DÖNEM : 20 CİLT : 9 YASAMA YILI :
1


T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ

85 inci Birleşim
31 . 7 . 1996 Çarşamba



İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – YOKLAMALAR
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Ankara Milletvekili Ali Dinçer’in, Amerika Birleşik Devletlerine,
Parlamento Grubuyla yaptıkları seyahatte edindiği izlenimlere ilişkin
gündemdışı konuşması
2. – Sakarya Milletvekili Ersin Taranoğlu’nun, Maliye Bakanlığı
fonundan il özel idarelerine verilen ödeneklere ilişkin gündemdışı
konuşması
3. – Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici’nin, ORÜS Anonim Şirketi
Devrek İşletmesinde geçici işçi olarak çalışanlara ilişkin gündemdışı
konuşması
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Maliye Bakanlığına bağlı bulunan Millî Piyango İdaresi Genel
Müdürlüğünün Başbakanlığa bağlanmasının uygun bulunduğuna ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/423)
2. – Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının ilgili kuruluşu olan Etibank
Genel Müdürlüğünün Başbakanlıkla ilgilendirilmesinin uygun
bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/424)
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – Aydın Milletvekili Yüksel Yalova ve 49 arkadaşının, orman
yangınlarının önlenebilmesi için alınması gereken tedbirler ile
yangınlardaki ihmal ve kusurların tespit edilmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/103)
V. – ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. – Kamu Personeli ile Emeklilerin Malî, Sosyal ve Diğer Haklarında
Düzenlemeler Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısının
komisyonda görüşme zamanı ile gündemdeki sıralamanın yeniden
yapılmasına ve Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden
belirlenmesi ile görüşülecek konulara ilişkin DYP Grubu önerisi
VI. – SEÇİMLER
A) KOMİSYONLARDA BOŞ BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1. – İnsan Hakları Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim
VII. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. – 926 Sayılı TürkSilahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici
Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname
ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S.Sayısı : 23)
2. – Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji,
Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/490)
(S.Sayısı : 69)
3. – Bütçe Kanununda Yer Alan Bazı Hükümlerin ilgili Kanunlardında
Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/491) (S.Sayısı : 86)
VIII. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. – Ankara Milletvekili İrfan Köksalan’ın, Ankara Milletvekili Hasan
HüseyinCeylan’ın, kendisine sataşması nedeniyle konuşması
2. – Zonguldak Milletvekili Mümtaz Soysal’ın, Ankara Milletvekili
HasanHüseyin Ceylan’ın, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı
görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
IX. – USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1. – İçtüzüğün 87 nci maddesine göre, verilen değişiklik önergeleriyle
ilgili daha evvelce yapılan uygulamalara devam edilip edilmeyeceği
hakkında
X. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ’un, partizanca atamalar yaptığı
iddiasına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in
yazılı cevabı (7/999)
_
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.
İstanbul Milletvekili Sedat Aloğlu, gümrük mevzuatı ve
uygulamalarına,
Manisa Milletvekili H. Ayseli Göksoy, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin
sorunlarına,
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Aydın Milletvekili Yüksel Yalova’nın, son günlerde meydana gelen
orman yangınlarına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı
Nevzat Ercan cevap verdi.
Denizli Milletvekili Hilmi Develi ve 20 arkadaşının, Denizli İlinin
içinde bulunduğu durumun araştırılarak alınması gereken tedbirlerin
belirlenmesi (10/101),
Zonguldak Milletvekili Mümtaz Soysal ve 20 arkadaşının, cezaevlerinde
tutuklu ve hükümlüler tarafından sürdürülen ölüm orucunun nedenlerini;
tutuklu ve hükümlülerin istemlerini açığa kavuşturmak (10/102),
Amacıyla, birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel
Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve
öngörüşmelerinin, sırasında yapılacağı açıklandı.
Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Kongresinin vaki davetine icabet etmek
üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen altı kişilik Parlamento
heyetine katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel
Kurulun bilgisine sunuldu.
Başkanlıkça, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda bağımsız
milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday olmak isteyen bağımsız
milletvekillerinin müracaatlarına ilişkin duyuruda bulunuldu.
Avustralya Parlamento Başkanının resmî davetine icabet edilmesine,
Bazı milletvekillerine, belirtilen sebep ve sürelerle izin verilmesine,
İstanbul Milletvekili Aydın Menderes ile Bursa Milletvekili Abdulkadir
Cenkçiler’e, ödenek ve yolluklarının ödenmesine,
İlişkin Başkanlık tezkereleri ile,
GenelKurulun 30.7.1996 Salı günkü birleşiminde, Çokuluslu Güç’ün
görev süresinin ve olağanüstü halin uzatılması ile ilgili Başbakanlık
tezkerelerinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin
uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi ile,
Bütçe Kanunlarında Yer alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanunlarında
Düzenlenmesine DairKanun Tasarısının, Başkanlıkça havale edildiği
Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerine, 48 saat geçmeden
başlanmasının, İçtüzüğün 36 ncı maddesi gereğince Komisyona
tavsiye edilmesine,
30.7.1996 tarihli GelenKâğıtlarda yayımlanan 69 Sıra Sayılı,
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 48 saat geçmeden,
gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan GelenDiğer
İşler” kısmının 2 nci sırasına alınmasına,
Genelkurulun 31.7.1996 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmasına ve
bu toplantıda sözlü soruların görüşülmesine ilişkin DYPGrubu önerisi
ve
Ülkemizde konuşlandırılan Çokuluslu Güç’ün görev süresinin,
31.7.1996 tarihinden itibaren beş ay,
On ilde uygulanmakta olan olağanüstü halin 31.7.1996 günü saat
17.00’den geçerli olmak üzere dört ay,
Süreyle uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkereleri, yapılan
görüşmelerden sonra,
Kabul edildi.
Alınan karar gereğince, 31 Temmuz 1996 Çarşamba günü saat 14.00’te
toplanmak üzere, Birleşime 21.44’te son verildi.
Kamer Genç
Başkanvekili
Ünal Yaşar Kâzım Üstüner
Gaziantep Burdur
Kâtip Üye Kâtip Üye

_
II. – GELEN KÂĞITLAR
31.7.1996 ÇARŞAMBA
Tasarılar
1. – 1995 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı (1/492) (Plan ve Bütçe
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1996)
2. – 1995 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu
Tasarısı (1/493) (Plan ve Bütçe Komisyonuna)(Başkanlığa geliş tarihi :
30.7.1996)
3. – Kamu Personeli ile Emeklilerin Malî, Sosyal ve Diğer Haklarında
Düzenlemeler Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısı (1/494) (Plan
ve Bütçe Komisyonuna)(Başkanlığa geliş tarihi : 30.7.1996)
Teklifler
1. – Sıvas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve 6 Arkadaşının; Adana
İli Osmaniye İlçesinin İl olması Hakkında Kanun Teklifi (2/401)
(İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :
26.7.1996)
2. – Balıkesir Milletvekili Mustafa Güven Karahan ve 4 Arkadaşının;
Hastane ve sağlık İşletmeleri Kanun Teklifi (2/402) (Plan ve Bütçe ve
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi : 26.7.1996)
Raporlar
1. – İslam Ülkeleri Arası Yatırım ve İhracat Kredi Sigortası Kurumu
Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
DairKanun Tasarısı ve Dışişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları
raporları (1/364) (S.Sayısı : 71) (Dağıtma Tarihi : 31.7.1996)
(GÜNDEME)
2. – Telgraf ve Telefon Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (1/469) (S.Sayısı : 85)
(Dağıtma Tarihi : 31.7.1996) (GÜNDEME)
3. – Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerinİlgili Kanunlarında
Düzenlenmesi Hakkında KanunTasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/491) (S.Sayısı : 86) (Dağıtma Tarihi : 31.7.1996)
(GÜNDEME)
Meclis Araşırması Önergesi
1. – Aydın Milletvekili Yüksel Yalova ve 49 arkadaşının, orman
yangınlarının önlenebilmesi için alınması gereken tedbirler ile
yangınlardaki ihmal ve kusurların tespit edilmesi amacıyla Anayasanın
98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/103) (Başkanlığa geliş
tarihi : 30.7.1996)
_
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
31 Temmuz 1996 Çarşamba
BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER: Kâzım ÜSTÜNER (Burdur), Ünal YAŞAR
(Gaziantep)
_
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85 inci Birleşimini
açıyorum.
Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşımıza gündemdışı söz vereceğim.
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Sayın Başkan, bu kadar kişiyle
toplantıyı başlatacağınıza ihtimal vermiyorduk.
BAŞKAN – Efendim, biliyoruz, bu Meclisi yıllardır yöneten insanız;
perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğuna göre, insiyatifimizi de
kullanalım...
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Ankara Milletvekili Ali Dinçer’in, Amerika Birleşik Devletlerine,
Parlamento Grubuyla yaptıkları seyahatte edindiği izlenimlere ilişkin
gündemdışı konuşması
BAŞKAN – İlk gündemdışı sözü, Ankara Milletvekili Sayın Ali
Dinçer'e veriyorum. Sayın Dinçer, 14-20 Temmuz tarihleri arasında,
Amerika Birleşik Devletlerine, Parlamento grubuyla yaptıkları seyahatin
izlenimlerini anlatmak üzere gündemdışı söz istemişlerdir.
Süreniz 5 dakika. Yalnız, süreyi uzatmayacağım, bugünkü
çalışmalarımız biraz yoğun. Rica ediyorum...
Buyurun.
ALİ DİNÇER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Washington'da bulunan Demokrasi Merkezi adlı bir vakfın davetlisi
olarak, değişik partilerden 9 milletvekili, 14-20 Temmuz tarihleri
arasında Amerika'yı ziyaret ettik. Bu Demokrasi Merkezi, By Partizan,
hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin içerisinde olduğu
partilerarası bir vakıf.
Bu gezi sırasında, heyette, Cumhuriyet Halk Partisinden ben vardım,
Demokratik Sol Partiden Uluç Gürkan vardı, Anavatan Partisinden Işın
Çelebi ve Ahmet Neidim arkadaşlarımız vardı, Doğru Yol Partisinden
Saffet Arıkan Bedük ve Gencay Gürün Hanımefendi vardı, Refah
Partisinden Temel Karamollaoğlu, Ertan Yülek, Cevdet Akçalı Beyler
vardı.
Gezi, yoğun bir temas trafiği içerisinde geçti. Sırasıyla, Senato
Dışilişkiler Komitesi, Avrupa İlişkileri Altkomitesi Başkanı ve
üyeleriyle, Türk-Amerikan Derneği ile, Türkiye'nin Amerikalı Dostları
ile, Temsilciler Meclisi Uluslararası ilişkiler Komitesi Başkanıyla ve
diğer komite üyeleriyle, Temsilciler Meclisi Bütçe Tahsisat Komisyonu
Başkanı ve üyeleriyle, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Komisyonu
Başkanı ve üyeleriyle, Savunma Bakanlığı politikalardan sorumlu
Başyardımcısı ve danışmanlarıyla, Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve
Kanada ilişkilerinden sorumlu Bakan Yardımcısıyla, Dışişleri
Bakanlığı Yakındoğu ilişkilerinden sorumlu Bakan Yardımcısı ve
danışmanlarıyla toplantılar yaptık. Ayrıca, New York'ta borsayı ziyaret
ettik, borsa başkanıyla birlikte olduk.
Bu gezi boyunca, ağırlıklı olarak, Türk parlamenterlerle, Amerikalı
parlamenterler, Kongre üyeleri bilgi alışverişinde bulundular. Grup
olarak, herkes kendi düşüncesini söyledi; ama, yine de belli konularda
birlikte hareket ettik. Örneğin, parasını ödediğimiz halde Türkiye'ye
verilmesi geciktirilen fırkateynler ve helikopterlerle ilgili görüşlerimizi
dile getirdik. Bunu söylerken, Türkiye'nin, NATO üyesi olarak,
vecibelerini sürekli yerine getirdiğini; ama, Türkiye'ye karşı vecibelerin
sürekli aksatıldığını, bunun böyle olmaması gerektiğini vurguladık.
Şarta bağlanan 25 milyon dolarlık yardımı kabul edemeyeceğimizi
vurguladık; çünkü, Temsilciler Meclisinde, Ermeni soykırımını kabül
etmemize bağlı hale getiriyorlar bu 25 milyon dolarlık yardımı. Böyle
bir yardımı kabul edemeyeceğimizi; bunu, gerekirse, ihtiyaç halinde olan
Bosna-Hersek Programına aktarmalarını hep birlikte söyledik.
Çekiç Güç'ün ülkemizde yarattığı sorunları, özellikle Kuzey Irak'taki
boşluktan dolayı, anarşiyi, terörü besleme özelliğini vurguladık. Bunun
önlenmesi gerektiğini de vurguladık. Dün, burada süresi tekrar uzatılan
Çekiç Güç'ün, bu haliyle, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu ve Doğu
Anadolu Bölgelerinde teröre destek verdiğini, isteyerek olmasa da destek
verdiğini hep birlikte vurguladık hiçbir parti ayırımı gözetmeksizin ve
Türkiye'nin önemli bir ülke olduğunu; artık, bir bölge gücü olduğunu
vurguladık.
Bu arada, örneğin, bazı arkadaşlarımız, Türkiye'nin, Amerika'yla, Batı
dünyasıyla, İslam dünyası arasında köprü olacağını vurguladılar. Ben
ve bazı arkadaşlarımız, ek olarak, Türkiye'nin, sadece İslam
dünyasıyla ilgili bir ülke olmadığını, Osmanlı İmparatorluğunun
devamı olan bir ülke olarak, Karadeniz Bölgesinde, Balkanlarda, Doğu
Avrupa'da, Ege'de, Doğu Akdeniz'de, Ortadoğu'da, Kafkasya'da, Orta
Asya'da etkin bir ülke olduğunu; bu geniş bölgede, geniş coğrafyada
barış ve istikrar için önemli bir ülke olduğunu, ona göre dikkate
alınmasını; Türkiye'nin daha geniş açıdan değerlendirilmesini ve
şimdiye kadar, Türkiye'ye karşı yerine getirilmeyen vecibelerin yerine
getirilmesi için gereken titizliği özellikle Amerika Birleşik Devletleri
ilgililerinin, Temsilciler Meclisinin, Senatosunun göstermesi gerektiğini
sürekli vurguladık...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Dinçer, son cümlenizi söylemek üzere süre
veriyorum. Bakın, bugün çalışmamız çok yoğun. Rica ediyorum...
ALİ DİNÇER (Devamla) – Hay hay efendim.
Bu gezide, bu temaslarda, sürekli, karşılıklı sorular soruldu ve sorular
yanıtlandı, hem biz sorduk, onlar yanıtladılar hem onlar sordu, biz
yanıtladık.
Kanımca, iki parlamento arasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile
Amerikan Kongresi arasında verimli sonuçlar üreten bir gezi oldu. Size,
bu konuları, kısaca da olsa açıklamak istedim.
Sayın Başkana, gösterdiği hoşgörüden dolayı teşekkür ediyorum.
Grupta, birlikte temaslar yaptığımız arkadaşlar adına değerli
milletvekili arkadaşlarıma tekrar saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dinçer.
2. – Sakarya Milletvekili Ersin Taranoğlu’nun, Maliye Bakanlığı
fonundan il özel idarelerine verilen ödeneklere ilişkin gündemdışı
konuşması
BAŞKAN – İkinci gündemdışı söz, Maliye Bakanlığınca il özel
idarelerine tahsis edilen 50'şer milyar liranın verilmemesiyle ilgili
gündemdışı söz isteyen, Sakarya Milletvekili Ersin Taranoğlu'na
verilmiştir.
Buyurun efendim.
Sayın Taranoğlu, süreniz 5 dakikadır. Rica ediyorum, süreye dikkat
edin.
ERSİN TARANOĞLU (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Maliye Bakanlığı fonundan Sakarya İline gönderilen 50
milyar liralık ödeneğin, 54 üncü Cumhuriyet Hükümetince, göreve
başlayışının 24 üncü saatinde geri alınması nedeniyle, Sakaryalıların
hakkını savunmak üzere gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu kutsal çatının altında oturan
bizlerin, düşünceleri, siyasî görüşleri, parti amblemleri, liderleri farklı
olabilir; ama, hepimizin ortak bir özelliği vardır; bu özellik, milletin
vekili olmamızdır. Bizler, milletvekilleriyiz; adı üzerinde, milletin
vekili. Bu kutsal çatı altında görev yaptığımız her an, hepimizin, niçin
buraya geldiğimizi, kimler vesilesiyle buraya geldiğimizi, bizi buraya
getiren insanların bizlerden neler beklediğini, bizlerin neleri yapmamız
için bize yetki verildiğini ve bizlerin neleri yapmamamız gerektiğini
hiçbir zaman unutmamamız gerekir. Hal böyle olunca, hepimizin görevi,
parti farkı gözetmeksizin halka hizmet etmektir. Hepimiz, aslında birer
hizmetkârız; hepimizin görevi halka hizmet etmektir. Eğer, halka hizmet
edersek, Hak'ka hizmet etmiş oluruz; işte siyasetteki hizmetin de
rahmani tarafı budur. Halka, partizanlık ve parti gözüyle, tefrik ederek
hizmet ettiğimiz takdirde...
ÖMER NAİMİ BARIM (Elazığ) – Sayın Bakan, bunu siz söylemeyin
bari!..
ERSİN TARANOĞLU (Devamla) – ... Yaradan'ın gönlüne güçlük
gideceğine inanırız.
Şimdi, halk, seçim günü bizlere oy verirken, partilerimizi tefrik edebilir;
ama, bizleri milletvekili olarak buraya gönderdikten sonra, sizin Refah
Partili, benim Anavatan Partili, sizin Doğru Yol Partili, bir başkasının
DSP'li, CHP'li olması halkımızı hiç enterese etmemektedir. Halk için
esas olan, kendisine, herkesin elbirliğiyle hizmet etmesidir. Dolayısıyla,
bizlerin, Sakarya İlinin milletvekili olarak; yani, Sakaryalıların avukatı
olarak, onların hakkını savunmak en tabiî hakkımızdır. Ona yapılacak
haksızlıklarda da, çıkıp, bu kürsüde, bize verilen bu imkânı kullanmak
en tabiî hakkımızdır.
