DÖNEM : 20 CİLT : 5 YASAMA YILI : 1


T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ

50 nci Birleşim
9 . 5 . 1996 Perşembe



İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1. – Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül’ün, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftasına ilişkin
gündemdışı konuşması
2. – İçel Milletvekili Halil Cin’in, köylü-orman ilişkileri ve orman kadastrosuna ilişkin
gündemdışı konuşması ve Orman Bakanı Nevzat Ercan’ın cevabı
3. – Muğla Milletvekili Fikret Uzunhasan’ın, fıstıkçamı üretimiyle uğraşan orman köylülerine
ilişkin gündemdışı konuşması ve Orman Bakanı Nevzat Ercan’ın cevabı
B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
ÖNERGELERİ
1. – Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 22 arkadaşının, ülkemizdeki petrol ve doğalgaz
rezervlerinin tespit ve işletilmesi konusunda millî bir petrol politikasının oluşturulması amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68)

2. – Çorum Milletvekili Yasin Hatiboğlu ve 28 arkadaşının, Rusya ve Ukrayna’dan kalitesiz ve
standartlara uygun olmayan sac ithal edildiği iddialarını ve bunların üretimde kullanılmasının
sakıncalarını tespit etmek amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/69)
3. – Çankırı Milletvekili İsmali Coşar ve 42 arkadaşının, ülkemizin enerji tüketiminde ileride bir
darboğazla karşılaşmaması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70)
4. – Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 21 arkadaşının, Refah Partisinin Uluslararası Yardım
Teşkilatı (IHH) ile ilişkisinin araştırılması ve bu teşkilatca toplanan kurban paralarının amacına
ulaşıp ulaşmadığının tespiti amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/71)
C) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – (10/13, 53) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun
başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/261)
2. – (10/8, 16, 20) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun
başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/262)
3. – (10/5) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun başkan,
başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/263)
4. – (10/7) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun başkan,
başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/264)
5. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, (6/59) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına
ilişkin önergesi (4/14)
6. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, (6/61) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına
ilişkin önergesi (4/15)
7. – İstanbul’da yapılacak olan Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı HABİTAT II
Global Parlamenterler Forumuna katılacak Türkiye Büyük Millet Meclisi heyetine ilişkin Başkanlık
tezkeresi (3/265)
8. – Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento heyetinin, Kuveyt Parlamentosunun davetine
icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/266)
9. – Azerbaycan Parlamento Başkanının davetine icabeten, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen
Başkanvekili Kamer Genç’in katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/267)
IV. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS
ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1. – Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 56 arkadaşının, Türk Otomobil Fabrikaları A.Ş.
(TOFAŞ) ile TOFAŞ Oto Ticaret A.Ş.’ndeki devlete ait hissenin satış yolu ile özelleştirilmesi
sırasında nüfusunu kullanmak ve ihaleye fesat karıştırmak suretiyle devleti zarara uğratarak
görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ve 366 ncı maddelerine
uyduğu iddiasıyla eski Başbakan Tansu Çiller hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin
önergesi (9/3)
V. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. – Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük’ün, Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün’ün partsine
sataşması nedeniyle konuşması
VI. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un, Çay-Kur’un bazı harcamalarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın yazılı cevabı (7/358)
2. – Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un, Türkiye Emlak Bankası A.Ş. ve bağlı
kuruluşlarının bazı harcamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü
Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/370)
3. – Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un, bazı fonların gelir ve giderlerine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın yazılı cevabı (7/382)
4. – Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un, Elektrik İşleri Etüd İdaresinin bazı harcamalarına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hüsnü Doğan’ın yazılı cevabı
(7/383)
5. – Van Milletvekili Şerif Bedirhanoğlu’nun, Van’ın içme suyu sorunlarına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hüsnü Doğan’ın yazılı cevabı (7/401)
6. – Niğde Milletvekili Akın Gönen’in, Emlak Konut A.Ş.’ne alınan personele ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/414)
7. – Diyarbakır Milletvekili Yakup Hatipoğlu’nun, Ergani Çimento Fabrikasının özelleştirileceği
iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/441)
8. – Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş’ın, Emlak Bankasının kârına ve reklam giderlerine
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/455)
9. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Tekel Genel Müdürlüğünün reklam giderlerine ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın yazılı cevabı (7/521)
10. – Tokat Milletvekili Ahmet Feyzi İnceöz’ün, canlı hayvan ve sığıreti ithalatına ilişkin sorusu
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı İsmet Attila’nın yazılı cevabı (7/545)
11. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, İstanbul İli otoyol gişelerine ilişkin sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mehmet Keçeciler’in yazılı cevabı (7/561)
12. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, canlı hayvan ithaline ve sığır vebasına ilişkin
sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı İsmet Attila’nın yazılı cevabı (7/563)
13. – Gaziantep Milletvekili Kahraman Emmioğlu’nun, et ithalatına ilişkin sorusu ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı İsmet Attila’nın yazılı cevabı (7/582)
14. – Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan’ın, Yozgat ve ilçelerine bağlı bazı köylerin içme suyu
şebekesi inşaatlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı İ. Yaşar Dedelek’in yazılı cevabı (7/592)
15. – Şanlıurfa Milletvekili Abdülkadir Öncel’in, Şanlıurfa sınırları içindeki karayollarına ilişkin
sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mehmet Keçeciler’in yazılı cevabı (7/594)
16. – Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ün, Ankara-Kayseri Devlet Karayolu’nun Keskin-Cinali
mevkiindeki trafik kazalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Ülkü Güney’in yazılı cevabı
(7/598)
17. – Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan’ın, milletvekilleri ve yakınlarına yapılan sağlık
harcamalarına ilişkin T.B.M.M. Başkanından sorusu ve T.B.M.M. Başkanı Vekili Kamer Genç’in
yazılı cevabı (7/752)

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.
Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz’in, bazı bölgelerimizde hububat hasatının yaklaşması nedeniyle taban fiyatların
saptanması hazırlıklarının gereğine ilişkin gündem dışı konuşmasına, Tarım ve Köyişleri Bakanı İsmet Attila,
Karabük Milletvekili Erol Karan’ın, Orman Ürünleri Sanayii Kurumunun kuruluş amacı ve bugünkü durumuna ilişkin gündem
dışı konuşmasına, Devlet Bakanı Cemil Çiçek,
Adıyaman Milletvekili Ahmet Çelik’in, GAP Projesinde Adıyaman’ın ekonomik yeri konusundaki gündem dışı konuşmasına
da, Devlet Bakanı Abdülkadir Aksu,
Cevap verdiler.
Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 56 Arkadaşının, Kanuna veya Genel Ahlaka Aykırı Şekilde Mal Edinmek Suretiyle
Görevini Kötüye Kullandığı ve Bu Eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ve 3628 Numaralı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet
ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 13, 14 ve 15 inci Maddelerine Uyduğu İddiasıyla Eski Bakan ve Başbakan Yardımcısı
Necmettin Erbakan Hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/5) okundu; Anayasanın 100 üncü maddesine göre,
en geç bir ay içinde olmak üzere, görüşme gününün Danışma Kurulunca tespit edilerek Genel Kurulun onayına sunulacağı
açıklandı.
Belçika Hükümetinin himayesinde Brüksel’de düzenlenecek toplantıya Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen bayan
parlamenterlerimizin katılmalarına ilişkin TBMM Başkanlığı tezkeresi kabul edildi.
Müzakereye alınan 13 adet sözlü soru, soru sahipleri ve ilgili bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından ve soru
sahipleri izinli bulunduğundan ertelendi.
10.10.1984 Tarihli ve 3056 Sayılı Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (S. Sayısı : 3)
görüşmelerine bir müddet devam edildikten sonra, tasarı, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanının talebi üzerine İçtüzüğün 89 uncu
maddesine göre, bir defaya mahsus olmak üzere, ilgili Komisyona geri verildi.
Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ve 4 arkadaşının; Millet Meclisi İçtüzüğünün Başlığı ile Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi ve Bu İçtüzüğe Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ile İstanbul Milletvekili Emin Kul’un;
Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu’nun; Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan’ın; İzmir Milletvekili Gencay Gürün ve
Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın; Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli’nin; Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 6
Arkadaşının; Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün’ün; Kayseri Milletvekili Recep Kırış’ın; Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekili İçel Milletvekili Oya Araslı’nın ve Hatay Milletvekili Atila Sav’ın; Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik
Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporunun (2/158, 2/30, 2/52, 2/67, 2/89, 2/161, 2/176, 2/177, 2/178,
2/183, 2/204) tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı; maddelerine geçilmesi sırasında yoklama talebinde bulunuldu; Başkanlıkça,
yoklamanın, çalışma süresi içinde yetişmeyeceği nedeniyle yoklamaya gerek olmadığı açıklanarak, 9 Mayıs 1996 Perşembe günü
saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 18.38’de son verildi.
H. Uluç Gürkan
Başkanvekili
Zeki Ergezen Kadir Bozkurt
Bitlis Sinop
Kâtip Üye Kâtip Üye
II. – GELEN KÂĞITLAR
9 . 5 . 1996 PERŞEMBE
Sözlü Soru Önergeleri
1. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı İlinin köy yollarının yapımına ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi
(6/125) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1996)
2. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı İlinin köylerindeki kapalı okulların açılmasına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/126) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1996)
3. – Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altay’ın, Ağrı’daki yoksul vatandaşlarımızın çeşitli fonlardan sağlanan yardım miktarının
artırılmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/127) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1996)
Yazılı Soru Önergeleri
1. – Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un, Elazığ’da 8. kolordu bünyesinde yeni bir Er Eğitim Birliği kurulup
kurulmayacağına ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/745) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1996)
2. – Elazığ Milletvekili Ahmet Cemil Tunç’un, Askerî Lise, Astsubay Hazırlama Okulları Sınav Giriş Belgelerine ilişkin Millî
Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/746) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1996)
3. – Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, bazı KİT’lerin özelleştirilmesi ve TOFAŞ hisselerinin halka arzı için ödenen ilan
ücretlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/747) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1996)
4. – Diyarbakır Milletvekili M. Sacit Günbey’in, Diyarbakır-Silvan’da tütün kotası uygulandığı iddiasına ilişkin Devlet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/748) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1996)
5. – Diyarbakır Milletvekili M. Sacit Günbey’in, Diyarbakır’ın bazı ilçelerinde bulunan Devlet Hastanelerinin uzman hekim
ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/749) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1996)
6. – Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu’nun, Bergama Ovacık Altın Madeni işletmesinin çevre halkı sağlığı üzerindeki
etkileri konusunda bir araştırma yapılıp yapılmadığına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/750) (Başkanlığa geliş
tarihi : 7.5.1996)
7. – Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu’nun, Bergama Ovacık Altın Madeni işletmesinin çevre halkı sağlığı üzerindeki
etkileri konusunda bir araştırma yapılıp yapılmadığına ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi (7/751) (Başkanlığa geliş
tarihi : 7.5.1996)
8. – Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan’ın, milletvekilleri ve yakınlarına yapılan sağlık harcamalarına ilişkin Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/752) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.4.1996)
Meclis Araştırması Önergeleri
1. – Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 22 arkadaşının, ülkemizdeki petrol ve doğalgaz rezervlerinin tespit ve işletilmesi
konusunda millî bir petrol politikasının oluşturulması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1996)
2. – Çorum Milletvekili Yasin Hatiboğlu ve 28 arkadaşının, Rusya ve Ukrayna’dan kalitesiz ve standartlara uygun olmayan sac
ithal edildiği iddialarını ve bunların üretimde kullanılmasının sakıncalarını tespit etmek amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün
102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/69) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1996)
3. – Çankırı Milletvekili İsmali Coşar ve 42 arkadaşının, ülkemizin enerji tüketiminde ileride bir darboğazla karşılaşmaması
için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.5.1996)
4. – Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 21 arkadaşının, Refah Partisinin Uluslararası Yardım Teşkilatı (IHH) ile ilişkisinin
araştırılması ve bu teşkilatça toplanan kurban paralarının amacına ulaşıp ulaşmadığının tespiti amacıyla Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/71) (Başkanlığa geliş tarihi :
8.5.1996)

BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
BAŞKAN: Başkanvekili H. Uluç GÜRKAN
KÂTİP ÜYELER: Zeki ERGEZEN (Bitlis), Kadir BOZKURT (Sinop)


BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50 nci Birleşimini açıyorum.
Çalışmalarımızın ülkemiz ve ulusumuz için iyilikler, güzellikler getirmesini diliyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
III. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1. – Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül’ün, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftasına ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN – Birinci söz, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftası nedeniyle, Demokratik Sol Parti Kocaeli Milletvekili Bekir
Yurdagül’ün. (DSP sıralarından alkışlar)
Buyurun.
Süreniz 5 dakika.
BEKİR YURDAGÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4-10 Mayıs İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftası
nedeniyle söz almış bulunmaktayım; konuşmama başlamadan önce, hepinizi, en iyi dileklerimle selamlıyorum.
Bu yıl onuncusu gerçekleştirilen İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftasının, çalışanlara sağlıklı, güvenli ve barış dolu
çalışma koşullarının yaratılmasında katkıda bulunmasını diliyorum.
Günümüzde insana çalışana değer vermek, çalışma hayatı ve ortamının daha yaşanır bir hale getirilmesini sağlamak,
endüstriyel ilişkilerin kalitesini yükseltmek, kısaca toplumsal refahın, barışın artırılması şeklinde ifade edilmektedir. İş
hukukunda en geniş şekilde düzenlenen konuların başında, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu gelir; ancak, iş güvenliğinin
sağlanabilmesi için bu yeterli değildir. İyi bir mevzuatın varlığı şart ve önkoşul olmakla birlikte, öncelikli sorun, iş güvenliği
bilincinin oluşmasıdır. Bu bilinç, önce, bütün ilgililerde, işçiden işverene ilgili kurum yetkililerine kadar herkeste iş güvenliği
konusunda bir istek ve inanç yaratılmasıyla sağlanabilir. İş güvenliği sorunu, öncelikle işçinin sorunudur; çünkü, iş güvenliği
önlemlerinin hiç alınmaması veya yeterli olmamasından ilk ve en çok etkilenecek olan işçinin kendisidir.
SSK verilerini incelediğimizde, 1994 yılında 92 087 iş kazası sonucunda 3 209 işçimizin sakat kaldığını, 1 191 işçimizin de
hayatını kaybettiğini görüyoruz. Bir insanın en önemli varlığı yaşamı ve sağlığıdır. Diğer bütün değerler, ancak bunun varlığıyla
bir anlam ifade edebilir. Sağlık yoksa, ne fazla iznin ne de daha iyi bir ücretin anlamı olabilir. Son on yılda ülkemizde meydana gelen
iş kazalarında 14 bin işçinin ölmesi, 30 bin işçinin de iş görmez derecede sakatlanması dikkat çekicidir. 1994 yılında grevler
nedeniyle kaybolan işgücü 242 589 iken, iş kazaları nedeniyle kaybolan işgücü 1 926 104’tür. Emek verimliliğinin artırılmasını
isteyenler, yukarıdaki tablo karşısında düşünmek zorundadırlar. Grevler nedeniyle işgücü kayıplarına duyarlı yaklaşan ve bunu
sürekli öne çıkaran çevreler, aynı duyarlılığı iş kazalarının önlenmesinde de göstermelidirler ki, samimî oldukları anlaşılsın.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iş güvenliği ve işçi sağlığının sağlanması için, şu üç nokta çok önemlidir: Birincisi,
işgüvenliği bilinci; ikincisi, iyi bir mevzuat; üçüncüsü ve en önemlisi, iyi bir denetim.
İş güvenliği için en önemli nokta denetimdir. Yürürlükteki iş güvenliği mevzuatımız, Anayasadan başlamak üzere, devlete
denetim ödevi yüklemektedir. Denetim olmadığı sürece, kimin iş güvenliği önlemleri aldığı kimin almadığı, iş kazaları ve meslek
hastalıklarının kaynakları ve yoğunluğu bilinemez ve sonuçta da etkin önlem alınamaz.
Ülkemizin en büyük işletmelerinden sayılan Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı işyerlerinde, en son teknolojiyle donanımlı
denizaltılarımız, firkateynlerimizin, uçak ve tanklarımızın imali ve onarımı yapılan tersanelerimizde, hava ikmal bakım
merkezlerinde, tank ve palet fabrikalarımızda, iş hayatının denetimi ve teftişi diğer işyerlerinden ayrı tutulmaktadır; bu ayrıcalık
mutlaka ortadan kaldırılmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iş kazalarının yarıya yakını küçük işyerlerinde meydana gelmektedir. 50’den az işçi
çalıştıran işyerlerinde meydana gelen kazaların, tüm işyerlerinde meydana gelen kazaların yüzde 80’ini oluşturduğu düşünülürse,
küçük işyerlerinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda gerekli önlemlerin alınmadığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Küçük
işletmelerde önlemler alınmadığı için, işçiler ve özellikle çocuk işçiler, iş kazası ve meslek hastalığı riskiyle çok daha fazla karşı
karşıya kalmaktadırlar. Bir örnek vermem gerekirse; seçim bölgem Kocaeli’de, devletin Derince Limanı boş dururken, yasal
olmayan özel iskelelerde, özellikle çocuk yaşta 2 500 işçi, sigortasız ve ölüm riskiyle burun buruna, olumsuz koşullarda 24 saat
çalıştırılmakta ve sık sık ölümcül kazalara rastlanmaktadır.
Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre, Türkiye’de, sigortalı her bin işçide iş kazası nedeniyle ölüm riski ortalaması
yüzde 5’tir; bu oran, Avrupa ülkelerinde yalnızca yüzde 1’dir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yurdagül, 1 dakika içerisinde lütfen tamamlayınız.
BEKİR YURDAGÜL (Devamla) – Teşekkür ederim.
Bu görüş çerçevesinde, işyeri sağlık birimlerinin çalışmalarında koruyucu hizmetler öne çıkarılmalıdır.
50 işçinin çalıştığı işyerlerinde birer işyeri hekimi istihdam edilmelidir.
Yasalarımızdaki cezalar caydırıcı olmaktan uzaktır; daha ağırlaştırılarak, caydırıcılık fonksiyonu oluşturulmalıdır.
