DÖNEM : 20 CİLT : 3 YASAMA YILI : 1
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
38 inci Birleşim
17 . 4 . 1996 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. – 1996 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/285) (S. Sayısı : 1)
2. – Katma Bütçeli İdareler 1996 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/286)(S. Sayısı : 2)
III. – SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. – Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın, Başbakan Mesut Yılmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması
IV. – SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, üniversiteye giriş sınavı başvurusunda izdihama neden olan idareciler hakkında
soruşturma açılıp açılmayacağına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Turhan Tayan’ın yazılı cevabı (7/13)
2. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın, 1994-1995 yıllarında maden fonundan verilen kredilere ilişkin Başbakandan
sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hüsnü Doğan’ın yazılı cevabı (7/196)
3. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 1995 yılı reklam harcamalarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Rüşdü Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/249)
4. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünün 1995 yılı reklam harcamalarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın yazılı cevabı (7/252)
5. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın, Tekel Genel Müdürlüğünün 1995 yılı reklam harcamalarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın yazılı cevabı (7/254)
6. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın, Yalova-Termal’deki Türk Hamamının bakım ihalesine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı Agâh Oktay Güner’in yazılı cevabı (7/288)
7. – İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu’nun, çay ithalinde uygulanan rejime ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı
Eyüp Aşık’ın yazılı cevabı (7/290)
8. – Rize Milletvekili Ahmet Kabil’in, ÇAY-KUR Genel Müdürlüğünün borçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı Eyüp Aşık’ın yazılı cevabı (7/300)
9. – Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül’ün, özelleştirme uygulamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Rüşdü
Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/312)
10. – İstanbul Milletvekili Halit Dumankaya’nın, özelleştirme için ödenen danışmanlık ve reklam ücretlerine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Rüşdü Saracoglu’nun yazılı cevabı (7/327)
11. – Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu’nun, Muğla TEK Müdürlüğünce kaçak bir inşaata elektrik bağlandığı iddiasına ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hüsnü Doğan’ın yazılı cevabı (7/330)
12. – Konya Milletvekili Hüseyin Arı’nın, Konya-Adana yolu üzerinde bulunan bazı yerleşim birimlerinin yol düzenlemesine
ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mehmet Keçeciler’in yazılı cevabı (7/335)
13. – Rize Milletvekili Şevki Yılmaz’ın, yaş çay bedellerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın yazılı cevabı
(7/411)
14. – Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagül’ün amme alacaklarına uygulanacak gecikme zammı ile ilgili Bakanlar Kurulu
Kararına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Lutfullah Kayalar’ın yazılı cevabı (7/437)
15. – Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Tarım Kredi Kooperatifi Yönetim Kurulu üyeliklerine yapılan atamalara ve
gübre fiyatlarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı İsmet Attila’nın yazılı cevabı (7/449)
16. – Diyarbakır Milletvekili Sacit Günbey’in, Diyarbakır’daki elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Hüsnü Doğan’ın yazılı cevabı (7/467)
I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te toplanarak iki oturum yaptı.
Turizm Bakanı Işılay Saygın, Turizm Haftası nedeniyle, turizm sektöründeki son gelişmeler ve Turizm Bakanlığının
faaliyetleri konusunda gündemdışı açıklamada bulundu; DSP Grubu adına İzmir Milletvekili Atilla Mutman, CHP Grubu adına
Kırklareli Milletvekili İrfan Gürpınar, DYP Grubu adına Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız, RP Grubu adına Ankara
Milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan, ANAP Grubu adına Nevşehir Milletvekili Abdülkadir Baş da aynı konuda görüşlerini
açıkladılar.
Edirne Milletvekili Erdal Kesebir’in, medyada ve yazılı basında devletin varlığı ve otoritesinin tartışılmasına neden
olabilecek bazı yayınlar yapıldığı iddialarına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Adalet Bakanı Mehmet Ağar;
Kars Milletvekili Çetin Bilgir’in, Doğu Anadolu Bölgesinin sorunlarına ve bölgede yaşanan göç olayının nedenlerine ilişkin
gündemdışı konuşmasına, İçişleri Bakanı Ülkü Güney;
Cevap verdiler.
Kahramanmaraş Milletvekili Mustafa Kamalak, Güvenoylaması, Çekiç Güç ve Olağanüstü Hal konularında TBMM Genel
Kurulunda yapılan oylamaların Anayasa ve İçtüzük hükümlerine uygun olarak yerine getirilmediği ve yapılan işlemlerin geçersiz
olduğu iddialarına ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.
Başkanlıkça, Genel Kurulda yapılan söz konusu oylamaların Anayasa ve İçtüzük hükümlerine uygun olarak
gerçekleştirildiğine ilişkin açıklamada bulunuldu.
53 üncü Hükümetin güvenoyu almadığı, Olağanüstü Hal ve Çekiç Güç’ün Türkiye’de kalma süresinin Anayasa ve İçtüzük
hükümlerine uygun olarak uzatılmadığı iddialarıyla ilgili TBMM Başkanlık Divanının toplanarak, takip edilecek yolun
kararlaştırılmasını talep eden RP Grubu Başkanlığının ilgi yazısı üzerine, söz konusu oylamaların Anayasa ve İçtüzük
hükümleri çerçevesinde gerçekleştirildiğine, yapılan işlemlerin hukuka ve teamüle uygun olduğuna, bu nedenle Başkanlık
Divanının konuyla ilgili olarak toplantıya çağrılmasına ve başkaca işlem yapılmasına gerek görülmediğine ilişkin TBMM
Başkanlığı yazısı okundu.
Azerbaycan Cumhuriyeti’ne gidecek olan :
Başbakan A. Mesut Yılmaz’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nahit Menteşe’nin,
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hüsnü Doğan’a, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Rüşdü Saracoglu’nun,
Vekâlet etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri ile;
Eskişehir Milletvekili Demir Berberoğlu’nun, Sait Halim Paşa Yalısında Meydana Gelen Yangının Nedenlerini ve Turban
Genel Müdürlüğü ile İlgili Yolsuzluk İddialarını Araştırmak Üzere Kurulan (10/2) Esas Numaralı Meclis Araştırma Komisyonu
Üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi;
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan ve 56 arkadaşının, Türk Otomobil Fabrikaları A.Ş. (TOFAŞ) ile TOFAŞ Oto Ticaret
A.Ş.’deki devlete ait hissenin satış yolu ile Özelleştirme sırasında nüfuzunu kullanmak ve ihaleye fesat karıştırmak suretiyle devleti
zarara uğratarak güvenini kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240 ve 366 ıncı maddelerine uyduğu iddiasıyla
eski Başbakan Tansu Çiller hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/3) okundu; Meclis soruşturması önergesi
için Anayasanın 100 üncü maddesine göre en geç bir ay içinde olmak üzere, Danışma Kurulunca tespit edilecek görüşme gününün
Genel Kurulun onayına sunulacağı açıklandı.
Tokat Milletvekili Ahmet Feyzi İnceöz ve 17 arkadaşının, işsizlik sorununun nedenlerinin araştırılarak alınması gereken
tedbirleri belirlemek;
Tokat Milletvekili Ahmet Feyzi İnceöz ve 16 arkadaşının, korunmaya muhtaç çocukların sorunlarının araştırılarak gereken
tedbirlerin belirlenmesi;
Amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/61, 10/62) okundu; önergelerin gündemdeki yerlerini
alacağı ve öngörüşmelerinin, sırasında yapılacağı açıklandı.
RP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili İsmail Kahraman’ın, TBMM Başkanlığınca Gruplarına verilen cevabî yazıda
partilerine sataşıldığı iddiasıyla söz isteminin Başkanlıkça uygun görülmemesi ve kendisinin de söz isteminde ısrarı üzerine,
İçtüzüğün 70 inci maddesine göre yapılan oylamalarda karar yetersayısının bulunmadığı anlaşıldığından;
Genel Kurulun 2.4.1996 tarihli 31 inci Birleşiminde alınan karar gereğince; 1996 malî yılı genel ve katma bütçeli idareler kanun
tasarılarını görüşmek için 17 Nisan 1996 Çarşamba günü saat 10.00’da toplanmak üzere, birleşime 18.43’te son verildi.
Kamer Genç
Başkanvekili
Ünal Yaşar Mustafa Baş
Gaziantep İstanbul
Kâtip Üye Kâtip Üy
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 10.00
BAŞKAN: Başkanvekili Kamer GENÇ
KÂTİP ÜYELER: Ünal YAŞAR (Gaziantep), M. Fatih ATAY (Aydın)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; gündeme geçiyoruz.
II. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
1. – 1996 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/285) (S. Sayısı : 1) (1)
2. – Katma Bütçeli İdareler 1996 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/286)(S. Sayısı : 2)
(1)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, alınan karar ve gündemimiz gereğince, 1996 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler
Bütçe Kanunu Tasarılarının görüşmelerine başlıyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerlerini aldılar.
Bilindiği üzere, bu konudaki kanun tasarılarıyla ilgili komisyon raporları bastırılıp, sayın üyelere dağıtılmıştı.
Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Komisyon raporunun okunmasını kabul edenler...
kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.
Şimdi, sunuş konuşmasını yapmak üzere, Sayın Bakanı kürsüye davet ediyorum.
Buyurun efendim.
MALİYE BAKANI LUTFULLAH KAYALAR (Yozgat) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; 17 Ekim 1995
tarihinde Yüce Meclise sunulmuş olan 1996 yılı genel ve katma bütçe kanunu tasarıları, 24 Aralık milletvekili erken seçimleri
sebebiyle görüşülememiş ve 1996 yılının ilk dört ayı içinde geçici bütçe uygulamaya konulmuştur.
12 Mart 1996 günü Yüce Meclisin güvenini alarak göreve başlayan Hükümetimiz, yeni bir bütçenin hazırlanarak Meclise
sunulmasının iki aydan fazla bir zaman kaybına sebep olacağını dikkate alarak, bu tasarıların, İçtüzüğün 78 inci maddesine
istinaden, yenilenmesi yolunu tercih etmiştir. Bu tasarılar, geçen zaman içinde meydana gelen ekonomik gelişmeler ve
Hükümetimizin programı da dikkate alınarak Plan ve Bütçe Komisyonunda gerekli değişikliğe tabi tutulmuş ve bugün de Yüce
Meclisin tasviplerine sunulmuş bulunmaktadır.
Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine, bir aya yaklaşan yoğun ve yorucu çalışmaları ve olumlu katkıları
için, Hükümetimiz ve şahsım adına huzurunuzda teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütçeyle ilgili açıklamalarıma geçmeden önce, dünyadaki ekonomik gelişmelere kısaca
değinmek istiyorum.
İçinde bulunduğumuz dönemde dünya ekonomisinin gündemindeki en önemli konuların başında küreselleşme ve
bölgeselleşme hareketleri gelmektedir.
Haberleşme ve ulaştırma teknolojileri başta olmak üzere, üretim teknolojisinde yaşanan hızlı gelişmeler, dünyada küreselleşme
olarak bilinen olguyu yaratmıştır. Öte yandan, ülkeler, bölge ülkeleriyle güç birliğine giderek bölgesel entegrasyonlar
oluşturmaktadırlar. Bölgesel entegrasyon hareketleri içinde en eskisi ve başarılısı, üye sayısı 15’e ulaşan Avrupa Birliğidir.
Avrupa Birliği, bir yandan ekonomik ve parasal birliğin sağlanması için çalışırken, diğer yandan da genişleme çabalarını
sürdürmektedir. Gümrük birliğiyle birlikte parçası haline geleceğimiz Avrupa tek pazarı, ulaşmış olduğu rakamsal büyüklükler ve
işlem hacmiyle bundan böyle Türkiye’yi yakından ilgilendirecek ve etkileyecektir. Bu bakımdan, Bakanlığım, diğer tüm
kuruluşların da yapması gerektiği gibi, Avrupa’nın entegrasyonu sürecini ve özellikle tek para birimine geçiş sürecini yakından
izlemek durumundadır; dahası, bu gelişmeleri, Avrupa’yla gümrük birliği ve malî işbirliği çerçevesi içerisine oturtup, politikalarını
bu gelişmelerle uyumlu kılması gerekmektedir.
Kısaca, Maliye Bakanlığı, artık, sadece devletin gelirlerini ve giderlerini kontrol eden ve bunu uygulayan bir kurum olmanın
ötesinde, Türkiye’nin, bu süreçler içerisinde yer almasını, yarar sağlamasını gözeten bir kurum olmak durumundadır.
Avrupa Birliğini oluşturan 15 devletin, kendi aralarındaki ekonomik entegrasyonu gerçek anlamda sağlama ve pekiştirme
çabaları sürmektedir.
Topluluk, orta vadede, 15 ülkeyle sınırlı kalmayacak ve yeni katılan üyelerin de ekonomik ve parasal birliğin kurallarına tabi
olmaları gerekecektir. Ekonomik ve parasal birlik, pek çok unsurun bir araya gelmesinden oluşacak, hatta, topluluk üyesi ülkeler
arasında en geç 2002 yılında ulusal para birimleri ortadan kaldırılarak, günlük hayatta tek paranın kullanımına geçilecektir.
Üye ülkeler, aralarında zaman zaman ortaya çıkan ciddî yaklaşım farklılıklarına rağmen, 1979 yılında temeli atılan Avrupa
para sistemini bugüne kadar çeşitli aşamalardan geçirerek geliştirmiş ve tam bir ekonomik entegrasyonun son safhasını
gerçekleştirmek için ciddî çabalar içine girmişlerdir. Öyle ki, Avrupa’nın tek merkez bankasının nüvesi de, Avrupa Para
Enstitüsünün kurulmasıyla birlikte ortaya atılmıştır.
Şüphesiz, üye devletlerin ekonomilerinin tamamen benzer nitelikler arz ettiğini söylemek güçtür. Almanya gibi güçlü
ekonomilerin yanı sıra, özellikle, Topluluğun “fakir” ülkeleri olarak sınıflandırılan Portekiz, Yunanistan ve İspanya gibi ülkelerin
ekonomik göstergeleri arasındaki farkılıklar, ekonomik ve parasal birliğe geçişte üye ülkelerin kendi aralarında sınıflandırılması
ihtiyacını doğurmuştur. Bu sınıflandırmada kullanılan ekonomik kriterlerin başlıcaları, fiyat istikrarı, uzun vadeli faiz oranları,
bütçe açığı ve devlet borçlarıdır.
Topluluk ölçeğinde tespit edilen standart rakamlardan belli bir ölçüde sapma yapılmasına izin verilmekle birlikte, Türkiye’nin,
mevcut ekonomik göstergeleri, özellikle de yüksek enflasyon oranı nedeniyle, muhtemel bir tam üyelik durumunda, bu koşulları,
içinde bulunduğumuz ekonomik ortamda yerine getiremeyeceği açıktır.
Hal böyle olmakla birlikte, Türkiye’nin, çabalarını, söz konusu katılma kriterlerine yaklaşma yönünde yoğunlaştırması gerekir;
çünkü, bu ölçüler doğrudur ve sağlıklıdır.
Özetle; Türkiye ekonomisi için bundan böyle en belirleyici faktörlerin arasında yer alan gümrük birliğinin kısa vadede malî ve
ekonomik etkisi, artan işlem hacminden kaynaklanan etkiler ve Topluluk kaynaklarından sağlanacak krediler olmakla birlikte, orta ve
uzun vadeli perspektiften bakıldığında, topluluk politikalarına uyum çalışmalarının, ekonomik ve malî politikalara yansıtılması
zarureti ortaya çıkmaktadır.
Kuzey Amerika Kıtasında, üye ülkeler arasında ticareti ve yatırımları sınırlayan engelleri kaldırmayı hedefleyen ve ABD,
Kanada ve Meksika’dan oluşan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Alanı, Latin Amerika ülkelerini de içine alacak şekilde genişleme
eğilimindedir.
Asya-Pasifik bölgesinde aynı amaçla kurulmuş olan Asya Pasifik İşbirliği Teşkilatı ise, dünyanın en hızlı gelişen dinamik
ülkelerinin bulunduğu bir grup olarak dikkat çekmeye başlamıştır.
Dünya üzerinde bir yandan bu şekilde ticarî bloklar oluşurken, diğer taraftan da bloklar arasında işbirliğini geliştirme imkânları
aranmaktadır. Türkiye, bütün bu gelişmeleri dikkatle izlemektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1994 yılında dünya ekonomisinde ortalama olarak yüzde 3,6 oranında bir büyüme
gerçekleşmiş ve 1995 yılıda bu hız korunmuştur. 1996 yılı için ise, yüzde 4 dolaylarında bir büyüme beklenmektedir.
Sanayileşmiş ülkelerin ortalama büyüme oranı 1994 yılında, son beş yılın en yüksek düzeyi olan yüzde 3,1 seviyesine
ulaşmış; ancak, 1995 yılının başlarında görülen talepteki daralma ve ekonomik faaliyetlerdeki durgunluk sonucu, yüzde 2,5
oranında daha düşük bir büyüme gerçekleşmiştir. Bu yıllarda Avrupa Birliği ülkelerinin ortalama büyüme oranı ise, yüzde 2,8
civarında olmuştur.
Diğer taraftan, gelişmekte olan ülkelerde ekonomik iyileşmenin devam ettiği görülmektedir. Bu ülkelerin ortalama büyüme
hızı1994 yılında yüzde 6,2’ye ulaşmış olup, halen bu düzeyde devam etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkelerin önemli sorunlarından birinin de işsizlik olduğu bilinmektedir. Sanayileşmiş
ülkelerin ortalama işsizlik oranları son yıllarda yüzde 7,5 ilâ yüzde 8 civarında seyretmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde
işsizlik oranındaki azalış devam ederken, Avrupa Birliğinde bu oran yüzde 11’ler dolayındadır.
Öte yandan, sanayileşmiş ülkeler, enflasyonu kontrol altına almada başarılı olurlarken, gelişmekte olan ülkelerde enflasyon
ciddî bir problem olmaya devam etmektedir.
Dünya ekonomisindeki canlanmaya rağmen, uygulanan ihtiyatlı para politikaları ve petrol fiyatlarındaki düşüşlerin etkisiyle,
1994 yılında sanayileşmiş ülkelerde yıllık enflasyon yüzde 2,3’e düşmüştür. 1995 yılında yüzde 2,5 olan enflasyonun 1996
yılında da aynı seviyede olması beklenmektedir.
Diğer taraftan, dünya ticaret hacmi 1994 yılında yüzde 9,3 gibi oldukça yüksek oranlı bir gelişme göstermiş, 1995 yılında da
yüzde 8,3 düzeyinde kalmıştır; 1996 yılındaysa yüzde 6,4 dolaylarında bir genişleme göstereceği tahmin edilmektedir.
Bu gelişmede, ticaretteki serbestleşmenin yaygınlaşması, küreselleşme süreci ve bölgesel bütünleşme hareketlerinin hızla
gelişmesi gibi faktörler rol oynamıştır.
