22.01.2008- 52 nci Birleşim
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.41
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Canan
CANDEMİR ÇELİK (Bursa)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 52’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, şimdi
“Genel görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair
Öngörüşmeler” kısmına geçiyoruz.
Alınan karar gereğince, gündemin 17’nci sırasında
yer alan Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman ve 29
milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel
yağların üretimindeki sorunların araştırılarak altyapı ve
işletmeciliğinin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla, 25’inci sırada yer alan Aydın
Milletvekili Ahmet Ertürk ve 20 milletvekilinin, zeytin ve
zeytinyağı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak
zeytinciliğin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla, 27’nci sırasında yer alan Bursa
Milletvekili Ali Koyuncu ve 19 milletvekilinin, zeytin ve
zeytinyağı üretimi ve ticaretinde yaşanan sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla,
30’uncu sırada yer alan, Balıkesir Milletvekili Ahmet Edip Uğur
ve 23 milletvekilinin, bitkisel yağlar, zeytin ve zeytinyağı
sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla ve bugün okunarak bilgiye
sunulan Muğla Milletvekili Gürol Ergin ve 24 milletvekilinin,
zeytincilikte yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç
Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin birlikte yapılacak
ön görüşmesine başlıyoruz.
17.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman ve 29
Milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel
yağların üretimindeki sorunların araştırılarak altyapı ve
işletmeciliğinin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105
inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/27)
25.- Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk ve 20
Milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak zeytinciliğin geliştirilmesi için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/34)
27.- Bursa Milletvekili Ali Koyuncu ve 19
Milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üretimi ve ticaretinde
yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105
inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/37)
30.- Balıkesir Milletvekili A. Edip Uğur ve 23
Milletvekilinin, bitkisel yağlar, zeytin ve zeytinyağı
sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/40)
Muğla Milletvekili Gürol Ergin ve 24
milletvekilinin, zeytincilikte yaşanan sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın
98’inci, İç Tüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/102)
BAŞKAN – Hükûmet? Burada.
Meclis araştırması önergeleri, Genel Kurulun
01/11/2007 tarihli 15’inci, 07/11/2007 tarihli 17’nci,
08/11/2007 tarihli 18’inci, 13/11/2007 tarihli 19’uncu ve
bugünkü birleşimlerinde okunduğundan tekrar okutmuyorum.
İç Tüzük’ümüze göre, Meclis araştırması açılıp
açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına
ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği
bir diğer imza sahibine söz verilecektir.
Konuşma süreleri, Hükûmet ve gruplar için
yirmişer dakika, önerge sahipleri için on dakikadır.
Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini
okuyorum: Hükûmet adına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Sayın Cemil Çiçek; gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Muğla Milletvekili Gürol Ergin, AK Parti Grubu adına Aydın
Milletvekili Ahmet Ertürk, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına, Edirne Milletvekili Cemalettin Uslu; önerge sahipleri
adına onar dakika, İsmet Büyükataman, Bursa; İsmail Bilen,
Manisa; Ali Koyuncu, Bursa; Ahmet Edip Uğur, Balıkesir; Kemal
Demirel, Bursa milletvekilleri.
İlk söz, Hükûmet adına Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek’e aittir.
Sayın Bakanım, buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK
(Ankara) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Birden çok önergeyi birleştirerek konuşmuş
olacağız. Konuyu gündeme getiren tüm arkadaşlarımıza huzurunuzda
teşekkür ediyorum. Hükûmet olarak da bu Meclis araştırması
önergesini benimsiyoruz, böyle bir araştırma önergesinin
verilmesini olumlu buluyoruz. Bu konuda yapılacak çalışmalarla,
inanıyoruz ki, bu sektörde çalışan vatandaşlarımız için ve
hepimiz için faydalı sonuçlara ulaşma imkânını birlikte bulmuş
oluruz.
Zeytinin, zeytinciliğin bizim kültürümüzde,
günlük hayatımızda, ekonomik faaliyetlerimiz içerisinde önemli
bir yeri vardır. Birçok vatandaşımız için de geçim kaynağıdır.
Bu nedenle, konuyla ilgili gelişmelerin değerlendirilmesi,
sorunların tespit edilmesi ve sonuçların ortaya konularak
çözümlerin belirlenmesi hiç şüphesiz icracılara, bizlere de ışık
tutmuş olacaktır. O nedenle, bu araştırma önergesini biz de
olumlu buluyoruz.
Bununla ilgili değerlendirmemize esas olmak üzere
birkaç bilgiyi de sizlere arz etmek istiyorum: Dünyada yaklaşık
10 milyon hektar alanda 900 milyon zeytin ağacı bulunduğu tahmin
edilmektedir. Dünya sofralık zeytin üretimi 1,4 milyon ton,
zeytinyağı üretimi ise 2,8 milyon ton seviyesindedir. Ülkemizde
zeytin, 640 bin hektar dikim alanıyla, tarım alanı içerisinde
yüzde 2,3’lük paya sahiptir. Yaklaşık 400 bin üretici doğrudan
ve 2 milyon kişi dolaylı olarak zeytin sektöründen geçimini
sağlamaktadır.
Türkiye, dünyada 150 milyon ağaç sayısı ve 400
bin ton sofralık zeytin üretimiyle ikinci, 800 bin ton yağlık
zeytin üretimiyle dördüncü, 145 bin ton zeytinyağı üretimiyle
beşinci sırada yer almaktadır.
Ülkemizde zeytincilik, dört değişik ana iklim
bölgesi ve bunların altında farklı iklimlere sahip küçük
bölgelerde yapılmaktadır. Her bölgenin kendisine ait çeşitleri
bulunmakta ve bu çeşitler ile ekolojilerinin buluşmasından
farklı tatlar da meydana gelmektedir. Zeytinde bu yıl “yok yılı”
sezonu yaşanmaktadır. Doğal olarak, ürün rekoltesinin düşük
olması da söz konusu olacaktır. 2006-2007 üretim sezonunda, 640
bin hektar alanda, 150 milyon adet zeytin ağacından 1 milyon 220
bin ton üretim beklenmekte iken, kuraklık nedeniyle zeytin
üretiminde yüzde 20 ila 25 civarında bir kayıp söz konusu
olmuştur. Üretim miktarı, buna paralel olarak, yaklaşık 550 bin
tonu yağlık ve 350 bin tonu sofralık olmak üzere toplam 900 bin
ton olarak beklenmektedir.
Coğrafi konumu itibarıyla iklim değişikliği,
kuraklık ve çölleşmeye karşı hassas bir bölgede bulunan
ülkemizin toprak ve su varlığı büyük tehdit altındadır.
Yaşanmakta olan kuraklığın zeytincilik üzerinde olan etkileriyle
ilgili olarak da aşağıdaki hususları ifade etmek istiyorum:
Zeytin, bahçe bitkileri arasında kuraklığa
toleranslı, hatta dayanıklılığı en yüksek olan meyve türlerinden
birisidir. Ülkemiz zeytinlik tesislerinin çoğu kır, taban ve
yamaç arazilerde olup, yüzde 90-93’ü sulanmamaktadır. Diğer
taraftan, zeytinde bu yıl “yok yılı” sezonu yaşanmaktadır. Doğal
olarak, ürün rekoltesinin zaten düşük olması da beklenmektedir.
Ege Bölgesi’nde çiçeklenme döneminde gerçekleşen
aşırı sıcaklar nedeniyle, meyve tutumunda azalma gözlenmiştir.
Ayrıca, “yok yılı” olmakla beraber, rekoltede bir miktar düşüş
olacağı, bu düşüşün yüzde 10’luk kısmının kuraklık ve sıcaklık
etkisinden kaynaklanabileceği tahmin edilmektedir. Bu yıl
yaşanan kuraklık vejetatif gelişmeyi yavaşlatacağından gelecek
yılın ürün rekoltesinin de olumsuz olması beklenmektedir.
Sulanan bahçeler ile yeni tesisler, bakım tedbirleri devam
ettirildiği sürece kuraklıktan etkilenmeyebilecektir.
En değerli tarımsal ürünler, menşei belli
ürünlerdir. Bunlar daha kolay pazarlanmakta ve daha yüksek
fiyatlara satılabilmektedir.
Zeytinyağı ihracatımız ortalama 70 bin ton
seviyesindedir. Yıllara göre ihracat, 2002’de 25 bin ton,
2003’te 76 bin ton, 2004 yılında 46 bin, 2005 yılında 91 bin
ton, 2006 yılında 75 bin ton arasındadır.
Zeytin üretiminde ülkemizin rakipleri İspanya,
Yunanistan, Tunus ve Suriye’dir. Zeytin ve zeytinyağı, ülkemizin
Avrupa Birliği tarım sektörü içinde rekabet edebileceği ürünler
arasındadır.
Tarım Bakanlığı Yem ve Gıda Bilgi Sistemi’nde 388
adet zeytinyağı ve 744 adet salamura zeytin işletmesi
kayıtlıdır, Körfez bölgesinde ise 171 adet zeytinyağı ve 460
adet salamura zeytin işletmesi kayıtlıdır.
Zeytin ve zeytinyağı üretiminde karşılaşılan
başlıca sorunlar da şunlardır: Ağaç başına verimin düşük olması,
zeytin ağacının üretiminden dolayı yıllara göre dalgalanmaların
mevcudiyeti, zeytin üretim alanlarının başka amaçlarla
kullanılması, ihracatın dökme yağı şeklinde yapılmış olması,
uluslararası düzeyde tanınan markalarımızın yeterli olmaması
şeklinde ifade edilebilmektedir. Girdi maliyetlerinin yüksek
olması, kişi başına zeytinyağı tüketiminin yetersiz olması,
sulamanın yetersiz olması da başka faktörlerdir.
Bu noktada neler yapılabilir, onu hiç şüphesiz
araştırma önergesinin sonunda, hep beraber, bir defa daha, derli
toplu görmüş olacağız, ancak şu hususlara dikkatinizi çekmek
isterim:
Tanıtım ve markalaşmanın yaygınlaştırılması
gerekmektedir.
Dökme zeytinyağı yerine markalı ihracatın
artırılmasının hedeflenmesi gerekmektedir.
Sulamanın yaygınlaştırılması esastır.
Zeytinliklerin kayıt altına alınması ve kişi
başına tüketimin artırılması en önce düşünülebilecek
hususlardır.
Şüphesiz, bu sektörün desteklenmesi bakımından da
Hükûmet ve Tarım Bakanlığı olarak birçok destekleme çalışmaları
yapılmaktadır. Bunların başında sertifikalı fidan destekleri
gelmektedir. Bundan amaç, Avrupa Birliği içindeki rekabet
gücümüzü artırmak ve modern bahçeler tesis etmek ve sektöre
düzenli ham madde sağlayabilmektir. 2005 yılından itibaren
sertifikalı zeytin fidanına destek verilmeye başlanmıştır.
