DÖNEM : 20 CİLT : 7 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
64 üncü Birleşim
19 . 6 . 1996 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — Ordu Milletvekili Bahri Kibar’ın, Ordu İli ve Karadeniz Bölgesinin sosyal ve ekonomik sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşması
2. —Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu’nun, Çanakkale İlinde meydana gelen şiddetli yağışın neden olduğu hasar
ile alınması gerekli önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması
3. —Bursa Milletvekili Yahya Şimşek’in, basın dağıtım tekeline ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Ali Talip
Özdemir’in cevabı
B) ÇEŞİTLİ İŞLER
1. —Genel Kurulu ziyaret eden Bulgaristan Parlamento Başkanı Blagovest Sendov Başkanlığındaki Parlamento Heyetine,
Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi
2. —(10/67) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimlerini yapmak
için toplanacağı gün, saat ve yere ilişkin Başkanlık duyurusu
III. —GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1.—Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ve 57 arkadaşının, Emlak Bankası Eski Genel Müdürü Engin Civan’ın rüşvet
karşılığı verdiği krediler ve çıkar temin eden bazı tasarruflarına karşın gerekli işlemleri yapmamak suretiyle görevini kötüye
kullandığı ve bu eyleminin TürkCeza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında
Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/6)
2. —Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 61 arkadaşının, partisine oy kazandırmak amacıyla Çay İşletmeleri Genel
Müdürlüğü yöneticilerine verdiği talimatlar neticesinde ÇAY-KUR’u zarara uğratmak suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu
eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ve ilgili hükümlerine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında Meclis
soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/7)
3. —İstanbul Milletvekili Zekeriya Temizel ve 60 arkadaşının, Başbakanlık Örtülü Ödeneğinin kamuoyuna yansıyan
miktarını, Muhasebei Umumiye Kanununun 77 nci maddesine aykırı olarak harcamak suretiyle Devleti zarara uğratarak görevlerini
kötüye kullandıkları ve bu eylemlerinin TCK’nun 240 ve diğer ilgili maddelerine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan Tansu Çiller ve
Maliye eski Bakanı İsmet Attila hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/8)
4. —Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 61 arkadaşının Bakan ve Başbakan olarak görev yaptığı yıllarda Kanuna veya
genel ahlaka aykırı şekilde mal edinmek suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin TürkCeza Kanununun 240 ve 3628
Numaralı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun ilgili maddelerine uyduğu iddiasıyla
Başbakan Mesut Yılmaz hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/9)
IV. —SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. —Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan’ın, Malatya Milletvekili Miraç Akdoğan’ın kendisine sataşması nedeniyle konuşması
V. —SORULAR VE CEVAPLAR
A)YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. —İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Sultan Abdülaziz’in Bulgaristan Rusçuk’taki özel tren vagonunun korumaya
alınmasına ilişkin sorusu ve Kültür Bakanı Agâh Oktay Güner’in yazılı cevabı (7/652)
2. —Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş’ın, T. C. Ziraat Bankasının bazı giderleri ile kârına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Rüşdü Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/861)
3. —Sıvas Milletvekili Musa Demirci’nin, Sıvas’a bağlı bazı köylerin yol, köprü, su kanalı ve kanalizasyon sorununa ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı İbrahim Yaşar Dedelek’in yazılı cevabı (7/899)
4. —Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Karaman Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü tarafından yapılan mucur ihaleleri hakkındaki
iddialara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı İbrahim Yaşar Dedelek’in yazılı cevabı (7/910)
I. —GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.
İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhindeki çalışmalarına,
İzmir Milletvekili Birgen Keleş, personel reformuna,
Kars Milletvekili Çetin Bilgir de, Doğu Anadolu’nun ekonomik kalkınması ve devlet desteğine;
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Bosna -Hersek’e gidecek olan :
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in dönüşüne kadar, Cumhurbaşkanlığına, TBMMBaşkanı Mustafa Kalemli’nin vekâlet
edeceğine,
Dışişleri Bakanı Emre Gönensay’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nahit Menteşe’nin vekâlet
etmesinin uygun görülmüş olduğuna;
İlişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ile,
İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 5 arkadaşının, Genel Nüfus Tespiti Yapılması ve Seçmen Kütüklerinin
Güncelleştirilmesi Hakkında Yasa Önerisinin, TBMM İçtüzüğünün değişik 78 inci maddesi uyarınca komisyonlarda ve Genel
Kurulda öncelikli olarak görüşülmesine devam olunmasının Bakanlar Kurulunca uygun görüldüğüne ilişkin Başbakanlık tezkeresi
ve
Denizli Milletvekili M. Halûk Müftüler’in, (10/63) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin
önergesi;
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
(10/8, 16, 20) ve (10/13, 53) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonları Başkanlıklarının, komisyonların görev süresinin
19.6.1996 tarihinden itibaren iki ay uzatılmasına ilişkin tezkereleri ile,
Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer alan ve 18.6.1996 tarihli birleşimde görüşülmesi kararlaştırılan
eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkındaki (9/6), (9/7), (9/9), eski Başbakan Tansu Çiller hakkındaki (9/8) esas numaralı Meclis
soruşturması önergelerinin görüşmelerinin 19.6.1996 Çarşamba günkü birleşimde yapılmasına ve dört Meclis soruşturması
önergesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi;
Kabul edildi.
Ülkemizde konuşlandırılan ve TBMM’nin 28.3.1996 tarihli ve 409 sayılı kararıyla görev süresi 31 Mart 1996 tarihinden
itibaren üç ay uzatılan Çokuluslu Güç’ün görev süresinin uzatılması hakkındaki kararın, Anayasa Mahkemesinde açılan dava
sonucunda iptal edilmesi halinde hukukî boşluğa neden olmamak, müttefiklerimizle yapılmakta olan görüşmeleri sonuçlandırabilmek
için gerekli olan zaman ihtiyacının karşılanabilmesi amacına yönelik olarak, Çokuluslu Güç’ün görev süresinin, TBMM karar
tarihinden başlamak üzere, 31.7.1996 tarihine kadar uzatılmasına; Çokuluslu Güç’ün yapısı, Güç’e bağlı yabancı ülke silahlı
kuvvetleri personelinin ülkemizde tabi olacakları statünün tayini, Türkiye’nin Güç’e katkısı ve bu Güç’ün, amaçlarına uygun
biçimde kullanılmasıyla ilgili bütün kararları almaya ve gerektiğinde harekâtı sona erdirmeye Bakanlar Kurulunun yetkili
kılınmasına izin verilmesine,
Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin, Siirt, Şırnak, Tunceli ve Van İllerinde devam etmekte olan olağanüstü
halin 19.3.1996 günü saat 17.00’den geçerli olmak üzere, dört ay süreyle uzatılması hakkındaki 14.3.1996 tarihli ve 399 sayılı
TBMM kararının, Anayasa Mahkemesinde açılan dava sonucunda iptal edilmesi halinde hukukî boşluğa neden olunmaması,
olağanüstü halin kaldırılması halinde ihtiyaç duyulacak idarî ve yasal düzenlemelerin henüz tamamlanmamış bulunması nedeniyle,
olağanüstü halin on ilde 18.6.1996 günü saat 17.00’den geçerli olmak üzere, 31.7.1996 günü saat 17.00’ye kadar uzatılmasına;
İlişkin Başbakanlık tezkereleri, üzerindeki görüşmeleri takiben istem üzerine yapılan açık oylamalardan sonra kabul edildi.
19 Haziran 1996 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere, Birleşime 20.45’de son verildi.
Hasan Korkmazcan
Başkanvekili
Salih Kapusuz Fatih Atay
Kayseri Aydın
Kâtip Üye Kâtip Üye
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
BAŞKAN : Başkanvekili Hasan KORKMAZCAN
KÂTİP ÜYELER : Fatih ATAY (Aydın), Salih KAPUSUZ (Kayseri)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64 üncü Birleşimini açıyorum.
Çoğunluğumuz vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç milletvekili arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
II. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — Ordu Milletvekili Bahri Kibar’ın, Ordu İli ve Karadeniz Bölgesinin sosyal ve ekonomik sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşması
BAŞKAN – Gündemdışı söz taleplerinde birinci sırada, Ordu Milletvekili Bahri Kibar'ın, Ordu İli ve Karadeniz Bölgesinin
sosyal ve ekonomik sorunlarıyla ilgili gündemdışı söz talebi vardır; kendisini kürsüye davet ediyorum.
Buyurun Sayın Kibar.
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
MUSTAFA BAHRİ KİBAR (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; huzurlarınızda, Kuzey Anadolu Projesi diye
adlandırılan projenin içeriğinden bahsetmek ve buna kısaca değindikten sonra, Ordu ile ilgili bilgileri arz etmek üzere söz almış
bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Hepinizin bildiği gibi, genelde Karadeniz insanı, Karadeniz Bölgesindeki gelişmişlik düzeyinin ilerisindedir; ama, çoğunlukla
bölge dışında yaşadığı için Karadenize katkısı fazla değildir. Bu nedenle, şair "bu memleket baştan başa gurbettir" demiş.
Gerçekten de, birçok Karadeniz insanı, iş ve aş bulabilmek için devamlı göç halinde, yaşamını gurbette sürdürmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Karadeniz bölgesi, yeraltı ve yerüstü kaynakları ve tabiî güzellikler bakımından,
yurdumuzun en zengin bölgelerinden biridir; fakat, özellikle ulaşım ve devlet yatırımlarının yetersizliği yüzünden, Karadeniz illeri,
geri kalmış bir bölgeyi oluşturmaktadır.
Değerli milletvekilleri, yıllar itibariyle gerek iktisadî ve toplumsal durumu gerileyen ve gerekse yaşam koşulları gün geçtikçe
kötüleşen Karadeniz Bölgesi için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20 nci Döneminde, yeni bir atılımın ya da atılımların
başlatılmasında yarar olduğunu düşünüyorum. Geçmiş dönemde görev yapan tüm Karadeniz Bölgesi milletvekilleri ya da başka
çevrelerden seçilen Karadeniz kökenli milletvekilleri, Karadenizin sorunlarının çözümünü, bir yasa çıkarma anlayışı içerisinde ele
almışlardır. Kuşkusuz Karadeniz Bölgesi için önem taşıyan projeler de başlatılmıştır; ancak, asıl katkının, kısaca KAP diye
anılan yasanın çıkarılmasıyla elde edileceği kanaatini taşımaktayım.
O halde, Kuzey Anadolu Projesi ya da kısa adıyla KAP nedir: Kuzey Anadolu Projesi, Bölgenin süratle kalkındırılmasını,
nüfusun dengeli dağılımını, bölgeden yoğun göçün önlenmesini, ekonomik hayatın, sanayinin, madencilik, hayvancılık,
ormancılık, balıkçılık ve tarımın canlandırılması ile altyapı eksikliklerinin giderilmesini, diğer bölgelerle olan gelişmişlik
farkının ortadan kaldırılmasını, Türk ekonomisine entegrasyonun sağlanmasını ve bölge halkının hayat standartlarının
yükseltilmesini, Karadeniz Ekonomik İşbirliği kapsamında Türkiye'nin Balkanlar ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleriyle
ilişkilerinin geliştirilmesini sağlayacak planları, önlemleri hazırlamak, uygulamak ve koordine etmek şeklinde tanımlanmıştır.
Güneydoğu Anadolu Projesinden sonra Türkiye'nin en büyük projesi olacak KAP, özetle şu gerekçelerle öneriliyor:
Yatırımların bölgelere göre dengesiz dağılımı sonucu, ülke ekonomisi içerisinde bölgelerin gelişmişlik düzeyi farklılıklar
göstermektedir. Bu farklılaşma, bölgelere göre gelir ve refah dağılımında eşitsizliklere yol açmaktadır. Devletlerin amaçlarından
birisi de vatandaşlar arasında büyük uçurumları önlemektir. Son on yılda sağlanan ekonomik ve teknik gelişmelerden, Kuzey
Anadolu Bölgesi, payını alamamıştır.
Devlet Planlama Teşkilatının illerin gelişmişlik düzeyiyle ilgili sıralamasında, son yıllarda, Trabzon İli 24 üncü sıradan 38'e,
Rize İli 7 nci sıradan 26'ya, Giresun İli 23 üncü sıradan 46'ya, Samsun İli 17 nci sıradan 28'e ve nihayet Ordu İli, 38 inci sıradan
51 inci sıraya düşmüştür. Yine 2000'li yıllara yaklaştığımız bu dönemde ise, yeni kurulan illerden önce, Ordu İli sıralamasında
fazla bir değişiklik görülmemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce değindiğim gibi, Kuzey Anadolu Projesinin oluşması için, 1993 yılında Doğu
Anadolu Bölge Planlaması Projesi (DAP), Konya Ovası ve Orta Anadolu Bölge Planlama Projesi (KOP) ile birlikte, Kuzey Anadolu
Bölge Planlaması Projesi (KAP) adı altında Yüce Meclise getirilen yasalar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe
Komisyonunda kabul edilerek, bu konuda ön adım atılmıştır; ancak, ne var ki, bu konuda gözle görülür bir gelişme olmadığını
söylemek, sanırım, doğru bir tespit olsa gerektir.
Biz, Anavatan Partisi olarak, 2000'li yıllara doğru yol alan Türkiyemizde, bölgelerarası dengesizliğin giderilerek, doğu, batı,
kuzey, güney bölgesel farklılıklarının ortadan kaldırılmasına ve geri kalmış yörelerin sosyoekonomik ve kültürel açıdan süratle
kalkındırılmasına herkesten daha fazla taraftarız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, sizlere, KAP planlaması...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen konuşmanızın son cümlelerini ifade edin.
BAHRİ KİBAR (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ordu İlinin toplam nüfusunun yüzde 60'ı köylerde, yüzde
40'ı ise şehirde yaşamaktadır. Resmî olarak kırsal nüfus yüzde 60 görünmesine rağmen, bu oran, şehirde oturup köyle bağlantısı
olanlarla birlikte gerçekte yüzde 75-80'e çıkmaktadır. Kırsal alanla bağlantılı nüfusun bu kadar yüksek oranda olmasına rağmen,
tarımsal ürün çeşitliliği yönünden ağırlıklı olarak sadece fındığa bağımlı kalınmış, ürün çeşitlemesine gidilmemiştir. Ancak,
1984'ten sonra bu eksiklikleri gidermek amacıyla, İlimizde yoğun bir çalışma temposu içine girilmiş ve bunun için bitkisel üretim,
hayvansal üretim, su ürünleri, arıcılık, kooperatifçilik, elsanatları, mantarcılık gibi konularda, ilgili uzmanlarla beraber çeşitli
deneme, demonstrasyon çalışmaları yapılmış ve yöremize uygun bulunan ürünlerin çiftçilerimize yaygınlaştırılmasına hız
verilmiştir.
Değerli milletvekilleri, Ordu ve Giresun yöremize yeni bir hayat verecek olan kırsal kalkınma projesine de burada değinmeden
geçemeyeceğim. Tüm bölge halkımızı ve Türkiyemizi yakından ilgilendirecek olan kalkınma projesi, kısa vadede 60 milyon dolara
mal olacak ve bu miktar, uzun vadeli bir çalışma olarak düşünüldüğünde 80-90 milyon dolara mal olacak ve 2003 yılında
tamamlanabilecektir. Bu proje, tamamlandığında, Bölge insanımızın yapısını temelden değiştirebilecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce sıraladığım sorunların yanında, daha birçok sorunumuz da vardır. Yüce
Meclisin değerli zamanını fazla işgal etmemek için, bunları başlıklar halinde sunmaya çalışacağım.
Ordu'yu Sıvas ve Tokat'a bağlayacak yol projesi, Ordu Topçam Barajı ve diğer hidroelektrik santral projeleri, Ordu İli ve
ilçeleri Organize Sanayi Bölgesi, Ordu İli ve bazı ilçelerinde yatılı ilköğretim bölge okulları, arıcılık enstitüsü, Ordu İlinin
kalkınmada öncelikli yöre haline getirilmesi, Ordu havaalanı inşaatının bir an önce tamamlanarak hayata geçirilmesi Bölge ve
Türkiye ekonomisine de oldukça yararlar sağlayacaktır. Son olarak, kırsal kalkınma projesi ve Merkez Bankası Ordu şubesi
konusundaki çalışmalar bir an önce hayata geçirilerek, Bölge insanının sosyoekonomik düzeyi geliştirilmelidir.
Bu arada, parantez açarak şunu söylemek istiyorum. Yüksek malumlarınız olduğu üzere, Samsun-Sarp Sınır Kapısı Otoyol
Projesinin başlatılmasında büyük desteği olan Sayın Başbakanımız Mesut Yılmaz'a, bu değerli çalışmalarından dolayı, Karadeniz
insanı adına teşekkürü bir borç biliyorum.
Değerli arkadaşlarım, vaktimiz çok dar olduğu için fazla konuya değinemedim. Artık, Karadeniz Bölgesi ve Ordu için bir şeyler
yapmanın zaruretinin apaçık ortada olduğunu takdirlerinize sunuyorum.
Sonuç olarak şunları söylemek istiyorum: Gelişmemişlik ya da bölgesel geri kalmışlık, Bölge insanımızın ve insanlarımızın
bir kaderi değildir. Bu bağlamda, Yüce Meclisin üyelerini, bu konu üzerinde bir kez daha düşünmeye ve Türk Bayrağının temsil
ettiği tüm değerlere bağlı olan bu insanlara sahip çıkmaya davet ediyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (ANAP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Ordu Milletvekili Sayın Bahri Kibar'a teşekkür ediyorum.
2. —Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu’nun, Çanakkale İlinde meydana gelen şiddetli yağışın neden olduğu hasar
ile alınması gerekli önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN – Gündemdışı ikinci söz sırası Sayın Mehmet Altan Karapaşaoğlu'na ait. Sayın Karapaşaoğlu, 29 Mayıs 1996
tarihinde Çanakkale İlinde meydana gelen şiddetli yağışla ilgili beyanda bulunmak üzere söz talebinde bulunmuştur.
Buyurun Sayın Karapaşaoğlu. (RP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır efendim.
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin siyasî gündeminin yoğun
olduğu bugünlerde, milletimizin problemlerini, böyle gündemdışı 5 dakikalık konuşmalarla huzurunuza getirmeye çalışıyoruz.