Sekiz yıl süren Uruguay Round görüşmelerinin sonucunda ortaya çıkan ve GATT’ın yerini alan Dünya Ticaret Örgütü (WHO) 1
Ocak 1995 tarihinde faaliyete geçmiştir. Mal ticaretinin serbestleştirilmesine ilave olarak hizmet ticaretinin de serbestleştirilmesi,
tarım ve tekstil, fikrî mülkiyet hakları, destekleme gibi konular bu yeni örgüt tarafından düzenlenmekte ve yürütülmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dünya ekonomisiyle ilgili açıklamalarımdan sonra, şimdi de, ülkemiz ekonomisi
hakkındaki açıklamalarıma geçmek istiyorum.
Türkiye’de, 1980 sonrası dönemde, rekabete açık ekonominin ilke ve esaslarının yerleştirilmesi, dış ticaretin liberalleştirilmesi,
fiyat belirlemelerinde idarî kararlar yerine, piyasa güçlerinin ikame edilmesi ve yurtiçi malî piyasaların yeniden yapılandırılarak
güçlendirilmesi yönünde önemli adımlar atılmıştır.
Nitekim, bu çerçevede, para piyasalarının temel kurumları olan bankalar için 1986 yılında bankalararası para piyasası
(İnterbank) kurulmuş, 1987 yılında da açık piyasa işlemleri uygulamaya konmuştur. Ayrıca, döviz ve kıymetli madenlere ilişkin
hükümler yeniden düzenlenerek konvertibiliteye, döviz kullanımına, kambiyo rejimine ve sermaye transferlerine ilişkin önemli
adımlar atılmıştır. Bu kapsamda, 1988 yılında döviz ve efektif piyasaları, 1989 yılında da döviz karşılığı altın piyasası
kurulmuştur.
Öte yandan, 1982 yılında yürürlüğe konulan Sermaye Piyasası Kanunuyla, küçük tasarrufların ekonomiye kazandırılması
suretiyle, yatırımcıların fon ihtiyacı için yeni imkânlar yaratılmış, getirilen yeni kurumlar ile sermaye piyasalarında etkinliği
artırıcı yeni araçlar uygulamaya konmuştur.
1986 yılında İstanbul Menkul Kıymetler Borsası açılmış, menkul kıymetlerin yurda giriş ve çıkışı serbest bırakılmış,
yatırım danışmanlığı, portföy yöneticiliği ve aracılık faaliyetleri gibi gelişmiş borsa işlemleri yurdumuzda da yapılır hale
gelmiştir.
1985 yılında ihracatı geliştirmek, reeksport ve transit ticaretten ve yabancı sermaye ve teknoloji girişinden daha çok
faydalanabilmek amacıyla, serbest bölgeler, gerekli yasal düzenlemeler yapılarak faaliyete geçirilmiş bulunmaktadır. Nitekim, bu
yapılan faaliyetler neticesinde Mersin’de, Antalya’da serbest bölgeler, bilahara, Ege Serbest Bölgesi açılmış bulunmaktadır; daha
ileri aşamalarda İstanbul Atatürk Havaalanındaki serbest bölge açılmış bulunmakta ve yine, Trabzon İlimiz ile İstanbul
denizcileriyle ilgili olarak Tuzla’daki serbest bölgelerin açılma çalışmaları da devam etmektedir. Erzurum Doğu Anadolu Serbest
Bölgesiyle, Mardin Güneydoğu Anadolu Serbest Bölgesi de, bu kapsamda faaliyete geçirilmiş olan serbest bölgelerdir. Ayrıca, yine,
alanları belirlenmiş olan Adana–Yumurtalık, Samsun, Menemen ve şu anda çalışmaları başlamış olan Kayseri ve Rize serbest
bölge çalışmaları da hızla devam etmektedir.
Yapılan tüm bu yasal ve kurumsal düzenlemeler, serbest piyasa ekonomisinin altyapısının oluşup gelişmesine önemli katkıda
bulunmuştur.
Bu süreci tamamlamak üzere, 1989 yılında konvertibiliteye geçilmiş, döviz kullanımı ve sermaye hareketleri tamamen serbest
bırakılmıştır.
Gerçekleştirilen bu düzenlemeler sonucu, 1980 sonrasında büyümede, imalat sanayii kapasite kullanımında, ihracat hacminde,
imalat sanayiinin ihracat içindeki payında ve dışticaret hacminin gayri safî millî hâsılaya oranında önemli artışlar sağlanmıştır.
Açıklamaya çalıştığım tüm bu olumlu gelişmelere rağmen, kamu açıkları, kronikleşen yüksek enflasyon, imalat sanayiindeki
yatırım eksikliği ve rekabet ortamını geliştirecek yapısal değişikliklerin özel ve kamu kesimlerinde tam olarak
gerçekleştirilememesinin yarattığı sorunlar önemini korumuştur.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkeler ve insanlarının zenginlik ve refah düzeylerinin belirlenmesinde en başta gelen
gösterge, bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetler toplamını ifade eden millî gelir ve millî gelirde sağlanan artışlardır.
1990–1995 döneminde gayri safî millî hâsılamızdaki büyüme, istikrarsız ve dalgalı bir yapıda seyretmiştir. Nitekim, 1990
yılında yüzde 9,4 olan büyüme, 1991 yılında, Körfez krizinin de etkisiyle binde 3’e düşmüş, 1992 ve 1993 yıllarında yüzde 6,4 ve
8,1 oranlarında gerçekleşmiştir. 1994 yılında ise, gayri safî millî hâsılada yüzde 6,1 oranında gerileme görülmüştür.
1995 yılında, iç talepteki genişlemeye bağlı olarak, ekonomik faaliyetlerde canlanma olmuş ve gayri safî millî hasılâ, sabit
fiyatlarla yüzde 8,1 oranında büyümüştür.
1995 yılında, tarımdaki büyüme yüzde 2,6, sanayideki büyüme yüzde 12,2 ve hizmetlerdeki büyüme de yüzde 6,4 oranlarında
gerçekleşmiştir. Bu büyümede, özellikle imalat sanayiindeki yüzde 13,9 ve ticaretteki yüzde 13,5 oranındaki büyümeler etkili
olmuştur. Ayrıca, ithalattaki hızlı artış da, hizmetler sektörünün büyümesine katkıda bulunmuştur.
Harcamalar açısından baktığımızda da, büyümeye en büyük katkının, özel kesimin nihaî tüketim harcamları ile sabit sermaye
yatırımlarındaki artıştan geldiği görülmektedir.
Özel nihaî tüketim harcamaları, özellikle dayanıklı tüketim harcamalarındaki yüzde 20’lik artışın etkisiyle yüzde 7,6 artarken,
özel kesimin makine-teçhizat yatırım harcamaları yüzde 28,1 oranında artış göstermiştir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; büyümede görülen iniş ve çıkışlar, ekonomimizin istikrarlı bir büyüme için bazı yapısal
reformlara ihtiyacı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bakımdan, ekonomide uzun dönemli makro dengelerin ve güven ortamının
sağlanması ve uyumlu makroekonomik politikaların izlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kalkınma planı ve buna bağlı olarak hazırlanan yıllık programlarda hedef alınan
büyüme hızlarının gerçekleştirilmesi, bunun gereği olan yatırımların yapılmasına bağlıdır. Yatırım yapılması ise bir kaynak
meselesidir. Ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerin kalkınma çabalarının önündeki en önemli mesele, kaynak yaratılması ve
yaratılan bu kaynakların, ekonomik kalkınma için gerekli olan yatırımlara tahsisidir.
Son yıllarda, özellikle faiz ödemeleri, personel harcamaları, KİT’ler ve sosyal güvenlik kuruluşlarına ayrılan kaynaklar
sebebiyle, yatırımlara yeterince kaynak tahsis edilememiş olduğunu görmekteyiz. Nitekim, cari fiyatlarla, toplam kamu
yatırımlarının gayri safî millî hâsılaya oranı 1991 yılında yüzde 7,5 iken, bu oran 1993 yılında yüzde 7,2’ye, 1994 yılında yüzde
4,9’a ve 1995 yılında da yüzde 4,2’ye düşmüş bulunmaktadır.
Konsolide bütçe yatırımlarının gayri safî millî hâsıla içindeki payları, 1991 ve 1992 yıllarında yüzde 3 iken, 1993 yılında
yüzde 2,9; 1994 yılında da yüzde 2 olmuş, 1995 yılındaysa bu oran yüzde 1,3’e inmiştir.
1991 yılında reel olarak yüzde 1,6 oranında artan toplam sabit sermaya yatırımları, 1992 yılında yüzde 4,3 ve 1993 yılında
da yüzde 23,6 oranında artış göstermiş, 1994 yılındaysa yüzde 17 oranında gerilemiştir; 1995 yılında reel olarak yüzde 8,2
oranında artmıştır.
Alt sektörler olarak incelendiğinde, enerji sektörü yatırımlarının 1989 yılından beri önemli oranda gerilediği görülmektedir.
Enerji sektöründeki bu yatırım gerilemesinin üzerinde önemle durularak, acil önlem alınması gerekmektedir.
Bunu dikkate alan Hükümetimiz, enerji sektörüne özel bir önem vererek, 1996 yılında enerji yatırımlarını reel olarak yüzde 67
oranında artırmayı öngörmüş ve bütçede, gerekli ödenekleri ayırmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Hükümetimiz, özel teşebbüsü, her alanda olduğu gibi yatırımlar konusunda da itici güç
olarak görmekte ve desteklemektedir. Bu yaklaşım içerisinde, kamunun yatırım açığı, özel sektör ve yabancı sermayenin devreye
sokulmasıyla kapatılacaktır.
Özelleştirme ve yap-işlet-devret modelinin de uygulanmasıyla, özel kesimin enerji, ulaştırma ve haberleşme sektörlerinde
yapacağı yatırımların payı artırılacaktır. Kamu sektörüne ilave olarak, özel sektörün ve yabancı sermayenin de enerji
yatırımlarına girişebilmesi için, gerekli düzenlemeler süratla tamamlanacaktır.
Özellikle, BOT’lerdeki tıkanmalar nerelerdedir; ayrıca, BOT sistemi üzerinde, Enerji Bakanlığımızın ne gibi yenileştirmeler
veya değişiklikler yaparak, bu sistemin Türkiye’de daha kolay uygulanabilir ve yatırım açığımızın bu yönde kapatılması nasıl
sağlanabilir konularında da Enerji Bakanlığımız, gerçekten takdire değecek çalışmaları başlatmış bulunmaktadır.
Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde, kamu yatırımlarında, sağlık ve eğitim sektörleri ile enerji yatırımlarına ve bölgesel
gelişmişlik farklarının giderilmesine ağırlık verilmesi, Hükümetimizin, bir kez daha ifade etmek istiyorum ki, öncelikli hedefleri
arasında yer almış bulunmaktadır. Bu çerçevede, eğitimin toplam kamu yatırımları içerisindeki payı yüzde 12’ye, enerji sektörünün
payı ise yüzde 22’ye yükseltilmiş bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde, fiyat hareketleri konusunda bilgi arz etmek istiyorum.
Piyasa ekonomilerinde, kaynakların optimal olarak kullanımını belirleyen en önemli gösterge, fiyatlardır. Bu bakımdan,
fiyatların mutlaka istikrarlı bir seyir izlemesi gerekmektedir. Fiyat istikrarının temini, ekonomik birimlerin yatırım, tasarruf ve
tüketim kararlarını sağlıklı ve uzun vadeli düşünerek vermelerini sağlayacak gelir dağılımını da olumlu yönde etkileyecektir.
Türkiye’de uzunca bir süreden beri devam eden ciddî bir enflasyon sorunu vardır. Türkiye’de enflasyonun normal sayılacak tek
haneli rakamlara düşürülememesinin en önemli sebebini, yüksek düzeydeki kamu kesimi finansman açıkları ile bu açığın finansman
yöntemi oluşturmaktadır.
Finansman açıkları, borçlanmayı zorunlu kılmakta, bu ise faizlerin ve kurların yüksek düzeylerde seyretmesine ve bütçeler
üzerinde faiz yükünün artmasına yol açmaktadır.
Toptan eşya fiyatlarındaki yıllık artışlar, 1991’de yüzde 59,2; 1992’de yüzde 61,4; 1993’te yüzde 60,3 ve 1994’te yüzde 149,6
olmuş, 1995’te ise yüzde 64,9 olarak gerçekleşmiştir. Tüketici fiyatlarındaki artış ise, 1991’de yüzde 71,1; 1992’de yüzde 66,
1993’te yüzde 71,1; 1994’te yüzde 125,5 olmuş, 1995 yılında da yüzde 78,9 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu yılın ocak-mart
döneminde, toptan eşya fiyatlarındaki kümülatif artış yüzde 24,3’e, tüketici fiyatlarındaki artış ise yüzde 19,5’e ulaşmış
bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu açıklarının daraltılması, verimlilik artışı ile uyumlu gelirler politikası, kamunun
Merkez Bankası ve malî piyasalar üzerindeki baskısının hafifletilmesi sonucunda, para politikasının etkinliğinin artması, yapısal
reformlarda sağlanacak gelişmeler ile enflasyonun düşürülmesi Hükümetimizin öncelikli temel politikalarını oluşturmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dış ödeme güçlükleri, gelişmekte olan ülkeler için sürekli bir darboğaz oluşturmaktadır.
Ülkemiz de bu güçlükleri zaman zaman yaşamış bulunmaktadır. Bu güçlükleri aşmak için, istikrarlı bir döviz girdisi sağlanması
gerekmektedir. Döviz girişinin en önemli kaynağı da ihracattır. İhracata yönelik teşvik politikaları, daima, hükümetlerin öncelikli
hedefleri arasında yer almıştır. Özellikle 1980 yılından itibaren ihracata dayalı büyüme modelinin benimsenmesi ve bu doğrultuda
alınan kararların etkisiyle ihracatta önemli artışlar sağlanmış bulunmaktadır. 80’li yılların başında, 2,5-3 milyar dolar ihracat
yapan Türkiye, akaryakıt faturasını karşılayamayan Türkiye, takip edilen bu politikalar sayesinde, 1990’lı yılların başına
gelindiğinde, 14-15 milyar dolarlar seviyesinde ihracat yapan bir ülke haline gelmiş bulunmaktadır.
Kısaca, bu döneme göz attığımız zaman, özellikle sıkça şikâyet edilen, büyük şehirlerimizde kümeleşmiş bulunan
sanayileşmenin, Anadolu’nun dört bir tarafına yayıldığını görmekteyiz.
Bu cümleden olarak, 80’li yıllardan sonra alınan doğru kararlar çerçevesinde, Kahramanmaraş İlimiz, gerçekten, bir sanayi
patlaması yapmıştır ve bugün, Kahramanmaraş’tan dünyanın dört bir tarafına ihracat yapılmaktadır.
Aynı şekilde, Gaziantep İlimiz, ihracattaki bu patlamayı gösterebilmiş olan başarılı illerimizin başında gelmektedir.
Malatya İlimizde, organize sanayi bölgesinin de teşkiliyle birlikte yapılan çalışmalar ve takip edilen politikaların iyi
anlaşılması sayesinde, bugün, yine dünyanın dört bir tarafına, sadece İstanbul’dan, Bursa’dan değil, Malatya’dan da ihracat
yapılmaktadır.
Manisa İlimizde, elektronik alanında bir fabrikamız, bugün dünya elektronik devleriyle çarpışır duruma gelmiş
bulunmaktadır.
Bursa, gerçekten, 1980’den sonra, sadece tekstilde değil, hemen hemen tüm sektörlerde, Türkiye’nin yüzakı olmaya devam
ederken, ihracattaki bu 15 milyar dolarlık çerçeve içerisinde, büyük bir oranla, tüm işadamlarıyla, 1980’den sonra iş hayatına atılan
girişimci insanlarıyla, büyük bir yer almış bulunmaktadır.
Orta Anadolu’dan, Çorum’dan örnek vermek istiyorum. Daha bundan on yıl öncesine kadar akreditif açamayan Türkiye, 80’li
yılların başında cesaretle alınan kararlar doğrultusunda, bugün, İtalya’ya gömlek ihraç eden, Singapur’a elektronik şerit ihrac eden,
Almanya’ya makine ihraç eden sanayici ve işadamlarımıza, Orta Anadolu’nun göbeğinde sahip olabilme imkânını elde etmiştir.
Aynı şekilde, bugün, Kastamonu’nun Araç İlçesinden, İngiltere’ye konfeksiyon ihracatı yapar duruma gelinmiştir. 80’den
sonra gelişen anlayış çerçevesinde, başta konfeksiyon firmaları ve bu anlayışa uygun yatırım yapma cesaretini gösteren
işadamlarımız sayesinde, bugün, dünyanın en ünlü markaları Eskişehir İlimizde dikilir, yapılır ve ihraç edilir hale gelmiş; sadece
döviz kazandırılmakla kalınmamış, binlerce işçimize de iş imkânı ve istihdam imkânı sağlanmış bulunulmaktadır.
Bu meyanda, yine 80’den sonra büyük bir atılım yapan Uşak İlimizdeki değerli girişimcilerimizi anmadan geçmek haksızlık
olur kanısındayım.
Yine, aynı şekilde, şu anda, Türkiye’nin değil; artık, Avrupa’nın gözbebeği haline gelmiş olan Denizli İlimizdeki, sadece
turizmde değil, turizmle birlikte, tekstil sektöründeki, konfeksiyon sektöründeki, makine sanayiindeki ve özellikle tarıma dayalı
sanayideki gelişmeler de, 80 sonrasındaki politikalarla ön plana çıkmıştır. Bugün, bu ilimiz, Türkiye’ye döviz kazandıran
işadamlarımızın ön planda olduğu illerimiz arasında yer almaktadır.
Konya’daki girişimcilerimizden bir örnek vermek gerekirse, artık, dünyaya ihracat yapan ayakkabı firmaları, yine bu dönemin
ürünüdür.
Çorlu, Çerkezköy, Eskişehir, Bozüyük, Kütahya ve tüm bunlarla birlikte yurdumuzun dört bir tarafında gelişme çabalarını hızla
sürdüren, bundan sonraki politikalarımız içerisinde de ağırlıklı olarak yer alacak olan KOBİ’lerle ilgili gelişmeler de, yine, bu
dönemde yapılan, bu dönemde uygulanan politikaların neticesi olarak, bugün, önümüzde durmaktadır.
Bir başka konu daha var. 1960’ların başında, Avrupa’ya işçi olarak giden ve Türk insanının girişimciliğinin en güzel
örneklerini veren, 1983 sonrasındaki politikaları iyi anlayıp, bu politikalar çerçevesinde, cesaretle yatırım yapan, o günün işçileri,
bugünün mark milyarderi olan işadamlarımızı burada anmadan da geçemeyiz.
Ancak, sadece, bu işadamlarımızın yaptıkları çalışmaları burada anmakla kalamayız. Türkiye’nin, bundan sonra takip etmesi
gereken politika ve inşallah, bundan sonra, Hükümetimizin de, daha yoğun olarak üzerinde duracağı, biraz önce saymaya çalıştığım,
Anadolumuzun ve dünyanın dört bir tarafına yayılmış olan özel sektör temsilcilerimizin, işadamlarımızın önünü açmak, onların,
sadece Türkiye’deki sorunları değil, dünya piyasalarında daha iyi yer alabilmelerini temin etmek için, her türlü kolaylaştırıcı işlem
ve kararları almak ana hedeflerimiz arasındadır.
1995 yılındaki ihracatın, biraz önce çerçevesini çizmeye çalıştığım gelişmeler doğrultusunda, yüzde 10,7’si tarım ürünleri,
yüzde 87,4’ü de sanayi malları ihracatıdır.
