DÖNEM : 20 CİLT : 4 YASAMA YILI :
1


T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ

42 nci Birleşim
21 . 4 . 1996 Pazar



İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – GELEN KÂĞITLAR
III. – YOKLAMA
IV. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLAR-
DAN GELEN DİĞER İŞLER
1. – 1996 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu
Tasarıları (1/285, 286) (S. Sayıları : 1,2)
A) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI
a) Millî Eğitim Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi
I. – YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU (YÖK)
a) Yüksek Öğretim Kurulu 1996 Malî Yılı Bütçesi
II. – ÜNİVERSİTELER
1. – Ankara Üniversitesi
a) Ankara Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
2. – Orta Doğu Teknik Üniversitesi
a) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
3. – Hacettepe Üniversitesi
a) Hacettepe Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
4. – Gazi Üniversitesi
a) Gazi Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
5. – İstanbul Üniversitesi
a) İstanbul Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
6. – İstanbul Teknik Üniversitesi
a) İstanbul Teknik Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
7. – Boğaziçi Üniversitesi
a) Boğaziçi Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
8. – Marmara Üniversitesi
a) Marmara Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
9. – Yıldız Teknik Üniversitesi
a) Yıldız Teknik Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
10. – Mimar Sinan Üniversitesi
a) Mimar Sinan Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
11. – Ege Üniversitesi
a) Ege Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
12. – Dokuz Eylül Üniversitesi
a) Dokuz Eylül Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
13. – Trakya Üniversitesi
a) Trakya Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
14. – Uludağ Üniversitesi
a) Uludağ Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
15. – Anadolu Üniversitesi
a) Anadolu Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
16. – Selçuk Üniversitesi
a) Selçuk Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
17. – Akdeniz Üniversitesi
a) Akdeniz Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
18. – Erciyes Üniversitesi
a) Erciyes Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
19. – Cumhuriyet Üniversitesi
a) Cumhuriyet Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
20. – Çukurova Üniversitesi
a) Çukurova Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
21. – Ondokuz Mayıs Üniversitesi
a) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
22. – Karadeniz Teknik Üniversitesi
a) Karadeniz Teknik Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
23. – Atatürk Üniversitesi
a) Atatürk Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
24. – İnönü Üniversitesi
a) İnönü Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
25. – Fırat Üniversitesi
a) Fırat Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
26. – Dicle Üniversitesi
a) Dicle Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
27. – Yüzüncü Yıl Üniversitesi
a) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
28. – Gaziantep Üniversitesi
a) Gaziantep Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
29. – İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
a) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 1996 Malî Yılı Bütçesi
30. – Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü
a) Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 1996 Malî Yılı Bütçesi
31. – Harran Üniversitesi
a) Harran Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
32. – Süleyman Demirel Üniversitesi
a) Süleyman Demirel Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
33. – Adnan Menderes Üniversitesi
a) Adnan Menderes Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
34. – Zonguldak Karaelmas Üniversitesi
a) Zonguldak Karaelmas Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
35. – Mersin Üniversitesi
a) Mersin Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
36. – Pamukkale Üniversitesi
a) Pamukkale Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
37. – Balıkesir Üniversitesi
a) Balıkesir Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
38. – Kocaeli Üniversitesi
a) Kocaeli Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
39. – Sakarya Üniversitesi
a) Sakarya Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
40. – Celal Bayar Üniversitesi
a) Celal Bayar Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
41. – Abant İzzet Baysal Üniversitesi
a) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
42. – Mustafa Kemal Üniversitesi
a) Mustafa Kemal Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
43. – Afyon Kocatepe Üniversitesi
a) Afyon Kocatepe Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
44. – Kafkas Üniversitesi
a) Kafkas Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
45. – Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
a) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
46. – Niğde Üniversitesi
a) Niğde Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
47. – Dumlupınar Üniversitesi
a) Dumlupınar Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
48. – Gazi Osmanpaşa Üniversitesi
a) Gazi Osmanpaşa Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
49. – Muğla Üniversitesi
a) Muğla Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
50. – Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
a) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
51. – Kırıkkale Üniversitesi
a) Kırıkkale Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
52. – Osman Gazi Üniversitesi
a) Osman Gazi Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
53. – Galatasaray Eğitim ve Öğretim Kurumu
a) Galatasaray Eğitim ve Öğretim Kurumu 1996 Malî Yılı Bütçesi
B) KÜLTÜR BAKANLIĞI
1. – Kültür Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi
C) MALİYE BAKANLIĞI
1. – Maliye Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi
D) GELİR BÜTÇESİ
2. – 1996 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/285) (S. Sayısı : 1)
3. – Katma Bütçeli İdareler 1996 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/286) (S. Sayısı : 2)
V. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. – İçel Milletvekili Durmuş Fikri Sağlar’ın, Kültür Bakanı Agâh
Oktay Güner’in, önceki SHP ve CHP’li Kültür Bakanlarına sataşması
nedeniyle konuşması
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 10.00’da açılarak dört oturum yaptı.
Birinci, İkinci ve Üçüncü Oturum
1996 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu
Tasarılarının (1/285, 1/286) (S. Sayıları : 1,2), görüşmelerine devam
olunarak;
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü,
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı,
Petrol İşleri Genel Müdürlüğü,
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü,
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı,
Karayolları Genel Müdürlüğü,
Dışişleri Bakanlığı,
1996 malî yılı bütçeleri kabul edildi.
Malatya Milletvekili Oğuzhan Asiltürk, Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Dışişleri Bakanlığı
bütçelerinin müzakereleri sırasında, CHP Grubu adına konuşan Ankara
Milletvekili Ali Dinçer’in,
Zonguldak Milletvekili Mümtaz Soysal da, sataşmaya cevaben yaptığı
konuşmada, Malatya Milletvekili Oğuzhan Asiltürk’ün,
Grubuna sataştığı iddiasıyla, birer konuşma yaptılar.
Yasin Hatiboğlu
Başkanvekili
Kâzım Üstüner Zeki Ergezen
Burdur Bitlis
Kâtip Üye Kâtip Üye
Dördüncü Oturum
1996 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu
Tasarılarının (1/285, 1/286) (S. Sayıları : 1, 2), görüşmelerine devam
olunarak;
Ulaştırma Bakanlığı,
Telsiz Genel Müdürlüğü,
Orman Bakanlığı,
Orman Genel Müdürlüğü,
Turizm Bakanlığı,
Sağlık Bakanlığı,
Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü,
1996 malî yılı bütçeleri kabul edildi.
21 Nisan 1996 Pazar günü saat 10.00’da toplanmak üzere, birleşime
01.36’da son verildi.
H. Uluç Gürkan
Başkanvekili
Ali Günaydın Salih Kapusuz
Konya Kayseri
Kâtip Üye Kâtip Üye

II. – GELEN KÂĞITLAR
21 . 4 . 1996 PAZAR
Teklifler
1. – Çanakkale Milletvekili A. Hamdi Üçpınarlar ve 2 Arkadaşının;
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanunu Teklifi (2/228) (Çevre
ve Adalet ve Tarım, Orman ve Köyişleri ve Plan ve Bütçe
komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.4.1996)
2. – Tekirdağ Milletvekili Nihan İlgün ve 2 Arkadaşının; Kara
Avcılığı Kanunu Teklifi (2/229) (Adalet ve Tarım, Orman ve Köyişleri
komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.4.1996)
3. – Bolu Milletvekili Avni Akyol ile Burdur Milletvekili Yusuf
Ekinci’nin; 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun Bir Maddesinin
Değiştirilmesi İki Ek Madde ve Bir Geçici Madde Eklenmesi ve Geçici
2 nci Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun Teklifi (2/230) (Millî
Eğitim ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi :
11.4.1996)
4. – Bolu Milletvekili Avni Akyol ile Burdur Milletvekili Yusuf
Ekinci’nin; 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun İki
Maddesinin Değiştirilmesi, Bir Madde Eklenmesi ve Geçici 9 uncu
Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun Teklifi (2/231) (Millî Eğitim
ve Plan ve Bütçe komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.4.1996)
5. – Bolu Milletvekili Avni Akyol ile Burdur Milletvekili Yusuf
Ekinci’nin; Millî Eğitim Akademisinin Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Teklifi (2/ 232) (Millî Eğitim ve Plan ve Bütçe komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi : 11.4.1996)
6. – Bolu Milletvekili Avni Akyol ile Burdur Milletvekili Yusuf
Ekinci’nin; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununa bir Ek Geçici Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/233) (Millî Eğitim Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi : 11.4.1996)
7. – Bolu Milletvekili Avni Akyol ile Burdur Milletvekili Yusuf
Ekinci’nin; 4.11.1981 Tarih ve 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununa
Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/234) (Millî Eğitim
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.4.1996)
8. – Bolu Milletvekili Avni Akyol ve 2 Arkadaşının; 22.6.1965 Tarihli
ve 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanunun 7 nci Maddesinin Yeniden Düzenlenmesine Dair
Kanun Teklifi (2/235) (Millî Eğitim Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi : 11.4.1996)
9. – Bolu Milletvekili Avni Akyol ile Burdur Milletvekili Yusuf
Ekinci’nin; Memurlar ile diğer Kamu Görevlilerinin Olumsuz Sicilleri
Hakkında Kanun Teklifi (2/236) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi : 11.4.1996)
10. – Bolu Milletvekili Avni Akyol ile Burdur Milletvekili Yusuf
Ekinci’nin; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun 45 inci Maddesine
Bir Fıkra Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/237) (Millî Eğitim
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 11.4.1996)
11. – Bolu Milletvekili Avni Akyol ile Burdur Milletvekili Yusuf
Ekinci’nin; 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununa Bir Madde Eklenmesi
Hakkında Kanun Teklifi (2/238) (Millî Eğitim Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi : 11.4.1996)
12. – Rize Milletvekili Şevki Yılmaz ve 13 Arkadaşının; 1615 Sayılı
Gümrük Kanununun 8 inci Maddesine Bir Fıkra Eklenmesine İlişkin
Kanun Teklifi (2/239) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi : 12.4.1996)
13. – Rize Milletvekili Şevki Yılmaz ve 12 Arkadaşının; Devlet
İstatistik Enstitüsü Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi (2/240) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi :
12.4.1996)
14. – Kocaeli Milletvekili Necati Çelik ve 50 Arkadaşının; 31.10.1984
Tarih ve 3069 Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği ile
Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/241) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi : 12.4.1996)
Rapor
1. – 10.10.1984 Tarihli ve 3056 Sayılı Kanunun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/288) (S. Sayısı : 3) (Dağıtma tarihi : 21.4.1996)
(GÜNDEME)

BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 10.00
BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER: Zeki ERGEZEN (Bitlis), M. Fatih ATAY (Aydın)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42 nci Birleşimini
açıyorum.
IV. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. – 1996 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu
Tasarıları (1/285, 286) (S. Sayıları : 1,2)
A) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI
a) Millî Eğitim Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi
I. – YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU (YÖK)
a) Yüksek Öğretim Kurulu 1996 Malî Yılı Bütçesi
II. – ÜNİVERSİTELER
1. – Ankara Üniversitesi
a) Ankara Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
2. – Orta Doğu Teknik Üniversitesi
a) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
3. – Hacettepe Üniversitesi
a) Hacettepe Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
4. – Gazi Üniversitesi
a) Gazi Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
5. – İstanbul Üniversitesi
a) İstanbul Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
6. – İstanbul Teknik Üniversitesi
a) İstanbul Teknik Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
7. – Boğaziçi Üniversitesi
a) Boğaziçi Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
8. – Marmara Üniversitesi
a) Marmara Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
9. – Yıldız Teknik Üniversitesi
a) Yıldız Teknik Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
10. – Mimar Sinan Üniversitesi
a) Mimar Sinan Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
11. – Ege Üniversitesi
a) Ege Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
12. – Dokuz Eylül Üniversitesi
a) Dokuz Eylül Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
13. – Trakya Üniversitesi
a) Trakya Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
14. – Uludağ Üniversitesi
a) Uludağ Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
15. – Anadolu Üniversitesi
a) Anadolu Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
16. – Selçuk Üniversitesi
a) Selçuk Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
17. – Akdeniz Üniversitesi
a) Akdeniz Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
18. – Erciyes Üniversitesi
a) Erciyes Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
19. – Cumhuriyet Üniversitesi
a) Cumhuriyet Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
20. – Çukurova Üniversitesi
a) Çukurova Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
21. – Ondokuz Mayıs Üniversitesi
a) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
22. – Karadeniz Teknik Üniversitesi
a) Karadeniz Teknik Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
23. – Atatürk Üniversitesi
a) Atatürk Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
24. – İnönü Üniversitesi
a) İnönü Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
25. – Fırat Üniversitesi
a) Fırat Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
26. – Dicle Üniversitesi
a) Dicle Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
27. – Yüzüncü Yıl Üniversitesi
a) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
28. – Gaziantep Üniversitesi
a) Gaziantep Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
29. – İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
a) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 1996 Malî Yılı Bütçesi
30. – Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü
a) Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü 1996 Malî Yılı Bütçesi
31. – Harran Üniversitesi
a) Harran Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
32. – Süleyman Demirel Üniversitesi
a) Süleyman Demirel Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
33. – Adnan Menderes Üniversitesi
a) Adnan Menderes Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
34. – Zonguldak Karaelmas Üniversitesi
a) Zonguldak Karaelmas Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
35. – Mersin Üniversitesi
a) Mersin Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
36. – Pamukkale Üniversitesi
a) Pamukkale Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
37. – Balıkesir Üniversitesi
a) Balıkesir Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
38. – Kocaeli Üniversitesi
a) Kocaeli Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
39. – Sakarya Üniversitesi
a) Sakarya Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
40. – Celal Bayar Üniversitesi
a) Celal Bayar Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
41. – Abant İzzet Baysal Üniversitesi
a) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
42. – Mustafa Kemal Üniversitesi
a) Mustafa Kemal Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
43. – Afyon Kocatepe Üniversitesi
a) Afyon Kocatepe Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
44. – Kafkas Üniversitesi
a) Kafkas Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
45. – Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
a) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
46. – Niğde Üniversitesi
a) Niğde Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
47. – Dumlupınar Üniversitesi
a) Dumlupınar Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
48. – Gazi Osmanpaşa Üniversitesi
a) Gazi Osmanpaşa Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
49. – Muğla Üniversitesi
a) Muğla Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
50. – Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
a) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
51. – Kırıkkale Üniversitesi
a) Kırıkkale Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
52. – Osman Gazi Üniversitesi
a) Osman Gazi Üniversitesi 1996 Malî Yılı Bütçesi
53. – Galatasaray Eğitim ve Öğretim Kurumu
a) Galatasaray Eğitim ve Öğretim Kurumu 1996 Malî Yılı Bütçesi
B) KÜLTÜR BAKANLIĞI
1. – Kültür Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi (1)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, programımız gereğince, 1996 malî
yılı genel ve katma bütçeli idarelerin bütçelerinin müzakerelerine devam
ediyoruz.
13 üncü tur görüşmelere başlıyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.
13 üncü turda, Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür Bakanlığı bütçeleri
görüşülecektir.
Bu bütçelerle ilgili olarak söz alan milletvekillerinin isimlerini
okuyorum: Refah Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın
Vehbi Hatipoğlu, Ankara Milletvekili Sayın Hüseyin Ceylan.
Anavatan Partisi Grubu adına, İçel Milletvekili Sayın Halil Cin, Konya
Milletvekili Sayın Ahmet Alkan.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Tekin
Enerem, İstanbul Milletvekili Sayın Namık Kemal Zeybek.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Çorum Milletvekili Sayın Ali
Haydar Şahin, İstanbul Milletvekili Sayın Ercan Karakaş.
Demokratik Sol Parti Grubu adına, Kocaeli Milletvekili Sayın Halil
Çalık, Kırklareli Milletvekili Sayın Necdet Tekin.
Şahıslar adına, lehinde, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya,
Kırıkkale Milletvekili Sayın Mikail Korkmaz; aleyhinde, Adıyaman
Milletvekili Sayın Celal Topkan.
Sayın milletvekilleri, bugünkü programımız gayet yoğun. Biliyorsunuz,
Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi oylanırken 53 üniversitemizin bütçelerini
ayrıca oylayacağız, Maliye ve Gelir Bütçesini oylayacağız; arkasından,
bütçenin 60'a yakın maddesi var, onları oylayacağız. Bunların hepsinin
bugün bitmesi lazım.
Bu itibarla, hiçbir milletvekili arkadaşımızın konuşma süresini
uzatmayacağım, bunu peşin söyleyeyim. Arkadaşlarımızdan da rica
ediyorum; bizi zor duruma sokmasınlar, otomatik cihaz kapandığı
zaman yeni bir süre vermeyeceğim.
Şimdi, Refah Partisi Grubu adına, Diyarbakır Milletvekili Sayın Ömer
Vehbi Hatipoğlu; buyurun efendim.
Sayın Hatipoğlu, arkadaşınızla süreyi eşit paylaştınız değil mi
efendim?
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) – Evet efendim.
BAŞKAN – Peki, buyurun.
Süreniz 10 dakikadır.
RP GRUBU ADINA ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) –
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi
üzerinde, Refah Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurunuza
gelmiş bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Konuşmama
başlamadan önce, irfan ordumuzun değerli üyelerini, öğretmenlerimizi
saygıyla selamlıyorum, ahrete intikal etmiş olanlarına da Cenabı
Allah'tan rahmet diliyorum.
Efendim, ben, konuşmama bir malumu ilamla başlayacağım; yani,
hepimizin bildiği; ancak, değişik ifadelerle, üsluplarla gündeme
getirdiğimiz bir konuyu, bir gerçeği ifade ederek başlamak istiyorum.
Nedir bu gerçek?
Okulöncesi eğitimden başlayarak ilk, orta, üniversite ve lisansüstü eğitim
dahil olmak üzere, hiçbir kademede yeterli, kaliteli, ülke ihtiyaçlarına
uygun ve millî hedeflerimize uygun bir eğitim veremediğimiz gerçeği.
Evet, eğitimimizin bu haliyle, bizi esenliğe kavuşturamayacağını artık
hep birlikte görmek, kabul etmek zorundayız.
Eğitimi, dünyada tüm ideallere ulaşmanın tek sihirli ilacı olarak elbette
görmüyoruz; ancak, bir yığın ekonomik, kültürel, sosyal ve moral
sorunlarla karşı karşıya bulunan ülkemizde, eğitimimizin, öncelikli
temel mesele olduğunda da birleşmek durumundayız. Zira, maddî ve
manevî kalkınmamızı sağlayacak olan nesiller, kuşkusuz ki, bu eğitim
kurumlarında yetiştirilecektir.
