DÖNEM : 20 CİLT : 19 YASAMA YILI : 2

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

47 nci Birleşim

16 . 1 . 1997 Perşembe


İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - YOKLAMALAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık'ın, Erdemir'deki kamu hisselerinin satılmamasına ilişkin gündemdışı konuşması

2. - İçel Milletvekili Halil Cin'in, ziraî öğretimin 151 inci yıldönümü münasebetiyle, Türkiye'de ziraî eğitim ve öğretim veren kuruluşların ve Türk tarımının genel sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci'nin cevabı

3. - Adıyaman Milletvekili Celal Topkan'ın, Adıyaman'da son zamanlarda yaşanmakta olan sağlık sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna'nın cevabı

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Portekiz'e gidecek olan Turizm Bakanı Bahattin Yücel'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/652)

2. - Türkiye-Hindistan Parlamentolararası Dostluk Grubu kurulmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/652)

3. - Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento heyetinin, Japonya Meclis Başkanının resmî davetine icabet etmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/654)

4. - Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonundan 12 kişilik bir heyetin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanının davetine icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/655)

IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)

2. - 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 20 nci Maddesinin 2 nci Fıkrasının Değiştirilmesine ve Bu Maddeye 2 Fıkra Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/527) (S. Sayısı : 129)

V. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. - İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, yabancı uyruklu mültecilere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/1732)

2. - İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün, silah taşıma ve bulundurma ruhsatlarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/1733)

3. - Ordu Milletvekili Müjdat Koç'un, Fisko-Birlik tarafından yapılan fındık küspesi ihalesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez'in yazılı cevabı (7/1735)

4. - Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül'ün, İnterpol tarafından aranan bir şahsa ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/1745)

5. - İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya'nın, bazı şahıslara verilen yeşil pasaportlara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener'in yazılı cevabı (7/1750)

6. - Afyon Milletvekili Osman Hazer'in, Afyon Kültür Merkezi inşaatına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın yazılı cevabı (7/1792)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 13.30'da açılarak üç oturum yaptı.

Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, Ankara Büyükşehir Belediyesinin doğalgaz sayaçları ihalesine,

Bursa Milletvekili Ali Rahmi Beyreli, Türkiye Akreditasyon Konseyinin kurulmasına,

Kars Milletvekili Yusuf Selahattin Beyribey, gönüllü korucu ve geçici köy korucularının mağduriyetlerine,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay'ın (6/186) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller'in, Rusya Federasyonuna yaptığı resmî ziyarete, Kastamonu Milletvekili Nurhan Tekinel'in de,

Devlet Bakanı T. Rıza Güneri'nin, Sudan'a yaptığı resmî ziyarete, Konya Milletvekili Lütfi Yalman'ın da,

Katılmalarının uygun görülmüş olduğuna ilişkin Başbakanlık tezkereleri kabul edildi.

“Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 14 üncü sırasında yer alan 136 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 9 uncu sırasına alınmasına; gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 87 nci sırasında yer alan (8/6) esas numaralı genel görüşme önergesinin öngörüşmelerinin, Genel Kurulun 28.1.1997 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ve öngörüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 12 nci sırasında yer alan 146 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 10 uncu sırasına, 69 uncu sırasında yer alan 183 sıra sayılı kanun teklifinin 11 inci sırasına, 67 nci sırasında yer alan 181 sıra sayılı kanun teklifinin 12 nci sırasına, 70 inci sırasında yer alan 184 sıra sayılı kanun teklifinin 13 üncü sırasına alınmasına ilişkin DYP ve RP Gruplarının müşterek önerileri kabul edilmedi.

İçel Milletvekili Oya Araslı, Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu'nun, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi,

Trabzon Milletvekili Eyüp Aşık da, Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül'ün, kendisine sataşması,

Nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçilerek;

1 inci sırada bulunan, Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay'ın (6/148),

2 nci sırada bulunan, Van Milletvekili Fethullah Erbaş'ın (6/149),

3 üncü sırada bulunan, Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu'nun (6/184),

Şanlıurfa Milletvekili Zülfükar İzol'un :

5 inci sırada bulunan (6/187),

7 nci sırada bulunan (6/189),

6 ncı sırada bulunan, Manisa Milletvekili Hasan Gülay'ın (6/188),

Esas numaralı sözlü soruları, cevap verecek Bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından ertelendi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1 inci sırasında bulunan 23,

2 nci sırasında bulunan 132,

3 üncü sırasında bulunan 164,

4 üncü sırasında bulunan 168,

Sıra sayılı kanun tasarılarının görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi;

5 inci sırasında bulunan, Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilen, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (1/446, 3/444) (S. Sayısı : 133) üzerindeki görüşmeler tamamlanarak, kabul edildi.

6 ncı sırada bulunan, 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 20 nci Maddesinin 2 nci Fıkrasının Değiştirilmesine ve Bu Maddeye 2 Fıkra Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun (1/527) (S. Sayısı : 129) tümü üzerinde bir süre görüşüldü.

Kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, 16 Ocak 1997 Perşembe günü saat 13.30'da toplanmak üzere, birleşime 20.53'te son verildi.

KamerGenç

Başkanvekili

Ünal Yaşar Mustafa Baş

Gaziantep İstanbul

Kâtip Üye Kâtip Üye

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.30

16 Ocak 1997 Perşembe

BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER: Ünal YAŞAR (Gaziantep), Mustafa BAŞ (İstanbul)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47 nci Birleşimini açıyorum.

II. - YOKLAMA

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; sayın üyelerin, salonda bulunduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yoklama sırasında salonda olmayıp da sonradan gelen milletvekillerinin, adını soyadını beyaz bir kâğıda yazıp, bugünkü tarihi atarak Divana göndermelerini rica ediyorum; ama, imzalamayı da unutmasınlar.

Şimdi, sayın milletvekilleri, muhalefetteki arkadaşlarımız gelmediklerine göre, bizim de, ciddî bir çoğunluğun olduğuna kanaat getirmemiz lazım. Biz Divan olarak her zaman tarafsızlığımızı koruyacağız. (DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) - Doğru böyle mi söylenir?!

BAŞKAN - Nasıl?..

İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) - Her doğru böyle söylenir mi?!

BAŞKAN - Her doğru eğri mi söylenir?!

İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) - O kadar da doğru söylenmez!..

BAŞKAN - Neyse...

İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) - Yalan bulamayınca doğruyu söyler...

BAŞKAN - Daha bir şeyler önereceksiniz herhalde?!

İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) - Başkan tarafsız olur.

RİFAT SERDAROĞLU (İzmir) - Başkanın muhalefete yakın olduğunu biliyoruz!

İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) - Sayın Başkan, ben bile kurtaramam seni sonra.

BAŞKAN - Senin ne gücün var ki kurtarasın?!

İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) - Artı bir yazdırdım ya Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın grup başkanvekilleri, toplantı yetersayımız yok.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkan, yeni gelenler var...

BAŞKAN - Efendim, rica ediyorum... Bakın, çok ciddî iş yapıyoruz burada.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, arkadaşlar hep gelmeye başladı.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Bakın Sayın Başkan, gelenler var; bir grup var orada.

BAŞKAN - Daha epey fark var efendim, çok fark var...

Sayın arkadaşlar, epey fark var, yani 30'a yakın namevcut var. O bakımdan, sayın grup başkanvekilleri bize bir saat bildirsinler...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) - 18.30 olsun efendim.

BAŞKAN - Hayır efendim... Ancak 1 saat ileriye atabiliriz.

1 saat ileriye atarız; ama, öğleden sonra da çalışma olduğu için...

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - 15 dakika sonra olsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki.

RİFAT SERDAROĞLU (İzmir) - Pazarlığı bitirme!

BAŞKAN - Efendim, bizim amacımız Meclisi çalıştırmak; böyle, balkonlarda oturarak, boş konuşmak değil. Onun için... (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) - Arkadaşlar doluya mı boşa mı oturuyor; onu söyle...

BAŞKAN - Efendim, saat 14.15'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.58



İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.15

BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER: Ünal YAŞAR (Gaziantep), Mustafa BAŞ (İstanbul)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

II.- YOKLAMA

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bundan önceki oturumda yaptığımız yoklamada toplantı yetersayısı olmadığı için, birleşime 15 dakika ara vermiştik; şimdi, yeniden yoklama yapacağız.

Sayın milletvekillerinin, salonda bulunduklarını yüksek sesle belirtmelerini rica ediyorum.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; çalışmalarımıza başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşa gündemdışı söz vereceğim.

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

1. - Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık'ın, Erdemir'deki kamu hisselerinin satılmamasına ilişkin gündemdışı konuşması

BAŞKAN - Birinci gündemdışı sözü, 16.01.1997 Perşembe günü yapılacak Genel Kurulda, Erdemir'deki kamu hisselerinin satılmaması konusu üzerinde gündemdışı söz almak isteyen Zonguldak Milletvekili Tahsin Boray Baycık'a veriyorum.

Buyurun Sayın Baycık. (DSP sıralarından alkışlar)

Yalnız, gündemdışı söz isteyip de yoklamada bulunmayan arkadaşlara bundan sonra söz vermeyeceğim. (RP sıralarından “Bravo Başkan” sesleri, alkışlar)

KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) - Yoklamada olmayan insana söz vermek doğru değil zaten.

BAŞKAN - Arkadaşımız bulundu efendim yoklamada.

Buyurun, süreniz 5 dakika efendim.

Süreye riayet edin, uzatmayacağım; çünkü, zamanımız çok geçti.

TAHSİN BORAY BAYCIK (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, sizlere, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca, yüzde 30'u ilâ yüzde 40'ı arasındaki kamu hisselerinin blok olarak satılacağı Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları, kısaca Erdemir hakkında açıklamalar yapmak üzere gündemdışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Erdemir, 28 Şubat 1960 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilen 7462 sayılı Yasayla kurulan özel statüde anonim bir şirkettir. İlk kuruluş maliyeti, cari yıl fiyatlarıyla 262 milyon dolar olup, 15 Mayıs 1965'te üretime başlamıştır. Kuruluş kapasitesi, sıvı çelik bazında 470 bin ton/yıldır. Geçen otuz yıl süresince, ülkemizde ve dünyada, pek çok sosyal, siyasal ve ekonomik krizlere karşın, büyümesini sürdürebilmiş ve 1995 yılı itibariyle sıvı çelik üretim kapasitesini 3 milyon tona çıkarmıştır.

Değerli milletvekilleri, Erdemir, kârını yatırımlara dönüştürebilmiş ve sürekli büyüyerek, devletten tek kuruş almadan, önemli ölçüde vergi ödeyerek, devletimizin teşvikiyle yatırımlarına finansmanını sağlamış, borçlarını zamanında ödemiş, kârının yaklaşık yüzde 50'sini yatırım fonlarına ayırabilen Türkiye'nin tek ve örnek kuruluşudur. Ülkemizde ve dünyada çok iyi tanınan bu dev kuruluşumuzun sahip olduğu güç ve potansiyel tam olarak bilinmemekte, dolayısıyla çok etkin biçimde kullanılamamaktadır.

Erdemir, ülkemizin yassı sac üreten tek kuruluşu olması nedeniyle, stratejik bir kuruluş olması yanı sıra, bilgi birikimi ve iyi yetişmiş insan kaynakları, diğer sektörlere ana hammadde üretmesi, kullandığı hammaddeler ile bunların üretimi, kullandığı ekipman ve donanımlar, yedekler vesaire ile bunları üreten binlerce ağır sanayi kuruluşlarıyla bir lokomotif olduğunu açıkça kanıtlamıştır.

Değerli milletvekilleri, şimdi bu boyutlara ulaşmış olan, sıçramaya hazır Erdemir, kamu hisseleri satılarak boğulmak istenmektedir. Yanlış bir şekilde özelleştirilerek aşağıdaki durumlara düşürülecektir.

1. Çalışmaları süren, ancak özelleştirme söylentileriyle iki üç yıldır askıya alınan üçüncü kademe tevsiat yatırımları yapılmayacak, Erdemir'in büyümesi duracaktır. Büyümesi duran bu tesisler de batmaya mahkûm olacaktır.

2. KAM Projesi ve diğer projeler için yurtdışı finansörlerden alınan yaklaşık 800 milyon dolar mertebesindeki borç, yeni sahipleri tarafından ödenmeyecektir. Devlet, altın hisse yutturmacasıyla bu borçları üstlenecek, altın hisse diye, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, kendi mensuplarını, yönetim kuruluna sokacak, bu mensuplar da, amirlerinden gelen emirlere uyacaktır.

Dünyadaki diğer benzerlerine uygun ve çok ideal bir özelleştirme imkânı kasıtlı olarak yok edilecektir.

Erdemir ürünleri, kurulacak paravan ana pazarlama şirketleriyle yurtiçine ve yurtdışına pazarlanacak, uyduruk aracılar ile Erdemir'den dışarıya aktarılan ürün, yurtdışında yüksek fiyat ile satılacaktır. Erdemir, içeride zarar ederken, yurtdışında büyük paralar stok edilecek ve nereye gittiği meçhul kalacaktır. Bu nedenle, devlet, büyük vergi kaybına uğratılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Erdemir'de bu şekilde yapılmak istenen özelleştirme sonunda, Karadeniz Ereğli'si ve çevre şehirlerin başına gelecekler ise şunlardır:

Yöredeki 300-400 sac tüccarının büyük bir bölümü batacaktır.

İşçiler, düşük ücretle tekrar çalıştırılacağı için alım güçleri çok düşecek ve buna bağlı olarak da pek çok küçük esnaf batacaktır.

Alım gücü yüksek vasıflı elemanlar Ereğli'yi terk edecek, buna paralel olarak, önemli bir sektör olan inşaat sektörü çökecektir.

Erdemir çalışanlarının sayısı azalacak ve paralelinde şehri terk edenler nedeniyle işyeri ve konut fazlalığı ortaya çıkacak, bunların fiyatları düşecektir.

Bölgenin krizde olan ana sektörü kömürden sonra, demir sektörü de krize düşecek ve pek çok KOBİ batacaktır.

Sayın milletvekilleri, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca 27 Ocak 1997 tarihi itibariyle teklif verme süresi sona erecek olan Erdemir TAŞ'nin sermayesinde bulunan yüzde 30 ilâ yüzde 40 arasındaki kamu hisselerinin, blok satış yöntemiyle özelleştirileceği açıklanmıştır. Yapılacak olan ihale 27 Kasım 1994...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Baycık, son cümlenizi söyler misiniz; zamanı fazla uzatmayacağım. Rica ediyorum... Bakın, zaten bir birbuçuk saatimiz yoklamayla geçti.

Buyurun.

TAHSİN BORAY BAYCIK (Devamla) - Tamam.

Oysa, Erdemir'in zarar eden KİT olmadığını, dün, bu tür özelleştirmeye karşı çıkanların, Mecliste bu konuda araştırma önergesi verenlerin, bugün ise “U” dönüşü yaparak, yandaşlarına kurdurdukları şirketler aracılığıyla Erdemir'i ele geçirmeye çalıştıkları, asıl sorunun ise, şirketlerin, siyasîlerden ve yandaş yöneticilerin ellerinden kurtarılması, özerk bir yapıya kavuşturularak partizanca yapılan uygulamalara son verilmesi olması gerektiğini vurgulamak istiyorum.

Belirttiğim tüm bu hususları, siz değerli milletvekillerinin, bilhassa Zonguldak milletvekillerinin gözönünde bulundurmalarını, Erdemir'deki kamu hisselerinin blok satış yöntemlerine karşı açmış olduğumuz iptal davasına da manevî destek olmanızı bekler, 19 Ocak 1997 Pazar günü saat 11.00'de ilçe temsilcileri kurulunun, kamu hisselerinin satılmaması için Karadeniz Ereğlisi'nde tertip etmiş olduğu mitinge İktidarın kulak vermesi temennisiyle, hepinize saygılarımı sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baycık.

Efendim, gündemdışı konuşmaya Hükümetten cevap verme isteği gelmediğinden, ikinci gündemdışı söze geçiyorum.

2. - İçel Milletvekili Halil Cin'in, ziraî öğretimin 151 inci yıldönümü münasebetiyle, Türkiye'de ziraî eğitim ve öğretim veren kuruluşların ve Türk tarımının genel sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci'nin cevabı

BAŞKAN - İkinci gündemdışı sözü, 16.1.1997 tarihinde, Genel Kurul toplantısında, Türkiye'de ziraî öğretimin 151 inci yıldönümü münasebetiyle, Türkiye'deki ziraî öğretimin ve Türk tarımının genel sorunları üzerinde gündemdışı söz isteyen İçel Milletvekili Sayın Halil Cin'e veriyorum.