İşte, bu sorumluluk duygusu içerisinde, 53 üncü Cumhuriyet Hükümeti
dönemi içerisinde, Sakarya İline ve aşağıda isimlerini sayacağım
köylere 50 milyar tutarında bir ödenek tahsis edilmiş ve bunların...
ÖMER NAİMİ BARIM (Elazığ) – Siz niye yapmadınız?
ERSİN TARANOĞLU (Devamla) – ... asfaltının yapılması için de
talimat verilmiştir. Adapazarı...
ÖMER NAİMİ BARIM (Elazığ) – Diyarbakır'a niye vermediniz?
BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyin rica ediyorum.
ERSİN TARANOĞLU (Devamla) – Bana müdahale etmeyin.
1991 yılında, Abdülkadir Aksu İçişleri Bakanı iken, o zamanın Refah
Partili belediye başkanına, o günün parasıyla 1 milyar çıkardığını ben
biliyorum.
ÖMER NAİMİ BARIM (Elazığ) – Ya!..Ya!..
ERSİN TARANOĞLU (Devamla) – Siz daha yeni Hükümetsiniz.
Daha yirmi ikinci gününde böyle güç zehirlenmesine tutulur, bana cevap
verirseniz, ilk seçimde, o her cevap verenlerin mukadder akıbetlerine
ulaşırsınız.
Değerli arkadaşlarım, Merkez'in Değirmendere, Hasanbey,
Büyükesence, Büyükhataplı, Dağyoncalı Köyleri; Akyazı'nın
Uzunçayır, Salihiye, Durmuşlar, Alaağaç Köyleri; Geyve'nin Koru,
Setçe, Belpınar Köyleri; Hendek'in Kırktepe, Nüzhetiye, İkbaliye,
Karaçökek Köyleri; Kocaali'nin Karalar, Köyyeri, Açmabaşı, Selahiye,
Kestanepınarı, Çakmaklı, Kadıköprü, Kirazlı, Çukurköy; Kaynarca'nın
Karaçalı köyleri için gönderilen bu paraları birinci günde aldınız. Ben,
buna bir şey demiyorum. Bu, sizin bir siyasî tercihinizdir; ama, benim
bunu tenkit etmek hakkımı da hoşgöreceksiniz. Bu, bir güçtür. Eğer,
bizim yaptığımız tasarruf yasal değilse, gidip, bunun, hukuk içerisinde,
hukuk karşılığını takip etmeniz lazım; ama, siz, bir hukuk devleti
örneği olarak değil de, bir ihtilal idaresi gibi davranak, bir talimatla
bunları geri alırsanız, bize zulüm etmiş olursunuz.
ÖMER NAİMİ BARIM (Elazığ) – Siz yaptınız onları...
ERSİN TARANOĞLU (Devamla) – Gücünüz bana yeter, gücünüz 53
üncü Cumhuriyet Hükümetine yeter; ama, gücünüz, Sakarya halkına
yetmez!
Bakın, Hazreti Ömer, bir sohbetinde adalet üzerine konuşurken
dinleyenler "Bu kadar adaletten bahsediyorsun, ya sen adaleti bozarsan ne
yaparız?" deyince...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Taranoğlu, son cümlenizi söyleyin lütfen. Rica
ediyorum...
ERSİN TARANOĞLU (Devamla) – ... Hazreti Ömer, "Kılıcınızla
düzeltirsiniz" dedi.
O yüzyılın kılıcı, bu yüzyılın oylarıdır; halk sizi oylarıyla düzeltir.
Gücünüzü bize göstermeyin; gücünüz varsa, gidin, Parsadan'ın bu
milletten aldığı 5 milyarın hesabını sorun; gücünüz varsa, Amerika'ya
mal kaçırıp, para kaçırıp, orada han, hamam, otel sahibi olanlara
gücünüzü gösterin.
Buradan Sakarya'nın iki Bakanına sesleniyorum: Refah Partisi, belki
Sakarya halkının hakkını savunmaz; ama, Bayındırlık Bakanı ile
Devlet Bakanı Nevzat Ercan'ı ve Sakaryalı iki milletvekilini de göreve
davet ediyorum.
Bu vesileyle, bu hoşgörü içerisinde bu yanlışı düzelteceğinizi umuyor,
hepinize sevgi ve saygılar sunuyorm. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taranoğlu.
Sayın Bakan bu konuşmaya cevap vermeyecek mi efendim?..
Sayın Taranoğlu, aslında, Hazreti Ömer'in adaletinden bahseden kişinin
adaletli olması lazım. Siz, kendi seçim bölgenize 50 milyar lira
gönderirken, bizim Tunceli'ye de bir 5 milyar gönderseydiniz ya!.. (RP
sıralarından alkışlar)
ERSİN TARANOĞLU (Sakarya) – Benim görevim Sakarya halkının
hakkını savunmak.
BAŞKAN – Efendim, kusura bakmayın... Milletvekilinin bir kişiliği var.
Milletvekili, temsil ettiği bölgenin milletvekili değildir; bütün Türkiye
halkının temsilcisidir. (RP sıralarından alkışlar) Ben, gerçekten, sizin
bu konuşmanızı yadırgadım; çünkü, insanlar hükümet olunca...
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, her şeye
cevap vermek zorunda değilsiniz.
BAŞKAN – Bir dakika efendim...
Eğer, herkes bakan olduğu ili korursa öteki illerin günahı ne?
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, yorum
getirmek zorunda değilsiniz. Her oturumda bunu yapıyorsunuz.
BAŞKAN – Ben, Meclis Başkanvekiliyim. Burada, biraz, adalete, hakka
uygun konuşmaların yapılması lazım.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Cevap verecekse, ilgili bakan
çıkar, cevap verir. Siz, bakanın yerine cevap veremezsiniz.
BAŞKAN – Ama, ben de bir haksızlığa tahammül edemem. Kusura
bakmayın... (RP sıralarından alkışlar)
3. – Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici’nin, ORÜS Anonim Şirketi
Devrek İşletmesinde geçici işçi olarak çalışanlara ilişkin gündemdışı
konuşması
BAŞKAN – Üçüncü konuşmayı, ORÜS Anonim Şirketi Devrek
İşletmesinde geçici işçi olarak çalışırken iş akitleri feshedilen işçilerin
ihbar tazminatının bugüne kadar ödenmemesiyle ilgili olarak
gündemdışı söz isteyen Zonguldak Milletvekili Sayın Hasan Gemici'ye
veriyorum; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
HASAN GEMİCİ (Zonguldak) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli
üyeleri; Zonguldak taşkömürü havzasında tasman olayının yol açtığı
olaylar ile Orman Ürünleri Sanayi AŞ'de (ORÜS) yapılan özelleştirmeler
ve ORÜS işçilerinin mağduriyetlerini dile getirmek üzere söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizlere, öncelikle tasman hakkında
bilgi vermek istiyorum. Tasman, kömür madeni üretimi sırasında
yeraltında oluşan boşluklar üzerine yeryüzü tabakalarının zamanla
çökmesi sonucu meydana gelen yer hareketleridir. Yeraltı kömür
madenciliği yapılan bölgelerde, özellikle de Zonguldak kömür
havzasında yaşanan bir olaydır. Tasman sonucunda, yeryüzündeki
binalar yıkılmakta, hasar görmekte, yol, su, kanalizasyon gibi altyapılar
kısa sürede kullanılmaz hale gelmektedir.
Tasman, 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla
Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda 27.12.1993
gün ve 3956 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle doğal afet kapsamına
alınmıştır. Tasmanın doğal afet kapsamına alınması önemli bir aşama
olmakla birlikte, yasa değişikliğinden beklenen yararlar, ne yazık ki,
sağlanamamıştır.
Kanunun yürürlüğünden önce yapılan tespitlere göre, yalnızca
Zonguldak kent merkezinin On Temmuz ve Birlik Mahallelerinde
tasmandan zarar gören yapı sayısı 893'tür. Bu konut sahiplerine,
kanunun yürürlüğünden önce hasar gördüğü için yardım
yapılamamaktadır. Kanunun yürürlüğünden sonra da, Zonguldak'ın
Kozlu beldesi Güney Mahallesinde büyük boyutlu zarara neden olan
tasman hareketleri meydana gelmiş ve 128 konut çeşitli ölçülerde zarar
görmüştür. Olayın üzerinden aylar geçmesine rağmen, Bayındırlık ve
İskân Bakanlığının hasar tespit çalışmaları tamamlanamamış ve
vatandaşlara gereken yardımlar yapılamamıştır.
Konuyla ilgili yapılması gerekenleri sıralıyorum:
1. 1993 yılından önce tasmandan zarar görenler de yasa kapsamına
alınarak, tasmandan zarar gören bütün vatandaşlarımıza devlet eli
uzatılmalıdır.
2. Bu durum, Zonguldak'ta plansız kentleşmenin bir ürünüdür.
Zonguldak'ta, kentleşmeyle kömür üretimi birlikte değerlendirilerek yeni
yerleşim alanları açılmalıdır. Bu amaçla, Zonguldak'ın Bağlık
semtinde toplukonut alanı olarak ilan edilen 600 bin metrekare arazi
tasmanzedelerin ve konut kooperatiflerinin kullanımına açılmalıdır.
Zonguldak'ta sanayi yerleşim alanı olarak belirlenen Filyos Vadisiyle
Zonguldak'ı birbirine bağlayacak olan sahil yolu, Zonguldak'ın tasman
etkisi olmayan alanlara doğru gelişmesi için çok önemli bir projedir.
1996 yatırım programında 10 milyar lira olarak ayrılan ödeneğin
artırılarak, bu projenin, bir an önce gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
3. Bilindiği gibi, ülkemizde deprem, sel gibi doğal afete maruz kalan
bazı beldelerimize, Bakanlar Kurulunun 18.12.1995 günlü Resmî
Gazetede yayımlanan bir kararıyla, İller Bankası payları artırılarak
ödenmektedir. Zonguldak, bu karardan yararlanan belediyeler listesinde
yer almamıştır.
Yukarıda arz etmeye çalıştığım gerekçeler ışığında yeniden bir
değerlendirme yapılarak, Zonguldak ve çevre belediyelerine de İller
Bankası paylarının 2 katı şeklinde ödenmesine yönelik olarak, Bakanlar
Kurulu tarafından mutlaka karar alınmalıdır.
Ayrıca, Zonguldak, jeolojik ve coğrafî yapısı nedeniyle sık sık
heyelanlara maruz kalmaktadır. Zonguldak köylerinde bu doğal afetten
zarar görerek yardıma hak kazanmış 116 aile, 1985'ten bu yana hak
ettikleri yardımları beklemektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasman konusundaki görüşlerimi ve
dileklerimi bu şekilde izah ettikten sonra, şimdi, kısaca, ORÜS'teki
(Orman Ürünleri Sanayii) özelleştirme uygulamalarına değinmek
istiyorum.
Ülkemizde, son yıllarda var olan ekonomik sorunları aşmak için, bazı
çevrelerce sihirli bir formül gibi sunulan ve hukukî altyapısı
hazırlanmadan uygulamaya konulan özelleştirme uygulamalarının,
1. Bir kurumu nasıl bitirip yok olma noktasına getirdiğini,
2. Bu kurumun bulunduğu yörenin ekonomisini nasıl tahrip ettiğini,
3. Çalışanlarını nasıl mağdur ettiğini görmek isteyenler için, en çarpıcı
örnek, Orman Ürünleri Sanayii Kurumu ORÜS'tür.
Özelleştirmeyle amaçlanan, ekonominin yeniden yapılanmasının
sağlanması, istihdamın artırılması, ticarî piyasanın canlandırılması ve
sermayenin tabana yayılmasıydı. Ancak, özelleştirilen diğer KİT'lerde
olduğu gibi, ORÜS'te de bunların tam tersi olmuştur. ORÜS'ün 23
işletmesinden 8'i özelleştirilmiş, geri kalan 15 işletmede üretim
faaliyetleri durma noktasına gelmiştir. Özelleştirilen 8 işletmede,
özelleştirme öncesi 1 900 işçi çalışırken, bugün 312 işçi çalışmakta
olup, çok düşük kapasiteyle üretim yapmaktadırlar. Bartın-Ulupınar'da
üretim tamamıyla durmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen, son cümlenizi söyler misiniz... Sizin de sürenizi
uzatmayacağım; buyurun, son cümlenizi söyleyin.
HASAN GEMİCİ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
sizlere, 1970 yılında kurulan, 1992 yılına kadar başarıyla çalışan,
kendi yağıyla kavrulan, ancak, özelleştirme kapsamına alındığı 1993
yılından itibaren çöküşe sürüklenen, şu anda, batma noktasındaki
Orman Ürünleri Sanayii Anonim Şirketini ve özelleştirme sonrası ORÜS
çalışanlarının mağduriyetlerini anlatmaya çalıştım. ORÜS'teki
özelleştirme macerasından hep birlikte ders almalıyız.
İktidar olduktan sonra, muhalefetteki söylemlerinden tek tek vazgeçen
Refah Partisinin, özelleştirme konusundaki tavrını dikkatle izleyeceğiz.
Dileriz, gümrük birliği, Huzur Harekâtı ve olağanüstü hal konularındaki
tavır değişikliğini, özelleştirme konusunda yaşamayız. ORÜS'te geri
kalan, şu anda üretimleri tamamen durmuş olan 15 işletmenin
ekonomiye tekrar kazandırılması, özelleştirilen 8 işletmede, işletme
çalışanlarının mağduriyetlerinin giderilmesi, sosyal hukuk devleti
olmanın gereğidir.
Hepinizi, tekrar, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (DSP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gemici.
Hükümet, cevap vermeyecek herhalde...
Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar bitmiştir.
Gündeme geçiyorum.
Cumhurbaşkanlığı tezkereleri vardır, okutuyorum.
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Maliye Bakanlığına bağlı bulunan Millî Piyango İdaresi Genel
Müdürlüğünün Başbakanlığa bağlanmasının uygun bulunduğuna ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/423)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgi: Başbakanlığın 16 Temmuz 1996 gün ve B.02.0.PPG.0.12-1/1-
12578 sayılı yazısı.
Maliye Bakanlığına bağlı bulunan Millî Piyango İdaresi Genel
Müdürlüğünün, 3046 sayılı Kanunun 3313 sayılı Kanunla değişik 10
uncu maddesine göre, Başbakanlığa bağlanması, Başbakanın teklifi
üzerine uygun görülmüştür.
Bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Büyük bir yanlış...
BAŞKAN – Diğer tezkereyi okutuyorum:
2. – Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının ilgili kuruluşu olan Etibank
Genel Müdürlüğünün Başbakanlıkla ilgilendirilmesinin uygun
bulunduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/424)
Türkiye Büyük Millet meclisi Başkanlığına
İlgi: Başbakanlığın 16 Temmuz 1996 gün ve B.02.0.PPG.0.12-1/1-
12579 sayılı yazısı.
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının ilgili kuruluşu olan Etibank
Genel Müdürlüğü (Madencilik) nün, 3046 sayılı Kanunun 4 üncü
maddesine göre, Başbakanlıkla ilgilendirilmesi, Başbakanın teklifi
üzerine uygun görülmüştür.
Bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis araştırma önergesi vardır, okutuyorum:
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – Aydın Milletvekili Yüksel Yalova ve 49 arkadaşının, orman
yangınlarının önlenebilmesi için alınması gereken tedbirler ile
yangınlardaki ihmal ve kusurların tespit edilmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/103)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Son günlerde yurdumuzun çeşitli yörelerinde meydana gelen orman
yangınları üzüntü verici boyutlara ulaşmıştır. Özellikle Muğla-
Marmaris, Aydın-Söke-Kuşadası, Adana ve Antalya illerimizdeki
yangınlar maddî ve manevî büyük kayıplara yol açmış bulunmaktadır.
Türkiye çapında oldukça önemli boyutlara ulaşması sonucu büyük bir
kayıpla karşı karşıya olduğumuz aşikârdır.
Ülkemizde orman varlığı, genel alanın yüzde 26'sı kadar olup,
ormanlarımızın büyük bir bölümü verimsiz orman niteliğindedir.
Türkiye'deki orman varlığı dünya orman varlığının binde 4'ü kadardır.
Orman yangınlarıyla, doğa, kültür ve tarihî değerlerin yok olması
nedeniyle, yangınların çabuk ve etkin bir biçimde söndürülmesi için
yapılması gerekenlerin, yeni orman alanları açılması, tahrip olan
değerlerin yeniden düzenlenmesi, yerel yönetimlerin sınırlı imkân ve
çabalarıyla, merkezî hükümet yetkililerinin idarî ve kanunî açıdan
yetersiz araçlarla önlemeye çalıştıkları yangınların, ülkemiz
bakımından kesin ve etkin bir düzenlemeye muhtaç olduğu açıktır.