O halde, eğitimimize, tez elden bir çekidüzen vermek zorundayız.
Başımızı kumdan kaldırmamız ve dünya gerçeklerini, ülke gerçeklerini
görmemiz gerekir. Kendi kendimizi zihinsel tutsaklıktan ve tabuların
esaretinden kurtarmak zorundayız. Halkı, eğitim kurumları yoluyla
terbiye etme, tornadan çıkmış gibi tek tip insan yetiştirme
iddialarından, artık vazgeçmenin zamanı çoktan gelmiş ve geçmiştir.
Bu milletin, dinine, ahlakına, kültürüne, tarihine saygı duyan, çağdaş
uygarlığı yakalamış, lafta değil ama özde demokrat, hoşgörülü, uyumlu,
birlikte, bir arada yaşama iradesi gösterebilecek nesillere ihtiyacımız
vardır. Taklit eden, ezberleyen değil, tartışan, sorgulayan, kişilikli,
üretici, araştırıcı bir nesil yetiştirmek durumundayız.
Peki, bunu, kim ve nasıl yapacaktır? Hangi kaynakla gerçekleştireceğiz?
Bu millî eğitim anlayışıyla mı?.. Doğrusu, buna "evet" demekte
zorlanıyoruz. Bu anlayış değil midir ki, taklitçi bir zihniyetle, Batı'dan
alınan sistemleri bir bir uygulayarak, bu milletin evlatlarını kobay gibi
kullanmıştır; Alman modeli, İngiliz modeli, Fransız modeli ve şimdi
de, eğitimde Japon modeli!.. Bu milletin, kendi öz benliğinden
kaynaklanan bir modeli yok mudur diye sorma ihtiyacını hissediyoruz.
Bütün bu modeller uygulandı değerli arkadaşlarım, sonuç ise ortada:
Niteliksiz, üreten değil tüketen, kimlik bunalımı içinde, uyuşturucu
batağına doğru sürüklenen, taklitçi, ezberci, kopyacı ve maalesef, terör
odaklarının ağına düşme istidadı gösteren bir nesil.
Değerli arkadaşlarım, bundan birkaç gün önce, İçişleri Bakanımız bir
soru önergemize cevap verdi. Bu soru önergemize Sayın Ülkü Güney'in
verdiği cevaba göre, ölü ve yaralı olarak ele geçirilen teröristlerin yüzde
90'ına yakın bir bölümü, herhangi bir eğitim kurumundan mezun olan
kişilerdir. Böylece, verdiğimiz eğitimin ne tür bir sonuç doğurduğu da,
resmî makamlarca belgelenmiş oluyor. Dolayısıyla, eğitimin, ülkemizin
en hayatî sorunu olduğunu, tekraren vurgulamak istiyorum.
Şimdi, biz, bu sorundan, bu çıkmazdan nasıl kurtulacağız?
Değerli arkadaşlarım, bir miktar da, eğitim kurumlarının durumlarına
göz atmamız gerekir. 14,5 milyona varan bir öğrenci kitlesine sahibiz ve
bu öğrencilerimizi, 70 200 eğitim kurumunda eğitmekteyiz; 532 bin
civarında da öğretmenimiz var. Bu dev kuruluşu, aşırı merkeziyetçi bir
yapıyla, Ankara'dan idare etmeniz artık mümkün değildir. Eğer, eğitimi
çıkmazdan kurtarmak ve eğitimin kalitesini yükseltmek istiyorsak, tez
elden, eğitimi, yerel yönetimlere devretmek zorundayız.
Peki, eğitim yerel yönetimlere devredilirse, Millî Eğitim Bakanlığının
fonksiyonu ne olacak; Millî Eğitim Bakanlığı, denetleyen, ilkeler koyan
ve makro planlar üzerinde çalışan bir konuma getirilip oturtulmalıdır.
Bununla, hiç olmazsa, taşrada görev yapan idareci arkadaşlarımızı da
rahata kavuşturmuş oluruz. Artık, idarecilerimiz, patlayan bir ampulü
değiştirmek veya kırılan bir camı takmak için, Ankara'dan gelecek
ödenekleri aylarca beklemek zorunda kalmayacaktır. Bu hantal yapı
nedeniyle sorunlarımız çözümsüzdür.
Bakınız, okulöncesi eğitimde, Avrupa ülkeleri arasında sondan birinci
sıradayız. Herhalde, şu anda, okulöncesi eğitim kurumlarında, ancak
100 bini biraz aşkın bir öğrenci kitlesi eğitilmektedir. Halbuki, Avrupa
ülkelerinde bu sayı 3,4 milyonu bulmaktadır. Okulöncesi eğitim
kurumlarımızda 100, 150 bin öğrenci varken, ilköğretime geldiğimizde
birdenbire bir patlama oluyor ve 7 milyon civarında öğrenci ilköğretim
kurumlarına geliyor. Peki, ilköğretim kurumlarında durum ne: 70-80
kişilik sınıflarda, bir sırada yanyana 3-4 öğrenci derse giriyor. Ve,
ilköğretimde de hedefe ulaşabilmek için, şimdi, taşımalı eğitim diye
yeni uygulamalar gerçekleştiriliyor.
Ortaöğretimde ise durum tam bir facia. Her yıl değişen programlar, ders
kitapları ve her bakanla birlikte değişen yeni bir ölçme değerlendirme
sistemi; 80 civarında farklı program ve yaz boz tahtasına dönmüş bir
eğitim sistemi...
Yükseköğretimde ise durum çok daha vahim. Piramit tersine dönmüş,
profesör sayısından daha az sayıda doçent var; yardımcı doçent hemen
hemen yok; çok korkunç bir neticeye doğru gidiyor. Bütün bunlar
yetmezmiş gibi, şimdi, YÖK, yeni bir yasa tasarısı hazırlayarak,
bilimsellikten uzak bir uygulamayı yeniden eğitime ve üniversiteye
hâkim kılmaya çalışıyor.
BAŞKAN – Sayın Hatipoğlu, 2 dakikanız var efendim.
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlarım, öğretmenlerin sorunlarına da değinmeden
geçemeyeceğim. Geleneklerimizde, öğretmen son derece kutsal bir görev
yapar. Yeryüzünde utanılmadan sıkınılmadan eli öpülecek iki varlık
vardır. Bunlardan biri ana, biri de öğretmendir. Eli öpülesi
öğretmenlerimizi, ekonomik zorluklar nedeniyle, Ankara, İstanbul,
İzmir gibi büyük kentlerimizde, akşamları simit satarken, limon
satarken görmeniz mümkündür. Yine bir araştırmaya göre,
öğretmenlerimizin yüzde 30'u ek bir görev yapmaktadır.
Öğretmenlerimizin özlük haklarına saygı gösterilmelidir ve Millî Eğitim
Bakanlığı bir personel bakanlığı olmaktan da tez elden kurtarılmalıdır.
Ben, bir millî eğitimciyim. Gelen giden bütün bakanlara şöyle
baktığımızda, iz bırakan bakanların, öğretmenle uğraşan değil,
eğitimin özüne ilişkin projelerle uğraşan bakanlar olduğunu hepimiz
bilmekteyiz; yani, bizim öğretmenimiz sağa sola sürülmek korkusu ve
tehdidi yaşamamalıdır; bakanlar, parlamenterler, politikacılar da ,
öğretmen tayin ve nakilleriyle pek fazla meşgul olmamalıdır diye
düşünüyoruz.
Değerli arkadaşlarımız, bugün, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde
olağanüstü hal bölgesi ve civarında 2 bini aşkın kapalı okul vardır; bu
da, Sayın Bakanın yine bir soru önergesine verdiği cevapta bellidir.
Bir başka önemli konu, öğrenci harçları, öğrenci bursları ve kredileridir.
Bu konuda da çok yeni...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Hatipoğlu, teşekkür ederim.
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın
Başkan...
BAŞKAN – Yok, eksüre vermeyeceğim. Başta söyledim; eksüre
vermeyeceğim.
Arkadaşlar, kusura bakmayın. Bakın, 25 arkadaşımız konuşacak. Her
birisine 1'er dakika versem 25 dakika eder. Şimdi, burada devam eden,
devamlı milletvekili arkadaşlarımız var; günah. Şimdi bu
arkadaşlarımız... Bütçenin 60 maddesi var. Rica ediyorum...
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Cümlemi bitireyim Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Kusura bakmayın, ek süre vermeyeceğim.
Arkadaşlarımdan özür diliyorum; hepsine böyle uygulayacağım.
Teşekkür ederim Sayın Hatipoğlu.
Sayın Hasan Hüseyin Ceylan...
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Arkadaşımın süresinden
kullanarak teşekkür edeyim efendim.
BAŞKAN – Size arkadaşınızın süresinden 1 dakika veriyorum; ama,
onun süresinden kısacağım.
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Aynı tutumunuzun
bütçenin sonuna kadar devamını temenni ederim...
BAŞKAN – Hepsine, hepsine efendim. Göreceksiniz.
ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) – Devam etmezse de, zaten,
herhalde Yüce Meclis, sizi protesto edecektir.
Ben, hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (RP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hatipoğlu.
Ankara Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Ceylan; Refah Partisi Grubu
adına ikinci konuşmayı yapmak üzere! Buyurun efendim. (RP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
RP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN CEYLAN (Ankara) – Sayın
Başkan, saygıdeğer milletvekilleri, bizi izlemekte olan aziz milletimizin
değerli insanları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bendeniz, Grubum adına, Kültür Bakanlığımızın bütçesiyle ilgili
konuşmak üzere söz aldım.
Kültür, bütün meselelerin önünde bir mesele. Kültür, âdeta her şeyimiz.
Bizim kültürümüz ise, kaynağına indiğimiz zaman, bu hafta, sayın
bakanlarımın, Başbakanımızın, hepsinin dün kutlamakta bulunmuş
olduğu, şu anda idrak ettiğimiz "Kutlu Doğum Haftası" dolayısıyla,
Peygamberimize (S.A.V) kadar uzanan çok önemli bir kültür kaynağıdır.
Dün, Saygıdeğer Başbakan, bakanlar, grup başkanvekilleri o toplantıda
bulundular. Kültüre işaretle, üstad Necip Fazıl Kısakürek diyor ki :
"Müjdecim, Efendim, Kurtarıcım, Peygamberim,
Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim."
Müslüman milletin, Türk Milletinin kültürünün, O'nun dışındaki
hayatları reddederek, O'nun hayatıyla hayatlanmayı ana felsefe olarak
kabul eden bir kültüre endekslenmesi gerektiğini ifade ediyor.
İşte, o kültürden yola çıktığımız zaman, Kültür Bakanlığının
bütçesinde, müzakerelerde bugüne kadar ele alınmayan, bugün mutlaka
gündeme getirmek istediğim bir konuya değineceğim.
Konu: İşte, O'nun hayatıyla hayatlanmamız gerektiği belirtilmiş olan,
O eşsiz insanın, hepimizin sevgisinde bulunan Mevlana'nın işaret ettiği,
Yunus Emre'nin işaret ettiği, Hacı Bektaşı Veli'nin "Makalât"ında
işaret ettiği, şairlerimizin işaret ettiği, O eşsiz insanın, 624 yılında
işaret ettiği kültürümüzle ilgili bir konuya değineceğim; Ayasofya'ya
değineceğim.
O eşsiz insan, Sultan Fatih'in İstanbul'u fethedeceği 29 Mayıs 1453'ü
işaretle "Le Tüftehanne'l Konstantiniyye" diye, bütün İslam dünyasının
literatüründe bulunan; ama, özellikle Müslüman Türkün en aziz
değerlerinden biri olan bu fetih vakıasını işaret etmiş; ama, o vakıayı
işaretten önce, Herakleios'ün kendisine gönderdiği elçiye, Ayasofya ile
ilgili bir konuşma yapmıştı. Yanındaki arkadaşları, o meşhur sahabîler
"ey, Allah'ın Resulü, Ayasofya seni ne ilgilendiriyor, o kilise değil midir"
dedikleri zaman, bu muazzam hadisi şerifi rivayet eden Peygamber,
Ayasofya'nın da bir gün fetholunacağını, o hadisiyle beraber
müjdeliyordu.
Tarih 29 Mayıs 1453 İstanbul'un fethi, tarih 1 Haziran 1453
Ayasofya'da "Allahü ekber" sedalarıyla ezanın okunuluşu ve nihayet,
cuma namazından sonra Sultan Fatih'in meşhur duası. Şu anda, Kültür
Bakanlığı olarak dikkat çekmemiz gereken, vakıflardan sorumlu Devlet
Bakanlığımızın da şu anda arşivinde bulunan Fatih Vakfiyesi Topkapı
Sarayı 1835/144-149'da bulunan meşhur Ayasofya Vakfiyesinden bir
pasaj okuyacağım; keza, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Fatih Vakfiyesi
1938/369 ve 370'te de aynı pasajı bulabilirsiniz; okuyorum: "Sultan
Fatih çok zevkli; İstanbul fetholunmuş, Ayasofya'da namaz kılınmış
ve diyor ki: 'İşte, bu benim Ayasofya Vakfiyem dolayısıyla, kim bu
Ayasofya'yı camie dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini
tebdil ederse, onu iptal veya tadile koşarsa fasit veya fasık bir teville
veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camiin vakıf hükmünü
yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz
eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve
kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar
ve sahte evrak düzenleyerek mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut
onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına
geçirirlerse, ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haramı işlemiş ve
günahları kazanmış olurlar.
Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse, Allah'ın, Peygamberin,
meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen
laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr
gününde yüzlerine bakılmasın onların. Kim bunları işittikten sonra hâlâ
bu değiştirme işine devam ederse günahı onu değiştirene ait olacaktır.
Allah'ın azabı onlaradır.
Allah işitendir, bilendir.'"
Ayasofya adlı vakfiyenin, Ayasofya Camiinin içine ait olan hizmetlerle
ilgili vakfiyesini de Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bendeniz
"Ayasofya İhaneti" adlı kitabıma ondört sayfalık vakfiye
dokümanlarıyla beraber -Sayın Bakanıma takdim edeceğim, hediye
edeceğim- dercetmiştim.
Niçin bu konuyu gündeme getiriyorum. Her milletin kendisine ait makro
hedefleri ve millî hedefleri vardır. İsrail, “arzı mevud” diyor.
Bayrağında İsrail işaretinin alt ve üst birer şeridinde mavi şerit "ben,
Fırat'tan Nil'e kadar her yerde, bu simgeyi, yani, bu İsrail simgesini,
Yahudi simgesini bulundururum" diyor. Yunanistan, megala ideasıyla,
en üste koymuş olduğu Hıristiyan işaretiyle, kendi Ortodoks
birlikteliğini ortaya koyuyor. Oysa, benim en önemli makro hedefim, en
önemli millî hedeflerimden bir tanesi, 65 milyon insana yapılan bir
ankette de görülmüştür ki, halkımızın yüzde 84'ü, kesinlikle ve
kesinlikle, bir an önce, Ayasofya'nın yeniden ibadete açılmasını istiyor.
Bunların en başında, muazzam makalesiyle değerli profesör, dış
politika uzmanı Fahri Somer Beyin yazmış olduğu bir makaledir, keza,
Ahmet Kabaklı Hocaların ve benzerlerinin yazmış olduğu makalelerdir.
Biz, niçin, Kültür Bakanlığının en önemli makro hedefinin, bir an önce,
yerine gelmesini istiyoruz? işte, bu hedeflerin yerine gelmesi için, Sayın
Bakanıma arz etmek istediğim hususlar şunlardır: Öncelikle, Ayasofya
Kararnamesi diye, 24.11.1934'te gündeme gelen kararnamenin;
1. Numarısı yoktur,
2. Resmî Gazetede yayımlanmamıştır,
3. İcra vekilleri denilerek imza atılmış; bakan, reisicumhur ve
başbakan denilerek üçlü kararnamede imza altına alınmamıştır,
4. Kararnamelerin bulunmuş olduğu, şu anda Meclisimiz dahil, hiçbir
kararname arşivinde bunu bulamazsınız,
5. Sicill-i kavânîn, düsturlar ve kanunlarımız gibi eserlerimizde de,
yoktur.
Baktığımız zaman, kasım ayına ait 19 numaralı, 67 numarasız, toplam
86 kararname vardır; fakat, Sayın Bakanımız, zatı âliniz başta olmak
üzere, herkes, Millî Kütüphaneye müracaat ettiğinde, kanunlar dairesine
müracaat ettiğinde, bu 86 kararnameden bir tanesinin, Ayasofya'ya ait
olmadığını göreceklerdir. Bizim için, onlardan çok daha önemli husus,
hukuk devleti olduğumuz için, anayasal bir devlet olduğumuz için, asıl
Ayasofya'nın, Anayasaya aykırı, hukuka aykırı, Yargıtay kararlarına
aykırı, literatüre aykırı, teamüllere aykırı, bilime aykırı, vakfiyelere
aykırı ve vakıf hükümlerine aykırı olarak, hâlâ ezana hasret şekilde
tutulmuş olmasıdır.
BAŞKAN – Sayın Ceylan, 2 dakikanız var efendim.
HASAN HÜSEYİN CEYLAN (Devamla) – Ben, bu kısa konuşmamda,
hemen, şunu ifade ediyorum: Anayasa Mahkemesinin 1967/47 ve
30.11.1969 tarihinden vermiş olduğu kararda, Vakıflar Kanunuyla
tanınan vakıf taşınmaz mallarının, bu vakıfların mülkiyeti altında
olduğunu ve hiç kimsenin bozamayacağını karar altına almıştır.
Vakıflar Genel Müdürlüğünün 4.12.1971 tarih ve 69/2860 sayılı
kararında "kesinlikle, vakıf mallarının tahsis edildikleri amaca uygun
olarak kullanılması esastır" denilmiştir. Hükümetimizin Değerli Bakanı
Sayın Cemil Çiçek Beyefendinin deruhte ettiği Bakanlıkta bu karar
vardır ve yine, Hükümetinizin deruhte etmiş olduğu Yargıtayın
16.9.1974 tarih ve 3559 sayılı kararında "vakıf, başlıbaşına
mevcudiyeti haiz olmak üzere, bir malın belli bir amaca tahsisidir; bu
amaç neyse, gelecek bütün zamanlara şamil olmak üzere, o amaca uygun
olarak düşünülen tüm bu hukukî faaliyetleri göstermesidir"
denilmektedir.