Ulusal düzeyde, bir işçi sağlığı ve iş güvenliği kurulu bir an önce oluşturulmalı; işyerlerindeki işçi sağlığı ve iş güvenliği
kurulları demokratik bir yapıya kavuşturulmalıdır.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği bilinci ve kültürünün toplumun her kesimine verilmesi benimsenmelidir.
Bu vesileyle, değerli çalışanlarımızın iş güvencesinin, işçi sağlığının ve iş güvenliğinin sağlandığı sağlıklı ve barış dolu bir
çalışma ortamının, yarınlarda, bizlerin olması dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yurdagül.
Yanıt için, Hükümet adına söz talebi var mı efendim? Yok.
2. – İçel Milletvekili Halil Cin’in, köylü-orman ilişkileri ve orman kadastrosuna ilişkin gündemdışı konuşması ve Orman
Bakanı Nevzat Ercan’ın cevabı
BAŞKAN – ANAP İçel Milletvekili Sayın Profesör Doktor Halil Cin, Türkiye’de orman kadastrosu, köylü ve orman ilişkileri
konusunda gündemdışı söz istemişlerdir.(ANAP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
Sayın Cin, süreniz 5 dakikadır.
HALİL CİN (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de, köylü-orman ilişkileri ve orman kadastrosu konusunda
konuşmak üzere, huzurlarınızdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yurdumuz yüzölçümünün yaklaşık yüzde 26’sı ormandır. Orman varlığımızın ancak yüzde 44’ü verimli ormanlardan
oluşmaktadır. Anayasa ve orman mevzuatı, ormanı korumak ve çoğaltmak için ciddî önlemler almıştır. Ne var ki, ormanın yasal
olarak korunması yetmez, halk ile ormanı barıştırmak, ormanı köylüye sevdirmek, ormanın faydalarıyla köylüyü kucaklaştırmak
gerekir.
Ülkemizde orman mevzuatının uygulanması, kazanılmış hakları ihlal etmekte; bilimsel ve teknik anlamda, orman olmayan
arazi orman kabul edilmekte; köylü, hayat kavgasında ormanı kendisine hasım olarak görmektedir. Anayasa -169 uncu maddesinde-
ormanların korunması ve genişletilmesiyle ilgili tedbirler almıştır.
Aynı madde, orman dışına çıkarılabilecek alanları da belirlemiştir. Buna göre, orman olarak muhafazasında bilim ve fen
bakımından fayda olmayan yerler ile tarımda kullanılması faydalı olan yerler ve 1981 yılından önce kesin orman vasfını yitirmiş
olan bağ, bahçe, zeytinlik gibi yerler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak üzerinde bulunduğu yerler, orman sınırları
dışına çıkartılabilir. Anayasanın 169 uncu maddesinin dördüncü bendinde yer alan bu hüküm, lafzı ve ruhuyla tam olarak
uygulanırsa, sorun çözülecektir.
Mesela doğu Akdeniz bölgesinde, özellikle İçel ilinde, Erdemli’den Anamur’a kadar uzanan sahil bandında, taşlık, bitki
örtüsünden mahrum, dik yamaçlardan oluşan yerlerde, köylü, kayaları dinamitle temizleyerek sera kurmakta ve turfanda sebzecilik
yapmaktadır; bu şekilde hem ülkenin istihdam sorununun çözümüne yardımcı olmakta, hem de millî ekonomiye katkıda
bulunmaktadır. Ne var ki, Orman Bakanlığı, ekmeğini taştan çıkartan bu insanların emeğini ve geleceğini yok etmek için
“ormandır” iddiasını, Demokles’in kılıcı gibi köylülerin başında sallamaktadır.
Diğer taraftan köylünün, atadan dededen kalan tarlaları, orman kadastrosu yahut normal kadastro sırasında, tarım arazisi olarak
tespit edilmesine rağmen, sonradan “ormandır” diye elinden alınmakta, köylü bu şekilde kazanılmış haklarını yitirmekte, mahkeme
kapılarında sürünmekte, devletine olan güvenini kaybetmektedir. Orman Kanununun 2 /B maddesi gereğince, orman sınırları
dışına çıkartılıp, Hazine adına tescil edilen yerler, rayiç bedeliyle zilliyetlerine bugüne kadar henüz verilememiştir; ayrıca köy,
kasaba ve mücavir alanlarda vatandaş, evi veya dükkânı için ecrimisi ödemek durumunda kalmaktadır. Bütün bu uyuşmazlıkları
ortadan kaldırmak, ormanları korumak ve orman alanlarını genişletmek için, orman-köylü ilişkilerini çağdaş, rasyonel bir
işletmecilik anlayışıyla yeniden düzenlemek gerekir. Bu yolda atılacak ilk adımlardan biri, orman kadastro çalışmalarının, işin
mahiyet ve tekniği bakımından en yetkili ve aynı zamanda tarafsız kuruluş olan, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından
yapılmasıdır.
6831 sayılı Yasa, orman sınırlarını belirleme yetkisini, orman kadastro komisyonlarına vermiştir. Komisyonlar, orman
sınırlarını belirleyerek, bu sınırları gösteren tahdit krokileri ve tahdit haritaları düzenlemektedir. Bu krokiler ve haritalara göre,
orman kadastro haritaları yapılmaktadır. Bu haritalar, çoğu zaman, kadastro haritaları standartlarında üretilmediği için, uygulamada
büyük güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Tapuya tescil işlemleri bu sebeple gerçekleşmemekte, kadastro çalışmaları
sonuçlandırılamamaktadır. Bazı haritalarda pafta-zemin uyuşmazlıkları ortaya çıkmakta, zeminde orman, haritada kültür arazisi
veya kültür arazisi ise, orman olarak gözükmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Cin, lütfen 1 dakika içerisinde toparlayınız.
HALİL CİN (Devamla) – Bitiriyorum efendim; teşekkür ederim.
Bazen de kadastro çalışmaları sırasında, orman idaresinin taraf olduğu işlemlerde, daha önce kültür arazisi olarak kadastrosu
yapılan yerler orman olarak tescil edilmektedir ki, bu, taşınmazların mülkiyetini tartışmalı hale getirmekte, çeşitli anlaşmazlıklara
yol açmaktadır.
Orman kadastro haritalarının sağlıklı yapılabilmesi için, bunun, ülkemizde en deneyimli kuruluşu olan Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü tarafından yapılmasında zaruret vardır. Bilindiği gibi, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Başbakanlığa bağlı bir
kuruluştur. Orman ihtilaflarında Orman Bakanlığı taraf olduğu halde, Tapu Kadastro tarafsız bir kuruluştur; bu bakımdan,
Başbakanlığa bağlanmıştır. Böylece, henüz kadastrosu yapılmamış 8 500 orman ilişkili köy ve orman alanlarının kadastrosunun
genel kadastroyla birlikte yapılması mümkün olacak, uygulamada karşılaşılan birçok olumsuzluklar da ortadan kalkacaktır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Cin teşekkür ediyorum.
Hükümet adına yanıt?..
ORMAN BAKANI NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Üçüncü konuşmadan sonra cevap vereceğim.
BAŞKAN – Peki efendim, daha sonra cevap vereceksiniz.
3. – Muğla Milletvekili Fikret Uzunhasan’ın, fıstıkçamı üretimiyle uğraşan orman köylülerine ilişkin gündemdışı konuşması
ve Orman Bakanı Nevzat Ercan’ın cevabı
BAŞKAN – Gündemdışı üçüncü konuşma, fıstıkçamı ve fıstıkçamı üretimiyle iştigal eden orman köylüleri üzerinde, DSP
Muğla Milletvekili Sayın Fikret Uzunhasan’ın. (DSP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
FİKRET UZUNHASAN (Muğla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; fıstık çamı ve fıstıkçamı üretimiyle uğraşan orman
köylüleri hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Ülkemizin, Ege Bölgesinde fıstıkçamı ormanları, Muğla İli Milas – Sarıçay, Yatağan–Kavaklıdere, Gökçay Bölgesinde ve
Aydın İlinde olmak üzere, 7 bin hektardır. Bunun 5 bin hektarı Milas–Yatağan–Kavaklıdere üçgeninde bulunmaktadır.
Yörede yaşayan vatandaşlar, geçimlerini fıstıkçamlarının kozalaklarından sağlamaktadır. Ne yazık ki, bu fıstıkçamları,
devlet ormanları içerisinde olduğundan, vatandaş ile orman idaresi sık sık karşı karşıya kalmaktadır.
1945 yılında çıkarılan 4785 sayılı Yasaya göre, bütün ormanların devletleştirilmesi ana neden olarak gösterilmektedir.
Herhangi bir kayıt ve şart aranmaksızın tabiaten yetişmiş bütün ormanlar devletleştirilmiştir.
24.3.1950’ de çıkan 5658 sayılı Yasaya göre ise, tapulu alanlar orman içinde ve bitişiğinde değilse, tekrar sahiplerine iade
edilmiştir.
6831 sayılı Orman Kanununun 1 inci maddesinin (H) bendine göre: “Sahipli arazide ve muhitin hususiyetlerine göre yetişmiş
veya yetiştirilecek olan fıstıkçamlıkları ve palamut meşelikleri dahil olmak üzere her nevi meyveli ağaç ve ağaççıklar orman
sayılmaz.”
Bu durumda, fıstıkçamı, sahipli arazide orman sayılmazken, devletin mülkiyeti altında bulunan ormanlarda ve boş arazide
yetişen fıstıkçamları ise, meyveli bitki türünden sayılmayıp, orman sayılmaktadır.
Söz konusu kanun çelişkiler yaratmakta, bu durum, yöredeki vatandaşlar ile orman idarecilerini karşı karşıya getirip,
anlaşmazlıklara neden olmaktadır.
Tereddütlerin ortadan kaldırılması için, fıstıkçamının net bir tanımının yapılıp, bahçe ağacı; yani, meyveli ağaç statüsüne
acilen sokulması gerekmektedir.
Devletin ormanları içerisinde yetişen fıstıkçamı, orman ürünü olarak kullanılmamaktadır; yani, kâğıt, kereste, reçine
sanayiinde kullanılmamaktadır; ısı değerinin az olması nedeniyle, yakacak olarak da kullanılmamaktadır. Bu bağlamda, devlet,
fıstıkçamından hiçbir şekilde orman ürünü olarak yararlanmamaktadır.
6831 sayılı Orman Kanununun 2 nci maddesinde;
“Orman sayılan yerlerden:
A) Öncelikle orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen yerleştirilmesi maksadıyla, orman olarak muhafazasında
bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler ile
halen orman rejimi içerisinde bulunan funda ve makilerle örtülü yerlerden tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit
edilen yerler,
B) 31.12.1981 tarihinden önce, bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden tarla, bağ, bahçe,
meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında
yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları, orman sınırları
dışına çıkartılır” denilmektedir.
Bu durumda, söz konusu yasanın ilgili maddeleri tekrar ele alınması, incelenip, yöre halkının özellikleri de göz önüne alınarak
değişiklikler yapılması, o bölgedeki vatandaşlarımızın yararına olacaktır.
Yöredeki halkımız için ikinci bir sıkıntı kaynağı ise, büyük bir özenle koruyup geliştirdikleri fıstıkçamlarının mülkiyet
hakkının kendilerine verilmemesidir. Oysa, o bölgede yaşayan insanlarımız, elindeki tapulu alanlarına da fıstıkçamı dikerek
değerlendirmektedirler.
Bölge halkımız, çok uzun yıllardan beri, devlet ormanları içerisinde yetişen fıstıkçamlarına sahip çıkmakta, koruyup
kozalaklarından yararlanmaktadırlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)
BAŞKAN – Ek süreniz 1 dakikadır.
FİKRET UZUNHASAN (Devamla) – Bu durumda, ormanlarımız daha iyi korunacaktır. Tarıma elverişsiz Hazine alanları
mülkiyetleştirilerek sahipli ormanlar çoğalacak; halk üretime etkin bir şekilde katılacak. Bu durum, fıstığın maliyet fiyatları
üzerinde etkili olacak, halk, ekonomik olmayan her türlü uygulamalara müdahale ederek israf önlenecek ve üretim artacaktır.
Ormanlarımızdan usulsüz faydalanmalar önlenecek, yangın gibi zararlara karşı daha iyi korunacaktır. Fıstık üretimi, pazar
isteklerine uygun standartlarda yapılacağından, pazarlama daha kolay ve zararsız olacaktır.
Böyle bir modelin uygulanması, hem vatandaş hem de devlet lehine olacaktır. Bursa İli Keleş İlçesi Baraklı Köyü, bu modelin
en güzel örneğidir. Özetle, fıstıkçamı üzerindeki mülkiyet hakkının vatandaşa verilmesi, yöremiz açısından bir zorunluluktur. Bu
konuyla ilgili olarak gerekli yasa değişiklikleri bir an önce yapılmalıdır.
Sözlerime son verirken, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunhasan.
Gündemdışı ikinci ve üçüncü konuşmayı yanıtlamak üzere, Orman Bakanı Sayın Nevzat Ercan; buyurun. (DYP sıralarından
alkışlar)
2-3. – Orman Bakanı Nevzat Ercan’ın, İçel Milletvekili Halil Cin’in, köylü-orman ilişkileri ve Muğla Milletvekili Fikret
Uzunhasan’ın, orman köylülerine ilişkin gündemdışı konuşmalarına cevabı (Devam)
ORMAN BAKANI NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; iki değerli konuşmacımızın
gündemdışı konuşmalarına cevap vermek üzere yüksek huzurlarınızdayım.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; orman kadastrosu, orman varlığımızın tespitiyle güvence altına alınması olarak,
orman mülkiyeti ise, orman alanlarına yönelik idare ve kullanma hakkı şeklinde tanımlanmaktadır. Orman kadastrosu, orman tahdidi
amacıyla, 1937 yılında yayımlanarak yürürlüğe giren 3116 sayılı Orman Kanununda ele alınmıştır. Kanun, orman tahdidinin 10
yıl gibi kısa bir sürede bitirilmesini hedeflemiştir. Bu da, ormancılık faaliyetlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için,
öncelikle sahipliliğin belirlenmesine ne kadar büyük bir önem verildiğini ortaya koymaktadır. Buna rağmen, 1937 yılından beri
çeşitli kanun değişiklikleriyle uygulanması sürdürülen orman sınırlaması çalışmaları, günümüze kadar, ne yazık ki,
tamamlanamamıştır.
Arzulanan teknik ormancılığın yapılabilmesi ve mülkiyet ihtilaflarının çözüme kavuşturulabilmesi amacıyla kadastro ve
mülkiyet çalışmalarına ağırlık verilmektedir. 1995 yılı sonu itibariyle yurdumuzda mevcut 20,2 milyon hektar genişliğindeki orman
alanının yüzde 68’ini oluşturan 13,9 milyon hektarının orman tahdit ve kadastrosu tamamlanmış, 5,4 milyon hektarının tapuya
tescili sağlanmıştır.
Halen 155 adet orman kadastro komisyonu ile yılda 1 milyon 100 bin hektar orman alanının, orman kadastro çalışması
sürdürülmektedir. 1995-1999 yıllarını kapsayan 5 yıllık dönemde, yılda ortalama 1 milyon hektar olmak üzere, 5 milyon hektar
sahanın orman kadastrosunun yapılması, tüm orman sahalarının kadastro çalışmalarının ise 2004 yılında tamamlanması
hedeflenmiştir. Bu çalışmaların 2004 yılında bitirilebilmesi için zor bir çalışma olan kadastro faaliyetlerindeki tüm personelin
özlük haklarının artırılması ve komisyonların günün şartlarına en uygun donanımla mücehhez hale getirilmesi noktasındaki
gayretler, bir ölçüde sonuç vermiş bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, yurdumuzda sayıları 18 bin civarında olan orman köyünde, yaklaşık 10,5 milyon nüfus yaşamaktadır.
Orman köylülerimiz, millî gelirden en az payı alan bir kesimi oluşturmaktadır. Orman köylerimizden büyük kentlere çok yoğun bir
nüfus akımı gözlenmektedir.
Bu göç olayı, şehirlerin problemlerini önemli ölçüde artırmaktadır. Ormanlarımızın korunması, geliştirilmesi ve
genişletilmesi amacıyla, orman içi ve bitişiğindeki köylerin sosyal ve ekonomik gelişmelerini sağlamak suretiyle bunların ormanlar
üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için, Bakanlığımızca çalışmalar yapılmakta olup, tüm ilçelerimizin orman köyleri kalkınma
planları hazırlanmış ve uygulamaya konulmuştur.
Bu amaçla, bilhassa ORKÖY Genel Müdürlüğü bazında Orman Köylülerini Kalkındırma Fonundan orman köylülerimize dam
örtülü ve ısıtma-pişirme araçları gibi sosyal amaçlı; arıcılık, hayvancılık, el sanatları, seracılık, meyvecilik, kültür mantarcılığı,
alabalıkçılık gibi ekonomik amaçlı ferdi krediler verilmektedir. Ayrıca, bu köylerdeki ürünlerin değerlendirilmesi, pazarlanması ile
hammadde temini için mandıra, soğuk hava deposu, zeytin salamura, halıcılık, orman ürünleri işletme, yem üretimi gibi konularda,
bu köylülerimizin oluşturduğu köy kalkınma kooperatiflerince kurulan tesislere de ayrıca kooperatif kredileri kullandırılmaktadır.
Orman Genel Müdürlüğü bünyesindeki çalışmaları eğer özetleyecek olursak, ormanlardan yapılan üretim, taşıma ve istifleme,
diğer işletmecilik işlerinde istihdam edilen orman işçisi sayısı yaklaşık 700 bindir. Üretim işlerinde kendi nam ve hesabına vahidi
fiyat usulüyle çalışan orman köylüsü, orman işçilerine yaptıkları üretim işçiliği karşılığı olarak, 1993 yılında 2,3 trilyon TL, 1994
yılında 3,5 trilyon TL’lik bir ödeme imkânı bulunabilmiş; 1995 yılında 9,071 trilyon TL ödeme yapılabilmiştir. 1996 yılında ise
bu meblağın 14,5 trilyon TL’ye ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Bakanlığımız, Orman Genel Müdürlüğünde vahidi fiyatla çalışan üretici köylülere ve kooperatiflere, 1995 yılında yaptıkları
üretim, sürütme ve taşıma faaliyetlerine verilen birim fiyatlara ilaveten, 1.1.1995 tarihinden geçerli olmak üzere yüzde 20 zam
verilmiştir. Verilen bu zammın tutarı 1,6 trilyon olup, 1995 yılında üreticilere verilen miktar 9,071 trilyonu bulmuştur.
