Önerge Metni10/148
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
"Namus cinayeti'' veya
"töre cinayeti'' olarak adlandırılan cinayetler, toplumda kendilerine biçilmiş
rollerin veya kişiye, topluma, yöreye ve zamana göre değişen ahlaki normların
dışına çıktığı varsayılan kız çocuklarına ve kadınlara yöneltilen olan en zalim
şiddet türüdür.
Töre cinayetleri, insan
Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa insan Hakları Sözleşmesi, Kadınlara Karşı
Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Çocuk Hakları Sözleşmesi
hükümlerine de aykırı bir uygulamadır.
Dünyada her yıl sayısız
kadın, töre cinayetlerine kurban gitmektedir. Töre cinayetlerinin bir kısmına
intihar veya kaza süsü verilmesi veya çeşitli şekillerde örtbas edilmesi, töre
cinayetlerinin sayısının sağlıklı bir biçimde belirlenmesini güçleştirmektedir.
Türkiye de, töre
cinayetlerinin yaygın biçimde işlendiği ülkeler arasında yer almaktadır.
Bu durum, ülkemizin
uluslararası platformlarda eleştirilmesine, gelişme düzeyi kendisinin çok
altındaki ülkelerle aynı düzeyde görülmesine ve uyarılarak, töre cinayetlerini
ortadan kaldırmak için önlem almaya davet edilmesine yol açmaktadır.
Bu cinayetlerin önlenmesi, hem kadınlarımızın
insan haklarının güvence altına alınması, hem de ülkemizin çağdaş bir görünüm
vermesi bakımından gereklidir. Bu gereğin yerine getirilmesi için de, öncelikle
sorunu yaratan nedenler belirlenmeli ve buna göre çözümler geliştirilmelidir.
Bunun sağlanabilmesi
amacıyla, ülkemizde töre cinayetleri görünümündeki kadına yönelik şiddet
hareketlerinin nedenlerinin ve bu tür hareketleri engelleyici önlemlerin
belirlenmesi için Anayasa’nın 98. ve TBMM içtüzüğü'nün 1 04 ve 1 05. maddelerine
göre Meclis Araştırması açılmasını dileriz.
Saygılarımızla.
Oya ARASLI
Ankara Milletvekili
ve 22 Milletvekili
10/182
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Ülkemizin bazı yörelerinden insanlarımızın
yaşadığı topluluklarda namus cinayetleri ve dolaylı namus cinayeti denebilecek
intihara zorlamalar tüyler ürperten bir sıklıkta tekrarlanmaktadır .
Çağ dışı, bazı olumsuz geleneklere dayalı bir
düşünce tarzı ve erkek merkezli bir toplum yapısından kaynaklanan namus
cinayetleri, nice kızımızın canına mal olmanın yanında, ülkemiz için AB İlerleme
Raporu'na bile konu olmuş bir ayıp teşkil etmektedir .
Türkiye Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın
Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve İhtiyari Protokolü'nü imzalamıştır. 1992 yılında
alınan CEDAW 19. no.lu tavsiye kararına göre gerekli yasal düzenlemelerin
ötesinde devlet üçüncü kişilerin kadınlara karşı insan hakları ihlallerini
önlemekle yükümlüdür .CEDAW sözleşmesini imzalamış olmak AB adaylığının bir
gereğidir .Öte yandan Türkiye, Pekin'de toplanan Birleşmiş Milletler Kadın
Konferansı ve Pekin+S Sonuç Bildirgeleri ile ilgili taahhütleri olan, hatta
ikincisinin oluşumuna etkin katkı yapmış bir ülkedir. Pekin+S Bildirgesi ile
namus suçları kadına karşı şiddet kapsamına alınmıştır ve bu suçların önlenmesi
konusunda burada da taahhütümüz vardır.
Ülkemizde ''kadın, ahlak ve
namus'' konusunda, insan öldürmeyi hoş gören bakışı nasıl
değiştirilebileceğimiz, 21. yüzyılda neden hala bu çağ dışı uygulamaya son
veremediğimiz ve bu sorunun çözümü için neler yapmamız gerektiği konularının
incelenmesi amacıyla Anayasa'nın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri
uyarınca Meclis Araştırması açılması için gereğini saygılarımla arz ederim.
N.Gaye ERBATUR
Adana Milletvekili
ve 68 Milletvekili
10/184
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA
Töre cinayetleri her gün yeni yeni dramlara neden
olmasına bağlı olarak Türkiye için önemini artıran ve acilen çözüm bekleyen çok
önemli bir konudur .Bu bir ayıptır ve yüz karasıdır. Türkiye bu ayıptan
kurtulmak zorundadır.
Namusumuzu korumak nasıl kutsal bir görevse,
insanımızın hayatını ve haysiyetini korumak da o kadar kutsal bir görevdir .
Töre cinayetleri, İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Kadınlara Karşı Her Türlü
Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine (CEDAW) aykırıdır. 1992 yılında alınan CEDAW
19 nolu tavsiye kararına göre devlet, kadınlara karşı üçüncü kişilerin
uyguladığı insan hakları ihlallerini önlemekle yükümlüdür. Ayrıca Pekin'de
toplanan Birleşmiş Milletler Kadın Konferansı ve Pekin + 5 Sonuç Bildirgelerinde
taahhütlerimiz bulunmaktadır .Pekin + 5 bildirgesi namus suçlarını kadına karşı
şiddet kapsamında değerlendirmektedir .
