, ifraz ve imar planı tadil işlemleri, 3194 sayılı İmar Kanunu ve uygulama yönetmeliklerindeki kısıtlamalara bakılmaksızın, kat mülkiyetine geçiş ve ifraz işlemleri, kurumun talebi üzerine, alakalı daire ve belediyelerce en geç üç ay içinde sonuçlandırılır.
Kat mülkiyetine geçiş için, kadastro müdürlüğünce, zemindeki fiilî durumu tespit eden plan, vaziyet planı sayılır ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 12 nci maddesinin (b) bendinde yazılı fotoğrafın, kurum temsilcisine tasdik edilerek, tapu müdürlüğüne talepte bulunması halinde, başkaca bir belgeye gerek bulunmaksızın, taşınmaz mal üzerinde kat mülkiyeti tesis edilir. “
Görüşülmekte olan 163 sıra sayılı 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesiyle yasaya eklenen geçici madde 9'un (c) bendi Anayasaya aykırıdır. Bu nedenle, fıkranın madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Zekeriya Temizel Hüsamettin Özkan
İstanbul İstanbul
Ahmet Tan Ayhan Gürel
İstanbul Samsun
Hasan Gülay Fevzi Aytekin
Manisa Tekirdağ
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Sayın Oya Araslı ve arkadaşları ile Sayın Mustafa Karslıoğlu ve arkadaşlarının birer değişiklik önergesi daha vardır; ancak, biliyorsunuz, dörtten fazla önergeyi işleme koyamıyoruz.
OYA ARASLI (İçel) - Sayın Başkan, yalnız, bizim önergemiz, Anayasaya aykırılık önergesidir ve bunu, öncelikle işleme koymanız gerekmektedir; bu hususu bilgilerinize sunmak istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Araslı, bunu önceden tartıştık. Maalesef, önergenizi, yazılış biçimi bakımından -niyeti belki öyle, ama- Anayasaya aykırı diye işleme koyamıyorum.
OYA ARASLI (İçel) - Sayın Başkan, gerekçesinde bile, Anayasaya aykırılığı açıkça ifade edilmiştir...
BAŞKAN - İzin verir misiniz, ben anlatayım gerekçemi: Anayasaya aykırı olduğunu açıkça ifade eden bir önerge var, onu öncelikle oylayacağım; son okunan önerge... Sizin önergeniz, maalesef, Anayasaya aykırılığı, gerekçesinde bir ihtimal olarak dile getiriyor.
OYA ARASLI (İçel) - İhtimal değil efendim, açıkça...
BAŞKAN - Okuyacağım efendim... Aynen okuyorum; diyorsunuz ki “163 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.” Burada, Anayasaya aykırılık iddianız yok.
Gerekçenizde aynen şunu diyorsunuz: “Bu yetkiler, Anayasanın 6, 7 ve 8 inci maddelerine aykırı bir görünüm taşımaktadır.” Bir ihtimaliyet... Anayasaya aykırılık önergelerini işleme koyabilmemiz için, başında, çıkarılmayı değil, Anayasaya aykırı olduğunu teklif etmeniz lazım; çünkü, Anayasaya aykırılık önergeleri, beşinci önerge olarak işlem görüyor benim anlayışıma göre; bazı sayın başkanvekilleri farklı uyguladılar. Onun için, Anayasaya aykırı olduğunun, mutlaka, teklifte arz edilmesini zorunlu koşul sayıyorum efendim.
OYA ARASLI (İçel) - Sayın Başkan, özür dileyerek bir dakikanızı istirham ediyorum.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
OYA ARASLI (İçel) - Siz de ifade ettiniz. Bugüne kadar, Anayasaya aykırılık önergelerini hep bu ifadeyle verdim ve hepsi diğer başkanvekilleri tarafından öncelikle işleme konuldu. Bu hususta, eğer, Divan, başkanvekilleri arasında bir uygulama ve yorum birliği oluşturursa bizler de daha rahat davranma imkânına kavuşacağız.
BAŞKAN - Sayın Araslı, ben, aynı zamanda, bir milletvekili olarak da, bu Mecliste, Anayasaya aykırılık önergelerini en çok hazırlayanlardan ve işleme koyanlardanım. Bakın, şimdi, işleme koyacağım Anayasaya aykırılık önergesini okuyorum: “Görüşülmekte olan -devam ediyor- geçici madde 9'un (c) bendi Anayasaya aykırıdır.” Anayasaya aykırılık talebinde bu iddiayı arıyorum. Siz, sadece, gerekçenizde, çıkarılmanın gerekçesi olarak “Anayasaya aykırılık görünümü taşıyor” diyorsunuz. Bunu, Anayasaya aykırılık önergesi olarak, işleme, sanıyorum, hiçbir başkanvekilimizin koymaya hakkı olmasa gerektir.
OYA ARASLI (İçel) - Aynı ifadeyle pek çok önergemiz işleme konuldu.
BAŞKAN - Yani, doğrudan söylemek gerekir.
Sayın milletvekilleri, şimdi, biraz önce okuduğumuz Anayasaya aykırılık önergesini işleme koyacağım.
Sayın Komisyon, bu önergeye katılıyor musunuz?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NEVZAT KÖSE (Aksaray) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Hükümet?..
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI NECATİ ÇELİK (Kocaeli) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet Anayasaya aykırılık önergesine katılmadı.
Önerge sahiplerine soruyorum: Gerekçesini mi okuyalım; yoksa konuşacak mısınız efendim?