Buyurun Sayın Cin. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır efendim.

HALİL CİN (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de ziraî öğretimin 151 inci yılı münasebetiyle, ziraî eğitim, öğretim yapan kuruluşlarımızın ve Türk tarımının genel sorunlarına kısaca temas etmek istiyorum.

Birbuçuk asra yakın bir süreden beri, bilimsel esaslara dayalı zıraî öğretimin ülkemizde ulaştığı düzey sevindirici olmakla beraber, yeterli değildir. Bugün, Türkiye'de 23 ziraat fakültesi, 1 115 öğretim üyesi ve bu fakültelerde 27 bini lisans, 3 500'ü lisansüstü olmak üzere 31 bin civarında öğrenci eğitim, öğretim görmektedir.

Ziraat fakültelerimizin, özellikle son yıllarda açılanlarının dershane, laboratuvar, alet, ekipman ihtiyaçları süratle giderilmelidir. Ziraat öğretimi, uygulamalı bir öğretimdir; ancak, ne yazık ki, ziraat fakültelerimizin çoğunda henüz öğrencilerin uygulama ve araştırma yapabilecekleri araştırma çiftlikleri mevcut değildir; bu çiftlikler için yeterli ve gerekli toprak mevcut değildir. Bu münasebetle, verimli olarak işletilmeyen TİGEM arazilerinin ve diğer bazı devlet kuruluşlarının, KİT'lerin arazilerinden ziraat fakültelerine toprak tahsisinin, arazi tahsisinin çok yararlı olduğuna inanıyorum.

Türkiye'de 20 bini aşkın ziraat mühendisinin istihdam sorunu, hepimizin bilgileri dahilinde olan bir konudur. Ziraat mühendislerinin, kamu kesiminde istihdam imkânları gittikçe daralmakta ve özel kesimde de istihdam sağlanamamaktadır. Belli büyüklükteki tarım işletmelerinde, GAP bölgesinde kurulacak işletmelerde; işletme sahibi, yönetici, ziraat mühendisi istihdam imkânları yaratılabilir. Ayrıca, köylerimizde, çiftçi vatandaşlarımızı aydınlatmak, onlara önderlik yapmak üzere, çiftçi önderi rolünü oynayacak ziraat mühendisleri tayin edilebilir. Bu şekilde, mevcut ziraat mühendislerimize büyük ölçüde iş imkânı sağlanabilir.

Türk tarımının en önemli sorunu, verim düşüklüğüdür. Gerek bitkisel üretimde gerekse hayvansal üretimde büyük verim düşüklüğü bahis konusudur. Bu verim düşüklüğünün yeni politikalarla giderilmesi ve Türkiye'nin büyük bir potansiyeli olan tarımını, 2000 yılına girerken, bütün insanlık için çok önemli bir kaynak olan, büyük bir ihtiyaç olan gıda potansiyeli ve gıda varlığı açısından dış ülkelere ihracat yapabilir duruma getirmemiz lazımdır.

Özellikle, Türk hayvancılığının sorunları, bu sektörü tamamen yok olma noktasına getirmiştir. Koruma politikalarının ortadan kaldırılması, canlı hayvan ithaline imkân verilmesi, Türk hayvancılığına büyük darbe vurmuştur.

Türkiye gibi, esas itibariyle, 20 milyondan fazla insanı tarım sektöründen geçinen, nüfusunun yüzde 44'ü kırsal kesimde yaşayan bir ülkede, mutlaka, tarım sektöründe yeni politikaların tespiti gerekmektedir. Destekleme, fiyat ve pazar politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Erozyon ve tarım arazilerinin, tarımdışı amaçlarda kullanılması mutlaka önlenmelidir. Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda mera kanun tasarısının çıkarılmış olmasını, bu yolda atılmış olan önemli bir adım olarak görüyorum.

Bu arada, belirtmek isterim ki, özellikle, son zamanlarda, İçel İlinin Mersin merkez, Erdemli, Silifke, Bozyazı, Yeşilovacık, Anamur gibi ilçe ve beldelerinde meydana gelen afetlerden zarar gören çiftçilere gerekli yardımın yapılmasını Hükümetten bekliyoruz.

(Mikrofon otomatiz cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Cin, 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen bitirin efendim.

HALİL CİN (Devamla) - Bitiriyorum.

Diğer taraftan, Türkiye'de, 1984 yılında kapatılmış olan orman tamirhanelerinden faaliyette olan 17 tanesi de, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatılmış bulunmaktadır. Bu tamirhanelerde çalışan 3 bine yakın işçinin mağdur olmaması için, bu işçilerin bulundukları bölgelerde, Orman Bakanlığı kuruluşlarında veya Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve Karayolları kuruluşlarında istihdam edilmesi beklenmektedir. Bu yolda gerekli titizliğin Hükümet tarafından gösterilmesini temenni ediyorum.

Ziraî öğretimde ve tarım politikalarında, üniversite kuruluşlarıyla, araştırma kuruluşlarının sıkı bir işbirliği sağlamalarında da, tarım politikalarımız açısından çok büyük yarar vardır.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Cin.

Sayın Bakan, cevap verecek misiniz efendim?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSA DEMİRCİ (Sıvas) - Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki.

Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanı gündemdışı konuşmaya cevap vereceklerdir.

Buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSA DEMİRCİ (Sıvas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ziraî öğretimin 151 inci yılı dolayısıyla, İçel Milletvekilimiz Sayın Halil Cin'in yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya cevap arz etmek istiyorum.

Önce, İçel Milletvekilimize gerçekten teşekkür ediyorum; çünkü, ziraî öğretimin 151 inci yılında, gerçekten, Türkiye'nin konuşacağı, tarımın gündeme getireceği çok meseleleri var, bu bakımdan kendilerine teşekkür ediyorum.

Türk tarımı 1927 yılından itibaren irdelenecek olursa, 1927 yılında Türkiye'nin nüfusu 10 milyon; ama, buna rağmen, tarım kesiminde bulunan nüfusumuz, bu nüfusun yüzde 75'i civarında; bu demektir ki, nüfusun 7,5 milyonu tarımda, 2,5 milyonu da diğer sektörlerdedir. Bugün, nüfusumuz 65 milyon olmasına rağmen, bunun yüzde 41'i, yani, aşağı yukarı 27 milyonu tarım kesiminden geçimini sağlamaktadır. Bütün bunların yanı sıra, Türk tarımında, ister bitkisel üretimde, isterse hayvancılığımızda, cumhuriyetin ilk yıllarında, dekara, hububatta aldığımız 60 kilogramlık verimin, bugün, Türkiye ortalaması 200 kilograma çıkmıştır. Ayrıca, Türkiye'de, bugün, sahil kuşaklarında ve bazı kesimlerimizde, tarla ortalamasında 500 kilograma kadar çıktığımız yerler de vardır.

Bunun yanı sıra, Türkiye'de, bugün, ziraî araştırmalarımızın sayısı 50'ye yakındır ve bu ziraî araştırmalarımız içerisinde, Türkiye'de çok ciddî araştırmalar yapılan ve bugün Türk tarımına hizmet eden araştırmalarımız var. Bunlar, gerçekten, bugün -ister hububat sahasında, pamuk sahasında ve diğer konulardaolsun- Türk tarımına çok büyük hizmetler vermişlerdir.

Sayın milletvekilimizin söylediği doğrudur; Türkiye'de haddinden fazla ziraat fakültesi vardır ve dolayısıyla, bunlardan mezun olan ziraat mühendislerinin tamamına kamu kesiminde iş bulmak mümkün değil. Bugün, 20 bin ziraat mühendisi işsizdir; ancak, bakanlık olarak, devlet bakanlığıyla beraber, müştereken, işsiz ziraat mühendislerini nasıl özel sektöre kazandırırız gibi projelerimizi geliştirdik; yakın bir zamanda, Kastamonu'da, bu ziraat mühendislerimizin, hiç değilse bir bölümünü, orada, yeniden bir kurstan geçirmek suretiyle inşallah, iş sahibi yapacağız.

Sayın milletvekilimizin söylediği Türkiye'de verim düşüklüğü, bazı bitkilerimizde vardır ve bazı bitkilerimizde de açık vardır. Buna rağmen, bazı bitkilerimizde ise hem verim arzu ettiğimiz seviyededir ve hem de açık yaşanmamaktadır. Türkiye'de açık olan bitkiler, daha çok yağlı bitkilerdir. Bunun yanı sıra, çeltikte de açığımız vardır; ama, buna rağmen, hububatta ve mısırda arzu ettiğimiz seviyeyi yakaladık.

Hayvancılığımızın da problemleri var; ancak, bu 5 dakikanın içerisinde, ne milletvekilimizin bütün problemleri burada serdetmesi ne de bizim cevap vermemiz mümkün değil; ancak, bu problemlerin üzerine, bilhassa son zamanlarda geliştirdiğimiz ve sözleşmeli çiftçilik modeliyle hayvancılığımızı iyi bir noktaya getireceğiz. Bugün, Türkiye'de, bilhassa besi sığırındaki ithalat yasağımız devam etmektedir ve et ithalatı da sürmektedir.

Ben, bu vesileyle, Türk tarımına hizmet veren öğretim üyelerine ve Türk tarımına hizmet veren teknik elemanlara, veterinerlere; hayatta olanlarına şükranlarımızı arz ediyorum ve hayatta olmayanları da rahmetle yâd ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum; sağ olun. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Gündemdışı konuşma cevaplandırılmıştır.

3. - Adıyaman Milletvekili Celal Topkan'ın, Adıyaman'da son zamanlarda yaşanmakta olan sağlık sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna'nın cevabı

BAŞKAN - Üçüncü gündemdışı konuşma, Adıyaman'da, son zamanlarda yaşanmakta olan sağlık sorunlarıyla ilgili olarak, Adıyaman Milletvekili Celal Topkan'a verilmiştir; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Topkan, süreniz 5 dakikadır ve süreyi de pek uzatmıyorum efendim.

CELAL TOPKAN (Adıyaman) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Adıyaman İlinin sağlık sorunları konusunda söz aldım; sizleri, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Adıyaman, kalkınmada birinci derecede öncelikli il kapsamında, olağanüstü hal uygulamasının dışında olan ve hızlı bir kalkınma ve gelişme yaşayan illerimiz arasındadır. Türkiye'nin övünç kaynağı ve en büyük yatırım projesi olan GAP, ilimiz sınırları içerisindedir. Dünyanın sekizinci harikası Nemrut Dağı, Adıyaman'ın sınırları içerisindedir ve aynı şekilde, Türkiye'de üretilen petrolün yüzde 61'i de Adıyaman'da üretilmektedir.

Devlet İstatistik Enstitüsünün yayımladığı son verilere göre, yüzde 44 oranında dış göç alarak Türkiye genelinde birinci sırayı almaktadır.

Hızlı bir nüfus artışıyla karşı karşıya olan ilimizde, sağlık kurum ve kuruluşları aynı oranda gelişememektedir. Şimdiden gerekli önlem ve tedbirler alınmaz ise, ileride telafisi mümkün olmayan sağlık sorunları yaşanabilir. 700 bin nüfuslu ilde 350 yataklı hastane mevcuttur. Hemodiyaliz ünitesi mevcut; ancak, nefroloji uzmanı mevcut değildir.

Adıyaman ilimizde yeteri kadar dahiliye ve cerrahî uzmanının bulunmadığı 350 yataklı hastanede yılda ortalama 2 500 civarında ameliyat yapılmaktadır. Yılda ortalama 2 500 ameliyatın yapıldığı hastanede 1 tane olsun anestezi uzmanı mevcut değildir. Aynı şekilde, hastaneye, bugüne kadar bir kardiyoloji uzmanı atanmamıştır. İl sınırları içinde bir tek kulak, burun, boğaz uzmanı görev yapıyordu, bu arkadaşımız da Sağlık Müdürü olarak atanmıştır, halen ilde görev yapan kulak, burun, boğaz uzmanı yoktur.

120 bin nüfuslu Besni İlçesinin hastanesinde 50 yatak mevcut; bu hastanede en temel branş olan genel cerrahî uzmanı dahi mevcut değildir. Diğer taraftan, Tut, Çelikhan, Sincik, Samsat ve Gerger İlçelerimizde yataklı tedavi hizmeti veren sağlık kuruluşları mevcut değildir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; örnek olması için, bir ilçemizdeki sağlık koşullarını anlatmak istiyorum: Gerger İlçemizin nüfusu 40 bin civarındadır. İlçede, yataklı tedavi hizmeti veren hastane mevcut olmadığı gibi, ilçeye en yakın yataklı tedavi hizmeti veren Kâhta İlçesi 75 kilometre uzaklıktadır. Kaldı ki, Kâhta İlçesi Hastanesinin olanakları ve yeteri sayıda uzmanı mevcut değildir. Gerger İlçemize bağlı 42 köy mevcut olup, bu nüfusa 3 sağlıkocağı ve 15 sağlıkevi ile hizmet verilmeye çalışılmaktadır; ancak, bu 3 sağlıkocağından 2 tanesi doktor ve hemşire yokluğundan kapalı bulunmaktadır. 15 sağlıkevinden 8 tanesi aynı şekilde elemansızlıktan kapalı olup, ilçede toplam 3 pratisyen hekim, 2 hemşire ve 10 ebe vardır.

Ben, Gerger İlçemizde yaşayan insanlar adına Sayın Sağlık Bakanımıza seslenmek istiyorum; Türkiye genelinde 800 kişiye 1 doktor, Adıyaman özelinde 3 356 kişiye 1 doktor düşerken, Gerger İlçemizde 14 bin kişiye 1 pratisyen hekim düşmektedir. Aynı şekilde, 20 bin kişiye 1 hemşire, 4 bin kişiye 1 ebe düşmektedir. Halbuki, il genelinde 1 909 kişiye 1 hemşire, 1 959 kişiye 1 ebe düşmektedir. 40 bin nüfuslu ilçede uzman hekim ve sağlık memuru mevcut değildir.

Sağlık hizmeti bütünlük arz eder; doktoru, sağlık memuru, hemşiresi, ebesi, tıbbî malzemesi, araç ve gereciyle tamamlanmadığı takdirde, insanlara sağlık hizmeti vermek mümkün değildir. Aksi halde, verilen hizmetler yetersiz kalır, insanlar sağlıksız yaşamak zorunda kalırlar; tıpkı Gerger'de olduğu gibi... Gerger İlçemizde, insanlar, ilkel toplumlarda olduğu gibi, doğa şartlarının kendilerine sağladığı kadar sağlıklı yaşayabilmektedirler. 2000'e üç kala ülkemizin geldiği bugünkü gelişmişlik düzeyinde, Gerger'de yaşayan insanlara böyle bir yaşamı reva görmek, hiçbir siyasînin ve yerel yöneticinin hakkı olmasa gerekir. Tut, Samsat, Çelikhan ve Sincik İlçelerimizdeki sağlık koşulları Gerger'inkinden...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Topkan, süreniz bitti. Lütfen; son cümlenizi söyler misiniz efendim.

CELAL TOPKAN (Devamla) - Bir dakika süre verin Sayın Başkanım.

İlde görev yapan sağlık personeli dengesiz bir dağılım içindedir. Buna sebep, ilin yerel yöneticileridir. Bu siyasetçiler, ildeki personel dağılımına müdahale etmektedirler. Yine, ilde görev yapmakta olan yerel idareciler, siyasîlerin inisiyatifi dışında hareket edememektedirler. Yerel siyasetçiler, örgütlerin arzu ve taleplerine uygun davranmak zorunda bırakılıyorlar. Bu adaletsizliğin sıkıntısını halk çekmektedir. En temel hak olan sağlıklı yaşam hakkı insanlarımıza çok görülmektedir. Bu tavır ve davranışlar sonrasında, ilde mevcut birçok sağlıkocağı ve sağlıkevi, sağlık elemanı atanmadığı için, bakımsızlıktan kullanılamaz hale gelmiştir. Mevcut personelin dengeli dağılımı sağlanamayınca, birer aylık geçici rotasyon görevlendirmeleriyle halkın sorunlarına çözüm aranmaya çalışılmaktadır. Bu uygulama ise, halka sağlık hizmeti verme yerine, ancak personeli daha çok huzursuz etmektedir. Siyasal iktidara yakın kişiler yine korunup kollanmaktadır. Aradan geçen zamana karşın, rotasyona gönderilen insanlara bugüne kadar harcırah ödenmemiştir.

