DÖNEM : 20 CİLT : 6 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
56 ncı Birleşim (Olağanüstü)
3 . 6 . 1996 Pazartesi
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. — GELEN KÂĞITLAR
III. — YOKLAMA
IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. — Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 118 arkadaşının, Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesinin görüşülmesi için olağanüstü toplantı çağrı önergesi (4/26)
2. —TBMM Başkanlığının olağanüstü toplantıya çağrı tezkeresi (3/293)
B)GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. —Refah Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili ve Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan’ın, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı
ile güvenoyu almadığı ortaya çıkmasına karşın hukuk ve siyasî nezaket kurallarına aykırı olarak görevini iade etmediği iddiasıyla
Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/1)
V. —ÖNERİLER
A)DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. —Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkındaki (11/1) esas numaralı gensoru önergesinin görüşülme günü ile gündeme
alınmasının kabul edilmesi halinde gündemdeki yeri ve görüşülme gününe ilişkin Danışma Kurulu önerisi
VI. —GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1. —Refah Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili ve Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan’ın, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı
ile güvenoyu almadığı ortaya çıkmasına karşın hukuk ve siyasî nezaket kurallarına aykırı olarak görevini iade etmediği iddiasıyla
Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/1)
VII. —SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. —Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, kamulaştırma bedellerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Mehmet Keçeciler’in yazılı cevabı (7/476)
2. —Kastamonu Milletvekili Fethi Acar’ın, özelleştirilen kurumlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Rüşdü
Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/485)
3. —Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün’ün, Dokuz Eylül Üniversitesine, İmam-Hatip mezunlarının personel olarak
alınmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/492)
4. —Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı’nın, Konya’daki belediyelere yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı
Ülkü Güney’in yazılı cevabı (7/496)
5. —Amasya Milletvekili Cemalettin Lafçı’nın, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin ehliyetsiz öğretmenler tarafından
verildiği iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/505)
6. —İstanbul Milletvekili Mustafa Baş’ın, katkı payı olarak velilerden alınan paraya ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/510)
7. —İstanbul Milletvekili Mustafa Baş’ın, Hacettepe Üniversitesinin Beytepe Kampusü için kamulaştırılan araziye ilişkin
Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/511)
8. —Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, bakanlıkça belediyelere yapılan ödenek tahsislerine ilişkin sorusu ve Çevre Bakanı
Mustafa Taşar’ın yazılı cevabı (7/517)
9. — Afyon Milletvekili Osman Hazer’in, Afyon’daki belediyelere çevre kirliliği fonundan sağlanan kaynaklara ilişkin sorusu ve
Çevre Bakanı Mustafa Taşar’ın yazılı cevabı (7/524)
10.—Bolu Milletvekili Feti Görür’ün, Çekiş Güç’e ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Emre Gönensay’ın yazılı
cevabı (7/526)
11. —İzmir Milletvekili Hakan Tartan’ın, canlı hayvan ve et ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı İsmet Attila’nın yazılı cevabı (7/548)
12. —Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, iç ve dış borçlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Ufuk
Söylemez’in yazılı cevabı (7/553)
13. —Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın;
Kamu Bankalarının kanunî ve idarî takipte olan alacaklarına
Kamu Bankalarının Bull-Note işlemlerine
İlişkin Başbakandan soruları ve Devlet Bakanı Rüşdü Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/554, 555)
14. —Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, et ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı İsmet
Attila’nın yazılı cevabı (7/567)
15. —İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, İstanbul-Boğaziçinin imar durumuna ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân
Bakanı Mehmet Keçeciler’in yazılı cevabı (7/571)
16. —İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, büyük kentlerdeki kaçak yapılaşmaya ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân
Bakanı Mehmet Keçeciler’in yazılı cevabı (7/572)
17. —İstanbul Milletvekili Mustafa Baş’ın, Bandırma Peroksit Fabrikasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Hüsnü Doğan’ın yazılı cevabı (7/587)
18. —Gaziantep Milletvekili Kahraman Emmioğlu’nun, İstanbul-Tüp Geçit Projesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Ulaştırma
Bakanı Ömer Barutçu’nun yazılı cevabı (7/596)
19.—Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Halil Çelik’in, Kahire Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliğine yapılan atamaya ilişkin sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/597)
20. —Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, PETKİM (Petrokimya) Holding A.Ş.’nin ürünlerinin satışına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı Rüşdü Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/601)
21. —İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in;
— İthal edilen ete,
—İthal edilen hayvan yemi ve mamullerinin miktarına,
— Hayvan ölümlerinin sebebine,
— Firmalar bazında et ithalatına,
— Bazı tebliğlere,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı İsmet Attila’nın yazılı cevabı (7/606, 607, 608, 609, 610)
22.—Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu’nun, Açık Öğretim Fakültesi sınavlarının her il merkezinde yapılmasına
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/611)
23. —Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu’nun; ithal edilen etlerin denetlenmesine,
Gübreye yapılan sübvansiyon ödemelerine,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı İsmet Attila’nın yazılı cevabı (7/612, 613)
24. —İstanbul Milletvekili Mustafa Baş’ın, ilkokul ve ilköğretimin 1. kademesindekilere tavsiye edilen dergilere ilişkin sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/617)
25. —Tokat Milletvekili Ahmet Feyzi İnceöz’ün, İngiltere’den ithal edildiği iddia edilen canlı hayvan ve sığır etine ilişkin
sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı İsmet Attila’nın yazılı cevabı (7/619)
26.—İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci’nin, İstanbul Çantaköy Büyükçavuşlu Sulama Göleti Kooperatifi üyelerine
hayvan verilmesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı İsmet Attila’nın yazılı cevabı (7/620)
27. —Kütahya Milletvekili Metin Perli’nin, Seyit Ömer Termik Santralı işletme hakkının devrine ilişkin sorusu ve Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı Hüsnü Doğan’ın yazılı cevabı (7/621)
28. —Tekirdağ Milletvekili BayramFırat Dayanıklı’nın, karayollarında meydana gelen bozulmalara ilişkin sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mehmet Keçeciler’in yazılı cevabı (7/623)
29. —Tekirdağ Milletvekili Bayram Fırat Dayanıklı’nın, Tekirdağ-Saray’da bir termik santralın kurulacağı iddiasına ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hüsnü Doğan’ın, yazılı cevabı (7/624)
30. —Erzincan Milletvekili Naci Terzi’nin, akaryakıt zamlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Rüşdü
Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/625)
31. —Rize Milletvekili Şevki Yılmaz’ın, orta öğretimdeki “dışardan bitirme’’ sınavlarının uygulanmasına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/629)
32. —Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, bozulan otoyollar için alınacak tedbirlere ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Mehmet Keçeciler’in yazılı cevabı (7/632)
33. —Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, belediye zabıtalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Ülkü Güney’in yazılı
cevabı (7/638)
34. —Adana Milletvekili Erol Çevikçe’nin, Adana-Karaisalı İlçesinde bazı kişilerin orman alanlarını tarlaya dönüştürdükleri
iddiasına ilişkin sorusu ve Orman Bakanı Nevzat Ercan’ın yazılı cevabı (7/641)
35. —Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın;
Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait gayrimenkullere,
Münhal bulunan diyanet görevlileri kadrolarına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in yazılı cevabı (7/647, 649)
36. —Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce Ankara’da yürütülen projelerin
müteahhitlerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ersin Taranoğlu’nun yazılı cevabı (7/648)
37. —Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale’nin ilçelerine bağlı köylerin camii ve din görevlisi ihtiyacına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in yazılı cevabı (7/655)
38. —Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale’nin ilçelerine bağlı köylerin öğretmen ve okul ihtiyacına ilişkin
sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/656)
39. —Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale’de bulunan Tugay Komutanlığının başka bir ile nakli iddiasına
ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Oltan Sungurlu’nun yazılı cevabı (7/659)
40.—Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, Bursa-İsmail Hakkı Bursevi arazisi üzerinde bulunan bir yapıya ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in yazılı cevabı (7/669)
41. —Kütahya Milletvekili Mehmet Korkmaz’ın, Kütahya’ya bir sivil havaalanının yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve
Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu’nun yazılı cevabı (7/686)
42. —Kütahya Milletvekili Mehmet Korkmaz’ın, Kütahya ve ilçelerinde yapımı devam eden okul, lojman ve pansiyon
inşaatlarına ayrılan ödenek miktarlarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/690)
43. —Tokat Milletvekili Şahin Ulusoy’un, Tokat-Niksar-Arıpınarı Köyündeki bazı kişilere verilen silahlara ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Ülkü Güney’in yazılı cevabı (7/703)
44. —Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın, Bakanlık Özel Kaleminde veya herhangi bir biriminde bir şahsın çalışıp
çalışmadığına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu’nun yazılı cevabı (7/715)
45. —Afyon Milletvekili Osman Hazer’in, Sandıklı Hüzai kaplıcasındaki hemzemin geçidine ilişkin sorusu ve Ulaştırma
Bakanı Ömer Barutçu’nun yazılı cevabı (7/729)
46. —Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un, Bakanlık bünyesindeki hizmet araçlarına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı
Emre Gönensay’ın yazılı cevabı (7/735)
47. —Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un, Bakanlık bünyesindeki hizmet araçlarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim
Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/739)
48. —Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, Sıvas İline 1996 yılında ayrılan yatırım ödenek miktarlarına ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nahit Menteşe’nin yazılı cevabı (7/757)
49. —Sıvas Milletvekili Abdullatif Şener’in, Sıvas İline 1996 yılında ayrılan yatırım ödenek miktarlarına ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Halit Dağlı’nın yazılı cevabı (7/770)
50. —Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünün arsa stokuna ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Lutfullah
Kayalar’ın yazılı cevabı (7/817)
51.—Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu’nun, İller Bankasınca belediyelere verilen kredilere ilişkin sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mehmet Keçeciler’in yazılı cevabı (7/675)
I. —GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.
Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt, Meclis yaşamı ve personelin mağduriyetine;
Erzurum Milletvekili Aslan Polat, Çoruh Vadisi üzerinde yapılması planlanan hidroelektrik santrallara;
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
İstanbul Milletvekili Sedat Aloğlu’nun, 1 Mayıs 1996’da Kadıköy’de yaşanan olaylar sırasında zarar gören esnafın
sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşmasına İçişleri Bakanı Ülkü Güney cevap verdi.
Ağrı Milletvekili Cemil Erhan’ın, Anayasa ve Adalet Komisyonu,
Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Türkiye Taşkömürü Müessesesinin İçinde Bulunduğu Durumun Araştırılması Amacıyla
Oluşturulan (10/13) numaralı Meclis Araştırma Komisyonu,
Üyeliklerinden çekildiklerine ilişkin önergeleri, Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Genel Kurulun 22.5.1996 Çarşamba günkü Birleşiminde Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda boşalan üyelikler için yapılacak
seçimden sonra sözlü soruların görüşülmemesine; kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmelerine geçilerek, Başbakanlıktan
TBMMBaşkanlığına gönderilen yazıyla öncelikle görüşülmesi istenilen ve gündemin birinci sırasında yer alan 14 Sıra Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar çalışma
süresinin uzatılmasına ilişkin Doğru Yol ve Anavatan Partisi Gruplarının müşterek önerisi ile,
TBMM Genel Kurul çalışmalarına, 2 Haziran 1996’da yapılacak kısmî mahallî seçimler dolayısıyla siyasî partilerin resmî
propaganda çalışmalarına kolaylık sağlamak amacıyla, 23 Mayıs 1996 Perşembe gününden başlamak üzere 4 Haziran 1996 Salı
gününe kadar ara verilmesine ilişkin Doğru Yol ve Refah Partisi Gruplarının önerileri,
Yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildi.
Refah Partisi Grubuna ait olup açık bulunan (10/13, 10/53) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonu üyeliğine, Karabük
Milletvekili Hayrettin Dilekcan seçildi.
Radyo Televizyon Üst Kurulunda iktidar partileri kontenjanından boşalan bir üyelik ile muhalefet partileri kontenjanından
boşalan iki üyelik için 3984 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi gereğince yapılan gizli oylama sonucunda, adaylardan Güneş Müftüoğlu,
Mehmet Emin Başer ve Mehmet Doğan’ın seçildikleri açıklandı.
Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/300) (S. Sayısı :14) Kanun Tasarısının, yapılan
görüşmelerden sonra kabul edilip kanunlaştığı açıklandı.
Alınan karar gereğince, 4 Haziran 1996 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere Birleşime, 22.02’de son verildi.
Hasan Korkmazcan
Başkanvekili
Kâzım Üstüner Mustafa Baş
Burdur İstanbul
Kâtip Üye Kâtip Üye
II. —GELEN KÂĞITLAR
3.6.1996 PAZARTESİ
Teklifler
1. —Zonguldak Milletvekili Veysel Atasoy’un; Zonguldak İli Merkezinde Karaelmas ve Soğuksu Adlarıyla İki İlçe
Kurulması ve Kilimli ve Kozlu Bucaklarının İlçe Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/300) (İçişleri ve Plan ve Bütçe
komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :16.5.1996)
2. —Niğde Milletvekili Akın Gönen’in; Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu ile TürkCeza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/301) (Adalet Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi :17.5.1996)
3. —Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya’nın; Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı Hakkında
Kanun Teklifi (2/302) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :20.5.1996)
Raporlar
1. —Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kırgızistan’ın Başkenti Bişkek Şehrinde
Kırgızistan -Türkiye ManasÜniversitesi Kurulmasına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun
Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Dışişleri komisyonları raporları (1/290) (S. Sayısı :18) (Dağıtma tarihi
:3.6.1996) (GÜNDEME)
2.—Türkiye Cumhuriyeti ile Moldova Cumhuriyeti Arasınada Dostluk ve İşbirliği Antlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/325) (S. Sayısı :19) (Dağıtma tarihi :3.6.1996)(GÜNDEME)
3. —Bursa Milletvekili Turhan Tayan ile Erzurum Milletvekili İsmail Köse ve 18 Arkadaşının Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanuna Ek Maddeler Eklenmesine
İlişkin Kanun Teklifleri ve Aynı Mahiyetteki Kanun Tasarısı; İstanbul Milletvekili BülentAkarcalı ile Bursa Milletvekili Turhan
Tayan’ın Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair
Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifleri ve Aynı Mahiyetteki Kanun Tasarısı; Bursa Milletvekili Turhan
Tayan’ın Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair
Kanuna Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Aynı Mahiyetteki Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor ve Plan ve Bütçe komisyonları raporları (2/198, 2/202, 1/415; 2/112, 2/199, 1/422; 2/200, 1/391) (S. Sayısı :20) (Dağıtma
tarihi :3.6.1996) (GÜNDEME)
4. —Milletletarası Finansman Kurumuna Katılmak İçin Hükümete Salahiyet Verilmesine Dair Kanunun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/309) (S. Sayısı :21) (Dağıtma tarihi
:3.6.1996) (GÜNDEME)
5. —Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile Hatay Milletvekili Atila
Sav’ın Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/441, 2/78) (S. Sayısı :22) (Dağıtma tarihi :3.6.1996)
(GÜNDEME)
Gensoru Önergesi
1. —Refah Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili ve Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan’ın, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı
ile güvenoyu almadığı ortaya çıkmasına karşın hukuk ve siyasî nezaket kurallarına aykırı olarak görevini iade etmediği iddiasıyla
Başbakan Mesut Yılmaz hakkında Anayasanın 99 uncu, İçtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin
önergesi (11/1) (Başkanlığa geliş tarihi :27.5.1996) (Dağıtma tarihi :3.6.1996)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 15.00
BAŞKAN : Mustafa KALEMLİ
KÂTİP ÜYELER : Ünal YAŞAR (Gaziantep), Mustafa BAŞ (İstanbul)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 7 nci maddelerine göre, Kocaeli Milletvekili Sayın Şevket
Kazan ve 118 milletvekili tarafından Başkanlığımıza verilen önerge üzerine olağanüstü toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinin
56 ncı Birleşimini açıyorum.
III. — YOKLAMA
BAŞKAN – Ad okunmak suretiyle yoklama yapılacaktır. Sayın milletvekillerinin, salonda bulunduklarını yüksek sesle
belirtmelerini rica ediyorum.
(İçel Milletvekili Mehmet Emin Aydınbaş'a kadar yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı yetersayısı vardır.
Gündeme geçiyorum.
