Dönem : 21 Yasama Yılı : 1

T.B.M.M. (S. Sayısı : 162)

Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Anayasa

ve Adalet Komisyonları Raporları (1/522)

T.C.

Başbakanlık

Kanunlar ve Kararlar 20.8.1999

Genel Müdürlüğü

Sayı : B.02.0.KKG.0.10/101-1508/4092

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Adalet Bakanlığınca hazırlanan ve Başkanlığınıza arzı Bakanlar Kurulunca 18.8.1999 tarihinde kararlaştırılan “Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Tasarısı” ile gerekçesi ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

Bülent Ecevit

Başbakan

GENEL GEREKÇE

Çağdaş toplumların anayasalarında güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, demokratik toplumu oluşturan en temel unsurlardan biridir. Bu özgürlüğün kullanım yollarından biri de basın yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıdır. Bu araçların, amacına uygun olarak işlevlerini yerine getirmeleri bakımından korunmaları çağdaş toplumlarda asıl olup, bu anlamda basın ve yayın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılarak ve güvenceler sağlanarak, haber ve düşünceyi özgür kılmak hedeflenmektedir. Bu nedenle, sorumlu müdür sıfatı ile veya basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen suçlara ilişkin davalar ve cezaların infazı için ertelenme hükümleri getirilmesi toplumsal barışın sağlanması ve sürdürülmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır.

Tasarıyla, 18 Nisan 1999 tarihine kadar sorumlu müdür sıfatı ile veya basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen suçlardan dolayı; verilen cezaların infazının veya bu suçlar nedeniyle açılması gerekli davaların açılmasının yahut açılmış olan davaların kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi ve bunun sonucunda da şarta bağlı olarak ceza mahkûmiyetinden kurtulma sağlanmış olmaktadır.

MADDE GEREKÇELERİ

Madde 1. – 18 Nisan 1999 tarihine kadar sorumlu müdür sıfatı ile veya basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen suçlardan dolayı mahkûm edilmiş kimselerin cezalarının infazının ertelenmesi ve ertelenme hükmünün halen cezalarını çekmekte bulunanlar hakkında da geçerli olduğu hükme bağlanmaktadır. Ancak, bu suçlar dolayısıyla verilen cezalar tamamıyla infaz edilmiş ise artık bir ertelenme söz konusu olamayacaktır.

Takibata geçilmemiş veya daha dava açılmamış yahut henüz hüküm kurulmamış veya hüküm kesinleşmemiş ise davanın açılmasının veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi öngörülmektedir.

Madde 2. – Maddeyle ertelenmenin sonuçları düzenlenmekte olup, ertelenmeyi düşürecek mahkûmiyetin de sorumlu müdür sıfatı ile veya basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen suçlar nedeniyle verilmiş bulunması gerektiği, bu suçlar dışında işlenen suçlardan dolayı verilen mahkûmiyetlerin ertelenmeye engel teşkil etmeyeceği vurgulanmaktadır.

Ayrıca, davanın veya cezanın infazının ertelendiği üç yıllık süre içinde, 1 inci maddenin kapsamına giren kasıtlı bir cürümden dolayı mahkûm olunması veya bu sürenin, mahkûm olunmaksızın geçirilmesi halinde yapılacak işlemler hükme bağlanmaktadır.

Madde 3. – Tasarıyla 18 Nisan 1999 tarihine kadar sorumlu müdür sıfatıyla suç işleyenler hakkında da hüküm getirildiğinden, 14.8.1997 tarihli ve 4304 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmaktadır.

Madde 4. – Yürürlükle ilgilidir.

Madde 5. – Yürütmeyle ilgilidir.

Anayasa Komisyonu Raporu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu 24.8.1999 Esas No. : 1/522 Karar No. : 12

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Başkanlığınızca, 20.8.1999 tarihinde EsasKomisyon olarak Adalet Komisyonuna, Talî Komisyon olarak Anayasa Komisyonuna havale edilen “Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Tasarı (1/522)” Komisyonumuzun 24.8.1999 tarihli toplantısında Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk; Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerinin katılımıyla görüşülmüştür.