İhracatın, bugün ulaştığı 22 milyar dolarlık seviyeler içerisinde, rakam olarak ulaştığımız seviyeden belki daha da önemlisi,
yüzde 87,4’lük sanayi malları oranına ulaşmamızdır.
Türkiye’nin, bu politikayı devam ettirmesi; ama, Türkiye’nin, aynı zamanda, 22 milyar dolarlar çerçevesinde değil, 2000’li
yıllara girdiğimiz süre içerisinde, 50 milyar dolarlık ihracat hedeflerini aşması gerekmektedir. 2,5-3 milyar dolarlık ihracatların
yapıldığı günlerde, 10 milyar-15 milyar dolarlar nasıl hayal olarak görüldüyse, o gün için, hayal olduğu söylendiyse bugün, 50
milyar dolarlara da, hayal diyenler olabilir; ama, görülmüştür ki, Türkiye’nin potansiyeli vardır, Türkiye’nin imkânları vardır.
Türkiye’nin insanları, Türkiye’nin girişimcileri çok kolay kavrayabilmekte ve uygulayabilmektedir; yeter ki, önlerini açabilelim.
Yürekten inanıyoruz ki, 2000’li yıllardaki ihracat 50 milyar dolarlık, hedefleri, hiç de hayal değildir. Eğer, bunu
gerçekleştiremiyorsak, bunun suçu, şu hükümetin, bu hükümetin değil; belki de bütün hükümetlerindir; bunu da, burada, açıklıkla
ifade etmek istiyorum.
İthalatımız, 1983 yılında 9,2 milyar dolar iken, 1991 yılında 21 milyar dolar, 1995 yılında da 35,7 milyar dolar olarak
gerçekleşmiş bulunmaktadır.
1995 yılı ithalatının yüzde 12,4’ü tüketim maddeleri, yüzde 29,4’ü yatırım malları ve yüzde 58,3’ü hammadde ithalatından
oluşmaktadır.
İhracat ve ithalatımızdaki bu gelişmelere paralel olarak, 1983 yılında 3,5 milyar dolar olan dışticaret açığımız, 1991 yılında
7,4 milyar dolara, 1995 yılında da 14,1 milyar dolara yükselmiştir.
İhracatımız, 1983 yılında ithalatımızın yüzde 62’sini karşılamaktayken, 1991 yılında yüzde 64,6’sını, 1995 yılında da
yüzde 60,6’sını karşılayabilmektedir.
Cari işlemler dengesi ise, 1983 yılında 1,9 milyar dolar açık, 1991 yılında 250 milyon dolar fazla, 1995 yılında da 2,3 milyar
dolar açık vermiştir.
Öte yandan, görünmeyen işlemlerin en önemli döviz giriş kalemleri arasında yer alan turizm gelirlerimiz, 1983 yılındaki 420
milyon dolar seviyesinden, 1991 yılında 2,7 milyar dolara, 1995 yılında da 5 milyar dolara yükselmiş bulunmaktadır. Görünmeyen
işlemlerin bu en önemli kalemini teşkil eden turizm gelirlerimizde de Türkiye’nin potansiyelinin, bugünkü hacminin çok üzerinde
olduğunun, Hükümetimiz farkındadır. Özellikle 80’li yıllardan itibaren, bu konuda, dünya standartlarının da neredeyse üzerinde
gerçekleşmiş olan yatırımların, bundan sonra aynı hızla devam ettirilmesi için gereken tedbirlerin alınması, Hükümetimizin
öncelikle önem verdiği konular içerisinde yer almaktadır.
Sadece bununla kalmayıp, özellikle tur operatörleri konusunda da ve Türk kökenli tur operatörlerinin sayısının artırılması ve
bu kuruluşların güçlendirilmesi noktasında yeni birtakım teşvik edici politikaların izlenmesi gereğine inandığımızı ve bu noktada
da çalışmalar yapacağımızı ifade etmek istiyorum.
İşçi döviz girişleri 1983 yılında 1,6 milyar dolar iken, 1991 yılında 2,9 milyar dolar, 1995 yılında da 3,4 milyar dolar olarak
gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Diğer taraftan, uluslararası rezervlerimiz de, 1995 yılında 23,9 milyar dolar seviyesine ulaşmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ödemeler dengesinin sağlıklı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması ve sermaye
hareketlerinin, ülkemizin üretim kapasitesinin güçlendirilmesine katkıda bulunacak bir altyapı içerisinde geliştirilmesi gerekmektedir.
İhracatçılarımızın dünya fiyatlarından girdi kullanmaları ve Eximbank aracılığıyla kredi teşviklerinden yararlandırılmaları
sağlanacaktır.
Ayrıca, ihracatçılarımızın kredi ve garantilerine işlerlik kazandırılacak, ihracatın ve yabancı sermaye yatırımlarının
teşvikine özel önem verilecek, özel sektörün yatırım amaçlı dış kredi kullanımının önündeki engeller kaldırılacaktır.
Nitekim, ihracatın sevk sonrası finansmanı konusunda Eximbank’ın koordinatörlüğünde iki bankamızın ortak bir fon
oluşturmasıyla bu yönde önemli bir adım atılmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; şimdi de, iç ve dış devlet borçlarımız hakkında bilgi sunmak istiyorum.
Son yıllarda, bütçe açıklarına, KİT’ler, sosyal güvenlik kuruluşları ve mahallî idarelerle fonlardan kaynaklanan finansman
açıkları da eklenmiş, buna bağlı olarak, iç borçlanma ihtiyacı ve toplam içborç stoku hızla yükselmiştir.
1991 yılında, 97,6 trilyon lira olan içborç stoku, 1993 yılında 357,3 trilyon liraya, 1995 yılında 1 katrilyon 368 trilyon liraya
yükselmiştir. 1996 yılı mart ayı sonu itibariyle ise, içborç stoku, 1 katrilyon 920 trilyon lira olarak gerçekleşmiştir. Bu tutarın, 613
trilyon lirası tahvil, 1 katrilyon 18 trilyon lirası bono, 27 trilyon lirası konsolide borçlar, 260 trilyon lirası da kısa vadeli avans
borçlarından oluşmaktadır.
İçborçların gayri safî millî hâsılaya oranı, 1991 yılında yüzde 15,4 iken, 1994 yılında yüzde 20,6; 1995 yılında ise yüzde
17,8 olmuştur. Türkiye’de, içborçlar, toplam büyüklüğü ve gayri safî millî hâsılaya oranı itibariyle bir sorun oluşturmamaktadır;
ancak, giderek kısalan ve son dönemlerde beş-altı ay olarak şekillenen vade yapısı, borç yönetiminin en önemli darboğazıdır.
Hükümetimize duyulan güven ve genel ekonomik göstergelerdeki olumlu gelişmeler paralelinde, son haftalarda gerçekleştirilen
iç borçlanmalarda, faizlerdeki düşüşle birlikte, vade yapısının da uzatılabilmesi, söz konusu darboğazın aşılmakta olduğunun güzel
bir işaretidir. Nitekim, Ocak 1996’da, bileşik faiz olarak yüzde 200’lerin üzerinde seyreden; vade olarak da, 136 güne kadar düşmüş
olan borçlanmalar, nisan ayında, son yapılan kâğıt satışlarında, yüzde 124,5 bileşik faiz ve yedi aylık (210 gün) bir vadeye
ulaşmış bulunmaktadır.
Dışborç stoku da 1991 yılında 50,5 milyar dolardan, 1993 yılında 67,4 milyar ve 1995 yılı sonu itibariyle de 73,3 milyar
dolara yükselmiştir.
1991 yılı borç stokunun yüzde 81,9’u orta ve uzun vadeli, yüzde 18,1’i ise kısa vadeli borçlara ait iken, 1993 yılında orta ve
uzun vadeli borçların payı yüzde 72,5’e gerilemiş, buna karşılık kısa vadeli borçların payı yüzde 27,5’e yükselmiştir. 1995
yılında ise orta ve uzun vadeli borçların payı yüzde 78,6’ya yükselmiş, kısa vadeli borçların payı da yüzde 21,4’e düşmüştür.
Dışborç vade yapısının uzun vadeli borçlar lehine değişmesi olumlu bir gelişmedir.
Dışborçların gayri safî millî hâsılaya oranı ise 1991 yılında yüzde 33,2, 1993 yılında yüzde 37, 1995 yılında da yüzde 44,3
olmuştur.
Her yıl gerçekleştirilecek dış borçlanma miktarının, o yıl ödenecek dışborç anapara geri ödemelerinden büyük olması ve bu
şekilde sağlanacak ek kaynaklarla altyapı yatırımlarının finanse edilmesi, ülkemiz açısından makul, hatta zorunlu bir tercihtir.
Oysa, 1994 ve 1995 yıllarında uluslararası piyasalardan sağlanan krediler, anapara geri ödemelerini dahi karşılayamadığından,
dışborç servisi için iç borçlanmaya başvurulması gerekmiştir. İç borçlanmada ve dış borçlanmada, Türkiye’de, bir anlamda yatırım
eksikliğinin temelinde sıkıntımızı teşkil eden, bu gelişmedir. Bu uygulama, içborç faizlerini kaçınılmaz şekilde yükseltmiştir.
Örnek vermek gerekirse: 1995 yılında, 7,5 milyar dolar olan dışborçlarla ilgili ödemelerimizden 1 milyar doları, bütçe dışı, mahallî
idarelerle ilgili olan borçlar olarak önümüzde görülmektedir. 7,5 milyar dolarlık bu dışborç ödemesinin yüzde 50’si iç borçlanmayla
karşılanmış bulunmaktadır.
Türkiye, bu bakımdan, içeriden dışarıya kaynak transferi yapan veya daha değişik bir tabirle, net geri ödeyen bir ülke
konumundadır. Dış borçlanmada bu tabloyu tersine çevirmek temel hedeflerimizden birisidir ve önümüzdeki bütçe uygulamalarının
da dışında, ekonominin geneline baktığımız zaman, çözülmesi gereken en önemli problemlerimizden birisi olarak Hükümetimizin
önünde durmaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bilindiği üzere, kamunun borçlanma ihtiyacını azaltmanın yollarından biri de
özelleştirmedir. Ülkemizde, özelleştirmenin hukukî altyapısı, geniş bir mutabakatla kabul edilen 4046 sayılı Özelleştirme
Kanunuyla, 1994 yılı sonunda oluşturulmuştur. 1983-1991 yılları arasında 900 milyon dolarlık özelleştirme gerçekleştirilmiştir.
Bilindiği gibi, 1983 yılında, Türkiye, henüz özelleştirme kavramıyla tanışmış değildi. Özelleştirmenin uygulanmasından önce,
özelleştirme mantalitesinin, Türkiye’de kabul ettirilmesi gerekmekteydi. Zamanın hükümetleri, bu konuda, bugün takdirle andığımız
hizmetleri yapmışlar; bu konudaki hazırlıkları yapmışlar; mevzuatları çıkarmışlar ve 90’lı yıllara yaklaştığımız dönemlerde de
900 milyon dolarlık bir özelleştirmeyi de yapabilmişlerdir. 1992’den 1995’e kadar 1,9 milyar dolarlık özelleştirme gerçekleştirilmiş
bulunmaktadır. Özelleştirme uygulamalarının, programlanan ve kamuoyuna taahhüt edilen düzeyde gerçekleştirildiğini söylemek
mümkün değildir.
Özelleştirmeyle, bütçe üzerindeki KİT finansman yükünün hafifletilmesi sağlanacak; böylece, kamu açıklarının aşağı
çekilmesi, kamunun malî piyasa üzerindeki baskısının azaltılması ve kamu borç stokunun düşürülmesi mümkün olacaktır. Diğer
taraftan da, sermayenin tabana yayılması, özellikle verimlilik ve işgüvenliğinin artırılması, devletin, ekonomide ticarî ve üretici rol
üstlenmesi yerine, aslî fonksiyonları olan adalet, eğitim, sağlık, savunma ve güvenlik ile büyük altyapı yatırımlarına kaynak
ayrılmasına imkân tanınmış olacaktır.
Ayrıca, özelleştirme, ekonomimizi, Avrupa Birliği ekonomilerine yaklaştırmada önemli bir etken olacak ve rekabet edilebilir bir
yapının oluşmasına da olumlu katkıda bulunacaktır.
Özelleştirme, ilke olarak, doğru bir yaklaşım olmakla birlikte, uygulamalarının sağlam hukukî temeller üzerinde ve toplumsal
olarak kabul edilebilir bir şeffaflık içinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede, ileride yapılacak özelleştirmelerde
rekabetçi ortamın oluşturulması, tüketici haklarının korunması, gerekli teknolojik yenilemenin ve yatırımların gerçekleştirilmesi
ile tekellerin önüne geçilmesi gibi hususlara öncelik ve önem verilecektir.
Özelleştirme, ilke olarak, kamu bankaları da dahil olmak üzere, bütün KİT’leri kapsamalıdır ve kapsayacaktır. Kamu
bankalarından, belki, Ziraat Bankası ve Halk Bankası yapıları gereği, kamu bankalarının özelleştirilmesi programı çerçevesinde,
biraz daha sonlara doğru kalabilir; ama, bu konuda, Hükümetimizin kararlı olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Özelleştirme konusunda, daha önce sevk edilmiş ve Meclisimizden geçmiş olan Telekom Yasasının Anayasa Mahkemesinde
iptal edilmiş olduğunu bilmekteyiz. Bu iptalden sonra, Telekom Yasasının yeniden Meclisimize getirilmesi, Meclisimizin tasvibine
sunulması ve bu konudaki özelleştirme çalışmalarının hızla neticelendirilmesi, Hükümetimizin ana hedefleri arasındadır. Ancak,
özelleştirme konusunda sadece Hükümetimize değil, Meclisimize ve Meclisimizle birlikte tüm ilgili kuruluşlarımıza büyük görevler
düşmektedir.
Telekom Yasasına; tabiî ki, Anayasa ve hukuk kurallarına, her hükümette olması gereken şekilde, Hükümetimiz de saygılıdır.
Yeni tasarı, Anayasamızın verdiği kararlar doğrultusunda, hazırlanarak Meclisimize sevk edilme aşamasındadır; ama, burada, biraz
önce ifade etmeye çalıştığım çerçeve içerisinde, Telekom’daki gecikmeden dolayı, aynı Telekom’la ilgili olarak, dünya piyasalarına
arz edilen ürünler olması dolayısıyla, bunun dünya borsa fiyatının bir anlamda düştüğünü ve bu konuda da, Türkiye’nin, gerçekten,
bu geçen zaman içerisinde fevkalade büyük zararlarla karşılaştığını, bundan sonra da bu konudaki gecikmelerin, aynı şekilde,
Türkiye’nin zararına olacağını, burada, bir kez daha ifade etmeden geçemiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özelleştirme kavramı, görülmektedir ki, son yıllarda, özellikle, sadece KİT’ler üzerinde
yoğunlaştırılmıştır. Esasında, özelleştirme kavramı, sadece KİT’ler üzerinde yoğunlaştırılarak daraltılmamalıdır.
Özelleştirmeyi, toplumumuzun ve bugünkü yapımızın değişik kesimlerinde uygulama mecburiyetimiz vardır. İfade etmek
gerekirse, belli bir aşamada, barajlar, elektrik santralleri ve otoyollarda da özelleştirilmenin düşünülmesi gerekmektedir. Aynı
şekilde, sağlıkla ilgili olan kuruluşlarımızda, hastanelerimizde ve yine, eğitimle ilgili olan okullarımızda da özelleştirmenin
uygulamalarının yapılması zamanı gelmiş ve geçmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ekim 1995-Mart 1996 döneminde ekonomimizde yaşanan gelişmelere paralel olarak, Ekim
1995’te Yüce Meclis’e sunulan bütçe tasarılarının hazırlanmasına esas alınan makro ekonomik hedefler ve büyüklükler DPT
tarafından revize edilmiştir. Plan ve Bütçe Komisyonunun çalışmalarına da yön veren bu yeni hedef ve büyüklükler hakkında
kısaca bilgi arz etmek istiyorum
1996 yılında gayri safî millî hâsılanın yüzde 4,5 oranında büyümesi hedeflenmektedir.
Sektörler itibariyle, tarımda yüzde 3, sanayide yüzde 4,8 ve hizmetlerde yüzde 4,5 büyüme olması beklenmektedir.
Bu çerçevede, 1996 yılı gayri safî millî hâsılası, cari fiyatlarla 13,2 katrilyon lira olacaktır.
1996 yılı gayri safî millî hâsıla deflatörü yüzde 65 ve yıl sonu toptan eşya fiyat artışı yüzde 64 olarak hedeflenmiştir.
Bu yıl, ihracatın 25 milyar dolar, ithalatın ise 41 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesi, turizm gelirlerinin 6,1 milyara, işçi
gelirlerinin de 3,4 milyar dolara ulaşması beklenmektedir.
Bu çerçevede, dışticaret dengesinin 16 milyar dolar, cari işlemler dengesinin ise 3,8 milyar dolar açık vereceği
hesaplanmaktadır.
1996 yılı toplam yatırımları 3 katrilyon 297 trilyon liradır. Bunun 626 trilyon lirasının kamu, 2 katrilyon 671 trilyon lirasının
da özel kesim tarafından gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir.
Toplam yatırımlarda 1995 yılına göre sabit fiyatlarla yüzde 6,2 oranında artış öngörülmüştür.
Toplam sabit sermaye yatırımlarında 1995 yılına göre sabit fiyatlarla yüzde 8,4 artış hedeflenmiş olup, özellikleri ve
öncelikleri dikkate alınarak, sağlıkta yüzde 16,9; eğitimde yüzde 33,3 ve enerji yatırımlarında yüzde 67 oranında reel artış olması
programlanmıştır.
Sabit sermaye yatırımlarının yüzde 19,4’ü kamu, yüzde 80,6’sı ise özel sektör tarafından gerçekleştirilecektir.
Kamu kesimi yatırımlarının, işçilik hariç, 239 trilyon lirası konsolide bütçeye, 144 trilyon lirası KİT’lere, 76 trilyon lirası
fonlara ve 103 trilyon lirası da mahallî idarelere aittir.
Konsolide bütçe, KİT’ler, fonlar ve döner sermayeli kuruluşların yapacakları toplam yatırımın içerisinde eğitim sektörünün
payı yüzde 13’ün, enerji söktörünün payı da yüzde 24’ün üzerinde olacaktır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi de 1996 yılı bütçe kanunu tasarılarıyla ilgili açıklamalarıma geçmek istiyorum.
Bilindiği üzere, 17 Ekim 1995 tarihinde Yüce Meclise sunulan 1996 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları, 2 katrilyon 780 trilyon
liralık harcama, 2 katrilyon 370 trilyon liralık gelir ve 410 trilyon liralık açık öngörüyordu.
Bu tasarılar, biraz önce açıkladığım hedefler de dikkate alınarak, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülerek revize edilmiş ve
son şeklini almıştır.
