T.B.M.M.

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 4

 

41 inci Birleşim

20 . 4 . 1996 Cumartesi

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – 1996 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları (1/285, 286) (S. Sayıları : 1, 2)

A) TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI

1. – Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi

a) Tarım Reformu Genel Müdürlüğü

1. – Tarım Reformu Genel Müdürlüğü 1996 Malî Yılı Bütçesi

B) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANLIĞI

1. – Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi

a) Petrol İşleri Genel Müdürlüğü

1. – Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 1996 Malî Yılı Bütçesi

b) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü

1. – Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 1996 Malî Yılı Bütçesi

C) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI

1. – Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi

a) Karayolları Genel Müdürlüğü

1. – Karayolları Genel Müdürlüğü 1996 Malî Yılı Bütçesi

D) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI

1. – Dışişleri Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi

E) ULAŞTIRMA BAKANLIĞI

1. – Ulaştırma Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi

a) Telsiz Genel Müdürlüğü

1. – Telsiz Genel Müdürlüğü 1996 Malî Yılı Bütçesi

F) ORMAN BAKANLIĞI

1. – Orman Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi

a) Orman Genel Müdürlüğü

1. – Orman Genel Müdürlüğü 1996 Malî Yılı Bütçesi

G) TURİZM BAKANLIĞI

1. – Turizm Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi

H) SAĞLIK BAKANLIĞI

1. – Sağlık Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi

a) Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü

1. – Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 1996 Malî Yılı Bütçesi

IV. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. – Malatya Milletvekili Oğuzhan Asiltürk’ün, Ankara Milletvekili Ali Dinçer’in Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2. – Zonguldak Milletvekili Mümtaz Soysal’ın, Malatya Milletvekili Oğuzhan Asiltürk’ün Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 10.00’da açılarak üç oturum yaptı.

Birinci ve İkinci Oturum

Rusya Federasyonuna gidecek olan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı H. Hüsnü Doğan’a, dönüşüne kadar; Devlet Bakanı Rüşdü Saracoglu’nun,

Romanya’ya gidecek olan :

Devlet Bakanı Yaman Törüner’e, dönüşüne kadar; Adalet Bakanı Mehmet Ağar’ın,

Dışişleri Bakanı Emre Gönensay’a, dönüşüne kadar; Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nahit Menteşe’nin,

Vekâlet etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Ölüm cezasına hükümlü :

Taner Keleşoğlu ile Murat Katrağ haklarındaki dava dosyalarının geri verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkereleri okundu; Adalet Komisyonunda bulunan dosyaların Hükümete geri verildiği açıklandı.

Konya Milletvekili Mehmet keçeciler’in :

(2/669), (2/762), (2/1251), (2/1252), (2/1253), (2/1254) ve (2/1349) esas numaralı kanun tekliflerini geri çektiğine ilişkin önergesi okundu; ilgili komisyonlarda bulunan kanun tekliflerinin geri verildiği açıklandı.

1996 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarılarının (1/285, 1/286) (S. Sayıları : 1, 2) görüşmelerine devam olunarak;

Vakıflar Genel Müdürlüğü,

Diyanet İşleri Başkanlığı,

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü,

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü,

Adalet Bakanlığı,

Yargıtay Başkanlığı,

Çevre Bakanlığı,

1996 malî yılı bütçeleri kabul edildi.

Millî Savunma Bakanlığı,

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,

1996 malî yılı bütçeleri üzerindeki görüşmelere devam edildi.

H. Uluç Gürkan

Başkanvekili

Salih Kapusuz M. Fatih Atay

Kayseri Aydın

Kâtip Üye Kâtip Üye

Üçüncü Oturum

1996 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarılarının (1/285, 1/286) (S. Sayıları : 1, 2) görüşmelerine devam olunarak;

Millî Savunma Bakanlığı,

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,

İçişleri Bakanlığı,

Emniyet Genel Müdürlüğü,

Jandarma Genel Komutanlığı,

Sahil Güvenlik Komutanlığı,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,

1996 malî yılı bütçeleri kabul edildi.

Cenevre’de yapılan 82 nci Uluslararası Çalışma Konferansında kabul edilen 176 sayılı Sözleşme ve 81 sayılı İş Teftişi Hakkında Sözleşmenin genişletilmesini öngören Ek Protokolle ilgili olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından, bütçe müzakereleri sırasında, TBMM’ne bilgi sunulacağına ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası gereğince, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Emin Kul, tezkere eki üzerinde, Genel Kurula bilgi verdi.

20 Nisan 1996 Cumartesi günü saat 10.00’da toplanmak üzere, Birleşime 23.51’de son verildi.

Kamer Genç

Başkanvekili

Ünal Yaşar M. Fatih Atay

Gaziantep Aydın

Kâtip Üye Kâtip Üye

 

 

II. – GELEN KÂĞITLAR

20 . 4 . 1996 CUMARTESİ

Sözlü Soru Önergeleri

1. – İzmir Milletvekili Metin Öney’in ilaçtan alınan KDV’nin kaldırılmasına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/56) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.4.1996)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – İzmir Milletvekili Hakan Tartan’ın, bekçilerin ekonomik ve sosyal durumlarının iyileştirilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/631) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.4.1996)

2. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, bozulan otoyollar için alınacak tedbirlere ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/632) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.4.1996)

3. – Rize Milletvekili Şevki Yılmaz’ın, Rize-Çayeli Madenli Beldesinde işletilmekte olan madene ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/633) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.4.1996)

4. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, polislerin çalışma saatlerine ve ücretlerinin iyileştirilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/634) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.4.1996)

5. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Kırıkkale İline bağlı köylerin yollarına, içme sularına ve kanalizasyon çalışmalarına ilişkin Devlet Bakanından yazılı soru önergesi (7/635) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.4.1996)

6. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, gıda imalathanelerinin ruhsatlandırılması ve denetimine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/636) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.4.1996)

7. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, gıda imalathanelerinin ruhsatlandırılması ve denetimine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/637) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.4.1996)

8. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Belediye Zabıtalarına silah taşıma izni verilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/638) (Başkanlığa geliş tarihi : 18.4.1996)

Meclis Araştırması Önergesi

1. – Aydın Milletvekili Ali Rıza Gönül ve 49 arkadaşının, Refah Partisinin Süleyman Mercümek ile bağlantılarının ve maddî ilişkilerinin araştırılarak iddia edilen hukuk dışı malî kaynaklarının tespiti amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/63) (Başkanlığa geliş tarihi : 17.4.1996)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 10.00

BAŞKAN: Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU

KÂTİP ÜYELER: Kâzım ÜSTÜNER (Burdur), Zeki ERGEZEN (Bitlis)

BAŞKAN – Çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ediyor; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41 inci Birleşimini açıyorum.

III. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. – 1996 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları (1/285, 286) (S. Sayıları : 1, 2) (1)

A) TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI

1. – Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi

a) Tarım Reformu Genel Müdürlüğü

1. – Tarım Reformu Genel Müdürlüğü 1996 Malî Yılı Bütçesi

B) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANLIĞI

1. – Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 1996 Malî Yılı Bütçesi

a) Petrol İşleri Genel Müdürlüğü

1. – Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 1996 Malî Yılı Bütçesi

b) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü

1. – Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 1996 Malî Yılı Bütçesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 1996 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz. Daha önce alınan karar gereğince, turlar biçiminde görüşülen bütçenin, dokuzuncu turunun müzakerelerine başlıyoruz.

Sayın Komisyon ve Sayın Hükümet hazır.

Sayın milletvekilleri, dokuzuncu turda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı ve bu bakanlıklara bağlı kuruluşların bütçeleri yer almaktadır.

Dokuzuncu turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Dokuzuncu turda söz alan sayın grup temsilcileri: Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Mete Bülgün, Sayın Hayrettin Uzun; Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Evren Bulut, Sayın Mehmet Ali Yavuz; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Ahmet Küçük, Sayın Metin Arifağaoğlu; Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Turan Bilge, Sayın Osman Kılıç; Refah Partisi Grubu adına, Sayın Latif Öztek, Sayın Cemal Külahlı.

Bu turda, şahısları adına; lehinde, Samsun Milletvekili Sayın Ahmet Demircan; aleyhinde, Sayın Hanefi Çelik, Sayın Ayhan Fırat, Sayın Nezir Büyükcengiz.

Birinci sırada, Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Mete Bülgün; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

Şimdi, iki çok değerli üye arkadaşımız konuşacaksınız; aranızda görüştünüz mü, sürenizi yarı yarıya mı kullanacaksınız?

(1) 1, 2 S. Sayılı Basmayazı 17.4.1996 tarihli 38 inci Birleşim Tutanağına eklidir.

METE BÜLGÜN (Çankırı) – 10'ar dakika kullanacağız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki... 10 dakikalık sürenizin bitimine 2 dakika kala sizi uyaracağım; ama, sözümü kesmeyin derseniz, tam 10 dakika bitince sözünüzü zaten makine kesecek.

METE BÜLGÜN (Çankırı) – 1 dakika da ek süre istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ANAP GRUBU ADINA METE BÜLGÜN (Çankırı) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 1996 yılı Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı bütçesiyle ilgili olarak, bütçenin lehinde konuşmak üzere, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlarken Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığımız, 3 katrilyon 568 trilyon konsolide bütçe tutarından, ancak 22 trilyon 924 milyar 502 milyon lira pay almaktadır. Konsolide bütçenin binde 64'ü olan bu miktar bütçe imkânıyla, Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısı olan köylümüze hizmet götürmeye çalışmaktadır. Bu rakamların, sizlerin de takdir edeceği gibi, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının bütçesi için yetersiz olduğunu söylemek zorundayım. Yine, 22 trilyon 924 milyar 502 milyon liralık Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı bütçesinin yüzde 73'ü personel harcamalarına, binde 40'lık bölümü transfer harcamalarına, binde 28'lik bölümü dış proje giderlerine harcanmaktadır. Bütçenin ancak yüzde 20'lik bölümü, Bakanlığın ana hizmetleri olan tarımın korunması, geliştirilmesi ve araştırılması hizmetlerine ayrılmıştır. Bir an önce tarımda yeniden yapılanmayı gerçekleştirmesi gereken Bakanlığın bütçesinin küçüklüğünün üzerinde durulmasını, Yüce Heyetinizin dikkatine sunmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, son yıllarda, tarım sektöründe kendisinden en fazla söz edilen, ancak popülist politikalar dışında radikal hiçbir tedbir alınmayarak, perişan bir hale sokulmuş bulunan hayvancılık sektöründen söz etmek istiyorum.

Ülkemiz doğal şartları itibariyle hayvancılığa müsait olup, hayvancılık, ülkemiz ekonomisinde de önemli bir yer tutmaktadır. Diğer yandan, gerek millî ekonomiye katkısı gerekse ulusal gelir, istihdam, dışticaret, tarıma bağlı ve tarıma dayalı sanayileri destekleme ve tüketim harcamalarındaki payıyla ve stratejik temel ihtiyaç maddeleri üreten bir sektör olarak hayvancılık, özel olarak ilgi gerektiren bir tarımsal alandır.

Sağlıklı toplumların oluşumunda beslenme önemli bir yer alır. Beslenmenin en önemli yapıtaşı ise, hayvansal proteindir. Son yirmibeş yıllık dönemde fert başına et tüketimi 15,2 kilogramdan 24,5 kilograma; süt ve mamülleri tüketimi 106 kilogramdan 170 kilograma; yumurta tüketimi de 2,3 kilogramdan 7 kilograma yükselmiştir.

Bu sektörde verimliliğin artırılması için, planlı dönemlerde ıslah çalışmaları hızlandırılmaya çalışılmıştır. Bugüne kadar bu çalışmaların tamamına yakını devlet tarafından yürütülmüştür; ancak, arzu edilen seviyede başarıldığını söyleyemesek de, bu çalışmalar sonucunda, 1973 yılında saf ve melez genotiplerin sığır varlığının içinde yüzde 9,42 olan oranı; 1983 yılında yüzde 25,43; 1987 yılında yüzde 32,7'ye ulaşmış; son yıllarda ise, yüzde 40'ları aşmıştır. Verimlilik açısından incelendiğinde, 1974 yılında 60 kilogram olan karkas ağırlığı, 1994 yılında 170 kilograma çıkmıştır. 1974 yılında birim başına yılda 580 litre olan süt üretimi, 1994 yılında 1 600 litreye çıkmıştır. Bir gelişme olduğu inkâr edilemez; ancak, 5 bin litre olan Avrupa ortalaması hatırlanınca, hayvan başına elde edilen verim düzeylerinin, hâlâ yetersiz olduğu görülür.

Ülkemizde, 3,6 milyon tarım işletmesinin yüzde 86'sında, bitkisel ve hayvansal üretim, birlikte, karma şeklinde yapılmaktadır. Sadece, hayvancılık yapılan işletme sayısının oranı ise, yüzde 3'tür. İşletmelerin çoğu, rasyonel olmayan bir büyüklük arz etmekte, çoğunluğu, 1 ilâ 9 büyükbaş hayvana sahip işletmeler oluşturmaktadır. Bu nedenle, çok küçük kapasiteli ve ekstansif çalışan bu işletmelerde, üretimin ekonomik verimlilik seviyelerine ulaştırılması mümkün olmamaktadır.

İşletme büyüklüğü yanında, ülkemiz hayvancılığında, hayvancılıkta belirleyici unsur olan bazı sorunlar mevcuttur. Bu sorunları, yem, ıslah, sağlık, örgütlenme, pazar ve fiyat politikaları başlıkları altında toplamak mümkündür. Bu konu başlıklarıyla özetlenmeye çalışılan, girdiden fiyata kadar, hayvancılıkla ilgili her türlü faaliyetlerde, Tarım Bakanlığımızın, ikibuçuk yıldan beri Bakanlar Kuruluna sevk ettiği 5 kararname bulunmaktadır. Temennim, bu kararnameler ile TİGEM'e ait çiftlikler ve Bakanlık bünyesindeki üretme istasyonlarının özelleştirilmesi veya ortak kullanımına cevaz veren kararnamelerin bu yıl içerisinde çıkarılarak, hayvansal faaliyetlerin hızlandırılmasına bir ivme kazandırılmasıdır.

Yüce Mecliste iki kez, basın ve medyada defalarca dile getirdiğimiz ve ülkemizin millî bir problemi haline gelmiş bulunan iki önemli hususu, yeniden, Yüce Meclisin huzurunda dikkatlerinize sunuyorum.

Ülkemizde, ilk olarak, 1992 yılında ortaya çıkan ve iki ayda söndürülen sığır vebası hastalığı, maalesef, 1993 yılında yeniden, yurda kaçak girişine göz yumulan Pakistan ve İran orijinli hayvanlar vasıtasıyla ortaya çıkmış olup, o tarihten beri yapılan mücadelenin gayri ciddî olması ve üretilen aşılardan netice alınmamış olması nedeniyle, veba, maalesef, söndürülememiştir. Bu hastalığın dört yıldır söndürülememesinin en büyük nedeni, üretilen aşıların çalışmamasıdır. Bunun da sebebi, aşı üretiminde tecrübe kazanmış personelin, partizanca yapılan tayinlerle, rasgele tayin edilmesidir.

Veba, mücadelesi çok kolay olan bir hastalıktır, şap virüsü gibi alt grupları yoktur; ama, eğer, etkin tedbirlerle hızla ortadan kaldırılmazsa, kronikleşir ve aynen grip gibi kalıcı bir hale gelir; korkarım ki, Türkiye, bir yıl içerisinde bu noktaya gelebilir.

Hiçbir zaman felaket tellalı olmadım; ama, konunun içerisinden gelen bir teknisyen olarak, veba probleminin boyutlarını çok iyi biliyor ve yakın gelecekte nelerin olacağını az çok görüyorum ve yine, bir teknisyen olarak, Sayın Tarım Bakanına öneriyorum: Sığır vebasını ortadan kaldırabilmeniz için, aşağıdaki tedbirlerin kesinlikle uygulanması gerekmektedir:

1. Canlı hayvan sınır ticareti yasak olmasına rağmen, sınır illeri valilerinin, insanî nedenlerle, komşu ülkelerden, özellikle vebanın odak noktası haline gelmiş İran'dan, kaçak hayvan girişine göz yummalarına mani olunmalıdır.

2. Kesinlikle, Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununun 2678 sayılı Kanunla değişik, veba ile ilgili hükümleri çok ciddî bir şekilde uygulanmalıdır.

3. En önemlisi, 1992 yılında, Tarım Bakanlığı aşı üretim merkezlerinde çalışan teknisyenler, mutlaka, aynı görevlere geri getirilmelidir. Zira, şu anda, aşı üretim merkezleri ehil olmayan insanların elindedir. Sayın Koruma Kontrol Genel Müdürünün çok iyi bildiği gibi, şu anda, üretilen veba aşısı etkili olmamaktadır.