Gündemimizin "Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları" kısmında yer alan olağanüstü toplantı çağrı önergesini ve Başkanlığın
çağrı yazısını okutuyorum:
IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. — Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 118 arkadaşının, Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesinin görüşülmesi için olağanüstü toplantı çağrı önerisi (4/26)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun, Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında verilen gensoru önergesini görüşmek
üzere, Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 7 nci maddesi gereğince, 30 Mayıs 1996 Perşembe günü saat 15.00'te olağanüstü toplantıya
çağrılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz. 26.5.1996
1. Şevket Kazan (Kocaeli)
2. Yakup Budak (Adana)
3. Sıtkı Cengil (Adana)
4. İ. Ertan Yülek (Adana)
5. Sait Açba (Afyon)
6. Osman Hazer (Afyon)
7. Mehmet Sıddık Altay (Ağrı)
8. Celal Esin (Ağrı)
9. M. Ziyattin Tokar (Ağrı)
10. Mehmet Altınsoy (Aksaray)
11. Murtaza Özkanlı (Aksaray)
12. Cemalettin Lafçı (Amasya)
13. Ahmet Bilge (Ankara)
14. Hasan Hüseyin Ceylan (Ankara)
15. Ömer Ekinci (Ankara)
16. Şaban Karataş (Ankara)
17. Ahmet Tekdal (Ankara)
18. Rıza Ulucak (Ankara)
19. Muhammet Polat (Aydın)
20. İsmail Özgün (Balıkesir)
21. Alaattin Sever Aydın (Batman)
22. Musa Okçu (Batman)
23. Suat Pamukçu (Bayburt)
24. Kâzım Ataoğlu (Bingöl)
25. Zeki Ergezen (Bitlis)
26. Abdulhaluk Mutlu (Bitlis)
27. Feti Görür (Bolu)
28. Mehmet Altan Karapaşaoğlu (Bursa)
29. Cemal Külahlı (Bursa)
30. Ertuğrul Yalçınbayır (Bursa)
31. İsmail Coşar (Çankırı)
32. Mehmet Aykaç (Çorum)
33. Zülfikar Gazi (Çorum)
34. Yasin Hatiboğlu (Çorum)
35. Ferit Bora (Diyarbakır)
36. Sacit Günbey (Diyarbakır)
37. Seyyit Haşim Haşimi (Diyarbakır)
38. Yakup Hatipoğlu (Diyarbakır)
39. Ömer Naimi Barım (Elazığ)
40. Hasan Belhan (Elazığ)
41. Ahmet Cemil Tunç (Elazığ)
42. Tevhit Karakaya (Erzincan)
43. Naci Terzi (Erzincan)
44. Lütfü Esengün (Erzurum)
45. Abdulilah Fırat (Erzurum)
46. Ömer Özyılmaz (Erzurum)
47. Aslan Polat (Erzurum)
48. Şinasi Yavuz (Erzurum)
49. Hanifi Demirkol (Eskişehir)
50. Nurettin Aktaş (Gaziantep)
51. Turhan Alçelik (Giresun)
52. Lütfi Doğan (Gümüşhane)
53. Mustafa Köylü (Isparta)
54. Azmi Ateş (İstanbul)
55. Mustafa Baş (İstanbul)
56. Mukadder Başeğmez (İstanbul)
57. Gürcan Dağdaş (İstanbul)
58. Ekrem Erdem (İstanbul)
59. Metin Işık (İstanbul)
60. İsmail Kahraman (İstanbul)
61. Hüseyin Kansu (İstanbul)
62. Göksal Küçükali (İstanbul)
63. Ali Oğuz (İstanbul)
64. Mehmet Ali Şahin (İstanbul)
65. Osman Yumakoğulları (İstanbul)
66. Sabri Tekir (İzmir)
67. Hasan Dikici (Kahramanmaraş)
68. Ahmet Dökülmez (Kahramanmaraş)
69. Mustafa Kamalak (Kahramanmaraş)
70. Hayrettin Dilekcan (Karabük)
71. Abdullah Özbey (Karaman)
72. Zeki Ünal (Karaman)
73. Fethi Acar (Kastamonu)
74. Memduh Büyükkılıç (Kayseri)
75. Abdullah Gül (Kayseri)
76. Nurettin Kaldırımcı (Kayseri)
77. Salih Kapusuz (Kayseri)
78. Kemal Albayrak (Kırıkkale)
79. Cafer Güneş (Kırşehir)
80. Mustafa Kemal Ateş (Kilis)
81. Osman Pepe (Kocaeli)
82. Veysel Candan (Konya)
83. Remzi Çetin (Konya)
84. Abdullah Gencer (Konya)
85. Mustafa Ünaldı (Konya)
86. Lütfi Yalman (Konya)
87. Ahmet Derin (Kütahya)
88. Metin Perli (Kütahya)
89. Bülent Arınç (Manisa)
90. Hüseyin Yıldız (Mardin)
91. Nedim İlci (Muş)
92. Sabahattin Yıldız (Muş)
93. Mehmet Elkatmış (Nevşehir)
94. M. Salih Katırcıoğlu (Niğde)
95. Hüseyin Olgun Akın (Ordu)
96. Mustafa Hasan Öz (Ordu)
97. Şevki Yılmaz (Rize)
98. Nezir Aydın (Sakarya)
99. Cevat Ayhan (Sakarya)
100. Ahmet Demircan (Samsun)
101. Latif Öztek (Samsun)
102. Musa Uzunkaya (Samsun)
103. Ahmet Nurettin Aydın (Siirt)
104. Memet Emin Aydın (Siirt)
105. Musa Demirci (Sıvas)
106. Temel Karamollaoğlu (Sıvas)
107. Abdüllatif Şener (Sıvas)
108. İbrahim Halil Çelik (Şanlıurfa)
109. Zülfükar İzol (Şanlıurfa)
110. Ahmet Karavar (Şanlıurfa)
111. Abdullah Arslan (Tokat)
112. Ahmet Feyzi İnceöz (Tokat)
113 . Kemalettin Göktaş (Trabzon)
114. İsmail İlhan Sungur (Trabzon)
115. Maliki Ejder Arvas (Van)
116 . Fethullah Erbaş (Van)
117. Şaban Şevli (Van)
118. Kâzım Arslan (Yozgat)
119. Abdullah Örnek (Yozgat)
Olağanüstü Toplantı Çağrısının Gerekçesi
Refah Partisi Grup Başkanvekili Şevket Kazan tarafından verilmiş olan gensoru önergesi, halen işbaşında bulunan ve Anayasa
Mahkemesi kararıyla güvenoyu almadığı kabul edilen ve ayrıca koalisyon ortaklarından DYP'nin Sayın Genel Başkanı ve
muhalefet partilerinden CHP'nin Sayın Genel Başkanı tarafından da, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda güvenoyu almadığı
ve görevi iade edilmesinin gerektiği ısrarla vurgulanan A. Mesut Yılmaz Hükümetinin işbaşında kalmakta direnmesi karşısında,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeniden çalışmaya başlayacağı 4 Haziran 1996 tarihine kadar beklenilmesi, yetkisiz bir hükümetin
bir gün dahi icraatına devam etmesi, telafisi imkânsız büyük karışıklıklara ve buhranlara sebebiyet vereceğinden, ara tatil kararına
rağmen, Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağanüstü toplantıya çağrılması zorunludur.
BAŞKAN – Başkanlığın olağanüstü toplantıya çağrı yazısını okutuyorum:
2. —TBMM Başkanlığının olağanüstü toplantıya çağrı tezkeresi (3/293)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından Bildirilmiştir
119 milletvekili, Anayasanın 93 üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 7 nci maddeleri gereğince, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin olağanüstü toplantıya çağrılmasını Başkanlığımızdan istemişlerdir.
Başvuru incelenmiş; istem, dayanılan Anayasa ve İçtüzük hükümlerine uygun bulunmuştur.
Bu nedenle; çağrı önergesinde istenen Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında verilen gensoru önergesini görüşmek üzere,
Türkiye Büyük Millet Meclisini 3 Haziran 1996 Pazartesi günü saat 15.00'te olağanüstü toplantıya çağırıyorum.
Sayın milletvekillerinin belirtilen gün ve saatte Genel Kurul toplantılarına katılmalarını rica ederim.
Mustafa Kalemli
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
BAŞKAN – Anayasanın 93 üncü ve İçtüzüğün 7 nci maddelerine uygun olarak verilen bu önerge uyarınca, görüşülmesi
gereken gensoru önergesinin tam metni bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır. Gensoru önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için,
önerge sahiplerince verilmiş olan özeti okutuyorum:
B)GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. —Refah Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili ve Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan’ın, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı
ile güvenoyu almadığı ortaya çıkmasına karşın hukuk ve siyasî nezaket kurallarına aykırı olarak görevini iade etmediği iddiasıyla
Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/1) (1)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
12.3.1996 tarih ve 398 sayılı Meclis kararıyla güvenoyu aldığı ilan edilen ve fakat Anamuhalefet Partisi olan Refah Partisinin
açtığı iptal davası sonunda Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafından açıklanan iptal kararıyla güvenoyu almadığı sabit olan; buna
rağmen, Anayasaya, hukuk prensiplerine, Anayasa Mahkamesi kararlarına ve siyasî nezaket kurallarına aykırı olarak görevi iade
etmeyen Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında, Anayasanın 99 uncu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 106 ncı maddesi
gereğince gensoru açılmasına dair önergemizin gereğinin ifasını saygılarımızla arz ederiz.
Şevket Kazan
RP Grup Başkanvekili
Gensoru gerekçesi:
A. Mesut Yılmaz başkanlığındaki 53 üncü Hükümet, güvenoylaması için, 12 Mart 1996 tarihinde Meclis huzuruna çıkmıştır.
Yapılan güvenoylamasına 544 milletvekili katılmış, 257 üye kabul, 207 üye ret, 80 üye de çekimser oy kullanmıştır.
Bu oy sonuçlarına göre, A. Mesut Yılmaz başkanlığındaki Hükümet, toplantıya katılanların salt çoğunluğunun -ki, salt
çoğunluk 273 oydur- oyunu alamadığından, güvenoyu almadığı halde, Meclis Başkanı tarafından güvenoyu almış gibi gösterilmiş
ve Meclis Başkanının bu açıklaması, 12.3.1996 tarihli Resmî Gazetenin mükerrer nüshasında, 398 sayılı TBMM kararı olarak ilan
edilmiştir.
Refah Partisi, sorumlu bir Anamuhalefet Partisi olarak, hatayı tespit ederek, durumu 10 Nisan 1996 tarihinde birer mektupla
Sayın Başbakana, Sayın Meclis Başkanına, Sayın Cumhurbaşkanına arz etmiş ve hatalı kararın düzeltilmesini istemiştir.
Bu müracaatlarımızın neticesiz kalması üzerine, Refah Partisi, 12.4.1996 tarihinde, Anayasa Mahkemesinde iptal davası
açmıştır. Yapılan başvuru haklı görülerek, Yüksek Mahkemenin iptal kararı, bizzat Sayın Başkan tarafından, medya huzurunda,
14.5.1996 tarihinde ilan edilmiş ve A. Mesut Yılmaz Hükümetinin Meclisten güvenoyu veya yürütme yetkisi almadığı sabit ve
herkesin malumu olmuştur.
Bu durumda, Sayın Mesut Yılmaz'ın, hemen gidip, Cumhurbaşkanına görevi iade etmesi gerekirken, 2 haftadır görevi iade
etmemekte direnmekte, yürütme yetkisini haiz olmadığı hukukî bir gerçek olarak ortada iken, birtakım tevillerle bu gerçeği örtbas
etmeye ve Meclis Başkanının hatasından kaynaklanan ve şimdi Yüksek Mahkemenin yok saydığı bir yetkiyi kullanmaya devam
ederek, Anayasayı ihlal ve cezaî tabiriyle yetki gaspı suçlarını işlemektedir.
Bu suçlar işlenirken, suçu örtbas etmek için Sayın Yılmaz ve yandaşlarının başvurdukları teviller üç noktada toplanmaktadır:
1. Anayasa Mahkemesinin iptal kararları geriye yürümediğine göre, güvenoylaması geçerli sayılır.
2. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararına göre hareket edilir, gerekirse yeniden güvenoylamasına gidilir.
3. Anayasa Mahkemesi kararı ilan edilinceye kadar yapılacak bir şey yoktur, yetki kullanılmasına devam edilir.
Bu görüşlerinin hiçbirisine itibar etmek mümkün değildir.
Şöyle ki:
1. Anayasanın 153 üncü maddesi, açıkça, kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya
da bunların hükümlerinin iptal edilmekle yürürlükten kalkacağını amirdir. 12.3.1996 tarihli Resmî Gazetede ilan edilen ve Hükümete
yürütme yetkisi veren güvenoylamasıyla ilgili 398 sayılı Meclis kararı bir hükümdür ve bu hüküm iptal edilmiştir. Bu hukukî gerçek
nasıl yok kabul edilebilir?
2. "Gerekirse yeniden güvenoylamasına gidilir" sözü de geçersizdir. Zira, Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruda, oylama
işleminin iptali değil, ilan edilen hatalı kararın iptali istenmiştir. Mahkeme kararları, neticei taleple bağlıdır. Bu tür davalarda
neticei talebe aykırı bir karar ittihazı mümkün değildir.
Bu sebeple de iptal kararı yok farz edilemez.
3. Kararın ancak Resmî Gazetede ilan edildikten sonra geçerli sayılması, yine, kazanılmış hakların korunması, üçüncü
şahısların himayesi gayesine matuftur. Bu iptal kararından sonra, kararın Resmî Gazetede ilanına kadar geçecek süre içinde
haksızlığa devam etmek için bir hile sebebi değildir.
Kaldı ki, Anamuhalefet Partisi olan Refah Partisinden başka, koalisyon ortağı olan DYP'nin Sayın Genel Başkanı ile
muhalefetteki CHP'nin Sayın Genel Başkanı da, açıklanan Anayasa Mahkemesi kararı karşısında, Hükümetin yetkisiz olduğunu,
görevin derhal iadesinin gerektiğini 15 günden beri ısrarla ve tekrar tekrar vurgulamaktadırlar. Ne var ki, Sayın Mesut Yılmaz hiç
oralı olmamakta "çok istiyorsanız beni gensoruyla düşürün" demektedir. Bir hukuk devletinde böyle bir davranışa seyirci kalınamaz.
İşte, Anayasanın koyduğu kuralları, hukukun temel prensiplerini, Anayasa Mahkemesi kararlarını, millî iradeyi ve siyasî
nezaket kurallarını hiçe sayarak zorla hükümet etme cüretini ve suçunu devam ettiren A.Mesut Yılmaz hakkında, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin bir hukuk devleti olduğunu ispat amacıyla bu gensoru önergesini vermek zarureti hâsıl olmuştur.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Gensoru önergesinin tam metni de tutanağa eklenecektir.
Gensoru önergesinin görüşme gününe dair Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
V. —ÖNERİLER
A)DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1. —Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkındaki (11/1) esas numaralı gensoru önergesinin görüşülme günü ile gündeme
alınmasının kabul edilmesi halinde gündemdeki yeri ve görüşülme gününe ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No:13 Tarih: 3.6.1996
Danışma Kurulunun 3.6.1996 Pazartesi günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun
görülmüştür.
Mustafa Kalemli
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
İsmail Kahraman Ali Rıza Gönül
RP Grubu Başkanvekili DYP Grubu Başkanvekili
Cumhur Ersümer Hasan Hüsamettin Özkan
ANAP Grubu Başkanvekili DSP Grubu Başkanvekili
Nihat Matkap
CHP Grubu Başkanvekili
Öneri:
3.6.1996 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve okunmuş bulunan Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkındaki (11/1) esas
numaralı gensoru önergesinin, Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmaması hususundaki görüşmelerinin
Genel Kurulun 3.6.1996 Pazartesi günkü (bugünkü) birleşiminde yapılması; gensoru önergesinin gündeme alınmasının kabul
edilmesi halinde, gensorunun, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alması ve görüşmelerinin 6.6.1996
Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
VI. —GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI
VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1. —Refah Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili ve Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan’ın, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı
ile güvenoyu almadığı ortaya çıkmasına karşın hukuk ve siyasî nezaket kurallarına aykırı olarak görevini iade etmediği iddiasıyla
Başbakan A. Mesut Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/1)
BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, alınan karar gereğince, olağanüstü toplantı çağrı önergesinin konusu olan gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.
Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, bu görüşmede, Anayasanın 99 uncu maddesine göre, önerge sahiplerinden birine, siyasî parti grupları
adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.
Konuşma süreleri, önerge sahibi için 10 dakika, gruplar ve Başbakan için 20'şer dakikadır.
Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Murat Başesgioğlu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Önder Sav, Demokratik
Sol Parti Grubu adına Sayın Mümtaz Soysal, Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Ali Rıza Gönül, Refah Partisi Grubu adına
Sayın Mustafa Kamalak; önerge sahipleri adına da Sayın Şevket Kazan söz almışlardır.
Şimdi, önce, önerge sahipleri adına, Sayın Şevket Kazan; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika Sayın Kazan.
ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; gensoru önergesi üzerinde, şahsım adına
görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Bu söz alma münasebetiyle, 2 Haziranda yapılmış olan kısmî mahallî idareler seçiminde, belediye başkanlığını ve belediye
meclis üyeliklerini kazanan bütün arkadaşlarımı tebrik ediyorum ve çalışmalarında başarılar diliyorum.
Değerli milletvekilleri, her şeyden önce, bu gensoru önergesini neden vermiş olduğumuzu kısaca ifade etmek istiyorum.
Bilindiği gibi, Refah Partisi olarak biz, 10 Nisan 1996 tarihinden bu yana ve özellikle 14 Mayıs 1996 tarihinden bu yana,
Hükümetin güvenoyu almamış sayılması gerçeği karşısında, Sayın Başbakan Mesut Yılmaz'ın, kendisinin, görevi iade etmek
üzere Köşke çıkacağını veyahut Sayın Cumhurbaşkanının, görevi iade etmesi için, kendisini Köşke davet edeceğini bekleye
durduk; ama, bu beklentilerimiz, maalesef, netice vermedi. Ne zaman ki -24 Mayıs tarihli demeçlerinde- Sayın Cumhurbaşkanı ve
Sayın Mesut Yılmaz, ortada, güvenoyu almış bir hükümetin varlığını kabul eden ve böyle bir hükümetin görevden ayrılması için
istifa etmesi veya 276 oyla, gensoruyla, düşürülmesi lazım geldiği hususunda, kamuoyuna yansıyan demeçler verdiler, işte o tarihten
sonra, bir Anamuhalefet Partisi olarak, hükümetler için pek de hoş olmayan gensoru önergesini Yüce Meclise takdim etmek
mecburiyetinde kaldık. Burada, bir çelişki yoktur; güvenoyu almadığını kabul ettiğimiz bir Hükümet hakkında gensoru önergesi
vermiş olmamız, bir hukukî zorunluluktan kaynaklanmıştır.
Değerli milletvekilleri, 24 Aralıktan bugüne kadar olan beş aylık dönem içerisinde, eğer, millî iradeye hürmet, Anayasanın ve
İçtüzüğün vazetmiş olduğu hükümlere riayet ve bu arada, yıllardan beri itibar gören teamüllere icabet edilebilmiş olsaydı, bugün, bu
noktaya gelinmezdi.
Sayın Cumhurbaşkanımız, iki gün önce yapmış olduğu bir konuşmada "bütün meselelerin çözümlenebilmesi, devlet adına
ortaya konulan kurallara riayet edilmesiyle mümkündür. Eğer, bu kurallara riayet edilmezse, o takdirde bir kaos ortaya çıkar"
demiştir; bu doğrudur. İşte, bütün mesele, bu kurallara riayet edilmemesinden kaynaklanmakta ve dolayısıyla, işler, bugün
bulunduğumuz noktaya gelmektedir.
Bugüne gelişin üç safhası vardır: 12 Mart güven oylamasından 10 Nisan tarihine kadar olan safha. Bu safha içerisinde gerek
güvenoylamasının gerek Çekiç Güç ve gerekse olağanüstü hal oylamalarının, Anayasa hükümleri muvacehesince, özellikle
Anayasanın geçici 6 ncı maddesi muvacehesince, geçersiz olduğu konusunda Refah Partisi Grubunun hukukçuları tarafından
yapılan bir araştırma, ancak 10 Nisan tarihinde neticelenmiştir. 10 Nisan tarihinde bu hukukî kanaate vardıktan sonra, Sayın
Cumhurbaşkanına, Sayın Meclis Başkanına ve Sayın Başbakana bu durum birer tezkere ile iletilmişti.