Biraz önce açıkladığım hedefler derken, burada, bazı küçük açıklamaları yapma gereğini de duyuyorum. Bilindiği gibi, Ekim
1995’te Yüce Meclise sunulan tasarıda, bir yıl için 410 trilyon liralık açık öngörülmüş bulunmakta idi; ancak, nisan sonu itibariyle
yapılan hesaplamalara göre, bir yıl için öngörülen 410 trilyon liralık açık, 404 trilyon lira olarak, yılın ilk dört ayında realize
edilmiş bulunacaktır.
Özellikle bu konu, yeni revize çalışmaları içerisinde, Hükümetimiz ve paralel olarak, gerçekten yoğun bir çalışma örneği
gösteren Plan ve Bütçe Komisyonumuzda ön plana alınmış ve dikkatle üzerinde durulmuştur.
Son şeklini alan bütçemize göre; bütçe ödenekleri 3 katrilyon 511 trilyon lira, bütçe gelirleri 2 katrilyon 650 trilyon lira, bütçe
açığı 861 trilyon liradır.
Bütçe ödeneklerinin 910 trilyon lirası personel giderlerine, 303 trilyon lirası diğer cari hizmetlere; 239 trilyon lirası yatırım
harcamalarına; 2 katrilyon 59 trilyon lirası transfer giderlerine ilişkindir.
Bütçe gelirlerinin, 2 katrilyon 73 trilyon lirası vergi gelirlerinden; 280 trilyon lirası vergi dışı normal gelirlerden; 287 trilyon
lirası özel gelirler ve fonlardan; 10 trilyon lirası da katma bütçe gelirlerinden oluşmaktadır.
Revize edilen ödeneklerle ilgili olarak şu hususları kısaca ifade etmek istiyorum:
Komisyonda yapılan ilavelerin önemli bir kısmı, kamu personelinin maaşlarında yapılacak düzenlemeler ile savunma ve
güvenlik hizmetlerinin ihtiyaçlarına, yatırım ve faiz harcamalarına ait bulunmaktadır.
Bilindiği üzere, tasarıda, personel giderleri için 800 trilyon liralık bir kaynak ayrılmıştı. Bu miktar, mevcut ekonomik
gelişmeler ve revize hedefler de dikkate alınarak, yeniden değerlendirilmiş ve personel ödeneklerine 110 trilyon lira eklenmiş
bulunmaktadır.
Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan görüşmeler sırasında, savunma ve güvenlik hizmetlerimizin ihtiyaçları da yeniden
değerlendirilmiştir. Fiyat artışları ve döviz kurlarındaki yeni hedefler ile mevcut gelişmeler, güvenlik kuvvetlerimizin ilave
ihtiyaçlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu çerçevede, savunma ve güvenlik hizmetlerimizin ek ihtiyaçları için 30 trilyon
liralık ilave kaynak tahsis edilmiştir.
Tasarıda, 190 trilyon lira olarak yer alan yatırım harcamaları yüzde 25,8 oranında artırılarak, 239 trilyon liraya yükseltilmiştir.
Yatırım harcamalarında yapılan artışın 36 trilyon lirası, Devlet Su İşleri, Köy Hizmetleri ve Karayollarına ait
bulunmaktadır. Eğitim hizmetlerimizin yatırımlarına da özel bir önem verilmiş ve 6,9 trilyon liralık ilave kaynak tahsis edilmiştir.
Transfer bölümünde de, başta, faiz ödenekleri ve sosyal güvenlik kurumlarına yapılacak transferler olmak üzere, önemli
miktarlarda artış yapılmıştır.
Bu kalemlerin dışında, otoyollarımızın bakım ve onarımları; gübre ve diğer tarımsal ürünlerin teşviki; Dinar depremi
nedeniyle ortaya çıkan zararların karşılanması; yükseköğrenim öğrencilerinin kredi ihtiyaçlarının karşılanması; yine,
yükseköğrenim öğrencilerinin katkı payı kredileri veya diğer bir tabirle, öğrenci harçları; ayrıca, Kıbrıs’a yapılacak olan yardımlar;
yeşil kart sahibi vatandaşlarımıza yapılacak yardımlar gibi çeşitli ihtiyaçlar için ek kaynaklar tahsis edilmiştir.
Bütçe ödenekleriyle ilgili olarak ortaya çıkan bu tablonun en önemli özelliği, yatırım harcamalarına daha fazla kaynak
ayrılması olmaktadır. Bir önceki yıl 102 trilyon lira olan yatırım harcamalarına, bu yıl 239 trilyon lira kaynak ayrılmıştır.
Böylece, yatırım harcamalarında yüzde 134 nispetinde bir artış hedeflenmiştir. Yatırımları hızlandırma ödeneği ve diğer
tertiplerdeki yatırımlarla ilgili ödenekler de dikkate alındığında bu oran daha da yüksek seviyelere ulaşmaktadır.
Amacımız, biraz önce net rakamlarını verdiğim ve son yıllarda giderek daralan yatırım harcamalarını, 1996 yılından
başlamak üzere, daha yüksek oranlarda artırmaktır. Konsolide bütçenin, içinde bulunulan çeşitli problemlerine rağmen, geçtiğimiz
yıl hazırlanan ve siyasî konjonktür nedeniyle nisan ayı sonlarına geldiğimiz bugünkü günlerde ancak Yüce Meclise sunulabilmiş
olan bir bütçe olmasına rağmen, yatırımlarla ilgili yapılmış olan bu yeni düzenlemeyle, yatırımların yeniden ön plana alınması,
Hükümetimizin önemli göstergelerinden, özelliklerinden ve tercihlerinden birisidir.
Konsolide bütçenin, içinde bulunan çeşitli problemlerine rağmen, biraz önce de ifade etmeye çalıştığım gibi, Hükümet olarak
tercihimizi yatırım harcamalarının artırılması yönünde yaptık. Gönlümüzde yatan ve geçen, yatırım harcamalarımızın çok daha
yüksek seviyelere ulaşmasıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılan değişiklikler sonucunda bütçe açığı 861 trilyon lira olarak öngörülmüştür. Bu
açığın, bir önceki yıl gerçekleşmelerine göre yüksek olduğu ileri sürülebilir. Ancak bütçenin revize çalışmaları sırasında son
derece titiz davranılmış ve bütçe ödeneklerinin gerçekçi bir şekilde belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, faiz
ödenekleriyle sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan transferlerde önemli artışlar yapılmıştır. Bu düzenlemelerin amacı, bütçe
ödeneklerinin en sıhhatli bir şekilde belirlenmesi olmuştur.
Özetle, bütçenin gerçekçi olması için her türlü çalışma yapılmıştır.
Bizim kanaatimiz, yapılan bu düzenlemeler sonucunda bütçe büyüklüklerinin gerçekçi bir şekilde belirlendiği ve bu hedeflerden
önemli bir sapma olmayacağı yönündedir. Bu konuda bütçe uygulamaları da çok büyük önem arz etmektedir. Bu itibarla, bütçe
uygulamalarında son derece disiplinli davranıp, finansman giderleri dışında kalan bütçe açıklarını asgarî seviyelerde tutmaya
çalışacağız.
İfade edegeldiğimiz gibi, bu bütçemizin harcama kalemlerinde yer alan finansman giderleriyle ilgili olan bölüm ve bu konuda yıl
içerisinde yapılacak olan uygulamalar fevkalade önem taşımaktadır. Mutlaka ki, bu uygulamalar, ekonominin genel istikrarı
içerisinde ve ona paralel olarak, ümit ediyoruz ki, bütçe dengeleri içerisinde kalacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1996 yılı bütçesinin önemli gördüğüm bazı özellikleri üzerinde durmak istemekteyim.
Biraz önce de ifade etmeye çalıştığımız gibi, son yıllarda kamu kesimi sabit sermaye yatırımlarında görülen azalma, konsolide
bütçe yatırımları için de geçerlidir. Hükümetimiz, bu yetersizliği gidermek üzere gerekli çalışmaları yapmış ve bütçe dengelerini de
zorlamayacak şekilde, Plan ve Bütçe Komisyonunda, kuruluşlara önemli miktarda ilave ödenek verilmesine imkân tanımıştır. Plan
ve Bütçe Komisyonunda, Hükümetimizin öncelikleri doğrultusunda yapılan bu ilavelerle, 1996 yılı yatırım tutarının, 1995 yılına
göre yüzde 134 oranında artarak 239 trilyon liraya yükseldiğini ifade etmiştim.
Bu çerçevede, Devlet Su İşlerine 17,1 trilyon liralık ilave bir ödenek verilmiştir. Bu ilave ödeneklerin verilmesinde, özellikle,
Devlet Su İşlerimizin, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığımız bünyesinde, enerji projelerine daha yoğun bir ilgi gösterebilmesi ve
şu anda beklemekte olan, yapımı devam eden Çatalan, Dicle, Kralkızı, Yenice ve Kuzgun Barajlarının bir an önce bitirilmesi temin
edilecektir.
Ayrıca, Özlüce, Çamlıgöze, Beyköy, Gönen, Suat Uğurlu 3, Mercan ve Şanlıurfa Hidroelektrik Santralları da 1998 yılında
tamamlanarak hizmete alınacak ve 850 milyon kilovatlık kapasite yaratılmış bulunacaktır.
Plan ve Bütçe Komisyonumuzda, bütçeden, Karayollarına 11 trilyon liralık bir ek yapılmış bulunmaktadır. Bilindiği gibi,
karayolları ve özellikle otoyollar, Türkiye için fevkalade önemlidir. Türkiye’nin gelişmişliğinin göstergesi, insan vücudundaki
atardamarların çalışması şeklinde nitelendireceğimiz yollarımızla ilgili, gerçekten, son yıllardaki yatırım eksikliğini gidermek,
Hükümetimizin öncelik verdiği, önem verdiği konuların başında gelmektedir. Bu sebeple, Karayollarında yapılan artışlarla birlikte,
Gümüşova-Gerede Otoyolunun -Bolu dağ geçişi dahil olmak üzere- bitirilmesi planlanmaktadır.
Aynı şekilde, Tarsus-Mersin Otoyolu, Tarsus-Adana-Toprakkale-Gaziantep Otoyolu, Toprakkale-İskenderun Otoyolu, İzmir-
Aydın Otoyolu da, bitirilmesi düşünülen otoyollarımız içerisinde yer almaktadır.
Devlet, il yollarıyla da, Hakkâri ayırımı Çukurca’dan başlamak üzere, Burdur-Dinar, Mersin-Erdemli, Vakfıkebir-Erdemli,
Diyarbakır şehir geçişi ve aynı şekilde, Muğla-Denizli-Acıpayam, Konya-Karaman-Seydişehir, Ankara-Kızılcahaman-Yenikent,
Bursa-Yalova, Şebinkarahisar-Alucra-Şiran, Çukurca-Uludere, Erciş-Muradiye-Çaldıran, Kayseri-Pazarören ve Antalya-Manavgat-
Alanya, Ankara-Sivrihisar karayollarının yapımları da, bu ayrılan ödeneklerle, bir an önce bitirilme noktasında, hızlı bir çalışma
içerisine alınacaklardır.
1996 yılımızda, aynı şekilde, Köy Hizmetleri bütçemizde de 10 trilyon liraya yakın bir artırım yapılmış ve bununla da,
köylerimizin tesviyeli stabilize kaplamalı asfalt yolları, içmesuları ve sulama alanlarıyla ilgili eksikliklerine biraz daha katkıda
bulunabilmek; Türkiyede, 40 bin köyümüzdeki değerli vatandaşlarımızın eksikliklerini giderebilmek ve onların hizmetlerinde
bulunabilmek için, bu bütçe kaynakları içerisinde yeni artırımlara gittiğimizi Hükümetimiz olarak ifade etmek istemekteyim.
Aynı şekilde, Ulaştırma Bakanlığımızın, Millî Eğitim Bakanlığımızın ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızın yatırım
bütçelerinde büyük artırımlara gidilmiş bulunulmaktadır.
Türkiye’de, havayoluyla ulaşım, dünyadaki gelişmeye de parelel olarak fevkalade önem kazanmıştır. Eğer, Türkiye, dünyaya
entegre olmak istiyorsa, karayollarıyla birlikte, havayollarına da büyük bir önem vermek mecburiyetindedir. Bu cümleden hareketle,
Antalya Havaalanı, Bodrum Havaalanı, Nevşehir Havaalanı, Isparta Havaalanı, öncelikle bitirilmesi planlanan havaalanları
içerisinde yer almaktadır. Konya Havaalanı inşaatına, Dalaman Havaalanıyla ilgili olan tesis inşaatları işlerine ve Esenboğa’daki
geliştirme inşaatlarına da, bu artışlarla birlikte yeni imkânlar ayrıldığını, burada, ayrıca, ifade etmek istemekteyim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konsolide bütçe harcamalarının yaklaşık üçte birini oluşturan faiz ödemeleri için, 1996
bütçe tasarısına 940 trilyon lira ödenek konulmuştur. Ancak, bütçe tasarısının sunulduğu 17 Ekim 1995 tarihinden, komisyonda
görüşülüp kabul edilmesine kadar geçen yaklaşık altı aylık süre içerisinde gelişen ekonomik ve siyasî olaylar ve 1996 yılı ilk üç
aylık bütçe uygulama sonuçları, faiz ödeneklerinin yetersiz kalacağını ortaya koymuştur.
1996 yılı için, 1995 yılı tasarısında faiz ödemeleri için öngörülen 940 trilyon liranın -nisan ayı itibariyle- temmuz ayına kadar
gerçekleşme oranının 900 trilyon lira olduğu, bu yapılan çalışmalar içerisinde görülmüş ve bu sebeple- gerçekçi bir şekilde yapılan
tespit ve değerlendirmeler sonucunda, 1996 yılı faiz ödemeleri için 356 trilyon lira ödenek artırımına gidilmiş, böylece, toplam faiz
ödenekleri 1katrilyon 296 trilyon liraya yükseltilmiştir.
Bilindiği üzere, faiz oranları piyasalarda oluşmaktadır. Piyasalar içerisinde güven ve istikrar unsuru büyük önem taşımaktadır.
1995 yılının son çeyreğinde, erken genel seçimlerin yarattığı belirsizlik ortamı, döviz talebindeki artış ve konsolidasyon
beklentileri, Hazinenin borçlanma olanaklarını sınırlarken, faiz oranları yükselme eğilimine girmiş ve içborç vade yapısı önemli
ölçüde kısalmıştır.
Hükümetimizin kurulup göreve başlaması, bir taraftan siyasî belirsizliği ortadan kaldırırken, diğer taraftan da piyasalara güven
vermiştir. Böylece, faiz oranları düşmeye, borç vade yapısı da uzamaya başlamıştır. Risk faktörünü azaltıp, belirsizlikleri ortadan
kaldırmak suretiyle, piyasalardaki olumlu beklentileri ve güven duygusunu daha da pekiştirerek devam ettirmek, temel hedefimizdir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe içerisinde, faizlerden sonra en büyük pay personel harcamalarına aittir. Bütçe
tasarısında personel ödenekleri için 800 trilyon lira öngörülmüş iken, kamu personelinin içerisinde bulunduğu sıkıntıları
hafifletmek amacıyla, bütçe imkânları zorlanarak, 110 trilyon lira ilave yapılmış ve toplam personel ödenekleri 910 trilyon liraya
yükseltilmiştir.
Sosyal güvenlik kuruluşlarımızın finansman açıkları 1992 yılından itibaren hızla artma eğilimine girmiştir. 1992 yılında,
erken emeklilikle birlikte, 5,2 trilyon lira olan finansman açığı, 1993 yılında 23,4 trilyon; 1994 yılında 39,3 trilyon ve 1995 yılında
ise 108 trilyon liraya yükselmiştir. 1995 yılı gerçekleşmesi ve finansman açığındaki artış eğilimi değerlendirilerek, sosyal güvenlik
kurumlarımızın finansman açıkları için konulmuş bulunan ödenekler revize edilmiş; yapılan ilavelerle, bu kurumlarımıza ayrılan
ödenek 165 trilyon liradan 277 trilyon liraya yükseltilmiştir. Bu ödenek, miktar olarak ve toplam harcamalar içerisindeki yüzde 7,8
oranındaki payıyla, sosyal güvenlik kuruluşları için, cumhuriyet dönemi bütçelerinde emsali olmayan bir büyüklüğü ifade
etmektedir.
Biraz önce arz etmeye çalıştığım, yatırım bütçesinden daha büyük oranlarda, sosyal güvenlik kuruluşları için bütçeden ödenek
ayrılma durumunda kalınılmıştır. Konsolide bütçeler için de, bu düzeylerde seyreden açıkların finanse edilmesinin zorluğu ve
genel ekonomik dengeler üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler, hepimizin malumudur.
Bu nedenle, sosyal güvenlik sistemimizde, sigorta hizmetlerinin nimet-külfet dengesi ve kuruluşların kendi kaynaklarıyla
yürütülmesini sağlayacak yapısal değişime yönelik kanunî düzenleme ve tedbirlerin hızla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu
konuda, ilgili bakanlıklarımız ve Hükümetimiz, üzerine düşeni yapmaya hazırdır ve bu konudaki çalışmalara başlanmış
bulunmaktadır; ancak, biraz önce ifade etmeye çalıştığım gibi, yatırım ödeneklerinden daha fazla bir miktara ulaşmış bulunan
sosyal güvenlikle ilgili kurumlarımıza ayrılan bu ödenekler ve sosyal güvenlik kurumlarımızın yeniden yapılandırılması konusu,
sadece, bir hükümet meselesi olarak göz önüne alınmamalıdır. Bu, bugün, Meclisimizin ve Türkiye’nin en önde gelen konularının
başındadır ve bu konuda, Yüce Meclise getirilecek tasarı ve teklifler konusunda da, şimdiden, değerli milletvekillerimizin,
Parlamentomuzun desteğini beklediğimizi ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gümrük birliğine üyeliğimiz, hiç şüphe yok ki, önemli ölçüde, malî uyum ihtiyacını
gündeme yerleştirmiştir. Bunun gereği olarak, yatırım, ihracat ve tarım teşvik sistemlerimizin, birliğe üye ülkelerde uygulanan
sistemlerle uyumlu hale getirilmesi çalışmaları büyük ölçüde tamamlanmıştır.
Yeni sistem çerçevesinde sağlanacak teşvikler için ihtiyaç duyulan ödenekler bütçeye konulmuştur.
Yurdumuzun imarı ve sanayileşmesi için her türlü sıkıntı ve güçlükleri göğüsleyerek, yatırımları ile istihdam ve üretim
artışına büyük katkı sağlayan yurtsever sanayicilerimizin; ülkemizin dünyaya açılması ve tanıtılmasında öncü bir rol üstlenen ve
ihtiyacımız olan dövizin yurda girişini sağlayan ihracatçılarımızın; yurtdışında büyük ihaleler kazanarak, inşaat sektörümüzün
dışa açılarak rekabet gücünün uluslararası düzeye çıkarılmasında büyük rol oynayan yurtdışı müteahhitlerimizin; her zaman
yanında olduğumuzu ve gerekli kolaylıkları sağlama gayreti içerisinde bulunduğumuzu huzurlarınızda ifade etmek istiyorum.
Bu konuda önemle belirtmek istediğim bir husus da şudur: Araştırma-geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi, teşvik sistemi
içinde büyük önemi haiz olup, bu faaliyetlerin özel olarak desteklenmesine devam edilecektir.