Tasarı ile 18 Nisan 1999 tarihine kadar; sorumlu müdür sıfatıyla veya basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen suçlardan dolayı verilen cezaların infazının veya bu suçlar nedeniyle henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış veya son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm kurulmamış veya verilen hüküm kesinleşmemiş ise, davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi öngörülmektedir.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmelerde;

Düşünceyi açıklama ve yazma özgürlüğünün demokrasilerin en temel unsurlarından biri olması sebebiyle; basın, sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen suçlara yönelik bir ertelemenin öngörüldüğü ifade edilmiştir. Bu araçların işlevlerinin gereği gibi yerine getirmeleri için bu düzenlemenin gerekli olduğu belirtilmiştir. Daha önce de bu yönde uygulama yapıldığına dikkat çekilmiştir.

Tasarı ile getirilen af değil cezaların ertelenmesidir. Bu nedenle eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği şeklinde değerlendirmemek gerekir.

Basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğüne verilen özel önem ve demokratikleşme yolunda bir adım niteliğinde görülerek bu düzenleme yapılmıştır. Bu uygulanmış bir modeldir. 4304 sayılı Kanundaki düzenlemenin biraz daha kapsamı genişletilmektedir.

Tasarının aleyhinde şu görüşler dile getirilmiştir;

Bu tasarı ile Anayasa maddesi dolaylı olarak ihlal edilmektedir. Tecil, hiçbir zaman Türkiye Büyük MilletMeclisine tanınan yetki değildir. Özelliğine göre; adaleti ferdileştiren ve yargı organına ait bir yetkinin yasama organına bırakılması Anayasanın 9 uncu ve mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceğine dair Anayasanın 138/4 hükmüne uygun düşmemektedir. Böyle bir düzenlemede eşitlik ilkesi esas olmalıdır.

İletişim araçlarına, kaleme imtiyaz tanıyarak tecile gidemeyiz. Üstelik konu tahdidi yapılmadan Anayasanın 14 ve 87 nci maddeleri gözetilmeden bu imtiyaz tanınamaz.

Komisyonumuza verilen önergenin değerlendirilmek üzere Adalet Komisyonunun dikkatine sunulması kararlaştırılmıştır.

Komisyonumuzun; Talî Komisyon olması sebebiyle Tasarıyı Anayasaya aykırılık yönünden incelemiş, metin hazırlamayarak maddeler bu çerçevede değerlendirilmiş ve oya sunulmuştur.

Yapılan oylama sonucunda oy çokluğu ile hazırlanan tasarının Anayasaya uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Raporumuz havalesi gereği EsasKomisyon olan AdaletKomisyonuna gönderilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile sunulur.
 
  Başkan Başkanvekili  
  Ertuğrul Yalçınbayır N. Kemal Atahan  
  Bursa Hatay  
  (Muhalifim) (Muhalifim)  
  Sözcü Kâtip  
  Ş. Bülent Yahnici Sühan Özkan  
  Ankara İstanbul  
  (Muhalifim)    
  Üye Üye  
  Ahmet İyimaya M. Zeki Sezer  
  Amasya Ankara  
  (Muhalifim)    
  Üye Üye  
  Şaban Kardeş Mehmet Şandır  
  Bayburt Hatay  
  (İmzada bulunamadı) (Muhalifim)  
  Üye Üye  
  Edip Özgenç Süleyman Arif Emre  
  İçel İstanbul  
  (Muhalifim)    
  Üye Üye  
  Cavit Kavak Osman Kılıç  
  İstanbul İstanbul  
  Üye Üye  
  Necdet Saruhan Mehmet Ali Şahin  
  İstanbul İstanbul  
  (İmzada bulunamadı)    
  Üye Üye  
  Mehmet Özcan Mustafa Kamalak  
  İzmir Kahramanmaraş  
  Üye Üye  
  Mehmet Sağlam Sadık Yakut  
  Kahramanmaraş Kayseri  
  Üye Üye  
  Mehmet Kundakçı Şeref Malkoç  
  Osmaniye Trabzon  

(Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdı)

KARŞI OY GEREKÇESİ

Tasarıya karşı olan görüşlerimiz, Anayasa Komisyonu tutanaklarına intikal etmiştir.Sözü geçen tutanak bölümleri, yollama yoluyla “karşı görüşümüzün” bir parçasıdır. Aşağıdaki düşünceler, tasarıya karşı anlatımların kısa ifadesidir:

1. Bu tasarının Anayasaya uygunluğunu ortaya koyabilecek en ufak hukukî bir argumandan yahut bilimsel verilerden yoksunuz. Anayasa Komisyonunun çoğunluk görüşünün “tek/bir” oy farkına dayanması, bu durumun sayılarla ifadesidir:

a) Tecil, ancak yargı organın/ hâkimin kullanabileceği “cezayı ferdileştirme” aracıdır (Dr. Keyman, Selahattin. Türk Hukukunda Af (Doktora tezi), Ank. 1965. shf. 7 vd. Prof. Eren/Prof. Danışman/Prof. Artuk. Türk Ceza Hukuku (Genel Hükümler). Ank. 1997. shf. 804, Dr. Önder, Ayhan. Ceza Hukukunda Tecil ve Benzeri Müesseseler (Mukayeseli Hukuk ve Hukukumuzda). İst. 1963. shf. 19 vd.). Parlamentonun kullanabileceği adlî yetki yalnızca ve hasri/tahdidi olarak “Af”tır. (Any. Mad. 87). Oysa bu yasa, belli tarihte işlenmiş basın suçlarına (yahut hükümlerine), Tecili öngörmektedir. Meclisi, yargı organını yerine oturtmaktadır. Anayasayı ihlâl etmektedir. (Any. Mad. 9, 138). Benzerine 14.8.1987 t, 4304 sayılı Yasada rastlanan bu tip parlamento tasarrufları, kuvvetler ayrılığı ilkesinin, bir kuvvet fırsat bulduğunda nasıl yok sayılabildiğine klasik değerde olumsuz örnek oluştururlar (Any. Mad. 11).

b) Bu tasarı, Anayasanın 14 üncü maddesine atıf yoluyla yasakladığı “affı”, hukukun başka kurumu yoluyla dolanılarak gerçekleştirme girişimidir. Burada “çoğun içinde az da vardır” yorum kuralının uygulama ve meşrulaştırma yeri yoktur. Tipik bir Anayasaya karşı hile ve anayasallık/yasallık (tipiklik) temel ölçütlerinin aşılması vardır. Kaldı ki Anayasa normları, evleviyet yorumuna konu kılınamaz (Any. Mad. : 11).

2. Yasama organı, bir çıkmazla karşı karşıya kalmıştır. Düşünce özgürlüğü için yasaklanan affın sonuçlarını, bir başka kurumla sağlama yoluna gitmiştir. Sorun, sosyal değer zarûreti ile Anayasa hükmünün çatışması sorunudur. Toplum, “düşünce, suç olamaz” diyor; Anayasa ise “bu öyle suçtur ki affetmem dahi mümkün değil” hükmünü öngörüyor. Burada yasama organının yapacağı şey Anayasadan kaçmak değil, toplumla çatışan Anayasayı değiştirmektir. Yasama organı, kurucu iktidar yetkisini kullanmak yerine, bu suç grubunun belli kesimine (iletişim araçlarıyla işlenenlere) tecil hilesini seçmekte, bir başka belli kesimine (iletişim aracına aktarılmamış düşünce suçlarına) ise bu fırsatı tanımamaktadır. Yoksullukta eşitliği siyasal zihniyetlerine aktaranların Anayasanın eşitlik kuralını nasıl askıya aldıklarını, Anayasa ile bağlılık değer ve inancını önemsemediklerini bu tasarıda yeterinden daha fazla müşahede ediyoruz.

25.8.1999

Prof. MehmetSağlam Ahmet İyimaya

Kahramanmaraş Amasya

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA

Basın ve yayın yoluyla işlenen suçların ertelenmesiyle ilgili yasanın Anayasaya aykırılık taşıdığı inancındayım.

1. Bugün sabah oturumunda görüştüğümüz af tasarısında Anayasanın 87 ve 14 üncü madde hükümlerini savunacak bu çerçevedeki cezaların af edilemeyeceğini belirttik. Ama, öte yandan benzer suçlar basın yoluyla işlenirse ertelenir, diyen bir mantık doğru değildir. Yani 312/2’yi çıkardığımız af kapsamı dışında tutacağız, ama basın yoluyla aynı madde ihlâl edilirse erteleyeceğiz. Bunu doğru bulmuyoruz.

2. “Erteleme” hükmü hukukumuzda sadece hâkimlere verilen bir yetkidir. Yasa koymanın “erteleme” hakkı olmadığı inancındayız.

Bu açıdan basın yoluyla işlenen suçlar yerine bu konunun görüşülmekte olan af tasarısıyla birlikte düşünülmesinin doğru olacağı kanaatindeyiz.