ZEKERİYA TEMİZEL (İstanbul) - Konuşmak istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
ZEKERİYA TEMİZEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğunuz yasa tasarısının bir maddesiyle ilgili olarak Anayasaya aykırılık iddiasında bulunduk. Böyle bir düzenlemenin neden Anayasaya aykırı olacağını tamamen teknik deyimlerle sizlere sunmak istiyorum.
Hepinizin bildiği gibi, Sosyal Sigortalar Kurumu tüzelkişiliği haiz bir devlet kurumudur. Yasanın ifadesi bu; yasa aynen böyle diyor. “Sosyal Sigortalar Kurumu tüzelkişiliği haiz bir devlet kurumudur.” Yasanın 21 inci maddesine göre, kurumun malları ceza hükümleri karşısında devlet malı sayılır. Demek ki, yasanın 21 inci maddesi de kurumun mallarını devlet malı saymış. Kurum devlet kurumu; malları da devlet malı. Doğal olarak, kamu kurum ve kuruluşlarının mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların satışı için ayrı bir yasaya gerek yoktur. Bunun gerekli olmadığını, daha önceden kamu mülklerinin satışıyla ilgili olarak, burada, düzenlediğiniz yasanın da Anayasa Mahkemesinde iptal edilmesinden sonra, geçmiş yıllarda olduğu gibi, şimdi de mülklerin satışının devam etmesinden çok rahat bir şekilde görebiliyorsunuz; çünkü, kamu malları, 2886 sayılı Devlet İhale Yasasına göre, zaten satılmaktadır; ancak, Sosyal Sigortalar Kurumu, 2886 sayılı Devlet İhale Yasasına tabi değildir. Yalnız, burada bir “ancak” daha var; Sosyal Sigortalar Kurumu Yasasına göre, Sosyal Sigortalar Kurumunun malları da satılamazdı. Şimdi, Sosyal Sigortalar Kurumunun mallarının satışıyla ilgili olarak, Yönetim Kuruluna bir yetki veriyorsunuz. Buraya kadar herhangi bir şey yok; Anayasaya aykırılığı da burada iddia etmiyoruz. Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kuruluna taşınmaz malların satışı yetkisini veriyorsunuz; ama, burada, Anayasaya aykırı düzenleme, hemen bunun arkasından geliyor. Satış usul ve esaslarını belirleme yetkisini de Yönetim Kuruluna veriyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında, yasayla yetkilendirmenin, yasayla düzenleme anlamına gelmeyeceğini söylüyor. İşte, olay burada; yani, yasayla yetkilendirme ayrı bir olaydır, yasayla düzenleme ayrı bir olaydır. Yönetim Kuruluna yasayla bir yetki verebilirsiniz ama, düzenleme yetkisi veremezsiniz, vermemeniz gerekir. O zaman, yasanın içerisinde, bu satışın ne şekilde yapılacağını açıklama zorunluluğunuz var. Bizim söylediğimiz olay bu.
Gerçi, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonun kabul ettiği metinde, Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen metinden farklı olarak “gayrimenkullerin satışı açık artırma usulüyle yapılır” deniliyor; ancak, hemen arkasından “gayrimenkullerin satışına ait usul ve esaslar yönetmelikte belirlenir” deniliyor. Kamu mallarının satışında tek usul, açık artırma usulü değildir. Kaldı ki, bu açık artırma usulünün 2886 sayılı Yasadaki açık artırma usulü olduğu konusunda da hiçbir belirleme yoktur. O zaman, bu usuller 2886 sayılı Yasaya tabi olmayabilir; ama, bunların ne şekilde yapılacağını, gayrimenkullerin değerlendirilmesinin ne şekilde yapılacağını, özellikle haddi layık olayının -daha önceden de yine belirtmiştik burada, bazı bankalardan ekspertiz raporları almak suretiyle belirlenecek olan haddi layık olayının- ne şekilde olacağı konusunu kesinlikle düzenleme zorunluluğunuz vardır. Eğer, bunlar olmazsa, bir kamu malının istenildiği gibi satılacağı sonucu doğar. Burada, kesin olarak, bu malları satacak olan Yönetim Kuruluna veya bunları onaylayacak olan makamlara herhangi bir güvensizlik söz konusu değildir; ancak, yasalar, mutlaka en iyi niyetliler için çıkarılmaz. Bu yasanın kötü amaçla da kullanılabileceğini, dolayısıyla, bu olayın kesilmesi gerekliliğini mutlaka göz önüne almak zorundasınız. Eğer almazsanız, yaptığınız düzenleme, kesin olarak doğru bir düzenleme olmaz. Kaldı ki, gayrimenkullerin niteliğine göre, taşınmaz malların niteliğine göre çok değişik satış usullerini uygulama zorunda da kalabilirsiniz. Mutlaka ve mutlaka bir tane satış usulüyle en iyi sonuç alınır diye bir olayı bu yasayla sınırlandıramazsınız. Belki de açık artırmayla değil de, açık artırma sırasında tehditler vesaireler, karşılıklı olarak ihaleye sokmama gibi yöntemlerin önünü kesmek için, kapalı teklif usulüyle yapmanız gerekebilir böyle bir satışı. Neden böyle bir satış yöntemini yasada da üstelik bir defa daha kesiyorsunuz?.. Böyle bir yasaya veya böyle bir usule gerek yoktur Sosyal Sigortalar Kurumunun mallarının satışında diyebilir misiniz; diyemezsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Temizel; lütfen... Toparlayınız...