Dışa açık büyüme modeli tercihimiz, ihracatımızın devamlı ve istikrarlı bir şekilde artırılmasını gerektirmektedir. Bu
bakımdan, ihracatın teşvikine öncelik ve önem vermekteyiz. Bu amaçla, ihracat teşvikinde ortaya çıkan kur farkı problemini, bu
bütçede yapılan düzenmeleyle çözmüş bulunduğumuzu da burada açıklamakta yarar görüyorum.
Hükümetimizin öncelikli hedeflerinden biri olan tarımın desteklenmesine yönelik olarak da, bu kesime yapılan
sübvansiyonların artırılması amacıyla bütçeye 40 trilyon lira ödenek konulmuştur. İlke olarak, üreticilere doğrudan ödeme
yapılacak, süt ve besi sığırcılığının geliştirilmesi için hayvancılık sektörüne özel bir önem verilecektir.
Bilindiği gibi, özellikle son yıllarda, tarım sektörümüzdeki sıkıntı giderek artmış bulunmaktadır. Bu meyanda yapılacak olan
desteklemelerin, zamanında yapılması, milyonlarca çiftçimiz bakımından fevkalade önem taşımaktadır. Bu cümleden olarak,
Hükümete başladığımız ilk günlerde; birikmiş olan, süt üreticilerimizle ilgili bulunan 250 milyar lira dolayındaki destekleme prim
ödemeleri ödeneklerinin serbest bırakılmasını sağlamış bulunmaktayız. Aynı şekilde, şu anda, hayvancılıkla ilgili olarak da,
Türkiye’de, gerçekten bir darboğaz yaşanmaktadır. Bu konuda, Hükümetimiz, öncelikle ve özellikle gerekli tedbirleri alma
kararlılığı içerisindedir.
Hayvancılıkla ilgili daha önceden ilan edilmiş; ama, ödenekleri ayrılmamış veya ödenekleri serbest bırakılmamış olan
kalemlerle ilgili olarak da, son haftalar içerisinde, 2 trilyon liradan başlayarak, ödeneklerin serbest bırakıldığını da burada ayrıca
ifade etmek istemekteyim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, Avrupa Birliğine tam üye olma hedefinin önemli bir aşaması olarak geçen yıl
gümrük birliğine girmiştir.
Gümrük birliğine dahil olmanın gereği yerine getirilerek, birliğe dahil olan ülkelerden yapılan ithalattan, bu yıl başından
itibaren Gümrük Vergisi ve Toplu Konut Fonu alınamamaktadır. Bu uygulamanın 1996 yılı maliyeti yaklaşık 70 trilyon liradır.
Buna karşılık, Avrupa Birliğinden sağlanabilecek kredi ve diğer malî kaynaklara henüz ulaşılamamıştır. Bunun için, Avrupa
Birliğinin malî yardım ve kredileriyle finanse edilecek projeleri, bir an önce, titizlikle hazırlamak ve bu hazırlık sırasında gümrük
birliğinden en fazla etkilenecek küçük ve orta ölçekli işletmelerimizi özellikle koruma gayreti içerisinde olduğumuzu tekrar ifade
etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gençlerimizin eğitimine büyük önem vermekteyiz. Bu çerçevede, yükseköğretimde eğitim
gören gençlerimizi de bu bütçe içerisinde düşündük. Bütün öğrencilere verilmek ve 1 Ocak 1996 tarihinden geçerli olmak üzere, 750
bin lira olan öğrenim kredisi bir kat artırılarak 1 milyon 500 bin liraya yükseltilmiş bulunmaktadır. Ayrıca, kamuoyunda son aylarda
tartışma konusu olarak gündeme gelen harç katkı payı için müracaat eden bütün öğrencilere kredi verebilecek şekilde imkân
yaratılmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kimsesiz, bakıma muhtaç ve herhangi bir sosyal güvencesi olmaması sebebiyle tedavisi
devletçe yapılan yaklaşık 6 milyon vatandaşımızı da unutmadık. Yeşil kart sahibi bu vatandaşlarımız için, tasarıda 5,3 trilyon lira
olarak öngörülen ödenek, 2,5 trilyon lira ilavesiyle yüzde 50’ler mertebesinde artırılarak 7,8 trilyon liraya yükseltilmiş
bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1996 yılına ilişkin makro ekonomik göstergelerdeki gelişmelere paralel olarak toplam
vergi gelirleri hedeflerimiz de revize edilmiştir. 1996 yılında konsolide bütçe gelirleri 2 katrilyon 650 trilyon lira olarak öngörülmüş;
bunun, 2 katrilyon 73 trilyon lirası vergi gelirlerinden, 280 trilyon lirası vergi dışı normal gelirlerden, 287 trilyon lirası özel gelirler
ve fonlardan, 10 trilyon lirası da katma bütçe gelirlerinden oluşmaktadır.
1995 yılında, sosyal güvenlik primleri hariç, yüzde 18,1 olarak gerçekleşen toplam vergi yükünün, 1996 yılında yaklaşık 1
puan artarak yüzde 19’a ulaşması beklenmektedir. Bu hedefin tespitinde, gümrük birliği nedeniyle koruma oranlarında yapılan
indirimlerden dolayı ortaya çıkacak gelir kaybı da dikkate alınmıştır. Yani, bu gelir kaybına rağmen, vergi yükünün, 1996 yılında
yaklaşık 1 puan artırılması gerçekten takdire değer bir gelişmedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin en önemli gelir kalemini oluşturan vergi gelirleriyle ilgili tahminlerin geçmiş
yıllar uygulama sonuçları, bu yıl için öngörülen ekonomik göstergeler ve ilk üç aylık döneme ait gerçekleşme sonuçları dikkate
alınarak gerçekçi bir yaklaşımla ve titizlikle yapıldığını özellikle belirtmek isterim.
Bu temel ilkelerin yanı sıra, gelir tahminlerini etkileyen diğer önemli unsurlar da beklentilerimize ve tahminlerimize kuvvet
vermektedir. Zira, vergi kanunlarındaki maktu had ve tutarlar, her yıl yeniden değerleme oranında artarak, ilave gelir etkisi
yaratmaktadır.
Halka açık anonim şirketlerin bilançolarından hareketle yapılan analize göre kurumların 1995 yılında cirolarında ve
kârlarında önemli reel artışlar oluşmuştur.
Dolaylı vergilerin en önemli kalemini teşkil eden Katma Değer Vergisinin on yıllık uygulama sonuçları olumlu bir artış trendi
göstermektedir.
Gümrük birliğine girişle birlikte, akaryakıt üzerinden alınan Gümrük Vergisi kısmen, Toplu Konut Fonu ise tamamen
kaldırılmış ve bu yükler, oranlardaki düzenleme yoluyla, Akaryakıt Tüketim Vergisine ilave edilmiştir. Bu suretle, akaryakıt
ürünleri üzerindeki malî yüklerde bir değişiklilğe gidilmeksizin, Akaryakıt Tüketim Vergisi hâsılatında önemli bir artış meydana
gelmiştir.
İthalatta ise, döviz kurlarında meydana gelecek değişimin yanı sıra, ithalat miktarında da yüzde 15 reel artış olacağı dikkate
alınarak, ithalde alınan Katma Değer Vergisi hâsılatına bu artışların yansıması beklenmektedir.
Bu itibarla, alınacak idarî tedbirlerle birlikte, serbest muhasebecilik ve malî müşavirlik müessesinden daha yaygın bir şekilde
yararlanılarak, denetimde etkinliğin artırılması sonucu, öngördüğümüz gelir hedeflerini gerçekleştireceğimize inanıyoruz.
Ayrıca, mükelleflerimizin ülke kalkınmasına destek anlayışıyla, vergi ödemede gösterecekleri gayretle, Bakanlığım
personelinin bilgi ve tecrübe birikimine dayanan özverili çalışmaları, bu hedeflere yönelik beklentimizi daha da pekiştirmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomik ve malî dengelerin sağlanması bakımından, kamu harcamalarının vergilerle
finanse edilmesi temel ilkemizdir.
Vergilemedeki prensibimiz ise, ne şekilde olursa olsun gelir sağlamak değil, vergi sistemini adalet, tarafsızlık ve uygulanabilirlik
ilkeleri çerçevesinde oluşturmak ve yönetmektir.
Bu anlayıştan hareketle, vergi politikaları yönünden 1996 yılında yeni bazı düzenlemeler yapmayı hedeflemekteyiz. Bu
düzenlemeler çerçevesinde, üzerinde önemle durduğumuz konuları ana hatlarıyla belirtmek istemekteyim: Bildiğiniz gibi, hızlı nüfus
artışıyla birlikte kırsal yörelerden şehirlere göçün ve sanayileşmenin sonucu olarak meydana gelen kentleşmenin önemli sorunları
da beraberinde getirdiği bir gerçektir. Bu soruların giderilmesi, gerek mahallî idarelere ve gerekse merkezî yönetime büyük malî
külfetler getirmekte ve neticede yeni kaynağa ihtiyaç duyulmaktadır.
Kentleşme sonucu ortaya çıkan konut ve işyeri ihtiyacı nedeniyle büyük değerlere ulaşan kentlerin civarındaki arsa ve arazilerin
el değiştirmesi sırasında oluşan bu rantlardan vergi alınmasını, bu vergilerin de mahalli idarelere bırakılmasını gerekli
görmekteyiz.
Ayrıca, mahallî idarelerin en önemli gelir kaynaklarından biri olması gereken Emlak Vergisinin, mevcut haliyle hem gerçek
değerleri yansıtmaması hem de dört yılda bir beyan edilen vergi değerlerinin, izleyen yıllarda enflasyon nedeniyle aşınması sonucu
yeterli geliri sağlayamadığı hepimizce bilinmektedir.
Bu durumun giderilmesi bakımında, bir yandan gayri menkullerin gerçek değerini kavrayacak şekilde rayiç bedel esası
getirilirken, diğer yandan da mevcut emlak değerlerinin her yıl enflasyon oranında artırılması sağlanacaktır. Bu düzenlemeyle
birlikte, alım-satım sırasında alınan yüzde 9,6 oranındaki tapu harçlarında da önemli ölçüde indirime gidileceğini de burada ifade
etmek isterim.
Biraz önce ifade ettiğimiz iki grupta yeni yapılacak düzenlemelerle birlikte, daha adil bir vergileme anlayışıyla, mahallî idareler
verimli ve sürekli gelir kaynaklarına kavuşturulmuş olacaktır demekteyiz. Bu yasa tasarıları çok kısa bir süre içerisinde
Meclisimizin tasvibine sunulacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde önemle durduğumuz bir diğer konu da, ekonomik faaliyetlerin tümüyle
kavranarak, yaygın deyimiyle, kayıt dışı ekonominin vergilendirilmesidir.
Bu amaçla, ekonomik faaliyletlerin tamamıyla belge düzeni içinde kayda alınması ve vergilendirilmesinin sağlanabilmesi için
yasal ve idarî düzenlemelere gidilecektir.Bu kapsamda hazırlanmakta olan çerçeve kanun tasarısında, vergi kanunlarının yanı sıra,
Türk Ticaret Kanunu, Bankalar Kanunu ve diğer bazı kanunlarda da değişikliklerin yapılması öngörülmektedir.
Ayrıca, vergi idaresinde bilgisayar kullanımının yaygınlaştırılması, tek vergi numarası kapsamının genişletilmesi, vergi
istihbarat kaynaklarının geliştirilmesi ile bu bilgilerin vergi denetiminde azamî ölçüde değerlendirilmesi, vergi denetiminde bilgisayar
desteğinden yararlanılarak daha geniş mükellef kitlesinin denetlenmesinin sağlanması ve bu amaçla yeminli malî müşavirlerden daha
etkin yararlanılmasına yönelik idarî tedbirlere de büyük önem verilecektir.
Bütün bunlar gerçekleştirilirken, günlük yaşantımızda önemli bir yeri olan ve büyük bir nüfusa istihdam sağlayarak millî
hâsılaya önemli bir katkıda bulunan küçük ve orta ölçekli işletmelerin rekabet gücünün vergi yoluyla zayıflatılmamasına özen
gösterilecektir.
Hükümetimiz, geçtiğimiz hafta aldığı bir kararla, 900 bini aşkın esnaf ve sanatkârımızın 1996 yılı içerisinde ödeyecekleri
götürü vergilerde indirime gidilmesini sağlamış ve bu suretle, özellikle kalkınmada birinci ve ikinci derecede öncelikli yörelerde,
küçük esnaf olarak tabir ettiğimiz bakkal, manav, tamirci, taksici, berber gibi esnaflarımızın, 1995 yılında öngörülen bir yasayla bu
yıl yüzde 600’lere varan vergi artışları aşağıya çekilmiş ve geçiş yılı olarak 1996 yılı kabul edilmiştir.
Bunu ifade ederken, götürü usuldeki vergilendirmenin, genel vergi sistemi içerisinde tercih ettiğimiz bir vergilendirme
olmadığını da, burada, yine, ayrıca ifade etmek istemekteyim; ama, bu esnaflarımızla ilgili, geçtiğimiz yıldan bu yıla yapılan
yüzde 600 oranlarındaki vergi artışları da fevkalade yüksek artışlardır. Bütçe imkânlarını zorlayarak, 900 bin civarındaki
esnafımızın bu vergilerini indirmeyi amaçladık ve bu konuda, Bakanlar Kurulumuz, aldığı kararı yayımlamış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi sistemimizin, modern dünyanın gereklerine uyumu yönünde bu yıl atacağımız
önemli adımlardan birisi de, özel tüketim vergisi kanununun çıkarılmasıdır. Türkiye’nin, Avrupa Birliği ile gümrük birliği
oluşturmasının bir sonucu olarak gündeme gelen bu vergi; otomobiller, akaryakıt ürünleri, tütün mamulleri ve alkollü içkiler
üzerinden halen değişik adlar altında alınan, idare ve mükellefler açısından karmaşıklığa ve verimsizliğe neden olan 10
dolayındaki vergi, fon ve payların kaldırılması sonucunda tek bir vergi altında bunların yerini alacaktır. Bu, aynı zamanda, vergi
sistemimizde büyük bir sadeleştirme operasyonudur.
Özellikle, bu konuda şu hususun altının çizilerek belirtilmesinde fayda görmekteyim: Özel tüketim vergisiyle yapılacak
düzenlemeyle, bu vergi kapsamına giren mallar üzerindeki vergi yükünde önemli bir değişiklik yapılmayacaktır. Dolayısıyla, bu
verginin yatırım ve üretime olumsuz bir yansıması da olmayacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekileri; öngördüğümüz hedefler, ancak, etkin, verimli, teknolojinin sunduğu imkânları en iyi
şekilde kullanan ve iyi örgütlenmiş bir vergi idaresiyle gerçekleştirilebilir.
Gelir idaresini, planlayan, uygulayan ve yaptığını kontrol eden, etkin bir yönetim yapısına kavuşturmak üzere Bakanlığım
bünyesinde başlatılan yeniden yapılandırma projesine büyük önem vermekteyiz. Hemen belirtmeliyim ki, bu proje, bilgisayar ve
teçhizat alımına yönelik dar kapsamlı bir proje değildir. Amacımız, bu projeyle, gelişmiş ülkelerin deneyimlerinden de
yararlanarak, gelir idaresinin, etkin politika belirleyen, mükellefe en iyi hizmeti sunan, denetim için gerekli istihbarat kaynaklarını
oluşturan, bunlardan azamî ölçüde yararlanan ve bütün bunları, mevcut imkânlarını azamî ölçüde kullanarak gerçekleştiren bir
yapıya kavuşturulmasıdır. Bu çerçevede, gelir idaresinin, bina, araç, gereç ve donanım ihtiyaçları ile yetişmiş insangücü geniş bir
perspektifle planlanarak mükellelerimize daha iyi şartlarda hizmet verilmesi hedeflenmektedir.
Özetle, bu düzenlemeler sonunda, yasaları ve idaresiyle, vergi sistemini, izlenen ekonomik ve sosyal politikalara uyum sağlayan
ve ortaya çıkacak yeni ihtiyaçlara süratle cevap veren bir yapıya kavuşturmayı planlamaktayız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer yandan, hazine arazilerinin satışına ilişkin olarak yerel idarelerle uyum içerisinde
yapılacak çalışmalar sonucu, bir taraftan, atıl durumda bulunan bu gayri menkuller ekonomiye kazandırılacak, öte yandan kamuya
gelir temin edilmiş olacaktır.
Bu suretle, özellekle kentleşmenin yoğun olduğu yerlerde arsa spekülasyonunun önlenmesi suretiyle konut probleminin
çözümüne de destek olunması planlanmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; memurlarımız ile emeklilerimizin aylıklarında, 17 Ekim 1995 tarihinde Yüce Meclise
sunulan tasarıyla, 1 Ocak 1996 tarihinden geçerli olmak üzere, yüzde 53 oranında artış öngörülmüş ve 1996 yılının ikinci yarısı
için Temmuz ayında yapılacak artışların Bakanlar Kurulunca belirleneceği ifade edilmiş bulunmaktadır.
1 Ocak 1996 tarihinden itibaren uygulanacak bu artış, daha sonra, oranı yüzde 57,6’ya yükseltilerek birbuçuk ay önceye
alınmıştır.
1996 yılının ilk yarısı için yüzde 57,6 oranında artırılmış olan memur ve emeklilerimizin aylıkları, Hükümetimizce, yılın
ikinci yarısı için, Temmuz ayında yapılacak artışlarla takviye edilecektir.
Böylece, memur ve emeklilerimiz ile bunların dul ve yetimlerinin aylıkları, enflasyonun altında kalmayacaktır.
Yılın ikinci yarısı için yapılacak artışları karşılayacak ödenek, bütçe ve kamu imkânları zorlanarak; ama, genel dengeler de
korunarak, Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan ilaveyle bütçeye konulmuştur.
Hükümetimizin temel politikası, maaş artışlarının, yıl bazında, enflasyonun altında kalmamasıdır.
Personel rejimiyle ilgili olarak önemli gördüğüm bir hususu da burada ifade etmek istemekteyim.
Personel rejiminin, ücret–verimlilik ilişkisi kurulacak biçimde yeniden yapılandırılması ve verimliliğe dayalı ücret
anlayışının ilgili kesimlerce tartışılmaya başlanmasının zamanı gelmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyet hükümetlerinin, istinasız, hepsi, yüksek kalkınma hızına erişmek, istihdamı
artırmak ve refah düzeyini yükseltmek için, kamu harcamalarını önemli bir araç olarak kullanmışlardır; ancak, harcamalardaki artış
hızının gelirlerdeki artış hızının üzerinde seyretmesi sonucu, kamunun borçlanma ihtiyacı, dolayısıyla borç yükü hızla
artmaktadır.
Bu durum ise, bütçeler üzerinde iç ve dışborç faiz yükünün bütçedeki payının yüzde 37’ler düzeyine çıkmasına ve bütçe
politikasının esnekliğinin kaybolmasına neden olmaktadır.
Her yıl hızla artan iç borç faizlerinin bütçedeki payı, yaklaşık yüzde 32’ler düzeyindedir. Bunun önemli bir kısmını da, bütçe
dışı işlemlerden kaynaklanan açıkların finansmanı nedeniyle ortaya çıkan faizler oluşturmaktadır.