Son günlerde, ülkemiz hayvancılığında, hiç yoktan sebeplerle ortaya çıkmış bir ekonomik deprem yaşanmaktadır. "Deli dana" adı altında, 21 Mart 1996 tarihinde basında yer alan sansasyonel haberlerle ilgili olarak, Tarım Bakanlığı tarafından, halkımıza yeterli ve doğru açıklamalar zamanında yapılmamış ve buna mukabil, görev alanına girmediği halde, Sağlık Bakanının, halkımıza "et yemeyin, tavuk yiyin" diye beyanat vermesine, Tarım Bakanlığı hiç tepki göstermemiş ve yine, Sağlık Bakanının "İngiltere'den gelen 40 ton et turistlere yedirilmiş" diyerek, aynı zamanda, turizme darbe vurmasına, Tarım Bakanlığımız yine seyirci kalarak, tüm besicilerin, et sanayicilerinin ve turizmin mağduriyetine sebep olmuştur. Zaten, can çekişen hayvancılığımız, sorumsuz Sağlık Bakanının, talihsiz beyanatıyla yıkılmış; buna mukabil de, Tarım Bakanlığı, çiftçisini çaresizliğe terketmiştir. Besicilerin cinnet getirmesine sebep olan, turizm alanında ciddî boyutlarda rezervasyon iptaline neden olan Sağlık Bakanının, koltuğunu, halen muhafaza etmesi ibret vericidir. "Bir deli, bir kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış" atasözü, Türk besicisinin, halen içinde bulunduğu durumu açık olarak ifade etmektedir. Halkımız, et yemekten korkuyor, bunun sonucunda, besici, hayvanını satamıyor ve maalesef, Tarım Bakanlığı, halkımızın, bu korkusunu giderecek bir kampanya faaliyetini halen başlatmamıştır. Gündemi, Sağlık Bakanına terk eden Tarım Bakanımız, bu tutumuyla, besicilerimizi bu sene için sefalete mahkûm etti.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI İSMET ATTİLA (Afyon) – Yok öyle bir şey!.. Laf bu!..

METE BÜLGÜN (Devamla) – Sefalet içinde kalan bu insanlar, kimden ve neden medet umacaklardır; bunu, açıkça, Tarım Bakanına soruyorum.

Sayın Tarım Bakanımız, geçiminin tamamına yakınını hayvancılıktan sağlayan Orta Anadolunun bir ilinden milletvekili seçilmiştir; ama, maalesef, bu tutumuyla, Sayın Tarım Bakanımız, hangi ilden milletvekili seçildiğini unutmuş gibi görünmektedir.

Senede 365 gün -sabahın köründe ahıra girip gece yarılarına kadar- güvencesiz, sigortasız çalışan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METE BÜLGÜN (Devamla) – Bir dakika rica ediyorum, bağlayacağım sözlerimi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

METE BÜLGÜN (Devamla) – ...çoluk çocuğunun geçimini sağlamak için, iki ineğinin boynuzuna bakan, geçimini sağlamak için başka hiçbir alternatifi olmayan bu insanları, nasıl, daha ne kadar bu sefalete mahkûm edebilirsiniz!..

Kırmızı et tüketimi, Amerika'da kişi başına 70 kiloğram, dünya ülkelerinde ortalama 40 kiloğram, Türkiye'de ise, son veriler 6,5 kiloğramı göstermektedir. Kırmızı et yiyen insanlar, enayi midir?!. Kırmızı et yemeyen, gelişmiş, refah içinde yaşayan toplum var mıdır?!.

Gelişmiş ülkelerde, millî gelirin hayvancılıktan sağlanan kısmı, bitkisel üretimden sağlanan kısmının yüzde 50 ilâ 70 arasıdır, tavukçuluğun payı ise sadece yüzde 5'tir. Avrupa Birliği ülkelerinde verilen sübvansiyonların yüzde 60'ı sığırcılığa dönüktür, tavuk için bir sübvansiyon söz konusu değildir. Avrupa Birliğ ülkeleri cahiller midir ki, sığırcılığa bu kadar önem verip yardım ediyorlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, bu durumda bütçeyi gece yarısına kadar bitiremem ki; rica ediyorum Sayın Bülgün.

METE BÜLGÜN (Devamla) – Bağlıyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Bülgün, lütfen, lütfen; teşekkür edin.

METE BÜLGÜN (Devamla) – Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben zatı âlinize teşekkür ediyorum.

Bunu, bir gündemdışı konuşmayla ileride telafi ederiz efendim.

Sayın Uzun, bakiye 10 dakikanızı tamamlamak üzere buyurun efendim.

ANAP GRUBU ADINA HAYRETTİN UZUN (Kocaeli) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşmaya başlamadan önce, saygılarımı sunuyorum ve 10 dakikalık bu süreyi iyi değerlendirmek istiyorum. Enerji konusunu 10 dakika içinde konuşabilmek de, son derece zordur.

Özetle söylemek gerekirse, enerjide geçen dönemden bir açık meydana gelmiştir; hesaplara göre 5 milyar dolarlık eksik yatırım bulunmaktadır ve bu açığı kapatmak için -geleceğin karanlıkta kalmaması açısından- yılda en az 2 milyar dolarlık bir yatırım gerekmektedir. Ama, her şeyden önce karar verilmesi gereken husus şudur :Enerji yatırımlarını hangi kaynaklardan sağlayacağız ve bu yatırımları kimler yapacak?.. Uzun süredir devam eden imtiyaz tartışmaları ile, enerjinin ve ekonominin gerekleriyle, hukukun ihtiyaçlarını çatıştırmamak gerekir; bunları bir anlamda bağdaştırmak gerekir. Fatih, İstanbul'a girerken, papazlar "melekler dişi mi erkek mi" diye tartışıyorlardı; biz de, Türkiye karanlığa doğru hızla yol alırken "enerji yatırımlarında özel teşebbüsün yatırım yapması, imtiyaz mıdır değil midir" tartışmaları içerisinde, karanlığa doğru yol almayalım.

Bunun yanında, enerji konularını konuşurken, Türkiye'nin içinde bulunduğu bölge ve konumu itibariyle, Türkiye'nin dış politikasını da konuşmak gerekir; konuyu, bundan ayrı düşünmek mümkün değildir. Şu anda, stratejik konumu ve enerji konularında enerji köprüsü olma durumunda olan Türkiye'nin, bunu iyi değerlendirmesi gerekir. Bugüne kadar uygulanan politikalarda, bunun öneminin yeterince kavranamadığı ve tam olarak algılanamadığı ve bundan yararlanılmadığı anlaşılmaktadır. 53 üncü Hükümetin, enerji politikalarını yeniden değerlendirerek ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına, bölgenin ihtiyaçlarına, bölgede meydana gelen Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının devam edip etmemesinin buna bağlı olduğunu bilerek, uygun politikaları geliştirmeleri gerekir.

Sayın Başbakanımız, iki gün önce bu Meclis kürsüsünden konuşurken, “kararların, bilhassa, Türkiye için önemli kararların bazı bürokratlarca alındığını ve 53 üncü Hükümetin, bundan böyle kararlarını kendi alacağını, siyasîlerin kararlarına hâkim olacağını ve yanlış kararların yanlış yerlerde alınmayacağını ve bunun için gerekli olanın yapılacağını” belirtmişti. O dönem içerisinde, Türkiye'de petrol politikası yürütülürken, maalesef, Sayın Başbakanın söylediği gibi olmuştur; devletin kurumları ve devletin siyasî mekanizmaları devre dışı bırakılmış, birimler dışında oluşturulmuş, dar, küçük bir grupla Türkiye'nin politikası yanlış yönlendirilmiş ve yanlış noktalara vardırılmıştır.

Değerli Parlamenterimiz Sayın Hikmet Uluğbay tarafından yazılmış güzel bir kitap var. Bu kitabın, sadece son kısmını okumak bile hepimize belli bir fikir verir; o günkü ve bugünkü Türkiye'yi yönetenlerin, yanlış adamların yanlış neler yaptıklarını görmek açısından önemli, o bakımdan.

“Kuveyt ve Katar gibi çölden ibaret iki kaza yüzünden, İngiltere ile ihtilaf çıkarmayınız. Bu ehemmiyetsiz topraklardan ne gibi faydamız olabilir. Kuveyt ve Katar'ı, İngiltere'ye bırakmaya ve zengin Irak Vilayetimizle uğraşmaya karar verdim" diyor Sadrazam Mahmut Şevket Paşa (11 Mart 1913). Aynı dönemde ise "bizim nihaî politikamız, donanmamızın akaryakıt ihtiyacını karşılamada, bu maddenin bağımsız üreticisi ve petrol sahalarının sahibi olmaktır" diyor İngiltere Donanma Bakanı Churchill (17 Temmuz 1913). Yine, aynı tarihlerde "şimdi, Kürdistan'ın ünlü petrol yatakları nedeniyle, yabancı entrikalar başladığı için, kuşkusuz, ciddî sorunlar çıkabilir. İngilizler, her halde, Kürdistan'ı denetimleri altına alabilmek için, Kürtleri Türklere karşı kullanmak isteyeceklerdir" diyor Amerikalı Amiral Bristol(1922). Yine, İngiliz Kabine toplantısının bir tutanağını okuyorum: "Türklerle sorun başladığında, Araplarla dost olacaksın" deniliyor.

Bütün bunlara baktığınız zaman, o günden bugüne, Türk dış politikasının benzer yanlışlıklarla götürüldüğünün örneğini, yine, 2 Mayıs 1995 tarihli bir tutanakta, Amerikalı bir yetkili, Türk Dışişleri yetkilisine şöyle diyor "Peki, Gürcistan üzerinden Bakü-Ceyhan'a destek vermeyi Türkiye lehine açıklarsak, uygun olur mu?" ve Dışişleri yetkilimiz de, "Gürcistan üzerinden Ceyhan'a gidecek hatta işaret etmeyiniz, onu şu anda telaffuz etmeyiniz; Bakü-Supsa'ya desteğinizi açıklayınız" diyor; yani, Türk projesinin aleyhinde olan bir projeye desteği, Amerika'nın Türkiye'ye vereceği desteği önleyici, -bırakın Türkiye'yi, Türk kamuoyunu- Amerika yönetimini de yanıltıcı bir beyanla, Türkiye'nin aleyhine bir sonucun doğmasına yol açılıyor.

Bir yıl boyunca, Türk kamuoyu, yabancı bir firma tarafından geliştirilen bir yanlış projenin peşinde koşturulmuştur, Türk tezi haline getirilmiştir. Türkiye'nin hedefi, petrolün Akdenize taşınmasıyken, Karadenizi hedefleyen bir boru hattına destek verilmiştir; Allah'a çok şükür ki, mâni olunmuştur; yoksa, üste de 250 milyon dolar para verilip, bu projenin yerine getirilmesi sağlanacaktı.

Bu dönem içerisinde baktığımız zaman, gerçekten, çok büyük yanlışlıklar yapılmıştır. 19 Şubatta, “Türk teklifi” diye sunulan teklif, konsorsiyum tarafından reddedilmiştir; son derece basit olan üç şartı kabul etmedikleri için reddetmişlerdir. Bunun karşılığında, yine, devleti yönetenlerin, siyasîlerin -yeni hükümet kurulmakta olduğu dönemde- kimsenin haberi olmadan, yine bir bürokrat, 29 Şubatta bir mektup yazıyor "8 Marta kadar cevap vermezseniz, teklifimiz geri çekilmiş sayılır" diyor; fakat, tatmin olmuyor, 4 Martta, tekrar bir mektup daha yazıyor "eğer, bizimle, önkoşulsuz görüşmeye hazırsanız, gelin görüşelim" diyor. Böyle şey olur mu? Önce, teklifler, şartlar sunuyorsunuz, şartlarınız reddedilince “önkoşulsuz görüşelim” diyorsunuz!.. Bir yıl içerisinde, Türkiye'nin prestiji, bölgede, dünya petrol camiasında Türkiye petrol şirketlerinin, TPAO ve BOTAŞ'ın prestijleri büyük oranda sarsılmıştır.

Rus tezine karşı olan şirket tezleri, Türk tezi gibi yutturularak, ortada bir Türk-Rus rekabeti varmış gibi, Türk-Rus ilişkilerinin gerginleşmesine yol açılmıştır. Türkiye, bu dönem içerisinde, bütün komşularıyla kavga eder hale getirilmiştir.

Şimdi, 53 üncü Hükümetin Başbakanı, bölge ülkelerine, barış çağrısı yapıyor, bozulmuş ilişkilerin, benzer şekilde onarılması gerekiyor.

Benzer yanlışlıklar, şimdi enerji tercihlerinde oluyor. Dediğimiz gibi, Türkiye, nükleer enerji mi kullanacak, hidrolik enerjiden mi yararlanacak, termik enerjiden mi yararlanacak, yoksa doğalgaza dayalı santrallarla mı götürecek, ki, doğalgazın yaygın kullanımı 1987'de başlamıştır ve bırakın şehirleri, ilçelerde, hatta köylerde talep edilir hale gelmiştir. 1987'de başlayan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzun, kusura bakmayın, çok kısa, ancak 1 dakikalık bir süre verebileceğim. Toparlar mısınız...

HAYRETTİN UZUN (Devamlı) – Bağlıyorum Sayın Başkan, çok önemli, teşekkür ederim.

Evet, Türkiye'nin 2010 yılına doğru 35-40 milyar metreküp gaza ihtiyacı vardır; şu anda, ise 9 milyar metreküp, uzun vadeli kontratlara bağlı gaz anlaşması vardır. Türkiye, bu gaz ihtiyacını tek kaynaktan değil, çeşitli kaynaklardan sağlamalıdır ve bununla ilgili anlaşmalar yapılmıştır. Bu yapılan anlaşmaların gereğinin yerine getirilmesi lazımdır. İran ile yapılan 9 milyar metreküplük bir anlaşma vardır; ama, bu da, yine, benzer şekilde, belirli kesimlerce engellenmeye çalışılmaktadır. Türkiye, İran ile olan siyasî ilişkilerini düzeltsin; çünkü, Türkiye'nin bu doğalgaza ihtiyacı vardır. Ayrıca, bu doğalgaz İran doğalgazı değil, Türkmenistan'ın doğalgazıdır; Türkmenistan İran'a, İran da Türkiye'ye satmaktadır; bu, hem Türkmenistan'ın lehinedir hem de Türkiye'nin lehinedir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (ANAP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum Sayın Uzun.

Sayın milletvekilleri, şimdi Sayın Evren Bulut'u davet edeceğim; ancak, bir hususu belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, sorularımızın takdimi ve cevaplandırılması için, Yüce Kurulun kararıyla belirlenen süre 20 dakikadır. Buna göre, ya sorularınızı alırız, okuturuz, 20 dakika dolunca cevap beklemeden o faslı kapatırız -ki, maslahata uygun olan bu değildir- ya da sorularınızı takdim ederiz, cevaplarını alırız -ki uygun olan budur- ama, bu defa süre yetmeyebilir. Onun için, benim ricam şudur: Arkadaşlarımızın soruları, İçtüzükte de belirlendiği üzere, gerekçesiz, kısa, net olmalı. Şimdi, bazı soruları, biz biliyoruz geçmişten, cevabı tahtında müstetir sorular geliyor; yani, cevabı da içinde var onun. Sadece isimlerinin, işte, falan sayın milletvekili soru önergesi verdi dedirtmenin bence bir anlamı yok; politik anlamı da yok. (Alkışlar) Yani, hem soru sahibi olduğu bilinmeli hem de hükümete, bu noktada, hangi suali yönelttiği bilinmelidir. Ee, onun da zamana ihtiyacı var; birbirimizin hukukuna saygı göstermek suretiyle, çok kısa, çok önemli, çok mübrem gördüğünüz iki soruyu, üç soruyu kısaca sorarsanız, burada beraber okuruz, zabıtlara geçer, belki, sayın bakanlar cevap verme fırsatı bulurlar; ama, cevap vermez... Tabiî, yazılı cevap verme imkânları her zaman vardır. Ben, rahat bir çalışma ortamı olsun diye istirham ediyorum; yoksa, süre kâfi gelmezse, soru sahiplerinin isimlerini zapta geçiririz, sonra, zabıtları inceleyenlerin kafasında, yahu, bu zat acaba ne sormuştu ki diye bir soru da uyanmasın. Yani, hem sualimiz cevaplanmayacak hem de zabıtları okuyanın kafasındaki sual, o istifham kalıp, devam edip gidecek. (Alkışlar)

Ben, teşekkür ediyorum.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Evren Bulut; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Bulut, uyarmamı ister misiniz efendim?

EVREN BULUT (Edirne) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Süreyi 10 dakika mı kullanacaksınız?

EVREN BULUT – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

DYP GRUBU ADINA EVREN BULUT (Edirne) – Sayın Başkan, sayın üyeler; Doğru Yol Partisi Grubu adına, Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızın bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, tüm Parlamentoyu, arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Türk tarımının, cumhuriyetten bu tarafa bir yere geldiği söylenemez. Burada da, bunları 10 dakikada anlatma imkânımız yoktur; yalnız, gündeme gelen konular ülkede sansasyon oluyor, gündemden düşünce yine unutuluyor.