Ne var ki, Sayın Meclis Başkanı, İçtüzüğün gerekli hükümlerini, o gün, her nedense uygulamamıştır. Sayın Başbakana
yapılan müracaata karşılık hiçbir cevap verilmemiştir. Sayın Cumhurbaşkanına yapılan başvuruya verilen şifahi cevaplarda da
"beni bu işe karıştırmayın" tarzında bir tavır sergilenmiştir.
Oysa, 10 Nisan tarihinde yapılan bu müracaatlar üzerine, Sayın Meclis Başkanı, İçtüzüğün 13 üncü maddesi gereği, konuyu
Başkanlık Divanına götürüp, orada müzakere ettirebilmiş olsaydı, Sayın Başbakan hatayı fark edip, o akşam görevi iade etme
zaruretini hissetmiş olsaydı veya Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasanın 8 inci ve yine Anayasanın 104 üncü maddelerinde kendilerine
yüklenen sorumluluğun gereğini yerine getirmiş olsalardı; biz, bugün, burada, bu gensoru önergesini müzakereye gerek
duymayacaktık; ama, maalesef, bu gerekler yerine getirilmedi; yani Sayın Cumhurbaşkanının dediği gibi, kurallara uyulmadı;
kurallara uyulmadığı için de bugün bu sıkıntıların içine geldik ve yuvarlandık. Tabiî, bu durum karşısında, Refah Partisi olarak,
Anamuhalefet Partisi olarak, Anayasa Mahkemesine gidildi; Anayasa Mahkemesi, 14 Mayısta iptal kararını verdi. Bu iptal kararı,
bizzat Yüksek Mahkeme Başkanı tarafından açıklandı. Ne var ki, gerekçeli karar yirmi gündür yazılmış değil, yirmi gündür Resmî
Gazetede ilan edilmiş değil. Bu da, ayrıca, görevlerin ifası açısından -eğer zaruretler bunun gecikmesini temin etmemişse- bize göre
bir eksiklik.
Tabiî, bu açıklamanın arkasından, hemen, yorumlar başlamıştır. Her üç oylama hakkında, özellikle, güvenoylaması hakkında,
kamuoyunda, özellikle medyada birtakım yorumlar başlamıştır. Bu yorumlar nelerdir; biraz önce gensoru önergesinde, bunlar, üç
madde halinde sayıldı ve Grubumuz adına konuşacak arkadaşımız da bunları ayrıca ifade edecekler.
Tabiî, Anayasa Mahkemesinin almış olduğu bu kararın arkasından, elbette, Sayın Meclis Başkanı, Sayın Başbakan, Sayın
Cumhurbaşkanı, hukuk danışmanlarına başvuracak, otoritelere başvuracak, onların görüşlerini alacaklardı. Nitekim, bu istikamette
birtakım çalışmalar yapıldığını da basından öğreniyoruz; ama, ne var ki, bu yapılan çalışmalar neticesinde, alınan mütalaalar
değerlendirilirken, gerçek bilim adamlarının görüşlerine itibar edilmemekte, siyasî hesaplara cevaz verecek sözlere itibar
edilmektedir.
Bakınız, bundan üç gün önce, bir köşe yazarımız "Ya Refah Duyarsa" başlığı altında bir yazı kaleme almışlar ve bu yazıda,
Prof.Dr.Erdoğan Teziç'in, hem Cumhurbaşkanının hem Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının, bir bakıma, hukuk danışmanı
olduğunu ifade etmişler ve bu hukuk danışmanının, kendilerine verdiği cevabî yazılarda veya mütalaalarda, Hükümetin derhal
görevi iade etmesi lazım geldiği konusundaki kanaatlere yer verdiğini belirtmişler.
Ayrıca, 30 Mayısta İstanbul Barosunun öncülüğünde, İstanbul'da bir hukukçular toplantısı yapılmış, yapılan bu hukukçular
toplantısında da, ağırlıkla, bu görüş istikametinde görüşler dermeyan edilmiş; yalnız, bu değerli bilim adamlarından bir tanesi Doç.
Dr. Fazıl Sağlam "Anayasanın 153 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre, Anayasa Mahkemesi kendisinin Meclis iradesini
kullanacağı bir karar ittihaz edemez" şeklinde bir ifadeyle "görev iadesine zaruret yoktur" demiş. "Anayasa Mahkemesinin almış
olduğu karar, güvenoyu alınmasının hukuka uymadığının, bir diğer deyişle, güvenoyu değil güvensizlik oyu verildiğinin tespitine
dair bir karardır. Burada, Anayasa Mahkemesi, kendisini Meclis iradesi yerine koyuyor değildir..."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kazan, devam edin efendim.
ŞEVKET KAZAN (Devamla) – O nedenle, tabiî, böyle bir tartışma ortamında bizler olmadığımız için, bu değerli bilim
adamının görüşünü neye dayandırdığını anlamak, bizler için pek mümkün olmamıştır.
Bunun arkasından, yine, özellikle bizim gensoruyu vermemizden sonra, birtakım mütalaalar devam ediyor. "Gensoru, hükümetin
belli bir icraatı üzerinde verilirmiş; oysa, bu gensoru hükümetin icraatı üzerinde değil, Anayasa Mahkemesi kararı üzerine
verilmişmiş" tarzında bir mütalaa ileri sürülüyor. Hemen ifade edelim: Bu gensoru, yetkisiz olan bir hükümetin "ille, icraatta kalmak
istiyorum, icraat yapmak istiyorum" demesi üzerine verilmiş, icraatıyla ilgili olarak verilmiş bir gensorudur. Dolayısıyla, bu
mütalaanın hukukî bir mesnedi, ortada yoktur.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi kararı, iptal mahiyetindeyse de, geriye işlemezmiş!.. Evet, kazanılmış haklar bakımından...
Kanun olsun, İçtüzük olsun, bunların yürürlüğe konulduğu tarihten itibaren iptal tarihine kadar geçen süre içinde yapılan bütün
icraatlar geçerlidir; bunlar iptal edilemez. Bu hukukî gerçeği biz de kabul ediyoruz; ama, iptal kararı alındıktan sonra aynı gerekçeye
sarılmak elbette mümkün değildir; çünkü, bu, işleri çok daha vahim bir yola götürür. Mesela, şimdi, bugün, burada yapacağımız
görüşme neticesinde Hükümetin düşürülmesi için 276 oy verilse, Hükümetin düşmesi gerekse; ama, Sayın Meclis Başkanı -zühulen
kelimesiyle ifade etmek istiyorum- zühulen, "güvenoyu almıştır Hükümet" dese ve bu şekilde Meclis kararı Resmî Gazetede ilan
edilse, şimdi, bu hata, bu açık hata karşısında, Hükümetin güvenoyu almış olduğunu kabul etmek mümkün müdür? Elbette,
mümkün değildir. Bu, işi tehlikeye götürür. O bakımdan, biz, bu konuda, Anayasa Mahkemesi kararının geriye yürümeyeceği
konusundaki tezi çok iyi yorumlamak gerektiğine inanıyoruz.
Resmî Gazetede ilan zorunluluğu. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanımız, 1993 yılında, 3911 sayılı Yetki Kanununun, 15.9.1993
tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi, bu iptal kararının açıklanması ve aynı akşam TRT ve özel televizyonlarda
yayınlanması, ertesi gün de gazetelerde bu haberlere geniş ölçüde yer verilmesi üzerine, o tarihten sonra, bu Yetki Kanununa
dayanılarak gönderilmiş olan Başbakanlık kararnamelerini, Hükümet kararnamelerini iade etmiştir; yani, Anayasa Mahkemesi
kararını beklemeden iade etmiştir; çünkü, artık, Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafından yapılan bu açıklamayla her şey malum
olmuştur diye, iade etmiştir.
Şimdi, o gün bu uygulamayı yapan Sayın Cumhurbaşkanının, bugün benzer bir olayda aynı yola tevessül etmemesini elbette
büyük bir garipsemeyle karşılıyoruz, başka bir kelime kullanmak istemiyorum.
Değerli milletvekilleri, Yüce Meclise takdim edilen bu gensoru önergesi, bu Meclisten güvenoyu almadığı halde, güvenoyu
almış gibi icraatına devam etmek isteyen Hükümetin görevden alınması zarureti dolayısıyla verilmiştir. Bu nedenle, Yüce Meclisin
gensoru önergemize itibar edeceğine ve kabul oyu vereceğine olan inancımı belirtiyor, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (RP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kazan.
Değerli milletvekilleri, şimdi, söz talep sırasına göre gruplara söz vereceğim.
Birinci sırada, Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Murat Başesgioğlu; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika Sayın Başesgioğlu.
ANAP GRUBU ADINA MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Refah Partisi Grup
Başkanvekili Sayın Şevket Kazan tarafından, Anayasa Mahkemesi kararıyla güvenoyu almadığı sabit olduğu, buna rağmen görevini
iade etmediği iddiasıyla Başbakan Sayın Mesut Yılmaz hakkında verilen bir gensoru önergesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubunun
görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi, Partim ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
2 Haziran günü yapılan kısmî mahallî idareler seçimi neticesinin, Türk siyasî hayatında hayırlara vesile olmasını da Cenabı
Allah'tan niyaz ediyorum.
Sayın milletvekilleri, aslında buraya bir savunma yapmaya çıkmadım. Bu anlamsız ve hukukî dayanaktan yoksun önerge
karşısında, ne Hükümetin ne de Sayın Başbakanın bir savunmaya ihtiyacı var. Bu önerge incelendiğinde, Sayın Başbakana izafe
edilebilecek tek bir kelime bile yok. Tabiri caizse, Uganda'daki fiyat artışlarından veyahut da Arjantin'in dışticaret açığından Sayın
Mesut Yılmaz ne kadar sorumluysa, bu önergeden de ancak o kadar sorumlu olabilir. Hükümeti yıkma konusunda gizlice
anlaşanların, Yüce Meclisin karşısına, hiçbir anayasal dayanağı olmayan, geçersiz bir önergeyle çıkmalarını hayretle karşılıyoruz.
Değerli milletvekilleri, parlamenter rejimlerde gensoru, siyasî sorumluluğun denetlenmesi amacına yönelik olarak verilen ve
sonuç doğuran bir kurumdur. Parlamentomuzda, 1961 yılından bu tarafa, ikiyüzelliyi aşkın gensoru önergesi verilmiştir. Bu
ikiyüzelliyi aşkın gensoru önergesinden sadece iki tanesi -birisi, Sayın Süleyman Demirel Hükümetinin düşürülmesine ilişkin olarak,
diğeri de, yine, MSP'nin, 5 Eylül 1980 tarihinde, Adalet Partisi Azınlık Hükümeti Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen hakkında
verdiği gensoru önergesidir- güvensizlik oyuyla neticelenmiştir. Dolayısıyla, gensoru önergelerinin görüşülmesi heyecanlıdır.
Gensoru önergesi neticesinde güvensizlik oylarının verilmesi önemlidir; ama, Türkiye'nin ve Parlamentomuzun yaşadığı şu siyasî
konjonktür içerisinde, inşallah Yüce Meclis ve siyasî parti gruplarımız, bu konuyu enine boyuna değerlendireceklerdir.
Anayasanın 99 uncu maddesinde yazılı gensorunun muhatabı hükümet veya bakanlardır. Bir gensorunun kabul edilebilir
olabilmesi için, bu konuda hükümetin görevli ve yetkili olması gerekir. Refah Partimiz, baştan beri, 53 üncü Cumhuriyet
Hükümetinin güvenoyu almadığı iddiasında ısrar etmektedir; oysa, gensoru, işbaşında, meşru hükümetler için başvurulabilecek bir
denetim yoludur. Demek ki, Refah Partisi, bu Hükümetin, baştan beri, güvenoyu aldığını, zımnî de olsa, kabul etmektedir; bu
çelişkiyi, inşallah, gelip bu kürsüden izah edeceklerdir.
Muhterem milletvekilleri, Refah Partisi Grup Başkanvekili Sayın Kazan'ın verdiği gensoru önergesini incelediğimizde iki
önemli iddianın yer aldığını görmekteyiz. Önergede, "Anasaya Mahkemesi tarafından açıklanan iptal kararıyla güvenoyu almadığı
sabit olan"; "buna rağmen, Anayasa, hukuk prensiplerine ve siyasî nezaket kurallarına aykırı olarak görevi iade etmeyen Sayın
Başbakan hakkında" diye, iki iddianın altı önemle çizilmektedir.
Şimdi, hep birlikte düşünelim veyahut da önerge sahiplerine hep birlikte soralım: Gerçekten, birinci iddianızda olduğu gibi,
Anayasa Mahkemesinin bir iptal kararı var mıdır? Bu soruya hemen, anında verebileceğimiz cevap: Elbette yoktur...
Anayasa Mahkemesi kararlarının, hukuk âleminde bir kıymet ifade edebilmesi için, Anayasanın 153 üncü maddesine göre,
gerekçeleri yazılmak suretiyle ilan edilmesi gerekir. Yine, 153 üncü maddeye göre, Anayasa Mahkemesi kararları, ancak Resmî
Gazetede yayımlandıktan sonra hüküm icra ederler. Bu olayda, Anayasa Mahkemesinin, ne gerekçeli kararı vardır ne de bu karar
Resmî Gazetede yayımlanmıştır. Yüce Meclisin malumu olduğu üzere, gerekçeli karar Anayasa Mahkemesi üyeleri tarafından henüz
yazılmaktadır.
Şayet, önerge sahipleri, Anayasa Mahkemesi Başkanının 14.5.1996 tarihinde yaptığı bir açıklamayı önergelerine dayanak
yapıyorlarsa, bu, son derece yanlış ve hukukî mesnedi olmayan bir durumdur. Anayasa Mahkemesi Başkanı, 14 Mayıs 1996
tarihinde basına sözlü bir açıklamada bulunmuştur; ama, dikkatinizi çekerim, Sayın Başkan, bu açıklamayı yaparken tasrih etmiştir;
demiştir ki "karar açıklamıyorum, sonuç bildiriyorum." Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi Başkanının sözlü bir açıklamasına
dayanılarak bir gensoru inşa edilmesi, gensorudaki bütün iddiaların, bu sözlü beyan üzerine oturtulması, anayasal sistemimiz
açısından son derece sakıncalıdır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 33 üncü
yıldönümü nedeniyle yaptığı bir konuşmada "mademki, karar, Resmî Gazetede yayımlanmakla yürürlüğe giriyor, o halde, bu karar
duyulsa bile, hukuk alanında hiçbir hüküm icra etmez" demiştir. Ne zaman söylemiş; Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 33 üncü
yıldönümü nedeniyle yapılan sempozyumda söylemiş ve "Anayasa Yargısı" adlı kitabın da 248 inci sayfasında bu beyanlar yer
alıyor; merak eden, dileyen, bu kitabı açıp, rahatlıkla, bu söylediğimiz konunun teyidini görebilir.
Değerli milletvekilleri, Anayasanın 153 üncü maddesinin bu açık hükmüne rağmen, yani "Anayasa Mahkemesi kararları
gerekçesiyle birlikte açıklanır" hükmüne rağmen ve Resmî Gazetede yayımlanma mükellefiyeti olmasına rağmen, Refah Partisinin,
ortada Anayasa Mahkemesinin geçerli bir kararı varmışçasına gensoru önergesi vermesi, bugüne kadar verilmiş ve görüşmeleri
tamamlanmış gensoru önergelerine hiç benzememektedir. Şu gensoru önergesinin, bugüne kadar verilmiş gensoru önergeleriyle
karşılaştırdığımızda, ikinci bir emsali yoktur.
Keza, Refah Partisi, iptal dava dilekçesinde, Yüksek Mahkemeden yürürlüğü durdurma isteminde bulunmuştur. Yüksek
Mahkeme, şartları oluşmadığı için, Refah Partisinin bu davaya ilişkin yürürlüğü durdurma istemini de reddetmiştir. Dolayısıyla,
Sayın Kazan'ın biraz evvel buradan ifade ettiği hususlar, Anayasamızın bu açık gerçekleri karşısında, maalesef, mesnetsiz
kalmaktadır.
Değerli milletvekilleri, şimdi, bütün bu anayasal gerekçelerden sonra, gensorunun verildiği tarihte, ilgili tarafları bağlayıcı,
Anayasa Mahkemesinin geçerli bir iptal kararı yoktur. Bu yüzden de gensorunun dayanağı yapılan iptal kararı, hayalîdir. Bu
nedenle, Yüce Meclisin, evvelemirde, konusu bulunmayan bir gensoru önergesini görüşmesi mümkün değildir. Diğer taraftan,
açıklanacak gerekçeli kararda, Anayasa Mahkemesinin, güvenoyunun geçerliliği ve tarihi konusunda bir hüküm fıkrası tesis etmesi
de her zaman mümkündür. Bu da, güvenoylaması üzerindeki bütün tartışmaları sona erdirecektir.
Şimdi, Yüce Meclise düşen, siyasî parti gruplarımıza düşen gerçek şudur: Hepimiz, aklıselim düşünerek, Anayasa
Mahkemesinin gerekçeli kararının açıklanmasını beklemek zorundayız; çünkü, Anayasa Mahkemesi yolunu açan Refah Partisidir.
398 sayılı Meclis Kararının iptali için Yüksek Mahkemeye başvuran Refah Partisidir. Hem de Meclis tatil kararı almışken ve tatil
kararının gerekçeleri ortadan kalkmamışken, alelacele -iki günlük süre içerisinde şartlarda ne değişiklik olduysa- Meclisi gensoruyu
görüşmek üzere toplantıya çağıran Refah Partisidir.
Şimdi, Refah Partisi, mademki, Anayasa Mahkemesi yolunu açmıştır, yani, konuyu hukukî bir platforma taşımıştır, o halde
bunun sonuçlarına katlanmak zorundadır; yani, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararının yayımlanmasını beklemek zorundadır.