29 Mayıs 1996 Çarşamba günü, Çanakkale İlimizin merkeze bağlı İntepe, Kumkale Beldeleriyle, Halileli, Gökçali ve
Tevfikiye köyleri ile civarına yağan ceviz büyüklüğündeki şiddetli dolu ve yağmur sebebiyle yaklaşık 20 bin dekar civarında pamuk,
ayçiçeği, buğday, arpa ve domates ekili alan ile üzüm bağları büyük ölçüde hasar görmüştür. Mahallinde yaptığımız incelemelerde,
500 milyar liranın üzerinde maddî zarar olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu belde ve köylerde görüştüğümüz belediye başkanları,
muhtar ve çiftçilerimizin talepleri özetle şöyledir: Çiftçimizin, Ziraat Bankasına ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları faizsiz
olarak en az bir yıl ertelenmelidir. Çiftçimizin, ertelenecek olan bu borçlarının, müteakip senede, en az dört taksit halinde tahsil
edilmesi temin edilmelidir. Hasar gören bölge çiftçisine, yeniden ekim ve dikim yapabilmesi için, Ziraat Bankası veya devletin uygun
göreceği kaynaklardan acilen para yardımı yapılması temin edilmelidir.
Değerli milletvekilleri, Anayasamızın 45 inci maddesi, tarım ve hayvancılık gibi üretim dalları ile bu üretim dallarında
çalışanların korunmasını teminat altına almıştır ve yine, Anayasamızın 119 uncu maddesinde, ülkemizin bir bölgesinde tabiî afet
veya ağır ekonomik bunalım hallerinde tedbir almak ve yardımda bulunmak üzere, Cumhurbaşkanımızın başkanlığında, Bakanlar
Kurulumuzun toplanması emredilmiştir. Bugün, Çanakkale'de hem bir tabiî afet olmuştur hem de ağır ekonomik bunalım vardır.
Öyle ağır bir ekonomik bunalım vardır ki, devlet-millet ilişkileri bütün ülke sathında sertleşmeye başlamıştır. Bugün, bölge
halkımız ve çiftçimiz, devletin şefkat elini üzerinde görmek istiyor. Öyle ümit ediyorum ki, devletine ve milletine askerlik yaparak,
vergi vererek, üretim sağlayarak hizmet eden bu insanlara devletin yardım eli uzanacak ve onların sıkıntı ve ıstırapları
giderilecektir.
Değerli milletvekilleri, devlet, millet için vardır; milletin hiçbir kesimine farklı işlem yapmamalıdır; hatta, öyle adaletli
olmalıdır ki, cezaevinde bulunan mahkûmlarına bile farklı işlem yapmamalıdır. Bugün, Ankara'da, cezaevinde mahkûm olarak
bulunan insanların yakınları ve aileleri, mahkûm evlatlarının insanca yaşayabilmeleri için devletin yardımını talep ediyorlar.
Devletin eli şefkatli olmalıdır; devlet zulüm yapamaz, asla zulüm de yapmamalıdır; onların insanca yaşamalarına, insanca
beslenmelerine imkân vermelidir. İnsanlar, cezaları çektirilirken dahi zulme uğratılmamalıdır.
Değerli milletvekilleri, yıllık enflasyonun yüzde 100'lerin üzerinde olduğu bir ülkede, devlet, şayet, alacağından faiz alıyorsa,
köylüden, esnaftan, çiftçiden, sanatkârdan, memurdan, alacağına karşılık faiz alıyorsa, mutlaka ödemesi gereken ödemelerine de -
faiz olmasa bile- ödemeleri esnasında, zamanaşımından dolayı meydana gelen farkları maddî olarak tazmin etmek
mecburiyetindedir.
Kasım ayında, Marmara Bölgesinde, çiftçiden satın alınmış olunan zeytinlerin bedeli, altı ay içerisinde ödenmek durumunda
kalınmış, en son taksitleri bugün ödenmiştir. Bu müstahsillerimizin zararlarının telafi edilmesi de, bugün, gündeme getirilmelidir.
Değerli milletvekilleri, insanımız, devletimizden, Hükümetimizden yardım bekliyor, dertlerine çare bekliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Karapaşaoğlu, gündemdışı söz talebiniz, Çanakkale'deki doğal afetle ilgiliydi; zannediyorum, başka
konulara girdiğiniz için süreniz yetmedi; son cümlelerinizi, lütfen, ifade edin.
Buyurun.
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Meclisimizin gündemini, artık, milletimizin problemleri, sorunları işgal etmek mecburiyetindedir.
Bu duygu ve düşüncelerle, bize söz hakkı veren Sayın Başkanımıza ve bizi dinlemek nezaketinde bulunan siz değerli
arkadaşlarımıza saygılarımı sunuyo, inşallah, milletimizin, devletimizin problemlerinin bir bir çözüleceği bir Mecliste buluşmak
üzere, hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Altan Karapaşaoğlu'na teşekkür ediyorum.
3. —Bursa Milletvekili Yahya Şimşek’in, basın dağıtım tekeline ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Ali Talip
Özdemir’in cevabı
BAŞKAN – Gündemdışı son söz talebi, Sayın Yahya Şimşek'e ait. Bursa Milletvekili Sayın Yahya Şimşek, basın dağıtım
tekeliyle ilgili olarak görüşlerini ifade edecekler.
Buyurun Sayın Şimşek. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
YAHYA ŞİMŞEK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son günlerde, basında sıkça gündem konusu olan, basın
dağıtımında tekelleşmeyle ilgili konudaki görüş ve düşüncelerimi aktarmak için söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Ülkemiz, basında tekelleşme sürecinin sıkıntılarını yaşamaktayken, şimdi de, dağıtımda kartelleşme olayı gündeme
gelmiştir, ki, asıl tehlikeli olan da budur. Yazılı basında giderek büyüyen tehlikeyi, kısaca şöyle özetlemek olanaklıdır: Türkiye'de,
yazılı basın iki büyük grubun denetimine girmiş bulunmaktadır. Bu iki grup, bugün, ülkenin yazılı medyasının yaklaşık olarak
yüzde 85' ini denetlemektedir; kalan yüzde 15'lik bölümün içerisinde, Cumhuriyet, Siyah Beyaz ve Evrensel Gazeteleriyle, İslamcı
basın yer almaktadır. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde, yazılı medya, böylesine iki tekele teslim edilmemiştir. Her ülkede, yazılı
veya görsel medya gruplarının tiraj sınırlaması vardır. Bir de, aynı grupların, sözlü ve görüntülü medya üzerindeki denetimlerini
düşünecek olursak, Türkiye'deki haber alma özgürlüğünün ne derece kısıtlanmakta olduğunu tahmin etmek çok güç olmasa gerekir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde bir başka ciddî tehlike daha gündeme gelmiştir. Bu tehlike, basında
tekelleşmenin de ötesinde, dağıtımda kartelleşme tehlikesidir. Şöyle ki: Son zamana değin yazılı basının dağıtımını, büyük
dağıtım şirketleri, iki büyük dağıtım şirketi yapmaktaydı. Bunlardan biri bildiğiniz gibi, Yay-Sat, diğeri de Birleşik Dağıtım.
Tabiî, dağıtımla ilgili, şöyle kısa bir geriye gidecek olursak, 1960'lı yıllarda, bu gazete dağıtımlarının, her gazetenin kendisi
tarafından ve kamyonlarla yapıldığını görmekteydik. Daha sonra, İstanbul gazeteleri GAMEDA'yı kurdular; büyük gazeteleri
alıyorlar, küçükleri almıyorlardı; GAMEDA'da da böyle bir sorun yaşanıyordu.
1978'den sonra, Anadolu Ajansına, dağıtım şirketi kurma yetkisi verildi; ama, ne yazık ki, bu şirketin kurulması o dönem
içinde gerçekleştirilemedi; tabiî, daha sonrası için de...
Daha sonra, GAMEDA'da ihtilaflar çıkınca, Hür-Dağıtım ve Yay-Sat adında biraz evvel de bahsettiğim gibi iki dağıtım şirketi
ortaya çıkmış oldu. Bunların her ikisi rekabet halinde bu dağıtım işlerini yürütürlerken, kısa zaman önce, konuşmaya konu olan
birleşme, yani tekelleşme meydana geldi. Bu iki şirket, iki basın tekeline aitti. Bir ay kadar önce, bu iki büyük dağıtım şirketi, kendi
yayınlarının dışında kalan gazete ve dergileri, ortaklaşa kurdukları bir şirket aracılığıyla yapma kararı aldılar ve yine bildiğiniz
gibi, bu yeni şirkete de Yay-Bir adı verildi.
Ne var ki, bu yeni şirket kâğıt üzerinde var; gerçekte, birçok bölgeden gelen bilgilerden de ortaya çıktığı gibi, yine,
dağıtımları, bayilere, eski dağıtım şirketleri yapıyor; ancak, fatura Yay-Bir adına, yani, yeni şirket adına kesiliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlayın Sayın Şimşek.
YAHYA ŞİMŞEK (Devamla) – Anlaşılacağı gibi, resmen var olan üç dağıtım şirketi, aslında, iki büyük medya grubunun
ortaklaşa denetiminde; yani, tam bir kartel durumunda. Bu da yetmezmiş gibi, satıştan alınacak paylar artırılıyor; önceleri,
gazetelerden yüzde 15, dergilerden de yüzde 30 pay alınırken, ansızın bir telefon mesajıyla -edinilen bilgilere ve gazetelerde
yazdıkları kadarıyla- Yay-Bir'in dağıtacağı gazetelerden alınacak pay yüzde 30'a, dergilerden alınacak pay da yüzde 45'e
çıkarılıyor. İlginç olan, bu telefon tebliğinde "bu akşama kadar yeni sözleşmeyi imzalamazsanız dağıtım dışı bırakılacaksınız"
tehdidinde de bulunuyor.
Yapılan ısrarlı itirazlar ve özellikle, geçen hafta Cumhuriyet Halk Partisi Sıvas Milletvekili Sayın Mahmut Işık'ın Türkiye
Büyük Millet Meclisindeki girişimleri sonucu, satış payı, gazeteler için yüzde 20'ye, dergiler için de yüzde 35'e çekildi; ancak,
elbette ki, bu yeterli değil; çünkü, onların elinde olduğu sürece, bugün için bu durumda karar alırlar, yarın bu kararı yine gazeteler
aleyhine değiştirebilirler.
Hiçbir Avrupa ülkesinde veya gelişmiş başka ülkelerde gazete patronluğu ile dağıtım şirketi patronluğu birleşemez; çünkü,
haksız rekabet doğar. Patron, kendi medyasını gerektiği gibi dağıtır; ama, ötekini tezgâh altına atabilir. Türkiye'de de, özellikle
küçük gazeteler ve dergiler bu sistemle çok ciddî bir tehdit altına girmiş bulunmaktadır. Bugün, satış payları bir ölçüde düşürülmüş
olsa da, biraz evvel de dediğim gibi, küçük gazeteler ve dergiler, oluşacak kartelin insafına terk edilmiş olacaktır. Nitekim, bazı
dergiler yükü kaldıramayacakları için kapatma kararı almışlardır. Bu ise, çokseslilikten vazgeçmektir.
Sonuç olarak şunları söylemek istiyorum: Zamanım elverdiğince, dağıtımda bu olaylara engel olabilmek için, bir türlü
oluşturulamayan serbest rekabet kurulu zaman yitirilmeden oluşturulmalı ve işlevsel kılınmalıdır. Gümrük Birliğinin de öngördüğü
antitröst yasalar bir an önce çıkarılmalıdır. Bir yasal düzenlemeyle, gazete, dergi satıcılığı, tıpkı eczaneler gibi, ruhsata
bağlanmalı ve bu yerlere teslim edilen her yayının satışa konulması koşulu getirilmelidir. Aksi takdirde, küçük gazete ve dergilerin
dağıtımı ve satışı, dolayısıyla, bizlerin çeşitli kaynaklardan alacağı haberler de böylece engellenmiş olacaktır.
Teşekkür ediyor, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Bursa Milletvekili Sayın Yahya Şimşek'e teşekkür ediyorum.
Gündemdışı konuşmayı cevaplamak üzere, Devlet Bakanı Sayın Ali Talip Özdemir söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Bakanım.
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
DEVLET BAKANI ALİ TALİP ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi
Bursa Milletvekilimiz Sayın Yahya Şimşek Beyefendinin, özellikle basındaki kartelleşmeyle ilgili gündemdışı konuşmasına
Hükümet adına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, basınımızın bu problemini göz önüne getirirken, problemlerini burada irdelerken, öncelikle, Anadolu
basınını çok iyi tanımış ve Anadolu basınını irdelemiş olmamız gerektiğine inanıyorum.
Çok yakın bir zamanda, İstanbul'da, Anadolu basınının temsilcileriyle yaptığımız toplantıda, gerçekten, bugün, Türkiye'de,
800 tane gazetenin çıktığı Anadolu basınında, fevkalade ciddî problemler olduğu gözlemlendi. Bu yüzden, öncelikle, eğer, genel
basın dediğimiz, bugün, tirajında kartelleşme ve tekelleşmesinden şikâyetçi olunan yapılanmanın, eğer, Türkiye aleyhine tezahür
etmemesi gerektiğine inanıyorsak, bunun, mutlaka, Anadolu basınının güçlenmesiyle mümkün olacağını özellikle ifade etmek
istiyorum.
Sayın milletvekilimin "buna müdahale edilmesi" sözüne pek fazla iştirak etmediğimi ifade etmek istiyorum. Burada, basının
bütün problemlerini, özellikle dağıtım ve tiraj meselesini kendi bünyesi içerisinde çözmesi gerektiğine inanıyorum. Onun dışında,
eğer, bu yapılanmayı çözmek gerekirse, yani, Yüce Meclisin buna müdahalesi gerekecek olursa, Anadolu basınını güçlendirecek bir
yapılanmayı, bir yasayı burada teemmül ederek, sizin de katılımınızla gerçekleştirebilirsek, çıkarabilirsek, fevkalade ciddî bir
hizmeti beraber yapmış olacağız. Aksi takdirde, bugün bütün dünyada -tiraj artımını da sağlayacak şekilde- gazete satışlarına
baktığımız zaman, mutlaka, mahallî basınla birlikte, o yörenin güçlendirildiğini görüyoruz. Ancak, o şekliyle bu sistemi ayakta
tutmak ve bu sistemi geliştirmek mümkün olacaktır.
Bununla beraber, biz, bu kısa dönemde; yani bir aylık bütçe görüşmelerinden arta kalan zaman aralığında, Basın Yayın Genel
Müdürlüğümüz marifetiyle yaptığımız çalışmalarla, özellikle Anadolu basınına fevkalade ciddî katkılarda bulunmaya çalıştık.
Maalesef, bütçe bizden önce oluşturulduğu için, ancak birtakım rölasyonlarla değişiklik yapabildiğimiz Basın Yayın Genel
Müdürlüğü bütçesinde, Anadolu basınına, çok sınırlı kaynaklarla katkıda bulunma imkânımız vardı.
Biz, yine devletin bütçesinden hiçbir şey harcamadan, Anadolu basını için hazırladığımız günlük gazeteyi, 76 ilin
valiliklerinde oluşturulan basın merkezleri vasıtasıyla, onlara anında haber ulaştırabilmek amacıyla sunarak, bir gelişme süreci
içerisine girdik. 23 ilimizde, TURPAK hattı dediğimiz, bugün internete bağlanabilecek çok ciddî bir yapılanma oluştu. TURPAK
hattıyla, Anadolu Ajansının ve Basın Yayın Genel Müdürlüğümüzün hazırlamış olduğu günlük haberler, anında, bu yörede 800
gazetesi olan Anadolu basınına ulaştırılma imkânına sahip olmuştur. Yeterli değildir, bazı noktalarda eksiklikler vardır; ama, bu
çok ciddî hizmeti, Basın Yayın Genel Müdürlüğümüzde oluşturduğumuz Anadolu Basını Bürosunda, arkadaşlarımız marifetiyle
gerçekleştirmeye ve geliştirmeye devam ediyoruz.
BAŞKAN – Sayın Bakan, kendi beyanımla ilgili bir düzeltmede bulunacağım.
Sizin konuşma süreniz 20 dakika. Ben 5 dakika olduğunu ifade etmiştim. İçtüzüğümüzün 98 inci maddesinde yapılan yeni
değişiklik, sorulara cevapta, hükümetin söz süresini 5 dakikayla sınırlamıştır; ama, gündemdışı konuşmalara cevap süresi, eskiden
olduğu gibi, 20 dakika olacak.
Ben, yanlış bir beyanda bulundum; 15 dakikalık söz süreniz daha var. O rahatlık içinde konuşmanız için beyanda
bulunuyorum.
B) ÇEŞİTLİ İŞLER
1. —Genel Kurulu ziyaret eden Bulgaristan Parlamento Başkanı Blagovest Sendov Başkanlığındaki Parlamento Heyetine,
Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi
BAŞKAN – Efendim, şu anda Genel Kurulumuzu şereflendiren konuklarımızı selamlamak istiyorum.
Sayın milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının davetlisi olarak ülkemizde bulunan Bulgaristan
Parlamento Başkanı Sayın Blagovest Sendov ve beraberindeki Parlamento Heyeti, şu anda Meclisimizi onurlandırmışlardır.
Kendilerine, Yüce Heyetiniz adına hoş geldiniz diyorum.(Alkışlar)
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR (Devam)
3. —Bursa Milletvekili Yahya Şimşek’in, basın dağıtım tekeline ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Ali Talip
Özdemir’in cevabı (Devam)
BAŞKAN – Sayın Bakan, devam edin efendim.
DEVLET BAKANI ALİ TALİP ÖZDEMİR (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum; fakat, ben, Yüce Meclisin,
milletvekili arkadaşlarımın sabrını taşırmadan, hızlı başladığım konuşmamı kısa sürede bitirmek istiyorum.
Bulgaristan Karma Ekonomik Kurulu Başkanı olarak ben de, bugün, Parlamentomuzu ziyaret eden milletvekili arkadaşlarımıza,
komşu milletvekillerimize hoş geldiniz diyor, kendilerine saygılar sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, biraz önce arz ettiğim gibi, ınternet aracılığıyla 23 ilde oluşturduğumuz TURPAK hattı marifetiyle,
gerçekten, Anadolu basınını daha geniş bilgilendirmek açısından fevkalade ciddî bir çalışma içerisindeyiz.
Aslında bugün 5 milyona yaklaşan ınternet bağlayıcıları, internet konuşmacıları, fevkalade önemli bir hizmeti beraberlerinde
götürüyorlar. Hangi kütüphaneden, hangi bilgi bankasından, internet aracılığıyla bir konu hakkında bilgi istiyorsanız, bilgisayarın
tuşuna bastığınız zaman, istediğiniz ölçüde, bu bilgileri, kendi kompütürünüze, kendi laptopunuza aktarma imkânına sahipsiniz.
Aslında, Sayın Başbakanımızın da girişimleriyle, şu anda mevcut bulunan 2 800 belediyemizin, internet aracılığıyla bir
merkeze bağlanarak, onların problemlerini anında çözebilecek bir merkezin yapılanma çalışmaları da, bünyemizde devam
etmektedir. Bu 2 800 belediyemizin, hangi oranda araçlarının bulunduğu, problemlerinin ne olduğu, bir bilgi bankası marifetiyle,
İnternet aracılığıyla, 24 saat açık olan bir merkeze, anında ulaştırılma imkânına sahip olunacaktır.