ZEKERİYA TEMİZEL (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar bir defa daha tekrar ediyorum; yasayla yetkilendirmeyle yasayla düzenlemeyi birbirine karıştırmak, Anayasaya aykırı bir düzenleme sonucu ortaya çıkarılıyor. Eğer, Sosyal Sigortalar Kurumunun mallarını satmak istiyorsanız, Anayasaya aykırı bir düzenleme yapmak istemiyorsanız, satışla ilgili usul ve esasları, buraya, ayrıntılı bir şekilde yazma zorunluluğunuz ya da tüm devlet mallarının satışına ilişkin usullerde olduğu gibi, Sosyal Sigortalar Kurumu diğer işlemlerinde 2886 sayılı Yasaya tabi olmaz; ama, sadece satışla ilgili olarak 2886 sayılı Yasa hükümlerine tabi olur şeklindeki bir düzenleme, sizi, bu konuda, Anayasaya aykırı düşmekten kurtarır.
Teşekkür eder, saygılar sunarım. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
MAHMUT IŞIK (Sıvas) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını istiyorum.
BAŞKAN - Arayacağız.
Sayın milletvekilleri, maddenin (c) fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu bir önergeyle öne sürülmüştür.
Bu önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısı arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur; 19.35'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
3. -9.7.1945 Tarih ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonları raporları (1/528) (S. Sayısı :163) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Sayın milletvekilleri, 2 nci maddeyle getirilen geçici 9 uncu maddenin (c) fıkrasının Anayasaya aykırılığı yönünde verilmiş olan önergeyi yeniden oylayacağım ve karar yetersayısını arayacağım:
Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Anayasaya aykırılık önergesi reddedilmiştir; karar yetersayısı vardır.
Değişiklik önergelerini, aykırılık derecelerine göre işleme koymaya devam ediyoruz.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmekte olduğumuz 163 sıra sayılı 9.7.1945 Tarih ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesiyle bu kanuna eklenen geçici 9 uncu maddenin (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz (Kayseri) ve arkadaşları
(e) bendi: Bu kanuna göre, satılacak gayrimenkullerle ilgili olarak ifraz ve imar planı tadil işlemleri 3194 sayılı İmar Kanunu ve uygulama yönetmeliklerindeki kısıtlamalara bakılmaksızın, kat mülkiyetine geçiş ve ifraz işlemleri, kurumun talebi üzerine, alakalı daire ve belediyelerce en geç üç ay içinde sonuçlandırılır.
Kat mülkiyetine geçiş için, kadastro müdürlüğünce, zemindeki fiilî durumu tespit eden plan vaziyet planı sayılır ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 12 nci maddesinin (b) bendinde yazılı fotoğrafın, kurum temsilcisine tasdik edilerek, tapu müdürlüğüne talepte bulunması halinde, başkaca bir belgeye gerek bulunmaksızın, taşınmaz mal üzerinde kat mülkiyeti tesis edilir.
BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NEVZAT KÖSE (Aksaray) - Efendim, çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Hükümet, önergeye katılıyor musunuz?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI NECATİ ÇELİK (Kocaeli) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Önergeye, Komisyon, çoğunluğu olmadığı için katılamıyor, Hükümet katılıyor.
Sayın Kapusuz, söz talebiniz var mı?
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Yok efendim.
BAŞKAN - Önergeyi oylayacağım; ancak, önergeyi oylamadan önce bir yoklama talebi vardır.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Çoğunluk var Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Kapusuz, muhalefetin hakları aleyhine bir teamül tesisi olmaması yolunda -beş yıldır tanıdığım- en duyarlı parlamenterlerden biri sizsiniz; lütfen...
Yoklama talebinde bulunan arkadaşları arayacağım:
Sayın Nihat Matkap?.. Burada.
Sayın Ayhan Fırat?.. Burada.
Sayın Ali Topuz?.. Burada.
Sayın Ercan Karakaş?.. Burada.
Sayın Mustafa Kul?.. Burada.
Sayın Bekir Kumbul?.. Burada.
Sayın Oya Araslı?.. Burada.
Sayın Birgen Keleş?.. Burada.
Sayın Mahmut Işık?.. Burada.
Sayın Ali Şahin?.. Burada.
Sayın Algan Hacaloğlu?.. Burada.
Sayın Celal Topkan?.. Burada.
Sayın Atilâ Sav?.. Burada.
Sayın Şahin Ulusoy?.. Burada.
Sayın Zeki Çakıroğlu?.. Burada.
Sayın Yahya Şimşek?.. Burada.
Sayın Nezir Büyükcengiz?..
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Yok Sayın Başkan.
ALİ DİNÇER (Ankara) - Tekabbül ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Dinçer tekabbül ettiler.
Sayın Mehmet Moğultay?.. Burada.
Sayın Orhan Veli Yıldırım?.. Burada.
Sayın Ahmet Güryüz Ketenci?.. Burada.
20 sayın üye tamamdır; yoklama yapılacaktır.
(Yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır, görüşmelere devam ediyoruz.
3. -9.7.1945 Tarih ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonları raporları (1/528) (S. Sayısı :163) (Devam)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Salih Kapusuz ve arkadaşları tarafından hazırlanan önergeye Sayın Komisyon çoğunluğu olmadığı için katılamamıştı, Sayın Hükümet katılmıştı.
Şimdi, bu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
İkinci önergeyi okutuyorum...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, arkadaşlar, bütün önergelerdeki imzalarını geri çekiyorlar.