Şimdi, Türkiye'de hayvancılık, onbeş senedir kan kaybeden bir meseledir; istatistikî bilgiler de önümdedir, ilim adamlarının da önündedir; ama, en önemlisi, bu işten ekmek kazanan çiftçinin onbeş senedir gündemindedir; süt problemi vardır, yem problemi vardır, hayvan sağlığı problemi vardır, veterinerlik konusu tartışılır, sunî tohumculuk oturmamıştır... Avrupa Birliğine gireceğimiz bugünlerde, bakın Tarım ve Köyişleri Bakanlığının -Sayın Bakanımızı burada uyarıyorum- gümrük birliğine hazırlığı var. Bütün ilgili bakanlıklarda gümrük birliği genel müdürlükleri kurulmuş; yalnız Tarım ve Köyişleri Bakanlığında bir teknik daire başkanlığı seviyesinde yürütülüyor. Tarım eski Bakanı Sayın Hüsnü Doğan zamanından beri -ben, o zaman Trakya Birlik Başkanıydım- kendisiyle tohumculuk üzerinde bazı çalışmalarımız olmuştu. Dünyada komünist sistem yıkıldıktan sonra, tarım terk edildi. Türkiye'de de bu yeni sistemden dolayı, tarımın gerekli tedbirleri alınmadı. Ben, hiç olmazsa gelecekte, burada yaptığımız birkaç yasal düzenlemeden istifade edelim diyorum.

Kasım ayında, Doğru Yol Partisinin azınlık hükümeti zamanında bir hayvancılık kararnamesi çıktı ve yürürlüğe girdi; bu, cumhuriyet tarihinin en kropsiyonsuz (croption); yani, çıkan kredinin direkt hayvan sahibine gideceği bir sistemdir. Eğer, bu sistem, eski sistem gibi olup, 3-5 insanın menfaat sağlayacağı bir sistem olsaydı, takip edilirdi; fakat, görüyorum ki, bu sistemi kimse takip etmiyor.

Bu kararnameyle, hayvancılıkla ilgili olarak 18 trilyon lira kredi çıkmış oldu; 9 trilyonu ferdî kredilere, 9 trilyonu da kooperatiflere verilecekti... Bugün, Kars'ta 107 kooperatif kurulmuştur, Edirne'de 16, şurada bu kadar... Bu sisteme sahip çıkmamız lazım. Hayvancılık, 200-300 trilyon kaynak bulunarak ancak iki senede sağlıklı yere gelebilir. Bakın, biz, bunun 2 trilyonunu bir aydır çıkaramıyoruz. Nereye gidecek bu; her ile gidecek, kooperatiflere gidecek. Yani, yalnız süt mamulü satmak, yalnız et satmak çiftçiyi bundan sonra geçindiremez. Mutlaka, orada kendi sistemlerini kuruyor bunlar, bunların bazılarının süt işletme fabrikaları var; ama, görüyoruz ki, ne milletvekilleri ne hükümetler bu sisteme sahip çıkıyor.

Bunun yanında, hayvan soy kütüğü kanunu çıkardık. Türkiye'de hayvan soy kütüğü yok. Bunun yanında, kapılardan...

Aytaç'ın sayın sahibine buradan söylemek istiyorum -kendisi, belki o zaman bu fabrikayı kurmamıştı- Edirne Gümrüğünden, yıllarca, çürük etler girdi, yıllarca, otobüs kanalıyla etler girdi, sağlıksız hayvanlar girdi; ama, şimdi hiçbir şey yokken bir delidana hastalığı çıkarıyor basın; ne ispatı var ne işareti var.

Biz, Edirne'de Dokuzuncu Canlı Hayvan ve Hayvan Ürünleri İhtisas Gümrüğünü kurduk; ama, maalesef, bir senedir bunu uygulamaya geçiremiyoruz. Orada veteriner oluyor, et kontrolü oluyor. Bunun, batıda olduğu gibi bir de doğuda olması lazım. Yani, buradan, ben, delidanayı önlerim, işte, vebayı önlerim diyemezsiniz. Bu sistemleri kurmadığınız müddetçe, dünyada ne rant yapıyorsa, bu sınırlardan girer; eroin gibi girer, silah gibi girer; çünkü, bu insanlar, bunları para kazandığı için yapıyor.

Fazla vaktim yok, benim söylemek istediğim, birincisi Hükümetimize, ikincisi Meclisimize, üçüncüsü de Bakanlığımıza: Buğday fiyatları gündeme geliyor. Geçen sene buğday fiyatları, Türk çiftçisini ve ülkemizi zarara sokmuştur; çünkü, buğday fiyatları ekmeğe yansımamaktadır; buğday fiyatı ayrı bir şeydir, ekmek ayrı bir şeydir. Kişi başına 200 kilo buğday tükettiğimiz kabul edilirse, ülkemizin, insanlarımızın yalnız 12 milyon ton buğday ihtiyacı vardır. 2 milyon ton tohumluk için, 2 milyon ton da yemek için, 16 milyon ton buğday üretmemiz lazım. Geçen seneki rakamlara göre, 18 milyon ton -afakidir bunlar- buğday üretilecekti; bunlar, millî geliri artırmak için senelerdir yüksek tutulan rakamlardır. Esasında geçen sene, 15,5 milyon ton civarında buğday üretilmiştir; yani, ihtiyacımızı karşılamamıştır.

Şimdi bakalım, çiftçi buğdayı 7 bin liraya sattı da, yiyen kaç liraya yedi?.. 1 kilogram undan, 1 kilo 200 gram ekmek olur, yani, suyu havası derken 4 ekmek olur. Demek ki, geçen sene 12 bin liradan olursa, buğday 48 bin liraya gitti; yani, çiftçi 7 bin liraya sattı, tüketici 48 bin liraya aldı. Bu olay, ayrı bir sistemdir; o, fırıncı, bayi, pazar işi; ama, buğday fiyatları bugün 18 bin liradır, kepek 15 bin liradır. Geçen dönem bunlar sanayiciye alınıyordu -devlet politikaları karma ekonomi olduğu için, birlikler, Ofis, malı alıyordu; ithalat ihracat rejimi de böyle değildi- o zaman çiftçi -bugün kepek 15 bin lira olunca- diyordu ki "benimki enayi ürünü, onunki sanayi ürünü." Şimdi iş değişmiştir; şimdi sanayici de mağdur durumdadır; çünkü, bizim, bugün, dört önemli mahsulü desteklememiz lazımdır. Bu sene, Hükümetin pancar politikası yanlıştır; 4 400 liraya kimse pancar ekmez. Bugün 500 milyon dolar, şeker ithalatına vereceksin, 400 milyon dolar, yağ ithalatına vereceksin, 300 milyon dolar, pirinç ithalatına vereceksin ve bu insanlar da, ekipmanlarıyla, tarlalarıyla, her şeyiyle bunu yetiştirmeye hazır olacak... Bu, bir yanlış politika; çünkü, hayvancılığın temelinde, pancar küspesi ve ayçiçeği küspesi vardır. Bu iki hammaddeyi veremediğin zaman, istediğin kadar hayvan kredisi ver, istediğin kadar hayvan besle, bu protein yüksekliğini hiçbir şeyde yakalayamazsın. Onun için de, yem fabrikaları, mermer tozu, vitamin koymuyor, kepekle hallediyor ve hayvancı da, dünyadaki karkas ağırlıklarını yakalayamıyor.

Tarım politikasına gelince; Tarım Bakanlığımızın elinde bir buğday var, bir de çeltik var. Tarım Bakanlığı, bugün bir KİT olmuş; 54 ziraî araştırma kurumu çökmüş. Mutlaka, bunların sayısını 10'a indirip, bazılarını kapatmak lazım. 58 ziraat çiftliği var; bunlar ne iş yapıyor? TİGEM, bugün, tohum yetiştiriyordu. Zirai Donatım, bugün, bir şeye kavuşmamış; bütçeden 7 trilyon lira götürüyor. 2,5 milyon ton kapasiteli kapalı depoları var, duruyor ve Ofis de, buğdayı yere atıyor. Yani, sisteme başlamışız...

Ben, bugün, Tarım Bakanlığının durumuna üzülüyorum; 23 trilyonun 20 trilyona yakını cari giderler... Yalnız süne ilaçlaması için 1 trilyon 200 milyar lira lazımdır. Eğer, sen, hastalıklarla mücadele edemezsen, Türkiye'de alacağın bütün ürünü de değerlendiremezsin. Geçen sene bunların sıkıntısını gördük. Bu sene, Sayın Bakanımız bu konuya öncelik tanıdı. Türkiye'nin çiftçisi, ne hastalıklarla mücadele edecek bilgiye ne de imkâna sahiptir; çünkü, bu mücadelenin çoğu uçakla yapılır. Eğer sen bugün o buğdayı ilaçlamazsan, yarın karşına süneli bir buğday çıkacak; tüccar almayacak, fabrika sahibi almayacak, fırıncı "buğday yayılıyor" diyecek ve bir kaos yaşanacak; ama, işte, bütçeler 3 trilyon lira ile hayvancılığı halledecek, bütün biyo-ilaçlamayı halledecek, mücadeleyi yapacak... Bu mümkün değildir. Bütçelerimizden, buna daha çok kaynak aktarmamız lazımdır.

Sayın Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımız buradayken, şunu söylemek istiyorum: Türk çiftçisini, tarımsal sulamalarda desteklemeliyiz. Dört senedir, Adana'da, Ege'de, Urfa'da, Trakya'da, tarımsal sulama sistemleri kurulmuştur. Geçen sene, bu sulamalar, mazotun onüçte birine yapıldı; yani, 13 milyar liralık mazot yerine 1 milyar liralık elektrik yakılıyordu. Bundan vazgeçildiği görülüyor. Bunlardan büyük şikâyet var. Binlerce pancar motoru çalışıyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EVREN BULUT (Devamla) – Sürem bitti mi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Efendim, gönlümdeki süreniz bitmedi; ben şimdi, onu tamamlayacağım.

Size, 1 dakika daha süre veriyorum; buyurun.

EVREN BULUT (Devamlı) – Şimdi, ben, şunu söylemek istiyorum: Zorunlu tarım sigortasını Hükümet Programına koyduk. Türkiye, açık bir şemsiye; işte, bazen Gaziantep'te, Maraş'ta, Ege'de sel oluyor, dolu oluyor; bazı arkadaşlarımız çıkıyor, “devletin böyle bir kaynağı yok” diyorlar. Hükümetin programında tarım sigortası vardır.

Gübre sübvansiyonunu biz, kasım ayında, yüzde 50'ye çıkardık. Bunun Ziraat Bankası tarafından ödenmesi lazımdır. Bakanımıza da şunu söylüyorum: Eğer, Türkiye'de, tarım politikası desteklenmezse, Türkiye'nin yüzde 44 olan bu nüfusu İstanbul'a hücum edecek, İzmir'e hücum edecek, soyluların da huzuru kaçacak; onun için, bizi destekleyin, biz toprakta kalalım.

Bize yardım edenlere, hepinize, Türk çiftçisi adına teşekkür ediyorum; saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bulut, teşekkür ediyorum.

METE BÜLGÜN (Çankırı) – Sayın Başkan, Sayın Milletvekili, firmamın ismiyle bana hitap etti; çok kısa bir cevap verme zarureti hâsıl olmuştur.

BAŞKAN – Efendim, yerinizden buyurun; lütfen iki cümleyle...

METE BÜLGÜN (Çankırı) – Firmam Aytaç, ithalata kökten karşıdır; bunun için yatırım yapmıştır; 116 milyon dolarlık hayvancılık yatırımı yapmıştır; ithalata kökten karşıdır; ama, bu ithalat, hükümet politikasıdır; durması için de her türlü çabayı gösteriyorum; burada da gösteriyorum, sosyal hayatta da gösteriyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bülgün.

Şimdi, siyasî literatürümüze bir de “kökten karşıcılık” girdi.

Efendim, bakiye süreyi tamamlamak üzere, Sayın Mehmet Ali Yavuz; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA MEHMET ALİ YAVUZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına, Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum.

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına bağlı kuruluşlarda, bugüne kadar emeği geçen herkese, hizmetlerinden dolayı, şükranlarımı sunuyor; ölenleri de rahmetle anıyor, bu duygularla sözlerime başlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesi üzerinde, ANAP Grubu adına konuşan arkadaşlarımız, şahsî hesaplarını bir kenara bırakmalıydılar; ortak bir hükümetin bütçesini gruplarımız adına savunuyoruz. Eleştirmek güzel bir şey; benim de geçmişle ilgili eleştireceğim çok şey vardır; ama, burada, bunları konuşmamalıydık. (DYP sıralarından alkışlar) Bu arkadaşlarımın konuşmalarını talihsizlik olarak yorumluyorum.

Hazar Petrolleri Anlaşmasıyla, Çiller Hükümeti, Türkiye'yi, dünya petrol devleri arasına sokmuştur; ayrıca, Türkiye'yi, denizlerde petrol arayan ülkeler grubuna dahil etmiştir. Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, İngiltere, Norveç ve Azerbaycan'la birlikte bir anlaşma imzalamıştır. Bunun kadar önemli olan bir husus da, konsorsiyumda her üyenin, hisse nispetlerine bakılmaksızın bir oya sahip olmasıdır. Bu nedenle, doğudan batıya gidecek boru hatlarının Anadolu'dan geçirilmesi son derece önemli bir avantajdır. Bütün bunlar görmezlikten gelinerek, küçük, parti hesaplarıyla konuşulması, yalnız konuşanların değil, ülkenin ve hükümetin de talihsizliğidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de enerji sektörünün görünümüne bakmak istiyorum. Türkiye'nin enerji anapolitikası, ülke enerji ihtiyacının, amaçlanan ekonomik büyüme, sosyal kalkınma hamlelerini desteklemek ve yönlendirmek üzere, zamanında, yeterli, güvenilir şekilde ekonomik koşullar ve çevresel etki de göz önüne alınarak sağlanması olarak belirlenmiştir. Ülkemizin, gelişmiş ülkeler arasında layık olduğu noktaya gelebilmesi, sosyal ve ekonomik kalkınmayı sağlayabilmesi için, gerekli olan enerjiyi, zamanında ve yeterli olarak sunması şarttır. Bunun sağlanabilmesi ise, sektörde gerçekçi politikaların saptanmasına ve politikaların gereklerinin yerine getirilmesine bağlı bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde, görüşlerimi, Grubum adına arz etmek istiyorum. Ülkemizde, su ve toprak kayıplarının geliştirilmesi amacıyla, kalkınma planları gereğince yapılan yatırımların büyük bir bölümü DSİ tarafından gerçekleştirilmekte olup, kuruluşun faaliyet alanına giren konular teknik karakterleri bakımından büyük su işleri projeleri ile küçük su işleri denilen taşkın koruma, kurutma, yerüstü ve yeraltı suyu sulamalarıyla alçak baraj, yani göletler yapımı olarak adlandırılmaktadır.

Ülkemiz, 26 adet akarsu havzasına ayrılmış olup, bu havzalarda yapılan etütler sonucu, tarım arazisi, 28,05 milyon hektar olarak tespit edilmişse de, bu miktar alanın ekonomik olarak sulanabilir kısmı 8,5 milyon hektardır. Halen, 1996 yılı başı itibariyle net 4 091 152 hektarlık tarım alanı sulamaya açılmış, bunun gerçekleştirilmesi, DSİ, Köy Hizmetleri ve halk sulamaları şeklinde devam etmektedir.

Hidroelektrik enerji potansiyeli olarak inşaatı sürdürülen baraj ve HES projelerinin ikmal edilmesi ile mevcut 36 354 milyar kilovatlık enerji üretimine 2 013,6 megavat kurulu güçteki santralla, yılda ortalama 5 921 milyar kilovat katkıda bulunulacaktır.

Yeraltı suyu olarak da Genel Müdürlüğümüzce, 1995 yılında, sulama kooperatifleri adına 231 adet işletme kuyusu ile 8 615 hektar alan, DSİ sulamaları kapsamındaki 16 adet işletme kuyusu ile de 920 hektar olmak üzere, toplam 9 535 hektar alan işletmeye açılmıştır. Bu faaliyetler 1996 yılında da devam edecektir.

Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında (1996–2000 yılları arasında) DSİ ve Köy Hizmetleri olarak, toplam 735 bin hektarlık alanın sulamaya açılması planlanmış olup, bu alanın 625 bin hektarının DSİ Genel Müdürlüğünce gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. Planın hedefine ulaşması bakımından, kuruluşça, 1996 yılında hedeflenen 60 bin hektar alanın sulanması için ihtiyaç duyulan ilave ödenek temin edilmelidir. Böylece, 50 bin hektar alan daha sulamaya dahil edildiğinde 110 bin hektar alan sulanabilir duruma gelecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP konusundaki görüşlerimi arz etmek istiyorum. GAP, Fırat ile Dicle Nehirleri üzerinde yapımı öngörülen barajlar, hidroelektrik santralları ve sulama tesislerinin yanı sıra, kentsel ve kırsal altyapı, tarımsal altyapı, ulaştırma, sanayi, eğitim, sağlık ve konut gibi konulardaki yatırımları da içine alan, sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesini değil, tüm ülkemizi etkileyecek değişimleri de beraberinde getirecek, çok yönlü entegre bir kalkınma projesidir.