Yoksa, Anayasa Mahkemesinin merdivenlerine kadar çıkıp, Sayın Başkanın sözlü açıklamasıyla yetinip, sonradan, yargı
denetimini terk ederek, yasama denetimini devreye sokmak, parlamenter rejimlerin benimsediği kuvvetler ayrılığı ilkesine tamamen
aykırıdır. Refah Partisi olarak, ya yargı denetimini seçeceksiniz ya yasama denetimini seçeceksiniz; iki denetim hakkını birden
seçme lüksünü, hakkını, anayasal sistemimiz size vermemektedir. Dolayısıyla, mademki, konuyu yargıya getirmiş bulunmaktasınız,
konu, bu platforma taşınmıştır, o halde bu yolun neticelerini, bu yolun sonuçlarını beklemek zorundayız; siyaseten de beklemek
zorundayız, anayasal zorunluluk gereği olarak da beklemek zorundayız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclis konusu ve muhatabı yönünden görüşülmesi mümkün olmayan bu gensoruyu
görüşmeye açarsa, iki önemli hukukî sonuçla, sakıncayla karşı karşıya kalacağız. Bunlardan birincisi şudur: Yüce Meclis, henüz
yürürlüğe girmemiş bir Anayasa Mahkemesi kararını infaz edecektir. Başka bir ifadeyle, Anayasa Mahkemesi kararını, hiçbir
hukukî geçerliliği olmayan sözlü bir beyana dayanarak, siyasî gerekçelerle, yetkisiz bir şekilde, Yüce Meclis, yeniden düzenleyecektir.
Yani, Yüce Meclis, Anayasa Mahkemesinin yerine geçerek bir karar verecektir. Böylesine bir karar, Anayasamızın 6 ncı maddesinin
son fıkrasına, 9 uncu ve 11 inci maddelerine açıkça aykırılık teşkil edecektir. Bu karar, aynı zamanda, bir içtüzük değişikliği
niteliğinde olacaktır. Nasıl ki, Refah Partisi, daha önce, dava konusu yaptığı hususu bir içtüzük değişikliği mahiyetinde görerek
anayasal yargının denetimine sokmuştur; aynı gerekçelerle, Yüce Meclisin bu konuda alacağı ikinci bir karar, bir içtüzük değişikliği
mahiyetinde olacak ve anayasal yargının denetimi altına girecektir; ki, muhtemelen de, bu karar, büyük ihtimalle, iptal edilecektir.
Sayın milletvekilleri, önemli diğer bir hukukî sakınca da, bu konuda Sayın Başbakan hakkında gensoru önergesi verilmeyeceği
keyfiyetidir. Gensorunun muhatabını, hangi konuda sorgulayacağımızı ve kendisine nasıl sorumluluk izafe edeceğimizi düşünmek
zorundayız. Meclisimizin geçmiş teamüllerine baktığımızda görüyoruz ki, gensoru önergeleri, yüzde yüz olarak, hükümetin veyahut
başbakanın veyahut da bir bakanın uyguladığı politikaya ilişkin olarak verilmiştir; dış politikaya ilişkin olarak verilmiştir,
ekonomik politikaya ilişkin olarak verilmiştir; dolayısıyla, icraatlarına ilişkin olarak verilmiştir. Şimdi görüştüğümüz şu gensoru
önergesi, geçmişte görüşülen önergelerin hiçbirine benzememektedir. Bakanların ve başbakanın gensoru konusu yapılabilecek siyasî
sorumlulukları, ancak uygulamaya ve görevlerinden doğan politikalara ilişkindir. Bu gensorunun, demin de ifade ettiğim gibi, Meclis
geleneğimizde, ikinci bir örneği yoktur.
Bakanların veyahut da başbakanların siyasî sorumluluklarında da iki ana unsur vardır: Bunlardan birisi şahsî sorumluluktur;
diğeri de kolektif sorumluluktur. Refah Partisi önergesinde, Sayın Başbakanın şahsî sorumluluğu ileri sürülmektedir. Doktrinde ve
uygulamada, başbakanların şahsî sorumluluğu, ancak başbakanlık hizmetlerinin yürütülmesi sırasında almış olduğu kararlarda
aksaklık veya yanlışlık olarak gösterilmiştir; ancak bu hal ortaya çıktığı zaman başbakanların şahsî sorumluluğu söz konusu
olabilir. Oysa, olayımızda, dava konusu yapılan hadisede, yapıldığı varsayılan yanlışı yapan, Meclis Genel Kuruludur. Yani,
yasama organına siyasî sorumluluk izafe edilmeyeceğine göre ve Meclis hakkında da gensoru verilmeyeceğine göre, Sayın
Başbakanı bu konuda sorumlu tutmak, anayasal sistemimiz açısından mümkün değildir. Yani, şimdi, Sayın Mesut Yılmaz'ı, Sayın
Başbakanı sorumlu tutarken ne diyeceğiz? Güvenoylamasında çekinser oyların kullanılmasını Sayın Mesut Yılmaz mı yapmıştır
veyahut da salt çoğunlukla ilgili Meclis tasarrufunu Sayın Mesut Yılmaz mı yapmıştır? Yani, tamamıyla Meclis işlemi, Meclis
tasarrufu olan konularda Sayın Başbakanı nasıl sorumlu tutabilirsiniz; bu sorumluluğuna istinaden hakkında nasıl güvensizlik
önergesi verebilirsiniz.
Değerli milletvekilleri, yasama organının bir kararından dolayı, Başbakana şahsî sorumluluk izafe edilemez; bu kararın sahibi
de muhatabı da Yüce Meclistir. Parlamento, kendi yasama tasarrufu nedeniyle, başbakan hakkında bir gensoru açılmasına karar
veremez; aksine karar, bir içtüzük değişikliği niteliğindedir ve Anayasanın 99 uncu maddesine aykırılık teşkil eder. Görüldüğü gibi,
hem konusu itibariyle hem de muhatabı itibariyle görüşülmesi asla mümkün olmayan bir gensoruyla, Yüce Meclis, karşı karşıya
bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bunca hukuksal sakıncalarına rağmen, Refah Partisi tarafından verilmiş olan bu gensoru
önergesi gündeme alınırsa, o zaman, bu işleyecek süreç sonunda, yani, cumartesi gününden itibaren, Türkiye'de yaşanacak
kargaşayı, yaşanacak kaosu, şimdiden, hep birlikte görmek zorundayız. Sorumlu siyasetçiler ve rejimin kurallarının sarsılmamasını
isteyenler, bu gerçeği görmek zorundadırlar.
Şimdi, bu hususu, altını çizerek, Yüce Meclisin dikkatine sunmak istiyorum.
Meclis, Anayasa Mahkemesi kararına bağlı olmadan, 12 Mart 1996 tarihinde verdiği güvenoyu kararını kaldırmış olur; yani,
ikinci bir karar alırsa, bu gensorunun görüşülmesini gündeme alırsa, 12 Mart 1996 tarihinde vermiş olduğu kararı geri almış olur.
Geri alırsa ne olur; çünkü, gensoru önergesinin konusu olan 12 Mart 1996 tarih ve 398 sayılı güvenoyu kararının yenilenmesi yolu
açılınca, Parlamento, ilk kararından vazgeçmiş olur. Bu vazgeçme, Anayasa Mahkemesi kararını aştığı için, yeniden bir güvenoyu
verilse bile, 12 Mart 1996 tarihli güvenoyunun geçersizliği, bir yasama kararına bağlı olacaktır. Bu gerekçeyle, Sayın
Cumhurbaşkanına -Anayasanın 116 ncı maddesinde yazılı- seçimleri yenileme hakkı doğacaktır. Anayasanın 110 uncu
maddesinde yazıldığı gibi, güvenoyu almamış bir hükümetin yerine kırkbeş gün içinde bir başka hükümet kurulmadığı, Meclis
kararıyla sabit olacaktır. Anayasa Mahkemesinin henüz kesinleşmemiş ve gerekçeleri, uygulama biçimi belirsiz kararını -siyasal
nedenlerle- 12 Mart 1996 tarihine taşımanın kesin sonucu budur. Değerli önerge sahipleri, bu gerçeği görmek durumundadırlar.
Netice itibariyle, gensorunun gündeme alınması, seçim tarihi ve hükümeti oluşturma hakkını, Sayın Cumhurbaşkanına ve
Anayasa Mahkemesine kendi elimizle devretmek demek olacaktır. Değerli Refah Partili kardeşlerime de saygıyla arz ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) – Bunlar, modası geçmiş yöntemler Sayın Başesgioğlu.
BAŞKAN – Sayın Başesgioğlu, sürenizi uzatıyorum.
Buyurun, devam edin.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Sayın Kazan, cumartesi gününden sonra bunları hep birlikte göreceğiz. İnşallah biz
mahcup oluruz, siz haklı çıkarsınız; ama, Refah Partisi, gensoru konusunda deneyimli bir partimiz; iki gensoru önergesinden netice
alınmış ve ikisinde de Refah Partisinin, daha doğrusu Millî Selamet Partisinin parmak izleri var. Bu konuda, zayıf bir gerekçeyle
Yüce Meclisin huzuruna niye geldiniz, hayret ediyorum.
Böyle bir durumu, Meclis olarak içimize sindiririz veya sindiremeyiz. Bu, başta önerge sahipleri olmak üzere, bu önergeye
destek verecek değerli üyelerimizin takdirlerine ve vicdanlarına bırakılmış bir konudur.
Anayasaya aykırılığı bu kadar açık olan gensoru önergesinin, alelacele görüşülmesine bir anlam veremiyoruz. Aslında,
yapılacak iş, gensoru önergesini verenlerin, kararlarını yeniden gözden geçirip, bu önergeyi geri çekmeleridir.
Bunu söylerken hiçbir siyasî mülahaza taşımıyorum. Biz, bu kürsüde, hiçbir zaman polemik yapmadık; doğrular neyse, o
doğruları, Yüce Meclise ve milletimize anlatmaya çalıştık.
Bu gelişmeler karşısında Parlamento, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını beklemek zorundadır. Karar açıklandıktan
sonra, ya Sayın Başbakan, zorunlu görürse, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararının gereklerini yerine getirecektir veyahut da -
Meclis olarak yine önümüzde bir imkân var. Nedir o imkân- Anayasanın 98 inci maddesinin dördüncü fıkrasına göre, bu konuda
genel görüşme açılabilir ve konuyu daha detaylarıyla burada bir Meclis kararına bağlamak mümkün olur; ama, bu konuda,
yukarıdan beri izah etmeye çalıştığım gibi, kesinlikle gensoru yolu kapalıdır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Refah Partisinin bu gensoru yoluyla Hükümeti düşürme konusundaki istekleri, kendi
açılarından haklı olabilir; ama, biz, Anavatan Partisi olarak, konuyu bu kadar basit görmüyoruz, bu gensoruyu sıradan bir gensoru
görüşmesi olarak görmüyoruz, bu Hükümetin düşürülmesini sıradan bir hükümet düşürme hadisesi olarak görmüyoruz. Bizim, Yüce
Meclisin dikkatini çekmek istediğimiz husus şudur: Bu konuda yapılacak güvensizlik oylamasından sonra bu ülkede yaşanacak
kargaşalara meydan vermemek için, bir hassasiyet içerisindeyiz ve bu nedenle de üzerine basa basa Yüce Meclisin dikkatini çekmek
istiyoruz.
Yüce Meclis ve değerli üyeler hatırlayacaklar ki, 2 Haziran seçimlerinden önce Yüce Meclisin tatile sokulması için, Refah Partisi
ve Doğru Yol Partisi, bir önerge verdiler. Refah Partili arkadaşlarımızın gerekçesi şuydu: Milletvekilleri seçim bölgelerine
dağılmışlardır, yoğun seçim çalışmaları vardır. Bu nedenle, Meclisin toplanmasında zorluk çekilecektir. Dolayısıyla, Meclisin
tatile girmesi gerekir. Bu önergeyi, burada, değerli kardeşimiz şiddetle ve hararetle savundu; ama, bir baktık ki, Refah Partisi,
pazartesi günü alelacele Meclisi olağanüstü toplantıya çağırıyor. Perşembeden cumartesiye kadar aradan iki gün geçti. Bu iki gün
içerisinde siyasî hayatımızda ne değişti? Meclis tatile girmeden, veyahut da bu şekilde karar istemeden evvel bu gerekçe yok muydu?
12 Mart tarihinden itibaren bu gerekçeyi, sizler de bizler de, bütün Meclis ve bütün kamuoyu biliyor. Demek ki, iki günlük süre
içerisinde gizli bir anlaşma oldu ve Refah Partisi, bu konuda gensoru önergesi verme kararı aldı.
Değerli milletvekilleri, hükümet düşmez diye bir hadise yok. Bu Parlamentoda çok hükümetler düşmüştür, istifa etmiştir; ama,
şu yaşadığımız konjonktür gereği, bu hükümet yıkılır yıkılmaz yerine koyabileceğimiz sağlıklı bir hükümet alternatifi yoktur.
(RP sıralarından "Neden yoktur?" sesleri)
Eğer Sayın Çiller'le Sayın Erbakan anlaştılarsa, bizim bir diyeceğimiz yok ve ben, bu konuşmayı keser, hemen buradan inerim;
Sayın Başbakan da, gider, görevi, Sayın Cumhurbaşkanına iade eder. (ANAP sıralarından alkışlar)
Hocam, var mı böyle bir anlaşma? Var mı Hocam?..
BAŞKAN – Sayın Başesgioğlu, Sayın Kazan'a tanıdığım süreyi size de tanıdım; toparlayabilirseniz sevinirim efendim.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Hay hay Sayın Başkan...
Değerli milletvekilleri, anayasal dayanaktan yoksun bu gensorunun gündeme alınmasıyla birlikte, belki de Parlamento
tarihimizde ilk defa, bir hükümet mahkemelik olacak ve Anayasanın 116 ncı maddesi devreye girecektir. Anavatan Partisi olarak,
parlamenter sisteme inancımız gereği, başta Refah Partisi yetkilileri olmak üzere, tüm ilgilileri ikaz ediyoruz. Bu yolda ısrar
etmelerinin ateşle oynamakla eşdeğer olduğuna inanıyoruz ve bu Hükümet yıkılsa bile, Refah Partisi için güllük gülistanlık
olmadığını da biliyoruz. Cumartesi gününden sonra yaşanacak, katedilecek yollar o kadar virajlı ki, korkarım, Refah Partisi, ilk
virajda yine şarampolda kalacaktır. (ANAP sıralarından alkışlar, RP sıralarından gürültüler)
Sayın milletvekilleri, Doğru Yol Partisi, birlikte ve büyük umutlarla kurduğumuz Koalisyon Hükümetinin ortağıdır. Merkez
sağın birlikteliğini sağlayacak bu oluşuma, toplumumuzun büyük bir kesimi umutla sarılmıştır. Anavatan Partisinde ve Doğru Yol
Partisinde, hâlâ bu inancın muhafaza edildiğini biliyoruz ve görüyoruz; ancak, ne var ki, Sayın Çiller, yolsuzluk iddialarıyla ilgili
konuda hesap verememekten ve örtülü ödenek konusundaki sıkıntısından dolayı o kadar bunalmıştır ki, bir zamanlar "ülkenin
geleceğini satmam" dediği partiyle gizli olarak anlaşmış ve gensoruya destek vereceğini açıklamıştır.
BAŞKAN – Sayın hatip, toparlar mısınız efendim; süreyi oldukça aştık.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Sayın Çiller, koalisyon ortağı DYP'nin Genel Başkanı değil, sanki anamuhalefet
partisi genel başkanı durumuna geçmiş ve her fırsatta "Sayın Başbakanı indireceğim, bu Hükümeti yıkacağım, bu koltukta
oturtmayacağım, bir daha onu başbakan yapmayacağım" gibi ifadelerde bulunmuştur. Şimdi, Sayın Çiller'in, acaba, bizim bildiğimiz
demokratik usuller dışında, demokratik teamüller dışında başka bir güç kaynağı mı var; bu gücü nereden alıyor, kimden alıyor;
doğrusu, bunu merak ediyoruz.
Sayın milletvekilleri, Sayın Çiller, Sayın Başbakanı ve Hükümeti icraat yapmamakla suçlamaktadır. Kendileri -Başbakan
oldukları dönemde- 5 Temmuz 1993 tarihinde güvenoyu almışlardır. Sayın Çiller'in iki aylık Başbakanlığı döneminde, Bakanlar
Kurulundan Meclise sevk edilen tek kanun tasarısı yoktur; ama "icraat yapmadı" dedikleri bu Hükümet, 47 adet kanun tasarısını
Meclise sevk etmiştir. Sayın Çiller'in iki aylık Başbakanlığı döneminde 14 adet kanun hükmünde kararname çıkarılmasına rağmen;
"icraat yapılmadı" denilen Hükümet döneminde tam 334 adet kanun hükmünde kararname çıkarılmıştır. Yine, "icraat yapılmadı"
denilen bu Hükümet, olağanüstü halin ve Çekiç Güç'ün yeniden düzenlenmesine ilişkin yoğun çaba içerisindedir; mahallî idareler
reformunun hukukî altyapısını gerçekleştirmiştir. Şikâyet ettiğiniz bu Hükümet, sizin iflas ettirdiğiniz sosyal güvenlik kurumlarını
bataktan kurtaracak, binlerce SSK'lının, Bağ-Kur'lunun, emekli, dul ve yetimin dertlerine çare olacak kanun tasarılarını
hazırlamıştır; 35 bin polisimizin askerlik meselesine çözüm bulmuş, trafik yasa tasarısını Meclise sevk etmiştir.
Sayın Başkan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Başesgioğlu, lütfen, son cümlelerinizi alayım efendim. İstirham ediyorum...
Buyurun.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, Kabinenin iç uyumunda bir problem
yoktur; Meclis çalışmalarında, bu manada bir tıkanıklık yoktur. 23 yıldır değiştirilemeyen Meclis İçtüzüğü, bu Parlamentoda,
siyasî partilerimizin uzlaşması neticesi değiştirilmiştir ve Kabinede, ister Doğru Yol kanadından olsun isterse Anavatan kanadından
olsun, sayın bakanlarımız, büyük biz uzlaşı içerisinde çalışmaktadırlar; ama, bütün bu uzlaşıyı, Hükümetin bütün bu icraatlarına
yönelik gayretlerini etkileyen, engelleyen tek faktör vardır; o da, Sayın Çiller'in tutum ve davranışıdır. Sayın Çiller, kendisi
hakkında yapılan yolsuzluk iddiaları konusunda "benim verilemeyecek hiçbir hesabım yoktur, istediğiniz gibi araştırın"
diyebilseydi, sadece bu cümleyi söyleyebilseydi, bugün, yaşadığımız hükümet krizini yaşamayacaktık.
Bugün geldiğimiz nokta ne Hükümetin icraat yapamamasından ne de Meclisin çalışamamasından ileri gelmektedir.
Değerli milletvekilleri...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Başesgioğlu, iki defa uzattım, daha fazla uzatmak mümkün değil. İstirham ediyorum, son cümlenizi alayım
efendim.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başkanın ikazı üzerine konuşmamı
toparlayıp bitirmek istiyorum.
