DÖNEM : 20 CİLT : 6 YASAMA YILI : 1


T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ

61 inci Birleşim
12. 6. 1996 Çarşamba



İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1. – Denizli Milletvekili Hilmi Develi’nin, Pamukkale’nin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Kültür Bakanı Agâh
Oktay Güner’in cevabı
2. – Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu’nun, kamulaştırma eylemleri, işlemleri ve sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
ve Kültür Bakanı Agâh Oktay Güner’in cevabı
3. – Amasya Milletvekili Cemalettin Lafçı’nın, Amasya Tamiminin yıldönümü ve Amasya İlinin sorunlarına ilişkin gündem
dışı konuşması
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Lüksemburg’a gidecek olan Dışişleri Bakanı Emre Gönensay’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Nahit Menteşe’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/333)
2. – Belçika’ya gidecek olan Millî Savunma Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’ya, dönüşüne kadar, İçişleri Bakanı Ülkü
Güney’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/334)
3. – 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin öncelikle görüşülmesi talebine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/335)
4. – Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun (6/181) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
(4/36)
5. – İzmir Milletvekili Metin Öney’in (6/53) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/37)
6. – Ortak üyesi bulunduğumuz Batı Avrupa Birliği (BAB) ile operasyonel alanda işbirliğinin güçlendirilmesini amaçlayan fiilî
ortak askerî tatbikatlara katılımını sağlamak üzere, Hükmetçe takdir ve tespit edilecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının
yabancı ülkelere gönderilmesine ve Türkiye’nin bu nitelikteki tatbikatlara ev sahipliği yapmasına izin verilmesine dair Başbakanlık
tezkeresi (3/323)
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – Kırıkkale Milletvekili Mikail Korkmaz ve 23 arkadaşının, MKEKurumunun içinde bulunduğu durumun tespit edilmesi ve
tam kapasite ile çalıştırılmasını sağlamak için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/87)
2. – Kocaeli Milletvekili Necati Çelik ve 23 arkadaşının, EBK ve SEK’in özelleştirilmeleri sonucunda meydana gelen Devlet
kayıplarını belirlemek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/88)
IV. – OYLAMASI YAPILACAK İŞLER
1. – Milletlerarası Finansman Kurumuna Katılmak İçin Hükümete Salahiyet Verilmesine Dair Kanunun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılmasına ilişkin Kanun Tasarısı (1/309) (S. Sayısı : 21)
V. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, Sıvas İline 1996 yılında ayrılan yatırım ödenek miktarlarına ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın yazılı cevabı (7/756)
2. – Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, Sıvas İline 1996 yılında ayrılan yatırım ödenek miktarlarına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Ülkü Güney’in yazılı cevabı (7/784)
3. – Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, Sıvas İline 1996 yılında ayrılan yatırım ödenek miktarlarına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/786)
4. – Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in;
– Sıvas’ın bazı köylerinin köprü ihtiyacına,
– Sıvas İline 1996 yılında ayrılan yatırım ödenek miktarlarına,
– Sıvas’ın bazı ilçelerine bağlı bazı köylerin sulama kanalı ihtiyaçlarına,
– Sıvas’ın Germenek İlçe merkezi ve Yenibuçuk kasabasına su ileten toprak kanallarının betona dönüştürülmesine,
– Sıvas-Hafik İlçesinin su ihtiyacının giderilmesine,
– Sıvas Akıncılar İlçesine bağlı iki köy arasındaki bir derenin ıslahına,
– Sıvas’ın Gölova İlçesine bağlı bazı köylerin kanalizasyon yapımlarına,
– Sıvas’ın Gölova İlçesine bağlı bazı köy yollarının bakımı ve asfaltlanmasına,
– Sıvas’ın Gölova İlçesine bağlı bazı köylerin sulama kanallarının yapımına,
– Sıvas’ın bazı İlçelerine bağlı bazı bölgelerde tatlı su ve tarla balıkçılığının geliştirilmesi projesine,
– Sıvas’ın bazı İlçelerine bağlı bazı köylerin köy yerleşme planlarına,
– Sıvas’ın Koyulhisar İlçesine bağlı bazı köylerin yıkılan köprülerinin yapımına,
– Sıvas’ın Koyulhisar İlçesine bağlı bazı köylerin köprü ihtiyacına ve bazı köy yollarının asfaltlanmasına,
– Sıvas-Ulaş İlçesine bağlı bazı köy yollarının altyapı, genişleme, kumlama ve asfaltlanmasına,
– 1995 ve 1996 yıllarına ait Köy Hizmetleri bütçesinin ne kadarı Sıvas İline tahsis edildiğine,
– Sıvas’a bağlı Suşehri İlçesine Köy Hizmetlerince bir şube açılmasının düşünülüp düşünülmediğine,
– Sıvas’a bağlı Divriği İlçesine bir Köy Hizmetleri Şantiye şefliğinin kurulmasına,
– Sıvas’a bağlı Doğanşar-Hafik arasındaki yola,
– Gökpınar Göleti Sulama Projesine,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı İ. Yaşar Dedelek’in yazılı cevabı (7/755, 788, 789, 790, 791, 792, 793, 794, 795, 796, 797,
798, 799, 800, 801, 802, 803, 804, 805)
5. – Diyarbakın Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun, Diyarbakır Merkez Bağıvar Beldesi Karakol Komutanının belde
halkına baskı yaptığı iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Ülkü Güney’in yazılı cevabı (7/807)
6. – Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Erzincan-Merkez-Uluköy’e teröristlerce yapılan baskından sonra ne gibi
tedbirler alındığına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Ülkü Güney’in yazılı cevabı (7/830)
7. – Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş’ın, Etibank’ın bazı giderleri ile kârına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Rüşdü
Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/864)




I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMMGenel Kurulu saat 15.00’te açıldı.
Ağrı Milletvekili M. Ziyattin Tokar ile,
İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu’nun;
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansına (Habitat II) ilişkin gündem dışı konuşmalarına, Devlet Bakanı Ayfer
Yılmaz,
Muğla Milletvekili Fikret Uzunhasan’ın, millî eğitimin ve çalışanlarının sorunlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin
gündem dışı konuşmasına, Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan,
Cevap verdiler.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Mehmet Halit
Dağlı’nın;
İsviçre’ye gidecek olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Emin Kul’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın,
İngiltere’ye gidecek olan Devlet Bakanı Ersin Taranoğlu’na, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Ali Talip Özdemir’in,
Vekâlet etmesinin uygun görülmüş olduğuna;
Bakanlar Kurulunun yeniden teşkili için, Anayasanın 109 uncu maddesi uyarınca, Konya Milletvekili ve Refah Partisi Genel
Başkanı Necmettin Erbakan’ın görevlendirildiğine,
İlişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleriyle,
Moldova Meclisinin vaki davetine icabet edecek Parlamento heyetine ilişkin Başkanlık ve,
Önceki yasama döneminde hazırlanıp TBMMBaşkanlığına sunulan ve İçtüzüğün 78 inci maddesi uyarınca hükümsüz sayılan,
Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığı ile Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Kanun Tasarısının
yenilenmesinin Bakanlar Kurulunca uygun görüldüğüne ve öncelikle görüşülmesi talebine;
TBMMİçtüzüğünün değişik 78 inci maddesine göre, Genel Kurul ve komisyonlarda bulunan tasarı ve tekliflerden hangilerinin
öncelikli olarak görüşülmesi talebine ilişkin Başbakanlık;
Tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
İçel Milletvekili Oya Araslı ve 20 arkadaşının, Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın mal varlığının ve
kaynaklarının tespit edilmesi;
Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici ve 25 arkadaşının, yurt dışında bulunan öğretmen ve öğrencilerimizin sorunlarının,
Tokat Milletvekili Ahmet Feyzi İnceöz ve 22 arkadaşının, otomotiv sanayiinin sorunlarının ve devrim otomobilinin
üretilmemesinin nedenlerinin,
Şanlıurfa Milletvekili Abdülkadir Öncel ve 28 arkadaşının, GAPİdaresi ile yabancı firmalar arasında yapılan anlaşmalardaki
usulsüzlük iddialarını araştırmak ve GAP’ın kısa sürede bitirilebilmesi için gerekli yöntemlerinin,
İzmir Milletvekili Ahmet Piriştina ve 59 arkadaşının, kumarhanelerin daha iyi denetlenebilmeleri için alınması gereken
tedbirlerinin,
Ankara Milletvekili Eşref Erdem ve 26 arkadaşının, dengeli kalkınmayı olumlu etkileyecek bir ulaştırma politikasının,
Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve 28 arkadaşının, Uğur Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulmasının,
Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi,
Amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/80, 10/81, 10/82, 10/83, 10/84, 10/85, 10/86) Genel
Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırasında, yapılacağı açıklandı.
Afyon Milletvekili Halil İbrahim Özsoy’un (6/102),
Kütahya Milletvekili Metin Perli’nin (6/178),
İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın (6/169),
Bursa Milletvekili Ali Rahmi Beyreli’nin (6/170),
Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un (6/155, 6/157, 6/159, 6/160, 6/161, 6/163, 6/165, 6/166, 6/183)
Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; sözlü soruların geri verildiği bildirildi.
(10/6) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun görev süresinin 11.6.1996 tarihinden itibaren
bir ay uzatılmasına ilişkin tezkeresi ve,
4.6.1996 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve Genel Kurulun 4.6.1996 tarihli 57 nci Birleşiminde okunmuş bulunan eski
Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkındaki (9/6) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin gündemin “Özel Gündemde Yer
Alacak İşler” kısmının 1 inci sırasında; (9/7) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin 2 nci sırasında; eski Başbakan
Tansu Çiller hakkındaki (9/8) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin 3 üncü sırasında; eski Başbakan A. Mesut Yılmaz
hakkındaki (9/9) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin 4 üncü sırasında yer almasına ve görüşmelerinin Genel Kurulun
18.6.1996 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; dört Meclis soruşturması önergesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar
çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi,
Kabul edildi.
(10/67) ve (10/63) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonları üyeliklerine parti gruplarınca gösterilen adaylar seçildiler;
Başkanlıkça, Meclis Araştırma Komisyonlarının başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimlerini yapmak için
toplanacakları gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.
Milletlerarası Finansman Kurumuna Katılmak İçin Hükümete Salahiyet Verilmesine Dair Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının yapılan açık oylama sonucunda, bu defa da Genel Kurulda toplantı yetersayısı
bulunmadığı anlaşıldığından;
Başkanlıkça, grupların da mutabakatı alınmak suretiyle, 12 Haziran 1996 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere,
birleşime 17.23’te son verildi.
Uluç Gürkan
Başkanvekili
Salih Kapusuz Kadir Bozkurt
Kayseri Sinop
Kâtip Üye Kâtip Üy

II. – GELEN KÂĞITLAR
12 . 6 . 1996 ÇARŞAMBA
Tasarılar

1. – Belediye Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı (1/454) (Plan ve Bütçe ve İçişleri komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
2. – Muhafazasına Lüzum Kalmayan Evrak ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/455) (Dışişleri
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
3. – Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun
Tasarısı (1/456) (Adalet ve İçişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
4. – Vakıflar Umum Müdürlüğü Vazife ve Teşkilatı Hakkında Kanuna Üç Ek Madde Eklenmesine İlişkin Kanun Tasarısı
(1/457) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
5. – Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun
Tasarısı (1/458) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
6. – Emniyet Teşkilatı Uçuş Hizmetleri Tazminat Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı (1/459)
(İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
7. – Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/460) (İçişleri Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
8. – 3167 Sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı (1/461) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
9. – Devlet Mezarlığı Dışında Defnedilen Bazı Devlet Büyüklerinin Mezarları Hakkında Kanun Tasarısı (1/462)
(Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe ve İçişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
10. – Uzman Jandarma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/463) (Millî Savunma ve İçişleri
komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
11. – Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı (1/464)
(İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
12. – Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı
(1/465) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
13. – Er Kazanından İaşe Edileceklere İlişkin Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı (1/466)
(İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
14. – Eski Yugoslavya’da İşlenen Bazı Suçların Kovuşturulması Hakkında Kanun Tasarısı (1/467) (Dışişleri ve Adalet
komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
15. – Belediye Kanununun 127 nci Maddesine Bir Fıkra Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı (1/468) (İçişleri Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
16. – Telgraf ve Telefon Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/469) (Bayındırlık,
İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
17. – İl İdaresi Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun
Tasarısı (1/470) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
18. – Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanunun Yürürlükten
Kaldırılması, Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Hak Sahiplerine Yapılacak Ödemelerin Düzenlenmesi
Hakkında Kanun Tasarısı (1/471) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi : 6.6.1996)
19. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çek Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Hava Taşımacılığı Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/472) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri
komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
20. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Kültür Merkezleri Kurulması ve Bu Merkezlerin Faaliyeti
Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/473) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ve Dışişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
21. – Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/474)
(Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
22. – Muhtaç Çiftçilere Ödünç Tohumluk Verilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/475)
(Plan ve Bütçe ve Tarım, Orman ve Köyişleri komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
Teklifler
1. – Ankara Milletvekili Hikmet Uluğbay ve İstanbul Milletvekili Hüsamettin Özkan’ın; 3182 Sayılı Bankalar Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/320) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 31.5.1996)
2. – İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 9 Arkadaşının; Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Adının ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/321) (Plan ve Bütçe
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 3.6.1996)
3. – Ankara Milletvekili Yücel Seçkiner ve 11 Arkadaşının; 5.1.1961 Tarihli ve 237 Sayılı Taşıt Kanununa Bağlı (1) Sayılı
Cetvelde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/322) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.6.1996)
4. – Balıkesir Milletvekili İ. Önder Kırlı’nın; 1319 Sayılı Emlak Vergisi ile 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/323) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.6.1996)
5. – Konya Milletvekili Ali Günaydın ve 2 Arkadaşının; Konya Ovası ve Orta Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi
Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Teklifi (2/324) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :
4.6.1996)
6. – Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın; 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanununa Bir Ek
Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/325) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Millî Savunma komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi : 4.6.1996)
7. – Konya Milletvekili Ali Günaydın’ın; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında
Kanun Teklifi (2/326) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.6.1996)
8. – Konya Milletvekili Ali Günaydın’ın; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında
Kanun Teklifi (2/327) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.6.1996)
9. – Eskişehir Milletvekilleri Mustafa Balcılar, Demir Berberoğlu, İ. Yaşar Dedelek, Mahmut Erdir, Hanifi Demirkol ve Necati
Albay’ın; Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında 78 Sayılı ve Genel Kadro ve Usulü Hakkında
190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/328) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik
ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 4.6.1996)
10. – Kahramanmaraş Milletvekili Hasan Dikici ve 19 Arkadaşının; 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun 32 nci
Maddesine Bir Ek Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/329) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
11. – Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu ve 6 Arkadaşının; 28.5.1988 Tarihli ve 3466 Sayılı Uzman Jandarma
Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi (2/330) (Millî Savunma ve İçişleri komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
12. – Tokat Milletvekili Ahmet Feyzi İnceöz ve 14 Arkadaşının; 1111 Sayılı Askerlik Kanununun 2 nci Maddesinin Birinci
Fıkrasının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/331) (Millî Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
13. – Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in; Denizli İli Merkezinde Sevindik, Gökpınar ve Gümüşler Adıyla Üç İlçe
Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/332) (İçişleri ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
14. – Aydın Milletvekili Yüksel Yalova’nın; Vakıflar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/333) (Plan ve
Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
15. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay ve 8 Arkadaşının; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/334) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi : 6.6.1996)
16. – Bursa Milletvekilleri Yüksel Aksu, Hayati Korkmaz, Ali Rahmi Beyreli ve 41 Arkadaşının; Millî Akreditasyon Konseyi
Kuruluş Kanunu Teklifi (2/335) (Plan ve Bütçe ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
17. – Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya’nın; Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkındaki 3046 Sayılı Kanunda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/336) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
18. – Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın ve 18 Arkadaşının; 2813 Sayılı Telsiz Kanununun Bir Fıkrasının
Değiştirilmesiyle Bir Fıkra Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/337) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
Rapor
1. – 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23) (Dağıtma tarihi : 12.6.1996) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı-Diyadin İlçesinin spor sahası ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru
önergesi (6/228) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
2. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı-Diyadin İlçesinde bulunan kaplıcaların, sosyal tesis ihtiyacına ilişkin Turizm
Bakanından sözlü soru önergesi (6/229) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
3. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Şekerova Barajı projesine Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi
(6/230) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
4. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı-Doğubeyazıt İlçesi Yalınsaz köyünde yapılan Afet konutlarına ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/231) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
5. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, E-80 karayoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi
(6/232) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
6. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı-Doğubeyazıt İlçesinde yapımına başlanan sağlık ocağına ve sağlık
personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/233) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
7. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı ve İlçelerinde yapımı devam eden hastane ve sağlık ocaklarına ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/234) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
8. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı-Eleşkirt İlçesindeki Devlet hastane ve sağlık ocaklarındaki Sağlık personeli
ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/235) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
9. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı-Eleşkirt İlçesindeki İl kütüphanesinin hizmet binası ihtiyacına ilişkin Kültür
Bakanından sözlü soru önergesi (6/236) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
10. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı-Doğubeyazıt ilçesinde yapımı sürdürülen kültür sitesi inşaatına ilişkin
Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/237) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
11. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı İlçelerinde öğretmen evi yapılmasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü
soru önergesi (6/238) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
12. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı Eleşkirt İlçesinde yapımı devam eden İmam Hatip Lisesine ilişkin Millî
Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/239) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
13. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı-Doğubeyazıt ilçesinde yapımı devam eden İmam Hatip Lisesine ilişkin
Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/240) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
14. – Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, bazı Enerji nakil hatlarının ihalesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından sözlü soru önergesi (6/241) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
15. – Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün, Köy korucularına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/242)
(Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
16. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Türkiye’ye çeşitli kaynaklardan yapılacak yardımlardan Doğu ve Güneydoğu
bölgelerine bir pay ayrılıp ayrılmayacağına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/243) (Başkanlığa geliş tarihi :
7.6.1996)
17. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı Sigorta Hastanesinin Sağlık Personeli ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/244) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
18. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı’nın Hamur İlçesinin bazı köylerinin imam ihtiyacına ilişkin Başbakandan
sözlü soru önergesi (6/245) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
19. – Adana Milletvekili Tuncay Karaytuğ’un, Mersin Gümrüğü ve limanındaki bazı kamu görevlilerinin rüşvet aldığı
iddiasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/246) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
Yazılı Soru Önergeleri
1. – Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz’ün, yurt dışı master ve doktora öğrenim esaslarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/939) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
2. – Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı’nın, Tekirdağ-Çerkezköy-Veliköy çevresindeki Hazine arazilerinin satışına
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/940) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
3. – Kayseri Milletvekili Memduh Büyükkılıç’ın, Kablo TV yayınlarından alınan ücrete ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı
soru önergesi (7/941) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.6.1996)
4. – Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı’nın, Çorlu’ya yapılması planlanan SSK Hastanesine ve SSK Şube
Müdürlüğü ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/942) (Başkanlığa geliş tarihi :
7.6.1996)
5. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Genelevlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/943) (Başkanlığa geliş
tarihi : 7.6.1996)
6. – Yozgat Milletvekili Kazım Arslan’ın, Gazete promosyonlarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi
(7/944) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
7. – Yozgat Milletvekili Kazım Arslan’ın, Yozgat-Çekerek İlçesi Beyyurdu Köyünün telefon santrali ihtiyacına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/945) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
Meclis Araştırması Önergeleri
1. – Kırıkkale Milletvekili Mikail Korkmaz ve 23 arkadaşının, MKE Kurumu’nun içinde bulunduğu durumun tespit edilmesi ve
tam kapasite ile çalıştırılmasını sağlamak için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104
ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/87) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.6.1996)
2. – Kocaeli Milletvekili Necati Çelik ve 23 arkadaşının, EBK ve SEK’nun özelleştirilmeleri sonucunda meydana gelen Devlet
kayıplarını belirlemek amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/88) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.6.1996)

BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
BAŞKAN: Uluç GÜRKAN
KÂTİP ÜYELER: Fatih ATAY (Aydın), Zeki ERGEZEN (Bitlis)


BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 61 inci Birleşimini, çalışmalarımızın ülkemize ve ulusumuza iyilikler getirmesi
dileğiyle açıyorum.
Görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. – Denizli Milletvekili Hilmi Develi’nin, Pamukkale’nin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Kültür Bakanı Agâh
Oktay Güner’in cevabı
BAŞKAN – Gündemdışı birinci söz, Denizli Milletvekili Sayın Hilmi Develi'nin.
Buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Develi, süreniz 5 dakikadır.
HİLMİ DEVELİ (Denizli) – Sayın Başkan, sayın üyeler; ülkemizin doğal güzelliklerinden biri olan Pamukkale'nin
kurtarılmasına yönelik çalışmalar hakkında söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Denizli, Ege Bölgemizin, İzmir'den sonra sanayileşmeyi yakalamış, binlerce küçük ve orta ölçekli işletmelerin bulunduğu bir
ilidir. Denizli'nin çalışkan insanları, devletimizin altyapı konusundaki cimriliğine rağmen Türkiye'mizin kalkınmasında öncülük
yapmaktadır. Örneğin, ihracatta 1 milyar doları yakalamıştır; ülkemizde, vergi tahakkukunda, dördüncü sırada yer almıştır;
yurdumuzun 500 büyük firmasından 14'ü Denizlimizdedir.
Denizlimizde olması gereken kamu kuruluşlarının bölge müdürlükleri, maalesef, başka illere kaydırılmaktadır. Örneğin,
TEDAŞ. Denizli, KOBİ'lerin fidanlığıdır. Burada kurulması gereken menkul kıymetler borsası da, Hükümet ortağı bir partimizin
iç çekişmesi nedeniyle, bir başka ile kaydırılmıştır.
Denizlimiz, sanayi ve ticaretin yanı sıra, karayolları ve havayolları ulaşımının yetersiz olmasına karşın, turizmde de,
müteşebbislerimizin çabasıyla, güzel bir noktayı yakalamayı başarmıştır.
Ülkemiz, doğal ve kültürel varlıkların yoğun olarak bulunduğu, birçok uygarlığın ürün verdiği, doğu ile batı arasında köprü
olan bir yerdir. Türkiye'nin doğal ve kültürel değerlerinin korunması görevi, sadece o değerlerin bulunduğu yöre halkının değil, tüm
insanlarının ve giderek tüm dünyanındır; çünkü, geçmişten kalan bu mirasın korunarak gelecek nesillere iletilmesi, bizim neslimizin
sorumluluğuna bırakılmıştır.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu UNESCO'nun "Dünya Kültürel ve Doğal Mirasını Koruma Sözleşmesi" de,
dünyanın, olağandışı evrensel değerlere sahip doğal ve kültürel varlıklarının korunması için özel önlemler alınmasını
öngörmektedir.
Taraf olduğumuz bu sözleşmeye göre oluşturulan dünya miras listesinde, ülkemizden sekiz yer bulunmaktadır. Bunlardan bir
tanesi de, gerek doğal oluşumları gerekse arkeolojik değerleriyle önem taşıyan Pamukkale'dir.
Pamukkale, travertenleri, termal su kaynakları, doğal güzellikleri ve Hierapolis antik kentiyle, dünyada, türünde tek örnektir.
Özellikle, termal suyun yüzyıllardır yamaçlardan serbestçe akmasıyla oluşturduğu beyaz travertenler âdeta doğanın gelinidir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu özelliklerinden dolayı, yalnızca ülkemizin değil tüm insanlığın ortak mirası kabul
edilen Pamukkale ve çevresinde turizm gelişmekte; bu gelişmeyi aşan özelliklerde düzensiz ve karmaşık bir yapılaşma oluşmakta,
termal su kirlenmekte, travertenler kararmakta ve bu yanlış oluşumlar nedeniyle, Pamukkale, yok olma sürecini yaşamaktadır.
Doğal, tarihsel ve kültürel çevreye sahip bu yerin korunması turizmin yalnızca ekonomik boyutuna indirgenemez. Hem turizmin
hem de koruma ve geliştirmenin kültürel boyutu gözardı edilemez. Kaldı ki, turizm, ekonomik boyutun ötesinde, yerli halkımız ile
gelen ziyaretçilerin birbirleriyle tanışmalarını, kültür alışverişinde bulunmalarını da sağlayan ve barışa uzanan köprüdür.
Pamukkale'nin çeşitli sorunları vardır. Bu sorunların başında, antik Hierapolis kentinin korunması, onarılması ve
travertenlerin beyazlığının sağlanması gelmektedir.
Bu amaçla, Pamukkale Koruma ve Geliştirme Projesi çalışmaları 1989 yılında başlamış; bu koruma amaçlı planı, Denizli
Valiliği ve Kültür Bakanlığı, birlikte, bu projenin koruma amaçlı imar planını hazırlama çalışmalarına başlamıştır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1990 yılı mayıs ayında Denizli Mimarlar Odasınca düzenlenen Pamukkale
Sempozyumunda koruma ve geliştirmenin temel ilke ve kararları belirlenmiş; bu ilke ve kararlar, plancıların verilerini ve
programını oluşturmuştur.
Hazırlanan bu plan, Kültür Bakanlığınca 1991 yılı haziranında düzenlenen uluslararası çalışma grupları toplantısında
tartışılmış, genel bir kabul görmüştür. Bu planda istenilen ve düzenlenenler şunlardır: Hierapolis kentinde arkeolojik alan
düzenlenmesi; doğal SİT travertenler ve termal su kaynakları düzenlemesi; doğal ve arkeolojik SİT alanı ile yakın çevre arasında
yeni bir ulaşım-dolaşım sistemi ilişkisinin kurulması; doğal ve arkeolojik SİT alanı içerisinde yer alan her türlü turistik tesislerin,
yapıların, piknik alanlarının, asfalt yolların kaldırılması.
Bir çerçeve plan olarak kabul edilen koruma amaçlı imar planının işlerlik kazanabilmesi için alt planların mutlaka yapılması ve
öncelik sırasına göre uygulanması gerekirken, öncelik gözetilmeksizin uygulamaya başlanılmıştır. Bu durum, koruma planı
konusunda, bazı çevrelerde, plan aleyhine yeni bir ortam yaratılmasına, maalesef, neden olmuştur. Yapılması gereken, şu anda
çalışan 5 motelin ve diğer tesislerin kaldırılmasıdır.
Sayın Başkan, sayın üyeler; Pamukkale'de, bugün, ciddî sıkıntılar yaşanmaktadır. Araçların giriş-çıkış zorlukları, mevcut
motellerin çalışması nedeniyle suyun kirliliğinin devam etmesi, iç dolaşım ve gezi güçlükleri ile beyazlaştırma uygulamasında
yaşanan sorunlardır.
Traverten teraslarını beyazlatacak ve büyütecek termal su kanalları, Hacettepe Üniversitesince yürütülen projeye göre, mevcut
tesislerin olduğu yerden geçmesi gerekmektedir. Ne var ki, yapılan kanallar, mevcut tesisler nedeniyle, tesislerin ya önünden ya da
arkasından geçmek zorunda kalmış ...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Develi, konuşmanızı tamamlamanız için, 1 dakika eksüre veriyorum.
HİLMİ DEVELİ (Devamla) – ... tarihsel ve doğal sit alanı betonlaşarak çirkin ve maliyeti yüksek kanallara dönüşmüştür.
Projede yer alan kuzey ve güney kapılarının tarihi dokuya uygun olmayan bir şekilde uzay kafes konstrüksiyon biçiminde yapılması,
tarihe saygısızlıktır. Yapımı, özel birim fiyat uygulamasıyla yapılmış ve fahiş rakamlara mal olmuştur.
Sayın Bakandan, bugüne kadar yapılan harcamaların ve yapılan işlerin neler olduğunu açıklamasını bekliyorum.
Sonuç olarak:
Koruma projesine engel olan 5 motel kaldırılmalıdır.
Japon Hükümetinin, UNESCO Kültürel Katkı Fonu vasıtasıyla yaptığı hibe araç ve gereç, bu projede kullanılmalıdır.
Kültür Bakanlığı, zaman geçirmeksizin projenin uygulamasına devam etmelidir.
Gerek Pamukkale Sempozyumunda gerekse çalışma grubu toplantısında önerilen yönetim modeli, özerk ve demokratik temele
dayanan "Koruma Geliştirme Birliği" hayata geçirilmelidir.
Kültür Bakanlığınca, Pamukkale koruma yasası bir an önce Yüce Meclise getirilmelidir.
Bu arada, Denizli Valisi Sayın Yusuf Aksu'nun iyi niyetli çalışmalarına, Mimarlar Odası ve diğer sivil toplum örgütlerine
huzurlarınızda teşekkür ederim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
HİLMİ DEVELİ (Devamla) – Sözlerimi, "Pamukkale sonsuza kadar beyaz kalacak" söylemiyle bitirirken, hepinize saygılar
sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Develi.
Hükümet adına, gündemdışı konuşmayı yanıtlamak üzere, Kültür Bakanı Sayın Agâh Oktay Güner; buyurun efendim.
KÜLTÜR BAKANI AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Denizli Milletvekili Sayın Hilmi
Develi'nin Pamukkale ile ilgili yapmış olduğu konuşmaya cevap sunmak üzere huzurunuzda bulunuyorum. Bu vesileyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilimizin çok haklı, çok ciddî ve çok tutarlı gerekçelere dayanan konuşmasını büyük bir dikkatle takip ettik.
Kendilerini kutluyorum. Fevkalade haklıdırlar. Ne yazık ki, Türkiye'nin dünya çapındaki büyük tabiî servetlerinden olan bir Tuz
Gölü, Konya sanayi bölgesi atıklarını taşıyan akarsuyun Tuz Gölüne bağlanmış olması sebebiyle kararmaya başlamış; Denizli'deki
Pamukkalemiz de, bir seri ihmal ve hata yüzünden, kararmaya yüztutmuştur.
Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilimizin de ifade buyurdukları gibi, 1991 yılında, Kültür Bakanlığı, Turizm Bakanlığı,
Çevre Bakanlığı, Denizli Valiliği, Denizli'deki yerel yöneticiler ve belediye başkanlarının katıldığı bir danışma ve yönlendirme
kurulu teşkil edilmiş, bu kurul bir plan hazırlamış ve bu planın ilk adımı olan proje, 1991 yılı ekim ayında, yetkili kurullardan
geçerek tasdik edilmiştir. Yapmış olduğumuz çalışmalarda, bu projenin, bir nevi, Pamukkale'yi koruma planı niteliğinde olduğunu
gördük. Plan, bütünüyle tutarlıdır ve isabetlidir; ancak, plan ve projedeki tutarlılığa rağmen, uygulamada büyük yanlışlar
yapılmıştır. Birinci büyük yanlış şudur: Asırlardan beri Pamukkale'deki travertenlere beyaz rengini veren su, tarihî kanallarla
nakledilirken, bu tarihî su boruları, Romalılardan önceki devirde yapılmış bu su kanalları dinamitlenmiş, bunların yerine, tarla
sulayan beton su dağıtım şebekesi ihdas edilmiştir; tabiî, suyun kimyevî yapısı havayla daha çabuk temas ettiği için, karakterinde
büyük değişme olmuş ve kararma başlamıştır.
Sayın milletvekilimiz son derece haklıdır; bu yörenin tarihî kimliğine hiç uymayacak bir biçimde, uzay araçlarını andıran,
demirden kapılar inşa edilmiş; bu kafeslerle, Pamukkale'nin kimliğiyle -âdeta- son derece zıt bir manzara ortaya çıkmıştır. Halbuki,
Pamukkale'de yapılacak birinci iş, bu tarihî su kanallarını korumak, sonra Pamukkale içindeki kullanma yollarını yapmaktı.
Siyasî iktidarların ve bütün siyasîlerin dikkat etmeleri gereken bir kuralın, burada da acı bir biçimde karşımıza çıktığını
görüyoruz. Basının önem verdiği, sadece alkış toplayan işleri yapma kolaylığına saptığımız zaman, projelerin ciddî unsurları
ihmal ediliyor. Pamukkale'de de, ne yazık ki, böyle olmuştur. Şova hiç imkân tanımayan, altyapının önemli bir bölümü olan yollar,
bugüne kadar yapılamamıştır. 1996 yılında, biz, bu yollarla işe başlıyoruz. Projede, 800 metre olan bembeyaz renkli travertenlerin
2 800 metreye çıkması, 2 kilometre daha artırılması vardı. Ne yazık ki, antik su kanalları tahrip olduğu için, şu anda, bu hedefe
ulaşmak fevkalade zor görünüyor.
Ayrıca, Pamukkale, fevkalade kötü kullanılıyor; travertenler çiğneniyor, piknik yapılıyor, ateş yakılıyor, çöplük maddeleri
terkediliyor. Bütün bunları derli toplu bir biçimde ele almak için, valilikte, istimlak kararlarını, yerinde, mahallî idarecilerle
görüşmek için, bu ayın 23'ünde, bütün Denizli milletvekillerini de davet ederek, mahallî idarelerin temsilcilerinin de katılacağı bir
toplantı yapacağız. Bu toplantıya katılacak ilim adamları, proje müellifleri de, bu düğümleri teker teker kendi gerçeğinde görmemize
imkân verecek.
Pamukkale'yi, biz, her türlü siyasî endişenin üstünde ve ötesinde, kendi gerçeği içerisinde ele almanın ve merkezî hükümet
teşkilatının, mahallî idarelerin; dolayısıyla, Parlamentomuzun ve belediyelerimizin bütün güçlerinin bu projede seferber edilmesinin,
milletimizin büyük bir zenginliğini kurtarmaya hizmet edeceğine inanıyoruz.
Değerli Milletvekilimize, huzurunuzda tekrar teşekkür ediyor, bu konuyla ilgili bütün maddî harcamaları kendilerine yazılı
olarak sunacağımı beyan ediyor; ayrıca, ayın 23'ündeki toplantıdan sonra, Pamukkale konusunda, daha geniş, bütün tarafların
üzerinde anlaştığı bir kurtarma stratejisini huzurunuzda arz etmek üzere, durumu bilgilerinize sunuyorum.
Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum efendim. (ANAP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
2. – Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu’nun, kamulaştırma eylemleri, işlemleri ve sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve
Kültür Bakanı Agâh Oktay Güner’in cevabı
BAŞKAN – Gündemdışı ikinci söz, Muğla Milletvekili Sayın Zeki Çakıroğlu'nun. Sayın Çakıroğlu, kamulaştırma eylemleri,
işlemleri ve sorunları üzerine konuşacaklar.
Buyurun Sayın Çakıroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Çakıroğlu, süreniz 5 dakikadır.
ZEKİ ÇAKIROĞLU (Muğla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; asıl konuma girmeden önce kısa bir sitemle bir gerçeği
yurttaşlarımızla paylaşmak, değerli takdirlerinize sunmak istiyorum.