Bu bölgedeki baraj ve sulama çalışmalarının bir an önce bitirilmesi gerekmektedir. Çünkü, ekonomiye olan katkısı çok büyük olacaktır. Bugün, mahsulde, ekonomiye katkı yönünde 1'e 3 oranında bir artış sağlanmıştır. Burada, tohum, gübre, ilaç, taşımacılık, tasnif ve depolama konularındaki hızlı bir gelişmeyle, bölge ekonomisine büyük bir katkı sağlanmış olacaktır. Böylece, GAP kapsamında, sulamadan beklenen sosyal ve ekonomik etkiler, bölge bazında kendini hızla gösterecektir. Tüm faydaları gözetildiğinde, GAP içinde yer alan tüm projelere gereken önem verilmelidir.

GAP kapsamındaki tesislerin yapımı için, 1995 fiyatlarıyla, toplam 544 trilyon harcanacak olup, halihazırda yüzde 49'luk gerçekleşmeyle, 264 trilyon lira harcanmış bulunmaktadır.

Türkiye'nin en büyük ve çok yönlü bir gelişme projesi olan GAP, bölgedeki ekonomik ve sosyal yaşamı büyük ölçüde etkileyerek, tarım ve sanayi alanlarında geniş iş olanakları sağlayacaktır. GAP, aynı zamanda, ulusal ekonomiye -1995 değerleriyle- sulama faydası olarak yılda 42 trilyon TL, enerji faydası olarak da 56 trilyon TL olmak üzere, toplam 98 trilyon TL katkı sağlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP'tan sonra, ülkemizin gözbebeği olan en büyük projelerden biri de Konya Ovası Sulama Projesidir. Konya Ovasını, Beyşehir Gölü sularıyla sulama fikri Osmanlı devrinde gündeme gelmiş ve Almanlar, 1900'lü yıllarda, 200 kilometrelik kanalla, Beyşehir Gölünün sularını Konya Ovasına akıtmışlardır.

Konya Ovasında, bunun dışında, Demokrat Parti İktidarı döneminde başlanan barajlar yapılmış; ancak, ovanın büyüklüğü karşısında, yine de yeterli su kaynağı olamamışlardır. Yapılan etüt ve planlama çalışmaları sonucunda Beyşehir Derebucak Barajı, Suğla Gölü Depolaması Barajı ve Göksu Nehrinden Konya Ovasına su akıtılması projeleri gündeme gelmiştir. Bunların bir kısmı ihale edilmiş, bir kısmı da ihale edilmektedir. Burada özellikle Göksu Nehri havzasından 543 milyon metreküp suyun Konya Ovasına akıtılmasıyla 100 bin hektar alan sulamaya açılacaktır.

Ülkemizde GAP'tan sonra en büyük sulama projeleri de, Konya Ovası sulama projeleridir. Harran'ın Fıratla bütünleşmesi ne ise, Göksu Nehrinin de Konya Ovasıyla bütünleşmesi odur.

Ayrıca, Orta Anadolu'nun 11 ilini kapsayan Fırat Nehrinden Kızılırmak aracılığıyla yılda 10 milyar metreküp su getirilmesi projesi de gündeme getirilmelidir ve etüt ve planlama çalışmalarına başlanılmalıdır.

DSİ'nin Enerji Bakanlığına bağlanmasını da çok olumlu bir tasarruf olarak görüyoruz. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün tekrar yuvaya dönmesinden ötürü memnun olduğumu, özellikle üstüne basa basa belirtmek istiyorum.

Sayın Başka, değerli milletvekilleri; küçüksu işlerinden gölet ve sulama kooperatiflerinin kuyu açım çalışmalarına özellikle hız verilmelidir. Milletimizin, özellikle köylümüzün, fakir fukaranın yüzünü güldüren bu hizmetler desteklenmelidir.

Burada nükleer enerji üzerinde de bazı görüşlerimi arz etmek istiyorum. Nükleer enerji, mutlak surette ülkemize gelmelidir ve nükleer enerji santralları kurulmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ YAVUZ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ALİ YAVUZ (Devamla) – Nükleer enerji santralları ülkemizde kurulmalıdır. Bu projenin kapsamında çevre tedbirleri de vardır. Çevreye zarar verecek diye bu santrallardan vazgeçemeyiz. Uluslararası yüksek teknoloji, sağlıklı çevre ve halkın güvenliğini ön planda tutan nükleer santrallar kurulmalıdır. TEAŞ yatırım programında yer alan 1 000 megavatlık nükleer enerji santralının kurulmasını özellikle istiyor ve destekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TEDAŞ' ın tarımsal sulamaya yönelik çalışmalarını takdirle karşılıyoruz. Son yılların çok kurak geçmesi, yerüstü suyu bulunmayan yörelerde çiftçimizi, yeraltı suyundan faydalanma yoluna itmiştir. Yeraltı suyu bulunan yörelerimizde, DSİ'den ruhsat alınarak açılan özel sondaj kuyularına elektrik enerjisi verilmesi, çiftçimize büyük ekonomik faydalar sağlamaktadır. Çiftçimizin yüzünü güldürecek olan bu tür çalışmalar, ekonomiye büyük faydalar sağlamaktadır. Susuzluktan kavrulan yörelerimize can ve hayat veren bu tür kuyuların enerjisinin sağlanmasına devam edilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ YAVUZ (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Lütfen...

MEHMET ALİ YAVUZ (Devamla) – Ege ve Orta Anadolu Bölgelerinde, bu çalışmalar başarıyla devam etmektedir. Ayrıca, TEDAŞ'ın sulama kooperatiflerine ucuz elektrik vermesi de tekrar gündeme gelmelidir.

Bu duygularla, Grubum ve şahsım adına Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yavuz, teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ahmet Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, istirhamıma rağmen, sualler çok uzun geliyor.

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Refahtan geliyor...

BAŞKAN – Efendim, ben, 550 kişilik Sayın Genel Kurula hitap ediyorum.

Sayın Küçük, siz de süreyi ikiye bölüyorsunuz değil mi ?..

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Küçük.

CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Tarım ve Köyişleri Bakanlığının bütçesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına görüşlerimi sizlere sunmadan önce, Yüce Meclisimizi ve televizyonları başında bizi izleyen halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, yeryüzünde yarattığımız tüm zenginliklerin temelinde, tarım ve hayvancılık vardır; çünkü, insanoğlunun ilk öğrendiği üretim biçimi, doğada beslenme sorununu çözmek için topladığı bitkilerin tohumlarını ekmek suretiyle toprağı işlemektir ve o bitkileri çoğaltarak, ilk katma değeri yaratmıştır. Daha sonra da, avlanmak suretiyle etinden yararlandığı bazı hayvanları evcilleştirmekle, onları, kontrolü altında çoğaltmış, elde ettiği fazla üretimi, başka malların değişiminde kullanmıştır. Dolayısıyla, sahibi olduğumuz, insanoğlunun bugün sahibi olduğu tüm zenginliklerin kaynağında, tarım ve hayvancılık vardır. Bugün yaratılan zenginliğin, tarım ve hayvancılığa kesinlikle borcu vardır. Bu borç hiç mi hiç bitmeyecektir; çünkü, insanoğlunun beslenme sorunu hiç bitmeyecektir.

Ülkemiz, 78 milyon hektar toprakla, çok az ülkeye nasip olan iklim yapısıyla, önemli bir tarımsal potansiyele sahiptir. Sulanabilir topraklarımız 8,5 milyon hektardır; ama, bugün, maalesef, bu toprakların yarısını bile sulayamıyoruz.

Tarım, ülkemiz için ekonomik ve sosyal açıdan çok önemlidir; hatta, sosyal hayatımızın sigortasıdır. Kuru tarım, artık, insanları geçindirememektedir. İnsanların kuru tarımla yaşamlarını devam ettirebilmesi için hayvancılığa ihtiyaç vardır; hayvancılık da tarımın sigortasıdır. Ülkemizde, tarım ve hayvancılıktaki gelişme verileri, maalesef, ya gerilemekte ya da genel gelişmenin çok altında kalmaktadır.

Bugün, Türkiye'yi, onbeş yıldır tarım ve hayvancılığa üvey evlat muamelesi yapan, tarımı desteklemeyi neredeyse ilkellikle eşdeğer kabul eden bir anlayış yönetmektedir. Planlamadan vazgeçilmiştir. Bu nedenle, Türkiye'de, çiftçimiz ne ekeceğini bilememekte, istikrarlı bir büyümeyi de, maalesef, yakalayamamaktadır. Daha önce, kendi kendine yeten bir tarım ülkesi olan ülkemiz, bugün, potansiyel bir bitki ve hayvan ithalatçısı ülke konumuna düşmüştür.

Tarımsal üretime elverişli olan ülkemiz, en büyük zenginlik kaynağımızdır. Ülkemizin coğrafyası müsaittir, iklimi uygundur, insangücü fazlasıyla bulunmaktadır, bilgi altyapımız vardır; hatta, işsiz 20 bin adet de ziraat mühendisimiz vardır; teknik altyapımız mevcuttur. Tüm bu birikimlere rağmen, nedense bir türlü helvayı yapamıyoruz.

Ülkeyi onbeş yıldır "tarım da olmadan ülkeyi yönetebilirim" zihniyeti idare etmektir. Sanayi toplumu olmak elbette güzeldir, en büyük katmadeğer oradadır; ama, var olan zenginliğimizi maksimum üretime dönüştürmeden sanayimize hammadde ve kaynak bulabilmemiz mümkün müdür?

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;bugün, toplam tarımsal üretimdeki bitkisel üretimin payı yüzde 67'dir; hayvansal üretimin payı ise, sadece yüzde 25'tir. Gelişmiş ülkelerde bu oran tam tersidir. Ülkemiz, bu dengeyi süratle tersine çevirmelidir. Ot ve sanayi bitkileri üretimini artırarak, bitkilerini yem yapıp ete, süte çevirmeli, daha çok katma değer yaratarak, köylünün daha da zengileşerek daha çok üretmesini mutlak surette sağlamalıdır.

Hayvancılıkta, son yıllarda, tüm üretim verileri olumsuz gelişmektedir. Bir tek süt üretimi göreceli bir artış göstermiştir, bu da ırk ıslahı çalışmalarından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde, olağanüstü bir çalışmayla yaratılan bu imkânı, veteriner sağlık teknisyenleri ve veterinerler, Türk çiftçisine sunmuşlardır. Mesailerini zorlayarak yaptıkları bu özverili çalışmadan dolaylı, Türk çiftçisi adına, kendilerine teşekkürü borç biliyorum. Maalesef, suni tohumlama paralı hale getirilerek, bu iyi gidişin de duracağı anlaşılmaktadır. Bu karardan dönülemeyeceğine göre, suni tohumlama ücretlerinin, köylüye geri ödenmesini ve bu konuda sübvansiyon sağlanması gerektiğine inanıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hayvancılık politikasının özü, süt politikasıdır. Süt, hayattır. Süt değerlendirildiği ölçüde hayvancılık gelişir. Süt üretimi teşvik edilmeli; ama, bugün kişi başına süt tüketiminin 12 litre/yıl olduğu ülkemizde, bu oran, çok kısa bir sürede 25-30 litrelere çıkarılmalıdır. Çünkü, süt tüketimi ve süt ürünleri tüketimi alışkanlıklarını geliştirmeden ülkemizi, hayvancılığı ihya etmenin ve insanlarımızı sağlıklı beslemenin imkânı yoktur. Çünkü, bu, gelişmiş ülkelerde 150 litre/yıl dolayındadır. Süt üretiminin devam edebilmesi için 1 litre sütle 1,5 kilogram sanayi yemi alınabilmelidir. Bu oran da, süt fiyatının asgarî 32-35 bin lira olmasını gerektirmektedir. Bugün için 3 bin Türk Lirası olan destekleme priminin, asgarî 10 bin Türk Liraya çıkarılması, hayvancılıkta gerilemenin durması için şarttır.

Etin maliyeti de bugün 300 bin Türk Lirası dolayındadır. Son günlerde ortaya çıkan hastalık söylentileri, 280 bin Türk Lirası olan et kesim fiyatlarını, maalesef, 200 bin Türk Lirasına geriletmiştir. Bu, Hükümetin yanlış politikasından ve net politika koyamamasından kaynaklanmıştır. Bedelini de, hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız ve hayvancılık sektörü ödemektedir. Bu nedenle, Hükümet tarafından, üretimin 80 bin Türk Liralık kaybının, destek olarak, üreticilere mutlaka ödenmesi gerekmektedir.

Hayvansal ve tarımsal ürün ithalinden, zorunluluk olmadıkça mutlaka vazgeçilmelidir. Bu, hem dövizimizin dışarıya gitmesine neden olmakta hem de daha sonra, canlı hayvan ithaline neden olarak, yarın gümrük birliğinde yarışacağımız ülkelerin çiftçilerine kan vermektedir.

Ülkemiz, damızlık üretimi için yeterli bilgi ve deneyime sahiptir. Damızlıkları, mutlaka kendimiz üretmeli ve hayvancılara, düşük faizli ödeme koşullarıyla satmalıyız. Bu dalda faaliyet gösteren sektörün kaymağını yiyen sanayi kuruluşlarına, damızlık üretimi yapma konusunda ciddî dayatmalar ve zorunluluklar getirilmelidir.

İşsiz ziraat mühendisi kardeşlerimize, sektör içinde yatırım ve üretim yapmak kaydıyla, düşük faizli krediler verilmeli, gerekirse, kamuya ait üretme çiftlikleri, bu kardeşlerimize, üretim yapmak kaydıyla kiralanmalıdır.

Tavukçuluk, günümüzde olumlu gelişen tek sektördür. Ülkemiz, Avrupa standartlarında piliç ve yumurta üretimi yapmaktadır; bunu da, sözleşmeli yetiştiricilik geliştirmiştir. Bu anlayışın, büyükbaş hayvancılıkta da uygulanması için, sektörün büyük firmalarına bu konuda destek verilirken, bir yandan da, bazı dayatmalar içine mutlaka girilmelidir. Böylece, elinde sermaye birikimi olmayan; ama, üretim için yeterli tesisi olan üreticiler, yeni bir iş alanı bulacaklar ve önemli bir istihdam alanını da, bu insanlara yaratmış olacağız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'nin sanayi ülkesi olması için tarımdan vazgeçmesine kesinlikle lüzum yoktur. Bugün, Hollanda'nın büyük sanayi devletlerinden biri olduğunu hepimiz biliyoruz. Bugün, Hollanda, 30 milyar dolarlık, tarım ve hayvancılığa dayalı ürün ihraç etmektedir. Bu, bizim toplam ihracatımızın neredeyse birbuçuk katıdır. Hollanda'nın coğrafyasıyla ülkemizi karşılaştırdığımızda, ülkemizin, ne kadar büyük bir tarımsal zenginlik potansiyeline sahip olduğu da çarpıcı bir şekilde görülmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'nin tarım potansiyeli, yeraltında petrolleri yatan; ama, fakirlik çeken Orta Asya ülkelerinin çektiği fakirlikten hiç de farklı değildir. Bizim, görülen bu zenginliğimizi mutlaka ortaya çıkarmamız gerekmektedir. Süratle tarıma destek ve kaynak aktarılmalıdır. Üretim ve tüketim mallarındaki KDV oranı derhal yüzde 1'e indirilmelidir. Devlet, özellikle süt fiyatlarına mutlaka olumlu yönde müdahale etmelidir. SEK'in özelleştirilmesiyle, devletin fiyatlara müdahale imkânı kalmamıştır. Böylece, Türkiye'de süt politikası, maalesef, dört beş büyük holdingin keyfine bırakılmıştır.

9 Ağustos 1995 tarihli ve 22369 sayılı Resmî Gazeteyle, Damızlık Süt Sığırları Yetiştiricileri Birliği kurulmuştur. Bu birlik, ivedilikle, fonksiyonel bir nitelik kazanmalı ve süte mutlaka taban fiyat verilmelidir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Tarım Bakanlığının, bu bütçesiyle bunları gerçekleştirmesi elbette mümkün değildir. Hükümet Programında, tarım ve hayvancılığa, zaman içerisinde, desteklerden vazgeçilerek, dünya rekabetine...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET KÜÇÜK (Devamla) – Toparlıyorum efendim.

BAŞKAN – Hayır efendim, lütfen saygılarınızı sunun.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) – Efendim, herkese 1 dakikalık ek süre veriyorsunuz, ben de 1 dakika ek süre rica ediyorum.

BAŞKAN – Zaten ben de 1 dakika süre veriyorum efendim.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) – 1 dakika bana yeterli.

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) – Bugün, gelişmiş ülkeler tarım ve hayvancılığa, yüzde 100'lere varan destekleme yapmaktadır. Eğer, gerekli önlemler alınmazsa, ülkemiz tarım ve hayvancılığı Avrupa Birliğine kurban edilecektir. 25 milyon insanın feryadı kulaklarımızı çınlatıyor. Bu çığlığa kulak verin, milletin efendisi köylümüzü Gümrük Birliğine kurban etmeyin.