BAŞKAN - Sayın Acar, bu ve müteakip önergelerdeki imzanızı geri çekiyorsunuz, değil mi?
FETHİ ACAR (Kastamonu) - Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, maddeyi kabul edilen önerge doğrultusundaki değişmiş biçimiyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Moğultay konuşacak.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Mehmet Moğultay; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Moğultay, süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MEHMET MOĞULTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının yürürlük maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Sayın Başkan, aslında, söz almak istemiyordum; çünkü, demokrasi, yalnız bir yazılı yasalar rejimi değildir; aynı zamanda, demokrasi bir gelenekler rejimidir. Bir; Sayın Bakanla halef-selef olduğumuz için, aslında, bir, yasama dönemi konuşmak istemiyordum.
İki; Sayın Bakanın, Hak-İş Genel Başkanı olduğu dönemlerde benimle ilgili olarak basında çıkan çok övücü sözleri vardır; bu vesileyle de konuşmak istemiyordum; ama, Sayın Bakanı, hem gensoru görüşmelerinde hem de bu yasa tasarısı görüşmelerinde taammüden dinledim, zabıtları inceledim; konuşmalarına bırakın katılmamı, gerçekle ilgisi olmayan kimi beyanlarını çok yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. Eğer, Sayın Bakanın bu konuşmaları kasıttan kaynaklanmıyorsa, tabirimi mazur görün, bilgisizlikten kaynaklanıyor; çünkü, Sayın Bakan, hem 15 Ocak 1997 tarihindeki gensoruda hem de...
ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) - Maddeye gel!..
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - Geleceğim efendim, maddeye de geleceğim.
... 30 Ocak 1997 tarihindeki bu yasa tasarısı üzerindeki konuşmalarında “bana sataşmasınlar; aksi takdirde pişman olurlar; suçluluk telaşı içerisindeler; sizin bakanınız SSK'nın mallarını bankalara peşkeş çekmiştir; perişanlık, bozgunluk; PKK'yla irtibatı olan insanların başhekim yapıldığı; Dev-Yol üyesi, Dev-Sol üyesi; ömür boyu kamu hizmetlerinden yoksun olanların göreve tayin edildiği; eski hükümlüler” gibi, hiç de beğenmediğim bir üslupla, tarzla, ezgiyle sözler ifade etmiştir. Bunlar, Sayın Bakanın, gensorudaki ve yasa tasarısı görüşmelerindeki resmî beyanlarıdır.
Bunun dışında, Sayın Bakanın, Bakanlığıyla ilgili olan ve olmayan kimi beyanlarını basında okudum; doğrusu çok üzüldüm; hele hele yüksek tirajlı bir gazetemizde “Sayın Bakan Necati Çelik bakanlığı hazmedemedi” diye okuyunca da çok üzülmüştüm. Oysaki, Refahyol Hükümetini, özlenen, aydınlık, umut verici bulmamakla birlikte, bir sendika başkanının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olmasını doğrusu çok olumlu bulmuştum.
Şimdi, Sayın Bakan, sizden beklenen, bütün çalışanların haklarını korumak, sosyal güvenliklerini sağlamaktır. Yedi ayı aşkın bir süredir hükümettesiniz ve iktidarın da büyük partisisiniz; ciddî bir şey getirmediniz; iktidarı, âdeta, ağlama duvarı, sataşma kulvarı yaptınız. Şimdi, SSK'nın mallarını satıp kaynak yaratıyorsunuz; bununla övünüyorsunuz; sağa sola çamur atıyorsunuz; SSK'nın mallarını, kendi iktidarımızda, bugünkü ortağınız DYP ile birlikte, kamu bankalarına peşkeş çekmekle suçluyorsunuz...
Şimdi, beni çok iyi dinleyin. Bizim zamanımızda, 1993 yılında çıkan 3917 sayılı Yasa ile bu yasa tasarısının farklarını belirtmek istiyorum. Birinci fark: Bizim çıkardığımız 3917 sayılı Yasayla, nitelikleri itibariyle satışa uygun olanların, Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu kararıyla, bir kamu bankasına satılmak üzere devrine imkân sağlanıyordu. Şimdi getirdiğiniz tasarıda, Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kuruluna, tek tek veya topluca satma esasını getiriyorsunuz.
İkinci fark: Bizim çıkardığımız Yasada, taşınmazların satışına, Sosyal Sigortalar Kurumu ile Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürlüğü birlikte karar veriyorlardı. Sizin tasarıda yetki sadece Yönetim Kuruluna bırakılmıştır.
Üçüncü fark: Bizim uygulamamızda, devredilen taşınmazların listesi ve değerlendirmeleri, Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulundan geçtikten sonra, dört genel müdür tarafından protokole bağlanıyordu; Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürü, Millî Emlak Genel Müdürü, Kamu Finansmanı Genel Müdürü, Emlak Bankası Genel Müdürü tarafından. Ayrıca, bu işlemlerin doğruluğu, üç bakan tarafından da onanıyordu. Bu bakanlardan birincisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, ikincisi Maliye Bakanı, üçüncüsü de Hazineden sorumlu Devlet Bakanıydı. Sizin getirmiş olduğunuz tasarıda bunların hiçbirisi yok.