6.4.1996 tarihinde, gündemdışı söz alabilmek için, Sayın Meclis Başkanlığına başvurdum. O günden bugüne de bütün
Başkanvekillerine, yine, resmen ve şahsen, söz isteme istemimi gününden çok önce bildirmeme karşın, ne yazık ki, bu konuşma
hakkı, bu hafta görevi yürüten Sayın Uluç Gürkan'ın anlayışları sayesinde, bugün gerçekleşebilmiştir. Anayasamızın hak arama
özgürlüğü, fırsat eşitliği ilkesine uymayan bu tür yaklaşımlar yerine, Başkanlık yönetiminin, bundan böyle, bu hür kürsüyü
milletvekillerine, ilkelere uygun olarak ve fırsat eşitliği tanınarak kullandırmasını öneriyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; anayasal hukukumuzda ve özel hukukumuzda, özel mülkiyet korunmaktadır. Bunun tek
sınırlaması, kamu yararı kararıyla mümkündür. Uygulamada en belirgin şekli, kamulaştırmadır. 2942 sayılı Kamulaştırma
Yasasına göre, kamulaştırılacak taşınmazın ederinin, takdir kıymet komisyonlarınca belirlenmesi ve muteber bir devlet bankasına
peşin olarak yatırılması, kamulaştırmanın sıhhat ve geçerlilik şartı olarak benimsenmiş ve düzenlenmişti. Genellikle, takdir
kıymet komisyonu kararları ve eder raporlarında, taşınmazlar, gerçek bedelinin çok altında takdir edildiğinden, taşınmazları
kamulaştırılan malikler tarafından kamulaştırmanın artırımı davası açılmakta, uzunca süren yargılamalar sonucunda,
yurttaşlarımız -ki bunlar, genellikle gelir düzeyleri az olan insanlardır- aldıkları mahkeme kararını infazda zorluklarla
karşılaşmaktadırlar; paralarının tahsili yılan hikâyesine dönmektedir. Bunun nedeni, yasal boşluktur. Bu olumsuz uygulama
nedeniyle, yurttaşlarımız, devletimizin yapısıyla sürekli sorun halinde ve çatışık vaziyette yaşamaktadır. Yurttaşlarımız,
genellikle, yatırımcı bakanlıklar ya da onların kamulaştırma yapan kurumlarını hedef almakta ve onlara karşı güvensizlik
duymaktadır. Oysaki, malî bütçeye yeterli ödenek konulması halinde, bu sorunun çözümleneceği açıktır. Bu bakımdan, 2942 sayılı
Kanuna bir madde eklenmesine dair yasa teklifini Yüce Meclis Başkanlığına sunmuş bulunmaktayım. Ümit ediyorum ve öneriyorum
ki, Hükümetimiz, yurttaşlarımızın açmaz yarası olan bu durumun giderilmesi için, bir an önce, konuyla ilgili bu teklifi
komisyonlardan geçirip Yüce Meclisin huzuruna getirir ve böylelikle, malı elinden alınmış yurttaşlarımızın senelerdir süren
rahatsızlıkları giderilmiş, sorunları çözümlenmiş olur.
Hepiniz bilmektesiniz ki, istemlenmesi koşuluyla -davada istemlenmesi koşuluyla- taşınmaza fiilen el konulduğundan itibaren
yüzde 30 yıllık faiz uygulanmakta; oysa, kamu alacaklarına yüzde 180, nakit para bulma konusunda da yüzde 140 faiz ödenmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çakıroğlu, 1 dakikalık eksüre veriyorum; buyurun.
ZEKİ ÇAKIROĞLU (Devamla) – Oysaki, borç para alınan kişilere ya da rantçılara yüzde 140 veren devletin, kamu yararına
malını elinden aldığı yurttaşlarımıza yüzde 30 gibi bir faiz tahakkuk ettirerek kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı bir uygulamayı
sürdürmesi, Anayasaya da aykırılık teşkil etmektedir. Bu konuda sunduğumuz yasa teklifinin bir an önce Meclisten geçirilerek,
bundan böyle, bu sorunun herhangi bir bakanın ya da Devlet Planlama Teşkilatında çalışan uzmanların yetkisinden çıkarılıp,
devletin yasal düzenlemesinin sağlanmasını öngörüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ZEKİ ÇAKIROĞLU (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çakıroğlu.
Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum: Meclis Başkanvekilleri, gündemdışı konuşmaları, 30 ilâ 40 arasındaki talep arasından
değerlendirmek zorunda kalıyorlar. Bunun, büyük bir güçlüğü var.
Bu çerçevede, bir de, arkadaşlarımızın şöyle bir yanılgısı oluyor: Daha önce yaptıkları başvurunun, diğer başkanvekillerine
aynen devredeceğini düşünüyorlar. Maalesef, böyle bir devir işlemi olmuyor, olsa da pek dikkate alınmıyor. Onun için, dilekçelerini,
mutlaka, her hafta yinelemelerinde büyük yarar var.
Bu açıklamayı, Sayın Çakıroğlu'nun başlangıçtaki sitemleri nedeniyle yapmak gereğini duydum.
Sayın Çakıroğlu'nun gündemdışı konuşmasına Hükümet adına cevap vermek üzere, Kültür Bakanı Sayın Agâh Oktay Güner;
buyurun efendim.
KÜLTÜR BAKANI AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Muğla Milletvekili Sayın Zeki
Çakıroğlu arkadaşımızın, istimlak bedellerinin ödenmesiyle ilgili şikâyetleri ve vatandaşlarımızın bu konudaki haklı taleplerini
huzurunuzda ifade eden beyanlarına aynen katılıyorum.
Bu vesileyle, bu gerçeğin bir diğer yönünü de huzurunuzda ifade etmek istiyorum. Kültür Bakanlığı görevine geldiğim günden
bu ana kadar, vatandaşlarımızdan, SİT alanı içerisindeki mülklere tarihî eser denilerek istimlak bedeli ödenmediğini, daha doğrusu,
mevzuatımızda böyle bir boşluk olduğu için, çektikleri sıkıntıları ifade eden binlerce dilekçe aldım.
Mülkiyet hakkının, modern hukukta, modern toplumda, toplum yararına sınırlandırıldığı bir gerçektir ve hukukun gelişmesi,
mülkiyeti sınırlandıran bir niteliktedir; ancak, Türkiye'de, mülkiyet, vatandaş için bir yük haline getirilmiştir. Tarihî eser yaftasını
bastığınız ve asla kullanılmasına izin vermediğiniz, kendi tarihî kimliğinin dışında yapılanmasına, yeniden elden geçirilmesine
müsaade etmediğiniz binalar, özellikle orta sınıf vatandaşlarımızın veya daha düşük gelir seviyesindeki vatandaşlarımızın büyük
acısı halindedir.
Birinci planda, konuyu, Sayın Çakıroğlu'nun ifade ettiği çapta ele alarak hızla vatandaşın istimlak bedelinin ödenmesini
sağlamak, elbette ki, Hükümetin görevidir. İkinci planda da, biz, Kültür Bakanlığının bünyesinde bir fon ihdas ederek, vatandaşın,
tarihî eser denilen, dokunulmasına müsaade edilmeyen gayrimenkullerinin rayiç bedelle kamu yönetimi tarafından satın alınması
imkânını getirecek bir yasa tasarısının hazırlığını bitirdik. Hükümetin gündeminde görüşüldükten sonra Yüce Meclise gelecek
olan bu tasarı da kanunlaştığı zaman, bu tip haklı şikâyetler son bulacaktır. Unutmayalım ki, rejimleri vatandaş nezdinde haklı
kılan, onların adalete olan saygısıdır.
Bu ölçüyle, Yüce Heyeti hürmetle selamlıyorum, teşekkür ediyorum efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
3. – Amasya Milletvekili Cemalettin Lafçı’nın, Amasya Tamiminin yıldönümü ve Amasya İlinin sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşması
BAŞKAN – Gündemdışı üçüncü söz, Amasya Sayın Lafçı'nın. Kendileri, Amasya Tamiminin yıldönümü nedeniyle
gündemdışı bir konuşma yapacaklar.
Buyurun. (RP sıralarından alkışlar)
Sayın Lafçı, süreniz 5 dakikadır.
CEMALETTİN LAFÇI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kurtuluş Savaşımızın temel ilkelerini belirleyen
Amasya Tamiminin yayınlanışının 77 nci yıldönümü nedeniyle geleneksel olarak düzenlenen 12 Haziran Kültür ve Sanat Haftası
münasebetiyle, Amasya İlimizin bazı sorunlarını dile getirmek için gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Amasya İli, kurulduğu günden beri çeşitli medeniyetlere kültür merkezliği yapmış, bağrında çok sayıda devlet ve bilim adamı
yetiştirmiş, şehzadeler diyarı bir ilimizdir. Osmanlı döneminde ayrı bir yere sahip olan Amasya, kültür ve eğitim fonksiyonunu
medreselerde sürdürmüş, haklı olarak da "Anadolunun Oxford'u" unvanını almıştır.
Ülkemizde, bugüne kadar uygulanan yanlış ekonomik politikalar yüzünden, birçok ilimiz gibi, Amasya İli de hak ettiği
yatırımlardan nasibini alamamıştır.
Değerli milletvekilleri, tarıma dayalı ekonomiye sahip olan Amasya, henüz sanayi bakımından istenen düzeye ulaşamamıştır.
Bugünlerde acilen halledilmesi gereken birçok sorunun birkaçından kısaca bahsetmek istiyorum. Amasya İli, Güney Anadolu
Bölgesini Karadeniz'e bağlayan kavşak noktasında bulunmaktadır. Mersin, Adana, Kayseri, Sıvas ve Tokat üzerinden Samsun'a
ulaşan karayolu, şehir merkezinden geçmektedir. Bu transit karayolu taşımacılığının şehir merkezinden geçmesi, yeteri kadar
ihtiyaca cevap veremeyen elverişsiz şehir içi yolu trafiğini felç etmektedir. Ayrıca, bu durum, il merkezinde, hiç de iç açıcı olmayan
görüntülere de sebep olmaktadır. Şehir merkezi trafiğini felç eden bu durumdan kurtulmak için çevre yolu yapımına acilen ve
şiddetle ihtiyaç vardır. Bugüne kadar, bu konuda, hiçbir girişimde bulunmayan yetkililerin, bu konuya el atarak, Amasya İline bir
çevre yolu kazandırma bahtiyarlığına ulaşmalarını ilimiz halkı beklemektedir.
Tarihte kültür merkezliği yapmış Amasyamıza Yüksek Öğretim Kurulunca "Yeşilırmak Üniversitesi" adıyla bir üniversite
kurulması uygun görülmesine rağmen, maalesef, bugüne kadar gerçekleşmemiştir. Büyük ölçüde bunun altyapısı tamamlanmıştır.
Bir an önce bu üniversitenin kurulmasını ve bu üniversiteye bir ilahiyat fakültesinin eklenmesini, halkımız, yetkililerden
beklemektedir.
Suluova İlçesi, ovasıyla beraber, Amasya'nın tarım ambarı durumundadır. Gerek tarım sulaması gerekse ilçenin içmesuyu
yeterli değildir. Bu ihtiyacı gören ilgililer, ilçenin içmesuyuna ve tarım sulamasına cevap verecek Derinöz Barajını planlamışlar ve
bu barajın yapımına başlanmıştır; fakat, yeteri kadar ödeneğin zamanında gönderilmemesi, barajın bitirilmesini geciktirmektedir.
Bir an önce, bu yatırım planının bitirilip, susuzluktan canı yanmış ilçe insanının kurtarılması zorunludur.
Ayrıca, ülkemizde olduğu gibi, Amasyamızın bütün ilçelerinde de besicilik yapan vatandaşlarımız, yapılan yersiz et ithali
münasebetiyle zor durumda kalmışlardır. Zor durumda kalan bu besicilerimiz, Ziraat Bankasına olan kredi borçlarının ertelenmesini
veya kredi faizlerinin affedilmesini yetkililerden beklemektedirler.
21 inci Yüzyıla ulaşmakta olduğumuz ve bilgi çağı dediğimiz şu günlerde, bilgi çağına hiç de yakışmayan, geri kalmışlık
izlerini taşıyan ve aklı başında herkesi üzen durumlar hâlâ görülebilmektedir. Amasya İl Merkezine sadece 5 kilometre mesafede
bulunan Yeniköy'de kadınlar, hâlâ, içmesuyunu, evlerine, omuzlarında taşımaktadırlar. Ayrıca, Merzifon İlçesinin Mahmutlar
Köyü, Gümüşhacıköy İlçesinin Kağnıcı Köyü, Göynücek İlçesinin Alan Köyü ve Karaşar Köyünün de hâlâ içmesuyu problemi
halledilememiştir. Zaten çok zor şartlar altında yaşam ve işsizlikten canı yanmış bu halkımızın içmesuyu problemini çözmek,
onları bu sıkıntıdan kurtarmak, geçmiş ve gelecek bütün hükümetlerin başlıca görevidir. Umarım, yetkililer, en kısa zamanda, bir
adım atıp, bu köylerimizin su problemlerini çözer.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Lafçı, bir dakika içinde sözünüzü tamamlamanız gerekiyor.
CEMALETTİN LAFÇI (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.
Yatırımların, ülke genelinde, adil, eşit ve her ilin önemli ihtiyaçlarına göre yapılması, adaletin gereğidir. Kurulacak olan yeni
hükümete, vatanımızın her bölgesini aynı seviyede tutup, ona göre kaynak ayırmasını, Yüce Meclisin huzurunda hatırlatıyor;
bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarımı ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Lafçı.
Hükümet adına yanıt talebi yok.
Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığının iki adet tezkeresi vardır; okutuyorum:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – Lüksemburg’a gidecek olan Dışişleri Bakanı Emre Gönensay’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Nahit Menteşe’nin vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/333)
10 Haziran 1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Hükümetlerarası Konferans konusunda düzenlenecek olan bilgilendirme toplantısına katılmak üzere, 11 Haziran 1996 tarihinde
Lüksemburg'a gidecek olan Dışişleri Bakanı Emre Gönensay'ın dönüşüne kadar; Dışişleri Bakanlığına, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Nahit Menteşe'nin vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize
sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
İkinci tezkereyi okutuyorum:
2. – Belçika’ya gidecek olan Millî Savunma Bakanı Mahmut Oltan Sungurlu’ya, dönüşüne kadar, İçişleri Bakanı Ülkü
Güney’in vekâlet etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/334)
10 Haziran 1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
1996 İlkbahar Dönemi DPC/NPG Savunma Bakanları Toplantısına katılmak üzere, 12 Haziran 1996 tarihinde Belçika'ya
gidecek olan Millî Savunma Bakanı M. Oltan Sungurlu'nun dönüşüne kadar; Millî Savunma Bakanlığına, İçişleri Bakanı Ülkü
Güney'in vekâlet etmesinin, Başbakanın teklifi üzerine, uygun görülmüş olduğunu bilgilerinize sunarım.
Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Başbakanlığın bir tezkeresi vardır; okutuyorum:
3. – 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin öncelikle görüşülmesi talebine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/335)
12.6.1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgi: 10.6.1996 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02.-2241-2/319-2030/5458 sayılı yazınız.
İlgide kayıtlı yazınız ekinde alınan, Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük'ün "657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"nin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün değişik 78 inci maddesi uyarınca
Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarında ve Genel Kurulunda öncelikli olarak görüşülmesine devam olunması Bakanlar
Kurulunca uygun görülmüştür.
Gereğini arz ederim.
A. Mesut Yılmaz
Başbakan
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis araştırması açılmasını öngören 2 adet önerge vardır; okutuyorum:
C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – Kırıkkale Milletvekili Mikail Korkmaz ve 23 arkadaşının, MKEKurumunun içinde bulunduğu durumun tespit edilmesi ve
tam kapasite ile çalıştırılmasını sağlamak için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/87)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemiz savunma sanayii açısından fevkalade öneme sahip olan ve bugünkü durumda kapasitesinin çok altında üretim veren ve
personel istihdam eden, özelleştirme kapsamı dışında tutulan Makina Kimya Endüstrisi Kurumunun, yeniden eski işlevini
kazanması için, Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 üncü ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis
araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1. Mikail Korkmaz (Kırıkkale)
2. Kemal Albayrak (Kırıkkale)
3. Hüseyin Arı (Konya)
4. Mustafa Kamalak (Kahramanmaraş)
5. Abdullah Örnek (Yozgat)
6. Veysel Candan (Konya)
7. Hasan Belhan (Elazığ)
8. Ahmet Karavar (Şanlıurfa)
9. Cafer Güneş (Kırşehir)
10. Kahraman Emmioğlu (Gaziantep)
11. Mehmet Bedri İncetahtacı (Gaziantep)
12. Hasan Hüseyin Öz (Konya)
13. Cemalettin Lafçı (Amasya)
14. Fethullah Erbaş (Van)
15. Salih Kapusuz (Kayseri)
16. İsmail İlhan Sungur (Trabzon)
17. Ramazan Yenidede (Denizli)
18. Muhammet Polat (Aydın)
19. Maliki Ejder Arvas (van)
20. Şinasi Yavuz (Erzurum)
21. M. Ziyattin Tokar (Ağrı)
22. Ömer Özyılmaz (Erzurum)
23. İlyas Arslan (Yozgat)
24. Musa Uzunkaya (Samsun)
Gerekçe:
Bilindiği üzere, ülkemiz, dünyadaki diğer ülkeler gibi, gerek iç ve dış barışın muhafazası ve devamlılığı ile iç ve dış
mihrakların saldırılarına karşı koyabilme veya caydırıcılık sağlamak maksadıyla savunma sanayiine önem vermek zorundadır.
