DÖNEM : 20 CİLT : 8 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
76 ncı Birleşim
11 . 7 . 1996 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – YOKLAMA
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Malatya Milletvekili Ayhan Fırat’ın, Malatya İlinin de kontrollü haşhaş ekim alanı kapsamına alınmasına ilişkin
gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci’nin cevabı
2. – Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı’nın, Trakya’daki çarpık sanayileşme, hızlı kentleşme ve çevre kirliliğinin
yarattığı sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması
3. – Edirne Milletvekili Mustafa İlimen’in, Edirne ve çevresinde meydana gelen kuraklık ve Trakyabirlikteki personel
değişikliklerine ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci’nin cevabı
B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 26 arkadaşının; Türk Dış Ticaret Bankası A.Ş.’nin Lapis Grubu Şirketlerine
teminatsız ve yasalara aykırı krediler verdiği ve Hazinenin zarara uğratıldığı iddialarını araştırmak amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/93)
2. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 23 arkadaşının; et ithali konusunu araştırmak ve hayvancılığımızın
geliştirilmesi için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10)94)
3. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 26 arkadaşının; İstanbul Perşembe Pazarı Ticaret Merkezi (PERPA)’nın içinde
bulunduğu durumun araştırılarak ülke ekonomisine kazandırılabilmesi için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/95)
C) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in, Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/57)
2. – (10/6) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun çalışma süresinin kesin süreyle
uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/378)
3. – Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt’ün, (6/22) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/58)
4. – İzmir Milletvekili Hakan Tartan’ın, (6/39) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/59)
V. – ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. – (8/2) esas numaralı genel görüşme önerisinin gündemdeki yeri ve görüşme gününe ilişkin RP Grubu Önerisi
VI. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1. – Hükümet adına Başbakan Necmettin Erbakan’ın, ülkemizin özkaynaklarının geliştirilmesi konusunda genel görüşme
açılmasına ilişkin önergesi (8/2)
VII. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – Kahramanmaraş Milletvekili Ahmet Dökülmez’in, Kahramanmaraş Merkez Kültür Belediyesi Bozoğlan ve Beşoluk
mahallelerinin ilkokul ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam’ın yazılı cevabı (7/951)
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.
Manisa Milletvekili Hasan Gülay’ın, tütünde kota konusuna ilişkin gündem dışı konuşmasına Devlet Bakanı Nafiz kurt cevap
verdi.
İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya, medyadaki usulsüzlük iddialarına,
İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, İstanbul’da son günlerde gelişen olaylar ve İstanbul’un genel asayiş sorunlarına,
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Başkanlıkça, Stockholm’de yapılan AGİT Parlamenterler Asamblesi Genel Kuruluna katılan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Teşkilatı Türk Grubunun çalışmaları konusunda basında çıkan olumsuz haberlere ilişkin bir açıklamada bulunuldu.
İçtüzüğün 24 üncü maddesi uyarınca, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimleri yenilenecek olan TBMM
komisyonlarının adları ile toplantı yeri, tarihi ve saatine ilişkin Başkanlık tezkeresiyle,
(10/2) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonu Başkanlığının, görev süresinin, 14 Temmuz 1996 tarihinden itibaren bir ay
daha uzatılmasına ilişkin tezkeresi;
Karabük Milletvekili Hayrettin Dilekcan’ın, Dilekçe,
Kahramanmaraş Milletvekili Mustafa Kamalak’ın, Adalet,
Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu’nun, Dışişleri,
Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş’ın, Sağlık ve Sosyal İşler ve
İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, Çevre,
Komisyonları üyeliklerinden çekildiklerine ilişkin önergeleri ve
ABD’de tedavi görmekte olan İstanbul Milletvekili Aydın Menderes’in, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenterler
Asamblesi üyeliğinden çekilmek istediğine ilişkin RPGrubu tezkeresi,
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Hükümet adına, Başbakan Necmettin Erbakan’ın, ülkemizin özkaynaklarının geliştirilmesi konusunda genel görüşme
açılmasına ilişkin önergesi (8/2) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemde yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırasında
yapılacağı açıklandı.
Refah Partisi Grubuna ait olup, açık bulunan :
Anayasa Komisyonu üyeliklerine, Karabük Milletvekili Hayrettin Dilekcan, Kahramanmaraş Milletvekili Mustafa Kamalak,
Gümüşhane Milletvekili Lütfi Doğan,
Adalet Komisyonu üyeliğine Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Öncel,
Dışişleri Komisyonu üyeliklerine, İstanbul Milletvekili Mukadder Başeğmez, Konya Milletvekili Abdullah Gencer, Malatya
Milletvekili Yaşar Canbay,
Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliklerine, İçel Milletvekili Mehmet Emin
Aydınbaş, Diyarbakır Milletvekili Seyyit Haşim Haşimi,
Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyeliğine, Van Milletvekili Mustafa Bayram,
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliklerine, Adıyaman Milletvekili Ahmet Çelik, Niğde Milletvekili M.
Salih Katırcıoğlu, Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın,
Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonu üyeliğine, Diyarbakır Milletvekili Ferit Bora,
Çevre Komisyonu üyeliğine, Aksaray Milletvekili Murtaza Özkanlı,
Dilekçe Komisyonu üyeliğine, Bolu Milletvekili Feti Görür,
Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliklerine, Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu, Erzurum Milletvekili Aslan Polat,
Doğru Yol Partisi Grubuna ait olup, açık bulunan :
Dışişleri Komisyonu üyeliğine, Isparta Milletvekili Halil Yıldız,
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyeliklerine, Kayseri Milletvekili Osman Çilsal, Kayseri Milletvekili Ayvaz
Gökdemir,
Dilekçe Komisyonu üyeliğine, Mardin Milletvekili Muzaffer Arıkan,
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeliğine, Muş Milletvekili Erkan Kemaloğlu;
Kamu İktisadî Teşebbüsleri Komisyonunda açık bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen üyeliğe Bitlis Milletvekili Edip
Safder Gaydalı;
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda açık bulunan ve Demokratik Sol Parti Grubuna düşen üyeliğe, Afyon Milletvekili
Kubilay Uygun;
(10/6) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonunda açık bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen üyeliğe, İstanbul
Milletvekili Emin Kul;
(9/1) esas numaralı Meclis Soruşturma Komisyonunda açık bulunan ve Doğru Yol Partisi Grubuna düşen üyeliğe Doğru Yol
Partisi Grubunca üç katı olarak gösterilen adaylar arasından ad çekmek suretiyle yapılan seçim sonucunda, Çanakkale Milletvekili
Nevfel Şahin,
Seçildiler.
926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Ek Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 28.7.1993 Tarihli ve 488
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun Tasarısının (1/215) (S. Sayısı : 23) görüşmelerine
devam edildi; 1 inci maddenin oylanması sırasında karar yetersayısı bulunamadığından;
11 Temmuz 1996 Perşembe günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 16.18’de son verildi.
Uluç Gürkan
Başkanvekili
Fatih Atay Kadir Bozkurt
Aydın Sinop
Kâtip Üye Kâtip Üye
II. – GELEN KÂĞITLAR
11 . 7 . 1996 PERŞEMBE
Rapor
1. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde
Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri ve Plan ve Bütçe komisyonları
raporları (1/323) (S. Sayısı : 43) (Dağıtma tarihi : 11.7.1996) (GÜNDEME)
Yazılı Soru Önergeleri
1. – İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş’ın, bir milletvekili ve bazı parti yöneticilerinin uğradığı iddia edilen hukuk dışı
uygulamaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1011) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.7.1996)
2. – Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın, Bağ-Kur emeklilerine ve Sosyal güvenlik kurumları arasındaki adaletsizliğe
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1012) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.7.1996)
3. – Manisa Milletvekili Tevfik Diker’in, faaliyeti durdurulan İstanbul Bankasının eğitim bursu adı altında yaptığı transferlere
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1013) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.7.1996)
4. – Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı’nın, Hazine arazilerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1014) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.7.1996)
5. – Niğde Milletvekili Akın Gönen’in, Ecemiş Çayına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1015) (Başkanlığa geliş tarihi : 9.7.1996)
Meclis Araştırması Önergeleri
1. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 26 arkadaşının Türk Dış Ticaret Bankası A.Ş.’nin Lapis Grubu Şirketlerine
teminatsız ve yasalara aykırı krediler verdiği ve hazinenin zarara uğratıldığı iddialarını araştırmak amacıyla Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/93) (Başkanlığa geliş tarihi :
10.7.1996)
2. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 23 arkadaşının et ithali konusunu araştırmak ve hayvancılığımızın
geliştirilmesi için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/94) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.7.1996)
3. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 26 arkadaşının, İstanbul Perşembe Pazarı Ticaret Merkezi (PERPA)’nın içinde
bulunduğu durumun araştırılarak ülke ekonomisine kazandırılabilmesi için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/95)
(Başkanlığa geliş tarihi : 11.7.1996)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
BAŞKAN : Başkanvekili Uluç GÜRKAN
KÂTİP ÜYELER : Zeki ERGEZEN (Bitlis), Kadir BOZKURT (Sinop)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 76 ncı Birleşimini, ülkemiz ve ulusumuz için iyilikler ve
güzellikler getirmesi dileğiyle açıyorum.
III. – YOKLAMA
BAŞKAN – Ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır; sayın milletvekillerinin, salonda bulunduklarını yüksek sesle
belirtmelerini rica ediyorum.
(Yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkanım, genel görüşme, milletvekillerinin bilgi ve görüşlerinin tespiti ve
ülkenin meselelerinin tespiti için yapılabilir...
BAŞKAN – Sayın Bedük, genel görüşmeye geçtiğimiz zaman, bu katkınızı yaparsınız. Şimdi, gündemdışı görüşmeleri
yapacağız; lütfen, onları sükûnetle dinleyelim.
Üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Malatya Milletvekili Ayhan Fırat’ın, Malatya İlinin de kontrollü haşhaş ekim alanı kapsamına alınmasına ilişkin
gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci’nin cevabı
BAŞKAN – Gündemdışı birinci konuşma, Malatya Milletvekili Sayın Ayhan Fırat’ın. Sayın Fırat, 1972 yılından beri
yasaklanmış olan kontrollü haşhaş ekiminin Malatya’da serbest bırakılması konusunda konuşacak.
Buyurun Sayın Fırat.
ÖMER EKİNCİ (Ankara) – Sayın Başkan, bu arkadaş yoklamada yoktu.
BAŞKAN – Kâğıt yolladı efendim; toplantı yetersayısını sağlayan bazı arkadaşlarımız gibi, Sayın Fırat da kâğıt yolladılar.
Sayın Fırat, süreniz 5 dakikadır.
AYHAN FIRAT (Malatya) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri; bilindiği üzere, çok eskiden beri Anadolu’da serbestçe
ekilen haşhaş bitkisi, 22 Haziran 1970 tarih ve 7/854 sayılı Kararnameyle yasaklanmış olup, 1970 ve 1971 yılları içerisinde,
yalnızca, Afyon, Burdur, Denizli, Uşak, Isparta ve Kütahya İlleri ile Konya İlinin bazı ilçelerinde ekim müsaadesi verilmiştir.
17 nci Dönemde -1984 yılında- ben, bu kürsüden, Malatya’nın da kontrollü haşhaş ekimi kapsamına alınması için
kararnameye dahil edilmesini istedim; ancak, o zamanın Sayın Tarım Bakanı buna itiraz ettiler ve dolayısıyla alınmadı. Aradan on
yıl geçti. Bir bakıyoruz, 1988 yılında bu kararnameye Tokat, Amasya ve Çorum İlleri ile Konya’nın birçok ilçesi daha dahil
edilmiş; halbuki, Bakanlar Kurulu, bu kararnameye Malatya’yı da dahil edebilirdi. Şöyle ki: Haşhaş, en fazla Akdeniz iklim
kuşağında yetişen bir yağ bitkisidir; çok yağış alan yerler ile çok soğuk ve çok sıcak bölgeler hariç, her iklimde ve her tip arazide
yetişebilir; bu nedenle, daha ziyade, fakir ve kıraç arazilerde ekilir.
1970 yılına kadar serbestçe ekilen ve kapsülü çizilerek, yılda 100-200 ton arasında değişen, ilaç sanayiinin hammadesi olan ve
bünyesinde uyuşturucu alkoloitler bulunan haşhaş yağı, Toprak Mahsulleri Ofisine teslim edilirdi.
Fazla su istemeyen bu bitki, Anadolu’da bir münavebe bitkisidir. Haşhaş bitkisinin ana ürünü, dekar başına 1,5 kilogram haşhaş
yağı, 100 kilogram haşhaş tohumudur; yan ürün olarak da, dekar başına, 500 kilogram yakıt olarak kullanılan haşhaş sapı alınır.
Tohumdan elde edilen yağın protein değeri yüksektir; ayrıca, posası da hayvan yemi olarak kullanılır.
Netice olarak, insancıl gayelerle kullanılan ilaç hammadesi olan haşhaş yağı, tohumdan elde edilen yemeklik yağı, hayvan yemi
olarak kullanılan posası ve yakıt olarak kullanılan sapıyla haşhaş, kıraç ve çorak arazilerde köylünün en çok rağbet ettiği bir
bitkidir.
Sanayileşmiş ülkelerde, beyaz zehir alışkanlığının sosyal ve psikolojik sorunlar karşısında hızla yaygınlaşması, Amerikan
Hükümetinin Türk Hükümeti nezdinde temasları neticesi, Türk Hükümetince, 1972’de haşhaş ekimi tümüyle yasaklanmıştır. Ondan
sonra, bilahara, yine yukarıda belirttiğim illerde, kontrollü haşhaş ekimine, birkaç sene sonra müsaade edilmiştir. Kontrollü ekim
sayesinde, Türkiye menşeli afyon, yurtdışına katiyen çıkmamıştır.
Fedakâr Türk çiftçisi, insancıl gayelere ve milletlerarası ilişkilere verdiği ehemmiyeti ve kanunlara saygısını ispat etmiştir.
Türk köylüsü, ektiği haşhaşın kapsülünü çizmeden, yani bir gram bile haşhaş yağı almadan, devletine teslim etmiştir. 1980 yılında
13 bin ton haşhaş kapsülü üretilmiş olup, bu miktar gittikçe düşmüş ve 1987’de 5 800 tona gerilemiştir.
1988’de yine Afyon’un Bolvadin İlçesinde kurulan alkaloit fabrikasında, yılda 20 bin ton haşhaş kapsülü işlenebilir. Hal
böyleyken, açıldığından bugüne kadar, 10 yılda işlediği haşhaş kapsülü ancak 90 bin ton olmuştur. Yani, bu fabrika, yüzde 45
kapasiteyle çalışıyor. Neden; kâfi miktarda haşhaş kapsülü alamadığından dolayı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Fırat, eksüreniz 1 dakikadır; lütfen toparlayınız.
AYHAN FIRAT (Devamla) – Malatya’da son yıllarda yapılan barajların, bilhassa Karakaya Barajının su tutması neticesi,
onbinlerce dönüm en değerli taban arazileri su altında kalmıştır. Yine, iki sene önce, Malatya’da, ikinci, üçüncü sınıf arazilerde
yetiştirilen tütün ürünü de kotaya bağlanarak, her çiftçi için, ancak üç beş dönüm ekme müsaadesi verilmiştir. İşte bu hal, Malatya
çiftçisini perişan etmiştir. Diğer illerde olduğu gibi, Malatya çiftçisi de haşhaş ekip, alacağı kapsülü devletine teslim etmek istiyor;
çünkü, kıraç arazide başka ekin olanağı bulamıyor.
Ben, bir milletvekili olarak, bir CHP milletvekili olarak, Yüce Meclisin bir üyesi olarak, artık yeter diyorum; 25 senedir
cezalanan Türk çiftçisi, tarlasında, bahçesinde ne ekip ne biçeceğine kendi karar vermelidir. Bunun için...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Fırat, teşekkür ediyorum; lütfen Genel Kurulu selamlayınız.
AYHAN FIRAT (Devamla) – Ben de teşekkür ediyorum.
...çıkacak kararnameye Malatya’nın da dahil edilmesini istiyorum; Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Fırat.
Hükümet adına yanıtlamak üzere, Tarım Bakanı Sayın Musa Demirci; buyurun efendim.(RP sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSA DEMİRCİ (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Malatya
Milletvekilimiz Sayın Ayhan Fırat, 1972 yılından beri Malatya İlinde yasaklanan haşhaş ekiminin tekrar serbest bırakılmasını ve
kontrollü ekim olarak Malatya İlinin de kararnameye dahil edilmesini istediklerini burada söylediler.
Hepimiz biliyoruz ki, Türkiye’de, haşhaş ekimi, kontrolü ve haşhaş kapsülünün satın alınması, tamamen kanun ve
yönetmelikler dahilinde, Toprak Mahsulleri Ofisine bir görev olarak verilmiştir ve yine bu mahsulün, haşhaşın, 10 ilde ekimine
müsaade edilmiştir. Biraz önce, sayın milletvekili, bunların hangi iller olduğunu saydılar.
Haşhaş ekimini, bugün, Türkiye’de, aşağı yukarı, 60 bin ilâ 150 bin aile yapmaktadır ve gördüğünüz gibi, haşhaş ekimi, yine,
ekim alanı olarak da, 350 bin ilâ 1 milyon dönüm arasında değişmektedir. Bu aradaki büyük fark, yani, bu büyük dalgalanma,
haşhaşa verilen o yılki fiyattan kaynaklanmaktadır veya haşhaşın, o yıl iklimden etkilenmesi neticesinde, ertesi yıl haşhaş ekilip
ekilmeyeceğini etkisi altına almasından dolayı meydana gelmektedir.
Tabiî, Türkiye ve Türkiye’nin dışında Hindistan, bütün dünya ülkeleri tarafından haşhaş ekiminin mutlak surette yapılması
konusunda kabul edilmiş ülkelerdendir; ancak, onun dışında -yani, Türkiye ve Hindistan’ın dışında- başka ülkeler de var; ki,
mesela Çin, son yıllarda haşhaş üretimi yapmaya başlamıştır.
Ancak, tabiî, haşhaş üretimi, hepimizin bildiği gibi, yalnız tababette kullanılan bir bitki değildir. Bu bakımdan da bütün dünya
ülkeleri, haşhaş üretimini bir zapturapt altına almak ve dolayısıyla uyuşturucuyu engellemek bakımından fevkalade hassas
davranmaktalar. Ülkemiz de, bu hassas davranan kuruluşların bir üyesi. Bu bakımdan da ülkemiz, bu konuda fevkalade hassas
davranmıştır.