Sadık Yakut Ş. Bülent Yahnici

Kayseri Ankara

Adalet Komisyonu Raporu

Türkiye Büyük Millet Meclisi

AdaletKomisyonu 26.8.1999

Esas No. : 1/522

Karar No. : 11

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine DairKanun Tasarısı, AdaletBakanı Sayın Prof. Dr. Hikmet Sami Türk’ün, Adalet ve İçişleri Bakanlıkları temsilcilerinin de katılmalarıyla Komisyonumuzun 25.8.1999 tarihli 10 uncu birleşiminde incelenip görüşülmüş, gerekçesi uygun görülerek maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Tasarının 1 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, sorumlu müdür sıfatıyla işlenmiş suçlar dahil, basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçları ile işlenen suçların, bunlar için verilmiş veya verilebilecek şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaların sürelerini belirtmek suretiyle somutlaştırmak ve genel af tasarısına paralellik sağlamak amacıyla yeniden düzenlenmiştir.

Tasarının diğer maddeleri, Bakanlar Kurulunda gelen şekli ile aynen kabul edilmiştir.

Sorumlu müdür sıfatı ile veya basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenen suçlara ilişkin davalar ve cezaların infazı için erteleme hükümleri getiren ve toplumsal barışın sağlanması ve sürdürülmesi bakımından büyük önem taşıyan Tasarının, bir an önce kanunlaşmasını uygun gören Komisyonumuz, İçtüzüğün 52 nci maddesi gereğince Genel Kurulda öncelikle görüşülmesine karar vermiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun onayına sunulmak üzere saygı ile arz olunur.
 
         
  Başkan Başkanvekili    
  Emin Karaa Turhan Tayan    
  Kütahya Bursa    
  Sözcü Kâtip    
  Mehmet Nacar Mustafa İlimen    
  Kilis Edirne    
  Üye Üye    
  Adnan Fatin Özdemir Dengir Mir Mehmet Fırat    
  Adana Adıyaman    
  (Anayasaya aykırılığından muhalifim)      
  Üye Üye    
  Ramazan Toprak Aydın Gökmen    
  Aksaray Balıkesir    
  (İmzada bulunamadı) (Toplantıya katılmadı)    
  Üye Üye    
  Ali Arabacı Yasin Hatiboğlu    
  Bursa Çorum    
  (Söz hakkım mahfuz,      
  muhalefet gerekçem eklidir)      
  Üye Üye    
  Beyhan Aslan Mustafa Kemal Aykurt    
  Denizli Denizli    
  (Toplantıda bulunamadı)      
  Üye Üye    
  Mehmet Sadri Yıldırım Süleyman Turan Çirkin    
  Eskişehir Hatay    
  (Söz hakkım mahfuz olup; (Toplantıya katılmadı)    
  Genel Kurulda konuşma hakkı)      
  Üye Üye    
  İsmail Aydınlı A. Nazlı Ilıcak    
  İstanbul İstanbul    
  (Söz hakkım mahfuz      
  muhalefet gerekçem eklidir)      
  Üye Üye    
  Nazire Karakuş Edip Özbaş    
  İstanbul Kahramanmaraş    
  (Toplantıya katılmadı) (İmzada bulunamadı.)    
  Üye Üye    
  Sevgi Esen Cemal Özbilen    
  Kayseri Kırklareli    
  (Genel Kurulda konuşma       
  hakkım saklı kalmak üzere)      
  Üye Üye    
  İsmail Çevik Yekta Açıkgöz    
  Nevşehir Samsun    
  (Muhalifim)      
  Üye Üye    
  Yaşar Topçu Yahya Akman    
  Sinop Şanlıurfa    
  (Muhalifim)      

Üye

Kamer Genç

Tunceli

(Toplantıya katılmadı)

BASIN VE YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA

VE CEZALARIN ERTELENMESİNE DAİR KANUN TASARISINA

MUHALEFET ŞERHİM :

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalamıştır. Dolayısıyla, batı standardında bir demokrasiyi uygulama mükellefiyetiyle kendisini bağlamıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, çeşitli kararlarında, düşünce hürriyetini tarif ediyor, sınırlarını çiziyor. Buna göre, sadece hoşa giden, beğenilen düşünceler değil, bizi şoke eden, rahatsız eden, beğenmediğimiz fikirlerin ifadesi de, düşünce özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Türkiye, medenî dünyanın parçası olmayı arzu ediyorsa, mevzuatını elden geçirerek değişime ayak uydurmak zorundadır.