Makina Kimya Endüstrisi Kurumu ise, şüphesiz, yalnızca savunma sanayiine yönelik üretim yapmayıp, kendi içerisinde entegre
bir sanayi kompleksine sahip bir kuruluştur. Ancak, asıl gayesi, kendisine 5591 sayılı Kanunla verilmiş "Türk Silahlı Kuvvetlerinin
silah, mühimmat, araç ve gereçlerini karşılamak ve bu amaçla tesis, personel ve malzemeyi hazır halde bulundurmaktır, görevini
yerine getirmektir." Bu amaçla;
Makina Kimya Endüstrisi Kurumu bünyesindeki tezgâhların pek azı özel maksatlı, çoğu üniversal tezgâhlardır. Üniversal
tezgâhlar, oldukça modern ve yüksek kapasiteli tezgâhlardır. Fakat, kendi protokolüne veya iç mahallî piyasaya duyarsız ve
sağırlığından dolayı bugün, kurum, kapasitesinin çok altında çalıştırılmakta, bu yüzden Kırıkkale Fabrikalarında bugün için 4
bin kişiye yakın işçi çalıştığı halde, eğer, şu andaki tezgâhlarla dış ve iç piyasadan sunulan siparişler kabul edilse, bu rakam sadece
Kırıkkale için en az 8 bin kişiye çıkabilecektir. Bu da 4 bin yeni kişiye iş imkânı demektir.
Örnek: 120 mm Havan Mühimmat Üretim Hattı: M.S.B. Ted. ve Tekno. Başkanlığının 30 Kasım 1981 tarihli yazısıyla yılda
60 bin adetten 100 bin adede çıkarılması istenilmiştir. 100 bin adet kapasite ile üretime 1983 yılından itibaren başlanmış, ancak
kısa sürede sipariş sıfıra inmiştir. Bu yıl ise bin adet sipariş alınabilmiştir. Buna benzer örnek diğer fabrikalarda da çoktur.
Kurumun en önemli sorunlarından biri de deneyimsiz ve kuruma yabancı kişilerin yönetim kademelerine getirilmeleridir. Ziraat
Mühendisi Makina Kimya Kurumuna atanabilmektedir. Bunlar da üretim sorumluluğunu alt seviyedeki işçi düzeyinde personele
aktarmışlardır. Hal böyle olunca, yönetimin beceriksizliği ve ilgisizliğini fırsat bilen ve bir noktada kızan işçiler, gerek operasyon
kademesine atlayarak ve gerekse kısa zamanda işi bitirmek gayesiyle tezgâha aşırı yüklemeler yaparak kalitesiz ve verimsiz iş
çıkarmışlar veya tezgâhı hırpalayarak, saf dışı bırakarak hiç iş çıkaramamışlardır. Bunun sonucunda da, buraların hesabını
soracak yönetimde bulunan bilgiden mahrum bu kişiler, uyduruk raporlarla tüm bu olayları örtbas etmişlerdir. Örnek: Reddedilen 35
mm.lik ve 106 mm.lik kovan bunlardan sadece iki tanesidir.
Bölge Müdürlüğünün durumu daha da farklı. Asıl gayesi sosyal hizmetler olan bu müessesede hizmetler yetersiz, buna karşılık
ücretler ise çok yüksektir. Asıl önemli olan da ücretlerin yüksekliği değil, bu paraların nerelerde değerlendirildiğidir. Ayrıca,
buralarda yapılacak hizmetler olmayınca, yöneticileri de siyasî danışmanlık yapmaktadır.
Bilindiği üzere, tüm gelişmiş ülkeler, bu tür üretimleri üçüncü dünya ülkelerine kaydırmaktadırlar. Stratejik konumundan dolayı
Türkiye, bu yatırımlar için oldukça elverişlidir ve savunma sanayii üretimlerine de bütçeden önemli paylar ayrılmaktadır. Hemen
hemen kurumu her hafta yeni yeni heyetler ziyaret etmekte ve ortak üretim teklifleri yapmaktadırlar. Bu tekliflerin geçtiğimiz
dönemlerde olanlarına göre çok cazip ve bizim için de bulunmaz fırsat olmasına karşın, yönetimin ve hükümetlerin duyarsız
kalması ile bu imkânlar başka ülkelere kaymaktadır.
Bu nedenle, kısa vadede üretim hatlarını çalıştıracak acil siparişlerin alınması, yönetim kadrosunun sil baştan yenilenmesi,
kurumu tanıyan hırslı, özel sektör mantığı ve pratikliği ile karar verebilecek, dünyaya entegre kişilerin getirilmesi, kurumun Sanayi
Bakanlığından çıkarılarak, Milli Savunma Bakanlığı bünyesine sokularak, Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile ortak çalışabilir
statüye getirilmesi, bunların sonucunda da birçok kişiye iş sağlanmalıdır.
Özetleyecek olursak, Kırıkkale şehri bu fabrikalara endeksli olarak kurulmuş ve büyümüştür. Şehrin nüfusu bir zamanlar 18 bin
işçiye göre yoğunlaşmıştır. Bu fabrikalar bugünkü haliyle özelleştirme kapsamı dışında tutulmakta, yarın da ne olacağı belli
değildir. Bir dönem Türkiye Savunma Sanayiine yönelik üretimleri en uç noktada yaparak zarar etmeden 18 bin işçiyi bünyesinde
istihdam edebilmiştir. Bugün ise bu işçi sayısı Kırıkkale fabrikalarında 4 bin işçiye indirilerek, bu fabrikaların tezgâhları durmuş,
buralarda üretilen silah ve mühimmat ithal yoluyla temin edilmektedir.
Yapılan akademik bir inceleme neticesinde şu andaki işçi sayısını ikiye katlayarak bu fabrikaları verimli hale getirmek hiç de
zor değildir. Türk Savunma Sanayiinin can damarı olan bu müesseseleri yeni bir organize ile Kırıkkale halkının hizmetine
sunduğumuzda, şehirde ekonomi yeniden canlanacak, şehirden göçler duracak, Türk ekonomisi de bu fabrikalardan yeteri ölçüde
faydalanacaktır.
Ayrıca, bu gerekçelerle, ülkemiz savunma sanayii açısından fevkalade öneme sahip olan Makina Kimya Endüstrisi Kurumunun
içinde bulunduğu durumun tespit edilmesi ve bir an önce tam kapasite çalıştırılmasını sağlamak amacıyla alınması gerekli
tedbirleri tespit ve uygulamaya geçirilmesini sağlamak amacıyla, Meclis araştırması açılmasının gerekli olduğu düşüncesindeyiz.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında yapılacaktır.
İkinci önergeyi okutuyorum:
2. – Kocaeli Milletvekili Necati Çelik ve 23 arkadaşının, EBK ve SEK’in özelleştirilmeleri sonucunda meydana gelen Devlet
kayıplarını belirlemek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/88)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Şu soruların cevabının araştırılması gerekmektedir.
– Özelleştirilen Et ve Balık Kurumu ve Süt Endüstrisi Kurumu işletmelerinde üretim azalmış mıdır; ne kadar azalmıştır?
– Özelleştirme, bu kuruluşlarda istihdamı artırmış mıdır; yoksa, kaç işçi işinden olmuştur?
– Zorunluluklara uyulup uyulmadığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca araştırılmış veya denetlenmiş midir?
– Devletin muhtemel azalan üretim ve istihdamdan kaynaklanan toplam vergi ve prim kayıpları ne kadardır?
Tüm bu soruların, Türkiye Büyük Millet Meclisince araştırılarak, sonuçlarının belirlenmesi ve millî ekonominin özvarlıkları
olan bu KİT'lerin özelleştirilmeleri konusunda yapılan çalışmaların perde arkasının kamuoyuna açıklanması bakımından,
Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 üncü ve 105 inci maddeleri uyarınca, bu konuda Meclis araştırması açılmasını yüksek
müsaadelerinize arz ederiz.
1. Necati Çelik (Kocaeli)
2. Musa Demirci (Sıvas)
3. Ömer Özyılmaz (Erzurum)
4. Mehmet Recai Kutan (Malatya)
5. Hüseyin Olgun Akın (Ordu)
6. Abdulkadir Öncel (Şanlıurfa)
7. Ömer Vehbi Hatipoğlu (Diyarbakır)
8. Mustafa Hasan Öz (Ordu)
9. Yakup Budak (Adana)
10. Lütfü Esengün (Erzurum)
11. Musa Okçu (Batman)
12. Abdulhaluk Mutlu (Bitlis)
13. Ahmet Doğan (Adıyaman)
14. İ. Ertan Yülek (Adana)
15. Kahraman Emmioğlu (Gaziantep)
16. Süleyman Arif Emre (İstanbul)
17. Hüsamettin Korkutata (Bingöl)
18. Azmi Ateş (İstanbul)
19. Fethi Acar (Kastamonu)
20. Bülent Arınç (Manisa)
21. Mustafa Köylü (Isparta)
22. Abdullah Gül (Kayseri)
23. Naci Terzi (Erzincan)
24. Zülfikar Gazi (Çorum)
Gerekçe:
Kuruldukları yıldan bu yana Türkiye'de tarıma bilgi ve teknoloji aktarımı, büyük ölçüde Et ve Balık Kurumu ve Süt Endüstrisi
Kurumu aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Kırsal toplumun gerek duyduğu kaynaklar, önemli oranda bu kuruluşlar aracılığıyla
aktarılmıştır. Tarımsal girdilerin üretimi ve dağıtımından, tarım ürünlerinin işlenmesi ve değerlendirilmesi süreçlerine kadar çok
sayıda fonksiyonla, denilebilir ki, bu kuruluşlar, tarımsal gelişmenin öncülüğünü üstlenmişlerdir.
Süreç boyunca, tarım politikalarının uygulanmasında, sektörün ürünlerine güvenceli pazar oluşturularak, üretimin gelişim
doğrultusunun belirlenmesinde son derece etkili ödevler üstlenmiş bu kuruluşları, tarım sektöründen ve tarım toplumundan
bağımsız değerlendirmek mümkün değildir.
Toplum için sağlık koşullarına uygun besin üretimi, besinlerin elverişli fiyatlarla tüketiciye sunuluşu ve bu piyasaların regüle
edilmesi gibi, yaşamsal fonksiyonlar yüklenmiş bu kuruluşları, sağladıkları toplumsal yararı gözardı ederek düşünmek, son derece
yanlıştır.
Sorunları, KİT'lerin yalnızca mülkiyet yapısına bağlamak ve buna bağlı özelleştirme politikalarına dayatmak, haklı ve doğru
değildir. Bu tür yaklaşımlar, toplumun sağlıklı besin tüketimi ve tarım kesiminin gelişimi açısından yaşamsal roller üstlenmiş
sosyal ve stratejik fonksiyonlu KİT'ler bakımından daha da yanlıştır.
Süt Endüstrisi Kurumunu 34 fabrika, Et ve Balık Kurumunu 40 kombina olarak algılayan ve malî bünyeleriyle değerlendiren; bu
kuruluşların, aslında, üreticiden tüketiciye ulaşan bir sistem bütünlüğünün temel taşları olduğunu kavrayamayan anlayışların
değişmesi zorunludur.
Ancak, Et ve Balık Ürünleri Anonim Şirketi, özelleştirme kapsamına alındığı 20 Mayıs 1992 tarihinden bugüne kadar 3 defa
özelleştirilmek üzere satışa çıkarılmıştır.
Bilindiği gibi, ilk iki ihale iptal edilmiş, 23 Nisan 1995 tarihinde Özelleştirme Yüksek Kurulunca Et ve Balık Kurumuna ait 15
kombina satışa çıkarılmıştır.
26-28 Temmuz 1995 tarihinde gerçekleştirilen ihalelerde 12 kombina satılmıştır.
Et ve Balık Kurumunu satın alanlar, 3 yıl süreyle üretimi sürdürme koşulunu kabul etmiş olacaklardır. Bunlar, zaten,
sözleşmelerle tazminat ve taahhüde bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu kurumları alanların asgarî 3 yıl süreyle üretime devam etme
koşulunu kabul etmeleri gerekmektedir.
Bu ifadelerin üzerinden dokuz aylık bir süre geçmiştir.
Aynı uygulama, SEK konusunda da yürürlüğe konulmuştur. Bu iki özelleştirme örneği de göstermektedir ki, ülkemizde
özelleştirme konusunda ortaya konulan ilkeler ile yapılan uygulamalar ve sonuçları arasında tam bir çelişki yaşanmaktadır.
Halkımıza özelleştirmenin ilke ve yararları anlatılırken şu argümanlar kullanılmıştır.
– Özelleştirme ile bu kuruluşlar (EBK ve SEK) daha verimli olarak çalışacaktır.
– Özelleştirme, Et ve Balık Kurumu ve Süt Endüstrisi Kurumunu ekonomiye kazandıracak, üretim ve istihdam artışı
sağlanacaktır.
– Ekonomi yeni bir canlılık kazanacak, tüketicilere, daha kaliteli, ucuz mal ve hizmet sunulacaktır.
– Ülkeye çağdaş teknoloji transferi hızlanacak, dış rekabet gücü ve buna bağlı olarak ihracat artacaktır.
Oysa, son on yıllık özelleştirme uygulamaları ve sonuçları değerlendirildiğinde, yukarıda ifade edilen yararların hiçbirisi
gerçekleşmemiştir.
Daha düne kadar, hukukî altyapısı bile oluşturulmadan, yanlış temel tercihler doğrultusunda yapılan Et ve Balık Kurumu ve
SEK özelleştirmeleri, hem ekonomik hem de sosyal açıdan büyük zararlar oluşturmuştur.
Türkiye'de özelleştirme, üretim ve istihdamın ortadan kalkması ile eşanlamlı hale gelmiştir.
Et ve Balık Kurumu ve SEK satışı için yapılan ihalede, alan kişi ve kuruluşlar ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı arasında
imzalanan satış sözleşmelerine, satın alınan işletmelerin üç yıl süreyle üretim faaliyetlerine devam etmesi hükmü konulmuştur;
ancak, bu hükümde geçen "üretim"den ne anlaşılması gerektiğiyle ilgili olarak üretimi tanımlayan herhangi bir ibare konulmadığı
gibi, bu hüküm aleyhine davranışlara da etkin bir yaptırım da getirilmemiştir.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında yapılacaktır.
Sözlü soru önergesinin geri alınması istemli iki adet önerge vardır; okutuyorum:
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
4. – Diyarbakır Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun (6/181) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
(4/36)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 73 üncü sırasında yer alan (6/181) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap
aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Ömer Vehbi Hatipoğlu
Diyarbakır
5. – İzmir Milletvekili Metin Öney’in (6/53) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/37)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 104 üncü sırasında yer alan (6/53) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap
aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Metin Öney
İzmir
BAŞKAN – Sözlü soru önergeleri geri verilmiştir.
Sayın milletvekilleri, ortak üyesi bulunduğumuz Batı Avrupa Birliği ile işbirliğinin güçlendirilmesini amaçlayan fiilî ortak askerî
tatbikatlara katılmamızı sağlamak amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının yabancı ülkelere gönderilmesine ve Türkiye'nin
bu nitelikteki tatbikatlara ev sahipliği yapmasına Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair Başbakanlığın bir
tezkeresi vardır; okutuyorum:
6. – Ortak üyesi bulunduğumuz Batı Avrupa Birliği (BAB) ile operasyonel alanda işbirliğinin güçlendirilmesini amaçlayan fiilî
ortak askerî tatbikatlara katılımını sağlamak üzere, Hükümetçe takdir ve tespit edilecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri
unsurlarının yabancı ülkelere gönderilmesine ve Türkiye’nin bu nitelikteki tatbikatlara ev sahipliği yapmasına izin verilmesine dair
Başbakanlık tezkeresi (3/323)
7.6.1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye'nin ortak üyesi bulunduğu Batı Avrupa Birliği (BAB) ile operasyonel alanda işbirliğinin güçlendirilmesini amaçlayan
fiilî ortak askerî tatbikatlara katılımını sağlamak üzere, Hükümetçe takdir ve tespit edilecek şekilde, Türk Silahlı Kuvvetleri
unsurlarının yabancı ülkelere gönderilmesine ve yine Hükümetin takdiri üzerine, Türkiye'nin bu nitelikteki tatbikatlara ev sahipliği
yapmasına, Anayasanın 92 nci maddesine göre izin verilmesini arz ederim.
A. Mesut Yılmaz
Başbakan
Gerekçe:
1. Bir taraftan BAB'ın geçirdiği evrim ve Maastricht sonrası ulaştığı konum, diğer taraftan Avrupa güvenlik ve savunmasının
bölünmezliği ve ülkemizin bu sistemin ayrılmaz bir parçası olduğu dikkate alınarak, Türkiye'nin, Avrupa bütünleşme sürecinin ve
hele Avrupa'ya mahsus bir savunma örgütünün içinde olması gereği kendini hissettirmektedir. Dolayısıyla, Türkiye, BAB'a ortak
üyelik davetini, ulusal çıkarları, AT ve BAB'a tam üyelik yönündeki temel hedefleri doğrultusunda ve Avrupa ile ilişkilerimizin genel
çerçevesinde değerlendirerek kabul etmiştir. Ancak, Türkiye, ortak üyelik statüsünü, BAB'ın tam üyeliğinin gerçekleşmesi yolunda
geçici bir aşama olarak kabul etmektedir.
2. 19 Haziran 1992 tarihli Petersberg Deklarasyonu ile yapılan daveti takiben, Türkiye, Norveç ve İzlanda, 20 Kasım 1992
tarihinde BAB üyesi ülkelerle Ortak Üyelik Belgesini imzalamıştır. Anılan üç ülkenin ortak üyelik statüsü, Yunanistan'ın tam
üyeliğiyle birlikte 6 Mart 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihe kadar, üç ülke aktif gözlemci statüsünde idiler.
3. Petersberg Deklarasyonu ile BAB'ın operasyonel rolünün güçlendirilmesine ilişkin ilkeler tespit edilmiş ve BAB komutası
altında üye ülkelerce tahsis edilecek kuvvetlerin, ortak savunmadan ayrı olarak, insanî yardım ve kurtarma, barışı koruma, bunalım
yönetimi gibi görevler için kullanılması benimsenmiştir. BAB'ın yukarıda sayılan bu görevleri yerine getirmek için ihtiyaç duyduğu
savunma imkân ve yeteneklerinin, BAB ülkelerinin katkıları ve NATO ortak imkânlarının, NATO'nun Avrupa bacağının
güçlendirilmesi anlayışıyla, BAB'ın kullanımına verilmesi yoluyla karşılanması konusunda genel bir mutabakat bulunmaktadır.