Yargıtay kararına rağmen, Anayasa kararlarına rağmen, Vakıflar Genel
Müdürlüğünün ana kararlarına rağmen, hukuk kararlarına rağmen ve en
önemlisi, 1955 yılında kabul edilen 6570 sayılı Kanunun 1 inci
maddesinin ikinci fıkrasıyla "mabetler kiraya verilemez; ibadethanelerin
haricinde hiçbir iş için kullanılamaz" diye kesin karar verilmişken, bu
kararları, Sayın Bakanım göz önünde bulundurarak, en kötü ihtimalle,
bu 29 Mayıs Fetih Gününde ve fetih kutlamalarında; hele hele, Kardak
Krizinin yaşandığı, Yunanistan'la krizlerin yaşandığı bu noktada,
Ortodoks alemine karşı, bu aziz Türk Milletinin Ayasofyasında yeniden
ezan okutmayı, namaz kılmayı, bu kanunsuzluğu da üstelik gidererek,
yapmanızı bendeniz, çok değerli bir bakanımın huzurunda ifade
ediyorum. Sayın Bakanım, siz, bu milletin meydanlarında heykelinizin
dikilmesini istiyorsanız, İslam dünyasında hayır duası almayı
istiyorsanız, bunun, bir an önce, yerine getirilmesini sağlayın; yoksa,
Allah'ın izniyle, bu millet, en kısa zamanda, benim Grubuma bunun
açılışını nasip edecektir. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Ceylan, teşekkür ederim.
ANAP Grubu adına, İçel Milletvekili Sayın Halil Cin; buyurun
efendim.
Sayın Cin, süreniz 10 dakika; biliyorsunuz, eksüre vermiyoruz...
ANAP GRUBU ADINA HALİL CİN (İçel) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; partilerüstü stratejik önemi haiz millî bir dava olan Millî
Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşmak, esasında, geçmişimiz,
günümüz, geleceğimiz üzerinde ortak bir değerlendirme, bir otokritik
yapmak demektir. Konuşmam, bu anlayış üzerine bina edilmiştir.
Hepimiz biliyoruz ki, insanı insan yapan, eğitimdir. Bütün, çağdaş Batı
toplumları da, insanlarını 21 inci Asra hazırlayacak eğitim sistemi
üzerinde yoğun bir çalışma yapmaktadırlar. Eğitimin amacı, insanı,
maddî ve manevî bir bütün olarak geliştirmektir.
Gerçekten, hayatımızda ve çevremizde şikâyet ettiğimiz çeşitli
olumsuzluklar, sorunlar bahis konusu olduğu zaman, bunlar hep eğitimle
irtibatlandırılır. Örneğin, toplumda çalışkanlık ve başarı takdir
edilmiyorsa; vefa, kadirşinaslık, hakseverlik gibi yüksek, insanî ve
ahlakî değerler unutulmaya yüz tutmuşsa; halk politikacısına
güvenmiyorsa; politika ahlakî temel ve dürüstlükten uzaklaşıyor,
bireysel çıkarların aleti yapılabiliyorsa; kısacası, dürüst, güvenilir,
bilgili, aydınlık düşünceli, kaliteli insan azlığından şikâyet ediliyorsa;
bütün bu hastalıkların temel sebebi eğitimdir. Bu demektir ki, eğitim
sistemimizde, ilim, irfan, millî ve manevî, insanî ve ahlakî değerler icap
ettiği şekilde öğretilememektedir.
Çağdaş eğitim, toplumun geçirmekte olduğu köklü değişim ve gelişime
cevap verebilecek şekilde organize edilmelidir. Bu manada, küreselleşme
ve demokratikleşme olaylarının eğitime yansıması zorunludur.
Devletin bir numaralı görevi eğitimdir. Eğitim, insana ve topluma
kendini yenilemeyi öğretmelidir. Bizatihi, sürekli ve başarılı değişim
isteyen eğitimin temel unsuru olan öğretmen de, sürekli, kendini
yenilemek zorundadır. Her öğrenciye, kendi kendine öğrenme yeteneği
aşılayan öğretmen, bir planlamacı, bir gözetmen, bir takdisyen ve aynı
zamanda, öğrenme sürecinin kritiğini yapan bir kişi olmalıdır. Çağdaş
eğitimde öğretmen, zorlaştıran değil, kolaylaştıran kişidir. Bütün Batı
ülkeleri 21 inci Asra kendilerini böyle bir anlayış içerisinde
hazırlamaktadırlar. Türk millî eğitimi, özellikle, sekiz yıllık
ilköğretime, en kısa zamanda, bütün ülke düzeyinde geçmek suretiyle, bu
yolda gerekeni mutlaka yapmalıdır.
Yaşadığımız yeni toplum modelinde köklü değişiklikler, bilgi
ekonomisi, yüksek beceri, yüksek teknoloji, yüksek ücret birbirine sıkı
sıkıya bağlı olan unsurlar olacaktır. Yeni eğitim modelinde, daha çok
öğrenme, daha geniş tecrübe ve daha çok bireysel sorumluluk, eğitim ve
öğretimin temel amaçları arasında yer alacaktır.
Üniversitelerin, ülkenin ihtiyacı olan kaliteli insan gücü potansiyelini
hazırlayabilmesi için, gelişen ve değişen dünyada oynadıkları rollerin
doğru tayini de, eğitim ve öğretim sistemi içerisinde çok büyük önem arz
etmektedir. Bugün, eğitim-öğretim sistemi içinde yetiştirilen insanın,
toplumun, ekonomik beklentilerine, ihtiyaçlarına cevap verebilecek
niteliklere haiz olması gerekir. Bu sebeple, üniversiteler, toplumların
dinamik, yapıcı, yaratıcı müesseseleri olmak zorundadırlar; gençler,
üniversitelerden, meslekî ve bilimsel bir eğitim beklemektedirler.
Üniversitelerin -kendi millî kültür değerleri çerçevesi içinde-modern
bilgiyi, kitlelere nakletmesi büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple,
küreselleşme, eğitimde standardizasyon,akretidasyon, öğrenci ve öğretim
üyesi mübadelesi gibi hususlar, eğitim-öğretim sistemi içinde, üniversiter
öğretimde büyük önem arz etmektedir. Bütün üniversitelerimizin, Avrupa
Ekonomik Topluluğu üyelerinin dahil olduğu, Erasmus Projesine
girmeleri en büyük temennimizdir.
Üniversitelerin, üzerinde hiç tereddüt etmeden ısrar etmeleri gereken
husus, akla ve gerçeğe şartsız yöneliştir; üniversal değer olan bilimsel
faaliyetler bundan ortaya çıkar. Üniversite eğitim öğretimi, insana
müspet ilim ve akıl temelinden hareket etmeyi, objektif olmayı, peşin
hüküm veya art niyetlerden soyutlanarak düşünmeyi öğretir. Bugün
rahatsız olduğumuz, çok şikâyet ettiğimiz çifte standart kullanma, dün
ak dediğine bugün kara diyebilme, fikrî haysiyetten yoksunluk gibi birçok
beşeri kusurların yaygınlaşması, eğitim sistemimizin zaaflarından
kaynaklanmaktadır. Türk üniversitelerinin sorunları, zihniyet, eğitim-
öğretim yönetimiyle ilgili olanlar, malî kaynak ve buna bağlı olarak
fizikî ve beşerî altyapıya taalluk edenler ile araştırma azlığı, yüksek
okullaşma oranındaki düşüklük ve kalite noksanlığı sorunları vardır.
Tüm bu problemlerin temelinde yatan sebep -ortak sebep- şüphesiz ki
kaynaktır. Çağdaş üniversite çağdaş toplumdan doğar. Çağdaş toplum,
bilgi çağını yaşayan toplumdur. Bilgi çağının özelliği ise, bilim ve
teknolojidir. Ülkenin genel kalkınması ve zenginliği ile üniversitelerin
çağdaşlaşması arasında, doğrudan bir ilişkinin mevcut olduğu
unutulmamalıdır; zengin ülkelerin üniversiteleri de kalkınmış,
gelişmiştir.
Türkiye son zamanlarda, eğitim harcamalarına, gayrı safî millî
hasılasındaki gelişme oranında, önemli kaynaklar tahsis etmektedir.
1992 yılında, bütçeden -toplam harcamalar içinde- eğitime ayrılan pay,
son 30 yılın en yüksek oranına, yüzde 22'ye ulaşmıştır; ancak,
ekonomik durumumuzdaki olumsuzluklara paralel olarak, bugüne kadar,
maalesef, son 4-5 yıl içerisinde, bu miktar sürekli düşmüştür. Örgün
öğretimde, 2000'li yılların başında, yüksek okullaşma oranının yüzde
20'yi aşması planlanmıştır; açık öğretimle bu oran yüzde 30'lara
yükselecektir.
Eğitim-öğretimin niteliği, öncelikle, öğretmen veya öğretim üyesinin
kalitesiyle, araç-gereç ve laboratuvarlarla ilgilidir. Eğitim sistemimizin
temel sorunlarından biri, öğretmen yetiştirme usulündeki yetersizliktir.
Öğretmenliğin bir sanat, insan mimarlığı olduğu unutulmamalı,
öğretmenlik cazip bir meslek haline getirilmeli, öğretmen yetiştirme
sistemi yeniden ele alınmalı ve öğretmen geçim sıkıntısından
kurtarılmalıdır.
Orta ve yükseköğretimi boyunca, bireye, ülkenin bölünmezliği, millî
birlik ve beraberlik ruhu ile cumhuriyetin temel vasıfları olan millî, laik
ve demokratik sosyal hukuk devleti idealleri kazandırılmalıdır.
Eğitimle, bireye, toplumun vazgeçilmez bir parçası olduğu, bir yandan,
sosyopolitik ve ekonomik açıdan topluma karşı sorumlulukları
bulunduğu anlatılmalıdır.
Eğitim programları, çağın ihtiyaçlarına göre düzenlenmelidir.
Üniversitelerimizde, özel ve kamu sektörünün ihtiyaçlarına cevap
verecek bilgi ve yetenekte, yaratımcı, girişimci bireyler yetiştirecek
sisteme ihtiyaç vardır.
BAŞKAN – Sayın Cin, 2 dakikanız var efendim.
HALİL CİN (Devamla) – Yüksek okullaşma oranını, -kaliteyi
düşürmeden, hatta, yükselterek- artırmanın en rasyonel yolu, yeni
üniversite açmak yerine mevcut üniversitelerin geliştirilmesidir. Bu
üniversitelere, belirli periyotlar içerisinde, yoğun yatırım desteği vermek
suretiyle, bu amaca ulaşmak mümkündür.
Öğretim üyeleri arasında kalite ve ölçüm standartlarının geliştirilmesi,
üniversiter öğretimde önem arz etmektedir. Öğretim üyeleri, çok ders
vererek geçimini sağlama sıkıntısından kurtarılmalı ve araştırma
görevliliği teşvik edilmelidir. Öğretim üyesi, belli bir kıdem ve
araştırma düzeyini aştıktan sonra sürekli kadroya atanmalı, sürekli
kadroya atanmayanların sözleşmeleri beş yılda bir değerlendirmeye tabi
tutulmalıdır.
Diğer taraftan, yargı kararlarıyla sınıf geçme ve akademik dereceler
tevcihi, yükseköğretimde kaliteyi düşüren sebepler arasındadır. Bu
husus, bilhassa, nazara alınmalıdır.
Yükseköğretim sistemimizin çağdaş bir düzeye ulaştırılabilmesinde,
üniversiter zihniyete sahip üniversite yöneticilerinin rolü çok büyüktür.
Bazı üniversitelerimizde marjinal düşüncelerin örgütlendiği, hatta,
üniversite yönetimine hâkim oldukları bir vakıadır. Bu üniversitelerde
çağdışı bir yönetim anlayışı sergilenmekte, yönetimdekilerin
zihniyetine ve uyguladıkları totaliter anlayışa katkıda bulunmayan
dekanlar, müdürler istifaya zorlanmaktadır. İdarî özerklik, bu tür
yöneticilerin elinde Demoklesin kılıcı görevini yapmaktadır. YÖK
bunları denetlemelidir. Gerekli tedbir alınmadığı takdirde, böyle
yönetilen üniversitelerimizde bilimsel özerklik yok edilecek, dünyaya at
gözlüğüyle bakan, kendi düşüncesinden olmayanlara hayat hakkı
tanımayan, antidemokratik, çağdışı görüşlerin sahibi insanlar
yetiştirilecektir.
Atatürk ilke ve inkılapları ve devletin temelini teşkil eden...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Hocam, kusura bakmayın, kimseye ek süre
vermiyorum. Konuşmanız gerçekten çok güzel; ama, benim elimde
değil. Özür dilerim... Benim en fazla değer verdiğim adalet ve eşitliktir...
HALİL CİN (Devamla) – Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.
(ANAP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hocam.
ANAP Grubu adına ikinci konuşmayı yapmak üzere, Konya Milletvekili
Sayın Ahmet Alkan; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Alkan, konuşma süreniz 10 dakikadır.
ANAP GRUBU ADINA AHMET ALKAN (Konya) – Sayın Başkan,
Yüce Meclisin değerli üyeleri; Kültür Bakanlığı bütçesi üzerinde,
Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere
huzurlarınızdayım. Sözlerimin başında, Yüce Meclisi ve bizi izleyen
aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Anadolu coğrafyası, tarih boyunca, sadece fizikî coğrafya ve maddî
açıdan değil, kültürel bakımdan da dünyaya yön veren temel kültürlerin
buluşma noktası, kilit taşı konumunda olmuştur. Bunun içindir ki, her
dönemde Anadolu, dünyaya hâkim kültür değerlerini geliştiren ve
insanlığın hizmetine sunan coğrafya konumunu muhafaza etmiştir. Son
bin yıllık dönemde, İslam kültürüne mekân olan bu cennet ülke, maddî
olduğu gibi, manevî alanda da kendi tarihinin zirvesine ulaşmıştır.
Son ikiyüz yılı, yaşadığımız inkıraz ve bundan kurtulma çarelerini
tartışmayla geçirdik. Dünyada yaşanan hızlı değişim ve teknolojik
gelişmelerin uzağında kalmanın getirdiği hâkim kültür konumundan,
mahkûm kültür konumuna düşmek, maddî değerlerimizi olduğu kadar,
manevî değerlerimizi de temelinden sarstı.
Hele hele, Batı'yla aramızdaki teknolojik uçurumu kapatmanın
yollarını yanlış noktalarda aramanın faturasını çok ağır ödedik;
ödemeye de devam ediyoruz.
İçinde bulunduğumuz geçiş dönemi, bizim neslimize, toplum olarak
bizim kendi kültürel genetiğimizi doğru teşhis etme ve bu kültürel
genetikle zıtlaşmayan davranış biçimlerini, maddî ve manevî kültür
unsurlarını geliştirme sorumluluğunu yüklemektedir. Bizim, kültürel
hayatımızı sağlam temellere dayandırmamızın, doğru referans
öğelerini tespit etmemizin şartı, bu genetiği doğru teşhis etmek ve doğru
anlamaktır. Bu yapılabildiği takdirde, düşünme ve çağdaş Türk
kültürünün yeni unsurlarını üretme çabalarımızı, teknolojik gelişmeleri
doğru zeminde ve gerektiği süratte devam ettirebilecek dinamik bir
konuma getirebiliriz.
Özellikle son yetmiş yıldır yaşadığımız devlet-millet çatışması,
varlık ve inanç hamurunda hoşgörü, sevgi ve uzlaşma bulunan yüce
milletimizin yaşamaya mahkûm edildiği en büyük çelişki olmuştur.
Cumhuriyetin kuruluşuyla, yakın geçmişini -yani, Osmanlıyı-
reddederken, uzak geçmişine de biraz mütebessim bakan ve yeni bir
millet, yeni bir kültür, yeni bir tarih ve bu yenilerin yeni insanını
oluşturmaya yönelen; ama, bunları, bin yıllık tarihî mirasın
şekillendirdiği Müslüman Türk insanı ile gerçekleştirmeye çalışan bir
anlayışın yanlışlığı, artık, çok ağır faturalar ödenerek anlaşılmıştır.
Sayın Kültür Bakanımız ve Bakanlığımızın değerli mensupları, yeni
kültür unsurlarını kurumlaştırma çabalarında, bu kendi kendini
reddedişin faturasını ağır ödediğimizi unutmamalıdır; bu kurumlaşma
sürecinde, devlet-millet bütünleşmesini sağlayacak çabalara öncelik
vermek zorunda olduklarını unutmamalıdır. Onun içindir ki, Kültür
Bakanlığımız ve onun değerli çalışanları, Sayın Bakanın şahsında
yakaladığı, kendi kendini murakabe etme şansını iyi kullanmalıdır,
kullanacağına da inanıyorum. Bu muhasebeyi yapmadıkça, bugün,
Kültür Bakanlığımızdan beklediğimiz kültür varlıklarımızın
korunması ve yaygınlaştırılması, millî kültürümüzün geliştirilmesi,
kökleştirilmesi, fikir, din ve vicdan hürriyetinin, bilim, sanat, basın ve
teşebbüs hürriyetlerinin daha da kökleşmesi, insanın insana hoşgörüyle
yaklaşmasını sağlayacak sevgi ve saygı ortamının oluşturulması gibi
büyük hedeflere varmak, uzak hayaller olarak kalacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu murakabeyi, bu muhasebeyi
yapabilmenin birinci şartı; maddî kaynakları iyi değerlendirmek, bu
maddî kaynakları yönetebilecek, yönlendirebilecek bir kadroyu
oluşturmak ve bu kadronun önüne, tutarlı ve sağlıklı bir programı
koyabilmektir. Bu bakımdan, geçmişi karalamak değil, ama, öncelikle
sağlıklı kadroyu oluşturmak, sağlıklı programları bu kadronun önüne
koyabilmek için, Sayın Bakanımız tarafından cevaplanmasını arzu
ettiğim birtakım sualleri de burada ifade etmek istiyorum. Bildiğiniz
üzere, bunların pek çoğu basına intikal etmiş, ama henüz net cevabı
verilmemiş suallerdir.