Ülkemiz bitkileri açtır, yeterli sulama ve gübreleme yapılamamaktadır. Yeterli bitki yetiştiremediğimizden hayvanlarımız da açtır. Bu gidişle, bu hayvanlar galiba bu insanları yiyecektir; ama, bu insanların kimi yiyeceğini de zaman gösterecektir. Ülkemizde, yeterli hayvan yetiştiremediğimizden insanımız açtır; insanlarımız yeterli et, süt ve yumurta tüketememektedir. İnsanlarımız, protein ihtiyacının yüzde 50'sini ekmekten karşılamaktadır. Üreticimiz perişandır.

Son olarak şunu belirtmek istiyorum; günlerdir kamuoyunu meşgul eden deliinek hastalığı ülkemizde var mıdır yok mudur? Yoksa, bu konuda Hükümet doyurucu bir açıklama yapamadı. Bence bu hastalık ülkemizde yoktur. Olmaması için de, canlı hayvan ve parça et ithalatı yapılmaması gerekmektedir. Ülkemizde, inekler ve danalar delirmedi; ama, eğer aynı anlayış devam ederse -ki, öyle gözüküyor- tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanlar delirecektir...

Yüce Meclise ve halkımıza saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Küçük, teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Metin Arifağaoğlu; buyurun.

CHP GRUBU ADINA METİN ARİFAĞAOĞLU (Artvin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının 1996 malî yılı bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Yüce Meclisin sayın üyelerini ve televizyonları başında bizi izleyen değerli vatandaşlarımı sevgilerle, saygılarla selamlıyorum. Bir hafta sonra, 27 Nisan günü başlayacak olan Kurban Bayramını, tüm vatandaşlarımın sağlık, mutluluk ve huzur içinde kutlamalarını diliyorum.

Enerjinin, ülke gelişmesi, sanayileşmesi ve ferdin huzuru açısından önemi oldukça büyüktür. Türkiye'yi karanlıkta bırakmaya hiçbirimizin hakkı yoktur. Elektrik, uygarlıktır, sanayileşmedir, her şeydir. Fert başına düşen elektrik tüketimi, ülkelerin gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi olmuştur; bu nedenle, enerji üretim ve tüketim oranları uygar dünya düzeyine çıkarılmadığı sürece, gelişmişlikten söz etmek olanaksızdır.

Ülkemizde, enerji tüketimi, üretimden daha hızlı artmaktadır. Ülkemizi bu tehlikeli durumla karşı karşıya bırakmamak için, inşaat halindeki barajları bir an evvel bitirmek ve yeni barajlara başlamak, ana hedefimiz olmalıdır. Ancak, bütçenin olanakları yetersizdir gerekçesiyle, ülkeyi enerji sıkıntısına veya karanlığa boğmaya hakkımızın olmadığı da gerçektir.

Türkiye'nin enerji üretimine baktığımızda, taşkömürü üretimi düşmekte, linyit artmaktadır; hidroelektriğin payı yükselmektedir; güneş enerjisinin payı, oldukça azdır; jeotermal enerjinin kullanılmasından ise söz edemiyoruz. Bu tablo karşısında, Türkiye'nin, gelecekte, enerji darboğazına girme, ciddî finans sıkıntısı ve çevre sorunları yaşayacağı ihtimali kaçınılmazdır. Hem çevreyi koruyabilmeli hem de enerji ve üretimini artıran enerji politikasını, katılımcı, demokratik bir yaklaşımla oluşturabilmeliyiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; enerjide, ekonomide, temel tercihlerde akılcı yeni düzenlemeler yapılmadığı sürece, sorunları aşmamız mümkün değildir. İthal kaynaklı girdilerle yapılacak enerji üretim tesislerinden kaçınmanın ve hidroelektrik santrallarının, linyit santrallarının yapımına devam etmenin uygun olacağı aşikârdır.

Barajlardaki duyarlılığı ve çalışmalarından ötürü, Devlet Su İşlerini kutluyorum. Bütçe olanaklarının dışında, bazı konsorsiyumların kredi temini olanaklarıyla çalışmalar yapmış ve bazı projeleri önemli seviyeye getirmiştir. Bunlardan biri de, Artvin Deriner Barajıdır. Bu baraj, sadece enerji üretimiyle kalmayacak, ekonomik, sosyal, kültürel yönleriyle büyük bir bölgesel kalkınma projesini oluşturacak ve Artvin'i, göç verir bir il olmaktan kurtaracaktır.

Bu ve buna benzer projeleri desteklediğimizi, açık ve net olarak ifade etmek istiyorum; ancak, anahtar teslimi, dolar bazında fiyat verilen bu projelerde, keşif bedellerinin sağlıklı yapılması ve yapımı üstlenecek konsorsiyuma, kabul edilebilen bir tenzilat uygulanarak, bulunacak yapım bedelinin dolara dönüştürülmesi esas olacaktır.

Çoruh Nehri üzerinde 11 adet baraj projesi bulunmaktadır. Bu projelerden birincisini oluşturan Deriner Barajına, bütçe olanaklarının imkân vermemesi nedeniyle, kredi bulma veya borçlanma modeliyle, bundan önceki hükümetin ve özellikle Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün çalışmalarını takdir ve şükranla karşılıyor, 53 üncü Hükümetin, bu projeyi devam ettirmesini ve üç dört ay içinde inşaata başlanmasını bekliyoruz, istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, çok kısa olarak istimlak bedellerine değinmek istiyorum. Vatandaşın gayrimenkulünü istimlak edeceksin, yıllarca süren tezyidi bedel davası sonucu hak ettiği, ilama dayalı parasını ödemeyeceksin, sıraya koyduk, bekleyin diyeceksin. Bu, son derece haksızlık, vatandaşın mülkiyet hakkının devletçe gaspıdır. Yüzde 30 kanunî faizle, vatandaşın parasını çalıştıracaksın, diğer taraftan, büyük rantiyecilerden, devlet tahvili karşılığı aldığın paralara, yüzde 120 veya yüzde 150 faiz ödeyeceksin!.. Bu, çifte standart değil midir?.. Devletin, vatandaşa olan borcunun acilen ödenmesi gerekmektedir.

Biraz olsun elektrik fiyatlarına değinmek istiyorum. Mevcut elektrik fiyatlarıyla, bölgelerarası gelişmişlik farkını ortadan kaldıramazsınız. Kalkınmada öncelikli illerde 1 kilovat/saat elektriğin fiyatı, meskenlerde 4 500 lira; saat 06.00 ve 17.00 arasında, sanayide 4 010; diğer illerde, meskende 5 250 lira, sanayide 4 685 liradır. Bu fiyatlardan, şuraya varmak istiyorum: Kalkınmada öncelikli illerde, diğer illere göre, elektrik, yüzde 17 daha ucuzdur. Bu yeterli midir; hayır, yeterli değildir.

Elektrik üretiminin büyük bir kısmı doğudadır. Elektrik, doğudan batıya taşınmaktadır. Enerji nakil hatlarındaki kayıpları, doğuda yaşayanların vermemesi gerektiğini düşünürsek, kalkınmada öncelikli illerle diğer iller arasında bir fark kalmamaktadır.

Doğuyu, göç verir durumdan kurtarmak, sanayileşmeyi bu tarafa yöneltmek ve özel sektörün, kalkınmada öncelikli yörelere yatırımını teşvik için, hiçbir şey veremediğimiz doğuda yaşayan cefakâr ve vefakâr halkımıza, hiç değilse elektiriği yüzde 50 ucuz verelim. Muhalefet olarak, önemli bulduğumuz bu konunun takipçisi olacağımızı belirtmek istiyorum. Bu uygulamayla, sanayinin doğuya gitme imkânlarını artırmış olacağız.

Doğuda yaşam standardını yükseltmek ve hava kirliliğini önlemek maksadıyla, Doğu Anadolu ve özellikle Ardahan, Kars, Erzurum İllerinin talebinin karşılanması amacıyla, Gürcistan-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı Projesini desteklediğimizi belirtmek istiyorum.

Kamu çalışanları ve teknik personelimizi ihmal ediyoruz. Yetişmiş insangücünden yararlanmak istiyorsak, çalışmalardan randıman ve verimlilik bekliyorsak, kamu çalışanlarımıza, teknik personelimize, daha rahat yaşam koşulları sağlamalıyız. Bunların da, kendi demokratik haklarını kullanabilmelerinin önünü açmalıyız. Tüm çalışanları, emekli dul ve yetimleri, geçen yıla göre daha iyi duruma getireceğiz diyebilecek misiniz? Bu insanların yaşam standartlarını azıcık da olsa yükselttiğinizi söyleyebilecek misiniz? Enflasyon, yıllardır, çalışanların, dargelirlilerin aleyhine çalışmıştır. İktidar olur olmaz zam üstüne zam yaptınız. Bu enflasyon canavarından bu milleti nasıl kurtaracaksınız?

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kalkınmamızda sanayileşmemizde önemli yeri olan enerjiyle ilgili kuruluşların işlemleri hakkında, usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarının üzerine gitmekte çok yarar görüyoruz.

Vatandaş, Parlamentoya ve parlamenterine şüphe ile bakıyor. Halkımız, milletvekiline güvenmiyor. Bu konunun üzerinde durmalıyız. Seçmen, milletvekiline inanmalı ve güvenmelidir. Bunun için de, dokunulmazlık zırhını...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arifağaoğlu, bunun için, size 1 dakika süre vermem gerekiyor galiba; buyurun.

METİN ARİFAĞAOĞLU (Devamla) – ... gelin, bir an evvel, hep birlikte kaldıralım. Gelin, "devlet malı deniz" anlayışını hep beraber kaldıralım; gelin, Yüce Meclisin onur ve şerefini korumakta birleşelim; gelin, Yüce Meclisi, şefaf duruma hep beraber getirelim.

1996 yılı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Yüce Meclise ve izleyenlere saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Arifağaoğlu, teşekkür ediyorum.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Turan Bilge; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Eğer, aranızda başka türlü bir kararlaştırma yoksa, süreniz 10 dakika.

DSP GRUBU ADINA ABDULLAH TURAN BİLGE (Konya) – Sayın Başkan, Meclisin değerli üyeleri; Demokratik Sol Partinin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütçesi ve hizmetleri üzerinde bir değerlendirmeye geçmeden önce, genel bir durum saptaması yapmayı ve önemli göstergeleri bilgilerinize sunmayı uygun görüyorum.

Tüm dünya ülkeleri, kendi tarım kesimlerini koruyup kollarken, Türkiye'yi yönetenler, tarımı, serbest piyasanın acımasız şartlarına teslim etmişlerdir. Sektöre yönelik sermaye yatırımları, örneğin, son iki seçim döneminde artmamış, yüzde 8'lerden yüzde 1.5'lere inmiştir.

Girdi kullanım düzeyi yeterince gelişememiş, örneğin, gübre tüketimi, son on yılda, hemen hemen sabit kalmıştır. Bunlara bağlı olarak, sektörün büyüme hızı, dönem boyunca, ancak, yılda ortalama yüzde 1,27 düzeyinde gerçekleşebilmiştir.

Et ve yumurta tavukçuluğu, örtüaltı tarım ve çiçekçilik gibi kimi alanlar dışında, üretimdeki geleneksel ivme yükselememiştir. Örneğin, aynı dönemde, süt üretimi yılda yüzde 3, et üretimi ise, yılda yüzde 0,5 dolayına, buğday üretimi, nüfus artışının da altında kalarak, yüzde 2'ler civarına yükselebilmiştir.

Tarım ve işlenmiş tarım ürünü ihracı, yılda, ancak, yüzde 5,9, ithali ise yılda yüzde 23 dolayında artmış, buna bağlı olarak, sektörün ihracattaki payı, göreceli olarak yüzde 60 civarına gerilemiş, yüzde 65'lerden yüzde 25'lere inmiştir.

Dönem başına, ithalatın 33 katı olan ihracat, ithalat ile eşit hale gelmiştir.

Hayvancılık ülkesi Türkiye, son alınan kararlarla, hayvan ürünü ithalatçısı olmuş, 1995'te tek sığır satamamanın yanı sıra, kırmızı et tüketiminin üçte birinden çoğunu dışarıdan satın almıştır. Bu yetmiyormuş gibi, toplum sağlığının gündemine "veba ve delidana" gibi, yeni karabasanlar getirilmiştir.

Sektörde, nüfus artışı, hızla devam ederken, toplumun yarısı bu sektörde çalışırken, sektörün ulusal gelirden aldığı pay, on yılda yüzde 30'lardan yüzde 15'lere düşmüş, tarım üreticisi on yılda yüzde 100 oranında gelir yitirmiş ve o oranda fakirleşmiştir.

Avrupalının üçte biri düzeyinde hayvansal besin tüketen toplumumuzun yeterli ve dengeli beslenebildiğini söylememiz mümkün değildir. Devletin, 1987'de yaptığı gelir dağılımı araştırmasına göre, protein ve enerji ihtiyacının yarısını ekmekten karşılayan; yani, sadece, ekmekle doyabilen bir toplum haline gelmiş bulunmaktayız.

Gelinen nokta vahimdir. Gelinen nokta, hayvancılığın bütünüyle iflası ve çöküşüdür. Bu nokta, 60 milyonun, et, süt, peynir tüketmek için dışarıya, açıkça, mahkûm edilmesidir. Türkiye'nin, buna tahammülü yoktur. Türkiye'nin, 60 milyonu beslemek için, sürekli, dışarıdan mal alacak ekonomik gücüyse, hiç yoktur. (DSP sıralarından alkışlar) Varılan nokta, hayvansal üretim açısından olduğu kadar, bitkisel üretim bakımından da tam bir çöküştür.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, tarım, ekonominin temel dinamiğidir. Sayın Genel Başkanımız Bülent Ecevit'in söylediği gibi, kalkınma, köylüden başlar. (DSP sıralarından alkışlar) Ülkemiz, satılabilir sanayi malını, bugün de tarım ürünlerine bağlı olarak üretecek, yarın da bu, böyle olacaktır. Sanayie işgücünü, tarım sektörü vermekte, sanayinin ürettiği malın önemli bir bölümüne de, bu kesim müşteri olmaktadır.

Tarım ürünleri ithalatı arttığı oranda, sektörün çöküşü de, o oranda hızlanacaktır. Bütün bunlar şunu göstermektedir: Gelecekte, dünyanın gündeminde, ciddî biçimde açlık tehlikesi vardır. Türkiye'nin gündeminde de benzer sorunlar, 2000'li yıllara doğru, artarak devam edecektir.

Demokratik Sol Partinin, gümrük birliğine karşı olmadığı biliniyor. Sübvansiyonlar, yeni kısıtlamalar, yeni öngörüler getiren GATT ve gümrük birliği gibi mekanizmalar, tarımın gelişim ve atılım zorunluluğunun, artık, vazgeçilmez bir nokaya geldiğini gözler önüne sermektedir. Bu koşullarda, ayakta durmak, çökmemek ve rekabet gücü sağlamak için, ulusal üretim dinamiğini ateşlemek ve çağdaş üretim yöntem ve tekniklerini egemen kılmak gerekmektedir. Bu atılım, doğaldır ki, sanayi ve diğer sektörlerin ihmali anlamına gelmez.

Aile işletmeciliğinin, ekonomik tarım işletmeciliğine dönüşmesi gerekmektedir. Tarım, sanayinin rakibi değildir; aksine, sanayinin itici gücüdür. Önemli olan, sektörleri birbirine rakip sayan çarpık anlayışlar yerine,birbirini destekleyen, birbiriyle, girdi, çıktı; hammadde, mamul madde alışverişi yapan, birlikte gelişen, bir bütünlük içerisinde kalkınma anlayışını oluşturmak gerekmektedir.

Tarım sektörünün sorunlarının yalnızca kendi yapısından doğmadığı, ekonominin tümünden etkilendiği ve gelişmesinin temelinde çağdaş bir yapı oluşturulmasının etkisi göz ardı edilemez bir gerçektir. Bize göre, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, böyle bir modernizasyonu üstlenmek durumundadır. Hiç kuşkusuz, çok saygıdeğer yöneticilerin, merkez ve taşra çalışanlarının, Bakanlığınızın, iyi niyetli ve özverili hizmet gördüklerinden eminiz.

Bitkisel üretimi geliştirme projelerinden ciddî kullanımın geliştirilmesi çabaları, hayvansal üretimde sunî tohumlama, damızlık dağıtımı, soy kütüğü oluşturulması, besi ve süt sığırı kooperatifleri ve birlikleri kurulması, hayvan sağlığı çalışmalarından gıda kontrolü çalışmalarına kadar birçok hizmet dalı ve disipliniyle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, son derece önemli fonksiyonlarını bugün de sürdürmektedir.

Kanaatimizce, artık, geleneksel ve rutinle yetinmekten derhal vazgeçilmelidir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, toplulaştırmadan iskâna, toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesinden, optimum işletme ölçeklerinin sağlanmasına kadar kırsal yapıyı tüm öğeleriyle sahiplenmelidir ve sektörün problemlerine bir bütünlük içerisinde yaklaşmalı, ona göre politikalar üretmelidir.