Dekara verilen destek miktarı 2005’te 30 YTL, 2006’da 250 YTL,
2007’de de 250 YTL olarak gerçekleşmektedir. Sertifikalı fidan
üretimi ise 2001-2002’de 3,4 milyon, 2005-2006’da 17 milyon,
2006-2007’de ise 26 milyon adettir. Böylece, son iki yılda, 225
bin dekar alanda zeytin bahçesi tesis edilerek yaklaşık 36
milyon sertifikalı zeytin fidanı dikilmiş ve 60 milyon YTL prim
ödenmiştir. Ülke genelinde sertifikalı fidan destek
başvurularının yüzde 56’sını zeytin bahçe tesisi
oluşturmaktadır.
İkinci olarak üzerinde durduğumuz konu zeytinyağı
primidir. Ülkemiz için böylesine önemli olan bir ürüne 1998
yılından beri prim verilmeye başlanmıştır. 1998 yılından bugüne
kadar toplam 133 milyon YTL prim ödenmiştir. 2006 yılında
zeytinyağı destekleme primi kilogram başına 11 yeni kuruş olarak
belirlenmiş bulunmaktadır.
Diğer taraftan, üzerinde durduğumuz bir başka
konu zeytinyağı ihracatını teşvik etmektir. Dış Ticaret
Müsteşarlığı tarafından hazırlanan tebliğ kapsamında, sofralık
zeytin için ton başına 100 ila 150 Amerikan doları, zeytinyağı
için ton başına 150 ila 350 Amerikan doları ihracat teşviki
verilmektedir.
Bunların dışında, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı
Konseyi çalışmalarını da Hükûmet olarak önemsiyoruz ve bunların
bir an evvel hayata geçmesi noktasında yoğun bir çaba sarf
ediyoruz. Ülkemizin uygulayacağı tarımsal programların, Dünya
Ticaret Örgütü ve Avrupa Birliği ortak tarım politikalarıyla
uyumlu olması yönünde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Ülkemiz
zeytinciliğindeki sorunların acilen çözüme kavuşturulması için
sektörün güçlü örgütlenmeye gitmesinde de zaruret görmekteyiz.
Ülkemizde, ürün konseylerinin hazırlık çalışmaları 2003 yılında
etkin olarak başlamış ve 2005 yılından sonra daha da
hızlanmıştır. 2006 yılında, Hükûmetimiz döneminde çıkarılan 5488
sayılı Tarım Kanunu’nun 11’inci maddesiyle, ürün konseyleri
kurulmasına yasal zemin hazırlanmıştır. Pamuk, zeytin ve
zeytinyağı, fındık ve turunçgillerde ulusal ürün konsey
yönetmelikleri 5 Nisan 2007 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir. Aynı konu, Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi
için de 2007’de bu konsey gerçekleşmiştir.
Türkiye olarak zeytincilikteki hedef, 180 ila 200
milyon ağaç sayısına ulaşmaktır, 1 milyon hektarda dikim
gerçekleştirmektir, 4 milyon ton üretime ulaşmaktır, 750 bin ton
zeytinyağı üretimine ve 300 bin ton zeytinyağı ihracatına
ulaşmaktır ve kişi başına 1 kilogram olan zeytinyağı tüketimini
5 kilograma çıkarmaktır. Diğer taraftan, bitkisel yağlarla
ilgili olarak da aynı hassasiyetle, Hükûmet olarak ve Tarım
Bakanlığı olarak, üzerinde durulmaktadır.
Ülkemizin petrolden sonra en fazla ithalat
yaptığı ürünlerden birisi bitkisel yağlardır. Dolayısıyla,
bitkisel yağ açığının kapatılması, öncelikli olarak üzerinde
durmamız gereken bir konudur. Bitkisel yağlar genellikle yağlık
ayçiçeği, pamuk, soya, aspur, mısır ve zeytin gibi bitkisel
ürünlerden elde edilmekte olup 2006 yılı itibarıyla bitkisel yağ
üretimi 600 ila 650 bin ton, bitkisel yağ tüketimi 1,7 milyon
ton, dolayısıyla aradaki açık da 1 milyon tondur. Hiç şüphesiz,
bu kadar büyük açığın kapatılabilmesi için bu alanda desteklere
ciddi ölçüde ihtiyaç vardır. Hükûmet olarak da mümkün olduğunca
bu alanı desteklemeye gayret ediyoruz.
2006 yılında 950 milyon YTL destek verilirken,
2007 yılında bu miktar 1,25 milyar YTL’ye yükselmiştir. Zeytine
250 YTL sertifikalı fidan desteği verilmektedir. Ayrıca,
doğrudan gelir desteği, mazot, gübre, toprak analizi,
sertifikalı tohum, basınçlı sulama tesislerine destek verilerek
üretim artırılmaya çalışılmaktadır. Yağlı tohum üretimimiz
yıllara göre 2,5-3 milyon ton arasında değişmektedir. Üretimin
artırılması için 2006-2011 projeksiyonu hazırlanmıştır. Bu
doğrultuda destekleme çalışmaları da devam etmektedir.
Hiç şüphesiz, araştırma komisyonu kurulduğunda,
Tarım Bakanlığı olarak, bu araştırmadan beklenen maksadın hasıl
olabilmesi ve gerçekten bu konudaki çabaların en iyi şekilde
değerlendirilebilmesi bakımından her türlü destek verilecektir.
İnanıyorum ki bu rapor -araştırmanın sonucunda düzenlenecek
rapor- söylediğimiz açıklamalara ilaveten belki bize yeni
ufaklar açacak, yeni tedbirlerin alınmasına da imkân
verebilecektir.
Böyle de bir beklenti içerisinde olduğumuzu ifade
ediyor, tekraren, bu konuyu gündeme getiren tüm arkadaşlarımıza
huzurunuzda teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Gruplar adına ilk konuşmacı, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Gürol Ergin.
Buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zeytin,
zeytinyağı ve bitkisel yağ üreticilerinin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasını isteyen önergeler üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz
almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Sayın Başkan sizi,
değerli milletvekillerini ve büyük Türk ulusunu saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanı dinledik.
Hükûmet adına yapılan konuşmada Sayın Bakan bize konuyla ilgili
bilgiler verdiler, kendilerine teşekkür ediyorum. Sayın Bakan bu
konuşmasında zeytinde kuraklık nedeniyle yüzde 20 ila 25 verim
eksikliği yaşandığını ifade ettiler, sonra girdi maliyetlerinin
sorun olarak ortaya çıktığını ifade ettiler ve konuşmalarının
sonunda da destekleri saydılar.
Değerli arkadaşlarım, bu bakımdan ben de Sayın
Bakanın bu konuşmasını dikkate alarak önce bu maliyetler
üzerinde biraz durmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, 2007 yılı Türk çiftçisinin
çok büyük kayıplar yaşadığı bir yıl olmuştur. Hükûmet 2007 yılı
içinde ödenmesi gereken tarım desteklerinin bir kısmını ödemiş
ama hangi gün seçim yapılmışsa ertesi gün ödemelerin hepsini
durdurmuştur ve o günden itibaren de hiçbir ödemede
bulunulmamıştır.
Değerli arkadaşlarım, yem destekleri
verilmemiştir, tohumluk destekleri verilmemiştir, hayvancılık
destekleri olan süt primi, suni tohumlama primi, su ürünleri
primleri verilmemiştir ve Türk çiftçisi kuraklıktan 5 milyar
yeni Türk lirasının üzerinde zarar görmüşken, Hükûmet, çiftçiye
yalnızca 514 milyon yeni Türk lirası kuraklık yardımı ödemiştir
ve Sayın Bakanın da ifade ettiği gibi, başta zeytin olmak üzere
pamuk, tütün, mısır, ayçiçeği ve daha birçok ürün kuraklıktan
zarar gördüğü hâlde, Hükûmet, çıkarmış olduğu kararnamede bu
ürünlerin hiçbirini kuraklık yardımına dahil etmemiştir. Bütün
bu sıkıntılar yetmiyormuş gibi, çiftçi, en önemli girdileri olan
mazot, gübre, ilaç ve elektrikteki zamların şokuyla
sarsılmıştır. Çiftçi, isyan etme noktasına gelmiştir. Pahalı
olduğu için özellikle sulamada kullanılan elektriğin borcunu
ödeyemeyen çiftçi, seçim öncesi 13,5 yeni kuruş olan elektriği
şimdi 15,55 yeni kuruştan ödemek durumundadır.
Türkiye’de bugün sulama birliklerinin ve sulama
kooperatiflerinin sulamadan kaynaklanan çok büyük elektrik
borçları vardır. Bunlardan yalnızca kooperatiflerin borçları
faiziyle birlikte 2 milyar yeni Türk lirasına dayanmıştır.
Bugüne kadar 13,5 yeni kuruştan elektriğini kullandığında
parasını ödeyemeyen çiftçi, şimdi 15,55 yeni kuruştan elektriği
kullanacak, bir de bu borcu ödeyecektir. Bu, mümkün değildir
değerli arkadaşlarım. Bu bakımdan çiftçinin elektrik borçları
üzerinde Hükûmetin ciddi olarak durup, çiftçiyi rahatlatacak
kararlar alması gerekmektedir.
Tarım ilaçlarında yüzde 15 ile 40 arasında
seçimden sonra zam yaşanmıştır ama gübrede çok daha vahim bir
durumla karşı karşıyayız. Gübre fiyatları başını alıp gidiyor.
Daha bir yıl önce 33 yeni kuruş olan amonyum sülfat bugün 54
yeni kuruş, 58 yeni kuruş olan üre bugün 76 yeni kuruş, 62 yeni
kuruş olan DAP gübresi bugün 110 yeni kuruş ve 48 yeni kuruş
olan kompoze gübre bugün 77 kuruştur ve bugün yeni zam haberleri
de biraz önce bizlere ulaşmıştır. Gübreye gelen zam son bir
yılda ortalama yüzde 58’dir. Enflasyonun yüzde 8,4 olduğu bir
ülkede çiftçinin gübresine yüzde 58 zam yapmak, çiftçiye zulüm
yapmaktır. 2002 yılından bu yana ise gübreye yapılan zam
ortalama yüzde 185 gibi korkunç bir boyuta ulaşmıştır.
Her nedense, Sayın Başbakanın açıkladığı 60’ıncı
Hükûmet Eylem Planı’nda mazot desteğinden söz ediliyor ama gübre
desteğinden hiç söz edilmiyor. Eğer bu bir unutkanlık sonucu
değilse, gübre konusunda Sayın Başbakan da herhâlde bir şey
yapamayacağı kanaatini edinmiş duruma gelmektedir.