Genel Müdürlüğümüz, üretim birim fiyatlarındaki artışların yıllık enflasyon rakamlarının üzerinde olmasına, köylülerin
mağduriyetinin önlenmesine gayret sarf etmektedir. Orman köylüsünün gelir seviyesinin ve refahının yükseltilmesi, orman-halk
ilişkilerinin iyileştirilmesi, orman sevgisinin geliştirilmesi ve böylece, ormanların korunmasının, halkın katkı ve katılımıyla daha
etkin hale getirilmesi, temel amaç olarak hedeflenmiştir. Üretim faaliyetlerinde çalışan orman köylülerine, vahidi fiyat usulüyle
yaptıkları işler karşılığı, döner sermaye gelirlerinden verilen payın artırılması, Bakanlığımızın, üzerinde hassasiyetle durmakta
olduğu başlıca amaç; orman köylülerimizin refah seviyelerinin iyileştirilmesi, ormanların işletilmesi, sağlanan gelirlerden orman
köylülerine aktarılan payın daha yüksek nispetlere çıkarılmasıdır.
Değerli milletvekilleri, 1990 yılında, döner sermaye gelirlerinin köylüye aktarılan payı, yüzde 26,7 nispetindeyken, 1994
yılında yüzde 37,4’e, 1995 yılında, alınan yeni tedbirlerle yüzde 43,4’e yükseltilmek suretiyle, ormandan alınan tekrar ormana ve
orman köylüsüne aktarılması politikası, geçtiğimiz dönemlerde çok yaygın bir biçimde uygulama imkânı bulabilmiştir.
Orman köylülerine ve orman köyü kooperatiflerine, vahidi fiyatla, baltalık ormanlardan ve koruya tahvil çalışmalarında
ürettikleri yakacak odunun yüzde 80’ine kadarı, kendilerine, köylü pazar satışı olarak, maliyet bedeli üzerinden verilmektedir; bu
sahalardan ürettikleri sanayi odunlarının tamamı ise, düşük maliyetle ve tahsis fiyatlarından, yine kendilerine verilerek, kendileri
tarafından pazarlamaları imkânı sağlanmıştır.
Orman Kanununun 34 üncü maddesinden doğan yüzde 25 kanunî hak karşılığı orman köyü kooperatiflerine yapılan vadeli
satışlardan alınan faiz, 1993 yılından itibaren kaldırılmıştır.
Ayrıca, bu satışlarda uygulanan yüzde 50 peşin ödeme şartı da, 1994 yılında yüzde 10, 1995 yılında ise, talebin canlı
olmasından dolayı, yüzde 20 peşinatla, faizsiz ve 1 yıl vadeli satış uygulamasına başlanarak, orman köylüsü lehine, reform
mahiyetinde kolaylık ve rahatlık getirilmiştir; bunların gözden kaçmaması lazım.
Değerli milletvekilleri, orman içi ve bitişiğindeki orman köylerinden, daha önce 31 inci madde kapsamındayken, idaremizce
yapılan üretimler sonucu, mülkî hudutlarında verimli devlet ormanı kalmayıp, 32 nci madde kapsamına girmek suretiyle, zatî ihtiyaç
haklarından mahrum olan orman köylülerinin, yeniden hak sahibi olmalarını sağlayacak yasal düzenleme çalışmaları tarafımızdan
başlatılmış bulunmaktadır.
Daha önceki yıllarda, mayıs ayı sonuna kadar kesme, taşıma işlerini yapan orman köylülerine verilen erken üretim primi, 1994
yılından itibaren, idarenin inisiyatifi ve üretim işçiliğinin sonbaharda yapılması halinde, yine erken üretim priminin verilmesi
sağlanmış bulunmaktadır. Böylece, orman köylüsüne ek iş imkânı sağlanmış olmaktadır.
Yine, orman köylüsüne tel direk üretiminde yüzde 25 ve yüzde 75 arasında, maden direk üretiminde ise, yüzde 20 oranında
özendirici prim verilmektedir.
Orman Kanununun 31, 32 ve 33 üncü maddelerine göre, orman köylülerine ve nüfusu 2 500’den az olan kasaba halkından
muhtaç olanlarına verilen zatî yapacak ve yakacak ihtiyaçlar ile felakete uğrayanlara verilen felaketzede ihtiyaçları ile
Bakanlığımızın sübvanse ettiği meblağ, döner sermaye konsolide bütçesinin yüzde 10’u nispetine ulaşmaktadır. Bir fikir vermesi
bakımından, 11 trilyon TL olan 1994 yılı konsolide bütçesinin yüzde 10’u olan yaklaşık 1,1 trilyon TL, 1995 yılında ise, 29 trilyon
TL gelir tahmin edilerek, bunun yüzde 10’u nispetinde, yaklaşık 2,9 trilyon TL, orman köylüsüne bu kapsamda dolaylı olarak ek gelir
sağlanmaktadır.
Baltalık ormanlardan endüstriyel odun üretimini teşvik etmek için, hem yapacak odunda ve hem yakacakta, fiilî masraflar yüzde
50, tevzi masraflar yüzde 50 oranında uygulanarak, oduna olan talep darlığı nedeniyle, orman köylüsüne ürettiği emvali daha rahat
pazarlama dolayısıyla gelirini artırıcı imkân da, ayrıca sağlanmış bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, baltalık ve bozuk baltalık sahaların koruya tahvil çalışmalarında 5’er yıllık aralarla 10 yıl boyunca bu
sahalarda yapılacak müdahelelerden elde edilecek yapacak ve yakacak odunların, köylü pazar satışı ve tahsisli olarak üretici
köylülere verilmesi sağlanmış ve bu yolla 1994 yılından itibaren gelirlerini artırıcı imkân, orman köylümüze böylece sağlanmış
bulunmaktadır.
Orman köylüsüne, 1995 yılında üretim işçiliği ve kanunî haklardan sağlanan parasal kaynak -kalemler halinde toplam olarak
rakamı ifade etmek istiyorum- 14,5 trilyondur. 1996 yılında ise, orman köylüsüne, işçilik, kanunî haklar ve diğer çalışmalarla,
sadece -Orman Genel Müdürlüğü bünyesi açısından söylüyorum- 27 trilyon TL’lık bir katkı sağlanması tahmin edilmektedir ve
Bakanlığımızca da, bu yolda gerekli çalışmalar başlatılmış bulunmaktadır.
Hepinize saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Değerli milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar ve yanıtlar tamamlanmıştır.
Gündeme geçiyoruz.
4 adet Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:
B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1. – Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 22 arkadaşının, ülkemizdeki petrol ve doğalgaz rezervlerinin tespit ve işletilmesi
konusunda millî bir petrol politikasının oluşturulması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye’nin, bütçe açıklarından ve içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan kurtulabilmesi için, kendi tabiî zenginliklerini
değerlendirmesi zarureti bilinen bir gerçektir. Bu tabiî zenginliklerden biri olan yeraltı petrol yataklarımızın en verimli şekilde
işletilmesi ve değerlendirilmesi için Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 102 ve103 üncü maddesi
gereğince, millî petrol politikamızın tespiti için, ilişikteki Meclis araştırması önergemizin kabulüne delaletinizi saygılarımızla arz
ve talep ederiz.
Şevket Kazan (Kocaeli)
Salih Kapusuz (Kayseri)
Mehmet Ali Şahin (İstanbul)
Ahmet Derin (Kütahya)
Kemalettin Göktaş (Trabzon)
Cemal Külahlı (Bursa)
İbrahim Ertan Yülek (Adana)
Necati Çelik (Kocaeli)
Ömer Vehbi Hatipoğlu (Diyarbakır)
Mustafa Kemal Ateş (Kilis)
Naci Terzi (Erzincan)
Mikail Korkmaz (Kırıkkale)
İlyas Arslan (Yozgat)
Hüseyin Kansu (İstanbul)
Ahmet Dökülmez (Kahramanmaraş)
Mehmet Bedri İncetahtacı (Gaziantep)
Azmi Ateş (İstanbul)
Mehmet Altan Karapaşaoğlu (Bursa)
M. Sıddık Altay (Ağrı)
İsmail Coşar (Çankırı)
Abdullah Örnek (Yozgat)
Ahmet Çelik (Adıyaman)
Şinasi Yavuz (Erzurum)
Gerekçe:
Bilindiği gibi, petrol, bir yandan dünyamızı aydınlatıp teknolojik gelişmelerin itici gücünü teşkil ederken, öte yandan keşfinden
bu yana, ihtilafların, harplerin, suikastların, darbelerin, kara paranın dünya çapında organize rüşvetin ve her türlü yıkıcı faaliyetin
odak noktasını oluşturmuştur. Bugün petrolün çok önemli ve sihirli bir madde olduğunu, kalkınmanın ve refahın petrol sayesinde
çabuklaştırılıp mümkün hale getirilebildiğini bilmeyen hiçbir millet ve devlet kalmamıştır.
Ülkemizde ilk petrol çalışmaları 1926 yılında başlamıştır. Söz konusu yılda çıkarılan ilk petrol kanunu ile MTA Petrol
Grubunca yürütülen çalışmalar, 1940’ta Raman’da, 1951’de Garzan’da ilk petrol yataklarının bulunmasıyla meyvesini vermiştir.
1926 yılında çıkarılan bu kanun, petrol politikasını mutlak devletçilik çizgisinde götürmeyi amaçlamış ve fakat, yöneticiler
tarafından yetersiz görülmüştür.
1954 yılında 6326 sayılı Kanun çıkarılmıştır. Bu kanunla, devlet doğrudan doğruya işletmeci olma konumunu bırakmış,
işletmeciliği yerli özel şirketlere, bunların yanında, yabancı şirketlere, hatta, yabancı devletlere ruhsat veren liberal sistemi
benimsemiştir.
Kanunun amacı, ülke kalkınmasında akaryakıt ihtiyacının döviz harcanmadan temini ve ihtiyaç fazlasının ihracı ile ülkeye
döviz kazandırılması olarak gösterilmiş ise de, yabancılara geniş imtiyazların tanınmış olmasına rağmen, beklenen neticeyi, yine
de vermemiştir.
Bu durum dikkate alınarak, 1954 yılında çıkarılan Petrol Kanunu, 1973 yılında yeni baştan ele alınmış ve âdeta, petrol
politikamızı, devletin de müdahil olduğu karma bir sistem haline getirmiştir.
Yukarıdan beri özetlenen kanunî safahatın uygulanması sırasında şu gerçekler ortaya çıkmıştır:
1- 1954 yılından bugüne kadar ülkemizde petrol arama çalışması yapan 138 şirketin 17’si yerli, 121’i yabancıdır. Halen
faaliyet halindeki 33 şirketin 3’ü yerli, 30’u yabancıdır. Bu gerçek, ülkemiz petrolünün yabancıların elinde ve nüfuzunda olduğunun
açık bir delilidir.
2- Arama yapan şirketlerin içerisinde Shell Şirketinde 70 yabancı personel, Mobil Şirketinde 45 yabancı personel çalıştığı
halde, TPAO’da 82 yabancı personel çalışmaktadır. Bu gerçek, en güçlü yerli şirket olan TPAO’nun yabancıların kontrolü altında
olduğunu göstermektedir.
3- Yerli uzman yetiştirme konusunda, Shell Şirketi 16, Mobil Şirketi 8 burs verdiği halde, TPAO’nun hiç burs vermediği
görülmektedir. Bu gerçek, kendi şirketimizin, kendi insanını düşünmediğini göstermektedir.
4- 1954 yılından bu yana yabancı şirketlerin çok daha fazla sondaj yaptığı halde, kuyuları kapattıkları görülmektedir. Bu
durum, insana, ister istemez, açılıp kapatılan sahalarda gelecek için birtakım gizli emellerin bulunduğunu düşündürmektedir.
5- Halen 46 sahada petrol çıkaran TPAO, bugüne kadar, 230 milyon varil; 24 sahada petrol üreten Shell Şirketi 234 milyon varil;
3-5 sahada petrol üreten Mobil Şirketi ise 70 milyon varil üretim yapmıştır. Bu gerçek, TPAO’nun, teknik üretim kapasitesi
açısından, yabancı şirketlerin, ne kadar gerisinde olduğunu göstermektedir.
6- Bugün, Türkiye, bir yandan petrol ithal ederken, öte yandan ihraç eden bir ülke konumundadır. Bizi düşündüren, bu ihracatın,
yerli ve yabancı şirketlerden daha çok, hangileri vasıtasıyla gerçekleşmiş olduğunun tespitidir.
7- Bilimsel kaynaklar, Türkiye’de, halen, 51 595 230 milyon ton ham petrol rezervi, 18 082 979 746 metreküp doğalgaz rezervi
olduğunu tespit etmektedir. Hal böyle iken, Türkiye’nin, bu zenginliğini değerlendirmeyip, Rusya’dan, doğalgaz ve dışarıdan, petrol
ithal etmesi, gerçekten düşündürücüdür.
Yeni oluşan dünyada, devletler, dış politikalarını, halkların menfaatını ön planda tutarak, yürütmektedirler. Devletler
arasında, bir süre iyi giden ilişkilerin, bir süre sonra bozulduğu, yürümez hale geldiği görülmektedir. Türkiye’nin, petrol ihtiyacının
büyük kısmını temin ettiği Irak’a karşı uygulanan ambargo, uzun zamandan beri Türkiye’nin de yararlandığı boru hattının
kapatılmasına ve Türkiye’nin, sıkıntıya düşmesine neden olmuştur. Kendi topraklarımızda, 18 milyar metreküp doğalgaz varken,
milyarlarca dolar para harcayarak, bugün, iyi ilişkiler içerisinde olduğumuz Rusya’dan doğalgaz getirmenin, ileride, iki ülke arasında
anlaşmazlık çıktığında, milyarlarca doların heder olması bir yana, sosyal hayatımızı altüst etmeyeceğini kim iddia edebilir.
Bu gerçekleri göz önünde bulundurarak, Türkiye’nin, petrol ve doğalgaz yataklarındaki rezervlerin tespiti, bu yatakların, yerli
şirketlerimiz tarafından en verimli şekilde aranması ve işletilmesi ve Türk petrolünün, yabancı şirketlerin konrolünden kurtarılması,
Türkiye’nin, artık, petrol ithal eden bir ülke değil, petrol ihraç edip, döviz kazanan bir ülke konumuna getirilmesi için, bir millî petrol
politikasının, Meclisimiz tarafından, araştırılarak tespitinde zaruret görüyoruz.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda öngörüşme, sırasında yapılacaktır.
İkinci önergeyi okutuyorum:
2. – Çorum Milletvekili Yasin Hatiboğlu ve 28 arkadaşının, Rusya ve Ukrayna’dan kalitesiz ve standartlara uygun olmayan sac
ithal edildiği iddialarını ve bunların üretimde kullanılmasının sakıncalarını tespit etmek amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/69)
7.5.1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizde, Ereğli Demir Çelik Fabrikalarında kaliteli saç üretimi yapılmakta iken, Türkiye’nin, Rusya ve Ukrayna’dan son
derece kalitesiz ve standartlara uygun olmayan fazla miktarda sac ithal etmesi ve bu sacın da başta araba olmak üzere çok sayıda mal
üretiminde kullanılmasının sakıncalarının araştırılması amacıyla Anayasanın 98, İçtüzüğün 102 nci maddesi gereğince bir
Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1- Yasin Hatiboğlu (Çorum)
2- Hasan Hüseyin Ceylan (Ankara)
3- Şaban Şevli (Van)
4- Osman Pepe (Kocaeli)
5- Yakup Hatipoğlu (Diyarbakır)
6- Ali Oğuz (İstanbul)
7- Musa Uzunkaya (Samsun)
8- Ahmet Cemil Tunç (Elazığ)
9- Mehmet Salih Katırcıoğlu (Niğde)
10- Sacit Günbey (Diyarbakır)
11- Kemal Albayrak (Kırıkkale)
12- Memduh Büyükkılıç (Kayseri)
13- Mustafa Hasan Öz (Ordu)
14- Saffet Benli (İçel)
15- Hüseyin Yıldız (Mardin)
16- Hasan Hüseyin Öz (Konya)
17- İsmail İlhan Sungur (Trabzon)
18- Turhan Alçelik (Giresun)
19- Avni Doğan (Kahramanmaraş)
20- Mehmet Sılay (Hatay)
21- Hasan Dikici (Kahramanmaraş)
22- Kahraman Emmioğlu (Gaziantep)
23- Ahmet Doğan (Adıyaman)
24- Latif Öztek (Samsun)
25- Mustafa Yünlüoğlu (Bolu)
26- İsmail Özgün (Balıkesir)
27- Lütfü Esengün (Erzurum)
28- Salih Kapusuz (Kayseri)
29- Nurettin Kaldırımcı (Kayseri)
Gerekçe:
Ereğli Demir Çelik Fabrikalarının ülke ekonomisine kendi alanındaki üretimiyle katkısı herkesçe malumdur. Ülkemizde sadece
Ereğli Demir Çelik Fabrikalarında üretimi yapılmakta olan sacın kalitesinin üstünlüğü de hepimizce malumdur.
Tüm dünya ülkeleri kendi sanayiini korumak için çeşitli sektörlerde antidamping yasası çıkararak o sektörü korumaya almıştır.
ABD bile makarnada çıkardığı antidamping yasasıyla kaliteli de olsa dışarıdan makarna ithalatını asgariye düşürmüştür.
Özellikle son yıllarda ülkemizde Bağımsız Devletler Topluluğundan kontrolsuzca ithal edilen çok çeşitli kalitesiz ve ucuz
sanayi ürünü veya hammaddesi, millî sanayimizi güç durumda bırakırken, bu kalitesiz malzeme ile üretilen mallar da halkımızı güç
durumda bırakmaktadır.