Kamu kurum ve kuruluşlarında oluşan yüksek düzeydeki açıklar, doğrudan veya dolaylı ilişkilerle Hazine tarafından
üstlenilmekte, üstlenilen bu yükümlülükler karşılığında iç borçlanma senetleri verilmektedir.
Bütçe dışı açıkların finansmanı amacıyla düzenlenen bu tür kâğıtlar, bir yandan içborç stokunun hızla yükselmesine, diğer
yandan da bütçelerde öngörülen faiz harcamalarının artmasına neden olmaktadır.
Bu uygulama kapsamında, KİT’lere ve zarar eden kamu kuruluşlarına verilen kâğıtlardan doğan anapara ve faiz
yükümlülükleri, gelecekteki bütçe dengelerini de olumsuz yönde etkilemektedir.
Özellikle son dönemlerde, Hazine garantisiyle alınmış olan kredilerin anapara ve faiz ödemelerinin diğer kamu kuruluşları
tarafından zamanında geri ödenmemesi, bu yükümlülüklerin Hazine tarafından üstlenilmesine neden olmuş, bu ise, Hazinenin, bütçe
ihtiyaçları dışında borçlanmasına ve Hazine nakit dengesinin bozulmasına yol açmıştır. Bu tür uygulamalar, başlangıçta
hedeflenen kamu dengelerini olumsuz yönde etkilemektedir.
Açıklamaya çalıştığım faiz harcamalarının ve içborç stokunun yüksek düzeyde artmasına neden olan tablo, genelde, kamu
kesiminde karşı karşıya bulunduğumuz ciddî yapısal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Yapısal sorunlardan kaynaklanan bu
açıkların, kamu kesiminin yeniden yapılandırılması temel stratejisi içerisinde değerlendirilmesi ve bu yönde hızla ciddî tedbirlerin
alınması gerekmektedir.
Bu kapsamda, özelleştirmenin, ileri ölçüde hızlandırılmış bir programla ele alınması, tavizsiz ve kararlı bir tutumlu
uygulanması gerekir. Bu uygulama, KİT’lerin kamu finansmanı ve ekonomi üzerinde oluşturduğu sürekli yüklerin aşılmasında tek
ve vazgeçilmez çözüm olacaktır.
Diğer taraftan, sosyal güvenlik sisteminin finansman açıkları da hızla yükselmektedir. Bu açıkların, bütçe ve kamu finansman
dengeleri üzerinde yarattığı ağır baskının kaldırılmasına yönelik acil tedbirlerin de hızla alınması zorunluluk arz etmektedir.
Ayrıca, tarımsal destekleme politikalarının gözden geçirilmesi, tarım ürünlerinin fiyatlarına olan devlet müdahalelerinin
azaltılarak, üreticilere doğrudan gelir desteği verilmesine yönelik düzenlemelere gidilmesi de gerekmektedir.
Benzer şekilde, yatırım, ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerin teşvikine yönelik uygulamaların da tekrar değerlendirmeye
tabi tutularak, Avrupa Birliğine uyumlu ve bütçe imkânlarıyla tutarlı bir yapıda, yeniden ele alınması doğru bir yaklaşım olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu finansman açıklarının disiplin altına alınmasında, dikkatlerin, sadece vergiler
üzerinde değil, aynı zamanda harcamalar üzerinde de yoğunlaştırılması ve bu konuda uzun vadeli malî politikaların oluşturulması
gerekmektedir.
Bu amaçla, Bakanlığımız bünyesinde “Kamu Harcamaları Yönetiminin Kurumsal ve Teknik Yapısının Modernizasyonu” adı
altında bir proje başlatılmış bulunmaktadır.
Büyük ölçüde Dünya Bankası kaynaklarından finanse edilmesi planlanan bu proje kapsamında:
Bütçe ve Hazine birliği ilkesinin tam olarak sağlanmasına yönelik gerekli koordinasyon için, bütçenin hazırlanması ve
uygulanması süreçleri gözden geçirilecek ve değiştirilecektir.
Bütçe hazırlık çalışmalarına daha fazla önem verilerek, bütçe uygulamaları sırasında harcamacı kuruluşlara müdahale asgarî
seviyelere indirilecektir.
Bütçe uygulamasında, harcamacı kuruluşlara daha fazla yetki verilecek, bunun karşılığında da, kamunun kaynaklarını
kullanan bu kuruluşların halka sundukları hizmetlerin kalite ve miktarlarından doğrudan sorumlu tutulacakları bir sisteme
geçilecektir.
Mevcut bütçe ve muhasebe kod yapısı değiştirilecek ve kamuda, tahakkuk ve mal muhasebesi sistemine geçilecektir.
Harcama yönetiminin teknik yapısı gözden geçirilecek ve bu çerçevede, merkezî malî idare ile yerel malî idarelerin tamamını
kapsayan ve tam olarak bilgisayarla donatılmış bir devlet malî yönetim enformasyon sistemi, yani malî bilgi bankası kurulacaktır.
Bilgi bankasının kurulması neticesinde, bütçenin hazırlanması, yatırım planlaması, bütçenin uygulanması, izlenmesi, kontrolü
ve muhasebe ile malî raporlama arasında karşılıklı ve tam bir bilgi akımı sağlanacaktır.
Hazırlanacak cari yıl bütçe kanun tasarılarına, yatırımlarla ilgili olarak, mevcut ödeneklere ilaveten, ayrıca gelecek yıllardaki
toplam yatırım taahhütlerinin de eklenmesi temin edilerek, her harcamacı kuruluşun bütçesinde, yeni programa alınan taahhütler ve
yatırım ödenekleriyle birlikte, söz konusu yatırımlar için, yıllar itibariyle, sonraki yıllarda ayrılması gereken ödenekleri ve geçmiş
yıllardan gelen yatırım taahhütlerinin cari fiyatlarla değişen değerleri yer almış olacaktır.
Böylece, bütçeye konulmasına karar verilen bir yatırım projesinin kaç yıl sonra bitirileceği, hangi yıl, ne kadar ödenek
ayrılacağı ve toplam maliyeti belirtilmiş olacaktır. Bu konuda bir örnek vermek istemekteyim: Şu anda, İller Bankasında, sadece
kanalizasyon işleriyle ilgili ihale edilmiş olan işlerin toplam ihale bedelleri 257 trilyon liradır. Bunlar, ihale edilmiş; ama, kaynakları
sağlam değil; çok cüzi paralar yatırılmış; yatırım programlarında yer almakta, insanlarımız kendilerine yatırım geleceği
noktasında beklentiye sürüklenmekte; ama, o yatırımların gerçekleşmesi, bu bütçe imkânları çerçevesinde mümkün değildir.
Esasında, bu ihaleler yapılırken, bunların mümkün olmayacağı da bilinmekteydi; işin acı tarafı da burasıdır.
Biraz önce ifade etmeye çalıştığım ve şu anda tekrar etmek istediğim, bütçeye konulmasına karar verilen bir yatırım projesinin
kaç yıl sonra bitirileceği, hangi yıl, ne kadar ödenek ayrılacağı ve toplam maliyeti belirtilmiş olacaktır ve bunu hedeflemekteyiz
dememizin altında yatan, esasında, tasarruflar denildiği zaman bizim de üzerinde durduğumuz -önlenmesine gayret sarf ettiğimiz,
sadece, kamu araçları vesaire konusu değildir- asıl kaynak israfları nerededir, bunları bulma noktasında ciddî tedbirler alma
durumunda olduğumuzu ve bu sorumluluk duygusuyla hareket etmekte olduğumuzu, bir kez daha, Yüce Meclise ifade etmek
istemekteyim.
Sonuçta, önceliği olan ve devam eden çok sayıda projenin yeterli ödenek alması sağlanarak, yatırımların zamanında
bitirilmesine imkân tanınmış olacaktır.
Mevcut denetimin yanı sıra, performans denetimi sistemi uygulamaya konulacak, mevcut nakit dağıtımı sistemi daha modern
hale dönüştürülecek, personel harcamalarının disipline edilmesi için personel bütçe sistemine geçilecek ve böylece, kamuda personel
reformu için önemli bir altyapı oluşturulacaktır.
Harcama yönetimine şeffaflık getirilerek, kuruluşların, kamuoyunu, belirli dönemlerde, mevcut durum, hedefler ve
performansları konusunda bilgilendirmeleri sağlanacak; böylece, kamu yönetiminde sorumluluk tüm yönetim katmanlarınca
paylaşılarak, kuruluşlar, kamuoyunun denetimine açık hale getirilecektir.
Ana hatlarıyla özetlemeye çalıştığım ve kamu sektörünün diğer alanlarında yapılacak reform girişimleri için de bir temel
oluşturacağına inandığımız bu proje, önümüzdeki beş yıl içerisinde tamamlanacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu malî yönetiminin temel sorunları çerçevesinde, son olarak, bütçe yönetiminde
hukuksal sorun haline gelen bir hususu arz etmek istemekteyim.
Son yıllarda, bütçe harcamalarına yön vermek ve malî disiplini sağlamak amacıyla bütçe kanunu metnine konulan çok önemli
bazı hükümler, Anayasanın “bütçe kanununa, bütçeyle ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağı” hükmüne aykırılığı
nedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmektedir. Bu husus, malî yönetimde önemli sorunlar yaratmaktadır. Malî
yönetimin karşı karşıya kaldığı bu hukukî sorunu aşmak üzere, hazırlanmış olan bir çerçeve kanun tasarısı, en kısa sürede Yüce
Meclise sunulacak ve Yüce Meclisimizin tasvibiyle, söz konusu hukukî sorun tamamen ortadan kaldırılacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devletin bütçesi, miletin imkânlarına göre hazırlanır, gönülden geçene göre değil. Bu
gerçekten ve bunu kabul eden samimiyetten uzaklaşıldığı zaman, borç tuzağına düşmek, faiz batağına saplanmak kolaydır; ama,
kurtulmak zordur.
Şüphe yok ki, meselenin çözümü, gerçekleri görmekle ve ona göre davranmakla başlar. Bu itibarla, samimî bir bütçeye dayanan
malî disiplinin sağlanması, taviz vermeyeceğimiz hükümet şeklimiz olacaktır; ancak, ihtiyaçlar ile imkânların dengelenmesindeki
samimiyet konusunda, en az Hükümet kadar, iktidarıyla, muhalefetiyle Yüce Meclisimize de büyük görev düşmektedir.
Mümkün olacak en kısa sürede, sosyal güvenlik reformu, kent rantlarının vergilendirilmesi, kayıt dışı ekonominin kavranması,
bütçelerde yer almaması gereken hükümler gibi konularda gerekli tasarıları huzurunuza getirerek, onayınıza sunacağız ve
desteğinizi talep edeceğiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1996 bütçesi, dört aylık gecikmeyle de olsa, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planının ilk
bütçesidir.
Bu bütçe, aynı zamanda, 20 nci Dönem Meclisin ve Koalisyon Hükümetimizin de ilk bütçesidir.
Bu bakımdan, güveninizi almış olan Hükümet Programımızdaki hedef, amaç ve önceliklerin gerçekleşmesinin ilk aşamasında
önemli bir araç olacaktır.
1996 yılı makro hedefleri ve bütçe büyüklüklerinin öngördüğümüz hedefler içerisinde tutulabilmesi amacıyla, tasarruf
tedbirlerine titizlikle uyulacak ve bütçe disiplininin sağlanmasında taviz verilmeyecektir.
Savurganlıktan kaçınarak, harcamalarda yapılacak tasarruflar ve gelir artırıcı önlemlerle, bütçe ve kamu açıklarının, hedefleri
aşmaması sağlanacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomik sorunların çözümünde temel yaklaşımımız, dengelerin, güven ortamının,
serbest piyasa ekonomisinin tüm koşullarının sağlanacağı bir ortamın yaratılması olacaktır.
Sorunlara yeni bir bakış açısı getirerek ve devleti yeniden yapılandırarak bunu başaracağımıza olan inancımız tamdır.
Bugün gelinen aşamada, hantal ve ağır işleyen devlet yapısının terk edilmesi ve devletin yeniden yapılandırılarak
küçültülmesi suretiyle, güçlü ve etkin bir devlet yapısına geçilmesi zamanı gelmiştir.
Günümüzde, artık, devletin, üretim ve ticaret yapmasının bir gereği kalmamıştır. Devletin ekonomideki görevinin, piyasalarda
güven ve istikrar ortamını yaratmak ve düzenleyici ve denetleyici olmakla sınırlı olduğuna inanıyoruz. Böylece, üretim ve ticaretten
çekilen devletin, aslî görevlerine daha fazla zaman ve kaynak ayırabilecek konuma gelmesi sağlanmış olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüzyılımız, insan hakları, çoğulcu demokrasi ve serbest pazar piyasa ekonomisi
kavramlarını, çağdaş değerler olarak olgunlaştırmıştır. Bu değerlerin evrensel kabulü, küreselleşmenin temelidir. Türkiye
Cumhuriyeti, bu temel üzerinde şekillenen dünyada yerini almıştır.
Yüzyılımızın teknik ve sosyal gelişmeleri, günümüzde, devletin bireyden üstün olduğu anlayışını yok etmiştir.
Devlet, vatandaşlarına hizmet için vardır.
Kamu görevlisi, hükmeden değil, hizmet veren niteliğiyle toplumda itibar kazanmaktadır.
Ekonomik kalkınmada devlet, fertlerin önünde veya karşısında olamaz. Aksine, fertlerin önündeki engelleri kaldırarak, onların
teşebbüs gücüne güç katar. Devletimizin yeniden yapılanması bu yönde olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bireyin önplana çıkması, hükümet etme sürecine psikolojik faktörleri, güven kavramını,
hassas unsurlar olarak yerleştirmiştir.
Devlet ve vatandaşları arasında kurulan yeni denge, örgütlü toplumu yaratmaktadır.
Örgütlü toplum, daha güçlü, daha barışçı ve daha hoşgörülü bir toplumdur.
Örgütlü toplum bütçe seçeneklerini de çoğaltacak ve bunlar arasında yapılacak tercihleri daha isabetli kılacaktır.
Toplumumuzun yeniden yapılanması bu yönde olacaktır. Değişmez hedefimiz, çağdaş medeniyettir.
Büyük ülke olma hedef ve gururunu nesilden nesile taşımaktayız. Bu süreç, bütün cumhuriyet hükümetlerini birbirine borçlu ve
destek kılmaktadır. Milletimiz, işleyen demokrasimizin, çalışan Parlamentomuzun, hür rejimimizin, bağımsız yargımızın, devlet
tecrübemizin kıymet bilen sahibidir.
Türk insanı, büyük hedeflere, fedakârlık etmeden, çalışmadan, gayret göstermeden varılamayacağını bilmektedir, bu yolda
mücadele verenlere de her zaman destek olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; acil ve çözüm bekleyen önemli sorunlarla karşı karşıya olduğumuz bu günlerde, ülkemiz,
zor bir dönemden geçmekte ve ciddî istikrarsızlık ve belirsizliklerin olduğu, Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu üçgeni içinde
bulunmaktadır. Bu bakımdan, hem ekonomik ve siyasî hem de savunma bakımından çok güçlü olmak zorundayız. Bu dönemin,
ülkemiz yararına, en iyi bir şekilde değerlendirilmesi için en büyük görev ve sorumluluk, hiç şüphesiz, Hükümetimize aittir. Bunu
yerine getirirken, siz değerli milletvekillerinin de, ülkemiz şartlarını her yönüyle göz önünde tutarak, sorunların çözümünde bize
destek olacağına inanıyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, 1996 yılı bütçemizin, 17 Nisanda görüşmekte olduğumuz bu bütçemizin, memleketimize ve
milletimize hayırlara ve uğurlara vesile olmasını dilerken, 17 Nisan tarihi üzerinde özellikle durdum; çünkü, 17 Nisan “teşebbüs
hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, düşünce hürriyeti” diyen, Türkiye Cumhuriyetinin cumhurbaşkanlığını yapmış olan, bu
kürsülerden,, Meclisimize ve milletimize seslenmiş olan merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın da, aynı zamanda, vefat ettiği
gündür. Bu sebeple, huzurunuzda, kendisini, bir kez daha, bu koyduğu umdeler çerçevesinde, burada rahmetle anıyor; aynı şekilde,
Hükümet Programı görüşmeleri sırasında, burada, gerçekten, değerli fikirlerini ortaya koymuş olan Sayın Aydın Menderes’e de acil
şifalar dileğimizi bir kez daha tekrarlıyor; bütçemizin, memleketimiz, milletimiz için hayırlara ve uğurlara vesile olmasını Cenab-ı
Allah’tan niyaz ediyor; saygılar sunuyorum. (ANAP, DYP ve RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Büyük ölçüde yazılı metin dışına çıkmak suretiyle verdiğiniz bu geniş izahat için teşekkür ediyor, başarılar
diliyoruz.
Sayın milletvekilleri, bütçe kanunu tasarısıyla ilgili olarak bastırılan Plan ve Bütçe Komisyonu raporu, tüm milletvekillerinin
posta kutularına, pazartesi günü atılmıştır; bu bildiriyi, Sayın Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanımızın isteği üzerine yapıyorum.
Sayın miletvekilleri, bütçe görüşmeleri, 2.4.1996 tarihli 31 inci Birleşimde alınan karara uygun olarak, bastırılıp dağıtılan
programa göre yapılacaktır.
Bu aşamada, görüşme programında yapılmış olan bir değişikliği de bilgilerinize sunmak istiyorum. Bu değişiklik, her ne kadar,
daha önce siyasî parti gruplarına ve ilgili bakanlıklara yazılı olarak bildirilmişse de, bir kere daha hatırlatmakta yarar var.
Bastırılıp dağıtılan programın 8 inci turunda yer alan Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesi ile 9 uncu turda yer alan
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi yer değiştirmiştir. Buna göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi,
19.4.1996 Cuma günü yapılacak 8 inci turda, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesi de, 20.4.1996 Cumartesi günü yapılacak 9
uncu turda görüşülecektir.
Sayın milletvekilleri, daha önce alınan karar gereğince, bütçenin tümü üzerinde gruplar konuşacak; grupların konuşmalarına
Hükümet cevap verecektir. Bu, Hükümetin yaptığı sunuş konuşmasıydı. Bu sunuş konuşması bir süreye bağlı değil; belki, bazı
değerli arkadaşlarımız, Sayın Bakana -aşağı yukarı 2 saat sunuş yaptı- neden bu kadar fazla süre verildi diye merak edebilirler. Bu
sunuş konuşması süreye bağlı değildi. Gruplar ve Hükümetin yaptığı konuşmalar 1’er saattir. Bir de iki kişi kişisel olarak
konuşacaktır; bu iki kişiye de lehte ve aleyhte 15’er dakika süre verilecektir.
Bütçenin tümü üzerinde konuşacak sayın üyelerin isimlerini okuyorum:
Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Aykon Doğan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Deniz Baykal, Demokratik Sol
Parti Grubu adına Sayın Hikmet Uluğbay ve Sayın Zekeriya Temizel, Refah Partisi Grubu adına Sayın Necmettin Erbakan,
Anavatan Partisi Grubu adına Sayın Murat Başesgioğlu ve Sayın Zeki Çakan konuşacaklardır.
Şahısları adına; lehte, Sayın Muhsin Yazıcıoğlu; aleyhte, Sayın Hasan Dikici konuşacaklardır efendim.
Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Aykon Doğan’ı kürsüye davet ediyorum.
Buyurun efendim.
Sayın Doğan, süreniz 60 dakikadır. (DYP sıralarından alkışlar)
DYP GRUBU ADINA ABDULLAH AYKON DOĞAN (Isparta) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Doğru Yol Partisi
Grubunun, 1996 yılı konsolide bütçesi üzerindeki görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Kendim ve Doğru Yol Partisi
Grubu adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Televizyon başında Meclisi izleyen vatandaşlarımızın yaklaşan Kurban Bayramlarını kutluyorum; onları da saygıyla
selamlıyorum.
Vatanın bütünlüğü, milletimizin birlik ve beraberliği için, terör örgütüne, geçen haftalarda, en zor tabiat şartları ve gayri müsait
iklim içerisinde, hayatlarını ortaya koyarak gereken dersi veren Silahlı Kuvvetlerimizin erinden en yüksek subayına kadar bütün
mensuplarına, emniyet teşkilatı görevlilerine, kendim ve Grubum adına şükranlarımı sunuyorum. Bu mücadelede hayatını
kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum; ailelerine, yakınlarına, Yüce Milletimize, değerli ordumuza başsağlığı
diliyorum.
Geçen dört yıl içerisinde, şiddet ve özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki vatanın birlik ve beraberliğine, bölünmezliğine
yönelik dış kaynaklı terör konusunda çok önemli mesafeler kaydedildiğini, burada, bir defa daha vurgulamak istiyorum. Bu sorunu,
demokrasimizin, gelişmemizin önündeki en önemli engel olarak değerlendiriyorum. Şiddet ve terör olaylarıyla mücadelenin, içte ve
dışta, kararlılıkla sürdürülmesi zaruretinin devam ettiğini, burada bir defa daha açıklıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti, üniter, dil ve ülkü birliğine dayanan bir devlettir; hepimizin, onu, ilelebet payidar kılma kararlılığımız
vardır; bu birlik ve beraberliğimiz ve şuurlu ve inançlı bir şekilde onu devam ettirme irademiz, terörle olan mücadelemizin en büyük
desteğidir. Devletimizin üniter vasfı, dil ve ülkü birliği, her türlü tartışmanın dışındadır.
Bu doğrultuda, terör ve anarşiye karşı bugüne kadar sürdürülen kararlı tutumun, içeride ve dışarıda, Hükümet tarafından
devam ettirilmesine, Hükümet programında öngörülen bütün tedbirlerin, önümüzdeki günlerde de, aynı kararlılıkla sürdürülmesine
önem verdiğimizi bir defa daha belirtiyorum.
Terörle mücadelede, terörist ile masum insanların ayrılması, hiçbir ülkenin gözardı edemeyeceği ve bütün ulusların, Birleşmiş
Milletler Teşkilatının kabul ettiği bir ilkedir. Yurtiçi ve yurtdışı harekâtlarda, Silahlı Kuvvetlerimizin, bu konuda gösterdiği
hassasiyet ve masum halka sıcak yaklaşımı; sivil halkın, beslenme, korunma ve sağlık ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik insanî
gayretleri, her türlü takdirin üzerindedir. Bu hususu da, bu vesileyle, bir defa daha dile getiriyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İsrail, 11 Nisan sabahı, Lübnan’daki Hizbullah adlı terör örgütünün mevzilerine ve
karargâhlarına karşı askerî bir harekâta başlamıştır. Türkiye, son on yıl içinde, terörden en büyük zarar görmüş ülkelerden biridir.
Terörizme karşı, sadece insan kaynağını değil, geniş ekonomik kaynaklarını da seferber edegelmektedir. Bu cihetle, Ortadoğu’da
barış sürecine karşı en büyük tehdidi oluşturan terörizmle mücadelenin gerekliliğine, haklılığına inanmaktayız. Ancak, terörle
mücadelede kullanılan yöntemlerin de meşru olması ve kullanılan kuvvet ile kuvvetin uygulanmasına tahsis edilen araçların,
kendisiyle mücadele edilen güç ve araçları aşmamasına; özellikle, sürdürülen mücadelede masum ve sivil halkın can ve mal
emniyetine zarar gelmemesine azamî özenin gösterilmesini de şart addediyoruz.
Oysa, İsrail’in altı günden beri devam eden askerî harekâtının, açıklanan hedef ve kapsamı aşmakta olduğunu ve bu harekât
sırasında sivil halkın ve Lübnan’ın büyük bir güçlükle yeniden tesis etmeye çalıştığı altyapısının zarar gördüğünü endişeyle
izlemekteyiz. Bu endişelerimizin Hükümet tarafından İsrail yetkililerine intikal ettirilmiş olduğu, Dışişleri Bakanlığımızca
açıklanmış bulunmaktadır; bunu da önemsiyoruz.
Benim burada önemle vurgulamak istediğim husus, yürüttüğü mücadelenin gerekçesi meşru dahi olsa, bu mücadelesini yürütme
şeklinin, işi giderek barış sürecini tehlikeye atacak, Ortadoğu’da barışa susamış halkların sürece olan inancını sarsacak, eski
husumetleri kamçılayacak tehlikeli bir maceraya doğru sürüklemekte olduğunun bir an önce görülmesi gereğidir. Bütün dünyanın bu
husus üzerinde önemle durması gerektiğini burada belirtmek istiyorum.
Şüphesiz, bu gidişte, toprakları üzerinde konuşlanmış barış karşıtı silahlı unsurların sivil halkın arasında yuvalanmalarına
bigâne kalarak, harekât sırasında sivil halkın da zarar görmesine meydan veren Lübnan yetkililerinin de bir ölçüde sorumluluğu
bulunmaktadır. Ancak, bu sorumluluk hiçbir surette, operasyonu yukarıda belirttiğim şekilde genişletme mesuliyetini
hafifletmemektedir.
Lübnan halkı, 1975’ten 1989’akadar devam eden ondört yıllık iç savaş boyunca, misli görülmemiş acılar ve sıkıntılar
yaşamıştır. Geçtiğimiz dönemde, Lübnan, iç barışını sağlama ve yaralarını sarma konusunda önemli mesafeler katetmiştir.
Ülkenin altyapısı büyük fedakârlıklarla yeniden inşa edilmiş; sivil halkın huzur ve refahı yolunda önemli mesafeler alınmıştır.
Sürmekte olan operasyonun, bu çerçevede, Ortadoğu barışını tehdit eden bir hal almadan ve Lübnan’ın büyük fedakârlıklarla
ortaya koyduğu altyapısını fazla tahrip etmeden ve sivil halka, masum insanlara zarar vermeden, bir an önce durdurulması amacıyla
her türlü girişimi desteklediğimizi burada ifade ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1990’lı yıllar, dünyada önemli siyasî, sosyal ve ekonomik hadiselerin yaşandığı yıllar
olarak tarihe geçmektedir.
Yine, günümüzde de, 1996 yılında, etrafımıza baktığımız zaman, dünyada, Avrupa’da, Ortadoğu’da önemli siyasî, ekonomik,
sosyal hadiselerin yaşandığını görüyoruz. Bu gelişmeler çerçevesinde devletimizin, Türkiyemizin, bölgesindeki konumundan,
tarihten gelen sorumluluklarından önünde önemli büyük fırsatlar olduğunu, bu meyanda da büyük sorunlar ve büyük engeller
bulunduğunu da gözlüyoruz.
Dünya, günümüzde, bir taraftan küreselleşmeye teknik ve bilimsel bir entegrasyona doğru gidiyor; öbür taraftan bölgesel,
ekonomik entegrasyonlar kuruluyor. Bu çerçevede, Türkiye, hepinizin bildiği üzere ve bu kürsüden ifade ettiğimiz şekilde, 1995
yılında dünya ticaret örgütünün kurucu üyesi olmuştur. Bu, Türkiye bakımından önemli bir hadisedir. Türkiye’nin dünya
ticaretindeki yeri ilk yirmiler arasındadır ve zaman içerisinde, Türkiye, dünya ekonomisinden aldığı payı, gelişen ekonomisine
paralel bir şekilde, devamlı olarak artıragelmiştir. Önümüzdeki on yıl içinde, dünya ticaretinde hamle yapacak on ülke arasında
Türkiye yer almaktadır.
1995 yılında yaşadığımız önemli bir tarihî olay da, Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleriyle gümrük birliğini gerçekleştirmiş
olmasıdır. Zamanın hükümetleri, uzun bir süreç sonunda, 1996 yılı başında gerçekleştirilmesi gereken gümrük birliği olgusunu
doğru değerlendirmişler ve Türkiye’yi, 1.1.1996 tarihinden itibaren Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye arasında yürürlüğe konulan
anlaşma çerçevesinde, büyük bir pazara entegre etmişlerdir. Bu, Türkiye için, 1995 yılında, tarihî bir fırsatın, çok büyük bir fırsatın
değerlendirilmesi olarak tarihe geçmiştir. Bugün, ülkemiz, dünyanın en büyük pazarlarından birine entegre olmuş ve bu entegrasyon
süreci de sağlıklı bir şekilde, sorunsuz olarak başlamıştır.
Tabiî, bu konuda aksi görüşler de vardır. Bunları da saygıyla karşılıyoruz; ancak, gelişen entegrasyon olguları, ekonomik
bölgesel birlikler olgusu çerçevesinde ve Türkiye’nin 1963’lerde verdiği karar doğrultusunda, 1996’da yürürlüğe konulan gümrük
birliği olgusu doğru bir karar olmuştur.
Türk ekonomisinin, bu gümrük birliği çerçevesinde, elbette ki sorunları olacaktır; ancak, bunları kendi kişiliğimizden ve kendi
menfaatlarımızdan ödün vermeden aşmak da mümkündür. Türk insanı, Türk müteşebbisi, Türk ekonomisi buna muktedirdir. Bu
konuda, 1960’larda, Batı ülkelerine çalışmak üzere giden vatandaşlarımızın, bugün, o ülkelerde, gümrük birliğinin ilk modelini
verircesine, 50 bin işyerine sahip olması, 500 bin aile içinden 50 bininin işveren konumuna gelebilmesi ve bu şekilde, bu ülkelerde
kendilerini ispat eden müteşebbislerimizin, Türkiye’de ve bu ülkelerdeki yatırımlarını sürdürmeleri önemli bir olaydır. Türkiye, bu
gümrük birliği çerçevesinde, bu örnek üzere, kendi insanına, kendi potansiyeline güvenerek, gümrük birliğinden beklediği faydaları
gerçekleştirecektir.
Dünyamızın önemli sorunlarından bir diğeri, enerji sorunudur. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Azerbaycan, Kafkasya petrol ve
doğalgazının, ülkemiz üzerinden geçirilmesi, hampetrolün, yine, ülkemiz üzerinden geçirilerek Akdenize ve dünya pazarlarına
taşınması, Türkiye’nin önünde bulunan diğer tarihî fırsattır. Bu tarihî fırsatı, Hükümetin, önümüzdeki günlerde iyi ve doğru
değerlendirmesini bekliyoruz.
Türkiye, Balkanlar, Ortadoğu, İran ve Kafkasya, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Ukrayna, Rusya Federasyonunun
kavşağındadır. Jeoekonomik konumu, bölgesinde ekonomik ve siyasî avantajları ve fırsatları beraber getirmektedir. Bölge
ekonomilerine baktığımız zaman, bu ekonomik çerçevede, Türkiye’nin önünde önemli fırsatlar bulunmaktadır. Türkiye, 1996 yılı
bütçesini tartıştığımız bugünde, önümüzdeki yıllarda bu fırsatları değerlendirmek durumundadır.
Türkiye’nin diğer bir avantajı, siyasî ve ekonomik sistem sürecinde, cumhuriyetle beraber demokrasiyi, liberal ve rekabetçi
ekonomik modeli benimsemiş olmasıdır. Çevremizdeki bir bir göçen sosyalist ekonomiler içerisinde, Türkiye’nin cumhuriyetle
birlikte demokrasiyi ve liberal ekonomi modelini benimsemiş olması önemli bir önceliğidir. Bu öncelik, ona, aynı zamanda, tarihî
fırsatları ve imkânları da beraber getirmektedir.
Tabiî, ülkemizde, bugün, ekonomi alanında başka model arayışları da vardır. Bu model arayışlarını sadece siyasî ve tarihî bir
yanılgı olarak, bu kürsüden bir defa daha vurgulamak istiyorum. Adı ne düzen olursa olsun, hangi şekilde bir ekonomi modeli ve bir
bütçe sistemi ortaya konulursa konulsun, bütün bunlar, pratik değeri olmayan, sadece siyasî amaca yönelik mesajlardan ileri
gitmeyecektir. Bu kanaatimi de burada altını çizerek açıkça belirtiyorum.
Sayın milletvekilleri, etrafımıza baktığımızda, Türkiye’nin zorlukları da vardır. Bosna-Hersek’teki ateş henüz sönmemiştir.
Bu konuda Türkiye’nin tarihî sorumluluğu devam etmektedir. Yunanistan’la, Kıbrıs, kıta sahanlığı, 12 mil sorunları üzerine bir de
Kardak krizi eklenmiştir. Suriye, su sorunu bahanesiyle terörü desteklemektedir. Son günlerde İran ile olan ilişkilerimiz de ortadadır.
Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğünü, ambargonun kaldırılmasını en fazla savunan ülkelerden birisidir; ama, Irak, Türkiye’ye karşı
Suriye’nin yanında yer almaktadır; yine su sorununa taraf olmayan pek çok Arap ülkesi, Suriye ve Irak’ın yanında görünmüşlerdir.
Etrafımıza baktığımız zaman, bu siyasî gelişmeler, elbette ki, Türkiye’nin önüne siyasî ve ekonomik sorunları koymaktadır;
ancak, Türkiye, bu zorlukları aşacak güçtedir; kendi gücünü, kendi kişiliğini zenginleştirerek aşacaktır. Önündeki tarihî fırsatları da
kullanacaktır; ancak, bunun bir şartı vardır. Bunun şartı, siyasî, sosyal ve ekonomik istikrar içerisinde demokrasimizi geliştirmek,
gerçek kalkınmayı ve gerçek refahı sağlayabilmektir. Burada, Yüce Meclise, hepimize önemli sorumluluklar düşmektedir. Her şeyin
başı, siyasî istikrardır. Sosyal ve ekonomik istikrar ile siyasî istikrar arasında ayrılmaz bir bağ vardır. Bu noktada, kısır çekişmeleri
bırakıp, olayları, ülkemizin geleceği açısından uzun vadeli değerlendirmemiz şarttır. Aksi takdirde, Türkiye’nin zaman kaybetmesi,
tarihî fırsatları kaçırması gündeme gelecektir; bunun vebali de, hepimizindir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çağımız rekabet çağıdır. Tabiî, bu rekabet, sadece ekonomide değildir; bilimde rekabet,
eğitimde rekabet, araştırmada rekabet, hayatın her kesiminde rekabettir.
Rekabetin temel unsurları, yetişmiş insandır, teknoloji ve sermaye birikimidir, bilgi birikimidir, ekonomik kurumsallaşma ve
ekonominin hukukî altyapısıdır, ekonominin, memleketin teknik altyapısıdır, yollardır, limanlardır, havaalanlarıdır, ulaştırma,
haberleşme tesisleri, enerji santralları, barajlar, sulama tesisleri, üniversiteler, okullar, eğitim tesisleri, hastaneler ve sağlık tesisleridir.
Çağımız, yetişmiş insan çağı olacaktır. Özellikle, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında belirttiğimiz, açıkça ifade edildiği
üzere, 2000’li yılların en büyük harcamaları insan üzerine yapılacaktır. Bu bakımdan, 1996 bütçesinde millî eğitim, üniversite
bütçelerine ayrılan payları memnuniyetle karşılıyoruz. Burada, üniversite öğrenci kredilerinin bir misli artırılmasını da önemli
görüyoruz.
Teknolojik gelişmeleri izlemek, yeni teknolojiler üretmek kaçınılmazdır. Türkiye, bugüne kadar, teknoloji bakımından, daha
çok, Batı ülkelerinin teknolojilerini kullanagelmiştir; ancak, Türk sanayicisi, dış pazarlarda, bu ülkelerin rekabetçisi durumuna
gelmekle beraber, teknoloji alma konusunda da önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Bu bakımdan, önümüzdeki yıllarda, kendi
teknolojimizi üretmek ve kullanmak zorunluluğuyla karşı karşıya gelebileceğiz. Bunun için, gerekli teşviklerin, özellikle, araştırma
ve geliştirme (Ar-Ge) teşviklerinin, bütçede yeterli düzeyde yer almasını olumlu görüyoruz.
Ekonominin hukukî altyapısı ve kurumları, değişen ekonomik şartlara ve değişen ekonomik uygulamalara göre, yeniden
düzenlenmek zorundadır. Geçen yıllarda, hepinizin bildiği üzere, bu alanda önemli yasalar çıkarılmıştır ve kayda değer
düzenlemeler yapılmıştır; ancak, yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu da burada belirtmek istiyorum.
Türkiye’nin altyapısı önemlidir. Geçtiğimiz yıllarda, altyapı konusunda da, önemli mesafeler alınmıştır. Bir şey yapılmadı
demek, şu konuda eksik yapıldı demek, yanlış olur. Özellikle, son yıllarda, bütçe kaynakları yanında, özel sektörün de, yap-işlet-
devret modeli çerçevesinde, haberleşme, enerji, ulaştırma altyapı inşaatlarına sokulduğunu ve bu konuda da önemli mesafeler
alındığını kaydetmek istiyorum.
Geçtiğimiz hafta içerisinde, kamuoyunu işgal eden konu, geçtiğimiz yıllarda altyapı konularında bazı eksikliklerin olduğu
hususudur.Buna, 1992-1995 yıllarında gerçekleştirilen fizikî altyapı yatırımlarını sayarak cevap vermek istiyorum.
İlk söylemek istediğim husus, 39 milyar dolara yakın bir altyapının, 1992-1995 döneminde, bütçe kaynaklarından finanse
edildiğidir. Yap-işlet-devret modeliyle, özel sektörün özendirilmesiyle gerçekleştirilen altyapı yatırımları bunun dışındadır.
Gerçekleştirilen fizikî işlerin açıklanması gerekirse şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız : 1992-1995 döneminde 874 kilometre
otoyol, 5,5 milyon ilave telefon hattı, 360 bin ilave mobil telefon abonesi, 20 462 kilometre fiber optik kablo inşaatı, 1 adet
haberleşme uydusu, 5 adet konvansiyel, 5 adet STOL havaalanı inşaatı, 288 kilometre demiryolu elektrifikasyonu, 692 kilometre
demiryolu yenilenmesi, 24 998 kilometre köy yolu asfaltlanması, 39 812 kilometre stabilize köy yolu inşaatı, 4 439 kilometre
karayolu asfaltlanması, 2 554 kilometre stabilize karayolu inşaatı gerçekleştirilmiştir.
Enerji alanında ilave kurulu güç olarak 3 942 megavat, ilave üretim olarak 18,7 milyar kilovat üretim kapasitesi devreye
sokulmuştur.