Şimdi, burada dikkat edeceğimiz konu... Yani, bir Malatya alınabilir mi; elbette alınabilir veya bir başka vilayetimiz alınabilir
mi; alınabilir. Yani, bir başka ülke, bizim, elbette, ekim alanlarımızı kısıtlayamaz; ancak, şunu tespit etmemiz lazım ki, Malatya ve
civarında bu ekime müsaade edildiği takdirde, arazinin yapısı gereği, belki, elde ettiğimiz mahsulü kontrol etme şansımız
olmayabilir. Bazı ülkeler var ki, bizim ülkemiz gibi yalnız kapsül üretimini yapmazlar, kapsülü çizmek suretiyle sakız elde ederler.
İşte, bu ülkeler, bugün, ister kontrollü -yani, bilgi dahilinde- ekmiş olsunlar ister kontrolsüz ekmiş olsunlar, bakıyorsunuz ki,
dünyanın başına bir uyuşturucu belası gelip saplanıyor. Bu bakımdan, ülke olarak, biz, bu konu fevkalade hassas olduğu için,
kontrollü ekilmesinden yanayız.
1996 yılında ekim yapılacak olan iller tespit edilmiştir ve kararname benden önceki Sayın Bakan tarafından Başbakanlığa
sunulmuştur. Tabiî, 1972 yılında ve 1972 yılından önce, gerçekten, 60 vilayetimizde bu ekim yapılıyordu. Bu bitki, ülkemiz
insanının kültürüne girmiştir; gıda maddesi olarak girmiştir, bir başka türlü girmiştir; ama, yine de, bu şartlarda, elbette ekimini
kontrollü yapmak ve hakikaten -ben, gerekli incelemeleyi inşallah yaptıracağım- ülkemizde, bazı illeri de katmak suretiyle
ekilmesinde yarar varsa, bunun üzerinde durmamız lazım; çünkü, dediğim gibi, bu bitki, kültür olarak da, ekim yapılan illerde daha
önce kabul edilmiştir. Bu konu, Bakanlığımız tarafından incelenecektir, incelenmek üzeredir.
Ben, hepinize saygı sunuyorum ve gündemdışı konuşmayla, konuyu tekrar Türkiye Büyük Millet Meclisine getiren Sayın
Milletvekiline de teşekkür ediyorum.
Sağ olun. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirci.
2. – Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı’nın, Trakya’daki çarpık sanayileşme, hızlı kentleşme ve çevre kirliliğinin
yarattığı sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN – Gündemdışı ikinci söz, Tekirdağ Milletvekili Sayın Bayram Dayanıklı’nın. Sayın Dayanıklı, Trakya yöresindeki
hızlı sanayileşmenin yarattığı sorunlar üzerinde konuşacaklar.
Buyurun Sayın Dayanıklı. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Dayanıklı, süreniz 5 dakikadır.
BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, sizlere, Trakya yöremizdeki çarpık sanayileşme, hızlı kentleşme ve çevre
kirliliğinin yarattığı sorunlar hakkında bilgi vermek istiyorum. Bu sorunlara üretilen çözüm önerilerinin, Hükümet tarafından, bir an
önce ele alınacağını umuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Bilindiği üzere, Trakya, Marmara Bölgesinin diğer kesimleri gibi, hızlı bir sanayileşme sürecine girmiştir. Trakya, sanayileşme
açısından, tam anlamıyla, İstanbul’un bir alt bölgesi durumundadır. Bilhassa, tekstil ve deri sanayii, Çorlu ve civarında
konuşlanmıştır. Türkiye’nin ihracatı içerisinde yaklaşık yüzde 40 paya sahip bu sektörlerin Trakya’ya göçü devam etmektedir.
Trakya, toprak yapısı, coğrafî koşulları ve geçmiş birikimler nedeniyle, tam bir tarım bölgesidir. Trakya’da tarımsal
toprakların tahribi tehlikeli boyutlardadır. Sanayinin göç ettiği merkezlerde planlı bir gelişmenin ve yeterli altyapı olanaklarının
sağlanamamış olması, sanayinin, tarımsal potansiyeli yüksek topraklara yerleşmesine neden olmuştur. Bu nedenle, Trakya’ya göçen
kuruluşların çevre üzerine etkileri çok daha olumsuz olmakta ve potansiyeli yüksek tarımsal alanlar heba olmaktadır.
Hızlı, düzensiz, bir sanayicinin deyimiyle “gecekondu sanayileşme” Trakya’nın, yeraltı ve yerüstü su rezervlerinin,
kapasitesinin üzerinde kullanılmasına yol açmaktadır. Özellikle, Çerkezköy, Çorlu, Lüleburgaz ve Muratlı arasındaki su kullanım
oranları da bunun göstergesidir.
Gümrük birliği olgusu, Trakya’yı, hem tarım hem sanayileşme açısından son derece cazip bir bölge haline getirmiştir.
Trakya’daki gelişmiş, fakat, bakımsız kalmış karayolu ağının varlığı ve bölgenin, Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısı olması,
sanayinin Trakya’ya göçünü çekici kılmaktadır. Balkanlarda, Arnavutluk’ta biten yeni bir otoyolun yapılması ve Balkan ülkeleri
arasında yoğun bir ticarî ilişkinin koşullarının hazırlanması ve geliştirilmesi tartışılmaktadır. Bu gelişmeler, hem Tekirdağ İlinin
hem de Edirne’nin bir ticaret merkezine dönüşmesine yol açacaktır.
Trakya’nın, orman ve bitki örtüsündeki değişim, Türkiye’nin genelinde olduğu gibi olumsuz yöndedir. Erozyona karşı mücadele
yetersiz kalmaktadır. Tüm bu saptamaların ışığında, aşağıdaki önlem ve önerilerin alınması ve uygulanması gerekir.
Trakya’daki tüm bu gelişmelerin olumlu yönde sonuç verebilmesi ve var olan sorunlara çözüm için en önemli adım, bölgesel
planlamaya geçilmesidir.
Trakya’daki idarî yapılanmanın üzerinde, bir bölgesel kalkınma ve yapısal uyum örgütü kurulmalıdır. Bu örgüt, DPT, Devlet
İstatistik Enstitüsü gibi merkezî planlama, istatistik birimleriyle, Hükümet, valilikler ve yerel yönetimlerle koordineli olarak
çalışmalı ve bölgesel planın yapılmasından ve uygulanmasından sorumlu olmalıdır.
Bölgesel planlama örgütünün ve bölgesel planın temel amacı, ekolojik dengeyi esas alarak, başta tarım ve sanayi olmak üzere,
tüm sektörler arasında dengeli, sağlıklı ve sürekli ilişkiler oluşturacak bir kalkınma modelinin oluşturulması ve gerçekleştirilmesi
olmalıdır.
Trakya’da, sanayinin hızlı göçünün yarattığı arazi kullanımı, çarpık kentleşme gibi sorunlara karşı bulunan çözüm, şimdilik
organize sanayi bölgeleri olarak görülmektedir. Oysa, organize sanayi bölgeleri yaklaşımı Trakya için gerekli, fakat yetersizdir;
çünkü, organize sanayi bölgeleri il bazında planlanmakta ve bugün nüfusu 10 bini geçen yerleşim birimlerinden dahi organize sanayi
bölgeleri istekleri gelmektedir.
Trakya’da, doğal kaynakların sanayi tarafından tüketimi ve hızla artan çevre kirliliği, il bazında yapılan planlarla, yeteri kadar
değerlendirilememektedir. Organize sanayi bölgeleri, bütüncül bir planın parçası olarak değerlendirilmeli ve sanayinin çevre
üzerindeki etkileri azaltılmalıdır.
Trakya’nın, aynı zamanda, verimli bir tarım bölgesi olması gerçeği ve bu bölgenin ülkemiz için taşıdığı önem ve birikim göz
önüne alınarak, tarımın ve ürün profilinin planlanması ve yönlendirilmesi gerekmektedir.
Trakya’daki ormanların korunması ve ağaçlandırılması çabaları da, bütüncül bir planın içinde yer almalıdır. Ülkemizin en
verimli tarım topraklarından biri olan iç Trakya’daki tarımsal alanları kurutucu rüzgârların olumsuz etkilerinden esirgeyecek orman
alanları genişletilmelidir...
BAŞKAN – Sayın Dayanıklı, eksüreniz 1 dakikadır; lütfen bu süre içerisinde toparlayınız.
BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Devamla) – Teşekkürler.
Çerkezköy ve Çorlu’da sanayi gelişiminin birbiriyle mekânsal bir bütünleşme eğiliminde olduğu göz önüne alınmalıdır. Bu iki
ilçenin birbiri ve çevreyle olan etkileşimleri dikkatle planlanmalıdır.
Istranca derelerinin İstanbul’a taşınması projesi derhal durdurulmalıdır. Bu eylem, Trakya’nın, zaten kapasitesi dolmuş olan
su rezervlerini daha da kötüleştirecektir. Çerkezköy’de sulu tarım yapılması mümkün olan araziye sanayi kurulmuştur. Yeraltı suyu
önce sulu tarımda, arıtma tesislerinden elde edilen sular da sanayide kullanılmalıdır; bu yöntem, bütün Trakya’da uygulanmalıdır.
Elektrik ihtiyacının karşılanması için çevreyi kirleten termik santrallar ya da dışa bağımlı doğalgaz ve fuel-oil termik
santralları tek çözüm olarak görülmemeli, alternatif enerji kaynakları geliştirilmelidir. Bunlar, rüzgâr enerjisi olabileceği gibi, dereler
üzerine küçük barajların kurulması ve hayvancılığın geliştirilmesiyle biyogazdan enerji üretilmesi olabilir.
Sürem dolduğu için, Yüce Meclise saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dayanıklı.
Gündemdışı konuşmayı yanıtlamak üzere, Hükümet adına bir söz talebi?.. Görünmüyor.
3. – Edirne Milletvekili Mustafa İlimen’in, Edirne ve çevresinde meydana gelen kuraklık ve Trakyabirlikteki personel
değişikliklerine ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci’nin cevabı
BAŞKAN – Gündemdışı üçüncü konuşmaya geçiyoruz.
Edirne Milletvekili Sayın Mustafa İlimen, Edirne ve çevresinde meydana gelen kuraklık ve Trakyabirlik Genel Müdürlüğündeki
uygulamalar üzerinde konuşacak.
Buyurun Sayın İlimen. (DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
MUSTAFA İLİMEN (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım satış kooperatifleri birlikleriyle ilgili son günlerde yapılan uygulamalar üzerine söz
almış bulunuyorum. Bu nedenle, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Asıl konuya girmeden önce, seçim bölgem Edirne ile ilgili çok önemli iki hususu belirtmek isterim. Bu hususlar, kuraklık ve
kuraklığa çare olacak Ergene Nehrindeki su kirliliğidir.
Mayıs ve haziran aylarında, Trakya’da, özellikle Edirne ve çevresinde yağışların mevsim normallerinin çok altında kalması,
hatta bazı bölgelerde hiç olmaması nedeniyle, başta hububat olmak üzere, birçok üründe kuraklık sebebiyle büyük verim kaybı
olmuştur. Bu kayıp, bazı bölgelerde yüzde 50 oranında gerçekleşmiş, özellikle Lalapaşa ve Süleoğlu ilçelerinde yüzde 80’lere
varmıştır. Zaten, hayvancılıktan büyük darbe yiyen üreticinin mağduriyetinin önlenmesi için, devletin tohumluk yardımının
yanında, çiftçilerin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi gerekmektedir.
İkinci husus, Ergene Nehri ile ilgilidir. Özellikle Çorlu ve Lüleburgaz ilçe hudutları içerisinde kurulu bulunan, boya, tekstil ve
ilaç fabrikalarının atık arıtma tesisleri olmaması nedeniyle, nehir, su yerine zehir taşıyan konuma gelmiş; bunun neticesinde, çeltik
ekili alanlar büyük zarar görmüştür. Bu konuyu, Çevre Bakanlığının dikkatine sunmak isterim. Bu fabrikalar, verimli tarım arazileri
üzerinde kurulmuştur ve yeraltı sularının tükenmesinde en önemli faktördür. Bunlar yetmezmiş gibi, nehre zehir akıtmaktadırlar.
Devletin, bir taraftan nehir yatağını açmak için milyarlar harcarken, bu fabrikalara arıtma tesisi kurulması yönünde hiçbir önlem
almamasına akıl erdirmek mümkün değildir.
Şimdi, hukuk devleti olduğunu her fırsatta dile getirdiğimiz ülkemizde, Sanayi Bakanlığının Tarım Satış Kooperatifi
Birliklerinde yaptığı uygulamalara gelelim.
Birliklerin kuruluş amacı, Türk çiftçisini, özel sektörün sömürüsüne karşı korumaktır. Örneğin, Tariş, 1934 yılında, Atatürk’ün
emriyle kurulmuştur. Son üç yıldır devlet destekleme kapsamı dışına çıkarılan birlikler, kendi yağlarıyla kavrulup ayakta durmaya
çalıştılar; devletten hiçbir destek görmediler. Ortaklardan seçimle gelen yönetim kurulları, birlikleri ayakta tutmak için cansiparane
görev yaptılar. Bundan yaklaşık iki ay önce, Tariş, Trakyabirlik, Antbirlik, Karadenizbirlik ve Kozabirlik genel müdürleri, sudan
gerekçelerle, geçici olarak, kuruluş kanunu hakkında çalışmalarda bulunmak üzere Ankara’ya çağrıldılar. Görevlerini tamamlamış
olmalarına rağmen, hâlâ geri gönderilmediler; yerlerine vekâleten görevlendirme yapıldı.
Hükümetlerin mevcut şartlarda kendi atadığı genel müdürüyle çalışması normaldir; ancak, genel müdürleri değiştiremeyen
bakanın gücü, kimlere yetti dersiniz; ortaklar tarafından seçilmiş, üretici temsilcisi olan yönetim kurullarına. Evet, Trakyabirlikte
seçilmiş yönetim kurulu, sudan bahanelerle görevden alınmıştır. Tarişte, Çukobirlikte personel kıyımı başladı. Yine, Trakyabirlik
Genel Müdürlüğünde, müfettiş raporu bahane edilerek, personel kıyımı başlatıldı ve bütün hızıyla devam ediyor.
Değerli milletvekilleri, hukuk devletinde yaşıyoruz ve Sanayi Bakanlığı bütçesi görüşülürken, 53 üncü ve 54 üncü Hükümet
Programı okunurken, birliklerin demokratikleşmesinden bahsedildi. Sayın bakan, siyasî atama yapmayacağını söyledi; fakat,
Trakyabirlikte yapılan son uygulamalar, Doğru Yol Partisi il ve ilçe teşkilatları ile baş başa verilerek, Birlik binasında
gerçekleştirildi.
Şimdi, bu uygulamaları yapanlara sesleniyorum: Tarım kesimi, sizin zihniyetinizde olduğu gibi, oy pusulası değildir, oy deposu
değildir; sandığa giden oy pusulası gibi görmeyiniz. Daha hâlâ bu zihniyeti taşıyor ve tabanı tabana kırdırıyorsunuz; benim
üzüntüm bu. (DSP sıralarından alkışlar) Ahmetleri aldınız, Mehmetleri atadınız... Amacınız nedir? Birlikler, bu yıl ürün parasını
geç ödediyse, gübre veremediyse, bu, hükümetlerin siyasî kararları sayesinde olmadı mı?
İki ay önce, Bakanlık müfettişleri, Trakyabirlikte uzun süre inceleme yaptı; usulsüzlük ve yolsuzluk olmadığı görüldü; ama, ne
yazık ki, Bakanlık, Yönetim Kurulunu, yine de partizan bir tutumla görevden aldı.
Geçmiş unutulmasın... Müsteşarları, genel müdürleri kenara itip, kendini Bakan üzeri sanan kişinin aktif görevde olduğu
zaman...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın İlimen, 1 dakika içerisinde lütfen toparlayalım.
MUSTAFA İLİMEN (Devamla) – ... bu Birlik’in Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu, ağır cezada yargılandı.
Bu birlikleri, sanayicilere peşkeş çekmek istiyorsanız, Partinizin çiftliği haline dönüştürmek istiyorsanız, birlikleri tasfiye etmek
istiyorsanız, buna, ne çiftçiler ne de Demokratik Sol Parti, izin vermeyecektir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İlimen.
Gündemdışı konuşmayı yanıtlamak üzere, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Musa Demirci; buyurun efendim. (RP
sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MUSA DEMİRCİ (Sıvas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Edirne Milletvekili Sayın Mustafa İlimen, Trakya yöresinde meydana gelen kuraklıkla alakalı gündemdışı konuşma yaptılar;
kendilerine teşekkür ediyorum. Konuşmalarının bir bölümü Bakanlığımızla ilgili; ancak, diğer bir bölümü Bakanlığımı alakadar
etmediği için, o bölüme cevap vermeyeceğim.
Değerli milletvekilleri, Trakya yöresinde, 20 Nisandan itibaren yağış olmamıştır; ancak, 15 Mayıstan itibaren de, o bölge, tam
kurak periyodun içerisine girmiştir ve dolayısıyla, o bölgenin hâkim mahsulü olan buğdayda yüzde 40 ilâ yüzde 60 oranında zarar
meydana gelmiştir. Yine, o bölgenin hâkim mahsulü olan ayçiçeğinde yüzde 30 oranında hasar görülmüştür. Trakya yöresi
bugünlerde bir yağış alamadığı takdirde, bu hasarın yüzde 50’ye çıkacağı hesap edilmektedir. Tarım Bakanlığımızın taşrada
kuruluşları olan il müdürlüklerine gerekli emir verilmiş ve hasar tespit komisyonları kurulmak suretiyle, bu iki mahsul ve diğer
mahsullerde meydana gelen hasarlar tespit edilmektedir. Tabiî, bu hasar tespitlerinden sonra, çiftçilerimizin tohumluk ihtiyacından
doğan ve onun dışında, çiftçilerimizin Ziraat Bankasına ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçları mutlak surette ertelenecektir.
Hükümet olarak, çiftçilerimizin yanında olduğumuzu ve çiftçilerimizin bu sıkıntıları -gerek tohumluk olarak gerek kredi almış;
ama, ödemeleri imkân dahilinde olmayan kredilerinin ertelenmesi- konusunda üzerimize düşen her türlü görevi yapacağımızı
buradan arz ediyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum; sağ olun. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirci.