Ayrıca, dördüncü önemli fark: Bizim getirdiğimiz Yasada, Sosyal Sigortalar Kurumu taşınmazlarının hemen devrine karar veriliyordu, satışı daha sonra yapılıyordu. Taşınmazların bedeli karşılığında 5 trilyon lira para alındı o tarihte. Bu 5 trilyon lira karşılığı Hazine tahvili aldık, bugüne kadar bu 5 trilyon liradan da 12,5 trilyon liralık faiz geliri elde edilmiştir. 5 trilyonumuz olduğu yerde duruyor, 12,5 trilyon lira gelir aldık. Halbuki, sizin hazırladığınız tasarıda böyle bir düzenleme yok. Taşınmazlar, açık artırma usulüyle satılacak, büyük bir ihtimalle emekli maaşı ödemelerinde kullanılacaktır.
MEHMET AYKAÇ (Çorum) - Sizin tasarı SSK'yı batırdı.
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - Söyleyeceğim... O sosyal güvenliği bir bilseniz var ya, onun erdemine bir ulaşsanız, bir ulaşsanız...
MEHMET AYKAÇ (Çorum) -Niye kurtaramadınız?!
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - Söyleyeceğim, onu söyleyeceğim...
BAŞKAN - Sayın Aykaç, Sayın Aykaç, lütfen Sayın Hatibe müdahale etmeyelim.
MEHMET MOĞULTAY (Devamla)- Bakınız, değerli milletvekilleri, çıkarmış olduğumuz Yasada, kamu bankasına satılmak üzere devredilen taşınmazlar, örneğin on yıl sonra bile satılsa -henüz bir kısmı satılmadı, Emlak Bankasının uhdesinde duruyor- aradaki fark yine Sosyal Sigortalar Kurumuna ödenecek; sizin tasarınızda böyle bir düzenleme yok.
Ayrıca, bizim getirmiş olduğumuz, çıkarmış olduğumuz Yasada, karar ve uygulamalarımızın esası, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü, ilgili banka genel müdürü tarafından belirleniyordu. Şimdi, siz, yönetmeliğe bırakıyorsunuz; tamamen Anayasaya aykırı bir usuldür.
Sayın Bakan, sizin bu Bakanlıkta ebediyen kalmanız söz konusu değil, bu Bakanlık kimseye mülk de değil, gelip geçici. Siz, bunu yönetmeliklere bıraktığınız zaman, sizi bir an için, bilfarz iyiniyetli olarak kabul etsem bile, bunu yönetmeliğe bıraktığınız zaman, denetimini kim yapacak, hangi tarz ve usulle yapılacak? Yani, yarın... Bu Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu, çoğunluğu atamayla gelen bir kuruldur. Şimdi, siz, işçi kökenli bir Bakan olduğunuza göre, getirin burada Hak-İş'i de temsil ettirin, DİSK'i de temsil ettirin, diğer konfederasyonları da temsil ettirin; yani, oraya prim ödeyen işçi ve işveren ağırlıklı bir kurul olduğu zaman, belki bunların güvencesi olabilir; ama, siz, Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulunun tümünü değiştirdiniz. Bu Yönetim Kurulunda, sizin atadığınız Yönetim Kurulu üyesi Zekâi Özcan da var; ben Bakan olduğum zaman Zekâi Özcan Yönetim Kurulu üyesiydi, Bakanlık temsilcisiydi. Bana “Zekâi Özcan'ı görevden alın” şeklinde çok çeşitli baskılar oldu. Ben “Zekâi Özcan'ı görevden almayacağım; Zekâi Özcan burada kalacak ve buranın sigortası olacak” dedim. Siz, bugün, Türk-İş kökenli bir Halil Tunç'un orada kalmasına dahi tahammül edemiyorsunuz; yani, dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışıyorsunuz. Bunlar, bizdeki kuşkuları artırıyor.
Ben, o dönem, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürünü görevden almadım. Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürü, geçen iktidar döneminde açılan bir soruşturma nedeniyle mahkemeye gittiği için, kendisi istifa etmek zorunda kaldı. Siz, gerçeklere aykırı olarak her şeyi saptırıyorsunuz. Bakın, burada, geçen toplantıda, Türk-İş Malî Sekreterinin tarafımdan görevden alındığını, hiçbir ceza almadığını söylüyorsunuz. Sayın Bakan, bakınız, ben bu kararı size takdim edeceğim; bahsettiğiniz kişi, Türk-İş'in Yönetim Kurulu üyesi, Dernekler Kanununun 85 inci maddesinin ikinci fıkrasına muhalefetten mahkûm olmuş bir kişidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Moğultay, lütfen sözünüzü tamamlayınız.
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
Bakınız, bu arkadaşımız, Dernekler Kanununa muhalefetten, Ankara Beşinci Ağır Ceza Mahkemesinde mahkûm olmuştur. Bu arkadaşımız aynı zamanda Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu üyesidir.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sayın Bakan, neredesiniz?!
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - Dernekler Kanununun 85 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, âdeta, kendisine devredilen, kendisine teslim edilen bir malı kötü kullanmak... Suç nedir; ihtilasen zimmet, resmî evrakta sahtekârlık, görevi kötüye kullanmak, bu suçlara iştirak, görevi ihmalden yargılanan birisi.
HALİL ÇALIK (Kocaeli) - Sayın Moğultay, kimdir o, adı ne?
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - Burada açık, karar var; Sayın Bakanın, hiç ceza almadığını iddia ettiği kişi.
Kimsenin şahsıyla ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Burada söylemek istediğim şudur: Sayın Bakan, aslında ben sizden 10 yaş da büyüğüm; benim Bakan olduğum dönemde, sevdiğimiz, bir sendikanın da genel başkanıydınız. Aslında, çok yanlış bir düzenleme çıkarıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Moğultay, teşekkür ediyorum.