Bakınız, Kültür Bakanlığında, usulsüz işlemlerle bir vakfa para
aktararak, vakıf kurmuş bürokratların olduğu söyleniyor; bu doğru
mudur?
Bakanlığa bir çadır tiyatrosunun hediye edildiğini; ama, bunun şimdi
kayıp olduğunu duyuyoruz. Eğer, dürüst insanlar yönetimde
bulunmuyorsa, doğru programları uygulama şansınız yoktur Sayın
Bakanım. Bu tiyatro nereye gitmiştir?
Bakanlığın, temsil ve ağırlama giderleri harcama kaleminden son beş
yılda ne kadar para harcandığını bilmek istiyoruz. Bu para, kimlere ve
hangi sebeplerle harcanmıştır? Bunun açıklanması, sizin, bundan
sonraki programlarda, kamuoyunda uyandıracağınız güven açısından
hayatî önem taşımaktadır.
Bizim geleneğimizde, kendisinden sonra geleni mahkûm etmek
nezaketsizliği yoktur. Halbuki, 24 Aralık seçimlerinden hemen önce,
seçimlere çeyrek kala, memur sınavlarının açıldığını ve bu
imtihanların usulüne uygun yapılmadığını duyuyoruz. Acaba,
gerçekten, basına yansıdığı gibi, bu sınavların hedefi, kendisinden
sonrakini mahkûm etmek, elini kolunu bağlamak şeklinde mi
belirlenmiştir, uygulama böyle mi olmuştur; bilmek istiyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye için hayatî önemi haiz
Karun Hazineleri, Türkiye'ye getirilmiştir. Bunu takdirle ifade etmek
istiyorum; ancak, aynı takdir ölçüleri içerisinde tenkit etmek istediğim
husus da, bu hazinelerden, çok değerli bir kuşun kaybolmasıdır. Bu
konuda, acaba, Sayın Bakan, herhangi bir icraatta bulunmuş mudur?
Yine, Bakanlığınız bünyesinde, bakan onayıyla açılmış
soruşturmalardan söz ediliyor; özellikle bir genel müdür hakkında. Bu
soruşturmanın, sonradan, yine bir bakan tarafından iptal edildiğine
ilişkin bilgiler aldık; doğru mudur; bilmek istiyoruz.
BAŞKAN – Sayın Alkan, 2 dakikanız var efendim.
AHMET ALKAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yine, basında uzun süredir konu edilen kaybolan tablolar konusunda,
acaba, Sayın Bakan, herhangi bir teşebbüste bulunmuş mudur? Bunları
da, bütün Türk Milletinin merak ettiğine ve bilme hakkının olduğuna
inanıyorum.
Yurtdışı kültür müşavirliklerinizde kaç kişi çalışıyor? Bunların bir
kısmının, kültürle ve Bakanlığınızla alakası bulunmadığı söyleniyor;
doğru mudur?
Sayın Bakan, eğer, bu doğru mudur sorularının cevabı “evet” ise,
üzülerek ifade edeyim ki, sizin, önümüzdeki günlerde, işiniz çok zordur;
sizden beklediğimiz makro hedeflere ulaşmanız fevkalade zor olacaktır;
ancak, ben, biliyorum ki, siz, zorun adamısınız; bunları da mutlaka
başaracaksınız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür Bakanlığımızın bütçesi,
11 trilyon 959 milyar liralık bir meblağa erişmiş. Bunun yeterli
olmadığını biliyoruz; mevcut kurumsal yapı çerçevesinde bu
dağıtımın yapıldığını da biliyoruz. Bu dağıtımın şeklini, hangi
kuruma ne kadar verildiğini tenkit etmek mümkündür, çok da kolaydır;
ancak, bizim, Sayın Bakandan beklentimiz, bu dağıtımın değiştirilmesi
değil, Türk kültürüyle ilgili, Türk Milletiyle ilgili makro hedeflerin ortaya
konulmasıdır. Diğer kurumlarla en kolay koordinasyon sağlayabilecek
bakanlığımız, Kültür Bakanlığıdır ve mutlaka sağlaması gereken
bakanlığımız Kültür Bakanlığımızdır. Bir Millî Eğitim Bakanlığının,
bir spor bakanlığının, bir Sanayi ve Ticaret Bakanlığının; yani, ister
maddî, ister manevî konularla ilgili olsun, bütün bakanlıkların
çalışmaları içerisinde Kültür Bakanlığımızın etkisini ve damgasını
görmek istiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET ALKAN (Devamla) – Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
(ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Alkan, teşekkür ederim efendim.
DYP Grubu adına ilk konuşma, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan
Tekin Enerem'in. Buyurun efendim.
Sayın Enerem, süreniz 10 dakikadır; süreyi uzatmıyoruz biliyorsunuz.
DYP GRUBU ADINA HASAN TEKİN ENEREM (İstanbul) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde,
Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızda
bulunuyorum. Bu vesileyle, Yüce Meclisi ve televizyonları başında
bizleri izlemekte olan tüm vatandaşlarımızı, Grubum ve şahsım adına
saygıyla selamlıyorum.
Ayrıca, yeni kuşakları, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, millî,
manevî ve moral değerlerimize sımsıkı bağlı, yüreği vatan, millet ve
bayrak sevgisiyle çarpan, toplumumuzu çağdaş uygarlığın seçkin bir
ortağı haline getirmeyi tek amaç, tek hedef edinen bireyler olarak
yetiştirme çabasını büyük bir özveriyle sürdüren tüm eğitimcilerimize,
tüm öğretim üyelerimize ve tüm öğretmenlerimize en içten takdir ve
şükranlarımızı sunmayı da bir borç biliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, yaratılmışların en
yücesi, en mükemmeli insandır. Dünyadaki bütün buluşlar, bütün
gelişmeler, insanın daha mutlu, daha huzurlu, daha güvenli ve daha
çağdaş bir yaşama ulaşması içindir. Böylesine bir ortam ve böylesine bir
durum, ancak, fırsat eşitliğine açık bireylerin, ilgi ve yeteneklerine,
toplumun ihtiyaçlarına uygun bir biçimde yetişmelerini hedefleyen,
fonksiyonel, çağdaş, verimli, günün şartlarına göre değişebilir dinamik
bir eğitim politikasının üretilmesi, bu politikanın ödünsüz ve eksiksiz
uygulanmasıyla gerçekleştirilebilir.
Eğitim sorununa geçerli ve tutarlı bir çözüm getiremeyen toplumların
hiçbir alanda başarılı olmaları, dengeli bir biçimde kalkınmaları
beklenemez, beklenmemelidir, çünkü, eğitim, gelişmenin hem etkili
aracı hem de ideal amacı olan insan unsurunu ileri teknolojiyle
tanıştırır ve onu kullanılır hale getirir, çünkü, eğitim, ekonomik
kalkınmanın dinamosudur, çünkü, eğitim, üretimin, hem çekici hem de
itici gücüdür, çünkü, eğitim, toplumların kaderlerinin belirleyicisidir. Bu
nedenledir ki, birey olarak, toplum olarak başarıya ulaşmanın, çağdaş
olmanın, çağı yakalamanın yolu, isabetle seçilen, ödünsüz ve başarılı
bir biçimde uygulanan eğitim ilke, politika ve hedeflerinden geçer.
Bu ilke ve politikaları uygularken, bu hedefleri yakalamaya çalışırken
karşımıza çıkacak engelleri aşabilmek için, çağımızın gerektirdiği
nitelik ve nicelikte bir eğitim anlayışını egemen kılmak ve bununla
ilgili gerekli ortamı hazırlamak zorunluluğuyla karşı karşıya
bulunduğumuzu da unutmamalıyız. Bunu bir an önce
gerçekleştirmeliyiz. Çünkü, eğitimde, ezberci, şekilci, bilgi aktarıcı,
taklitçi ve transferci bir anlayış artık çağın gerisinde kalmıştır; onun
yerini, anlayan, düşünen, yorumlayan, karşılaştıran, eleştiren, üreten,
paylaşan bir anlayış almıştır.
Bu anlayıştan hareketle, eğitim sistemimiz, siyasetçilerin, bilim
adamlarının, eğitim uzmanlarının, bürokrat ve teknokratlarla, özel ve
resmî kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılımıyla mayıs ayında
Ankara'da toplanacak olan 15 inci Millî Eğitim Şûrasında sorgulanarak
değerlendirilecek, millî çıkarlarımızdan ödün verilmeksizin, çağdaş bir
yaklaşımla, yeniden yapılanma ilke ve politikaları belirlenecektir. Ön
hazırlıkları büyük bir özenle sürdürülerek tamamlanan bu Şûradan,
eğitimimiz yararına, ülkemiz yararına çok önemli ve kalıcı kararların
çıkacağını umuyoruz. Gerek bu kararlar ışığında hazırlanacak yeni
düzenlemelerin gerekse eğitimimizde niteliğin artırılması amacıyla
daha önceden hazırlanan proje ve tasarıların yaşama geçmesi için,
Doğru Yol Partisi olarak her türlü desteği vereceğiz, vermekten de
kıvanç duyacağız. Eğitmle ilgili her iyileştirme önerisinin -"iktidar,
muhalefet" kavramlarının bir yana bırakılarak- bütün milletvekillerimiz
tarafından benimseneceğine ve gerçekleşmesi için destek bulacağına da
içtenlikle inanıyoruz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yeni eğitim anlayışının
uygulanmasında en büyük görevin öğretmenlerimize düştüğü görüşünü
hepimizin paylaşacağını umuyorum. Bu nedenledir ki, öğretmenin,
hizmet öncesi eğitiminden, hizmet içinde yetiştirilmesine ve huzurlu bir
çalışma ortamına kavuşturulmasına kadar, her türlü kaygıdan uzak bir
hayat standartına kavuşturulması, günümüzde büyük önem
kazanmıştır.
Öğretmenin görevinin, sadece okulun dört duvarı ile sınırlı olduğunu
sanmak da, bana göre çok yanlıştır. Özellikle, millî birlik ve bütünlük
içerisinde kaynaşmış bir millet olma gerçeğinden bizi koparma
girişimleri karşısında, birlik ve bütünlüğümüzü korumada ve
pekiştirmede, eğitim gibi güçlü ve sihirli bir silahın kullanımında en
büyük görev, yine öğretmenlerimize düşmektedir. Bu bağlamda,
öğretmenlik, hem çok güç ve sorumlu hem de çok kutsal ve onurlu bir
meslektir.
Konuşmamı, eğitimle başlayıp, onun odağında bulunan öğretmenle
sürdürmenin önemli bir nedeni, özel bir amacı vardır. Büyük Önderimiz
Atatürk, "Öğretmenler, yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve
eğitimcileri sizler yetiştireceksiniz. Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
Eserin değeri, sizin maharetiniz ve fedakarlığınız derecesiyle orantılı
olacaktır. Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden,
fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister" sözleriyle, öğretmenlik
mesleğinin hem yüceliğini hem de sorumluluğunun önemini ve
büyüklüğünü belirtmiştir. Öğretmenlerimizin, dün olduğu gibi, bugün de,
yarın da atalarının güvenine layık olma konusunda her türlü özveriye
katlanacağından hiçbirimizin kuşkusu yoktur ve asla olmayacaktır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öğretmenlik, mesleklerin en
onurlusu, en kutsalıdır diyorum; çünkü, milletimizin refah ve mutluluğu,
gelecekteki kaderi, öğretmenin elindedir; çünkü, sevgiyi, saygıyı,
hoşgörüyü, anlaşmayı, uzlaşmayı, paylaşmayı bilinçli bir olgu haline
getiren öğretmendir; çünkü, çağdaş, uygar, ileri, güçlü bir millî devlet
olabilmemizi gerçekleştirecek olan, eğitimin temel unsuru, insanın ve
toplumun yegâne mimarı öğretmendir; çünkü, yetişen kuşaklara, ömür
boyu silinmeyecek izleri ve davranışları kazandıran, cehaletle savaşan
da öğretmendir; çünkü, vatan, millet, bayrak sevgisini gönüllere işleyen,
iyilik, dürüstlük, sorumluluk duygularını ve davranışlarını geliştiren ve
pekiştiren, yine öğretmendir.
Sıraladığım tüm bu özellikler ve nitelikler, öğretmenin önemini,
öğretmenlik mesleğinin yüceliğini anlatmaya yeterli değildir.
Öğretmenlerimize, tüm kaygı ve düşüncelerden arınmış bir yaşam
ortamı sağlanmalıdır ki, kendilerine büyük bir güvenle teslim ettiğimiz
değerli evlatlarımızı Millî Eğitim Temel Kanununda ifadesini bulan
amaç ve ilkeler doğrultusunda yetiştirmek, onlar için yakalanacak tek
hedef, ulaşılacak tek amaç, gerçekleştirilecek biricik ideal haline gelsin.
Bu davaya gönül veren Değerli Bakanımızın öğretmenin statüsünün
yükseltilmesi konusunda Yüce Meclise sundukları yasa teklifini,
iktidarıyla muhalefetiyle tüm milletvekili arkadaşlarımın yürekten
destekleyeceğine içtenlikle inanıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; üniversitelerimiz, günümüzde,
birçok sorunla karşı karşıyadır. Bu sorunların arasında, fizikî imkân,
altyapı, bilimsel araştırma ortam ve olanakları, öğretim kadrosu
yetersizliği temel olarak vurgulanabilir. Ayrıca, öğretim üyelerinin
niteliklerinin artırılması, meslekî koşullarının iyileştirilmesi ve yeni
nitelikli öğretim üyelerinin yetiştirilmesi büyük önem arz etmektedir.
BAŞKAN – Sayın Enerem, 2 dakikanız var efendim.
HASAN TEKİN ENEREM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Ortaöğretim ile yükseköğretim arasındaki koordinasyon eksikliği hızla
giderilmelidir. Üniversitelerimiz ile halkımızın ve iş âleminin
karşılıklı etkileşimi ve üniversite-sanayi işbirliği sağlanmalıdır.
Üniversite gençliğimize, psikolojik danışmanlık, rehberlik, sağlık ve
sosyal yardım hizmetlerinin daha fazla ve daha etkin verilmesi, şüphesiz
ki, eğitimin kalitesinin artırılmasına çok önemli katkılar sağlayacaktır.
Özet olarak, çağdaş eğitim ve çağdaş üniversite hedefine ulaşmada
gerekli tüm reformların hızla yapılması ve mevcut eksiklik, yetersizlik
ve aksaklıkların giderilmesi yolunda gösterilecek samimî gayret ve
yapılacak etkin çalışmaların, tereddütsüz destekçisi olacağız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu inanç, bu duygu ve
düşüncelerle, Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK ve üniversite bütçelerinin,
eğitim camiamız başta olmak üzere, Yüce Milletimize ve ülkemize
hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (DYP ve ANAP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Enerem.
DYP Grubu adına ikinci konuşmayı yapmak üzere, İstanbul
Milletvekili Sayın Namık Kemal Zeybek; buyurun. (DYP sıralarından
alkışlar)
Sayın Zeybek, süreniz 10 dakikadır; süreyi uzatmıyoruz efendim.
DYP GRUBU ADINA NAMIK KEMAL ZEYBEK (İstanbul) – Sayın
Başkan, sayın üyeler; Kültür Bakanlığı bütçesi ile ilgili olarak, DYP
Grubu adına, görüşlerimi arz etmek üzere huzurlarınızdayım.
Şimdi, Kültür Bakanlığımızın başında, ilgili ve bilinçli bir aydın,
deneyimli ve başarılı bir yönetici var. Sayın Agâh Oktay Güner'in
Kültür Bakanı olması, Bakanlık için bir bahttır diye düşünüyorum ve
öyle de olacaktır. Eserleri, yazıları ve işleriyle, bu Bakanlığa, çok
uygun bir isim olduğunu ortaya koymuş bir insandır. Kendisine
başarılar diliyorum.
Diliyoruz ki, bundan sonra kütüphanelerimiz daha iyi olacak, sayı olarak
çoğalacak, içerisindeki kitap sayıları artacak ve halkımız -inşallah-
kütüphanelere gitme alışkanlığına ulaşacak. Yine diliyoruz ki,
müzelerimiz, müzelik olmaktan çıkacak, diri, canlı, hayatın içerisinde,
millî kültürümüzü yayıcı, kucaklayıcı kurumlar haline gelecek ve
halkımız, hiç olmazsa pazar günleri, tatil günleri, müzelere gitme
alışkanlığına kavuşacak ve Bakanlık, bu konularda, gayret içerisinde
olacak. Tiyatrolarımız, orkestralarımız, musiki topluluklarımız, kültür
ve tabiat varlıklarımız eskisinden daha iyi olacak. Yani, Sayın Bakanın
geldiği gün, her gün dünden daha iyi olmaya devam edecek ve Sayın
Bakanımız kendisiyle uyumlu kadrolar bulacak -o, bunun en tabiî
hakkıdır, bütün bakanların en tabiî hakkıdır- yarı siyasî makamlara,
kendi anlayışına uygun insanları getirecek ve onlarla birlikte bakanlık
işlerini daha iyi götürecek.
Bunlardan şüphem yok da, asıl mesele şu bence. Bizim kültür
meselemiz, Kültür Bakanlığının boyutlarını çok aşan bir mesele.
Kültür Bakanlığı, işte bu saydığım işlerle uğraşan bir Bakanlık; ama,
bizim kültür problemimiz çok daha büyük.
Kültür ne; kültür, bir milletin ruhu; kültür olmazsa millet olmaz. Ben,
milletleri denizlere benzetiyorum. Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz,
okyanuslar; hep birbirlerine sularından verirler. Denizlerin suları
buharlaşır, gider başka denizleri bulur, başka denizlere gittikleri andan
itibaren o denizlerin suyu olmaya devam ederler. Milletler de böyle. Türk
milletinden başka milletlere insanlar gider, o gittiği milletin ferdi haline
gelir; başka milletlerden bize insanlar ve topluluklar gelir, bizim
milliyetimizin mensupları haline gelirler. Demek ki, millet, bir soy değil,
bir ırk değil; rasist anlamda milletin hiçbir anlamı yok. Öyleyse, millet
ne; millet, kültür demek. Millet, kültür demek olunca, kültürün önemi ve
değeri son derece artmış oluyor.