Onun dışında, bu 23 ili geliştirerek, TURPAK hattını, 76 il marifetiyle bütün vilayetlerimizde yaygın hale getirerek, 800 tane
gazete çıkaran, 250 tane televizyonu ve 1 000 kadar radyosu olan Anadolu basınına da, gerekli bilgileri, gerek Anadolu Ajansı
vasıtasıyla gerekse Basın Yayın Genel Müdürlüğümüz aracılığıyla ulaştırma imkânına sahip olacağız.
Değerli basın mensupları, bu vesileyle arz etmek istediğim diğer bir konu da şudur: Yine devletin bütçesinden hiçbir harcama
yapmadan, 2 tane il müdürlüğümüzü faaliyete geçirdik. Bunlardan bir tanesi, iki gün önce açılışını yaptığımız Trabzon Basın
Yayın İl Müdürlüğü, ikincisiyse Adana'da faaliyetine devam eden Adana Basın Yayın İl Müdürlüğümüzdür. Burada, yöre halkına,
bölgeye, hizmet verebilmek amacıyla bu çalışmalar devam etmektedir.
Ayrıca, güneydoğumuzda meydana gelen hadiselerde, dünya basınına fevkalade yanlış haberler ulaştıran bir yapılanmayı
ortadan kaldırabilmek için, Diyarbakır'da Uluslararası Basın Merkezini organize ettik. TURPAK hattıyla beraber, uydu aracılığıyla
anında fotoğraf ve film geçebilecek ve bütün basına doğru bilgi anlatacak, aksettirecek, Avrupa'nın 6 il merkeziyle bağlantısı olan,
fevkalade ciddî bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışma neticesinde, oradaki örgüt faaliyetlerinde, örgütün, katliam neticesinde
öldürmüş olduğu vatandaşların resimlerini çekerek "bunları, Türk askeri öldürmüştür" gibi yanlış bir beyanla gündeme getirdiği
için, Diyarbakır'daki UluslararasıBasın Merkezi, fevkalade önemli bir hale gelmiştir ve hizmetine devam etmektedir.
Bunun dışında, İstanbul'da yapılan bir hizmet vardır; rahmetli Özal zamanında, Sepetçiler Kasrı adı altında, İstanbul'da,
yine bir Uluslararası Basın Merkezi oluşturulmuştu; ama, maalesef, bu basın merkezinin faaliyeti yaklaşık üç yıldır durdurulmuştu
ve sadece bir iki gazeteci arkadaşımızın gidip geldiği çok atıl bir görünüm arz etmekteydi. Çok kısa bir süre içerisinde,
arkadaşlarımızın yaptığı çalışmalarla, burası, Uluslararası Basın Merkezi görünümüne kavuşturulmuştur. Yine, burada, özellikle
emekli gazeteci arkadaşlarımızın devamını sağlamak üzere, internet aracılığıyla her türlü servisin verildiği bir merkez
kurulmuştur.
Değerli basın mensupları, biraz önce, değerli milletvekilimizin gündeme getirdiği, basınımızın sorunları ve mahallî basının
dışındaki oluşumlarda meydana gelen sıkıntıları, ancak bir basın şurası marifetiyle, çok açık bir şekilde gündeme getirerek,
beraber etüt etme imkânını sağlamak üzere, yine Basın Yayın Genel Müdürlüğü marifetiyle, bir basın şûrası organize edilmiştir. Bu
şûranın hazırlık çalışmaları tamamlanmıştır. En kısa sürede, yine milletvekillerimizin de katılımıyla, bütün basın-yayın
organlarının iştirakiyle, basınımızın içerisinde bulunduğu problemleri gündeme getirmek ve bunlara çözüm aramak, çözüm
üretmek açısından yapılacak bu basın şûrasına herkesin duyarlı olmasını ve katkıda bulunmasını diliyorum.
İlk defa, bir Devlet Bakanlığı olarak, İnternette bir web sayfası açtık. Bütün dünyaya açık olan bu web sayfası, dünya
basınıyla haberleşme ve Türk basınındaki problemlerin gündeme getirilmesi açısından fevkalade ciddî bir işlev görmektedir. Bu
vesileyle, bu web sayfasına gelen bilgileri de derleyerek, basın şûrasında, yine, önemli bir gelişmeyi birlikte takip etmiş olacağız.
Değerli milletvekilleri, ülkemizin çok büyük sıkıntıları var. Bu sıkıntıları hep beraber yaşıyoruz. Bana kalırsa, burada, çok
ciddî konuları birlikte tartışıyoruz. Bu Meclisin bir saatinin maliyet rakamını belki biliyorsunuz; ama, altını çizerek bir kez de ben
arz etmek istiyorum: Bu Yüce Meclisin çalışmasının bir saatinin Türk Milletine maliyeti 1 milyar 340 milyon liradır, günde 32
milyar lira etmektedir ve bütçeden ayda 1 trilyon lira para harcanmaktadır. Onun için, burada, en azından, sorulan bu soruyu sakin bir
şekilde dinlemek açısından, bu Meclisin işlevi açısından da fevkalade yararlı olacağına inandığım için, bu rakamları size arz
ediyorum. (DSP sıralarından "Ne ilgisi var" sesleri)
BÜLENT H. TANLA (İstanbul) – Devam et... Devam et...
DEVLET BAKANI ALİ TALİP ÖZDEMİR (Devamla) – Sayın milletvekili, oturduğunuz yerden bana laf atıyorsunuz.
Kayıtlara bakarsanız, ben, iki dönem milletvekilliği yapmış birisi olarak, hiç kimseye, oturduğum yerden müdahalede bulunmadım.
Saygıyla, sorulan soruya cevap vermeye çalışıyorum. Eğer, konuşmalarda aksak bir yanım varsa, buyurup, bu kürsüden tekrar beni
tenkit edebilirsiniz.
Beni, sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Gündemdışı konuşmayı cevaplandıran Devlet Bakanı Sayın Ali Talip Özdemir'e teşekkür ediyorum.
Sayın Atay, bir talebiniz mi var?
FATİH ATAY (Aydın) – İzninizle Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun.
FATİH ATAY (Aydın) – Sayın Başkan, İçtüzükteki yetkime dayanarak, ben, dün yapmış olduğum konuşmada "yıllarca süren
kan ve ateştir ve ortada kazanılmış tek bir hak yoktur" cümlesinden sonraki cümleyi "süregelen olaylar halkı bıktırmıştır"
anlamında kullandım. Bu nedenle, tutanakların, o şekilde düzeltilmesini rica ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atay.
Beyanınız tutanağa geçmiştir, tutanak, bu beyan doğrultusunda düzeltilecektir.
B) ÇEŞİTLİ İŞLER (Devam)
2. —(10/67) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimlerini yapmak için
toplanacağı gün, saat ve yere ilişkin Başkanlık duyurusu
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İstanbul-Kadıköy'de, 1 Mayıs günü meydana gelen olaylarda gerekli tedbirlerin alınmadığı
iddialarını araştırmak amacıyla kurulan (10/67) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu, geçen toplantısında görev bölümü
yapamamıştır. Bu nedenle, bu Komisyon üyelerinin, 20 Haziran 1996 Perşembe günü, saat 11.00'de, ana bina, birinci bodrum, Genel
Evrak karşısındaki 475 numaralı Meclis araştırması komisyonları salonunda toplanarak, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye
seçimini yapmalarını rica ediyorum. Komisyonun toplantı yer ve saati ilan tahtalarına da asılmıştır.
Sayın milletvekilleri, şimdi, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.
III. —GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI
VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1.—Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ve 57 arkadaşının, Emlak Bankası Eski Genel Müdürü Engin Civan’ın rüşvet
karşılığı verdiği krediler ve çıkar temin eden bazı tasarruflarına karşın gerekli işlemleri yapmamak suretiyle görevini kötüye
kullandığı ve bu eyleminin TürkCeza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında
Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/6)
BAŞKAN – 1 inci sırada yer alan, Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ve 57 arkadaşının, Emlak Bankası eski Genel
Müdürü Engin Civan'ın rüşvet karşılığı verdiği krediler ve çıkar temin eden bazı tasarruflarına karşın gerekli işlemleri yapmamak
suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan
Mesut Yılmaz hakkında, Anayasanın 100 üncü maddesi uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesinin
görüşmelerine başlıyoruz.
Bu görüşmede, sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine, şahısları adına
üç üyeye ve son olarak da hakkında soruşturma istenmiş bulunan eski Başbakan Mesut Yılmaz'a söz verilecektir. Konuşma süreleri
10'ar dakikadır.
Meclis soruşturması önergesi, Genel Kurulun 4.6.1996 tarihli 57 nci Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere
dağıtılmıştır; bu nedenle, Meclis soruşturması önergesini tekrar okutmuyorum.
İlk söz, önerge sahibi olarak, Muğla Milletvekili Sayın Mustafa Dedeoğlu'nundur.
Bu önerge üzerinde söz isteyen diğer milletvekillerini okuyorum: İstanbul Milletvekili Sayın Yılmaz Karakoyunlu, Afyon
Milletvekili Sayın Nuri Yabuz, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Sülün, Kastamonu Milletvekili Sayın Murat Başesgioğlu, Denizli
Milletvekili Sayın Mehmet Gözlükaya.
İçtüzük gereğince, ilk söz, önerge sahibine ait; buyurun Sayın Dedeoğlu.
Konuşma süreniz, biraz önce de beyan ettiğim gibi, 10 dakikadır.
MUSTAFA DEDEOĞLU (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Emlak Bankası eski Genel Müdürü Engin Civan
hakkındaki yolsuzluklarla ilgili işlem yapmadığı için, Sayın Mesut Yılmaz hakkında verilmiş olan soruşturma önergesiyle ilgili
olerek, önerge sahibi sıfatıyla söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yolsuzluk, politik yozlaşma olgusunun bir türevidir. "İşini bilme" zihniyeti üzerine bina
edilmiş olan bu politikalar, ilk defa, Anavatan iktidarları zamanında başlamış ve bu iktidarlar döneminde önü bir türlü
alınamamıştır. Devlet, millet kaynaşmasını yıpratmış, toplumdaki hüsnüniyeti kirletmiştir.
Halkımızın nefretini kazanan sokaktaki mafya ile bürokrasideki bozulma, ANAP iktidarlarının büyüttüğü kavramlar olmuştur.
Siyasî literatürümüzde "Civangate" olarak bilinen bir örneği, bunların somut bir göstergesi kimliğiyle, zihinlerimizi hâlâ meşgul
etmektedir.
Konuyu başından ele alıp, şu sorulara cevap arayarak başlayalım: Engin Civan kimdir; nereden gelmiştir; nasıl gelmiştir; ne
yapmıştır?
Engin Cİvan 1987 yılından önce, Dünya Bankasında "junıor memur" yani, stajyer memur olarak çalışıyordu. Hatırlarsınız,
ANAP İktidarında, tersine beyin göçü edebiyatı oldukça yaygındı. İşte, bu akım sırasında, Civan'ı Türkiye'ye getiren Ahmet
Özal ve Bülent Şemiler, bütün tecrübeli bürokratların itirazlarına rağmen, öncelikle, Emlak Bankasında müşavir olarak
görevlendirdiler.
İsmi birçok olaya karışan ve yurtdışına çıktığında "Bülent Chemy" ismiyle kart bastıran Şemiler, 13.5.1992 tarihinde yaptığı
basın toplantısında, Civan'ı, bakın nasıl suçluyor: " Engin Civan, benim, bankaya sokmadığım siyasîler ve şirketlerle kulise
başladı. 'Beni Genel Müdür yaparsanız, bütün işlerinizi hallederim' diyordu"
Engin Civan'ın çok ilginç bir yükselişi olmuştur. Önce, Emlak Bankası Genel Müdür Yardımcılığına, daha sonra, 40 milyarlık
bir yolsuzluğa adı karışmasına rağmen, Denizcilik Bankası Genel Müdürlüğüne, altı ay geçmeden, Emlak Bankası Genel
Müdürlüğüne getirilmiştir.
Civan'ın ilk icraatı, banka bünyesinde, banka müfettişlerinden ve bankacılardan oluşan Horzum Araştırma Komisyonunu
dağıtmasıydı.
Civan'ın adı geçen yolsuzlukları şöyle devam ediyor:
Anatepe Uydukent Projesiyle ilgili olarak birim fiyatlarının çok yüksek tespit ettirilmesi.
Anatepe kapsamındaki işlerin Mang firmasına devredilmesi ve bankanın 264 milyar lira tazminat yükümlülüğüne sokulması.
ESKA şirketine ait Uluslararası Turizm ve Ticaret Projesinde yapılan usulsüzlükler.
Ortadoğu Şehircilik Yatırım Anonim Şirketine fazla ödemede bulunulması.
EKSAN firmasına, 35 milyon Alman Markı kredinin, bankanın zarara uğratılarak, kullandırılması.
KUTLUTAŞ firmasına, İzmir-Bostanlı'da yaptırılacak konutlar için, o günün fiyatlarıyla 101 milyar lira usulsüz avans
verilmesi.
CAMEL Anonim Şirketine açılan krediler sonucu, bankanın zarara uğratılması.
LOYTAŞ firmasına, bankanın zarara uğratılması uğruna, kredi kullandırılması.
En son, bir kurşunlanma olayı sonucunda ortaya çıkan, işadamı Selim Edes ve birçok kişinin de adının karıştığı, hepimizce
malum, bir sürü suç.
Bu son olayla ilgili olarak Türk Ceza Kanununun 212, 214 gibi maddeleri uyarınca cezalandırılması amacıyla kamu davası
açıldı. İstanbul İkinci Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, sanık İbrahim Engin Civan hakkında, 6.4.1995
gününde, Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerine göre yedi yıl altı ay ağır hapis cezası ve 62 milyar 500 milyon lira ağır para
cezası verilmiş ve karar, Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 20.9.1995 gün ve 1995/2389-2481 sayılı ilamıyla onaylanarak
kesinleşmiştir.
Aslında, Engin Civan, ANAP dönemi yolsuzlukları kahramanlarından sadece birisi; sadece bir günah keçisidir...
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devlet yönetiminin ciddiyeti ve kuralları vardır. Yasalar çerçevesinde, liyakat gözetilerek
ve mesuliyet şuuru ihtimamla aranarak yönetim esastır. Genel müdür yardımcısı ve genel müdür olabilmek için, belirli bir hizmet
süresi ya da fevkalade başarı aranır; çünkü, amaç, devlet yapılanmasında hizmetlerin yerindeliğinin ve verimliliğinin azamî şartlarda
sağlanmasıdır.
233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre, iktisadî hayata yön vererek, ticarî esaslara göre faaliyet gösterecek olan devlet
kurumları, ekonomik gereklere uygun olarak, verimlilik ve kârlılık ilkeleri doğrultusunda, kendi aralarında ve millî ekonomiyle
uyum içerisinde çalışarak, sermaye birikimine yardım etmek ve daha fazla yatırım kaynağı yaratmak amacını güderler.
Yine, siyasal olarak, yasal olarak, genel müdürler üçlü kararnameyle atanırlar "yetki ve paralellik" ilkesi gereğince, aynı şekilde
görevden alınırlar, ilgili bakan, başbakan ve Cumhurbaşkanınca.
Anayasaya göre Başbakan, bakanların görevlerini, Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirmelerini gözetmek ve düzeltici
önlemler almakla görevlidir, tabiî olarak bürokratlarını da.
Genel müdür yardımcılığında, 40 milyar liralık usulsüzlüğe adı karışan birinin, önce Denizcilik Bankası Genel Müdürlüğüne,
çok kısa bir süre sonra da Emlak Bankası Genel Müdürlüğüne atanması, birbiri ardına yolsuzlukların devam etmesine rağmen
görevde tutulması; buradan çıkar sağlayanlar, bu çıkarları görmezlikten gelip, ortak olanların bulunduğu sonucunu ortaya
koymaktadır.
Yine Anayasamıza göre, Cumhurbaşkanı -görevlerinden dolayı- sorumlu değildir. Cumhurbaşkanının imzasını taşıyan
işlemlerden dolayı, Başbakana ve ilgili bakana sorumluluk düşer.
Engin Civan'ın genel müdürlüğü döneminde, Başbakanlık görevi, Sayın Mesut Yılmaz'dadır; ancak, Sayın Mesut Yılmaz,
kendisinden beklenen ve yerine getirmekle yükümlü olduğu, dikkat, ihtimam ve gözetme görevini layıkıyla yerine getirmemiş,
olaylara duyarsız kalmıştır.
Sayın Mesut Yılmaz, Engin Civan'ı yakından tanımaktadır. Nitekim, 23.9.1995 tarihli beyanında, Engin Civan'ı, kardeşi
Turgut Yılmaz vasıtasıyla tanıdığını itiraf etmiştir. Bir iddiaya göre de, 1991 seçimlerinde, Engin Civan'ı, Anavatan Partisi
milletvekili odayı olarak düşünmüştür.
Görülen odur ki, Sayın Yılmaz, Engin Civan'ı, rüşvet, yolsuzluk, beceriksizlik, deneyimsizlik ve hırsızlığına rağmen korumuş,
kollamış, hukukî işlemleri başlatmamıştır; açıkça, Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesinde ifadesini bulan "görevi kötüye
kullanma" suçunu işlemiştir.
Hukukta iki kavram vardır; suça iştirak ve müteselsil sorumluluk. Suçun işlenmesine, eylem veya ihmalleriyle katkıda
bulunanlar müşterek suçludur...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın sözcü, son cümlelerinizle konuşmanızı tamamlayın efendim.
MUSTAFA DEDEOĞLU (Devamla) – ... zararın oluşmasına sebebiyet verenler de, müteselsil sorumludur.
Kanımızca, Engin Civan olayında, Sayın Mesut Yılmaz, müşterek suçlu ve müteselsil sorumludur. Sonuçlanmakla kararı
çıkmış dosyalar ve derdest dosyalardaki beyanlar, bu iddiamızı teyit eder niteliktedir.
Tabiî, birçok şirkete, yine, usulsüz kredi vermek ve usulsüz işlemler yapmakla suçu subut bulmuştur Engin Civan'ın ve diğer
ceza dosyalarındaki belgeler, beyanlar ve iddialar tüm ayrıntılarıyla incelendiğinde, Engin Civan'ın, rüşvet alma, görevi suiistimal,
görevi ihmal, hizmet sebebiyle emniyeti suiistimal suçlarına, Sayın Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığı süresince de devam ettiği ve
buna rağmen, hakkında, dönemin Başbakanı tarafından hiçbir işlem yapılmadığı anlaşıldığından, bu eylemin, Türk Ceza
Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla, Sayın Mesut Yılmaz hakkında, Anayasanın 100 üncü maddesi uyarınca Meclis
soruşturması açılması gereği açıkça ortaya çıkmaktadır.
Yüce Meclisin takdirlerine arz ediyor, saygılarımı sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu'na teşekkür ediyorum.