Mazotta AKP döneminde yüzde 105 artış olmuştur,
son bir yılda yüzde 17 artış vardır. Mazottaki bu artışı hiç
kimse dünya petrol fiyatlarına bağlamasın. Niçin bağlamasın?
Çünkü daha geçtiğimiz günlerde özel tüketim vergisine, mazottaki
özel tüketim vergisine yüzde 10,8 zam yapılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, çiftçi, bugün 2,57 yeni
Türk liradan aldığı mazot için 1,27 yeni Türk lirası ÖTV ve KDV
vermektedir, yani mazotun yarısı vergidir. Mazotun rafineriden
bugünkü çıkış fiyatı yalnızca 90 yeni kuruştur ama çiftçinin
verdiği fiyat, verdiği para 2,57 yeni Türk lirasıdır.
Değerli arkadaşım, bu, Türkiye’de tarımla
uğraşanlara gerçek bir zulmün rakamsal ifadesidir.
Şimdi, Hükûmet, Eylem Planı’nda doğrudan gelir
desteğini kaldıracağını söylüyor. Zaten kaldırmak durumunda. Bu
bir Dünya Bankası projesiydi ve süreliydi, süresi 2007 sonunda
bitiyor. 2007’nin parasını 2008’de, işte, verecekler. Ama ne
yapacaklar? Daha önce -o günkü para değeriyle söylersek- dönüme
16 milyon lira olan bu parayı, bu AKP Hükûmeti önce 10 milyon
liraya düşürdü, 2007’nin doğrudan gelir desteğinde 7 milyon
liraya düşüreceği bilgileri bizlere ulaşmış durumdadır. Böylece,
oradan keseceği parayı girdilere verecek ve sanki girdileri daha
fazla destekliyormuş havası yaratacak, yani bir anlamda, göz
boyayıcı bir çalışma yapacaktır.
Hükûmetin yapması gereken, Eylem Planı’nda
söylemesi gerekenler şunlar olmalıydı: Demeliydi ki Hükûmet
“Çiftçim zor durumda. Onun kullandığı elektrikten yüzde 18 KDV
alınması yanlıştır, ben bunu yüzde 1’e düşüreceğim. Mazottan
aldığım özel tüketim vergisini kaldıracağım. Tarım ilaçlarında
ve gübrede KDV’yi yüzde 1’e indireceğim ve ülkemizde
üretilmediği için yurt dışından getirilen gübreden de gümrük
vergisi almayacağım.” İşte, eylem planı bu olmalıydı. Yoksa
Eylem Planı’nda “Doğrudan gelir desteğini kaldıracağım.” demek
bir plan ifadesi değildir arkadaşlar, o, zaten olması gereken
şeyin söylenmesidir.
Değerli arkadaşlarım, gelelim şimdi zeytin,
zeytinyağı ve diğer bitkisel yağlara. Bu konu, biliyorsunuz,
geçtiğimiz 22’nci Dönemde de burada görüşüldü, 3 Ocak 2006’da
komisyon kuruldu, ciddi çalışma yapıldı, çalışma yapılmakla
kaldı. Çalışma yapılmakla kaldı, Hükûmet bu konuda bir tek şeyin
dışında hiçbir şey yapmadı. O yaptığı tek şey de, 250 milyon
lira olan dönüme verdiği teşviki Gemlik zeytin türünde 45
milyona indirmek oldu. Başka hiçbir şey yapılmamıştır o konuda.
Yüzlerce sayfayı bulan bir rapor ortaya konmuştur, ciddi bir
çalışmadır. Ama korkarım ki, bugün burada da Hükûmetin “Ben de
destekliyorum.” diyerek, birlikte kuracağımız komisyon yine
ciddi çalışacak, ama çok ciddiyetsiz bir biçimde, orada ortaya
konan sonuçlar raflarda kalacaktır.
Bu Meclis için en önemli konulardan biri, bu
araştırma önergelerinin gerektirdiğinin hükûmetler tarafından
mutlak suretle gerçekleştirilmesidir. Eğer bu yapılmıyorsa ne
Meclisi yormalı ne insanımızı kandırmalıyız. Araştırma
önergelerini falan da kabul etmemelisiniz, çünkü sizin kabul
ettiğiniz araştırma önergesinin sonuçları yalnızca tozlu
raflarda bekliyor.
Aynı şey orman köylüleri için de oldu. Ben o
Komisyonda da vardım. Orman köylüleri için de çok ciddi çalışma
yapıldı, ama çalışma bitti, burada da sonuçları okundu. Sonra?
Rafa kondu. O zaman biz bu çalışmaları niye yapıyoruz değerli
arkadaşlarım? Hani bir öykü var ya, ağa, marabasına “O zaman biz
bunu niye yaptık?” demiş. Aynı durum ortaya çıkıyor.
Değerli arkadaşlarım, biz Cumhuriyet Halk Partisi
olarak bu konunun, zeytin, zeytinyağı konusunun sulandırılmadan
görüşülmesi için diğer bitkisel yağları ayırıyoruz. O bakımdan,
ben diğer bitkisel yağlara hiç girmeyeceğim burada ve dikkat
ediniz, burada deniyor ki: “Zeytinyağı ve bitkisel yağlar.”
Değerli arkadaşlarım, zeytinyağı zaten bitkisel yağ. O zaman
burada “Zeytinyağı ve diğer bitkisel yağ.” denmesi gerekir.
Zeytinyağı, değerli arkadaşlarım, bir meyve
yağıdır. Diğer bitkisel yağlar tohum yağlarıdır ve zeytinyağını
bütün diğer yağlardan ayıran çok ciddi bileşim özelliği vardır.
Zeytinyağı, insanlığın bugüne kadar tanıdığı en değerli yağdır.
Niçin? Tereyağı çok değerlidir, ama tereyağı belli miktarın
üstünde yendiği zaman, tıpkı margarinler gibi, kalp ve damar
hastalıklarına neden olur, tıpkı diğer hayvansal yağlar gibi.
Tohum yağları fazla yendiği zaman kanserojen olma riskini
artırır, ama zeytinyağında öyle bir bileşim vardır ki, ne
kansere neden olucu ne de kalp damar rahatsızlıklarını ortaya
çıkarıcı bir etkide bulunur. Bu bakımdan, çağımız insanlığı için
yağ denince akla gelen zeytinyağıdır. Belki hâlâ tam
anlaşılamayan bu zeytinyağının değeri yaklaşık son otuz kırk
yıldır dünyada anlaşılmaya başlanmıştır, ama insanlık bundan
sekiz bin yıl öncesinden beri de bu yağı bilmektedir. O
bakımdan, değerli arkadaşlarım, zeytin ve zeytinyağı üzerinde
Türkiye olarak çok ciddi olarak durma zorunluluğumuz vardır.
Zeytinyağının sağlık üzerinde çok çok ciddi
özellikleri, yalnızca kansere veya kalp damar hastalıklarına
neden olmayışı değildir. Ayrıca, zeytinyağı, özellikle taşıdığı
E vitamini bakımından antioksidan etkisi açısından son derece
önemlidir ve yaşamın her döneminde, doğumdan ölüme kadar,
-doksan yaşına kadar- zeytinyağı, insan kemiklerinde kalsiyumun
eksilmesini önleyen bir çalışmayı ortaya koyar ve zeytinyağı,
atardamarlar içerisinde plak oluşumunu engeller, safra taşı,
safrada kolesterol taşı olmasını engeller. Bu bakımdan
zeytinyağını diğer bütün yağlardan ayırmamız, hatta mide ve
bağırsak ülserlerinde bile zeytinyağından ilaç gibi
yararlanmamız gerekmektedir. Nitekim İtalya’nın zeytinyağını çok
tüketen bölgelerinde mide ve bağırsak ülserleri üzerine
iyileştirici etkide bulunduğu anlaşılmıştır.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu zeytin,
zeytinyağı konusu deyince bizim her şeyden önce tarım satış
kooperatifleri ve birliklerini konuşmamız gerekir. 2000 yılı,
Türkiye’de tarım satış kooperatifleri ve birliklerini idam etme
yılıdır.
“Özerkleştireceğiz” adı altında, dünyada hiç
görülmeyen bir biçimde, ki o gün çıkarılan yasada “tarım satış
kooperatiflerinin ve birliklerinin devlet tarafından asla maddi
olarak desteklenmeyeceği” maddesi konmuştur.
Değerli arkadaşlarım, devletin desteklemediği
kooperatif olmaz, o üretici kooperatifi olmaz. Bu madde mutlak
surette değiştirilmek zorundadır, bunu yapmak zorundayız.
Sayın Bakan Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı
Konseyinin kuruluşundan söz etti, teşekkür ederim. Gerçekten o
Konseyin kurulmuş olması, Sayın Bakan, son derece doğru bir
iştir, ama orada da bir eksiğimiz var. Nedir o eksik? Bu Tarım
Kanunu’na göre kurmuş olduğumuz bu Konseyin maddi yapısı
oluşturulamamıştır, yani parasal gücü oluşturulamamıştır. Mutlak
surette gerek o Konseye gerek benzer ürün konseylerine maddi
yapılarını geliştirecek şekilde mevzuat oluşturulması
zorunluluğu vardır. Yoksa bunlar bugün için -özellikle bu Konsey
için söylüyorum- iyi çalışmalar yaparken bu çalışmalarını
istenen düzeyde sürdüremezler. Yalnızca üye aidatlarıyla bu
Konseyin ilerleyebilmesi son derece zordur ve sıkıntılıdır.
Değerli arkadaşlarım, şimdi Sayın Bakan da
söyledi, bizde maalesef ağaç başına ürün çok azdır. Bunun
ortalaması, var ve yok yılı ortalaması olarak baktığınız zaman,
12,5-13 kilo. İtalya’ya bakıyorsunuz, bir ağaçtan alınan verim
ortalama 50 kilo.
Değerli arkadaşlarım, siz, aldığınız dörtte 1
oranındaki ürünle, ne fiyat verirseniz verin, çiftçiyi mutlu
edemezsiniz ve dünyada rekabet edemezsiniz. O bakımdan, ürünün
artırılmasına yönelik teknik çalışmaların mutlak surette ve
hızla gerçekleştirilmesi, ortaya konması gerekir.
Ve bir de şu prim konusuna geleyim: Arkadaşlarım,
şimdi, prim konusu, ne yapılması, Tarım Kanunu’nda da var olan,
yanılmıyorsam 19’uncu maddesinde var olan bir konudur. O Tarım
Kanunu’nun 19’uncu maddesi incelendiği zaman şu görülür: Prim,
zeytine şu kadar verdim, zeytinyağına şu kadar verdim olarak
olmaz. Ürünün maliyeti belirlenir, uluslararası fiyat
belirlenir, hedef fiyat belirlenir ve piyasa fiyatı hangi
düzeyde oluşursa, ona göre bir fark ödeme şeklinde o prim
verilir.