Değerli milletvekilleri, Meclis araştırması önergeleri vardır, okutacağım; ancak, önergeler oldukça uzun olduğu için, kâtip
arkadaşımızın önergeleri oturarak okuması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Birinci önergeyi okutuyorum:
B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 26 arkadaşının; Türk Dış Ticaret Bankası A.Ş.’nin Lapis Grubu Şirketlerine
teminatsız ve yasalara aykırı krediler verdiği ve Hazinenin zarara uğratıldığı iddialarını araştırmak amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/93)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türk Dış Ticaret Bankası Anonim Şirketi hisselerinin Türkiye İş Bankası Anonim Şirketi tarafından Lapis Grubunun Holding
Şirketine devri ve ilgili şirkete 10 aylık bir süre içinde Lapis Grubu Şirketlerine verdiği teminatsız kredilerin geri ödenmesi nedeniyle
Hazinenin uğradığı milyarlarca zarar nedeniyle bir Meclis araştırmasına, Anayasamızın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri gereğince zaruret vardır.
Yüce Meclise saygılarımızla arz ederiz.
1. Halit Dumankaya (İstanbul)
2. Yaşar Okuyan (Yalova)
3. Şerif Bedirhanoğlu (Van)
4. Cengiz Altınkaya (Aydın)
5. Adil Aşırım (Iğdır)
6. Korkut Özal (İstanbul)
7. Mustafa Cumhur Ersümer (Çanakkale)
8. Naim Geylani (Hakkâri)
9. Yusuf Ekinci (Burdur)
10. Levent Mıstıkoğlu (Hatay)
11. Nejat Arseven (Ankara)
12. Ataullah Hamidi (Batman)
13. Metin Öney (İzmir)
14. Necati Güllülü (Erzurum)
15. Miraç Akdoğan (Malatya)
16. İbrahim Yılmaz (Kayseri)
17. Y.Selahattin Beyribey (Kars)
18. Hüseyin Yayla (Hatay)
19. Abdulkadir Baş (Nevşehir)
20. İrfan Köksalan (Ankara)
21. Yaşar Eryılmaz (Ağrı)
22. Hüsnü Sıvalıoğlu (Balıkesir)
23. Avni Kabaoğlu (Rize)
24. Aslan Ali Hatipoğlu (Amasya)
25. Enis Sülün (Tekirdağ)
26. İbrahim Çebi (Trabzon)
27. İlker Tuncay (Ankara)
Gerekçe:
Basınımızda oldukça geniş yer alan Türk Dış Ticaret Bankası Anonim Şirketi hisselerinin Lapis Grubuna satılması, Lapis
Holdingin krize girmesi ile satış işlemlerinin iptali ve bu arada Hazinenin uğradığı zarar.
Türkiye İş Bankasının iştiraki olan Dışbankta bulunan yüzde 89,11 oranındaki hissesi, 1993 yılında Hazine ve Dış Ticaret
Müsteşarlığının uygun görmesiyle, resmen Lapis Grubuna geçmiştir.
Bankanın Lapis Grubuna geçmesiyle, Dışbank ile Lapis Grubu arasında yoğun bir kredileşme trafiği başlamış, banka Lapis
Grubuna kaldığı on aylık süre içinde, yaklaşık 70 milyon ABD Dolarlık bir kredi, kendi grup şirketine tahsis edilmiştir.
Yine, bankanın, yurtdışında kurulu bulunan banka ve finans kurumlarında rehin temlik senedi kapsamında yapmış olduğu
yaklaşık 30 milyon ABD Doları da, yönetim kurulu başkanının talimatlarıyla, yurtdışında kurulu bulunan Lapis Grupları
firmasına aktarılmıştır.
Lapis Grubuna ait olan ve batan bankalardan olan TYT Bankın krize girdiği 1994 yılı içinde bankacılık faaliyetlerini yapamaz
duruma girmesi üzerine, Dışbank yoğun Türk Lirası ve döviz kredisi aktardı. Bu meblağın, bankanın battığı tarihte yaklaşık 63
milyon ABD Dolarına ulaştığı görülmektedir.
Dışbankın, böylece, Lapis Grubuna bağlı TYT Banka on aylık sürede aktarılan yaklaşık 160 ABD Dolarlık kredi olduğu ve
bu tutarın borçlularca geri ödenmediği görülmektedir.
Dışbank tarafından yüksek miktarda kredi kullanan ilgili grup şirketlerinin, gerek özsermaye ve gerekse kârlılık durumları son
derece yetersizdir. Bazı firmaların faaliyetleri durdurulduğu halde kredi kullandırıldığı, bazı firmalara sermayenin dörtyüz katınca
kredi kullandırıldığı, kullanılan bu krediler için teminat alınmadığı, kasıtlı olarak banka kaynaklarının grup şirketlerine usulsüz
bir şekilde aktarıldığı yetkililerce tespit edilmiştir.
Dışbank kaynaklarının bilinçli şekilde yasalara, sözleşmelere aykırı olarak ve on aylık kısa bir sürede gerek kârlılık ve
gerekse özsermaye bakımından son derece verimsiz olan grup şirketlerine teminat almadan aktarılan kredilerin bankayı büyük zarara
uğratarak, Bankalar Kanununun 64 üncü maddesinin uygulanmasına maruz bırakan o dönemdeki üst düzey yöneticileriyle ilgili
olarak, bu olaylardaki sorumlulukları gereği, Türk Ceza Yasası gereği haklarında takibat yapılıp yapılamayacağı, bankayı,
dolayısıyla Hazineyi uğrattıkları zararın tahsil edilip edilemeyeceği konularının araştırılması gereklidir.
Dışbankın İş Bankası tarafından Lapis Grubundan geri alınma işleminin vakti gelen 145 milyon borcu Dışbank kendi
kaynaklarıyla ödeyemeyecek durumda bulunduğundan, kapanacak dördüncü banka olacak ve bu nedenle İş Bankası Lapisten doğan
alacağını alamamakla karşı karşıya kalacaktır.
Dışbankın Doğan Grubuna verilmesi işlemleriyle İş Bankasının hiçbir kaybı olmamıştır.
Dışbankın Lapis Grubu firmalarına verdiği kredilerin geri ödenme ihtimalinin son derece zayıf olduğu, bu konuda maliye
müfettişlerince hazırlandığı mufassal bir raporun bulunduğu basında yer almıştır.
Dışbankın keyfî bir şekilde içi boşaltılarak, bir gruba, yasalara, yönetmeliklere aykırı bir şekilde krediler verilerek, Hazine
büyük zarara uğratılmıştır. Bankanın keyfî uygulamalarıyla bünyesi önemli ölçüde zaafa uğratılmış, bu işlemler sırasında yönetici
durumunda olan, Bankanın Yönetim Kurulu Başkanı, Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu üyelerinin haklarında, Türk Ceza
Kanununun 508 inci maddesi delaletiyle 510 uncu maddesi gereği savcılığa suç duyurusunda bulunulması ve takibat yapılması
müfettiş raporlarıyla belirtilmiştir.
Bu durumları araştırmalı, yapılması gerekli işlemleri yapmalı, varsa suçluları ortaya çıkarmak için, Anayasamızın 98 inci ve
İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri gereği bir araştırma yapılmasına zaruret vardır.
Gereğini Yüce Meclise arz ederiz.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
İkinci Meclis araştırması önergesini okutuyorum:
2. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 23 arkadaşının; et ithali konusunu araştırmak ve hayvancılığımızın
geliştirilmesi için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/94)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Et ithali konusunu araştırmak, hayvancılığımızı geliştirmek, alınması gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak üzere,
Anayasamızın 98 inci ve İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri gereği bir Meclis araştırmasında zaruret vardır.
Gereğini Yüce Meclise arz ederiz.
1. Halit Dumankaya (İstanbul)
2. Yaşar Okuyan (Yalova)
3. Şerif Bedirhanoğlu (Van)
4. Adil Aşırım (Iğdır)
5. Mustafa Cumhur Ersümer (Çanakkale)
6. Levent Mıstıkoğlu (Hatay)
7. Cengiz Altınkaya (Aydın)
8. Refik Aras (İstanbul)
9. Nejat Arseven (Ankara)
10. Metin Öney (İzmir)
11. Necati Güllülü (Erzurum)
12. Ataullah Hamidi (Batman)
13. Yusuf Selahattin Beyribey (Kars)
14. H. Avni Kabaoğlu (Rize)
15. Hüseyin Yayla (Hatay)
16. İrfan Köksalan (Ankara)
17. Hüsnü Sıvalıoğlu (Balıkesir)
18. İbrahim Yılmaz (Kayseri)
19. Miraç Akdoğan (Malatya)
20. Abdulkadir Baş (Nevşehir)
21. Aslan Ali Hatipoğlu (Amasya)
22. Enis Sülün (Tekirdağ)
23. Yaşar Eryılmaz (Ağrı)
24. Yusuf Ekinci (Burdur)
Gerekçe:
Doğu ve güneydoğudaki terör olayları nedeniyle, hayvancılığımız her geçen gün gerilemekte; besicilikle uğraşan, geçimlerini
bu uğraşıyla sağlayan köylülerimiz büyük bir sıkıntıya girmişlerdir.
Son senelerde, gerek verilen kredilerin partizanca dağıtıldığı, kredilerden hak edene verilmediği gerek hayvancılık konusunda
ciddî bir politikanın izlenmediği nedeniyle et ithali durumunda kalınılmıştır.
Yaklaşık et tüketimimiz 1 milyon 400 bin ton iken, yaklaşık 750 bin ton et üretmemiz nedeniyle 650 bin ton et ithal etmek
durumuyla karşı karşıya kalmaktayız.
Et ithaliyle ilgili olarak da, İngiltere’de baş gösteren ve günlerce kamuoyunu ve basını işgal eden deli dana hastalığı,
halkımızın paniğe kapılmasına, esnafımızın da büyük mağduriyetine sebep olmuştur.
Bu konuda Sağlık Bakanının yaptığı açıklaması da ayrıca bir talihsizlik olmuştur. İthal et, hayvancılığımıza büyük darbe
vururken, besici köylü vatandaşlarımızın hayvanlarını satamadığı için batma noktasındadır.
Verilen krediler de belirli kriterlere dayandırılmamış, torpilli kişilere verilmiştir.
Kredilendirilen kişilerden ahırlar istenmiş, bir ahırı olan kişilere, ahırları üçe bölünerek krediler verilmiştir. Kredilerin
üreticiye bizzat verilmesi düşünülmemiştir.
Doğu ve güneydoğudaki mezraların boşaltılması, hayvancılığımıza büyük darbe vurmuştur. Et ithali ise, bazı ithalatçılar,
fahiş kârla, nerede, nasıl kesildiğine bakmadan, lop et ithal ederek, halkımızın sağlığına hiç değer verilmemiştir.
Hayvancılığımızın geliştirilmesinin yollarını aramak, alınması gerekli tedbirleri araştırmak, et ithaliyle ilgili konuların
üzerinde gerekli incelemeleri yapmak üzere bir araştırmanın yapılmasına, Anayasamızın 98 inci ve İçtüzüğümüzün 104 ve 105
inci maddeleri gereğince zaruret vardır.
Gereğini Yüce Meclise arz ederim.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Üçüncü önergeyi okutuyorum:
3. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya ve 26 arkadaşının; İstanbul Perşembe Pazarı Ticaret Merkezi (PERPA)’nın içinde
bulunduğu durumun araştırılarak ülke ekonomisine kazandırılabilmesi için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/95)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayan, ticaretin kalbi olarak bilinen Perşembe Pazarı Ticaret Merkezinin, PERPA
Kooperatifi adı altında Anavatan döneminde, Anavatan İstanbul Büyükşehir Belediyesinin öncülüğünde inşaatı tamamlanan devasa
bir ticaret merkezi olan bu yer, kısır çekişmeler yüzünden atıl bir vaziyette bulunmaktadır.
Dünya ticaretinin sınır tanımadığı günümüzde PERPA’yı bu halden kurtarıp, Türk ekonomisine kazandırmak için,
Anayasamızın 98 ve İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri gereği bir araştırma yapılmasında zaruret vardır.
Gereğini Yüce Heyetinize arz ederiz.
1. Halit Dumankaya (İstanbul)
2. Korkut Özal (İstanbul)
3. Yaşar Okuyan (Yalova)
4. Adil Aşırım (Iğdır)
5. Şerif Bedirhanoğlu (Van)
6. Cengiz Altınkaya (Aydın)
7. Naim Geylani (Hakkâri)
8. Mustafa Cumhur Ersümer (Çanakkale)
9. Nejat Arseven (Ankara)
10. Refik Aras (İstanbul)
11. Levent Mıstıkoğlu (Hatay)
12. Miraç Akdoğan (Malatya)
13. Ataullah Hamidi (Batman)
14. Yusuf Ekinci (Burdur)
15. Necati Güllülü (Erzurum)
16. Hüseyin Yayla (Hatay)
17. Yusuf Selahattin Beyribey (Kars)
18. Aslan Ali Hatipoğlu (Amasya)
19. H. Avni Kabaoğlu (Rize)
20. İbrahim Yılmaz (Kayseri)
21. Hüsnü Sıvalıoğlu (Balıkesir)
22. Abdulkadir Baş (Nevşehir)
23. İlker Tuncay (Ankara)
24. Enis Sülün (Tekirdağ)
25. Metin Öney (İzmir)
26. Yaşar Eryılmaz (Ağrı)
27. İbrahim Çebi (Trabzon)
Gerekçe:
Perşembe Pazarı, ticaret bakımından İstanbul’un ve Türkiye’nin beyni konumundadır.
80’li yıllarda, İstanbul Büyükşehir Belediyesince Haliç’in düzenlenmesi esnasında, Perşembe Pazarının buradan kaldırılarak
başka bir yere taşınmasına karar verilmiştir. Bu kararın verilmesinde, artan yoğun trafiğin de etkisi olmuştur.
Türkiye’nin ve İstanbul’un bir şantiyeye çevrildiği bir dönemde, İstanbul Belediye Başkanlığının öncülüğünde, Türkiye’nin
en büyük, dünyanın sayılı iş merkezlerinden biri olacak olan ve bu şekilde planlanan PERPA Projesi geliştirilmiştir. Kısa adı
PERPA olan bu dev proje içinde yüzlerde işyeri olan iş merkezi, kısa zamanda bitirilme aşamasına getirilmiştir.
Perşembe Pazarı esnaflarının kurduğu PERPA Kooperatifi kanalıyla, bir an önce işyerlerine kavuşmaları için, dişinden
tırnağından kestiklerinden, taksitlerini de zamanında ödemişlerdir. Son yıllarda, ekonomideki yanlış kararlar, ekonominin krize
girmesi PERPA esnafını da etkilemiştir. Bu dönemde ülke, son ellili yılların rekor düzeyde küçülme oranına sürüklenmiş,
enflasyonun üç haneli rakamlara ulaşması, her kesimi olduğu gibi, esnafımızı da etkilemiştir. Esnafımız, sattığı malı aynı fiyatla
yerine koyamamış, çoğu esnaf siftah etmeden kepenkleri kapatmışlardır.
Gecelik faizler yüzde binlere yükselmiş, cumhuriyet tarihinin en yüksek enflasyonuyla da işsizlik had safhaya ulaşmıştır. Bu
çöküş sadece ekonomiyle sınırlı kalmayarak, ahlakî ilkelerin çiğnenmesini de arkasından sürüklenmiştir.
Çalışarak, üreterek, satarak kazanma, yerini, bu başıbozukluktan istifade etmek isteyen köşe dönmecilere bırakmıştır.
Ülkenin içinde bulunduğu bu ekonomik krizden, daha hızlı koşarak, daha çok çalışarak, daha çok üreterek, daha çok satarak,
daha çok kazanarak ve daha çok vergi vererek çıkılmasıyla mümkün olacağı hiç kale alınmamıştır.
Perşembe Pazarı esnafı (PERPA), yukarıda bahsedildiği üzere, bir işçi gibi işinin yönetiminde gece gündüz çalışarak, çok
üreterek, çok satarak, ucuz satarak kazandığının vergisini de ödeyerek hak ettiği yere kendi gücüyle gelmiştir. Hiçbir zaman teşvikler
alarak devleti tırtıklamamıştır.
Ekonominin sınır tanımadığı günümüzde, PERPA gibi dev bir ticaret merkezi, ülkemiz ticaretinde önemli bir yer tutacak,
ekonomimize büyük katkılar sağlayacaktır. Gelin görün ki, esnafımızın dişinden tırnağından artırarak ödediği taksitlerle trilyonlar
harcanarak yapılan bu dev iş merkezi; bugünkü ekonomik şartlarda bir yenisinin esnafımızca yapılması mümkün değildir.
Ülkemiz ticaretinde önemli bir yer tutan, ekonomimize büyük katkılar sağlayacak olan PERPA İş Merkezi, bugün atıl
durumdadır. Hiçbir esnafımızın bir yenisini yapmasının mümkün olamayacağı PERPA İş Merkezinin atıl bir vaziyette
bırakılması, her yönüyle ülkemiz ekonomisine vurulan bir darbedir.
Perşembe Pazarı esnafı perişan durumdadır. Gümrük birliğine girdiğimiz günümüzde, toplu iş merkezlerine daha çok ihtiyaç
duyulduğu bir dönemde PERPA’nın bakımsız ve atıl bir durumda bırakılması, ülke ekonomisine yapılan en büyük kötülüktür.
PERPA’da büyük bir yönetim boşluğu bulunmaktadır. Kooperatiflerin kaderleri olan olaylar, PERPA Kooperatifinde de
yaşanmaktadır.
Adam kayırmalar, partizanlıklar, haksız mal sahibi olma hevesleri, beceriksiz yönetim, PERPA’nın bu hale gelmesine,
mahkemelere düşmesine neden olmaktadır.
Yönetimi eline geçirenler, bu esnafın geleceğini düşüneceğine, kendilerinin siyasî gelecekleri için, burayı, bir sıçrama tahtası
şeklinde kullanmışlardır.
PERPA’ya gelen Sanayi ve Ticaret Bakanlığı müfettişleri de, diğer kooperatiflerde olduğu gibi yüzeysel raporlarla işleri
geçiştirmektedirler.
Bugünkü ekonomik şartlarda trilyonlar harcanarak yapılan dev ticaret merkezi kısır çekişmeler yüzünden bir türlü faaliyete
geçirilememiştir. Beklenen neticenin alınamaması, buradaki esnafın değil, yasalardaki boşluktan istifade eden bazı açıkgöz
yöneticilerin beceriksizliğinden ve kötü niyetlerindendir.
İlgili mevzuatın gözden geçirilmesi, trilyonlar harcanarak meydana getirilen PERPA’nın bu atıl vaziyetten kurtarılarak, ülke
ekonomisine kazandırılması için, Anayasamızın 98 ve Meclis İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddesi gereği bir Meclis
araştırması açılmasında zaruret vardır.