Avrupa Birliği üyesi 12 ülke, Bağımsız Devletler Topluluğundan yapılacak sac ithalatına 104 bin tonluk bir sınırlama
getirmiştir. Yani, bu 12 ülke bir yıl içerisinde Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinden toplam 104 bin ton sac ithalatı yapacak,
fazla yapamayacaktır.
Bu kotaya sebep, Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinden özellikle Rusya ve Ukrayna’da üretilen saçların son derece düşük
kalitede olması ve ilkel şartlarda üretiliyor olmasıdır. Bu saclar, darbelere dayanıklı olmayan, kısa sürede paslanan ve yeterli
esnekliği bulunmayan özelliklere sahiptir.
Bu itibarla, bu saclarla üretilen arabalarda, beyaz eşyada ve daha birçok üründeki kalitesizliğin önüne geçilmesi gerekmektedir.
Avrupa Birliği üyesi 12 ülkenin toplam 104 bin tonluk sac ithali sınırlamasına karşılık, Türkiye gibi bir ülkenin, Bağımsız
Devletler Topluluğu üyesi ülkelerden bir yıl içerisinde (1995 Ocak-Ekim) 1,3 milyon ton kalitesiz sac ithal etmesi ve bu sacın birçok
hayatî üretim alanlarında (araba gibi) kullanılması kamuoyunda rahatsızlık yaratmaktadır.
Konunun sağlıklı bir şekilde araştırılması ülkemiz menfaatları açısından fevkalade önemlidir.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda öngörüşme, sırasında yapılacaktır.
Üçüncü önergeyi okutuyorum:
3. – Çankırı Milletvekili İsmail Coşar ve 42 arkadaşının, ülkemizin enerji tüketiminde ileride bir darboğazla karşılaşmaması
için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizin enerji sektöründe, üretim ve tüketimin ne kadar olacaktır; yerli üretimimiz talebi ne ölçüde karşılayabilecektir, bu
önemli konuda dışa bağımlılığımız ne kadar olacaktır; ileriye yönelik enerji talebimiz ne ölçüde olacaktır; ileride herhangi bir
enerji darboğazıyla karşılaşmamak için ne gibi tedbirler alınacaktır? Bu konuda şimdiye kadar önemli bir araştırma olmadığı
kanaatindeyiz. Bunun için Anayasanın 98 inci maddesi ve İçtüzüğün de 102 ve 103 üncü maddesi gereği Meclis araştırması
yapılmasını arz ederiz.
Saygılarımızla.
1- İsmail Coşar (Çankırı)
2 - İbrahim Halil Çelik (Şanlıurfa)
3 - Kâzım Ataoğlu (Bingöl)
4 - Şaban Şevli (Van)
5 – Yakup Budak (Adana)
6 – Temel Karamollaoğlu (Sıvas)
7 – Zeki Ünal (Karaman)
8 – Mustafa Kamalak (Kahramanmaraş)
9 – Osman Yumakoğulları (İstanbul)
10 – Azmi Ateş (İstanbul)
11 – Zülfükar İzol (Şanlıurfa)
12 – Hasan Belhan (Elazığ)
13 – Bekir Sobacı (Tokat)
14 – Tevhit Karakaya (Erzincan)
15 – Naci Terzi (Erzincan)
16 – Ahmet Dökülmez (Kahramanmaraş)
17 – Ömer Ekinci (Ankara)
18 – Aslan Polat (Erzurum)
19 – Şaban Karataş (Ankara)
20 – Ahmet Bilge (Ankara)
21 – Ahmet Derin (Kütahya)
22 – Abdullah Arslan (Tokat)
23 – Mukadder Başeğmez (İstanbul)
24 – Şevki Yılmaz (Rize)
25 – Cevat Ayhan (Sakarya)
26 – Nezir Aydın (Sakarya)
27 – Hayrettin Dilekcan (Karabük)
28 – Kemalettin Göktaş (Trabzon)
29 – Mehmet Altınsoy (Aksaray)
30 – Muhammet Polat (Aydın)
31 – Rıza Ulucak (Ankara)
32 – Hüseyin Kansu (İstanbul)
33 – Kahraman Emmioğlu (Gaziantep)
34 – Zeki Karabayır (Kars)
35 – Zeki Ergezen (Bitlis)
36 – Mustafa Köylü (Isparta)
37 – M. Ziyattin Tokar (Ağrı)
38 – Kemal Albayrak (Kırıkkale)
39 – Fethi Acar (Kastamonu)
40 – Lütfi Yalman (Konya)
41 – Teoman Rıza Güneri (Konya)
42 – Ömer Özyılmaz (Erzurum)
43 – Ömer Naimi Barım (Elazığ)
Gerekçe:
Enerji sektörü, bir ülkenin kalkınmasının itici gücüdür. Enerji, bir ülkenin kalkınmasında gerekli unsurların en başında gelir.
Enerji, toplumsal yaşamın, istihdamın, teknolojinin, bilimin, konforun, kısaca hayatın maddî ve manevî her parçasının
sürdürülmesinde ve gelişmesinde vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.
Ülkemizin enerji talebinin karşılınmasında petrol, kümür, dogalgaz, odun, hidroelektrik ve jeotermal enerji gibi kaynaklar
kullanılmaktadır. Bu kaynakların yüzde 50’den fazlasını ithal eden ülkemizin günümüzde ödediği yıllık döviz miktarı, 4 milyar
doları bulmaktadır. Yerli üretimin talebi karşılama oranı gün geçtikçe azalmakta ve buna bağlı olarak da, bu çok önemli sektörde
dışa bağımlılığımız artmaktadır. Bu oranın 2000 yılında yüzde 56’ya, 2020 yılında ise yüzde 62’ye çıkacağı hesaplanmaktadır.
Ayrıca, gerek yerli üretim gerekse ithal ettiğimiz ve alışılmış (konvansiyonel) enerji kaynakları olarak adlandırdığımız petrol,
doğalgaz, kömür gibi ömrü sınırlı olan bu kaynaklar zamanla ve günü gelince bitecektir.
Örneğin, bugünkü verilere göre petrolun ömrü, dünyada 45-50 yıl, Türkiye’de ise 10-15 yıldır. 1995 yılında 85 milyar kilovat
olan elektrik enerjisi üretimi ile ihtiyacımızı ancak karşılayabildik. Fakat, 2000 yılındaki elektrik ihtiyacımızın 143 milyar kilovat
olacağı hesaplanmaktadır. Bütün bu verilerin ışığı altında duruma bakacak olursak, gelecek yıllarda önemli bir enerji dorboğazıyla
karşılaşma ihtimalimiz kaçınılmaz olacaktır.
Ülkemizde, dünyada yıllardan beri kullanılmakta olan nükleer enerji konusunda bile gerekli teknoloji sağlanarak herhangi bir
üretim hâlâ yapılamamıştır. Kullanılabilir hidroelektrik enerji potansiyelimizin de şimdiye kadar ancak yüzde 30’u değerlendirilmiş
durumdadır. Geriye kalan yüzde 70’lik potansiyelin kullanımı için gerekenlerin bir an önce yapılması şarttır.
Bugün, dünyada, alışılmamış enerji kaynakları olarak adlandırılan jeotermal enerji, hidrojen enerjisi, dalga, rüzgar ve güneş
enerjileri gibi tükenmez nitelikteki enerji kaynakları üzerinde gerekli teknolojik çalışmalar hızla sürmekte ve bu enerji kaynakları da,
yavaş yavaş devreye alınmaktadır; hatta, hidrojene dayalı yakıt teknolojisi konusunda çalışmalar hemen hemen tamamlanmış, her
sektörde kullanılabilir duruma gelmiştir. Buna karşılık, ülkemizde, bu tür kaynaklara yönelik çalışmalar çok geri kaldığı gibi,
ileriye dönük planlamalarda da gereken yeri alamamıştır.
Dünya Enerji Konseyi (DEK), Türk Millî Komitesi tarafından hazırlanan “Türkiye 6. Enerji Kongresi” 17-22 Ekim 1994
tarihleri arasında İzmir’de yapılmış ve bu konu, tüm detaylarıyla incelenmeye çalışılmıştır. Kongrede, 136 adet bildirinin
sunulduğu teknik oturumlar yapılmış ve ayrıca paneller düzenlenmiştir. Netice olarak yayımlanan sonuç raporunda önemli tespitler
yapılmıştır. Bunlar: Enerji kullanımında verimli olunması, yerli üretimin artırılması için belirlenen potansiyel alanlarda, özellikle
aramaların yapılmasının zorunluğu olduğu, elektrik enerjisi tüketimimizdeki artış hızı dikkate alınarak, önümüzdeki dönemde her
yıl, 2 000-3 000 megavat gücünde ilave kaynak yaratmamız gerektiği, enerji ihtiyacını karşılarken de, çevrenin ve kamu sağlığının
korunmasına özen gösterilmesi ve nükleer teknolojiye, bir an önce girilmesi gerektiği konularında fikir birliğine varılmıştır; fakat,
bu sorunların çözümü konusunda, maliyet çok yüksek olacağı için, kaynak problemi, yap-işlet-devret modellerine ve özelleştirmenin
hızlanmasına bağlanmıştır; ancak, özelleştirme işlemlerimizin nasıl yürüdüğü, özelleştirmelerden ne kadar kaynak sağlanabildiği
ve bunların nerelere harcandığı malumunuzdur.
Günümüzde, elektrik kesintilerinin yeniden başlayacağı söylentilerinin yayıldığı ülkemizde, gelecek yıllardaki enerji talebinin
karşılanmasında herhangi bir darboğaza düşmemek için alınması gereken tedbirlerin sağlıklı bir şekilde araştırılması ve bunların
çözümü için gerekli çalışmalarla, malî kaynakların tespit edilerek, planlı bir şekilde süratle uygulamaya alınması şarttır. Aksi
takdirde, herhangi bir enerji darboğazıyla karşılaştığımız anda yeni kaynakların aranması, üretime geçilmesi ve gerekli
teknolojilerin araştırılması oldukça uzun zaman alacaktır. Boşa geçen bu zaman aralığındaki malî kaybımız ise, şimdi
harcamamız gerekenden kat ve kat fazla olacak ve ülke kalkınmamız sekteye uğrayacaktır.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda öngörüşme, sırasında yapılacaktır.
Dördüncü önergeyi okutuyorum:
4. – Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 21 arkadaşının, Refah Partisinin Uluslararası Yardım Teşkilatı (IHH) ile ilişkisinin
araştırılması ve bu teşkilatça toplanan kurban paralarının amacına ulaşıp ulaşmadığının tespiti amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/71)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Kamuoyunda Refah Partisinin gizli kasası olarak tanınan Süleyman Mercümek ve RP’nin kontrolündeki Uluslararası Yardım
Teşkilatının (IHH) 1993, 1994 ve 1995 yıllarında, “üç kıtada 20 bin kurban iddiasıyla” başlattığı Uluslararası Kurban
Organizasyonu çerçevesinde, milyarlarca lira yardım parası topladığı konusunda çok ciddî iddialar bulunmaktadır. Söz konusu
organizasyonun medyada yer alan ilanlarında, kurbanlıklar için 180 DM veya 130 ABD Doları bedel biçilmiş ve Ankara Balgat’taki
RP Genel Merkezine bağlı eğitim merkezi, irtibat bürosu olarak gösterilmiştir. Söz konusu kurbanların kesildiğini belgeleyemeyen
IHH’nın, çeşitli ülkelerde kurban keseceği vaadiyle 18 bin kişiden yaklaşık 177 milyar lira para topladığı öne sürülmektedir.
Uluslararası Yardım Teşkilatı ismi, Türk halkı için hiç de yabancı değildir. Hele Refah Partililerin önce tanımadıklarını
belirttikleri, sonra da tanıdıklarını ve partilerinin üyesi olduğunu kabullenmek zorunda kaldıkları Süleyman Mercümek ismi de
geçiyor ve yardım toplama işinde yer alıyor, o arada mutlaka bir şeylerin olduğu endişe ve şüphesi kendiliğinden halkımız
vicdanında oluşmaktadır. Zira, yüce ve güzel duygular için toplanan paraların nereye gittiğini hayırsever insanlar ve halkımız
bilmek istemektedir; ama, yaşanan ve “Mercümek olayı” olarak adlandırılan Bosna-Hersek yardımı toplama kampanyası ve sonucu
haklı olarak halkımızda tedirginlik ve şüphelerin doğmasına sebep olmuştur.
Hele Uluslararası Kurban Organizasyonu adıyla yardım toplama kampanyası açan kuruluş IHH olursa, ilanlarda irtibat bürosu
olarak gösterilen adres, Balgat’taki Refah Partisine bağlı eğitim merkezi çıkarsa, Refah Partisi-Süleyman Mercümek-Uluslararası
Yardım Teşkilatı (IHH) üçgenini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, kurban kesimi için toplanan paraların nereye gittiği ve taşındığı
konusunda şüpheler ağırlık taşımaktadır; çünkü, adı geçen teşkilat, her yardım toplama sırasında Müslüman halkımızın
duygularını sömürmüştür, rencide etmiştir, toplanan paraların hesabını verememiştir. Süleyman Mercümek ve Refah Partisine olan
yakınlığı nedeniyle ve bunların kontrolünde bulunması sebebiyle, toplanan paraların “gizli kasa” Süleyman Mercümek vasıtasıyla
Refah Partisine aktarılıdığı yolunda kamuoyunda ciddî kuşkular doğmuştur.
Refah Partisinin Uluslararası Yardım Teşkilatı (IHH) ile ilişkisinin araştırılması ve teşkilatın ne kadar para topladığının,
toplanan kurban paralarının amacına ulaşıp ulaşmadığının tespiti için, Anayasamızın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 102 ve 103 üncü maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.
1- Ali Rıza Gönül (Aydın)
2- Saffet Arıkan Bedük (Ankara)
3- Mustafa Zeydan (Hakkâri)
4- Turhan Güven (İçel)
5- Hasan Karakaya (Uşak)
6- Mehmet Gözlükaya (Denizli)
7- İlhan Aküzüm (Ankara)
8- Necmi Hoşver (Bolu)
9- Hacı Filiz (Kırıkkale)
10- Haluk Müftüler (Denizli)
11- Yahya Uslu (Manisa)
12- Hasan Ekinci (Artvin)
13- Esat Kıratlıoğlu (Nevşehir)
14- Ahmet İyimaya (Amasya)
15- Mustafa Dedeoğlu (Muğla)
16- Abdülkadik Cenkçiler (Bursa)
17- Yusuf Bacanlı (Yozgat)
18- Evren Bulut (Edirne)
19- Nihan İlgün (Tekirdağ)
20- Mehmet Korkmaz (Kütahya)
21- Ümran Akkan (Edirne)
22- Tahsin Irmak (Sıvas)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak, Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırasında yapılacaktır.
Meclis araştırması komisyonları geçici başkanlıklarının, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimine dair 4 adet tezkeresi
vardır; okutuyorum:

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. – (10/13, 53) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve
kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/261)
8.5.1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Taşkömürü Üretimindeki Sorunların Çözüm Yollarının Tespiti ile Türkiye Taşkömürü Kurumunun İçinde Bulunduğu
Durumun Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, başkan,
başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimi için 8.5.1996 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmış ve yapılan seçim sonucunda, aşağıda adı,
soyadı ve seçim bölgeleri gösterilen üyeler karşılarında gösterilen oylarla, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtipliğe seçilmişlerdir.
Bilgilerinize arz ederim.
Saygılarımla.
Şinasi Altıner
Karabük
Araştırma Komisyonu Geçici Başkanı
Başkan : Metin Arifağaoğlu (Artvin) 5 oy
Başkanvekili : Hasan Gemici (Zonguldak) 6 oy
Sözcü : Enis Sülün (Tekirdağ) 6 oy
Kâtip : Mehmet Ali Yavuz (Konya) 6 oy
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
2. – (10/8, 16, 20) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve
kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/262)

8.5.1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye Büyük Millet Meclisi (10/8, 16, 20) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonu, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip
seçimi için 8.5.1996 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmış ve kullanılan 8 adet oy pusulasının tasnifi sonucu, aşağıda ad ve
soyadı belirtilen üyeler, karşılarında gösterilen oyları alarak, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçilmişlerdir.
Bilgilerinize sunulur.
Saygılarımla.
Algan Hacaloğlu
İstanbul Meclis Araştırma
Komisyonu Geçici Başkanı
Başkan : Halil Cin (İçel) 8 oy
Başkanvekili : Remzi Çetin (Konya) 8 oy
Sözcü : Mustafa Dedeoğlu (Muğla) 8 oy
Kâtip : Necdet Tekin (Kırklareli) 7 oy
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
3. – (10/5) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye
seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/263)
9.5.1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Komisyonumuz, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimi için 9.5.1996 Perşembe günü saat 11.30’da toplanmış, kullanılan
oy pusulalarının tasnifi sonucu, aşağıda adı, soyadı ve seçim çevresi belirtilen üyeler karşılarında gösterilen oyları alarak, başkan,
başkanvekili, sözcü ve kâtip seçilmişlerdir.
Bilgilerinize sunulur.
Saygılarımla. M. Cevdet Selvi
İstanbul
(10/5) Esas Numaralı Araştırma Komisyonu
Geçici Başkanı
Başkan : Nabi Poyraz (Ordu) 8 oy
Başkanvekili : Ertuğrul Yalçınbayır (Bursa) 8 oy
Sözcü : Yahya Şimşek (Bursa) 8 oy
Kâtip : Tahsin Irmak (Sıvas) 8 oy
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
4. – (10/7) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye
seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/264)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Hudutlarımızın Güvenliği Konusunda Alınan ve Alınması Gereken Tedbirleri Araştırma Komisyonu; başkan, başkanvekili,
sözcü ve kâtip seçimi için 9.5.1996 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmış ve kullanılan 6 adet oy pusulasının tasnifi sonucu,
aşağıda adları yazılı üyeler, karşılarında gösterilen oyu alarak, İçtüzüğün 25 nci maddesi uyarınca, başkan, başkanvekili, sözcü
ve kâtip seçilmişlerdir.
Bilgilerinize saygıyla arz olunur.