Şimdi, şahısları adına söz isteyen milletvekillerinden birinci sırada bulunan Sayın Yılmaz Karakoyunlu'ya söz vereceğim.
Buyurun Sayın Karakoyunlu. (ANAP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
YILMAZ KARAKOYUNLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili Sayın
Saffet Arıkan Bedük ve 57 arkadaşının, Başbakan Mesut Yılmaz hakkında vermiş olduğu soruşturma önergesi üzerine görüşlerimi
açıklamak üzere huzurunuzdayım; bu vesileyle, Sayın Başkanı ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu kadar önemli bir konunun görüşülmesi sırasında Genel Kurula hitap ederken, etkileyici olabilecek ve
konuyu omurgasından yakalayabilecek bir meseleyi nasıl takdim ederim diye epey düşündüm. Hatta, yeteri kadar bu konuda başarılı
olabileceğim endişesini dahi hissettim;fakat, neyse ki, çok kıymetli bir hukukçu arkadaşımız ve fevkalade mahir bir soruşturma
yöneticisi bir siyasetçimizin, daha evvelce bir başka vesileyle yapmış olduğu konuşmalardan istifade ettim ve bu konuda sizlere
sunulabilecek en değerli, en güzel örnekleri de, o kıymetli arkadaşımızın görüşlerinden ve tecrübelerinden istifade ederek size
takdim etme noktasına geldim.
Şimdi aramızda bulunan bu değerli arkadaşımıza huzurunuzda teşekkür ediyorum. Hiçbir polemik yapma endişesi ve ihtiyacı
içerisinde olmadan, sadece, meseleyi doğru karakteristiklerde tartışmak arzusuyla bu noktaya temas ediyorum ve Sayın Ali Rıza
Gönül'ün o harikulade güzel cümlesini ödünç alarak konuşmama başlıyorum.
Sayın Ali Rıza Gönül, kabaca iki ay kadar evvel, benzer nitelikteki bir soruşturma önergesi üzerine şahsî görüşlerini beyan
ederken şöyle diyor: "Türkiye, günlerdir bir siyasî şovu izlemektedir..."Doğru... Türkiye, bugün de, Ali Rıza Gönül'ün ifadesinde
bulunduğu bir şovu ibretle izliyor ve Ali Rıza Gönül arkadaşımız, o tarihte devam ediyor, diyor ki: "Açıkça söylüyorum, günlerdir
tartışılan ve ileri sürülen iddia ve isnatların böylesine gayri ciddî delillerle ifade edilmiş olmasına -orada bir teneffüs ediyor ve Yüce
Meclisinize bir sıfat izafe ediyor- bu gazi Meclis ilk defa şahit olmaktadır." Doğru... Tutanaklara göre, Ali Rıza Gönül'ün bu sözleri
DYP sıralarından büyük alkış alıyor ve "Bravo" ile ödüllendiriliyor. O sözler o gün doğruydu.
Değerli milletvekilleri, o tarihte, Ali Rıza Gönül'ün bu çok isabetli teşhisini alkışladığınız ellerinizi bir an için vicdanınızdan
ayırın ve yeniden aynı anlayış içerisinde alkışlamak üzere hazırlanın; çünkü, açıkça söylüyorum ki, günlerdir tartışılan ve ileri
sürülen iddia ve isnatların böylesine gayri ciddî delillerle ifade edilmiş olmasına, bu gazi Meclis, Ali Rıza Gönül'ün de imza
koyduğu bir önergeyle ikinci defa şahit olmaktadır. (ANAP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, yine, Ali Rıza Gönül'ün konuşmasından son derece önemli olduğunu gördüğüm bir başka cümleyi ödünç
alarak kullanmak zorundayım. "... mişlerle, mışlarla, iddialarla, boş iddia ve isnatlara dayanmasının, ciddî delillerle tevsik
edilememiş olmasının sıkıntısıyla; şovlara ve siyasette benimsemeyecek yollara izin vermeyeceğini" ifade etmiş; bu cümlesiyle de
aldığı büyük alkışa güvenerek diyor ki "bu siyasî terkibin suçüstünü Yüce Meclisin önüne seren -Ali Rıza Gönül'ün ifadesine göre-
bu önerge, tamamen siyasî amaçlarla hazırlanmış, afakî görüşlerle donatılmış, gayri ciddî iddialarla yuvarlanmış ve karakuşi
isnatlarla süslenerek -yine Ali Rıza Gönül'ün deyimiyle- bu gazi Meclisin Başkanlığına..." Yine kendi imzasıyla takdim edilmiştir.
HASAN DENİZKURDU (İzmir) – Sizinkiler neydi?..
YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) – Şimdi, bu önerge, çeribaşı torbasından farklı değil. Akla gelebilecek her şeyin yerli
yersiz doldurulduğu kırkambar önergedir.
MEHMET KORKMAZ (Kütahya) – Kabul ettiniz ama.
YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) – Hukuk mantığı itibariyle ve yine Ali Rıza Gönül'ün deyimiyle, illiyetsiz rabıtayla
maluldür; yani, rivayet hukukuna sarılmıştır. Siyasette rivayet kadar tehlikeli silah yoktur. İslam hukukunda, rivayet, ravinin ahlakı
kadar sahihtir. (ANAP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla da, suçlamanın zemini siyasal olunca, tartışmada ahlakın kapısından
geçmek de masal olur; çünkü, ravi müşteki olursa, rivayet gıybete döner ve şu anda, bir gıybet içerisinde olduğumuzu ifade
ediyorum. Buna da, ceza hukukumuzda suç tasnii deniyor. Tasni, Arapça isimdir; tasni kelimesi "sun" kökünden gelir; sun,
insanoğlunun hayal dünyasında kendi zihnini döllemek demektir; yani, boş işle uğraşmaktır. Yani, ceza hukukumuzda bunun
anlamı, suç uydurmak ve yakıştırmaktır. Suç tasnii de, adalet aleyhine işlenen bir suçtur. Tasni, temelsiz iddialarla adil aklı elden
kaçırmak demektir. Adil akıl, Allah'ın adaletindeki tartışmasız isabettir.
Değerli milletvekilleri, gerek önergenin metninde gerekse biraz evvel şahsî görüşlerini açıklayan Muğla Milletvekilimiz Değerli
Dedeoğlu'nun yaptığı konuşmada bir başka temasa yer verildi. Mevcut önergeye ve Dedeoğlu'nun ifadesine göre, güya, Anavatan
Partisi, 1991 seçimlerinde Engin Civan'ı milletvekili adayı göstermek istemiş!.. Önergede böyle bir iddia var.
Şimdi, suçlamanın telaşı bumerang gibidir diyorum; çünkü, bu iddia gülünç geliyor. Çünkü, böyle gülünç iddialar, artık
rivayetten, iddiadan çıkıp, gıybetin ahlakı içerisinde tartışılabilir zaaflarla malul noktaya geliyor ve gıybet de, eğer, kıyasa alet
edilecek noktaya getirilirse, son derecede tehlikeli bir silah oluyor; acemilerin elindeyse bu silah, sahibini yaralar.
Şimdi, Mustafa Dedeoğlu'nun konuşmasından hareketle ve bu önergede yapılmak istenilen imaya işaretle şunu söylüyorum: Bu
önergeyle, DYP, Engin Civan'ı Turgut Yılmaz aracılığıyla tanıyıp önemsemesi, suç tasniinde kapsam genişletmesi noktasını
gündeme getiriyor. Eğer, bir an için, önergede belirtildiği gibi, Anavatan Partisi 1991 seçimlerinde Engin Civan'ı milletvekili adayı
göstermiş ise, bu gıybetle ne amaçlanmıştır ona bakıyoruz. İma etmek istediği mana, aşağı yukarı, aşağılık, adi, hırsız,
dolandırıcı, devlet malına el atmış, örtülü örtüsüz devlet varlığını zimmetine geçirmiş bir kimse tarifi vererek, o tarihteki Anavatan
Partisi milletvekili adaylarını küçük düşürmek. Yani, ANAP'lılar böyle adamları milletvekili yapar" demeye getiriyorlar. Eğer, bu
mantık doğruysa ve eğer, her iddia varit sayılabilecekse, ben de bir rivayete dayanarak diyebilirim ki, ANAP, 1991 seçimlerinde
Tansu Hanımefendiyi de milletvekili göstermiş olabilir. O takdirde, biraz evvel Engin Civan için izafe edilen veya imasında
bulunulan "adi, devletin malına el atmış, örtülü örtüsüz her şeyi zimmetine geçirmiş" iddiası geçerli olur mu?.. Böyle bir iddiaya
dayalı olarak bir milletvekilliğini aşağılama mekanizmasını, siyasî amaçlı bir önergenin desteği yapmak mümkün olabilir mi?..
Eğer, bu geçerliyse, herkes için geçerli olur, oradaki imza sahiplerinin tamamı içindir.
Peki, bu musibete, buna niçin işaret edilmek istenmiştir; siyasî amaç...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Karakoyunlu, konuşmanızı tamamlayın efendim.
YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) – Peki efendim. Bu kadar fevkalade önemli bir konu üzerinde 10 dakikada hiçbir şey
söylenmesi mümkün değil.
İRFETTİN AKAR (Muğla) – Daha konuya girilmedi!
YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) – Şimdi konuya giriyorum.
Neden, bu kadar, Pandora'nın kutusunu veya doğu mitolojisinin lafıyla "rivayet torbasını açmak" ihtiyacını hissetmiştir. Bir
diyalektik merakı vardır; yani, sık sık görülen zaafla maluldür.Bir düşünceyi doğru aktarmanın yolunu seçemeyince, eğriden izafe
edilebilecek değerlerin zaafına sığınarak zihinlerde tereddüt yaratmaktır. İmza koyanların aşağı yukarı hemen hepsi, bu önergeye
niçin imza koyduklarını bilmeden imza koymuşlardır.
İRFETTİN AKAR (Muğla) – Hayır... Hayır...
MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) – Olmadı şimdi...
YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) – Bakın, izah edeyim, müsaade edin; çok rahatlıkla edeyim.
Doğru Yol Partisinin milletvekilleri Türkçeyi mükemmel kullanan insanlardır. Mesela, bu önergede birinci imza sahibi olan
Saffet Arıkan Bedük Beyefendi arkadaşımız, Türk dilini mükemmel konuşur, hitabet sanatında ustadır, dilde selâseti vardır.
Selâset, çöl ortasında serin ve berrak bir ırmağın akışı demektir. (DYP sıralarından alkışlar [!]) Öyle güzellikte konuşan bir
arkadaştır. Keza, Ali Rıza Gönül arkadaşımız bir belagat ustasıdır. Keza, aynı şekilde, Mehmet Gözlükaya arkadaşımız hitabet
ustasıdır ve âdeta, bu işe büyük üstünlükler kazandırmış örnekler vermiştir. Bu kadar mükemmel Türkçe diline vâkıf olanların,
eğer bu önergeyi okumuş olsalardı, şu cümleyi imza etmeleri mümkün müydü?! Cümleyi okuyorum: "Son yıllarda halkımız büyük
ilgisini çeken yolsuzluk iddiaları, Türk Halkının nefretini kazanmıştır." Ne öznesi ne nesnesi ne tümleci ne fiili oturmamış olan bir
cümleyi Türk dilini bu kadar mükemmel kullanan üç grup başkanvekilimizin imza etmesi mümkün değildir. (ANAP sıralarından
alkışlar) Okumadan imza etmişlerdir. Hatta, o kadar okumadan imza eden arkadaşımız var ki bu önergede, şikâyet edildiği tarihte
Mesut Yılmaz kabinesinde bakan...
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – Bildiği için imza etmiş.
YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) –Değerli arkadaşlar, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili olarak, yine,
Mustafa Dedeoğlu arkadaşımızın getirdiği görüşler var. 10 dakika içerisinde, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
detaylarına ilişkin olarak hukukî tefsirler getirmek mümkün değil. Bu konuda da, yine, Ali Rıza Gönül arkadaşımızın bana
fevkalade büyük yardımı oldu. Yapmış olduğu konuşmadaki kısmı aynen okursam "233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname veya
ona bağlı olarak getirilmiş 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname veya 3071 sayılı Kanunda tamamen özerk, özel hukuk
hükümlerine tabi, kendi denetimlerini kendi içinde yürüten, buna mukabil, almış oldukları karar itibariyle Yüksek Denetleme
Kurulunun malî, teknik ve idarî denetlemesine tabi olan ve yine, yasal düzenlemeyle, KİT Komisyonunda herhangi bir noktaya
varılmadığında da Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülüp ibra edilen hukuk sistematiği içerisinde herhangi
birisine..."
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) – TEDAŞ gibi...
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – TOFAŞ gibi...
YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) – Bravo... TEDAŞ gibi... Çok teşekkür ediyorum. Arkadaşınıza da söyleyin; TEDAŞ'ı
savunurken bunları söylemedi. TEDAŞ gibi bir noktada, şimdi getirilip bir savunma yapması mümkün değildir.
Bakınız -tutanaklardan okuyorum- Ali Rıza Gönül ne diyor: "Değerli arkadaşlarım, TEDAŞ olayını izlemek için, 233 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameyi çok iyi bilmek lazım -ve arkasından ilave ediyor- KİT yönetimiyle ilgili bakan ve bağlı bakan 233
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 39 uncu maddesi -doğru, 39 uncu maddesi- veya yanılmıyorsam, 40 ıncı maddesindeki ilgili
bakanlık..." Hayır, Ali Rıza Gönül, o konuşmasında yanılmıyor; doğru, 40 ıncı maddesi, herhangi bir şekilde ilgili bakanlığına
bir mesuliyet tertip edilemeyeceğini açık seçik söylüyor.
NİHAN İLGÜN (Tekirdağ) – Niye oy verdiniz o zaman?..
YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) – Ben, Yılmaz Karakoyunlu; İstanbul Milletvekili. TEDAŞ olayına geldim. TEDAŞ
olayı, son derece, gerçeklerden uzak, sadece siyasî amaçla, sadece bir siyasî parti liderini... (DYP sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar ) ...istihfaf etmek, istiskal etmek, Meclis nazarında küçük düşürmeye yönelik siyasî tertip olduğu için, reddettim. (DYP
sıralarından alkışlar )
Şimdi, aynı şekilde, sizin imzanızla gelen bu önerge de, yine, bir siyasî parti liderini küçük düşürmeye, istihfafa, istiskale
yönelik olduğundan ve tamamen siyasî amaçla tertip edilmiş olduğu için ret oyu vereceğim.
Burada, aklı başında, sağlıklı insanların doğru karar verirken tercih edecekleri kriterlerin başında, hayal ile hakikati
ayırabilme kabiliyetinin iki temel unsurundan, akıl ve ahlakın intisaç ettiği mükemmeli elde etmeleridir. Sizden beklenen budur. O
tarihte, nasıl, Ali Rıza Gönül'ün mükemmel hukuk tefsiri ve siyasî tertip içerisindeki ahlakî savunmasına itibar ederek ret verdinizse,
bunda da aynı reddi vermeniz lazım.
BAŞKAN – Sayın Karakoyunlu, son cümlenizi lütfen...
YILMAZ KARAKOYUNLU (Devamla) – Son bir cümle; daha fazla vaktinizi almayacağım.
Değerli arkadaşlar, siyasetin lisanında üslup çok önemlidir. Bu üslup, iki türlü tezahür edebilir: Birinin adına "ifade" ötekine
"safsata" deriz. Safsatacı siyaset mantığı ve yaklaşımı kadar tehlikeli unsur yoktur; çünkü, bu cüret, hareket halindeki cehaletin
ifadesidir. Safsatadan kurtulmanın, elbette ki, yolu ve zahmeti vardır. Bunu, Rönesans düşünürleri gündeme getirmişler ve
tartışmışlar.
Mevlana'nın bir sözüyle konuşmamı bitirmek istiyorum. Mevlana diyor ki: "Pislik kokan bir nesneyi atmak için maalesef, ona
dokunmak gerekir."
Ben de, siyasî tertipçiliğin gizlemeye çalıştığı gerçeği açıklamak için, pislik kokan bir şeye el sürdüm -Yüce Meclisten özür
dilerim- gidip ellerimi yıkayacağım.
Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Yılmaz Karakoyunlu'ya teşekkür ediyorum.
Şimdi, söz sırası Afyon Milletvekili Sayın Nuri Yabuz'da.
Buyurun Sayın Yabuz. (DYP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır efendim.
NURİ YABUZ (Afyon) – Sayın Başkan, Meclisin değerli üyeleri; halk arasında kısaca "Civangate" diye bilinen, zamanın
Emlak Bankası Genel Müdürünün yolsuzlukları ve bu yolsuzluklardan zamanın Başbakanının sorumluluğu hakkında konuşmak
üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerimin başında, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Benden önce konuşan değerli arkadaşım, Anavatan Partisinden Yılmaz Bey, burada, geç de olsa bir şeyi itiraf ettive "siz
haklıydınız" dedi; bir idraki gösterdi; ama, bir aydan da fazla bir gecikmeyle, bu kürsüde gösterdi. Eğer, bu idrak, bu şuur, bir ay
evvel, şurada oturan Anavatan Partili arkadaşlarımın arasında olsaydı, Türkiye'de bugün bazı sıkıntılar bile olmayabilirdi. (DYP
sıralarından alkışlar) Ben, bu şuurlu davranışın zamanında yerine getirilmesini isterdim.
Değerli arkadaşlarım, kaldı ki, iki dosyanın da birbirinden farklı yanları çoktur. Birisinde, suç, tam unsurlarıyla tekevvün
etmiştir ve Türkiye'nin hür mahkemeleri, bundan dolayı da, sorumluları cezalandırmıştır; ama, öbüründe böyle bir durum yoktur.
Bunu da belirtmeyi, sözlerimin başında uygun görüyorum.
Şimdi, böyle bir meseleyi anlayabilmek için ülkenin biraz dününe, zamanı biraz geriye almaya çalışacağım.
Anavatan Partisi, 1980'den sonra, 1983 yılının 6 Kasımında, Türkiye'de yapılan seçimleri büyük farkla kazanmıştır; çünkü
yeni bir vizyonu, yeni bir sözü, ülkenin önüne koyduğu büyük bir programı vardır. Bu program, liberal ekonomik sistemdir, serbest
piyasa ekonomisidir, devletin yeniden yapılanmasıdır. Ülkemizdeki geniş halk kitleleri, bu programın peşine takılmış ve Anavatan
Partisini de büyük bir ekseriyetle iktidar etmiştir. Ama, gelin görün ki, Anavatan Partisi, bu söylevinden sonra, icraya geçerken neler
yapmıştır:
Önce, devlet memurlarının yükselişindeki hiyerarşiyi bozmuştur.
MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) – Prensler!..