Yüce Meclise arz ederiz.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırasında
yapılacaktır.
Komisyondan istifa önergesi vardır; okutuyorum:
C) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in, Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/57)
11.7.1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Değişen oranlar karşısında Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden çekiliyorum.
Gereğini arz ederim.
Saygılarımla
Meral Akşener
İstanbul
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğündeki usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları konusundaki (10/6) esas numaralı Meclis
Araştırma Komisyonunun, çalışma süresinin uzatılmasına dair bir tezkeresi vardır; okutuyorum.
2. – (10/6) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun çalışma süresinin kesin süreyle
uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/378)
10.7.1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
27.3.1996 tarihinde kurulan (10/6) esas nolu Araştırma Komisyonumuz, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğünce yapılan
işlemler üzerindeki usulsüzlük ve yolsuzlukları tespit etmek amacıyla 12 ana konu tespit etmiş ve bu konularla ilgili belgeler
üzerindeki çalışmalarının sonucunu alma aşamasına gelmiştir.
Komisyonumuz, bu nedenle, çalışmalarının 11.7.1996 tarihinden itibaren bir aylık kesin bir süreyle uzatılmasını
kararlaştırmıştır.
Gereğini takdir ve tensiplerinize arz ederim.
Saygılarımla.
Tuncay Karaytuğ
Adana
Komisyon Başkanvekili
BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bu Komisyon, daha önce üç ay süre kullanmıştır. İçtüzüğün 105 inci maddesi,
araştırmasını üç ay içinde bitiremeyen komisyona bir aylık kesin süre verileceği hükmünü içermektedir. Bu nedenle, Komisyonun
süre talebini, bilgilerinize sunuyorum.
Sözlü soruların geri alınmasına dair önergeler vardır; okutuyorum:
3. – Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt’ün, (6/22) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/58)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Acil servis ve hizmetlerle ilgili olarak Sayın Sağlık Bakanına yönelttiğim, gündemin 22 nci sırasındaki 6/22-824 sayılı sözlü
soru önergeme yazılı olarak cevap almış bulunduğumdan, söz konusu önergemi geri almış bulunuyorum.
Arz ederim.
Sema Pişkinsüt
Aydın
4. – İzmir Milletvekili Hakan Tartan’ın, (6/39) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/59)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Çalışanların ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin ilaç ve tedavi giderleriyle ilgili olarak Sayın Sağlık Bakanına
yönelttiğim, gündemin 83 üncü sırasındaki 6/39-964 sayılı sözlü soru önergeme yazılı olarak cevap almış bulunduğumdan, söz
konusu önergemi geri almış bulunuyorum.
Arz ederim.
Hakan Tartan
İzmir
BAŞKAN – Önergeler geri verilmiştir.
Değerli milletvekilleri, Refah Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; önce okutup
işleme alacağım, sonra da oylarınıza arz edeceğim.
V. – ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. – (8/2) esas numaralı genel görüşme önerisinin gündemdeki yeri ve görüşme gününe ilişkin RP Grubu Önerisi
10.7.1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 10.7.1996 Çarşamba günü yaptığı toplantıda, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz
ederim.
Oğuzhan Asiltürk
RP Grup Başkanvekili
Öneri:
Genel Kurulun 10.7.1996 tarihli 75 inci Birleşiminde okunmuş bulunan, Hükümet adına Başbakan Necmettin Erbakan’ın,
ülkemizin özkaynaklarının geliştirilmesi konusundaki (8/2) esas numaralı genel görüşme önergesinin öngörüşmelerinin, Genel
Kurulun 11.7.1996 Perşembe günkü birleşiminde bütün işlerden önce yapılması; genel görüşme açılması kararlaştırıldığı
takdirde, genel görüşmenin, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer alması ve genel görüşmenin, Genel
Kurulun 16.7.1996 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, önerinin üzerinde, yazılı söz talepleri vardır; aleyhte, Anavatan Partisi Grup Başkanvekili
Bartın Milletvekili Sayın Zeki Çakan ve DSP Grup Başkanvekili Zonguldak Milletvekili Sayın Mümtaz Soysal.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan, lehinde...
BAŞKAN – Sayın Gözlükaya, siz, lehinde istiyorsunuz...
OĞUZHAN ASİLTÜRK (Malatya) – Sayın Başkan, ben de lehinde söz istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Asiltürk de önerinin lehinde söz istediler.
Önce, önerinin aleyhinde, Sayın Zeki Çakan; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Refah Partisi Grup Başkanvekili Sayın Oğuzhan Asiltürk,
Türkiye’nin özkaynaklarının geliştirilmesiyle ilgili Hükümet tarafından sunulan genel görüşme açılması önergesinin bugünkü
birleşimde müzakeresini temin etmek amacıyla Danışma Kurulunun toplanmasını arzulamış ve dün saat 16.00’da Meclis
Başkanlığının çağrısı üzerine Danışma Kurulu toplanmış; parti gruplarınca, konuyla ilgili mutabakat sağlanamamıştır. Başbakan
Sayın Necmettin Erbakan tarafından, Türkiye’nin özkaynaklarının geliştirilmesi konusunda genel görüşme açılması isteminin,
Meclis gündeminde, Refah Partisi Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı ve 12 arkadaşının, ülke kaynaklarının tespit edilmesi ve
değerlendirilmesi konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi mevcut iken ve gündemin birinci sırasında iken, aynı
mahiyette bir genel görüşme açılması talebinin iyi niyetle bağdaştığı kanaatinde değilim. Bu nedenle, bu önergenin aleyhinde,
kişisel görüşlerimi beyan etmek üzere huzurlarınızdayım. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; muhalefetteyken, adil düzen politikaları içerisinde her türlü kaynağın nasıl yaratılacağını,
özkaynaklara nasıl işlerlik kazandırılacağını ve ülkemizde kaynak sorununun olmadığını, bu kürsüde, defalarca dile getirenler,
bugün, Türkiye’nin özkaynaklarının geliştirilmesini ve kaynağın nereden, nasıl yaratılacağını bildiklerini belirterek hükümet
olmuşlardır. Hükümetlerin önde gelen görevleri, daha önce bildiklerini söyledikleri kaynakları yaratacak icraat yapmalarıdır. Önceki
hükümetlerin programlarının yüzde 80’ini kopya ederek kendi programları gibi sunanlar, arta kalan yüzde 20’lik bölümünü bilgi,
beceri ve yaratılacak kaynaklara ayırdıklarını, yine, bu kürsüden defalarca haykırmışlardır. Bugün, yeni kaynak yaratılması ve
özkaynakların geliştirilmesiyle ilgili böyle bir genel görüşme açılmasını neden arzu etmişlerdir; anlamak mümkün değildir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; muhalefetteyken “ülke varlıklarını doğru olarak tespit etmek, ortaya çıkarılmasını
engelleyen faktörleri belirlemek ve en verimli şekilde işletilmesini sağlayacak yol ve yöntemleri araştırmak ve bunları bir an evvel
geçerli kılmak hususu tartışılamayacak kadar açıktır” diyenler ve bu konuda, Meclis araştırması açılmasını isteyenler, bu
kaynakları, hükümet olmanın sorumluluğunda, yaratmak mecburiyetindedirler. Şayet yaratamıyorlarsa, biz, bunu, muhalefette
söyledik, iktidara geldik, kaynak bulamıyoruz diye bu kürsüden belirtmek zorundadırlar. Siyasî partiler, ilkeli, ilkeli oldukları kadar
da, geçmişlerine bağlı kalmak durumundadırlar. “Dün dündür, bugün bugündür” zihniyetiyle hareket etmenin mümkün olmadığı
çok açıktır. Sayın milletvekillerimizin, bu konuyu göz önünde bulundurarak, bu genel görüşme açılma istemine katılmayacaklarını
umarım.
Bu genel görüşmeden sonra, sanırım, Hükümet, çeşitli konuları içeren bir yetki talebiyle Genel Kurulun huzuruna gelecektir.
Muhalefetteki tutumuyla İktidardaki tutumun değişip değişmediğini, önümüzdeki günlerde hep birlikte görecek ve izleyeceğiz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bakın, 72 nci Birleşimde, Hükümet Programının müzakeresinde, Sayın Erbakan ne demiş,
zabıtlardan aynen okuyorum: “Önümüze getirilmiş olan bütçenin alternatifini, kalem kalem ortaya koyduk; ama, bunu lafla
söylemedik. Peki, bu paraları nereden bulacağız? Kuruş kuruş onu da gösterdik; nasıl gösterdik; bak, rantiyeciler, bir senede 47
milyar dolar kazanç elde etti. Bu 47 milyar doların 15 milyar doları haklıdır; ama, 32 milyar doları haksızdır” İşte, artakalan bu 32
milyar dolar, kendileri için bir kaynaktır. Bunu da belirtmek isterim.
Sayın Erbakan, bununla yetinmemiş, yine, aynı birleşimde, aynen onun ifadesiyle zabıtlardan okuyorum: “İkinci sebep nedir;
bu Hükümet Programında çözümler getirilmiş. Şimdi, bunların alternatiflerini ortaya koymak lazım. Nerede o babayiğit bakayım; şu
Programda getirilen teklifin alternatifini ortaya koysun da, onunla, şurada, saatlerce, o meseleyi bir tartışalım bakalım” diyen Sayın
Erbakan’ın, bu babayiğiti, bu Mecliste arama gereğini duyması ve böyle bir genel görüşme talebi istemesi, ciddiyetle ne ölçüde
bağdaşır; bunu, siz sayın milletvekillerimizin ve kamuoyunun takdirine bırakıyorum.
HASAN HÜSEYİN CEYLAN (Ankara) – Meclise... Meclise...
ZEKİ ÇAKAN (Devamla) – Sayın Erbakan, önce ateş ediyor, sonra nişan almaya çalışıyor. Genel Kuruldan, kerhen destekle
güvenoyu alan bu Hükümet, kanaatimce, kaynak yaratmakta da ustaca davranacak, siyasî partilerin ve milletvekillerinin görüşlerine
ihtiyaç duymayacaktır.
Bu düşüncelerle, sözlerime son verir, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (ANAP, DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakan.
Önerinin lehinde, Sayın Mehmet Gözlükaya; buyurun efendim.
Sayın Gözlükaya, süreniz 10 dakikadır.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Refah Partimiz... Partisinin... (ANAP, CHP ve DSP sıralarından alkışlar [!], gülüşmeler )
ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Partimiz!.. Partiniz oldu artık!..
MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) – Tabiî, son günlerde o kadar çok konuşuldu ki, dil sürçmesi olabilir. Ee, ortağımız ne de
olsa. (RP sıralarından alkışlar)
Şimdi, Refah Partisinin, Danışma Kuruluna getirdiği genel görüşme önerisi bütün gruplarca kabul görmediği için, grup önerisi
olarak Yüce Meclisin huzuruna gelmiştir. Bizim görüşüm şudur:
Bu genel görüşmenin yapılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Anayasanın ve İçtüzüğümüzün ilgili maddelerinde, toplum ve
devlet faaliyetlerinin Mecliste görüşülmesi mümkündür; genel görüşme bu sebeple ihdas edilmiştir.
Şimdi, ben, muhalefet partilerinin veya bu genel görüşmenin aleyhinde olan arkadaşlarımızın, bu kürsülerden “Hükümetler,
Meclisi dışlıyor, Meclisin fikrini almıyor. Halbuki, Meclis öne çıkarılmalıdır. Meclisin, iktidarın faaliyetlerinde, katkıları
sağlanmalıdır” diye görüş beyan ettiklerini çok iyi hatırlıyorum ve çok duymuşuzdur. O bakımdan, bugün gelen önerinin, yani
genel görüşme açılmasının aleyhinde görüş beyan etmelerini yadırgadım. Biraz sonra gelecekler, efendim, iktidar kaynak yaratmak
mecburiyetindedir, bunu kendisi bulacaktır; bulamadığı için de veya getireceği birtakım mükellefiyetleri bertaraf etmek için de,
Meclisi bağımlı hale getirdi veya onları bağlamış oldu, mulahefetin de fikirleri sebebiyle bunları yapmış olduk diyecekler; bu
bakımdan biz bu görüşe katılmıyoruz, bu genel görüşmeye gerek yok. Özkaynakların tespitini Hükümet yapsın, gibi bir gerekçeye
sığınacaklardır.
Bizim düşüncemiz odur ki, Meclisin her grubu Türkiye’nin özkaynaklarının tespiti yönündeki görüşlerini bu Mecliste gelip
söylemelidir, İktidara yardımcı olmalıdır. İktidara yardımcı olurken, ülkeye yardım ettiklerini de unutmamalıdırlar. Biz diyoruz
ki, bu genel görüşme Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılmalıdır ve Refah Partisinin bu önerisine katıldığımızı ifade ediyoruz,
Yüce Meclisin de katılacağına inanıyoruz.
Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gözlükaya.
Önerinin aleyhinde, Sayın Mümtaz Soysal; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Soysal, süreniz 10 dakikadır.
MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Sayın Başkan, sayın üyeler; değerli ve sempatik arkadaşımız Sayın Mehmet
Gözlükaya’nın deyimiyle Refah Partisi tarafından -”partimiz” dediği parti tarafından- (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)
sunulmuş olan bu genel görüşme isteği üzerinde konuşmak üzere karşınızdayım.
Yalnız, doğrusunu söylemek gerekirse, bu ortaklığın, bu kadar erken, bu kadar kolaylık ve -tabiri mazur görürseniz- hafifçe
ucuzluk kokan taktiği kullanabileceğine ihtimal vermiyordum; ama, oldu, dün arkadaşlarınızın da söylediği gibi, bizi, acele
Danışma Kurulu toplantısına çağırdılar “hayırdır inşallah” diyerek gittik; çünkü, bu kadar acele çağırıldığına göre çok önemli bir
konu vardır düşüncesindeydik. Doğrusu, bu konu önümüze geldiğinde hayretimizi de gizleyemedik. Üç noktada hayret etmiştik.
Birincisi gündemde, birinci araştırma önergesi olarak gözüken bir konunun neden bir genel görüşmeye dönüştürülmek istendiğini
anlayamamıştık.
İkincisi bu isticalin, bu aceleciliğin neden böyle bir iki gün içerisinde ortaya çıkıverdiğini tam olarak anlayamamıştık.
Bir de, genel görüşme konusunun, acaba, konunun genelliği üzerinde mi böyle bir isim taşıdığına hayret etmiştik; çünkü, genel
görüşme -anayasa hukukunda- görüşülmesine herkesin katıldığı bir denetim yoludur; o anlamda genel sayılır; yoksa, konusu çok
genel olacak diye bir şey yoktur; belirli olması gerekir.
Şimdi, Türkiye’nin özkaynaklarının geliştirilmesi şeklindeki bir deyimin uçsuz bucaksızlığı önünde, gerçekten, bunun, bir
genel görüşme konusu olup olamayacağı tartışmalıdır. Ne demek Türkiye’nin özkaynaklarının değerlendirilmesi; hangi kaynaklar?
Doğal kaynaklar mı? (DSP sıralarından alkışlar) Doğal kaynaklarsa, enerji mi; enerji üretmeye yarayacak kaynaklar mı; madenler
mi? Acaba, insan kaynaklarından mı söz edilmektedir; çünkü, dünyamız, insan kaynaklarının sözünün edildiği bir dünyadır.
Dolayısıyla “Türkiye’nin özkaynakları” denildiği zaman, bu, burada bir genel görüşmenin 20’şer dakikalık bölümleri içinde
konuşulabilecek bir şey değil; 20’şer ciltlik büyük araştırmaları gerektiren bir şey ve o açıdan bakarsanız, aslında, belki, araştırma
komisyonunun, bu konuda toplanması dahi kolay kabul edilebilecek bir şey değildir; böylesine genel bir konunun, Meclisin usulleri
içinde araştırılması da görüşülmesi de mümkün değildir. O zaman, niçin böyle bir girişimde bulunulmuştur sorusu, ister istemez
akıllara gelmektedir. Tabiî, akıllara gelince de Ziya Paşa’yı hatırlamamak mümkün değil. Hani ne demiş: “Sen herkesi kör, âlemi
sersem mi sanırsın?” Yani, bunun gerisindeki taktiği anlamamak için, ya kör ya sersem olmak gerekir; çünkü, çok açıktır, bellibaşlı
iki taktik vardır:
Birincisi, evvelki gün memura yüzde 50 zam yapıldı. Elbette hepimizin ortak dileğidir; hatta, hepimizin, acaba bu kadarı bile
yeter mi dediğimiz bir konudur ve Mecliste, şimdiye kadar hep bu istek dile getirilmiştir; ama, hepimizin elini kolunu bağlayan, işte
bu kaynak konusudur. Yoksa, yüzde 60 da, yüzde 70 de verilebilir; ama, kaynağı sağlam bir biçimde bulamazsak, arkasından yüzde
80’lik, yüzde 90’lık, yüzde 150’lik enflasyonlar, memura kaşıkla verdiğimizi kepçeyle alır.
Onun için, Meclisin, zaten bu konuda çok düşündüğü taşındığı; boşa koysa dolduramadığı, doluya koysa aldıramadığı bir
konuyu, şimdiki İktidarın böyle çalakalem yapıvermiş olması, aslında hepimizi sevindirmiştir; ama, bir yandan da hepimizi
kaygılandırmıştır. Şimdi, bu kaygının arkasından, kaynak konusunu Meclise getirdiğiniz zaman ve bu Mecliste, benim yapmakta
olduğum gibi “acaba mı” konuşmaları yapıldığı zaman, halk yığınlarının karşısına çıkıp, hele memurların karşısına çıkıp
“bakın biz verdik; onlar, kaynak bulmakta hasis davranıyorlar” demek ve bir taraftaki sorumsuzluğu, sorumluluk olarak, Meclisin geri
kalan bölümüne aktarmak çok kolaylaşmaktadır. Bunu sezmemek, bunu görmemek mümkün değil.
Ama, asıl üzerinde durmak istediğim nokta, parlamenter sistemle ilgili olan ve dolayısıyla genel görüşmenin anlamına ilişkin
olan noktadır. Bakın, parlamenter sistemle başka sistemleri birbirine karıştırmayalım. Parlamenter sistem, iktidar - muhalefet
ikilemi üzerine dayanır ve politikaları üretmek, politikaları meclisin önüne getirmek, iktidarların görevidir. Muhalefetin görevi de,
parlamentoların anası olan İngiliz Parlamentosunda da çok basit bir biçimde söylendiği gibi “Muhalefetin görevi, muhalefet
etmektir.” Bu kadar basit!.. Çünkü, hepimiz muhalefet ettik, siz de ettiniz. Muhalefet etmek demek, yapıcı olmamak, fikir
söylememek, katkıda bulunmamak demek değildir; muhalefet etmek, hükümetin, iktidarın inisiyatifiyle oluşturulmuş olan politikalar,
meclis önüne getirildiğinde “hayır, öyle olmaz böyle olur; öyle yaptığınız için biz muhalefet ediyoruz” diyebilmektir. Parlamenter
sistem böyle çalışır.