Orman yangınlarının önlenebilmesi için, alınan tedbirlerin yanında,
ilave ne gibi tedbirlerin alınabileceği ve yangın olaylarındaki ihmal ve
kusurların tespiti için, Anayasanın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddelerine binaen, bir Meclis
araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
Yüksel Yalova (Aydın)
Abbas inceayan (Bolu)
Mahmut Bozkurt (Adıyaman)
İsmail Durak Ünlü (Yozgat)
Sadi Somuncuoğlu (Aksaray)
Süleyman Hatinoğlu (Artvin)
Rüştü Saracoğlu (İzmir)
Yusuf Ekinci (Burdur)
Emin Kul (İstanbul)
Şükrü Yürür (Ordu)
Ahmet Alkan (Konya)
Mehmet Salih Yıldırım (Şırnak)
Ali Talip Özdemir (İstanbul)
Sebgetullah Seydaoğlu (Diyarbakır)
Abdülkadir Aksu (Diyarbakır)
Yusuf Pamuk (İstanbul)
Enis Sülün (Tekirdağ)
Lale Aytaman (Muğla)
Mehmet Ali Altın (Kırşehir)
Agâh Oktay Güner (Ankara)
Mehmet Sağdıç (Ankara)
Hüsnü Sıvalıoğlu (Balıkesir)
Ömer Ertaş (Mardin)
İbrahim Yaşar Dedelek (Eskişehir)
Muzaffer Arslan (Diyarbakır)
Mustafa Küpeli (Adana)
Yusuf Selahattin Beyribey (Kars)
Ahmet Kabil (Rize)
Refik Aras (İstanbul)
Aslan Ali Hatiboğlu (Amasya)
Ali Doğan (Kahramanmaraş)
Naim Geylani (Hakkâri)
Nizamettin Sevgili (Siirt)
Adil Aşırım (Iğdır)
Ali Kemal Başaran (Trabzon)
Seyit Eyyüboğlu (Şanlıurfa)
Kaya Erdem (İzmir)
Nejat Arseven (Ankara)
Tevfik Diker (Manisa)
Adem Yıldız (Samsun)
İrfan Köksalan (Ankara)
Şinasi Altıner (Karabük)
Ekrem Pakdemirli (Manisa)
Avni Akyol (Bolu)
Ersin Taranoğlu (Sakarya)
Yaşar Okuyan (Yalova)
İbrahim Yazıcı (Bursa)
Rasim Zaimoğlu (Giresun)
Biltekin Özdemir (Samsun)
Sami Küçükbaşkan (Antalya)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırasında yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, Doğru Yol Partisinin, İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş önerileri vardır; okutup işleme koyacağım.
V. – ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. – Kamu Personeli ile Emeklilerin Malî, Sosyal ve Diğer Haklarında
Düzenlemeler Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısının
komisyonda görüşme zamanı ile gündemdeki sıralamanın yeniden
yapılmasına ve Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden
belirlenmesi ile görüşülecek konulara ilişkin DYP Grubu önerisi

31.7.1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 31.7.1996 Çarşamba günü yapılan toplantısında
siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun
aşağıdaki önerilerinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Saffet Arıkan Bedük
Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili
Öneriler:
1. Kamu Personeli ile Emeklilerin Malî, Sosyal ve Diğer Haklarında
Düzenlemeler Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısının,
Başkanlıkça havale edildiği Plan ve Bütçe Komisyonundaki
görüşmelerine 48 saat geçmeden başlanmasının, İçtüzüğün 36 ncı
maddesi gereğince Komisyona tavsiye edilmesi önerilmiştir.
2. 31.7.1996 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan; 86 sıra sayılı Bütçe
Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanunlarında
Düzenlenmesine Dair Kanun Tasarısının 48 saat geçmeden gündemin 3
üncü sırasına; 85 sıra sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 4 üncü
sırasına; 71 sıra sayılı İslam Ülkeleri Arası Yatırım ve İhracat Kredi
Sigortası Kurumu Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının 5 inci sırasına alınması ve 6 ncı
sıraya kadar olan tasarıların görüşmelerinin tamamlanmasına kadar
çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.
3. Genel Kurulun 1.8.1996 Perşembe ve 2.8.1996 Cuma günlerinde de
14.00-21.00 saatleri arasında toplanarak çalışmalarını sürdürmesi ve bu
birleşimlerde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi önerilmiştir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu öneriyle ilgili olarak Sayın Nihat
Matkap, Sayın Mümtaz Soysal...
Sayın Matkap, siz lehte mi aleyhte mi söz istemiştiniz?
NİHAT MATKAP (Hatay) – Aleyhte...
BAŞKAN – Sayın Başesgioğlu?..
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Aleyhte...
BAŞKAN – Sizi de yazalım... Lehte ve aleyhte iki arkadaşa söz
vereceğim için... Lehte söz isteyen var mı efendim?.. Neyse, söz
istenirse...
Aleyhte, Sayın Matkap; buyurun efendim..
Sayın Matkap, süreniz 10 dakikadır.
NİHAT MATKAP (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Doğru Yol Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince
vermiş bulunduğu grup önerisi hakkında görüşlerimi açıklamak üzere
söz almış bulunmaktayım; sözlerime başlarken, Sayın Başkanı ve
sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, anlayışıyla, işleyişiyle, çalışma yöntemleriyle
çelişkiler yumağı oluşturan bir Hükümet sürecinden geçiyoruz. İktidar
partilerine mensup sözcüler, zaman zaman kürsüye çıktıklarında, 54
üncü Hükümeti bir değişim hükümeti olarak tanımlamaya çalışıyorlar;
ama, ne yazık ki, bu uygulamalar, bu Hükümetin bu tanıma hiç
uymadığı, bu Hükümete söylense söylense, sadece "çelişkiler hükümeti"
tarifi yapılacağını da gösteriyor.
Değerli arkadaşlarım, hatırlarsınız, 54 üncü Hükümetin Programı
üzerinde müzakereler yapılırken, Sayın Başbakan, hükümet etme
anlayışlarını açıklarken "bizim Hükümetimiz, hiçbir zaman Meclisi
yönlendirme zihniyetinde olmayacak, tam tersine, Meclis bizim
Hükümeti yönlendirecek" diye açıklama yaptı, taahhütte bulundu; yani,
burada söylemek istediğini bir diğer ifadeyle anlatmak istersem "Meclisi
hiçbir zaman emrivakilere muhatap etmeyeceğiz" şeklindeydi.
Değerli arkadaşlarım, daha sonra, anımsarsınız, olağanüstü halin
uzatılmasıyla ilgili, Çokuluslu Çekiç Güç'ün ülkemizde kalma süresinin
uzatılmasıyla ilgili Hükümet politikalarını belirlemeden önce, bir genel
görüşme yapıp, bu konuda Meclisin iradesini almak istediklerini, ona
göre politikalarına yön vermek istediklerini açıkladılar, böyle masum
bir taleple geldiler. O zaman, muhalefet partileri, bu yaklaşımı, bu talebi
samimi görmediklerini söyledi. Cumhuriyet Halk Partisi adına, bu
konuyla ilgili yaptığımız açıklamalarda şunu söylemiştik: Bu
isteğinizde samimi değilsiniz, içten değilsiniz. Hükümetin bu isteği... Bu
oylamada muhtemelen çok zor duruma düşecek olan Refah Partisi
kanadının, bugüne kadar söylediklerinin tersine oy vermesiyle ilgili
zemin hazırlığı olduğunu, U dönüşünün altyapısının hazırlanmak
istendiğini söyledik. Buna rağmen, arkadaşlarımız, çıktılar, kürsüde
bunun böyle olmadığını söylediler. Şimdi, bakınız, tezatı anlatayım...
HASAN DENİZKURDU (İzmir) – Geçti o...
NİHAT MATKAP (Devamla) – Tabiî ki geçti; ama, Hükümet devam
ediyor. Bu anlayışımızda ne kadar haklı olduğumuzu size anlatmak
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Hükümet, bir yetki kanun tasarısı sundu. Bu
kanun tasarısı, Meclis Başkanlığına dün sunuldu. Akşam saat 9.00'da,
grup başkanvekillerince bu konuyla ilgili haberdar edildik. Tabiî, bugün
toplanacak Danışma Kuruluna o da dahil edildi.
Bakınız, bu yetki kanunu tasarısında ne isteniyor: Tüm kamu
çalışanlarının ve emeklilerin malî, sosyal ve diğer hakları ile istihdam
esas ve usullerine ilişkin hükümleriyle, özel kanunlarında veya teşkilat
kanunlarında mevcut, malî, sosyal ve diğer haklara dair hükümlerde
yapılacak değişiklik ve yeni düzenlemeleri yapmak için Hükümet yetki
istiyor. Böylesine geniş kapsamlı bir yetki istiyor ve dikkat ederseniz, bu
yetki istemi, birçok kanunumuzda değişiklik yapmayı öngörüyor.
Eğer, gerçekten, Hükümet, Meclisin iradesine, istemine saygılı olsaydı,
böyle bir konuyu tamamen kendi yetkisine alır mıydı? Eğer, gerçekten,
o genel görüşmelerde samimî olsaydı, böylesine önemli, 2 milyon kamu
çalışanımızı çok yakından ilgilendiren böyle bir değişiklik konusunda
Meclis ne diyor; Meclisin bu konudaki tavrı, Meclisin bu konuda bize
önereceği hususlar nedir diye düşünmez miydi? Çok net söylüyorum
bunu, arkadaşlarımızın dikkatine sunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, diğer bir konuyla da ilgili olarak da şunu
söylemek istiyorum: Bakınız, Danışma Kurulu toplantılarında,
genelde, Hükümetten gelen herhangi bir kanun tasarısının, Meclis
komisyonlarında, 48 saat geçmeden önce görüşülmesi teklif edilir; ama,
bugünkü Danışma Kurulunda, hem 48 saat önce görüşülmesi talep edildi
hem de bu kanun tasarısının, bugün toplanacak komisyonda
görüşüldükten sonra, bir de Meclis Genel Kurulunda ele alınmasını
istedi arkadaşlarımız.
Değerli arkadaşlarım, milletvekiline saygı bu mu? Bu arkadaşlarımız
tasarıyı incelemeyecek mi? Komisyon üyelerimiz, bu, sizin
gönderdiğiniz kanun tasarısını incelemeyecek mi? Fikir sahibi
olmayacaklar mı? Gruplarının politikasını almak için bir
değerlendirme yapmayacaklar mı? Hadi bakınız, bundan da vazgeçtim;
Parlamentoya bu kadar saygılı Hükümetin bir diğer anlayışını da
anlatayım size: Bu taleplerini geri çevirdik Danışma Kurulunda.
Uzlaşma olmadı; uzlaşma olmayınca -haklı olarak- Doğru Yol Partisi
Grubu veya Refah Partisi Grubu Meclis Başkanlığına bir öneri
sunacaktır. Eğer, bu öneri kabul edilirse, Plan ve Bütçe Komisyonu
Başkanı, Komisyon üyelerine bir çağrı yapar -Hükümetçe madem bu
kadar ivedilikle görüşülmesi isteniyor- Komisyon toplanır, durumu
değerlendirir.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, böyle bir karar almadık. Bugün, Genel
Kurul toplanmayabilirdi, çoğunluk olmayabilirdi...
Bakınız, saat 13.30'da Gruba geldi, Plan ve Bütçe Komisyon üyelerine
çağrı gitti; saat 14.30'da da, Komisyon üyeleri bu yetki kanunu
tasarısını görüşmek için çağrıldı. Bu, ne mantıktır? Bu emrivaki değil
de nedir? Bu mu Meclise saygınlık?
HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Beraber de yaptık bu işleri.
NİHAT MATKAP (Devamla) – Hayır, böyle yapmadık... Hiçbir zaman
yapmadık... "Çelişkiler" diyorsam, bunun en somut kanıtını
koyuyorum; buna hakkınız yok sizin.
ALİ OĞUZ (İstanbul) – Çok yaptınız, çok...
BAŞKAN – Müdahele etmeyelim efendim.
NİHAT MATKAP (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, yani, bu kadar
önemli bir konuda eğer samimiyseniz, hakikaten Meclise saygılıysanız,
günlerdir kamuoyuna yansıyan demeçleriniz doğru ise, bu kürsüde
konuştuklarınız doğru ise, böyle yaşamsal bir konuda Meclise by-pass
yapmazsınız.
Evet, yani, çelişkiler Hükümeti, gerçekten... Her şeyiyle, her
davranışıyla... Maliye Bakanı, faize üst sınır getirileceğinden söz eder,
faizlerin vergi kapsamına alınacağından söz eder, Başbakan
Yardımcısı, böyle bir şeyin olmayacağını, faiz oranını piyasa
koşullarının tayin edeceğini ve sistemin aynen devam edeceğini söyler.
Refah Grubu "iktidara geldiğimiz gün, Meclis iradesiyle olağanüstü hali
kaldıracağız; Çekiç Güç gidecek, geldiğimiz gün gidecek" derdi; ama,
ne yazık ki, tamamen tersi davranışlarla karşılaşıyoruz!
Bugünkü uzatma talebine de geleyim. Keşke haklı olsanız bu uzatma
talebinde... Nedir uzatma talebinizin gerekçesi; bazı basın veya yayın
organlarının özgürlüğünü kısmak için, onları, baskı metoduyla kontrol
altına almak için hazırladığınız tasarının bir an önce görüşülmesi...
PTT'nin T' sini bir an önce satmak için kanun tasarısı... Özellikle Refah
Partisinin bunları dinlemesini istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Matkap, 5 dakikanız var efendim.
NİHAT MATKAP (Devamla) – Burada, kamu çalışanlarının,
emeklilerin özlük haklarıyla, teşkilat yasalarıyla ilgili değişiklikler için
çalışmaları uzatmak istiyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, peki, bunu, kamu çalışanlarıyla görüşmeniz
gerekmiyor mu? Bu kadar etkin bir örgütle, kamu çalışanları
sendikalarıyla görüşmeniz gerekmiyor mu?
Gelin, Meclisin çalışma süresini iki gün değil, bir ay uzatalım.
Olağanüstü hali kaldırmak için, hangi yasa tasarıları sunulacaksa, onu
görüşelim. Gelin, asgarî ücreti vergi dışında bırakacak düzenlemeleri
yapalım. Gelin, peşin vergiyi kaldırmak için düzenleme yapalım. Gelin,
hayat standardı uygulamasını iptal etmek için düzenleme yapalım.
Gelin, tüm esnaf ve sanatkârlarımızın beklediği Bağ-Kur ile ilgili yasal
düzenlenlemeleri, anayasa değişiklikleriyle ilgili uyum yasalarını
çıkaralım... Türkiye'nin buna çok ihtiyacı var, Türkiye demokrasisinin
buna çok ihtiyacı var.
Bu nedenle, sizi, bu talebinizde içten görmüyoruz, samimî görmüyoruz
ve bu Grup önerinize...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim; süreyi uzatmıyorum.
NİHAT MATKAP (Devamla) – Hayır, saygılar sunayım.
BAŞKAN – Tamam, saygılar sundunuz.
NİHAT MATKAP (Devamla) – Hayır efendim, sunayım.
BAŞKAN – Hayır efendim, bugün öyle bir karar verdim.
NİHAT MATKAP (Devamla) – Sayın Başkan, süreyi hiç fazla
kullandığımı gördünüz mü?
BAŞKAN – Süreniz geçti... Tamam... Teşekkür ederim.
REFİK ARAS (İstanbul) – Söylesin Sayın Başkan, kıyamet mi kopar?
NİHAT MATKAP (Devamla) – Eğer, herkese bu uygulamayı
yapmazsanız...
BAŞKAN – Bugün, böyle yapacağım.
NİHAT MATKAP (Devamla) – Bugün değil, her zaman yapın.
Saygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN – Efendim, gündemdışı konuşmalarda arkadaşlarımız 5
dakika konuşuyor; 5 dakikada, hakikaten, bir müsamaha tanıyoruz; ama,
şimdi, bu konuda 10 dakika... Aslında, 10 dakikada çok şey söylenir;
hatta, kitap bile yazılır.
ZEKİ ÇAKIROĞLU (Muğla) – Sayın Başkan, dün 2 dakika ilave
yaptınız.
BAŞKAN – Sayın Mümtaz Soysal; buyurun efendim. (DSP sıralarından
alkışlar)
REFİK ARAS (İstanbul) – Hükümet yerinde yok Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Soysal, sizin de süreniz 10 dakika efendim. Süreyi
uzatmıyorum, özür dilerim.
MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
10 dakikada kitap yazmayacağım; ama, çok şey söyleyeceğim; çünkü,
çok şeyin söylenmesi gerekiyor.
Affınıza sığınarak, İktidar partilerine seslenmek istiyorum: Gidiş kötü;
çok kötü başlıyorsunuz. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar) Görünüş
şık; görünüş, Meclisi öne çıkarmak, Meclis iradesiyle iş yapmak; ama,
arkasındaki gidiş çok kötü; çünkü, bu görüntünün gerisinde, hem
ülkemizin insanlarını aldatmaya kalkışıyorsunuz hem de süre uzatarak,
çalışır görünerek Meclisin boş yere çalışmasını sağlamaya
uğraşıyorsunuz.
Sayın Başkan, sayın üyeler; bu Meclis, kaç gündür, gereği yokken, genel
görüşme, gizli görüşme vesaire, onlarla uğraştırıldı. Kamuoyu sandı ki,
çok önemli bir dönüş yapılacak; bilinmeyen şeyler söylenecek,
duyulmaması gereken şeyler söylenecek ve ondan sonra da Meclis,
Meclisteki çoğunluk önemli bir karar verecek, tarihî bir karar verecek;
ama, dün, dağ fare doğurdu!.. Dağ fare doğurdudan öteye bir şey
yapıldı; Meclisin tarihinde, yakın zamanların tarihinde, rekor bir
oylamayla, Huzur Harekâtının süresi uzatıldı. Bu -çok acıdır
söylemesi- Meclisimizin üzerine, Türkiye'nin üzerine düşmüş olan
gölgenin bir de Meclis kararıyla tescil edilmesinden başka bir şey
değildir. Demek ki, Meclisimiz söyler, söyler, hem de bazıları çok sert
söyler; ama, karar günü geldiğinde ve eğer, karar günü geldiğinde
üzerlerine tazyik yapılabilecek olanlar köşeye sıkıştırılmışsa, o
zamana kadar hiç tazyik yapılamayacağı sanılanlar köşeye
sıkıştırılmışsa, Meclisten rekor sayıyla karar çıkar.
METİN PERLİ (Kütahya) – Hocam, siz de çekimser kaldınız.
BAŞKAN – Müdahale etmeyin.
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) – Biz çekimser kaldık; ama, lehte oy
vermedik. Başka partilerdeyken de aleyhte oy verdik, burada da sürekli
aleyhte oy verdik; ama, Hükümet geldi, sizin gizli görüşmelerde duymak
istediğiniz ya da duyurmamak istediğiniz şeyleri bize brifinglerde şurada
burada söylediler. Biz, onun üzerine, son bir düzenleme yapılacak, hadi
engel olmayalım diyerek; ama, lehte oy da vermeyerek, yine çekimser
kaldık; ikincisinde de dışarı çıktık.
METİN PERLİ (Kütahya) – Çekimser, destek sayılır.