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - Bağlıyorum efendim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - 1 dakika daha; konuyu bağlayayım...
BAŞKAN - Mümkün değil efendim; hiçbir zaman yapmadım. Kusura bakmayın. (RP sıralarından alkışlar)
AYHAN FIRAT (Malatya) - Niye alkışlıyorsunuz; bu kadar korkuyor musunuz, hakikati dinlemekten bu kadar korkuyor musunuz?!
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - Sayın Başkanım, hiç hakkımı kullanmadım; dört aydır bu Meclise gelmiyorum ben.
BAŞKAN - Ben de, maalesef, hiç böyle bir uygulama yapmadım. Çok teşekkür ediyorum.
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - Bir şey daha söylüyorum; Sayın Bakan, burada “PKK ile bağlantılı olan kişilerin işe alındığını... (RP sıralarından alkışlar [!])
BAŞKAN - Sayın Moğultay, teşekkür ediyorum.
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - ...eski Dev-Genç'lilerin işe alındığını” söyledi. Bakın, yüreği yetiyorsa, Sayın Bakan bu kürsüye gelsin, kimin PKK'lı olduğunu açıklasın, kendisini takdirle karşılayacağım. Bir tek isim versin, bir tek isim versin! (CHP sıralarından alkışlar, RP sıralarından gürültüler) Çünkü, burada isim veremeyecektir.
BAŞKAN - Sayın Moğultay, teşekkür ediyorum.
Madde üzerinde, Demokratik Sol Parti adına, Sayın Mustafa Karslıoğlu.
Buyurun Sayın Karslıoğlu. (DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9.7.1945 Tarih ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20 nci Dönemde, bazı olumlu çalışmaları dışında, sürekli negatif enerji harcıyor; günlerce tartışılıyor, çalışılıyor; neticede, yapılan düzenleme ya Anayasa Mahkemesinden dönüyor ya da toplumdaki adalet, hakkaniyet gibi değerleri yıpratmaktan öte hiçbir sonuç doğurmuyor. Neredeyse, mevcut durumu koruduğumuza sevinir olduk; halbuki, ülkenin karşı karşıya bulunduğu bugünkü durumu benimsemek ve savunmak olanaklı değil. Ekonomik ve sosyal sistemimizdeki çöküşün ve yozlaşmanın durdurulması; idarî sistemimizin, yeniden kendine güvenilir bir yapıya kavuşturulması, etkinleştirilmesi, eminim ki, bu Mecliste herkesin ortak arzusu.
Sayın Başkan, çok büyük uğultu geliyor.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... Lütfen... Sayın hatibi dinleyecek bir durum yaratalım Genel Kurul salonunda.
MUSTAFA KARSLIOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.
Ancak, Türk ekonomik ve sosyal sistemine etkinlik kazandıracak bir çalışma yapılamıyor. Neden yapılamıyor; çünkü, bu Hükümet, toplumsal uzlaşma arayışında değil; sorunlara toplumsal uzlaşma içerisinde köklü çözüm aramak yerine, nereden kaynaklandığı belli olmayan, tutarsız, palyatif, sistemi etkinleştirmek yerine birtakım kuruluşlara olanak yaratan bazı düzenlemeleri Meclisin önüne getiriyor ve parmak hesabına dayanarak bunları çıkarmaya çalışıyor; Mecliste gündeme hâkim değil; neredeyse, her hafta bir Danışma Kurulu toplantısıyla o haftaki çalışma programını belirliyor; milletvekilleri, görüşülecek konuları görüşmelerin yapılacağı gün öğrenebilmekte, dolayısıyla, gerekli katkıyı sağlayamamaktadır ve görüştüğümüz yasa tasarısı da bunlardan -objektif- birisidir.
Sosyal Sigortalar Kurumumuzun içerisinde bulunduğu durum, bugün, tüm Meclis üyeleri tarafından çok yakinen bilinmektedir. Yapılan ve bir süre önce de sizlerin bilgisine sunulan bir Meclis araştırmasıyla, Sosyal Sigortalar Kurumunun durumu gözler önüne serilmiş bulunmaktadır. Buna rağmen, ayrıntıya girmeden, bazı konuları sizlere yeniden hatırlatmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, sosyal güvenlik sistemimiz, fon biriktirme esasına göre kurulmuştur. Çalışanlardan, çalışabildikleri süre boyunca bir kesinti yapılacak, bu kesintilerle oluşturulan fonlar değerlendirilecek, bu kişilerin çalışamaz hale gelmelerinden itibaren, kendilerine, gereksinmelerini karşılayacak şekilde ödenecektir. Ancak, emekli sayısındaki artışlar ve emeklilerin sağlık yardımı hizmetlerini de üstlenmesi nedeniyle, fon biriktirme ilkesi, neredeyse terk edilerek, nesillerarası dayanışma esasına dayanan dağıtım sistemine dönmüştür; ancak, borçlanma yasalarıyla fona gerekli katkıyı sağlayamayan insanların emekli sistemine katılması, isteğe bağlı erken emeklilik uygulamalarıyla da genç emeklilerin yaratılması nesillerarası dayanışmayı da bozmuş, sosyal güvenlik kurumlarının aktif pasif sigortalı oranı bozulmuş ve Sosyal Sigortalar Kurumunda aktif pasif sigortalı oranı 1970'li yılların başında 9 iken, 1995 yılında 1,8'e düşmüştür; yani, 1970'li yılların başında 9 çalışan 1 emekliyi finanse ederken, 1995 yılında 1,8 çalışan 1 emekliyi finanse eder duruma gelmiştir.