345 164 hektar alan sulamaya açılmış, 28 üniversite kurulmuş, 18 organize sanayi bölgesi tamamlanmış, 60 küçük sanayi sitesi
devreye sokulmuş, 545 belediye içmesuyu tesisi, 27 411 köy içmesuyu tesisi, 30 234 ilk ve ortaokul dersliği, 456 lise ve meslek lisesi,
89 hastane, 447 sağlık ocağı, 1 281 sağlık evi, 6 061 ilave hasta yatağı ekonomimize kazandırılmıştır.
Bu fizikî açıklamalardan sonra, tamamlanan projeleri bir de sektörler itibariyle -önemli, mega projeleri- tekrar etmek istiyorum.
24 adet sulama projesi bu dönemde tamamlanmıştır. Bunlar, Sakarya-Pamukova, Konya-Ilgın, Amasya-Gümüşhacıköy, Ağrı-
Patnos, Elazığ-Palu, Şırnak-Silopi-Nerdüş, Antalya sol sahil, Antalya-Finike, Afyon-Dinar, Bursa-Orhaneli, Bursa-Mustafa Kemal
Paşa, Kütahya-Örencik, Erzurum-Aşağı Pasinler, Malatya-Polat, Yozgat-Yahyasaray, Muğla-Bodrum, Mardin-GAP, Şanlıurfa-GAP,
Elazığ-Kuzova, Batman-GAP, Diyarbakır-GAP, Yozgat-Uzunlu, Kastamonu-Gökırmak, Aşağı Fırat Birinci Merhale projeleridir.
Enerji alanında da 7 adet proje devreye sokulmuştur. Bunlar; Atatürk Barajı ve Hidroelektrik Santralı, Menzelet Birinci Merhale
Santralı, Adıgüzel Barajı ve Hidrolik Santralı, Gezende Barajı ve Hidrolik Santralı, Orhaneli Termik Santralı, Soma Altıncı Ünite,
Kemerköy Termik Santralıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konsolide bütçe, hepinizin bildiği üzere, Yüce Meclisin kabulüyle, Hükümete, ekonominin
bir bölümünü gelir olarak kamuya aktarma ve bu gelirleri, bütçede gösterilen program çerçevesinde harcama yetkisini vermektedir;
bugün esas tartıştığımız olay budur.
Burada, en çok üzerinde durulması gereken husus, gayri safî millî hâsıladan ne kadarının kamuya aktarılacağı hususudur;
çünkü, bu, doğrudan doğruya, ekonomik kalkınmamıza esas olan imkânların ne şekilde kullanılacağının bir tercihidir. Bu
bakımdan, bütçe tartışmalarını ekonomiden ayırmak mümkün değildir.
Bütçe konularına girmeden önce, sizlere, huzurlarınızda, kısaca, 1995 yılında, Türk ekonomisinin nerede olduğunu ve -aşağı
yukarı, geçtiğimiz oniki yıllık rakamları da özetle açıklayarak- nereden nereye geldiğini belirtmek istiyorum.
Tabiî, bu kürsüde, bütçe tartışmalarını, daha çok, ekonomik konularda ve bütçe konusunda yapıyoruz. Bu konuşmalar,
televizyon yayınlarıyla vatandaşlara aktarıldıktan sonra, bir tartışma hüviyetinden daha çok, bir mesaj verme niteliğine
dönüşmüştür. Tabiî, biz, bu mesajları, sadece bütçede değil, başka vesilelerle de vatandaşa verebiliyoruz. Bu bakımdan, ben,
Grubumuza ayrılan süreyi, bu alandaki birtakım politik mesajları vermek yerine, bugünkü Türk ekonomisi ve 1996 bütçesinin ne
olduğu konusunda açıklamaları sunarak kullanmak istiyorum.
Hepinizin bildiği üzere, 1995 yılında, özellikle imalat sanayiinde gerçekleştirilen büyük üretim hamlesi sonucunda, Türk
ekonomisi, yüzde 8,1 oranında büyümüştür. Buna, ilk eleştiri “efendim, bir önceki yıl da, yüzde 6 oranında küçüldünüz”
noktasından gelmektedir ve Türk ekonomisinin, büyüme konusunda istikrar göstermediği şeklinde eleştiriler söz konusudur.
Gerçekten, 1984 yılından 1995 yılına kadar geçen oniki yıl içerisinde, Türk ekonomisinin, eksi büyümeden, sıfır ve yüzde 9,8’lik
bir çizgi arasında büyüme gösterdiğini görüyoruz. Hemen belirtmek istiyorum ki, bütün gelişmekte olan ülkelerin büyüme
çizgilerinde bu iniş çıkışlar vardır; bu itibarla, Türk ekonomisinin büyümesinde de bu iniş ve çıkışları doğal karşılamak lazımdır
ve ekonominin yapısından kaynaklanan bir husustur. Ekonominizde tarımın ağırlığı olduğu sürece -tarıma dayalı iklim şartları
dışında- ekonominizde altyapı inşaatları ve ekonominizde dış pazarlardan kaynaklanan sorunlar ve ekonomik istikrara bağlı
sorunlar olduğu sürece, büyümede, bu nevi iniş ve çıkışlar kaçınılmazdır.
Sadece, dünyadaki istatistiklere baktığımız zaman, gelişmiş ülkelerdeki büyümenin yüzde 2,5-3 civarında ve istikrarlı bir
şekilde devam ettiğini görürsünüz. Türkiye, geçtiğimiz oniki yıl içerisinde, ortalama yüzde 4,8 oranında büyümüştür. Tabiî, Yedinci
Beş Yıllık Planda belirtildiği üzere, bu yeterli değildir. Bu bakımdan, ekonomik büyümenin, çeşitli tartışmalarda, sadece, devlet
bütçesindeki yatırımlara bağlı olarak değerlendirildiğini müşahede ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, esas itibariyle belirtmek istediğim, mesela, 1995 yılındaki büyümenin, daha çok, kamu kesiminden değil,
özel kesimden kaynaklandığıdır. Bu itibarla, sadece devlet bütçesindeki yatırımlara bakarak, 1996 yılındaki büyüme sonucuna
varmak mümkün değildir. Yatırımların 1996’da daha fazla olmasını memnuniyetle karşılıyoruz; ancak, burada belirtmek istediğim
husus, Türkiye’nin büyümesinde ve kalkınmasında özel sektörün öncülüğüdür. Türkiye tasarruf eden bir ülkedir, Türkiye yatırım
yapan bir ülkedir; özellikle vatandaşlarımızın tasarruf temayülleri, gelişmekte olan ülkeler ve gelişmiş ülkelerle mukayese edildiği
zaman, memnuniyet verici bir düzeydedir. Hükümet olarak, bunun teşvik edilmesi ve tasarrufların yatırımlara yönlendirilmesi
gereklidir. Bunun için, bütçede gerekli tedbirler alınmalıdır.
Yatırım olmadan büyüme olmayacaktır, yatırım olmadan istihdam olmayacaktır, ihracat olmayacaktır. Her şeyin temeli
yatırımdır; yatırımın temeli de tasarruftur.
Ekonomimizin içerisinde bulunduğu en büyük sorun, enflasyondur. Tabiî, benden sonra konuşacak arkadaşlarımın bu kürsüden
eleştiriler getireceğini de burada doğal karşılıyorum; ancak, enflasyon -baktığımız zaman- 1980’li ve 1990’lı yıllarda, gelişmekte
olan ülke ekonomilerinin en büyük derdidir. Türkiye’de de, son oniki yılda, enflasyon, sorun olarak devam etmektedir. 1996 bütçesi
hazırlanırken, ekonomik göstergelerde, 12 aylık ortalama toptan eşya fiyatlarındaki artışın yüzde 65 olarak tespit edildiğini
görüyorum. Dileğim, yıl içerisinde alıncak tedbirlerle, bu oranın aşağıya çekilmesidir.
Burada, üzerinde durmak istediğim bir husus, Türkiye’nin dışticareti ve ödemeler dengesidir. 1984 yılında 7 milyar dolar
ihracatı olan Türkiye, memnuniyetle ifade edeyim ki, 1995 yılında 21 milyar 636 milyon dolarlık resmî bir ihracata ulaşabilmiştir;
özellikle, 1991’e kadar 13 milyar dolar civarında seyreden ihracat -son 2 yılda- 1994’te 18 milyar dolara, 1995’te de 21 milyar 636
milyon dolara ulaşmıştır. Tabiî, bunun içerisinde, sınır ve valiz ticareti yoluyla gerçekleştirilen ihracat yoktur. 1996 bütçesinde de,
25 milyar dolarlık bir ihracatın gerçekleştirilmesini memnuniyetle karşılıyoruz.
İthalatımız da, yine, büyüyerek devam etmektedir.
1995 yılında 35,7 milyar dolarlık bir ithalatın, bazen endişeli eleştirilere konu olduğunu da hep birlikte müşahede ettik.
Değerli arkadaşlarım, ithalatın kompozisyonuna baktığımız zaman, bu ithalatın, Türkiye’nin büyüme arzusundan
kaynaklandığını ve bu yolda harcandığını görüyoruz. Bu hususu burada,açıklamaktan mutlu olduğumu da belirtmek istiyorum.
Gerçekten, 1995 yılında, 35,7 milyar dolarlık ithalatın yüzde 11’i tüketim malları, yüzde 60 ara malları, yüzde 29’u da yatırım
malları ithalatında kullanılmıştır. Bu, memnuniyet verici ve sürdürülmesi gereken bir husustur.
İhracatımız içerisinde önemli olan sektörlerimiz vardır. Tabiî, burada belirtmek istediğim husus, Türkiye’nin, sadece, tekstil
ürünleri ihraç eden bir ülke olmadığıdır. Gerçekten, 1995 yılında, Türkiye, demir-çelik mamulleri olarak 2,2 milyar dolar, madenî
eşya olarak 685 milyon dolar; elektrikli makine ve cihazlar ihracatından 915 milyon dolar, taşıt araçlarından da 804 milyon dolar
döviz elde edebilmiştir.
1994 yılı başında ve 1993 yılında hemen hemen hiç taşıt ihracatı olmayan, 1993 yılında 1,2 milyar dolarlık taşıt ithal eden
Türkiye, Türk sanayii, Türk ekonomisi, bir yıl içinde ve alınan tedbirlerle, 1995 yılında, 804 milyon dolarlık taşıt aracı ihraç eden
bir ülke konumuna gelebilmiştir; bunun sürdürülmesi lazımdır.
1993’te 5 milyar dolarlık dokuma ve giyim ihraç eden bir Türkiye, 1995’te 8,3 milyar dolarlık tekstil ürünleri ihraç eden bir ülke
konumundadır.
Burada, şu konuyu, biraz, üzerine basarak, açıklamak istiyorum: Deniliyor ki; Türkiye, tarım ürünleri ithal eden bir ülkedir;
kendi kendine yeten bir ülke olmaktan çıkmıştır, tarım ürünleri ithal eden bir ülke haline gelmiştir. Evet, Türkiye, tarım ürünleri
ithal etmektedir; ama, tarım ürünleri de ihraç etmektedir. Bakın, 1994 yılında, 2,5 milyar dolarlık tarım ürünü ihraç edilmiştir;
1995’te de, 2,3 milyar dolarlık tarım ürünü ihraç edilmiştir. Peki, ithalatı yok mudur; ithalatı da vardır; 1994 yılındaki tarım
ürünleri ithalatı, ihracatının yarısı kadardır; 1,2 milyar dolardır. 1995’teki tarım ürünleri ithalatı ise -bu, tabiî, biraz da ara malı ve
tohumluk çerçevesinde- 2,4 milyar dolardır. İhracatın desteklenmesi, Türkiye’deki üretimin, yatırımın, yatırım hamlesinin ve özel
sektörün dinamizmi bakımından önem taşır. Türkiye, rekabetçi, açık ekonomisini sürdürecek ve büyümeyi sadece iç pazarda değil,
aynı zamanda dünya ekonomisinden daha çok pay alan bir çizgide yürütecektir. Bu bakımdan, ihracatın teşvik edilmesi ve bütçe
kanununda, ihracat teşviklerindeki kur sorununun çözülmesi hususunu, burada, memnuniyetle karşıladığımı bir defa daha belirtmek
istiyorum.
Tabiî, gelişen dünyada ihracat teşvikleri de gelişmiştir. İhracatta araştırma-geliştirme teşvikleri, tanıtım teşvikleri ve fuar ve
sergi teşvikleri önem arz etmektedir.
Türkiye’nin ödemeler dengesinde, ihracatın yanında, turizmin büyük önemi vardır. Turizm yatırımları yanında, özellikle,
yurtdışında, tur operatörlerinin organize edilmesi, Hükümetimizin, en önemli görevlerinden biri ve 1996 yılındaki bir meselesidir.
Turizm konusunda, Türkiye, 9-10 milyon turisti ağırlayabilecek durumdadır.
Ödemeler dengesinin diğer önemli bir kalemi, dış müteahhitlik hizmetleridir. Dış müteahhitlik, sadece döviz getiren değil, aynı
zamanda istihdam yapan, aynı zamanda işçi olarak giden birtakım insanlarımızı orada eğiten, onları kalfa ve usta konumuna çeken
ve onların dünya görüşlerini genişleten bir müessesedir; teşviki yönündeki tedbirlere devam edilmelidir.
Ödemeler dengesinde diğer bir husus, dış müteahhitlik hizmetleri yanında, taşımacılıktır. 1995 yılında, özellikle,
Balkanlardaki sıcak gelişmeler çerçevesinde, Hükümetimizin 1995 yılındaki tedbirleri arasında deniz taşımacılığının, Ro-Ro
taşımacılığının ön planda önem taşıdığı hususunu burada vurgulamak istiyorum.
Bunun yanında, yurtdışındaki vatandaşlarımızın döviz gelirlerinin de 1995 yılında önemli bir kaynak olarak sürdüğünün
altını çiziyorum.
Dışticaret dengesine bakarak, 1996 yılında 16 milyar dolar, 1995 yılında 14 milyar dolar açık verdiği konusunda yorum
yapmamak gerekir. Esas olan, nihai denge, cari işlemler dengesidir. 1984, 1985 ve 1986 yıllarında, üst üste üç yıl 1-1,5 milyar dolar
açık veren cari işlemler dengesi, daha sonraki yıllarda fazla vermiş, açık vermiş; 1994 yılında 2,6 milyar dolar fazla vermiş, 1995
yılı cari işlemler dengesi de 2,3 milyar dolar açıkla kapanacaktır. Ancak, ekonomimizin, bütün bu açığa rağmen, 1995 yılında
döviz rezervlerinin artmış olması, bir döviz sorununun olmadığını göstermektedir. Bu nereden gelmiştir; yani, hem cari işlemler
dengeniz 2,3 milyar dolar açık verecek hem de ekonomideki döviz pozisyonlarınız artacak. Tabiî, bunun içinde gayri resmî ihracat,
vardır, bunun içinde uzun vadeli sermaye girişleri vardır ve bunun içinde kısa vadeli sermaye girişleri vardır.
Hükümetimizin, 1995 yılında, kısa vadeli sermaye girişleri, yani sıcak para girişleri konsundaki hassasiyeti, 1996 yılında daha
dikkatli bir şekilde göstermesinin gerekliliğini burada vurgulamak istiyorum. Gerçekten, kısa vadeli sermaye girişleri, sıcak para
dediğimiz sermaye girişleri, Türkiye’de üretim ve yatırım için değil, daha çok, kısa vadeli kazanç için gelir ve bunlar, en ufak bir
sıkıntıda hemen ülkeyi terk etme durumuna girer. Meksika, bunun ağır faturasını ödemiştir. Yaşanan ekonomik kriz, büyük kısa
vadeli sermaye girişinin birden ülkeyi terk etmesinden kaynaklanmış; ancak, Meksika, bu krizi, 50 milyar dolar civarında dış
yardım alarak atlatabilmiştir. Türkiye, 1994 yılında da, yine, boyutları çok küçük olmakla beraber, bir kısa vadeli sermaye çıkışını
yaşamıştır; bunu hiçbir dış yardım almadan önleyebilmiştir ve memnuniyetle ifade edeyim ki, 5 Nisan kararları çerçevesinde
alınan tedbirlerle bu noktaya gelebilmiş bulunuyoruz.
Ekonomik göstergeleri bu şekilde açıkladıktan sonra, değerli arkadaşlarım, biraz da kamu dengesi, yani, bu bütçeyle ne
alıyoruz, ne veriyoruz, ona gelmek istiyorum. Tabiî, burada Sayın Maliye Bakanımızın ifade ettiği gibi, devletin ekonomideki
payının küçültülmesi önemli bir politikadır ve herkesin üzerinde ittifak ettiği bir politikadır.
Ne demektir, bu, devletin ekonomideki payının küçültülmesi; birtakım görevlerin özel sektöre devredilmesi, üretimden
çekilmesi, altyapıya, adalete, eğitime ve sağlığa yönelmesidir.
Tabiî, bu meyanda, bana göre, devletin ekonomideki payının azaltılması, millî ekonomiden aldığı payın küçültülmesidir.
Bakıyoruz, 1995 yılında yüzde 26,2 olan kamunun gayri safî hâsıladan aldığı pay, 1996 bütçesinde yüzde 28,4’e çıkmaktadır.
Evet, yani, bu Parlamento daha yüksek bir pay almaya Hükümeti yetkilendirmektedir. Tabiî, burada harcamalar konusunda, 3,5
katrilyonluk bir harcama yetkisini veriyoruz; ama, bu demek değildir ki, bu harcanacaktır. Ben, burada, devletin ekonomideki
payının azaltılması politikası doğrultusunda harcamalarda tasarrufa gidilmesi ve kamu harcamalarının, yüzde 28,4 oranının daha
aşağılarındaki -1995 yılında bu oran 26,2’dir- bir düzeye çekilmesi gerektiğini de belirtmek istiyorum.
Tabiî, nasıl finanse edilecek meselesi vardır. Burada, benden sonraki konuşmacılar diyeceklerdir ki, işte, size 861 trilyonluk bir
bütçe açığıyla gelen bir konsolide bütçe.
Burada önemli olan, bütçe açığından daha çok, bütçe dışında da birtakım kurumların borçlanmasıdır. Yani, kamu, bütçesiyle,
bütçe dışı kurumlarıyla ne derece borçlanıyor. Değerli arkadaşlarım -bunda en yüksek oran- biliyorsunuz 1993 yılında kamu
kesimi borçlanma gereği yüzde 12 olmuş; 1994’te yüzde 8’e, 1995’te yüzde 6,5’a düşürülmüş; 1996’da yüzde 7,2 olarak, bu bütçede
yer alıyor.
Tabiî, burada, kamu kesimi borçlanma gereği nasıl azaltılacaktır... Bunun yolu, kamu harcamalarında disiplin, tasarruf ve vergi
gelirleri ile borçlanma dışındaki diğer gelirlerin artırılmasıdır. Bu hususu da burada belirtmek istiyorum.
Özellikle, konsolide bütçe borçlanma gereğinin, 1995’teki gayri safî millî hâsılanın yüzde 4,2 oranından yüzde 6,1 oranına
çıktığı hususu önem arz etmektedir.
Konsolide bütçe rakamlarına girmeden ve yıllar itibariyle mukayese yapmak üzere, konsolide bütçenin gayri safî millî hâsıladaki
büyüklüklerini vermek istiyorum. Bu, bir değerlendirmeye ve mukayeseye imkân veren bir husustur. Konsolide bü