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) – Aynı şey değil... Hele şu yaptığınız,
hiç aynı şey değil. Belki, 1960'tan önce yapılmış olanlara benziyor.
(DSP sıralarından alkışlar)
"Meclis, iradesini öne çıkarır; Meclis iradesi 'egemenlik ulusundur'
dendiğine göre, ulus demektir, biz her şeyimizi yaparız" diyerek, onun
gerisine saklanarak, buradaki çoğunluğu, ülkeyi, çok karanlığa doğru
götürmesine, çok karanlık bir akıbete doğru götürmesine yol açmaktır.
Bakın, bu gidişiniz kötü ; ama, sanmayın ki biz buna müsaade
edeceğiz!.. Hayır; bu teşebbüsü burnunuzdan getireceğiz, burnunuzdan
getireceğiz!.. (DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) – Ayıp, ayıp.
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) – Ayıp değil efendim.
MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) – Çok ayıp, çok ayıp.
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) – Çok ayıp değil; çünkü, yaptığınız
şudur: Bakın, göz göre göre bir teşebbüste bulunuyorsunuz. Şu
getirdiğiniz yasalar Anayasa Mahkemesinin...
LÜTFİ YALMAN (Konya) – Ne demek istiyorsunuz?
BAŞKAN– Efendim müdahale etmeyin, rica ediyorum.
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) – Ne demek istediğimi anlatayım.
Açıkça, şu getirdiğiniz yasalar; yetki yasası, "T" yasası Anayasa
Mahkemesinin şimdiye kadarki kararlarıyla...
LÜTFİ YALMAN (Konya) – Hocam açık konuş.
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) – Çok açık konuşuyorum.
BAŞKAN – Sayın Hocam, Genel Kurula hitap edin... Rica ediyorum.
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) – Bana soru soruyorlar, ben de cevap
veriyorum.
BAŞKAN – Efendim, size soru sorma hakları yok.
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) – Zaten yok da... Ben söyleyeyim; ama,
bunu yapmaya da hakları yok; çünkü, şu tutanak dergilerinde sizin bu
konularda söyledikleriniz yazılı, zamanı gelince onları da okuyacağım.
Şunu söyleyeyim; yaptığınız şey niçin bir aldatmacadır? Açıkça belli
ki, yaptığınız şey, Anayasa Mahkemesinin bu konularda verdiği
kararlara tersliklerle doludur; ama, vakit bırakmıyorsunuz ki...
Şöyle bakınca, gözüken terslikler var; Plan ve Bütçe Komisyonuna iki
gün süre verseniz, o terslikler daha açık ortaya çıkacak; ama, hayır, siz,
sıkboğaz edip bunları geçirmek istiyorsunuz. Niçin? Özellikle de bu
kamu çalışanlarının maaşlarına ilişkin konuda "biz Meclisten
geçirmeye çalıştık, ama, başkaları müsaade etmedi Anayasa
Mahkemesi müsaade etmedi" diyeceksiniz.
Bu oyun -çok kibar terimlerle söylemeye çalışıyorum- çok parlak bir
oyun değildir, yetki kanunları konusunda parlak bir oyun değildir. Hele,
kamu çalışanlarının maaşları konusunda hiç parlak değildir; açıkça,
Anayasaya aykırıdır, iptal edilecektir; çünkü, ne yaptığınızın galiba
farkında değilsiniz. Bu Mecliste, geçen dönemde, anayasa değişikliği
yapıldı ve bu gibi konuların görüşülmesi için Anayasa, birtakım
mekanizmalar öngördü, o mekanizmaların kurulması için bazı yasaların
çıkarılmasını öngördü. Siz, o yasaları çıkarmadan; yani, memur
maaşları nasıl konuşulur, nasıl bu durumlar ıslah edilir; bunun için
gerekli mekanizmalar kurulsun diyen Anayasanın hükmünü yerine
getirmeden, uyum yasalarını çıkarmadan, onu by-pass ederek -Meclis,
by-pass edildi şimdiye kadar; çoğunluk, azınlığı by-pass etti-
Anayasanın gerekli gördüğü yasaları çıkarmadan, olmayan bir şeyi by-
pass ederek, aslında, olması gerekini by-pass ederek bunları yapmaya
kalkışıyorsunuz.
Dönecek... Anayasa Mahkemesinden dönecek ve biz, oradan dönmesi
için uğraşacağız; çünkü, yanlış bir şey yapıyorsunuz.
Bu konular, en azından birkaç aylık çalışma gerektiren konulardır.
Şimdi, Meclis çalışmalarını birkaç gün uzatır gözükerek, bu konuda
müthiş çaba gösterdiğinizi millete ilan etmek istiyorsunuz, kendi ters
düşüşlerinizi bu çabanın gerisinde saklamak istiyorsunuz; ama, bu iyi bir
oyun değildir. Çok kibar deyimlerle söylüyorum, çok açık söylüyorum;
bu, iyi bir oyun değildir; ama, bir oyundur.
Çok teşekkür ederim. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soysal.
Sayın Soysal "burnunuzdan getireceğiz" diye bir ibare kullandı.
Herhalde "sert muhalefet yapacağız" anlamında kullandınız, değil mi
efendim?
MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Efendim?..
BAŞKAN – Yani "burnunuzdan getireceğiz" dediniz de, bir açıklık
getirmek yönünden... Yanlış anlaşılmasın "burnunuzdan getireceğiz"
demekle bunu "sert muhalefet yapacağız, engelleyeceğiz" anlamında mı
kullandınız?
MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Tabiî efendim. Siz biliyorsunuz
Türkçenin deyimlerindendir; yani, illâ burnundan kan akmayacak!..
BAŞKAN – Biliyorum da... Yanlış anlaşılmasın Sayın Hocam; o
bakımdan soruyorum.
MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Ama, zatı âliniz de dün söylediniz;
Mecliste... Siz, beşerî duygularınızı, bazen kuralların üzerine...
BAŞKAN – Efendim, ben, anlayışımı Genel Kurula aksettirmek için
söyledim.
MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Peki, teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Lehinde, Sayın Başesgioğlu ; buyurun.
Süreniz 10 dakikadır.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; İçtüzüğümüzdeki sınırlama gereği, iki kişiye aleyhte
söz verilmiş bulunmaktadır. Ben de, lehte söz aldım; öneri üzerindeki
çekincelerimizi ve objektif görüşlerimizi bu çerçeve içerisinde ifade
etmeye çalışacağım.
BAŞKAN – Sayın Başesgioğlu, bir dakikanızı rica ediyorum. Sürenizi
de durdurdum. Zatı âliniz bir grup başkanvekilisiniz, biliyorsunuz,
lehinde söz alıp da aleyhinde konuşmak olmaz. Ben başlangıçta bunu
söyleyeyim de... Rica ediyorum... Sınırlama getirilmişse, bu İçtüzükte
yer alan bir konudur. Sınırlamaları da aşarak... Normal yolları aşmanın
çaresini arayamazsınız.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, daha bir şey
söylemedim ki... Konuşmamı bitireyim...
BAŞKAN – Ama, dediniz ki "sınırlama getirildi, ben aleyhte
konuşamıyorum. Buna rağmen, lehte söz alabildim, düşüncelerimi
söyleyeceğim." Ben ikaz edeyim de...
Buyurun efendim.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – "Objektif olarak ifade
edeceğim" dedim Sayın Başkan, dikkatinizi çekerim.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – "Çekince" dedi.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, aslında
bu grup önerisinin lehinde ve aleyhindeki fikirler arasında pek fazla fark
yok. Meclisimizin yerleşik teamülleri var, Meclis Genel Kurulumuzun
yasa yapma konusunda uyacağı bazı prosedürler, bazı prensipler var.
Meclisin çalışma süresi, daha önceki Danışma Kurulu kararı gereğince
31 Temmuz tarihine kadar uzatılmış bulunmaktaydı ki, bu tarih bugün
sona ermektedir. Dolayısıyla, Hükümet, öncelik gördüğü,
toplumumuzun çeşitli kesimlerini ilgilendiren konuları, bu süre
içerisinde, hem kendi önceliğine hem de Meclis Genel Kurulunun
önceliğine getirip, yasalaşma imkânı sağlayabilirdi; ama, Mecliste genel
görüşmeyle aşağı yukarı üç hafta zaman kaybettik. Gerek kaynak
konusunda gerek Çekiç Güç konusunda ve gerekse olağanüstü hal
konusunda Yüce Meclis boşuna işgal edildi.
Eğer, 54 üncü Hükümetimiz, şu anda Doğru Yol Partisi Grup önerisinde
belirtilen 4 yasa tasarısının kanunlaşmasını bir öncelik olarak görüyor
idiyse, bu genel görüşmelerle kaybedilecek zaman içerisinde, bu yasa
tasarılarını Meclisin Genel Kuruluna getirip, gerekli tartışmalar
yapıldıktan sonra bu tasarılar kanun haline getirilebilirdi; ama,
maalesef, 54 üncü Hükümetimiz üç haftalık bir zaman kaybına neden
olmuştur ve kanaatimiz odur ki, bu genel görüşmelerden de -gerek
kaynak konusundaki gerekse olağanüstü hal konusundaki ve gerekse de
Çekiç Güç konusundaki- hiçbir müspet netice alınamamıştır.
Şimdi, bizim tavsiyemiz, bizim ricamız, 54 üncü Hükümetin, Meclisin
yerleşik teamüllerini zorlamamasıdır. Mesela -burada, biraz evvel
arkadaşım da bahsetti- kamu personeline ilişkin yetki kanunu tasarısı,
henüz Danışma Kurulunda mutabakat hasıl olmadığı halde, burada bir
karar alınmadığı halde, Plan ve Bütçe Komisyonu, Komisyon üyelerini
toplantıya çağırmıştır. Bu, gerek İçtüzüğümüze gerekse Meclisin
yerleşmiş teamüllerine uygun bir hadise değildir.
Buradan, değerli komisyon başkanlarımızı, tekrar, İçtüzüğe uymaları
konusunda ikaz ediyoruz. Komisyon başkanı, komisyonu, her aklına
geldiğinde, istediği zamanda ve istediği ortamda toplayamaz. Hepimizin
uyacağı, hepimizin bağlı olduğu bazı kurallar vardır; en önemlisi,
Anayasa vardır, İçtüzük vardır.
Diğer taraftan, Yetki Kanun Tasarısıyla, 6 aylık süreyle yetki istemek,
bir anlamda Meclisi by-pass etmektir. Meclisin esas işlevi, esas
fonksiyonu yasa yapmaktır. Hele hele, milyonlarca kamu personelini
ilgilendiren, onların özlük haklarını ilgilendiren, emeklilerinin özlük
haklarını ilgilendiren bir konuda Meclisin devre dışı bırakılmasına
asla gönlümüz razı değildir.
Hükümetimiz "biz, Meclisi, Hükümetin üzerinde görüyoruz" diyordu,
böyle bir iddiası vardı. O zaman buyurun, bu iddianızı ispat edin, kamu
personelinin özlük haklarına ilişkin bu yetki kanunu tasarısına -
gerekirse Meclisin çalışma süresini de onbeş gün uzatalım, bir ay
uzatalım- muhalefet de katkısını versin. Meclis olarak, burada, bu
önemli yasayı hep birlikte olgunlaştıralım; çalışanlarımıza,
emeklilerimize de hayırlı bir iş yapalım.
Hükümetin, 6 ay süreyle Meclisi devreden çıkartacak böyle bir yetki
kanunu tasarısı getirmesi -Anayasa Mahkemesinin de çeşitli kereler iptal
ettiği gibi- hem Anayasa Mahkemesinden dönecektir hem de Hükümetin
iddiasını boşa çıkaracak bir konu olacaktır.
Netice olarak, sözlerimizi toparlamak istersek; bu çatı altında, hep
birlikte, memlekete hizmet etmek için varız. Bunun için seçildik; iktidar
kanadı, hiçbir zaman muhalefeti yok sayamaz, Anayasayı ve İçtüzüğü
yok sayamaz. Eğer, bu şekilde, tutumunda ısrar ederse, bir uzlaşma
içerisinde, bir hoşgörü içerisinde bu Mecliste çalışma imkânı
bulamayız. O zaman, muhalefetten de, getirdiğinizi hiçbir şeye katkı
istemeye hakkınız olmaz.
Oysa, Sayın Başbakan, bu kürsüden “bir değişim yaşıyoruz, Meclisin
üstünlüğünü savunuyoruz” iddialarını çok açık bir şekilde ifade etti. Biz
de diyoruz ki, bu iddialarınızın arkasında durun, Meclisi devreden
çıkarmayın.
Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başesgioğlu.
Öneri üzerindeki müzakereler bitmiştir.
VELİ AKSOY (İzmir) – Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.
BAŞKAN – Peki efendim, karar yetersayısını arayacağım.
Önerileri, ayrı ayrı, okutup, oylarınıza sunacağım.
Öneriler:
1. Kamu Personeli ile Emeklilerin Malî, Sosyal ve Diğer Haklarında
Düzenlemeler Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısının,
Başkanlıkça havale edildiği Plan ve Bütçe Komisyonundaki
görüşmelerine, 48 saat geçmeden başlanmasının, İçtüzüğün 36 ncı
maddesi gereğince Komisyona tavsiye edilmesi önerilmiştir.
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler_ Kabul etmeyenler_
Önerinin birinci kısmı kabul edilmiştir.
Önerinin ikinci kısmını okutuyorum:
2. 31.7.1996 tarihli Gelen Kağıtlarda yayımlanan, 86 sıra sayılı Bütçe
Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanunlarında
Düzenlenmesine Dair Kanun Tasarısının, 48 saat geçmeden, gündemin
3 üncü sırasına; 85 sıra sayılı Telgraf ve Telefon Kanunun Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 4 üncü
sırasına; 71 sıra sayılı İslam Ülkeleri Arası Yatırım ve İhracat Kredi
Sigortası Kurumu Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının 5 inci sırasına alınması ve 6 ncı
sıraya kadar olan tasarıların görüşmelerinin tamamlanmasına kadar
çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerinin bu kısmı da
kabul edilmiştir.
Önerinin diğer kısmını okutuyorum:
3. Genel Kurulun, 1.8.1996 Perşembe ve 2.8.1996 Cuma günlerinde de
14.00-21.00 saatleri arasında toplanarak çalışmalarını sürdürmesi ve bu
birleşimlerde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi önerilmiştir.
BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerinin bu kısmı da
kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.
VI. – SEÇİMLER
A) KOMİSYONLARDA BOŞ BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1. – İnsan Hakları Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim
BAŞKAN – İnsan Hakları İnceleme Komisyonunda boş bulunan ve
bağımsız milletvekillerine düşen bir üyelik için, Kayseri Milletvekili
Recep Kırış aday olmuştur.
Aday olmak isteyen başka bağımsız üye var mı? Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Hayırlı uğurlu olsun.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlar Gelen Diğer
İşler" kısmına geçiyoruz.
VII. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici
Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname
ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)
BAŞKAN – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir
Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye İlişkin Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu
raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
2. – Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji,
Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/490) (S.
Sayısı : 69) (1)
BAŞKAN – Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi,
Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu
raporunun müzakeresine başlıyoruz.
Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Raporun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunuyorum:
Raporun okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun
okunması kabul edilmemiştir.
Tasarının tümü üzerinde söz isteyen?.. Sayın Ateş...
CHP Grubu adına, Sayın Yılmaz Ateş; buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
Öteki arkadaşlar da isimlerini bildirirlerse...
Sayın Ateş, süreniz 20 dakika efendim.
CHP GRUBU ADINA YILMAZ ATEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; sizi, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin aşması gereken yığınla sorunu
varken, alelacele, Hükümetin, gazetelerin promosyon konusunu Meclis
gündemine getirip oturtmasının altındaki gerçeği, bir milletvekili olarak
merak ediyorum.
Bunu, Yüce Meclisimize getirip dayatmalarının altındaki amacı arz
etmek istiyorum.
Başıboş bir şekilde boy atan promosyona çekidüzen vermek amacıyla
bu yılın ocak ayında bir düzenleme getirilmiştir. Bu düzenlemeden önce
basın kuruluşlarının da görüşü alınmış, Türkiye için uygun model olan
İngiltere sistemi benimsenmiştir. Bu sistem yasaklayıcı değil, okura
verilen taahhüdün yerine getirilmemesi durumunda cezalandırılma
esasına dayanmaktadır. Ancak, bu Hükümet, yirmi gün önce, alelacele,
bu konuda yeni bir tebliğ çıkarmış, arkasından da, yine aynı hızla bir
kanun tasarısı hazırlayarak Meclise sunmuştur. Komisyon, yangından
mal kaçırırcasına, İktidar partilerine mensup üyelerin oylarıyla
tasarıyı kabul ederek Genel Kurula sevk ederken, "kanun tasarısının
önemine binaen, Genel Kurulda öncelik ve ivedilikle görüşülmesine
karar verilmiştir" şeklinde bir gerekçeyle sevk etmiştir.
Şimdi, öncelik ve ivediliği gerektiren bir konu var mıdır; bunu, burada,
açıklamak istiyorum:
Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, şu anda, Türkiye'nin en köklü
sorunlarından biri enflasyondur.
Asgarî ücretin, Hükümetin taahhüt ettiği gibi, vergi dışı bırakılması
sorunu vardır.
Yine, bu Hükümetin programında geniş yer verdiği, hayat standardının
kaldırılması sorunu vardır.
Türkiye'de, bir canavar gibi, her gün onlarca yurttaşımızı yutan bir
trafik sorunu vardır.
Güneydoğu'da -polisimizle, askerimizle, gencimizle- oluk gibi akan
kanın durdurulması sorunu vardır.
Türkiye, gümrük birliğine girdi; ama, maalesef, uzun bir zaman geçmiş
olmasına rağmen, gümrük birliğine uyum yasaları Türkiye'nin
gündemindedir.
