12
MART 2004
İSTİKLAL
MARŞI VE MEHMET AKİF ERSOY PANELİ
Kıymetli misafirler,
Milli kararlılığın eşsiz bir
şiire dönüştüğü, Türk milletinin sinesinden çıkan ve Mehmet Akif Ersoy’un
kaleminden dökülen, kendi ifadesiyle “benim milletime en kıymetli hediyem...”
diye nitelediği İstiklal Marşımız’ın, bugün, Büyük Millet Meclisi’nde kabulünün
83. yılını idrak ediyoruz. Aynı duygu ve düşüncelerle bir araya geldiğimiz siz
değerli misafirlerimizi bu vesile ile saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Bilindiği gibi Akif, II.
Abdülhamit devrinin son yılları, II. Meşrutiyet devri, Mütareke devri, Millî
Mücadele devri ve Cumhuriyet devri gibi birbirinden çok farklı devirleri
yaşamış; büyük sosyal, siyasî, ekonomik sarsıntılara, çalkantılara, çöküşlere
ve yeniden kuruluşlara, önemli değişim ve dönüşümlere şahit olmuştur. Toplumu
derinden sarsan bu olaylar, onu da derinden etkilemiştir. Bu yüzden o, şâir
tabiatından ziyade idealist, ahlakçı ve gerçekçi kişiliğini ortaya koymuştur.
Mehmet Akif, hayal
ile alışverişi kesen, her ne demişse görüp de söyleyen, hakikatin peşinde
koşan, toplumdaki bütün sosyal, siyasî, ekonomik olayları gerçekçilikle anlatan
ve bunlara çözüm yolları arayan ve üreten, kurtuluşumuzun ancak, İslâm’ın
dupduru yaşandığı Asr–ı Saadet’e dönmekle ve İslâm’ı, asrımızın şartları içinde
yeniden yorumlamakla olacağını vurgulayan ve bunu, “asrın idrakine
söyletmeliyiz İslâm’ı” diye formüle eden büyük bir şâir olmuştur.
Bu özellikleri onu,
her devirde sıkıntıya sokmuştu. Bazı kimselerin, özellikle bazı aydınların en
küçük menfaatler karşısında değiştiği, inançlarından taviz verdiği,
gerektiğinde zulmü alkışladığı, gelenin keyfi için geçmişin bütünüyle
karalandığı, hak nâmına haksızlığın yüceltildiği bir devirde, bunların hiç
birini yapmayan ve yapmayacak olan Akif, bu çevreler tarafından büyük şâir
olarak gösterilemezdi. Akif gibi bir şahsiyetin, “Doğru söyleyen dokuz
köyden kovulur” sözünü vecizeleştiren bir anlayışa karşı işi zordu. Bütün
bu sebepler bir araya gelince, onun bazı edebiyat tarihlerinde ve bazı
yazılarda niçin küçümsenmeye, hattâ yok sayılmaya çalışıldığı daha iyi
anlaşılır.
Yaşadığı devri bütün yönleri ve
derinliği ile şiirlerinde yansıtmaya çalışan Akif, Milletimiz’in acılarını,
hayal kırıklıklarını ve ümitlerini bir destan havası içinde ifade etmiştir. Bir
başka deyişle, vatanın sinesinden çıkmış ve milletin sesi olmuştur. Bu
sebeptendir ki Mehmet Akif’i yalnızca “edebiyatçı” veya “şair” diye nitelemek,
onun temsil ettiği özellikleri ifade etmek için yetersiz kalmaktadır.
Vatanperver Akif, her edebiyatın, doğduğu toprağa bağlı olmakla canlılık
kazanabileceği ve belli bir işlevi yerine getirmedikçe değer taşımayacağı
görüşündedir. İşte İstiklal Marşımız’ın filizlendiği, şekillendiği ve neticede
hayat bulduğu ortam, Mehmet Akif’in mümtaz şahsiyetiyle, Türk Milleti’nin
emsalsiz özelliklerinin harmanlandığı böyle ideal bir ortamdır.
İstiklal Savaşı döneminde, bilinen hiç bir ölçüye sığmayan konu, bir milletin bu kadar zor şartlarda dahi nasıl olup da birbirine sımsıkı kenetlenebildiğiydi. Milletimiz, bütün yokluk ve sıkıntılara rağmen, son derece güçlü düşmana karşı verdiği ve kazanılması imkansız görünen istiklal mücadelesinden galip çıkmıştır. Türk milletinin bu azim ve kararlılığı, Mehmet Akif’in şahsiyetinde vücut bulmuş ve onun şekillendirdiği İstiklal Marşı ile de bütün dünyaya haykırılmıştır. İşte Milli Marşımız, milletimizin bu yüksek karakterinin temsil edildiği ve bu nedenle de “İstiklal Marşı” olarak anılma yüksekliğine erişmiş istisnai bir metindir... Türk milletinin dünyaya bildirisi ve bağımsızlığının tescilidir... Dünyada başka bir örneği yoktur.
Şunu iyi biliyoruz
ki, tarih bilincini taşımayan, kültür değerlerinin ve kültür birikimlerinin
farkında olmayan toplumların, ulus birliği içinde yaşama imkânları son derece
sınırlıdır ve tarih, bunun acı örnekleriyle doludur. Dolayısıyla, uluslar,
yaşadıkları gerçekleri unutmamalıdırlar. Bize bu gerçekleri ve kültür
değerlerini kuşaktan kuşağa aktaranlar ise ulusların manevî mimarları olan
şairler, yazarlar, ozanlar, düşünürler ve bu birikimlerle yetişmiş olan ulusun
fertlerinin tümüdür.
Mehmet Âkif'e ve
İstiklal Marşımız’a gösterilen saygı, ulusal değerlere gösterilen ve
gösterilecek saygıyla eşanlamlıdır. Köklerine bağlı ve geçmişinden güç alan
kuşakların yetişmesi, bu anlayışın bütün kişi ve kurumlarda yerleşmesiyle
mümkündür.
Bugün, Türkiye Büyük
Millet Meclisi olarak, bu yüce çatı altında, Mehmet Âkif'i anmakla onu
hissediyor, yaşatıyor ve ulusumuza, tarihsel birikimlerimizle ilgili örnek bir
mesajı vermenin onurunu paylaşıyoruz. İstiklal Marşımız’ın, ulusumuzun ortak
değeri olarak yaşatılmasını sağlamakla, hep beraber, birleştirici ve
bütünleştirici görevimizi yerine getirmenin mutluluğunu yaşıyoruz.
Kıymetli Mehmet Akif’in dediği
gibi “O şiir bir daha yazılamaz, onu ben de yazamam; onu yazmak için o günleri
görmek, o günleri yaşamak lazım, o şiir artık benim değil milletin malıdır...”
Değerli şairimiz, abide insan
Mehmet Akif’in bu temennisine yürekten iştirak ederek, milletimizin bir daha
hiç bir zaman böyle zor günler yaşamamasını diliyor; kendisini, büyük önder
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onun silah arkadaşlarını minnetle, şükranla
anıyoruz. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.
Hepinizi saygı ve sevgiyle
selamlıyorum.