Ha, şimdi yapılmak istenen gibi bir usul de yok mudur; ama, o meclis hükümetleri denen başka bir sisteme özgü bir usuldür;
çünkü, oralarda, hükümet -meclisteki, demin söylediğim iktidar- muhalefet ikilemi üzerine değil- meclisin toptan verdiği vekâlete
dayanır. Hükümet, meclisin bir komisyonu gibidir. Konu getirilir, meclis tartışır “biz böyle bir politikaya vardık, size de vekâlet
veriyoruz, alın, yürütün” der. Bu Meclis, İstiklal Savaşı boyunca öyle çalışmıştır; ama, unutmayalım ki, 1924’ten beri, biz,
parlamenter sistemdeyiz. Parlamenter sistemde, iktidarlar sorumluluk yüklenirler ve o sorumluluğun birinci adımı, politikaları
oluşturmaktır.
İşte, özkaynakların -neyse o genişlik; daraltsak daraltsak, hangi kaynaksa- değerlendirilmesi konusunda politika üretmek
Hükümetin görevidir. O politika buraya getirilir; biz, yüzde 50 zam verdik, şöyle karşılayacağız: Örneğin, rantları vergilendireceğiz;
örneğin, hazine arazilerini satacağız... Neyse bu çare, Hükümet önce onun sorumluluğunu alır; ben düşündüm taşındım, bu yolu
buldum der, Meclise getirir. Biz de, Mecliste, hayır deriz; rantları yeterince vergilendirmemişsiniz, daha önce söylediğiniz ölçüde
vergilendirmemişsiniz deriz ya da hazine arazisi bütün milletin arazisidir, biz öyle, o kadar sattırmayız deriz; ne dersek deriz ve o
sırada da katkıda bulunuruz. Politikanın doğru yürütülmesi için katkıda bulunuruz; ama, sonradan... Yoksa, şimdi, önce politika
oluşturmak için, aslında, belki aylarca sürecek araştırmaların bile ortaya koyamayacağı bir değerlendirmeyi Meclisten istemek, yine
Anglosaksonların deyimiyle “arabayı atın önüne koşmak” demektir. Böyle olmaz. Hükümet, politikasını saptar; hatta, kurmak
zorunda olduğu ekonomik sosyal konsey gibi kurumlara danışır, onu ayarlar, ondan sonra Meclise gelir ve bunlar yasalaşır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Soysal, 1 dakika içinde toparlayabilirseniz...
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) – Normal olan yol budur. Bu normal yol izlenmediği içindir ki, basit bir taktiğe başvurulduğu
içindir ki Sayın Başkan, sayın üyeler, biz, bu girişime; yani, bu konunun genel görüşme konusu yapılmasına karşı çıkacağız;
çünkü, ne Anayasadaki genel görüşme kavramına uymaktadır, ne de içinde çalışmakta olduğumuz parlamenter sisteme uymaktadır.
Biz, aklımızın yatmadığı ve sistemin kabul etmediği şeylere “hayır” demek için kurulmuş bir partiyiz ve o bakımdan da “hayır”
diyeceğiz.
Teşekkür ederim. (DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soysal.
Önerinin lehinde, Sayın Oğuzhan Asiltürk; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
Sayın Asiltürk, süreniz 10 dakikadır.
OĞUZHAN ASİLTÜRK (Malatya) – Muhterem Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla
selamlıyorum ve biraz önce, gerek ANAP adına konuşan değerli arkadaşımızın gerek DSP adına konuşan değerli arkadaşımızın,
konuya, zannediyorum yeterince dikkat etmediğini, üzülerek gördüğümü ifade etmek istiyorum.
İstenilen şey nedir; istenilen şey şudur: Biz, Refah Partisi-Doğru Yol Partisi Hükümeti olarak göreve başlarken, Meclisi
hükümetin üzerinde gördüğümüzü ifade ettik. Bu, bizim anlayışımız. Bazı partiler de hükümeti Meclisten daha geride zannedebilir,
hatta öyle algılamasalar bile fiilen öyle davranabilirler. Meclisin hükümetin önünde olmasının manası nedir; hükümetler, bazı
konularda, politikalarının oluşturulmasındaki kendi mesuliyetlerini üzerlerine alarak icra yaparken; eğer, Meclisi üstün görüyorlarsa,
ona değer veriyorlarsa, bu icraatlarını yapmadan önce, meseleleri, getirir Meclisin önüne koyarlar. Mecliste, elbette, muhalefet partili
arkadaşlarımız, gayet tabiî olarak, ona karşı çıkarlar; istedikleri gibi onu eleştirirler; ancak, onların bu eleştirmesini, karşı
çıkmasını düşünerek hükümetler, Meclise saygı duyan hükümetler, meseleleri, meclislerde konuşmaktan uzaklaşamazlar. Geçmiş
dönemde, biz, acı acı bunu gördük; şikâyet ettik.
Şimdi, bu Hükümeti tebrik ediyorum; ilk defa, bu Hükümet, bu Meclise -demin ifade ettiğim manada- bir teklif getirmiş
bulunuyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi, Hükümet, milletiyle, Meclisiyle bir arada, elbirliği, gönül birliğiyle bir faaliyetin
içerisine girecek. Elbette, muhalefet partili üyelerin, buna, tenkit ederek de katkısı olacak; bunlar yanlıştır diyerek de katkısı olacak;
ancak, ben, hiç değilse -o tenkitlerini yine saygıyla karşılıyorum, ama- şunu da esirgememelerini umuyordum, bekliyordum: Biz,
sizin bu çalışmalarınızı tasvip etmiyoruz; ama, bu davranışınızı, bu Meclise saygı kabul ediyoruz; bu bakımdan bunu takdir
ediyoruz, demeliler. Bununla, kimse bir şey kaybetmez; aksine, herkes çok şey kazanır. Bu Hükümet, başarılarına -şayet başarılı
olursa- Meclisi ortak etmek istiyor; başarısızsa, başarısızlık Hükümetindir. Yoksa, bu meselelerin burada konuşulmasının
neticesinde, Hükümet, işte sizinle konuştuk, ondan sonra bu politikaları oluşturdum; başarıya siz ortak olduğunuz gibi,
başarısızlığa da ortaksınız, demeyecek; demiyor da. Hükümet, bu başarılarda Meclisin katkısını görmek istiyor. Bunun için de
özkaynakların geliştirilmesinde Mecliste bir genel görüşme açılmasını talep etmiş.
Sayın Soysal çok değer verdiğimiz bir arkadaşımız. “Özkaynak ne demek; anlamadım” diyor. İfade edeyim: Dış kaynak var ya
Sayın Soysal, o dış kaynağın karşısında olan millî kaynak, özkaynak; işte, kastedilen bu. (RP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar) Sizin de aynı şeye sahip çıkacağınızı umuyorum; ancak, böyle, millî kaynaklarımızın bir genel görüşmede
konuşulmasına karşı, Ziya Paşa’nın tabiriyle “siz, âlemi kör, herkesi sersem mi sanırsınız” diye cevap verdiniz; ama, biz, ne
kimseyi kör ne de sersem sanıyoruz; aksine, başta Sayın Soysal olmak üzere, bütün değerli parlamenter arkadaşlarımıza saygı
duyuyoruz ve bu saygı duyduğumuzdan dolayıdır ki, Mecliste böyle bir genel görüşmenin yapılması gerekliliğine inanıyoruz.
Bunun arkasında ne var; Sayın Soysal’a, ben, hemen ifade edeyim: Memurlara verilen zamla ilgili olarak, nedendir bilmiyorum...
Değerlendirmeyi de yapmak istemiyorum. Vaktiyle İstanbul’un su sıkıntısı vardı, biz, belediye başkanlığını aldıktan sonra,
Allah’ın lütfudur, bol yağmur yağdı, su sıkıntısı ortadan kalktı; eski belediye başkanımız “eh, ne yapayım, Allah da bunlara
yardım ediyor” diye bir ifade kullanmıştı ya, memnun olacağınıza inandığım için söylüyorum; şu anda altı aylık tahminlere göre,
öyle görünüyor ki, hatta bu maaşın ödeneceği zamana kadar 120 trilyonluk, tahminin üzerinde bir para Hazinede toplanmış olacak.
(RP sıralarından alkışlar)
NEJAT ARSEVEN (Ankara) – Oraya da mı yağmur yağıyor!..
OĞUZHAN ASİLTÜRK (Devamla) – Onun için, biz, bu kaynakları biliyoruz. Türkiye zengin bir ülke, kaynakları var, bu
kaynaklarını da, bu İktidar, en güzel şekilde ortaya koyacak, işletecek. Bu kaynaklardan kimsenin şüphesi olmasın. Bir önceki
konuşmamızda ne diyorsak onu, bir sonraki konuşmada değiştirecek kimseler değiliz. (ANAP sıralarından alkışlar[!]) Bunları siz
de biliyorsunuz. Bunda ucuzluk kokusu filan yok; ancak, üzülerek söylüyorum -sizlere nasıl saygı duyduğumu hepiniz biliyorsunuz;
ama, mademki ifade ettiniz söyleyeyim- biraz, yeterince anlamama kokusu geliyor benim burnuma. (RP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, mesele, adil düzenle ortaya konulan şeylerin değiştirilmesi meselesi değil burada. Adil düzen olarak,
ülkemizin zenginliğinden, kaynaklarının varlığından bahsettik. Biz, bu kaynakları, hiç, Mecliste görüşmeden, Hükümet olarak da
bir bir alır, ortaya koyar, geliştirir ve politikaları oluştururuz. Bunun için kimseye ihtiyacımız da yok; yani, şunu açıkça
söylüyorum: Bu, bir ihtiyaçtan dolayı gelmiyor; bir saygıdan dolayı geliyor. (RP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bunu
getirelim, konuşalım; ama, siz konuşurken “bizim bildiğimiz şu kadardır, başka bir kaynak bilmiyoruz” deyin, hatta, hiç
konuşmayın; ona da saygı gösteririz; ama, sizin katkınız olsun olmasın, biz, bu kaynakları en mükemmel şekilde alırız, götürürüz,
memleketin yararına kullanırız.
Danışma Kurulu toplantıya çağırılırken, değerli arkadaşlarım hepiniz biliyorsunuz -hiç olmazsa, idareci yetkililer, grup
idarecileri biliyorlar- nedir diye, Danışma Kuruluna bilmeden gidilmez. Danışma Kurulu hangi konuda toplantıya çağırılmışsa, o
konu, Meclis Başkanlığı tarafından yazılır; sanıyorum, Sayın Soysal’a o yazıyı ulaştırmadılar; yoksa, o yazıda, nelerin
konuşulacağının hepsi, çağıran Meclis Başkanı olduğu için -talep bizden geldi, benden geldi- o yazının içerisinde, nelerin
konuşulacağının hepsini ifade etmiş, gruplara bildirmişti. Bu bakımdan, böyle, hiç bilmeden, ne olduğunu anlamadan bir yere
çağırılıyor değil. Zaten, bu görev, bildiğiniz gibi, Meclis Başkanlığının görevidir. Ümit ve temenni ediyorum ki, Türkiye’nin
kalkınmasının konuşulmasını, burada, hiçbir arkadaşımız engellemek istemez; buna inanıyorum, hepinizin de aynı inançta
olduğunu biliyorum. Buradaki genel görüşmede de, Türkiye’nin özkaynakları acaba nasıl geliştirilebilir, nasıl artırılabilir... Olabilir;
bizim bilmediğimiz bazı kaynaklar varsa, bunları, bu kaynağı ortaya koymanın şerefi de size ait olarak -hangi parti grubu ortaya
koyuyorsa- milletin önüne, hepimizin iftiharla, elbirliğiyle yürüteceği bir güzel malzeme koyma imkânı hâsıl olur; birlikte
oluştururuz, birlikte inceleriz, birlikte konuşuruz -ümit ediyorum ki, bu konuda, bu söyleyeceğim cümleyi, en çok Sayın Soysal
arkadaşımız takdir edecek- ve neticede şu olur: Çoğulcu demokrasi olur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Asiltürk, 1 dakika içinde lütfen toparlayınız.
OĞUZHAN ASİLTÜRK (Devamla) – İşte, böyle yaparsak, çoğulcu demokrasi olur; bununla da hepimiz iftihar ederiz.
Değerli arkadaşlarımın bundan sonra yapacağı katkılarından, özkaynakların -dış kaynakların değil, özkaynakların- millî
kaynakların geliştirilmesine olan katkılarından dolayı, peşinen, hepsini tebrik ederek teşekkür ediyorum.
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Asiltürk.
Değerli milletvekilleri, öneri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, öneriyi yeniden okutup, oylarınıza sunacağım; ancak, lütfen, grup yetkilisi arkadaşlarımız kulislerdeki arkadaşların
içeri girmesini sağlasınlar; arkadaşlarımız, merdivenlerdeki hareketli oyları saymakta zorlanıyorlar.
Öneriyi okutuyorum; buyurun efendim.
10.07.1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Öneri:
Genel Kurulun 10.07.1996 tarihli 75 inci Birleşiminde okunmuş bulunan, Hükümet adına Başbakan Necmettin Erbakan’ın,
ülkemizin özkaynaklarının geliştirilmesi konusundaki (8/2) esas numaralı genel görüşme önergesinin öngörüşmelerinin Genel
Kurulun 11.07.1996 Perşembe günkü birleşiminde bütün işlerden önce yapılması, genel görüşme açılması kararlaştırıldığı
takdirde, genel görüşmenin gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer alması ve genel görüşmenin, Genel
Kurulun 16.7.1996 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Öneriyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir. (RP sıralarından alkışlar)
VI. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI
VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1. – Hükümet adına Başbakan Necmettin Erbakan’ın, ülkemizin özkaynaklarının geliştirilmesi konusunda genel görüşme
açılmasına ilişkin önergesi (8/2)
BAŞKAN – Alınan karar gereğince, Hükümet adına Başbakan Necmettin Erbakan’ın, ülkemizin özkaynaklarının geliştirilmesi
konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 nci ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına ilişkin
önergesinin öngörüşmelerine başlıyoruz.
Hükümet?.. Burada.
Önergeyi tekrar okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gerekçesini ekte sunduğumuz, Türkiye’nin özkaynaklarının geliştirilmesi konusundaki genel görüşme önergemizin, Anayasanın
98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 102 nci ve 103 üncü maddelerine göre işleme konulmasının Hükümetimizce
uygun bulunduğunu saygılarımla arz ederim.
Necmettin Erbakan
Başbakan
Toplumumuzu layık olduğu üstün hayat seviyesine yükseltmek, ekonomik ve sosyal kalkınmamızı tamamlamak sürecinde
karşılaşılan kaynak yetersizliğinin üstesinden gelmek üzere, ülkemizin atıl kalmış fizikî ve beşerî imkânlarının süratle harekete
geçirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Bu çerçevede, her şeyden önce, yetersiz kaynakların müsrif bir şekilde kullanılmasına yol açan hantal devlet mekanizmasının
yeniden düzenlenmesi ve bu doğrultuda, devletin, ekonomide ticarî ve üretici faaliyetlerden mümkün olduğu ölçüde çekilerek, kamu
kaynaklarının, devletin aslî fonksiyonları olan adalet, güvenlik ve altyapı alanlarına tahsis edilmesi gereklidir.
Devlet hizmetlerinin ifasında kaynak ve zaman israfına yol açan bürokrasi önlenecektir.
Devleti aslî fonksiyonlarına çekecek temel düzenlemeler yapılacak ve bu çerçevede rasyonel bir özelleştirme programına
ağırlık verilecektir. Özelleştirilmesinin zaman alacağı anlaşılan KİT’lerin de serbest piyasa ilkelerine uygun biçimde çalışması
sağlanacaktır.
Ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden, bu arada madenlerimizden ve ormanlarımızdan da azamî ölçüde yararlanılacak,
bunun sağlanması için özelleştirme ve rehabilitasyon dahil gerekli çalışmalar yapılacaktır.
Altyapı sektörlerinde etkinlik artırılacak, kamu kaynakları yanında özel kesim kaynaklarından da yararlanılacaktır. Bu
çerçevede, yap-işlet-devret ve yap-işlet modellerinin uygulanmasında karşılaşılan sorunlar çözülecektir.
Yatırım için ayrılan kaynakların farklı sektörlerdeki çok sayıda projeye dağıtılması yerine, belirlenecek öncelikli
sektörlerdeki önemli projelere aktarılması ve yarım kalmış yatırımların bir an önce tamamlanması sağlanacaktır.
Ekonominin, verimsiz, sosyal adalete aykırı, gelir dağılımını ters yönde etkileyen rant ekonomisi özelliklerini ortadan
kaldırmak amacıyla, üretim faktörleri üzerindeki vergi yükü hafifletilirken, her türlü rant gelirleri etkin biçimde vergilendirilecektir.
Vergi gelirlerini artırmak için, vergilendirilememiş alan ve sektörleri kapsayan vergi sistemi kurulacaktır. Bu bağlamda da tek
vergi numarası uygulamasına ve vergi idaresinde otomasyona gidilecektir.
Özel kesimin yatırıma konu olabilecek fonlarının gittikçe artan ve pahalı bir biçimde kamu tarafından el konmasına yol açan
içborçlanmanın en aza indirilmesi için hazinenin malî piyasalar üzerindeki baskısı azaltılacak, bu çerçevede içborçların vadesi
uzatılırken faizlerinin de makul seviyelere gerilemesi sağlanacaktır.
Koalisyon Hükümetinin her iki kanadı da, özellikle kayıtdışı ekonominin denetim altına alınması konusunda hemfikirdir.
Esasen bu konu başta olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen tüm siyasal partilerimiz, yeni kaynaklar
oluşturulacak KİT devlet imkânlarının genişletilmesi, kamu fonlarının israfı önlenerek, zorunlu hizmetlere daha fazla kaynak
aktarılmasının gereğine inanmaktadırlar. Zira bu konu yıllarca çözümsüz kaldığından bir hükümet sorunu değil, bir devlet sorunu
haline gelmiştir.