Sayın Sağlık Bakanımızdan, Adıyaman'da yaşanmakta olan sağlık sorunlarına ilgi bekler; Genel Kurulu saygılarımla selamlarım. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Topkan.

Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, buyurun Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI YILDIRIM AKTUNA (İstanbul) - Ne kadar sürem var Sayın Başkan?

BAŞKAN - Efendim, kısa sürede bitirirseniz memnun olurum; çünkü, epey işimiz var.

SAĞLIK BAKANI YILDIRIM AKTUNA (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Adıyaman Milletvekili Celal Topkan arkadaşımıza teşekkür ediyorum.

Adıyaman'da dile getirilen sağlık sorunları, beş aşağı beş yukarı, Türkiye'nin birçok bölgesinde -özellikle Anadolu- Doğu Anadolu ve İç Anadolu Bölgelerinde söz konusu olan sorunlardır; yılların oluşmuş, birikmiş sorunlarıdır. Bu sorunları, bir hamlede, bir defada çözmek imkânı da zaten yoktur.

MAHMUT BOZKURT (Adıyaman) - Nerede çözdünüz?!. Çözdüğünüz yeri söyleyin!..

SAĞLIK BAKANI YILDIRIM AKTUNA (Devamla) - Adıyaman İlinde, 7 tane hastane bulunmaktadır. Bu hastanelerin toplam yatak sayısı, fiilî yatak sayısı 546'dır. Yatak işgal oranları yüzde 34,2'dir; yani, bir hayli düşüktür. Ayrıca, 52 sağlıkocağı, 128 sağlıkevi, 2 verem savaş dispanseri, 4 ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezi, 2 sağlık meslek lisesi ve 1 halk sağlığı laboratuvarıyla bu hizmetler desteklenmektedir.

Yatırımı devam eden kuruluşlar için, Adıyaman'a, il emrine, 1996 yılında -Hükümetin kurulmasından bu yana- sadece yatırımlar için, 89 milyar 280 milyon lira gönderilmiştir. İldeki sağlık kuruluşlarımızın bakım ve onarımlarının yapılması amacıyla da, ayrıca, 8 milyar 93 milyon lira gönderilmiştir. İlde, 110 bin 972 kişide yeşilkart vardır; 110 bin 972 kişi ve 1996 yılında, yeşilkart ödemeleri için Adıyaman İlindeki hastanelere18 milyar 460 milyon lira para gönderilmiştir.

Şimdi, değerli arkadaşım haklı olarak, Gerger İlçesinde hastane olmadığını ve il genelinde de sağlık personelinin, daha ziyade pratisyen doktor olarak, hemşire ve ebe olarak da dengeli dağıtılmadığını ifade etti ve bazı uzmanların da bulunmadığını söyledi; yerden göğe kadar haklı. Zaten, bunun için, atama ve nakil yönetmeliğini çıkardık; bunun için, Türkiye'yi üç bölgeye ayırdık; bunun için, göreve ilk defa başlayacak olanların üçüncü bölgeden başlaması kararını aldık -ki, Adıyaman'da buraya dahildir- üçüncü bölgeden başlayacak. Bütün sağlık personeli, uzman doktor, pratisyen doktor, hemşire, ebe, sağlık memuru, teknisyen evvela üçüncü bölgeden başlayacak. Dolayısıyla, bu bölgelerdeki eksikliği gidermek amacıyla bu uygulamaya başlanmıştır. Ayrıca, batı bölgelerinde yıllardan beri kalıp, doğuda, üçüncü bölgede bulunmamış olanları da, yine, üçüncü bölgeye, yine bu yönetmeliğe göre aktarma çalışmalarımız da başlamıştır. Ümit ediyorum ki, en geç bahara kadar, yani, önümüzdeki dört beş ay içerisinde sağlık personeli dağılımındaki bu eşitsizlik önemli ölçüde giderilmiş olacaktır. Hedef, yıllardır uzman doktorun bulunmadığı, yeterli hemşire ve ebenin bulunmadığı, Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki sağlık kuruluşlarının eksiğini tamamlamaktır.

Tabiî, bu atama ve nakil yönetmeliğinin sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi için ve bu yönetmeliğin delinmeden, hakkaniyetle ve herkese eşit bir şekilde uygulanabilmesi için, değerli milletvekili arkadaşlarımın, bana, kendi bölgelerinin dışında, haksızlık niteliğinde olabilecek istekleri de iletme konusunda daha dikkatli, duyarlı davranmaları gerektiğidir; çünkü, birkaçının veya beş kişinin gitmesi önemli değildir; ama, bir kişi dahi yönetmeliğe aykırı olarak, hakkı olmayan bir hakkı kullanma durumunda olursa, diğerlerine kötü örnek olacağı için, insanların oralara gitmesini özendirmesini engelleyecektir. İnsanlar, eşit uygulama halinde, seve seve gitmek isteyeceklerdir bu yere. O açıdan, sayın milletvekili arkadaşlarımın da bu konuda gerekli özeni göstermelerini diliyorum.

Bir diğer nokta da şudur; ikinci sağlık projesi kapsamına Adıyaman İlimiz girmektedir ve ikinci sağlık projesi 1992 yılında, benim ilk bakanlığım zamanında oluşturulmuştur. Bu projeye göre, Adıyaman İline, beş yıl içerisinde 9 940 750 dolarlık yatırım yapılacaktır; yani, demek ki, aşağı yukarı 9 milyon- 10 milyon dolarlık yatırım yapılacaktır, ihtiyaç karşılanacaktır. 1996 yılı içerisinde, Adıyaman'a 1 milyon 127 bin dolarlık yardım yapılmıştır bu proje kapsamında. Bu çerçeve içerisinde, sağlık ocaklarının araç gereç ve tıbbî malzeme ihtiyaçları ile eğitim ihtiyaçları karşılanmıştır. 1997 yılında ise, daha ziyade sağlık ocağı yapımı, arazi taşıtı alımı, halk sağlığı laboratuvarı gibi ihtiyaçlar karşılanacaktır.

Şimdi, Türkiye'de, 1996 yılında, hemodiyaliz ünitesi, merkezi olmayan hiçbir hastane kalmamıştır; ya kurulmuştur ya da malzemeleri gönderilmiş, kurulma aşamasındadır, hizmete girmek üzeredir. Adıyaman da bunlardan bir tanesidir; ama, nefroloji uzmanının olması şartı yoktur hemodiyaliz ünitesi merkezinin çalışmasında. Sadece, bu ünitenin çalışmasını öğrenmiş, bilen dahiliye mütehassısı olması kâfidir; çünkü, nefroloji uzmanı şartı zaten konulamaz; Türkiye'de çok az sayıda nefroloji uzmanı var. Her hemodiyaliz ünitesinin başına bir nefroloji uzmanı koymaya kalksanız, karşılamanız mümkün değildir. Bunun kursunu görmüş iç hastalıkları uzmanları hemodiyaliz ünitelerini çalıştırmaktadırlar, Adıyaman da aynı şekildedir. Dolayısıyla, bu 1997 yılı Adıyaman İlimizin ve güneydoğu bölgemizin ağırlıklı olarak ve doğu bölgesinin özel yatırım programlarıyla, sağlık hizmetlerinin daha etkin hale getirileceği bir yıl olacaktır.

1997 yılında, inşaatı tamamlanarak hizmete açılacak olan 3 tane sağlık ocağı vardır Adıyaman'da. Bunlar, Gölbaşı 2 no'lu sağlık ocağı, Karapınar ve Kuyulu sağlık ocaklarıdır. Bunların 1997 yılı için bitirilmesi planlanmıştır. Ayrıca, 2 tane sağlık evi bitirilecektir; Gümüşyaka ve Gözebaşı sağlık evleri.

1998 yılında tamamlanması planlanan ve 1997 yılında 35 milyarlık ödeneği olan Çelikhan Devlet Hastanesi 30 yataklı ve 10 lojmanlıdır. Burası da 1998 yılının baharında hizmete girmiş olacaktır.

Ben, değerli arkadaşım Celal Topkan'a, Adıyaman'ın sorunlarıyla ilgili bize bilgi aktarmış olması dolayısıyla teşekkür ediyorum. Biz de, bu konuyla, Adıyaman'ı, bugün, özellikle biraz daha incelemiş olduk ve şahsen ben, sorunlarını biraz daha yakından tanıma fırsatını bulmuş oldum; ama, Türkiye genelinde sağlık hizmetlerimizi öncelikli olarak yönelttiğimiz yerler, bu hizmetlerin eksik ve geri kalmış olduğu doğu ve güneydoğu illerimizdir. Bunun altını bir kere daha çizmek istiyorum ve bu hizmetten Adıyaman da önümüzdeki yıllarda bu şekilde yararlanmış olacaktır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Biliyorsunuz, sağlık hizmetleri yönünden en geri kalmış il de Tunceli; Tunceli'de hiç uzman doktor yok.

SAĞLIK BAKANI YILDIRIM AKTUNA (İstanbul) - Elim Tunceli'nin üzerinde.

BAŞKAN - Artık, bunu bir söz kabul ediyoruz.

Evet, gündemdışı konuşmalar ve cevapları tamamlanmıştır.

Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Portekiz'e gidecek olan Turizm Bakanı Bahattin Yücel'e, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/652)

15 Ocak 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünya Turizm Zirvesine katılmak üzere, 16 Ocak 1997 tarihinde Portekiz'e gidecek olan Turizm Bakanı Bahattin Yücel'in dönüşüne kadar; Turizm Bakanlığına, Devlet Bakanı Bahattin Şeker'in vekâlet etmesinin Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.

Süleyman Demirel

Cumhurbaşkanı

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının tezkereleri vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Birinci tezkereyi okutuyorum:

2. - Türkiye-Hindistan Parlamentolararası Dostluk Grubu kurulmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/652)

16 Ocak 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 25 Aralık 1996 tarih ve 33 sayılı Kararı ile, Türkiye-Hindistan Parlamentolararası Dostluk Grubu kurulması uygun görülmüştür.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca, anılan Dostluk Grubunun kurulması Genel Kurulun tasvibine sunulur.

Doç. Dr. Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Türkiye ile Hindistan arasında dostluk grubu kurulmasına ilişkin bu tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Öteki tezkereyi okutuyorum:

3. - Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento heyetinin, Japonya Meclis Başkanının resmî davetine icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/654)

16 Ocak 1997

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Japonya Meclis Başkanından alınan resmî bir davette, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento heyeti Japonya'ya davet edilmektedir.

Söz konusu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca, Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Öteki tezkereyi okutuyorum:

4. - Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonundan 12 kişilik bir heyetin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanının davetine icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/655)

16 Ocak 1996

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Derviş Eroğlu'ndan alınan bir yazıda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonundan bir heyetin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine davet edildiği bildirilmiştir.

Söz konusu davete Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan 12 kişilik bir heyetin icabet etmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca, Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Doç. Dr. Mustafa Kalemli

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Önce, sırasıyla, yarım kalan işlerden başlıyoruz.

IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. - 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)

BAŞKAN - 926 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada mı efendim? Yok.

Ertelenmiştir.

2. - 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 20 nci Maddesinin 2 nci Fıkrasının Değiştirilmesine ve Bu Maddeye 2 Fıkra Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/527) (S. Sayısı : 129) (1)

BAŞKAN - 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 20 nci Maddesinin 2 nci Fıkrasının Değiştirilmesine ve Bu Maddeye 2 Fıkra Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.

Bilindiği üzere, tasarının tümü üzerinde, dün, CHP ve DYP grupları konuşmuştu.

Şimdi, ANAP Grubu adına, Sayın Sümer Oral; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

Sayın Oral, süreniz 20 dakikadır.

ANAP GRUBU ADINA SÜMER ORAL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1950 tarih ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 20 nci maddesinde değişiklik yapılmasına ve bu maddeye 2 fıkra eklenmesine ilişkin kanun tasarısı üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına görüşlerimizi sunmak üzere huzurunuzda bulunuyorum; sizi ve değerli arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu kanun tasarısının amacı, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığının mülkiyetinde bulunan taşınmazların, gayrimenkullerin temliki ve satışına imkân sağlamaktır. Esas itibariyle, bu taşınmazların, kira veya diğer tasarrufları mevcut kanun hükümlerine göre mümkündür. Bu tasarıyla, bu taşınmazların satışı ve devri amaçlanmaktadır.

Görüşülmekte olan tasarı kabul edildiğinde ve kanunlaştığında, gündeme, Emekli Sandığının otelleri, tatil köyleri, iş hanlarının satışı gelecektir.

Bilindiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı, kamu personelinin -sivil olsun, asker olsun- sosyal güvenliğini sağlayan sosyal güvenlik müessesesidir ve bu, ülkemizde sosyal güvenlik

(1) 129 S. Sayılı Basmayazı 15.1.1996 Tarihli 46 ncı Birleşim Tutanağına eklidir.

alanındaki üç temel kuruluştan biridir. 1950 yılında 5434 sayılı Kanunla kurulan Sandık, finansman tekniği açısından fon esasını benimsemiştir. Sandık prim tahsil eder, bu primin bir bölümünü iştirakçiler öder, bir bölümünü de devlet öder ve bu prim esasına göre bir fon sistemiyle Sandık, görevlerini yapar.

Halen, Sandığın, 1 milyon 900 binin biraz üzerinde -1 milyon 950 bin civarında- prim ödeyen iştirakçisi ve 1 milyon 50 bin civarında da, aylık alanı, yani, pasif iştirakçisi bulunmaktadır. Sandık, başlangıçta, ilk dönemlerde, aktuaryel dengesini korumuş ve finansman yapısının sağlamlığını korumuş, bunun sonucu olarak da Sandıkta fon birikmiştir; bu biriken fonlar da çeşitli alanlara plase edilmiştir, yatırılmıştır. Bunların bir bölümü de, yine, 5434 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin öngördüğü “biriken fonların yüzde 40'ına kadar bir bölümünü yatırabileceği” dediği alana yatırılmıştır. İşte, bunlarla, otel, tatil köyü, iş hanı yapılmıştır; ancak, Türk turizminin fevkalade ihtiyacı olduğu dönemde -özellikle 1950'li yılların ikinci döneminde- Emekli Sandığı, bazı otellere fevkalade değerli yatırımlar yapmıştır. Bugün, her biri birbirinden çok daha kıymetli -gerek konumu itibariyle gerekse yapısı itibariyle- oteller, Türk turizminin gerçekten öncüsü olmuşlardır.

Ülkemizde, bugün, sosyal güvenlik sistemimiz, özellikle finansman yapısı yönünden ciddî sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır; bir finansman tıkanıklığı içerisindedir. Bu finansman tıkanıklığının sonucunda, sosyal güvenlik kuruluşlarına, devlet bütçesinden -bundan bir süre önce söz konusu olmayan ciddî yüklerin devlet bütçesinde yer almaya başladığı, hatta, bütçelerin taşımasının zor olabileceği, zor olacağı bir büyüklükte- bu kaynak transferleri başlamıştır; çünkü, bunlar, kendi imkânlarıyla ödemelerini gerçekleştirmekten uzak bir noktaya gelmişlerdir. Nitekim, 1996 ve 1997 yıllarında, konsolide bütçedeki bütün yatırım ödeneklerinden daha fazla bir miktarda ödenek, bu kuruluşlar için bütçede yer almaktadır; ancak, bu kuruluşlardan aktuaryel dengesi en iyi durumda olan yine Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığıdır; ama, bunun da aktuaryel dengesinin yavaş yavaş bozulduğunu görüyoruz. Nitekim, 1980'de bir pasife 2,7 aktif düşerken, 1996'da bir pasife 1,6 aktif düşer hale gelmiştir; ki, bunun ideal oranı 1,4 civarındadır. Ayrıca, 1996 yılında, Sandık, 25 trilyonluk açık vermiştir.

Değerli arkadaşlarım, sosyal güvenlik sistemi, esasında, hepinizin de takdir edeceği gibi, sadece bizde değil, dünyanın birçok ülkesinde çok önemli bir problemdir; çünkü, sosyal güvenlik sistemi, zenginliğin bir sonucudur; sosyal güvenlik sistemleri, gelirin bir fonksiyonudur. Fert başına gayri safî millî hâsılası, bizim gibi 2 500-3 000 dolar civarında değil, 10 bin doları geçmiş, hatta 20 bin dolara gelmiş ülkelerin dahi, bugün, sosyal güvenlik sistemlerinde çok ciddî sorunlar vardır. Hepimizin yine yakinen takip ettiği gibi, Fransa da bu sıkıntılarla karşı karşıya olan bir ülkedir. Büyük umutlarla gelen Başbakan Mösyö Alain Juppe'yi de, ilk bir senesinde fevkalade sıkıntıya sokan Fransa'nın sosyal güvenlik sistemi olmuştur.