Hanifi Demirkol
Eskişehir
Araştırma Komisyonu Geçici Başkanı
Başkan: Hanifi Demirkol (Eskişehir) 6 oy
Başkanvekili: Ahmet Alkan (Konya) 6 oy
Sözcü: Ali Ilıksoy (Gaziantep) 6 oy
Kâtip: Adil Aşırım (Iğdır) 6 oy
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Sözlü soru önergelerinin geri alınmasına dair 2 adet önerge vardır; okutuyorum:
5. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, (6/59) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/14)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 4 üncü sırasında yer alan (6/59) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap
aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Bülent Akarcalı
İstanbul
6. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, (6/61) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/15)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 6 ncı sırasında yer alan (6/61) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap
aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Bülent Akarcalı
İstanbul
BAŞKAN – Soru önergeleri geri verilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum:
7. – İstanbul’da yapılacak olan Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı HABİTAT II Global Parlamenterler
Forumuna katılacak Türkiye Büyük Millet Meclisi heyetine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/265)
8 Mayıs 1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı HABİTAT II Global Parlamenterler Forumu 31 Mayıs - 1 Haziran 1996
tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenecektir.
Söz konusu Forum toplantısına katılmak üzere 16 kişilik bir Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyetinin oluşturulması hususu,
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dışilişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca Genel
Kurulun tasviplerine sunulmuş ve 7.5.1996 tarihli 48 inci Genel Kurul Birleşiminde kabul edilmiştir.
Heyeti oluşturmak üzere Siyasî Parti Gruplarının bildirmiş olduğu isimler, adı geçen Kanunun 2 nci maddesi uyarınca, Genel
Kurulun bilgilerine sunulur.
Doç. Dr. Mustafa Kalemli
Büyük Millet Meclisi Başkanı
HABİTAT II Kent Zirvesi - İstanbul
(31 Mayıs-1 Haziran 1996)
Global Parlamenterler Forumuna Katılacak
Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyet Listesi
RP Azmi Ateş (İstanbul)
Bahri Zengin (İstanbul)
Abdullah Gül (Kayseri)
İsmail Sungur (Trabzon)
DYP İlyas Yılmazyıldız (Balıkesir)
Demir Berberoğlu (Eskişehir)
Bahattin Yücel (İstanbul)
Hasan Denizkurdu (İzmir)
ANAP Feridun Pehlivan (Bursa)
Yusuf Namoğlu (İstanbul)
Bülent Atasayan (Kocaeli)
Ahmet Alkan (Konya)
DSP Ziya Aktaş (İstanbul)
Fikret Ünlü (Karaman)
CHP Ali Dinçer (Ankara)
Murat Karayalçın (Samsun)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 2 tezkeresi vardır; okutup, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
8. – Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento heyetinin, Kuveyt Parlamentosunun davetine icabet etmesine ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/266)

8 Mayıs 1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Kuveyt Parlamentosundan alınan resmî bir davette, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento heyeti Kuveyt’e davet
edilmektedir.
Söz konusu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620
sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Mustafa Kalemli
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İkinci tezkereyi okutuyorum:
9. – Azerbaycan Parlamento Başkanının davetine icabeten, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen Başkanvekili Kamer
Genç’in katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/267)
8 Mayıs 1996
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Azerbaycan Parlamento Başkanından alınan davete icabeten, 10-13 Haziran 1996 tarihleri arasında Bakü’de yapılacak olan
KEİPA Parlamento Başkanları toplantısına, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen Başkanvekili Sayın Kamer Genç’in
katılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca uygun görülmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi gereğince
Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Mustafa Kalemli
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Değerli milletvekilleri, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.
IV. – GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE
MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖNGÖRÜŞMELER
1. – Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 56 arkadaşının, Türk Otomobil Fabrikaları A.Ş. (TOFAŞ) ile TOFAŞ Oto Ticaret
A.Ş.’ndeki devlete ait hissenin satış yolu ile özelleştirilmesi sırasında nüfuzunu kullanmak ve ihaleye fesat karıştırmak suretiyle
devleti zarara uğratarak görevini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ve 366 ncı maddelerine uyduğu
iddiasıyla eski Başbakan Tansu Çiller hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/3)
BAŞKAN - Genel Kurulun 18.4.1996 tarihli 39 uncu Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısımda yer alan, Kocaeli
Milletvekili Şevket Kazan ve 56 Arkadaşının, Türk Otomobil Fabrikaları A.Ş. (TOFAŞ) ile TOFAŞ Oto Ticaret A.Ş.’ndeki Devlete
Ait Hissenin Satış Yolu ile Özelleştirilmesi Sırasında Nüfuzunu Kullanmak ve İhaleye Fesat Karıştırmak Suretiyle Devleti Zarara
Uğratarak Görevini Kötüye Kullandığı ve Bu Eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ve 366 ncı Maddelerine Uyduğu İddiasıyla
Eski Başbakan Tansu Çiller Hakkında Anayasanın 100 üncü Maddesi Uyarınca Bir Meclis Soruşturması Açılmasına İlişkin
Önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.
Bu görüşmede, sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine; şahısları adına
iki üyeye ve son olarak da, hakkında soruşturma istenmiş bulunan eski Başbakan Tansu Çiller’e söz verilecektir.
Alınan karar gereğince, konuşma süreleri 20’şer dakikadır.
Meclis soruşturması önergesi Genel Kurulun 16.4.1996 tarihli 37 nci Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere
dağıtılmıştır. Bu önergeyi yeniden okutacağım. Ancak, bundan önce, çalışmalarımıza yoğun ilgi gösteren dinleyicilerimizle ilgili
olarak İçtüzüğümüzün 145 inci maddesini okumak istiyorum:
“Madde 145.- Dinleyiciler, birleşimin devamı süresince kendilerine ayrılan yerlerde sükûnet içinde oturmak zorundadırlar.
Dinleyiciler görüşmelerde, kabul veya ret yönünde söz, alkış yahut herhangi bir hareketle kendi düşüncelerini ortaya
koyamazlar.
Bu yasağa uymayanlar, o yerin düzenini korumakla görevli olanlar tarafından hemen dışarı çıkarılırlar.”
Şimdi, önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Konu: TOFAŞ (Türk Otomobil Fabrikaları) AŞ ile TOFAŞ Oto Ticaret AŞ’deki devlete ait 600 milyon dolarlık hissenin satış
yolu ile özelleştirilmesi sırasında yaptığı iddia edilen yolsuz ve kanunsuz eylemlerinden dolayı sabık Başbakan Sayın Tansu Çiller
hakkında Anayasanın 100, İçtüzüğün ilgili maddeleri gereğince Meclis soruşturması açılması talebimizdir.
İzahat: Malum olduğu üzere TOFAŞ AŞ, ülkemizde otomobil üreten, TOFAŞ Oto Ticaret AŞ ise üretilen otomobillerin satışını
yapan birer kuruluştur.
Otomobil üretimi, bir ülkenin sanayileşmesinde âdeta belkemiğini teşkil eder. Bu nedenle, bu üretimin teşviki için, devlet,
vaktiyle, bu kuruluşlara sermaye katkısında bulunmayı uygun görmüştür.
Daha sonra, ülkede otomobil üretimi gelişince, devletin buradaki hisse senetlerini satarak, bundan elde edeceği meblağlarla yurt
ekonomisine daha faydalı katkılarda bulunulabileceği düşünülerek, 30.4.1987 tarihinde Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi
Yüksek Kurulunca TOFAŞ’taki devlet hisselerinin satışına karar verilmiştir. Ne var ki, bu konuda 6 yıl boyunca, 1991 yılında hisse
senetlerinin yüzde 1’ine bile ulaşmayan bir satış dışında, hiçbir ciddî işlem yapılmamıştır.
Hal böyle iken, Sayın Tansu Çiller’in Başbakan olmasından kısa bir süre önce ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı iken
DYP’ye Genel Başkan olmak maksadıyla görevinden ayrılmadan önce hazır yetkiler elinde iken TOFAŞ’taki devlet hisselerinin
satılması için gereken mekanizmaları harekete geçirmesiyle olay başlatılmıştır.
Eğer, bu satış, o tarihte yürürlükte bulunan 28.5.1986 tarihli ve 3291 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüslerinin Özelleştirilmesi
Hakkındaki Kanunda öngörülen esaslara uygun olarak yapılmış, yani her şeyden önce kamu yararı gözetilmiş olsaydı, bu konu
üzerinde durulması gerekmeyecekti.
Halbuki, Sayın Tansu Çiller gerek özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanlığı ve gerekse Başbakan olarak KOİ Yüksek Kurulu
Başkanlığı yaptığı dönemde TOFAŞ’la ilgili ve bugünkü satış değeriyle takriben yarım katrilyon tutarındaki bu büyük satış
işinde, kamuoyunda yerleşen kanaate göre gerek bu satışın malî danışmanlığını yapacak ve gerekse hisseleri satın alacak olan
firmaların elde edecekleri büyük menfaatları göz önünde bulundurarak bu özelleştirmeyi önceden planladığı bir biçimde
yönlendirmiş ve bu işten çıkar sağlamak isteyenlerin arzusuna uygun olarak nüfuzunu kullanmış, devleti devlet yapan kuralları
çiğnemekte tereddüt göstermemiştir.
Bu olayın aşağıda açıklanan cereyan tarzı ve bu esnada bizzat sabık Başbakan Sayın Tansu Çiller’in müdahaleleriyle atılan
adımlar, kamuoyunda yerleşen bu kanaati ispata kâfi olduğu gibi, konu ile ilgili yolsuzluk ihbarı üzerine Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulunun yaptığı özel inceleme raporu da, bu iddiaları doğrulamaktadır. İşte, bundan dolayı konunun bir soruşturma
önergesiyle Yüce Meclisin huzuruna getirilmesi zaruret haline gelmiştir.
Bu olayda, bizzat Sayın Çiller’in sorumluluğunu görebilmek için olayın kronolojik seyri tablosunda bazı noktaları ortaya
koymak yeterlidir.
Nitekim, gerek resmî devlet dokümanları gerek basına intikal eden haberler gerek Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun
özel inceleme raporundaki tespitlere göre olay aşağıdaki şekilde cereyan etmiştir.
1. 1993 Nisanında Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatı üzerine, bir ay sonra, 16.5.1993 tarihinde, Doğru Yol Partisi Genel
Başkanı ve Başbakan Sayın Süleyman Demirel Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Demirel’den boşalan yere Sayın Tansu Çiller talip
olmuştur. Yukarıda da belirtildiği gibi, tam bu aşamada, yani DYP Genel Başkan adayı olabilmek için ekonomiden sorumlu Devlet
Bakanlığından ayrılarak yetkilerini kaybetmeden önce, Sayın Çiller, 27.5.1993 tarihinde, TOFAŞ hisselerinin satışı için, KOİ
Başkanını harekete geçirmiş ve beş kişilik bir komisyon kurdurtmuştur.
2. 13.6.1993 tarihinde DYP Genel Başkanı olan Sayın Çiller, hükümeti kurmakla görevlendirilmiş ve 25.6.1993 tarihinde
Başbakan olmuştur.
3. Sayın Tansu Çiller, böylece, Başbakanlık yetkilerini eline alır almaz, bu sefer daha yetkili bir kimse olarak, KOİ’yi mutlak
surette kendi kontrolüne alabilmek için, ilk iş olarak, özelleştirmeyi yapacak olan KOİ Başkanını değiştirmiş; yeni gelen Başkana
verdiği talimatla, iki ay önce göreve getirttiği ve satış hazırlığı yapmakla görevlendirttiği birinci komisyonu gerekçe göstermeden,
22.7.1993’te değiştirmiş; bu ikinci komisyon, teklif sahiplerini görüşmeye davet etmiş, görüşmeler esnasında amaca
ulaşamayacağını anlayınca, yine gerekçe göstermeden 4.8.1993’te bu komisyonu da değiştirttirerek, üçüncü komisyonu kurmuştur.
4. Bu komisyonların sebep gösterilmeden kısa sürelerle değiştirilmesinin tek sebebi, ihalenin planlanan firmalara
verilebilmesinin teminidir. Nitekim, ilk komisyona, bu işi yapabilecek yurtiçinde ve yurtdışında pek çok firma bulunduğu ve
bunların hepsinin ilanla davet edilmesi gerektiği halde, sadece önceden planlanan beş firma davet edilmiş; bu firmalardan üçü teklif
verirken, ikisi maksatlı olarak davet edildiklerini fark ederek teklif vermekten kaçınmışlardır.
Birinci Komisyonun bu üç teklifi değerlendirmek hususundaki davranışları, Sayın Tansu Çiller’in planına uygun
görülmediğinden, değiştirilmiş; ikinci komisyon, üç firmayı çağırarak kendileriyle görüşmeye başlamıştır. Bu görüşmelerin seyri
de, Sayın Çiller’in arzusuna uygun cereyan etmemiştir. Bu yüzden, bir hafta sonra, Sayın Çiller, bu komisyonu da değiştirmiştir.
Üçüncü Komisyon, 4.8.1993’te kurulduğunun ertesi günü teklif veren üç firmayı ikiye indirmiş ve bu firmaların 9-10 Ağustos
1993 tarihinde görüşmeye davetle ayrı ayrı görüşmeler yapmıştır.
Bu görüşmeleri takiben, her iki firmadan, 14.8.1993 tarihinde tekliflerini vermeleri istenmiştir.
5. Bu talep üzerine, Interbank-Sekroders ortaklığıyla kurulan konsorsiyum aşağıdaki teklifi vererek ihaleyi kazanmıştır.
Alternatif 1: Satışlara göre değişen oranlı teklifler.
Arz yöntemi %50’ye kadar %50-%75 %75 üzeri
144A %3,60 %3,65 %3,70
SEC Kayıtlı %3,60 %3,70 %3,80
Alternatif 2: Satışlara göre sabit oranlı teklifler
Her seviyedeki SEC kayıtlı arz için yüzde 3,75.
Her seviyedeki 144A arzı için yüzde 3,65.
6. Hal böyle iken, Sayın Çiller’in talimatıyla, komisyon, tekrar her iki firmadan tekliflerini revize ederek 18.8.1993 günü yeni
tekliflerini getirmelerini istemiştir.
7. Bu tekliflerin, 18.8.1993 günü komisyon tarafından incelenerek, ihalenin en uygun fiyat veren firmaya verilmesi lazım
gelirken, Sayın Çiller, komisyona “teklif zarflarının komisyon tarafından açılmadan kendisine gönderilmesi” talimatını verdiği için,
komisyon huzurunda firmalara kapalı teklif zarflarının üstünü imzalattırmış ve zarfları açmadan tuttukları bir tutanakla, talimata
uyarak, Sayın Tansu Çiller’in konutuna göndermiştir.
8. Bu olaydan sonra, Sayın Çiller’in, kendisinin zarfları açtığını ve her iki firmanın aşağıdaki teklifleri vermiş olduklarının
görüldüğünü bildirmesi üzerine, komisyon, bu talimata uyarak olayı yeni bir zabıtla tespit etmiştir.
Ortaklıklar: Seç Kayıtlı: Rule144A:
Lehman-Finansbank 3,885% 3,695%
Schroder-Interbank 3,870% 3,770%
(*) Her iki ortaklık da reklam masraflarını tekliflerine dahil etmemişlerdir.
9. Ne var ki, ihaleyi alan firmalardan, 14.8.1993 tarihli tekliflerindeki fiyatlarını indirmeleri talep edilmişken ve normal olarak
daha düşük fiyat vermeleri beklenirken, 18.8.1993 tarihli ve Başbakan Sayın Çiller tarafından açılan ve komisyona geri gönderilen
tekliflerin ilkinden daha yüksek olması son derecede şüpheyi calip bir husustur ve yine böyle büyük bir ihalede her iki firmanın
birbirine çok yakın fiyat vermiş olmalarını da bir tesadüf olarak kabul etmek oldukça zordur.
İşte bundan dolayıdır ki, hiçbir ülkede, hiçbir başbakan, komisyonlarca yürütülen ihalelerin içine bizzat girerek ve ihale
zarflarını komisyonun gıyabında kendi konutunda bizzat açarak bu şüpheleri kendi üzerinde toplamaz.
Sayın Çiller, ayrıca, ihalenin bu şartlar altında en uygun teklifi veren firmaya verilmesi yerine her iki firma arasında taksim
edilmesi talimatını resen vermişlerdir.
10. Ayrıca, Sayın Çiller, bu firmalara daha da yüksek komisyon verdirtebilmek için, komisyona “firmalardan köprü kredisi
isteyin” talimatını da resen vermiştir.
11. Sayın Çiller, 18.8.1993 günü, planına uygun olarak, resen verdiği emirlerle, ihaleyi böylece yoluna koyduktan sonra, bu
planını kanunî çerçeveye oturtabilmek için mezkûr 18.8.1993 gününden bir hafta sonra 26.8.1993 günü Kamu Ortaklığı Yüksek
Kurulunu toplayarak, koalisyon ortağına da, o güne kadar yapılan işlerden ve olayın detayları hakkında hiçbir bilgi vermeden, sanki
ihale bundan sonra yapılacakmış gibi “İhale ve satışlarla ilgili her türlü işlemin yürütülmesi konusunda idarenin
yetkilendirilmesine” karar aldırtmıştır.
Böylece, koalisyon ortağını devre dışı bırakmış ve kendi kontrolü altındaki KOİ vasıtasıyla planını yürütme imkânını elde
etmiştir.
12. Bu karardan dört gün sonra, zaten önceden her şeyi hazırlamış olan ihale komisyonu, 31.8.1993’te toplanarak, hisselerin,
yurtdışında satışını ihaleye katılan bir konsorsiyuma, yurtiçindeki satışını ise, ihaleye katılan diğer konsorsiyuma vermiştir.
Kamuoyundaki kanaate göre, ihalenin verildiği firmalardan birinin sahiplerinin Sayın Tansu Çiller’in aile dostu olmasıdır.