Şimdi, hepinize soruyorum değerli arkadaşlarım:
Eski para değeriyle, 1 kilo zeytinyağına 110 bin lira verilerek
“zeytinyağını destekledim” demek mümkün mü? Avrupa Birliğine
bakınız, -Sayın Ahmet Ertürk şimdi notlarını alıyor, o da
söyleyecektir- Avrupa Birliğinde 1,32 euro, 1 kilo zeytinyağına
verilen primdir, destektir. Sizin verdiğiniz -avro cent, euro
cent olarak bakıyorsunuz- 9 veya 8,5 euro cent. Arkadaşlar, euro
değil, euro cent. Ee, şimdi nasıl olacak da benim üreticim
kalkacak o Avrupalıyla rekabet edecek? Mümkün müdür? Bunun için
şu kadar olsun, bu kadar olsun demiyorum ama, bugünkü dünya
fiyatları ve Türkiye’deki piyasa fiyatları dikkate alındığında,
üretim maliyetleri dikkate alındığında, Avrupa Birliğinin
destekleri dikkate alındığında bugün en az -bugünkü parayla- 1
yeni Türk lirası zeytinyağına prim verilme zorunluluğu vardır.
Aynı şey dane zeytin için de geçerlidir. Dane zeytinde de
Avrupalının 1 litre zeytinyağına verdiği para dikkate
alındığında, -yaklaşık olarak söylüyorum- 20-25 yeni kuruş 1
kilo dane zeytine prim vermemiz mutlaka gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, tabii ki, gerçekten son
yedi sekiz yılda, ülkemizde zeytin fidanı dikiminde ciddi
artışlar oldu. Bundan sekiz on yıl önce ülkemizdeki zeytin ağacı
sayısında -şöyle söyleyeyim- 95-100 milyonları telaffuz ederken,
bugün 135-140 milyonları telaffuz ediyoruz, ama, maalesef, bir
kısım yanlışlar da yapıldı. Nitekim, o yanlıştan ötürüdür ki
Gemlik zeytini için verilen prim 250 milyon liradan 45 milyon
liraya düşürüldü, çünkü Gemlik zeytin fidanının üretilmesi kolay
olduğundan her tarafa Gemlik zeytini gitti ve bir yandan o
fidanların yetişmesinde ortaya çıkan sıkıntı, Gemlik zeytininin
piyasada yaygınlaşmasının fiyatı düşürücü etkisi, bir yandan
Gemlik zeytininden elde edilen yağın uzun süre dayanma
kabiliyetinde olmayışından ötürü, şimdi Gemlik zeytininden
dönülmeye çalışılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜROL ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım,
aslında bunun dört beş yıl önce dikkate alınması gerekirdi,
fakat alınmadı.
Değerli arkadaşlarım, ben, tekrar, eğer burada
bir komisyon kurulacaksa -ki kurulacağı anlaşılıyor- o
komisyonun yapacağı çalışmaya Hükûmetin saygılı olmasını
istiyorum.
Geçen dönem yapılan çalışmalar raflarda
kalmıştır. Tekrar ediyorum, eğer raflarda kalacaksa Sayın Bakan,
ne Meclis yorulsun ne millet boş yere umutlansın diyorum.
Hepinizi ve yüce Türk ulusunu saygıyla
selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ergin.
Gruplar adına ikinci konuşmacı, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Ertürk, buyurun efendim.
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ERTÜRK (Aydın) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; zeytin ve zeytinyağı
konusundaki vermiş olduğumuz araştırma önergesinin gündeme
alınmasıyla ve partim adına, AK Parti adına sizleri saygıyla
selamlıyorum. Bu üretimi yapan değerli çiftçilerimize, bu ürünü
işleyen, paketleyen, ambalajlayan ve ihracat yapan değerli iş
adamlarımıza ve bunu tüketen çok değerli milletimize bu önerge
marifetiyle yeni fırsatlar ve açılımlar, kazanımlar sağlanmasını
da diliyorum.
Gerçekten, ülkemizin içinde bulunduğu coğrafi
konum ve sahip olduğumuz Akdeniz iklimi çerçevesinde ülkemizde,
çok uzun yıllardan beri, tarih öncesi zamanlardan beri,
Güneydoğu Anadolu Bölgemizde -yüzde 11 nispetinde- Akdeniz
Bölgesi’nde ve yüzde 80’i Ege Bölgesi’nde, yüzde 8 nispeti de
Marmara Bölgesi’nde olmak üzere zeytin ve zeytinyağı üretimi
yapılmaktadır.
Akdeniz Bölgesi’nin karakteristik ürünlerinden
olan zeytin üretimi, son zamanlarda dünyada büyük bir açılım
kazanmış, zeytinyağının sağlığa verdiği önem ve mesela Girit
Adası’nda insanların kalp ve damar hastalıklarına çok az
yakalandığı, hatta, hemen hemen hiç yakalanmadığı, yaşam
ömürlerinin yüz yıla yaklaştığı gibi çeşitli makaleler ve
yazılar yayımlanmaya başlayınca ve gerçekten portakal suyu gibi
hiçbir kimyasal madde içermeden, tamamen meyve ağaçtan toplanıp
zeytinyağı fabrikalarında yağ olarak sıkılıp şişelere konulup
insanların tüketimine sunulunca, böylece hiçbir kimyasal veya
bir katkı maddesi içermeden, çok doğal ortamda üretilen bu
zeytinyağının kıymeti son zamanlarda yavaş yavaş artmaya ve
bilinmeye başlanmıştır.
Ülkemizde de zeytinyağı ve zeytin üretiminin ve
tüketiminin ve bununla ilgili başta TARİŞ Zeytinyağı Birliği,
Ege İhracatçılar Birliği, Zeytin Dostu Derneği, ziraat odası,
borsalar, hatta üniversiteler, hatta zeytin araştırma
enstitülerimiz gibi devletimizin çok önemsediği kurum ve
kuruluşlarla, Tarım Kanunu’muzda, geçen sene, geçen dönemde
Meclisimizde yasalaştırdığımız Tarım Kanunu’muzda hayat bulan
ürün konseyleriyle ilgili yasal düzenleme içerisinde de Ulusal
Zeytin ve Zeytinyağı Konseyinin, çıkardığımız Üretici Birlikleri
Kanunu’nun ilgili 11’inci maddesine göre de kurulma fırsatı
doğmuş; diğer sektörlerle, Ulusal Fındık Konseyi, Ulusal Pamuk
Konseyi, Ulusal Narenciye Konseyi ve Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı
Konseyi ve şu günlerde de çalışmasını takip ettiğimiz ve
gerçekten hayvancılık sektörü için çok önemsediğimiz Ulusal Süt
Konseyi çalışmaları da Tarım Bakanlığımız tarafından sıkı bir
şekilde takip edilmektedir. Ve kurulan Ulusal Zeytin ve
Zeytinyağı Konseyi şu anda, örgütlenme çalışmalarını tamamlamış,
yönetim kurulunu ortaya çıkarmış ve başında çok deneyimli bir
arkadaşımız ve ona yardımcı olan, yol arkadaşları olan değerli
yönetim kurulu üyeleriyle Türk zeytinciliğine ve Türk zeytinyağı
sektörüne yol gösterici çalışmalarını ve önerilerini
Hükûmetimize sunma konusunda ve bu sektörün üretim ayağında olan
çiftçilerimizin beklentilerini belirleyip, gerek Tarım
Bakanlığımıza ve gerekse Hükûmetimize, karar alıcıları siyaset
kurumumuza sunma konusunda, verimli çalışmalar yapmaktadırlar.
Bizler de sık sık bölgemizde bu çalışmalara iştirak edip, takip
etmekteyiz.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri;
Hükûmetimiz zeytini ve zeytinyağını desteklemektedir. Değerli
Hocamız her ne kadar Gemlik zeytinindeki fidan desteklemesinin
45 liraya indiğini söylese de, dekar başına verilen 250 liralık
destekle, bütün ülkemizin her tarafında, zeytin dikilebilen tüm
alanlarda, gerçekten özel ve itinalı bir tür olan Gemlik
zeytinimizin her yerde dikilmemesi yönünde… Çünkü çiftçilerimiz,
Gemlik, çubuktan, çelikten üretildiği için, fidan ucuzdur,
herkes Gemlik fidanı dikmek istemektedir, ama gerek domat
zeytini gerek manzalina gerek kalamata dediğimiz “eşek zeytini”
tabir edilen iri zeytin gerekse memecik zeytini çelikten değil,
mutlaka kökleştirmek ve aşı yapmak suretiyle üretildiği için, o
zeytinin fidanı 8-9 milyon lira fiyatlarındadır, ama Gemlik
zeytininin fiyatı 2-3 milyon lira düzeyindedir. Çiftçilerimiz
maalesef bu konuda yeterli tecrübeye ve donanıma sahip
olamadıkları için -belki bu bir öz eleştiridir- tarım
teşkilatlarımız ve ziraat odalarımız, çiftçilerimizi bu konuda
gerekli bilgilerle donatmadıkları için, çiftçilerimiz, sanki,
zeytin dikilebilecek her yerde Gemlik zeytini dikmek
istemektedirler. Gaziantep’te de, Urfa’da da, Hatay’da da,
Aydın’da da, İzmir’de de, Muğla’da da, insanlarımız Gemlik
zeytini dikmeye heves etmişlerdir. Tarım Bakanlığımız bu konuyu
bir disipline etmek için, Gemlik zeytininin desteği olan dekar
başına verilen 250 YTL’yi 45 YTL’ye düşürmüş, ancak, diğer
zeytin türlerindeki destekleme 250 YTL olarak devam etmektedir.
Ancak, bu Gemlik zeytininin de kendi bölgesine has, o bizim
Bursa ilimizin Gemlik bölgesindeki, kendi müstesna yetiştiği
bölgedeki desteklemesinin de aynı fiyatlarla devam etmesi
gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bunun dışında, kırsal
kalkınma destekleri, elbette dünyada… Bizim, 109 milyon -tahmin
edilen- civarında ağacımız var. Son yıllarda da bu,
Hükûmetimizin verdiği desteklerle zeytin dikimindeki aşırı arzu
ve şahlanış, 25 milyon adet zeytin fidanının dikilmesini gündeme
getirmiş, böylece 130 milyonu aşan bir zeytin varlığımız
ortadadır. Bugün 109 milyon mahsuldar ağacımız vardır, ancak, bu
mahsuldar ağaç, yani ürün veren ağaçlarımız, maalesef, dünyadaki
taban araziye dikilen ağaçlarla aynı seviyede değildir. Pek çok
ağacımız, çok engebeli, eğimli arazilerde, Akdeniz Bölgesi’nin,
Ege Bölgesi’nin, Marmara Bölgesi’nin ve güney bölgelerimizin
yamaç arazilerinde dikildiği için, gübreleme, sulama ve bakım
şartları, taban arazilerdeki dikilmiş zeytin ağaçlarımız
nispetinde değildir. Onun için, verimlerimiz düşüktür. Şimdi,
Hükûmetimiz bununla ilgili de geçen sene çok güzel bir karar
almıştır, damlama sulama projesini gündeme getirmiştir.