Bugün, sosyal güvenlik sistemimizin finansman yapısının sağlıklı bir hale getirilmesi, aktuaryel dengenin tekrar kurulması için, köklü ve kalıcı tedbirlere gerek vardır. Bugün, Türkiye'nin en önemli problemlerinden birisi budur. Çağdaşlık dediğimiz zaman, sosyal güvenlik akla gelir. Ciddî bir sosyal güvenliğin, sağlam bir sosyal güvenlik şemsiyesinin de finansman yapısının fevkalade sağlam olması lazım; ama, son yıllarda, baktığımız zaman, tespit var, çeşitli zeminlerde, bu işlerle sorumlu kişiler bunu tespit ediyorlar ve burada meydana gelen sıkıntıyı söylüyorlar; ama, ciddî uygulama yok; söylem var, icraat yok. Türkiye'de, esasında, önemli olan, uygulamadır; yoksa, meseleyi proje bazında dile getirmek fevkalade kolaydır; ama, onu giderecek, çare olacak tedbirleri tespit edip koyma ise, fevkalade ihmal edilmektedir.

Çok konuşma var; bilinen gerçekler sürekli bir şekilde çeşitli zeminlerde dile getiriliyor; âdeta gelecekle ilgili birtakım konuşmalar; ama, bunun altında ciddî bir uygulama yok. Üç dört yıldır, kara deliklerin en başında bu olduğu söylenir; ama, üç dört yıldır ciddî bir programın hazırlandığını söylemek mümkün değildir. Zaman zaman, işte “bu sosyal güvenlik kuruluşları bir çatı altında toplanacaktır” denilmektedir. Şimdi, ben soruyorum; sosyal güvenlik kuruluşlarını bir çatı altında toplamak, sosyal güvenliğin finansman yapısını nasıl sağlamlaştırır?.. Sosyal güvenlik kuruluşları bir çatı altına geldiği zaman finansmanı sağlam olmazki. Ha, sosyal güvenlik kuruluşları bir çatı altına getirilebilir, bu kuruluşların nimet-külfet dengelerinde birtakım belli yaklaşımlar, ortak yaklaşımlar sağlanabilir; ama, sosyal güvenliğin finansmanından bahsedildiği zaman, işte, biz, bunu bir çatı altında toplayacağız deniliyor; sanki, o, finansmanını sağlamlaştıracak bir araçmış gibi mütalaa ediliyor ki; bunlar, sadece olayla ilgili olmayan konulardır.

Uzun süre Dünya Bankasının proje kredisinden bahsedildi; ama, bu, bir türlü gerçekleştirilemedi. Ciddî bir düzenleme ve program yok. İşte, bunun sağlanması lazım.

Değerli Başkan, kıymetli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığının mülkiyetindeki taşınmazların satışına, genelde, ilke olarak, karşı çıkmak mümkün değildir. Bugün, Türkiye, rasyonelliği kaybetmiştir. Bugün, Türkiye, rasyonelliği arıyor; çünkü, rasyonellikten uzaklaşılmıştır. Ancak, rasyonelliği ararken, bütün yılların, asırların birikimini, sadece bir yılın açığını kapamak, sadece iki yılın açığını kapamak için satıp, iki yıl sonra aynı duruma düşülürse, bu, rasyonelliği arama çabası değildir. Rasyonelliği aramak, açığı meydana getiren unsurları dengeye getirmektir. O konuda bir gayret sarf edilmesi gerekir.

Keşke, bugün görüştüğümüz bu satışlar, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığının, hatta daha genel olarak sosyal güvenlik sistemimizin malî yapısını düzeltecek, bu kurumların açık veren yapısını dengeye getirmeye yönelik bir programın unsuru, bir parçası olarak gündeme gelseydi. O zaman, çok daha inandırıcı olurdu. Bir program konulacaktı; işte, Emekli Sandığının malî yapısını düzelteceğiz, finansman yapısını düzelteceğiz; bunun bir unsuru da budur denilecekti.

Bir iki gün sonra Sosyal Sigortalarla ilgili bir düzenleme gelecek ve Sosyal Sigortaların açığını kapatacağız denilecek. Tedbir olarak da, sosyal yardım zammını, Sosyal Sigortalar yerine Hazine veya Maliye ödeyecektir. Ee, bu tedbir değildirki... Maliye ve Sosyal Sigortaları bir arada düşündüğünüz zaman, makro bakımdan açık azalmıyor. Hatta, bu uygulama, Sosyal Sigortaların açığını daha da artırır.

Şimdi, bunlar uzun uzun tartışılmalı, bir program olarak getirilmeli. İşte, ondan sonra da bunların satışı kanunu gelmeli. O zaman, hem güvendirici hem inandırıcı olurdu.

Bu satışların daha verimli bir amaca dönüşeceğinden, haklı olarak, ciddî kaygılarımız vardır. Bu kaygıların nedenlerini, nereden kaynaklandığı hususunun bazılarını dile getirmek istiyorum.

Bunlardan birincisi, Hükümet, bugüne kadar, gerek ekonomi gerek kamu maliyesi alanında ciddî bir program anlayışı içerisine girememiştir; daha çok, dağınık, perakende ve parçalı tedbirleri tercih etmiştir. Ekonomi ve malî yönetiminde organizasyon bazında bir ahenk sağlanamamış, aksine, bu yönetimler, çok daha başka hale dönüştürülmüştür. Bunlar kadar önemli bir diğer nokta da, Emekli Sandığına, 1997 yılı devlet bütçesinden yetersiz ödenek ayrılmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, kıymetli milletvekilleri; şimdi, size, bir tablo hakkında bilgi sunmak istiyorum. Bakınız, 1995 yılında, devlet bütçesinden Emekli Sandığına ayrılan ödenek, bir önceki yılın ödeneğine oranla yüzde 105 fazla. 1996'da, Emekli Sandığına devlet bütçesinden ayrılan ödenek, bir önceki yılın ödeneğinden yüzde 196 fazla. 1997'de ayrılan ödenek, 1996'dan sadece yüzde 10 fazla. Yüzde 5 kesintileri de dikkate aldığımız zaman, hemen, hemen 1997 ödeneği ile 1996 ödeneği birbirine eşit ve 133 trilyon civarında bir paradır. Bunun, 1997'de Emekli Sandığından ödenecek paralar mukayese edildiğinde, yeterli olmadığı görülür; çünkü, Emekli Sandığı, Hazine nam ve hesabına bazı ödemeler yapar. Emekli ikramiyeleri öyledir. Emekli Sandığı ödemez bunu, Hazine adına öder ve faturalar. Şeref aylığı, vatanî hizmet tertibi gibi aylıklar vardır; bunlar için öder ve esas ödenen miktar da budur. Şimdi, 1997'de, 1996'daki ödenekle bunları karşılamak mümkün değil. Ayrıca, 1996'da, Emekli Sandığının, 25 trilyon normal, kendi açığı var. O açık da, 1997'de 65-70 trilyon civarında olacaktır. Dün burada da söylendi bu. Şimdi, onunla birlikte mütalaa edildiğinde, geçen yıla oranla bu seneki ödenekler aynı düzeyde konulduğundan, 1997 bütçesinde, en az 100 trilyon, Emekli Sandığına gidecek kaynakta açık olacaktır. Bunun altında bir rakam olduğunu iddia edemezler; çünkü, kalkıp, 1996 yılında çok fazla emekli oldu, 1997'de olmayacak demek de mümkün değildir. 100 trilyon liralık bir açık vardır. işte, Emekli Sandığının satacağı gayrimenkullerin bir kısmıyla bu 1997 yılı açığı karşılanacak. Oysa, bu kanun tasarısı takdim edilirken, bunlar satılacak, bunlardan elde edilecek gelirler daha rasyonel alanlarda kullanılacak deniliyor; ama, bu açığın bununla karşılanacağı anlaşılıyor.

Şimdi, şu söylenebilir: Kanun tasarısının gerekçesinde, bu satış hâsılatlarının Emekli Sandığının bilançosuna kaydedilip, kanunun 22 nci maddesine göre değerlendirileceği hükmü vardır; ancak, bu hüküm, bunların daha rasyonel kullanılacağı konusunda yeterli teminatı beraberinde getirmez; çünkü, 22 nci maddeyi okuduğumuz zaman, 22 nci madde, aynen, “Sandığın ihtiyatları, normal ve belli ihtiyaçlar için serbest bulundurulması lazım gelen miktarlar çıkarıldıktan sonra” der.

Şimdi, bu satılan taşınmazların karşılığı Emekli Sandığının bilançosuna girecek; ama, Emekli Sandığının normal ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılacak; çünkü, önce o kullanılacak deniliyor. Kullanıldıktan sonra, bir daha, ne kalır ne kalmaz, nereye yatırılır; o, fevkalade meşkûktur.

İşte, bunun için diyoruz ki, bu satışların sonunda, yılların birikiminin sonunda meydana gelen bu güzel tesislerin satışlarından elde edilecek paralar bu tesislerin sahibi de esasında devlet değil, iştirakçilerdir; keşke çok daha iyi yere kullanılsın, Emekli Sandığının aktuaryel dengesini sağlamlaştırmada kullanılsın, finansman yapısını sağlamlaştırmada kullanılsın; ama, o konuda büyük kaygılarımız olduğunu ifade etmek isterim. Yani, bütün bunların, birer, günü kurtarma çabası içinde olmaması lazım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerek bu satışlarda gerek özelleştirmede şart olan, aranan en önemli husus, güvendir. Güven unsurunun altyapısı da disiplindir ve takvimi olan bir programdır. Disiplin ve takvimi olan bir program, ciddiyeti de beraberinde getirir. Eğer bunlar yoksa, ciddiyet de gelmez. Bunun sağlanması en büyük ihtiyaçtır.

Bugün, özelleştirmede demokratik rıza vardır, vatandaşımızın demokratik rızası olmuştur, özelleştirmeye itiraz eden çok büyük bir kesim yoktur; ama, özelleştirmenin kapsamı ve onun satış modeli üzerinde tartışmalar vardır. Bütün bunlar için bir güvenin yaratılması lazım.

Bu satışlarla ilgili, son zamanlarda, çok sık resmî bazı beyanlarla karşılaşıyoruz. Resmî beyanların üzerinde durmak, hakkımızdır. Bakınız, Sayın Başbakan geçen gün, tahmin ediyorum kendi grubunda “kaynak paketlerinden 11 milyar dolar Devlet Hazinesine girmiştir” dedi. Ben, bütçe görüşülürken, Sayın Maliye Bakanına sormuştum, bugün bir kere daha soruyorum; 11 milyar dolar -1 katrilyondan fazla Türk Lirası yapar- Hazineye girdiğine göre, not defterine yazılmaz bu, Hazinenin hesabı vardır, bütçe emaneti vardır, adi emaneti vardır -şimdi, tekrar soruyorum- bu 1 katrilyondan fazla olan Türk Lirası -Sayın Başbakanın ifadesiyle- Hazineye girdiyse, bana, hangi tarihte -Millet Meclisinin bilme hakkı vardır- hangi hesaba girmiştir; bunun gösterilmesi lazım; biz, bunu ikinci defadır soruyoruz. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

Diğer bir konu: Hazine gayrimenkullerinin satışından 10 milyar gelir sağlayacağız diyorlar. 10 milyar dolar, 1 katriyonu aşar. Bunun da kapsamını bize anlatsınlar bakalım... Biz, söyledik, Hazinenin mülkiyetinde olan gayrimenkullerin ne kadar olduğunu -üç yıldır hızlandırılmış program uygulanıyor, yılda 3 trilyonluk tahsilat yapılıyor- 1 katrilyondan fazlayı 1997'de nasıl sağlayacaklarını anlatmaları lazım; ama, Cenabı Allah o günü de gösterecek -biz, aksi olmasını istiyoruz- bu yılın sonunda da oturup görüşeceğiz; ama, burada, oturup, cevap vermeyen arkadaşlarımızın ne duruma düştüğünü görmek, herhalde çok hoş bir şey değil; ama, o güne de geleceğiz.

Şimdi, işin başında olduğu için Değerli Maliye Bakanımız, tabiî, bunları cevaplandırmamakta bir beis görmüyor; ama, bir yıl sonra, verilen sözlerin, vaatlerin sonucu burada sorulacak. Ekonomide çok şey konuşabilirsiniz; ama, ekonomi, sonucuyla ölçülür, onu da ölçeceğiz. İnşallah, keşke her şey iyi olsun; bizim temennimiz o. Bizim esas temennimiz -bütün milletvekili arkadaşlarımın temennisi- Türkiye'nin gündemindeki meselelerin çözülmesi; ama, diyoruz ki, işin bir programı olsun, takvimi olsun, ciddî bir metodu olsun. Bugün, gelişmiş ülkeler, eğer, fert başına gelirlerini artırıyorlarsa, refah seviyelerini artırıyorlarsa, sağlam modelleri olduğu içindir, zaman kaybetmedikleri içindir.

BAŞKAN - Sayın Oral, 1 dakikanız var efendim...

SÜMER ORAL (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Neticede, Türkiye, bugün, birçok alanda olduğu gibi, ekonomi alanında da zaman kaybına devam etmektedir. Plan, program ve takvim yok ise, bu kaybın önüne geçmek de mümkün değildir ve dünyada en kıt değerin de zaman olduğunu unutmamamız lazımdır.

İnşallah, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığının yıllardır birikimi olan bu değerleri, bir yılın açığını kapatmak için tasfiye etmek yerine, iştirakçinin sahibi olduğu bu taşınmazlar, Sandığın malî yapısını sağlamlaştırmak ve finansman yapısını daha güçlü hale getirmek için kullanılır; bizim temennimiz budur.

Değerli Başkan, bu düşüncelerle, sizi ve kıymetli arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oral.

DSP Grubu adına, Sayın Zekeriya Temizel; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Temizel, süreniz 20 dakika efendim.

DSP GRUBU ADINA ZEKERİYA TEMİZEL (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 20 nci Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Tasarısı üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20 nci Dönemde -bazı olumlu çalışmalar dışında- sürekli, negatif enerji harcıyor. Negatif enerji harcamak demek; belirli bir konu üzerinde günlerce tartışmak, çalışmak; ancak, herhangi bir sonuç alamamak; yani, kısacası, bırakılan yerde kalmak demektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi de, bazı konular üzerinde günlerce çalışıyor, tartışıyor; sonuçta, yapılan düzenleme ya Anayasa Mahkemesinden dönüyor ya da toplumdaki adalet, hakkaniyet gibi değerleri yıpratmaktan öte hiçbir sonuç doğurmuyor.

Milletvekilleri olarak, neredeyse, mevcut durumu koruduğumuza sevinir hale geldik; halbuki, ülkenin karşı karşıya bulunduğu bugünkü durumu benimsemek ve savunmak olanaklı değil. Ekonomik ve sosyal sistemimizdeki çöküşün, yozlaşmanın durdurulması, idarî sistemimizin yeniden kendine güvenilir bir yapıya kavuşturulması, etkenleştirilmesi, eminim ki, bu Mecliste bulunan herkesin ortak arzusu.

Değerli milletvekilleri, ülkenin sorunları gittikçe ağırlaşıyor. Bizler, burada, tek maddelik, neye hizmet ettiğini anlamakta gerçekten güçlük çektiğimiz yasa tasarılarıyla uğraşırken, görsel ve yazılı basında, Diyarbakır'da bir lokma ekmek için, yiyecek için çamurun içerisinde boğuşan insanların görüntüleri yayınlanıyor. Bu, ne büyük bir talihsizliktir ki, televizyonların bu görüntüleri yayınladığı saatlerde, Meclis basına sansür yasasını görüşüyor. Bir yanda, sürekli alkışlar arasında sansür yasasını savunan bir bakan; diğer yanda, Diyarbakır'da bir lokma ekmek için çamurun içerisinde boğuşan insanlarımız... (DSP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu toplum, hepimizin vicdanını sızlatan bu olaylara daha fazla katlanamaz, daha fazla seyirci kalamaz.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Türkiye'nin ekonomik ve sosyal sistemine etkinlik kazandıracak, halkın sefaletine ve işsizliğe çare olacak çalışmalar yapılmak zorundadır; ama, bu çalışmalar yapılamıyor. Neden yapılamıyor; çünkü, Hükümet, toplumsal uzlaşma arayışında değil; sorunlara toplumsal uzlaşma içerisinde köklü çözümler aramak yerine, nereden kaynaklandığı belli olmayan, tutarsız, palyatif, sistemi etkenleştirmek yerine, birtakım kuruluşlara olanaklar yaratan bazı düzenlemeleri Meclisin önüne getiriyor ve parmak hesabına dayanarak bunları çıkarmaya çalışıyor.