Tarım sektörünün ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla ülke geleceğindeki konumu, iç ve dış koşullar gözetilerek doğru biçimde yapılmalıdır. Üretici gelir ve refahıyla, tüketici-sanayici ihtiyacının yararları bir arada sentezlenmelidir. Hammadde üretimi, işlem ve pazarlama zinciri bir arada ele alınmalıdır. Ülkenin ekolojik şartları gözetilerek gerçekçi bir bitkisel ve hayvansal üretim dengesi kurulmalıdır. Hayvancılık öncelik kazanmalıdır. Toplum ihtiyaçları, sanayi ve hayvancılık gerekleri açısından, bitkisel üretimde, yağ bitkileri, yem bitkileri ve turfanda nitelikli bitkilerin üretimiyle örtüaltı tarım, seracılık özendirilmelidir.

Borsa mekanizması geliştirilmeli, üretimi yönlendirecek vadeli işlem borsası oluşturulmalıdır. Sözleşmeli üretim modeli yaygınlaştırılmalıdır. Toprak Mahsulleri Ofisi bu yıl devreye girmelidir. Süne ve kımıl mücadelesi ciddî bir şekilde yapılmalıdır. Ekim öncesi fiyatlar bilinmelidir. Teknoloji kullanımına yönelik seçici destekler uygulanmalıdır. Gübre, süt, tütün iade ödemeleri geciktirilmemelidir. Kırsal nüfusun yoğunluğunun uzun zaman devam edeceği düşünülerek, tarımda üretici örgütlenmeleri ön plana alınmalıdır.

Sulamada kullanılan elektriğin fiyatı astronomik şekilde artmaktadır; 1993 yılında kilovatı 232 lirayken, 1996 yılında, yüzde 2 300 artarak, 5 276 liraya yükselmiştir. Sulama kooperatifleri ve çiftçiler, ödeme güçlüğüne düşmüşler, halen TEDAŞ'tan elektrik alamamaktadırlar. Bu duruma çözüm getirecek tedbirler acilen alınmalıdır. Tarımda, ürün sulama yatırımlarına teşvik verilmeli, çiftçiye ucuz kredi sağlanmalıdır.

Önemli bir tarım potansiyeline sahip olan ülkemizde, ziraat mühendisliği ve veteriner hekimliğinde, eğitilmiş tarım adamının işsiz kalması ayıbını daha fazla yaşamamalıyız.

Tüm bu çalışmaların gerçekleşmesi için, doğru yapılanmış, güçlü bir kamu örgütlenmesine ihtiyaç vardır. Geçen yasama döneminde, Genel Kurul gündemine kadar ulaşan Bakanlığın kuruluşuyla ilgili yasa tasarısının, zaman geçirilmeden yeniden gündeme getirilmesinde yarar olduğu kanaatinini taşıyoruz.

Yeni yasal düzenlemeyle, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü bünyesinde, toplulaştırma ve toprak reformu gibi mevcut hizmetlerin yanında, bugün, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapsamında olan toprak-su hizmetleri ve iskân hizmetleri de birleştirilmelidir. Kırsal yapının iyileştirilmesi için, merkezî bir planlamayla yönetilmesi zorunlu olan bu teknik hizmetler, genelleşme adına, ilgisiz çevrelerin eline bırakılmamalıdır.

Hayvancılıkta uygulanacak politikaların tutarlı ve uzun vadeli olması gerekir. Optimum yükseklikteki nüve ve damızlık işletmelerinin kurulması konuları ele alınmalı ve en az beş yıllık bir projeyle gerçekleştirilmelidir.

Ülkemiz, su ürünleri yetiştiriciliğinde de önemli bir potansiyele sahiptir. On yıl içerisinde, üretilen balık miktarı, 1 000 tondan, 21 bin tona yükselmiştir. Ancak, bu üretimin daha başarılı olması için, su ürünleri genel müdürlüğü kurulmalı ve yaklaşık on bakanlık devreden çıkarılarak, bu konunun sorumluluğu, çeşitli yasal düzenlemelerle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına verilmelidir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, 1 dakika ek süre veriyorum; toparlarsanız, memnun olurum.

ABDULLAH TURAN BİLGE (Devamla) – Tarım ve Köyişleri Bakanlığının yatırım bütçesinde de, reel olarak, önemli düşüşler olmuştur.

Hal böyleyken, bu kuruluşun, ülkenin nüfusunun yüzde 45'ine nasıl hizmet götüreceğini, beklenen atılımları nasıl yapabileceğini takdirlerinize bırakıyorum.

Bugün bile büyük ölçüde kendine yeterliğini sürdüren bir Türkiye yaratılmasına katkıda bulunmuş tüm meslektaşlarımı saygıyla anıyorum. Araştırma ve ıslah çalışmalarıyla yeni çeşitler geliştiren, çağdaş yöntemleri geçerli kılarak yeni geliştirme tekniklerini uygulamaya sokan; 10 milyonluk bir Türkiye'ye yetmezken, 60 milyona birçok ürün açısından yetebilen; sanayie kaynak aktaran; ihracatımızın, bugün bile omurgasını oluşturan bir sektöre çabalarıyla damga vuran ziraat mühendislerimize, veteriner hekimlerimize, tarım teknisyenlerimize, vefakâr ve cefakâr tarım üreticimize şükran duygularımı sunar, saygı ve sevgilerimle, Sayın Bakana başarılar dilerim.

Saygılarımla... (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bilge, teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Öncel, galiba, Genel Kurula bu gülün anlamını ifade edeyim diye, Başkanlığa bir gül göndermişsiniz; teşekkür ediyorum.

ALİ COŞKUN (İstanbul) – Sayın Başkanım, göremiyoruz...

BAŞKAN – Efendim, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, timsalen, gül... Kutlu Doğum Haftasının milletimize, İslam âlemine, özellikle Filistin'de, Lübnan'da zulme maruz kalan insanlara yardımcı olmasını diliyorum; teşekkür ediyorum. (RP sıralarından alkışlar)

DSP Grubu adına, Sayın Osman Kılıç; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Kılıç, 10 artı 1 dakikanız var efendim; süreyi rahat kullanın.

OSMAN KILIÇ (İstanbul) – Konuşmaya başlayalım da...

BAŞKAN – Yani, tabiî, hamiyette yarışın önü açıktır; isterseniz, illa 5 dakika diyorsanız 5 dakika vereyim.

Buyurunuz.

DSP GRUBU ADINA OSMAN KILIÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı Bütçesi üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; sözlerime başlarken Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum

Değeri üyeler, ülkemizi gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarmak, insanlarımızın yaşam koşullarını iyileştirmek, hızlı, dengeli ve tutarlı bir kalkınma süreci içerisinde bölgelerimiz arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak, insanlarımızı ve toplum katmanları arasındaki gelir dağılımı adaletsizliğini gidermek, hakça, insanca bir sosyal, ekonomik düzen tesis etmek ülküsünün hepimizin ortak ideali olduğu inancımı öncelikle vurgulamak istiyorum.

Bu ideale ulaşmakta hepimize görev düşmektedir; ancak, yürütme yetkisi sahibi olan Hükümet, uygulamadan ve sonuçlarından öncelikle sorumlu olacaktır. Bizler, uyarıcı, yapıcı, yol gösterici olarak gereken katkıları yapacağız. Uyarılarımızdan yararlanma isteği ve becerisi, Hükümetimizin yaklaşımıyla belirginleşecektir.

Değerli üyeler, bütçesini görüşmekte olduğumuz Bakanlığımızın öne çıkan çalışma alanı enerji sektörüdür. Bu sektörde temel amaç, artan nüfusun ve gelişen ekonominin enerji ihtiyaçlarının sürekli, kesintisiz ve güvenilir bir şekilde, mümkün olan en düşük maliyetle karşılanabilmesidir.

Yakın geçmişte, enerji sektörünün gelişimine ve bu alandaki yaklaşımlara bakıldığında görülenler şöyledir: 1980 öncesi yaşanan elektrik sıkıntıları, bu alanda köklü enerji yatırımları yapmayı zorunlu hale getirmiştir. Elektriğin sosyoekonomik yaşamımızın en önemli ihtiyacı olduğunun bilinciyle, 1980-1990 döneminde yapılan çalışmalarla, Türkiye'de santralların kurulu gücü, 16 bin 480 megavata ulaşmıştır. Bu dönemde, yüzde 40'a varan bir kapasite fazlalığına ulaşılmıştır. Ne var ki, 1990-1995 döneminde elektrik enerjisi yatırımları yavaşlamıştır. Bu dönemde, kapasite yüzde 23'lük bir artış göstermesine karşın; elektrik enerji tüketimi artışı yüzde 43 olmuştur. Bunun sonucu, 1990 yedeklik kapasitesi yüzde 40'dan, 1995'te yüzde 5'e düşmüş bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 1996'da kendini gösterecek ve 1997'de iyice ağırlaşacağı görülen elektrik enerjisi sıkıntıları, bir yandan kısa sürede kurulacak doğalgaz ve fuel-oil santrallarının TEAŞ tarafından ihalesiyle, bunun yanı sıra, özel kesimin de katkılarının sağlanması yoluyla aşılabilir. 1998 yılında ise, yıl sonunda işletmeye alınacak 1 440 megavatlık Bursa Doğalgaz Çevrim Santralı ile elektrik sıkıntısı bir yıl sonraya atılmış olacaktır; ancak, 1999'dan sonraki yıllarda çıkabilecek sıkıntılara karşı, bu yıl içinde, her biri 1 000 megavatlık, en az 3 adet, 24 ayda kurulabilir doğalgaz ya da fuel-oil santralının ihalesini bağlamak gerekecektir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin su kaynaklarını, enerji ve sulamaya dönüştürmekte yeterli olamamaktayız. Oysa, enerji santrallarının kullanılan yakıta göre dolar cinsinden kurulu güç yatırım maliyeti karşılaştırıldığında; doğalgaz için 680 dolar/kilovat, linyit için 1 600 dolar/kilovat, ithal kömür için 1 450 dolar/kilovat, nükleer için 2 700 dolar/kilovat, hidrolik için 1 200 dolar/kilovat olduğu görülmektedir.

Yedinci Beş Yıllık Plan verilerine göre, halen, ülkemizde, birincil enerji tüketimi ve kaynakları oranına bakıldığında 1995 yılı için; doğalgaz yüzde 9,2; linyit yüzde 17,3; petrol ürünleri yüzde 39,5; hidrolik enerji yüzde 12,3; taşkömürü yüzde 10'dur.

Görüldüğü gibi, hidrolik enerji tüketimi payı yüzde 12,3 gibi düşük bir seviyededir. Oysa, ülkemizin potansiyeli gözlendiğinde, bu alanda son derece şanslı olduğumuz görülecektir. Şu anda, elektrik potansiyelinin yüzde 29'u işletmede, yüzde 8'i inşa halinde, yüzde 8'i inşaata hazır durumda, yüzde 55'i ise etüt halindedir; yani, Türkiye'de el atılmamış yüzde 55'lik bir hidroelektrik potansiyeli mevcuttur. Maliyetlerin uygun olmasının dikkate alınmasının yanında, diğer taraftan, kullanmadığımız suyun denizlere akıyor olması ve bu kaynağı bir daha kullanma şansımızın olmadığı düşünüldüğünde, bu hidroelektrik potansiyelin vakti geçirilmeden değerlendirilmesi gereklidir.

Bu kaynaklara, küçük kanal santrallar dahil değildir. Yerel tüketim açısından çok ekonomik olan küçük santrallarda yap-işlet modeline ağırlık veren bir uygulamaya gidilebilir.

Değerli milletvekilleri, sektördeki tüm bu sorunlar aşılmayı beklerken, belki de iyi niyetle başlatılan uygulamalar yeni sorunlar doğurmaktadır. Örneğin, özelleştirme politik tercihi ve uygulamaları, her alanda olduğu gibi, bu alanda da karmaşalara, spekülasyonlara ve yer yer ciddî yolsuzluk iddialarına konu olmuştur. Bu bazda yapılan elektrik dağıtım işletmeciliğinin özelleştirilmesi bir rant devri anlamındadır. Âdeta, devlet, gelirlerini toplamakta acze düşmüş ve bu gelir toplama işini özel şirketlere devretmiştir. Bu olayda ortaya çıkan en önemli rahatsızlık, yatırımlardaki belirsizliktir, aksaklıktır. Şirket altyapı işletmekte, altyapının mülkiyeti devlete ait olmaktadır. Mülkiyeti devlete ait olan altyapının ne şekilde kullanılacağı, yenileme, tevsi ve bunun gibi yatırımların kimin tarafından yapılacağı açıklığa kavuşturulmamıştır.

Değerli üyeler, elektrik sektöründe özelleştirme çalışmalarının iki hedefi vard:. Birincisi, tüketicinin korunması, rekabet ortamı içinde daha ucuz daha kaliteli ve kesintisiz enerji sağlanması; ikinci amaç ise, yeni enerji yatırımlarının bu sayede yapılabilmesiydi. Ne yazık ki, her iki amaç da gerçekleşmemiştir. Öyle ki, devlet, elektriğe sürekli zammı bir alışkanlık haline getirmiştir. TES-İŞ Sendikasının bu konuyla ilgili raporlarına göre, elektrik fiyatları, meskenler için 1994 yılında kilovatsaati 1 206 TL iken, 1996 başında 4 690 TL olmuştur. İki yıl arasındaki artış yüzde 280'dir ve 1 Nisan 1996'da elektriğe yüzde 12’lik yeni bir zam daha yapılmıştır. Zaten, büyük bir sıkıntı içinde olan halkımız, bu zamlarla daha da bunalmaktadır. Bu nedenle, özellikle dargelirli halkımızca kullanılan elektriğin fiyatının yükseltilmesinden kaçınılmalıdır.

Sanayide üretimin temel girdilerinden biri olan enerjinin pahalılığı, rekabet gücünü olumsuz etkilemektedir. Örneğin, TİSK inceleme raporlarında, 1995 yılı verilerinde, satın alma gücü paritesi esasına göre, sanayide elektriği en pahalı kullandıran ülkeler kıyaslamasında, 16 OECD ülkesi içinde 0,18 dolar/kilovat fiyatıyla, Türkiye, birinci sıradadır. Gelişmenin, kalkınmanın göstergesi sayılan kişi başına elektrik tüketimi ise, 1995 yılı için 1 300 kilovat/yıl iken, bu, Yunanistan'da 3 000, Almanya'da 7 000, Amerika'da 10 000 kilovat/yıldır.

Tüm bu hususlar dikkate alınarak, sanayimizin rekabet gücüne katkı sağlamak için, sanayicimize, küçük ve orta boy işletmecilerimize, sanatkârlarımıza mutlaka ucuz enerji sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, konuyla ilgili uzmanların belirttiği üzere, Türkiye'nin, 2000 yılına kadar, elektrik üretimi için, yılda 2 milyar dolar yatırım yapması gerekmektedir. Yine, Sayın Bakanın Komisyondaki ifadeleriyle, yıllık 3 milyar dolar veya daha fazla bir kaynağın bu sektöre fiilen yatırılmış olması gerekmektedir. Oysa, bağlı bütçelerle birlikte, tüm kaynağı yaklaşık 98 trilyon TL olan Bakanlığın bütçesinin; tüm diğer işlerini bir yana bıraksa, salt enerji kaynaklarını kullansa, 1996 yılı yatırım programından tahsis edilen ödenekleri de dikkate alsak, yine de yeterli olmayacağı görülmektedir. Ayrıca, 3096, 3974 ve 4046 sayılı özelleştirmeyi düzenleyen yasalardan doğan zorluklar, uyumsuzluklar nedeniyle, özel kesimin bu alana yatırım yapması önünde geciktirici bir süreç bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu kısa sürede ancak bazı çalışma alanlarına değinebildiğim Bakanlığımız bütçesiyle ilgili olarak, her şeye rağmen, bazı önerilerle sözlerimi bitirmek istiyorum.

Türkiye, bugün, enterkonekte sistemde değerlendirebileceği hidroelektrik potansiyelin üçte birini kullanmaktadır. Bunun dışında, bölgesel olarak değerlendirilebilecek 10 megavatın altında hidroelektrik potansiyeller de bulunmaktadır. Bunların tahmin edilen rezervi 800 megavat dolayındadır. Bu kapasite, Keban Barajı kapasitesinin yüzde 80'ine eşittir. Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi bu potansiyelin yüzde 40'ına sahiptir.

Kamu kuruluşlarının proje listesinde yer alan yatırımlar, ucuz enerji kaynağı oluşları, işletmeye alınabilme süreleri ve kaynak gereksinim boyutları, yenilenebilir olmaları yönünden öncelikleri belirlenerek uygulamaya konulmalıdır.

Özel kesim ve yabancı sermayenin de enerji yatırımlarında aktif yer almaları özendirilmelidir.

Türkiye, enerji üretiminde, doğal potansiyelini henüz kullanmamışken, çeşitli enerji seçenekleri varken, nükleer enerjinin önceliği olmamalıdır. Ancak, teknolojik gelişmeleri yakından izleyecek, laboratuvar olarak kullanılacak, araştırma amaçlı bir nükleer enerji santralı kurulmasında geç kalınmıştır.