NURİ YABUZ (Devamla) – Engin Civan gibi, daha stajyer memur olanları "Amerika'da tahsil yaptı" diye, bir matahmış gibi
göstererek, devlette, hiç hak etmediği makamlara getirmiştir, birden genel müdür yapmıştır ve bunun adını da "prenslik" koymuştur.
(DYP sıralarından alkışlar) Prens, sadece Engin Civan mıdır; hayır. İsmini burada saymaya lüzum görmüyorum, bu prensleri
hepiniz biliyorsunuz. Bu prensler, devlette hiyerarşik düzeni bozmuştur, gelenekleri bozmuştur. Üstelik durum, sadece böyle de
olmamıştır; bu görevleri hak eden liyakatlı devlet memurları, saçlarını, bu devlete, bu millete hizmet etmekle ağartanlar, hakları
yendiği için de, devlete hizmet etmekte daha sonra güçlük çekmiştir ve onları tatmin etmek mümkün olmaktan çıkmıştır.
Yine, bu dönemdeki uygulamalar sırasında, köşe dönmek, birden zengin olmak, katma değer üretmeden kağıt alıp kâğıt satmak
suretiyle, bilgisayarın karşısında paraları bir yerden bir yere nakletmek, çantalarla repo yapıp banka banka dolaştırmak suretiyle,
bazı vatandaşlar -tabiri caizse- gömgök zengin edilmiştir.
Yine, aynı dönemde, dönemin Başbakanı merhum Turgut Özal "Anayasayı bir defa delmekle ne olur" diye hepinizin
hatıralarındaki bir lafı söylemiş ve bu devlete ve hepimize çok lazım olan bir şeyi zedelemiştir. Yine "Benim memurum işini bilir"
demekle birtakım değerleri kökünden değiştirmiştir.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Hâlâ oradasınız...
MUSTAFA BALCILAR (Eskişehir) – Senin liderin 114 milyarlık yat yapıyor, onu sor.
NURİ YABUZ (Devamla) – Benim liderim hakkında bildiklerinizi, bu hür kürsüden konuşabilirsiniz.
MUSTAFA BALCILAR (Eskişehir) – Hangi vergiyle, hangi ticaretle yapmış onu, onu sor; Özal'dan filan bahsetme...
BAŞKAN – Sayın sözcü, şu anda üzerinde konuşmakta olduğunuz konu, eski Başbakan Sayın Mesut Yılmaz'la ilgili
soruşturma önergesidir; siz ise on yıllık bir dönemi eleştirmeye başladınız, ona karşılık böyle sataşmalar olabilir.
Konu içinde kalırsanız, bu türlü sataşmalar bahis konusu olmaz.
NURİ YABUZ (Devamla) – Eğer müsaade ederseniz, değerli arkadaşlarım müsaade ederlerse, bugünkü olanlarla ilintisini
kuracağız.
MUSTAFA BALCILAR (Eskişehir) – Fazla geriye gitme.
BAŞKAN – Yerinizden müdahale etmeyin efendim.
Buyurun sayın sözcü.
NECMİ HOŞVER (Bolu) – Sonra yat bir yerine batabilir, arkadaş dikkat etsin Sayın Başkan.
NURİ YABUZ (Devamla) – Evet, kleptokrat bir zihniyet getirilmiştir devlete ve hısım akrabayı kollamak suretiyle, devlete,
bilhassa kadrolarına nepotizm getirilmiştir; yakınlar, haksız yere devletin üst kademelerinde görev almıştır.
İşte, burada başlayan bozukluk, bugün, Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz'ın da söylediği "devleti
şeffaflaştıralım, elleri temizleyelim, temiz eller operasyonu yapalım" şeklindeki bir duruma kadar gelmiştir.
Ben bir geçmişi, buraya neden geldiğimizi anlatmaya çalıştım.
Evet, herkes, ellerini temizlemelidir; herkes, icraatını da, bu milletin, bu devletin gözü önünde yapmalıdır, kapalı kapıların
arkasında hiçbir şey yapılmamalıdır. Peki, elleri temizleyecek olanların, önce, kendi ellerinin temiz olması gerekmez mi?! Ben
diyorum ki, Sayın Mesut Yılmaz, kendi Başbakanlığı döneminde genel müdür olarak çalıştırdığı, her türlü yolsuzluğu, her türlü
haksızlığı, usulsüzlüğü yaptığını bildiği bir adamı görevden almamak suretiyle görevini ihmal etmiştir.
1961 Anayasasında, Başbakan, sadece, Bakanlar Kuruluna önderlik, yöneticilik eder, hiyerarşik olarak önünde dururdu; ama,
1982 Anayasasında, Başbakanın yetkileri ve görevleri artırıldığı gibi, sorumlulukları da artırılmıştır. Başbakan, kendisine bağlı
olan, Emlak Bankası Genel Müdürünün işlediği tüm cürümlerden Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine göre sorumludur;
anlatmaya çalıştığım budur.
Değerli arkadaşlarım, biz, bunu hangi şartlarda, nasıl yapıyoruz; ülkenin bugün içinde bulunduğu zor şartlarda yapıyoruz.
Ülkemizde, yaklaşık olarak bundan üç üçbuçuk ay evvel bir Hükümet kurulmuştur. Bu Hükümetin öncelikle çözmesi lazım gereken
bir sürü sorun varken, bu tip şeylerle de Türkiye'nin çok değerli vaktini almıştır. Benden önceki konuşan değerli arkadaşıma da
yürekten katılıyorum.
Bugün, Suriye ile sıcak çatışmanın eşiğindeyiz, Rusya, kuzeyimize 50 tane üs kurdu, Yunanistan ve Bulgaristan, yaklaşık bir
ay evvel, birbirleriyle bir anlaşma yaptılar; ülkede iç huzursuzluk had safhaya geldi; memurun ve işçinin sorunları hepimizin
gözünün önünde, ülkede, işsizlik, yokluk her dönemden fazla bir duruma gelmiştir. Bütün bunları çözmenin gereği varken; biz, bu
Yüce Meclisi bir mahkeme gibi çalıştırma itiyadı edindik ve bundan dolayıdır ki, herkese ellerini temizlemesi telkin edilirken, biz
de, bu telkinlerde bulunan Sayın Mesut Yılmaz'ı, bu davayla ilgili ellerini temizlemeye davet ediyoruz. Bu Meclisin adaletinden
kimse kaçmamalı ve korkmamalı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yabuz, konuşmanızı tamamlayın.
NURİ YABUZ (Devamla) – Bundan sonra da bu ülkenin sorunlarına herkes temiz ellerle sarılmalıdır.
Ben, şu anda içinde bulunduğumuz siyasî durumun nezaketine de uyarak, bu milletin önündeki sorunları bertaraf edecek bir
hükümetin tekrar bu çatı altında kurulacağı inancımı hepinizin huzurunda ifade ederek, kurulacak hükümetin de hayırlara vesile
olacak hizmetleri, bir an evvel, memleketimin yararına yapmasını diliyorum.
Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Nuri Yabuz'a teşekkür ediyorum.
Önerge üzerinde üçüncü söz, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Sülün'ün.
Buyurun Sayın Sülün. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Sülün, konuşma süreniz 10 dakikadır.
ENİS SÜLÜN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Seçenlerin hür iradelerinin sisteme egemen olduğu yönetimlerde, hem toplumsal ihtiyaçlara cevap vermek hem de kendini, kendi
içerisinde kontrol etmek amacıyla siyasal kurumların güçleri dengelendirilmiş, görevler paylaştırılmıştır.
Kamunun ihtiyaç duyduğu hizmetler, genelde, yasama, yargı ve yürütme şeklindeki faaliyetlerle yerine getirilmektedir. Bunların
aralarındaki uyum, kuvvetlerin, diğeri üzerindeki tahakkümünün engellenmesi toplumsal barışı, diğer yönden de, toplumsal morali
oluşturmaktadır. Geleceğe güven, sisteme saygı, kurumlara itibar, bu faaliyetlerin inandırıcılığı oranında ve süresince fert ve
toplum için bir anlam taşıyacaktır.
Siyasî tarihimiz içerisinde, özellikle son zamanlarda, ülkemizde artan yolsuzluk ve suiistimal olaylarında, bu kurumlar ile diğer
yargı organları; dolayısıyla, sistem tartışılır olmuştur. Olaylarda, bazen atanmışlar, bazen de seçilmişler suçlanmıştır; sonuçta,
tartışılan, toplum olmuştur.
Ancak, yolsuzluk olaylarının siyasî malzeme ve çirkin pazarlıklara konu edilmesi bu kadar sık kullanılmadı; fakat, görüyoruz
ki, özellikle son beş yılda, kamuoyuna yansıyan büyük yolsuzluk ve suiistimaller karşısında, kurumlar, kuruluşlar, şahıslar suskun,
iddiaların üzerini örtme telaşı var. Belki de, cumhuriyet tarihi boyunca, böylesine çirkin pazarlıklar neticesinde, hükümetlerin
yıkılması ve yeni koalisyon formüllerinin ortaya atılmasında, yolsuzlukların üzerinin örtülmesi kaygısının yattığı bir dönem
görülmemiştir.
Koskotas dosyalarından bahisle, 1991 yılından sonra ülke yönetiminde bulunanlar, büyük yolsuzluk olayları ve ciddiyetsiz
devlet yönetimleriyle siyasî tarihimizde yer alacaklar ve inanıyoruz ki, gelecek nesiller, bu konuda yapılan suiistimalleri
anlatacaklardır.
ANAP ve Sayın Mesut Yılmaz aleyhinde -köşeye sıkıştıkları her dönemde- asılsız olaylar ortaya atanlar; atıldıktan sonra
düşen çamurun kalan izinden medet ummaktadırlar.
Görüyoruz ki, milletin vicdanında, kamuoyunun nezdinde mahkûm olanların bütün gayretlerinin gerçek amacı, yargı yolundan
kaçmak; böylece, sonu yaklaşan siyasî ömürlerini biraz daha uzatabilmektir.
ANAP'ın ülkeyi yönettiği dönemle ilgili birçok yolsuzluk iddiası ortaya atılmıştır. Bu iddiaları ortaya atan iddia sahipleri, bu
iddiaların asılsız olduğu ortaya çıkınca, iddialar yargıdan dönünce, bocalama dönemine girmiş, iftiracı durumuna düşmüşlerdir.
Kendi dönemlerinde yaşanan büyük vurgun ve yolsuzluklar karşısında, kör kuruşun hesabını, yetim hakkını aramaktan,
inandırıcılıklarını yitirmelerinden dolayı, vazgeçmek zorunda kalmışlardır.
Âcizlik, ezilmişlik, beraberinde şaşkınlık getirir. Nitekim, bu dönemde, Civan olayının patlak vermesini, siyasî rakiplerine
çamur atma ve kendi yolsuzluklarını unutturma fırsatı kabul edenler, o dönemde kısa bir Başbakanlık yapan ANAP Genel Başkanı
Mesut Yılmaz'ı suçlayacak kadar şaşırmışlardır.
Civan olayı bir yaralama neticesinde ortaya çıkmasına rağmen, Başbakanlığının son günlerinde, bazı iddialar üzerine, Sayın
Yılmaz, Civan'ı görevden alma girişimlerini başlatmış; 1991 seçimleri sonucu muhalefete düşünce bunu gerçekleştirememiştir.
Yaşadığımız, duyduğumuz rüşvet ve suiistimal olaylarında siyasî isimler telaffuz edilirken, Civan olayında siyasî unvana sahip bir
isim yargıya intikal etmemiştir.
Oysa, hiçbir ilgisi olmamasına karşın, Engin Civan'ı Sayın Mesut Yılmaz'a karşı kullananlar, adları birçok yolsuzluk ve
usulsüzlük iddialarına karışan isimleri Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıyarak, onları dokunulmazlık zırhına büründürmekten
çekinmemişlerdir.
Kendi atadıkları, sonra da Meclise taşıdıkları birçok isim şaibesini korurken, Sayın Yılmaz, Engin Civan konusunda, kendi
döneminde atanmamasına ve tarafından görevden alınmak istenmesine rağmen, suçlu gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Üstelik,
aynı çevreler Civan'ı göreve atayanlara Yılmaz'ı muhalif göstermelerine rağmen, kendi yolsuzluklarını unutturmak gayesiyle, Civan
olayını Yılmaz'ın siyasî sorumluluğu içerisinde değerlendirmeye çalıştılar; ama, bunda da başarılı olamadılar.
Bugün, aynı çevreler, yüzlerce, binlerce Civan edebilecek şaibeleri siyasî pazarlık ve şantaj konusu haline getirerek örtme
telaşındadırlar. Kamuoyuna açıklanan iddialar muhataplarınca cevapsız kalırken, koalisyon ortağı tarafından gerçek manada yetim
hakkı aramak, arkadan hançerlemek olarak nitelendirilmiştir. Oysa, Başbakan Sayın Mesut Yılmaz, yolsuzluk ve usulsüzlük
iddialarının üzerine cesur bir şekilde gittiği için Hükümeti yıkmakla suçlanmış, yolsuzluk iddialarını siyasî pazarlık ve
başbakanlığını sağlama alma konusu yapmayarak, dürüst bir politikacı olduğunu kamuoyuna ispatlamıştır.
Hayretimizi gizleyemediğimiz bir husus ise, daha düne kadar, Yılmaz'ı, hayalî yolsuzluk senaryoları içerisinde gösterme
konusunda başarılı olamayan bazı çevreler, bugün, Sayın Yılmaz'ı, yolsuzluk olaylarının üzerine yürüdüğü gerekçesiyle eleştiren
bir noktaya gelmişlerdir.
Milletine verdiği söze sadık kalma, hak arama, dürüstlükte örnek olma uğruna Hükümetin dahi yıkılmasını göze alan Yılmaz,
üzeri örtülmeye çalışılan birçok yolsuzluk iddiaları karşısında, milleti adına hak aramaktadır. Üstelik, Koalisyon Protokolünde,
yolsuzlukların araştırılmasını içeren bir madde de mevcuttur.
Değerli milletvekilleri, elbirliğiyle, toplumsal huzurumuz için, geleceğe umutla bakabilmemiz için, demokrasimizi
yaşatabilmemiz için yargıya güveneceğiz; yasama görevini en iyi şekilde yerine getireceğiz; ancak, bunların gerçekleşebilmesi için
de siyasette dürüst olmalı; toplum için, dürüstlüğü mükâfatlandırmalı, suçluyu cezalandırmalıyız. Siyasî cezalandırma yeri de
sandıktır. Yolsuzluk olaylarının, suiistimallerin kamuoyuna açıklanmasından rahatsız olanların, tartışılmasından ürkenlerin,
yarın, milletin huzurunda gereken dersi alacakları kaçınılmazdır.
Yukarıda temas ettiğim gibi, sizler, suiistimallerin adresini başka adreslerde, adları da başka adlarda arayınız. Mesut Yılmaz'da
suiistimal olmaz; suiistimal de Mesut Yılmaz ile olmaz.
Hepinize saygılar sunarım. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Enis Sülün'e teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, Sayın Ali Rıza Gönül'ün, Başkanlığımıza bir yazılı müracaatı ulaştı. "Sayın Yılmaz Karakoyunlu,
konuşmasında, şahsıma sataşmada bulunduğundan, İçtüzük gereğince, cevaplandırmak için söz talebinde bulunuyorum" diyor
Sayın Ali Rıza Gönül.
Ben, Sayın Yılmaz Karakoyunlu'nun konuşmasında, Sayın Ali Rıza Gönül'e yönelik herhangi bir sataşma tespit etmedim; tam
aksine, Sayın Karakoyunlu, Sayın Ali Rıza Gönül'e, Mecliste pek alışık olmadığımız ölçüde övgülerde bulundu. Eğer, söz talebi
'ben bu övgülere layık değilim' şeklindeyse sataşma olabilir. (ANAP sıralarından alkışlar) Bu aşamada sataşmanın gerçekleşmesi,
Sayın Yılmaz Karakoyunlu'nun, Sayın Ali Rıza Gönül'ün tarihi belirtilen konuşmasında sarf ettiği cümleleri değiştirmesiyle
mümkün olurdu. Halbuki, benim izlediğim kadarıyla, Sayın Karakoyunlu, sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünden
cümleler okumuştur; onun için, Sayın Ali Rıza Gönül'ün söz talebini yerine getiremiyorum; teşekkür ederim.
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkan, sizin de ifade ettiğiniz gibi, eğer ortada bir sataşma yoksa, hiç olmazsa, Yüce
Heyete ve Sayın Karakoyunlu'ya, mikrofondan, bir teşekkür edeyim; ona fırsat verin.
BAŞKAN – Tamam, teşekkürünüz de tutanaklara geçti.
Şahısları adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Sayın milletvekilleri, son söz, hakkında soruşturma açılması istenen eski Başbakan Sayın Mesut Yılmaz'a aittir.
Sayın Yılmaz, konuşma yapacak mısınız efendim?
BAŞBAKAN A. MESUT YILMAZ (Rize) – Yapmayacağım Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Mesut Yılmaz söz hakkını kullanmıyorlar.
Meclis soruşturması üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım; ancak,
oylamadan önce, konuyla ilgili olarak, Başkanlığımıza iki açık oylama talebi intikal etmiştir; onları okutup, bilgilerinize
sunacağım.
Birinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sayın Mesut Yılmaz hakkındaki (9/6) No'lu Civangate konulu Meclis soruşturması önergesi oylamasının
açık oyla yapılmasını arz ederiz.
BAŞKAN – Şimdi, imza sahiplerinin Genel Kurul salonunda hazır bulunup bulunmadıklarını tespit edeceğim:
Şevket Kazan?.. Burada.
Süleyman Arif Emre?.. Burada.
Zeki Ünal?.. Burada.
Musa Demirci?.. Burada.
Ömer Özyılmaz?.. Burada.
Yakup Budak?.. Burada.
İ. Ertan Yülek?.. Burada.
Sıtkı Cengil?.. Burada.
Ahmet Çelik?.. Burada.
Musa Okçu?.. Yok.
Ömer Naimi Barım?.. Burada.
Ahmet Cemil Tunç?.. Burada.
Alaattin Sever Aydın?.. Burada.
Cafer Güneş?.. Burada.
Mehmet Sıddık Altay?.. Burada.
Murtaza Özkanlı?.. Burada.
Yeterli imza bulunmaktadır.
İkinci önergeyi okutup, bilgilerinize sunuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmeleri tamamlanan (9/6) esas numaralı soruşturma önergesinin oylamasının, İçtüzüğün 143 üncü maddesi gereğince,
açık oylama şeklinde yapılmasını arz ve teklif ederiz.