Oysa, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesi, Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesi, hem muhtevaları, hem de uygulamadaki gayretkeşlik sebebiyle, özürlü bir demokrasiye bizi mahkûm etmektedir.

Bu açıdan baktığımızda, erteleme suretiyle basın mensuplarına örtülü bir af getirilmesini onaylıyoruz.

Ama, aynı durumda olan, düşüncesini ifade etmekten başka bir suçu bulunmayan kimselerin, sırf basın mensubu sıfatını taşımadıkları veyahut bu düşüncelerini basın yoluyla ifade etmedikleri için ayrımcılığa tâbi tutulmalarını kabullenmek mümkün değildir.

Kanaatimize göre, toplantı, seminer, sempozyum, konferans ve benzeri yollarla işlenmiş suçlardan mahkûm edilmiş bulunan kimselerin cezalarının infazı da ertelenmeliydi.

Anayasaya göre hiçbir zümreye imtiyaz tanınamaz. Düşünce hürriyetinden yararlanmak herkesin hakkıdır. Aynı durumda bulunanlara, farklı muamele yapmak, eşitlik ilkesine ve adalet anlayışına ters düşmektedir.

Basındaki ceza ertelemesine değil, bu ertelemenin düşüncelerini başka yollarla ifade edenleri kapsamamasına karşıyım. Kaldı ki, Türk Ceza Kanununun birçok maddesinde, suçun basın yoluyla işlenmesi ağırlaştırıcı sebep sayılmıştır. Af Kanunu ise, tamamen ters bir mantıkla hareket etmekte, daha geniş kitlelere ulaşan basın mensuplarının cezasını ertelerken daha ufak topluluklara hitap eden farklı meslek sahiplerini aynı haktan yararlandırmamaktadır.

    1. Nazlı Ilıcak
    2. İstanbul
ADALET KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA

Konu : Komisyon Raporuna karşı muhalefet şerhim.

Komisyon, 25.8.1999 günü toplanmış, diğer bazı tasarı ve teklifler meyanında “Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Tasarısı”nı da müzakere edip raporu bağlamıştır.

Tasarının sevk gerekçesi, güttüğü hedef, çağdaş hukuk anlayışı, toplumsal uzlaşma, hukuk önünde eşitlik... gibi ilkeler muvacehesinde, komisyon raporuna iştirakim düşünülemez.

Tasarının genel gerekçesinde, bizim de gönülden iştirak ettiğimiz şu ifadeye yer verilmiştir. “Çağdaş toplumların anayasalarında güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, demokratik toplumu oluşturan en temel unsurlardan biridir. Bu özgürlüğün kullanım yollarından biri de basın yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıdır. Bu araçların, amacına uygun olarak işlevlerini yerine getirmeleri bakımından korunmaları çağdaş toplumlarda asıl olup, bu anlamda basın ve yayın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılarak ve güvenceler sağlanarak, haber ve düşünceyi özgür kılmak hedeflenmektedir.”

Bu gerekçe, madde düzenlemelerine yansıtılmamıştır.

Çok açık biçimde kanunun “Objektifliği, Genelliği ve Eşitliği İlkeleri”nden sapılmıştır.

“Basın yoluyla, yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla...” hangi tür suç işlenebiliyorsa, cezası ne olursa olsun önce ertelenmekte, üç yıl sonra dava açılmamakta, açılmış ise davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmektedir.

Basın mensuplarına böyle bir erteleme (örtülü af) getirilmesi elbette hepimizi sevindirmiştir.

İnsanın temel haklarına saygılı bir kimsenin başka türlü düşünmesi medeniyete de ters düşer.

Ancak burada itirazımız, düzenleniş biçiminedir.

Erteleme (örtülü af) getirilirken fiillerden ya da faillerden hareket edilmemiş, meslekten ya da araçlardan hareket edilmiştir.

Diyelim ki hukukun cevaz vermediği bir sözü basın mensubu kullanırsa takibat yapılmayacak veya ceza kaldırılacak; lakin bir bilim adamı, bir siyaset adamı, bir fikir adamı başka yollarla beyan ederse mahkum olabilecek.