Sulanamayan bu zeytin ağaçlarımız için, bir şekilde, ama
artezyen, ama basınçlı sulama sistemleri kullanılmak suretiyle,
Hükûmetimiz, yüzde 50’ye varan nispette damlama sulamayı
desteklemektedir. Böylece çiftçilerimiz, kendilerini damlama
sulama yöntemiyle, tarım teşkilatlarımızdan, ziraat
odalarımızdan alacakları bilgilerle, ağaçlarını bu yöntemle
suladıkları takdirde verimlerinin 2-3 kat artacağını
görebiliyorlar. Bunu yapan arkadaşlarımız, her sene bir sene
“var yılı” bir sene “yok yılı” tabir edilen zeytinde, artık, her
yıl zeytin mahsulünün, denk olmasa da, bir sene yüzde 70
seviyesinde bir sene yüzde 40 seviyesinde de olsa ama her yıl
zeytin alabildiklerini, ürün hasat edebildiklerini
söylemektedirler. O bakımdan Hükûmetimizin ortaya koyduğu bu
kırsal kalkınma destekleri esprisindeki damlama sulama projesini
mutlaka zeytin üreticilerimizin en önemli olarak en başta
ehemmiyet vermeleri gereken üretim mekanizması olarak
düşünüyoruz ve bunun yaygınlaştırılması, tanıtılması konusunda
da sektörün tüm aktörlerinin üzerlerine düşen ödevi yapmaları
gerektiğine inanıyoruz.
Bir desteğimiz daha var. Bu destek de eğer bu
çiftçilerimiz, üreticilerimiz bir kooperatif çatısı altında
örgütlenirlerse bu yüzde 50 hibe, yüzde 75’e çıkmaktadır. Yani
zeytin ve zeytinyağı üreticilerimiz, zeytin diken çiftçilerimiz
bir kooperatif çatısı altında örgütlendikleri takdirde destek
miktarı… Örneğin 100 milyarlık bir damlama sulama projesi
kurduklarında, 75 milyar lirasını Hükûmetimiz hibe olarak onlara
vermektedir. Onlar sadece yüzde 25 bir katkı sağlamaktadırlar.
Bunun dışında, zeytin ve zeytinyağı ürününü
paketleyen, ambalajlayan iş adamlarımıza, çiftçilerimize, bu
konuda çalışan değerli insanlara da, iş adamlarına, paketleme,
ambalajlama, hatta zeytinyağı fabrikası kuranlara da yüzde 50
hibe destekler devam etmektedir.
Biz, burada, değişik bir çalışmayı başlattık.
Değerli Bakanımız da izah etti, Sayın Hocamız da söyledi ihracat
destekleri… Türkiye, artık, dökme zeytinyağı, bilhassa
rafinajlık ve lampant zeytinyağının ihracatını kesinlikle
yasaklamıştır. Yıllardan beri dökme zeytinyağı satarak bir yerde
rakibimiz olan Yunanistan ve İtalya’ya sattığımız yağların
tekrar ambalajlanarak kendi ulusal zeytinyağımıza, kendi
ülkemizde üretilen zeytinyağımıza rakip olmalarının önü
kesilmiştir. Geçen sene başlayan bu uygulamayla “Made in Turkey”
damgalı ve Türkiye’de üretilen zeytinyağlarımızın, üreten
firmanın kendi ambalajının vurulması suretiyle elde edilecek
ambalajlı Türk ürünlerinin yurt dışına satımında, 1 litreye
kadar ürünlerde en son miktar 400 dolara kadar yükseltilmiş,
zeytinde de 200 dolarlık bir ihracat teşviki ortaya konulmuştur.
Bununla ne yapıyoruz değerli arkadaşlarım? Zeytin ve zeytin
ürününün yurt dışına satılmasına imkân yaratarak, zeytin üretici
fiyatının artmasını… Dolayısıyla, yurt dışına ihracat yapıldığı
müddetçe, ihracatçımız, gelip dâhilde bu zeytini üreten
çiftçilerden ürün talep edecektir. Böylece, hem zeytin üreten
çiftçilerimiz ürünlerini hak ettiği fiyata satacaklar hem de
ülkemiz zeytin ve zeytinyağı ihracatından para kazanacaktır.
Çünkü, dünyada altı ülkede üretilen bu nadide üründe İspanya en
büyük üreticidir; İtalya, Yunanistan, Türkiye, Tunus, Fas ve bir
de son yıllarda Suriye’de üretim başlamıştır. Ama, inşallah,
bizler, şu anda 1 milyar dolar seviyesinde olan zeytinyağındaki
ticaret potansiyelimiz yerine, alınan bu damlama sulama
destekleri, fidan destekleri ve kırsal kalkınma desteklerimizle,
çok kısa zamanda, çok iyi mesafeler alarak 10 milyar dolarlık
büyük bir ihracat potansiyeli ve fırsatı yaratabiliriz diye de
düşünüyoruz.
Prim azdır, doğrudur. Daha önceki yıllar 25 yeni
kuruştu prim, bu sene 11 yeni kuruşa düştü. Hükûmetimiz 5,3
katrilyonluk bir tarımı destekliyor arkadaşlar. Ancak, olaya,
sadece çiftçinin eline verilen primle bakmamak lazım. Burada,
dediğimiz gibi, fidan destekleri, ihracat destekleri, kırsal
kalkınma destekleri, damlama sulama destekleri ve üretim,
ambalajlama, paketlemede verilen hibe destekleriyle bizim zeytin
üreticimize verdiğimiz destek daha önceki desteklerin katbekat
üzerindedir. Çünkü, sadece çiftçimizin cebine giren primin
ötesinde, bu ürünün sürdürülebilir olması, uzun yıllar bu ürünü
ekip dikerek, bu üründen para kazanarak yaşamını sürdürebilmesi
asıl olandır.
Değerli arkadaşlarım, bu sektörde pek çok sorun
var. Bu araştırma önergesinin üzerinde değerli arkadaşlarımızla
beraber çalıştık. Mesela, zeytinyağında bir kara su meselesi
var. Bu meselenin mutlaka çözülmesi lazım. Bazı bilim adamları
diyor ki: Bu bir.organik maddedir, faydalıdır. Bazıları da diyor
ki, çevreciler: Hayır, bu bir çevre düşmanı, bir atıktır, bu
mutlaka bertaraf edilmelidir. Bu konu, bu araştırma önergesinin
ana konularından birisidir.
Ondan sonra ikinci konu prina. Zeytinyağı
sıkıldıktan sonra meydana gelen zeytinin ezilmiş hâli, prinası,
atığı yakacak olarak kullanılmaktadır. Bunun da üzerinde
durulması gerekiyor. Bazıları bunun havayı kirlettiğini, ozon
tabakasını bozduğunu, bazıları öyle bir şey olmadığını, iyi bir
yakacak olduğunu ama, ikinci defa işlem görmesi gerektiğini
söylemektedirler. İki ve üç fazlı çözümler önerilmektedir.
Bazıları sadece, zeytinyağı sıkıldıktan sonra bir taraftan
zeytin çıksın, bir taraftan da küspe dediğimiz prinayla kara su
çıksın istemektedir. Bazıları da hayır, üç fazlı olsun, bir
taraftan zeytinyağı çıksın, bir taraftan kara su çıksın, bir
taraftan da prina çıksın demektedir. Bu da bu araştırma
önergesinin önemli konularından birisi olmalıdır.
Bir üçüncü konu, karışık yağ sorunu vardır. Bazı
yabancı ülkeler zeytinyağının muhtelif asitliliklerde veya
bölgesel farklılıklarla karıştırılarak kendilerine satılmasını
istemektedirler. Bu da bir tereddüt konusudur, karıştırılmalı
mıdır karıştırılmamalı mıdır? Hatta tağşiş konusu da mutlaka
gündemde durmalıdır.
Onun için, bu konular üzerinde derli toplu bir
çalışma yapılması, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyinin de
önerileriyle beraber, Parlamentonun bizce bir ödevi, bir görevi
olmalıdır diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, bize göre en önemli konu da
solgunluk hastalığıdır. Maalesef, bugün çiftçilerimiz,
Hükûmetimizin bu kadar desteklerine rağmen, diktikleri güzelim
fidanların muayyen zamanlarda kuruduğunu görmektedirler.
“Vertisilyum solgunluğu” diye tabir edilen, tıbbi açıdan veya
tarımsal sektörde “vertisilyum solgunluğu” denilen bu solgunluk
hastalığı konusunda gerek Tarım Bakanlığımız gerek
üniversitelerimiz gerek zeytincilik araştırma enstitüleri yoğun
çalışmalar yapmaktadırlar. Ama maalesef, şu ana kadar netleşmiş
bir sonuca ulaşılamamıştır. Pek çok yerde bitki aktivatörleri,
pek çok yerde bu sanki bir damar tıkanıklığı gibi zeytin
ağaçlarındaki borucukların tıkandığı ve o tıkanıklığın aşılması
yoluyla, aktivatör kullanılması yoluyla aşılabileceği
söylenmektedir. Pek çok yerlerde solaryum yöntemiyle… Tabii bu,
yamaç yerlerde, eğimli yerlerde zeytin ağaçlarının olduğu zor
tabiat şartlarında mümkün değildir. Naylon sermek suretiyle
toprağın havayla teması kesilerek bu şekilde bir yöntemle bu
işin olabileceği söylenmektedir. Onun için çiftçilerimiz, bu
konuda, bu solgunluk hastalığının mutlaka bir çaresinin
bulunması gerektiğini… Başka türlerde var mıdır, yok mudur veya
bu hastalığa dayanıklı türler varsa, o türlerin kendilerine
önerilmesini istemektedirler. Zeytin üretilen bölgedeki
milletvekili arkadaşlarımız da, her gittiği yerlerde bu konuda
bu sorularla karşı karşıya kalmaktadır. Tabii, bu bir teknik
konudur, bu bir tarımsal araştırma konusudur. Bu konunun da,
üniversitelerimiz, Zeytin Konseyimiz, zeytin araştırma
enstitülerimiz ve bu konuyla ilgili ziraat odalarımız ve
sektörün ilgili aktörlerinin de bütün katılımlarıyla, bu
solgunluk hastalığının mutlaka bir çaresinin ortaya konulması
gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bir tarım televizyonu
kurulması, bizim bu araştırma konumuzda da bence güdeme
gelmelidir, çünkü insanlarımızın bilgiye ihtiyacı vardır.