Mustafa Cumhur Ersümer Mehmet Salih Yıldırım
Çanakkale Şırnak
Nizamettin Sevgili Enis Sülün
Siirt Tekirdağ
Yusuf Pamuk Refik Aras
İstanbul İstanbul
Nejat Arseven Muzaffer Arslan
Ankara Diyarbakır
Abbas İnceayan Ahmet Alkan
Bolu Konya
A. Ahat Andican İbrahim Çebi
İstanbul Trabzon
Metin Öney Erkan Kemaloğlu
İzmir Muş
Yusuf Ekinci Yusuf Selahattin Beyribey
Burdur Kars
Yaşar Topçu Mehmet Ali Altın
Sinop Kırşehir
Sadi Somuncuoğlu Suha Tanık
Aksaray İzmir
BAŞKAN – Şimdi, açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım:
Öncelikle, açık oylamanın, adı okunan sayın milletvekillerinin, kürsüye konulacak oy kutusuna oy pusulasını atması suretiyle
yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Açık oylamanın, adı okunan sayın milletvekilinin, ayağa kalkarak, kabul, ret veya çekimser şeklinde oyunu belirtmesi suretiyle
yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Açık oylama, oy kupaları sıralar arasında dolaştırılmak suretiyle yapılacaktır.
Değerli arkadaşlarım, yanında basılı oy pusulası bulunmayan sayın milletvekillerimiz, adını, soyadını, seçim çevresini ve
oyunun rengini beyaz bir kâğıda yazıp, imzalamak suretiyle oylarını kullanabilirler; yapılan yanlışlıklarda oylar geçersiz
sayılmaktadır.
Kupalar dolaştırılsın.
(Oyların toplanmasına başlandı)
2. —Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 61 arkadaşının, partisine oy kazandırmak amacıyla Çay İşletmeleri Genel
Müdürlüğü yöneticilerine verdiği talimatlar neticesinde ÇAY-KUR’u zarara uğratmak suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu
eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ve ilgili hükümlerine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında Meclis
soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/7)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, ikinci sırada yer alan, Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 61 arkadaşının, partisine
oy kazandırmak amacıyla Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü yöneticilerine verdiği talimatlar neticesinde Çay-Kur'u zarara uğratmak
suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ve ilgili hükümlerine uyduğu iddiasıyla, eski
Başbakan Mesut Yılmaz hakkında, Anayasanın 100 üncü maddesi uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesinin
görüşmelerine başlıyoruz.
Bu görüşmede, sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine, şahısları adına
üç üyeye ve son olarak da hakkında soruşturma istenmiş bulunan eski Başbakan Mesut Yılmaz'a söz verilecektir. Konuşma süreleri
10'ar dakikadır.
Meclis soruşturması önergesi, Genel Kurulun 4.6.1996 tarihli 57 nci Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere
dağıtılmıştır; onun için, önergeyi tekrar okutmuyorum.
İlk söz, önerge sahibi olarak Sayın Mahmut Nedim Bilgiç'e ait.
Buyurun Sayın Bilgiç.
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
MAHMUT NEDİM BİLGİÇ (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında, Çay-Kur'la ilgili işlemlerden dolayı verdiğimiz soruşturma önergesi
üzerindeki görüşlerimi arz edeceğim.
Çay tarımı ve sanayii, Doğu Karadeniz Bölgesi ve özellikle Rize için çok önem arz etmektedir. Şöyle ki, Doğu Karadenizli ve
Rizeli çayla özdeşleşmiştir, bütünleşmiştir. Orada, çay tarımı ve sanayiiyle ilgili olarak bir teamül yerleşmiş ve bu sistem,
bozulmadan, 1991 yılına kadar gelmiştir.
Rizemizde, Çay-Kur tarafından 45 fabrika, 3 paketleme tesisi yapılmış, 3092 sayılı Kanundan sonra irili ufaklı 300'e yakın
tesis kurulmuş ve bu tesisler, normal üretim sezonuyla beraber, dört ay, tam kapasite çalışmışlardır.
Sektörün kuruluşundan bugüne kadar, yaprak alımı mayıs ayında başlamıştır. Mayıs ayından itibaren -sürgünler çıktıktan
sonra- alım başlamış; birinci sürgün döneminde -mayıs ve haziran aylarında- mahsulün yüzde 38-40'ı, ikinci sürgün döneminde -
temmuz ve ağustos aylarında- yüzde 40-42'si, üçüncü sürgün ve son dönemde ise geriye kalan yüzde 15-20'si alınarak fabrikalarda
işletilmiştir.
Burada önemle üzerinde durulan husus, normal olarak, çay alımıyla beraber, fabrikalar da tam kapasite, mayıs ayından itibaren
çalışmaya başlar ve 120 günlük iş günü süresi içerisinde, tam kapasite çalışan fabrikalarda işçilerimiz de çalışırlar.
Bu uygulama, 1991 yılı hariç, öncesi ve sonrası yıllarda hep böyle olmuştur. Bu uygulamalardan hiçbir çalışanımız şikâyetçi
olmamıştır; çünkü, çalışmadan, emek vermeden, hiçbir işçi ve yöre halkı ücret almak istemez.
1991 yılıyla beraber, 14 Eylül tarihi itibariyle, ülke, erken genel seçim havasına girince, uzun yıllar uygulaması devam eden çay
alımı ve işlenmesi olayı aniden siyasî istismara vesile olmuş; bu 45 fabrikanın rantabl çalışmayan dönemlerinde normal olarak
işçilerin çıkarılması gerekirken, eylül ve ekim aylarında, işçiler çıkarılmayarak; fabrikalar tam kapasite çalışmadan, hiçbir üretim
yapmadan, bu işçilerimize ücretleri ödenmiştir.
Bunlar, demin, sayın arkadaşımızın buyurduğu gibi, soyut kavramlar, deliller değildir, Yüksek Denetleme Kurulunun
raporlarıyla tespit edilmiştir. Yüksek Denetleme Kurulunun raporlarında çok açık ve seçik şekilde görülmektedir ki, 1991 ve 1992
yıllarının ortalamasına baktığımızda, eylül ve ekim aylarında, 13 bin işçimize, çalışmadan, oturtularak ücret verilmiştir. Buna
karşılık da, Anavatan Partisi, Rize'den 3 milletvekilliği istemiştir. Bu, bir siyasî istismardır; aynı zamanda, dolaylı şekilde, yörenin
milletvekili olan o günkü Başbakanın, Çay-Kur'u ve o günkü yöneticilerini, çok kötü şekilde, siyasî baskıyla taciz yapmak suretiyle
görevlerini kötüye kullanmaya zorlama vardır.
BAŞKAN – Sayın Bilgiç, bir saniyenizi rica edeceğim; sürenizin henüz 4 dakikalık bölümünü kullandınız, kalan süreyi de
kullanacaksınız...
(9/6) esas numaralı Meclis soruşturması önergesiyle ilgili oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.
Oylama işlemi bitmiştir.
Oy kupalarını kaldırın.
(Oyların ayırımına başlandı)
BAŞKAN – Devam edin Sayın Bilgiç.
MAHMUT NEDİM BİLGİÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ikinci garip uygulamayı da çay alımıyla ilgili kısımda
görüyoruz. Normal olarak, 1991 Mayıs ayında, rahmetli Kahveci tarafından, çay alım fiyatları, kilogram başına 1 235, 1 310, 1 385
Türk Lirası olmak üzere açıklanmış ve normal alım devam etmiştir; yalnız, 14 Haziranda erken seçim sinyali verilince, Sayın
Başbakan, Rize merkezinde yaptıkları mitingte, Rizeli hemşerilerine "şayet, üç milletvekilini bize verirseniz, çay alım fiyatlarını
125 lira artıracağım" demiştir. Dikkat buyurun arkadaşlar, "artıracağım" demiştir, "artırdım" dememiştir. Bir gün sonra, Çayeli
İlçesine gitmiştir; Çayeli İlçesinde yine, halkın tepkisine göre "çay alım fiyatlarınızı 125 Türk Lirası artırdım" demiştir.
Değerli milletvekilleri, burada çok açık seçik bir şekilde, çay alım fiyatlarını artırmanın, Başbakanın, keyfî olarak "ettim,
yaptım" demesiyle mümkün olmayacağını hepimiz bilmekteyiz. Çay-Kur Yönetim Kurulu vardır; Çay-Kur Yönetim Kurulunun,
bunu, ekonomik değerlere, verilere göre artırması gerekirken, Sayın Başbakan, bir gün önceki tepkiye kulak vererek, artırılmadığı
halde, bir gün sonra "artırdım" diye Rizeliye beyanda bulunmuştur. Bunu, Yüksek Denetleme Kurulu, raporunda, açık ve seçik bir
şekilde ortaya koymuştur. Şöyle ki, geriye doğru gittiğimizde, Ağustos 18-19 oturumunda, sonradan karar alınmış gibi, yani istim
arkadan gelmek suretiyle, bir karar alınarak, çay alım fiyatlarının 125 Türk Lirası artırıldığı görülmüştür.
Demek oluyor ki, arkadaşlar, burada, iki türlü, vazifeyi suiistimal ortaya çıkıyor; birisi evrak üzerinde tahrifat, bir diğeri ise,
açık bir şekilde, hiçbir ekonomik veriye dayanmadan, tamamıyla rey almak için, tamamıyla seçim bölgesinden üç milletvekili
çıkarmak için, çay üreticisine -keşke daha önce fazla verilseydi- seçim arifesinde, seçim sathı mailinde 125 Türk Lirası fazladan
verilerek, ekonomik planlaması yapılmadığı için, kurumun -aşağı yukarı- 64 milyar lira, bugünkü parayla, 1 trilyon 200 milyar lira
zarara uğratılması.
Değerli milletvekilleri, burada, açıkça görülüyor ki, oy almak için, devletin kurumlarını dilediği gibi kullanarak, bürokratlara,
sonradan, tacizle karar aldırılmıştır.
Üzerinde durulması gereken nokta, hiçbir ekonomik planlama olmadan, kuru çaya da zam yapma imkânı bulunmadığı için, Çay-
Kur'u büyük ölçüde zarara sokulmuştur ve Çay-Kur, yine, kısa vadeli borçlarla hayatını idame ettirmek zorunda kalmıştır.
Değerli milletvekilleri, hafızalarınızı yokladığınız zaman, 1986'lı yıllarda, muhterem basının yayınından "AKFA" denilen
bir şirketin ismini çokça duyduğunuzu algılayabilirsiniz. 3092 sayılı Özel Teşebbüse Çay İşleme Kanunu çıktıktan sonra,
görüyoruz ki arkadaşlar, AKFA Şirketinin teşvik alım işi, daha bu kanun çıkmadan önceye rastlıyor. Teşvikinden fabrikanın
kuruluşuna ve kredilendirilmesine kadar, o günün ilgili bakanı Mesut Yılmaz, bizzat ilgileniyor. Sayın Mesut Yılmaz'ın bu
fabrikayla ilgilenmesini bir noktada doğal karşılayabiliriz; şöyle ki, bölgesine özel teşebbüs geliyor, işsizlik azalacaktır, çay daha iyi
işlenecektir; fakat, KİT alt komisyon raporlarına baktığımızda görülen ikinci şey, AKFA ile o kadar ilgilenilmiş ki, AKFA'nın,
Çay-Kur'un pazar payından biraz alabilmesi için, ÇAY-KUR üzerinde birtakım oyunlara gidilmiş. Şöyle ki, Çay-Kur'un alım
programı değiştirilmiş, münavebeli alım sistemi getirilmiş. Çay-Kur, bundan önce, her gün çay alırken, bir gün alınmış, bir gün
alınmamış. Sebebi de şu: Çay sürgünü, 12 saatten fazla bekleme imkânına sahip değil; beklediğiniz takdirde, işleme imkânı yok;
onun için, binbir çileyle çay sürgününü yetiştirip toplayan Rizeli hemşerilerimiz...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlayın efendim; kestiğim süreyi de kullanacaksınız.
MAHMUT NEDİM BİLGİÇ (Devamla) – Rizeli çiftçilerimiz, tabiî ki, ellerindeki çay sürgününü, Çay-Kur'u beklemeden, özel
teşebbüse, AKFA'ya getirmek zorunda kalmışlardır.
AKFA'nın, o günkü çay üreticisini -geçen bir iki yıla kadar- ne kadar üzdüğünü, ödemede ne kadar üzdüğünü, ödemede ne kadar
yorduğunu hepimiz bilmekteyiz değerli milletvekilleri. Çay-Kur, ödemeleri geciktirmiştir ve mecburen, alım sahası, alım programı
değiştirilmek suretiyle, günde 6 500 ton alım yaparken, geriye doğru beş seneye baktığımız zaman, bu, 1 000 ve 1 100 tonu
kesilmek suretiyle AKFA'ya aktarılmıştır. Bu da, Çay-Kur'un 10 fabrikasının çalışmaması demektir. Burada da tamamen bir
suiistimal görülüyor arkadaşlar.
Çernobil hadisesini çok iyi hatırlarız. Radyasyon hadisesinden etkilenen bölgede, o günkü hükümet, Çay-Kur'un 60 bin ton
çayını yakmış; fakat, yine, AKFA'nın ambarlarındaki çaya dokunmayarak, "bu çay alımı bir yıl önce yapılmıştır; bir yıl önce
depolanmıştır" gibi bir savla, AKFA'yı koruma yoluna gitmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bütün bunlar gösteriyor ki, Anayasanın 100 üncü maddesine göre burada bir vazifeyi suiistimal vardır;
240 ıncı maddeye göre bu soruşturma isteminde bulunduğumuz dosyanın Meclis tarafından kabul edileceğini, inceleneceğini ve
karara bağlanacağını umut ediyoruz.
Değerli milletvekilleri, yakın demokrasi tarihimize baktığımızda, devri sabık yaratmayan eski siyasî büyüklerimizi görüyoruz.
Bu siyasî büyüklerimiz, ülkenin birçok meselesini, geriye bakmadan, ileriye doğru çözmüşlerdir. Bu Yüce Meclisin de, geriye
bakmadan, önüne bakarak, bu meselelerin altından kalkmasının zamanı gelmiştir; büyük Türkiye'yi yaratmanın zamanı gelmiştir;
Yüce Türk Milleti, bu Yüce Meclisten bunu beklemektedir.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; 24 Aralık seçiminden sonra çıkan tablodan milletimiz çok memnun olmuştur;
çünkü, Yüce Meclisin standardından ve kalitesinden emin olmuştur; bu kalitede, bu seviyede bir Meclisin bu milletin meselelerini
göğüsleyeceğini ve halledeceğini zannetmiştir; vatandaş, Türk Milleti bu umutla beklemiştir; ama, aradan geçen dört ay içerisinde,
milletin umudu tükenme noktasına gelmiştir. Sokakta gezen vatandaş, Meclisin çalışmasından ve Hükümetten memnun değildir. Bu
Meclis, devri sabıkı bir tarafa bırakarak, bu dosyaları, bir kanunî düzenleme yapmak suretiyle, soyut kavramlarla buraya gelen
TEDAŞ, TOFAŞ dahil, bizim verdiğimiz, birtakım somut kavramlarla buraya gelen bu dosyalarla beraber, hepsini bağımsız yargı
organına vermelidir; bu Meclisin ve milletin önünü açmalıdır.
Bu Meclis, bu ülkeyi 2000'li yıllara götürecek önemli meselelerle uğraşmalıdır; milletin beklentisi budur. Milletin umudunu tam
tüketmeden bir tedbir alma zamanı gelmiştir. Bütün sorunların ve sıkıntıların çözüleceği yer, bu yüce çatının altıdır. Bu Meclisin
içerisinde, ülkenin birikmiş meselelerini çözerek, 2000'li yıllara doğru, geniş ufuklara bakarak, ülkemizi aydınlığa çıkarmanın
zamanı gelmiştir, geçmektedir. Bunu yapmadığımız takdirde, bu yüce millet, bunu bizden hesap olarak soracaktır; hiçbir şey
söyleme durumunda değiliz, hiçbir parlamenter, şu anda, dört aylık icraatından dolayı kendi seçmenine hesap verecek noktada
değildir; zannetmiyorum verebilsin.
Gelin arkadaşlar, hep beraber, yücelen değerler, yükselen değerler etrafında, vatan, millet tutkusu etrafında birleşerek, ileri
ufuklara doğru; içeride, barışık, birbirini seven, sayan; dışarıda -ateş çemberinden kurtulmak için- bütün meselelerini hallederek;
2000'li yıllara, gelecek nesillere bu ülkeyi taşıyalım.
Bu Meclis, süresi içerisinde, siyasî istikrarı kendi içinde sağlasın; mutlaka, istikrarlı icraat yapacak bir hükümet bulmak
suretiyle, bu ülkenin meselelerini, önümüzdeki yıllara, azaltarak götürsün, büyüterek değil.
BAŞKAN – Sayın Bilgiç...
MAHMUT NEDİM BİLGİÇ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Arkadaşlar, hal yeri bura olmalı, Yüce Meclisin çatısı olmalı; hükümetler, burada, sizin takdirinizle kurulmalı. Ülkenin reyiyle
gelen her parti bizim başımızın tacıdır. Bu milletin çift standart reyi olmaz; bu millet, reyini sandıkta A'ya da, B'ye de, C'ye de
vermiştir; her rey de bizim için değerlidir.
Gelin arkadaşlar, şu meseleyi, şu çatı altında; 2000'li yıllara, kendi içinde barışık; güneydoğuyu kaynak tüketen bir yer
olmaktan çıkarıp çözen; ekonomiyi darboğazdan kurtaran; sosyal, kültürel meseleleri çözerek, gelecek nesillere hakikaten aydınlık
bir Türkiye bırakan Meclis olma şerefini hep beraber taşıyalım.
Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Mahmut Nedim Bilgiç'e teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, önergeyle ilgili olarak söz sırası, şahsı adına birinci sırada söz alan Kütahya Milletvekili Sayın
Mehmet Korkmaz'da.
Buyurun Sayın Korkmaz.
Sayın Korkmaz, konuşma süreniz 10 dakikadır.
MEHMET KORKMAZ (Kütahya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü yöneticilerine
yaptığı baskı ve verdiği talimatlar neticesinde Çay-Kur'u zarara uğratmak suretiyle görevini kötüye kullandığı iddiasıyla eski
Başbakan Sayın Mesut Yılmaz hakkında, Aydın Milletvekili Sayın Ali Rıza Gönül ve 61 arkadaşı tarafından verilen Meclis
soruşturması açılmasıyla ilgili önerge üzerinde söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, Meclis soruşturması açılması istenilen önergedeki hususlar 1991 yılını kapsamaktadır ve bu dönemde
Çay-Kur'un ilgili Bakanı, dönemin Maliye ve Gümrük Bakanı Sayın Adnan Kahveci'dir; 1991 yılının Başbakanı da Sayın Mesut
Yılmaz'dır.