Bu tasarı yasalaştığında TCK’nun 146 ncı Maddesinden cezaevinde bulunan altı kişi, terörle mücadele yasasını ihlâlden onbeş kişi, 125 maddeye muhalefetten bir kişi ertelemeden, ardından da tamamen aftan yararlanmış olacaktır.

Yazı ile görüş bildirmeye tanınan özgürlük bizim de beklentimizdir. Ne var ki aynı görüşü sözlü ifade edenin ertelemeden yararlandırılmamış olmasını ne vicdanımıza, ne çağdaş zihniyete, ne birlikte yaşamak zorunda olduğumuz insanlık ailesine anlatabiliriz.

Mesela TCK’nun 312 nci maddesi bir basın mensubu tarafından ihlâl edilmişse, o, erteleme yoluyla affedilmiş olacak, basın mensubu olmayan ise yararlanamayacak, mahkûm olabilecek ve hürriyeti, buna bağlı olarak da başka hakları kısıtlanacaktır.

Böyle bir düzenlemeyi özgürlük anlayışıyla bağdaştırmak imkânsızdır.

Kaldı ki düşünce ve söz hürriyeti medenî toplumların birinci meselesidir.

Söz ve fikir hürriyeti ile ilgili suç ve cezalara gereken alâka gösterilmediği endişesini taşıyan Anayasa Komisyonu mezkûr raporunda şu tespiti de yapmıştır; “Af konusundaki düzenlemenin, Anayasaya uygunluk bakımından incelenmesi, söz ve fikir hürriyeti ile ilgili suçların af kapsamına alınması gereklidir. Ancak bu halde onayladığımız uluslararası sözleşmelere uygun hareket edilmiş olacaktır.

Affın gerekçesi siyasîdir. Bu nedenle siyasî suçların da af kapsamına alınması doğru olacaktır.”

Anayasanın 25/2 nci maddesinde “Her ne sebeple olursa olsun kimse... düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz” amir hükmüne yer verildiği gibi; aynı Anayasanın 26/1 maddesinde de; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” emredici hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca İnsan Hakları Evrensel bildirgesinin 18 inci maddesinde; “Herkesin, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü vardır” kuralına yer verilmiş, Anayasanın 90 ıncı maddesine göre de bağlayıcılık niteliği kazanmıştır.

Bütün bu düzenlemelerin fikir ve düşünce hürriyetini teminat altına alma çabasından kaynaklandığı kuşkusuzdur. O halde bu tasarı da fikir, düşünce ve bunların ifadesine yönelik suç ve cezaları tüm neticeleriyle birlikte ortadan kaldıracak şekilde düzenlenmeliydi.

TCK’nun 312/2 nci fıkrasının neden kapsam dışı tutulduğuna dair serdedilen gerekçede, hükümeti temsil eden bakanın açıklamaları da tutarlı ve hukuka uygun değildir.

Tasarının üçüncü madde gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir; “Anayasanın 87 nci maddesinde 14 üncü maddeye yapılan yollama ile genel ve özel af ilanı yetkisi dışında tutulan fiillerden olan; Devletin uluslararası şahsiyetine karşı suçlar”

Anayasanın gönderme yaptığı 14 üncü maddenin unsurları ile TCK’nun 312 nci maddesinin unsurlarının hiçbir suretle örtüşmediği apaçık ortada, Anayasa yapıcının 312 nci maddeyi kastetmediği bilinirken, 312 nci maddeyi de Anayasanın 14 üncü maddesi içerisinde mütalaa etme çabasının saiki, hukuk olamaz.

Zira Anayasanın 14 üncü maddesi, devleti koruma hedefine yöneliktir. TCK’nundaki devlete karşı fiiller “Devletin arsıulusal şahsiyyetine karşı cürümler” faslında düzenlenmiştir. 312 nci madde ise, “suç işlemeye tahrik...” faslında yer almıştır, burada korunmak istenilen devlet değil insanlardır.

Nitekim, 1982 Anayasasının 14 üncü maddesinin Danışma Meclisindeki müzakeresinde Anayasa Komisyonu sözcüsü Şener Akyol; “Sayın Başkanım, sayın üyeler:

Sayın Tutum, “Niçin böyle bir hükmü, bir ceza kanununun hükmünü Anayasaya koydunuz?” dediler.

Herhalde dikkatlerinden kaçmıştır ki, 37 nci maddede de Ceza Kanunumuzda açıkça ifadesini bulan birçok prensip Anayasaya konulmuştur. Anayasalara bazen, ihtiyaç olduğu zaman özel kanunlardaki hükmü anayasal güvenceye kavuşturmak için hüküm konulur.