Kültürün üç büyük temeli var; dil, din ve musiki. Tabiî ki, kültürün başka
unsurları da var; ama, kültür, bu üç temel üzerinde oluşuyor. Bir
milletin, bir milliyetin oluşmasının temelinde, bu üç faktör var. Kültür
politikamız olmalı mı; olmamalı!.. Kültür politikamız olmayacaksa
devletin olmasına lüzum yok. Gayet tabiî ki kültür politikamız olacak;
çünkü, eğer, millet olarak var olmaya devam etmek istiyorsak, mutlaka,
kültürümüzü oluşturan değerleri de değerlendirecek Kültür
Bakanlığımızla birlikte bütün bakanlıklarımızın ve yöneticilerimizin
bir politikaları olacak.
Tabiatı gereği, kültür, millî olmak borcundadır; yani, tabiatı odur. Bir
milletin kültürü gayri millî olamaz; çünkü, tabiatında bu vardır; ama, bir
millet, aynı zamanda insanlık camiasında yaşar, tek başına yaşamaz;
tek başına yaşamadığı için de, elbette ki, kültür, insanî olacaktır, insanî
değerlere sahip olacaktır, insanlık âlemine açık olacaktır.
Bizim için bir problem de, kültürümüzün, toplumumuzun çağdaşlaşma
ihtiyacına uygun olarak kavranması ve geliştirilmesi gereğidir. Biz, ne
yazık ki, bence, kültür meselesini çözememiş bir toplumuz. Biz,
kültürümüzün temel değerleriyle barışık olmayan bir toplumuz;
dilimizle barışık değiliz biz, dinimizle barışık değiliz biz, tarihimizle,
kültürümüzle ve musikimizle barışık değiliz biz.
Dilimizle niye barışık değiliz: Türkiye Cumhuriyetinin Türk Hava
Yollarının uçaklarının üzerinde Türkçe yerine İngilizce tercih
ediliyorsa, birileri, dilimizle kavga halindediir demektir. Eğer,
çayevlerinin adı "cafe" oluyorsa, çayevleri "cafe" haline geliyorsa;
aşevleri, lokantalar, yemekhaneler, kimileri tarafından "restorant"
kimileri tarafından da "resçırınt" diye okunuyor, yani elin dilini de,
İngilizceyi de bozarak "restorant" haline geliyorsa, böyle bir yaygınlık
varsa, biz, dilimizle barışık değiliz, dilimizle kavga halindeyiz demektir.
Eğer, bu ülkede, birileri "Türkçe bilim yapılamaz, öyleyse İngilizce
yapalım" kararını veriyorsa ve bu karar uygulamaya konuluyorsa ve
liselerimizde, üniversitelerimizde eğitim öğretim dili Türkçeden gayri dil
oluyorsa, biz, dilimizle barışık değiliz demektir. Benim değerli dostum
Oktay Sinanoğlu, dünya çapında bilim adamı, Japonya'da uzun seneler
kaldı, ona ilk tanışmamızda sordum: Japonya'da liselerde ve
üniversitelerde İngilizce mi eğitim-öğretim yapılıyor diye; cevabı şu
oldu : "Ben de gittiğim zaman sordum Japonlara..." Cevapları şu olmuş :
"Ne ilgisi var; biz müstemleke miyiz, biz sömürge miyiz?! Japonya'da,
hiçbir okulda, Japoncadan gayrı bir dilde eğitim-öğretim yapılamaz"
Peki, bizim dilimiz Japoncadan daha mı güçsüz bir dil; neden bu
merak?!. Yani, Türkçe bilim yapılamaz diyenlere, şunu hatırlatmak
isterim ki, daha İngilizce diye bir dil yokken, Türkçe kitaplar
yazılıyordu.
Ne olur; şu olur : Bu gidiş devam ederse, bu merak devam ederse,
üniversitelerimiz mevcut olanları taklit ederek, sınırları genişletip, yeni
yeni, İngilizce eğitim öğretim yapan yerler açarlarsa, liselerimiz de
Türkçeyi bırakıp, İngilizceye dönerse, bir müddet sonra Türkçe,
gerçekten, bilim dili olma gücünü yitiririr; Türkçeyi yitirirsek de,
elimizde hiçbir şeyimiz kalmaz; çünkü, millet, temelinde, dil demektir...
BAŞKAN – Sayın Zeybek, 2 dakikanız var efendim.
NAMIK KEMAL ZEYBEK (Devamla) – Efendim, 2 dakikam varsa, 2
dakikamı şöyle değerlendireyim: Dinimizle de barışık olmadığımızı
biliyoruz; çünkü, bu ülkede bazı insanlar, insanlarımızın camilere
gitmesinden, insanlarımızın tasavvuf yollarına yönelmesinden,
Türkiye'de dindarlığın artmasından, insanlarımızın cemevlerine
yönelmesinden, dillerine, dinlerine, mezheplerine yönelmesinden
rahatsız oluyorlarsa, bunu bir problem haline getiriyorlarsa, demek ki,
biz dinimizle de barışık değiliz ve eğer, bu ülkede birileri, birtakım
gençler, kendi padişahlarına, padişahlarının resmine boyalı yumurta
atacak kadar bilinçsizlik ortaya koyuyorlarsa, demek ki, biz, tarihimizle
de barışık değiliz. (DYP, RP ve ANAP sıralarından "Bravo"sesleri,
alkışlar)
Dilimizle, tarihimizle, medeniyetimizle, özümüzle barışmalıyız; oradan
güç alarak dünyaya ulaşmalıylız; dünyaya ulaşmanın başka bir yolu
yok ve kültürümüzün değerlerini topyekûn dünyaya ulaştırmalıyız ve
iddia ediyoruz ki, dünyamızın da, bizim Yunus Emremize,
Mevlânamıza, Hacı Bektaşı Velimize, Ahmet Yesevimize, onların dili
yücelten, aklı yücelten, insanlığı yücelten, hoşgörüyü ortaya koyan
anlayışlarına ihtiyacı var. Ama, önce o köklere biz ulaşmalıyız, oradan
güç alarak çağı, dünyayı kavramalı ve bilgi toplumu haline gelmeliyiz.
Kültür politikamızın temeli bu olmalı; kültürümüz, dünyaya iki tarafı
açılan kapıyla açık olmalı; hem dünyaya vermeli hem de dünyadan
almalı; ama, biz olarak kalmaya da devam etmeliyiz.
Hepinize saygılar sunarım . (DYP, RP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Zeybek.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk konuşmayı yapmak üzere
Çorum Milletvekili Sayın Ali Haydar Şahin; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Şahin, süreniz 10 dakika; süreyi uzatmıyoruz efendim.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR ŞAHİN (Çorum) – Sözlerime
başlarken, tümünüzü saygıyla selamlıyorum.
Geleceğimizin güvencesi çocuklarımızın, yarının gereklerine uygun
olarak yetiştirilmeleri ülkemiz için büyük önem taşımaktadır. 53 üncü
Hükümet Programında "ilköğretimin ikinci kademesinde başlamak ve
ortaöğretimde yoğunlaştırmak üzere, yönlendirme sistemine işlerlik
kazandırılacaktır" denilmektedir. Temel eğitim, bir insanın alması
gereken zorunlu eğitimdir. Bu eğitim, yönlendirmeyi kapsamaz; daha
sonra ilgiye göre yönlendirme olmalıdır.
Zorunlu eğitimin ikinci kademesinin de, kesintisiz ve aynı kurumda
olması gerekir. Temel eğitim, bir bütündür. Temel eğitim, değişik süreli
okullara bölünmemelidir. Temel eğitimin sekiz yıl, dokuz yıl
olmasından öte, önemli olan, içinin dolu, nitelikli olmasıdır. Sosyal
ağırlıklı, insan haklarına, demokrasiye duyarlı, evrensel değerlere sahip
nesiller yetiştirmelidir. Bilgi hamalı yetiştirmeden çok, çocuklarımız,
hayatta gerekli olan yaşam biçimini yönlendirecek bilgi ve değerlerle
donatılmalıdır.
İyi vatandaş, iyi insan; iyi vatandaş değil, iyi insan yetiştirmeli. Hitler
de kendine göre iyi vatandaş yetiştirdi; Hitler'in "gestapo" dediği özel
polisleri, Çavuşesku'nun "sekurute" dediği güvenlik güçleri, Humeyni'nin
"devrim muhafızları", Saddam'ın "cumhuriyet muhafızları" bunların
hepsi, onlara göre iyi vatandaştı; ama, çok sayıda cinayet işlediler.
1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu gereği, 8 yıllık eğitim veren
ilköğretim okulları uygulamasına 1970'li yıllarda başlanmıştır. Ancak,
özellikle kırsal kesimde olmak üzere, uygulamada, çoğu okullarımızda,
zorunlu eğitim süresi 5 yıldır.
1989 UNESCO istatistik yıllığında, dünyada zorunlu eğitim süresinin 5
yıl olduğu en geri sıradaki ülke sayısı 12'dir. Bunlar: Benin, Senegal,
Kolombiya, Bangladeş, Burma, Hindistan, İran, Laos, Makau, Nepal,
Vietnam ve Türkiye'dir. Görüldüğü gibi, ülkemiz de, maalesef, bu
ülkelerin arasında yer almaktadır.
Eğitim düzeyi, bir toplumun gelişmişlik düzeyinin başlıca göstergesi
olarak kabul edilir. Ne var ki, 1950'li yılların başından bu yana, Atatürk
devrim ve ilkelerinde yapılan sapmalar, geri dönüşler, eğitim alanını da
etkilemiştir; dönemin halkevleri, köy enstitüleri kapatılmıştır. 1980'den
itibaren, öğretmen yetiştiren kaynaklar tamamen kurutulmuş, imam–
hatip okulları, izinli izinsiz Kur'an kursları yaygınlaştırılmış,
okullarda din ile ahlak dersleri zorunlu hale getirilerek eğitimde laiklik
ilkesi zedelenmiştir.
ABDULLAH ÖRNEK (Yozgat) – Ne alakası var?!.
BAŞKAN – Müdahale etmeyelim efendim.
ALİ HAYDAR ŞAHİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri,
öğretmenlik, dün bizde, bugün bütün gelişmiş ülkelerde başarılı
gençlerin heyecanla ve istekle koştukları bir meslek iken, şimdi,
genellikle başarısı ortanın altındaki gençlerin başka seçenekleri
olmadığı için girmek zorunda kaldıkları bir meslek durumuna
düşmüştür. Ülkemizde eğitim, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti
ilkeleri doğrultusunda, siyasî grupların güdümünden uzak, ulusal
kalkınmanın ve çağdaşlaşmanın temel olduğu bilinciyle, uygulamaya
yönelik olmalıdır.
NACİ TERZİ (Erzincan) – Hiç bilimsel konuşmaz mısın sen?!.
ALİ HAYDAR ŞAHİN (Devamla) – Bu düşünceler doğrultusunda, 8
yıllık temel eğitim zorunlu kılınmalı, öğrenciler başarısızlıkla
damgalanacağı yerde, ilgi ve yeteneklerine göre yetiştirilmeli, ders
sayısı azaltılmalı, bilgi hamallığından vazgeçilmelidir.
Fırsat eşitliğini zedeleyen, ayrıcalıklı okullar açılmamalı, her okulda,
gerekli olanaklar sağlanarak eğitim kalitesi yükseltilmeli, gençlere,
koşulları eşit okullarda yarışma fırsatı verilmelidir.
Yozgat Sorgun'da olduğu gibi, “vakıf” adı altında kurulan Kur'an
kurslarının, Millî Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetimi altına
alınması, imam-hatip okullarının ihtiyacı karşılayacak kapasiteyle
sınırlandırılması; Yine, imam-hatip okullarının bütün ihtiyaçlarının
Millî Eğitim Bakanlığınca karşılanmasına özen gösterilmesi, bu
okullara yönelik bağış ve yardımların, doğrudan Millî Eğitim
Bakanlığına yapılması gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz
:
Ulusal kültür bütünlüğü içinde, kültür mozaiğimizin farklı
zenginliklerini, ayrımsız olarak geliştirilmesine ve eğitim sürecimize
yeterince yansıtılmasına özen gösterilmesinden yanayız.
Öğretmenlere sahip çıkarak, öğretmenliği yeniden saygın ve çekici bir
meslek haline getirerek, onurlu bir yaşam için gerekli özlük haklarına
kavuşturulmalarından yanayız.
Öğretmenlerin sendikalaşmalarından ve grevli toplu sözleşmeli
haklarına kavuşmalarından yanayız.
Bu arada, Anayasa çerçevesinde, kamu görevlileri sendikaları yasa
teklifini, CHP Grubu olarak, vermiş bulunuyoruz.
Öğretmenlerin, ülke eğitim sistemi ve programıyla ilgili kararlara
katılabilmelerinden yanayız.
Ve biz, Atatürk'ün öngördüğü gibi, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür genç
nesillerin yetişmesinden yanayız.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; zamanımız çok sınrlı olduğu için
bu konuları çok dar anlamda söylüyoruz. Millî Eğitimin konusu 10
dakikada, 10 saatte, 20 saatte, elbette anlatılamaz.
Gelecek yıllardaki bütçe görüşmelerinde, eğitim sisteminde atılımlar
yapmış bir Türkiye'yi, sorunları azalmış, demokratik örgütlenme
hakkını kazanmış eğitim ordusunu konuşacağımız inancıyla, hepinizi
saygıyla selamlarken sözlerimi, çağımızdan 2600 yıl önce yaşamış Çin
Ozanı Kuan-Tuğ'un, eğitimin gücü ve önem için yazdığı mısralarla
bitiriyorum:
“Bir yıl sonrasını düşünüyorsan eğer tohum ek,
On yıl sonrası ise tasarladığın, ağaç dik,
Ama yüz yıl sonrası için, halkı eğitmeye gayret et,
Bir kez tohum ekersen, bir kez ürün alırsın,
Bir kez ağaç dikersen, on kez ürün alırsın.
Yüz kez olur bu ürün, eğitirsen ulusu,
Birisine bir balık verirsen, doyar bir defalık,
Balık tutmayı öğret, doysun ömrü boyunca.”
Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin öğretmenlere, öğrencilere ve
ulusumuza hayırlı, uğurlu olması dileğiyle saygılarımı sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
Geriye kalan zamanımı da, devam edecek arkadaşıma devrediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.
Aşağı yukarı, zamanınızı zaten kullandınız.
Efendim, ikinci konuşmayı yapmak üzere, İstanbul Milletvekili Sayın
Ercan Karakaş; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
70 saniyelik bir zaman kaldı arkadaşınızdan; isterseniz onu da
kullandırabilirim; terazimiz çok hassastır. (CHP sıralarından "Doğru,
Başkan " sesleri)
Buyurun Sayın Karakaş.
ERCAN KARAKAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Kültür Bakanlığı bütçesi üzerinde, CHP Grubu adına söz almış
bulunuyorum; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla, sevgiyle
selamlıyorum.
Hepimiz, tüm siyasî partiler, her fırsatta, kültür ve sanatın önemini
vurguluyoruz; ülkemizin çok zengin bir tarihî ve kültürel mirasa sahip
olduğunu söylüyoruz ve bu mirasın iyi korunmasını, gelecek kuşaklara
aktarılmasın istiyoruz; ancak, buna rağmen, Kültür Bakanlığının
bütçeden aldığı payın her yıl giderek düşürülmesi karşısında tepkisiz
kalıyoruz. Az önce konuşan grup sözcüleri de, maalesef, bu konu
üzerinde yeteri kadar durmadılar.
Değerli milletvekilleri, Kültür Bakanlığı bütçesinin genel bütçe içindeki
payı, binde 5'ten binde 4'e düşürülmüş durumdadır; geçtiğimiz yıl binde
5 civarında olan bu pay, 1996 bütçesinde binde 4'e düşürülmüştür. Bu,
CHP olarak üzüntüyle karşıladığımız ve kabul etmediğimiz bir
durumdur. Biz, Kültür Bakanlığının genel bütçe içindeki payının, hiç
değilse, yüzde 1 olması görüşündeyiz. Kaynak yokluğunu gerekçe
olarak, kabul etmiyoruz. Sadece rant sermayelerinden alınacak yüzde 10
vergiyle, 340 trilyonluk bir ek kaynak yaratılacağı bugün ispat edilmiş
durumdadır. Eğer bu kaynak yaratılsaydı, kültüre olduğu gibi,
milyonların beklentisi olan eğitime, sağlığa ve sosyal güvenliğe de yeteri
kadar kaynak ayrılmış olunabilecekti.
Değerli milletvekilleri, Kültür Bakanlığı bütçesinin, artırılacak yerde,
binde 5'ten binde 4'e düşürülmüş olması, ülkemizin geleceğine olduğu
gibi, geçmişine karşı da büyük bir haksızlıktır. Çünkü, Türkiye, zengin
bir kültürel birikime sahiptir. Bu kültürel birikimin, arşivler, müzeler,
koleksiyonlar, derleme ve yayın faaliyetleri aracılığıyla korunması ve
gelecek kuşaklara aktarılması, büyük harcamaları zorunlu kılmaktadır.
Gümrük birliğine giren ve Avrupa Birliğine tam üyeliği hedefleyen bir
ülke olarak Türkiye, çağdaş dünyaya, uygarlığa katkı sağlamak
durumundadır. Bir ülkenin uygarlığa katkısının ise, ancak güçlü bir
kültürel üretimle mümkün olduğunu bilmemiz gerekir.
Diğer yandan, günümüz dünyasında bir ülkenin tanıtımı, her şeyden
önce kültür tanıtımı demektir. Kültürel temeline oturmamış hiçbir
tanıtım etkinliğinin kalıcılığı yoktur. Bu ise, yine, kaynak isteyen
atılımlarla mümkündür.