Meclis, gündemine de hâkim değil. Neredeyse, her hafta bir Danışma Kurulu toplantısıyla, o haftaki çalışma programı belirlenmeye çalışılıyor. Mecliste, halkın gündemi yerine Hükümetin gündemi tartışılıyor. Milletvekilleri, görüşecekleri konuları, görüşmelerin yapılmasından neredeyse birkaç saat önce öğreniyor, dolayısıyla da, bu tartışmalara gerekli katkıyı sağlayamıyor.

Değerli arkadaşlar, işte, önünüzde bulunan tasarı da, yine bu nitelikteki tasarılardan birisi. Sosyal güvenlik sistemiyle ilgili; ancak, sosyal güvenlik sistemiyle ne derece ilgi kurulacağı bilinmeyen bir tasarı.

Hepinizin bildiği gibi, bizim sosyal güvenlik sistemimiz, biraz önce de belirtildiği gibi, fon biriktirme esasına göre kurulmuştur. Çalışanlardan, çalıştıkları süre boyunca bir kesinti yapılacak, bu kesintilerle oluşturulan fonlar değerlendirilerek, bu kişilerin çalışamaz hale gelmelerinden itibaren de, kendilerine, gereksinmelerini karşılayacak bir şekilde ödemede bulunulacaktır; ancak, emekli sayısındaki artışlar ve emeklilerin sağlık yardımı hizmetlerinin de bu kurumların üzerine yıkılmasıyla, fon biriktirme ilkesi terk edilmiş, onun yerine, nesiller arası dayanışma esasına dayanan bir sisteme dönülmüştür. Bu, hukuken sağlanmamıştır; ama, fiilî olarak bu sisteme dönülmüştür. Ancak, borçlanma yasalarıyla fona getirilen yeni yükler ve genç emeklilerin, yine bu sistemin içerisine sürekli olarak katılması, nesiller arası dayanışmayı da artık sağlayamaz hale gelmiş, kısacası, nesiller arası dayanışma da, bu sistemi ayakta tutmaya yetmemeye başlamıştır.

Sosyal güvenlik sistemimizin bu duruma düşürülmesinin temel nedeni, yine hepinizin bildiği gibi, demagojik seçim vaatleri yarışından oldukça önemli bir pay alması, aktuarya hesaplarıyla ilgilendirilmeksizin gerçekleştirilen erken emeklilikler ve fon yaratmadan bağlanan, yapılan ödemelerdir. Bu şekilde, düşüncesizce ve gelecek düşünülmeden getirilen uygulamalar, sosyal güvenlik konusunda, toplumun tüm kesimlerinde gelecek kaygıları uyandırmaya başlamıştır.

Demokratik Sol Parti, sosyal güvenlik kurumlarının içine düşürüldüğü bu durumdan kurtarılması için, idarî ve malî özerkliklerinin sağlanarak, birikecek fonları, endekslenmiş emekliliğe dönüştürmeye olanak sağlayan düzenlemeler yapılmasını savunmaktadır.

Demokratik Sol Parti, toplumsal uzlaşma içerisinde, sosyal güvenlik sistemini, sosyal ve malî açıdan sağlamlaştıracak malî ve yapısal reformun gerekliliğine inanmaktadır. Ulusal sosyal korunma sisteminin başlıca harcamalarını gerçekleştiren üç emeklilik sisteminin malî tutarsızlıklarından kurtarılarak norm ve standart birliğine kavuşturulmasını, kurumlar tarafından sunulacak hizmetlerdeki farklılık ve adaletsizliklerin giderilmesini amaçlamaktadır.

Sosyal güvenlik sistemi hakkında böyle bir düzenleme beklerken, Hükümet, önümüze, iki tasarı getirdi. Bir tanesi, Emekli Sandığının mallarının satışıyla ilgili bu tasarı, diğeri, bundan birkaç gün sonra yine önünüze gelecek olan Sosyal Sigortalar Kurumunun mallarının satışıyla ilgili ikinci tasarı.

Değerli milletvekilleri, öncelikle şunu belirtelim ki, sosyal güvenlik kuruluşlarının varlıklarının daha ekonomik ve verimli alanlarda değerlendirme düşüncelerine hiç kimsenin itirazı olamaz; Demokratik Sol Parti de buna itiraz etmiyor; ancak, bu değerlendirmelerin bir sistem bütünlüğü içerisinde ele alınması gerekir. Aksi takdirde, bu tür değerlendirmeler, sistemin tüm varlıklarını yutar, sorunlar da kaldığı yerden devam eder. Çünkü, bir defalık mal, mülk satışları, sisteme olan güveni sarsmaktan öte hiçbir anlam taşımaz.

Değerli arkadaşlar, önünüzdeki tasarı, genel olarak ve temelde, Emekli Sandığının mallarını satılabilir bir hale getirmeye çalışıyor. 5434 sayılı Yasanın 20 nci maddesinin ikinci fıkrası, Sandık mallarının, kuruluşundan beri, temlik edilemeyeceği hükmünü amirdir. Temlik edilemez demek, Sandık malları satılamaz, başkasının üzerine geçirilemez anlamını taşır, hepinizin bildiği gibi. Şimdi, bu tasarıyla “temlik edilemez hükmü” kaldırılıyor; böylece, Sandık mallarına temlik edilebilme olanağı sağlanmak suretiyle bu mallar satılabilir bir hale getiriliyor.

Sandık mallarının, 5434 sayılı Yasanın çıkarılması sırasında temlik edilemeyecek olması, sosyal güvenlik sisteminin o andaki kuruluş mantığının gereği idi. Çünkü, Sandık, biraz önce de belirttiğimiz gibi, fon değerlendirme esasına göre kurulmuştu ve elindeki fonları ve varlıkları satmayacak; yani, onların bedellerini hizmetlerinde kullanmayacak, o varlıkları ve fonları değerlendirecek, bunların değerlendirilmesi sonucunda elde edilen nemalarıyla da yükümlülüklerini yerine getirecekti.

A. TURAN BİLGE (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan dinleyemiyor...

BAŞKAN - Dinler, dinler efendim.

ZEKERİYA TEMİZEL (Devamla) - Sayın Bakan bu konuları zaten bildiği için dinleme gereğini duymuyordur. O nedenle, önemli değil diye düşünüyorum.

BAŞKAN - Efendim, yine bir meslektaşı meşgul ediyor Bakanı; özel bir sohbet yapıyorlar galiba.

ZEKERİYA TEMİZEL (Devamla) - Gördüğünüz gibi, Sayın Başkanım, hiçbir şekilde duyulmadığı için, pek fazla bir şey fark etmiyor.

Değerli arkadaşlar, bir daha tekrar edersem, yani, Sandık mallarının satılamaması, temlik edilememesine ilişkin hükmün Emekli Sandığı Yasasında olması, sistemin mantığının gereğiydi; çünkü, sistem, fon değerlendirme esası üzerine kurulmuştu; dolayısıyla, mallar elden çıkarılmayacak, onlardan elde edilen gelirlerle, nemalarla Sandığın yükümlülükleri yerine getirilecekti.

Şimdi, bu sistemde herhangi bir değişiklik yapmadık, sistem olduğu gibi duruyor ve bütün kamuoyu, Türk Milleti de sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı bir yapıya kavuşturulmasını bekliyor. Onu bir tarafa bırakıyorsunuz, onun yerine, tutuyorsunuz, Emekli Sandığının mallarını satacağız diyorsunuz. İşte, bu, Emekli Sandığına da herhangi bir yarar getirmez, ülkeye de herhangi bir yarar getirmez; çünkü, Emekli Sandığı açıklarının gelmiş olduğu şu aşamada, Sandık varlıklarının tamamını satsanız bile, 1997 yılı açığının dörtte birini finanse edemezsiniz... Dörtte birini finanse edersiniz; ancak, önümüzdeki yıldan itibaren de, yeniden, aynı açık, katlanmış olarak karşınızda yer alır. O zaman, bu düzenlemeyi yapmanın amacı ne? Ha, şunu hemen belirtelim: Yasanın içerisinde, satılan bu malların, 22 inci maddede belirtilen esaslara göre değerlendirileceği belirtilmektedir.

Şimdi, 22 madde, Sandığın, zaten, bu şekilde varlık edinmesine neden olan bir maddedir; bu konuda da herhangi bir değişikliğimiz yok. 5434 sayılı Yasanın 22 inci maddesi, Sandık mallarının, döner değerlerden gelen ve artan kısmının yüzde 40'ı, işte bu şekilde, şu anda satmaya çalıştığınız gayrimenkullerin hâlâ alınabileceğine ilişkin hükmü taşımaktadır. Yine, bu sabit gelirli kıymetlerin, devlet bono ve tahvilleri ile, kamu yatırımları ve gelir ortaklığı senetlerine yatırılacağı hükümlerini amirdir; daha önceki yıllarda bunlar yatırılmıştır; ancak, itfa dönemleri geldikten sonra, bunlar, Sandığın ihtiyaçları çerçevesinde, maaş ödemelerinde kullanılmıştır.

Şimdi, Sandık varlıklarının bu şekilde satışından sonra, bunun değerlendirilme yöntemi, götürüp, bunu, 5434 sayılı Yasanın 22 nci maddesinin ikinci ana bendindeki esaslar çerçevesinde -birinci fıkra uyarınca, yeniden gayrimenkul almayı düşünmüyorsanız- devlet bonosu ve tahvillerine yatırmakan başka çareniz yoktur; çünkü, yasa, bu hükmü amir.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bakınız, olayın başından beri, şu Parlamentodaki bütün tartışmalar sırasında, bu Hükümetin ekonomik tedbir olarak sunduğu tek olayın, sadece ve sadece, Hükümetin borçlanmak için bir fon yaratma çabasından başka bir şey olmadığını dile getirmeye çalışıyoruz. İşte size bir defa daha kanıtlıyoruz ki, Emekli Sandığı varlıklarının satılmasından sonra elde edilecek olan bu değerler de, şu yasa hükmü çerçevesinde, yine devlet tahvili ve hazine bonosuna yatırılaracak.

Varlıkları sattınız, devlet tahvili ve hazine bonosuna yatırdınız... Devlet size bir faiz ödeyecek; ama, Sandık yine bunları karşılayamayacak; daha doğrusu, buradan elde ettiği faizler de yükümlülüklerini yerine getirmeye yetmeyecek; ne yapacak; bütçeden para alacak. Şimdi, bunun mantığı var mı?.. Devlet, bir taraftan, devlet tahvili ve hazine bonosu için Hazineden Sandığa faiz ödeyecek, diğer taraftan da, faiz ödediği kuruma, bütçeden yardım yapacak... Böyle bir mantıksızlık olmaz! Böyle bir mantıksızlıktan ulaşılacak herhangi bir sonuç da olmaz! O nedenle, bu yasayla getirebileceğiniz herhangi bir düzenleme, demek ki, pek fazla da bir anlam taşımaz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı, yıllardan beri, elinde fon kalmadığı için, yani ayın 15'inde memurlardan kesilmiş olan kesenekleri hemen aybaşında emeklilere maaş olarak ödediği için, fon değerlendirme diye herhangi bir yükümlülükle karşı karşıya değildir. Yani, şu anda fon mon değerlendiremiyor; çünkü, yoktur. Bu durumda, bu şekilde elde ettiği fonları da, belki, yasa gereği olarak, ilk etapta, devlet tahvili ve hazine bonosuna yatırmış olsa bile, ilk itfa döneminden sonra, bu paraları, yeniden, kendi yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde kullanacaktır. Demek ki, bu yasayla Emekli Sandığına getirebileceğiniz, daha doğrusu, sistemi ayağa kaldırabileceğiniz herhangi bir düzenleme, kesin olarak, yapmıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, Emekli Sandığının mal varlığı satılırken akla gelen, Sayın Başbakan tarafından da daha önceden dile getirilen ve herkesin de aklında olan şey, Emekli Sandığının otelleridir. Emekli Sandığının otelleri, yıllardan beri bazılarının iştahını kabartıp durmaktadır zaten; ancak, geçmiş dönemlerde, özellikle, hükümetlerin, turizm sektörünü teşvik adına, yıllardır, Kalkınma Bankası aracılığıyla, kaynak kullanma ve destekleme fonlarından bu tür yatırımları finanse etmeleri ve Kalkınma Bankasının bu kaynaklarının da cömertçe kullanılması sonucunda, yatırımın yüzde 100'ünün devlet tarafından finanse edilmesi, hatta, yüzde 100'ü ile de kalınmaması, faturaların, sahte belgelerin vesairelerin devreye girmesi nedeniyle, yatırımın da daha üstünde, yurtdışına vesaireye kaynak transferine de imkân vermesi nedeniyle, bir süre dışarıda kalmıştır.

BAŞKAN - Sayın Temizel, bir dakikanızı rica ediyorum efendim...

Sayın milletvekilleri, Sayın Temizel konuşmasını bitirinceye kadar, çalışma süresinin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Buyurun efendim.

ZEKERİYA TEMİZEL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, işte bu nedenle; yani, Hükümetin, turizm sektörüne vermiş olduğu bu cömert teşvikler nedeniyle, Emekli Sandığının otellerine duyulan bu iştah, belirli bir süre bastırılmıştır.

Şimdi, Emekli Sandığı varlıklarının Bakanlar Kurulunca belirlenen usul ve esaslara göre satılabileceğine ilişkin düzenlemenin zamanı gelmiştir; çünkü, Kalkınma Bankası, artık, bu tür yatırımları yüzde 100 devletten finanse etmiyor; oradaki sistem değişti.

Değerli arkadaşlar, emlakçılık yapmaya bu kadar hevesli bir Bakanlar Kurulunu Türkiye Cumhuriyeti tanıdı mı; bilmiyorum... (DSP ve CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Nedense, Bakanlar Kurulu, kamu mallarıyla ilgili satış usul ve esaslarını belirlemeye çok meraklı. Hangi yasayı getirse “Bakanlar Kurulu, satış usul ve esaslarını belirler” diye bir hüküm koyuyor. Bu devletin satış usul ve esasları var; 2886 sayılı Yasa ne güne duruyor!.. Peki, 2886 sayılı Yasa iyi çalışmıyor; o zaman, değerli arkadaşlar, bir malı satıyorsanız, bunun usul ve esaslarını da kanunun içerisine koyun; kanun bunun için yapılır, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne bunun için getirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, her türlü yetkisini Bakanlar Kuruluna devretmek için burada bulunmuyor ki... Şimdiye kadar, bu konuda düzenlenmiş veya bu şekilde düzenlenmiş hangi yasa Anayasa Mahkemesine gittiyse, geri döndü; çünkü, Bakanlar Kurulu, usul ve esasları belirleme konusunda, böyle, kanun hükmünde kararname çıkarmak gibi bir yetkiye -bu konuda- sahip olamaz” denildi; daha önce gitti ve bozuldu.

Özelleştirme konusundaki temel bozma maddelerinden bir tanesi de bu oldu. Diyorlar ki: Hangi usul ve esaslara göre satacaksanız, bunu yasaya koyun, Türkiye Büyük Millet Meclisi de buna onay versin, eh, ondan sonra da, hükümet bunu uygulasın; ilke bu. Şimdi, döndü, dolaştı, yine, bu malların satış esas ve usullerini Bakanlar Kurulu belirler diye bir madde önünüze geldi.

Değerli arkadaşlar, negatif enerjiden bahsettim. Burada, yine, uğraşacağız, çırpınacağız, sonuç olarak, Anayasa Mahkemesinden bu kanun dönüp gelecek. Vermiyor yetkiyi; bizim anayasal sistemimiz, satış esas ve usullerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından belirlenmesi esasını belirlemiş. Niye bunda ısrar ediyorsunuz? Niye Bakanlar Kurulu belirliyor? O zaman, iki gün sonra belirleyeceği ilkeleri getirip, bu kanunun içerisine koysa da, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi onaylasa kötü mü olur? Yapın bunu; doğru olanı bu. (DSP sıralarından alkışlar) Bunu yapmadan, ısrarla ve ısrarla “Bakanlar Kuruluna yetki... Bakanlar Kuruluna yetki...” demenin bir manası yok ki.