Şimdi, bir cümle de değerli CHP Grubu için söylemek istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda, gerçekten, hukuk deneyimi,
tecrübesi çok zengin olan Anayasa profösörlerimiz, baro başkanlarımız, değerli hukukçularımız var. Gensoru konusunda,
zannediyorum, beni, en iyi onlar anlayacaklardır. Kader, Cumhuriyet Halk Partisini öyle bir noktaya getirdi ki, bundan tam 16 yıl
önce -demin arz ettiğim- Dışişleri Bakanı Sayın Hayrettin Erkmen hakkında verilen gensoru önergesinde de yine böyle zor bir
tercihle karşı karşıya kalmışlardı; o gün de, gensoru önergesini veren Millî Selamet Partisiydi. Önergenin içeriği, muhtevası
içlerine sinmemelerine rağmen, hükümetin yıkılması uğruna, o gün, Cumhuriyet Halk Partililer, bu gensorunun lehinde oy
kullandılar. Dilerim, bugün, aradan geçen 16 yıldan sonra, iyi bir muhasebe yapıp, ülkemizin yaşayabileceği kaosa meydan
vermemek için, oylarını ve tercihlerini daha düzgün yapacaklardır.
Değerli milletvekilleri, bu gensoru önergesi, hem konusu hem muhatabı itibariyle, Yüce Meclisimizde görüşülmesine imkân
olmayan bir önergedir. Bu önergenin gündeme alınıp görüşülmesi, Anayasaya ve İçtüzüğe aykırılığı bir yana, ülkeyi kaosa
sürükleyecektir. Önerge sahiplerini, bir kez daha kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum. Anavatan Partisi olarak, ille de
hükümet olmak uğruna koltukta oturmak gibi bir iddiamız yok. Biz, temiz siyaset adına, temiz yönetim adına, üç ay süreyle, bu
Hükümetin icraatlarına kefil olduk. Hiç kimsenin şaibesini örtbas etmek için veyahut da pazarlıklarla bu Hükümetin üç yıl daha
sürmesini istemeyiz, Anavatanlılar istemez. Bu şekilde üç yıllık bir Hükümet yönetimi olacağına, bizim için, üç aylık bu şekilde
yürüttüğümüz bir Hükümet, daha onurludur.
Bu gerekçelerle, Anavatan Partisi olarak, bir Anayasa ihlaline ortak olmamak için ve Yüce Meclisi bu yanlıştan korumak için,
sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz, Anayasamızın ve hukukun tanıdığı bütün imkânları kullanacağız.
Bu gerekçelerle, Anavatan Partisi olarak, bu gensorunun gündeme alınmasına ret oyu vereceğimizi ifade ediyor; Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyor, Sayın Başkana, müsamahası için, teşekkür ediyor; saygılarımı sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başesgioğlu.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Önder Sav; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ÖNDER SAV (Ankara) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Refah Partili 119 milletvekili
arkadaşımız tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağanüstü toplantıya çağrılması nedeniyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Sayın Başkanının bu isteği yerine getirmesi üzerine, ara vermenin son günü olan bugün, bir araya gelmiş bulunuyoruz.
Refah Partisinin olağanüstü toplantı çağrısında, aynen Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda, güvenoyu almadığı ve görevi
iade etmesinin gerektiği ısrarla vurgulanan Mesut Yılmaz Hükümetinin işbaşında kalmakta direnmesi karşısında, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin yeniden çalışmaya başlayacağı 4 Haziran 1996 tarihine kadar beklenilmesinin, yetkisiz bir hükümetin bir gün daha
icraatına devam etmesinin telafisi imkânsız büyük karışıklıklara ve buhranlara sebebiyet vereceği şeklinde ibareler bulunmaktadır.
Aynı gün Refah Partisi Grubu tarafından verilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyelerine dağıtılan gensoru açılmasına
ilişkin önerge, ara verme süresi içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağanüstü toplantıya çağrılma nedenini açığa
çıkarmıştır.
Gensoru önergesinin son cümlesinde "Anayasa Mahkemesinin kararlarını, millî iradeyi ve siyasî nezaket kurallarını hiçe
sayarak zorla hükümet etme cüretini ve suçunu devam ettiren Mesut Yılmaz hakkında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir hukuk
devleti olduğunu ispat amacıyla, bu gensoru önergesini vermek zarureti hâsıl olmuştur" deniliyor.
Olağanüstü toplantı isteyen 119 Refah Partili arkadaşımıza sormak istiyorum. Böyle önemli, ötelenemez gerçeği, Meclis
çalışmalarına ara vermede mi keşfettiniz; daha önce, bunlar malumunuz değil miydi? (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Refah Partisinin sözleriyle, cüretkâr ve suçlu bir Başbakanın başında bulunduğu bu Hükümet, öneri ve oylarınızla çalışmalara ara
verdiğiniz 22 Mayıs tarihinde ortada değil miydi? (CHP sıralarından alkışlar) O zaman, yangından mal kaçırır gibi, Türkiye Büyük
Millet Meclisini tatile sokmaktaki aceleniz, telaşınız neydi? Madem, bir gün bile önemliydi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve
ülkenin çok değerli onüç gününü niçin heba ettiniz? Hükümetin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde asıl denetlenmesi gereken
günlerde, neden Meclisten kaçtınız? (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)
Telaşınızı anlıyorum. Mercümek milyonlarının, trilyonlarının üzerindeki giz örtüsü kaldırılacaktı. Kanuna ve genel ahlaka
aykırı şekilde mal edinmek suretiyle görevini kötüye kullanan, mal bildiriminde bulunmayan, rüşvet ve yolsuzluk yaptığı iddia
edilen Refah Partisinin Sayın Genel Başkanı Erbakan ile ilgili Meclis soruşturması görüşülecekti. (RP sıralarından sıra
kapaklarına vurmalar, gürültüler; CHP ve DSP sıralarından alkışlar) Lütfen... Sükûnetle dinlerseniz, herhalde daha kolay
anlayacaksınız. (RP sıralarından gürültüler)
1969'da -daha gerisi var- milletvekili maaşı 3 200 Türk Lirası olan, İstanbul Fatih'te bir kat ve binek otosundan başka mal
varlığı olmayan Sayın Erbakan'ın pek çok apartman dairesinin, binlerce metrekare arsasının, kilolarca altınının, yüzbinlerce
Amerikan Dolarının, Alman Markının ve Fransız Frangının hesabı sorulacaktı bu kürsüden. (CHP sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan, onunla ne alakası var?!.
ÖNDER SAV (Devamla) – Onüç günlük engelleme, küçük, kısmî yerel yönetim seçimlerinden önce bunların konuşulmasını
geciktirebilir; ama, öteleyemez; hepsinin bir bir hesabı sorulacaktır. Kimse Türkiye Büyük Millet Meclisi denetiminden
kaçamamıştır, siz de kaçamayacaksınız. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Şimdi, önümüzde bir gensoru önergesi duruyor. Gensoru önergesinin hukukî dayanağı olmadığı, siyasî amaç taşıdığı,
gerekçesinin doğru ve tutarlı olmadığı söylenip iddia ediliyor. Benden önce konuşan Anavatan Partisinin çok değerli sayın grup
başkanvekili de bu noktalara değindi. Gensoru önergesini devlet ve hükümet faaliyetine, icraata indirgemek, biçimsel düşünmek
olanaksızdır. Ne Anayasada ne de İçtüzükte gensoru önergesinin hangi durumlarda, hangi ölçüler kullanılarak verileceği yazılı
değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi-hükümet ilişkisi, siyasal iktidarın, siyasal desteği sürekli arkasında görmesiyle sağlıklı yürür.
Yürütme, gücünü yasama meclisinden aldığı ölçüde, parlamenter rejim işler.
Anayasa Mahkemesi, güven oylamasını, bir İçtüzük değişikliği niteliğinde gördüğünden incelemiştir. Anayasa Mahkemesi,
Meclis kararlarını doğrudan incelemez. Onun, konuyla ilgili yürürlüğü durdurma kararı vermemiş olmasına da sığınmak yanlıştır;
konuyla ilgili yürürlüğü durdurma kararı vermemiş olması, Türkiye Büyük Millet Meclisine saygının, bir hukukî inceliğin, zarafetin
ifadesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümet, yüksek yargı organının bu mesajını iyi algılamalı, gereğini de geciktirmeden
yapmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
Anayasa Mahkemesinin gerekçeli iptal kararının Resmî Gazetede yayımlanmasını beklemek, haksız zaman kazanmakla
eşdeğerdir. Hükümet, kendisinin hukuken var olup olmadığı tartışmasını önlemek için, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye
yürümezliği ilkesine sığınacağına, parlamenter rejimin geleneklerine, güvenoyu tazelemesine yönelmeliydi.
Gensoru verilmesiyle, bir garip durum daha ortaya çıktı. Gensorudan önce, Hükümetten desteğini çektiğini, protokol
hükümlerine uymayacağını belirten Doğru Yol Partisi gensoruya destek vereceğini açıkladı. Ülkemizin karşı karşıya bulunduğu iç
ve dış siyasî, sosyal ve ekonomik sorunların çözümü için program sunan, bazı siyasî partilerimizin böyle bir hükümetin kurulmasını
anlayışla karşılayacaklarına ve kolaylık göstereceklerine ilişkin beyanlarını dikkate alarak hükümet kuran Anavatan Partisi ve
Doğru Yol Partisi, çok kısa bir süre sonra anlaşmazlığa düşüp, birbirlerini suçlamaya başladılar. Hükümet ortakları, birbirlerine
komplolar hazırlayıp, tuzaklar kuruyorlar; ama, aslında farkında değiller, rejim yıpranıyor; bilmeden, demokratik rejime tuzak
kuruluyor.
Başbakan için "kavga ve çamur üretmek", "mertçe davranmamak", "arkadan hançerlemek", "hayalet başbakanlık yapmak"
deyimlerini kullanan ve "gördük ki yalan dolan, üç yıllık başbakan" diyen; "bu Hükümet aceleye getirilerek kuruldu, Meclis
çoğunluğuna dayanması gerekirdi" diye hayıflanan; "Hükümet, hukuken de, siyasî olarak da malul. Çiller'e karşı senaryoları Mesut
Yılmaz el altından yönlendiriyor" diye ortağını suçlayan; "Hükümetin, bu haliyle, IMF ile bir stand-by anlaşması yapması doğru
değil, mümkün değil" diye değerlendiren Doğru Yol Partisinin, Hükümeti niçin sürdürdüğünü anlamak olanaksızdır.
Hükümetten destek çektiğini söylemek yetmez; bunu, hukukîleştirmek, gereğini yapmak lazımdır. "Hükümet, problemleri
çözmek için kurulur; ama, bu Hükümet, ülkenin başına kendisi problem olmuştur; bu Hükümetin çözeceği tek problem kalmıştır, o
da çekip gitmek" deyip durmak olmaz. Refah Partisinin gensoru önergesini beklemek, onun arkasına saklanarak ortağını
sıkıştırmak, siyasal dürüstlükle bağdaşmaz. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Hükümetin diğer ortağı Anavatan Partisinin de, protokol ile kendisini bağlı saymadığını ilan etmesi, Sayın Başbakanın, 1991
yılında gösterdiği siyasî olgunluğu göstermeyeceğini, istifa etmeyeceğini söyleyip, siyaseten doğru olanı yapmayışı şaşırtıcıdır,
gerçekten, siyaset adına hüzün vericidir.
Koalisyon protokolünün hükümlerine uymayarak, ortaklaşa hükümet nasıl sürdürülecektir? "Ben istifa etmem, Hükümet gideceği
yere kadar gider" mantığı, fevkalade sakat ve tehlikelidir. Hem ortağınızın Genel Başkanı için "Çiller denince akla hep yalan
geliyor", "Türkiye'yi ikibuçuk yıldır Marcos Ailesi zihniyeti yönetti", "esasen, Çiller, Doğru Yol Partisinin de, Türkiye'nin de sorunu
olmuştur", "bir ayağı Amerika Birleşik Devletlerinde, bir ayağı Türkiye'de; bir ayağı devletin, bir ayağı mafyanın içinde; böyle
yolsuzluğa, pisliğe bulaşmış", "ya ortaklık yap ya da git emlakçılık yap", "Çiller kamu vicdanında suçludur, kamuya hesap vermek
zorundadır" diyeceksiniz hem de hiçbir şey olmamış gibi, büyük bir pişkinlikle, Hükümete devam edeceksiniz; olmaz öyle şey!..
(CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Şimdi, böyle düşünenlere seslenmek istiyorum: Beyler, istifa diye önemli bir kavram olduğunu unuttunuz mu? Yoksa, iktidar
hırsı, basiretinizin, aklınızın önüne mi geçti? İstifa, gensoru veya güvensizlik oylarıyla hükümete veda etmekten daha anlamlı bir
siyasal davranıştır; zamanı geçmeden, düşünmeyenlere, denemelerini tavsiye etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Hükümetin perişan hali ortadayken, kimi siyaset adamları da, hem bu Hükümetin varlığıyla yokluğunun belli olmadığını ifade
edip, Hükümetin hiçbir icraatına engel olmadıklarını övünerek söylemekte; "Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi, bu yıl içerisinde
yapılacak erken seçime kadar mütareke ilan etmelidir" diyerek, çekingenliklerini bırakıp siyasî arabuluculuğa soyunmakta; azınlık
hükümeti kurmaya cesaretlendirdiği hükümet ortaklarını ve ülkeyi, âdeta, yeni ve tehlikeli bir maceraya itmektedir.
Bu Hükümet gitsin, ondan sonra ne olursa olsun diye düşünemeyiz. "Refah Partili hükümeti içimize sindiremeyiz" diyenler,
içlerine sinecek modeli söylerler; çekinerek değil, cesaretle, kararlılıkla, sorumluluk üstlenip gerekeni yaparlar. İlelebet çekinerek,
kaçınarak, temel hedef olan siyasal iktidar olmaktan ürkerek siyaset yapılamaz; meşhur bir sözdür: "Korkak bezirgân, ne kâr eder ne
ziyan." (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşmamızın başından beri anlattığımız olaylar, çizdiğimiz tablo, hiç de iç açıcı değildir. 53 üncü Hükümet, kurulduğu
günden bu yana, kuruluş amaçlarına, protokolündeki hükümlere uygun davranmıyor, davranamıyor. Hükümet ortakları arasındaki
çirkin söz düellosu ve yakışıksız sataşmalar, halkımızın siyasetten soğumasına, siyaset adamlarına güvensizlik duyulmasına neden
olacak boyutlara geldi dayandı.
Hükümetin bugüne kadar çıkarabildiği iki kanun da -ki, biri, zorunlu olan bütçe kanunu ve diğeri, Hâkimler ve Savcılar
Kanununda değişiklik yapan kanun- Anayasa Mahkemesi kararına ve Anayasaya aykırı kanunlardır. Bu Hükümetin, hukuka,
hukukun üstünlüğüne de saygısı kalmamıştır. Uyumsuz ve birbirleriyle kavgalı, birbirlerine güvenmeyen ortakların yer aldığı
böyle bir hükümetle, ülke, daha ne kadar süre idare edilebilir!
İşçimiz, memurumuz, esnafımız, çiftçimiz, emeklimiz, artık, kavga istemiyor, dağ gibi büyüyen sorunlarına çözüm bekliyor,
insanca yaşamak istiyor. Halkımız, siyasal, sosyal ve ekonomik hayatı sağlıklı bir düzeye ulaştıran, yurtdışından gelen heyetlerin,
malî, ekonomik ve diplomatik sorunlarda hükümet dışı kuruluşları değil, siyasal iktidarı muhatap alacakları sorumlu bir hükümet
istiyor. İnsanlarımızı, milyonlarca oyun sahibi halkımızı, daha fazla umutsuzluğa, karamsarlığa itmeye kimsenin hakkı yoktur.
Demokrasinin vazgeçilmez unsuru siyasî partilerimizin ve kimi liderlerin daha fazla aşınması, ülkemizde, sadece buna neden olanları
değil, demokratik rejimi tartışılır duruma sokmaktadır. Yolsuzluk, hırsızlık, usulsüz ve hukuksuz mal edinme gibi karşılıklı
suçlama ve tartışmalarla, siyaset, yeteri derecede kirletilmiştir; geliniz, daha fazla kirletmeyiniz; gensoruyu gündeme alalım, temiz
toplumu, temiz siyaseti konuşalım, sorunları tartışıp doğruları elbirliğiyle bulalım.
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sav.
Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Prof. Dr. Mümtaz Soysal; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
DSP GRUBU ADINA MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli üyeler; bu konuda, Partimin, Demokratik Sol Partinin görüşünü ve tutumunu açıklamak üzere
karşınızdayım. Bu tutumun ne olacağını hemen başlangıçta söyleyeyim. Biz, bu konuda oylama olurken çıkıp gideceğiz. (RP
sıralarından gürültüler; CHP sıralarından alkışlar[!]) Çünkü, bir oyunun içerisinde olmak istemiyoruz. (DSP sıralarından alkışlar)
Çok taraflı bir oyun oynanmaktadır. Bu çok taraflı oyunun içerisinde olmak, bu Meclisin, halkın gözünde taşıması gereken değerle
bağdaşmaz, adıyla da bağdaşmaz. Bu Meclis, ciddî işlerin konuşulması gereken bir yerdir, halkın beklentisi budur; bu Meclis, oyun
yeri değildir. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu davranışımız, Hükümete destek vermek de değildir. Biz, Hükümete, başından beri
destek vermiş değiliz. Biz, Hükümetin kurulmasına engel olmadık; bununla, engel olmamakla destek vermek arasında, herhalde, çok
büyük bir fark vardır. Bu farkın ne olduğunu, biz, şimdiye kadar, şu kadarcık bir süre içerisinde bile defalarca ispat ettik. Doğru bir
durum varsa destekledik, yanlış varsa, hiç çekinmeden karşısına çıktık; TEDAŞ konusunda soruşturma önergesini veren biziz; 5,5
milyarlık dolandırıcılık konusunda soruşturma önergesini veren biziz ve buna benzer durumlarda çeşitli araştırma önergelerini
veren, hazırlayan ve verecek olan da biziz. (DSP sıralarından alkışlar)
Diyebilirsiniz ki, madem öyle, destek vermiyorsunuz, niçin, bugünkü oturumda oylamaya katılıp da önergeye destek vermekten
çekiniyorsunuz? Çünkü, önergeye destek vermek demek, bu Hükümetin, bizim gözümüzde zaten bitmiş olan siyasal ömrüne, bir de,
Meclisteki çok önemli bir kurumun, gensoru kurumunun katkısını getirmek demektir. Çünkü, bizce, bu Hükümetin siyasal ömrü
tükenmiştir; ama, siyasal ömrü tükenmiş olan bir koalisyon hükümetinin, o ömrünün tükenmişliğini tescil etmenin yolu, herhalde, bu
çeşit bir gensoru önergesi vermek değildir. (RP sıralarından "Nedir" sesleri)
LÜTFİ YALMAN (Konya) – Çelişiyorsunuz... Çelişiyorsunuz...