13. İhale böylece yoluna konduktan sonra, tatbikatta, Sayın Tansu Çiler’in etkisiyle, yukarıdakilere ilaveten aşağıdaki hukuk
dışı icraat yürütülmüştür.
a) Firmalara ihale verilirken, satışın SEC mi yoksa 144 A’ya göre mi yapılacağının açık bir şekilde karara bağlanması lazım
gelirken bu önemli konu, bililtizam meşkûk bıraktırılmıştır.
b) Firmalar, bu durumdan yararlanarak, satışı, kamuya daha yüksek gelir getirecek olan SEC satışı yerine, daha az gelir getiren
144 A esasına göre yapmış ve fakat ihale bedeli alınırken kendilerine daha yüksek para ödenmesini temin eden SEC satışı
üzerinden ödemeler yaptırtılmıştır. Böylece, devlet, ödemeler yüzde 3,695 üzerinden yapılması gerekirken, yüzde 3,87 üzerinden
yapılmak suretiyle, 575 500 dolar zarara sokulmuştur.
c) Ayrıca, ihale şartlarına göre, ihaleyi alan firmalara, reklam parası olarak 750 bin dolar ödenmesi gerekirken, 1 milyon dolar
ödetilmek suretiyle, Hazine, 250 bin dolar daha zarara uğratılmıştır.
d) Bütün bunlardan çok daha önemlisi, TOFAŞ hisselerinin, Londra’da da satışa çıkarıldığı gün, İstanbul Borsasındaki değeri
82 bin TL olduğu halde, Londra Borsasında aynı hisseler 72 bin TL’den satışa sunulmak suretiyle 1 trilyon 115 milyar TL’den daha
fazla Hazine zararına sebebiyet verilmiş; buna mukabil borsa brokerleri arkasındaki asıl alıcıya, bu muazzam meblağ kadar haksız
menfaat sağlanmıştır.
Bütün bunlar bilinçli olarak yapılmıştır. Gerek özelleştirme gerek ihale kanunlarındaki hükümler açıkça çiğnenmiş, Tansu
Çiller’in veya çevresinin menfaatı uğruna, komisyon üzerine komisyon kurulmak ve komisyon üyelerinin görevlerine müdahale
edilmek ve hatta ihale zarfları Sayın Çiller’in konutunda açılmak suretiyle ihalelere fesat karıştırılmış ve Devlet 1 trilyon TL’den
fazla zarara uğratılmıştır.
14. Böylece kamuoyuna yerleşen kanaatlerin gerçek olduğu, Devletin en yüksek denetleme kurulu olan Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulunca yapılan özel inceleme sonunda tanzim olunan raporla da sabit görülmüştür. Bu zarara muttali olan bazı kişiler
Başbakanlık Yüksek Denetim Kurulunun üyelerini durumdan haberdar etmişler ve bu kurumun yöneticileri satıştan takriben 9 ay
sonra 23.12.1994 gün ve 75 sayılı kararla olayı incelemeye almıştır.
Yüksek Denetleme Kurulunun yaptığı inceleme sonucunda, yukarıda belirttiğimiz yasalara aykırı hususların hepsi tespit
edilmiş ve bu ihalede söz konusu bütün yolsuzluklar için soruşturma açılması istenmiştir. (Ek-Rapor Dosyası)
15. Öte yandan bir ihbar üzerine olayı öğrenen o günün Anamuhalefet Partisi Lideri Sayın Mesut Yılmaz 1 Mart 1995 tarihinde
ANAP Meclis Grubunda yaptığı konuşmada, olay ve olayın asıl faili Sayın Tansu Çiller hakkında “Başbakan zarfları isteyip
açıyor, tesadüf bu ya bankalardan biri Başbakana çok yakın olan bir banka”, “Bir insan, ya başbakanlık yapar, ya ihale komisyonu
başkanlığı yapar”, “Suç duyurusunda bulunuyorum, bu belgeleri savcılığa vereceğim, Yüksek Denetleme Kurulunu göreve
çağırıyorum” diye konuşmuş; bir gün sonra çıkan Milliyet, Sabah ve Cumhuriyet Gazeteleri olayı manşetten vermiştir.
16. Anavatan Partisi, böylece, Sayın Tansu Çiller’in yukarıda açıkladığımız suçları işlediğine kani olduğu için konuyu,
29.3.1995 tarihinde gündemdışı bir konuşmayla Meclise getirmiştir.
Anavatan Partisi sözcüsü, bu konuşmada, Sayın Tansu Çiller’i, açıkça, aşağıdaki fiilleri işlediğinden dolayı suçlamıştır.
Danışman firma seçimi için ihale komisyonunun üç defa değiştirilmesi.
Başbakan Tansu Çiller’in hiçbir yetkisi olmadan şifahî talimat ile kapalı ihale zarflarını celbetmesi ve hiçbir komisyon üyesinin
bulunmadığı bir yerde açması, böylece ihaleye fesat karıştırması.
Başbakan Tansu Çiller’in, köprü finansman faktörünü devreye sokarak, yeniden müzakere istemesi ve ihalenin sonuçlanmasını
engellemesi.
Özelleştirme İdaresinin, en düşük fiyatı vereni değil, Çiller’in dostu iki ayrı konsorsiyumu devreye sokması.
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun 23.3.1995 tarihli raporunu işleme koydurmaması.
Başbakan Çiller’in, olayı duyuran (yani suçu ihbar eden) kamu görevlisi hakkında tahkikat açması.
(Tutanak ektedir)
17. Bütün bu olaylar cereyan ederken, medyada, Sayın Tansu Çiller tarafından, bu ihale münasebetiyle birçok suçların
işlendiğini manşetlerinde uzun süre yayınlamışlardır. Bu medyanın bir kısmının manşet özetleri ektedir. Ayrıca, köşe yazarları
da, yine uzun süre, bu konu üzerinde ısrarla durmuşlardır. Bunlar da, ilgili dosyada ekte takdim edilmiştir. (Ek dosya)
18. TBMM’nin 19 uncu Döneminde cereyan eden bu olaylar, Sayın Mesut Yılmaz’ın grup konuşmaları, ANAP sözcülerinin
Meclis konuşmaları, medyanın sürekli manşetleri ve köşe yazarlarının ısrarlı suçlamalarına rağmen, o dönemdeki Meclis
aritmetiği dolayısıyla, kamuoyunu aydınlatacak bir sonuca bağlanamamıştır.
Sonuç:
Parlamenter demokrasilerde bu duruma seyirci kalmak mümkün değildir.
Bir hukuk devleti olan ülkemizde, mevcut anayasal düzene göre, sabık Başbakan Sayın Tansu Çiller’in görevi sırasında yaptığı
işler dolayısıyla kendisine vaki isnatların varit olup olmadığı hakkındaki soruşturma ancak TBMM’de yapılabilir.
Bu bakımdan, yukarıda madde madde arz edilen sebeplerden dolayı; kanunlara, usül ve teamüllere, Anayasa Mahkemesi
kararlarına, kendi imzaladığı Kamu Ortaklığı Yüksek Kurulu kararlarına aykırı davranarak,
Makam nüfuzunu kullanmak suretiyle,
Dostlarına ihale, kendisine menfaat sağlamak peşinde ısrarla koştuğu ve böylece ihaleye fesat karıştırdığı, devleti 1 trilyondan
fazla zarara soktuğu ve görevini kötüye kullandığı iddia edilen Sayın Tansu Çiller’in bu olayda,
TCK’nun 240, 366 ve diğer maddelerini ihlal edip etmediğinin tespiti için, Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün ilgili maddeleri
gereğince hakkında Meclis soruşturması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
Şevket Kazan
(Kocaeli)
ve arkadaşları
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi konuşmalara geçiyoruz.
Sayın Şevket Kazan, siz mi konuşacaksınız efendim?
ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) – Evet, Sayın Başkan.
BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, alınan karar gereğince, konuşma süreleri 20 dakikadır. Ben de, bu sürelere,
bugüne kadar olağanüstü biçimde titiz davrandım; ancak, bugün görüştüğümüz konu, hepimiz bakımından bir vicdan muhasebesi
gerektiren bir konudur. Onun için, süreler açısından biraz daha hoşgörülü olacağım. Buna karşılık, bu hoşgörünün istismarına da
olanak vermeyeceğim. Dilerim, sayın konuşmacılar, Başkanlıkla, süre bakımından yersiz bir sürtüşmeye yol açmazlar.
Sayın milletvekilleri, bu arada, bize gelen bazı tezkereler, salondaki uğultunun, konuşmaların izlenmesini, yeterli biçimde
dikkat verilmesini önlediği yolundadır. Lütfen, bu konuda dikkatli olalım. Aramızdaki konuşmalarla, görüşmeleri izlemek isteyen
arkadaşlarımızın bu talebine, bu istemine bir haksızlık yapmayalım. Bu arada, cep telefonunu açık unutmuş olan arkadaşlarımız,
lütfen, cep telefonlarını bir daha kontrol etsinler, son derece yakışıksız manzaralarla karşı karşıya kalabiliyoruz.
Sayın Kazan, buyurun. (RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önce Divanda okunmuş bulunan soruşturma önergesi
üzerinde konuşmama başlarken, Sayın Başkanı ve Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, konuşmamı dört bölümde derleyip, takdim etmek istiyorum. Birinci bölümde, verdiğimiz soruşturma
önergelerinden maksadımız nedir, konuların sunuluşundaki hassasiyetimiz nedir. ikinci bölümde, TOFAŞ ihalesi olayının kısa bir
özeti yapılacaktır. Üçüncü bölümde, eski Başbakan Sayın Tansu Çiller’in TOFAŞ ihalesinden dolayı neden sorumlu olduğu, hukukî
gerekçeleriyle ortaya konulacaktır ve nihayet son bölümde, son günlerde sıkça sözü edilen bir mahkeme kararı ile milletvekillerine
dağıtılan hukukî mütalaanın da ayrıca kısa bir değerlendirilmesi yapılacaktır ve sonuçta talebimizi Yüksek Heyete arz edeceğiz.
Muhterem milletvekilleri, biz, önerge sahibi milletvekilleri olarak, bir politik dosya savaşı içerisinde değiliz. Sayın Tansu
Çiller’in Başbakanlığını engellemek, koalisyon ortaklarının arasını açmak gibi bir kastımız da yoktur. Şeref ve haysiyetler
karşısında hassasız. Takdim ettiğimiz önergelerin yazılışında, anayasal kurallara ve mevzuata, üzerinde konuşurken de İçtüzüğün
öngördüğü nezaket kaidelerine azamî riayetin gayreti içerisindeyiz. Biz, ne savcıyız ne de hâkimiz. Bizim maksadımız, tedirginlik
içerisindeki kamu vicdanını huzura kavuşturmak, rahatlatmaktır; seçim meydanlarında vatandaşlarımıza verdiğimiz sözleri yerine
getirmektir; devlet yönetiminde kaybedilen güvenin yeniden kazanılmasına yardımcı olmaktır; hakkın ve adaletin tecellisine hizmet
etmektir. Bizler, sadece, Anayasanın bizlere yüklediği bir görevin ifası üzerindeyiz; zira, biz, Meclisin en büyük partisinin,
Anamuhalefet Partisinin milletvekilleriyiz.
Nedir TOFAŞ olayı?
Muhterem milletvekilleri, soruşturma önergemizde de belirtildiği üzere, TOFAŞ Anonim Şirketi ülkemizde otomobil üreten,
TOFAŞ Oto Ticaret Anonim Şirketi ise, üretilen otomobilleri pazarlayan birer kuruluştur. Ülkenin sanayileşmesinde belkemiğini
teşkil eden otomobil üretimini, devletimiz, vaktiyle, desteklemeyi uygun görmüş ve bu kuruluşlara sermaye katkısında bulunmuştu;
ancak, daha sonra, ülkede otomobil üretimi gelişince ve devletin, yurt ekonomisinde daha başka alanlarda hizmet zarureti ortaya
çıkınca, bu kuruluşlardaki hisse senetlerinin, daha, 30 Nisan 1987’de satılmasına karar verilmiş; ne var ki, 1991 yılında, fabrikada
çalışanlara yapılan küçük bir satıştan başka herhangi bir satış yapılamamıştır.
1993 Nisanında, eski Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut Özal’ın vefatından sonra, yerine, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı ve o
günün Başbakanı Sayın Süleyman Demirel’in geçmeye ve onun yerini de, Sayın Tansu Çiller’in almaya hazırlandığı ve kendisi,
henüz ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olduğu günlerde, perde arkası güçler harekete geçerek, devletin TOFAŞ’taki 600 milyon
dolarlık çok büyük miktardaki hisselerinin satışına özel ilgi duymuşlar ve kamuoyunda yerleşik kanaate göre, aşağıdaki planlı
tertibi gerçekleştirmişlerdir.
Bu perde arkası güçler, ihalenin, planlanan firmalara verilebilmesi için, buna mâni olabilecek her engeli ortadan kaldırmaya
muvaffak olmuşlardır. Bu güçler, hisselerin arzu edilen şekilde satışı için, hisseleri satışa hazırlayacak müşavir firmaların önemini
düşünerek, daha baştan, bunların, planlanan firmalar olmasında her türlü etkiyi kullanmaya özen göstermişlerdir.
Bunun için, ilk önce, KOİ Başkanı değiştirilmiştir. Bu değişiklik, Sayın Başbakanın imzasıyla gerçekleştirilmiştir. Bundan
sonra, kurulan ihale komisyonu, iki ay içerisinde 3 defa değiştirilmiştir.
Bu satış işini, gerek yurtiçinde gerek yurtdışında yapabilecek çok sayıda firma varken, bunlardan, ihaleye sadece 5’i davet
edilmiş; 2’si, planı sezmiş ve baştan çekilmiştir.
Burada, yüksek huzurunuzda, yine, KOİ tarafından hukuk müşaviri olarak seçilen Whıte And Case Firması tarafından, bu
ihale için aday gösterilen firmalar istenilmiş -burada 20’den, bir diğer sayfada da 30’dan fazla firma- yani 50 firma, dünyanın en
yüksek firmaları olarak, ismen bildirilmiştir; ama, bu 50 firmanın içinden KOİ Yüksek Kurulu, seçe seçe sadece -veya ihale
komisyonu- 1 firmayı seçmiştir.
Perde arkasındaki dış alıcının -bu çok önemli- TOFAŞ’ın üretici firmasıyla ilgilenip satış firmasıyla ilgilenmemesi ve aynı
zamanda müşavir firmaların ihaleye daha kolay katılmalarını sağlamak maksadıyla, devletin asıl maksat ve menfaatı, 600 milyon
dolarlık hissenin tamamının satışında olduğu halde, özel maksat ve plan doğrultusunda ihale yapılırken, TOFAŞ’ın pazarlama
yapan değil, sadece üretim yapan firmasının, 300 milyon dolarlık hisse senetleri muameleye konulmuştur.
İhale, ihaleyi kazanan bir tek firmaya değil, perde arkasından gelen talimatlar doğrultusunda, kamuoyunda yerleşik kanaate
göre, Sayın Çiller ailesinin yakını ve yüksek himayelerine mazhar firmaya da verilebilmek için ihale, 2 firmaya birden verilmiştir.
Esasen, Sayın Çiller’in, ekonomiden sorumlu olduğu dönemde, birçok kereler özel himaye gösterdiği bu firmanın, bir kere daha
korunabilmesi için, kapalı teklif zarfları, Başbakan tarafından, komisyonun elinden alınmış, hiçbir komisyon üyesinin içeriye
alınmadığı bir yerde, sayın eski Başbakanın evinde açılmış ve iş, orada talimata bağlanmıştır.
Yine kamuoyunda yerleşik kanaate göre, bu esnada, firmalarla perde arkası görüşmeler yapılmış, birbirine yakın teklifler
oluşturulmuş ve zarftan çıktı diye, beklemede olan komisyona, hazırlanan metinler gönderilmiştir.
Çok dikkat çeken bir olay, bu sırada yaşanmıştır: Sayın Çiller, olup bitenlerden tamamen habersiz Sayın Erdal İnönü’nün,
Sayın Onur Kumbaracıbaşı’nın üyesi oldukları Kamu Ortaklığı Yüksek Kurulunu, yetkililere işin bağlanması talimatını verdikten
sekiz gün sonra, 26 Ağustos 1993’te toplayarak, sanki ihaleye yeni çıkılıyormuş gibi, KOİ’ye yetki devri kararı aldırmıştır. Karar
28 Ağustos 1993 tarihlidir; bundan önce komisyonlarla, ihalelerle ilgili bütün safhalar aşılmıştır.
İhaleyi alan firmaların, 14.8.1993 tarihinde komisyona verdikleri düşük teklifler uygun görülmezken, dört gün sonra,
18.8.1993’te verdikleri yüksek teklifler kabul edilmiştir. 31.12.1993 tarihine kadar, çok kâr getirecek hisse senetlerinin satışı
geciktirilmiş iş takip edilmediği için bu, bir zarara sebebiyet vermiş, firmalara fazla komisyon ve reklam parası ödeyerek ayrı bir
zarara sebebiyet verilmiş, hele hele iç piyasada 82 bin Türk lirasına satılan senetler, dış piyasada 72 bin liradan satılarak, kamu,
fahiş bir zarara uğratılmıştır. İşte böylece, Çiller, arkasındakiler ve seçilen bu firmalar sayesinde, hisse senetlerinin, hedeflenen
yere satışı sağlanmıştır.
Hisseleri satın alan yabancı firma malumdur; TOFAŞ’ın pazarlama şerketinin değil, üretim yapan şirketinin hisselerini
almıştır, zira kendisinin ayrı bir pazarlama şirketi vardır. Türkiye’deki ucuz üretimden faydalanacak, kendi kârına kâr katacaktır.
İşte, bu yapılan iş, bir özelleştirme değil, o gün Anamuhalefet Partisi Genel Başkanı olan Sayın Yılmaz’ın tabiriyle, bir
Özer’leştirmedir. Bu önergeyle, işte bu olayın açıklığa kavuşması istenmektedir.
Sayın milletvekilleri, konuşmamın bu kısmında eski Başbakan Sayın Çiller’in, hukukî ve cezaî sorumluluğu üzerinde durmak
istiyorum. Bütün bu işlerin yapıldığı tarihte, Başbakan, Sayın Tansu Çiller’dir. KOİ, Başbakana; özelleştirme kapsamına alınan
kuruluşlar da KOİ’ye bağlıdır. TOFAŞ’taki devlet hisseleri, KOİ’nin tasarrufu altındadır.