Çiftçilerimizin, üreten insanlarımızın düzgün üretim yapmaları
için yurt dışına satacağımız zeytin ürünümüzün ve zeytinyağı
ürünümüzün gerek aşırı gübre kullanımından gerekse aşırı tarım
ilacı kullanımından arındırılması gerekmektedir. Artık, insanlar
iyi fiyatlar ödeyerek organik ürünler tüketme temayülündedir.
Herkes sağlığına gerekli özeni göstermektedir. O bakımdan
çiftçilerimizin üretimde kullandıkları gerek tarım ilaçlarının
gerek gübrelerin, hatta son zamanlarda “hormon” tabir edilen pek
çok ürünlerin kullanılmaması gerektiği yönünde, doğru düzgün
üretim yapmaları yönünde de onların bilgiye ihtiyacı vardır. O
bakımdan, belki bir sektör televizyonu olarak gerek
hayvancılıkta gerek bitkisel üretimde ve mesela bu damlama
sulamalarda, kırsal kalkınma desteklerinde devletimizin yaptığı
pek çok çalışmanın insanlarımıza ulaştırılması konusunda böyle
bir tarım televizyonu gibi sadece… “Bu Toprağın Sesi programı
var TRT’de. Onun dışında, TRT’nin yeni Genel Müdüründen de böyle
bir talepte bulunabilir bu araştırma komisyonumuz, gündeme
alındığında.
Değerli arkadaşlarım, Değerli Hocamız söyledi,
işte “Doğrudan gelir desteği Avrupa Birliğinden veriliyor.”
dedi. Bu doğru değildir, doğrudan gelir desteği tamamen bizim
kendi millî bütçemizden ödenmektedir. Sayın Başbakanımız
doğrudan gelir desteğinin kaldırılacağı yönünde geçen hafta
eylem planında bir söz söylemiştir. Kaldırılan doğrudan gelir
desteğinin mutlaka diğer üretim mekanizmalarında kullanılacağı
tabiidir. Mesela, bu ne olabilir? Arz açığı olan ayçiçeği gibi,
pamuk gibi temel ürünlerde, hatta çiftçilerimizin son günlerde
fiyatı artan gübre desteklemesi gibi üretim mekanizmalarında
kullanılabilir.
Değerli Hocamız dedi ki: “Mazot ve gübrede ÖTV
var, bu ÖTV ve KDV kaldırılmalı.” Bu bir tekliftir, bu bir
taleptir ama Hükûmetimiz de başka bir şekilde desteklemektedir.
Mazot ve gübreyi her sene dekar başına, nisan ve haziran
aylarında… Geçen sene öyle yapılmıştı, bu sene de büyük
ihtimalle öyle olabilir. Tarım Bakanlığımız daha açıklamayı
yapmadı. 2007 yılındaki üretimde kullanılan mazot ve gübre
destekleri yılda iki defa ödenmişti. Her sene ödeniyor. Burada
son yıllarda gübre fiyatlarında -bilhassa son aylarda- yüzde 30
ila yüzde 40 nispetinde bir artış oldu. Bu artışa karşılık tabii
petrolün fiyatı da 100 dolar oldu, 22 dolardan 100 dolara
yükselen bir petrol fiyatı artışı gördük.
Burada bu bir tercihtir, bazı siyaset kurumu
ÖTV’yi kaldırmak ister ama bizim Hükûmetimiz mazot ve gübre
desteği suretiyle bu artışı telafi etme yolunu tercih etmiştir
ve bunlar da nisan ve haziran aylarında olmak üzere
ödenmektedir.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, sektör himayeye
muhtaç bir sektördür ve Hükûmetimiz tarafından
desteklenmektedir. Biz bu desteklerin artırılarak sürdürülmesini
ve Türkiye’miz için çok önemli olan…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ertürk, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
AHMET ERTÜRK (Devamla) – Teşekkürler Sayın
Başkanım.
…ülkemiz için gerçekten çok önemli olan ve Türk
tarımının, dünyada yegâne altı ülkede üretilebilen ve insan
sağlığı için de çok vazgeçilmez olan zeytin ürününün ve bundan
elde edilen zeytinyağının hem üretiminin sürdürülebilmesi hem de
ülkemize, eğer, bu tarımsal desteklemelerimizi çiftçilerimiz
kısa zamanda kendi üretim mekanizmaları olan tarlalarında
kullanabildikleri takdirde, çok yakın bir zamanda, 10 milyar
dolarlık bir tarımsal bütçe içerisinde bir ticaret hacmine
ulaşabilecek bir zeytin ve zeytinyağı sektörünü, biz, aziz Büyük
Millet Meclisimize, sorunlarının giderilmesi yönünde bu
araştırma önergemizle talepte bulunuyoruz. İnşallah, Büyük
Millet Meclisimiz karar verdiği takdirde, bu araştırma
önergemizin, bu ürünü üreten değerli çiftçilerimize ve bu
sektörde çalışan insanlarımıza ve tüketicilerimize hayırlı
olmasını diliyorum.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına…
GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - …Edirne Milletvekili Cemaleddin
Uslu…(MHP sıralarından alkışlar)
GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, söz istiyorum
efendim.
BAŞKAN – Ne gibi efendim?
GÜROL ERGİN (Muğla) – Benim söylemediğim sözler
Sayın Konuşmacı tarafından bana atfen söylendi, o da şudur: Ben
mazottan KDV alınmasın demedim, bir.
İkincisi, doğrudan gelir desteğini Dünya Bankası
veriyor demedim, iki.
Bunları açıklamak istiyorum izninizle.
BAŞKAN – Bunlar kayıtlara geçti Sayın Ergin.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Efendim?
BAŞKAN – Bunlar kayıtlara geçti, şu anda
söylediniz.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Buradan duyulmadı ki,
vatandaşın duymasını istiyorum.
BAŞKAN – Ben bir tutanakları getirteyim Sayın
Ergin, bakayım.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, oturduğum
yerden iki dakika, yalnızca bunları açıklamak istiyorum izin
verirseniz.
BAŞKAN – Buyurun, açıklayınız.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE
AÇIKLAMALAR
1.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin’in, Aydın
Milletvekili Ahmet Ertürk’ün konuşmasında şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
GÜROL ERGİN (Muğla) – Söz verdiğiniz için
teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına
konuşan Sayın Konuşmacı, benim konuşmamda, doğrudan gelir
desteğini Dünya Bankasının verdiğini… Oysa öyle olmadığını,
bunun bizim bütçemizden karşılandığını söyledi.
Sayın Konuşmacı beni iyi dinleyememiş. Ben,
yıllardan beri özellikle bu konularda çalışan bir insanım. Benim
sözüm şuydu: Bu doğrudan gelir desteği olayı bir Dünya Bankası
projesidir ve sürelidir. Normal süresi de 2007 yılı sonunda
bitmektedir. Bu nedenden ötürü zaten bitecek bir projedir. Bu
bakımdan Sayın Başbakanın “Biz artık doğrudan geliri
kaldıracağız, bunun yerine ürün desteği vereceğiz.” demesi
gerçek olayın gerçeğinden saptırılması şeklinde ortaya
çıkmıştır. Bu bir.
İkincisi, ben, mazotta KDV kaldırılsın demedim.
Sözlerim zabıtlardadır. Benim sözüm şu: Mazotta ÖTV’ye daha
geçtiğimiz günlerde yüzde 10,58 kadar zam yapılmıştır. Bu,
çiftçiye yapılan zulümdür. Bu bakımdan hiç kimse mazot
fiyatlarının artışını dünya petrol fiyatlarına bağlamasın dedim.
Benim sözlerim öyle.
Ayrıca tekrar şunu söylüyorum: Adalet ve Kalkınma
Partisi iktidara geldiğinde dünya petrol fiyatları sürekli
düştü, Türk parası sürekli değer kazandı ama Türkiye’de hiçbir
zaman petrol fiyatları düşmedi. Şimdi dünya petrol fiyatlarını
gerekçe göstererek, bunun için biz de bu fiyata artırdık demek,
özellikle yapılan bu zamlardan sonra doğruyu ifade etmemek
anlamına geliyor.
Bakınız bugün şunu söyledim ben: Mazot 2 milyon
570 bin lira, oysa rafineriden çıkışı 900 bin lira. Ben bunu
yeni Türk lirası olarak söylemişim, daha iyi anlasın diye
arkadaşım şimdi eski para biriminden söylüyorum: 2 milyon 570
bin lira çiftçi 1 litre mazota verirken, bu rafineriden 900 bin
liraya çıkıyor. 1 milyon 270 bin lira bunun içinde vergi var. Bu
zulümdür dedim. Bu bakımdan ÖTV alınmasın dedim, KDV alınmasın
demedim.
Teşekkür edip, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ergin. Sağ olun.
VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)
A) Ön Görüşmeler (Devam)
1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman ve 28
milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel
yağların üretimindeki sorunların araştırılarak altyapı ve
işletmeciliğinin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/27)
2.- Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk ve 20
milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak zeytinciliğin geliştirilmesi için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/34)
3.- Bursa Milletvekili Ali Koyuncu ve 19
milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üretimi ve ticaretinde
yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/37)
4.- Balıkesir Milletvekili A. Edip Uğur ve 23
milletvekilinin, bitkisel yağlar, zeytin ve zeytinyağı
sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/40)
5.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin ve 24
milletvekilinin, zeytincilikte yaşanan sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/102)
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA CEMALEDDİN USLU (Edirne) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, zeytin ve zeytinyağı ile
diğer bitkisel yağların üretimindeki sorunlar ve çözüm yollarını
belirlemek amacıyla verilen ve Meclis araştırması açılmasına
ilişkin hususlarla ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi
Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri
saygılarımla selamlıyorum.
Esasen, az önce de ifade edildiği üzere, 22’nci
Dönem Parlamentosunda da bu başlık adı altında bir Meclis
araştırma komisyonu kurulmuş ve bu komisyon, çalışmalarını bir
rapor hâline getirmiştir, fakat araştırma komisyonun raporu
Meclis Genel Kurulunda görüşülememiştir. Söz konusu bu rapor
incelendiğinde -özverili bir çalışma sergilendiği ve- birçok
soruna çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Hâl böyle olmasına
rağmen, konuya biraz daha stratejik bir anlayışla
yaklaşılamadığı sebebiyle Meclis Genel Kurulunda
görüşülememiştir. Bu sebeple, bu çalışmaların yeniden ele
alınması ve bu alanda belirlenen hedeflerin hangi kurum ve
kuruluşlar tarafından nasıl yerine getirileceğinin ve bunun için
yapılacak yasal düzenlemeler dâhil, alınacak önlemlerin tespit
edilmesi bakımından bir Meclis araştırması açılması grubumuz
açısından da fevkalade önemli görülmektedir.