Böyle bir konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen bütün siyasî partilerimizin ortak sorumluluk alanı içine
gireceğinden siyasî partilerimizin bu konudaki çağrı ve tavsiyelerinin alınması amacıyla bu genel görüşme talep edilmektedir.
BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, İçtüzüğümüze göre, genel görüşme açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla, Hükümete,
siyasî parti gruplarına ve önerge sahibine söz verilecektir.
Konuşma süreleri; Hükümet ve gruplar için 20’şer dakika, önerge sahibi için 10 dakikadır.
BAŞBAKAN NECMETTİN ERBAKAN (Konya) – Sayın Başkan, önerge sahibi olarak görüşmelerin sonunda konuşacağım;
Hükümetimiz adına Sayın Maliye Bakanı konuşacak.
BAŞKAN – Peki.
Hükümet adına, Maliye Bakanı Sayın Abdüllatif Şener; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
Sayın Şener, süreniz 20 dakikadır.
MALİYE BAKANI ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, Hükümetin değerli üyeleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Başbakanlığında kurulan 54 üncü Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, 8 Temmuz 1996 günü
Türkiye Büyük Millet Meclisinden güvenoyu almıştır. Bu güvenoylaması vesilesiyle, güvenoyu veren, vermeyen bütün
milletvekillerimize, üyelerimize teşekkür etmeyi, buradan bir vecibe olarak tekrar ifade ediyorum.
Hepimizin bildiği gibi, ister iktidarda olsunlar, isterse muhalefette bulunsunlar, siyasî partilerimiz, demokratik siyasî hayatın
vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu anlayış içerisinde, demokrasileri demokrasi yapanın da muhalefet olduğu herkes tarafından bilinen bir
gerçektir. Bu anlayış çerçevesinde, Hükümetin kurulması sırasında, Sayın Başbakanımız, yapıcı ve kucaklayıcı bir tavır
sergilemişlerdir; iktidarıyla muhalefetiyle, bütün siyasî partilere kucak açmışlardır. Hükümetimiz daha ilk günden, muhalefetin
sesine kulak vermeyi bir vecibe olarak gördüğünü belirtmiş, ilan etmiştir; çünkü, bu güzel ülkemizin daha iyi günlere ulaşması için,
halkımızın mutluluğu ve refahı için, bütün siyasî partilerimizin, elbirliği içerisinde çalışması zarureti vardır, gerekliliği vardır.
Halkın refahı ve mutluluğu için, eğer muhalefet partilerinden, iyi, güzel, onaylanacak faydalı bir teklif gelmişse, iktidar olarak bu
teklife her zaman açık olduğumuzu defalarca belirtmişizdir. Bunu muhalefet söyledi diye, iyi önerileri, faydalı teklifleri de
reddetmeyeceğimizi her zaman belirttik; çünkü, bugün, ülkenin içinde bulunduğu sorunlar, belli siyasî partilere, hatta belli iktidarları
hedef almayı gerektirmemektedir. Ortaya çıkan sorunlar, artık, bir devlet sorunu haline gelmiştir; devletse, hepimizindir, ülke
hepimizindir; halkımızın mutluluğuysa, hepimizin mutluluğudur.
Bu genel görüşme önergesini, tüm partilerimizin ülke sorunlarına ve kaynaklarımızın harekete geçirilmesine ilişkin görüşlerine
İktidar olarak sahip çıkacağımızı belirtmek için vermiş bulunmaktayız. Çünkü, bütün siyasî partilerin ülke sorunlarıyla ilgili
görüşleri vardır, düşünceleri vardır, hatta, siyasî partilerimiz, ülke sorunlarıyla ilgili -bu kürsüden defalarca ifade edilmiştir- bir
sıralama yapsalar, aşağı yukarı bütün siyasî partilerimizin aynı sorunları listeye ilave ettikleri, sıraladıkları görülür. Belki, pek çok
konuda çözümlerde de anlaşma sağlanabilir; ama, belli bir oranda dahi olsa, siyasî partilerimiz arasında bu ülke sorunlarının
çözülmesiyle ilgili, çözümlenmesiyle ilgili farklı görüşler, farklı yaklaşımlar ve farklı öneriler vardır. Bu farklı yaklaşımlar ve
öneriler, elbette ki önemlidir ve yeni işe başlayan bir Hükümet olarak 54 üncü Hükümetimiz de, ülke kaynaklarının harekete
geçirilmesi konusunda muhalefete, iktidarıyla birlikte çağrıda bulunmaktadır. Bütün görüşlerinizi, düşüncelerinizi, önerilerinizi
getiriniz, faydalı olanlardan yararlanacağız; halkımız için, ülkemiz için, hangi teklifinizde faydalı bir nokta varsa, o noktadan
Hükümet olarak, İktidar olarak yararlanacağız diyoruz.
Bu noktada elbette bazı arkadaşlarımız, Hükümet olarak belli bir programınız yok mu diyecekler. Elbette, 54 üncü Hükümet
olarak bizim bir Hükümet Programımız vardır. Bu Hükümet Programıyla ilgili görüşlerimiz ve düşüncelerimiz bellidir; bu Mecliste
okunmuştur, tartışılmıştır, bütün siyasî partiler de, Hükümetimizin Programı konusunda görüşlerini belirtmişlerdir.
Biz, 54 üncü Hükümet olarak, ülkemizde mevcut bütün sorunları aşacağımıza, Türkiye’yi, iyi günlere ve mutlu yarınlara
taşıyacağımıza inanıyoruz; ama, kendi Program ve hedefimize duyduğumuz güven, diğer siyasî partilere, diğer siyasî partilerin
görüşlerine ve düşüncelerine kapılarımızı kapatmamızı gerektirmiyor. Amacımız, faydalı olana ulaşmaktır. Amacımız, halkın
mutluluğudur, refahıdır, huzurudur... Muhalefet partilerimizdeki bu faydalı görüşleri ve düşünceleri de almaya, her zaman bu
oturumda da, diğer vesilelerde de bize intikal ettirilecek faydalı görüşlerinden yararlanmaya hazırız.
Ülkemizin önemli sorunları vardır. Bu sorunlar, zaman zaman Genel Kurulun bu kürsüsünde tartışılır, siyasî partilerimiz
üzerinde görüşlerini beyan ederler. Terör, hepimizin bildiği gibi, önemli sorunlarımızdan biridir. 1983 yılından bugüne kadar, her
gün, sayısız vatandaşımız, güvenlik görevlimiz, bu olaylarda hayatlarını kaybetmektedirler. Terörün ortaya çıkardığı mal ve can
emniyetinin olmayışı, ekonomik sorunları büyütmektedir, sosyal problemleri artırmaktadır.
On milyonun üzerinde işsizimiz vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, her gün iş arayan vatandaşlarımızın akın alanı haline
dönüşmüştür. Bu sorunu, elbette ki, elbirliğiyle, bütün siyasî partilerimiz ortak bir sorun olarak görmektedirler. O halde, bu ortak
sorunu, ortak bir zeminde tartışmak ve üzerinde görüşmek hepimizin vazifesi olmalıdır.
Köylümüzün, çiftçimizin, sorunları vardır. Hayvancılığımızın ve tarımımızın bugün içine düştüğü bunalımlar, sorunlar,
bütün siyasî partilerimize intikal etmektedir. Bütün milletvekillerimiz, bu sorunların yükü ve bu sorunlara bağlı talepler karşısında
çözümler aramaktadır, çıkış yolları aramaktadırlar.
Memurlarımız, işçilerimiz, emeklilerimiz, dul ve yetimlerimiz ve özürlülerimizin sorunları vardır, bu Meclisten çözüm
beklemektedirler. Esnafımız, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, sorunlarının çözülmesine çare aramaktadırlar. İşadamlarımızın,
sanayicilerimizin ve tüccarlarımızın, ihracatçılarımızın aynı şekilde sorunlarının çözüm yeri de bu Meclistir.
Tüm bu sorunları ve problemleri çözebilmek için, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 1996 yılı bütçesi görüşülürken, Sayın
Başbakanımız ifade ettiler; 47 milyar dolarlık bir bütçemiz vardır; ama, bu ülkede, Batı standartlarında sağlık hizmetlerinin
verilebilmesi için, Batı standartlarında eğitim hizmetlerinin sunulabilmesi için, adalet hizmetlerinin istenilen düzeye ulaşabilmesi
için, millî savunma hizmetlerinin, millî karekterimize ve bağımsızlığımızı korumaya yönelik bir düzeyde, özlenen düzeyde
karşılanabilmesi için, dış politikaya ilişkin hizmetlerin yeterince görülebilmesi için, yeniden yapılanmayla ilgili, manevî
kalkınmayla ilgili hizmetlerin kâmil anlamda yerine getirilebilmesi için, bu 1996 yılı bütçesinin, aslında, 32 milyar dolarlık bir ilave
kaynağa ihtiyacı vardır. Bu sorun, bütün siyasî partilerin sorunudur ve bunu birlikte aşmak, birlikte tartışmak ve elbirliğiyle,
Türkiye’yi daha iyi, daha güzel günlere taşımak hepimizin görevidir.
Bu ülke, 65 milyon çalışkan insanın bulunduğu bir ülkedir. Bundan daha büyük bir servetin olamayacağını defalarca ifade ettik.
Yerüstü ve yeraltı zengin kaynaklara sahibiz ve aslında, bu tablo karşısında, Türkiye büyük bir ülkedir demeye hepimizin hakkı
vardır. Halkımızın önündeki birtakım yapay (sunî) engellerin ortadan kaldırılması suretiyle, elbette ki, bu görüntüsüne uygun
büyük bir ülke olmanın görüntülerini sergileyebilecek durumdadır.
Ancak, hepimizin bildiği gibi, yıllardır, kamu finansmanında önemli darboğazlar ve sıkıntılar vardır. Devlet bütçelerinin hali,
hepimizin yakinen takip ettiği gibi, bazı sorunları çözmemize engel olmaktadır. Hatta, halkı ezen, rantiyecileri besleyen, aysbergi
gittikçe büyüyen, büyük bir bölümü faize giden, üçte biri açık olan, yatırımı olmayan, enflasyonu ve işsizliği artan bütçeler
niteliğinde bu Meclise gelmektedir ve her yıl da tartışılmaktadır.
Bütçe yılı başı itibariyle öngörülen rakamlar, yani 1996 bütçemiz, belirttiğim gibi -milyar dolar cinsinden ifade edersek- 47
milyar dolardır. Bütçe açığı, yine yılbaşında öngörülen miktar itibariyle 12 milyar dolardır. Gayri safî millî hâsılamız ise, sadece
176 milyar dolardır; ancak, nüfus ve yüzölçümü itibariyle Türkiye’nin büyüklüğünde olmayan pekçok ülkede, bu rakamlar Türkiye ile
kıyaslanmayacak derecede yüksektir. Devamlı belirttiğimiz gibi, İspanya’nın gayri safî millî hâsılası 700 milyar dolar, bütçesi 180
milyar dolardır. İtalya’nın gayri safî millî hâsılası 1,4 trilyon dolar, bütçesi 520 milyar dolardır. Almanya 2,2 trilyon dolar gayri
safî millî hâsılaya sahipken 700-800 milyar dolarlık bütçesi vardır. Bu bütçelerle Türkiye’yi kıyasladığımızda, elbette ki,
konumumuza uygun büyük bir ülke olabilmemiz açısından, bütün siyasî partiler elbirliğiyle -iktidarda da olsalar, muhalefette de
olsalar- kucaklaşmak suretiyle ülke sorunlarını aşmamız ve Türkiye’yi gereken konumuna getirmemiz gerekir; bu, hepimizin
görevidir, yalnızca iktidarın görevi değildir.
Bu vermiş olduğumuz rakamlar, elbette ki, 1996 bütçesi itibariyle bütçe hazırlanırken, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
tartışılırken verilen rakamlardır; ancak, 54 üncü Hükümetin yeni göreve başladığı bugünlerde, içinde bulunduğumuz noktayı da
hep birlikte görmemiz gerekmektedir. Bulunduğumuz noktayı görüp, yolumuza, birlikte, önümüzü görerek devam etmemiz
gerekmektedir.
Bugün, hepimizin bildiği gibi, iç ekonomik dengeler yönünden, her geçen yıl hızla artmakta olan kamu kesimi finansman
açıkları ve özünde bu açıklardan kaynaklanan yıl bazında yüzde 80’lerde seyreden yüksek düzeyli bir enflasyon, en temel sorunu
oluşturmaktadır. Yüksek kamu açıklarının finansmanında tek kaynak haline gelen ve her geçen gün çığ gibi büyümekte olan
içborçlanma ve bu artan borçlanma talebi nedeniyle yüzde 100’lerin üzerinde seyreden içborç faiz oranları, bütçe açıklarının hızla
yükselmesine neden olmaktadır. Bütçe açıkları-faiz ödemeleri ilişkisinin mutlaka kırılması zaruretiyle karşı karşıyayız. Bu yapı
içerisinde, yıllık bütçe harcamalarının yüzde 46’sı düzeyine ulaşmış olan faiz harcamaları nedeniyle, kamu altyapı projeleri ve
yatırımlara yeterli kaynak aktarılamamaktadır; buna bağlı olarak da, işsizlik, bugün, Türkiye’nin en önemli sorunlarından birini
oluşturmaktadır.
Sadece bu tablo, kesit olarak verebileceğimiz tablo değildir. Son yıllarda, hatta 1980 sonrasındaki yeni ekonomik politikaların -
bazı olumlu yönleriyle birlikte- yuvarlayarak günümüze getirdiği problemlerle karşı karşıyayız. Kamu kesimi borçlanma gereğinin
gayri safî millî hâsılaya oranı, bu noktadan, nasıl büyük bir artış seyriyle karşı karşıya kaldığımızı göstermektedir. 1991 yılında
yüzde 10,2 olan kamu kesimi borçlanma gereği, 1993’te yüzde 12,2, 1994’te yüzde 8, 1995’te yüzde 6,5, 1996’da yüzde 7,5 olarak
öngörülmüş olmakla birlikte, devraldığımız tablo, yıl sonu itibariyle yüzde 10 civarında gerçekleşeceğini göstermektedir. Buna
bağlı olarak konsolide bütçe açıklarının gayri safî millî hâsılaya oranı da yıllar itibariyle bir birikimin ifadesi olarak sürekli
artmaktadır; 1991 yılında yüzde 5,3 olan bu oran, 1993’te yüzde 6,7; 1995’te yüzde 4,2; 1996’da yüzde 6,1 olarak öngörülmüş
olmakla birlikte -devraldığımız tablo itibariyle- yüzde 10’a yakın bir düzeyde gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. 1996 yılı bütçesinde
öngörülen bütçe açığının 861 trilyon lira olmasına rağmen, 53 üncü Hükümetin bize devrettiği tablo itibariyle, yıl sonunda
gerçekleşecek olan bütçe açığının 1,3 katrilyon lira olacağını da burada tespit etmek zaruretiyle karşı karşıyayız.
Kamu harcamalarının dağılımında da belli bir çarpıklığın olduğu, hepimiz tarafından gözlenecek bir husustur. Toplam bütçe
harcamalarının yüzde 50’ye yakını -şu ana kadarki bütçenin seyrinden anlaşıldığına göre- faiz harcaması olarak görülmektedir.
Devredilen itibariyle personel harcamaları yüzde 26, sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan yardımlar yüzde 9,7, yatırım
harcamaları ise, sadece yüzde 2,3 dolayındadır. Sosyal güvenlik kuruluşlarına yardımlar, bütçede 270 trilyon lira olarak
öngörülmüş olmakla birlikte, devredilen tablo, bunu, 315 trilyon lira olarak nihayetlendireceğe benzemektedir.
Görüldüğü gibi, şu ana kadar, 1996 bütçesinin seyrinden şu nokta tespit edilmektedir: Bütçedeki personel harcamaları, sosyal
güvenlik harcamaları ve yatırım harcamalarının tamamı, ancak faiz harcamalarına yetişebilmektedir. Personel için yapılan
harcamalar, ayda, sadece 65 trilyon lira düzeyinde seyrederken, faizler için her ay 115 trilyon lira kaynak ayrılmaktadır. 1996
bütçesinde 1 295 trilyon lira faiz ödemesi öngörülmekteyken, devraldığımız tablo itibariyle gerçekleşme tahmini 1,5 katrilyon lira
civarındadır.
BAŞKAN – Sayın Bakan, son 3 dakikanız...
MALİYE BAKANI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Hükümet olarak hedefimiz, konsolide bütçe açığını azaltarak
yatırımları artırmaktır; çalışan, üreten insanlarımızın, emekli ve muhtaçlarımızın bütçeden aldıkları payı artırmaktır ve
bütçeden ranta, faize giden kaynakları kısmaktır. İşte, son ücret zammındaki temel hedefimiz de budur; çünkü, bütçelerde personel
harcamaları gittikçe azalmaktadır. 1992 yılında, bütçe içerisinde personel harcamalarının payı yüzde 41 iken, 1993’te yüzde 34’e
düşmüştür, 1994’te yüzde 30’a düşmüştür, 1995’te yüzde 29’a düşmüştür, 1996’da ise, yüzde 26 olarak öngörülmüştür. Bütçe
içerisinde memurlarımıza, emeklilerimize ayrılan payın gittikçe düşmesi karşısında, rantiyecilere faiz olarak ödenen payların
artması karşısında, biz, çalışan insanlarımızın hakkını korumak kastı ve maksadıyla, bu son zamları yapmışızdır. Bu, bir
haksızlık değildir; çalışanlarımızın hak ettiklerini kendilerine vermek ve iade etmek anlamına gelmektedir.
Ancak, tüm çalışanlarımıza Hükümet olarak desteklerimiz sürecektir; köylülerimiz, işsizlerimiz, esnaf ve sanatkârlarımız,
tüccar ve sanayicilerimiz, izlemek istediğimiz ekonomik politikalar karşısında rahatlayacaklardır ve millî gelirden hak ettikleri payı
alacaklardır.
İçborç yükü, dışborç stoku ve bu stokların üzerimizde oluşturduğu yükü, bütün arkadaşlarımız yakinen takip etmektedirler.
İşte, bu tablolar karşısında ve özellikle, dışticaret açıklarında da -1996 yılı itibariyle- olumlu sinyallerin gelmemesi
karşısında, kamu kesimi finansman açığının karşılanması, bütün siyasî partilerimizin ortak bir sorunu halinde, bugünlere kadar
biriken bir sorun olarak gelmiş bulunmaktadır.
BAŞKAN – Sayın Bakan, son dakikanız.