Bakanlık teşkilatına bağlı yerel birimlerin çalışmaları daha yakından ve etkin olarak izlenmeli ve denetlenmelidir Sayın Bakanım. İşletmelerde bürokrasi en aza indirilmeli, usulsüzlük ve yolsuzluklara karşı son derece duyarlı olunmalıdır. Özellikle, vatandaşların elektrik faturası ödemekteki sıkıntıları dikkate alınmalıdır.

Sanayide ve toplumsal yaşamın her kesiminde, enerji yoğunluk değerlerinin aşağıya çekilmesi, verimliliğin artırılması ve tasarruf programlarının hayata geçirilmesi gereklidir.

Sektörde, elektrik arzında yetersizliğin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

OSMAN KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ülkemizin ekonomik olarak sulanabilir 8,5 milyon hektar arazisinden ancak 4,5 milyon hektarı DSİ tarafından değerlendirme kapsamına alınabilmiştir. Bunun, 2 milyon hektarı halen kullanılmakta, 2 milyon hektarı da inşaat ve etüt safhasındadır.

Değerli üyeler, geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlayan Doğu, Güneydoğu ve Orta Anadolu'daki sulama projelerine öncelik verilmelidir. Bu bölgedeki halk yığınları, ekonomik sıkıntıları yüzünden, bütün sosyal problemleriyle batıya göç etmekte, büyük kentlerde çarpık yapılaşmaya neden olduğu gibi, kültür farklılıkları nedeniyle sosyal problemler doğmaktadır.

Bu yörelerdeki projelere öncelik verilmekle bitki çeşidi artacaktır; tarıma dayalı sanayi gelişecek, iş olanakları artacaktır; tarım ve hayvancılıkta büyük gelişmeler sağlanacaktır; çiftçinin gelir düzeyi artacaktır; tarımdan, tarıma dayalı sanayie, lokantacılıktan otelciliğe, ulaşımdan pazarlamaya kadar ekonomik yaşamda bir canlılık olacak; bunun doğal sonucu olarak, çiftçi, köylü kendi bölgesinde refah içinde yaşayacaktır.

Sayın Bakanım, bu zor koşullarda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, emin olun, bu zor koşullarda daha fazla süre vermem gerçekten mümkün değil.

Lütfen toparlar mısınız...

Buyurun.

OSMAN KILIÇ (Devamla) – ...yürüteceğiniz çalışmalarınızda, size ve çalışma arkadaşlarınıza içtenlikle başarılar diliyorum.

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçemizin, milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor; bu vesileyle, milletimizin ve tüm İslam âleminin mübarek Kurban Bayramını kutluyor, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (DSP, DYP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Sayın milletvekilleri, bir grup kaldı; şimdi, Refah Partisi Grubu sözcülerini çağıracağım. Refah Partisi Grubundan sonra, kişisel görüşmelere geçtiğim noktada, soru alma işlemini kapatacağım. Onun için, bu iki bakanlıkla ilgili olarak soru soracak arkadaşlarımız, sorularını, lütfen, Refah Partisi Grubu sözcülerinin konuşmaları bitinceye kadar Başkanlığa göndersinler.

Refah Partisi Grubu adına, birinci konuşmacı, Samsun Milletvekili Sayın Latif Öztek; buyurun. (RP sıralarından alkışlar)

RP GRUBU ADINA LATİF ÖZTEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Bakanlığımızın kıymetli temsilcileri; Tarım ve Köyişleri Bakanlığının 1996 malî yılı bütçesi üzerinde, Refah Partisi Grubu adına görüşlerimizi arz etmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum; Grubum adına, Yüce Heyetinizi ve televizyonları başında bizleri izlemekte olan aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama geçmeden önce, bir hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Benden önce, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşan dört milletvekili arkadaşım da, bütçenin aleyhinde konuştular. Bunlardan, Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokratik Sol Parti sözcülerinin konuşmalarının Hükümeti tenkit edici yönde olması normaldir, doğal karşılarız; ancak, Hükümet sözcüsü arkadaşlarımız da bütçenin aleyhinde konuştular. Bu durum, sanıyorum, tarımımızın içerisinde bulunduğu durumu en güzel bir şekilde göstermektedir.

Sayın milletvekilleri, insan faaliyetlerinin asıl amacı, eşrefi mahlûkat olarak yaratılmış olan insanları, daha mutlu ve daha müreffeh bir yaşam düzeyine ulaştırmaktır. İnsanın vazgeçemeyceği üç temel ihtiyacı vardır; bunlar, yiyecek ihtiyacı, giyecek ihtiyacı ve barınma ihtiyacıdır. Tarım, insanın bu üç temel ihtiyacından gıda teminini tamamen, yiyecek teminini de kısmen sağlaması bakımından, tüm insanları ilgilendirmektedir. Bu yüzden, tarım, sadece, bu sektörde çalışan ve nüfusumuzun yüzde 41'ini, yani, 25 milyonu değil, 60 milyonun tamamını ilgilendiren bir sektördür.

Türkiye'nin 1996 yılı bütçesi, 3 katrilyon 511 trilyon lira olarak belirlenmiştir. Bu bütçe içerisinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına 22 trilyon 924 milyar 502 milyon lira ayrılmıştır; yani, bütçenin binde 6,4'lük kısmı Tarım Bakanlığına ayrılmıştır. 1995 yılı bütçesinde bu oran, binde 9,8'dir; yani, bu yıl, tarıma daha düşük bir oranda pay ayrılmıştır. Ayrılan paranın da 17 trilyon 380 milyar lirası cari harcamalara, 4 trilyon 628 milyar lirası yatırıma ve 916 milyar 502 milyon lirası da transfer harcamalarına ayrılmıştır ki, yatırıma ayrılan payın çok düşük olduğu görülmektedir.

1995 yılına göre, ayrılan para azaldığından, bu yıl, Türk köylüsüne, Türk çiftçisine daha az hizmet götürülecektir. Tarım Bakanlığı, direkt olarak 25 milyona, endirekt olarak 60 milyona hitap ettiğine göre, bu Bakanlığa bütçeden ayrılan payın azaltılması değil, artırılması gerekirdi. Yani, Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız, 1996 yılını daha başlangıçta kaybetmiştir. Tarım Bakanlığı, bu bütçeyle 1995 yılındaki kadar da hizmet götüremeyecektir.

Değerli milletvekilleri; hep söylenilir "Türkiye, bir tarım ülkesidir." Evet, ülkemizde tarımla uğraşanların çok olduğu doğrudur. Yine bir doğru vardı; bugün, bu doğru yoktur maalesef, Türkiye, altı yedi yıl öncesine kadar, gıda üretimi bakımından, dünyanın kendine yeten yedi sekiz ülkesinden birisiydi; bunu, övünerek söylüyorduk; ama, şimdi söyleyemiyoruz.

Türk tarımının kötü duruma düştüğünü veya düşürüldüğünü, Sayın Başbakanımız da, bütçenin tümü üzerinde yaptığı konuşmada açıklıyordu ve Türkiye'nin, diğer ürünler yanında şeker ithal ettiğini, hem de 250 milyon dolarlık şeker ithal ettiğini belirtiyordu.

Yıllardan beri bir tarım ülkesi olarak tanınan Türkiye, bugün, niçin, buğday, şeker, yağ, et, peynir, tereyağı gibi temel gıda maddelerini ithal etmektedir? Bu sualin tek bir cevabı vardır; üretim, tüketimi karşılamıyor. Evet, sekiz on yıl öncesine kadar, et ve canlı hayvan, peynir, buğday, şeker ihraç eden Türkiye, bugün, bu sayılan malları ithal ediyorsa, bunun sebebini aramak, sorgulamak gerekir. Bunun sebebi, bize göre, yönetim ve yöneticilerdir; yoksa, Türkiye'nin kaynakları kaybolmamıştır, yerindedir. Yöneticilerin konuyu bilmemesi veya yetersiz olmaları, bu durumu ortaya çıkarmıştır.

Henüz, ikinci ayını doldurmamış Doğru Yol Partisi ile Anavatan Partisi Koalisyon Hükümetini ve onun Tarım Bakanını, kendilerinden önceki hükümetlerin uygulamaları sonucu ortaya çıkan durumdan sorumlu tutmak belki haksızlık olur; ama, unutmamak gerekir ki, Anavatan Partisinin tek başına yönetimde bulunduğu dönemde, 1985-1986 yıllarından itibaren başlattığı ve daha sonra DYP-SHP, sonra da DYP-CHP Koalisyon Hükümetlerinin devam ettirdiği yanlış politikalardan dolayı, Türk tarımı bu duruma düşmüştür. O yıllarda, Türkiye'nin sanayi ürünleri ihracatı artmaya başlayınca, tarım ihmal edilmeye başlandı ve taban fiyatlar düşük tutuldu, sübvansiyonlar kaldırıldı. 90'lı yıllarda hata anlaşıldı; ama, hayvancılıkta, bu hatanın telafisi kısa sürede ve kolaylıkla mümkün olmaz. Tarla bitkileri yetiştiriciliğinde üretim bir iki yılda artırılabilir. Mesela, Türkiye, 1991 yılında bunu yaşamıştır. 1991 yılı seçim yılı idi, tütüne yüksek taban fiyatı verildi. 1991'de 240 bin 881 ton olan tütün üretimi, bir sonraki yılda 334 bin 276 tona yükseldi. Tabiî, gereğinden fazla üretilen tütün, daha sonraki yıllarda devletin başına dert oldu, bela oldu. Milyarlarca lira ödenerek alınan fazla tütün yakıldı, daha sonraki yıllarda da tütüne kota konuldu; benim Samsunlu, Bafralı, Çarşambalı kardeşlerim mağdur edildi. Kısacası, Hükümetin hatalı uygulamalarının cezası, yine, köylüye çektirildi.

Diğer tarla ürünleri için de durum aynıdır; ama, hayvancılıkta üretim bir iki yılda artırılamaz diyoruz. Bugün uygulamaya başlanan bir iyileştirme tedbirinin sonucu, en erken, beş ya da altı yılda alınabilir. Unutmayalım, olumsuzlukların etkisi ise çok kısa zamanda görülür. Uygulanan politikaların yanlışlığı, hayvancılığı da, bitkisel ürünlerin yetiştiriciliğini de kârlı olmaktan çıkarmıştır.

Hayvancılığın gerilemesinde, son yıllarda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde artan terör olayları da etkili olmuştur. Bütün bunların sonucu olarak, Türkiye'nin hayvan varlığı azalmış ve sonuçta, dışarıdan canlı hayvan ve et ithal etme mecburiyeti hâsıl olmuştur. Bakınız, 1982'de 83 milyon olan koyun, keçi, inek ve manda gibi etinden istifade ettiğimiz toplam hayvan sayısı, 1994'te 57 milyona düşmüştür.

Değerli milletvekilleri, şunu unutmamamız gerekir: Ekonomik faaliyetlerin amacı, verilen emeğe karşılık en yüksek kârı sağlamaktır; tarımda bunun temini için iki yol vardır : Birincisi, üretime iştirak eden girdi fiyatlarını düşük tutmak; ikincisi, üretilen ürünlere yüksek taban fiyatı vermek. Her iki husus da, köylünün kontrolü dışında gerçekleşmektedir; bunları, devletler -millî politikaları gereği- kontrol ederler. Amerika Birleşik Devletleri de, Avrupa Topluluğu ülkeleri de, üreticilerini, yani tarım sektörünü sübvanse etmektedirler, bu yüzden, üretimlerinde kararlılık vardır. Bizim ülkemiz de ise, hükümetler, maalesef, millî politika izlemediklerinden, üretimimizde bir kararlılık bulunmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, vaktimiz çok sınırlı olduğu için, konunun daha fazla detayına girme imkânımız bulunmamaktadır; bu yüzden, Türk tarımının geliştirilmesi için, alınması gerekli önlemleri, üst başlıklar halinde sıralamak istiyorum. Bu sıraladığım hususları, biraz önce bahsettiğim gibi, bundan sonraki dönemde takip edeceğimi, göreve henüz yeni başlamış olan Tarım Bakanımızın da bilmesini istiyorum.

Birinci husus; bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretim, değerlendirme ve pazarlanması, entegre bir proje kapsamında ele alınmalıdır. Sadece "üretelim, değerlendirmeyelim" ya da "elde edilen ürünlerin pazarlanmasına karışmayalım" şeklindeki bir değerlendirme, bugüne kadar uygulanan yanlış politikaların devamı olur; Türk köylüsünü ve çiftçisini mağdur eder.

İkinci husus; çiftçinin ve yetiştiricinin emeğinin karşılığı, tam ve geciktirilmeden, zamanında verilmelidir. Bunun için, taban fiyatı ve teşvik primi gibi uygulamalar etkin bir biçimde sürdürülmelidir. Özellikle toplumumuzun çok fazla ihtiyaç duyduğu et, süt gibi hayvansal ürünlerle, buğday, pirinç, şekerpancarı, çeşitli yağlı tohumlar, baklagiller gibi bitkisel ürünlerin taban fiyatları yüksek tutulmalıdır; aski halde, düşük taban fiyatı, köylüyü, çiftçiyi, yetiştiriciyi zarara sokar; zarar eden üretici de bu işi yapmaktan vazgeçer; tıpkı devletin KİT'lerde yaptığı gibi. Sonuçta, Türkiye, ne olduğu belli olmayan etleri ithal etmek veya buğday, şeker, peynir, tereyağı gibi gıda maddelerini, diğer ülkelerden satın almak mecburiyetinde kalır. Kısaca, Türk köylüsüne vermediğimiz parayı, döviz olarak, yabancı ülkelerin çiftçisine, yetiştiricisine vermiş oluruz.

Üçüncü husus; bitkisel ve hayvansal ürünlerin işlenerek değerlendirildiği işletmelerin, özel sektör tarafından kurulması teşvik edilmelidir. Özel sektör tesislerinin bulunmadığı yörelerimizde, devletin elinde bulunan tesisler verimli bir şekilde çalıştırılmalıdır. Bu konuda, özellikle, süt işletmelerini vurgulamak istiyorum. Bu tesisler “özelleştirme” adı altında eşe dosta hediye edilmemelidir.

Dördüncü husus; ihracata yönelik üretim yapan büyük işletmeler, desteklenmelidir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim 1 dakikanız var. Lütfen...

LATİF ÖZTEK (Devamla) – Beşinci husus; modern teknolojiyi uygulayarak, üretimlerini artırabilmeleri için, büyük kapasiteli hayvancılık işletmelerinin kurulması teşvik edilmelidir. Teşvik kapsamında, hayvancılık işletmesi kuracaklara, faizsiz, kontrollu kredilerin verilmesi uygulaması yaygınlaştırılarak sürdürülmelidir.

GAP, yakın bir gelecekte devreye girecektir. Sulu tarımın başlaması, bölgede, tarla ziraatinin gelişmesini teşvik ettiği gibi, hayvancılığın gelişmesine de yardımcı olacaktır. Bu durum, diğer bölgelerimizdeki ürün çeşitlerini de etkileyecektir. Bu husus dikkate alınarak, ülke genelinde, bölgeler ve hatta, iller bazında alternatif ürünlerin yetiştirilmesi çalışmaları başlatılmalı ve bir an önce uygulamaya konulmalıdır.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, yedi sekiz yıldan beri, ziraat mühendisi, veteriner hekim, gıda mühendisi ve su ürünleri mühendisi gibi teknik eleman almamaktadır. Teşkilattaki elemanlar emekliye ayrıldıkça, boşalan kadrolara yenilerinin alınması, hem Bakanlığın dinamizmini artıracak hem de sayıları 20-25 binin üzerinde olan işsiz ziraat mühendisi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LATİF ÖZTEK (Devamla) – Sayın Başkan, cümlemi tamamlayıp konuşmamı bitiriyorum.

BAŞKAN – Peki efendim.

LATİF ÖZTEK (Devamla) – ...gıda mühendisi, su ürünleri mühendisi ve veteriner hekimlere çalışma imkânı sağlayacaktır. Unutmayınız, yetişmiş elemanlar, millî üretimi artırarak ülke ekonomisine katkıda bulunurlar, yük olmazlar. Hiç değilse, yılda 500-600 eleman alınarak, bu mesleklerde eğitim görmekte olan öğrencilere çalışma şevki verilmelidir.

Sözlerimi tamamlarken, 1996 yılı bütçesinin tüm milletimize, özellikle, köylümüze, çiftçimize, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı çalışanlarına hayırlı olmasını Yüce Allah'tan diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öztek teşekkür ediyorum.

Refah Partisi Grubu adına, bakiye süreyi kullanmak üzere, Sayın Cemal Külahlı; buyurun efendim.

RP GRUBU ADINA CEMAL KÜLAHLI (Bursa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının 1996 yılı bütçesi üzerinde, Refah Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere huzurunuzda bulunmaktayım; bu vesileyle, Sayın Başkana ve siz değerli arkadaşlarıma saygılarımı sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, ben, bu Parlamentoda, bu sıralarda 1980 yılına kadar -1965-1980 yılları arasında- dört dönem, Bursa Milletvekili olarak bulundum. 12 Eylül ihtilali oldu, aradan onbeş sene geçti; şimdi, takdirî ilahî; tekrar, bu sefer Refah Partisi milletvekili olarak aranızdayım.