Hükümetin bu yanlışlıkta ısrar etmesini gerçekten anlayamıyoruz. Hükümet, Emekli Sandığının servetini tasfiyeye gidiyor, üstelik de, bu tasfiye sırasında, devlet mallarının satışıyla ilgili usullere ve esaslara da uymak istemiyor. Bu usulsüzlüğün sonucu, bir defa daha söylüyorum, bellidir. Bir defa daha tekrar ediyorum, lütfen, Türkiye Büyük Millet Meclisini, artık, negatif enerji harcamaktan kurtarın. Toplum -gerçekten, çok büyük sorunları çözüm bekleyen- neredeyse, artık, kaynamaya, fıkırdamaya başlamış bir halde. O nedenle, bunların içerisinde de en fazla çözüm bekleyen sorun, sosyal güvenlik sistemi. Getirin, sosyal güvenlik sistemiyle ilgili konuyu şurada tartışalım, aşağı yukarı, neredeyse, görüş birliği oluştu. Bu Meclis, bundan birkaç ay önce bir araştırma komisyonu kurdu ve onun raporu da burada okundu; üstelik, üç aşağı beş yukarı görüş birliği de sağlandı. Bunları derli toplu yapmak, bir haftalık veya iki haftalık bir çalışma sonucunda topluma güven verecek bir sistem kurmak yerine, ısrarla ve ısrarla, benim belirlediğim usul ve esaslara göre Emekli Sandığının mallarını satacağım, Sigortanın mallarını satacağım demenin, gerçekten, herhangi bir yararı olmaz, olacağını da zannetmiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu ısrar bizi endişelendiriyor. Şimdiden bilemeyeceğimiz satış koşulları nedeniyle, bu varlıkların, bazılarına peşkeş çekileceğinden endişe ediyoruz. Emekli Sandığı otelleri, bildiğimiz kadarıyla, şu anda zarar etmiyor. Dolayısıyla, şu anda emekli sistemine ve Sandığa da herhangi bir yükü yok. Hele, özellikle, taksitle satılmasını gerektirebilecek herhangi bir acil durum da yok. Bir de, satış koşullarının içerisine böyle hükümler konulduğu takdirde, o zaman niyet gerçekten açığa çıkar.

İşte bu nedenlerle, kapsamlı bir sosyal güvenlik reformu yapılmadan ve toplumsal uzlaşma içerisinde böyle bir çalışma sonuçlandırılmadan, bu tür palyatif uygulamaların yapılmaması gerektiğini sizlere bir defa daha hatırlatmak istiyorum.

Böyle bir düzenleme, sistemin kuruluş amacıyla çelişir. Bu Hükümet, yılların birikimini satıp, açık kapatmaya çalışıyor. Bunu yaparken de, kendisinden önceki hükümetleri, Hükümet ortağı da dahil olmak üzere, bu kadar basit bir çözümü düşünemeyen beceriksizler olarak varsayıyor. Hükümetin küçük ortağı böyle bir nitelemeyi hak eder mi bilmiyoruz, onu, ortaklar arasındaki ilişkilere bırakıyoruz; ancak, biz Demokratik Sol Parti olarak, böyle bir düzenlemenin, bu koşullarla ülkeye yarar getirmeyeceğini belirtiyoruz.

Ülkemizin ihtiyacı köklü çözümdür. O nedenle, zaman geçirilmeden, köklü çözüme gidilmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Temizel.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerinde gruplar adına yapılan konuşmalar bitmiştir.

Alınan karar gereğince, saat 18.30'da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.04



ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.30

BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ

KÂTİP ÜYELER: Ünal YAŞAR (Gaziantep), Mustafa BAŞ (İstanbul)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2. - 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 20 nci Maddesinin 2 nci Fıkrasının Değiştirilmesine ve Bu Maddeye 2 Fıkra Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/527) (S. Sayısı : 129) (Devam)

BAŞKAN - Bilindiği üzere, 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 20 nci Maddesinin 2 nci Fıkrasının Değiştirilmesine ve Bu Maddeye 2 Fıkra Eklenmesine Dair Kanun Tasarısının tümü üzerindeki müzakerelere devam ediyoruz.

Gruplar adına konuşmalar sona ermişti.

Şimdi, şahısları adına söz isteyen arkadaşları okuyorum: Sayın Veysel Candan, Sayın Ersönmez Yarbay, Sayın Hasan Öz, Sayın Birgen Keleş.

Sayın Veysel Candan var mı efendim? Yok.

Sayın Ersönmez Yarbay?..

YAKUP BUDAK (Adana) - Grup adına ben konuşacaktım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Grup değil...

YAKUP BUDAK (Adana) - Refah Partisi Grubu konuşmadı Sayın Başkan.

HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) - Sayın Başkan, grup adına Refah Partisi konuşmadı.

BAŞKAN - Anladım da; bize, şimdiye kadar bir şey gelmedi.

ÖMER EKİNCİ (Ankara) - Refah Partisi Grubu adına Yakup Budak Bey konuşacak Sayın Başkan.

BAŞKAN - Ama, bizde bir müracaat yok; onun için konuşturamıyoruz; kusura bakmayın.

YAKUP BUDAK (Adana) - Grup adına konuşacağım.

BAŞKAN - Efendim, artık geçti; grup adına konuşmalar bitti dedik. 1inci madde üzerinde konuşursunuz.

YAKUP BUDAK (Adana) - Grup Başkanvekilimiz söylemişti yalnız...

BAŞKAN - Efendim, söylemedi; gelse, bize gelir... İfade ettiğim zaman Grup Başkanvekiliniz buradaydı.

ÖMER EKİNCİ (Ankara) - Yazı yok mu orada?

BAŞKAN - Hayır, hayır; artık bitti dedik.

Şimdi, şahısları adına, Sayın Veysel Candan?.. Yok.

Sayın Ersönmez Yarbay?.. Yok.

Sayın Hasan Öz?.. Yok.

Sayın Birgen Keleş?.. Burada.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Hasan Öz var; yerine Sayın Budak konuşacakmış.

BAŞKAN - Sayın Hasan Öz'ün yerine konuşacaksanız, Sayın Birgen Keleş'ten sonra size söz verelim.

Sayın Keleş, süreniz 10 dakikadır; buyurun.

BİRGEN KELEŞ (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 5434 sayılı Yasayla ilgili bazı noktalara dikkatinizi çekmek için şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Divana ve Meclise saygılar sunuyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Hükümet mensuplarına -ki, temsilcisi var burada- bir soru sormak istiyorum. Siz, Sayın Bakan, Anayasa Mahkemesi kararlarını okuyor musunuz? Eğer okuyorsanız, 153 üncü maddeye göre, Anayasa Mahkemesi kararlarının, Hükümeti ve yasama organını bağladığını bilmiyor musunuz? Bunu, şunun için soruyorum: Bu, önümüzde bulunan yasa tasarısı, 12 Aralık 1996 tarihinde, fevkalade sakıncalı sonuçlar doğurabileceği, telafi edilemeyecek sonuçlar doğurabileceği için, yürütmeyi durdurma kararıyla birlikte iptal edilen 4182 sayılı Yasanın bir benzeridir. Diğer bir deyişle, tartışmakta olduğumuz yasa tasarısı, 4182 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Taşınmaz Mallarının Satışıyla İlgili Kanunun, Emekli Sandığıyla sınırlandırılmış şeklidir. Her ikisinde de, mevcut kurallara uyulmadan, kamu mallarının, Bakanlar Kurulunun belirleyeceği esaslara ve usullere göre satışı öngörülmektedir.

Aslında, kamu mallarının -tabiî, Emekli Sandığınınkiler hariç- satılması için yeni bir yasaya gerek yoktur. Çünkü, Devlet ihale Yasasına göre, kamu kuruluşları, kamu mallarını her yıl satabilmektedirler; ama, burada getirilmek istenen, mevcut yasa hükümlerini, yasa değişikliği yapmadan, Bakanlar Kurulu kararıyla değiştirmek ve gelecek kuşakların elinde bulunan malların azalması ve onların kullanabileceği gelirlerin küçülmesi pahasına kaynak temin etmektir.

Aslında, son zamanlarda alınan ve Hazineye ait arazilerin belli kurumlara ve kuruluşlara tahsis edilmesini kaldırarak bu arazilerin satışını öngören kararla da aynı şey yapılmak istenmektedir. Bu karar çerçevesinde, örneğin, 9 Eylül Üniversitesinin Seferihisar'daki öğrenci eğitim tesisleri satılabilecektir. Bu tesisler, kamuya ait arazinin tahsis edilmesiyle kurulmuştur; ama, üzerindeki binalar, tamamıyla, harçlarla ve bağışlarla inşa edilmiştir ve bunların içerisinde laboratuvarlar, staj yerleri, bilimsel toplantı yapılacak yerler vardır ve satışı da, 9 Eylül Üniversitesine büyük bir darbe vuracaktır.

Yapılmak istenen, gelecek kuşakların sırtından günü kurtarmaya çalışmaktır. O nedenle, kamuya ait arazilerin tahsislerinin kaldırılarak satılması yanlıştır; 4182 sayılı Yasanın kabul edilmesi yanlıştı; bugün, bu tasarının da karşımıza getirilmesi yanlış bir harekettir.

Bunlar, Anayasaya aykırı olmasa da doğru değildir. Kaldı ki, Anayasaya aykırıdır ve hukuk kurallarıyla, hukuk devleti olmanın gerekleriyle de bağdaşmamaktadır.

Anayasaya aykırıdır; çünkü, Anayasa, yasa hükümlerinin, yasa koyucu tarafından değiştirilmesini öngörmektedir. Oysa, burada, kanun hükmünde kararnamelerden de daha olumsuz bir durum söz konusudur; çünkü, kanun hükmünde kararnamelerde, hiç değilse, bir yetki yasası söz konusudur; yetki yasasıyla, kanun hükmünde kararnamelerin, kapsamı, içeriği, süresi, koşulları sınırlandırılmaktadır ve Anayasanın 91 inci maddesine göre, kanun hükmünde kararnameler, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün Meclise sunulmak ve komisyonlar ile Genel Kurulda, ivedilikle görüşülmek durumundadır. Bakanlar Kurulunun kararında ise, böyle bir durum söz konusu değildir; Bakanlar Kuruluna, çok daha fazla ve çok daha keyfî bir şekilde, yürütmenin çalışmalarına müdahale etme olanağı verilmektedir.

Anayasaya ve Anayasanın 2 nci maddesine aykırıdır; çünkü, Anayasanın 2 nci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir” demektedir. Hukuk devletinin en kısa tanımı; Anayasaya ve yasalara bağlı devlet demektir.

Burada, hukuk kuralları söz konusu değildir; çünkü, Bakanlar Kurulu, mevcut hukuk kurallarını istediği gibi değiştirebilecektir ve yerine yeni hukuk kurallarını koyabilecektir; dolayısıyla, yapılacak olan işlemlerde başvurulacak bir hukuk kuralı yoktur.

Anayasanın 7 nci maddesine karşıdır, aleyhinedir; çünkü, Anayasanın 7 nci maddesi “Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Ulusu adına yasama görevini yapar ve bu yetki devredilemez” demektedir. Oysa, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisinin Bakanlar Kuruluna devredilmesi ve âdeta, bir açık çek verilmesi söz konusudur.

Anayasanın 35 inci maddesine aykırıdır; çünkü, Anayasanın 35 inci maddesi “özel mülkiyet hakkı kamu yararı aleyhine kullanılamaz” demektedir. Kamu mülklerinin, ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun anlayışıyla satılmasına yol açacak olan ve bu satışın, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında ne gibi bir sonuca ve eksikliğe yol açacağıyla ilgilenmeyen, sadece, getirecek olduğu gelirle ilgilenen böyle bir anlayışın, kamu yararıyla bağdaşmayacağı açıktır.

Nitekim, bir örnek olarak İzmir'deki Efes Otelini gösterebilirim; ilk satılacak mallardan bir tanesi, herhalde bu olacaktır. Fevkalade özel bir konumu olan ve son yıllarda bakımı yapılmadığı halde hâlâ kâr eden, İzmir'in âdeta simgesi olmuş olan bir oteldir. Satılması, kuşkusuz, belli şirketlere ve kişilere büyük bir rant sağlayacaktır; ama, bunun, kamu yararıyla bağdaştığını söylemek mümkün değildir.

Özelleştirmeyle yetinmeyen iktidar, özelleştirme kapsamında olmayan malların da satışını, çeşitli şekillerde gündeme getirmektedir. Kimini Hazineye ait arazilerin tahsislerinin kaldırılmasıyla ilgili kararda olduğu gibi, kimini de bu şekilde, bugünkü yasa tasarısında olduğu gibi gündeme getirmekte ve bunları, yerli yabancı ayırımı gözetmeden, çeşitli şirket ve kişilere devretmek istemektedir.

BAŞKAN - Sayın Keleş, 1 dakikanız var efendim.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Bir yandan, hiç kimseye, özellikle yabancılara, bir çakıl taşı verilmeyeceği ifade edilmekte, öte yandan da en değerli arazilerin ve tesislerin, yerli ve yabancı şirket ve kuruluşlara bağışlanması gündeme gelmektedir.

Emekli Sandığı, 1995 yılında, 5 trilyon zarar etmiş olan bir kuruluştur. İlk sosyal güvenlik kuruluşu olan Emekli Sandığı, aslında, aktif-pasif oranı çok düşük olduğu halde, kendini idare edebilen bir kuruluştur. 5 trilyonun üzerinde zarar olarak gösterilen miktar, devlet adına ve çeşitli kuruluşlar adına yapılan ödemelerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen, son cümlenizi söyler misiniz efendim; rica ediyorum.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, sosyal güvenlik reformu, eğer reform yapmak istiyorsanız, gündeminizde olmalıdır. Kaynak bulmak istiyorsanız,vergi reformu gündeminizde olmalıdır; ama, satıp savarak düzlüğe çıkma anlayışından vazgeçilmelidir; çünkü, bu, çıkmaz bir yoldur. Bir hukuk devleti için, en sakıncalı olan ise, Anayasanın, yasaların ve Anayasa Mahkemesi kararlarının yok farz edilmesidir. Burada, bu yasa vesilesiyle benim gördüğüm ve talihsiz bir gelişme olarak nitelendirdiğim de budur, bir an önce son verilmesi gereken anlayış da budur; çünkü, bu, sadece çıkmaz bir sokak değildir, bunun ucu Yüce Divandır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Keleş.

Sayın Bakan, buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

MALİYE BAKANI ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün görüşmekte olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda değişiklik yapan kanunla, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ve dolayısıyla, sosyal güvenlik sistemimizde yeni bir uygulama dönemi açılmış olacaktır.

Sandığın sahip olduğu gayrimenkullerin satış yolunun açılmasıyla, Sandığın sabit kıymetlerine seyyaliyet kazandırılacaktır. Satış gelirleri, bu seyyaliyet özelliği dolayısıyla, malî sistemimiz içerisinde daha yüksek getirili alanlarda nemalandırılacak, gerek malî sistemimiz gerekse genel ekonomik dengemiz, bundan olumlu yönde etkilenecektir. Bunun sonucu olarak da, Emekli Sandığı, artık, gayrimenkul işletmeciliği yerine, çağdaş sosyal güvenlik sistemleri ve kurumlarının yürüttüğü fon hesabı yönetme ve değerlendirme alanına geçiş için bir başlangıç yapmış olacaktır.

Burada, hemen şunu belirteyim: Bu satışlarla rant sağlanacağı şeklindeki değerlendirmeler sağlıklı değildir, doğru değildir. Aslına bakarsanız, böylesine büyük bir gayrimenkul işletmeciliğinin ortaya çıkardığı bir rant sağlama mekanizması şu anda mevcuttur. Belki, bu gayrimenkullerin, daha fazla nema getirecek alanlarda değerlendirilmesi, şu mevcut rant biçiminden yararlananların tepkileriyle ve dirençleriyle karşılaşma gibi bir sonuç da ortaya çıkarabilmektedir.

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığının iştirakçi sayısı, hepinizin bildiği gibi, 1 milyon 950 bin civarındadır. Sandığın, aylık ödediği emekli, dul ve yetim sayısı ise 1 milyon 48 bindir. Dolayısıyla, iştirakçi sayısıyla aylık ödenen kesim arasındaki denge gittikçe bozulmaktadır.

Sandığın, 1996 sonu itibariyle gelirleri 217 trilyon liradır, giderleri ise 242 trilyon liraya ulaşmıştır.