MALİYE BAKANI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Kamu kesimi, açık ve faiz kıskacındadır. Devlet bütçeleri bu
yapısıyla, çalışan, üreten insanlara kaynak aktaran bir mekanizma olmaktan çıkmıştır, rantiyecilere kaynak aktaran bir çark haline
gelmiştir. Bunun sonucu olarak, bol, kaliteli ve ucuz üretim yerine, kolay, üretmeden, çalışmadan kazanma hırsına kapılanlar servet
sahibi olmaya başlamışlardır. Faiz kıskacından ve bu çarktan kurtulmak için, kaynak aramak zorundayız ve bu kaynağı, süratlice
temin etmek zorundayız.
Bunun da ötesinde, rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçiş, ekonomik kalkınmada temel esas olmalıdır ve bunu da
Programımıza yerleştirmiş bulunmaktayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen, 1 dakika içerisinde toparlayın.
MALİYE BAKANI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Sayın Başbakanımız, reel ekonomiye nasıl geçileceğini, 1996
bütçesi üzerinde yapmış olduğu konuşmasında açıkça belirtmiştir: “Reel ekonomiye geçebilmek için:
1- Para politikası IMF’ye bağlılıktan kurtarılmak suretiyle millî menfaatlarımıza uygun hale getirilmelidir,
2- Döviz kurları enflasyona uygun lineer trend takip etmelidir,
3- Halihazırda tatbik edilmek istenen düzende, faize üst bir sınır getirilmelidir,
4- Faiz gelirlerinden vergi alınmalıdır,
5- Şu reklam ve yanlış promosyon furyası kaldırılmalıdır,
6- Özelleştirmede peşkeş fikrinden vazgeçilmelidir; özelleştirme, üretim, verimlilik ve istihdam artışı sağlayacak bir anlayışa
kavuşturulmalıdır,
7- Kredilendirmede, üretim, istihdam, yeni teknoloji, bölgesel kalkınma, ihracat esasları getirilerek adil bir kredi dağıtım
mekanizması kurulmalıdır,
8- Mevduattan fazla kredi kullanılması önlenmelidir,
9- Faizler de gidere yazılmamalıdır,
10- Batık kredi olmamalıdır” diye, 10 reçetesini, net ve somut olarak ortaya koymuştur.
Şimdi, Hükümet Programımızda ortaya koyduğumuz çözümlerimiz de açıktır. Biz, kendi Programımıza inanıyoruz;
önümüzdeki günlerde Türkiye’nin iyiye gideceğine inanıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Bakan, saati durdurdum; lütfen toparlayınız.
MALİYE BAKANI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Bütün siyasî partilerimizden, bu tablo karşısında, önerilerini, gelip,
bu Mecliste takdim etmelerini beklediğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şener.
Grupları adına konuşmalara geçiyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Nihat Matkap; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA NİHAT MATKAP (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükümet tarafından, Anayasanın 98
ve Meclis İçtüzüğünün 102 nci maddesi gereğince verilmiş bulunan, Türkiye’nin öz kaynaklarının geliştirilmesi konulu Meclis
araştırması önergesi hakkındaki, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım.
Sözlerime başlarken, Sayın Başkanı ve sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, önce, bu önergeyle ilgili birkaç tespitimi sunmak istiyorum.
Bir; önergenin konusu, Türkiye’nin öz kaynaklarının geliştirilmesi hakkında siyasî parti gruplarının görüşlerinin alınması
olarak takdim ediliyor. Oysa, önerge metnine baktığınızda, Hükümet Programının, Program gereğince yapılacakların bir tekrarıyla
karşılaşıyorsunuz. Madem, Hükümet olarak, yapmayı düşündüklerinizi belirtiyorsunuz, o zaman neden görüş almak istiyorsunuz?
Eğer, yapacaklarınız konusunda grupların görüşünü istiyor iseniz, gruplar, Hükümet Programı tartışıldığı zaman, Programınızla
ilgili görüşlerini zaten belirttiler ve bu görüşleri doğrultusunda oy kullandılar.
Bakınız, önerge metninden birkaç paragraf sunayım:
“Devlet hizmetlerinin ifasında kaynak ve zaman israfına yol açan bürokrasi önlenecektir. -ki, yazım hatası var ‘öncelenecektir’
diye yazıyor-
Devleti aslî fonksiyonlarına çekecek temel düzenlemeler yapılacak ve bu çerçevede rasyonel bir özelleştirme programına
ağırlık verilecektir. -Programdan alıntılar bunlar-
Özelleştirilmesinin zaman alacağı anlaşılan KİT’lerin de serbest piyasa ilkelerine uygun biçimde çalışması sağlanacaktır.
Ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin, bu arada madenlerimizden ve ormanlarımızdan da azamî ölçüde yararlanılacak,
bunun sağlanması için özelleştirme ve rehabilitasyon dahil gerekli çalışmalar yapılacaktır.
Altyapı sektörlerinde etkinlik artırılacak, kamu kaynakları yanında özel kesim kaynaklarından da yararlanılacaktır. Bu
çerçevede yap-işlet-devret ve yap-işlet modellerinin uygulanmasında karşılaşılan sorunlar çözülecektir. “
Dikkat edin; yapılacaktır, çözülecektir, sağlanacaktır.
Yine devam ediyorum: “Yatırım için ayrılan kaynakların farklı sektörlerdeki çok sayıda projeye dağıtılması yerine,
belirlenecek öncelikli sektörlerdeki önemli projelere aktarılması ve yarım kalmış yatırımların bir an önce tamamlanması
sağlanacaktır.
Ekonominin, verimsiz, sosyal adalete aykırı, gelir dağılımını ters yönde etkileyen rant ekonomisi özelliklerini ortadan
kaldırmak amacıyla üretim faktörleri üzerindeki vergi yükü hafifletilirken her türlü rant gelirleri etkin biçimde vergilendirilecektir.”
Zaten, yapılacaklar, bu önergede bir bir sayılıyor. Vergi gelirleriyle ilgili yapılacaklar da anlatılıyor. “Vergi gelirlerini artırmak
için vergilendirilmemiş alan ve sektörleri kapsayan bir vergi sistemi kurulacaktır. Bu bağlamda da tek vergi numarası uygulamasına
ve vergi idaresinde otomasyona gidilecektir”denilmektedir. Bunun dışında “İç borçların vadesi uzatılırken faizlerinin de makul
seviyelere gerilemesi sağlanacaktır” denilmektedir.
Yapacaklarınızı zaten anlatmışsınız. Eğer, Meclisi, biraz önce Sayın Asiltürk’ün söylediği gibi, Hükümetin üstünde
görüyorsanız, bunları sıralamadan buraya getirirsiniz, görüş alırsınız. Madem bunlar sıralanıyor, gerçekten neden görüş
istendiğini anlamakta güçlük çekiyoruz. Dolayısıyla, bu önergenin mantığı yoktur, tutarlılığı yoktur.
İkinci tespitim; büyük bir olasılıkla, Sayın Başbakan bu önergeyi okumadan imzalamış; hatta hiçbir bakan okumamış; en
azından bir bakan arkadaşımız okumuş olsaydı, bu kadar bozuk bir Türkçe’ye izin vermezdi diye düşünüyorum. Önergeyi bütün
milletvekili arkadaşlarımın, özellikle Sayın Başbakanın dikkatle okumalarını rica ediyorum.
Bir diğer tespit; önergenin sondan bir önceki paragrafında, yeni Hükümetçe tespit edilmiş ülke sorunlarıyla ilgili olarak
yapılması gerekenlerin, bugüne kadar yapılmamış olması nedeniyle birikmiş olan sorunların, Hükümetin sorunu olmadığı, bu
sorunların, devlet sorunu olduğu ifade edilmektedir. Böyle bir mantık olur mu?!. Sayın Refahçılar, bugüne kadar ülkenin iyi idare
edilmediğini, ülkeyi, ancak Refah Partisinin idare etmesiyle sorunların aşılacağını söyleye söyleye halktan oy almadılar mı; değilse,
halka hiçbir şey söylemeden, hiçbir vaatte bulunmadan, oturduğunuz yerde, bilemediğimiz bir güçle mi 6,5 milyon oy aldınız?!.
Yoksa, bu sorunlar, siz iktidar olunca mı devlet sorunu oluyor!.. Eğer böyleyse, Hükümette ne işiniz var diye sormazlar mı?!.
Önergenin son fıkrasında, böyle bir konunun, Mecliste temsil edilen siyasî partilerin ortak sorumluluk alanı içine gireceğinden
söz edilmekte ve görüş istenmektedir. Bu talep, Refah Partisinin bugüne kadarki mesajlarıyla bağdaşıyor mu?!. Refah Partisi değil
miydi, bugüne kadar, kendisi dışındaki partileri, gelişmenin, kalkınmanın önündeki en büyük engel olarak takdim eden; kendisi
dışındaki partileri, emperyalizme hizmet etmekle, Batı taklitçiliğiyle suçlayan?.. O zaman, bu partilerden, neden görüş alma ihtiyacı
hissediyor; yoksa, bugüne kadar söylediklerinden pişmanlık mı duyuyor; yoksa, Refah Partisi de mi Batı taklitçisi oldu, sözlerini geri
mi alıyor; yoksa, bu söylediklerini, yalnız halkı kandırıp, oy almak için mi söylemiş?!. Önce, bu konularda anlaşmamız gerekiyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkımız zekîdir; bir partiye, durduğu yerde oy vermez; o partinin ülke sorunlarına bakış
açısına ve sunduğu çözüm önerilerine dikkat eder; bu önerilerini benimsemesi ve bu önerilere inanması halinde oy verir, en çok
inandığı partiye de iktidarın yolunu açar.
20 Ekim 1991 seçimleri öncesinde, halkımız, enflasyonu 500 günde yüzde 10 düzeyine indireceğini, ülkeyi
demokratikleştireceğini vaat eden dönemin Doğru Yol Partisi Genel Başkanı, bugünün Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’e
inandı, güvendi ve DYP’yi oylarıyla birinci parti yaptı. Geçen dönem, DYP’nin yüzde 90 düzeyinde yönlendirdiği hükümetlerde, ne
yazık ki enflasyon oranı yüzde 10’a düşeceğine, gün geldi yüzde 140’lara çıktı, gün geldi yüzde 70’ler düzeyinde seyretti.
Doğru Yol Partisinin, yine, 1991 seçimleri öncesinde vaat ettiği demokratikleşme konusunda Cumhuriyet Halk Partisi kanadınca
atılmak istenen adımlar Doğru Yol Partisi milletvekillerince destekleneceği yerde kösteklenince, halkımız, DYP’ye olan güvenini
yitirdi ve DYP’nin oyları büyük ölçüde geriledi.
HACI FİLİZ (Kırıkkale) – CHP’ninki arttı(!)
NİHAT MATKAP (Devamla) – Bir tespit yapıyorum izin verirseniz; ben nedenlerini de anlatıyorum... Onlara da gireriz; ama,
konu o değil.
Halkımız son genel seçimde; yani, 24 Aralık 1995 seçimlerinde, Refah Partisinin, ülkenin sorunlarına bakış açısını, ülke
sorunlarına çözüm önerilerini benimsedi ve Refah Partisini birinci parti yaptı. Bunun aksini iddia etmeyi gerçekçi bulmak doğru
değildir.
Şimdi, iktidara gelen Refah Partisine düşen görev, seçimler öncesi söylemlerine, vaatlerine, çözüm önerilerine sahip çıkmaktır.
Refah Partisi, mevcut sisteme entegre olmaya kalkarsa, oy aldığı seçmenini yanıltmış olur, kandırmış olur; buna hakkı yoktur.
Şimdi, Refah Partisinin iktidara gelmeden önce yaptığı tespitlerden ve sunduğu çözüm önerilerinden bir kısmını hatırlatmak
istiyorum. Bakınız arkadaşlarımızın tespitleri ve çözüm önerileri nasıldı, birkaç örnek aldım, bunları size sunmak istiyorum:
“Bu sistem sorgulanmalıdır. Sorun, Türkiye’de uygulanan ekonomik politikaların burada üretilmeyişidir. Türkiye’nin ihtiyacına
göre değil, bu politikaların üretildiği ülkelerin sorunlarına çözüm bulmak için bize ihraç edilen politikalar burada uygulanmaktadır.”
Yine tespitlerine devam ediyorum: “Piramidin tabanında yer alan az gelişmiş ülkeler, tepedeki gelişmiş ülkeler tarafından
uyarılıyor ve kendi ihtiyaçlarına uygun olarak biçimlendiriliyor. Açıkçası, bir yandan, çarpık, az gelişmiş ülkelerin kendi
ihtiyaçlarına çoğu kez uygun düşmeyen bir yapılanma ortaya çıkıyor, diğer yandan, tüm az gelişmiş ülkelerin ekonomik
kaynaklarının anlamlı bir kısmı Batı ülkelerine akıyor. Böylece, zamanla, ekonomi fiilen dışa bağımlı bir hale geliyor,
arkasından ekonomik bağımlılık siyasî bağımlılığa dönüşüyor.”
“Kimsenin yetkiyi halktan alıp Amerika’ya vermeye hakkı yoktur.” Bu da Refah Partisinin bir tespiti.
Devam ediyorum tespitlere: “Bugünkü kapitalist dünya, kendi gördüğü, kendi ulaştığı refahı, kendi emeklerinin, kendi
kaynaklarının bir ürünü olarak elde etmiş değildir; tüm dünyanın gözyaşı ve alınteri vardır onların harcında ve işte küresel düzen,
evrensel değerler denilen şey budur. Meclisin bu rahat ve sıcak ortamında rehavete kapılmayarak, Anadolu’nun bağrında, üzerinde
yılların yorgunluğu ve yılların yoksulluğu yüklenmiş çilekeş Anadolu insanının dertlerini, gerekirse evrensel değerleri gerekirse
küresel düzenleri sorgulayarak aşmak için geldik” deniliyor.
Yine bir tespit: “Bu kapitalizm, Papa’nın ifadesiyle, günah yumağıdır; bir zulüm düzenidir, bir soygun düzenidir. Bütün
kavramları, ilke ve kurumlarıyla bu düzen sorgulanmadan hiçbir yere varılmaz, Türkiye’nin hiçbir sorununa çözüm bulunmaz”
deniliyor.
Yine “sistem sorgulanmalıdır ve adil bir düzen kurulmalıdır” deniliyor.
Devam ediyorum: “Milletimiz bu sıkıntıları niçin çekiyor? Bunun iki tane önemli sebebi vardır; eğer, bu sebepleri doğru olarak
tespit ve teşhis edemezsek dertlere çare bulamayız.
Sebeplerden bir tanesi, bilelim ki, bugün Türkiye’de tatbik edilen bu koyu faizci kapitalist düzendir. -tekrar ediyorum: Türkiye’de
tatbik edilen bu koyu faizci kapitalist düzendir- Bu şikâyetler, düzenin kendisinden geliyor.
İkinci sebep de, Türkiye’de işbaşına gelen yönetimler, bu düzeni, yanlış bir görüşle, eksik, noksan ve yetersiz bir şekilde tatbik
ediyorlar.
Bu faizci kapitalist sistem neden bu meseleleri çözemiyor; çünkü, bu sistemin içerisinde, her zaman ifade ettiğimiz gibi, beş tane
mikrop vardır” deniliyor; mikrobun da açıklamaları yapılıyor. Daha sonra, yine ekonomik düzen içerisindeki koyu faizlere
değiniliyor; faizlerin masrafa yazılmasından şikâyet ediliyor ve bu yüzden üretimin pahalandığından, yatırımın pahalandığından,
yeni işyeri açmaya imkân kalmadığından söz ediliyor.
Yine bir tespit: “Bugünkü bankacılık düzeni, bu sistemde, yüksek kredi faizleriyle fakirden alıp, zenginin cebine basan bir
emmebasma tulumba gibi çalışıyor” deniliyor.
KAHRAMAN EMMİOĞLU (Gaziantep) - Doğru...
NİHAT MATKAP (Devamla) – Hepsi doğru... Zaten, güzel olmasaydı birinci parti olur muydunuz!..
Yine “bu düzende büyük sermaye, yönetimi etkiliyor, âdeta yönetimle büyük sermaye bir kartel kuruyor ve elbirliğiyle fakir
fukarayı eziyor.”
“Faizler masrafa yazılmasın, reklamlar masrafa yazılmasın” şeklinde, yine öneride bulunuluyor.
Yine bir öneri: “Bu düzende, istediği lüks otellerde, istediği gibi masraflar yapılıyor, mevcut kanunlar karşısında bunların
hepsi masrafa yazılıyor, sonra vergi kadar alınmak suretiyle fakire ödetiliyor.
Büyük sermaye bu düzende banka kuruyor, kendi parasını kullanmıyor; parasını bankaya veriyor, bankadan faiz alıyor; kendi
bankasından yüzde 120 kredi faiziyle borç para alıyor; üretimi, bu borç parayla yapıyor; maliyetlerini yükseltiyor; o nispette de kâr
koyuyor; neticede, fakir fukara eziliyor...
Kurulan fabrikalar, yönetimlerin yanlış tercihlerinden dolayı hatalı kurulmuş; mesela, bizim gübre fabrikalarımızın hepsi,
hammadde bakımından dışarıya bağımlıdır. Mazıdağı’nda, bizim, 100 milyon ton olarak bilinen fosfat rezervimiz var; yıllık
üretim, sadece 130 bin ton; ama, asgarî ihtiyacımız, 1 milyon 100 bin ton. Nereden geliyor bu; dışarıdan. Biz, fosfat ihraç
edeceğimiz halde, maalesef, dışarıdan fosfat ithal ediyoruz” deniliyor. Bütün bu tespitler, Refah Partili yetkililerin tespitleri.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu önerge konusunda Hükümetin bu talebine katkı
verebilmemiz için, biraz önce sıralamaya çalıştığım çözüm önerilerinin yaşama geçmesini beklemek durumundayız. Bunu, siyasî
ahlak açısından da gerekli görüyoruz. Bu vaatler doğrultusunda Refah Partisine oy veren kesimlerin yanıltılmasını, aldatılmasını
engellemek için de bu tavrı sergilemek zorundayız. Şimdi, eğer, bu söylenenlerin, bu tespitlerin, bu önerilerin gereği yapılacaksa,
akla şunlar geliyor: Bu düzenlemeler neler olmalıdır; bu sizin önerilerinizden...
BAŞKAN – Sayın Matkap, son 3 dakikanız...
NİHAT MATKAP (Devamla) – ... mevcut sistem, nasıl olacaksa bir an önce sorgulanmalıdır.
Dış ülkelerde üretilip, Türkiye’de uygulandığını iddia ettiğiniz politikalar hangileri ise, bir an önce tespit edilip, yürürlükten
kaldırılmalıdır.