4. Türkiye, esasen, Avrupa güvenlik ve savunma kimliğinin oluşumu çabaları ve bu çerçevede BAB'ın operasyonel boyutunun
geliştirilmesi yönündeki çalışmaları desteklemektedir. Bu çabalara, BAB'taki ortak üyelik statüsünün imkân verdiği ölçüde katkıda
bulunmak iradesine de sahip olup, bunu çeşitli vesilelerle açıklamıştır.
5. Sahip olduğu ortak üyelik statüsü uyarınca, Türkiye, kuvvet tahsis edeceği BAB askerî harekâtlarına, üye ülkelerle aynı
esaslar çerçevesinde katılacaktır. "Kuvvet tahsisi" ifadesinin kapsamına, kayda değer ölçüdeki lojistik katkılar ile tesis kolaylıkları
da girmektedir.
10 Mayıs 1994 tarihinde Lüksemburg'da düzenlenen bakanlar toplantısında, Türkiye gibi ortak üyelerin BAB'taki statüleri
açısından bazı iyileştirmeler de getirilmiş bulunmaktadır. Bu iyileştirmelerin temel mantığını, Türkiye'nin BAB operasyonlarına
katılabilmesini kolaylaştırmak teşkil etmiştir.
Lüksemburg'da, ayrı bir deklarasyonla kamuoyuna açıklanan iyileştirme tedbirlerinin en önemli unsurunu, bir tür güvenlik
garantisi öngörülmesi teşkil etmektedir. Buna göre, BAB'ın Petersberg Deklarasyonu uyarınca başlatacağı operasyonlara katılacak
ortak üyelerin, bu nedenle bir tehditle karşılaşmaları halinde, klasik anlamda savunma kavramının dışında kalan ve "alan dışı"
tabir edilebilecek bir çerçevede ortaya çıkacak güvenlik gereksinmelerinin karşılanması açısından, tam üyelerle aralarında hiçbir
fark olmayacaktır.
Yine, Lüksemburg'da benimsenen diğer iyileştirme önlemleri çerçevesinde, ortak üyelerin, BAB haberleşme şebekesine
bağlanmaları; keza, planlama hücresine 3 subaya kadar personel atayabilmeleri kabul edilmiştir. Halihazırda 2 subayımız planlama
hücresinde görev yapmaktadır. BAB tatbikatlarının planlanmasında role sahip bu hücrede subay bulundurma hakkının bize
tanınmış olması, bu tatbikatlara iştirakimiz bakımından da olumlu bir gelişme teşkil etmektedir.
6. BAB'ın operasyonel boyutuna ülkemizin aktif iştirakinin sağlanmasının, zaman zaman, bizim gibi ortak üye statüsündeki
ülkeleri dışlayıcı tarzda ortaya çıkabilen yaklaşımların bertarafı çabalarına da destek oluşturacağına inanılmaktadır.
7. Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan müşterek değerlendirme sonucunda, BAB tatbikatlarına
katılımın;
a) Türkiye'nin BAB savunma yapısı içerisinde yer alma konusundaki kararlılığının gösterilmesi,
b) Türkiye'nin bu yapıdan dışlanmasının önlenmesi ve entegrasyonu için uygun koşulların sağlanması,
c) Yunanistan'ın katılacağı veya ev sahipliği yapacağı BAB tatbikatlarında gerçekleştirmeye çalışacağı, millî hak ve
çıkarlarımızı tehdit edecek oldubittilere engel olunması (Yunanistan'ın NATO çerçevesinde düzenlenen tatbikatlarda bu yöndeki
çabaları ve bizim engelleyici girişimlerimiz malumlarıdır. Yunanistan'ın, son zamanlarda, BAB çerçevesinde İtalya, Portekiz ve
Fransa ile Akdeniz güvenliği için ortak tatbikatlar düzenlenmesi çabası içinde olduğu da bilinmektedir).
d) Ev sahipliği yapacağımız BAB tatbikatları ile çokuluslu kuvvetlerin Ege'ye girmesini sağlayarak, Ege'deki hak ve
menfaatlarımıza katkıda bulunulması bakımından yararlı olacağı sonucuna varılmıştır.
8. 20 Nisan 1995 tarihinde Lizbon'da düzenlenen BAB Genelkurmay Başkanları toplantısında, Portekiz Genelkurmay Başkanı,
Ekim 1996'da 5 gün sürecek bir buhran yönetimi ve tahliye konularının ağırlıklı olarak uygulanacağı LUSIADA–96 tatbikatına
tüm BAB ülkelerini davet etmiştir. Anılan tatbikata iştirakimizin yararlı olacağı düşünülmektedir.
9. Sonuç olarak, Anayasamızın 92 nci maddesi uyarınca gerekli takdir hakkı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinde olacak şekilde,
BAB çerçevesinde düzenlenecek fiilî ortak askerî tatbikatlara Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının iştiraki amacıyla yurtdışına
gönderilmesine ve bu tür tatbikatlara Türkiye'nin ev sahipliği yapabilmesine imkân verecek iznin Türkiye Büyük Millet Meclisinden
istihsali önem taşımaktadır.
BAŞKAN – Okunan Başbakanlık tezkeresi üzerinde, İçtüzüğün 72 nci maddesine göre, görüşme açacağım; gruplara,
Hükümete ve şahsı adına iki üyeye söz vereceğim.
Konuşma süreleri gruplar ve Hükümet için 20'şer dakika, şahıslar için 10 dakikadır.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğümüzde açık bir hüküm bulunmamasına rağmen, bu tür tezkerelerde bugüne kadar yapılan
görüşmelerde, Yüce Meclisin aydınlatılmasını teminen Hükümete, görüşmelerin başlangıcında kısa bir söz verme usulümüz
teamül haline gelmiştir.
Şimdi, Sayın Hükümet temsilcisine soruyorum; bir aydınlatma konuşması yapacak mısınız?
DEVLET BAKANI ALİ TALİP ÖZDEMİR (İstanbul) – Daha sonra Sayın Başkan...
BAŞKAN – Daha sonra...
Gruplar adına bize intikal etmiş bir söz talebi yoktur; gruplar adına konuşmalar...
MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – DSP Grubu adına söz istiyorum.
BAŞKAN – Demokratik Sol Parti Grubu adına, Grup Başkanvekili Sayın Mümtaz Soysal...
Buyurun Sayın Soysal. (DSP sıralarından alkışlar)
DSP GRUBU ADINA MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Sayın Başkan, biraz önce Hükümete
hitaben ortaya attığınız soruya, Hükümet canibinden hiç cevap gelmemiş olması, beni hemen söz almaya sevk etti. Önümüze gelen
konu, daha sunuş aşamasında, Hükümetin açıklama yapmasını gerektiren bir konudur; çünkü, önümüze gelmemesi gereken bir
konudur, Hükümet önümüze bunu niçin getirdiğini izah etmelidir.
Nedir Hükümet tezkeresiyle bizden istenen: BAB anlaşmasına, Batı Avrupa Birliğine Türkiye'nin ortak üye olmasına ilişkin
antlaşmaya dayanarak, yurtdışına askerî kuvvet yollanmasına ya da yurtdışından askerî kuvvet gelmesine müsaade isteğidir.
Peki, o antlaşma nerededir? Sayın Başkan, asıl sorulması gereken soru budur. Hükümetin, bu antlaşma bu Meclise niçin
gelmemiştir, onu izah etmesi gerekir. (DSP sıralarından alkışlar) Bu antlaşma, bizim ortak üye olduğumuz Batı Avrupa Birliğinin
bütün parlamentolarından geçmiştir ya da en azından, bazı parlamentolarından geçtiğine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisine
yazılar gelmiştir Dışişleri Bakanlığından. Bir tanesi var bende; İspanya Parlamentosu kabul etmiş bizim ortak üyeliğimizi; fakat,
ortak üyeliğimizi, bizim, yani Türk Milletinin, Türk Milletinin temsilcisi olan Meclisin kabul edip etmediği daha henüz belli değil ve
bu antlaşma, ayrıntılarına girmek gerekirse söyleyebiliriz ki, ortak üyelik antlaşması, Avrupa Birliğinin ortak üyeliğine benzer bir
biçimde, hatta, ondan daha kötü bir biçimde, -gümrük birliği ilişkimize benzer bir biçimde- içinde karar yetkisine sahip olmadığımız,
daha doğrusu, karar alınırken oy hakkına sahip olmadığımız organlar tarafından alınacak kararlara -hem de hangi kararlar; askerî
kararlar, yani, insanlarımızın canını ilgilendiren kararlar- uymamızı gerektirmektedir.
Şimdi, önümüze getirilen Hükümet talebi, zannediyorum yurtdışında -Hükümet izah etmediği için söylemek zorundayım- bir
ülkede, Portekiz'de yapılacak olan deniz tatbikatına ilişkin olarak, bizim, bir ya da birkaç -ayrıntılarını bilmiyorum; çünkü,
Hükümet açıklamadı- savaş gemimizin gönderilmesine ilişkin bir istek üzerine, bizden istenen ve bundan sonrasında da geçerli
olacak olan bir açık çektir. Biz, burada, nasıl bir açık çeke, niye imza atmış olacağız; bundan sonra, Batı Avrupa Birliğinin,
dışarıda yapacağı tatbikatlara ya da Türkiye'de yapacağı tatbikatlara imza atmış olacağız. Diyeceksiniz ki, NATO için buna benzer;
Meclise bile getirilmeden kuvvetler gönderilip, getiriliyor; ama, NATO Antlaşması (Kuzey Atlantik Paktı Antlaşması) Türkiye
Büyük Millet Meclisinden geçmiş olan bir antlaşmadır. Ona dayanarak imzalanan antlaşmalar, uygulama antlaşmalarıdır. Bazıları
çok ayrıntıya ilişkin olduğu için Meclise bile gelmeyebilir; ama, Meclis bu konuda yürütme organına genel bir yetki vermiştir;
çünkü, Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşmasına üye olurken, bunun girdisi, çıktısı ve bu konuda gerekli olabilecek olan yetkiler, bu
Mecliste zaten konuşulmuştur.
Şimdi, bu antlaşmaya, yani Batı Avrupa Birliğine bizim ortak üye kabul edilişimize ilişkin, zannediyorum, 20 Kasım 1992
tarihli Antlaşmaya dayanılarak, genel bir kuvvet gönderme yetkisi istenmektedir. Bu konuda Hükümet, açıklama yapmayacak da, ne
yapacak? Hem antlaşma getirilmemiş hem bu antlaşmaya dayanılarak istenen kuvvet konusunda Meclise açıklama da yapılmamış;
şimdi, bizden konuşma isteniyor. Ben, beklerdim ki, Hükümet üyesi bir bakan, bu konuda açıklama yapsın, bu konuşmayı ondan
sonra yapayım; ama, o konuşma yapıldığı zaman dahi, yapacaklarımı, söyleyeceklerimi şimdiden söyleyebilirim ve Grup adına
söyleyebilirim.
Biz, Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmemiş olan bir antlaşmaya dayanarak dışarıya kuvvet yollamayız, dışarıdan da
kuvvet kabul etmeyiz. (DSP sıralarından "Bravo" sesleri ve alkışlar) Çünkü, bunun sorumluluğu büyüktür.
Düşünün ki, usulüne çok uygun olarak Meclisten geçirilmiş bir antlaşmaya dayanılarak yapılan bir tatbikat sırasında bile -çok
yakın bir tarihte- çok değerli deniz subaylarımız hayatlarını yitirmişlerdir. Bir muhribimiz bir manevra sırasında, kumanda
köprüsüne isabet eden mermi dolayısıyla birçok şehit vermiştir. Böyle bir durumda bile olabilen bir olay, Meclise getirilmemiş bir
antlaşma dolayısıyla, bizim, gözlerimiz kapalı, hukuka ve Anayasaya aykırı olarak vereceğimiz bir müsaadeyle aynen
tekrarlanabilir.
Allah göstermesin, yine, birkaç denizcimizin başına böyle bir şey geldiği zaman, biz, halkın önünde, ulusun önünde ne
söyleyebileceğiz... Hepsi gelip yakamıza yapıştıkları zaman haklı olacaklar. Diyecekler ki "siz, bizim evlatlarımızı bu manevraya
yolladınız, neye dayanarak yolladınız" bunu sordukları zaman, verecek cevabımız yoktur. Bu, işin hukukî yönü.
Ha, bu antlaşma şimdiye kadar Meclise niçin getirilmedi? Sanıldığı gibi, sadece Hükümetin bir ihmalinden dolayı değil, bu
antlaşmanın 20 Kasım 1992 tarihinde Roma'da imzalanan -daha doğrusu, açıklanan bir belgenin, resmen bir antlaşma niteliği
taşımasa bile, antlaşma gibi, Meclise getirilmesi gereken bir belgedir- bu belgenin Türkiye'ye tanıdığı statü, Türkiye'nin kendi
diplomasisi içerisinde bile tartışma konusu olmuştur; yalnız kendi diplomasisi içerisinde değil, kendi Meclis üyeleri arasında da
tartışma konusu olmuştur.
Bilmiyorum, içinizde, şimdi göremiyorum; ama, Batı Avrupa Birliği Asamblesine, bu Meclisin delegesi olarak giden
arkadaşlarınız var mı? Varsa, onlar bilirler ki, Batı Avrupa Asamblesinde, ortak üye durumunda olan Türk üyelere tanınan statü,
asla kabul edilebilecek bir statü değildir ve oraya giden üyelerimiz, bu statünün değiştirilmesi için, yani, kendimize
yakıştırmadığımız bu statünün, oy hakkı olmadan orada, parlamentoda oturma biçiminde özetlenebilecek olan bu statünün
değiştirilmesini sağlamak için, son üç ya da dört yıldır -1992 yılından beri- bütün Avrupalı meslektaşlarına şunu söylemişlerdir:
"Bu statüyü değiştirin, bu ortak üyeliği değiştirin, bize Batı Avrupa Birliğinde tam üyelik verin, Roma Antlaşması -ya da Roma
Belgesi- yanlıştır, biz, onu, Meclise getirirsek hemen reddedilecek, onun için, bunu değiştirin, yeni bir antlaşma olsun, öyle
getirelim, yoksa, Meclisimiz reddeder." Meclisimiz reddeder, o, kötü bir antlaşma ve ondan dolayı, Türk diplomasisi bu antlaşmayı
değiştirebilmek için de Meclis önüne getirmemiştir; yani, iki yönlü özelliği var konunun: Bir, bu kadar yıldır Meclis önüne
getirilmemiş olması; iki, getirilmemiş olmasının bir de diplomatik yönü var.
Şimdi, biz, kendi elimizle, hem Meclise getirilmemiş olan bir antlaşmaya dayanarak kuvvet gönderilmesine müsaade vereceğiz
hem de diplomasimizin dışarıda kullandığı bir silahı diplomasimizin elinden alacağız. Beni asıl hayrete düşüren budur ve
açıklama gerektiren nokta da budur. Hükümet, bu konuda büyük bir politika değişikliğine mi gidiyor; belki... Niçin?..
O zaman, şu noktaları biraz daha açıklamam gerekir: Batı Avrupa Birliği dediğimiz kuruluş, Avrupa Birliğinin veya daha genel
adıyla Batı Avrupa'nın, kendi savunma mekanizmalarını NATO'dan ayrı olarak oluşturabilmek niyetiyle ta 1940'ların sonundan
beri ve daha kesin olarak 1954'ten beri, Avrupa'da beslenen bir projedir; Avrupalıların kafasında, Batı Avrupa'nın kafasında, böyle
bir düşünce eskiden beri olmuştur: Niye hep Atlantik ötesi kuvvete bağlı kalalım; biz Avrupalı isek kendi savunma
mekanizmalarımızı da geliştirelim. Son yıllara gelinceye kadar bu konuda pek de başarılı olamamışlardır; çünkü, Batı'nın
savunması bir bütündür ve bizim tezimiz de odur; bir bütün olan savunmanın böylesine parçalanması yanlıştır. Onun için, Batı
Avrupa Birliği ile NATO arasında, NATO'nun kuvvet kullanımı arasında çok yakın ilişki, son zamanlara kadar, devam
edegelmiştir. Nitekim -herhalde yakın tarihi hatırlayacaksınız- Bosna-Hersek konusunda, gerek Avrupa kendisi gerekse teker teker
devletler olarak -İngiltere, Fransa, Almanya olarak- hem başlatıp hem de çözmek istedikleri bir sorunu çözebilmek için sıra kuvvet
kullanmaya gelince, yetersiz kalmıştır ve -yine biliyoruz- Bosna-Hersek sorunu, ne yazık ki, sonuçta, Amerika'nın askerî ağırlığını
koymasıyla az çok bir çözüme getirilmiştir; en azından, geçici, görüntüde de olsa, bir barış sağlanmıştır. Avrupa, bunu sağlamakta
da yetersiz kalmıştır.
Başka hangi noktalarda yetersiz kalmıştır: Örneğin, Sırbistan'a karşı uygulanan ambargonun sürdürülmesinde yetersiz
kalmıştır; çünkü, Avrupa'nın kendi elinde henüz bu niyeti, bu hayali gerçekleştirebilecek ölçüde, iyi örgütlenmiş yeterli kuvvet
yoktur.