Değerli milletvekilleri, başbakanların, genel siyasetin yürütülmesinden, bakanların ve kendisine bağlı kuruluşların Anayasaya
ve kanunlara uygun olarak çalışmasını gözetme ve icabı halinde, düzeltici önlemleri alma sorumluluğu hepinizin malumudur.
TOFAŞ’ın devlet hisseleri KOİ’de. KOİ, Başbakanlığa bağlı olduğuna göre, Sayın Çiller, elbette, burada olup bitenle ilgilenecek,
yanlış yapılıyorsa düzeltecek; bunu yaparken de, Anayasaya ve kanunlara, hem kendisi uyacak hem de ilgililerin uymalarını
sağlayacaktır. Eğer, Sayın Çiller, bu işlemlerde, bu yönde hareket etmiş olsaydı, bizim böyle bir soruşturma önergesi vermemize,
esasen gerek kalmazdı; ama, durum tamamen tersine cereyan etmiştir ve kamuoyunda oluşan kanaate göre, Sayın Çiller, özel
etkileriyle ihaleye fesat karıştırmış, görevini kötüye kullanmıştır.
Değerli milletvekilleri, ihaleye fesat karıştırmasının delilleri nedir: İster kamu, ister özel sektörde olsun, ister kapalı zarf, ister
pazarlık usulüyle yapılsın, bir ihalede, ihale hukukuna göre kabul edilmiş birtakım prensipler vardır ve bu prensiplere uyulması
gerekir. Bu prensiplerden birincisi, ihalede tam rekabet ortamının sağlanmasıdır. İkincisi, ihalenin her safhasında adaletin
gözetilmesidir. Üçüncüsü, ihaleyi verenlerin, her safhada şaibe altında kalmayacak tarzda, dürüst ve titiz hareket etmeleridir.
Dördüncüsü, kamu güveninin temini için aleniyettir, şeffaflıktır. Beşincisi ise, ihale edenin, asgari külfetle, azami faydayı
gözetmesidir. İşte ihale hukukunun temel prensipleri bunlardır. Bütün bunlar için, devlette 2886 sayılı Kanun, KİT’lerde satın
alma yönetmelikleri, ciddî özel sektör kuruluşlarında da özel yönetmelikler çıkarılmıştır. Kamu Ortaklığı İdaresinin de bir İhale
Yönetmeliği vardır.
Sayın Çiller, hangi eylemleriyle, ihaleye, nasıl fesat karıştırmıştır: KOİ İhale Yönetmeliğinin “Zarfların Açılması” başlıklı
31 inci maddesinde, İhale hukuku prensiplerine uygun olarak, aynen şöyle denilmektedir: “Tekliflerin verildiği dış zarflar, komisyon
tarafından tutanakla belirlendikten sonra, zarfların, komisyon önünde, komisyon başkanı tarafından açılıp, bir üye tarafından
okunacağı ve tutanak tutulacağı...” işte kabul edilen hüküm budur. Oysa, Sayın Çiller, bu hükme uymamıştır. Bu, bir amir
hükümdür. Bu amir hükme uymamıştır. Zarfları talimatla celp etmiş, ihale komisyonlarından, komisyon üyelerinden, bir tek kişinin
içeriye alınmadığı kendi evinde ve bir rivayete göre de, ihaleye katılan aile dostunun yanında zarfları açmış ve açık zarfları, ihale
komisyonuna tekrar iade ederek, gerekli talimatı vermiştir. Bu eylem, bir ihale fesadıdır.
İLHAN AKÜZÜM (Ankara) – Kimden öğrendiniz, kim söyledi bunları size?
ŞEVKET KAZAN (Devamla) – İkinci olarak, Sayın Çiller, dört gün önce -zarfların açıldığı tarih 18 Ağustos- 14 Ağustos
tarihinde düşük fiyat veren firmaların, dört gün sonra daha yüksek olarak verdikleri teklifleri kabul etmiş ve kabul talimatı vererek,
“satıştan azamî yarar” ilkesini ihlal etmiştir.
Üçüncüsü, 1 firmaya verilmesi gereken işi, 2 firmaya, hem de miktarı yarıya indirerek verdirmiştir.
Dördüncüsü, ihaleye giren ve özel himayesine her zaman mazhar olan bir aile dostunun firmasını burada da himaye etmiştir.
Sadece birkaçını saydığımız tüm bu eylemler, Türk Ceza Kanununun 366 ncı maddesinde unsurları sayılan “ihaleye fesat
karıştırma” suçunun tipik örneğini oluşturmaktadır.
Görevi kötüye kullanmaya gelince: Sayın Çiller, Kamu Ortaklığı Yüksek Kurulu üyelerinden gerçeği saklamıştır. İşin ihale
edileceği firmalar ve ihale bedelleri belli olduktan bir hafta sonra, 18.8’de, her şey belli oluyor. Bir hafta sonra, 26.8.1993 tarihinde,
ihale hazırlıkları sanki yeni başlıyormuş gibi, KOİ Yüksek Kuruluna konuyu getirmiş ve karar aldırmıştır. Bu, bir görevi kötüye
kullanmadır.
İkinci olarak, senet satışları, sözleşmelere göre, 144 A usulüne göre yapıldığı halde, firmaların komisyon ücretleri daha
pahalı olan SEC değer üzerinden ödenmiş ve devlet, bu yüzden 577 500 dolar zarara uğratılmıştır. Yine, reklam masrafı olarak,
anlaşma gereği, ihaleyi alan firmalara 750 bin dolar ödenmesi gerekirken, 1 milyon dolar ödenmiş; bu yüzden, devlet, 250 bin dolar
zarara uğratılmıştır. Her ne kadar, sözleşmede, 31.12.1993 tarihine kadar satış gerçekleştiği takdirde 1 milyon dolar ödeneceği
hükmü yer alıyor ise de, eğer, satış, bu tarihten sonraya kaldığı takdirde 750 bin dolar ödeneceği hükmü de vardı ve satış, bu
tarihten tam üç ay sonra yapılmıştır.
Dördüncü olarak, satışın, piyasalar canlı iken yapılması takip edilmemiş; bir ölü sezonda, hem de, iç piyasada 82 bin Türk
Lirasına satılan senetler, dışarıda, 72 bin Türk Lirasından satılarak, devlet 1 trilyon liradan fazla zarara uğratılmıştır.
Değerli miletvekilleri, görülüyor ki, her kademede, Çiller’in, hukuka aykırı müdahaleleri, devleti zarara sokmuştur. Oysa, Sayın
Başbakanın görevi, bunlara amil olmak değil, eğer, görevliler, komisyon üyeleri, devleti zarara sokacak birtakım muamelelerde
bulunuyor, işlemler yapılmıyorsa onları önlemekti; ama, maalesef, onların yerine, bu işleri, Sayın Başbakan yapmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kazan, size, eksüre olarak 5 dakika veriyorum; lütfen, bu süre içerisinde tamamlayın.
ŞEVKET KAZAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu iddialar bizim değildir; Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun
raporu da -üyeler kurulu raporu- aynı iddiaları teyit etmektedir. Vatandaşlardan bize gelen mektuplar var; konuyla yakından ilgilenen
vatandaşlardan, bir milletvekilinden daha fazla ilgilenen vatandaşlardan, bize gelen mektuplar var; bunlar da, konunun hassasiyeti
üzerinde duruyorlar. Basında çıkan haberler ve yorumlar var. Bunun yanında, geçtiğimiz devre içerisinde, Sayın Yılmaz’ın, gerek
Grubunda yaptığı konuşma gerek basın toplantılarında yaptığı açıklamalar var. Yine, ANAP milletvekillerinden Sayın Köymen’in
bu kürsüde gündemdışı konuşması var. ANAP Özelleştirmeyi İzleme Komisyonu Başkanı Sayın Köymen’in, cumhuriyet
başsavcılığına müracaatları var. ANAP’ın şimdiki Genel Başkan Yardımcısı Sayın Dumankaya’nın basın toplantılarında
devamlı zikrettiği hususlar var. Bütün bu hususlar, sadece bizim ortaya attığımız hususlar değildir.
Bakınız, size, Adapazarlı eczacı Hüsnü Akıncı isimli vatandaşın mektubundan birkaç satır okumak istiyorum...(DYP
sıralarından gürültüler)
AHMET İYİMAYA (Amasya) – Lütfen, usule uyun.
ŞEVKET KAZAN (Devamla) – Müsaade buyurun, bu mektubu okuyayım ki, bir vatandaş, olayları, buradaki parlamenterlerden
çok daha hassas takip ediyor; bu görülsün, bu anlaşılsın... (RP sıralarından alkışlar)
İLHAN AKÜZÜM (Ankara) – Vatandaşla bizi karşı karşıya getirme.
ŞEVKET KAZAN (Devamla) – Bakınız, bu mektup, 6 Mart 1994’te -dikkatinizi çekiyorum- Sayın Yılmaz’ın, olayı
kamuoyuna açıkladığı mart ayından bir sene önce KOİ Başkanı Sayın Tezcan Yaramancı’ya yazılıyor ve “13 Ocak 1994’te 125
bin TL, karşılığı 8,46 dolar, 11 Şubat 1994’te 83 bin TL, karşılığı 4,67 dolara satılma imkânı varken, bu senetler niye 72 bin
liradan satıldı?” diye hesap soruyor. KOİ de buna cevap veriyor; ama, KOİ’nin verdiği cevabı okuduğumuz zaman -zamanınızı
almak istemiyorum, bunlar soruşturma açıldığı zaman incelenecek- bu sorulara doğru dürüst verilen hiçbir cevap yoktur. O nedenle,
gerçekten, bu feryat, acı bir feryattır...
BAŞKAN – Sayın Kazan, 2 dakikanız var.
ŞEVKET KAZAN (Devamla) – Biz, sadece, konuyu, Yüce Parlamentonun önüne koyarak görevimizi yapıyoruz.
Değerli milletvekilleri, konuşmamın sonunda, müsaadenizle, bürokratlar hakkındaki mahkeme kararı ve bir profesörün
milletvekillerine dağıtılan hukukî mütalaası üzerindeki görüşlerimi de kısaca arz etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, bu olayla ilgili olarak, bugünlerde, Sayın Çiller ve bazı kimseler, KOİ bürokratları hakkında Ankara
Asliye Ceza Mahkemesinde verilen bir beraat kararıyla, maksadı, objektif hukukî gerçekleri ortaya koymak olmayıp, sadece Çiller’i
korumaya matuf bir hukukî mütalaanın arkasına sığınmaya çalışmaktadırlar. Hukuk dilinin yabancı kurallarıyla donatılan bu
mütalaa, milletvekillerini yanıltabilmek için, şimdi hepimizin kutularından önümüze getirilmektedir. Hem bu kararın hem de bu
sözde mütalaanın üzerinde kısaca durmak istiyorum.
BAŞKAN – Son dakikanızın içindesiniz Sayın Kazan.
ŞEVKET KAZAN (Devamla) – Evet, bitirmeye çalışıyorum Sayın Başkan.
Önce karar; Ankara Asliye Ceza Mahkemesinin kararı: Ankara Asliye Ceza Mahkemesinin bu kararı, savcılığın, 2.3.1995
tarihli gazete haberlerini ihbar kabul ederek başlattığı tahkikat üzerine, bürokratlar aleyhine açılan davada sadece bürokratlar
hakkında verilmiş bir karardır, Sayın Çiller dava kapsamında değildir. O tarihte, Tansu Çiller hakkında ne yapılması gerektiğini
Ankara savcısı, esasen, basına açıklamıştır. 3 Mart tarihli gazeteleri okursanız, görürsünüz. Ne diyor sayın savcı: “Sayın Çiller’in
suçu varsa, o bir Başbakandır, hakkında, ancak Meclis soruşturması açılabilir. Mesut Yılmaz Bey bu yolu işletsin” diyor; gayet
açık söylüyor. İşletmemiş...
İkinci olarak; kaldı ki, bu davada; ne iddianamede ne mahkemenin gerekçeli kararında, bu suçun kesin karar niteliğinde olan
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporu ile Başbakanlık Teftiş Kurulu raporundan tek kelimeyle bahsedilmemiştir. Karar
burada.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kazan.
ŞEVKET KAZAN (Devamla) – Sayın Başkanım, 2 dakika müsaade edin; 2 dakika içinde toparlayacağım.
BAŞKAN – Lütfen... Peşinen uygulamayı söyledim... Rica ediyorum...
Teşekkür ediyorum.
ŞEVKET KAZAN (Devamla) – Sayın Başkanım, eksik bıraktığım hususları, daha sonra değerli arkadaşım, kürsüye çıkacak
ve tamamlayacaktır.
Son olarak, talebimiz haklıdır. Yüce Heyetten, soruşturmanın açılması istikametinde oy kullanmalarını istirham ediyorum.
(RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kazan.
Değerli milletvekilleri, şahısları adına söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini sırasıyla okuyorum: Amasya Milletvekili
Sayın Ahmet İyimaya, Erzurum Milletvekili Sayın Lütfü Esengün, İçel Milletvekili Sayın Turhan Güven, Rize Milletvekili Sayın
Şevki Yılmaz, Aydın Milletvekili Sayın Ali Rıza Gönül.
Biliyorsunuz, yalnızca 2 sayın üyeye söz verebileceğiz.
Sayın Ahmet İyimaya; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
Sayın İyimaya, konuşma süreniz 20 dakikadır, eksüreniz de, Sayın Kazan’da olduğu gibi, yalnızca 5 dakika olacaktır.
AHMET İYİMAYA (Amasya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli Başkan, Parlamentonun saygıdeğer üyeleri; TOFAŞ ile ilgili Meclis soruşturması açılması önergesi üzerinde kişisel
görüşlerimi arz etmeden önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum; ancak, değerli konuşmacı arkadaşımın ortaya koyduğu senaryo
türündeki konuşmayı dinleyince, hukuk duygularımla, olayın gerçeğini bilen bir kişi olarak vicdanım, gerçekten bambaşka
duyguların içerisine girdi.
YAVUZ KÖYMEN (Giresun) – Senaryo değil...
AHMET İYİMAYA (Devamla) – Sukûnet, itidal ve asude bir hava içerisinde, olayın iç yapısını, sizlere, vicdanî temellerle
birlikte arza çalışacağım.
Ekonominin, o gün içinde bulunduğu şartlar ve ekonomik devletten, altyapı ve güvenlik devletine geçişi hedefleyen
özelleştirmeye hız kazandırma ve benzeri zorunlu sebeplerle, TOFAŞ’taki devlet hisselerinin dış ve iç piyasaya arzı yoluyla satışı
işlemlerine 27.5.1993 tarihinde başlanmıştır; bu tarihte, Sayın Çiller, ne Başbakandır ne de Kamu Ortaklığı İdaresinden sorumlu
Devlet Bakanıdır. Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu kaynaklı, yönetim yetkisi vermeyen bu azınlık hisselerinin özelleştirilmesi,
esasen 1987 yılında kararlaştırılmış ve fakat, muvaffak olunamamıştır.
Refah Partili değerli milletvekili arkadaşlarımın önergeleri üzerine, özelleştirme safahatını büyük bir dikkatle tetkik ettim;
okumadığım evrak, değerlendirmediğim cümle kalmadı. Altını çizerek söylüyorum ki, meseleyi hukuk çerçevesinde ele
aldığımızda, ortada bir şey olmadığını, gerek özel ve gerek ceza hukuku açılarından hiçbir aykırılık bulunmadığını, üzerinde
kopartılan fırtınalara rağmen ibretle gördüm.
Şimdi, Yüce Heyetinize isnat olunan fiillerin, iddiaların, gerçeklik ve hukuk karşısındaki durumları, belgeleriyle birlikte,
istidlâlleriyle birlikte arza çalışacağım.
Sayın Tansu Çiller’in, Başbakan olmadan önce, TOFAŞ hisselerinin özelleştirilmesi için gerekli altyapıyı hazırladığı,
komisyonu kurdurttuğu iddiası veya yalanı:
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Çiller’in Başbakan olmadan; yani, 25 Haziran 1993 tarihinden önceki bakanlık
döneminde, ne Kamu Ortaklığı İdaresiyle ne de Kamu Ortaklığı Yüksek Kuruluyla hiçbir alakası yoktur; o dönemde, Kamu
Ortaklığı İdaresi -aynen şimdi olduğu gibi- dönemin başbakanına bağlıdır. Özelleştirme işlemlerine başlanılması, komisyonun
kurulması, müşavir firmaların -50 tane deniliyor; çağrıldı da gelmediler mi; alakası yok, yalan- tespiti ve ihalede pazarlık usulünün
benimsenmesi, hep bu dönemde gerçekleşmiştir.
Bütün bunlar, tarihleriyle apaçık ortadayken, o dönemde, yetkisi ve görevi bulunmayan bir insanla sorumluluk bağı aranması,
eğer, bilgi ve belgeleri inceleme noksanlığından kaynaklanmıyorsa, siyasî bir kasıttan başka bir şekilde izah edilemez. (DYP
sıralarından alkışlar)
Tasarlanan amaca ulaşmak için, kısa aralıklarla üç kez ihale komisyonunun değiştirildiği iddiası veya yalanı.
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Komisyonun değiştirilmesi kavramı, bir komisyonun bütün üyelerini görevden alıp,
başka isimlerden teşekkül eden yeni kurul oluşturmayı anlatan teknik bir terimdir. Peşinen vurgulayalım ki, komisyonun
oluşturulması ve değiştirilmesi yetki ve görevi Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanınındır. İhale Yönetmeliği madde 11.
Ayrıca, ortada, ihale komisyonlarının tamamen değiştirilmesi diye bir hadise yoktur. Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanı
görevinden alınmamış, kendi arzularıyla istifa etmiştir. İstifa eden başkan döneminde teşekkül ettirilen komisyonlardaki iki kişilik
boşalma, yeni başkan tarafından ve yine kurum içinden doldurulmuştur. Önergede, komisyon değiştirilmesi diye takdim olunan
hadise, işte, tamamen bundan ibarettir.