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) – Bu, ne biçim bir Hükümettir ki, şimdiye kadar koalisyonun iki tarafı da ve özellikle bir tarafı,
öbürü hakkında, ağza, dile alınmayacak sözler söylemiştir. Bunları burada tekrarlamaya, aile terbiyemiz değilse bile, devlet
terbiyemiz müsait değildir. (DSP sıralarından alkışlar)
Böyle bir Hükümet, hem işbaşında kalmaktadır hem de böyle bir Hükümetin bir kanadı, şimdi, Anayasa Mahkemesinin bir
kararı vesile edilerek, o Hükümeti düşürmek üzere verilmiş olan bir gensoruya zımnî destek vermektedir. Şimdi, biraz önce okunmuş
olan gensoru önergesinin şu paragrafını tekrar ediyorum: "Kaldı ki, anamuhalefet partisi olan Refah Partisinden başka, koalisyon
ortağı olan DYP'nin Sayın Genel Başkanı ile muhalefetteki CHP'nin Sayın Genel Başkanı da, açıklanan Anayasa Mahkemesi
kararı karşısında, Hükümetin yetkisiz olduğunu, görevin derhal iadesinin gerektiğini onbeş günden beri ısrarla ve tekrar tekrar
vurgulamaktadırlar." Bu, zımnî desteğin kâğıda dökülmüş biçimidir; ama, zımnî desteğin ne kadar açık olduğunu kaç gündür
kamuoyu dikkatle izlemektedir. Koalisyonun bir kanadı, mensubu olduğu Koalisyon Hükümetini düşürmek üzere verilmiş olan
gensoru önergesini Mecliste destekleyeceğini açıkça söylemiştir.
Daha önce söylendi, ben de tekrar edeyim: Niçin istifa edilmiyor? Bir koalisyon, bütün bunlardan sonra, özellikle de, o
koalisyonun bütün bunları söylemiş olan kanadı, herhalde, bu koalisyonu sona erdirmek için başka bir partinin verdiği gensoru
önergesine muhtaç durumda olmamalıydı; istifa denilen bir kurum vardı, onun işletilmesi gerekirdi; ama, oynanan oyun -onun için,
biz bu oyunun içinde olmak istemiyoruz- şudur ki, taraflar, böyle bir Hükümetin, yani, siyasal ömrü dolmuş olan bir Hükümetin
yıkıcısı olmak rolünü, açıkça -tiyatro programlarında bu rol buna verilmiştir dedirtircesine- üstlerine almamak için, bu rolü başka
bir partiye, hatta, o partiden önce de başka bir mahkemenin yüklenmesine razı olmuşlardır.
Bu ne biçim bir siyasal flörttür ki, bu koalisyonun bir kanadındaki bir partiyle koalisyonun dışındaki bir parti arasında,
anamuhalefet partisi durumunda olan bir parti arasında, flörtün tarafları, flört ettiklerini ya da ileride nasıl bir yuva kurmayı
düşündüklerini söylememekte ve daha önceki bir birleşmenin sona ermesi için bir mahkemeden medet ummaktadırlar. Bizim
anlayamadığımız, bu oyundur; bizim, devletin kuralları içinde akıl erdiremediğimiz, bu oyundur. Onun için, bu oyunun içinde
olmak istemiyoruz.
Bir başka nokta daha var. Bir başka nokta, işin hukukî yönüdür ve bu konuda en rahat konuşabilecek durumda olan da biziz.
Çünkü, Partimiz, Anayasa Mahkemesi kararı, Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafından bir karar bildirimi biçiminde kamuoyuna
açıklandığı zaman, hiç süre geçirmeksizin şunu söylemiştir: Bu karar, henüz Resmî Gazetede gerekçesiyle açıklanmış değildir;
dolayısıyla, ortada, Anayasa Mahkemesi kararı denebilecek bir hukuk metni yoktur; ama, bu noktadan itibaren, Hükümet, siyaseten
tartışmalı duruma gelmiştir, Hükümetin alabileceği önemli kararlar tartışmalı duruma gelmiştir; onun için, tavsiyemiz, Anayasa
Mahkemesi kararının gerekçesiyle birlikte yayımlanmasını beklemeden, Hükümetin kendisi, Meclisten güvenoyu istemelidir,
demiştir Partimiz.
Bu tavsiyemiz tutulmadı ve arkasından, o sözünü ettiğim flört de gelişti ve nihayet, gensoru gibi, başka durumlarda
kullanılması gereken bir anayasa kurumu, böyle bir oyuna alet edilmek istendi.
Sayın Başkan, değerli üyeler; gensoru ne demektir, eski Anayasamızda "istizah" diye sözü geçen gensoru ne demektir: İstizah
sözünden de anlaşılacağı gibi, bir konuda açıklama istemektir, izahat istemektir ve o izahatın sonunda -öbür sorulardan farkı
gensorunun- siyasal sorumluluk söz konusudur. Şimdi, burada, hukuken -tekrar ediyorum, hukuken- bu izahatı isteyebilmek için,
ortada, geçerli bir Anayasa Mahkemesi kararının olması gerekir. Şimdi, gensoruyla istenen izahat, bir siyasetin açıklanmasıdır;
yani, diyor ki gensoru, bu tartışma ne olursa olsun, Anayasa Mahkemesi kararı bildirildikten sonra, böyle bir kararın alındığı
bilindikten sonra, Hükümet, niçin kalmakta devam etmiştir; sorulmak istenen soru budur. Ama, biz, asıl bir şeyi sormak istiyoruz; bu
gensorunun ötesinde, halk adına bir şeyi sormak istiyoruz ve zannediyorum, bunu, bütün millet de bizden beklemektedir. Böylesine
bir tartışmalı konu varken, bunu gensoruya alet etmek yerine, niçin bunun siyasî gerekleri yerine getirilmemiştir ve asıl önemlisi,
bunun siyasî gereğini yerine getirirken, siyasî partilerimiz -Hükümetin içinde olsunlar ya da dışında olsunlar, bu gensoruyu verenler
en önde olmak üzere- niçin, halkın önüne, bundan sonra ne yapmak istediklerini açıkça koymamaktadırlar? Bu belirsizliği devam
ettirmeye; belirsizlikten bezmiş olan, sorunları bunca büyük bir ülkede siyasal kadroların aldırmazlığına tepki gösteren bir halka,
bundan sonra Türkiye'yi nereye götürmek istediğiniz, niçin, açıkça söylenmemektedir?! Bir flört söz konusuysa, koalisyonun bir
parçasıyla koalisyon dışındaki bir parti ya da partilerarasında bir flört söz konusuysa, bunun, açıkça "biz bu Hükümeti devireceğiz,
arkasından da şöyle bir hükümet kuracağız" diye halkın önüne konulması gerekir ki, belirsizlikten bezmiş olan Türk Halkı
geleceğini biraz görebilsin. Bu, rejim bakımından çok önemli bir noktadır; çünkü, hükümetlerin düşürülmesi kolaydır ve bazen
gereklidir, hatta zorunludur; ama, bu, arkasından ne geleceği ortaya konularak yapılırsa, siyasal sorumluluk çok daha kesin bir
biçimde yerine getirilmiş olur.
Bu, dünyada o kadar önemli bir noktadır ki, siyasal belirsizliğin zamanla bunalımlara dönüştüğünü, arkasından ülkelerin
diktatörlüklere düştüğünü, olağanüstü rejimlerin pençesi altında ezilmeye başladığını bilenler, anayasalara, bu gibi durumları
önlemek üzere birtakım hükümler koymuşlardır; anayasa hukuku bunun için çalışmıştır, bunun için birtakım araçlar geliştirmiştir.
Örneğin, Fransız Anayasasında bile, şimdi uygulanmakta olan Fransız Anayasasında bile, 1958 tarihli Anayasada bile,
hükümetlerin, böyle, olur olmaz, tekrar bakan olmak, hükümet içine girmek hevesiyle düşürülmesini önlemek için, bakan olan
milletvekillerinin milletvekilliğinin düşmesi, yani, bakan olmakla milletvekilliği arasında bir tercihin yapılması kuralı getirilmiştir.
Bu, hükümetleri düşürme hevesi yüzünden ülkelerin belirsizliğe sürüklenmesini önlemek için düşünülmüş çarelerden biridir; ama,
örneğin, yine yürürlükte olan bir Alman Anayasasının, Federal Almanya Anayasasının, 1949'da yapılmış olan temel yasanın bir 67
nci maddesi vardır ki, çok önemlidir; biraz bizim gensoruya benzer, ama, orada iki gensoru tipi arasında bir ayırım güdülür; bakanlar
hakkında verilen gensorular başkadır; ama, bir başbakanın düşürülmesini amaçlayan gensoru verilmek istendiği zaman, onun adına
gensoru denmez, olumlu güvensizlik oyu önergesi denir.
Olumlu güvensizlik oyu ne demektir; Mecliste bir grup milletvekili -bir parti ya da birkaç parti- başbakanın değiştirilmesini
istemektedir, onun, federal devlet başkanı tarafından görevden alınmasını istemektedir; ama, bunu isterken, o, önerge biçiminde
olmaz; mecliste, devrilecek olan başbakanın yerine kimin başbakan olacağı meclisin oylarıyla belirlenir. Böyle bir belirleme olduğu
zamandır ki, federal şansölyenin, yani başbakanın görevden uzaklaştırılması istenebilir.
Bizim Anayasamızda bu usul yok. Biz de bu yola gidilsin demiyoruz, şimdiden başbakanı belirleyin demiyoruz; ama, dediğimiz
şu: Eğer, bu Hükümeti bu yollarla devirmek istiyorsanız, yerine nasıl bir hükümet kuracağınızı lütfen şu millete söyleyin -bu millet,
uzun süren belirsizliklerden artık bezdi- ve bunu açıkça söyleyin, bunu partiler olarak açıkça söyleyin "biz anlaştık, şöyle bir
hükümet kuracağız" deyin, "başbakanımız şu olacak" deyin; ama, lütfen, bir partinin öbür partiyle girişmiş olduğu ilişkiyi bir oyuna
dönüştürmeyin.
Sayın Başkan ve değerli üyeler; onun için, böyle bir açıklık beklediğimiz için, açıklık olmayan bir durumun içinde yer almak
istemediğimiz için bu oylamaya da katılmayacağız. Çünkü, açık olmayan bir işin içine DSP'yi sokmak, onun Genel Başkanını ya da
herhangi birimizi sokmak mümkün değildir. Biz, açıklığın partisiyiz. (DSP sıralarından alkışlar)
Açıklığın partisiyiz ve istiyoruz ki, Türkiye'de de bütün siyasal kadrolar, bütün bu oyunlardan bezmiş, bıkmış olan ülkenin
karşısına, açık programlarla, açık hedeflerle ve açık hesaplarla çıksınlar; böyle, ne olduğu bilinmeyen, niçin yapıldığı bilinmeyen
hesapların içinde olmak istemiyoruz. Nedir bu hesabın amacı; acaba, soruşturma önergeleri, karşılıklı olarak paranteze mi
alınacak? Bunun oyunu mu oynanıyor? (DSP sıralarından alkışlar) Yoksa, Türkiye'ye sağlam bir hükümet sunmanın hesabı mı
yapılıyor; bunun açıkça söylenmesi gerekir. Bu, açıkça söylenmediği sürece, biz, Meclisin de, gensoru gibi ciddî bir kurumun da,
Anayasanın da, bu işlere alet edilmesinden yana değiliz. Onun için, bu oylamanın içinde olmayacağız.
Teşekkür ederiz. (DSP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soysal.
Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Ali Rıza Gönül'ün. (DYP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
DYP GRUBU ADINA ALI RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve Grubum adına sizleri
saygıyla selamlıyorum.
İnanıyorum ki, Parlamentomuz, kuruluşundan bu yana, tarihinde ilk kez, yeni bir oluşum nedeniyle verilmiş gensoru önergesini
görüşmektedir. 12 Mart 1996 tarihinde Heyetiniz huzuruna güvenoyu için gelen 53 üncü Hükümetin Başbakanı Sayın Yılmaz'ın,
bildiğiniz ve tekrarlanmış bulunan oy dağılımı ile güvenoyu aldığı ilan edilmiştir. Evet, almıştır; ama, demokrasimizde de ilk
defa, güvenoyu olarak kullanıldığı tespit ve ilan edilen 257 kabul oyunun, Anayasanın 96 ncı maddesinde belirtilen ve aranması
gereken salt çoğunluk sayısına ulaşamadığı için, Anayasa Mahkemesinde dava açılmış ve yapılan inceleme sonucunda, Anayasa
Mahkemesi iptal başvurusunu kabul etmiştir. Her ne kadar, Anayasa Mahkemesi kararı, Resmî Gazetede yayımlanmamış olsa da,
gerçekten, önergede detaylı olarak belirtildiği gibi, bizzat, Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafından, 14.5.1996 günü, yazılı ve görsel
medya huzurunda yapılan inceleme sonucu, 53 üncü Sayın Yılmaz Hükümetinin güvenoyu almadığı ve başvurunun kabul edildiği,
kamuoyuna beyanla duyurulmuş ve açıklanmıştır.
Değerli milletvekilleri, burada, değerli hukukçularımız, bu kararı, fevkalade güzel bir biçimde yorumladılar; aydınlandık.
Kendilerine teşekkür ediyorum; ancak, Anayasanın 153 üncü maddesinin birinci ve altıncı fıkralarını birlikte değerlendirir ve
yorumlarsak, gerekçeli iptal kararının Resmî Gazetede bugüne kadar yayımlanmamış olmasının, kamuoyu vicdanında
tartışılmakta olduğunu da görmekteyiz; bunu da ifade etmek istiyorum. Zira "iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz" ve
"Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır..." hükmünün gereğine, bugüne kadar uyulmamasını da,
fevkalade yanlış bulduğumuzu belirtmek istiyorum. Her ne kadar, bir kasıt unsurunun olmadığını biliyor ve inanıyorsak da,
demokrasimizin gelişmesi açısından, gerek kamuoyunda ve gerekse siyasal çevrelerde, birtakım olumlu olumsuz yorumlar
yapılmasına zemin hazırlaması yönüyle, uygun ve uyumlu olmayan bir gelişme olarak algıladığımızı da belirtmek isteriz.
Burada, Anavatan Partisi sayın sözcüsünün ifade ettiği anayasal gerekçelere katılmamız mümkün değildir. Gensorunun mutlaka
hükümet faaliyetine ait olması zorunluğu yoktur; gensoru ve güvensizlik, bir faaliyete veya ihmale taalluk edebileceği gibi,
Başbakanın kişiliğine, ehliyet derecesine de taalluk edebilir. Hatta, mutlak güvensizlik beyanı dahi yeterlidir. Sorunları bu noktaya
getirenlerin, pozitif hukukumuzda olmayan mesnet ve meşruiyet aramaları, üzülerek ifade edeyim ki, ibret vericidir.
İnandığımız, en zor gün ve koşullarda savunduğumuz üzere, Doğru Yol Partisi ve Genel Başkanı Sayın Çiller ve yetkili
kurulları, iptal kararını ülke ve gelişen demokrasimiz açısından değerlendirmiş; güvenoyu almadığı, bizzat Anayasa Mahkemesi
Başkanının beyanıyla sabit olmuş 53 üncü Koalisyon Hükümetinin büyük ortağının sorumluluğu içerisinde, Sayın Başbakana
öneride bulunmuştur, çağrıda bulunmuştur. Doğru Yol Partisi ve Genel Başkanı, güvenoyu isteminde bulunmayı önermiştir. Eğer,
bunu yapmıyor veya yapamıyorsa, istifa müessesesini işleterek, emaneti teslim etmeye davet etmiştir. Çünkü, çağdaş demokrasileri
tanımlayan ve diğer yönetim şekillerinden kesin çizgilerle ayıran ve herkesçe bilinen birtakım kıstaslar, ilkeler vardır. Bunlar,
kuvvetler ayrılığı ilkesidir, kamuoyu ilkesidir, çoğulculuk ilkesidir, eşitlik ilkesidir ve çoğunluk ilkesidir. Bu ilkeyi, parlamenter
demokrasilerde, meşruluk ilkesi olarak da niteleyebiliriz; çünkü, bir devlette hükümet, geçerli kararları alabilmek ve bunları etkin bir
şekilde uygulayabilmek için, kendisine bu yetkiyi sağlayabilecek yeterli bir kuvvet ve oy çoğunluğuna sahip olmalıdır.
Demokrasilerde bu kuvvet, çoğunluğa dayanır. Burada kullanılan "çoğunluk" kelimesi ve aranılan çoğunluk, hükümet
icraatlarında haksızlık ve tahakküm için değil, hükümetlerin belirlenmesinde rol oynayan bir unsur olarak ifade edilmektedir. Bu,
demokrasinin bir geleneği ve demokratik rejimin tabiî bir sonucudur.
Değerli arkadaşlarım, demokrasilerde bir diğer kıstas daha vardır; o da, temsil ilkesidir. Bu ilke, demokrasinin ve demokrat
düşüncenin temelidir. Temsili demokraside, her milletvekili, halkın tümünü temsil ederken, burada oluşunun hikmeti ve sebebi
gereği, halkının güvenini parlamentoya taşır ve millî iradeyi yansıtır.
Değerli milletvekilleri, bu ilkeleri, elli yılı aşkın süredir inançla savunan, uygulayan görüş ve misyonun temsilcisi ve devamı
Doğru Yol Partisinin, Sayın Yılmaz'a önerdiği demokratik davranış biçimlerine karşı kendisinden aldığı cevap -üzülerek ifade
edeyim ki- hüsran olmuş ve hayal kırıklığı yaratmıştır; çünkü, Sayın Yılmaz'ın cevabı, demokrasimiz açısından fevkalade
düşündürücü ve üzücüydü.