Sevgili arkadaşlarım, biz, 550 milletvekili olarak, bu dönem, temel meselelerde anlaşmaya, uzlaşmaya varmalıyız; Anasaya değişiklikleri, mahallî idarelerin güçlendirilmesi, milletimizin bünyesine uygun seçim kanunu, Meclis İçtüzüğünün çıkarılması...

Sevgili arkadaşlarım, benden önce konuşan parlamenter arkadaşlarımından bazıları da eleştirdiler, milletvekili ne demek?.. Milletin vekili... Biz öyle miyiz?.. Beş lider, 550 kişiyi tayin etti; geldik, şu sıralarda oturuyoruz. Bunu, Türk demokrasininin bir ayıbı olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum; gelin, bunu düzeltelim.

Sayın Genel Başkanım Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 17 Nisanda yapmış oldukları bir davetle "şu anda bir azınlık hükümeti huzurumuzda; bu azınlık hükümetiyle işler yürümüyor, üçlü hükümet kuralım, diyor, daha iyi olur; bu azınlık hükümeti çıkmaz sokaktır” diyor.

Efendim, partiler anlaşamasa bile, bizler, milletvekilleri olarak, eğer, rejimin temel konularında uzlaşmaya varamazsak, hiçbir konuda başarıya ulaşmamız mümkün değildir; enerji konusunda olduğu gibi, tarım konusunda olduğu gibi... Evvela Parlamento güçlü olacak, evvela Türk demokrasisi güçlü olacak, evvela bu Parlamento milletin hakikî temsilcisi olacak, milletin seçtiği milletvekilleri bu sıralarda oturacak.

Sevgili arkadaşlarım, ben, 1953'ten 1965 yılına kadar -o zaman elektrik işleri Etibanktaydı- elektrik yüksek mühendisi olarak, dağ, bayır, dere, tepe, Türkiye'nin elektrifikasyon hizmetlerinde çalıştım. 1965 yılından 1980 yılına kadar da, parlamenter olarak, milletvekili olarak, enerji politikasını yakından takip ettim; ondan sonra da, bu takibim devam etmiştir. Şimdi, satırbaşları halinde, karşılaştığımız darboğazlara değinmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 27 Mayıs ihtilalini yapanların ilk icraatı, Soma Santralını stop etmek olmuştur. Neden, biliyor musunuz; çünkü, 1960 yılından önceki muhalefet, o zaman, Demokrat Partinin yapmış olduğu eserleri kötülemek yoluna gidiyor "bunlar, seçim fabrikaları, bunlar seçim barajları" diyordu; Seyhan Barajı bitmişti, "efendim, Seyhan Barajını tarla fareleri alttan delmiş, su kaçırıyor" diyordu. Bu, eskinin tesirinde kalan 27 Mayıs ihtilalcileri, Soma Santralını "lüzumsuz" diye kapattılar. Evet, Ege'de, santral bittiği anda bir sıkıntı yoktu; ama, Marmara Bölgesinde bir sıkıntı vardır. Yapılacak iş, Balıkesir-Bursa arasındaki 154 kilovatlık hattı bitirip, enterkonnekte (ınterconnecte) sistemdeki eksikliği, noksanlığı tamamlamaktı.

Sevgili arkadaşlarım, 12 Mart askerî müdahalesi olunca, bir Enerji Bakanı geldi "Türkiye'de enerji konusunda atıl kapasite var" dedi. Keban barajı bitmiş, 4 ünite devreye girmiş çalışıyor, ikinci 4 ünitenin yeri hazır, türbin jeneratörü getirilip konulacak; ama, Enerji Bakanı, "Enerji konusunda atıl kapasite var" dediği için, bu proje sallandı, bu proje uzatıldı ve Türkiye, tekrar enerji sıkıntısına girdi.

Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunda, büyük bir açık yüreklilikle, yıl sonundan itibaren, elektrik sektöründe darboğaza gireceğimizi ifade ettiler. Sayın Bakanı, bütçe konusunda yapmış oldukları konuşmalarından dolayı tebrik ediyorum. Meseleyi, bir siyasetçi olarak değil, bir teknik kişi olarak, teknik boyutlarıyla, teknolojik boyutlarıyla ortaya koymuştur. Sayın Bakanın planlama tecrübesi var, yabancı sermaye tecrübesi var, devlette bu hizmetleri gördü, milletvekilliği tecrübesi var, daha önce bakanlık tecrübesi var, şimdi de Enerji Bakanı... Bunu, enerji konusunun halli hususunda bir şans olarak görüyorum. Enerji konusundaki düşüncelerini, çözümlere yaklaşımlarını isabetli buluyorum.

Şimdi, yine, Sayın Bakanın bütçe konuşmalarında gayet açık yüreklilikle ifade ettiği mühim bir konuya geçmek istiyorum. 1985-1990 yıllarında, yani 6 yılda, enerji alanına 12 milyar dolar yatırım yapılmış. 1991 gelmiş, 1995 gelmiş, şimdi 1996'dayız, ikinci 6 yıl için 7,6 milyar dolar yatırım söz konusu; yani, 4,5-5 milyar dolar eksik var, bu da, bugünkü fiyatlarla 3 000-3 500 megavatlık bir kurulu güce tekabül etmektedir. Bursa'da yapılması düşünülen 1 400 megavatlık doğalgaz santralından, bu fiyatlarla, 5 tane, 6 tane yapmak mümkün.

Şimdi, Sayın Bakan ifade edemediler, biz ifade edelim; ben, 1991'den sonraki koalisyon hükümetlerini, bu beceriksizliklerinden dolayı, bu ihmallerinden dolayı suçlu buluyorum, kusurlu buluyorum.

Sayın milletvekilleri, elektrik enerjisi, kalkınmamızın, sanayileşmemizin, medenileşmemizin temel unsurudur. Bu gaflete nasıl düşülmüştür?!. O zamanki koalisyon hükümetlerinin, yani 1991-1995 yılları arasındaki Doğru Yol Partisi-SHP/CHP hükümetlerinin bu ihmalini, huzurlarınızda dile getirirken, hakikaten üzülüyorum. Bu ne gaflettir?!. Ve içimden, haykırıp, “suçlular, ayağa kalkın” demek geliyor. (RP sıralarından alkışlar) Büyük suç işlenmiştir

AYHAN FIRAT (Malatya) – TEK'in özelleştirilmesi...

CEMAL KÜLAHLI (Devamla) – Sevgili arkadaşlarım, şimdi, bu açığı nasıl kapatacağız?!. Sayın Bakanın yakasına yapışmak mümkün değil; o, konuyu önümüze getirdi.

Sevgili arkadaşlarım, bundan sonraki tedbirleri süratle almakta yarar var. Enerji konusunda iki büyük devlet adamımız var; Özal ve Demirel; ikisi de başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı görevlerini üstlendi, bu konuları çok iyi bilirler. Ben, rahmetli Özal'ın, Cumhurbaşkanıyken, elektrik enerjisi konusunda TEK Genel Müdüründen telefonla bilgi aldığını bilirim. Barajlar kralı Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel'in, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı zamanında enerji darboğazına neden ve nasıl girdik?.. Doğru Yol Partili arkadaşlarımın, bu konuyu, enine boyuna düşünmeleri lazım.

Sayın milletvekilleri, 1976 yılında, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesi üzerinde, Adalet Partisi Grubu adına Prof. Mustafa Parlar, yaptığı konuşmada bir enerji enstitüsünün kurulması konusunda teklifte bulunmuştu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Külahlı, size 1 dakika ek süre veriyorum.

CEMAL KÜLAHLI (Devamla) – Sayın Bakanım -bir enerji enstitüsü mü kurarsınız, Elektrik İşleri Etüt İdaresine mi bu görevleri verirsiniz, bilmiyorum- enerji konusunu, teknik ve teknolojik boyutlarıyla, bu Parlamentoya ve efkârıumumiyeye mal etmekte fayda var. Öncelikle, su potansiyelimizi değerlendirmek lazım; altı-sekiz sene sürüyor... Boşa giden bir enerji... Sanayici, bir-iki sene içinde fabrikasını kurup elektrik istiyor.

İkinci öncelik, kömür ve linyit santrallarını kurmaktır. Bunların tesis süresi üçbuçuk-dört sene sürüyor; sanayicinin talebine yetişemiyoruz.

Üçüncü öncelik, doğalgaz santrallarıdır; birbuçuk-ikibuçuk senede kurulabiliyor.

Sevgili arkadaşlarım, çok az bir sürem kaldı; Sayın Başkanın müsamahasına sığınarak, nükleer santrallar konusuna da temas etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, Sayın Külahlı'yı, tabiî, tekzip etme hakkım yok ama,süreniz var efendim; buyurun.

CEMAL KÜLAHLI (Devamla) – Sayın milletvekilleri, önce, 50 megavatlık bir nükleer santral fikri ortaya atıldı; görelim, nedir, öcü müdür filan diye... Sonra, bu fikirden vazgeçildi. 12 Eylülden sonra, askerî hükümet zamanında, üç firmaya niyet mektubu verildi; Amerikan firması vazgeçti, Almanların Siemens ve Kanadalıların Atomic Energy of Canada Limited firmaları, müzakereleri TEK'le götürdüler. Yüzde 85 kredi getireceklerdi. Başbakan rahmetli Özal "bunu yüzde 100'e çıkarın" dedi, "peki" dediler. Ondan sonra, Sayın Başbakan --gayet iyi hatırlıyorum- Almanya'da bir dernek toplantısına gitmişlerdi; orada, yap-işlet-devret modelini ortaya attı; Almanlar çekildi, Kanada firmasıyla ile Türkiye Elektrik Kurumu arasında sözleşme imzalandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMAL KÜLAHLI (Devamla) – Her şey bitti derken, Kanadalılar kredi için devlet garantisi istediler . Bu, yap-işlet-devret modeline aykırıydı ve nükleer santral işi buzdolabına konuldu. Kimbilir, belki de bazı çevrelerce, Türkiye'ye nükleer teknolojinin girmesi sakıncalı görüldü. Nükleer teknolojiye sahip Müslüman ve güçlü Türkiye'nin bu projesine çomak sokulmuştur.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanın, nükleer teknoloji ve nükleer santral konusundaki gayretlerine, Refah Partisi Grubu olarak yardımcı olacağız, destekçi olacağız.

Anayasa Mahkemesince yap-işlet-devret modeli imtiyaz sahibi kabul edildiği için, yap-işlet-devret modeli projesiyle ilgili sözleşmelerin Danıştay incelemesine tabi tutulması... 1 000 megavat kurulu güç, 2,6 milyar dolarlık yatırım bekliyor.

Bu konularda, Sayın Bakanın, süratle, gereken yasal değişiklikleri ve tekliflerini getirmesinde fayda var.

Küçük su kaynaklarını ihmal etmemeliyiz. EİEİ, bu konuda görevlerine devam etmeli.

Sayın Uzun, doğalgaz konusundaki politikaları ve devlet bünyesi içindeki yanlış uygulamaları dile getirdi. Buna imkân ve fırsat vermemeliyiz.

Elektrik enerjisinin üretim, iletim ve tüketiminde tasarruf... Sayın milletvekilleri, eğer gereken tasarrufu yapabilirsek, eski tesisleri revize ederek ve bazı ilaveler yaparak; Keban'ın ürettiği enerjiyi tasarruf etme imkânımız var. Sayın Bakan, bu konuyu gayet iyi biliyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMAL KÜLAHLI (Devamla) – Sayın Başkanım, sözlerimi bitiriyorum.

BAŞKAN – Sayın Külahlı, nasıl bitiriyorsunuz efendim; sizin sürenizi iki defa uzattım ben...

CEMAL KÜLAHLI (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Hayır efendim; ama, Genel Kurulun hukukuna, Genel Kurulun...

EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, onbeş senenin özlemi...

BAŞKAN – Buyurun efendim, son cümlenizi söyleyin.

CEMAL KÜLAHLI (Devamla) – Son cümlemi söylüyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, emrinizde çalışan çok değerli teknisyen arkadaşlara sahip çıkınız; devlet yönetiminde tecrübeye ağırlık veriniz; bilenlere sahip çıkınız; bilgiye sahip çıkınız ve tasarruflarınızı bu yönde kullanınız.

Ben, Refah Partisi Grubu adına, bütçenin, ülkemize, Bakanlığımıza ve çalışanlara hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Sayın Başkan, size de müsamahalarınızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Sevgi ve saygılar sunuyorum; sağ olun, var olun. (RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Külahlı, teşekkür ediyorum.

Gruplar adına yapılacak konuşmalar, yapılmış, tamamlanmıştır. Şimdi, kişisel görüşmelere geçiyorum.

Daha önceki uyarım istikametinde, soru işlemi tamamlanmıştır. Bundan sonra, 9 uncu turla ilgili gönderilecek soruları, Başkanlık kabul etmeyecektir.

Kişisel görüşmelerde, birinci sıra, Sayın Ahmet Demircan'ın.

Buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)

Sayın Demircan, süreniz 10 dakikadır.

AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce Yüce Heyetinizi ve ekranları başında bizi izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmeleri nedeniyle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçeleri hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Benden önceki konuşmacılar, bütçe hakkında konuştular. Lehte konuşmalar dahi bütçelerin yetersizliğini vurguladı; lehinde konuşmakta zorlanırsam, mazur görülsün.

Tarımın, bir ülkenin ekonomisindeki hayatî önemini tekrar etmeyi gereksiz buluyorum. Ülkemiz nüfusunun yaklaşık yüzde 50'sinin tarımda çalıştığı, bu nüfusun gayri safî millî hâsıladan yüzde 14 pay aldığı, genel ihracatımızın yaklaşık yüzde 14'ünü tarım ürünlerinin oluşturduğu; ancak, ihracatımızın yüzde 63'ünün hammaddesinin tarıma dayalı ürünlerden olduğu göz önüne alınırsa, durum, daha da önem arz etmektedir.

Kendi kendisine yeten yedi ülkeden biri olmakla övündüğümüz günler, maalesef, mazide tatlı bir anı olarak kaldı. Son yıllarda uygulanan yanlış tarım politikaları sonucu, ülkemiz, önemli miktarlarda tarım ürünü ithal eder duruma geldi. Kendi insanımıza verilmeyen paralar, yabancı ülke üreticilerine kaptırıldı. Konuttan, fakslarla, et ithali tebliği yayımlandı. Biz, mevcut Hükümetin, bu şekilde yönetilmemesini temenni ediyoruz.

Bakanlığın bütçesi, 1995 yılında 13 trilyon lira iken -enflasyonun yaklaşık yüzde 80'lerde seyrettiği 1995 yılı sonunda- 1996 bütçesi, yaklaşık 23 trilyon lira... Reel bir artış olmadığı gibi, tersine, bütçe içi payı düşmüş bulunuyor.

Tarım desteklenmeli, üreticinin millî gelirden aldığı pay artırılmalıdır. Ciddî ve ülke gerçekleriyle tutarlı bir planlama yapılmalı, sulama yatırımları ve uzun süredir başlanıp bitirilemeyen pek çok sulama projesi, mutlaka, süratle tamamlanmalıdır; bu da bir ekonomik kayıptır. Bu cümleden olarak, Samsunumuzda, Bafra ve Çarşamba Ovaları sulama kanallarının daha fazla geciktirilmeden tamamlanmasının ülke ekonomisine katkıda bulunacağını belirtmek istiyoruz.

Tohum ıslahı ve hibrit tohum desteklenmeli, tarımda eğitim çalışmalarına hız verilmeli ve ziraat mühendisleri -ki, büyük bir kapasite, yetişmiş insangücü- mutlaka tarım üretimine kazandırılmalıdır.

Üzerinde durulması gereken bir diğer konu, ülkemizde, tarım arazilerinin bölünmüşlüğü sorunudur. Bu konunun da mutlaka, göz önüne alınıp, halledilmesi gerekir. 20 dönüm arazisi ve dört çocuğu olan bir babanın öldükten sonra arazisi dörde bölünüyor; çocuklarının da dörder çocuğu olsa, varın siz konuyu hesaplayın.

Toprak ıslahı ve erozyon konusu ciddî bir şekilde ele alınmalıdır. Bu cümleden olarak, TEMA Vakfını, Yüce Meclisimizin ve milletimizin huzurunda şükranla anmak istiyorum. Toprak ıslahı konusunda, milletimizin, bilinçlendirilmesi lazım ve bu konudaki yatırımların, bu konudaki desteklerin, mutlaka sağlanması lazım.

Hayvancılık desteklenmeye devam edilmeli; ancak, bu destekleme konusu, son zamanlarda -daha önceki araseçimlerde de- olduğu gibi, medyaya konu olmuş şekliyle yapılmamalı. Bakın, daha 11 Nisan 1996 tarihli bir gazetemizde "Ziraat'ın inekleri seçim rüşveti oldu" diyor. Böyle tarım desteklemesi olmaz; eğer siz, bu ülkenin önemli bir konusu olan tarımı, pek çok konuda o