Anayasa, bildiğiniz gibi, geçen yıl değiştirildi. Aradan bir yılı aşkın bir
süre geçmiş olmasına rağmen, maalesef, Anayasaya uyum yasaları
çıkarılamamıştır; memurlarımız, halen, özgürce sendikalaşma
hakkını kullanamamaktadırlar; özgürce siyasî partilere üye olmak ve
siyasal bir mücadele verme olanağından yoksun bırakılmışlardır;
üniversite öğretim üyelerimiz, bu olanaktan, siyasal örgütlülük
olanağından yoksun bırakılmışlardır; üniversite gençliğimiz, yoksun
bırakılmıştır. Şimdi, halen, toplumun üzerindeki bu baskı yasaları
kaldırılmamıştır.
Böylesine beceriksiz bir Hükümetle, Türkiye, herhalde hiç karşı karşıya
kalmadı. Bir haftadır cayır cayır ormanlarımız yanıyor, o yangını dahi
kontrol altına alamayan Hükümet, her ne hikmetse, promosyon
sorununu, Türkiye'nin birinci sorunu olarak getirip, Türkiye'nin
gündemine, Meclisin gündemine oturtmaya çalışıyor.
SITKI CENGİL (Adana) – Konuşmaya devam et!
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, basının şu andaki
durumu şudur: Promosyon başlamadan önce 2 milyon dolayında olan
gazete tirajları, promosyondan sonra 5 milyona çıkmıştır. Buna uygun
olarak da, basında istihdam artırılmış, oluşturulan yeni bir sistemle,
basınımız çalışmalarını sürdürmektedir. Gecikmeler ve kalite
düşüklüğü olmakla beraber, esas olarak, okura taahhüdünü yerine
getiremeyecek ölçüye varacak bir aksama olmamıştır.
Durum bu iken, İktidarın promosyonu ele almasının gerçek amacı,
basını kuşatmak, susturmak, teslim almak anlayışından
kaynaklanmaktadır.
Başbakan, bu amacını hiç de gizlemedi. Daha hükümet programı
üzerindeki görüşmeler devam ederken, eleştirileri yanıtlarken, 6
Temmuz günü, bu kürsüde, şu tehdidi savuruyordu: "Şimdi, bakın, takip
edin, o gazeteler üç gün sonra bizi nasıl methetmeye başlayacaklar;
göreceksiniz. Takip edin, hele bir methetmesinler de göreyim!.. 'Ödeyin
şu bankalara borçlarınızı' dediğimiz zaman ne olacak halleri?..
Türkiye'de öyle bir basın durumu var ki... Efendim, isterseniz, yargı
var... Üç senede, yargıdan bir sonuç aldığınız yok; neye yarar o yargı,
neye yarar?.. Onun için, hep beraber 'basın davaları bir ayda
sonuçlanacak' diye kanuna madde koyacağız. Öyle, üç sene... Çocuk
oyuncağı değil; böyle şey mi olur?.. İstediği gibi, istediğini yazsın,
çizsin, insanların haysiyetiyle oynansın ve bunun bir müeyyidesi
olmasın!" diyordu.
Şimdi, Sayın Başbakana burada sormak istiyorum; basın davalarını bir
ayda sonuçlandıran bu zihniyetle, bu anlayışla, hırsızlık ve yolsuzluk
davalarının da bir ayda sonuçlanması için bir tedbir getiriyor musunuz,
bir düzenleme getiriyor musunuz?.. Üç aydır Komisyona gelip ifade
vermeyen Mercümek ve gibilerini de bu Meclise getirip,
yargılanmalarını sağlayabilecek misiniz?
MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – İSKİ'yi de yeniden
yargılayacağız.
SITKI CENGİL (Adana) – Ne alakası var?..
BAŞKAN – Müdahale etmeyelim arkadaşlar.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Sayın Erbakan, gazetelerin hangi
yayınlarından, hangi yazdıklarından rahatsız olmaktadır; onu, Yüce
Meclisin bilgilerine arz etmek istiyorum.
Gazeteler Mercümek'i yazdı. Yalan mıydı; niye rahatsız oluyorsunuz?!.
Bosna-Herkes için topladığınız paraları içeride kullandığınızı
yazdılar. Yalan mı yazdılar?!.
SITKI CENGİL (Adana) – Kaç para verdin Bosna'ya?!
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – "Faize karşıyız, kaldıracağız" dediniz;
partinin parasını götürüp yüksek faiz veren bankalarda batırdığınızı
yazdılar. Yalan mı bunlar?!.
Faizi kaldıracağız; rantiyeciye karşıyız dediniz; bir gecede faizi 12
puan artırarak, rantiyecilerin cebine, bir gecede trilyonlar aktardınız.
Yalan mı?!. Bunları yazdı basın. (CHP sıralarından alkışlar)
SITKI CENGİL (Adana) – Bekle de gör...
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – İktidara gelince Avrupa Gümrük Birliği
Sözleşmesini yırtıp atacağız dediniz; ama, iktidara gelince de, aman ne
güzel şeymiş, kabul edeceğiz dediğinizi yazdılar. Yalan mı bu
gazetelerin yazdığı?!.
İsrail ile yapılan güvenlik anlaşmasını yırtıp atacağınızı belirttiniz;
ama, iktidara geldiğiniz zaman ikincisini imzalamak için çaba sarf
ediyorsunuz. Basın, bunları yazdı; yalan mı bunlar?!. (RP sıralarından
gürültüler)
Çekiç Güç'e işgal ordusu dediniz, Büyük Ermenistan gücü olduğunu,
buna "evet" demenin uşaklık olacağını vurguladınız, söylediniz; ama,
iktidara gelince, büyük bir gayretle ve bugüne kadar benzeri görülmemiş
bir süreyle, Çekiç Güç'e "evet" dediniz. Basın bunları yazdığı için niye
rahatsız oluyorsunuz?..
SITKI CENGİL (Adana) – Ne alakası var?!. Yasayla ne ilgisi var?..
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Geleceğim, ne alakası olduğuna
geleceğim.
SITKI CENGİL (Adana) – Söyleyecek bir şeyin varsa, söyle; polemik
yapıyorsun...
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Sayın Çiller'e "gâvur gelini" dediniz,
"Müslüman düşmanı" dediniz, "başını eteğiyle örtüyor" dediniz; ama,
sizinle hükümet ortağı olduktan sonra, "o bir hanımefendidir" dediniz!
Basın bunu yazdı; niye rahatsız oluyorsunuz bundan?!.
SITKI CENGİL (Adana) – Hepsi dedikodu...
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Örtülü ödenekten, Sayın Çiller'in
yolsuzluk yaptığını açıkladınız; ama, karşılıklı bireysel çıkar için,
şimdi de aklamaya çalışma gayreti içerisindesiniz. Basın bunları yazdı;
neden karşısınız?
"Muhafazakârız" dediniz, "milliyetçiyiz" dediniz, "ulusalcıyız" dediniz,
"ülkenin bağımsızlığından yanayız" dediniz; ama, seçimlerden hemen
sonra Suudî Riyalinden dem vurup, Ankaralılara suyu dolar bazından
satmaya çalışıyorsunuz! Basın bu çelişkilerinizi yazdı; bundan neden
rahatsız oluyorsunuz?!.
HASAN DENİZKURDU ( İzmir) – Promosyon kalkınca yazmayacak
mı?..
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Hükümetin diğer ortağı, Doğru Yol
Partisinin Lideri Sayın Çiller'in rahatsızlık duyması da bizim için
yabancı bir olay değil; çünkü, Kuşadası'nda çiftliğim yok dedi, çiftlikler
ortaya çıkarıldı basın tarafından.
Yurtdışındaki mal varlığını inkâr etti, gazeteler, belgeleriyle ortaya
koydular.
Örtülü ödenek konusunu Refah Partili sözcüler gündeme getirdiği zaman,
iki defa şerefsizdir dedi; ama, onları ortaya çıkardı basın.
HASAN DENİZKURDU (İzmir) – Yani, kalsın mı promosyon, onu
söyle.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Sayın milletvekili, bu çelişkileri gazeteler
dile getirdiği için, şimdi, bu Hükümet, yeni bir düzenlemeyle karşı
karşıya. Tabiî, basının suçu (!) bu sayın iki parti liderini ve
programlarını ciddiye alıp sayfalarında yer vermesidir. Çünkü, yazılı
olduğu için ortadan kaldırılamıyor. Gazetelere boy boy ilan verip, "bu
karanlığa geçit vermeyeceğiz" deniliyordu, "ülkem satılık değil"
deniliyordu; ama, bunlar, şimdi, gazetelerde, arşivlerde belge. Bunun
rahatsızlığı var sanırım.
Sayın milletvekilleri, bu Hükümet kurulur kurulmaz, hırsızlık,
yolsuzluk ve adaletsizlik karşısında dik duran, sesini yükselten kesimleri
sindirme gayretine girmiştir. Sendika hakkı ve insanca bir yaşam için
zam isteyen öğretmenlerin, memurların kafalarını kırdı, Kızılay
Meydanında sürüm sürüm sürükledi. Gazetecileri dövdü, yerlerde
sürükledi. Gazeteciler Cemiyetine saldırarak, gazetecileri dövdü.
Demokrasiye inancı olan bir Hükümet olsaydı, en azından ilgili
bakanların o gün istifa etmesi lazımdı. Ne demokrasiyle idare edilen
ülkelerde ne de Batı ülkelerinde bunun benzeri görülmemiş.
Atatürkçü, laik, demokrat ve cumhuriyet ilkeleri üzerine yemin eden
savcı ve yargıçları budamaya çalıştınız.
Cezaevlerindeki vatandaşlarımızı işkenceye tabi tuttunuz; 12 canın
yaşamını yitirmesine neden oldunuz.
Televizyonları sansür ettiniz. Türkiye Cumhuriyetinde televizyonu ilk
sansür eden Hükümet ve Başbakan unvanını kazandınız da 12 canın
yaşamını yitirmesine mâni mi oldunuz?..
ŞEVKİ YILMAZ (Rize) – Şehit polisten bahset...
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Oraya da geliyorum Sayın Yılmaz... Siz
de, şu Atatürk'ten bir bahsetseniz. Biz, zaten bahsediyoruz; onu, bize
anımsatmanıza gerek yok. Yüreğiniz yetiyorsa çıkar burada
konuşursunuz; istediğiniz yerde de konuşuruz.
BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyelim...
Bir defa, siz, İktidar partisi milletvekillerisiniz; İktidar partisinin
milletvekilleri Meclisin çalışmasına yardımcı olur. Eğer, yerinizden laf
atarsanız, kürsüde konuşan hatip de sizinle konuşur; o zaman, Meclisin
çalışması çıkmaza girer. İktidar partisi milletvekilleri sabırlı olacak.
Rica ediyorum...
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Ama, bütün bu baskı, bu işkencelere
rağmen, Türkiye'nin demokratik güçlerini sindiremediniz, sindirmeye de
gücünüz yetmez. Ne gazeteler pazartesi günü sizi övmeye başladı, ne
gazeteciler yolsuzluklarınızı, ilkesizliklerinizi yazmakta vazgeçti, ne de
yurtsever vatandaşlarımız, daha demokratik bir Türkiye yaratma
isteminden, mücadelesinden vazgeçtiler ve vazgeçmeyecekler de.
Televizyonlara sansür, gazetecileri dövme, ekonomik ambargo
uygulamalarından sonra, şimdi de, basını teslim alma yöntemlerinden
biri olarak promosyonu Meclisin gündemine getirdiniz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hükümet tasarısının gerekçesinde,
basının temel işlevinin, en genel tanımıyla haber verme olduğu
belirtilerek, promosyonun bu ilkeye aykırı olduğu, bu çelişkinin ortadan
kaldırılmaya çalışıldığı belirtilmektedir.
Şimdi, bu Hükümeti oluşturan partilerin sayın yetkilileri, bizi
güldürmeyin! Sizin rahatsızlığınız, basının haber verme işlevini yerine
getirmesindendir. Bu yasal düzenlemeyle, bu ilkesizliklerinizin daha çok
insana ulaşmasını engellemeye çalışıyorsunuz ve bunları kamuoyuna
duyuran, yayan organ, kurum ve kişileri işlevsiz kılmaya
çalışıyorsunuz.
Hükümetin, "gazetelerin taahhütlerini yerine getirmemesi halinde,
okurların mağduriyeti yanında, bankerlik örneğinde olduğu gibi,
sisteme, daha açık deyişle devlete güvensizlik doğacaktır" şeklinde bir
gerekçesi de var. Bizim lügatımızda bir deyim vardır, "Dinime küfreden
Müslüman olsa bari" diye. Bakın, Refah Partisi halka hangi taahhütlerde
bulundu, hangi taahhütte bulunarak halktan oy istedi, bunları az önce
sıraladım. Sayın Çiller de, Doğru Yol Partisi adına vatandaşlardan oy
isterken, bakın, hangi taahhütlerde bulunmuştu... Bunlar şimdi ortaya
çıkarılınca, suç yine basının oluyur; çünkü, deniliyor ki, gazeteciler
bizim sözlerimizi yanlış anladılar; ama, Allah'tan ki, bu, demeç değil,
Sayın Çiller'in imzasıyla yayımlanan bir ilan.
Bakın ne diyor: "Bir ileri iki geri giden, zoru görünce kaçan Mesut
Yılmaz, Erbakan'ı durduramaz. Erbakan'ı durdurmak için, geriye gidişi
önlemek için, ileriye gitmek için DYP'de birleşin. DYP birinci parti
çıkacak ve Erbakan'sız ülkenin önünü açacak, en iyi hükümeti
kuracaktır. Erbakan'ı durduracak cesaret ve inanç bizde var."
Sayın Çiller daha da ileriye gidiyor ortağı hakkında. Bir başka ilan şu:
"DYP'ye verilen her oy, bölücü Refah ile maskeli yandaşı ANAP'a karşı
tek ve kesin çözümdür. Tertemiz Müslüman halkımızı geçmişin
karanlıklarına sürüklemeyi amaçlayan bölücü ve sömürücü Refah ile
onun maskeli yandaşı ANAP'a karşı, hiçbir seçmenin kayıtsızlık ve
kararsızlık göstermeye hakkı olamaz."
Sayın Çiller, yine, vatandaştan bir başka oy isteme taahhütünde, Sayın
Yılmaz, Sayın Yazıcıoğlu ve Sayın Erbakan'ı "karanlık güç" olarak
ilan etmiş ve "eğer bunlara oy verirseniz, ülkenin geleceği kararacak;
bunlar bütün özgürlüklere karşıdırlar, gelirlerse özel radyoları ve
televizyonları da kapatacaklardır" diyor. Sanırım, bir tek bu konuyu
doğru bilmiş Sayın Çiller ve ona karşı da kendisinin tek aydınlık güç
olduğunu gazetelere ilan olarak vermiş.
Doğru Yol Partisi de -az önce Sayın Erbakan'ın vaatlerini dile getirdim-
bu taahhütlerle vatandaştan oy istedi; ama, şimdi, iktidara geldi; her iki
parti de tam tersini yaptı. Daha doğrusu, bu her iki parti de resmen siyasî
bankerlik yaptı. Refah Partisi ve DYP'ye oy veren, o dürüst, o sade
vatandaşlarımızı aldattınız, kandırdınız; ya taahhütte
bulunmayacaktınız ya da yiğitçe o taahhütünüzün gereğini yerine
getirecektiniz.
Tabiî, şimdi, gazeteler hakkında, varsayıma dayanarak, varsayımı öne
sürerek, gerçekleşmemiş bir eylemin olabileceğini öne sürerek
yasaklayıcı bir mantık aramanın altındaki nedeni anlıyorum; çünkü, bir
insan, kendisi nasılsa karşısındakilerini de öyle bilir. Siz, halka karşı
taahhütlerinizi yerine getirmediniz; şimdi, bu yasa tasarısıyla, gazeteleri
de halka karşı taahhütlerini yerine getiremez konuma sokuyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın Ateş, 2 dakikanız var efendim.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Bu tasarıda -sürem de kısaldığı için,
maddeler üzerinde görüşülürken de dile getireceğim- tamamen kültürel
hizmetleri yerine getirmesi yönünde de hiçbir madde yok. Tam tersine...
Tüketiciyi korumayla ilgisi yok; tekelciliği önlemekle ilgisi yok.
Gazetelere şunu önermek istiyorum: Bu tasarının bu hükümleri
yasalaşırsa, hiçbir kültürel faaliyette de bulunamayacaklar; "kültürel" adı
altında da olsa promosyon veremeyecekler; ama, bu tasarının özüne en
uygun promosyon, sanırım şudur; bunu öneriyorum: Mercümek
dosyasını ve Hoca ile Bacının mal varlığı kökeni ile örtülü ödenek
dosyasını, ilk kültürel yayın olarak, ilk promosyon olarak vermelerini -
bu yasa tasarısı yasalaştığı takdirde- ilk kültürel faaliyet olarak bunu
yapmalarını öneriyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; son olarak şunu söylemek
istiyorum: Matbaaya karşı çıkarak Osmanlının aydınlanma çağını bir
asır, bir yüzyıl geciktirenler ile basını susturmak isteyen Abdülhamit
tarihte nasıl anılıyorlarsa, basını günümüzde susturmak isteyenler de,
aynı şekilde, hayırla anılmayacaklardır.
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.
DSP Grubu adına, Sayın Ahmet Tan; buyurun efendim. (DSP
sıralarından alkışlar)
Sayın Tan, sizin de süreniz 20 dakika.
DSP GRUBU ADINA AHMET TAN (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun bazı
maddelerinde değişiklik öngören yasa tasarısı üzerinde Demokratik Sol
Partinin görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Söz konusu kanundaki değişiklik, günlük gazete okuru milyonlarca
yurttaşı ilgilendirmektedir. Bu nedenle de, dolaylı olarak, ülkenin,
toplumsal, kültürel, hatta, belli ölçülerde ticarî ve alışveriş düzenini
yakından alakalandırmaktadır; ancak, tasarı, ayrıca, çok önemli bir
noktayı da ortaya sermektedir. Bu nokta, basın söz konusu olduğu için,
halkın haber alma özgürlüğünü, dolayısıyla da Anayasadaki bazı temel
hak ve özgürlükleri yakından alakadar etmektedir; ama, öyle anlaşılıyor
ki, Hükümet, bu tasarıyı hazırlarken konunun bu boyutlarını fazla
dikkate almamıştır, belki de almak istememiştir. Gazete okuru olan 5-6
milyonluk kamuoyu kesimi, olağan bir çarşı-pazar tüketicisi durumunda
görülmüştür; tasarının hazırlığı sırasında tarafların görüşleri
alınmamıştır. Oysaki, bu Hükümet, biliyoruz ki, Amerikan Sefareti
yetkililerinin bile görüşünü alma yoluna gitmiştir. (DSP sıralarından
alkışlar) Niye almak yoluna gitmemiştir; niye yangından mal kaçırır
gibi, böyle bir tasarıyı Meclisin son gününde, tatile girmeden evvel
getirmiştir ve üstelik, gereğince komisyonlarda ele almadan getirmiştir?..