Halbuki, 10 Mart 1996 günlü Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümet Programı görüşmelerinde "Türk demokrasisinin bugüne
kadar en önemli eksikliği uzlaşmadır. Bugün, bu uzlaşmayı gerçekleştirmekle, aynı zamanda, Türk demokrasisinin bu en önemli
eksikliğini de aşma yolunda önemli mesafe aldığımıza inanıyoruz" diyen bizzat Sayın Yılmaz'ın kendisiydi ve Sayın Yılmaz, yine
devam ediyordu "bu azınlık Hükümeti, sadece kendi içerisinde uzlaşmak zorunda değildir; bu azınlık Hükümeti, aynı zamanda her
konuda bu Mecliste uzlaşmak zorundadır, bütün siyasî partilerle uzlaşmak zorundadır ve burada, sayın hatiplerin dile getirdiği gibi,
bu Meclisin dışındaki toplum kesitleriyle de uzlaşmak zorundadır" diyordu.
Değerli milletvekilleri, Sayın Yılmaz böyle diyordu; ama, peki ya basın yoluyla yaptığı açıklamalar neydi, bir de ona bakalım.
Diyordu ki "güvenoyu isteminde bulunmuyorum" ve devamla "Hükümet istifa etmiyor ve etmiyorum" diyerek tamamlıyordu sözlerini,
yine devamla "bulun 276'yı, beni düşürünüz" diyordu Sayın Yılmaz. Herhalde, böyle destek alıyor ve böyle öğretiliyordu Sayın
Yılmaz'a.
Peki, Hükümet Programı görüşmeleri sırasında söylediği ve yukarıda arz ettiğim beyanları ne olacaktı ve nerede kalacaktı;
herhalde bu çatının altındaydı; ama, maalesef, dünde kalmıştı.
AHMET KABİL (Rize) – Kim öğretiyor?..
CENGİZ ALTINKAYA (Aydın) – Sayın Başbakana bir öğreten varsa biz de öğrenelim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Kabil... Sayın Altınkaya... Rica ediyorum... Lütfen...
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Doğru Yol Partisi, inandığı ve savunduğu ilke ve inançlardan
kopamazdı ve taviz de veremezdi. Doğru Yol Partisi, Parlamentoya akseden halk iradesinden kaçınan ve ona gitmeyi, güven alma
veya tazelemeyi düşünmeyen, meşruiyetinin ve hukukiliğinin kaynağını Parlamentoda değil, kendi inat ve dayatmasında bulan
Başbakanın, bu hukuk dışı, Anayasa dışı ve hâkimiyet kayıtsız şartsız millete aittir düsturuna ters kararının sorumluluğuna ortak
olamaz ve desteğini devam ettiremezdi. (DYP sıralarından alkışlar) Onun içindir ki, Sayın Yılmaz'dan desteğini çekti ve geri aldı...
AHMET KABİL (Rize) – Bakanlar ne oldu?..
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – ...almalıydı ve desteğini geri çekmeliydi; demokrasiye saygı, millî hâkimiyet fikrine saygı ve
inancın tabiî gereği, bu olmalıydı ve öyle oldu.
Bunun dışında başka nedenler de vardı; hizmet yerine dedikodularıyla uğraşmak, halkın çözüm bekleyen dert ve sorunlarını
gözardı edip, ileriye dönük siyasî hesaplaşmaya kapılmak ve kapı aralamak, Sayın Yılmaz'ı ve Hükümetini, maalesef, üretken
olmaktan alıkoyuyordu. Ekonomik dengeler bozulmaya yüz tutmuş, kitleler zor ekonomik koşulların içerisinde çare ve çözüm bekler
hale gelmiş, işsizlik ve yokluk toplumun bütün kesimlerini sarmıştı...
YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Üç ayda mı?!.
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – ... terör tırmanıyordu; devlet ve millet düşmanı illegal örgütler, 1 Mayısta, İstanbul'un
göbeği bir bölgeyi teslim alıyorlardı.
"Bu hükümet programı, on aylık değil, beş yıllık bir hükümet programıdır" diyerek devamla "Türkiye'nin sorunları, bugün o
noktaya gelmiştir ki, kaybedecek hiç zamanımız yoktur. Önümde dokuzbuçuk ayım var; bu dokuzbuçuk ayın her gününü, her saatini
değerlendirmeye mecburum" diyen Sayın Başbakan, bu sözlerini unutmuştu. Göreve başlamasının üzerinden üç ay geçmiştir; ama,
ortaya hiçbir olumlu icraat konulmadan, siyasî hesaplaşmayla zaman geçirilmiştir. Belki bu eksikler giderilebilir, hatalar affedilir ve
gerekirse tamir de edilebilir; ama, giderilemeyecek ve hatta tamir edilemeyecek bir tahribat var ki, o da şudur...
SAMİ KÜÇÜKBAŞKAN (Antalya) – Mal varlığı...
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Bakınız değerli milletvekilleri, arkamda, Başkanlık Divanı üzerinde yazılı olan "egemenlik
kayıtsız şartsız milletindir" ilkesinin aldığı yaradır; çünkü, bu ilke, milletin bölünmezliğinin ifadesidir, hâkimiyetin
bölünmezliğinin ifadesidir. Egemenliğin tek meşru kaynağı ve sahibi, millettir; onun içindir ki, demokrasinin en büyük güvencesi
halktır, millettir. Hükümetler, kuruluşlarında parlamentonun güvenoyuna mazhar olduklarında -temsili parlamenter sistemin gereği-
halkın, milletin güvenine mazhar olmuşlardır demektir. Desteği kalmayan hükümet başkanı, emaneti teslim eder. Güveni olmayan
hükümet, böylece çekilir; yoksa, inatla, beni düşürün diyerek, sandalyeye sımsıkı sarılıp kalkmıyorum demek, halka karşı, millî
iradeye karşı, demokrasinin ilkelerine karşı güç gösterisine kalkışmaktır...
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – Örtemedik...
SAMİ KÜÇÜKBAŞKAN (Antalya) – Kuşadası...
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – ...ki, bu halde, Yüce Meclis gereğini yapar ve Sayın Yılmaz, sizi, o sandalyeden, bu Meclis,
kaldırmasını da bilir.
Değerli milletvekilleri, hiçbir ülke yoktur ki, her şeyi yazılı metin haline getirsin. Yazılı metin haline getirmediği halde, özde
gelenek ve değerleri yaşatmayı ve geleceğe taşımayı amaçlayan demokratik rejimler, demokrasi inancı ve demokrat kafalar, böyle
bir mecburiyeti de duymazlar. Onun içindir ki, parlamenter demokrasilerde siyasal partilerin ortak amacı, sadece, Anayasada
belirlenen esaslara saygı ve riayette kalmamakta, yazılı olmayan ortak ilke ve değerlere de sahip çıkarak, onları geliştirmek ve
yüceltmek de bir o kadar önem taşımaktadır.
Onun içindir ki, özde ifadesini Medeni Kanunun 7 nci maddesinde bulan demokratik örf ve teamüller bağlayıcı olmalıdır
inancındayız. Demokratik teamüller, bu anlayışla yeşertilmeli ve kalıcı kurallar olarak yaşatılmalıdır. Demokrasimizin sağlıklı
işlemesi için buna ihtiyacımız vardır. Bunun güzel örneklerini geçmişte iki başbakan vermiştir -ki, kendilerini kutlamayı görev
kabul ediyorum- 1979 yılındaki ara seçimlerde milletvekili çıkaramayan Sayın Ecevit, hiçbir yazılı metin olmadığı ve anayasal
zorunluluğu da bulunmadığı halde, millet iradesine duyduğu saygının gereği, istifa etmişti. Yine, bunun değişik bir örneğini de,
Sayın Çiller, SHP-CHP birleşmesi nedeniyle, hukukî zorunluluğu olmadığı halde, istifasını, Sayın Cumhurbaşkanına tevdi ederek
göstermişti. Bu davranış biçimleri, yukarıda ifade ettiğimiz gibi, Parlamentoya, millî iradeye ve demokrasinin yazılı olmayan
gelenek ve teamüllerine saygının ifadesiydi.
Neydi o; protokol yürürlükten kalkmıştır beyanı. Değerli milletvekilleri, bu protokol, dışarılarda bir yerlerde imzalanmadı.
Hükümet protokolü, bu çatı altında imzalandı ve Sayın Yılmaz'ı, Sayın Çiller başbakanlığa taşıdı. Bu çatı ve Parlamento, o
imzaların hem kefili hem de tanığıdır. Sayın Yılmaz, sizi, buraya o protokol taşıdı. Yoksa, onu yok sayıp yolunuza devam
edemezsiniz; devam edeceğinizi beyan etmeniz, sadece size zarar verse önemli değil; hükümetin meşruluğunu ve hukukîliğini
zedeletmek uğruna, demokrasimize zarar vermesi önemlidir. Bizim için, halkımız için bu önemli. Biz, böyle düşünüyoruz; ama,
üzülerek ifade etmeliyim ki, siz, bizim gibi düşünmüyorsunuz; düşünmemekte de haklı olabilirsiniz; zira, bizi sizden ayıran önemli
özelliktir bu; çünkü, demokrasi için, onu yaşatmak için, yıllarca, ara rejimlerine başkaldıran, milletin sinesinde kurulup, sevgisiyle
buraya gelmeyi şiar edinen bir anlayışın, bir misyonun temsilcileriyiz biz ve Doğru Yol Partisi. (DYP sıralarından alkışlar)
Demokratik olmayan bir dönemin imtiyazları içerisinde olmayı, hiçbir zaman içimize sindiremedik ve baş eğmedik. O dönemin
imkânlarından faydalanmayı, hiçbir zaman içimize sindiremedik.
SAMİ KÜÇÜKBAŞKAN (Antalya) – Kuşadasını?..
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Bizim için, zaten, önemli olan buydu.
Değerli milletvekilleri, Refah Partisinin, şeklî hukuka dayalı önergesindeki gerekçeye katılmakla birlikte, bizim, arkasında
durduğumuz, buraya taşımaya çalıştığımız ve var olmasını istediğimiz, yazılı olanlar kadar, demokrasinin yazılı olmayan
değerlerini, teamüllerini de inançla geliştirmek ve yaşatmaktır.
Bugüne kadar hiç görülmemiştir ki, bir başbakan kendi hükümetinin önünü tıkamış olsun; bugüne kadar hiç görülmemiştir ki,
bir başbakan hükümetini oluşturan koalisyon ortağı aleyhine dışarıya bilgi ve belge sızdırmış olsun ve bugüne kadar hiç
görülmemiştir ki, bir başbakan hizmet yerine siyasî nitelikli karar ve oluşumların içinde olsun. İşte, Sayın Başbakan, koalisyonu
getirdiğiniz nokta burası.
Bunun sonucunu da, dün yapılan mahallî ara seçimlerinde hep birlikte aldık. (ANAP sıralarından "Aaa" sesleri)
BÜLENT AKARCALI (İstanbul) – Doğru doğru!
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Onu hiç konuşma.
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Evet, biz ve siz birlikte aldık sonucunu.
BÜLENT AKARCALI (İstanbul) – Yok!.. Siz, kendiniz boyunuzun olçüsünü aldınız.
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – 3 puana karşı, 4 puan da sizden gitti; onu gözardı edemezsiniz.
BÜLENT AKARCALI (İstanbul) – Siz, aynaya bakın yeter.
BAŞKAN – Sayın Akarcalı, lütfen... Lütfen efendim... Lütfen...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika efendim... Sürenizi uzatıyorum.
Devam edin efendim.
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Bunun sonucunu da dün yapılan mahallî ara seçimlerde hep birlikte yaşadık. Milletimizin, oy
kullanan vatandaşlarımızın sandığa yansıyan iradelerine saygı duyuyor ve takdirle karşılıyoruz; ama, bunun, sizin,
Başbakanlığınızdaki tutumunuzdan, icraat hükümetinin önünü tıkayan tavrınızdan kaynaklandığını açıkca belirtmek istiyorum.
Basında, kamuoyunda bilgi ve belgeleri dışarıya sızdırdığınız iddiaları yer almaktadır. Bu doğruysa, bir Başbakan taşıdığı
sorumluluğun bilinci içinde hareket eder ve olayın gereğini yapar. Yoksa, dışarıya bilgi ve belge sızdırmak suretiyle ortağının
altını oymaz.
BÜLENT AKARCALI (İstanbul) – Para sızdırmayla belge sızdırmayı karıştırıyorsunuz.
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Efendim, o konuda sizin tecrübeniz çoktur.
Sayın Yılmaz, en az bizim kadar, belki bizden fazla düşünmeli ve bir hükümetin ömrünü nasıl üç ayda bitirdiğinizi ve nereye
getirdiğinizin muhakemesini yapmalısınız ve halkımıza da bunu anlatmalısınız. Çünkü, siz, geçen sefer de, zaten, üç aydan fazla
Başbakanlık yapamadınız.
Değerli milletvekilleri, sözlerime bir pasaj okuyarak devam etmek istiyorum. Ancak, şunu ifade edeyim ki, Anavatan Partisi Grup
Sözcüsünün birtakım beyanlarını, üzülerek ifade edeyim...
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – Anlayamamışsın...
BAŞKAN – Lütfen efendim... İstirham ediyorum, müdahale etmeyin.
Siz devam edin Sayın Gönül.
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Efendim, aylardır size birşey anlatmaya çalışıyoruz; ama... Milletimizin gözünün önünde
devam ediyor; halkımız, kimin anladığının, kimin anlamadığının kararını verecektir mutlaka... (DYP sıralarından alkışlar)
AHMET KABİL (Rize) – Verecektir, vermiştir.
BÜLENT AKARCALI (İstanbul) – Dün de verdi; Bakırköy'de verdi!..
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Şimdi, şunu iyi biliniz ki, basında, birkaç günden beri, birtakım yazılar çıkıyor. Eğer, Sayın
Yılmaz, o kadar cesursa, iki aydır kullandığı örtülü ödeneğin hesabını versin... (ANAP sıralarından "Hayda" sesleri) Evet; çünkü,
sizi, buraya taşımanın sorumluluğu içerisinde söylüyorum. Eğer, siz, yolsuzluk...
CENGİZ ALTINKAYA (Aydın) – Çİftlik!..
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Bir arkadaşımız oradan laf atıyor, o arkadaşımın, herhalde, laf atacakların en arkasında
olması lazım. Onu, memlekette, çok çok tartışırız. Onun yeri ve zemini orasıdır. Ben, zamanında, çok sözler söyledim; ama,
onların hâlâ cevabını alamamanın da, üzüntüsü içerisindeyim.
Eğer, siz, hâlâ, bunları, sakız gibi ağzınıza koyuyorsanız, çiğniyorsanız ve siz "çamur at izi kalsın" politikasından umut
besliyorsanız, yanılıyorsunuz; çünkü, bunlar, yarın da sizin için söylenecektir. Kimseye faydası olmadı bunların. Onun için, siz,
gelin -aklın yolu birdir- temiz siyaset, dürüst politika, çıkar beklemeden, devlet-millet uğruna mücadele etmede birlik olalım, beraber
olalım; ama, başkalarının ağzıyla konuşmayınız, belge ve delillerle ispat etmediğiniz iddialarla, kanıtlanmamış olan
dedikoduların arkasına sığınıp gitmeyiniz. Bugün yaptığınız, yarın sizin için kullanılacaktır.
Herhalde, değerli arkadaşlarım beni çok ciddî dinlediklerine göre, inanıyorum ki, bu sözlerime katılıyorlar.
Eğer, siz, hâlâ, buradan gitmeyeceğiz; Sayın Çiller, bizi, buradan kaldıramaz diyorsanız, tabiî ki Sayın Çiller, sizi buradan
kaldıramaz; ama, sizi, o sandalyeden bu Yüce Meclis, halkın ve milletin egemenliğinin, iradesinin tezahür ettiği bu Meclis
kaldıracaktır. (DYP sıralarından alkışlar)
Eğer, siz, cumartesi günü yapılacak oylama öncesinde "bu ülkede kaos olur" diyerek aba altından sopa gösteriyorsanız; bunu,
demokratik bir düşünceyle izah edemezsiniz. Her problemin çözümü, işte bu çatının altında, bu Mecliste olacaktır. Biz, sizlere,
bunu anlatmaya çalışıyoruz değerli milletvekilleri. Bu Meclis, bu ülkenin bir kaosa sürüklenmesine fırsat vermeyecektir. Bu Meclis,
mutlaka, kaosa meydan bırakmadan, kendisini yönetecek koalisyon iktidarlarını çıkaracaktır; onun için endişe etmeyiniz.
Sayın Çiller, Sayın Yılmaz'a "bir daha seni Başbakan yapmayacağım" diyor ve Anavatan Partisi sözcüsü "bu gücü kimden
alıyor" diye soruyorsa... Sordunuz, ben cevap vereyim: Sayın Çiller, bunu, dışarıdaki güçlerden, holdinglerden, çetelerden değil,
milletten alıyor, milletten!.. (DYP sıralarından alkışlar)
BÜLENT AKARCALI (İstanbul) – Bu gücü yüzde kaç oyla alıyor?
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Değerli miletvekilleri, sizlere, bir pasaj okumak suretiyle sözlerime son vereceğim.
“Burada söylenen her sözü, eleştiri babında hoşgörüyle karşılayabilirsiniz; zaten, hoşgörü senesindeyiz, üstelik Hükümetteyiz;
ama, bir söz var ki, o, bana biraz ağır geldi, yadırgadım. Sayın Menderes, bu Hükümetin bir demokrasi ayıbı olarak tarihe
geçeceğini söyledi. Bu Hükümet, daha yeni bir hükümettir, icraatı daha belli değil. Bu Hükümetin nasıl tarihe geçeceği daha belli
değil; ama, korkarım ki, Sayın Menderes'in o sözleri, bir kürsü ayıbı olarak zapta geçti" diyordu Sayın Yılmaz.
Evet, bu sözlerin kime ait olduğu belli. Peki, Sayın Yılmaz, bütün bu beyanlarınız, ısrarlı tutum ve davranışlarınızdan sonra,
siyasî tarihimize, acaba, siz nasıl geçeceksiniz? (DYP sıralarından alkışlar) Bunun da cevabını siz vermelisiniz, siz!
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Dürüst lider olarak geçecek; siz kendi liderinize bakın.
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Değerlendirmeyi, Yüce Genel Kurulunuza ve aziz milletimize bırakıyorum; saygıyla Yüce
Kurulunuzu selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gönül.
Gruplar adına son konuşma, Refah Partisi Grubu adına Sayın Profesör Doktor Mustafa Kamalak'ın.
Buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
RP GRUBU ADINA MUSTAFA KAMALAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Refah Partisinin
gensoru önergesi hakkındaki görüşlerini aktarmak üzere huzurunuza gelmiş bulunmaktayım.
Anlatımda kolaylık sağlamak için konuşmamı iki bölüm halinde sunmak istiyorum. Önce fiilî durum, mevcut durum nedir;
ikinci olarak da, bu fiilî durumun karşısında yer alan anayasal durum nedir? Kısaca; bir, fiilî durum; iki, anayasal durum.
Bilindiği gibi, 53 üncü Hükümet, 12 Mart 1996 tarihinde huzurunuza gelerek sizlerden güven istedi. Reddettiniz; fakat, her
nasılsa, Meclis Başkanı "Hükümet güvenoyu almıştır" şeklinde beyanda bulundular. Daha sonra, Refah Partisi, Hükümetin
güvenoyu almadığını dile getirdi; bu durumu bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyurduğu gibi, birer yazıyla Sayın
Cumhurbaşkanına, Sayın Meclis Başkanına ve Sayın Başbakana da iletti. Her nedense; her nedense diyorum ama, asıl itibariyle -
kanaatimce- bu iddia Refah Partisinden geldiği için ciddiye alınmadı. Sayın Meclis Başkanı, Başkanlık Divanını dahi toplamadan
"ben hukukçularıma danıştım, oylama geçerlidir, olağanüstü hal yürürlüktedir, Çekiç Güç yürürlüktedir" şeklinde derhal açıklama
yaptılar. Bu açıklamalar üzerine, bazı medya kuruluşları, gazeteler, Partimizi küçültücü manşetler attılar. Bakın, bir gazetemiz
"Sayın Erbakan'ın iddiası fos çıktı" diyordu; fakat, Sayın Erbakan'ın iddiası ciddî idi, doğru idi; ama, muhatapları kanaatimce
bunu hazmedemiyordu. Derken, Refah Partisi -haklı olarak- iddiasını Anayasa Mahkemesine götürdü. Neticede, Anayasa
Mahkemesi, Refah Partisinin iddiasını haklı ve yerinde bularak beyanları iptal etti, oylamaları değil; yanlış beyanları iptal etti.
Aradan yaklaşık yirmi gün geçmesine rağmen "oylama geçerlidir" diyen hukuk müşavirleri -görebildiğim kadarıyla- hâlâ görev
başındadır, Hükümet Başkanı hâlâ görev başındadır ve hatta, evet ve hatta...
Değerli arkadaşlarım, bu nasıl demokrasi; bu nasıl hukuk anlayışı... Demokrasi bir terbiye işidir; bir güven işidir; millete
saygı işidir. (RP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, Anayasamıza göre, Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devletidir. Anayasanın 6 ncı maddesine göre de,
hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. Peki, soruyorum şimdi, bu Hükümet, bu
Başbakan, devlet yetkisi kullanıyor mu; hem de üst seviyede, ileri seviyede. Peki, bu devlet yetkisinin kaynağı nedir; kullandığınız
devlet yetkisinin kaynağını nereden alıyorsunuz; Anayasadan mı; hayır...
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Sizden mi alacağız?..
MUSTAFA KAMALAK ( Devamla) – Milletten mi; hayır
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Milletten aldık da buradayız.
MUSTAFA KAMALAK ( Devamla) – Meclisten mi; hayır.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Evet, Meclisten.
MUSTAFA KAMALAK ( Devamla) – Ya nereden alıyor: Meclis Başkanının yanlış beyanından.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Mercümek'ten!..
MUSTAFA KAMALAK ( Devamla) – Sayın Başesgioğlu, hukukçusunuz siz; hata ve hileden hak doğar mı? (RP sıralarından
alkışlar)
Sayın Meclis Başkanı yanlış beyanda bulundu, hatada bulundu diye bundan size anayasal hak doğar mı? (RP sıralarından
alkışlar)
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Tansiyonunuz yükseldi galiba!..
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, kendinize yazık ediyorsunuz, ülkeye yazık ediyorsunuz,
millete yazık ediyorsunuz. Gerçekten, bu Hükümet, bu devasa problemlerin altından kalkar mı? Buna inanıyor musunuz? Bakın,
bugün, Türk Lirası pula dönmüştür; insanımız, Avrupa kapılarında kula dönmüştür; bütçe tam takır; borç gırtlakta; işsizler ordusu
perişan. Gerçekten, siz, bu Hükümetin bu kadar problemlerin altından kalkacağına inanıyor musunuz? Hayır... Kaldı ki, Sayın
Başbakanımız, 1991 yılında, arkasında 450 üzerinden tam 290 milletvekili varken, o zamanki problemlerin altından
kalkamayacağını gerekçe göstererek erken seçime gitmedi mi? Şu an, bir azınlık koalisyonu ile -ki, diğer ortağı "ben, sana
güvenmiyorum; sen, beni arkamdan hançerledin" diyor- 125 milletvekiliyle bu problemlerin altından kalkabilecek mi; sanmıyorum.
Öbür yandan, Sayın Başbakan "ben, bu Hükümet protokolüyle bağlı değilim" diyor; kuruluşu da, zaten Anayasaya aykırı.
Hukuk müşavirlerinin mütalaası da Sayın Başbakanı etkilemiyor, bağlamıyor. O zaman, müsaadenizle sormak istiyorum; Sayın
Başbakan, sen neyle bağlısın, neyle amel edeceksin, devlet işlerini hangi kurala göre yürüteceksin?
Değerli arkadaşlarım, ülkenin, bir saatlik bile kaybedecek vakti yoktur. Sayın Başbakan "Cumhurbaşkanı -Çankaya- bize destek
veriyor" diyor. Eğer öyle ise, kanaatimce, hukuk danışmanları, yine, Çankaya'yı yanıltıyor demektir.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Çankaya yanılıyor, Meclis Başkanı yanılıyor, Anayasa Mahkemesi yanılıyor, hepsi
yanılıyor!..
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Hepsi yanıldı daha önce efendim, hepsi yanıldı... (ANAP sıralarından "Bir tek siz
yanılmadınız!" sesleri) Evet, sadece Refah Partisi yanılmadı. Anayasa Mahkemesinin kararı ortada; öyle değil mi? Anayasa
Mahkemesinin kararı ortada...
Efendim, Çankaya'nın, bu Hükümete destek vermesi düşünülemez. Zira, Anayasanın 104 üncü maddesi gayet açıktır.
Anayasanın 104 üncü maddesinde deniliyor ki: "Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Anayasanın uygulanmasını, Devlet
organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir." Buradaki "gözetir" kelimesi "sağlar, denetler, uygular" anlamına gelir. Peki,
bu Hükümet, Anayasaya uygun mu; hayır; düzenli çalışıyor mu, ahenkli çalışıyor mu; hayır. Peki, eğer, iddialar doğru ise,
Cumhurbaşkanı, bu Hükümeti nasıl destekler! Kaldı ki, Hükümetin göreve devam edebilmesi için, Çankaya'nın desteği değil, bu
Meclisin desteği lazımdır; öyle değil mi. Bu Meclis, güvenoyu verdi mi size; hayır. Tekrar ediyorum; Çankaya'nın desteği gerekli ise
de, asıl itibariyle, Meclisin desteği lazımdır; güvenoyu almamış bir Hükümet yoluna devam edemez. Daha önce de belirttim bu
kürsüden; Hükümetin tüm işlemleri yetki yönünden sakattır; çünkü, kullandığı yetkinin kaynağı, Anayasa değildir; kullandığı
yetkinin kaynağı, Sayın Meclis Başkanının hatasıdır, yanlış beyanıdır.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Size göre!..
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Hata ve hileden de, hiç kimseye, ama hiç kimseye hak doğmaz. Aranızda hukukçular var,
sorabilirsiniz onlara.
AVNİ AKYOL (Bolu) – Meclis Başkanı hile yapmaz.
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Hükümetin yasallığını bir tarafa bıraksak bile -tekrar ediyorum-
siz, gerçekten, bu Hükümete güveniyor musunuz?! Basın feryat ediyor; bakın, ne diyor: "Hükümet komedisi." Dış basın, buna "Türk
komedisi" diyor. İzliyorsanız şayet, bunun dış basındaki adı: "Türk komedisi." Bakın, diğer gazeteler: "Eyvah! Yandık! Kriz
kapıda!.." Ne varmış orada; bakıyoruz: "Koalisyon ortaklarının kavgası sürerken Ankara'ya gelen IMF heyeti, 'kriz kapınızda,
haberiniz olsun' diye bir mektup bırakarak, Türkiye'den ayrıldı" diyor ve daha devam ediyor...
Değerli arkadaşlarım, milletin vaktini çalmaya, zamanını almaya hiç kimsenin, ama hiç kimsenin hakkı yoktur. Eğer Mesut Bey,
hükümet olarak bu ülkenin problemlerini çözemesem bile bazı partilerin, bu arada Refah'ın yolunu keserim diyorsa; burada da
yanılıyor. Şunu peşinen söyleyelim: Refah Partisi iktidar tutkunu değildir.
HALİL CİN (İçel) – Tutuşuyor... Tutuşuyor...
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – O, problemleri çözmek için bu göreve taliptir.
Öbür taraftan, Refah Partisi halktır; Refah Partisi millettir; Refah Partisi Anadolu'dur. (RP sıralarından alkışlar) Onun yolunu
kesmeye hiç kimsenin, ama hiç kimsenin gücü yetmez.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Biz Avrupa'dan mı geldik hoca; biz de Anadolu'dan geldik.
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – O zaman Anadolu'nun sesini dinleyin, Anadolu'ya kulak verin.Tabiî, aksini savunmuyoruz
zaten; biz diyoruz ki: Hepimiz bu ülkenin çocuğuyuz, hepimiz bu ülkenin evladıyız...
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – Tamam; şimdi oldu.
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, "iptal kararları geriye yürümez" deniliyor Anayasanın153 üncü
maddesinde.Doğrudur, geriye yürümez; fakat, buradaki durum farklı. 153 üncü maddenin düzenlediği biçimde, Anayasa
Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesinin başlıca iki sebebi vardır; nedir onlar:
Birincisi, Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanununun 53 üncü maddesi, asıl itibariyle, kanunların, kanun hükmünde
kararnamelerin ve Meclis İçtüzüğünün iptali hali için öngörülmüştür. Bildiğiniz gibi, bu metinlerin gerisinde, yani, iptal edilen
kanunun, iptal edilen kanun hükmünde kararnamenin ve iptal edilen Meclis İçtüzüğünün gerisinde, Meclis iradesi vardır, millî irade
vardır; yani, meşru bir irade, sizin iradeniz vardır. Anayasa koyucu, orada, bu millî irade -her ne kadar Anayasaya aykırı olarak
cereyan etmiş ise de- meşru bir iradedir; buna saygı duymak lazım; Anayasa Mahkemesinin kararı geriye yürümesin, devreye girdiği
andan itibaren yürürlüğe girsin demiştir.
İkinci olarak, ikinci sebep de, iptal edilen metnin hangi sebeplerden dolayı iptal edildiğini, kanun koyucu, yani, Yüce Meclis
bilmek durumundadır; bilsin ki, yeni düzenlemeyi ona göre yapsın.
Şimdi, gelelim bizim somut olayımıza; güvenoylamasına. Şunu hemen belirtelim -dikkatlerinizi tekrar çekmek istiyorum- iptal
edilen, güvenoylaması değildir; Refah Partisinin iptal talebinde bulunduğu şey, oylama değil, beyandır. Oylamaya saygımız var, ona
hiçbir itirazımız yok. Refah Partisi de zaten mahkemeye bu hususu götürdü; Meclisin kararı ortadadır; ancak, beyan yanlış
olmuştur; bu yanlışın düzeltilmesi lazım denildi. Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinin kararını orada tutacak olursanız, o
gerideki boşluğu hangi meşruiyet çizgisiyle doldurucaksınız? Bir kanunda, bir kanun hükmünde kararnamede veya bir Meclis
İçtüzüğünde olduğu gibi, ortada, bir meşru irade, bir millî irade var mı; yok. O münasebetle, burada, gerekçeli kararı beklemeye
lüzum yoktur. Gerekçeli karar, asıl itibariyle, bellidir zaten. Nedir o; Meclisin, toplantıya katılanların ekseriyeti, Hükümete
güvenoyu vermemiştir.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Anayasa Mahkemesi mi verdi o kararı?
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Bekleyin bekleyebildiğiniz kadar; özü budur. Anayasa Mahkemesi Sayın Başkanı da
"gerekçeli karara lüzum yoktur" şeklinde açıklama yaptı; durum ortada.
Kaldı ki, yolunuza devam ettiğinizi kabul edelim; gerçekten, bu ülkenin hangi problemini çözeceksiniz? Siz, gerçekten, kendi
Hükümetinize güveniyor musunuz?
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Ortağa bağlı...
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Ortağa bağlı... Şöyle bağlı, böyle bağlı...
Değerli arkadaşlarım, yapılması gereken şey, bu Hükümetten, bir an önce...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika, Sayın Kamalak...
Sürenizi uzatıyorum efendim; buyurun devam edin.
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce, bu Hükümetin tüm işlemlerinin, yetki yönünden sakat olduğunu söyledim; işin hukukî cephesi
böyledir. Buna karşılık, olağanüstü hal görevlileri ile Çekiç Güç görevlilerinin -dikkat edin, yetkililerinin demiyorum; yetki yoktur
çünkü ortada- tüm işlemleri, mutlak butlan ile maluldür.
Şu sorulabilir burada: Güvenoyu almamış hükümetlerin işlemleri geçerli değil mi? Evet; ama, bir şartla; nedir o: Güvenoyu
alamamış hükümetin başı, emaneti götürür, Cumhurbaşkanına iade eder; Milletin temsilcisi, Devletin başı ve egemenliğin
savunucusu olan Cumhurbaşkanı da "Kabul; ama, yeni hükümet kuruluncaya kadar göreve devam et" der, böylece yetki verir;
güvenoyu almamış hükümetlerin işlemleri de, Devlet Başkanının, Cumhurbaşkanının, bu yetki vermesinden dolayı meşruluk
kazanır, geçerlilik kazanır. Bugünkü Hükümetin elinde böyle bir göreve devam yetkisi var mı; yoksa var da, biz mi bilmiyoruz?..
(DSP sıralarından "Var var" sesleri)
Değerli arkadaşlarım, ANAP sözcüsü "Bu Hükümetin alternatifi yoktur, biz gidersek kriz doğar" diyor; bir bakıma aba altından
sopa gösteriyor, Meclisi tehdit ediyor. Değerli arkadaşlarım, bu Meclis, yedi düvele karşı gelen bir Meclistir, İstiklal Savaşını
başaran Meclistir; bu Meclisin çözemeyeceği problem yoktur...(RP sıralarından alkışlar)
"Bu Hükümet giderse" deniliyor... Değerli arkadaşlarım, böyle bir konuşma yaptığım için, gerçekten üzgünüm. Hükümeti
alkışlamak isterdim, ülkemizin problemlerini çözdükçe onlara destek olmak isterdim; fakat, bu zamana kadar söyleyin Allah aşkına,
bu Hükümet, bu ülkenin hangi problemini çözdü? "Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur" derler; bu zamana kadar yapılan
icraat, bundan sonrasının da bir bakıma göstergesidir; o da maalesef hiçtir. Milletin yolunu tıkamayalım, emaneti sahibine verelim.
Öbür taraftan, değerli hocam Mümtaz Bey "oylamaya geçilince biz, Meclisten çıkıp gideceğiz" buyurdular. Sayın hocam, ben,
sizin Siyasaldan öğrencinizim, fikirlerinizden istifade ettim.
NECATİ ALBAY (Eskişehir) – Yanlış öğrenmişsin.
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Eğer, o gün deseydiniz, böyle bir durum olduğu takdirde, ben, Meclisten çıkar giderim
diye konuşsaydınız, şöyle sorardım: Sayın hocam, siz, milletten onların problemlerini çözmek için oy istemiyor musunuz; ülkenin
problemlerini çözmek için Meclise gitmiyor musunuz; en önemli bir problem karşısında Meclisi niçin terk ediyorsununuz; bu doğru
mudur? (RP sıralarından alkışlar) Saygılar sunuyorum Sayın hocam.
AYHAN GÜREL (Samsun) – Mustafa Bey "Hoca ne yapıyor" diye, siz sorun siz!
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Öbür taraftan, Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü, değerli hukukçumuz, gelişmeleri takip
etmemiş gibi "Meclisi niçin tatile soktunuz" diye bir soru yönelttiler.
YAHYA ŞİMŞEK (Bursa) – Doğru.
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Doğru da, zaten, Mecliste Refah Partisinden başka kimse yoktu ki (RP sıralarından
alkışlar)
Hatırlayın, Meclisi tatile soktuğumuz gün, iki sefer yoklama yapıldı. Hatırlayacaksınız "yeterli çoğunluk yoktur" denildi;
Mecliste, sadece ve sadece Refah Partisinin üyeleriyle ve iktidar partisine mensup bazı arkadaşların da desteğiyle, yeterli üyenin
olduğu anlaşıldı.
Şimdi, siz, Meclisi fiilen tatil edeceksiniz, Refah Partisine de "burada otur, bekle" diyeceksiniz. (ANAP sıralarından "doğru"
sesleri)
Bu doğru mu?!.
HASAN GÜLAY (Manisa) – Demagoji yok, demagoji yok.
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Öbür taraftan "hayır efendim, siz, Meclisi, Sayın Erbakan'ın, mal varlığı soruşturmaya
tabi tutulmasın diye tatile soktunuz" deniliyor. (DSP sıralarından "doğru, doğru" sesleri)
HASAN GÜLAY (Manisa) – Yukarıda Allah var; doğru söyle.
MUSTAFA KAMALAK ( Devamla) – Değerli arkadaşlarım, dürüst politika yapalım. Bakınız, Sayın Erbakan'ın, benim
savunmama kati surette ihtiyacı yoktur; ama, savunulacak bir hususu da yoktur. (RP sıralarından alkışlar)
AYHAN GÜREL (Samsun) – Sizin için yok.
MUSTAFA KAMALAK (Devamla) – Bakınız, Sayın Erbakan, yaklaşık yirmi yıldan beri devlet yönetiminin dışındadır.
Kaldı ki, eğer, o dönemi yargılayacak olursanız "şanlı mazimiz" diye övündüğünüz Sayın Demirel dönemini yargılarsınız; bir...
İkinci olarak: Sayın Erbakan, 12 Eylül rejimi döneminde yargılanıp, beraat eden tek