Yine, Avrupa içerisinde Fransızlarla Almanlar bir ortak Avrupa Kolordusu kurmaya kalkışmışlarsa da, o bile ciddî bir girişim
olarak kimsenin gözünü doyurmamıştır; ama, son olarak, geçen ay yapılan Berlin toplantısıyla Avrupa, Maastricht'ten sonra önemli
bir adım atmıştır. Maastricht'te bu düşünce ortaya atılmış ve Batı Avrupa Birliğinin, Avrupa'nın ciddî bir kuvveti olması yönünde
geliştirilmesi önerilmiştir; ama, o alanda da son Berlin toplantısına kadar fazla bir gelişme sağlanmamış, yalnız, son Berlin
toplantısında, bu konuda daha açık politikaların izlenmesi ve NATO ile Batı Avrupa Birliği arasındaki bu iç içeliğin biraz daha
açıklığa kavuşturulması ve ayrı ayrı varlıkların oluşturulması yönünde çaba harcanması kararı alınmıştır.
Şimdi, bu, bizim bu konudaki kozumuzu biraz zayıflatmıştır; çünkü, biz diyorduk ki, Batı Avrupa'nın savunması bir bütündür,
şimdiye kadar, o konuda, NATO ile iç içelik vardır ve NATO'nun vazgeçilmez üyesi olan Türkiye'yi, Avrupa'nın savunması
bakımından da vazgeçilmez üyesi olarak gördüğünüz Türkiye'yi, sırf Avrupa Birliğine tam üye değil diye böyle bir savunma
mekanizmasının dışında tutamazsınız; ya alırsınız -aldığınız zaman tam olarak almanız gerekir- ya da biz, seni Avrupalı
saymıyoruz, kuvvetine de ihtiyacımız yoktur dersiniz, bunu da bizim bilmemiz gerekir; ama, bunu da söyleyemiyorlar. Hem bir
taraftan iş Avrupa Birliğine geldiği zaman Avrupalı saymıyorlar hem de topraklarının, Avrupa'nın, Kıtanın savunması gerektiği
zaman Türkiye'den de vazgeçemiyorlar. Onun için, Batı Avrupa Birliğinde bize lütfedilen ortak üyelik, böyle bir uzlaşmanın,
zihinlerdeki böyle bir uyuşmanın, uyuşturmanın ürünüdür; yani, bizi kısmen tatmin edecekler, kendileri de, ortak üyeyi gerektiği
zaman kullanabilecekler. Şimdi, işte böyle bir durumla karşı karşıyayız. Diplomasimiz düşünmüş olabilir ki, biz, bundan sonra,
Meclisten geçmiş olsun olmasın -ki, geçmemiş- böyle bir antlaşmayla Meclisten yetki alalım, gemilerimizi şimdiden yollayalım -
antlaşma henüz Mecliste onaylanmamışken- ve gösterelim ki, biz, Avrupa'nın savunmasında heyecanlıyız, teşneyiz ve biraz daha
göze girelim, biraz daha göze girelim, beğenilelim ki, belki, bizi tam üyeliğe kabul ederler; bunlar, sahiden vazgeçilmez ve sadık bir
Avrupa devleti, onun için, bunlara tam üyelik verelim... Zannediyorum, eğer varsa -ki, var olduğu hissediliyor- politika değişikliğinin
tek mantığı bu olabilir; ama, bu mantık, yanlış bir mantıktır; çünkü, bunun tam tersine bir mantığı da, diplomasinin çok ustaca
kullanması mümkündür. Avrupa'ya, siz, bizim Avrupa'nın savunmasında vazgeçilmezliğimize inanıyorsanız, bu
vazgeçilmezliğimizin ispatı, bizim tam üye yapılmamızdır. Tam üye yapılıncaya kadar da, size bir gemi değil, kayık bile
yollamıyoruz diyebiliriz. (DSP sıralarından alkışlar) Bu da bir diplomasidir ve Türkiye'nin, bundan sonra böyle bir diplomasi
yürütmesi gerekirken, şimdi, hiçbir izahat olmaksızın hiçbir açıklama yapılmaksızın, bizden, Türkiye Büyük Millet Meclisinden,
kendi onaylamadığı bir antlaşmaya dayanarak ve değişikliği izah edilmeyen bir yeni diplomasiye dayanılarak, kuvvet gönderilmesine
müsaade istenmektedir. Biz, buna, çekimser falan kalmayacağız hiç merak etmeyin, aleyhte oy vereceğiz, şimdiden söylüyorum.
Teşekkür ederim. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soysal.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Sedat Aloğlu; buyurun efendim.
DYP GRUBU ADINA M. SEDAT ALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin kıymetli üyeleri; hepinize saygılarımı
ve en iyi dileklerimi sunuyorum.
İkinci Dünya Savaşı, milyonlarca insanın hayatına son vermiştir ve bir anlamda, Avrupa kıtasını, baştan başa yakıp
yıkmıştır. Böyle büyük bir olayın ertesinde çeşitli reaksiyonların olması kaçınılmazdı. Nitekim, NATO ve Batı Avrupa Birliği, bu
büyük savaşın ertesinde, savunma amacıyla oluşturulmuş olan iki kurumdur. Türkiye, NATO'nun önde gelen üyeleri arasındadır ve
bu oluşumun içerisinde hayatî bir rol oynamaktadır. Batı Avrupa Birliği ise, -herhalde NATO'nun kazanmış olduğu başarıdan
dolayı- uzun yıllardır, 1940'lı yılların sonunda, 1950'li yıllarda, 1960'lı yıllarda, hatta 1970'li yıllarda, bir anlamda, ismi var cismi
yok konumunu muhafaza etmiştir.
1950'li yıllarda oluşan bir oluşumdan daha bahsetmek istiyorum: Bu da, yine, bir manada, İkinci Dünya Savaşının Avrupa'da
yaratmış olduğu, gerek sosyal gerek siyasî ve gerek ekonomik yıkılmaya karşı olan bir reaksiyon hareketidir; o zamanki adıyla
Avrupa Ekonomik Topluluğu, bugünkü adıyla Avrupa Birliği oluşumudur.
Türkiye, gerek NATO'ya gerekse Avrupa Birliği oluşumuna, gayet hızla ve olumlu yönde reaksiyon gösteren ülkelerin başında
gelmiştir. Avrupa Birliğinin oluşumuna, 1959 yılında, bugün Doğru Yol Partisinin kökeni olan Demokrat Parti zamanında olumlu
yönde tavır koyan ve biz de, bugün, bunun içerisinde olan bir hareketin temsilcileriyiz. Avrupa Birliği, bilindiği gibi, bu yıllar
içerisinde gelişmiş, ekonomik yönden güçlenmiş ve bugün, dünyanın en büyük ekonomik gücü haline gelmiştir. Bu ekonomik güç,
değişen dünya dengeleri, özellikle, Sovyetler Birliği'nin dağılması sonucunda, 1940'lı yılların sonunda kurmuş olduğu savunma
amaçlı Batı Avrupa Birliğini de harekete geçirmeyi amaçlamıştır. Dolayısıyla, 1980'li yıllarda, Batı Avrupa Birliğinin fonksiyonel
hale gelmesi için birçok kararlar alınmıştır.
1990'lı yılların başında, Türkiye'ye de, bu kuruluşa ortak üye olmak üzere davette bulunulmuştur; Türkiye, bunu kabul etmiş
ve bu anlaşmayı 1992 yılında imzalamıştır, 1995 yılında da bu anlaşma resmiyet kazanmıştır. Yani, biz, bugün, Avrupa
Birliğinin bir savunma organı olan Batı Avrupa Birliğinin ortak ülkesiyiz. Bu konuda da tek değiliz; yani, Türkiye'ye layık görülen
muamele diyerek, Türkiye'yi bunun içerisinden ayırmak doğru değildir. Türkiye, ortak üyelik konumunda, başka ülkelerle aynı ve
başka ülkelerle eşit statüdedir.
Atatürk'ün çizmiş olduğu yolda, Batı ile, yani, Batı derken, muasır medeniyetlerle yakınlaşma sürecinde her zaman olumlu
düşünen; ama, bu olumlu düşüncesini gayet tabiî ki Türkiye'nin menfaatlarını birinci planda tutarak icraata koyan Doğru Yol Partisi,
Başbakanlığın bu konusunda da olumlu düşünmektedir. Bu konuyu, sadece Avrupa'nın savunması olarak ele almak, kanımızca
yanlış bir yaklaşımdır. Değişen dünya koşulları altında, kanımca, Avrupa'nın savunması kadar, belki de daha önemli, Türkiye'nin
savunması söz konusudur. Bulunduğu bölge açısından gayet kritik bir noktada olan ve çeşitli ülkelerin tehditleriyle karşı karşıya
kalma durumunda olan Türkiye'nin savunma bakımından çıkarları, zayıflayan bir NATO içerisinde, kuvvetlenen bir Batı Avrupa
Birliğinin yanında olmaktan geçmektedir.
Bu konuda bir başka düşünce de, bu kurumun içerisinde tam üye olmamamızdan kaynaklanmaktadır. Ben, ya hep ya hiç
düşüncesine karşıyım; gerek Avrupa Birliği gerek Batı Avrupa Birliği gerek NATO, çok uzun yıllar süren pazarlıklar, anlaşmalar,
anlaşmazlıklar üzerine kurulmuştur. Türkiye de bu konuda, muhakkak ki, kendi menfaatları çerçevesinde gerekli süreci yaşayacaktır;
yani, tam üye olmadık diye ortak üyeliği de reddetme durumunda olmamalıyız diye düşünmekteyiz.
Bir başka konu da, bu anlaşmanın Meclisten geçip geçmeme konusudur. Bu, derin tartışılması gereken hukukî bir durumdur.
Bu konuda, bu etapta yorum yapmayı gereksiz görmekteyiz. Ancak, şunu söylemek durumundayız ki, Türkiye'nin, Batı Avrupa
Birliğinin tam üyesi olmasını, Doğru Yol Partisi Grubu adına gayet tabiî ki destekliyoruz ve o gün geldiği takdirde, muhakkak ki, bu
oluşumun, yani tam üyelik konusunun Yüce Meclisten geçmesi bizim için de doğru olan yoldur ve gereklidir.
Tüm bu düşüncelerle, Sayın Başbakanlığın bu izin talebine olumlu oy kullanacağımızı bildirir, hepinize saygı ve sevgilerimi
sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aloğlu.
Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Safa Giray, buyurunuz. (ANAP sıralarından alkışlar)
ANAP GRUBU ADINA İSMAİL SAFA GİRAY (Balıkesir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Aslında, Hükümet tezkeresiyle istenen bu iznin, Avrupa Birliğine ortak üye olmuş bir ülke olmamız bakımından fazla
konuşulacak tarafı yok diye düşünüyordum, o şekilde kendimi hazırlamıştım; ama, Sayın Soysal'ın yaptığı konuşma üzerine, ben
de bazı şeyler söylemek ihtiyacını duydum. Yoksa, bir birliğe, bir organizasyona şu şekilde veya bu şekilde üye olmuşsanız, o
organizasyona üyeliğin gereklerini yapmanız lazım. Eğer, çocuğu mektebe gönderir, fakat, çocuğa kalem almaz, defter almaz, sıra
vermez, çalışmasına müsaade etmezseniz, yahut yemekhanede yemek yemesine müsaade etmezseniz, o çocuğu o mektebe
göndermemeniz daha iyidir.
Şimdi, evet, biz de arzu ediyorduk ki -Sayın Soysal'ın bahsettiği Meclis içerisindeki konuşmaların arasında, elbet, bizler de
vardık- Avrupa Birliğine tam üye olalım. 1992'de bu ortak üyelik mevzubahis olduğunda tenkit edenlerin, karşı çıkanların, bu
laflara karışanların arasında bizler de vardık, herhalde, Sayın Soysal da vardı. O antlaşmayı Hükümet, Meclise o günden -dört
seneden beri- getirmedi. Meclise getirmezken, Sayın Soysal'ın söylediği faktörler de var olabilir; ama, şunu da unutmamak lazım;
Dışişleri diplomatik çevreleri, Avrupa Birliğine ortak üye olunurken, itiraz etmediler; herhalde, Dışişleri, o sırada Bakan olan
arkadaşımıza "bu iş olmaz" diyerek getirseydi, olmazdı; onlar getirdiler. Şimdi, sonradan akıllarına geldi "yahu, bu olmazmış"
diyorlar; olabilir... Türkiye'nin dış politikasında, bu çeşit şeyleri, geçmiş Hükümete, bugünkü Hükümete, o şahsa, bu şahsa
bağlamanın imkânı yoktur. Getirmeyenlerin arasında Sayın Soysal da vardır, onun zamanında da gelmedi; ama, ona öyle bir izah
buluyor Sayın Soysal...
Şimdi, bakınız, Batı Avrupa Birliği, başlangıçta, sadece Batı Avrupa diye kendini tarif edenler -yani, Fransa, İngiltere,
İspanya- arasında kurulmuştur, Almanya da yoktur; çünkü, Almanya, İkinci Dünya Harbine sebebiyet vermiştir; İtalya, İkinci
Dünya Harbinde, Batı Avrupa'ya karşı savaşmıştır; o bakımdan, onlar yoktur. Batı Avrupa Birliği -NATO olmadan da- Avrupa'da,
bu belli ülkelerin savunmasını birlikte yapmak amacıyla kurulmuş bir birliktir; ama, başarısız olmuştur; çünkü, hem Avrupa'daki
içyapı hem savaşın kendi aralarında çıkmış olması hem teknolojik gelişme yönünden, Amerika'ya ihtiyaç duymuşlardır.
Bakınız, 1991 yılındaki NATO zirvesinde, o zaman "bu Batı Avrupa Birliği vasıtasıyla, Avrupa'nın savunmasını biz
yapalım, Amerika'yı devreden çıkaralım" gibi konuşmaların kuvvetlendiği bir zamanda -toprağı bol olsun- Mitterand'ın Avrupa'da
beslediği rüzgârlar tahtında bir hava çıkmıştı. O günkü toplantıda ben vardım. O zamanki Amerika Başkanı Bush konuşmaya
direkt şöyle girdi: "Beyler, eğer Avrupa'nın savunmasında bize ihtiyacınız yoksa, bizi istemiyorsanız, günüdür, bugün bunu açıkça
söyleyin, biz gideriz; lafı kıvırıp durmanın manası yok, biz gideriz. Yoksa, böyle, olur olmaz lafları ortalıkta dolaştırıp
durmayın" dedi. Açıkça böyle konuştu ve bütün o iddiaların hepsi söndü.
Şimdi, bakın, vazgeçilmezlik budur. Bugün, Türkiye olarak, Avrupa'nın karşısına çıkıp da, ben vazgeçilmezim diyebiliyor
musunuz; bunu diyemiyorsunuz; vazgeçilmez olduğunuzu iddia ediyorsunuz ve iknaya çalışıyorsunuz...
Gerçekleri konuşalım, NATO'ya böyle girmedik mi; NATO'ya girişimizde, o zamanki Rus tehdidi altında, Kore'ye asker
göndererek vazgeçilmez olduğumuzu göstermeye çalışmadık mı... NATO içerisinde, hâlâ, her yıl aynı gösterileri yapmak zorunda
kalmıyor muyuz; gerek Birleşmiş Milletlerde gerek NATO'da. Gerçekleri doğru ifade etmezseniz, o zaman, doğru şeyler de
yapamazsınız.
Şimdi, Avrupa Birliğinde de durum odur. Batı Avrupa Birliği -dediğim gibi- orada, en batıda, sadece üç dört ülke marifetiyle
kurulmuş; ama, Amerika'nın şemsiyesi altında bir türlü varlık görterememiş, gelişmeye de ihtiyaç duymamış; fakat, son
zamanlarda, Avrupa'da "biz, artık, kendi ayaklarımızın üstünde durmalıyız" gibi iddiaların sonucu olarak, Batı Avrupa Birliğini,
Avrupa Birliğinin askerî kuvveti gibi görmek arzusu gelişmiştir.
Ha şimdi, Avrupa Birliği, Türkiye'yi çeşitli sebeplerle tam üyeliğe almıyor. Bunda, belki politikalarımızın belki Müslüman ülke
oluşumuzun -çeşitli birtakım sebeplerin- etkileri vardır. Biz istiyoruz, ama onlar almıyor, bizi kenardan üye olarak tutuyor; biz
"bakın, biz, vazgeçemeyeceğiniz adamız, içinde bulunmazsak, sizin de zararlarınız olur" tarzında iknaya uğraşıyoruz...
Batı Avrupa Birliğinde de bu böyle. Biz, belki diplomasi zafiyetimizden Batı Avrupa Birliğine tam üye olmamışız, olamamışız
ve ondan da kesin emin değiliz. "Ben girmiyorum" dediğin zaman "aman gel kardeşim, sen vazgeçilmez adamsın" diyecek mi acaba;
ondan şüpheliyim, hepiniz şüphelisiniz; ama, kendi istikbalinizi de Avrupa içinde görüyorsunuz.
Etrafınızda, çok olay var, etrafınızda her türlü oyun oynanıyor, her türlü politik riskler var, askerî riskler var, güvenlik riskleri
var; bu, içinde bulunduğumuz coğrafyanın getirdiği, tarihin getirdiği bir sürü risk var. Bu riskler içerisinde bir tarafta olalım
diyorsunuz. Belki Avrupalılar da diyor ki, "yahu, onlar Türktür, Allah'tan başka yardımcıları yoktur, onları almaya lüzum yok"
Aslında vazgeçilmez ama... Şimdi, bakın, böyle değerlendirmeler yapmayalım.