Değerli milletvekilleri, kültürel gelişmeyi, kalkınmanın temeli kabul
eden ülkeler, bütçelerinden kültüre giderek daha çok pay ayırırken,
bizdeki gelişmenin ters yönde olmasını anlamak ve kabul etmek
mümkün değildir. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, birçok ülkede
yerel yönetimler ve özel kuruluşlar kültürel ve sanatsal alana önemli
maddî katkılar sağlamaktadır. Buna rağmen, bu ülkelerde kültüre genel
bütçeden de önemli oranda destek verilmektedir. Örneğin; Avusturalya'da
bu oran yüzde 5, Danimarka'da yüzde 3,34, Özbekistan'da yüzde 7,
İsviçre'de yüzde 7,5'tir. Bu oranlar, ülkemizde, Kültür Bakanlığı
bütçesinin, hiç değilse ilk aşamada, genel bütçenin yüzde 1'ine
yükseltilmesi gerektiğini göstermektedir. Bizce, bu bir zorunluluktur. Bu
zorunluluk, aynı zamanda ülkemizin geleceğine, gençlerine ve geçmişine
karşı da bir borçtur. Türkiye, bu anlayışı geçerli kılabildiği ölçüde
çağdaşlaşacak ve güçlenecektir.
Değerli milletvekilleri, kültüre ayırdığımız kaynak kadar önemli olan
diğer bir konu da, kültür anlayışı ve devlet-kültür ilişkilerine bakış
açısıdır. Sayın Kültür Bakanının, göreve başladığı andan itibaren
yaptığı açıklamalara baktığımızda, kendisinin, tekçi ve sınırlayıcı bir
kültür anlayışına sahip olduğunu, bunu savunduğunu görüyoruz. Bu
anlayışın, diyalog ve hoşgörü ortamına, çoğulculuğa, demokratik ve
çağdaş değerlerin gelişmesine yarar sağlayacağını düşünmüyoruz.
Günümüzde, artık, devletin, tekçil, önceden belirlenmiş toplumsal
farklılıkları ve çeşitliliği gözden ırak tutan bir kültür politikasını
aşağıdan yukarıya indirme meşruiyeti ortadan kalkmaktadır. Eskiyen bu
anlayışın yerini şimdi, çoğulculuğu öne çıkaran, herkesin kendisini
dilediği gibi ifade etmesine olanak sağlayan bir uygulama almıştır.
Devlet, artık, toplumun kendisini ifade etmesi için gerekli koşulları ve
altyapıyı hazırlamakla yükümlüdür.
Türkiye'nin, etnik ve kültürel açıdan heterojen bir yapıya sahip olduğu
gerçeğini kabul etmeyen bir anlayışın, kültür politikasında başarılı
olması olanaklı değildir. Aynı şekilde, düşünsel ve sanatsal ifadenin
sınırsız özgürlüğünü savunmayan bir anlayışın, kültür politikasının,
topluma bir yarar sağlaması düşünülemez.
Değerli milletvekilleri, elbette, ulusal kültürümüzün geliştirilmesinden
yanayız; ancak, ulusal kültürün oluşabilmesi için ülkemizde var olan
farklı düşünce, kimlik ve kültürlerin kendilerini ifade etmelerinin
önündeki yasal ve fiilî engellerin de kalkması gerekir. Toplumda var olan
farklı kimlik ve kültürlerin gelişmesini engelleyerek, ulusal kültürü
güçlendirmek olası değildir.
Sayın Bakanın, bugüne kadar yaptığı konuşmalarda ve açıklamalarda,
çoğulculuk ve çoğulcu kültür kavramına pek rastlayamadık. Biz, kültürel
çeşitliliği, ülkemizin bir zenginliği olarak görüyoruz. Bugün, Türkiye'nin
yaşadığı sıkıntının önemli bir nedeni de, tekçil kültür anlayışından
çoğulcu kültür anlayışına geçişle doğrudan ilgilidir. Bunu
başardığımız oranda gerginliklerin azaldığına, hoşgörü ve barış
ortamının ise geliştiğine hep birlikte tanık olacağız.
Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında da, kültür politikasına ilişkin
olarak, buna benzer görüşler yer almaktadır. Kültürel zenginliği,
kalkınma hamlesinin aslî unsuru sayan planda, kültür konusunda şu
görüşlere yer verilmiştir; aynen okuyorum: "Kültür politikası,
demokratikleşmeyi gerçekleştirmek ve insanı özgür kılmak; bu amaçla,
kendisini tanımaktan ve açıklamaktan korkmayan bir toplum
oluşturmayı hedef alacaktır." Devam ediyor "Vatandaşların etnik,
kültürel ve dile ilişkin kimlik özelliklerinin özgürce ifadesinde,
korunmasında ve geliştirilmesinde karşılaştıkları yasal ve fiilî eksiklik,
engel ve sınırlamalar, ulusal bütünlük içerisinde giderilecektir."
Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanın beyanlarından, Yedinci Beş
Yıllık Planın bu yaklaşımını tam olarak benimsemediğini, kültürü, bu
çoğulcu yapıdan soyutlayarak, Türk-İslam sentezi üzerine oturtmaya
çalıştığını görüyoruz. Bu anlayışın, bizi, toplumun ihtiyacı olan
diyalog, hoşgörü ve barış ortamından uzaklaştıracağı görüşündeyiz;
çünkü, bu anlayışı, farklı etnik kökenlerin varlığıyla, laiklik
anlayışıyla ve anayasal yurttaşlığa dayalı toplum anlayışıyla
bağdaştırmak mümkün değildir. Sayın Bakanın savunduğu kültür
anlayışı, daraltıcı, dışlayıcı ve çatışmacı bir kültür anlayışıdır;
çünkü, etnik köken, dil, kültür farklılıklarını ve hatta, İslamın
içerisindeki farklılıkları bile dikkate almamakta, âdeta bunları yok
saymaktadır.
BAŞKAN – Sayın Karakaş, 2 dakikanız var efendim.
ERCAN KARAKAŞ (Devamla) – Geçmişi 12 Eylül darbesine dayanan
bu kültür politikası anlayışı, artık, toplumca aşılmıştır; bunu geri
getirmeye çalışmak, toplumda yeni gerginliklere neden olacaktır.
Değerli millletvekilleri, son günlerde basına yansıyan haberlerden, yapay
bir “ulusal kültür-evrensel kültür” karşıtlığı yaratılmak istendiğini
anlıyoruz. Bunu, doğru bulmuyoruz. Bilimin, teknolojinin, iletişimin ve
ulaşımın hızla geliştiği günümüzde, kültürler arası alışverişin ve
etkileşimin artması son derece doğaldır. Bunu, bir tehlike olarak görmek
ve göstermek yanlıştır. Bütün kültürlerin eş saygınlıkta olduğu ilkesi
doğru bir ilkedir. Toplumların, geçmişten devraldıkları kültür mirasını
yeterli görüp içlerine kapanmaları bir yarar sağlamaz. O nedenle, biz,
ulusal kültür ile evrensel kültürü karşıtlık olarak görmüyoruz ve bunun
böyle gösterilmesini onaylamıyoruz. Tam aksine, uluslararası kültürel
işbirliğinin geliştirilmesini istiyoruz.
Değerli milletvekilleri, Kültür Bakanlığının asıl görevi, kültürün ve
sanatın üretilmesi, sergilenmesi ve halkla buluşturulması için altyapı
hazırlamak olmalıdır; sanatsal etkinliklere katılan ve izleyenlerin
sayısının artmasına çalışmak olmalıdır. Tüm çağdaş demokratik
ülkelerde, kültür politikaları, artık, özel kuruluşlar eliyle
yönlendirilmektedir. Bizim de, bu yöndeki gelişmeleri hızlandırmamız
gerekiyor.
Ülkemizin bellibaşlı 46 sanat ve sanatçı kuruluşu, bir süredir sanatın
özerkleşmesi yolunda önemli çalışmalar yapmış bulunmaktadır.
Kapsamlı çalışmaların sonucunda, bu kuruluşlar, 2 Kasım 1995
tarihinde, Kültür Bakanlığıyla ulusal sanat kurulu oluşturulması için bir
protokol imzaladılar. Sanatın gelişmesine ve vesayetten kurtulmasına
önemli katkılar sağlayacağına inandığımız bu girişimin, her yönden
desteklenmesini ve yasal statüye kavuşturulmasını, önümüzdeki
dönemin en önemli görevlerinden birisi olarak görüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Karakaş, arkadaşınız, 1 dakikaya yakın eksik
konuştu; onu, size veriyorum.
ERCAN KARAKAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim.
Değerli milletvekilleri, kültür alanındaki diğer önemli bir konu da, kültür
ve tabiat varlıklarının korunmasıdır. Anayasanın 63 üncü maddesi, bu
görevi devlete vermektedir. Koruma kurulları, geçtiğimiz dönemde, rant
beklentisi içinde olanların baskılarına karşı, önemli görevler
yapmışlardır. Bu kurulların özerkliklerinin korunmasını istiyoruz ve bu
kurullarda görev yapan insanların hakkındaki işlemin gözden
geçirilmesini istiyoruz.
Değerli milletvekilleri, Kültür Bakanlığı kadroları, genelde, yaptıkları
işi, büyük heyecan ve sorumluluk anlayışıyla yapan insanlardan
oluşmaktadır. Birçoğu, on yıllardır kamu görevinde bulunan birikimli
insanlardır. Sayın Bakanın, göreve gelir gelmez, bu kadrolara karşı
olumsuz beyanlarda bulunması ve sonrasında, henüz kendilerini tanıma
fırsatı bile bulmadan, onlarcasının görevine son vermesini doğru
bulmuyoruz. Bu tasarrufların gözden geçirilmesini istiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaş; süreniz bitti efendim.
ERCAN KARAKAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
konuşmamı bağlarken, son derece yetersiz bulduğum bu bütçenin,
ülkemize ve kültür camiasına hayırlı olmasını diliyor, saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaş.
Gruplar adına konuşmalarda son grup olan Demokratik Sol Parti Grubu
adına Kocaeli Milletvekili Sayın Halil Çalık; buyurun efendim. (DSP
sıralarından alkışlar)
Sayın Çalık, süreniz 10 dakika; süreyi uzatmıyoruz efendim.
DSP GRUBU ADINA HALİL ÇALIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı ve üniversiteler bütçesi üzerinde,
Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış
bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce, siz Sayın Meclis üyelerine ve
bizi izleyen tüm yurttaşlarıma, Demokratik Sol Parti Grubu ve şahsım
adına saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim, bir ülkenin kalkınmasını
ve gelişmesini doğrudan etkileyen, geleceğini belirleyen, o ülkenin
insanlarının geleneklerini ve çağdaş değerlerini uyum içerisinde
kaynaştıran çok önemli bir süreçtir.
Günümüz dünyasında, ülkelerin kalkınmışlığının gerçek ölçütü, o
ülkenin nüfusunun çokluğu, ekonomisinin zenginliği, dolayısıyla, millî
gelirden fert başına düşen payın yüksek olması, sanayi ülkesi olması
değil, ancak, eğitilmiş insangücüdür.
1935 yılında, okuryazar olmayan nüfusun içinde kadınlarımızın payı
yüzde 57,74 iken, 1990 Türkiyesinde, 71,01'e çıkmıştır; 1995 yılındaki
düzeyde, 13,05 daha fazladır.
Bu tablodan, eğitimde ne kadar geri olduğumuz açık ve seçik
görülmektedir. Verilen eğitim de yetersizdir. Bunun, birçok nedenleri
vardır.
Eğitimde, başarısızlıkların bir nedeni de, sınıflardaki öğrenci
sayısının fazlalığıdır. Birçok ilimizde, ilköğretim ve ortaöğretim
kurumlarında, sınıflardaki öğrenci sayısı, altmış-yetmiş, hatta daha da
fazlayı bulmaktadır. Sınıflardaki öğrenci sayısının çokluğu,
disiplinsizlik nedeni olduğu gibi, başarısızlık nedenidir de. Modern
eğitim yöntemlerinde, sınıf öğrenci sayısının olabildiğince az olması
gerekmektedir. Ayrıca, bu, yurdumuzda uygulanmakta olan programın
da gereğidir. Dolayısıyla sıcak aile ortamı olması gereken derslikler
soğuk, pis, kirli mekânlar haline dönüştürülmüştür. Eğitimimizdeki
yetersizliğin, olumsuzluk ve başarısızlığın bir nedeni de branş
öğretmenlerinin sınıf öğretmeni olarak atanmaları ve istihdam
edilmeleridir Sayın Bakanım. Sınıf öğretmenliği, branş
öğretmenliğinden apayrı bir alandır. Türkiye genelinde görev yapan
onbinlerce sınıf öğretmeni, branş öğretmeni kökenlidir; bunun ivedilikle
düzenlenmesi gerekmektedir. 1739 sayılı Millî Eğitim Temel
Kanununda, öğretmenlik mesleğinin özel bir ihtisas mesleği olduğu;
öğretmenlik mesleğine hazırlık, genel kültür, özel alan eğitimi ve
pedagojik formasyonla sağlanır denilmektedir. Maalesef, bugün,
ülkemizde ilk ve ortaöğretim kurumlarında görev yapmakta olan
öğretmenlerimizin çok büyük bir bölümünün pedagojik formasyonu
eksiktir. Bu durum, ancak, öğretmen yetiştiren kurumların
programlarının yeniden düzenlenmesiyle giderilebilir. Öğretmen
okulları ile eğitim enstitülerine dönülmesi için, bakanlık, mutlaka yeni
bir düzenlemeye gitmelidir. Bunun yanı sıra, hizmetiçi eğitime mutlaka
ve mutlaka önem verilmelidir.
17 Nisan köy enstitülerinin açılış yıldönümü idi. Köy enstitülerinden
mezun olanlar ve tüm öğretmenleri buradan bir kez daha kutluyorum. Bu
arada Hasan Âli Yücel ile İsmail Hakkı Tonguç'u rahmetle anıyoruz.
(DSP sıralarından alkışlar)
Her yıl zümre öğretmenlerince seçimi yapılarak, bir sonraki eğitim
yılında okutulacak ders kitaplarının seçimi de ayrı bir eğitim ve
öğretim sorunudur. Kitap ve dergi konusunda, özellikle büyük kentlerde
bazı şaibeler yaşanmaktadır. Özel sektör temsilcilerinin, kendi dergi ve
kitaplarının seçilmesi için, öğretmenlere bazı vaatlerde bulundukları
şaibeleri vardır; bu kısmen doğrudur; ancak, kanıtlanması oldukça
zordur. Bu ve benzer şaibelerin ortadan kaldırılması için ivedilikle
önlem alınma zorunluluğu vardır.
Milî Eğitim Bakanlığına bağlı her derecedeki eğitim kurumlarındaki
yönetici atamalarında dikkatli olunması, idareci olarak atanacaklarda
liyakat, tecrübe, güvenilirlik, dürüstlük, kıdem gibi niteliklerin
aranmasını zorunlu görüyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zorunlu eğitim, asgarî 8 yıla
çıkarılmalıdır. Dünyada, 172 ülke arasında Türkiye, zorunlu eğitimi 5
yıl olan en geri 12 ülkeden birisidir. Lütfen korkmayalım,
çocuklarımızı düşünüyorsak, ülkemizin geleceğini düşünüyorsak, eğer
kalkınmak istiyorsak, zorunlu eğitimin, acilen, 8 yıla çıkarılma
zorunluluğu vardır. (DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
MİKAİL KORKMAZ (Kırıkkale) – 10 yıl olsun...
HALİL ÇALIK (Devamla) – Eğitim sistemi millî olmaktan
çıkarılmıştır. Her gelen hükümet ve hükümetin değişik bakanları,
eğitim sistemini yaz boz tahtasına çevirmişlerdir. Bu nedenle, uzun
süreli millî eğitim programları yapılmalı ve devlet politikası haline
getirilmelidir.
Umuyor ve diliyoruz ki, Sayın Bakanım, 13-17 Mayıs’ta yapılacak 15
inci Millî Eğitim Şurası, millî eğitim politikası için iyi bir başlangıç
olur.
Saygıdeğer arkadaşlarım, şu anda, eğitim, dargelirli aileler için
taşınmaz yük olurken, ayrıcalıklı insanların doğal hakkı olması
aşamasına gelmiştir.
Öğretmenler, ücret ve istihdam koşullarındaki bozukluklar nedeniyle,
eğitim dışı uğraşlara itilmiştir.
Eğitimin kalitesi düşmüştür.
Bu olumsuzlukların giderilmesi ve eğitimde, öğrenim birliği ilkesini ve
kaliteyi ön planda tutan, herkese fırsat eşitliği sağlayan bir sistemin
getirileceğini umuyoruz.
Yeni teknolojiden yararlanarak, bütün ortaöğretim kurumlarında,
yabancı dil, doyurucu düzeye çıkarılmalıdır. Güneydoğuda, okulları
kapalı olan bölgelerde, yatılı bölge okulları, ivedilikle açılmalı;
öğrencilerin, bu okullarda eğitim yapması sağlanmalıdır.
Özellikle, göç alan büyük kentlerde, yerel yönetimler okul yapımına
yönlendirilmelidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, Demokratik Sol Parti Grubu
olarak, her zaman, sorunları söylerken, çözümünü de akabinde
getiriyoruz. Saygıdeğer arkadaşlarım, büyük kentlerde, her derecedeki
okullarda görev yapmakta olan nitelikli öğretmenler, özel okul veya
dershanelere, ekonomik yönü tatmin edilerek, transfer edilmektedir. Bu
durum, resmî okullardaki eğitim öğretim kalitesini olumsuz yönde
etkilemektedir. Bunun önleminin, acilen alınması gereklidir.
Dolayısıyla, öğretmenler ekonomik yönden tatmin edilmelidir.
BAŞKAN – Sayın Çalık, 2 dakikanız var efendim.
HALİL ÇALIK (Devamla) – Son zamanlarda, öğretmenler, emekliliği
hak ettiklerinde, hemen ayrılmaktadırlar; boşalan öğretmen kadroları
ciddî sıkıntılar açmaktadır. Onun için, çalışan öğretmenle emekli
öğretmen arasındaki cüzi fark, emekliliği teşvik etmektedir. Bu sistemle,
hiçbir öğretmen sıkıntıya katlanmaz.