Diğer taraftan, 1971 yılında Sandık Kanununda yapılan değişiklikle genel sağlık sigortası kanunu çıkarılıncaya kadar emekli, dul ve yetimlerin sağlık giderleri de Sandıkça ödenmeye başlanmıştır. Emekli, dul ve yetim sayısındaki artışlarla ilaç ve sağlık hizmetlerindeki fiyat artışları sebebiyle Sandığın ödemek zorunda olduğu sağlık giderleri de artmaktadır. Bu giderler, 1996 yılı sonunda 35 trilyon lira olarak gerçekleşmiştir.

Sandığın gelir ve giderlerinde ortaya çıkan bu dengesiz gelişme sonucu, Sandık, 1995 yılı hesaplarını yaklaşık 5 trilyon lira açıkla kapatmıştır. Bu açık, 1996 yılında tahminen 25 trilyon lira civarında olacaktır.

Bu yapı içerisinde, genel bütçeden, sosyal güvenlik kurumlarının tamamına olduğu gibi, Emekli Sandığına da transferlerde bulunulmaktadır. Sandığa, 1996 yılında genel bütçeden yapılan transfer miktarı 119 trilyon liradır; 1997 yılı bütçesinde ise 133 trilyon lira transfer öngörülmüş bulunmaktadır.

Sandığın, yapmış olduğu gayrimenkul yatırımlarından sağladığı gelir, toplam gelirlerinin ancak binde 1,5'i civarındadır. Halbuki, günümüz çağdaş sosyal güvenlik kurumlarında yatırım gelirlerinin kurum gelirleri içerisindeki payı yüzde 10'ların üzerindedir. Bütün bu gelişmeler göstermektedir ki, Sandığın mevcut aktiflerini ve sabit kıymetlerini daha rasyonel kullanmak, daha yüksek getirili alanlara yöneltmek gerekmektedir.

Sandığın gelir fazlası verdiği dönemlerde inşa ettirdiği otel ve işhanları, Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa gibi büyük illerimizin en güzel ve kıymetli bölgelerindedir. Bu gayrimenkuller, gerek arsa ve bina gerekse ticarî özellikleri ve şerefiyeleri yönünden bir uzmanlık kuruluşu vasıtasıyla ekspertize tabi tutulacak ve satışa esas asgarî rayiç değeri tespit edilecektir; daha sonra da Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde satışa sunulacaktır. Yine, kanunda belirtilen bir hükümle, bu gayrimenkullerden işhanı vasfında olan ve bağımsız bölümler halinde bölünmüş olanlar, satış kolaylığı bakımından kat mülkiyetine dönüştürülerek bağımsız bölümler halinde satılabilecektir. Satışlardan sağlanan gelirler, yine kanunda yer aldığı üzere, doğrudan Sandığa intikal edecek ve 5434 sayılı Kanununun öngördüğü çerçeve içerisinde değerlendirilecektir. Böylece, Sandık, daha önce de değindiğimiz üzere, gayrimenkul işletmeciliğinden fon işletmeciliğine dönerek, çağdaş bir sosyal güvenlik kurumu olma yönünde önemli bir adım atmış olacaktır.

Dolayısıyla, bu gayrimenkullerin satışından elde edilecek gelirler hemen bir cari yıl içerisinde Sandığın ihtiyaç duyduğu alanlar için kullanılacağından, bu gayrimenkullerin elden çıkarılmasının Sandığa herhangi bir getirisinin bulunmayacağı şeklindeki yaklaşım doğru değildir. Sandığın tabi olduğu kanunun 22 nci maddesinde Sandık gelirlerinin nerelerde değerlendirileceği, nasıl değerlendirileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla, bu gayrimenkullerin satışından elde edilen gelirler, bu 22 nci madde çerçevesinde değerlendirilecektir ve Sandığın, dolayısıyla, sosyal güvenlik sistemimizin daha verimli, daha rasyonel çalışmasına imkân sağlayacak düzenlemelere bu vasıtayla geçilmiş olacaktır.

Bilgilerinize sunar ve hepinize saygılarımı sunarım. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Efendim, Sayın Veysel Candan gönderdiği pusulada “ben 2 dakika geç geldim” diyor.

Sayın Candan, 2 dakika, Meclis çalışmasında çok uzun bir zamandır. O bakımdan, hakkınızı kaybettiniz. Şu an söz hakkı Sayın Yakup Budak'ın. Onun için, siz de 1 inci maddede konuşursunuz.

Sayın Budak buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır Sayın Budak.

YAKUP BUDAK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 20 nci Maddesinin 2 nci Fıkrasının Değiştirilmesine ve Bu Maddeye 2 Fıkra Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı üzerinde konuşuyoruz.

Malumlarınız olduğu üzere, Emekli Sandığı, içerisinde bulunduğu durum itibariyle sosyal güvenlik kurumlarımızın en eskilerindendir ve Emekli Sandığının tarih itibariyle de, kökü itibariyle de 1866'lara dayanan bir tarihî geçmişi vardır. Böylesine tarihî bir geçmişi olan ve 1 milyon 950 bine yakın iştirakçisi olan Emekli Sandığı, maalesef, son dönemlerde, ödemelerinde ve iştirakçilerine sağladığı imkânlar noktasında büyük sıkıntıların içerisine düşmüştür. Bunun başlıca sebeplerinden birisi de, Emekli Sandığının menkullerinin ve gayrimenkullerinin iyi değerlendirilememiş olmasıdır. İyi değerlendirilememesinin temel sebeplerinden birisi de, anılan kanunda, Emekli Sandığı Yönetim Kuruluna mal iktisap etme hakkı verilirken, bunu değerlendirme, daha rantabl bir şekilde satabilme ve satma suretiyle de daha iyi değerlendirme imkânı getirilememiştir. İşte, 20 nci maddedeki bu değişiklikle, Emekli Sandığı Yönetim Kuruluna, mallarını daha iyi değerlendirebilme imkânı getirilmektedir; çünkü, 5434 sayılı Yasada, Emekli Sandığı mallarının ve alacaklarının temlikine imkân sağlanmamaktadır; getirilen bu değişiklikle bu sağlanmaya çalışılmaktadır.

Bazı arkadaşlarımız “efendim, bir maddelik bir değişiklikle sosyal güvenliğe reçete mi buluyorsunuz” gibi, birtakım serzenişlerde bulunmaktadırlar. Zaten, bu tasarıyı huzurumuza getiren, Meclisin huzuruna getiren Hükümetin de, getirdiğim bu bir maddelik yasa tasarısıyla, ben, bütün sorunları çözeceğim, sosyal güvenliğin bütün meselelerini halledeceğim diye bir iddiası yoktur. Gerçekten, Emekli Sandığı zor durumdadır ve bu zor durumunun atlatılabilmesi için de, bir noktadan başlanılması lazım gelmektedir; dolayısıyla, Hükümet, böyle bir değişikliği getirmek suretiyle, bu sıkışıklıktan, bu içerisinde bulunduğu darboğazdan geçebilmek için bir başlangıç yapmaktadır. Dolayısıyla da, Emekli Sandığının rahatlamasında, ödemelerinde ve iştirakçilerine sağladığı hakların sağlanmasında büyük bir mesafe katedilecektir.

Bazı arkadaşlarımız “haraç mezat satılacaktır” gibi ifadelerle konuya yaklaşmaktadırlar; bu da oldukça sakıncalı bir yaklaşım tarzıdır; çünkü, haraç mezat satacak dediğimiz kurum nedir, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetidir ve bu işlemleri yaparken de, yine, anılan yasanın 22 nci maddesindeki ilkelere göre bu satışları gerçekleştirecektir. Yani, bu ilkeler, kırkbeş senedir doğru dürüst işletiliyordu da, şimdi yanlış mı işletilecektir?!. O halde, bu noktadan kuşku duymaya, birtakım varsayımlarla yanlış yorumlara gitmeye hiç gerek de yoktur.

Maalesef, bu geçtiğimiz dönem içerisinde, gayrimenkuller ve menkuller hiç de iyi değerlendirilememiştir. Bir örnek vermek istiyorum: Mesela, hepimizin gözü önünde, Ankara'nın göbeğinde, İtfaiye Meydanında, Emekli Sandığının büyük bir arazisi vardır; otopark olarak değerlendirilmektedir; 1994 yılında 903 milyon lira gelir getirmiş, 1 milyar 820 milyon lira da Emlak Vergisi ödenmiş.

Şimdi, geneline baktığımız zaman, bilhassa, Emek İnşaat İşletmecilik Anonim Şirketinin denetiminde olan, kullanımında olan kurumlarda, otellerde, tatil köylerinde, işhanlarında, otogarlarda, maalesef, birçok ünitelerin, Emlak Vergisini bile karşılayamayacak bir durumda olduğu görülmektedir. Mesela, 1983 yılında, yine, İstanbul'un göbeğinde, Beyoğlu'nda işhanının bir bölümü yanmıştır, 1997 yılında bulunuyoruz, hâlâ, tamir edilip de, istifadeye sunulamamıştır. Bunlar da gösteriyor ki, bu zamana kadar Emekli Sandığının gayrimenkulleri ve menkulleri iyi değerlendirilememiştir.

Yine, Emekli Sandığının, örneğin, Petkim'de bir hissesi vardır, bu hissenin değeri, Emekli Sandığına verilmeden Özelleştirme İdaresine devredilmiştir ve bunun yanında, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığında, çimento fabrikalarında Emekli Sandığının birçok hisseleri bulunmasına rağmen, maalesef, bu hisselerden de, Emekli Sandığı hiçbir gelir elde edememektedir. Emekli Sandığının, en önemli iştiraklerinden olan, Emek İnşaat ve İşletmecilik Anonim Şirketinde yüzde 49 payı bulunmaktadır; 1994 yılında Emek İnşaattan Emekli Sandığının elde ettiği gelir 55 milyar lira civarındadır; yüzde 49'a karşılık 55 milyar lira. Bunun içerisinde ne var; 6 tane otelin işletmesi var. 6 tane otelden, hesap edecek olursak, her biri, yaklaşık olarak ifade ediyorum, yıllık olarak 10 milyar liraya kiraya verilmiş oluyor ve aylık olarak da 1 milyar liralık bir geliri bulunuyor. Dolayısıyla, bütün bunlar da göstermektedir ki, Emekli Sandığının menkulleri ve gayrimenkulleri iyi değerlendirilememektedir. Bunun sonucunda da, Hükümet, böyle bir tasarıyla, Emekli Sandığının gelir ve gider dengesini ayarlayabilmek için, Meclisin huzuruna gelmiştir ve bunun yanında, yine, Emekli Sandığının tatil köyleri bulunmakta, otelleri bulunmakta, otoparkları bulunmakta; fakat, bunlar yeterince iyi değerlendirilememektedir. Bu, şuna benzemektedir: Bir tüccar düşünün, bir patron düşünün; tarlası var, takımı var, otomobilleri var, arazileri var, otelleri var, otoparkları var, otogarları var; nakit sıkıntısı çekmekte, çoluk çocuğunun geçimini temin edememekte, üstelik de, faizle para bulmak suretiyle günlük ihtiyaçlarını gidermeye çalışmaktadır. Elbette ki, bu tüccarın, bu işadamının, ekonomik durumunu bir gözden geçirip, yeni bir değerlendirmeye kendi işlemlerini tabi tutması gerekir.

Muhterem arkadaşlar, bazı arkadaşlarımız kafalarını sallıyorlar; ama, Hükümetin ve özellikle Türkiye Cumhuriyetinin içerisinde bulunduğu çıkmazın esas sebebi, biraz önce sergilemeye çalıştığımız mantık değil midir? Eğer, bu mantık sergilenmemiş olsaydı, Emekli Sandığı ve devletimiz, bu duruma düşmüş olabilir miydi? Bunun için, bu getirilen tasarı, Emekli Sandığına bir rahatlama getirecektir, Emekli Sandığının sahibi olduğu menkullerin ve gayrimenkullerin daha iyi değerlendirilmesine imkân sağlayacaktır.

Muhterem arkadaşlar, esasında, Emekli Sandığının en büyük gelirlerini, yine, bu otellerin içerisindeki oyun salonları teşkil etmektedir. Yine, 1994 yılında, Emekli Sandığının, 6 tane otelin oyun salonlarından elde etmiş olduğu kâr 165 milyar liradır; sadece Hiltondan, başka bir şirket işlettiği için, elde etmiş olduğu kâr 185 milyar liradır. Bu da göstermektedir ki, gerek Emek İnşaat olsun, gerekse Emekli Sandığı olsun, bu konumlarını iyi değerlendirememektedir.

Sözlerimi fazla uzatmak istemiyorum. Getirilen yasa tasarısı, Emekli Sandığını rahatlatacak ve inşallah, buranın iştirakçilerine güzel neticeler sağlayacaktır.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Budak.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki müzakereler sona ermiştir.

HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını istiyorum.

BAŞKAN - Karar yetersayısının aranmasını istiyorsunuz. Peki efendim...

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım: Maddelere geçilmesini kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır efendim.

1 inci maddeyi okutuyorum:

5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 20 nci Maddesinin İkinci Fıkrasının Değiştirilmesine ve Bu Maddeye 2 Fıkra Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı

MADDE 1. - 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 20 nci maddesinin İkinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve bu maddeye 2 fıkra eklenmiştir.

“Bunlar, emanet hesaplarında kayıtlı olanlar hariç olmak üzere Sandığın veya Sandık iştirakçileriyle Sandıktan aylık bağlananların borçları için hiçbir suretle haciz edilemeyeceği gibi, bunlar hakkında iştirakçilerle Sandıktan emekli, adi malullük, vazife malullüğü, harp malullüğü, dul ve yetim aylığı bağlananlar tarafından temliki tasarrufta bulunulamaz.”

“Sandığın, mülkiyetinde bulunan veya müşterek maliki bulunduğu gayrimenkullerden, Sandık Yönetim Kurulunca belirlenecek ve Maliye Bakanlığınca onaylanacak olanlar, üzerinde varsa diğer malikler ile de anlaşarak, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundaki şartlar aranmaksızın, Sandığın talebi üzerine, 20 gün içinde Tapu Sicil Müdürlüklerince Tapuda, kat mülkiyeti kütüğüne bağımsız bölümler halinde tescil edilir. Bu işlemin yapılması sırasında, kat mülkiyetine geçiş için, Kadastro Müdürlüğünce zemindeki fiilî durumu tespit eden plan, vaziyet planı sayılır ve anılan Kanunun 12 nci maddesinin (b) bendinde yazılı fotoğrafın Kurum temsilcisince tasdik edilmesi yeterli görülür ve başkaca bir belge aranmaz.”

“Sandığın doğrudan hizmetleriyle ilgili olmayan gayrimenkulleri, Sandık Yönetim Kurulunun kararı, Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenecek usul ve esaslara göre satılabilir. Sandık, bu satışlardan elde ettiği gelirleri, bilançosunda özel bir hesaba kaydeder. Bu gelirler, 22 nci maddede yer alan esaslara göre değerlendirilir.”

BAŞKAN - Madde üzerinde gruplar adına söz talebi var mı efendim? Yok. (ANAP ve DSP sıralarından “var, var” sesleri, gürültüler) Varsa, bize bildirin efendim.

MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) - ANAP Grubu adına Sayın Biltekin Özdemir.

HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) - DSP Grubu adına Sayın Metin Şahin.

BAŞKAN - Peki, efendim.

Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Biltekin Özdemir, buyurun efendim.

Sayın Özdemir, süreniz 10 dakika.

ANAP GRUBU ADINA BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun sadece bir tek maddesiyle Emekli Sandığımızın mal varlıklarının satışının kolaylaştırılmasına ilişkin yapılan bir düzenlemenin üzerinde görüşüyoruz, üzerinde tartışıyoruz.

Sayın milletvekilleri, bu konuda sizlere objektif bir değerlendirme sunmak istiyorum; çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi, en çok, Emekli Sandığı üzerinde çalışmalar yapmıştır. Emekli Sandığı Kanunu üzerindeki değişiklik sayısı, başka hiçbir kanun üzerinde olmamıştır. Bu itibarla, bugün de Hükümet, Emekli Sandığı Kanununun sadece bir maddesini Emekli Sandığı sisteminin, sosyal güvenlik sisteminin âdeta kurtarıcı bir maddesi olarak, düzenlemesi olarak huzurunuza getirmiş ve emvalinin kolayca satılmasının sağlanmasına ilişkin düzenlemeleri önermiştir.