Yüce Meclisten 20 Ekim 1991 tarihinde erken genel seçim yapılması kararının alınmasından sonra, 1991 yılı yaş çay alım
kampanyasında, seçimler nedeniyle, eski uygulamalardan vazgeçilmiş; Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünde fazla işçi
çalıştırılmasıyla ilgili Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun inceleme raporunda da görüleceği gibi, mevsimlik işçilerin
hepsinin, 120 günlük çalışma sürelerini, Eylül 1991 ayında tamamlamaları gerekirken, bazı fabrikalarda, eylül ve ekim aylarında
hiçbir üretim yapılmadığı halde, kampanya, seçimler nedeniyle, 25 Ekim tarihine kadar devam etmiş ve bütün işçiler de, işlerine
devam ettirilmiştir.
Söz konusu bu kuruluşun, Tek Gıda İş Sendikasıyla imzalanan, 1.1.1991 ilâ 31.12.1991 tarihleri arasında geçerli olan toplu iş
sözleşmesinin 19 uncu maddesinin (G) fıkrasıyla, geçici olarak işe alınan işçilerin, bir kampanya süresince, 120 gün çalışacakları,
karşılıklı imza altına alınmıştır. Kampanyanın sonlarında, Kuruma ait olan 45 çay fabrikasında, kampanya başlangıcında, 3
vardiya olarak üretim yapılmasına göre alınan işçi sayısı, geçmiş yıllarda, kampanyanın sonuna doğru her gün azaltılırken, 1991
yılının, özellikle, erken genel seçimlerin yapıldığı ekim ayında, işçi azaltılması yoluna gidilmemiş ve bu nedenle Kurum zarara
uğratılmıştır.
Çay fabrikaları, bölgesine ve iklim şartlarına göre, genellikle, mayıs ayının değişik günlerinde üretime başlamakta ve Genel
Müdürlükçe kendilerine verilen kontenjan dahilinde mevsimlik işçi alınmaktadır. 1991 yılında da, kampanya, 12 Mayısta
başlamıştır. Eylül ayında kampanyanın sona ermesi gerekirken, 20 Ekim seçimleri nedeniyle, işçi sayılarında bir azaltmaya
gidilmemiş ve ekim ayında hiç çalıştırılmayarak, Arhavî, Büyükköy, Cumhuriyet, Çiftlik, Kalkandere, Sürmene, Taşçılar, Veliköy,
Zihni Derin ve Taşlıdere Fabrikalarının büyük bölümünde çay işlenmediği ve bir iki fabrikada da işlenen iki veya üç günlük
yaprağın, önceki yıllarda olduğu gibi, diğer fabrikalara nakledilmesi gerekirken, bu yapılmamış ve işçi sayısının, sözü geçen 10
fabrikada, normalde 738'e indirilmesi gerekirken, bu fabrikalarda çalışan 4 500 civarındaki mevsimlik işçiler de 25 Ekim 1991
tarihine kadar çalıştırılmaya devam edilmiştir.
Yine, Araklı, Azaklı, Çamlı, Derepazarı, Eskipazar, Kemalpaşa ve Tirebolu gibi, çok düşük kapasiteyle çalışan fabrikaların
aldıkları yaprakların diğer fabrikalara nakledilerek, kapatılıp, işçilerin tasfiyesi veya en azından işçi sayısının 1 vardiyaya göre
azaltılması gerekirken ve bu husustaki 1990 yılı denetim raporunun 5 numaralı temennisinde yer alan "işçi giderlerinin kuruluşa
getirdiği malî yük dikkate alınarak, ilk 4 aydan sonra işçi azaltılması yolundaki uygulamaya titizlikle devam olunması" istemine
rağmen, 25 Ekime kadar, 3 vardiya işçi, usulsüz olarak muhafaza edilmiştir.
Bu uygulama sonucu, kampanyanın en yoğun olduğu haziran ayıyla üretimin en düşük ve hatta bazı yörelerde hiç olmadığı
ekim ayında ve kampanya kapandıktan sonra, 45 kuru çay fabrikasında çalışan işçi sayıları, son olarak 1990 yılına göre
karşılaştırıldığında; 1 Ekim 1990'da 12 393 kişi, 1 Ekim 1991'de ise 24 444 kişidir; 15 Ekim 1990'da 7 525 kişi çalışırken, 15
Ekim 1991'de 21 374 kişi çalışmaktadır. Bu tabloya göre, 1 Ekim tarihi itibariyle 10 051 işçi ve 15 Ekim tarihi itibariyle de 13 849
işçi fazladan çalıştırılmış ve maalesef hiç üretim yapmadan maaş almışlardır.
Haziran ayında satın alınan yaş çay yaprağı miktarı 109 036 ton ve çalışan işçi sayısı ise 24 675 kişi; ekim ayına
baktığımızda, satın alınan yaş çay yaprağı miktarı 29 988 ton ve çalışan işçi sayısı ise 21 374 kişidir.
Bu uygulamalar sonucu, 10 bin işçi, 1 ilâ 15 Ekim tarihleri arasında 15 gün ve 16 ilâ 24 Ekim tarihleri arasında 9 gün fazla
çalıştırılmış olmakta ve bazı fabrikaların eylül ayında hiç çalışmadığı nazara alındığında ise, fazla çalıştırılan işgünü 300 bini
aşmaktadır.
Bir işçinin ortalama günlük maliyeti 170 bin lira civarında olduğuna göre, Kurum, 1991 yılında, yaklaşık olarak 50 milyar lira
zarara uğratılmıştır.
Sayın milletvekilleri, bu zarar niçin meydana getirilmiştir?.. Bu sorunun cevabı şudur: 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan erken
genel seçimde, dönemin Başbakanı Sayın Mesut Yılmaz Rize'den aday olmuş ve çay bölgelerinden, partisine daha çok oy
kazandırabilmek için, Kurumun genel müdürüne ve yönetimine baskı yapmış olmasındandır.
Kâr ve zararı kendisine ait olan bu kuruluşun, 1991 yılı itibariyle, sadece işçilik maliyetlerinden dolayı 50 milyar liralık
zararının, bugünkü rakamlarla 1 trilyon lira civarındaki bu zararının -maalesef Sayın Yılmaz'ın baskısı sonucu çayın da siyasete
alet edilmesiyle- faturası da ülke ekonomisine ödettirilmek zorunda bırakılmıştır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 12 Mayıs 1991'de başlayan kampanyada yaş çay alım fiyatları, 1 235, 1 310 ve 1 385 lira
olarak açıklanmış ve uygulamaya konulmuştur. Ne var ki, erken genel seçimin yapılmasına karar verildikten sonra bölgeye giden, 14
Eylül tarihinde Rize'de halka hitap eden Sayın Yılmaz, seçimlerde 3 milletvekilini ANAP'a isteyerek, yaş çay yaprağına verilen
fiyatların üzerine kilo başına 125 lira fark vermeyi vaat eder.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Korkmaz, son cümlelerinizle konuşmayı tamamlayın efendim.
MEHMET KORKMAZ (Devamla) – Rize'den Çayeli'ne geçen Sayın Yılmaz, burada, bu farkı da vermiş ve seçim öncesi rüşveti
olarak verdiği bu farktan dolayı, yine baskısı sonucu, yönetim kurulunun ağustos ayında aldığı bir karara, sonradan tahrifat
yapılarak eklenmiştir ve böylece yapılan bu usulsüzlük sonucunda da Kurum, 1991 yılı değerleriyle 62,5 milyar ek borç altına
sokulmuştur; bu ek borcun bugünkü güncel değeri de 1,2 trilyondur.
Muhterem milletvekilleri, izahına çalıştığım her iki uygulama sonucu, kurum büyük miktarlarda zarara uğratılmıştır. Dönemin
Başbakanı Sayın Yılmaz'ın baskıcı tutumları bunlarla da kalmamış, erken genel seçim döneminde, Başbakan ve beraberindeki
heyetler Rize'de karagâh kurup, bölgede seçim çalışmalarını yürüten Sayın Yaşar Okuyan ve arkadaşları günlerce Çay-Kur
tesislerinde kalmışlardır. 11 Eylül 1991 tarihinde Sayın Yaşar Okuyan ve beraberindeki 30 kişilik heyet, 13 Eylülde 100 kişilik
bayanlar grubu, 14 ve 15 Eylülde Sayın Yılmaz ve beraberindeki 200 kişilik heyetlerle Çay-Kur tesislerinde yenilmiş içilmiş ve 1991
yılı rakamlarıyla 24 649 700 lira olan masraflar da, 18.9.1991 tarih ve 2185 sayılı faturayla, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğüne
ödettirilmiştir; fatura elimizde...
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Gelin size de yedirelim!
MEHMET KORKMAZ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bunlarla da yetinilmemiş, Sayın Mesut Yılmaz'ın Rize'ye gelişinde
karşılamada kullanılan bez afişler için 300 metrelik patiska bezin alımı, metresi 16 bin liradan afişlerin yazdırılması -ilçe
belediyeleri adına yazdırılmış olsa da- ile ilgili tüm masraflar Çay-Kur tarafından karşılanmıştır.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Raptiyeleri de var; onları unutmuşsun!..
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Boya parası da var!..
MEHMET KORKMAZ (Devamla) – Bu güzide kuruluş, kendi emelleri uğruna siyasete alet edilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dönemin Başbakanı Sayın Mesut Yılmaz'ın baskı ve talimatları sonucu, Kurum, 1991
yılında milyarlarca, bugünkü değer itibariyle de trilyonlarca zarara uğratılmıştır. Çay-Kur'un zarara uğratılmasının tek sebebi,
dönemin Başbakanı Sayın Yılmaz'ın, partisine oy kazandırmak amacıyla, Kurum yöneticilerine baskıda bulunması ve talimat
vermesidir. Böylece, Sayın Yılmaz, görevini kötüye kullanmıştır.
Bu nedenle, hakkında verilmiş olan Meclis soruşturması açılması istenen önergeye kabul oyu vereceğiz. Yüce Mecliste herkes
aklanmalıdır diyen sizlersiniz. Bu kapıyı siz açtınız; Sayın Yılmaz da aklansın ve açtığınız bu kapıdan Sayın Yılmaz da
geçecek.
Buradan, bu soruşturma önergesi öncesinde görüşülen önerge üzerinde konuşan ANAP Sözcüsü Sayın Yılmaz Karakoyunlu, bu
soruşturma önergesi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET KORKMAZ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Korkmaz, konuşma sürenizi tamamladınız.
MEHMET KORKMAZ (Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Şu anda görüştüğümüz önerge, farklı bir önergedir; onunla ilgili görüşmeleri tamamladık.
MEHMET KORKMAZ (Devamla) – Onunla irtibatı sağlamak için...
BAŞKAN – Son cümlenizi söylemek üzere, mikrofonu açıyorum.
Bu konuda, arkadaşlarınız, cevap vereceklerse, sataşma dolayısıyla grubunuz adına söz alabilirler.
MEHMET KORKMAZ (Devamla) – Sataşma yaratmak niyetinde değilim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim, başka bir önerge üzerinde burada konuşamazsınız. O önergeyle ilgili müzakereler tamamlandı, oylama
bitti; sizin konuşmanızı bekliyorum, oylama sonuçlarını açıklayacağım.
Konuşmanızı tamamlamak üzere, mikrofonu açıyorum.
MEHMET KORKMAZ (Devamla) – Bu kürsüden indikten sonra gidip ellerini yıkayacağını söyleyen Sayın Karakoyunlu, çok
merak ediyorum, ellerini yıkadıktan sonra Sayın Yılmaz'ın elini sıkmış mıdır?
Yüce Meclisin bütün üyelerini kabul oyu vermeye davet ediyor, saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Mehmet Korkmaz'a teşekkür ediyorum.
1.—Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ve 57 arkadaşının, Emlak Bankası Eski Genel Müdürü Engin Civan’ın rüşvet
karşılığı verdiği krediler ve çıkar temin eden bazı tasarruflarına karşın gerekli işlemleri yapmamak suretiyle görevini kötüye
kullandığı ve bu eyleminin TürkCeza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında
Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/6) (Devam)
BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/6) esas
numaralı önergenin açık oylama sonuçlarını açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı: 460
Kabul : 337
Ret : 116
Çekinser : 1
Mükerrer : 6
Böylece, eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında Meclis soruşturması açılmasına karar verilmiştir.
Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 109 uncu maddeleri gereğince, soruşturma, siyasî partilerin güçleri oranında komisyona
verebilecekleri üye sayısının 3 katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her parti için ayrı ayrı adçekme suretiyle kurulacak 15
kişilik bir komisyon tarafından yürütülecektir.
Soruşturma komisyonunun görev süresi iki aydır. Bu sürenin, komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimi
tarihinden başlamasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2. —Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 61 arkadaşının, partisine oy kazandırmak amacıyla Çay İşletmeleri Genel
Müdürlüğü yöneticilerine verdiği talimatlar neticesinde ÇAY-KUR’u zarara uğratmak suretiyle görevini kötüye kullandığı ve bu
eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ve ilgili hükümlerine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan Mesut Yılmaz hakkında Meclis
soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/7) (Devam)
BAŞKAN – İkinci sıradaki soruşturma önergesiyle ilgili kişisel söz taleplerinden ikinci sırada, Ankara Milletvekili Sayın Nejat
Arseven bulunmaktadır.
Buyurun Sayın Arseven. (ANAP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
NEJAT ARSEVEN (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Doğru Yol Partisi tarafından, ne için ve ne maksatla
verildiği siz değerli milletvekillerince çok iyi bilinen ve tabiî, mutlaka, veriliş sebebi, aziz milletimiz tarafından da çok iyi
değerlendirilecek olan, Başbakan Sayın Mesut Yılmaz hakkında, geçmiş dönemdeki başbakanlığı dönemiyle ilgili olarak, çaya,
kiloda, sizin iddianıza göre, 100 lira -halbuki, aslında 125 lira- zam verdiği ve Çay-Kur'da fazla işçi çalıştırdığı gerekçesiyle
açılması istenilen Meclis soruşturmasıyla ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Aziz milletvekilleri, bu Mecliste, bundan önce, Refah Partisi ve Demokratik Sol Parti de Meclis soruşturması önergeleri verdiler.
Buradan, Doğru Yol Partisi Grubundaki arkadaşlarıma seslenmek istiyorum: Siz, hiç, bu iki siyasî partinin vermiş olduğu soruşturma
önergelerini takipte, sıralarında, böyle beş on kişi oturduğunu gördünüz mü?.. Bu dahi, bu soruşturma önergelerinin ne derece
maksatlı, ne kadar içerikten yoksun, ne derece siyasî maksatla verildiğini göstermesi açısından fevkalade önemlidir. Bunu da, tabiî,
burada, Yüce Meclisin değerli milletvekillerinin hemen hepsinin, tamamının vicdanlarına ve bizi seyreden değerli vatandaşlarıma da
sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, konuşmamın başında, kısaca, bu, bir misilleme amacıyla verildiği çok açık ve ne hikmetse, akıllarına
aradan beş sene geçtikten sonra gelen önerge hakkında, isnat edilenlerle ilgili, önce teknik açıklamalarda bulunacağım, daha sonra da
işin siyasî yönünü size ifade etmeye çalışacağım.
Sayın milletvekilleri, önergede, 1991 yılı çay kampanyasında 120 günü doldurduğu ve üretim yapılmadığı halde işçilerin
çalıştırıldığı iddia edilmektedir. Halbuki, yaş çay kampayasının açılmasıyla birlikte, geçici işçiler, üretim miktarına paralel olarak
kademeli bir şekilde işe başlatılır ve yaş çay kampanyası sonlarına doğru, yine, üretim miktarında meydana gelen azalış dikkate
alınarak iş akitleri askıya alınır.
Geçici işçilerin bir kampanya döneminde en az 120 gün çalıştırılmaları, toplu iş sözleşmesinin 19 uncu maddesi gereğidir.
Yoksa, bu 120 günlük süre, bu işçiler fazla çalıştırılamaz manasındaki bir süre de değildir. Öyle zannediyorum ki, bu önergeyi
veren birçok arkadaşım, kendi iktidarları döneminde, geçici işçilerin işlerine son verilmemesi ve çalışma sürelerinin uzatılması için
değerli bakanlarının kapısını da sık sık aşındırmışlardır.
Sayın milletvekilleri, çay kampanyası başlangıcında işe alınan ve 120 gününü dolduran her işçinin iş aktinin askıya alınması
da mümkün değildir. Olayımızda, 12 Mayıs 1991 tarihinde açılan yaş çay kampanyasının başında işe alınan işçiler, 12 Eylül 1991
tarihinde 120 gününü doldurmuşlardır; halbuki, yaş çay kampanyası 25 Ekim 1991 tarihinde sona ermiştir. 12 Eylül 1991 tarihinden
25 Ekim 1991 tarihine kadar, işyerlerinin işgücü ihtiyacı bulunduğu da açıktır; yaş yaprak alımı ve üretimi devam etmektedir;
işçilerin büyük bölümü, devam eden bu üretim işinde çalıştırılmışlardır. Kaldı ki, üretimi sona eren fabrikalarda da, belirli bir süre,
tasnif işlemlerinin tamamlanması, el paketi üretimi, ambarların yerleştirilmesi, makine ve teçhizatın bakım, onarım revizyon işleri,
fabrikaların genel temizliği ve fabrikaların gelecek yaş çay kampanyasına hazırlanması gibi sebeplerle işçi istihdamı da zorunlu
bulunmaktadır. Dolayısıyla, işçilerin istihdamı tamamen işgücü ihtiyacına dönük olup, Çay-Kur yönetimine baskı yapılması ve
politik istihdam gibi durumlar asla vaki olmamıştır.
Yine, önergede, çay fiyatına, kilogram başına 100 TL/kilogram ilave edildiği ve yönetim kurulu karar defterinde tahrifat
yapıldığı iddia edilmektedir. 1991 yılı çay fiyatları, Çay-Kur Yönetim Kurulunun 20 Mayıs 1991 tarih ve 1991/84 sayılı
kararıyla, nisan-mayıs mahsulü için 1 235 TL, mayıs-temmuz-ağustos mahsulü için 1 310 TL, eylül-ekim mahsulü için de 1 385 TL
olarak tespit edilmiştir. Ancak, Çay-Kur Yönetim Kurulu, 23.8 1991 tarih ve 1991/149 sayılı kararıyla, bu fiyatlara 125 TL daha
ilave yapmıştır. Ayrıca, bu 125 TL ilave, o günün şartlarında yalnız çay üreticisi için değil, Türkiye genelinde bütün tarım ürünleri
için ve o yılki enflasyon da dikkate alınarak yapılmış bir ilavedir. Çay-Kur Yönetim Kurulu kararları, ana statüsü ve Türk Ticaret
Kanununun defter tutmayla ilgili hükümlerine göre, Çay-Kur'un bulunduğu yer noterliğince onaylı karar defterine tarih ve sıra
numarasına göre yapıştırılıp mühürlenir ve bir nüshası da Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna gönderilir. Karar defterleri,
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun da denetimine tabidir. Bu nedenle, uygulanan prosedür gereği, yönetim kurulu karar
defterinde tahrifat yapılması hiçbir şekilde mümkün değildir.