Bu olayın -daha önce de arkadaşımızın belirttiği gibi- ticarî yönü
vardır. Ticarî ve ekonomik yönü dolayısıyla Bütçe Komisyonunda da
ele alınabilirdi. Hatta, anayasal yönü var; çünkü, kamuoyunun
bilgilendirilmesiyle ilgili en önemli unsur olan günlük gazetelere belli bir
yükümlülük ve baskı getirmektedir. Bu yönüyle de ele alınması
gerekirdi; bu da yapılmamıştır.
Niye yapılmamıştır?.. Önce şunu belirtmek gerekiyor: Demokratik Sol
Parti olarak, biz, tanıtım amaçlı promosyona, böylesine yüksek
miktarlarda tüketim eşyası dağıtılmasına karşıyız; bendeniz de,
yirmibir yılını basın mesleğine adamış bir gazeteci olarak karşıyım;
ama, burada bir düzenleme yapılması başka bir mesele, bu
düzenlemenin birtakım niyetleri maskelemek için yapılması başka bir
mesele.
Bu iktidarın, yani Refahlı Hükümetin basına karşı niyetinin bozuk
olduğu, bizzat Sayın Başbakanın ağzından, bu kürsüde de,
güvenoylamasından bir gün önce, yine, gazetelerde de yayımlanan
demeçlerinden de anlaşılmıştır. En sağlam yerden referans vermek
gazetecilikte bir kuraldır. Bu en sağlam yer de Sayın Başbakandır. Evet,
Sayın Başbakan, 7 Temmuzda, yani, bu ayın başlangıçtaki yedinci günü
sabahı yayımlanan gazetelerde şöyle diyor.. "Üç gün sonra aynı
gazeteler bizi nasıl methedecekler... Tam 180 derece dönecekler. Hele bir
methetmesinler bakalım! Öde borcunu deyince, muhalefetleri bitecek;
aman, bu Refah Partisi ne partiymiş de bizim haberimiz yokmuş
diyecekler." Evet, Hoca, kendi 180 derecelik dönüşünü basınla birlikte
yapmayı temin etmek için, basını da kendisiyle birlikte döndürmek için
bu yasa değişikliğini hazırlamıştır. (DSP sıralarından alkışlar)
Gerçek niyet, bilindiği gibi, yine, zapturapt altına alınmak istenen
gazetelerde yayımlanmıştır. Gerçek niyet dediğimiz, varlığından
bahsedilen Koalisyon Protokolü, gizli protokol. Bu protokol, hepinizin
bildiği gibi, "yolsuzlukların üstüne gidilmeyecek" maddesini
taşımaktadır. Yolsuzlukların üstüne nasıl gidilir?.. Basın yoluyla
gidilir. Basını susturmak birinci hedef olmuşsa eğer bu Hükümet
tarafından, bu maddenin işlerlik kazanması bakımından olmuştur; yani,
basının yolsuzlukların üzerine gitmesi temin edilmezse, engellenirse, bu
madde işlerlik kazanacaktır ve tüketicinin korunmasıyla ilgili bu madde,
yolsuzlukların üstüne gidilmemesiyle tamamen aynı amaca hizmet
etmektedir.
HASAN DENİZKURDU (İzmir) – Promosyon kaldırılınca gazeteler
haber vermeyecek mi?
AHMET TAN (Devamla) – Evet, önceliklerini şaşırmıştır bu Hükümet.
Garson hükümetti; fakat, garson, servisi şaşırdı; sonda getireceği
yemeği önde getirip, milletin iştahını kesmiş durumda! Bir komi kadar
acemilik sergilemektedir ve korkarım, tepsiyi devirip, halkın üstünü
başını berbat edecektir. (DSP sıralarından alkışlar)
Kumarhanelerde dönen milyonlarca dolarlık, milyarlarca, trilyonlarca
liralık, ocaklar söndüren haram sermaye ortadayken, Hükümetin, kendi
felsefesi bakımından bunların üstüne gitmesi gerekirken, biraz önceki
sözcü arkadaşımızın da söylediği gibi, ormanların cayır cayır yandığı
ortadayken, getirile getirile bu tasarının getirilmesini, önceliklerini
şaşıran bu garsonun bir marifeti olarak değerlendirmek gerekir. Yanan
ormanlar için bir tasarı getirilseydi, orman yakma suçunu işleyenlerin
cezalarının ömür boyu hapis olması yahut da ormanları söndürmek için
gereken malzemenin -kaynak yaratma son derece moda bir deyim- lüks
otomobillerin, makam otomobillerinin satılıp yerine yangın söndürme
helikopterinin alınmasıyla ilgili bir teklif gelseydi, seve seve buna
katılırdık; ancak, burada, dediğim gibi, tüketicinin korunmasıyla ilgili
bir maske arkasında, bir örtü arkasında, basın zapturapt altına alınmak
isteniyor. Niçin alınmak isteniyor?.. Çünkü, basın, bugüne kadar
olmadığı ölçüde yüksek tirajlara ulaşmıştır. Bu tirajlara ulaşırken, belli
sakıncalar yaratan bu kupon meselesi, belki, eleştirilecek -belki değil,
muhakkak eleştirilecek- bir nitelik taşıyor; ancak, asıl, bu Hükümeti
tereddüte, korkuya sevk eden şey, 6 milyona yakın günlük gazete
satılmasıdır Türkiye'de gazeteciler arasındaki bir hesaba göre -bir
gazete 5 kişi tarafından okunuyor- bu 6 milyon gazete, her gün 30
milyonluk halk kitlesine ulaşmaktadır. Amaç, bu gazetelerin ulaşmasını
engellemek, tekrar tirajları dizginlemek, tirajları baskı altına alıp
düşürmek ve böylece halkın, yolsuzluklardan, ülkedeki kötü yönetimden
ve garsonun işlediği zaaflardan, yaptığı servis hatalarından haberdar
olmamasını temin etmektir; buradaki niyet budur.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Hiç öyle bir hüküm yok orada.
AHMET TAN (Devamla) – O hüküm, biraz dikkatli okursanız ve
sonuçlarına bakarsanız, olacaktır.
Halkın yarısına gitmeyince, halk, bu kötü yönetimden, kötü servisten
haberdar olmayacaktır; hedef budur.
Evet, kuponculuk, niçin, basın tarafından, bu ölçüde, halkın ilgisine yol
açacak şekilde, yer yer istismara yol açan bir uygulamaya dönüştü?
Burada da, geçmiş hükümetlerin, iktidarların enflasyonu körüklemeleri,
halkın satın alma gücünü zayıflatmaları ve ölçüsüzce tüketime
zorlamalarının, özendirmelerinin büyük payı var. Tabiî, fakir halk
kitleleri, reklamlarla yahut da başka yollarla sergilenen tüketim
araçlarına özeniyorlar. Bunları satın alma imkânları yok; bunları
günlük taksitlerle, gazete satın alarak edinme yoluna gidiyorlar. Bu
masum istek, zaman zaman kötü biçimde istismar edilmiş olabilir,
ediliyor da; ama, bunu önlemenin yolu, başka bir davranış sergilemek ve
gazete okurunu, basit bir çarşı alışverişi yapan müşteri durumundan
çıkarıp, daha değişik bir yaklaşım izlenmesini gerektirirdi.
Birtakım cezalardan bahsediliyor, cezalar öngörülüyor. Bu cezalar da,
yine basın üzerindeki baskıyı artırmak için öngörülen cezalar. Öyle ki -
eğer önünüzde tasarı varsa- değişiklikle ilgili tasarıda, eroin
kaçakçılarına uygulanan miktarlarda yüksek cezalar, trilyonlara varan,
500 milyarları aşan cezalar öngörülüyor. Bu cezalar, tabiî, bir bakanın
ağzıyla, bir bakanın kararına bağlı olarak uygulanınca; bir siyasî kişilik
olan sayın bakan, elbette ki, basını zapturapt altına almakta geç
kalmayacaktır ve böylece, Hoca'nın, Sayın Başbakanın güvenoyu
almadan bir gün önceki ifadesiyle söyleyecek olursak, "öde borcunu,
deyince muhalefetleri bitecek, aman bu Refah Partisi ne partiymiş,
diyecekler ve 180 derece dönecekler." Bu 180 derece dönüş, İktidarı
oluşturan Refah Partisi ve Doğru Yol Partisinin, içinde bulundukları
yönetim anlayışını sergiliyor; o yüzden basını da kendileriyle birlikte
döndürmek için, bu cezalarla korkutarak, kendi yönetim bozukluklarını,
yolsuzlukları gizleme amaçlarını örtmek için yaptıkları bir uygulama.
Bu yüzden biz, bu tasarı için bazı değişiklik önergeleri vereceğiz,
bunları daha sonraki dakikalarda herhalde hep birlikte izlemiş olacağız.
Evet, Demokratik Sol Parti olarak bizler, elbette halkın kuponzede
olmasına karşıyız, ama basının da zedelenmemesi için elimizden
geleni yapacağız. (DSP sıralarından alkışlar)
Sözlerimi noktalarken, Sayın Başbakanın söylediği, "180 derece
dönecekler" ifadesinin, basını da içine almaması ve basının bugüne
kadar Mercümek olayında ve örtülü ödenek konusunda sergilediği
denetim görevini sonuna kadar yapması için, bu konudaki denetimini
DSP olarak Mecliste sürdüreceğiz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tan.
ANAP Grubu adına Sayın İrfan Köksalan.
Sayın Köksalan, süreniz 20 dakikadır efendim.
Buyurun.
ANAP GRUBU ADINA İRFAN KÖKSALAN (Ankara) – Sayın
Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; huzurunuza, tüketicinin
korunması gibi fevkalade masum "tüketicinin korunması" gibi,
fevkalade masum bir tabir kullanılarak; aslında, basına tam bir sansür
getiren, promosyonla ilgili yasa tasarısı hakkında, Anavatan Partisi
Grubu ve şahsım adına görüşlerimi sunmak üzere çıkmış
bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, önümüzde bir kanun tasarısı var. Bu kanun
tasarısının gerekçesi içerisinde, haksız rekabetten bahsediliyor. Bu
kanun tasarısının gerekçesi içerisinde, güçsüz olan rakibi çökertmekten
bahsediliyor ve bu kanun tasarısının gerekçesi içerisinde, tekelci
zihniyetten bahsediliyor.
Bu Koalisyon Hükümeti, bugün, 31 Temmuz günü -Meclis, muhtemelen
yarın veya yarından sonra tatile girecek- âdeta yangından mal
kaçırırcasına, bu, basına sansür getirecek yasa tasarısını niçin getirir?!
Bu arzunun, bu isteğin arkasındaki maksadı iyi tespit etmek, iyi teşhis
etmek lazım.
Birazcık geriye gittiğimiz zaman, Refah Partisi ve Doğru Yol Partisinin,
hangi gerekçelerle bir araya geldiklerini, hiç de ahlakî olmayan
gerekçelerle bir araya geldiklerini gördüğümüz zaman, bu yasa
tasarısının niçin geldiğini çok daha iyi anlayacağız. Bu Koalisyonda bir
araya gelen Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi ve onun Genel
Başkanlarının sabıkaları var, yolsuzlukla suçlanmaları var,
soruşturmaları var. Bakınız, şurada 54 üncü Hükümetin Programı var;
burada, yolsuzluklarla ilgili bir tek kelime yok. Peki, siz, 24 Aralık
seçimlerine giderken, yolsuzlukların takipçisi olacak değil miydiniz?!
Siz, hani, adil düzenden bahsediyordunuz, hani, millî görüş
taraftarıydınız!.. Peki, yolsuzluklar ne olacak? Bu soruşturmaları mı
kapatacaksınız? Sözüm Meclisten dışarı, kedi dahi, ancak kendi
pisliğini örter. Siz, birbirinizin pisliğini örtmek için bu Koalisyon
Hükümetinde bir araya geldiniz (ANAP ve DSP sıralarından "Bravo"
sesleri, alkışlar) ama, Sayın Mümtaz Soysal'ın dediği gibi -Sayın
Başkan orada düzeltme yaptı, o düzeltme istikametinde- yağma yok;
burnunuzdan fitil fitil getireceğiz. Şu üç hafta içerisinde ülkeyi ne hale
getirdiniz!.. Üç haftayı bırakın, üç gün içerisinde ülkeyi ne hale
getirdiniz!..
HASAN DENİZKURDU (İzmir) – Sizin gibi!..
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Yalan yanlış, beceriksiz ve
tecrübesiz beyanlarınızla -işte o faize karşıydınız ya- faizleri 15 puan
yukarı çıkardınız; bütçeyi, en az 20 trilyon yükün altına soktunuz;
Merkez Bankasını, 1 milyar dolar satmak mecburiyetinde bıraktınız.
Yazık değil mi bu ülkeye?! Mademki bilmiyordunuz, böyle bir göreve
niçin talip oldunuz? Evvela öğreneceksiniz. (RP sıralarından gürültüler,
ANAP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, alelacele basına sansür getiriliyor. Türkiye'nin hiç
mi meselesi kalmadı?! Bakın, yaylım ateşiyle cinayetler işleniyor,
intiharlar oluyor, aileler yok oluyor. Türkiye'de bir kumarhane sorunu
var. Peki, getirseniz ya o kumarhane sorununu; hayır... İlgili bakan bir
tedbir alıyor. Nedir o tedbir biliyor musunuz, evlere şenlik, efendim,
bundan sonra kumarhanelere bayanlar uzun etekle beyler kravatla
girecekmiş!.. İşte, tedbiri gördünüz mü! İşte, adil düzen anlayışını
gördünüz mü!.. İşte, böyle bir teşebbüse ortak oluyorlar. (RP
sıralarından gürültüler)
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – 20 gün içinde mi düzelteceğiz?!
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, demokrasinin
temelleri basın özgürlüğüdür. Eğer basın özgürlüğünü yok ederseniz,
demokrasiyi temellerinden sarsarsınız.
SITKI CENGİL (Adana) – Peki, samimîyseniz komisyondan niye
kaçtınız?
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Tabiî, demokrasiden ne anlıyorlar ne
anlamıyorlar, birisi çıksa da şu kürsüden ifade ediverse. Geçenlerde bir
belediye başkanları, onlar için demokrasinin bir araç olduğunu söyledi;
amaç değilmiş... Peki, neyin aracı, bu ülkeyi nereye götürmek
sevdasındasınız?.. Karanlığa götüreceksiniz... (RP sıralarından
gürültüler)
AHMET İYİMAYA (Amasya) – Bağırmayın üstadım.
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Bir dakika müsaade et, mikrofondan
konuşuyorum, nasıl konuşacağıma müdahale etme.
AHMET İYİMAYA (Amasya) – Bağırmayın kardeşim.
BAŞKAN – Sayın Köksalan, rica ediyorum, sesinizin tonunu çok fazla
yükseltmezseniz memnun olurum.
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Şimdi, öyle anlıyorum ki,
arkadaşlarımız benim buradaki beyanlarımdan son derece rahatsız
oldular; ama, rahatsız olmasınlar. Hakikatlar böyledir işte, ben size
hakikatleri söylüyorum. (RP ve DYP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Efendim, rica ediyorum, müdahale etmeyin.
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, demokrasinin
onlar için araç olduğunu söyledi. Tabiî, biliyoruz ki, onlar karanlığa
götürecekler. (RP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyin... Rica ediyorum...
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Ama yağma yok, buna izin
vermeyeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, sistemin dört temel taşı var: Bunlar, yasama,
yürütme, yargı ve basındır.
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Basın nereden çıktı ya?!
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Burada, yürütme organı, kendi
dışındaki üç temele âdeta müdahale durumunda. Nasıl müdahale
ediyor? Gelir gelmez hâkimler kararnamesi çıkarmaya kalktı. Aşağı
yukarı, zamanı olmayan, bu temmuz ayında, bu tatil mevsiminde, 1600
hâkimi yerinden etme gayreti içerisine girdi; ama, baktı ki, yapamayacak,
geri adım attı. Peki sonra?.. Sonra, hiç...
CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Hazırlayan sizsiniz...
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Herhalde, Türkiye Büyük Millet
Meclisi kuruldu kurulalı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin engelleneceği
gibi bir hükümet programı, bu Mecliste, bu Meclis çatısı altında
okunmamıştır.
Bakın, çok enteresan, bu 54 üncü Hükümetin Programında şöyle bir
cümle var; bakın ne diyor: "Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetleme
görevini gereğince sürdürebilmesini teminen.... amaca yönelik olması
engellenecek." Yani, böyle bir mantık olur mu? Bir hükümet
programında, "Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışması
engellenecek" diye bir cümle olur mu? Yalnız basını değil, Türkiye
Büyük Millet Meclisini dahi engelleme gayreti içerisindeler. Burası
istişari organ değil ki. Burayı, sanki istişari organmış gibi, Meclisi,
çalıştırma gayreti içerisine girdiler.
Değerli arkadaşlarım, dediğimiz gibi, tahmin ettiğimizden daha da kötü
başladılar; ama, sonları kötü olacak da... Biz, siyaseti ülke için
yapıyoruz, ülkemiz için üzülüyoruz. (RP sıralarından gürültüler)
Ülkemizin zaman kaybetmemesi için, burada haykırma gayreti
içerisindeyiz. Onun için, bunları bağırma olarak düşünmeyin. (RP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyelim... Rica ediyorum... Hatip
istediği gibi konuşsun...