Bağımlılar dikkate alındığında bu oran daha da bozulmakta, bağımlılık oranı 4'e çıkmaktadır; yani, 1 çalışanın prim ödemesine karşılık, Sosyal Sigortalar Kurumu, yaklaşık 4 kişiye hizmet götürmektedir.
Sosyal Sigortalar Kurumunun bu duruma düşürülmesinin temel nedeni, demagojik seçim vaatleri yarışından oldukça önemli bir pay alması ve aktuarya hesaplarıyla ilgilendirilmeksizin gerçekleştirilen erken emekliliklerle, fon yaratılmadan bağlanan ödemelerle kurumun malî yapısının bozulmasıdır.
Örneğin, 1969 yılından beri, 11 kez borçlanma yasası çıkarılmıştır ve bu yasalardan yararlanarak yüzbinlerce sigortalı zamanından önce emekli olmuştur. Böylece, yıllardır düzenli prim ödeyenlerin aleyhine, yeni emekli orduları, Sosyal Sigortalar Kurumunun sırtına yıkılmıştır.
Bunun yanında, 506 sayılı Yasanın çıkmasından beri, emeklilik yaşının belirlenmesiyle ilgili 4 ayrı yasal düzenleme yapılmış, bu alanda çok büyük bir gereksinim olan istikrar, bir türlü sağlanamamıştır.
Sosyal Sigortalar Kurumunun içine düşürüldüğü durum, toplumun tüm kesimlerinde, gelecek kaygıları uyandırmaktadır.
Daha önce arkadaşlarımız da belirtti; ama, ben bir daha belirteyim. Demokratik Sol Parti, sosyal güvenlik kurumlarının içine düşürüldüğü bu durumdan kurtarılması için öngördüğü önlemleri seçim bildirgesinde açıklamıştır.
Demokratik Sol Parti, sosyal güvenlik kurumlarının idarî ve malî özerkliklerinin sağlanarak, birikecek fonları endekslenmiş emekliliğe dönüştürmeye olanak sağlayacak düzenlemeler yapılmasını savunmaktadır.
Demokratik Sol Parti, sosyal güvenlik sistemini sosyal ve malî açıdan sağlamlaştıracak malî ve yapısal reform gerektiğine inanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, gerçekten, bugün sosyal güvenlik kuruluşlarının içerisine düştüğü durum hepimiz tarafından bilinmektedir ve bu, devamlı kanayan bir yara haline gelmiştir. Biz diyoruz ki, gelin, bu kanayan yarayı pansuman tedbirlerle tedavi etmeyelim; bunu, reform yasalarıyla düzeltelim. Gün geçtikçe, bu yara, daha da iyileşemeyecek duruma dönüşmektedir.
Demokratik Sol Parti programında, ulusal sosyal korunma sisteminin başlıca harcamalarını gerçekleştiren üç emeklilik sisteminin, malî tutarsızlıklarından kurtarılarak norm ve standart birliğine kavuşturulması, kurumlar tarafından sunulacak hizmetlerde farklılık ve adaletsizliklerin giderilmesi amaçlanmaktadır.
Demokratik Sol Parti, seçim bildirgesinde, ekonomik ve sosyal sorunların çözümünde toplumsal uzlaşmayı gerekli gördüğünü de belirtmiştir.
Ayrıca, Demokratik Sol Parti, sorun yaratan değil, çözüm üreten partidir; her konuda toplumsal uzlaşmaya açık bir partidir. Bunun da böyle bilinmesini istiyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
Bu nedenle, Sosyal Sigortalar Kurumunun sorunlarının çözümü, tam bir toplumsal uzlaşmayı gerektirmektedir. Burada da, tam bir toplumsal uzlaşma içerisinde, bu konuları aşacağımızı umuyorum; yalnız, gelen konular dayatmacı olmasın.
Bizler, bu çerçevede bir düzenleme beklerken, önümüze, hem de ivedi olarak görüşülmek üzere bir tasarı getirilmiştir. Tasarı, sosyal güvenilk sisteminde hiçbir değişiklik içermemektedir; sadece, gayrimenkulleri satmayı, günü kurtarmayı amaçlayan, kaynak paketinden tipik bir ünitedir. Onun için, yürütülmesi ve yürürlüğe girmesinin ülkeye hiçbir yararı yoktur.
Teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Madde üzerinde gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.
Şahısları adına söz talebi?.. Yok.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) - Sayın Başkan, 15 dakika oldu; ne yoklaması?..
BAŞKAN - Sayın milletvekili, lütfen susar mısınız... Başkanlık, sizin inisiyatifinizle bir karar vermeyecektir.
Sayın milletvekilleri, şimdi, maddenin oylamasına geçmek durumundayız. 21 sayın milletvekilinin imzasıyla bir yoklama talebi vardır. (RP ve DYP sıralarından “Ooo” sesleri)
Sayın milletvekilleri, lütfen... Kararımı, sizin “Ooo” deyişiniz veya başka bir tepkinizle verecek değilim.
AHMET İYİMAYA (Amasya) - Aynı oturumda olur mu Sayın Başkan?
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkan, bir oturumda iki tane yoklama olur mu? Acaba her yarım saatte böyle bir yoklama talebini kabul edecek misiniz? Takdirlerinize bırakıyorum.