Yine, önergede, Sayın Başbakan ve beraberindeki heyetlerin, bölgede bulunan Sayın Yaşar Okuyan ve arkadaşlarının, 1991
yılı erken seçim döneminde, Çay-Kur tesislerinde kaldıkları ve Kuruma gerekli ödemeleri yapmaktan kaçındıkları iddia
edilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak yapılan incelemelerde, Çay-Kur sosyal tesis ve konukevlerinden istifade edilmesine ilişkin
tutulan konukevi kayıt defterinde yapılan incelemede, Sayın Başbakan Mesut Yılmaz, Sayın Yaşar Okuyan ve beraberindeki
heyetin, sözü edilen tarihlerde, Çay-Kur tesislerinde kalmadıkları da tespit edilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, bu önerge, Refah Partisi tarafından, eski Başbakan Sayın Tansu Çiller'le ilgili
olarak verilmiş bulunan ve değerli parti gruplarına mensup hiçbir milletvekilinin parti taassubuyla değil, hür vicdanlarıyla, Yüce
Mecliste soruşturma önergesinin kabulünden sonra, bu konuyu bir parti meselesi olarak gören Doğru Yol Partisi Grubunun, bir
müddet önce Refah Partisinin Genel Başkanı Sayın Necmettin Erbakan'ın mal varlığıyla ilgili, her türlü hukukî dayanaktan yoksun
olarak vermiş oldukları ve Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Sayın Bülent Ecevit'in kendi grup toplantısında basına ve
kamuoyuna yapmış olduğu çok haklı ifade ve gerekçelerle, başta Demokratik Sol Parti olmak üzere, hemen her parti grubunun -tabiî,
Doğru Yol Partisi hariç- oylarıyla, bu Mecliste reddedilmiş olan önergeden hiç de farklı olmayan gerekçelerle verilmiş bir önergedir.
AHMET SEZAL ÖZBEK (Kırklareli) – Sizin oylarınız ne olacak?..
NEJAT ARSEVEN (Devamla) – Siz, Doğru Yol Partisi olarak, seçim meydanlarına çıkıp "Demirel diyor ki: 1991 çay fiyatı 2
bin liradır. Müjdeler olsun; hayırlı olsun" ifadesini 1991 seçiminden hemen önce, beyannamenize koyup, bunu bastırıp -ki, örneği,
burada elimde- tüm Karadenizde dağıtacaksınız ve bizim, 125 lira olarak vermiş olduğumuz zammı az görüp, bunu 2 bin liraya
çıkaracağınızı tüm Karadenizde, işte bu elimdeki beyannameyle duyuracaksınız; ondan sonra da gelip, o gün haklı gerekçelerle
yapılmış olan 125 liralık zammı çok göreceksiniz. İnşallah, bu yayını, o bölgedeki, bizim, o gün 125 lira verdiğimiz değerli
Karadenizli vatandaşlarımız da seyretmektedir.
Değerli milletvekilleri, burada, hem Doğru Yol Partisi ve onun o günkü yönetimi olarak iki türlü suç işleyip, hem milleti, demin
hepinize göstermiş olduğum beyanla kandıracaksınız ve hem de seçim sonrası iktidar olduktan sonra, bu taahhüdünüzü yerine
getirmeyeceksiniz; yani, milleti kandıracaksınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Arseven, son cümlelerinizle konuşmanızı toparlayın.
NEJAT ARSEVEN (Devamla) – Toparlıyorum efendim.
O gün, millete, Karadeniz Bölgesinin cefakâr çay üreticisine, haklı nedenlerle -tabiî, Sayın Başbakanla hiç alakası olmayan,
Çay-Kur Yönetim Kurulunun onayıyla- verilen bu zamdan ve geçici işçilerin kurumda ne kadar süre çalıştırılacağından, Sayın
Mesut Yılmaz'ı sorumlu tutacaksınız. Bunu, hangi vicdan kabul eder?
Ayrıca, asılsız isnat ve iftiralarla Anavatan Partisini ve hükümetlerini suçladıktan sonra, "yolsuzluk iddialarını araştıracağız"
iddiasıyla hükümet olduktan sonra; hatta, bu konu ve isimle bir bakanlık dahi kurduktan sonra, bugün, aradan beş sene geçtikten
sonra, hakkınızdaki soruşturma önergelerinin kabülünden sonra; çıkacaksınız, burada, o günün şartlarında çay üreticisine 125 lira
zam yapıldı diye, Sayın Mesut Yılmaz hakkında soruşturma önergesi getireceksiniz.
Çok değerli milletvekilleri, böyle davranan bir gruba, böyle davranan bir partiye sormazlar mı; siz, dörtbuçuk sene
iktidardaydınız, devlet elinizdeydi, Çay-Kur'a yeni bir genel müdür getirmiştiniz, tüm yönetim kurulu üyelerini de değiştirmiştiniz.
Belki o gün, Çay-Kur'da, bu 125 lira fazla verilmişti; onun hesabını, hükümette olduğunuz o günlerde sormanız gerekmez miydi?
Peki, acaba bu millet, o gün, sizin 700 lira daha fazla vereceğim diye ilan etmenizden sonra, bu 125 lirayı geri almanız
konusunda ne düşünürdü? Zannediyorum ki, tam size yakışan bir davranış olurdu. Nasıl iktidara geldikten sonra, o iddia ettiğiniz,
vereceğinizi ifade ettiğiniz 700 lirayı vermediyseniz; keşke, o, bizim verdiğimiz 125 lirayı da, geri alma yolunu seçseydiniz.
Çok değerli arkadaşlarım, bu önergede, en acı ve üzücü taraflardan birisi de, muhalif-muvafık, hemen tüm partiler tarafından ve
siyasetle uğraşan hemen herkes tarafından takdir edilen, aziz milletimize ve ülkeye yapmış olduğu katkılar, dürüst ve namuslu
hizmetleriyle halka mal olmuş dönemin Sayın Maliye Bakanı Rahmetli Adnan Kahveci'nin de, hakkı olmadığı bir şekilde, burada
rencide edilmesidir. Bu aziz millet ve bugün burada bulunan, Rahmetli Kahveci'yle bu çatı altında görev yapmış olan veya daha
sonra seçilip, benim gibi bu kutsal çatı altına gelen siz değerli milletvekilleri, Rahmetli Adnan Kahveci'nin, hiç kimsenin emriyle
değil, sadece ve sadece doğrularla ve bu millete hizmet için, dürüst ve namuslu bir şekilde siyaset yaptığını bilmektedir. O dönemde,
Maliye Bakanlığına bağlı olan Çay-Kur uygulamalarıyla ilgili olarak, Rahmetli Adnan Kahveci'ye atılan bu çamurdan dolayı, bu
önergede imzası bulunan ve özellikle o günkü Sayın Mesut Yılmaz Hükümetinde bakanlık görevi yapmış olan ve belki bu
kararların alınması konusunda fevkalade ısrarlı davranan, bugün de sizlerin arasında siyaset yapan değerli milletvekili arkadaşım
başta olmak üzere hepinizi kınıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Yüce Meclisin, hiçbir baskı ve yaptırım gücü olmaksızın, sadece ve sadece değerli
milletvekillerinin vicdanlarında oluşan bir konsensüsle, bundan önceki haksız ve hukukî tüm gerekçelerden yoksun önergede olduğu
gibi, ne için ve ne maksatla verildiği açıkça belli ve her türlü hukukî dayanaktan yoksun bu önergeyi de reddedeceğine ve asıl
önemlisi, bu gibi yanlı ve tamamen siyasî maksatlarla verilecek soruşturma önergeleri verme yolunu da kapatacağına inanıyor, bu
önergeye Nejat Arseven olarak ret oyu vereceğimi ifade ediyor, tekrar, Yüce Heyetinizi, en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
(ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Ankara Milletvekili Sayın Nejat Arseven'e teşekkür ediyorum.
Önerge üzerinde son söz, Sayın Ali Kemal Başaran'a ait.
Buyurun Sayın Başaran. (ANAP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
ALİ KEMAL BAŞARAN (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1991'den 1995'e kadar Hükümetin büyük ortağı
DYP'nin sayın milletvekillerinin, 1991 seçimlerinde çaya kiloda 125 lira fazla zam verdiği ve fazla işçi çalıştırdığı gerekçesiyle,
zamanın Başbakanı Sayın Mesut Yılmaz hakkında Meclis soruşturması açılması talebiyle verdikleri önerge hakkında görüşlerimi
Yüce Meclise arz edeceğim; bütün milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu önergede iki esas var: Bunlardan birincisi -bu önergenin içerdiği gibi değil; zaten, bu önergenin
yazılışından maksadı da belli- 100 lira zam yapılmış olması; esasında, bu, 100 lira değil, 125 liradır; biraz evvel de ifade edildi.
İkincisi de, geçici işçilerin 120 günden çok çalıştırıldığıdır.
Ancak, tabiî, şu tarafı var: Biraz evvel arkadaşım da izah etti; bu önerge neden şimdi verildi? Yani, bu önerge neden dört yıl
evvel verilmedi de şimdi verildi; 1991-1996... Esasında, bu önergenin, bizim, daha önce, eski Başbakan Sayın Tansu Çiller hakkında
verilen önergelere verdiğimiz desteğe misilleme olarak verildiği ve içeriği yönünden de çok fazla bir şey ifade etmediği, biraz evvel
söylediklerimden dolayı ortadadır.
Değerli arkadaşlar, bakınız, 1994 yılında, Meclisin tatile girdiği günlerde, biz, burada, o zamanın Başbakanı Sayın Tansu
Hanımla ilgili bir soruşturma önergesi verdik. O soruşturma önergesi, basında çok tartışılan, mal varlığıyla ilgili bir konudan
dolayı verilmiş bir önergeydi. Esasında, o önergede, biz, şunu ileri sürüyorduk: Sayın Tansu Hanım, batan İstanbul Bankasından
kendine ait şirketlerin aldığı kredilerin geri dönmediği; yani, İstanbul Bankasından Tansu Hanımın dört şirketi kredi alıyor,
İstanbul Bankası batıyor, bu krediler geri dönmüyor ve İstanbul Bankasını Ziraat Bankası devralıyor; Ziraat Bankası müfettişleri
bunu tespit ediyor. Ziraat Bankası müfettişleri, Tansu Hanımın şirketlerini dava ediyor. Biz, o önergeyi verdimiz zaman da iki
davası hâlâ devam ediyordu.
Değerli arkadaşlar, kamuoyunda bu kadar açık şekilde tartışılan ve birçok defa da tekzip görmeyen olayla ilgili -basından
izlediğimiz kadarıyla- bir kişi için verilmiş soruşturma önergesine veya önergelerine destek vermek vicdanî görevimizdi. Bakınız, o
zaman, o önergeye, CHP'li değerli milletvekili arkadaşlarımız da ret oyu vererek bu Mecliste o önerge reddedilmiştir. Biz, o günden
bu yana, bu Mecliste, kim yanlış yapıyorsa, o yapılan yanlışlığa gerekli cevabı verelim diye vicdanımızla hareket etmişizdir ve
getirilen önergelere de vicdanî görevimizle kabul oyu vermişizdir.
Değerli arkadaşlarım, bu ülke yalnız bizim değil, bu ülke hepimizindir; Refah Partisinindir, Doğru Yol Partisinindir Anavatan
Partisinindir, DSP ve CHP'nindir ve bütün partilerindir; hepimizindir.
Ben, dört beş yıldır Meclisi seyrediyorum; şunu görüyorum: Kim yanlış yapıyorsa, o yanlış yapan bizdense, bizim
adamımızdır, bizim yanlışımızdır diye o yanlışı yapana sarılıyoruz. Buna hiç hakkımız yok değerli arkadaşlar.
Ben, bütün içtenliğimle şunu söylüyorum: Bakınız, şahsen, Türkiye'de demokrasinin geleceği açısından, Anavatan Partisi ile
Doğru Yol Partisinin birleşmesini savunan bir milletvekiliyim. Bizim hedefimiz, asla Doğru Yol Partisi değildir; Doğru Yol Partisinin
Genel Başkanı da değildir; ama, bizim hedefimiz, bu ülkede yanlış kim yapıyorsa odur.
Değerli arkadaşlar, geliniz, hep beraber olalım, yanlışı yapana gerekli dersi verelim; ama, böyle duygusal da olmayalım. Siz,
bizim genel başkanımız için böyle yaparsanız -ki, kamuoyunda dürüstlüğü tartışılmayan genel başkanlardan biridir bizim Genel
Başkanımız- biz de sizin genel başkanınız için bunu yaparız gibi yaklaşım güzel bir yaklaşım değildir.
Bakınız, bu önergeye göre, 100 lira zam verilmiş; halbuki, o zam 125 liradır. Biraz evvel arkadaşlarım ifade ettiler.
Değerli arkadaşlarım, biz, işçiyi zamanından çok çalıştırmışız. Size, şurada, bazı şeyler arz etmek istiyorum. Bizim
zamanımızda, yani 1991 yılında Çay-Kur'da çalışan işçi sayısı 22 842 idi. 21.4.1992'de, KİT Komisyonunda, o zamanın genel
müdürünün -aynen zabıtlardan çıkarılmıştır- söylediği sözler şöyledir: "Çay Kurumunun norm kadrosu 22 518'dir." Yani, o zaman,
Çay Kurumunda fazla çalışan işçi sayısı takriben 300 civarındaydı. Genel Müdür Bey konuşmasında devamla "bu kampanya
döneminde işe gelmeyenler ve emekli olanlarla, bu fazlalığı gidermek mümkündür" diye söylemiştir; ama, yirmiiki gün sonra çay
kampanyası 12 Mayıs 1992'de açılıyor ve hemen bu kampanyanın ardından, Çay Kurumunun çalışan işçi sayısı 25 081
çıkarılıyor; takriben, 2 bin küsur işçi alınıyor. O sıralarda, orada ara seçimler vardı ve İyidere'de belediye başkanlığı seçimi
yapılıyordu. O seçimler sırasında alınan işçi sayısı 3 753 -ilave işçi sayısı- dolayısıyla, 28 834 oluyor. Oysa, KİT
Komisyonunda, Genel Müdürün "Çay Kurumunun norm kadrosu 22 518" diye söylediği sözler var.
Değerli arkadaşlarım, 6 201 işçinin nasıl alındığının hesabını sormak da var bu işin içinde; ama, şunu söylüyorum: Geliniz,
şunların hesabını da soralım, şunu gözden kaçırmayalım; bakınız, 1992'de fabrikaların 22 tanesi bantlı sisteme geçmiştir. Bantlı
sistemde, çalıştırılan işçi sayısı düşmektedir. Oysa, buna rağmen, 6 200 işçi alındı -biraz evvel söylediğim şekilde- daha az işçi
çalıştırmak gerekirken, daha çok işçi çalıştırılmıştır.
Değerli arkadaşlar, 1991 yılında 96 bin ton yurtiçi çay satışına rağmen, ödenen reklam ve tanıtma giderleri 452 milyon liraydı.
1992'de çay satışı 75 bin tona düştüğü halde, reklam ve tanıtma giderleri 17 kat artmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Son cümlelerle konuşmanızı tamamlayın Sayın Başaran.
ALİ KEMAL BAŞARAN (Devamla) – Bu giderler, 7 milyar 911 milyon lira olmuştur; geliniz, bunu araştıralım.
1991 yılında 86 bin ton iç satış yapılmasına rağmen, 836 bayie 14 milyar 676 milyon liralık satış primi ödenmesine rağmen,
1992 yılında 75 bin ton satışa kotalı satış yapacağım diye dokuz bayie 72 milyar 583 milyon lira ödenmiştir; geliniz, bunları
araştıralım; neden ödenmiştir; bunu araştıralım.
Çay Kurumu, 1992 yılında, Samsun'da, bayii Alaman Gıda Sanayi Anonim Şirketine, teminat olmadan, o günün fiyatlarıyla 68
milyar liralık çay verip, zamanı gelince de parayı ödemeyen bu firma, devleti ne kadar zarara sokmuştur; geliniz, bunu araştıralım.
Bunun gibi birçok konu daha var; fazla uzatmak istemiyorum; ama, diyorum ki, bu soruşturma önergesi tamamen duygusal olarak
verilmiş bir soruşturma önergesidir. Bu soruşturma önergesini, dolaylı yoldan bizim Başbakanımızı ilgilendiren bir soruşturma
önergesi gibi görüyorum. Ben, o zaman, yani, çay mubayaası açıldığı zaman orada bulunuyordum; Sayın Adnan Kahveci'nin, orada,
vatandaşın direnişiyle, fiyatı biraz daha yükselterek kampanyayı açtığını bizzat yaşamış insanım.
Bu duygular içinde, bu önergeye ret oyu vereceğimi açıklıyorum.
Yüce Meclisi, kalbî duygularla, saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Trabzon Milletvekili Sayın Ali Kemal Başaran'a teşekkür ediyorum.
Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergeyle ilgili, Sayın Başbakanın veya onun adına bir bakanın söz talebi var mı?
Yok.
Önerge üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, soruşturmayla ilgili önergenin oylamasına geçeceğiz. Açık oylama önergeleri bulunmaktadır; önce, onları okutup
bilgilerinize sunacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmeleri tamamlanan (9/7) esas numaralı soruşturma önergesinin oylamasının, İçtüzüğün 143 üncü maddesi gereğince,
açık oylama şeklinde yapılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – İmza sahiplerinin Genel Kurulda bulunup bulunmadıklarını tespit edeceğim.
Nizamettin Sevgili?.. Burada.
Cumhur Ersümer?.. Burada.
Enis Sülün?.. Burada.
Mehmet Salih Yıldırım?.. Burada.
İbrahim Çebi?.. Yok.
Refik Aras?.. Burada.
Nejat Arseven?.. Burada.
Muzaffer Arslan?.. Yok.
YÜCEL SEÇKİNER (Ankara) – Tekabbül ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Tekabbül ediliyor.
İhtiyaç kalmayacak, ikinci önerge var.
Abbas İnceayan?.. Burada.
Ahat Andican?.. Burada.
Metin Öney?.. Burada.
Yusuf Pamuk?.. Burada.
Suha Tanık?.. Yok.
Yusuf Ekinci?.. Burada.
Selahattin Beyribey?.. Yok.
Yaşar Topçu?.. Burada.
Sadi Somuncuoğlu?.. Yok.
Mehmet Ali Altın?.. Burada.
İkinci önergeyi okutuyorum:
Sayın Başkan
Görüşülen Çay-Kur önergesinin açık oyla oylanmasını saygıyla arz ederiz.
BAŞKAN – İmza sahiplerinin Genel Kurulda bulunup bulunmadıklarını tespit edeceğim.
Şevket Kazan?.. Burada.
Süleyman Arif Emre?.. Burada.
Yeterli imza sayısı tespit edilmiştir; diğerlerini tutanağa geçirmek üzere okutuyorum:
Ömer Vehbi Hatipoğlu (Diyarbakır)
Suat Pamukçu