Değerli milletvekilleri, ülkemiz, bulunduğu
coğrafi konum ve sahip olduğu Akdeniz iklimi özellikleri
nedeniyle, İspanya, İtalya, Tunus ve Yunanistan gibi diğer
Akdeniz ülkeleriyle birlikte, dünyanın önde gelen zeytin ve
zeytinyağı üreticilerindendir.
Ülkemiz, 1 milyon 260 bin ton civarındaki zeytin
üretimiyle dünya zeytin üretiminin yüzde 7,9’unu, 100 bin ton
civarındaki zeytinyağı üretimiyle dünya zeytinyağı üretiminin
yüzde 5’ini gerçekleştirmektedir.
Ülkemizde 109 milyon zeytin ağacı, 196 bin zeytin
üreticisi, 80 bin ton zeytin işleyen 1.100 zeytinyağı üretim
işletmesi bulunmaktadır.
Son yıllarda yeni zeytin fidanlarının dikimi ve
üreticinin zeytin üretimine özendirilmesiyle birlikte ağaç
sayımız artmıştır. Ağaç sayımızdaki artışa bağlı olarak üretimde
de artış meydana gelmiş, ülkemiz zeytinciliği büyük bir gelişim
içerisine girmiştir. Zeytinciliğimizin gelişiminin en önemli
göstergelerinden biri olan dökme formda yapılan ihracatımız
azalırken kutulu ihracatımızda artış olmuştur. Ülkemiz
zeytinyağı üretiminin yaklaşık yarısı ihraç edilmektedir. Avrupa
Birliği ülkelerine dökme formda ihraç ettiğimiz zeytinyağı bu
ülkelerde ambalajlanarak İtalyan ve İspanyol markaları altında
pazarlanmaktadır. Böylece, kendi yağımız, kendi markamıza rakip
olmaktadır. Ayrıca, zeytinyağından elde edilen gelir de daha
düşük olmaktadır.
Ambalaj şekillerine göre zeytinyağı ihracatımızın
dağılımına baktığımızda, 2006-2007 sezonunda toplam
ihracatımızın yüzde 36,5’ini ambalajlı zeytinyağları
oluşturmaktadır.
Değerli milletvekilleri, üretime ilişkin sorunlar
ve çözüm önerilerini şu şekilde sıralayabiliriz.
Sektörle ilgili istatistiki veriler güncel
değildir.
Rekolte tahmin çalışmaları uzmanların sadece
tecrübeleri ve gözlemlerine dayanarak yapılmaktadır.
Uzaktan algılama sistemleri kullanılarak bir
coğrafi bilgi sistemi ve güvenilir veri tabanı oluşturulmalıdır.
Başta ağaç sayısı olmak üzere sektördeki verilerin
güncelleştirilmesi gerekmektedir.
Ülkemizde yıllara göre ürün miktarı değişkenlik
göstermekte, yani “var yılı, yok yılı “özelliği şiddetli
yaşanmaktadır. Bunun etkisinin azaltılması için zeytin
çeşitlerinin ıslahının yapılması, sulama, ilaçlama ve gübreleme
ve bazı bakım işlemlerinin modernize edilmesi, bunun için zeytin
üreticisinin desteklenmesi sağlanmalıdır.
Üretimin artırılması, bu doğrultuda fidan
üretimine ağırlık verilmesi gerekmektedir. Ancak, üretimde doğru
yönlendirme önem taşımaktadır. Üreticiler en kolay Gemlik
fidanını bulabildikleri için birçok yere bu zeytin çeşidini
dikmektedirler. Oysa, mevcut zeytin çeşit ve tipleri
belirlenmeli, sertifikalandırılmalı ve genetik haritaları
çıkarılmalıdır. Fidan üretiminde bölgesel adaptasyon önemli
olup, coğrafi yöreyle özdeşleşmiş çeşitlerin diğer bölgelere
dikimi engellenmelidir. Her bölgenin yerli çeşitleri arasında
yüksek ürün ve ağaç özellikleri gösteren çeşitler seçilerek
ıslah çalışmaları yürütülmelidir.
Ülkemizin zeytin gen kaynaklarına sahip çıkılmalı
ve fidan ithalatı yasaklanmalıdır.
Gübreleme yetersizdir, tekniğine uygun
yapılmamaktadır. Analize dayalı gübrelemeyi teşvik edici
önlemler alınmalıdır. Üretim bölgelerine yakın olan ve
üreticilerin yaprak ve toprak analizlerinin kolaylıkla
yapılabileceği bölgesel laboratuvarların sayıları
artırılmalıdır. Bunun yanında kimyasal gübrelerin yüzde 18 olan
KDV oranının tarım ilaçlarında olduğu gibi düşürülmesi üretim
maliyetinin azalmasını sağlayacaktır.
Tüm tarımsal girdilerde üreticiye KDV iadesi
yapılmalıdır. 1 litre mazot ülkemizde 2,4 YTL, Yunanistan’da ise
1 YTL’dir.
İlaçlama yetersizdir ve tekniğine uygun
yapılmamaktadır. İlaçlanan alanlar genişletilmelidir, ancak
kullanılan ilaçlar çevreyle uyumlu olmalı, organik üretime engel
teşkil etmemelidir. Mevcut zeytincilik kanununda yer alan zeytin
zararlıları ile mücadelede kuruluşların etkin hâle gelmesi ve
işlevlerini eksiksiz yerine getirebilmeleri için kaynak
sağlanmalı, parasal anlamda destek verilmelidir.
Zeytinliklerin yüzde 92’si sulanmamaktadır. Atıl
vaziyetteki mevcut su kaynaklarından mutlak surette
yararlanılmalı, damlama sulama gibi modern sulama yöntemlerinin
kullanılması desteklenmelidir.
Toprak erozyonuna karşı teraslama çalışmaları
uzun zamandan beri ihmal edilmiştir. Ucuz ve uzun vadeli
kredilerle teşvik edilmelidir. İtalya ve İspanya’da ağaç başına
verim 45-50 kilogram, ülkemizde ise bu rakam 1/3’ü oranında
olmaktadır.
Kamu destekli bir program ile bölgelere ve zeytin
çeşitlerine göre uygun budama tipleri belirlenerek toplu ve tek
tip budama uygulamaları benimsetilmelidir. Yaşlı ağaçlar
kademeli olarak gençleştirilmelidir. Bu sayede ağaçlarımız
makineli hasada uygun hâle gelecek ve üretim maliyetinin
azalması yönünde olumlu sonuçlar oluşacaktır.
Firesiz ve hızlı zeytin toplama için mekanik
hasat özendirilmeli ve yardımcı malzemelerin temini ile
üretimini kolaylaştıracak önlemler alınmalıdır. Böylece,
dalından kopar kopmaz
fermente olmaya başlayan zeytinin kalitesinin düşmesi önlenmiş olacaktır.
Yeni oluşturulacak tesislerde sertifikalı fidan
kullanılması durumunda verilmesi kararlaştırılan 250 yeni Türk
lirası/dekar destek modelinin mevcut geleneksel zeytinliklerin
imar ve ihyasında da kullanılması gerekmektedir.
Zeytinyağı işletmelerinde oluşan atık zeytin kara
suyu, içerdiği organik kirlilik nedeniyle çevre kirlenmesine yol
açmaktadır. Kara sudan kaynaklanan sorunun çözülmesi için, üç
faz çalışan kontinü tesislerin iki faza dönüştürülmesi, ikinci
ekstraction ve kurutma üniteleri ilave edilmesi veya mevcut üç
faz tesislerden çıkan kara suyun arıtılacağı merkezî arıtma
sistemlerinin kurulması gerekmektedir. Ancak dönüşüm ve tesis
maliyeti konusunda sektörün desteklenmesi ihtiyacı vardır. Öte
yandan, kara su, içerdiği azot ve potasyum gibi bitki besin
maddeleri ve organik maddeler nedeniyle uygun işlemler sonucu
sıvı ve katı gübre olarak kullanılabilmektedir.
Kalite kayıplarının önlenmesi için zeytinyağı
depolama sistemlerindeki bozukluk giderilmeli, zeytinyağlarımız
azot korumalı paslanmaz çelik tanklarda korunmalıdır. Bunun için
modern stoklama tesislerine gereksinim vardır. Ülke genelinde
paslanmaz çelik tank kapasitesi düşüktür.
Dönüm başına uygulanan doğrudan gelir desteği
sistemi ağaç başına destekleme modeliyle ağaç başına destekleme
modeliyle düşünülmek suretiyle revize edilmelidir. Bu sayede
ülkemizde gerçek ağaç sayısının tespiti de kolaylaşabilir,
dönümlerce arazisi olup da az sayıda zeytin ağacı bulunanların
haksız desteklenmesi önlenmiş olur.
Mevcut Tarım Kanunu’na göre kurulan ürün
konseyleri fevkalade olumlu bir yaklaşımdır. Buna göre
çalışmalarını yürüten Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi birçok
sorunu gündeme getirmektedir, ancak bu ürün konseylerinin daha
etkin olabilmeleri açısından gelir kalemlerinin tekrar gözden
geçirilmesi gerekir.
Değerli milletvekilleri, pazarlamaya ilişkin
sorunlar ve çözüm önerilerini şu şekilde sıralayabiliriz:
Ülkemiz zeytinyağı ambalajlı ve markalı
ihracatının artırılması ve sürekli pazarların elde edilmesi
ancak Avrupa Birliği ülkeleriyle eşit koşullarda rekabet ile
mümkündür. Hâlen 15-20 bin ton civarında satılan markalı veya
ambalajlı zeytinyağı ihracatının artırılması için teşvikler
geliştirilmeli, “Türk zeytinyağı” imajı oluşturulmasına yönelik
tanıtım çalışmaları desteklenmelidir.
Ülkemiz zeytinyağı tüketimi düşüktür. Hemen hemen
üretim bölgelerindeki alışkanlık ile sınırlı bir hâle gelmiştir.
Son yıllarda tüketimin artırılmasına yönelik girişimler
sonucunda zeytinyağı tüketiminde artış eğilimi bulunduğu
görülmektedir. Ancak bu artış, zeytinyağı tüketim sorununun
çözüldüğü anlamına gelmemektedir. Zeytinyağı kullanma
alışkanlığı olmayan tüketici kesimin fiyat hareketleri
karşısında zeytinyağından vazgeçmesi kolay olmaktadır.