Üçüncü olarak; halktan alınıp, Amerika’ya verildiği iddia edilen egemenliğin yeniden halka verilmesi için gereken düzenleme
yapılmalıdır. Bunun nasıl yapılacağını da merak ediyoruz. Birkaç gün önce, yeni Hükümet “Amerika Birleşik Devletleri ile
ilişkiler daha da geliştirilecektir” diye bir açıklama yaptı; acaba, bu düzenleme böyle mi olacak?!. (CHP sıralarından alkışlar)
İşsizliği yaratma ve de ekonomik gelişmeyi tıkama nedeni olarak takdim edilen faiz uygulamaları bütünüyle iptal edilmelidir.
Vergi kanunlarında değişiklik yapılarak, faiz ve reklâm ödemelerinin gider olarak yazımı uygulaması yürürlükten
kaldırılmalıdır.
Yüksek kredi faizleriyle fakirden alıp, zenginin cebine, bir emme basma tulumbası gibi çalışan bankacılık düzeni, sizin
İktidarınız döneminde bir an önce değiştirilmelidir.
Mazıdağı ve Refah Partisince bilinmekte olan ülkenin diğer doğal kaynaklarından gerekli üretim sağlanmalıdır.
Değerli milletvekilleri, Refah Partisinin yönlendirdiği 54 üncü Hükümetin bu vaatlerini yaşama geçirmeden, kendilerine göre
Batı taklitçisi olan siyasî partilerden görüş istemelerini, kendi seçmenlerine karşı büyük bir haksızlık olarak gördüğümüz için, bu
aşamada genel görüşme açılmasını doğru bulmadığımızı belirtiyor, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Matkap.
Gruplar adına ikinci söz, Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Gözlükaya’nın.
Buyurun Sayın Gözlükaya.
DYP GRUBU ADINA MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin mevcut
kaynaklarının tespitiyle ilgili olarak verilen genel görüşme önergesinin öngörüşmelerini yapıyoruz.
Bildiğiniz üzere bu önergenin öngörüşmeleri, Anayasamızın 98 inci maddesinin dördüncü fıkrası, İçtüzüğün 101 ve 103’üncü
maddelerinde öngörülen şekilde yapılmaktadır.
Bu önergenin gündeme alınmasıyla ilgili olarak yaptığımız görüşmede de belirttiğimiz gibi, burada amaçlanan husus şu:
Meclisin, dışarıda, yani, sadece tenkit etmekten kurtulması, müşahhas önerileri varsa, bu önerileriyle, bu gibi görüşmelerde,
Hükümete katkıda bulunması amacına yönelik olduğunu belirtmiştik; başka herhangi bir amacı olduğunu ileri sürmek mümkün
değildir.
İktidar partileri, yükü diğer partilerin üzerine atmayı düşünüyor değildir. Hükümet, Programında da, Meclisin ve diğer
partilerin her zaman görüşlerini alacağını, önemli konularda, mutlaka, Meclisin katkısının sağlanacağını ifade etmiştir. Bu
düşünceden hareketle, bu önerge buraya gelmiştir. Burada, herkes, her grup, fikirlerini açıkça söyleyecektir. Tabiî ki, sorumluluk
Hükümete aittir. Hükümet, bu hususta genel görüşme açılmasını isterken, hiçbir zaman sorumluluktan kaçıyor anlamında bir
anlayış içerisinde değildir.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de, hepimizin bildiği birçok önemli sorunlarımız var. Bu sorunları, Türkiye’de artık bilmeyen
yok; ama, satırbaşlarıyla birkaç tanesini belirtmekte fayda görüyorum:
Bildiğiniz üzere, hantal işleyen bir devlet yapımız var. Türkiye, merkezî hükümete ağırlık veren bir devlet işleyişi içerisinde.
Türkiye’nin, artık, yapısal bir değişikliğe ihtiyacı var ve bunun için de kaynaklara ihtiyaç var.
Keza, yerinde yönetim, mutlaka güçlendirilmelidir. Geçen dönem Genel Kurula gelmek üzere olan ve bundan önceki Hükümetin
de hazırladığı; ancak, henüz gelemeyen yerinde yönetimle ilgili kanun tasarılarının, mutlaka, Mecliste görüşülmesinde fayda var.
Tabiî, bunu yaparken, kaynaklara ihtiyacımız olacaktır.
Ayrıca, sağlık alanında sorunlarımız var. Geçmiş Hükümetler, sağlık sorunlarıyla ilgili birtakım tedbirler alma gayretleri içine
girdiler; ama, yeterli oldu mu; olmadı. Bugün hâlâ sorunlar devam etmektedir. Keza, sosyal güvenlik kuruluşlarındaki sorunlarımız
devam etmektedir. Bağ-kur, SSK ve Emekli Sandığından maaş alanlar veya emekli olanlar arasında büyük sorunlar yaşanmaktadır.
Hükümetin amaçlarından biri, Programında da ifade ettiği gibi, sosyal güvenlik kuruluşlarının ıslahı ve mümkün olduğunca,
bunların, bir çatı altında toplanmasıdır; bu düşünce hâkimdir ve bunun gerçekleşmesini de, Doğru Yol Partisi olarak, her zaman
savunarak geldik. Bu, geçmiş hükümetler döneminde gerçekleştirilemedi; ama, inşallah, bu Hükümet, bunu gerçekleştirmelidir;
gerçekleştirmesinde de zaruret vardır.
Bugün, hepiniz biliyorsunuz ki, Bağ-Kur emeklisini, Bağ-Kur’luyu, bir üniversite hastanesinde tedavi ettirme şansına sahip
değiliz; SSK’lı, bundan biraz daha avantajlı; ama, Emekli Sandığı emeklisi biraz daha rahat. Onun için, mutlaka, gerek maaşta
gerekse sağlık hizmetlerinde, bu dengesizliğin ve ayrıcalığın giderilmesi gerekmektedir. Bunun için de, kaynaklara ihtiyaç vardır.
Devlet, yeşilkartla ilgili olarak, her gün, milyarları, hastanelerimize yatırmakta, vatandaşlarımıza harcamaktadır; ama, bu
sağlık sorunlarının halledildiği, henüz görülmemektedir; ama, mutlaka -özel sektör kanalıyla mı olur, özel sigorta kanalıyla mı
olur- buna çözüm getirilmesi lazımdır; kaynaklara ihtiyaç vardır.
Eğitimde sorunlarımız vardır, gençlerimizin sorunları vardır, bir işsizlik sorunu vardır kim ne derse desin. Tarımda, özellikle,
hayvancılıkta sorunlarımız vardır. Bugün, Hükümeti, bu arada -Hükümetin bir ortağı olmama rağmen- uyarıyorum; yerli
besicilerimizin rahatlaması için, ithal etin bir an önce kesilmesinde fayda vardır. Her gittiğimiz yerde, hayvancıların ıstırap
içerisinde olduğunu görüyoruz. Sayın Tarım Bakanımız, mutlaka, bu şikâyetleri daha çok duydu, biz de, yaşayarak geliyoruz; acil
sorunlardan biri bu. Tarımdaki diğer sorunların, keza, halli lazım.
Tarımsal sulama, başlı başına, Türkiye’de bir dert; iki yıldan bu yana biraz aksattık; yani, biz, iktidar ortağıyız; ama,
aksattığımızı ifade edeyim. Neden aksattık; kaynak sıkıntısından aksadı. Tarımsal sulama, üretime en çabuk geçmeyi sağlayan bir
imkân. Hükümetimizce, mutlaka, buna kaynak ayrılması lazım ve bunun için de, Türkiye’nin, mutlaka kaynak yaratması zarureti var.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri, kamu açıkları; keza, kısa vadeli iç ve dışborçlar... Yüksek
faizli kısa vadeli iç ve dışborçların mutlaka azaltılması lazım. Hükümetin, kurulduğu günden bu yana, rant gelirlerinin mutlaka
vergilendirilmesiyle ilgili birtakım görüşleri var. Bunun, mutlaka hızlandırılması lazım. Vergi, en büyük kaynaklardan biri,
Türkiye’de; yani, sorunların hallinde en büyük kaynaktır. Kayıtdışı ekonominin, mutlaka denetlenmesinde ve vergi kapsamı
içerisine alınmasında zaruret var. Yani, bu, şu demektir: Vergi toplamada, faizde, iç ve dışborç yükünde, Türkiye’nin sorunları var.
Bunları söylerken, şunu hatırlatmakta fayda görüyorum: Diyebilirsiniz ki, “Sayın Gözlükaya, bunları herkes biliyor; siz,
hükümettiniz, dört yılda niye yapamadınız?” Tabiî, bu soru akla gelir.
MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) – Yapmak istemediniz ki!..
MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) – Şimdi, yapmak istemediniz gibi bir şeyi iddia etmek ne kadar yanlış.
Ortak olduğumuz arkadaşlar vardı; bu arkadaşlarımız da, bu Hükümetin içerisindeydiler; ama, kaynak sıkıntısı sebebiyle
yapamadığımız birtakım icraatlarımız oldu; yoksa, istemediğimizden değil.
HASAN GÜLAY (Manisa) – Bu, mazeret değil.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) – Bu da mazeret değil...
Haa, geçmiş hükümetlerin, mutlaka, ellerindeki imkânlar ölçüsünde Türkiye’ye bir şeyler verdiğini kabul etmek lazım.
Ayrıca, bu vesileyle bir şey daha söyleyeyim: Türkiye’nin, bir yanlışı ortadan kaldırması lazım, bu Meclisin de ortadan
kaldırması lazım; artık geçmişe takılıp kalmayalım, önümüze bakalım. Yeni heyecanla kurulan bir Hükümet var; bu Hükümeti, bu
Meclisin desteklemesi lazım; kaynak üretiminde, mutlaka fikirlerin olması lazım. Yok efendim, geçmişte siz şunu dediniz, Doğru
Yol Partisi Genel Başkanı şunu söyledi, Başbakan şunu söyledi gibi, geçmişe takılı olarak kaldığımız takdirde, geleceğimiz yeri
iyi düşünemiyoruz, göremiyoruz demektir. Onun için, bunları bırakalım, gelecek için neler diyorsak, onları söyleyelim. Geçmiş
hükümetler, mutlaka, bunların birçoğunu yapma gayreti içinde oldu; ama, kaynak sıkıntıları vardı.
Diyebilir misiniz ki, terörde gerekli mücadele yapılmadı... Bayağı, netice alındı ve çok büyük masraflar, harcamalar da yapıldı.
Türkiye bütçesinin büyük kısmı teröre harcandı; ama, terör sorunu bitti mi; bitmedi. Bugün, gerek ekonomik açıdan gerekse diğer
açılardan, şu anda, Türkiye’de terörün bittiğini iddia etmek mümkün değil. Türkiye’nin mevcut ekonomik kaynaklarını kemiren bir
meseledir terör, gerek oradaki insanlarımızın ihtiyaçları açısından gerek çifte maaş alan memurlarımız açısından gerekse askerî
amaçla yapılan yatırımlar açısından.
Bu bakımdan, büyük sorunlarımız vardır. Bu sorunların halli mümkün değil midir; bir kötümserlik içerisinde değiliz. Türkiye,
büyük bir devlettir. Türkiye’nin büyük kaynakları vardır; ama, Türkiye’nin, bu kaynakları iyi değerlendirmesinde de fayda vardır ki,
-hepimizin, Meclis olarak, kendilerine yardımcı olacağımızı da ifade ederek söylüyorum- yapacağımız iş, alınacak gerekli
tedbirlere destek vermektir ve Hükümete yardımcı olmaktır.
Bakınız, Hükümetimizin, özelleştirmeye mutlaka hız vermesi lazım; bir kaynak kapısıdır. Kendileri, gerek Programında
gerekse iki ortak arasında yapılan Protokolde özelleştirmeye öncelik vermişler. Geçmişte şu dendi de bu dendi sözlerini bir tarafa
bırakmak lazım. Özelleştirmeyi, bugün, Hükümetimiz kabul etmiştir. Çok güzel bir görüş getirildi; özelleştirilmesi çok zaman alacak
olan kurumların da, rasyonel şekilde çalıştırılabilir hale getirilmesi için acil tedbirler alınması gerektiğini ifade ettiler. Aynen
katılıyoruz; ama, mutlaka, özelleştirmenin de, süratle yapılmasında fayda görüyoruz.
Keza, devlette israfın önlenmesi hepimizin görevidir. Bugün, devletin işleyişinde bir israf var. Bu, her sektörde var, özel
sektörde demiyorum; özel sektör, kendisini çok güzel ayarlayabiliyor. Devlette beş kişinin yaptığı işi özel sektörde bir kişi yapıyor.
Devletin de, israfa son vermesi gerektiğini ifade ediyorum. Hükümetimizin, bunu da gerçekleştireceğine inanıyorum. Bence,
yaratılacak kaynaklardan birisi de, bu gibi lüzumsuz harcamaların kısıtlanmasıdır.
Ayrıca, şunu söylüyorum: Türkiye’nin, mutlaka, yatırıma önem veren bir politika izlemesi ve üreten insanların teşvik edilmesi
gerekmektedir. Teşvik de, çok geçmiş dönemlerde olduğu gibi “al parayı, fabrika yap” şeklinde işletme sermayesi vererek değil.
Geçmiş dönemde, 1983’ten 1991’e kadar bunlar oldu; ama, geçmiş hükümet, biliyorsunuz, bu teşvikleri daha disipline etti. Bundan
sonra da teşvik edilmeli; ancak, mesela elektrik sarfiyatında, yani, üretim maliyetlerinin düşürülmesi için, devletin birtakım katkıları
olmalı ve rantiyeciden alınacak vergi ile üretimden alınacak vergi eşit tutulmamalıdır. Sanıyorum, Hükümetimiz, bunu, açıkça,
gene Programında ifade etmiştir.
Ben, son olarak şunu söylemek istiyorum: Türkiye’nin, değerlendirildiğinde, iyiniyetle, dürüstçe çalışıldığında, büyük
kaynakları vardır; yeraltı kaynağı vardır, yerüstü kaynağı vardır ve Türkiye çok genç bir nüfusa sahiptir. Nüfus artışı üzerinde
birtakım tedbirler alınmak gerekir mi, gerekmez mi; tartışılabilir. Bu bakımdan, bu kaynakların iyi değerlendirilebileceğini
düşünüyorum.
Bu genel görüşme önergesinin, Yüce Meclisçe kabulünü istirham ediyorum. Genel görüşme kabul edildiğinde, daha müşahhas
önerilerimizi Yüce Meclise ve tabiî ki, Hükümet içerisinde bulunduğumuza göre, ilgili bakanlıklarımıza ve Hükümetin Sayın
Başbakanı dahil, bütün bakanlıklara ileteceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gözlükaya.
Gruplar adına üçüncü söz, Anavatan Partisinden Adil Aşırım Beyin.
Adil Bey, buyurun.
Süreniz 20 dakikadır.
ANAP GRUBU ADINA ADİL AŞIRIM (Iğdır) – Saygıdeğer Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; 54 üncü Hükümetin Sayın
Başbakanı Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın, Türkiye’nin özkaynaklarının geliştirilmesi konusundaki genel görüşme önergesi üzerine,
Grubum adına söz almış bulunurken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bugünkü gündeminde birinci sırada olan ve Refah Partili arkadaşımız Mustafa
Ünaldı ile 18 arkadaşının, ülke kaynaklarının araştırılmasıyla ilgili bir komisyon kurulmasına dair önergesiyle ilgili söz
alacaktım; bu da, belki önümüzdeki günlerde görüşülecekti.
Şimdi, ülke kaynaklarının araştırılmasıyla ilgili -bir ihtisas komisyonu sayılacak- bir komisyonun kurulmasını isteyen Refah
Partisi, bugün 54 üncü Hükümetin büyük ortağı, ihtisas komisyonu sayılmayacak Genel Kurulumuzu boş yere meşgul etmekte, adeta
stajyer bir Hükümet görevi yürütmektedir.
Şimdi, ben diyorum ki, 54 üncü Hükümet kaynak bulmalıdır, 54 üncü Hükümet kaynağı nasıl toplayacağını bilmelidir.
Biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda, memur maaşını yüzde 30 ilâ yüzde 35 civarında hedefledik. O zaman, Plan ve Bütçe
Komisyonunda olan ve şu anda da Bakanlar Kurulunda bulunan Refah Partili iki arkadaşımız hiçbir önerge vermediler ve hiçbir
özkaynak da öngörmediler.
Tabiî, bu durumu eleştirirken bazı tespitler de yapmak zorundayım. Ben, kendilerine kaynak olacak bir dokümanı buradan ifade
etmek istiyorum. Bakınız, Devlet İstatistik Enstitüsünün, 1995’in nisan ayında yaptığı hane halkı işgücü anketinde, istihdamın
sektörel dağılımını nasıl göstermiş: Neredeyse son üç yılda tarım yüzde 47, sanayi yüzde 25, hizmetler -yani, sattığımız
hizmetler- yüzde 32. İşte, kaynak kaybı... Avrupa ülkelerinde hizmet satımı sektöründeki istihdam oranı yüzde 60’larda. Şimdi, üç
tarafı denizle çevrili, doğal kaynağın, doğal güzelliğin ve gerçekten çok eski medeniyetlerin bulunduğu güzel ülkemizde, hizmet
satımı sektöründeki istihdam oranımız, neredeyse, son beş yıldır yüzde 32. Avrupa ülkeleriyle karşılaştırdığımızda, yarı yarıya
fark ediyor.
Şimdi, ben soruyorum, hizmet satımını yapacak Turizm Bakanı arkadaşımız, Refah Partisiyle hizmet satımını yapamayacağı
için mi, istifa süresi 60 saniyeyi alıyordu?!. O da, telefon hattındaki gecikme süresiydi. Bu arkadaşımız, o zaman, nasıl hizmet
satacak? Ki, hizmet satımından elde edeceğimiz gelir, gerçekten de, 1983-1989 döneminde yapılan yatırımlarla son derece büyük
boyutlara varmıştır.
Saygıdeğer Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bir kaynak kaybını daha vurgulamak istiyorum: Bakın, memura, emekliye zam
verildi. Bizim de zaten, Plan ve Bütçe Komisyonunda hedeflediğimiz, memurumuzu, işçimizi rahatlatmaktı; fakat, kaynak bulmayı,
kamuoyunun gündemine hiç getirmedik; çünkü, kaynağı hükümet bulur. Hükümet, acz makamı değildir. Yani, memura zam ver,
ondan sonra, o memur lokmayı yerken, boğazından gidemesin. Televizyonları başında bizi izlerken d