BAŞKAN - Sayın Bedük, bir oturumda, gerekirse, dört beş yoklama da yapabiliriz. İçtüzüğümüzün 57 nci maddesi gayet açık; ancak, başkanın tereddüte düşmesi yahut gerek görmesi gibi hükümler var. Ben, şu an, yoklama talep eden 20 sayın milletvekilinin, bu arada, muhalefet sıralarında başka sayın milletvekillerinin de salonda bulunduğunu, biraz önce de, 215 dolayında bir sayımla yoklama yaptığımızı dikkate alarak, Başkanlık olarak, bu yoklamaya, salonda çoğunluğun bulunduğu yolundaki görüşüm nedeniyle başvurmayacağım; yoksa, biraz önce yoklama yapıldığı için değil. (RP ve DYP sıralarından alkışlar) Salonda en ufak bir boşluk, en ufak bir tereddüt olsaydı, yoklamayı 5 dakika arayla da olsa yapardım.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
Madde 4.- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
NİHAT MATKAP (Hatay) - Sayın Başkan, grup adına, Sayın Moğultay konuşacak.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Mehmet Moğultay; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar; RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar [!])
Sayın Moğultay, süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MEHMET MOĞULTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar Kurumunun çok ciddî sorunları olduğunu biliyorum, bu sorunların birdenbire ortaya çıkmadığını da biliyorum; bunun tarihsel bir geçmişi var.
Sizler ve Sayın Bakan çok iyi biliyor ki, 1980 ile birlikte, Türkiye'de, iş ve çalışma yaşamında, sigortasızlaştırma ve sendikasızlaştırma sistemi hâkim olmaya başladı. Bugünkü sigortacılık sisteminin...
YILDIRIM AKTÜRK (Uşak) - Bu hale getirenlere plaket veriliyor.
MEHMET MOĞULTAY (Devamla) - Bu hale getirenlere veriyoruz, evet.
Bugünkü sigortacılık sistemi de kayıtdışı ekonomiye prim vermekte, kayıtdışı ekonomiyi özendirmektedir; çünkü, bugünkü bu sistemde, işçi, sigortasız çalışma koşullarına boyun eğmektedir; çünkü, işçinin iş güvencesi yoktur, işçinin işsizlik sigortası yoktur; çünkü, bu sistem, işçiye, işverene, sigortalı çalışma yönünden baskı yapmaya elverişli değildir. Bu sistem, sendika kurma ve üye olmak için, işçiye, hak değil, bir risk olmaya başlamıştır. İşveren açısından da, sorun, tümüyle ekonomiktir. Ücretler üzerinde yapılan kesintilerin ücretlerin yüzde 50'sine ulaşması nedeniyle, kaçak işçi çalıştırmaya işveren zorlanmaktadır. İşçi, bu durumda, sigortalı çalıştığında daha az, sigortasız çalıştığında daha fazla ücret teklifiyle karşılaşmaktadır. Bu durumda, kaçak işçi ile iyi niyetli olmayan işveren çıkarları birleşmekte ve kayıtdışı ekonomi büyümektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; prim ödeme gün sayısı eksik bildirilen işçilerin sayısı, toplam işçilerin yüzde 51,39'una tekabül etmektedir. Bunu ortadan kaldırmanın yolu da, iş güvencesi ve işsizlik sigortasıdır. Bugün, bildiğiniz gibi, işçinin, keyfî olarak işine son verilmekte, Türkiye gibi bir ülkede, çalışanlarımızın yüzde 20'si işsiz bulunmaktadır. İşçinin işine keyfîce son verilince, tabiatıyla, bu, sigortasızlaşmayı da beraberinde getirmektedir.
Sayın Bakanın, sendikanın genel başkanı olduğu zaman “iş güvencesini çıkarmazlarsa gök kubbeyi başlarına indiririz” şeklindeki beyanları var. Şimdi, Sayın Başkan, Sayın Bakan böyle bir yasayı getireceğine, bu sistemi değiştirmeye yönelik iş güvencesi ve işsizlik sigortasını getirseydi, biz, parti grubu olarak, kendilerine, sonuna kadar destek olurduk; çünkü, bir ülkede işçinin, güvencesi yoksa, sigortasız çalışmaya zorlanıyorsa, sigortasız çalışma koşullarında her an keyfî olarak işveren tarafından işine son veriliyorsa, orada, siz, sigortasız işçi çalıştırmanın önüne geçemezsiniz. Onun içindir ki, bugün, Türkiye'deki bu aktuaryel denge bozulmuş.
Sosyal Sigortalar Kurumunun aktuaryel dengesi: 1950'li yıllarda 110 kişi çalışıp 1 kişi emekli maaşı alırken, 1960'lı yıllarda 25 kişi çalışıp 1 kişi emekli maaşı alıyordu. Bu oran, 1970'li yıllarda 9,3, 1980'de 3,47, 1985'te 2,44, 1990'da 2,16, bizim Bakanlığı devraldığımız tarihte de 2,05'ti. Uluslararası norm ve standartlarda, bir ülkede, bu tür bir sosyal güvenlik kurumunun ayakta kalabilmesi için, aktuaryel dengenin 4 ve 7 arasında olması lazım. Demek ki, bir tespit yapmak gerekirse, Bakanlığı biz devraldığımız zaman, uluslararası norm ve standartların çok altındaydı, 2 kişi çalışıp 1 kişi emekli maaşı alıyordu.
Ayrıca, 1977 yılında yakacak yardımı olarak çıkarılan 750 lira da, bugün, oldukça büyümüştür. Sosyal yardım zammı karşılığında prim alamamaktayız. Dolayısıy