Yani genelde bir hüküm ceza kanununda var diye veya herhangi bir özel kanunda var diye Anayasaya konulmaz diye bir kural yoktur. Aziz Üstadımız Sayın Gözübüyük, bunu burada bütün delilleriyle anlattığı için detayına girip zamanınızı almıyorum.

Neden burada Ceza Kanununun ünlü maddelerindeki unsurları koyduğumuza gelince: Komisyonumuz, Anayasada bu maddelerin unsurları olmayınca en olmadık zamanlarda bu maddelerin, bu ceza hukuku, Ceza Kanunu maddelerinin Anayasa Mahkemesine gitmesinden toplumumuzun bugünkü düzeyinde, toplumumuzun bugünkü ihtiyaçları muvacehesinde bir endişe duymuştur. Bunu anayasal bir güvenceye bağlamak istemiştir. Bu, bu kadar basittir. Olaylar önümüzdedir. Bunun üzerine, detayına girerek bazı millî müesseselerin üzerinde fazla konuşulmasını ve bugün artık düşünülmesini tahrik etmek istemiyorum.” görüşünü serdetmiştir. Bu açıklamasında “ünlü maddeler”den ve onların unsurlarının 14 üncü müzakerede 13 üncü maddeye nakledildiğinden söz edilmiştir. Bu maddeler hiç şüphesiz 141, 142 nci maddelerdir.

Açıkça anlaşılmaktadır ki, Anayasanın 14 üncü maddesi düzenlenirken TCK’nun o zaman yürürlükte olan 141, 142 nci maddeleri hedeflenmiştir. TCK’nun 312 nci maddesine müzakerelerin hiçbir sayfasında, hiçbir suretle işaret bile edilmemiştir.

Buna rağmen Anayasanın 87 nci maddesi delaletiyle 14 üncü maddesini TCK’nun 312 maddelerinin kapsama alınmasını engel görmeye hukuk ve Anayasa yapıcının iradesi manidir.

Nitekim yukarıda da arzettiğimiz gibi, “Basın Suçlarının Ertelenmesi Tasarısında” 312 nci madde önce ertelenmekte, sonra da ortadan kaldırılmaktadır. Hatta, bekleme süresince fiilin suç oluşu dondurulmakta, bir bakıma askıya alınmaktadır. Böyle bir bir uygulama “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” kuralına da aykırıdır.

Düzeltme ve hukuka uygun hale getirme yolundaki taleplerimiz de iktidarın “muhalefet karşıtlığı” saplantılarıyla reddedilmiştir.

Arz ettiğim sebeplerden dolayı Komisyon Raporuna muhalifim.

Yasin Hatiboğlu

Çorum

HÜKÜMETİN TEKLİF ETTİĞİ METİN

BASIN VE YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİNE DAİR KANUN

TASARISI

Dava ve cezaların ertelenmesi

MADDE 1. – 18 Nisan 1999 tarihine kadar sorumlu müdür sıfatı ile işlenmiş suçlar dahil, basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenmiş suçlardan mahkûm edilmiş bulunan kimselerin cezalarının infazı ertelenmiştir.

Halen cezalarını çekmekte olanlar hakkında da birinci fıkra hükmü uygulanır.

İşlenen suçlardan dolayı birinci fıkrada sayılanlar hakkında henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış veya son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm kurulmamış veya verilen hüküm kesinleşmemiş ise, davanın açılması veya kesin hükme bağlanması ertelenir.
 
 
 
 
 
 
 
 

Ertelenmenin sonuçları

MADDE 2. – Haklarında 1 inci madde hükümleri uygulananlar, ertelenme tarihinden itibaren üç yıl içerisinde işledikleri, 1 inci madde kapsamına giren kasıtlı bir cürümden dolayı mahkûm edildiklerinde ertelenen cezaları aynen çektirilir.

Cezasının infazı ertelenenin önceki mahkûmiyetinden bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar çektiği kısmı, birinci fıkrada belirtilen halde çekilecek cezaya mahsup edilir. Şartla salıverilmeye ilişkin hükümler saklıdır.