Teklif dokümanlarının komisyona ulaşması ve müzakere sürecinin yoğunlaşması üzerine, teknik ingilizce bilen üyelere ihtiyaç
duyulmuş, yine birinci komisyondan gelen üyeler de ibka olunarak, korunarak, İngilizce bilen üyelerin komisyona ithalleri
sağlanmıştır. İşte, bu kısmî değişiklik de, sadece, iş hacmi ve dil gerekçelerine dayalıdır, senaryoya değil.
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; ihale komisyonunun bütün çalışmaları video kayıtlarına alınmıştır. Komisyonun her
müzakeresi, ayrıntılı bir biçimde tutanaklara geçmiştir.
Önemli bir gerçeği de bilgilerinize sunmak isterim: TOFAŞ özelleştirmesini gerçekleştiren ihale komisyonunun değerli başkanı,
şu anda Mesut Yılmaz Hükümetinin tasarrufuyla, Kamu Ortaklığının, yani yeni adıyla Özelleştirme İdaresinin başkanlığına
getirilmiştir. Bilindiği gibi Kamu Ortaklığı İdaresi, karma Hükümetin ANAP kanadındadır.
Komisyon Başkanının o gün yaptıkları yanlışsa, bugün, Özelleştirme İdaresinin başına getirilmesini nasıl izah edebiliriz ve
onun, o hareketinden, günün Başbakanını hangi mantık ve haklılıkla sorumlu tutabiliriz? (DYP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar) Oysa diyorum ki, Komisyon Başkanının o gün yaptığı da doğrudur, bugün o göreve getirilmesi de doğrudur; yanlış olan,
gerçeği hakkın içerisinde arayacak yerde, onu çarpıtarak, siyasî çıkar sağlamaya çalışmaktır.
Devletin zarara uğratıldığı iddiası:
Yüklenici firmalara komisyon ödemesinin, satışın gerçekleştiği 144 A esasından yapılması gerekirken, SEC sisteminden
yapılmış olmasının, 575 bin 500 dolar zarara yol açtığı öne sürülmektedir. Bu iddia, sözleşmenin ve dokümanlarının gereği gibi
incelenmemesine dayanmaktadır.
3.9.1993 tarihli sözleşmenin 4 (a) hükmüne göre, arzın, satış şeklinin nevi ne olursa olsun -SEC veya 144 A olsun- müşavirlik
ücreti, toplam satış değerinin yüzde 3.87’sidir. Hukukî anlatımla, sabit ücret esası benimsenmiştir. Satış, SEC üzerinden
gerçekleşseydi, Amerika piyasasına girmiş 144 A’nın aksine, kurumsal yatırımcılar yerine, geniş yatırımcı kitlesine ulaşmış
olacaktı; fakat, sıkı denetim standartları olan SEC sistemine, TOFAŞ’ın İtalyan ortağı FİAT firması karşı koymuştur.
Bütün bu durumlar düşünülerek, sözleşme ihtilaflarına mahal vermemek için -tekrar ediyorum- arz çeşidi ne olursa olsun, sabit
oransal ücret öngörülmüştür ki, bu, icabı hale, oportüniteye uygundur. Sözleşmenin doğru ve akte uygun uygulanması, zarar değil,
aktin gereği gibi ifası hadisesidir.
Reklam ve benzeri giderlerin ödeme tavanı, sözleşmenin 4(a) hükmünde, açıkça, 1 milyon dolar olarak gösterilmiş, bu miktarı
aşan masrafların karşılanmayacağı öngörülmüştür. Nitekim, müşavir firmalar, 3 milyon 500 bin dolarlık reel masraflarını fatura
etmelerine rağmen, Kamu Ortaklığı İdaresi, 2 milyon 500 bin doları ödememiştir.
Bir isnadı yaratmak uğruna, sözleşmenin bu apaçık hükmünü görmezlikten gelerek, bağlı şartın gerçekleşmediği, 750 bin dolar
ödenmesi gerektiği iddiası da, sözleşmenin bu sarih hükmü karşısında havada kalmaktadır. 250 bin dolar zarar değil; aksine, 250
milyon 500 bin dolarlık gideri ödememe yoluyla, ekstra yarar sağlanmıştır.
İstanbul borsasında, değerin 82 bin TL olduğu günde, hisselerin, Londra borsasında 72 bin TL’den satılması sebebiyle 1
trilyon 115 milyar zarara yol açıldığını iddia etmek, uluslararası sermaye piyasasının işleyişini ya hiç bilmemek veya “nasıl olsa
kimse bilmez” düşüncesiyle, olayı çarpıtarak, zihinleri bulandırmaktır.
Böyle büyük hisselerin bir kalemde piyasaya arzında yüzde 10-20 ıskonto, sistemin doğasında vardır. Sözgelimi, İstanbul’da, o
gün, bu hisseler blok olarak arz edilseydi, fiyat 22 bin TL’ye düşerdi. Bugün de, fiyat 8 bin TL’dir arkadaşlar...
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; satış 16,5 dolardan gerçekleşmiştir. Bu satış, iki hafta sonra olsaydı, 9,5 dolardan
gerçekleşecekti; elimize, 330 milyon dolar değil 190 milyon dolar geçecekti. Satış, eğer, şu günlerde gerçekleşseydi, ancak, 80
milyon dolar elde edebilecektik; aradaki fark, 250 milyon dolardır. Aktin, böylesine büyük bir basiret ve ihtimam içerisinde
kurulması, ifası ve tasfiyesi başarısıyla sağlanan net kâra, biz, kalkıp “devlet zararı” diyoruz ve bugün, bu kârı sağlayanın da
“sorumlu” diye yakasına yapışmaya çalışıyoruz; işte, demin “ibretle” dediğim olay budur. Böyle bir anlayış, konuşan Türkiye’yi,
kalkınmış Türkiye hedefine değil, ancak, kavgacı Türkiye hedefine götürebilir. (DYP sıralarından “Bravo”sesleri, alkışlar)
Değerli Başkan, değerli arkadaşlar; önergede, tabiî mecrasında cereyan eden özelleştirme işlem ve olaylarının, ticarî ve
ekonomik piyasadaki açık anlamları büyük ustalıkla çarpıtılmış, maddî gerçeğe zihnî ve hayalî kayıtlar eklenmiş, bu yolla, nüfuz
suiistimali senaryosu yazılmıştır. İhale, neden en ucuz teklifte bulunan konsorsiyuma verilmedi deniyor; aslında, o en ucuz denilen
firmanın teklifleri incelenecek olursa, gider hesabı yukarıya eklenecek olursa, daha pahalıdır; ama, bunun, farkına varılmıyor.
Şunu belirteyim ki: İhale, pazarlık usulüyle yapılmaktadır; uluslararası ekspertiz, dış piyasadaki kuvvetli satış ağı, hisselerin
büyük kısmını satma mecburiyeti, yani, tam yüklenir gibi değişkenler içerisinde, sadece fiyat, tek belirleyici olamaz; dünyanın her
yerinde de, bu, böyledir. Zarfların açılmasından sonra, her iki konsorsiyumla yapılan müzakerelerle, ancak kabul ettirilen işi,
müştereken üstlenme başarısını kötüye yoran; daha önceden komisyonda, bu yönde görüş birliği oluşmasına rağmen, bunu, meçhul
telefonlara bağlayan kasıtlı iddialara, ancak “insaf” demek gerekir. Müşterek ihale, bir konsorsiyumun Amerika’daki yatırımcılar
nezdinde, öbür konsorsiyumun Avrupa Kıtasında kuvvetli satış ağı olması; piyasaya arz güvenliği, başarı şansının artması,
önerilen komisyon ücretlerinin, esasen, uluslararası ihalelerde ihmal edilebilecek kadar birbirlerine yakın olması ve benzeri kriterler
içerisinde, Türkiye’nin, bu maliyetle bir daha yakalayamayacağı bir büyük başarıdır.
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; soruşturma önergesinin ve kamuoyunun yoğunluğu, Başbakanımızın, Kamu Ortaklığı
İdaresi Başkanına, kendi çalışma ofisinde, iç zarfı açtırması hadisesinde toplanmaktadır. Dikkatlerinizi, bu noktaya teksif etmenizi
arz ediyorum.
Kamu Ortaklığı İdaresinin yürüttüğü işlerde, özellikle, özelleştirme ve müşavir firma seçimlerinde, 2983 sayılı Yasanın 13
üncü maddesiyle, Devlet İhale Kanunu ve bağlı mevzuat hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Özelleştirme, uluslararası
piyasa, rekabet ve zamanla yarışma süreci olarak kendi hukukunu oluşturmak zorundaydı ve oluşturmuştur da. Bu çerçevede, Kamu
Ortaklığı İdaresi İhale Yönetmeliği, Devlet İhale Kanunundaki kriterlerden tamamen ayrılarak, pazarlık usulü ihale hükmünü
açıkça tanzim etmiştir. Arkadaşlar, dikkatinizi çekiyorum, hüküm aynen şöyledir: “Madde 42 - Pazarlık usulü ile yapılan ihalelerde,
teklif alınması, belli bir şekle bağlı değildir. “
Sayın Şevket Kazan’ın okuduğu 31 inci madde -kapalı zarfların açılmasıyla ilgili madde- kapalı zarf usulü ihalesiyle ilgilidir;
pazarlık usulü ile ihalelerde böyle hüküm yoktur, ihale serbestisi vardır. Bir yönetmelik hükmünün yanlış değil, ilgisiz bir yere
getirtilmesinin siyasî bir hedefi olduğunu açıkça hepimiz anlıyoruz. (DYP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
TOFAŞ’ın özelleştirilmesinde pazarlık usulü benimsenmiştir. Sözlü olarak, telefonla, faksla, ihalenin dahi -Sayıştay ve
Danıştay kararları incelensin- serbest kılındığı bu ihale rejiminde, zarfın, Başbakanın çalışma ofisinde Kamu Ortaklığı İdaresi
Başbakanın çalışma ofisinde Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanınca açılması, tamamıyla, bu, şekil ve usul serbestisinin sınırları
içerisinde kalan tabiî bir olaydır. Kaldı ki, Başbakan, 2983 sayılı Yasanın 7 nci maddesine göre, Kamu Ortaklığı İdaresinin
vesayet makamıdır; vesayet makamının, dışa açılma gibi önemli ve pazarlık usulüyle yürütülen bir büyük işlemin her safhasında
bilgi alma, müdahalede bulunma hakkı vardır. Aynı hak, ihalede yabancı unsur bulunması, sebebiyle halen yürürlükte olan ve Kamu
Ortaklığı İdaresine tamim olunan 8.5.1985 tarihli Başbakanlık gizli genelgesinde de tanınmıştır.
Hadise, komisyonun ve ihaleye katılanların huzurlarında açık olarak cereyan etmiş, kayda alınmış ve zarftaki tekliflerin,
kendilerine ait olduğu firmalarca yazılı olarak beyan olunmuştur.
Tekliflere, köprü finansman, avans yönünde kamu yararını içeren revizyon kaydı konmuştur. Rekabet ortamını bozma ve
yükleniciler lehine herhangi bir telkin, asla olmamıştır.
Samimi olalım arkadaşlar, bu gibi işlerde komisyon ücretleri, dünya ölçeğinde yüzde 4 ilâ 10 arasıdır. Taban oranın altına
düşülmüş, yüzde 3,87’lik başarılı bir ihalenin ardında veya altında neyi arıyoruz? Karşımızda, başarmış bir insanı, açıkça, kendi
başarısının içinde boğmaya çalışan siyasî bir tertip vardır.
Zarflar açılmış, fakat ihale sona ermemiştir; çünkü, bu usulde, şekil serbestisi ve pazarlık hâkim unsur olduğundan,
görüşmelere devam olunmuş, üç kez müzakere yapılmış, ancak ondan sonra ihale ve akit gerçekleşmiştir. Hukukî anlatımla, zarf
açma, bir ara işlemdir. Son işlemi geriye doğru açarak suçlamada bulunmak, illiyet bağının hukukî kapsamını bir tarafa atmak
demektir.
Değerli arkadaşlar, hukuk uygarlığının, insanlığa en büyük armağanı, her olayın bağımsız olarak ele alınması, diğer
olaylardan ayrılması prensibidir. Hiç kimse inkâr edemez ki, ülkeye cesaretle hizmet etmiş bir siyasetçi üzerine son günlerde
yoğunlaştırılan iddia sağanaklarını TOFAŞ’la ilgili Meclis yargısına taşıyan anlayışın, adalet ve hukuk dünyasında yeri yoktur.
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; TOFAŞ’la ilgili iddialar, dönemin anamuhalefet partisi lideri Başbakanımız Ahmet
Mesut Yılmaz tarafından, basına açık grup toplantısında ortaya atılmış, ertesi günü dört büyük gazetemizdeki yayınlar üzerine,
Ankara Cumhuriyet Savcılığınca olaya el konulmuştur. Savcılık, hazırlık tahkikatında, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu ve
Teftiş Kurulu raporlarını da değerlendirmiş, incelemiş; müşteki ANAP milletvekili arkadaşımızı tanık olarak dinlemiş, ilgililerin
ifadelerini almış, gerekçe, lehe olmasına rağmen -evet, gerekçe lehe olmasına rağmen- ceza davasını ikame etmiştir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın İyimaya ek süreniz 5 dakikadır.
AHMET İYİMAYA (Devamla) – Ankara 13 üncü Asliye Ceza Mahkemesi, zarf açma fiili dahil olmak üzere, ihaleye hiçbir
şekilde fesat karıştırılmadığı, fiillerin asla suç oluşturmadığı, yapılanların, tamamen, hukuka uygun olduğu kati ve vicdanî
kanaatine varmış, beraat kararını vermiş ve hüküm kesinleşmiştir. Komisyonların kurulması, firmaların seçimi, zarfın açılması,
aktin yapılması gibi ihale safahatındaki hiçbir fiilin suç olmadığı, Türk adaletinin kesinleşmiş bu kararıyla sabittir.
Mahkeme kararına sığınmak gibi bir durum asla söz konusu değildir. Olay, o kadar hukuka ve memleket menfaatlarına
uygundur ki, on defa yargılama olsa, on defa beraat çıkar. Hiçbir hukuk sistemi, yargı kararlarını tanımama gibi bir keyfiliği
taşıyamaz.
Diğer iddialar ve zarf açma olayı yargılanmıştır. İştirak halindeki fiillerde -ki, zarf açma bürokrat ile başbakanın müşterek
fiilidir- faillerin birisi bakımından oluşan ve kesinleşen beraat hükmü, yargılanmayan ortak için de kesin hüküm etkisi doğurur.
Yargılanan olay bir daha yargılanamaz; bunun anlamı, beraat hükmünün o fiiller açısından yargılama engeli oluşturduğudur.
Meclis soruşturması süreci, önerge dahil, bir adlî görev sürecidir. Meclisimiz, soruşturmada suçu tahkik tasarrufunda
bulunmaktadır. Anayasamızın 138/4 hükmündeki, yasama organı mahkeme kararlarına uymak zorundadır kuralının olayımız
bakımından anlamı, yasama organı, yargılanmış bir olayı bir daha ele alamaz; bu durum, soruşturma engeli oluştururdan başka bir
şey değildir. Parlamentomuzun, bu hukukî durumun resmen arz edildiği şu andan itibaren soruşturma engeli sebebiyle süreci
durdurması, önergeyi resen işlemden kaldırması gerekir. Bunu, talep olarak da Divana arz ediyor ve kendilerinin, fonksiyonuna ve
hukuk devletine hakim parlamento örneğini sergilemelerini diliyorum.
ORMAN BAKANI NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Yavaş okuyun.
AHMET İYİMAYA (Devamla) – 5 dakikamız var,onun için.
Değerli Başkan, değerli arkadaşlarım; önergenin müzakeresi dahil, soruşturma sürecinin Anayasadaki çizgisi içinde sağlıklı
işlemesi için, siyasî kimliğimizle değil, hâkim gibi davranmamız gerekir. Bu çerçevede, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak
vicdanî kanaatlerimize göre karar vermek zorundayız.
Hiç kimse, değerli ve bağımsız parlamenter arkadaşlarımızın vicdanlarına ipotek koyma iktidarına sahip değildir. Vicdanın
hür ve dünyaları titreten deprem sesinden söz edebilmek için; onu, duyguların, beklentilerin ve siyasî oyunların esaretinden
kurtarmamız gerekir. Temelinde iktidar olma, özelleştirmeye karşı koyma, bir kişiyi ne pahasına olursa olsun Başbakanlıktan ve
siyasetten mahrum etme, öç alma, koalisyonu bozarak her iki partide ve liderliklerinde dalgalanma yaratma gibi, birbirlerine zıt, fakat,
aynı hedefe kilitlenmiş sebeplerin bulunduğu toplu iradeyi görmeyenimiz yoktur.
“Yüce Divana gitsin, ne olur sanki, böylece aklansın” deniyor. Vicdan kökenli olmayan ince bir oyununun, evet oyları için
ürettiği bu fikre iltifat, insana ve hukuka verdiğimiz değerin düşük derecesini göstermektedir.
Arkadaşlar, Türk yargısını, evvela, uydurduğumuz; sonra dönüp kendimizi ve kamuoyunu inandırmaya çalıştığımız
şüphelerimizi temizleyen makine mi sanıyoruz? Yüce Divan, bir hacet kapısı değil, tarihî ve kurumsal yapısı içinde demokrasimizin
elbetteki görkemli bir müessesesi ve teminatıdır
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; seçimden hemen sonra RP-DYP koalisyonu gerçekleşseydi, bu önerge verilir miydi? ( RP
sıralarından “verilirdi” sesleri) Bu sualin tabiî ve makul karşılığı olan “elbetteki hayır” cevabı, önergenin ve muhtemel
desteklerinin, temiz siyaset gibi bir hedefleri olmadığını ortaya koymaktadır. Başlatılan bu siyaset, uzlaşma değil kavga, detant
değil sertlik siyasetidir. Ancak, unutulmamalıdır ki, her siyasî hareket, karşı taraf lehine, misliyle mukabelede bulunma hakkı
doğurur. İcra kademelerinden başbakanlara uzanan sorumluluk zincirleri içerisine; yani, bu emsallere çok olay girer;
unutulmamalıdır.
Değerli arkad