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdi,
promosyona bir düzenleme getirilmesine, şeklen, fikir olarak kesinlikle
karşı değiliz; ama, bu getirilirken, basına kısıtlama, basına sansür
getirilmemeliydi.
Şimdi, kültürel ürünler dağıtımı şeklinde bir düzenleme olabilir; buna
kesinlikle karşı değiliz; ama, bu yasa tasarısında, basını ekonomik
abluka altına alan, âdeta ceza tehdidi altına alan iki husus var: Bakın,
bunlardan birisi, 60 gün süreyle kısıtlıyor. Soruyorum size, bir basın
organının 60 günde ansiklopedi dağıtması mümkün mü? Diyelim ki
100 bin liraya satıyor, ne eder, 6 milyon lira eder. Yine, burada, yüzde 20
gibi bir oran getiriyor; yani, dağıtılan promosyon ürünü, gazete bedelinin
yüzde 20'sini geçemeyecek. Peki, 6 milyon liranın -diyelim ki 100 bin
liraya sattı- yüzde 20'si 1 milyon 200 bin lira... Bir basın organı için, 1
milyon 200 bin liraya ansiklopedi vermek, dağıtmak mümkün mü?..
Tabiî ki, mümkün değil.
AHMET İYİMAYA (Amasya) – Dağıtmasaydınız...
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – İşte, basını ekonomik abluka
altına almanın, ceza tehdidi altına almanın bundan daha güzel bir izahı
olamaz...
AHMET İYİMAYA (Amasya) – Almayın o zaman...
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Sonra, Sanayi Bakanına yetki
veriyor. Nedir? Her gün için 1 milyar lira ceza tehdidi, her gün için 1
milyar lira... Yani, bir Sanayi Bakanının eline, Demokles'in kılıcı gibi,
böyle bir yetki verilir mi? Dünyanın neresinde böyle bir mantık var;
neresinde böyle bir tatbikat var? Onun için, bu adil düzen taraftarı
arkadaşlarımızı bu konuda da düşünmeye davet ediyorum...
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Köşkten bahset,
köşkten...
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – Şimdi, burada bir tekelci zihniyet
var.
Bakın değerli arkadaşlarım, ne zaman ki bu promosyon tatbikatı
çıkmış, Türkiye'de 12 adet ulusal yayın varmış; ama, birbuçuk yıllık
bu promosyonla birlikte ulusal yayın adedi 30'a çıkmış. Yine bu
promosyonla birlikte, 1,5 milyon olan tiraj 5 milyona çıkmış. Şimdi, üç
kişinin bu gazeteleri okuduğunu düşünün; 15 milyon vatandaşımıza
gazete ulaşmış, haber ulaşmış, haberdar olma imkânına kavuşmuşlar.
İşte, rahatsızlığın kaynağı da buradan geliyor zaten. Ama, bırakın da
bu dönem... Cumhuriyet kurulalı 73 sene olmuş. Türkiye'ye, 73 sene
sonra, bir Abdülhamid dönemi gibi karanlığı getirme gayreti içerisinde
olmak, hakikaten çok ayıp oluyor; millî görüşle de, adil düzenle de
hakikaten bağdaşmıyor. (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin pek çok sorunu var; enflasyonu var,
kamu bütçesindeki açıkları var, var var var... Ama, bana göre,
Türkiye'nin asıl meselesi ne, biliyor musunuz? Türkiye'nin asıl meselesi,
ahlak. Türkiye'de, maalesef ve maalesef, ahlaksızlık egemen olmaya
başladı, hem de hiç olmaması icap eden siyasette ahlaksızlık egemen
olmaya başladı. Onun için, bize göre, eğer, siyasete ahlakı egemen
kılamazsak, bu sistem, yara alacak, rejim tehlikeye girecek. İşte, bizim
endişemiz, o nedenle, bu ahlaksızlığın önüne geçebilmektir.
Değerli arkadaşlarım, Soljenitsin'in çok güzel bir ifadesi var, burada
sizlere nakletmek istiyorum: "Eğer devletin, eğer politikanın ve eğer
sosyal hayatın temeli ahlaka dayanmayacaksa, insanlığın da sözü
edilecek hiçbir geleceği yok demektir." İşte, bizim sıkıntımız burada.
Biz, arzu ediyoruz ki, siyasete ahlakı egemen kılalım; ama, burada, bu
promosyonu önleme gayreti içerisinde getirilen yasa tasarısıyla arzu
edilen şey, ahlaksızlığı örtmektir. İşte, bu ahlaksızlığın örtülmesinde
size izin vermeyeceğiz; onun için de bu yasa tasarısına karşıyız...
SITKI CENGİL (Adana) – Komisyondan niye kaçtınız?
İRFAN KÖKSALAN (Devamla) – ... Ama, bugün, burada ellerinizi
kaldırabilirsiniz, bu kulislerde bekleyen arkadaşlarınız ordu halinde
içeriye girer, ellerinizi kaldırabilirsiniz; ama, o zaman ne olur biliyor
musunuz: Yerin altına girer. O fısıltı gazetesi var ya, işte sizi, asıl o
götürecektir.
Şu üç hafta içerisinde geldiğiniz duruma bakın. Hakikaten kötüye
gidiyorsunuz, çok kötüye gidiyorsunuz ve çok kötü başladınız. (RP
sıralarından gürültüler)
Değerli milletvekilleri, sizleri, bu duygularla, sevgi ve saygılarımla
selamlıyor, teşekkür ediyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksalan.
DYP Grubu adına Sayın Halûk Müftüler.
Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Müftüler, süreniz 20 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA M. HALÛK MÜFTÜLER (Denizli) – Sayın
Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; hepinizi sevgi, saygı ve
hürmetle selamlarım.
Bugün, burada, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
hakkında, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere
huzurlarınızdayım.
Değerli milletvekilleri, basının, gazetelerin dağıttığı hediyelerin,
promosyonların sınırlandırılması, sınır getirilmesi, artık bir zaruret
haline gelmişti.
Basının temel işlevi, en genel tanımıyla, haber vermektir. Basın, bu
işleviyle, toplumu, ülke ve dünyadaki olaylar hakkında bilgilendirirken,
aynı zamanda, haberleriyle ilgili değişik düşünce ve yorumları da
aktararak, bireylerin kendi değer yargılarına göre yeni tutumlar
geliştirmelerine katkıda bulunur.
Basın, bu işlevinden dolayı, parlamenter demokratik sistemlerde,
sistemin temelini oluşturan yasama, yürütme ve yargı düzeyinde ele
alınmakta ve dördüncü kuvvet olarak değerlendirilmektedir.
Açık toplumlarda basın özgürlüğünün diğer adı haber alma
özgürlüğüdür denilebilir. Nitekim, Anayasamız "basın hürdür, sansür
edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına
bağlanamaz" demek suretiyle, basın özgürlüğünü, anayasal güvence
altına almıştır.
Basın kuruluşlarının, tiraj yükseltmek amacıyla, zaman zaman, gazete
ve dergilere ek olarak, okuyucularına bazı ürünler verdikleri, hem
ülkemiz hem de başka ülkelerin uygulamalarından bilinmektedir. Burada
önemli olan, söz konusu ek ürünlerin, basının ana işlevinin önüne geçip
geçmemesidir.
Yakın zamana kadar ülkemizde okuyucuya verilen ek ürünlerin, büyük
ölçüde kültürel amaçlı olması, toplumda önemli bir sorun yaratmadığı
gibi, basının işlevlerine de uygun düşüyordu; ancak, son dönemlerde,
basın kuruluşlarınca, tiraj artırmak amacıyla, günlük tüketim
maddelerinden başlatılan ve giderek televizyonlara, tabak çanaklara ve
diğer konulara kadar dayanan her türlü tüketim maddesi verilmeye
başlandı.
Değerli milletvekilleri, işte, aşağı yukarı, özünü size aktardığım bu
konuda, maalesef, muhalefet kanadı, bizimle beraber promosyona karşı
olduklarını ifade etmelerine rağmen, bazı koşullarda, devamlı olarak,
temel olarak basına sansür getirildiğini öne sürdüler. Aslında böyle bir
şey yok, basına sansür getiren yok; her türlü yazıyı çiziyi her gün yazıp
çizmektedirler. Daha birkaç gün önce televizyon ekranlarında, Ankara'da
Rüzgârlı Sokakta, eline kuponları almış, kupon denkleştirmek, kupon
temin etmek için gezen birçok okuyucu gördük. İşte, biz, aslında,
getirdiğimiz bu tasarıyla, bu tip okuyucuları mutsuz olmaktan kurtarıp,
basının da, kendi işlevine dönmesini ve kitleyi yönlendirmesini
beklemekteyiz. O bakımdan, bizim, bu tasarıyla, sansür edip basını
susturmak gibi bir amacımız yoktur.
Muhalefet kanadına mensup arkadaşlarımız, 60 günlük yayından ve
bazı miktarlardan, 6 milyon liradan bahsettiler. Bugün, İngiltere,
Hollanda ve Belçika gibi ülkelerde promosyona ilişkin bir sınır vardır,
hatta Fransa'da "gazeteler, dağıttığı promosyon ve hediyelerde -bizim
paramızla- 5 milyon Türk Lirasını geçemez" şeklinde şart vardır. O
bakımdan, gazetelerin, esas işlevlerine dönmeleri ve okuyucu kitlesini
bilgilendirmeleri amacıyla, getirdiğimiz yasa tasarısıyla, kültürel
açıdan, ansiklopedi, poster, Atatürk posterleri ve kitaplar şeklinde bu
değişikliği yaparak bunu önlemiş oluyoruz, engellemiş oluyoruz.
Aslında bu, basında da rekabeti kamçılar ve tekelciliği engeller. Bugün
Anadolu basınından hiçbirisinin böyle bir promosyonla hediye dağıttığı
görülmemiştir. O bakımdan, aynı zamanda Türkiye'de sanayici ve
üreticilerin de hakları ve pazarı korunmaktadır. Çünkü, tamamı ithal
edilen ve KDV gibi bir vergiden muaf olarak getirilen malların kaliteleri
de daha düşük olduğu için, Türkiye'de üretim yapan, sanayicilik yapan
arkadaşlarımızın, vatandaşlarımızın mağduriyeti söz konusudur; bu
mağduriyet önlenmiş olacaktır.
Burada denildiği gibi, sansür yapalım, basını susturalım, basına kilit
vuralım gibi bir düşünce yoktur. O bakımdan, bu tasarı yasalaştığı
takdirde, tüm basında okuyucu kitlesinin, tüketicinin, yani, halkımızın
bu sayede mutlu olacağına inanıyorum. Çünkü, yılbaşından beri
bizlere, Bakanlığımıza ve Komisyonumuza gelen mektuplarda ve
müracaatlarda, artık, tüketicinin de okuyucunun da buna bir son
verilmesini, buna bir şekil verilmesini gönülden arzu ettiğini
görmekteyiz.
O bakımdan, bu yasa tasarısını biz Doğru Yol Partisi Grubu olarak
destekliyoruz. Bugün bu tasarının burada yasalaşmasını da temenni
eder, hepinizi saygıyla, hürmetle selamlarım. (DYP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Müftüler.
Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.
Şahsı adına Sayın Işın Çelebi; buyurun.
EKREM ERDEM (İstanbul) – Refah var efendim.
BAŞKAN – Bize müracaat yok efendim.
EKREM ERDEM (İstanbul) – Var efendim, Kahraman Bey var.
BAŞKAN – Efendim varsa, bize zamanında bildirin.
Kahraman Bey, siz isterseniz Komisyon adına da açıklama
yapabilirsiniz.
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİî KAYNAKLAR, BİLGİ VE
TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ KAHRAMAN
EMMİOĞLU (Gaziantep ) – Olmazsa öyle yapacağız.
BAŞKAN – O zaman şimdi açıklayın.
Sayın Çelebi, sizden rica edeyim, size sonra söz vereyim; zira,
Komisyonun önceliği var.
Efendim bize daha önceden bildirirseniz biz de ona göre söz veririz.
Genel Kurul salonunda herkes, her grup da biliyor; kanun tasarısı
üzerinde söz, istem üzerine verilir.
İRFAN KÖKSALAN (Ankara) – Sayın Başkan, davet ettiniz, hatip
kürsüye çıktı.
BAŞKAN – Efendim, biraz da benim yönetimime karışmayın; İçtüzük
hükümleri açık.
İRFAN KÖKSALAN (Ankara) – Başkanlık Divanına yakışıyor mu bu
davranış, yakışıyor mu?!.
BAŞKAN – Efendim "yakışıyor mu" ne demek; Komisyonun önceliği
var.
İRFAN KÖKSALAN (Ankara) – Hatibi siz çağırdınız, kürsüye çıktı;
geri gönderiyorsunuz; böyle olur mu?!.
BAŞKAN – Canım, yaptığım gayet doğru. Arkadaşlar, bizden, önceden
söz istemediler; bu sırada, ben onu çağırırken, Komisyon da söz istedi.
İRFAN KÖKSALAN (Ankara) – Hayır , istemedi.
BAŞKAN – İstedi efendim.
İRFAN KÖKSALAN (Ankara) – Oradan gelen ikaz üzerine, siz
gönderdiniz.
BAŞKAN – Efendim, Komisyon adına konuşuyor Sayın Emmioğlu.
ESAT BÜTÜN (Kahramanmaraş) – Komisyon Başkanı konuştu zaten.
iRFAN KÖKSALAN (Ankara) – Tarafsızlığınızı ihlal etmeyin!..
BAŞKAN – Efendim, tarafsızlığı sizden öğrenmem;keşke, siz, benim
yüzde birim kadar tarafsız olsanız.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Tarafsız olması
gerekmiyor ki!..
BAŞKAN – Buyurun Sayın Emmioğlu.
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ ve
TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ KAHRAMAN
EMMİOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; konumuz, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkındaki Kanuna bir madde ilavesidir ve bu, promosyonun tahdit
edilmesi, sınırlandırılmasıyla ilgilidir.
Ne gariptir ki, bu kanun tasarısının metnindeki birtakım özellikler
yerine, tamamen hedef olarak, hep geçmişteki Hükümet Programına
atıfta bulunuldu ve gerçekten, ciddî bir teklif alamamanın, bu konuda
ciddî bir tenkit alamamanın üzüntüsünü yaşıyorum.
Gaziantepli halıcılar bana telefon ettiler. O sırada, bir gazete, halıyla
ilgili promosyon çalışmasında bulunuyor ve millete, promosyon olarak
halı veriyor. Halıların kalitesi düşük ve halılar ithal. Bütün esnaf,
küçük işadamlarının hepsi, telaş içinde bana müracaat ettiler ve
promosyonla ilk ilişkim de orada başladı.
Konuyu tetkik ettiğim zaman gördüm ki, gerçekten, rekabet konusunda
müthiş bir haksızlık var. Zira, promosyonla ilgili bütün mallar
dışarıdan geliyor ve bu mallara KDV uygulanmıyor; vergi de yok ve
malların kalitesi de düşük. Böylece, gazete okuyucusu bir nevi
aldatılıyor. Bu aldatmanın yanında, sanayimize de gerçek manada darbe
vuruluyor. Burada benden önce konuşan arkadaşlara sormak istiyorum:
Bir kişi hariç, bazıları "promosyona karşıyız" dediler. Promosyona
nasıl karşısınız ve siz nasıl oluyor da gazete tröstlerinin bir nevi
sözcüsü durumuna düşüyorsunuz?! (RP sıralarından alkışlar)
Evet, promosyon, gazete tirajlarını artırmıştır, doğrudur; ama, ne
pahasına; birçoklarının sıkıntısı pahasına, işsizlik pahasına. Onların
sıkıntıları pahasına tiraj artmıştır. Bu tiraj artışı, tıpkı enflasyon gibi
olmuştur; yani, ciddî bir artış da değildir. Zira, öyle evler vardır ki, sırf
promosyon için 2-3 tane gazete alan evleri biliyorum.
Tabiatıyla, şu anda bizi dinleyen vatandaşlarımızdan bazıları bize
"bizim bir televizyon alma imkânımız yoktu; ancak, bu promosyon
kanalıyla böyle bir imkâna kavuştuk" diyebilirler; ama, gazetelerin
fiyatları devamlı şekilde artmış ve gazete okuyucusu -bir nevi-
tamamen hakir görülmüş ve kendisine aslında o televizyon daha
pahalıya gelmiştir. Birçokları da bunun farkına varmıştır.
Bakınız, eğer, bu mallar yurtiçinde üretilseydi, bizim işçimize iş imkânı
sağlansaydı, tüketici kandırılmasaydı ve haksız rekabet olmasaydı,
bizim söyleyecek çok fazla şeyimiz olmazdı ve belki bunları da yapmak
durumunda olmazdık; ama, ne yazık ki, iktisadî noktadan fevkalade
zararlı olmuştur ve gazete okuyucusu da aldatılmıştır. Devlet buna
karşı bir tedbir almak zorundadır ve çok enteresandır "promosyona
karşıyız" dediler; ama, hangi şartlarla karşı olduklarını söylerlerken,
tasarısının bazı maddelerini söylediler; öyle gözüküyor ki, bu maddeleri
doğru dürüst okumamışlar ve yanlış tefsir ediyorlar.
Bu tasarıyla, gazetelerin sansür edilmesinin ne ilgisi var Allah aşkına?!
Ama, ısrarla bunu söylüyorlar. Bilakis, biz, gazeteyi şanlı, şerefli yerine
oturtmak istiyoruz; böyle gazetecilik olmaz. Ne oluyor?..Haksız rekabet
yalnız mallarla ilgili değil, bir de, korkunç bir şekilde, sektör içerisindeki
rekabet kayboluyor ve tröstleşme meydana geliyor. Bunu, belli gazete
grupları en büyük şekilde yapıyor ve üstelik gazeteleri var,
televizyonları var...Televizyonlarında haksız olarak bolca reklamlarını
yapıyorlar, bolca...
NECMİ HOŞVER (Bolu) –Bankaları da var.
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİî KAYNAKLAR, BİLGİ VE
TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ KAHRAMAN
EMMİOĞLU (Devamla) – Bankaları da var elbette.