Şimdi, burada Hükümetin istediği bir şey var ve -bu, isterseniz bizim onlara vazgeçilmez olduğumuzu göstermek bakımından
olsun, isterseniz onların bizi vazgeçilmezdir diye düşünüyor olmalarından olsun, sebebi ne olursa olsun- Hükümetimiz diyor ki, "bu
Batı Avrupa Birliği birtakım tatbikatlar yapacak, bu tatbikatlarda ben de bulunayım; bunun çeşitli faydaları var." İşte, bir kısmını
da açıklamış ve demiş ki, "ben, bunları Ege'ye getirirsem, bir çeşit propagandamı yaparım, bir çeşit olayların gerçeğini diğerlerine
gösterme imkânını bulurum. Eğer, Yunan, bunu yalnız başına yaparsa, benim yokluğumda aleyhimde çalışır" Doğru. Yahut,
"Portekiz'de yapılacak tatbikata ben de gidersem, benim de fikirlerim ve görüşlerim, orada başkalarına anlatılabilmiş olur; ayrıca,
onların dediklerinden de ben haberdar olurum. Zaten şimdiden işte onların planlama grubunda iki subayım çalışıyor"
Şimdi, bunlar önemli şeyler. Bugünkü değişken politik ortamda ileriye baktığınız zaman her şeyin çok fazla değiştiği ortamda
"ben burada yokum, olmam" demenin lüzumu yok, Meclisin bu şekle de ihtiyacı yok. Efendim, Hükümet demiyor ki, "ben bunu, o
anlaşmaya dayanarak istiyorum" Hükümet diyor ki, "bu tatbikatlara katılımı sağlamak üzere Hükümetçe takdir ve tespit edilecek
şekilde ve yine, Hükümetin takdiri üzerine, ben bunlara katılacağım, katılmayacağım; bunun, Batı Avrupa Birliğine Ortaklık
Anlaşmasına bağlı olması da şart değil."
MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Öyle yazmıyor ama...
İSMAİL SAFA GİRAY (Devamla) – Öyle yazıyor; ben, buradan okuyorum.
MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – En baştaki cümleyi oku!..
İSMAİL SAFA GİRAY (Devamla) – Bakın Sayın Soysal, "Avrupa Birliği ile operasyonel alanda işbirliğinin
güçlendirilmesini amaçlayan fiilî ortak askerî tatbikatlara katılımını sağlamak üzere, Hükümetçe takdir ve tespit edilecek şekilde,
Türkiye'nin ortak üyesi bulunduğu Batı Avrupa Birliği ile operasyonel..."
MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Ortak üyesi miyiz şu anda?..
İSMAİL SAFA GİRAY (Devamla) – Mecliste, bu şekil tamamlanmamış; doğrudur. Ben de, sizinle beraberim orada (DSP
sıralarından alkışlar) ama, bakınız, bu farketmez diyorum.
MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Nasıl fark etmez?
İSMAİL SAFA GİRAY (Devamla) – Hükümetin istediği bu izni vermek gerekir; onun eli serbest olsun; gitsin ve buradan
diyelim ki "bizi, tam üye yapmanın gayreti içerisinde ol arkadaş" ve orada, tam üye yapmak için çalışsın, doğru çalışsın; amacımız
odur diyelim ve anlaşmayı yap, getir bu Meclise; tamam; ama, bu izni, ben, senden, bu anlaşmayı getirmedin diye sakınıyorum; bu
yanlış; doğru değil. Anlaşmayı getirmedi diye izni sakınmanın yanlışı var. İcabında, Hükümet, hiçbir anlaşma olmadan da,
tamamen enstantane bir konuda, gelip böyle bir izni istemeli, Meclisten almalıdır. Meclis, hükümetin müracaat merciidir, üst
merciidir; elbette, Anayasamıza göre, buradan izinler isteyecektir; anlaşmayı tasdik etmek lazım geldiğinde de, getirip isteyecektir.
Şimdi, bence, bu anlaşmanın uygulanması şeklinde istenmiyor bu; ben, bu tatbikatlara katılayım diyor ve bu müsaadenin
verilmesi lazım olduğu kanaatindeyim. Elini kolunu bağlayarak, Hükümetten iş bekleyemezsiniz.
Saygılar sunarım. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Giray.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Murat Karayalçın; buyurun.
CHP GRUBU ADINA MURAT KARAYALÇIN (Samsun) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'nin güvenliği için son derecede önem taşıyan bir konuda, Cumhuriyet Halk
Partisinin görüşlerini sizlere sunmak amacıyla söz almış bulunuyorum; şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sizleri
sevgiyle selamlıyorum.
Grup sözcüleri, tartışmakta olduğumuz konuyla ilgili olarak, tavırlarını, partilerinin tavırlarını, yaklaşımlarını
açıklamaktalar. Cumhuriyet Halk Partisi, şimdiye kadar açıklanmış olan tavırlardan, yaklaşımlardan daha farklı bir öneriyi sizlere
sunmayı düşünmektedir.
Sayın milletvekilleri, konunun yalnızca Batı Avrupa Birliği, NATO ilişkileri çerçevesinde, o sınırlar içinde
değerlendirilmesinin mümkün olmayacağı, doğru olmayacağı kanısını taşımakta olduğumuzdan, önce savunma kavramıyla ilgili
olarak, güvenlik kavramıyla ilgili olarak, önümüzde bulunan gelişmeleri, çok özetle sizlere sunmak istiyorum, bu konudaki
düşüncelerimizi sizlerle paylaşmanın uygun olacağı kanısını taşıyorum.
Gerçekten, güvenlik alanında çok önemli değişiklikler, kavram farklılıkları ortaya çıkmış bulunmaktadır. Klasik düşman,
düşmanlık, tehdit kavramları, içinde bulunduğumuz zaman diliminde değişiklik geçirmektedir. Eskiden, düşman dediğimizde, tehdit
dediğimizde önümüzde çok belirgin ülkeler, ülke grupları ya da bloklar, paktlar olabilmekteydi; şu ülke düşmanınızdır, şu ülkeler
düşmanınızdır ya da şu pakt size düşmandır... Bunu bilirdiniz, buna göre gerekli olan önlemleri alırdınız. Ancak, içinde
bulunduğumuz zaman diliminde çok önemli değişiklikler ortaya çıktı; artık, belirgin olmayan, yaygın hatta bazı değerlendirmelere
göre, anonimleşmiş düşmanlıklar ve tehditlerle karşı karşıya bulunmaktayız.
Çok önemli bir Avrupalı Yazar Edgar Gorin, artık, düşmanın etnik olmadığını, hegemonik bir düşmanlıkla karşı karşıya
olduğumuzu ifade etmektedir. Onun ilginç değerlendirmesine göre sayın milletvekilleri, bu etnik olmayan, hegemonik olan düşman
ya da tehdit, aynı zamanda ideolojik olabilmekte, aynı zamanda bürokratik olabilmekte... Bu yazarlar ve bu düşünürler teknikleşmiş
düşmanlık kavramını bile dile getirmekteler; ancak, bunların, yani belirsiz olan, anonimleşmiş olan tehditlerin ortaya çıkmaya
başlaması, bizim bildiğimiz klasik düşmanlıkların tümüyle geçersiz olduğu anlamına gelmiyor, ortadan kalktığı anlamını
taşımıyor; klasik tehditler de bir yandan varlıklarını sürdürebilmekte.
Gazete haberlerinden bir iki örneği, sizlerle paylaşmak istiyorum sayın milletvekilleri. Bakın, İran İslam Cumhuriyeti, bu
bölgede, çok yoğun bir silahlanma içerisine girmiş bulunmaktadır. Gazete haberlerine dayalı olarak söylüyorum, İran, Kuzey
Kore'den, bin kilometre menzili olan füzeler almaya başlamıştır. Bu füzelerin tünelleri ve yerleştirileceği yuvaların inşaatı, Basra'da
tamamlanmış bulunmaktadır; ilginç bir gelişme. Yine, gazete haberlerine göre, İran, Rusya'dan, yalnızca Rusya'dan, 4 milyar
dolarlık silah siparişinde bulunmuştur; bu, bir komşumuz.
Bir başka komşumuzdan da örnek vermek gerekiyor: Yunanistan. Yunanistan, 1980 yılından bu yana, en yoğun modernleşme
paketini hazırlamıştır. Buna göre, 5 milyar dolarlık bir silah siparişi verilecektir. Yunan Savunma Bakanı Arsenis, bu ay, hükümeti
adına, Yunan Meclisine, bu 5 milyar dolarlık silahlanma paketini, özellikle hava kuvvetlerinin yenilenmesini öngören silahlanma
paketini sunacaktır.
Sayın Savunma Bakanımız burada yok; yurtdışında olduğunu, biraz önce okunan tezkereden öğrenmiş bulunuyoruz. Sayın
Savunma Bakanımızın, 16 Mayıs 1996 tarihinde, Cumhuriyet Gazetesine verdiği bir demeç var. Bu demeç, Türkiye'nin, klasik tehdit
açısından karşı karşıya olduğu olumsuzlukları çok açık bir biçimde gözler önüne sermektedir. Sayın Bakan Sungurlu'nun
demecine göre "komşularımız, atom bombası yapma noktasına gelmişlerdir." (RP sıralarından "İsrail'de zaten var" sesleri)
İşte, ne kadar komşun varsa...
Bakın, ne diyor Sayın Sungurlu: "Komşularımız, atom bombası yapma noktasına gelmişlerdir; uzun menzilli toplar
yapıyorlar; kıtalararası füzeler yapmaktalar."
Sayın milletvekilleri, tüm bu gelişmeler, hiç kuşkusuz yeni güvenlik şekillenmelerini gündeme getirme durumundadır. Lafı,
BAB'a -Batı Avrupa Birliğine- getirmek istiyorum. Yeni güvenlik şekillenmelerinin temeli olan bazı bilgileri sizlerle paylaşmak
amacıyla ayrıntıya indim. Bu gelişmelerin, bir yandan, örneğin, Ortadoğu'da olduğu gibi -Ortadoğu'da görüldüğü gibi- kimi
devletlerin bölge içinden, bölge dışından; kimi devletlerin ikili anlaşmalar yaparak bir bütünsel anlaşma yoluna gitmesine neden
olduğunu -böyle bir yolun seçilmesini getirdiğini- kimi yerlerde de, var olan güvenlik örgütlenmelerinin içinde yeni şekillenmelerin
filiz vermeye başladığını görüyoruz; Batı Avrupa Birliği, bunun örneği.
Sayın milletvekilleri, Batı Avrupa Birliğinin tarihçesine inmeyeceğim; Sayın Soysal ve öteki arkadaşlarım değindiler.
Türkiye'nin Batı Avrupa Birliğiyle ilişkilerine de değinmek istemiyorum, bunları atlıyorum; ancak, şu anda Türkiye Büyük Millet
Meclisinin önünde duran konu açısından önem taşıyan bir iki hususa değinmekte yarar görüyorum.
Avrupa Birliği 1 Ocak 1996'dan bu yana -kendisiyle Gümrük Birliği ilişkisini kurmuş olduğumuz Avrupa Birliği- bir ortak dış
politika ve ortak güvenlik politikası geliştirmeye çalışmaktadır. Avrupa Birliğinde çok önemli bir çalışma yapılmakta; bu, "İkinci
Maastricht" diye adlandırılıyor. Hükümetlerarası konferans çalışmaya başladı. Hükümetlerarası konferans çalışmaları sırasında,
bu konuda yapılan çalışmalar da değerlendirilmekte, konuya ilişkin görüşler ortaya konulmakta, tartışmalar yapılmaktadır.
Tartışılan konulardan birisi şu sayın milletvekilleri: Acaba, Batı Avrupa Birliği, Avrupa Birliği tarafından verilecek görevleri
yerine getirmek durumunda olan bir örgüt olarak mı işlemelidir, Batı Avrupa Birliğinin işlevi bu mu olmalıdır; yoksa, Batı Avrupa
Birliği, bağımsız bir örgüt olarak çalışmalarını yürütmeli, kendi yapısında alınacak kararlar uyarınca "Petersberg Görevleri" diye
de adlandırılan, barışın korunması, insanî amaçlı operasyonların yapılması, askerî kuvvet gönderilmesi de içinde olmak üzere,
arama ve kurtarma faaliyetlerinin yapılması gibi askerî harekâta girebilmeli midir? Bu, Avrupa Birliği ile Batı Avrupa Birliğinin
ilişkileri bağlamında yapılan bir tartışma; tartışmanın bir yanı bu. Bir de, Batı Avrupa Birliğinin, NATO ile ilgili olarak, NATO
bağlamında yapılan değerlendirmesi var.
Bunların önünde, hatta, bunların özünde, Avrupa'nın savunma ve güvenlik kimliğinin tanımlanması yatmaktadır değerli
milletvekilleri. Türkiye, bu tartışmayı, öteki tartışma konularında olduğu gibi, kendi güvenliği açısından, kendi çıkarları
açısından, çok yakından izlemek durumundadır.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkileri yeterli düzeyde, daha doğrusu istenilen
düzeyde görmüyoruz; bu ilişkinin, istenilen, olması gereken nitelikleri taşıdığı inancında değiliz. Gerçi, biraz önce ifade edildiği
gibi, bazı önemli kazanımlar elde edilmiştir. 1994 yılında ortak üyelik statüsünün geliştirilmesi doğrultusunda önemli adımlar
atılmıştır. Bu bağlamda, yaklaşık iki yıl önce, Mayıs 1994'te Lüksemburg'da alınan kararları önemsiyoruz, hep birlikte
önemsememiz gerektiğine de inanıyoruz.
Değerli milletvekilleri, bugün, Hükümetin, Anayasamızın 92 nci maddesi uyarınca onayımıza getirdiği, tartışmamıza getirdiği
konuyu da destekliyoruz. Önemli olan Türkiye'nin çıkarıdır, önemli olan Türkiye'nin savunma gereksinmelerinin karşılanmasıdır.
Türkiye'nin savunma gereksinmelerinin karşılanması için -Sayın Hocamdan hareketle söylüyorum- gerekirse gemi gönderilir,
gerekirse kayık gönderilir. Önem taşıyan konu, Türkiye'nin savunma gereksinmesine katkıda bulunulmasıdır.
Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; biz, Türkiye - NATO ilişkilerini göz önünde bulundurarak, Türkiye - NATO
ilişkilerini esas alarak, oradan hareketle; ülkemizin, Batı Avrupa Birliğiyle ilişkilerinin, artık bir değerlendirme noktasına geldiğine
ya da gelmesi gerektiğine inanıyoruz.
Konuşmamın başında, düşmanlıkların, tehdit faktörünün artık eskisi gibi belirgin olmadığını söylemiştim. Bir belirsiz ortam
var; düşmanlıkların, tehdidin belirsiz olduğu, anonimleştiği, kollektifleştiği bir zaman dilimini yaşamaktayız. Şimdi, kim, kalkıp
Türkiye'nin, NATO ile tam üyelik ilişkisini, Türkiye'nin Batı Avrupa Birliğiyle yarım üyelik ilişkisiyle, ortak üyelik ilişkisiyle
karşılaştırabilir ve buradan hareketle, Türkiye ile Batı Avrupa Birliği arasındaki ortaklık ilişkisinin yeterli olduğunu savunabilir...
Eğer, böyle bir ortamda yaşıyorsak, Türkiye'nin NATO'yla ilişkisinin tam üyelik statüsünde olmaması da söz konusu olabilmeli.
Eğer, Türkiye'nin, NATO'yla tam üyelik ilişkisini gerektiren bir ortam içerisindeysek, bir tehdit faktörü varsa, o zaman, Türkiye'nin
Batı Avrupa Birliğiyle yarım yamalak ilişkilerini açıklamak ve bunu savunmak mümkün olmaz.
Türkiye, bugüne kadar, biraz önce ifade edildiği gibi, Batı Avrupa Birliği ile tam üyelik ilişkisini kurabilmek amacıyla, çeşitli
argümanları kullanmıştır sayın milletvekilleri. Bunların başında hukukî ilişki gelmektedir. Konuya hukukî açıdan baktığımızda,
Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle, Batı Avrupa Birliğiyle bu ilişkisini, bir antlaşma olarak nitelememiz mümkün değildir. Bunu, bir
güvenlik sistemini, böyle antlaşma niteliğini taşımayan ya da antlaşma niteliğini taşıyıp taşımadığı tartışılan bir çerçeveye
oturtamayız. Eğer, böyle bir çerçeveye oturtuyorsak, bu güvenlik sisteminin çok ciddî zaaflarla karşı karşıya olacağını kabul etmek
durumundayız. Türkiye bu argümanı kullanmıştır.
Türkiye, öte yandan, güvenliğin bölünmezliği, bölünemezliği argümanını kullanmıştır. Bunları, doğru yaklaşımlar, doğru
argümanlar olarak kabul ediyoruz. Ancak, içerisinde bulunduğumuz zaman diliminde, Türkiye'nin kullanması gereken bir başka
argümanı da hatırlatmanın yararlı, gerekli olduğu düşüncesindeyim. O da, savunmanın zamana yayılamayacağı ilkesidir;
savunmanın aciliyeti, ivediliği ilkesidir. Neden, Türkiye, Batı Avrupa Birliğiyle böyle bir ilişki içerisinde; söylenen, burada,
Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle ilişkisinin esas alınmasıdır. Türkiye, Avrupa Birliğiyle ortak üye ilişkisi içerisinde; dolayısıyla, bu
dikkate alınarak, BAB'la ilişkisi de bu çerçeveye oturtuluyor: Bu mantığı kabul edemeyiz. Her ilişkinin kendi çerçevesi vardır, her
ilişkinin kendi mantığı vardır; o ilişki setini bir başka ilişkiler setiyle, bir başka sistemle karşılaştırmak, ona endekslemek mümkün
olamaz. Tehdit, ya vardır ya yoktur. Eğer, tehdit varsa, bir tehdit ortaya çıkmışsa, bunun, ancak, tam üyelik sağlandığında
savuşturulabileceğini ileri sürmek mümkün olamaz: Biz, bunu kabul etmiyoruz.