Töre cinayetleri ile ilgili hukuki çalışmalar
yapılmakla birlikte, meselenin çözümü için sosyo-kültürel çalışmalara ihtiyaç
olduğu aşikardır .
Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda üzerine
düşeni yapmalıdır. Bu nedenlerle anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci
maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.
Saygılarımızla.
Fatma ŞAHİN
Gaziantep Milletvekili
ve 46 Milletvekili
10/284
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Ülkemizde kadınlara ve çocuklara karşı şiddet
uygulanması ve aile içi şiddet yapılan araştırmalara göre çok yüksek
oranlardadır (%90'ların üzerinde). Fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, sözel
şiddet, cinsel şiddet, ekonomik şiddet şeklinde tipleri olan bu uygulamaların
özellikle kadınlarda herhangi birine maruz kalma oranı %97'dir. Bunların da en
az yarısı fiziksel şiddete maruz kalmaktadır .Fiziksel şiddet uygulamaları çoğu
kez de kadınların ve çocukların hayatına mal olmaktadır .Ülkemizde ''kocanın
vurduğu yerde gül biter'', ''kocadır döver de sever de'', ''dayak cennetten
çıkmadır'', ''kadının kamından sıpayı sırtından sopayı eksik etmeyeceksin'' ve
okula başlayan çocuklar için velilerin öğretmelere yönelttiği ''eti senin kemiği
benim'' gibi özdeyişlerle kadınlara ve çocuklara şiddet uygulanması bir anlamda
gelenekse11eşmiştir. Türkiye'nin taraf olduğu çeşitli uluslararası sözleşmelere
göre (Kadınlara Karşı Her Türlü Şiddetin Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi, CEDA
W , Pekin Deklarasyonu, Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi) hükümetler kadınlara ve
çocuklara uygulanan şiddetle mücadele etmek ve önlemek zorundadırlar .Bu
konudaki diğer bir sorun da ülke kadınlarımızın şiddeti içselleştirmesidir
.Hacettepe Üniversitesi, Nüfus Etütleri Enstitüsünün Türkiye Nüfus ve Sağlık
Araştırması 2003 raporuna göre bu oran %57'dir.Genç ve özellikle eğitimsiz
kadınlarda bu oran %66'ya çıkmaktadır. Şiddetin içselleştirilmesi şiddetle
mücadelede en büyük sorun alanıdır .
Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddeti önlemeyi
amaçlayan bazı yasal düzenlemelerin bulunmasına rağmen, bu konuda hedeflenen
amaca ulaşılmadığı da bir gerçektir .Çoğu zaman kadınların ve çocukların
yaşamına bile mal olabilen şiddetin araştırılarak, nedenlerinin .tespiti ve
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98., Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis
Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.
Canan ARITMAN
İzmir Milletvekili
ve 28 Milletvekili
10/284
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Ülkemizde kadınlara ve çocuklara karşı şiddet
uygulanması ve aile içi şiddet yapılan araştırmalara göre çok yüksek
oranlardadır (%90'ların üzerinde). Fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, sözel
şiddet, cinsel şiddet, ekonomik şiddet şeklinde tipleri olan bu uygulamaların
özellikle kadınlarda herhangi birine maruz kalma oranı %97'dir. Bunların da en
az yarısı fiziksel şiddete maruz kalmaktadır .Fiziksel şiddet uygulamaları çoğu
kez de kadınların ve çocukların hayatına mal olmaktadır .Ülkemizde ''kocanın
vurduğu yerde gül biter'', ''kocadır döver de sever de'', ''dayak cennetten
çıkmadır'', ''kadının kamından sıpayı sırtından sopayı eksik etmeyeceksin'' ve
okula başlayan çocuklar için velilerin öğretmelere yönelttiği ''eti senin kemiği
benim'' gibi özdeyişlerle kadınlara ve çocuklara şiddet uygulanması bir anlamda
gelenekse11eşmiştir. Türkiye'nin taraf olduğu çeşitli uluslararası sözleşmelere
göre (Kadınlara Karşı Her Türlü Şiddetin Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi, CEDA
W , Pekin Deklarasyonu, Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi) hükümetler kadınlara ve
çocuklara uygulanan şiddetle mücadele etmek ve önlemek zorundadırlar .Bu
konudaki diğer bir sorun da ülke kadınlarımızın şiddeti içselleştirmesidir
.Hacettepe Üniversitesi, Nüfus Etütleri Enstitüsünün Türkiye Nüfus ve Sağlık
Araştırması 2003 raporuna göre bu oran %57'dir.Genç ve özellikle eğitimsiz
kadınlarda bu oran %66'ya çıkmaktadır. Şiddetin içselleştirilmesi şiddetle
mücadelede en büyük sorun alanıdır .
Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddeti önlemeyi
amaçlayan bazı yasal düzenlemelerin bulunmasına rağmen, bu konuda hedeflenen
amaca ulaşılmadığı da bir gerçektir .Çoğu zaman kadınların ve çocukların
yaşamına bile mal olabilen şiddetin araştırılarak, nedenlerinin .tespiti ve
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98., Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis
Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.
Güldal OKUDUCU
İstanbul Milletvekili ve
27 Milletvekili