Değerli arkadaşlarım, öğretmenlerin eğitim tazminatı, diğer meslekî
grubların tazminat düzeyine çıkarılarak, artırılmalıdır. Böylece, hem
öğretmelerle, aynı ayardaki diğer meslekler (teknik ve saire gibi)
arasındaki dengesizlik ortadan kalkacak hem de çalışan öğretmen ile
emekli arasındaki fark artacağından, öğretmenlerin meslekte kalması
sağlanacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her gelen hükümet ve her gelen
sayın bakan, eğitimcilere methiyeler yazıyorlar, çok güzel sözler
söylüyorlar; ama, bu methiyeler ve övücü sözler, eğitime ve eğitimciye
hiçbir katkı sağlamamaktadır. Özellikle, geçen dönemde, öğretmenlerle
ilgili personel yasası çıktı, çıkacak diyorlardı; ne oldu bu yasaya?..
Biz, Demokratik Sol Parti olarak, bu yasanın takipçisi olacağız. (DSP
sıralarından alkışlar)
Saygıdeğer arkadaşlarım, eğitime ve eğitimciye, gereken önem, ciddî
şekilde verilmelidir. Tüm kamu çalışanlarına ve eğitim ordusuna grevli,
toplusözleşmeli sendikal hak en kısa zamanda verilmelidir.
Üniversitelerimize gelince; YÖK, yalnızca üniversiteler arasında
eşgüdümü sağlayan bir kurum haline getirilmelidir. Üniversitelerimizin
akademik çalışma koşulları iyileştirilerek; akademik, bilimsel ve
yönetsel malî özerkliğe kavuşturulmalıdır. Üniversitelerimizde,
öğrencilerin, yönetim kararına ortak olmaları sağlanmalıdır. Ekonomik
durumu uygun olmayan öğrencilerin, okul ve barınma giderlerini
karşılamak için, uygun kredi ve harç olanakları sağlanmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çalık.
Efendim, süre vermiyoruz; hepiniz gördünüz.
HALİL ÇALIK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Millî Eğitim
Bakanlığı bütçesinin ulusumuza hayırlı olmasını diliyorum, hepinize
saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Gruplar adına son konuşmayı yapmak üzere, Demokratik
Sol Parti Grubu adına, Kırklareli Milletvekili Sayın Necdet Tekin;
buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Tekin, sizin de süreniz 10 dakika; süreyi uzatmıyoruz efendim.
DSP GRUBU ADINA NECDET TEKİN (Kırklareli) – Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; 1996 malî yılı Kültür Bakanlığı bütçesi üzerinde,
Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere
huzurlarınızdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime, Firdevsî'nin Şahname'sinden bir paragrafla başlamak
istiyorum: "Sen öldükten sonra da, senden geriye kalan şeyler, daha uzun
zaman bu yeryüzünde kalır. Senin de, geride bırakacağın bir eserin
olmalı."
Sayın milletvekilleri, kültür, bir insan topluluğunun ürettiği bütün maddî
ve manevî yaratıların tümünden oluşur. Bir toplumun kültürünü,
dolayısıyla kişilerin kültürel kimliklerini; din, duygu, düşünce, bilim,
sanat, yaşam biçimleri ve bunun gibi tüm öğeler birlikte oluştururlar.
Kültürün yapısı, statik değil; dinamiktir. Her kültür, diğer kültürlerle
devamlı etkileşim içerisindedir. Kültürü, çoğu kez, tiyatrolarla,
müzelerle, yazım ve estetik eserlerle, sanatla özdeşleştirmektedirler;
oysa, bilim ve bilmin dayandığı akıl da kültürün bir öğesidir.
Günümüzde "kültür emperyalizmi" yaygın kullanılan bir deyimdir. Bu
deyim, bir ülkenin, kendi kültürünü, sömürdüğü ülkeye aktarması ve o
kültürü, o ülkeye dayatmasıdır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tüm insanlığın kültür değerleri,
uygarlığı oluşturur. Feodal devletten ulusa, ulus devlete geçildiğinde,
doğal olarak, ulusun üretimde kullandığı teknolojik yapı, o ulusun
maddî kültürünü oluşturur. Etnik yapı, inançlar ve töresel davranışlar, o
ulusun manevi kültürünü oluşturur. Düşün, edebiyat ve sanata yönelik
ürünlerin toplamı ise, o ulusun estetik kültürünü oluşturur.
Ulusal kültürün, zaman zaman evrensel kültüre karşı kullanıldığı,
dünyamızda sıkça görülmüştür. Bunun en güzel örneği, Hitler
Almanyasıdır. Ulusal kültürün evrensel kültüre dayatması, bu yüzyılda
yaşanacak en büyük tehlikedir.
Mustafa Kemal Atatürk, sadece, imparatorluktan ulusal devlet yaratmış
bir asker değil, sadece devlet kuran bir kişi değil, sadece devrimleri
belirleyen bir devlet adamı değil, aynı zamanda, bir kültür adamı ve
düşünürdü.
Sayın milletvekilleri, şayet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Büyük Atatürk
tarafından, ulusal devlet olarak, sadece askerî ve politik yapıda, kurulup
bırakılsaydı, ulusal devletin bir ayağı eksik kalırdı. Büyük Atatürk, bu
üçüncü ayağı, millî kültürü; yani, ulusal kültürü de, çağdaş, uzlaşmacı
yapıda, medeniyet ve hars kavramlarını kullanarak topluma mal etmiş
büyük bir önderdir. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, sayın milletvekileri; Anadolu'nun kurulduğu günden bu
güne, Selçuklularla, Osmanlıyla, Türkiye Cumhuriyetiyle ve onun
ilkeleriyle yoğrulmuş Türk ulusal kültürü, derin bir kültür birikiminin
eseridir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yazılı ve görsel basından
yansıdığı kadarıyla, son iki yılda, devletin müzelerinde yüzlerce
soygun yapılmış, çeşitli kültür varlıkları çalınmıştır. Adana
Müzesinden, Seyitgazi'den, Afyon'dan, Kütahya'dan, Antalya'dan ve diğer
müzelerden çok sayıda kültür değeri çalınmıştır.
Bunun dışında, son yıllarda, eski kültür değerlerinin üzerine, hiçbir
araştırma yapılmadan beton yığınları kondurulmaktadır. Örneğin,
İstanbul'da, "Magnaura" olarak bilinen sarayın günümüze dek ayakta
kalabilmiş kalıntılarından merdiven kulenin üzerine beton dökülmüş;
Kartal'da, Bizans'tan kalan tarihî sarnıcın üzerine mescit yapılmıştır.
Cankurtaran'da, birinci derecede korunması gerekli bölgelerdeki
yapılaşmalarda; Ankara'da, yol yapımında ortadan bölünerek yok edilen
tümülüs ve oradan çıkarılanlar; daha saymadığım binlerce tarihî ve
kültürel varlık da yok edilme yoluna gidilmektedir. Kültür Bakanlığı ve
devlet, bu bilinçli ve bilinçsiz tarih yok etme, yağmalama veya
savsaklama politikasına mutlaka son vermek zorundadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu kültürel varlıklar, sadece bizim
değil, bütün dünyanın malıdır. Truva hazinelerinin, Bergama Zeus
Tapınağının bir daha kendi öz topraklarına döndürülmesi nelere mal
oluyor biliyor musunuz... Kültür değerleri olan Side, Pamukkale,
Kapadokya'nın bugünkü durumuna bakıp, bu durumu kavramakta
gerçekten güçlük çekiyoruz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kültüre ulaşmanın yolu, sadece,
eski eserleri, sarayları, hanları ve diğer kültür varlıklarını korumakla
değil, onları görmek ve onlara ait olan bilgileri tüm evrensel değerler
içerisinde insanlara iletmekle mümkündür. Onların özelliklerini
saklayan, manevî kültürü yaşatan şiir, edebiyat, dinsel ya da din dışı
yazılı eserlere de insanlığın ulaşabilmesini sağlamaktır. Bunun için,
arşivler ve millî kütüphane herkese, ama herkese açılmalıdır. Millî
kütüphane, şu gün olduğu gibi, sadece, öğrencilerin ders çalışma yeri
olmamalıdır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; farklı yerlerde koruma altında
tutulan Osmanlıca kaynaklara ulaşmak isteyenleri oralara göndermek ya
da orijinallerini onların ellerine teslim etmek pek de marifetli bir iş
değildir. Onun için, çağdaş dünyada olduğu gibi, o eserlerin tümünün
mikrofilm ve slaytlarının toplandığı bir merkez oluşturup, dolayısıyla,
bu güzide ve bu nadide eserlerimizin çalınmasını önlemek gerekir.
BAŞKAN – Sayın Tekin, 2 dakikanız var efendim.
NECDET TEKİN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülke dışındaki insanlarımızın
kültürel kimliklerini kaybetmemeleri yolunda çalışmalar, çağdaş bir
şekilde desteklenmelidir. Bu insanlarımızın edebî, düşün ve sanatsal
gereksinimleri mutlaka karşılanmalıdır. Her devlet, düşün, sanat ve
basılı yayın hayatını destekler, bunlara indirimler uygular. Eğer, kitap
okuma oranı artırılmak isteniyorsa, önce kâğıttan daha sonra da
kitaptan en azından KDV kaldırılmalıdır. İnsanlarımıza kitabı ucuz
vermek zorundayız; şayet, okumalarını istiyorsak.
Sayın Bakan, bir iki şey de size söylemek istiyorum.
Sait Halim Paşa Yalısındaki yangında devlet arşivindeki kaç tablo
yanmıştır? Bunu bilmek sanırım hepimizin hakkıdır.
Türkiye'de son yıllarda artan promosyonlar, toplumun bilgilenmesini
yanlış etkiliyor. Sayın Bakan, son bilgisayar promosyonları, Türk
insanının bilgisayar kültürüne vurulan bir darbedir; lütfen, bu
promosyonları bir yerlerde durdurunuz.
Sayın Bakan, Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'de, ilk kez,
bir özerk sanat kurumu oluşturma çabaları vardır. Sanatın
kurumsallaştırılması ve özerkleştirilmesi çabalarına kesin olarak katkı
sağlanmalıdır...
(Mİkrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tekin; eksüre vermiyoruz.
NECDET TEKİN (Devamla) – Yüce Meclise saygılar sunarım.
Teşekkür ederim. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tekin.
Sayın milletvekilleri, bütçeler üzerinde gruplar adına yapılan
konuşmalar bitmiştir.
Bundan önceki uygulamalarımızda olduğu gibi, bundan sonra da yazılı
soruları kabul etmiyoruz.
Şimdi, bütçenin lehinde, şahsı adına, Samsun Millevekili Sayın Musa
Uzunkaya; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika ve bütçenin lehinde konuşacaksınız.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, asil milletimin aziz
temsilcileri muhterem milletvekili kardeşlerim; Millî Eğitim ve Kültür
Bakanlıkları bütçeleri üzerinde kişisel söz almışken, Muhterem
Heyetinizi, bizleri bu tatil gününde izleyen aziz milletimizi, özellikle
konu eğitim ve kültür olunca, her birimizin yetişmesinde payları olan,
elleri öpülesi öğretmenlerimizi, geleceğimiz ve istikbalimiz olan, biricik
sermayemiz, gençlerimizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Muhterem milletvekilleri, her ne kadar, Millî Eğitim ve Kültür
Bakanlığının, iki ayrı bakanlık şeklinde bütçeleri görüşülüyor ise de,
işlev ve faaliyetleri itibariyle, bu iki bakanlık, esasta sanki tek bakanlık
gibi görülebilir ve değerlendirilmelidir de.
Bilindiği üzere, bu Hükümet döneminde, Sanayi Bakanlığı ile Ticaret
Bakanlığı; Bayındırlık Bakanlığı ile İmar ve İskân Bakanlığı
birleştirilerek Bakanlar Kurulu oluşmuştur. Kanaatimizce, Millî
Eğitimin temel amaçlarıyla, Kültür Bakanlığımızın temel amaçları,
insanın yetişmesi ve geleceğe kültürlerin aktarılması olduğuna göre, bu
iki bakanlıkların da bir bakanlık olması veya tek bakanlık şeklinde
mütaala edilmesi gerekmektedir.
Muhterem arkadaşlar, bilindiği gibi, memleketimizde, adında "millî"
vasfı bulunan iki tane bakanlık var. Bunlardan birisi Millî Savunma
Bakanlığı, bir diğeri de Millî Eğitim Bakanlığıdır. İkisinin de temel
vasfı, milletin, millî değerlerini korumaktır. Bunu, birisi, hin-i hacette
silahla -eğer, tahakküm, taarruz, ülke hudutlarını içte ve dışta tarumar
etmek isteyen güçler varsa, gerektiğinde silahla- korumayı amaçlarken;
diğeri, bizi, yarına, dünü bugüne taşıyacak olan gerçek değerlerimizi
ayakta tutması gereken, iki millî vasıfları değiştirilmez bakanlıklardır.
İşte, bu cümleden olarak diyoruz ki, bu bakanlıkların, bu gerçek
vasıflarını ortaya koyarak, icraatlarını, dün, bugün ve yarına dönük
olarak hazırlamaları, herkesin beklediği bir husustur.
Muhterem arkadaşlar, inanıyorum ki, şu sıralarda oturan, bugün burada
oturan bizler, yarın, bu sıraları başkalarına devredeceğiz. Şu anda
ekranları başında bizleri dinleyen ve tüm ulus insanı, belki elli yıl sonra
bu dünya üzerinde mevcut olmayacak, bir başka nesil arkadan gelecektir.
İşte, bizi onlara taşıyacak olan değerler, Millî Eğitim Bakanlığının
yapabileceği samimî değerlendirmelerle ortaya çıkacaktır.
Bir geçmiş Kültür Bakanımız, Sayın Namık Kemal Zeybek Bey, az
önce, bir konuşmada bir noktaya işaret ettiler; dediler ki "gençlerimiz -
geçende medyada da izledik- bir Osmanlı Sultanını, dünyanın fesat,
kumkuma kazanlarının kaynadığı bir devrede, bir ülkeyi otuzüç yıl
ayakta tutabilen bir sultanın posterine, çok önemli bir günde, çürük
yumurta ve çürük meyveler atarak, sultana karşı hakaret duygularını
ifade etmişlerdir." Elbette, bu tavrı şiddetle kınıyoruz (RP sıralarından
alkışlar) Ancak, Hoca Nasreddin'in, hırsızın, evini soymasında,
komşunun "Hocam, sen haksızdın; şöyle tedbirler alsaydın ya"
demesine karşı, Hoca baktı ki o kadar haksızlık kendisine yüklendi
"allahaşkına, şu hırsızın hiç haksızlığı, hiç suçu yok mu" dediği gibi,
ben diyorum ki, yıllardır, kitaplarımızda, hem de Millî Eğitimin
kitaplarında "Kızıl Sultan" diye hakaret ettirdiğimiz bu millî eğitim
mantığının hatası yok muydu! (RP sıralarından alkışlar)
Evet, bunu, bugün değil, dün de, cennetmekân Mehmet Akif Ersoy
Safahat'ında söylemişti; diyordu ki:
"Bir fenalık görerek yapma desen alnına tâ,
İniyor hattı celisiyle hamid-i tuğra"
O gün de, bugün de, esasen, müstebit diye suçladıkları Sultana karşı
yıllardır müstebidane suçlamayı yapmış; bir noktaya geldik ki, artık,
onu, gençlerimize, çürük yumurtalarla âdeta boyatır hale, hakaret
duygularını bu noktaya getirir hale geldik.
Değerli kardeşlerim, ben, esasen, millî eğitimin, benim inancımın ve
düşüncemin temel düsturu, beni millet yapan temel değerin esası
olduğuna inanıyor ve böyle düşünüyorum ve diyorum ki, benim
inancımın temelinde "oku" emri yatıyor. Az önce, değerli bir kardeşim,
“Türkiye'deki okuryazar oranının, hanımlarda, hâlâ yüzde 70'lere düşen
bir menfilik taşıdığını” söylüyor; bunu, sorgulamak lazım. Şayet bu
rakam doğruysa, özellikle hanımlar kesiminin niçin okumadığı saikini,
gerekçelerini araştırmak, bu miletin, bu heyetin, bu Meclisin görevi
olmalıdır; ama, kanaatimce, hâlâ, okuduğunda inandığı gibi
yaşayamamanın sıkıntısını çeken kızlarımız... Bakın, şu anda elimde
bulunan bu belgeleri, özellikle, Sayın YÖK Başkanına da takdim etmek
isterdim. Diyorum ki, çağdaş dünyada, 2000'e 4 kala, şu günümüzde bile,
çağdaş bir Türkiye'nin hâlâ başörtüsüyle uğraşması, bu ülkenin en büyük
eğitim ayıbıdır ve maalesef, kayıbıdır. (RP sıralarından alkışlar)
Bununla uğraşmaya kimsenin hakkı olmamalıdır.
Bakınız, kendileriyle kültür anlaşması yaptığımız, yıllardır
kendileriyle bu konuda muahid olduğumuz ülkelerle âdeta
anlaşmalarımızı bozarcasına, Mısır El Ezher Üniversitesi
mezunlarına, Türkiye'de, doğru dürüst görev alma hakkı
verilmemektedir. Yıllar önce bu hak verilmişken, bugün, neden oluğu
belirlenemeyen sebeplerle, Ezher mezunları görev alamamakta. Yine,
üzülerek söyleyeyim -son anda elime gelen bir belgeye göre söylüyorum-
Ezher'den -vaktiyle üzerinde tahkikat yapılan, birkısım araştırmalar
yapılan, hatta sonucu itibariyle, bir rektörün ve dekanın dahi görevden
olmasına vesile birkısım suçlamalar olduğu bilinen- Van Yüzüncü Yıl
Üniversitesi İlahiyat Fakültesine üç yıl önce yatay geçiş yapan
öğrenciler üç yıldır eğitimine devam etmişler; ama, ne garip tecellidir
ki, bu YÖK, yeni baştan bu meseleleri tahriş ve tahrik ederek belki -
ummuyor ve temenni etmiyorum- Van'da birkısım huzursuzluklara âdeta
meydan verircesine 15.4.1996 gün ve 96/4 sayılı kararla, 34 öğrencinin
okuldan atılmalarını sağlamıştır. Aziz arkadaşlar, eğitim adına, bu
tavırların ciddî yanlışlar olduğu kanaatindeyiz. Bu işin önüne geçilmesi
ve YÖK'ün, esasen, milletimizi geleceğe taşıyabilecek, tarihî
dokularıyla tanıyacak ve bizi çağdaş ülkeler seviyesine ulaştırmak
değil, aksine, çağdaş ülkeleri bizim ardımızdan koşturacak bir
bilimselliğe ve eğitim anlayışına ülkeyi yönlendirmesi gerekirken,
senelerdir, falan üniversitede başörtüsü, falan üniversitede filan dava ve
en son, Van'da, işte, husule gelen bu yeni sıkıntı.
BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, 1 dakikanız var efendim.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Değerli kardeşlerim, bu sıkıntıların
önlenmesini temenni ve niyaz ediyoruz. Bu arada, değerli Kültür
Bakanımın, Plan ve Bütçe Komisyonundaki ilgili konuşmalarını takdir
ve bütün değerlerine katılma duygularımı burada ifade etmek istiyorum.
Kendileri, bu Hükümetin, belki, Bakanlık olarak, o mahalle gelme
açısından en büyük şansı; ama, ne garip tecellidir ki, çok kötü bir miras
almış olması bakımından da, şu ülkenin en şanssız bakanlarından
birisidir; kötü bir miras almıştır. Az önce, tekliği savunduğu bu
Bakanın, böyle görüntü verdiğini söyleyen hatip kardeşim, şu belgeleri,
acaba, kütüphanelere aldırılan kitaplardan, gazetelere varıncaya kadar,
bu tekliği neyle izah edebileceklerdir? Daha dün, Diyanet İşleri
Başkanlığımızın, ülkenin aleyhine yazıldığını beyanla hakkında
rapor yayımladığı bir yabancı eseri, bir Katoliğin, milletimize karşı
küfür...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, teşekkür ederim efendim.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – ...ve inancımıza karşı hakaretleri
ihtiva eden bir eserini yayımlamaktan utanmalıdır.
CEMAL KÜLAHLI (Bursa) – Sözünü tamamlasın!.. Niye
tamamlatmıyorsun!.. (RP sıralarından "Sözünü tamamlasın" sesleri)
BAŞKAN – Efendim, tamamlatmıyoruz; ek süre vermiyoruz... Rica
ediyorum...
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum;
bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Tamam efendim, rica ediyorum...
AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sözünü tamamlasın, kesmeyin!..
BAŞKAN – Efendim, söz tamamlamaya kalkarsak, arkadaşlarımız hep
zaman alıyorlar.
Buyurun, teşekkür ederim efendim.
Sayın milletvekilleri, bütçenin lehinde şahsı adına, yapılan konuşma da
sona ermiştir.
Sayın Millî Eğitim Bakanı, buyurun efendim.
Sayın Bakan, sizin de süreniz 10 dakika; süre uzatmıyoruz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI TURHAN TAYAN (Bursa) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilileri; Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi
üzerinde, gruplar adına konuşan arkadaşlarımızın beyanlarını,
değerlendirmelerini dikkatle izledim; gerçekten, Yüce Meclisimizde,
Millî Eğitim Bakanlığının önemine uygun, iyi niyete dayalı, muhtevalı
beyanlarda bulundular. Bu görüşlerden, Bakan olarak ben, mesai
arkadaşlarım ve Genel Kurulumuz, mutlaka, istifade edeceğiz.
Öncelikle, konuşan arkadaşlara ve parti gruplarına teşekkür ediyorum.
İkinci bir teşekkürüm, Plan ve Bütçe Komisyonu Değerli Başkanı ve
üyelerinedir. Dolayısıyla, bu Komisyonda Bakanlık bütçemizin
görüşülmesi sırasında, parti gruplarımızın ve Komisyonumuzun, Millî
Eğitim Bakanlığının ihtiyaçlarına gösterdikleri duyarlılık ve ilgiye
teşekkür ediyorum. Gerçekten, devletimizin kıt imkânlarını zorlayarak,
Bakanlığımıza ilave ödenekler tahsisinde anlayışlı olmuşlardır;
bundan dolayı, tüm parti gruplarına, Komisyon üyelerine teşekkür
ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, 20 nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi,
bugüne kadar kurulan Meclislerden çok farklı bir Meclistir. Geçmişe
baktığımız zaman, bugünkü Meclisin şanslı bir Meclis olduğunu,
özellikle millî eğitim alanında çok şanslı bir Meclis olduğunu,
dolayısıyla Millî Eğitim Bakanı olarak, kendimi de çok şanslı
gördüğümü ifade etmek istiyorum. Zira, bu Meclis, eğitici ve öğretici üye
açısından, bugüne kadar gelmiş geçmiş Meclislerin en fazla eğitici ve
öğretici üyesini taşıyan, bu üyelere sahip olan bir Meclistir. Bundan
dolayı Yüce Milletimize de teşekkür ediyorum, Genel Kuruldaki eğitici
ve öğretici arkadaşlarıma da başarılar diliyorum.
Bunu bir şans olarak değerlendirdim; zira, Türkiye'de iki bakanlığın
isminin başında "Millî" kelimesi vardır. Bütün bakanlıklarımız,
hükümetimiz, devletimiz millidir; ama, özellikle Millî Savunma ve Millî
Eğitim Bakanlığı tasrih edilir, açıkça ifade edilir. Bu kadar önemli bir
Bakanlığın meselelerinin görüşüleceği Mecliste, eğitimci ve öğretici
arkadaşların sayısının fazla olmasını, yapmayı planladığımız,
hedeflediğimiz hizmetler açısından fevkalade isabetli ve şanslı
görüyorum; onun için konu üzerinde özellikle durmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, özellikle biz, bir moda anlayışı içerisinde, bir
heves anlayışı içerisinde, günlük birtakım heveslerin peşinde koşan biri
değiliz.Yani millî eğitimde, gerekli gereksiz, sık sık uygulama
değişikliğinin, sistem değişikliğinin, yöntem, model değişikliğinin
yararına inanmıyoruz. Millî eğitim, her bakanla, her iktidarla, her günle
ve her yılla değişen bir bakanlık ve uygulama olmamalıdır. Millî
Eğitim Bakanlığının -pek tabi- küreselleşen dünyada, çağdaş eğitim
teknolojisinden istifade etmek, konuları değerlendirmek bakımından -
pek tabi- güncel olayları, güncel çalışmaları, güncel gelişmeleri takip
etmesi, izlemesi ve değerlendirmesi doğaldır, hatta şarttır. Ancak, bir
şey yapmak için, hele hele reform ve reformist davranışlar ve görüntüler
içerisinde olmak arzu ve hevesiyle, millî eğitimin temelini tahrip etmenin
yanlışlığını da burada ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli üyeler; konuşan arkadaşlarımızın üzerinde
durduğu konular, özellikle eğitime ayrılan imkânların kıt olduğu, yeterli
ödeneklerin ayrılmadığı üzerinde yoğunlaştı; ikincisi sistem
tartışmalarıyla ilgiliydi; üçüncüsü, öğretmenlerimizin ekonomik ve
sosyal haklarıyla ilgiliydi; dördüncüsü ise, temel eğitimle ilgili dilek ve
temennilerdi; bu konuları artırmak elbette mümkün. Vaktimizin
elverdiği ölçüde, bunlara birer cümle ile işaret etmek istiyorum.
Eğitime ayrılan imkânın yetmediği, az olduğu, bir gerçektir; ancak, ne
kadar eleştirirsek eleştirelim, ne kadar karamsarlığa kapılırsak
kapılalım, geride bıraktığımız yetmişiki yıllık cumhuriyetin, bizi bir
yere getirdiğini kabul etmeye mecburuz.
Bakınız, yetmişiki yıl içinde nüfusumuz 6 kat artmış, öğretmen
sayımız 40 kat artmış, öğrenci sayımız 41 kat artmış, okul sayımız 15
kat armış ve kefen bezi ithal eden Türkiye, tekstilde dünyaya meydan
okuyan bir Türkiye haline gelmiş. Bu, cumhuriyetin eseridir, bu,
milletimizin başarısıdır, bu, Türk millî eğitiminin başarısıdır.
Değerli arkadaşlarım, öğretmenlerimizin ekonomik ve sosyal
sorunlarının, göreve geldiğim günden beri, sözcülüğünü ve
müdafaasını, savunmasını yapıyorum.
BAŞKAN – Sayın Bakanım, 2 dakikanız var efendim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI TURHAN TAYAN (Devamla) – Konuşan
arkadaşlarım konuya temas ettiler. Özellikle, eğitim-öğretim tazminat
tavanının yükseltilmesine, ekders ücretlerinin artırılmasına, ekgösterge
verilmesine ve her yıl için üç ay fiilî hizmet zammının tanınmasına dair
yasa teklifleri Meclis Başkanlığına verilmiştir, önümüzdeki günlerde
komisyonlarda görüşülecektir. Bu 4 önemli yasa teklifinin, Genel
Kurulumuzda tüm partilerin desteğine mazhar olacağına inanıyorum ve
bunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi tatile girmeden çıkarılmasında
büyük faydalar mülahaza ediyorum. Bu konuda, şimdiden tüm partilere
ve parti gruplarına teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, sekiz yıllık temeleğitim konusu, bizim, üzerinde
hassasiyetle durduğumuz bir konudur. Biz, sekiz yıllık temeleğitime
ideolojik bir açıdan bakmıyoruz. Sekiz yıllık temeleğitim, bir pedagojik
olaydır, bir bilimsel olaydır, bir çağdaş olaydır. Bunu, bir bütün olarak
mutlaka gerçekleştireceğiz ve bu Meclisin büyük başarısı olacaktır.
(DYP ve DSP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, konuşmacı arkadaşlarımız, özellikle bütçe
rakamları üzerinde fazla bir şey söylemediler; ancak, 1995 ödeneklerine
göre personel giderlerinde yüzde 78, diğer cari giderlerde yüzde 113,
yatırımlarda -dikkatinizi çekiyorum- yüzde 177'lik bir artış
sağlanmıştır; toplam, yüzde 88'lik bir artış sağlanmıştır. Kâfi midir;
elbette kâfi değildir; ancak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım, konuşma süreniz bitti
efendim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI TURHAN TAYAN (Devamla) – ...bunlar,
hep beraber değerlendireceğimiz konulardır.
Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Bakanım, kusura bakmayın, süre uzatmıyoruz, özür
dilerim, böyle bir ilke kararını aldık.
Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Sayın Kültür Bakanı, buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Bakan, sizin de süreniz 10 dakikadır.
KÜLTÜR BAKANI AGÂH OKTAY GÜNER (Ankara) – Sayın Başkan,
Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kültür Bakanlığı bütçesi sebebiyle huzurunuzda söz alarak, Bakanlığın
önemini belirten, Bakanlığa ayrılmış olan maddî kaynakların, bütçe
kaynaklarının yetersizliğini ifade eden arkadaşlarımın hassasiyetlerine
teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, huzurunuzda, şu 10 dakika içerisinde, dağlar gibi
meseleleri kuşbakışı olsun bile ifade etme imkânım yoktur; ancak,
birtakım vesilelerle, bütün bu ciddî konuları huzurunuza getirmeyi
sorumluluk ahlakımın bir gereği olarak bildiğimi ifade etmek istiyorum.
1980 öncesinden bahsedildi. 1980 öncesinin zabıtlarını o değerli
arkadaşım dikkatle okursa, bizim, bu Meclis kürsüsünde 5 saat 5 dakika
süren bir bütçe tenkidi vesilesiyle yapmış olduğumuz konuşmada "eğer
bu çatının tepemize yıkılmasını istemiyorsak, Türkiye'nin
demokrasiyle idare edildiğini, idare edilebileceğini öncelikle göstermek
zorundayız" dediğimi hatırlarlar. Biz, bütün ömrümüz boyunca, sadece
demokrasiyi ve bu memlekette yaşayan insanların kendi mukaddesleri,
kendi insan haysiyetleri ve kendi kimlikleriyle yaşamasını savunduk;
bunu savunmaya devam edeceğiz.
Türkiye Cumhuriyet Devleti, bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde
anayasa vardır ve kanunlar vardır. Kültür Bakanlığının görevi,
sorumluluğu, yetkisi, Kültür Bakanlığına vücut veren Kanun Hükmünde
Kararnameyle tayin edilmiştir. Şimdi, huzurunuzda, Kültür
Bakanlığının İslam-Türk senteziyle idare edildiği ifade ediliyor. Tabiî,
biz, bu tip büyük günahları ömür boyu taşıdık ve bunlarla hep iftihar
ettik. (ANAP, DYP ve RP sıralarından alkışlar)
Allah'a bin şükür, Türküz, Müslümanız. Ömrümüzün bir tek endişesi
var, son nefesimizi bir mümin haysiyetiyle teslim etmek (ANAP, DYP ve
RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) ve çok açık söylüyorum;
Allah'ın "Emrolunduğun üzere hareket et" büyük ilahî hitabıyla, o
toprağa, şerefle, haysiyetle girmek... Onun için, biz, devleti hep koruduk.
Günlerden beri tezvirat yapılıyor. Ben, Plan ve Bütçe Komisyonunda hiç
kimseyle uğraşmadım; sadece, değerli milletvekillerinin sorduğu
sorulara cevap verdim. Acı bir tablo ortaya çıktı: Kültür Bakanlığı,
hukuk zemininden çıkmış, keyfî, yasal olmayan politikalarla "evrensel
kültür" adı altında, kendi kültür gayesinden ve varlık sebebinden
uzaklaşmıştır. Dünyanın neresinde evrensel kültür var?.. Bırakalım bu
palavraları, akademik gerçekleri görelim.
Değerli arkadaşlarım, bütün dünyada millî kültür var ve millî kimlik var.
Fransa Hükümeti, millî gelirinin yüzde 4'ünü burs olarak tahsis ediyor;
Anglosakson kültürüne karşı Latin kültürünü koruyabilmek için.
Evrensel değerler ayrı, evrensel kültür ayrı; evrensel değerlerde biriz...
(ANAP, DYP ve RP sıralarından alkışlar) Ama, evrensel kültür!.. Yok
böyle bir mesele. Siz, millî kültürü inkâr ederek, millî kültür yoktur
diyerek hiçbir yere varamazsınız. Millî kültürümüze sahip olacağız.
ERCAN KARAKAŞ (İstanbul) – İnkâr eden yok.
KÜLTÜR BAKANI AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Çok güzel
ifade edildi; dilimiz perişan... Bu kürsüden, ben, 1980 öncesinde de
söyledim; Atatürkçü nesiller yetiştiriyoruz dediniz, Atatürk'ün Nutkunu
anlamaktan aciz nesiller yetiştirdiniz! (ANAP, DYP ve RP sıralarından
"Bravo" sesleri alkışlar)
İBRAHİM HALİL ÇELİK (Şanlıurfa) – Lügat kullanıyorlar.
KÜLTÜR BAKANI AGÂH OKTAY GÜNER (Devamla) – Bir tek bu
memlekette, aydınlar, millî klasiklerini okuyup, anlayamıyor. O çok
muhterem Batı'yı bana örnek gösteren arkadaşlarım, Paris'e gitsinler,
görsünler "Racine" oynadığı zaman, Paris'teki tiyatro doluyor. Ben,
Fuzulî'nin, geçtim Fuzulî'den, geçtim Akif'ten, geçtim Tevfik Fikret'ten,
arkadaşlarım, Mustafa Kemal'in Nutkundan bahseden bir tiyatro eserini
sahneye koysam, bunun dilini anlayamayan nesiller yetiştirdik! Gelin, bu
utancı hep beraber görelim, gelin bu utançtan hep beraber nasip alalım.
(ANAP, DYP ve RP sıralarından "Bravo" sesleri alkışlar)
Larousse'u açınız, Pety Rober'i açınız, Webster'i açınız; hepsindeki
kelimelerin soy kütüğü var. Kelimeleri yıkarak, kelimeleri yok ederek,
bir imparatorluk coğrafyasından süzülmüş gelmiş bir büyük Türkçe'yi,
bir kabile Türkçesi haline getirerek büyük eser vermek mümkün değildir,
büyük tefekküre ulaşmak mümkün değildir.
Benim, mensup olduğum partiye girişime gelince... 1980 öncesinde
politika yaptığım, idam sehpasının gölgesinde imzamı taşıyan her
kararı bir şeref belgesi olarak savunuyorum, dediğim dönemle ilgili
utanacağım hiçbir şey yoktur. (ANAP sıralarından alkışlar) Ben, on
sene politikanın dışında kaldım; politikaya, on sene sonra Anavatan
Partisi saflarında girdim. Girişimin tek hedefi vardı; 141, 142 ve 163
üncü maddelerin kaldırılmış olması.
Değerli arkadaşlarım, dünya çapında bir İslam mütefekkirimiz yok,
dünya çapında bir Marksist yorumcumuz yok. Sovyetler Birliği çözüldü,
Türkiye'deki sosyalistlerin tercüme edeceği kitap kalmadı. Bu fikrî
fukaralıktan kurtulmanın yolu, ilimdir, araştırmadır, ciddiyettir.
Bakınız, benim Bakanlığımın sorumlu olduğu İstanbul'da 119 türbe
var; 19'u açık, 100'ü kapalı; ilim adamı, devlet adamı, kahraman,
evliya, padişah... Bu kimliği ihmal ederek nereye gidiyoruz!..
Gençlerimize dil vermezsek, gençlerimize doğru din vermezsek,
gençlerimize, musikiyi bütün boyutlarıyla açmazsak, tiyatroyu, sporu
getirmezsek, o zaman bu gençler, ya terörün ya uyuşturucunun kurbanı
olur; yekûn Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, dünya üzerinde, alkol
tüketiminde üçüncü sıraya gelen bir memleketin insanları olur. İçkinin
sebebi, esrarın sebebi, terörün sebebi cehalettir ve yobazlıktır. Yobaz
kime derler; kendi doğrusunun dışında doğru olduğuna inanmayan
adama ben yobaz diyorum. (ANAP, DYP ve RP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, hiç kimse merak etmesin; bizim felsefemizde,
"Benim" ve "O" yoktur, "Biz" vardır. Bakanlığım personeli, çalışkan,
dürüst, ver