Buradan hareketle, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, önerimiz, Türkiye'nin, hükümetlerarası konferans bağlamında, içerisinde
bulunduğumuz çalışma döneminden yararlanarak, Batı Avrupa Birliğine bir süre tanımasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak,
Hükümete bu iznin verilmesini ülkenin savunması için yararlı, gerekli görüyoruz; ama, bununla yetinmiyoruz; Hükümetin, Batı
Avrupa Birliğine bir süre tanıması gerektiğine inanıyoruz. Bu süre, hükümetlerarası konferansın sonuna kadar olabilir. Biraz önce,
Dışişleri eski Bakanlarımızdan Sayın Çetin tarafından bana söylendi; zaten, başlangıçta da Türkiye, bu konudaki düşüncesini ifade
etmiş. Şimdi, bunu netleştirelim, süreyi belirginleştirelim. Bizim önerimiz, hükümetlerarası konferansın tamamlanmasına kadar
geçecek zaman dilimidir; o süre içerisinde, Türkiye, Batı Avrupa Birliğine tam üye olmalıdır. Türkiye, eğer o süre içerisinde tam üye
olmayacaksa, o sürenin sonunda Batı Avrupa Birliğinden çekilmelidir. Hiç kuşkusuz, bunu yaparken -ifade etmek ihtiyacını
duyuyorum- Türkiye, kendi savunma tutarlılığını da mutlaka sergilemek zorundadır değerli milletvekilleri.
Eğer Türkiye'nin Millî Savunma Bakanı, Türkiye'nin Silahlı Kuvvetlerinin Irak'a yaptığı harekâttan haberi olmadığını basın
mensuplarına söyleyebiliyorsa, bu vahimdir. Sayın Savunma Bakanımız, Türkiye Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak'a yaptığı
harekâtla ilgili olarak, bilgi sahibi olmadığını basın mensuplarına söylemiştir. Bunu vahim görüyorum Sayın Bakan; ama, daha
vahimi şu: Bunu, basın mensupları Sayın Başbakana soruyorlar "Sayın Savunma Bakanı, haberi olmadığını söylüyor" diyorlar,
Sayın Başbakan da "doğaldır" diyor. Daha vahiminin bu olduğunu ifade ederek...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Karayalçın, 1 dakikalık eksüre veriyorum; buyurun.
MURAT KARAYALÇIN (Devamla) – Sayın Başkan, daha vahiminin de bu olduğunu ifade etmiştim.
Bu tür örneklerin yaşanmaması dileğiyle, hepinize, tekrar, şahsen ve Grubum adına en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karayalçın.
Gruplar adına son konuşmacı, Refah Partisi Grubu adına Sayın Cevat Ayhan; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
RP GRUBU ADINA CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; Hükümetin, Batı Avrupa Birliğinin
operasyonel faaliyetlerine katılmasına müsaade verilmesiyle ilgili Bakanlar Kurulu talebini müzakere etmekteyiz.
Muhterem arkadaşlar, Batı Avrupa Birliğiyle bizim münasebetimiz, 1992'de, Petersburg Deklarasyonundan sonra başlamış; 19
Haziran 1992 tarihinde, Türkiye'yi ortak üyeliğe davet etmişler; 20 Kasım 1992'de, Batı Avrupa Birliği üyesi ülkelerle ortak üyelik
belgesi imzalanmış ve Türkiye, aktif gözlemci üye olmuş, nihayet, 6 Mart 1995'te de, ortak üyelik statüsüne geçmiş; yani, Türkiye,
bir uluslararası kurumla, bir uluslararası antlaşma imzalamış.
Bakın, Anayasamızın 90 ıncı maddesi, milletlerarası antlaşmaları uygun bulmayla ilgili hususu düzenlemektedir.
Anayasamızın 90 ıncı maddesinin ilk fıkrasında "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla
yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır"
denilmektedir.
İkinci fıkrada ise "Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan antlaşmalar, Devlet Maliyesi
bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak
şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu antlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük
Millet Meclisinin bilgisine sunulur" hükmü vardır.
Müteakip fıkrada ise "Milletlerarası bir antlaşmaya dayanan uygulama antlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak
yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî antlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluluğu yoktur;
ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren antlaşmalar yayımlanmadan yürürlüğe
konulamaz" denilmektedir.
Birinci fıkrada uluslararası antlaşmalar dercolunmakta ve bu da uluslararası bir antlaşmadır BAB'la. Bu antlaşmanın,
Anayasaya göre, Meclise getirilmesi gerekirdi. 1995'te tam üyeliğe geçilmiş; aslında, ilk imza 1992'nin kasım ayında atılmış; ama,
bugüne kadar bu antlaşma Meclise gelmemiş. Şimdi Hükümet ne istiyor; diyor ki Hükümet: Siz, lütfen, bu antlaşmaya göre bana yetki
verin; ben, Hükümet olarak -hükmî şahsiyet olarak tabiî- Batı Avrupa Birliğinin operasyonel faaliyetlerine katılayım. Nedir bu
operasyonel faaliyetler; ortak savunma, insanî yardım ve kurtarma faaliyetleri -Hükümetin gerekçesinde zaten zikredilmiş- barışı
koruma, bunalım yönetimi ve benzeri birtakım faaliyetler.
Muhterem arkadaşlar, bir antlaşmanın esası Meclise gelip Mecliste tasdik edilmemiş, Meclis tarafından müzarere edilmemiş;
şimdi, Hükümet, temeli olmayan, esası olmayan -ki, Meclis tasdik etmediğine göre böyledir bu- bir antlaşmaya istinaden, gelip,
bizden, yurtdışına, askerlerimizin, silahlı kuvvetlerimizin gönderilmesini istemekte veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'ye
getirilmesi için izin talep etmektedir. Bu, bir kere, Anayasaya aykırı bir taleptir. Önce, Hükümetin, getirip, Mecliste bu antlaşmayı
müzakereye açması, Meclisin tasdikini aldıktan sonra böyle bir taleple önümüze gelmesi gerekir. (RP sıralarından alkışlar)
Muhterem arkadaşlar, tabiî, bu taleple ilgili meseleye baktığımız zaman, Hükümetin, talebinin gerekçesinde de ifade ettiği üzere
"biz, Batı Avrupa Birliğine tam üye değiliz; ama, tam üyelik istikametinde gayret sarf ediyoruz, bir gün bu olacaktır" mealinde
ifadeler var.
Şimdi, gerekçeye bakıyorum, gerekçede bakın ne diyor: "Buna göre, BAB'ın Petersburg Deklarasyonu uyarınca başlatacağı
operasyonlara katılarak, ortak üyelerin bu nedenle bir tehditle karşılaşmaları halinde, klasik anlamda savunma kavramının dışında
kalan ve alan dışı tabir edilebilecek bir çerçevede ortaya çıkacak güvenlik gereksinimlerinin karşılanması açısından tam üyelerle
aralarında hiçbir fark olmayacaktır." Yani, esasını tasdik etmediğimiz bir anlaşmaya istinaden, Türkiye Cumhuriyeti Silahlı
Kuvvetlerini, Batı Avrupa Birliği ülkelerinin dışında da alan dışı herhangi bir sahadaki bir müdahalesine, güç olarak katacaktır. Bu
Parlamentonun bunu tasvip etmesi mümkün değildir. Neymiş efendim; bizim orada, planlama hücresinde 3 tane subayımız
olacakmış; şimdi, halen 2 tane subayımız çalışmaktaymış; ama, siz Batı Avrupa Birliğinin hiçbir kararına, esasa taalluk eden
müzakerelerine katılamıyorsunuz ve orada oy kullanamıyorsunuz, oy kullanmadan, dışarıdan gözlemci bir üye olarak, onun her
türlü sorumluluklarına katılacaksınız, silahlı kuvvetleri oraya göndereceksiniz...
Yine, burada, 6 ncı maddede, gerekçede "ortak üye statüsündeki ülkeleri dışlayıcı tarzda ortaya çıkabilen yaklaşımların
bertarafı çabalarına da destek oluşturacaktır" diyor Hükümet. Yani, biz, Batı Avrupa Birliğinin operasyonel faaliyetlerine katılırsak
-acıkça söylememiş- Yunanistan'ın, bizim ortak üyeliğimizi engelleyici, operasyonlara katılıcı birtakım tavırlarını da bertaraf
ederiz diyor.
Yine, burada, bakınız, 7 nci maddenin, (c) bendinde "Yunanistan'ın katılacağı veya ev sahipliği yapacağı, BAB tatbikatlarında
gerçekleştirmeye çalışacağı, millî hak ve çıkarlarımızı tehdit edecek oldubittilere engel olunması..." Yunanistan'ın NATO
çerçevesinde düzenlenen tatbikatlarda bu yöndeki çabaları ve bizim engelleyici girişimlerimiz malumlarıdır. Yunanistan'ın, son
zamanlarda, BAB çerçevesinde, İtalya, Portekiz ve Fransa ile Akdeniz güvenliği için ortak tatbikatlar düzenlemesi çabası içinde
olduğu bilinmektedir.
Yine, tabiî, devamında da, (d) bendinde "Ev sahipliği yapacağımız BAB tatbikatlarıyla çokuluslu kuvvetlerin Ege'ye girmesini
sağlayarak, Ege'deki hak ve menfaatlarımıza katkıda bulunulması bakımından yararlı olacağı sonucuna varılmıştır" deniliyor.
Ben şimdi, soruyorum: Tabiî, Hükümet temsilcisi yok; Hükümet de burada açıklama yapmadı. Siz, çokuluslu kuvvetleri Ege'de
ihtilaflı sahalara getirerek Türkiye'ye ne fayda sağlayacaksınız? (RP sıralarından alkışlar) Zaten, bu Çokuluslu Güç, Avrupa Birliği,
BAB; bunların hepsi Yunanistan'ın arkasında destektir. İşte, en son Ege'deki ada krizinde, Batı Avrupa Birliği de, Avrupa Toluluğu
da bütün kararlarında Yunanistan'ı destekliyici istikamette tavır almıştır. Yani, bu cümleyi buraya nasıl koyarsınız?!. Bunu
anlamak mümkün değil. Neymiş efendim; 1996 Ekiminde bir deniz tatbikatı olacakmış; Portekiz'de yapılan BAB Genelkurmay
Başkanları toplantısında bu tatbikata katılmamız istenilmiş. Niye katılacaksınız; katılsanız ne olacak; katılmasanız ne olacak?!.
Zaten, sizi, eşit seviyede görmüyorlar, sizi ortak bir üye olarak görmüyorlar.
Muhterem arkadaşlar, bu, Batı Avrupa Birliği dediğiniz, Avrupa Topluluğu dediğiniz ve NATO'ya eşdeğer seviyede, Avrupa'nın
güvenliği için, savunma için, bir silahlı güç oluşturmak isteyen bu Birliğin Bosna'da ne yaptığını gördük. Bosna'da 1992'den 1995
sonuna kadar, oradaki Müslümanlar katledilirken sadece seyirci kaldılar; bilakis Sırplara destek oldular. Vaktaki, NATO'da bir karar
alındı ve müessir bir operasyona geçildi; bu durumda, insanın, keşke, başlangıçta NATO bu operasyonu yapmış olsaydı demesi
geliyor; yani, Batı Avrupa Birliğinin işte bu meselelere bakış tarzı, Topluluğun bu meselelerdeki gücünün de ne kadar zafiyet içinde
olduğunu söylemek gerekir.
Muhterem arkadaşlar, Hükümetin, alelusul, böyle, yabancı silahlı kuvvetlerle, yabancı ülkelerle müşterek tatbikata ve askerî
işbirliğine gitmesini, biz, endişeyle takip ediyoruz.
En son Türkiye ile İsrail arasında yapılmış olan anlaşma, bize ve milletimize büyük endişe vermektedir. Ortadoğu'da bir
hançer gibi bulunan ve Ortadoğu'daki milyonlarca Müslümanın malına, canına kasteden, en son Birleşmiş Milletler karargâhına
sığınmış olan masum insanları dahi füzelerle katleden bir ülkeyle, Türkiye'nin askerî birliğe, ortak tatbikatlara girmesi, kendi
sahalarını onların tatbikatına açması affedilir bir olay değildir muhterem arkadaşlar. (RP sıralarından alkışlar)
Yine, Türkiye, mensubu olduğu, taa Tanzimattan beri her bakımdan içinde olmayı arzu ettiği ve Batılı her kuruluşa iştiyakla
katıldığı halde, bakın, Türkiye'yi ilgilendiren meselelerde, Batılılar, Türkiye'nin ortaklık zımnında taşımış olduğu
sorumluluklara, yüklere, mütenasip bir muamele yapmamaktadırlar.
En son, AKKA Antlaşmasını size hatırlatmak isterim. AKKA Antlaşması çerçevesinde, kuvvet indirimine, Ruslar, Kafkasya
bölgesinde riayet etmeyeceklerini ifade etmişler ve gerek NATO çerçevesinde gerekse Batı Avrupa çerçevesinde, Rusların bu
talepleri makul görülmüş ve Ruslar, Kafkasya bölgesinde kuvvet indirimine gitmemekte ve bölgede, Türkiye ile Rusya arasındaki güç
dengesi, Türkiye'nin aleyhine olarak gelişmektedir.
En son, yine, NATO'nun doğuya doğru yayılması zımnında Rusya ile yapılmış olan anlaşmalarda -tabiî, bunu ilgili birimler
daha yakın takip ediyorlardır- gerek Kafkasya için gerek Orta Asya'da istiklaline kavuşmuş olan oradaki Müslüman devletler için,
Rusya lehine birtakım tavizler verildiği istikametinde endişelerimiz bulunduğunu ifade etmek isterim.
Muhterem arkadaşlar, 1952'den beri NATO içinde bulunmamıza rağmen, NATO'da en fedakâr görevleri yapmamıza rağmen,
Sovyet gelişmesine karşın güney kanadında emniyet sağlamamıza rağmen, maalesef, Türkiye'nin en haklı meselelerinde, Batılı
müttefiklerimiz, hiçbir zaman dostane olmayan ve hasmane olarak vasıflandırılabilecek olan birtakım tavırlar ortaya koymuşlardır:
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, Türkiye üzerinde güvenlikle ilgili birtakım teçhizat teminlerimize koydukları ambargolar...
Bakın, burada, en son "Firkateyn Fiyaskosu" diye bir kupür var; ne diyor bu... Hatırlarsanız, Saratoga-Muavenet Gemileri
meselesinde, Saratoga'dan, sarhoş Amerikalı subayların, astsubayların attıkları veya kasten attıkları -bilemiyoruz, tahkik
imkânımız yok- birtakım füzelerle bizim Muavenet Firkateynini batırdılar, subaylarımızı, erlerimizi, Mehmetçikleri şehit ettiler.
Buna karşılık da 3 tane firkateyn vereceklerdi. Anlaşma yapıldı; Deniz Kuvvetleri mensubu 480 subay, astsubay, er, Amerika'da
aylarca bekledi. Bunun için de, Türkiye Cumhuriyeti, 40 milyon dolar masraf yapmış. Amerikan Senatosu -Meclisi- "biz bunları size
vermiyoruz, hadi bakalım dönün geri" dedi; oradaki 480 kişilik kuvvetimiz gerisin geriye döndü, geldi. Bu, Batı'nın, bizimle olan
münasebetlerinde, savunma meselelerinde hiç de dostane olmayan, hasmane olan tavırlarını ortaya koymaktadır.
Şimdi, bu genel çerçeve içerisinde, tam üye olmadığımız, tam üyelik statüsüne ulaşmamızın da mümkün olmadığı şartlarda,
biz, bunların operasyonlarına katılmaya mecbur muyuz; bundan faydamız nedir; varsa, Hükümet gelsin, burada açıklasın.
Muhterem arkadaşlar, eşit statüde olmadığımız bir yere, bizim, silahlı kuvvet göndermemiz ve kabul etmemiz mümkün
değildir.
Muhterem arkadaşlar, asıl, bizim, savunmamızı güçlendirmek için, Avrupa Topluluğunun, NATO'nun, BAB'ın kuruluşları
içinde ortak savunma imkânları arayacak yerde, kendi millî savunmamızı güçlendirecek tedbirleri süratle almamız gerekmektedir.
İthal silahla savunma olmaz. (RP sıralarından alkışlar) Eğer, siz, savunma sanayinizi geliştiremediyseniz, memleketi savunmanız
mümkün değildir. Türkiye'nin savunma meseleleri, maalesef, askerlerimizin, Ordumuzun bütün kahramanca gayretine rağmen, yüksek
seviyede eğitim gücüne rağmen, hükümetler tarafından layıkı veçhile sevk ve idare edilmemektedir.
Bakın, en son, size, şunu söylemek istiyorum: Türkiye'nin sahip olduğu şu F-4 uçakları... Yıllardan beri kullandığımız
uçaklarımızın modernizasyonu için şu İsrail'e, 3-5 milyon nüfuslu İsrail'e 600 milyon dolar vermek istiyorsunuz. Bu anlaşmayı
yürürlüğe koymak... Buna ne hakkımız var?!. Türkiye'de kuruluşlar var; ASELSAN var, Eskişehir Hava ikmal Merkezi var. Ben,
geçen dönemde, dört yıl, Millî Savunma Komisyon üyeliği yaptım; bu meselelerin içine aktif katılan bir kardeşinizim. Yani,
Türkiye'de birçok kuruluş, biz bu yenilemeyi, bu modernizasyonu konsorsiyum olarak yaparız, gerekirse, bazı cihazlarla ilgili
dışardan bir de lisans alırız, işbirliği yaparız diye buna talip oldukları halde, hükümet nezdinde resmen bunu mektupla ifade
ettikleri halde, maalesef, birtakım karanlık odalardan gelen telkinlerle, tavsiyelerle memleketin savunmasını İsrail'e ihale ediyoruz