Değerli milletvekilleri, bu ülkenin sosyal güvenlik sistemi, hem dünümüzü hem bugünümüzü hem de yarınımızı içermesi itibariyle, Büyük Millet Meclisince üzerinde duyarlılıkla düşünülmesi, değerlendirilmesi gereken bir sistemi hedefler. Emekli Sandığı Kanununun mevcut hükümlerinde, bugüne kadar bünyesinde bulunan, mülkiyetinde bulunan malların böyle kolayca satılmasına, kanun koyucu, vaktiyle niçin izin vermemiş; bunu hiç düşündünüz mü? Elbette bunu düşünmek zorunluluğumuz var. Kanun koyucunun bu konudaki yaklaşımının özünde, bu malların -demin arz ettiğim gibi- toplumun hem çalışan kesimlerinin hem de geçmişte çalışmış emeklilerimizin hakkının, oturulup böyle kolayca satılmasının önlenmesi ve eğer bir satış söz konusu olacaksa, bunun Büyük Millet Meclisinin huzuruna ayrı ayrı getirilip, değerlendirilmesi hedeflenmiştir; amaç budur.

Mevzuat müsait değil diye, zaman zaman, bazı üst siyasî görevlilerin, yetkililerin, buralarda, çeşitli toplantılarda bu düzenlemeyi gülerek karşılamasını da, tabiî, bu konudaki bilgilerinin yeterli olmadığına veriyorum.

Şimdi, Emekli Sandığı sistemine baktığımız zaman, sayın milletvekilleri, -daha sonra, Sosyal Sigortalar Kurumuyla ilgili benzeri düzenlemeler de gelecektir- bugün, gerçekten, sosyal güvenlik sistemimizin bir çıkmaza, bir dar kapıya geldiğini görüyoruz. Niçin gelmiştir: Tabiatıyla, demin arz ettiğim gibi, Emekli Sandığı Kanununa gelir getirecek, aktuaryel dengeleri düzenleyecek, sistemi iyileştirecek teklif ve tasarılar yerine, hem hükümetlerin hem milletvekillerinin buraya getirdikleri önerilerde, daha ziyade gider artırıcı düzenlemelere yer verilmiş olmasının katkısı birinci planda olmuştur ve bunlardan en büyüğü de -ifade ediyorum- 1992 yılında yapılan uygulamayla sağlanmıştır. O tarihlerde, uzun bir süre, çalışanların kazanılmış haklarını da dikkate alarak, 6-7 yıllık bir kademeli geçiş döneminde sosyal güvenlik sistemimize kazandırılmış bulunan yaş hadleri sistemi, sadece, kısa vadeli siyasî çıkar hesaplarıyla ve iktidara o tarihlerde gelenlerin de ilk icraatı olarak yürürlükten kaldırılmış ve o tarihten sonra, sistem, böylece dinamitlenmiştir. Bunu, özenle dikkatinize sunmak isterim.

Bakınız, 1991 yılında devlet bütçesinden sosyal güvenlik sistemine katkı, sadece Emekli Sandığı için 1,6 trilyon lira iken, 1992 yılında bu birdenbire 6 trilyon liraya yükselmiş -geometrik değil, hatta karesel bir artış içerisinde- ve açıklar, bugün, içerisine Sosyal Sigortalar Kurumu ile Bağ-Kur'u da alarak, 1997 yılında -içerisinde bulunduğumuz yılda, o da miktarı eksik olmak üzere- 600 trilyon dolayında bir katkıda bulunma zorunluluğunu yaratmıştır. Düşünebiliyor musunuz sayın milletvekilleri, 1997 yılında devlet bütçesinden yatırımlara ayrılan kaynakların miktarı sadece 500 trilyon lira olduğu halde, sosyal güvenlik sistemine katkı zorunluluğu, işte o yapılan dinamitleme sonucu, 600 trilyon liraya yükselmiştir. Bunun hangi tarihte, hangi düzenlemeyle yapıldığını niçin değerlendirmiyorsunuz?

Şimdi, bu düzenlemelerin yarattığı boşluğu gidermek için, sadece, “efendim, bunu satalım” gibi basit bir satış mantığı içerisinde meseleye yaklaşıyoruz. Elbette, sosyal güvenlik sistemi sağlıklı bir aktuaryel hukukî yapıya, malî yapıya, gelir-gider dengesine oturtulsun; ondan sonra, bunun özerk biçimde oluşturulmuş olan yönetim kurulu, otursun, eğer bunların malı, mülkü, hakikaten satılmak suretiyle daha iyi değerlendiriliyorsa, satılmak suretiyle değerlendirilsin; kimse buna karşı değil; ama, sayın milletvekilleri, size arz etmek istediğim olay şudur: Sistemin kendisini bir bütün olarak ele alarak, diğer sosyal güvenlik kurumlarımızla birlikte bütünüyle ele alarak, sistemi, hakikaten sağlıklı bir dengeye kavuşturup gelir-gider ilişkisini kurmadan, sadece, ben bu yıl sıkıldım, sıkıştım, öyleyse Tarabya Otelini satayım, Büyük Ankara Otelini satayım, Efes Otelini satayım diyerek sisteme sağlıklı bir çözüm getirilemeyeceğini görmek için, takdir edersiniz ki, bu işin uzmanı olmak gerekmez. Bizim size arz etmek istediğimiz...

Bakın, Hükümet, geçtiğimiz altı ay içerisinde, Merkez Bankasından 350 trilyon -beş kuruş faiz ödemeden- kaynak kullanmıştır; yani, para basmıştır. Devletin sabit rakamlarıdır bunlar.

Siz, genelde, Türkiye'de kamu finansmanını -sosyal güvenlik kurumları dahil- gelir-gider dengesine kavuşturmadan, hazinenin mallarını satayım, Emekli Sandığının otellerini satayım, Sosyal Sigortaların nesi var nesi yok satayım derseniz, belki çok kısa bir dönem, görünüşte, illüzyonist bir şekilde, sanki durumu iyileştirmiş gibi sunabilirsiniz; ama, ekonomi bunu ilânihaye hazmetmez. Bunun yansıması, kısa zamanda, önümüze, çok daha büyük faturalar olarak gelir sayın milletvekilleri.

BAŞKAN - Sayın Özdemir, 1 dakikanız var efendim.

BİLTEKİN ÖZDEMİR (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bizim arz etmek istediğimiz olay budur. Sistemin kendisi iyileştirilmeden, bu şekilde mal varlıklarını elden çıkararak hiçbir yere varılmaz, varılamaz. Kaldı ki, diğer maddelerle ilgili arkadaşlarımın açıklamalarında da işaret edildi. Yani, bu, Bakanlar Kurulunca ihale usullerine ilişkin, Amerika'yı yeniden mi keşfedeceksiniz... Devletin mallarının nasıl satılacağına ilişkin, orada koskoca bir İhale Kanunu var. Eğer bu konuda maharetiniz varsa, İhale Kanununda değişikliklerle Büyük Millet Meclisinin önüne gelirsiniz, biz de size deneyimlerimizi, bilgilerimizi hizmet olarak sunarız, Hükümete yardımcı oluruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, lütfen bağlar mısınız...

BİLTEKİN ÖZDEMİR (Devamla) - Toparlayacağım.

Sayın milletvekilleri, size öneri olarak, Bakanlığımıza da öneri olarak şunu arz ediyorum: Sistemin bütününü iyileştirecek çalışmalarınızı tamamlayınız -altı aydır bugün yapıyoruz, yarın yapıyoruz sözleriyle, Plan ve Bütçe Komisyonunda da işaret ettiniz- getiriniz; onlarla birleştirerek, sistemi kökünden iyileştirecek her türlü çalışmayı gece gündüz yapalım. Buna amadeyiz.

İkincisi: Arkadaşlarım hatırlayacaklar, sistemin önemli bir bölümünü iyileştirecek bir kanun teklifi, tarafımdan hazırlanıp, altı ay kadar önce Meclise sunulmuştur, Komisyonda beklemektedir. Önergemi Başkanlığa arz ettim -doğrudan Genel Kurulda görüşülmesi için- ona destek vermenizi istirham ediyorum. Emekli Sandığı ve sosyal güvenlik sistemi, ancak bu şekilde düzeltilir; bu gidiş, sağlıklı bir çıkış sağlamayacaktır.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

DSP Grubu adına, Sayın Metin Şahin; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Şahin, süreniz 10 dakika efendim.

DSP GRUBU ADINA METİN ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 20 nci Maddesinin İkinci Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Tasarı üzerinde ve 1 inci madde üzerinde Demokratik Sol Partinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, üzerinde görüştüğümüz yasa, Refahyol Hükümetinin sosyal güvenlik kuruluşlarına ve kurumlarına nasıl baktığını gösteren çarpıcı bir yaklaşım, bir göstergedir.

Değerli arkadaşlar, bu yasanın 1 inci maddesinde yer alan hükümleri, çok kaba hatlarıyla, 4 ana başlık altında belirlemek, işaret etmek mümkündür. Bunlardan birincisi, haciz edilememe hükmünün yer alması; diğeri, temlik edilebilmeye olanak vermesi; bir diğeri, satış usul ve esaslarının Bakanlar Kurulunca belirleneceği gibi bir yetkinin devri; diğeriyse, elde edilen gelirlerin özel bir hesaba aktarılarak değerlendirileceğidir.

Değerli arkadaşlar, aslında, tasarının tümüne ve özüne baktığımızda, bu tasarının bir satış yasa tasarısı olduğu açıkça görülüyor. Zaten, böyle bir hükmü sadece ben ifade etmiyorum, Hükümet sözcüleri de bunu bu şekilde dile getirdiler. Zaten, tasarının madde gerekçelerinin alt kısmında da, açıkça, Emekli Sandığına ait kamu taşınmaz mallarının satılacağı ve bunun esaslarının belirleneceği ifade ediliyor.

Değerli arkadaşlar, Emekli Sandığına mensup -arkadaşlarımız dile getirdiler- yaklaşık 3 milyon dolayında iştirakçi ve emekli insan bulunuyor; dolayısıyla, Emekli Sandığı, çok geniş bir kesimi ilgilendiren bir sosyal güvenlik kuruluşudur.

Acaba, biz, bu yaptığımız, getirdiğimiz, üzerinde görüştüğümüz ve çıkarmayı amaçladığımız tasarıyla, yaklaşık 3 milyon dolayındaki hem emekli hem çalışan kesime, gerçekten, sosyal güvenlik kurumunun geleceği açısından çok güvenli bir işlem yapmış mı oluyoruz; yani, bu kurumun sıkıntılarını giderici, düzlüğe çıkarıcı bir yaklaşım mı sergilemiş oluyoruz? Buna “evet” demek mümkün değildir. Benden önce konuşan diğer arkadaşlarım da dile getirdiler. Tasarıyla, bir sosyal güvenlik kurumunu ve bütününü düzlüğe çıkarıcı, içerisinde bulunan sorunları giderici, bir reform anlayışı içerisinde yaklaşılmadığı görülüyor. Günü kurtarmayı hedefleyen, Hükümetin içerisinde bulunan birtakım sıkıntıları çözebilmeyi amaçlayan -kaldı ki, bunun çözülemeyeceği Sayın Temizel tarafından da açıkça dile getirildi- bir yaklaşım sergileniyor.

Hatırlayacaksınız, Sayın Başbakan, Hükümetin kuruluşundan sonra açıkladığı kaynak paketlerinin bazılarında -başlangıçtan itibaren birkaç kez dile getirdi- yine bu kaynak paketlerinin içerisinde, kamu taşınmaz malları da dahil olmak üzere, gerek Emekli Sandığı gerekse Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı kuruluşların mal varlıklarının satılacağını açıklamıştı. Bunu niçin yapmıştı: Hepimiz biliyoruz ki, Hükümet, ne kadar denk bütçe de dese, bu bütçenin yaklaşık 1/3 oranında açığı olduğu görülmektedir.

Böyle olunca, Sayın Başbakan, kaynak paketlerinde hep yaratmaya çalıştığı olanaklarla, aslında, ülkenin, yoksul kesimin, dar gelirlilerin sorunlarını çözücü olmaktan çok, ranta, çok karşı olduğu ranta, faize ve içborç ödemelerine kaynak aramaktadır. İşte burada sergilenen, yasa tasarısındaki yaklaşım da yine böyledir.

Değerli arkadaşlar, çok ağır sözler söylemek belki doğru değil; ama, hatırlayacaksınız, Meclisin ağustos ayında olağanüstü toplantıya çağrılmasıyla, o tarihte yapılan yasa tasarı ve tekliflerinin görüşmelerinde ve ekimden sonra yapılan yasa tasarı ve tekliflerinin görüşmelerinde, bir tasarı üzerinde, biz, ısrarla, bunun bir gasp yasası olduğunu ifade etmiştik. Neydi o; -hatırlayacaksınız- çalışanların tasarruf kesintilerine getirilen düzenlemeydi.

Şimdi, bir anlamda, Emekli Sandığına mensup -emekli olsun veya halen çalışanlar, prim ödeyenler olsun- kesimin hakları, işte bu tasarıyla da belli ölçüde gasp edilmektedir. Endişemiz nedir: Daha önce, tasarruf kesintileriyle oluşan çalışanların birikimlerinin enflasyona karşı korunmadığı, olumlu nemalandırılamadığı ve büyük bir hak ve değer kaybettiği şeklinde iddiada bulunmuştuk. Bunu da, bu anlamda, bir hak gaspı olarak değerlendirmiştik.

Şimdi ortaya çıkan tabloda, bu malların satışıyla elde edilecek gelirlerin, yine, bir hesapta değerlendirileceği ifade ediliyor. Sayın Temizel ifade ettiler, hatırlayacaksınız, belki bu bonolara, kâğıtlara gidecek; ama, fasit bir daire içerisinde, yine, Hükümete yük olarak gelecek. Ha, bu yükü, bu şekilde değerlendirmeyecek olabilirsiniz. İşte o zaman, biz haklı duruma geliyoruz. Ne olacak: Bu tasarruflar, yani satışla elde edilen gelirler, enflasyona karşı korunmamış halde değerlendirilecektir; ki, o zaman da, bu, sosyal güvenlik kurumlarını, giderek, içinden çıkılmaz, olumsuz bir noktaya getirecektir.

Değerli arkadaşlar, tasarıda, sanıyorum, gözden kaçan bir husus daha var; o da: Örneğin, Emekli Sandığına bağlı bazı alanların, geçtiğimiz zaman içerisinde -Dilek Yarımadasında olduğu gibi- kamuya terk edilip, millî parklar halinde ve sit alanları halinde değerlendirildiğini biliyoruz. Bunlar, hiç dikkate alınmamış durumda. Bu bakımdan, böyle bir yasanın uygulanmasında, sanıyorum, 2873 sayılı Yasa bazı engeller çıkaracaktır. Hükümetin, bu konuda dikkatini çekmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bir başka dikkat edilecek taraf: Hükümet, hep, işin kolaycılığını düşündüğü için, dargelirlileri düşünmediği için, bu yasanın -tasarı eğer yasallaşırsa- uygulanmasında, yani Bakanlar Kurulunun satış esas ve usullerini belirlemesi aşamasında -1 500 kadar işyeri olduğu söyleniyor- bu işyerlerindeki esnafın ve çalışanın belirli haklarının korunmasını, gözetilmesini diliyoruz. Bu konuda, örneğin, Ankara'da, Ulus'taki Anafartalar Çarşısında çalışanların, gerçekten ciddî kuşkuları var; yıllardan beri buraya emek buraya emek harcamışlar, birtakım yatırımlar yapmışlar ve büyük bir endişe içerisindeler, bu çarşılar bir başka ellere yer değiştirdiğinde büyük bir mağduriyetin doğacağı gibi bir kuşkuya kapılmış durumdalar. Umarım, Hükümet, adil düzen adaletini bu esnafın aleyhine kullanmaz.

Değerli arkadaşlar, bu tasarı, sosyal güvenlik kurumlarının iyileştirilmesine yönelik bir yaklaşım sergilemiyor; çünkü -Sayın Temizel de açıkladılar- bu tasarı, Hükümetin, gününü kurtarma anlayışı içerisinde hazırlanmış, çok kıyısından köşesinden, sadece sat, ver ve kurtul anlayışı içerisinde hazırlanmış bir tasarıdır. Dolayısıyla, bu bakımdan, kamunun haklarının korunması açısından büyük bir haksızlıkla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyoruz.

BAŞKAN - Sayın Şahin, 1 dakikanız var efendim.

METİN ŞAHİN (Devamla) - Peki Sayın Başkanım.

Arkadaşlar, yine, bu tasarıda -benden önce konuşan sözcüler de açıkça dile getirdiler- Bakanlar Kuruluna, satış usul ve esaslarını belirleme yetkisi verilmektedir. Hepiniz biliyors