Bütün kurum ve kuruluşlarıyla tröstleşmiş olan bu patronlar, durmadan
bu vesileyle de gidiyorlar ve büyüyorlar. Bu büyümeden cesaret alarak,
dağıtım konusunda da çok ciddî şekilde kaygı verici gelişmelere şahit
oluyoruz, onları gösteriyorlar. Nedir bu? Biliyorsunuz son gelişme
olarak dağıtım şirketleri birleşti, tröstleşti; kendilerinin dışındakilere
yüzde 30, kendilerine ise yüzde 14,5 veya belki daha düşük oranla
dağıtım hizmetini yapacaklar.
Biz, Meclis olarak, buna da çare bulmak durumundayız ve ümit
ediyorum, İktidar bu konuda da ciddî tedbir alacaktır.
Ben, bir de, "basını işsizliğe götürür" iddiasına cevap vermek istiyorum.
Evet, tiraj belki düşecektir; ama, eğer gerçekten gazeteciliği esas ittihaz
eder de çalışırlarsa, ben, bu tiraj düşümünün önleneceği inancındayım.
Eğer, tiraj düşerse, bir kısım basın işçimiz işsiz kalırsa, bunun
karşılığında ne yapılabilir, onu söyleyeyim arkadaşlar:
1. Ciddî bir çalışma ile bu işsizlik önlenir.
.- Bunlar eğer böyle devam ederse, bizim sanayimizde çok ciddî işsizlikle
karşı karşıya kalacağız. Buna meydan vermemek de, Hükümetin,
İktidarın vazifesidir.
Evet, bir de, ANAP’lılara bir sözüm var.
Değerli arkadaşlar, çok teşekkür ederim kendilerine; birtakım
meselelerde_
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Komisyon adına konuşuyorsun.
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE
TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ KAHRAMAN
EMMİOĞLU (Devamla) – Bakınız, Komisyon adına konuşuyorum,
Komisyon olarak_
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Tarafsız olun.
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE
TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ KAHRAMAN
EMMİOĞLU (Devamla) – Onu söyleyeceğim zaten.
Komisyonda, kendilerinin temsilcileri maalesef yoktu. Bir arkadaş vardı.
Gelmediler.
İRFAN KÖKSALAN (Ankara) – Yangından mal kaçırır gibi, sabahın
köründe toplantı yapıyorsunuz.
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE
TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ KAHRAMAN
EMMİOĞLU (Devamla) – Madem bu konuda ciddî olarak fikirleri
vardı, geleceklerdi, Komisyonda konuşacaklardı, bizi ikna edeceklerdi,
biz de onu kabul edecektik; ama, ne yazık ki, gelmediler.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Akşam
gönderiyorsunuz, sabah getiriyorsunuz.
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE
TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ KAHRAMAN
EMMİOĞLU (Devamla) – Efendim, bu gibi meselelerde işi ciddiye
alıp, gelip, fikirlerinizi beyan etmeye çalışmanızda bizim içinde
fevkalade yarar var, sizler için de yarar var.
Bu kanun tasarısı, inşallah -geçerse hayırlı olsun- Türkiyemiz için çok
güzel bir kanun olacak, Anadolu basınımız da, tröst dışında olan
basınımız da rahatlayacak ve gerçek bir rekabete de, böylece, kavuşmuş
olacaktır.
Hepinizi, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum; sağ olun. (RP ve DYP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Komisyon adına konuşan Sayın Emmioğlu’na teşekkür
ediyorum.
Sayın Çelebi, buyurun.
Sayın Çelebi, biraz önce sizi çağırırken... Biliyorsunuz, İçtüzüğün 61
inci maddesine göre, birinci öncelik komisyona, ikinci öncelik gruplara,
üçüncü öncelik milletvekiline...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Çelebi’ye kişisel
söz mü veriyorsunuz?
BAŞKAN – Evet efendim.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Gruplar adına konuşmalar bitmedi
efendim.
BAŞKAN – Efendim, geçti artık. Söz istemediniz...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Hayır efendim, ben söz istedim.
BAŞKAN – Hayır efendim... Rica ediyorum.
Efendim, böyle durup dururken_ Sonuna gelmişiz_ Söz verdim artık...
Demin istemediniz.
Buyurun Sayın Çelebi.
Süreniz 10 dakika.
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan, böyle önemli bir konuda söz
verdiğiniz için çok teşekkür ederim.
Özellikle, Komisyon Başkanı veya üyesi olan Kahraman Beyin
konuşmasından sonra, işin mantığını çok daha açık ve net anladık. Bu,
sansürle ilgili bir kanun değişikliğidir; çünkü, Sayın Başkanın sözlerini
okuyorum... (RP ve DYP sıralarından "Allah Allah" sesleri, gürültüler)
Bakın beyler, hiç bağırmayın ve çağırmayın, sansür getiriyorsunuz...
BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyin. Rica ediyorum...
SITKI CENGİL (Adana) – Anlamamışsın!..
BAŞKAN – Herkes kendisine göre anlar.
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Komisyon Başkanı, burada -tutanaklardan
da okuruz- çok açıkça, sansür getireceklerini ve "tüketicinin
kandırılmasını veya haksız rekabeti engellemek için, ben, yasaklama
getireceğim, sınırlama getireceğim" diyor...
HASAN HÜSEYİN CEYLAN (Ankara) – "Haksız rekabet için" diyor...
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Bu tür şeyler, piyasa içerisinde, serbestlik
içerisinde, demokrasi içerisinde halledilir; yasaklamalarla, birtakım
kanunlarla bu meseleler çözülemez.
Değerli arkadaşlarım, bu anlayış, Türkiye'de yıllar önce terk edilmiş bir
anlayıştır...
AHMET İYİMAYA (Amasya) – Tencereli basın olmaz!
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Bu anlayış, Adnan Menderes'i de sandığa
jandarma dipçiğiyle gömmeye çalışan anlayışla aynı anlayıştır.
Şimdi, burada, Sayın Başkan, Komisyon adına konuşurken, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin, basında 5 milyon tiraj yapan ve dağıtım
mekanizmasına sahip olan kuruluşları terbiye edeceğini de, üstü kapalı
tehditle söylüyor. Burada, buna gücü yetmeyecek. 1950'lerde basına
sansür geldiğinde de kimsenin gücü yetmedi. Türkiye'yi sansürle, kaba
kuvvetle ve güç gösterisiyle yönetmek mümkün olmayacaktır. Bunu, çok
açıkça, burada, işin başında ifade etmek istiyorum.
Burada, Komisyon Başkanının sözlerine istinaden söylüyorum. Bir kere,
Komisyon adına konuşan Kahraman Bey, iyi ki konuştu; burada, niyetini
çok açık anlattı bize. Ben de, burada, ne kadar güzel bir konuşma, tarihî
bir konuşma yapma fırsatı buldum diye memnun oldum...
NECMİ HOŞVER (Bolu) – Senin evveliyatının ne olduğunu biliyoruz.
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Birincisi, tüketicinin korunması için 4077
sayılı Yasada yapılacak değişikliklerin -kendi ifadesiyle- son derece
ciddî bir kısıtlamayı getirdiğini söylüyor.
Şimdi, değerli arkadaşlar -"tahdit getirdik, sınırlama getirdik" ifadesini
kullanıyor- tahdit getirmek, sınırlama getirmek yerine tüketicinin
hakkının korunması ve rekabetin haklı bir rekabet haline gelebilmesi,
piyasaların etkin çalışmasıyla, rekabetin ve piyasaların sağlıklı
çalışmasıyla olur; yasaklanarak olmaz. Önce bunun altını çizmek
istiyorum. Bu mantık, yanlış bir mantıktır ve bu mantık, Türkiye'yi,
çok ciddî şekilde gerilere götürür.
Şimdi, Türkiye'nin temel meselesi, Türkiye'nin ileriye gitmesidir,
sivilleşmesi ve demokratikleşmesidir. Türkiye, özgürlüklerini, sivil bir
anlayışla geliştirmek zorundadır. Biz, 141, 142 ve 163'ü kaldırırken,
düşünce özgürlüğünü, din ve vicdan özgürlüğünü ve müteşebbis olan
insanların özgürlüğünü artırmaya çalıştık.
Demokrasinin en önemli unsurlarından biri katılımdır. Katılımda,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin, danışma organı olarak değil, yasama
organı olarak, yürütme ve yargıyla birlikte, bu ülkenin yönetiminde
temel bir kurum olduğunu; basının, üniversitelerin ve derneklerin, bu
demokrasinin yaşamasında katılımı sağlayan önemli sivil toplum
örgütleri olduğunu kabul etmek zorundayız. Bu kuruluşları susturmaya
çalışmayı, bu kuruluşları baskıyla, şantajla, tehditle susturmayı,
buradan gözdağı vererek susturmayı ve burada, komisyon adına
konuşan arkadaşımızın gözdağı verme mantığını şiddetle kınıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bugün, RTÜK'ün televizyonda getirdiği sansür
mantığı da yanlıştır. Eğer, siz, tüketicinin korunmasına dönük olarak,
gerçekten, burada belirttiğiniz gibi, haksız rekabeti engellemek veya
dediğiniz gibi, tüketicinin korunmasını istiyorsanız... Bugün,
Türkiye'nin temel meselesi, ahlak erozyonudur ve şiddettir. Tüketicinin
korunmasına dönük şu kanun maddelerinde, bu konuyla ilgili en ufak bir
hüküm yoktur. Şu maddeleri açıp baktığımda görüyorum ki, ne
tüketicinin korunması meselesine ne de burada sözü edilen o
Gaziantep'deki halıcıların tepkilerine çözüm getirecek maddeler vardır;
hiçbiri yoktur.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu açıdan olaya yaklaştığımız zaman, çok
açıkça, komisyon adına konuşan arkadaşımız -işin mantığını çok
açık biçimde ifade etmiş olmasından dolayı da, huzurunuzda,
kamuoyuna, açıkça ifade ediyorum; kendisi, bir sansür heyetinin
sözcülüğünü yapmaktadır- ciddî tenkit alamamanın üzüntüsünü çektiğini
söylüyor. Ben de çok açık söylüyorum. Ciddî ve bu söylediği
problemlerin çözümüne dönük hiçbir madde getirilmemiştir. Burada
getirilen, yazı yazma hakkına sahip olan insanların bu haklarını
özgürce kullanmalarının -basının bu hakkının- ellerinden alınmasına
yol açabilecek bazı maddeler içermektedir. (DYP sıralarından
gürültüler)
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Ne alakası var...
BAŞKAN – Efendim, müdahale etmeyin.
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Deniliyor ki, gazete okuyucusu aldatılıyor;
deniliyor ki, bu, yerli sanayie darbe vuruyor.
Bu maddeler, bu söylenilen meselelere çözüm getiren maddeler değildir.
Eğer, bu eleştirilerinize, bu eleştirilerinizin doğruluğuna inanıyorsanız,
bu maddeler, o problemleri çözmeye dönük içerikte olmalıdır; ama, bu
maddeleri dikkatle incelediğimizde görüyoruz ki -biraz sonra, maddelerin
de tartışmasına gireceğiz- açıkça tehdit, açıkça bir hesaplaşma mantığı
gütmektedir, "ya bizim dediğimizi yazacaksınız ya da biz, size her türlü
baskıyı, şiddeti uygulayacağız" demektedir. (DYP sıralarından
gürültüler)
MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) – Ne alakası var...
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, perşembenin gelişi
çarşambadan belli olur. Buranın mantığı çok açık. Siz, istediğiniz kadar
itiraz edin, istediğiniz kadar "bu böyle değil" deyin; burada, Kahraman
Bey, çok açıkça bunları ifade etti...
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE
TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ KAHRAMAN
EMMİOĞLU (Gaziantep) – Sen anlamamışsın...
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – ...tirajla enflasyonun artışının
paralelliğinden söz etti. Tiraj artışı olumlu bir şeydir, enflasyon artışı
ise çok olumsuz bir şeydir. Bunları birbirine benzetmek, tiraj artışını
enflasyon kadar tehlikeli bir hadise olarak görmek, işin mantığını,
kafanın içyapısını göstermesi bakımından da ilginçtir.
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE
TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ KAHRAMAN
EMMİOĞLU (Gaziantep) – Anlamamışsın... Anlamamışsın...
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Enflasyon, bir ekonominin en önemli
problemidir. Enflasyon, bir ülkedeki gelir dağılımını bozan, bir ülkede
fakirliğe, ahlakın bozulmasına yol açan en önemli etkendir; ama, tirajın
artması, insanların okumasını, aydınlanmasını, insanların daha çok
bilgi sahibi olmasını temin eden önemli bir nosyondur. Tiraj artışını
enflasyon artışı kadar tehlikeli görmek, bence, benim şahsî kanaatimce,
çok ciddî sakıncalar getirir.
Değerli arkadaşlarım, ben, burada, sözü fazla uzatmayacağım. Burada
deniliyor ki: "Biz tedbir alıyoruz, kısıtlama getiriyoruz, işsizlik
meselesini, sanayicinin problemini çözmek istiyoruz."
Peki, ben size sorarım... Ben burada aylarca söyledim; Gümrük Birliğine
girerken küçük ve orta ölçekli sanayici lehine karar almazsanız, küçük ve
orta ölçekli sanayici ciddî sıkıntıya girecektir, dışticaret açığı çok
artacaktır dedim, en ufak tedbir alınmadı ve bugün, Türkiye'nin 25
milyar dolar dışticaret açığı oldu, enflasyon 85'in üzerine çıktı, bütçe
açığı 1,5 katrilyon oldu.
Değerli arkadaşlarım, bu meseleleri adım adım burada konuşacağız,
tartışacağız; Türkiye'nin her yerinde konuşacağız. Eğer, işsizlikten
sıkıntı çekiyorsanız, Gümrük Birliği meselesini Meclisten geçirmeden
emrivakiyle imzalayan insanlar, bugün bu dışticaret açığının 25 milyar
doları bulmasının ve işsizliğin bu noktaya gelmesinin oturup hesabını
verip, tedbir almak zorundadırlar. Değilse, böyle, basına sansür yasaları
getirerek, insanların ağzını kapatarak, kalemlerini kırdırarak bu
problemlere çözüm getirilemez.
Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi.
Şahsı adına Sayın Hasan Hüseyin Ceylan; buyurun efendim.
Sayın Ceylan, süreniz 10 dakika efendim.
HASAN HÜSEYİN CEYLAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri, promosyon üzerine konuştuğumuz şu günde bizi
izlemekte olan Yüce Milletimizin değerli insanları; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Benden önce, ANAP temsilcisinin, değerli hemşerimin, Ankara
Milletvekilinin buradaki konuşması ve o konuşmasını daha önce
değiştirdiği partideyken de yapmış olduğu konuşmalarla düşündüğüm
zaman, bana şunu hatırlattı: Ziya Paşa diyor ki: "Onlar ki, verir laf ile
âleme nizamat, bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde." (RP sıralarından
alkışlar) Her türlü ayıbı üzerinde taşıyacaksınız, buradan hükümet
programınızı göstereceksiniz ve "nerede yolsuzluklar?" diyeceksiniz!..
Bakın, Osmanlı padişahına, Osmanlı döneminde "sakın ha sigara
içmeyin" diyerek Yeşilay'ın kurulması için mektup gelmiştir. Padişah
diyor ki: "Bizde, zaten, bu tür unsurlar yasak olduğu için, içilmediğinden
dolayı, duhanla mücadele derneğini şu anda kurmamıza gerek yoktur."
Biz, usulsüzlüklerin, yolsuzlukların, hırsızlıkların ve her türlü kötü
alışkanlıkların ne manaya geldiğini bilerek, 30 yıldır mücadelesini
veren bir partinin insanlarıyız ve bunu da ispat etmişiz... (CHP
sıralarından "Mercümek..." sesleri) Burada konuşan insanlara özellikle
söylemek istiyorum ki, sadece ANAP İktidarı döneminde, 1991 yılı
rakamıyla, 286 hayalî ihracat dosyasından tam 287 trilyonluk yolsuzluk
olmuştur. Buna el insaf demek gerekir. (RP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Hâlâ oradasınız...
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Hangi mahkeme karar
vermiş?!. Sen hayalî konuşuyorsun.
HASAN HÜSEYİN CEYLAN (Devamla) – Ben gazeteci
milletvekiliyim. Arkadaşlarıma söylüyorum, değerli Ahmet Tan
arkadaşıma da -yıllarca beraber olduk- söylüyorum. Bakın, burada,
Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Başkanı Sayın Nail Güreli'nin gazeteci
milletvekillerine göndermiş olduğu bilgiler vardır. O bilgilerde, bugün,
Sanayi Bakanlığımızın ve promosyon olayını değerlendiren değerli
komisyon üyelerimizin yazdıklarının hepsini onaylayarak, bir de
Bakanımıza bir uyarıda bulunarak, "sakın ha, rica ediyoruz, bu altmış
günü uzatmayın; uzattığınız zaman, tröstleşmiş olan bu büyük
gazeteler, bu milleti en çok zarara uğratacak kişiler olacaktır" demiştir.
Sayın Ahmet Tan, çalışanların temsilcisidir, ben de öyleyim.
Patronların temsilcisi olmamalıyız diye özellikle vurgulamak istiyorum.
(RP sıralarından alkışlar)
Maddelerde ne var? Herkes ezbere konuşuyor. Kültür adamı olacağız.
Diyor ki: "Büyük Millet Meclisi kültürün temsilcisidir, kimliğin
temsilcisidir, bağımsızlığın temsilcisidir, düşüncenin temsilcisidir."
Özellikle yazılmış: "Kitap, dergi, ansiklopedi, afiş, bayrak, poster, sözlü
ve görüntülü manyetik bant, optik disketler ve bilgi disketlerinin
dışında, kesinlikle, bu kültürel ürünlerin dışında hiçbir mal ve hizmetin
dağıtımı ve taahhüdü yapılamaz.
Çarşaf mı dağıtalım Allah aşkına!.. Diş macunu mu dağıtalım
arkadaşlar?.. Televizyon programlarına çıktığınız zaman, yırtılan
tencereler ve tavalar mı dağıtalım? Biz, kültürlü insanlarız; kültüre
hizmet