Davanın açılması veya hükme bağlanmasının ertelenmiş bulunduğu hallerde ertelenme tarihinden itibaren üç yıllık süre içerisinde işlenen ve 1 inci madde kapsamına giren kasıtlı bir suç nedeniyle mahkûm olunduğunda, ertelenen suçtan dolayı dava açılır veya ertelenmiş olan davaya devam edilerek hüküm kurulur.

Üç yıllık süre, 1 inci madde kapsamına giren kasıtlı bir cürümden dolayı yeniden mahkûm edilmeksizin geçirildiğinde, ertelenmeden yararlanan hakkındaki mahkûmiyet vaki olmamış sayılır veya bu suçtan dolayı kamu davası açılmaz. Açılmış olan davanın ortadan kaldırılmasına karar verilir.

Yürürlükten kaldırılan hükümler

MADDE 3. – 14.8.1997 tarihli ve 4304 sayılı “12.7.1997 Tarihine Kadar Sorumlu Müdür Sıfatı ile İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine DairKanun” yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

MADDE 4. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 5. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

ADALET KOMİSYONUNUN KABUL ETTİĞİ METİN

BASIN VE YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİNE DAİR KANUN

TASARISI

Dava ve cezaların ertelenmesi

MADDE 1. – 23 Nisan 1999 tarihine kadar sorumlu müdür sıfatı ile işlenmiş suçlar dahil, basın yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla işlenmiş olup ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı oniki yılı geçmeyen suçlardan dolayı oniki yıl veya daha az şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm edilmiş bulunan kimselerin cezalarının infazı ertelenmiştir.

Halen cezalarını çekmekte olanlar hakkında da birinci fıkra hükmü uygulanır.

İlgili kanun maddesinde öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı oniki yılı geçmeyen suçlardan dolayı birinci fıkrada sayılanlar hakkında henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış veya son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm kurulmamış veya verilen hüküm kesinleşmemiş ise, davanın açılması veya kesin hükme bağlanması ertelenir.

Ertelemenin sonuçları

MADDE 2. – Tasarının 2 nci maddesi Komisyonumuzca aynen kabul edilmiştir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Yürürlükten kaldırılan hükümler

MADDE 3. – Tasarının 3 üncü maddesi Komisyonumuzca aynen kabul edilmiştir.
 
 

Yürürlük

MADDE 4. – Tasarının 4 üncü maddesi Komisyonumuzca aynen kabul edilmiştir.

Yürütme

MADDE 5. – Tasarının 5 inci maddesi Komisyonumuzca aynen kabul edilmiştir.

Bülent Ecevit Başbakan

Dev. Bak. ve Başb. Yrd. Devlet Bak. ve Başb. Yrd. En. ve Tab. Kay. Bak. ve Başb. Yrd.

D. Bahçeli H. H. Özkan M. C. Ersümer

Devlet Bakanı DevletBakanı DevletBakanı

R. Önal Prof. Dr. T. Toskay M. Keçeciler

DevletBakanı DevletBakanı DevletBakanı Prof. Dr. Ş. S. Gürel S. Somuncuoğlu Y. Yalova

Devlet Bakanı DevletBakanı Devlet Bakanı M. Yılmaz Prof. Dr. R. Mirzaoğlu R. K. Yücelen

DevletBakanı DevletBakanı DevletBakanı H. Gemici Prof. Dr. Ş. Üşenmez E. S. Gaydalı

DevletBakanı DevletBakanı Devlet Bakanı F. Ünlü Prof. Dr. A. Çay M. A. İrtemçelik

AdaletBakanı Millî Savunma Bakanı İçişleri Bakanı Prof. Dr. H. S. Türk S. Çakmakoğlu S. Tantan

Dışişleri Bakanı Maliye Bakanı Millî Eğitim Bakanı İ. Cem S. Oral M. Bostancıoğlu

Bayındırlık ve İskânBakanı Sağlık Bakanı Ulaştırma Bakanı K. Aydın Doç. Dr. O. Durmuş Prof. Dr. E. Öksüz

Tarım ve Köyişleri Bakanı Çalışma ve Sos. Güv. Bakanı Sanayi ve Ticaret Bakanı Prof. Dr. H. Y. Gökalp Y. Okuyan A. K. Tanrıkulu

Kültür Bakanı Turizm Bakanı Orman Bakanı M. İ. Talay E. Mumcu Prof. Dr. N. Çağan

Çevre Bakanı F. Aytekin

SIRA SAYISI 162’NİN SONU