Zeytinyağının önde gelen sorunlarından birisi de
tağşiştir. Bu nedenle, piyasa düzenli olarak takip edilerek
tağşişli yağ üretim ve satışı engellenmelidir, tağşişli yağla
ilgili kamu denetimleri artırılarak etkin hâle getirilmelidir.
Tüm standartlarda “zeytinyağı başka bir yağ ile
karıştırılamaz” ibaresi yer almalıdır. Zeytinyağının sağlığa
yararları bilimsel olarak ortaya konmuş durumdadır. Özellikle
kalp ve damar hastalıklarına iyi gelmesi nedeniyle tüketimin
teşvik edilmesi, bu hastalıklar için devlet ve bireylerce
yapılan sağlık harcamalarının azalmasına yol açacaktır.
Tarımda ayakta kalabilen ve gelecekte daha da
yükselecek yegâne ürün olan zeytinyağının tanıtımına,
tüketiminin arttırılmasına, iç ve dış pazarın geliştirilmesine
yönelik olarak kamu destekli çalışma grubu oluşturulmalıdır.
Avrupa Birliği, yaptığı anlaşmalarla, Cezayir,
Tunus, Fas ve Lübnan’a zeytinyağı konusunda önemli imtiyazlar
tanımıştır. Örneğin, Tunus’a yıllık 56 bin tonluk, diğer
ülkelere de 8 bin tonluk gümrük vergisinden muaf bir kota
açıldığı görülmektedir. Benzeri bir uygulamanın Suriye ile
Avrupa Akdeniz Anlaşması çerçevesinde yapılması için çalışıldığı
bilinmektedir. Türkiye’nin de Avrupa Birliğine gümrüksüz
zeytinyağı ihracatı yapabilmesi için, hiç değilse, diğer
ülkelere tanınan imtiyazlardan yararlanması büyük önem
taşımaktadır. Hâlihazırda, 2005/3 sayılı Para Kredi Koordinasyon
Kurulu altında 5 kilograma kadar olan ambalajlarda ihraç edilen
zeytinyağları için 150 dolar/ton, 1 kilograma kadar olan
ambalajlarda ve “Türkiye üretimidir” ibareli zeytinyağları için
300 dolar/ton ihracat iadesi verilmektedir. İhracatta
hâlihazırda ton başına 750 dolar vergi ödenmektedir. Oysa,
zeytinyağı sanayi ürünü olarak kabul edilirse haksız
vergilendirme engellenmiş olacaktır. Yine, 2003’e 3 sayılı Türk
Ürünlerinin Yurtdışında Markalaşması Ve Türk Malı İmajının
Yerleştirilmesine Yönelik Faaliyetlerin Desteklenmesi Hakkında
Tebliğ, yurt dışında çalışmalar yapan firmaları daha etkin
olarak destekleyecek şekilde düzenlenmelidir.
Zeytinyağının İspanya ve İtalya’da olduğu gibi
başka sıvı yağlarla karışık olarak “zeytinyağı” adıyla satılması
yasaklanmalıdır. Zira zeytinyağı fiyatı bitkisel yağ fiyatının 5
katıdır. Karıştırılıp satılması hem standartlara aykırı, hileli
bir durumdur hem de ekonomik açıdan haksız rekabete yol açacak
piyasa dengelerini bozmaktadır.
Stratejik bir ürün olması nedeniyle zeytinyağının
“prim sistemi” veya başka bir ad altında desteklenmesine devam
edilmelidir. Prim miktarı, Avrupa Birliğinde olduğu gibi,
zeytinyağı ve sofralık zeytin için verilmelidir. Avrupa
Birliğinde uygulanan prim miktarı kilogramda 1,32 eurodur.
Ülkemizde prim sistemi telafi edici anlamda kullanılmakta, oysa
asıl işlevinin planlayıcı ve üretimi artırıcı olması gerektiği
unutulmamalıdır. Prim miktarı üretici tarafından önceden
bilinmeli ve süreklilik arz etmelidir. Kayıtlı ekonomiye geçişi
sağlayarak kaynağını kendi içinden yaratan prim hazineye ilave
yük olarak görülmemeli, yeterli miktarda olmalı ve zamanında
ödenmelidir.
Değerli milletvekilleri, zeytinciliğin gelişim
içerisinde olduğu ülkemizde, iç piyasa fiyatlarının yüksek
olduğu gerekçesiyle zeytin ve zeytinyağı ithalat talepleri doğru
yaklaşımlar değildir. Nitekim, önemli üretici ülkelerden biri
olan İtalya’da sızma zeytinyağının üretici satış fiyatı 6,2 YTL,
İspanya’da 4,7 YTL iken, ülkemizde birinci kalite zeytinyağının
üretici satış fiyatı ortalama 4 ilâ 5 YTL seviyelerindedir.
Dolayısıyla, ülkemiz fiyatları hiç de yüksek değildir ve üstelik
Avrupa Birliği üreticilerine ödediği destek tutarının kilogram
başına 2,3 yeni Türk lirasına denk geldiğini de ayrıca ifade
etmemiz gerekir.
Türkiye’nin, üreticilere kilogram başına verdiği
11 kuruşluk destek ile Avrupa Birliği ülkeleriyle rekabet etmesi
çok zordur. Bunun için yapılması gerekenler çok açık ve nettir.
Türkiye’nin geldiği zeytin ve zeytinyağı seviyesinin daha ileri
bir yere gitmesi, sektörün rekabet edilebilir bir yapıya
kavuşturulması bakımından önemlidir. Bunun için üreticiler
mutlaka desteklenmelidir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dünyada
giderek artan nüfus artışına paralel olarak gıda maddeleri
tüketimi de artmaktadır. İnsan beslenmesinde önemli yer tutan
bitkisel yağların tüketiminin giderek artması, bu yağların
üretimine ham madde sağlayan yağ bitkilerinin önemini ortaya
çıkarmaktadır.
Ülkemizde tarımı yapılan yağlı tohumlar,
ayçiçeği, çiğit, susam, kolza, soya, yer fıstığı, haşhaştır.
Ülkemizde gıda olarak tüketilen bitkisel yağların yüzde 48,4’ü
ayçiçeğinden, yüzde 33,6’sı çiğitten, yüzde 18’i de zeytin ve
diğer yağ bitkilerinden elde edilmektedir.
Ülkemizde bitkisel yağ sektörü 4 milyon ton tohum
işleme, 1,5 milyon ton rafine üretim, 900 bin ton margarin
üretim kapasitesini haizdir. Bu işin parasal hacmi ise 2 milyar
dolardır.
Türkiye’de kişi başına yıllık bitkisel yağ
tüketimi 14 ila 16 kilogramdır. Avrupa normlarında ise yaklaşık
24 kilogram yağ tüketilmekte olup yetişkin bir insanın dengeli
bir beslenmede alması gereken yağ miktarının yılda 19-24
kilogram olduğu bilinmektedir.
Bölgeler itibarıyla farklı iklim özelliklerine
sahip olan ülkemizde palm ve Hindistan cevizi hariç yağlı
tohumlu bitkilerin tamamı başarıyla yetiştirilebildiği hâlde,
ayçiçeği ekim alanlarımız yıllar boyunca 500-600 bin hektar
düzeyinde kalmıştır. Ayçiçeği ekiliş alanlarının belirli bir
seviyeyi korumasına karşılık üretimdeki belli miktardaki
yükselişler verimdeki artışa bağlı gerçekleştirilmiştir.
Yıllardır her platformda konu edilen, ancak bir
türlü istenen artış sağlanamayan yağlı tohum üretimindeki bu
yetersizliğin sebepleri, genel olarak tarımın genel sorunları
yanında uzun yıllardır yağlı tohumların korunmasının diğer tarla
bitkilerinin yanında çok düşük kalması, üreticiye gelir
üstünlüğü kazandıracak iyi bir fiyat verilememesi, prim
ödemelerinin düşük ve geç yapılmasıdır. Ayrıca, ekonomide
gelişmelere paralel olarak döviz kurundaki değişimler ve dünya
fiyatlarıyla yaşanan rekabet de üreticinin ayçiçeği ekiminden
vazgeçmesi için önemli bir etken olmuştur.
Bu durumda, gümrük vergileri ve destekleme
primleri yağlı tohum üretimini etkileyen en önemli etkenler
olarak görülmekte olup, alternatif yağlı tohum üretimlerinin
desteklenmesi de ülkemiz bitkisel yağ açığının farklı
kaynaklardan giderilmesi için gereklidir.
Ülkemiz için özel önem arz eden ürünlerin
-ayçiçeği, soya ve kanola- yurt içi tüketimini karşılayacak ve
ihracat durumuna gelecek düzeyde üretimi gerçekleşene kadar
dünya piyasasına karşı özel koruma önlemleri -gümrük vergileri,
tarife kontenjanları gibi- ile mutlaka korunması, üretici
maliyetleri düşürücü tedbirler alınması, destekleme priminin
ekimden önce açıklanarak zamanında ödenmesi ve girdi
kullanımlarının desteklenmesinin sürdürülmesiyle dünya
fiyatlarıyla entegrasyonunun sağlanması gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, tahıl ve yağlı tohumlar
olmak üzere tüm tarımsal ürünlerin, geldiğimiz noktada yalnızca
canlıların gıda maddesi olarak değil, yakıt olma özelliğinin
keşfiyle endüstrinin ve dolayısıyla enerji sektörünün ilgi
alanına girdiğini görüyoruz. Bu durum, ülkemizde tarımın tüm
geleneklerini yıkarak değişeceği ve yeni bir anlayışla tarımın
yeniden değerlendirileceğini ortaya koymaktadır.
Dünyada büyük bir değişim, dönüşüm yaşanmaktadır.
Fosil yakıtlar ve küresel ısınma dünyayı ağır sorunlarla karşı
karşıya bırakırken, iklim değişiklikleri, açlık ve işsizlik,
göçlerle kitlesel sığınmalara da yol açmaktadır. Bu konunun
ülkemizde yükü galiba en çok enerji bitkilerine düşmekte ve
düşmeye devam edecektir gibi görülmektedir.
Değerli milletvekilleri, küresel ısınma ve
akabinde iklim değişiklikleri gündeme geldiğinden itibaren tarım
terminolojisinde yenilenebilir, biyoyakıt, biyodizel,
biyoetanol, biyogaz, biyoselüloz gibi yeni ifadeler; su arzı,
ekoloji, sera gazları kavramları ve ekolojik ekonomi gibi
konular kendini daha çok göstermeye başlamıştır. Hatta bunları
dünya çapında içeren protokoller dahi imzalanmaktadır. Demek ki,
dünyamız, küresel ısınmaya bağlı olarak ciddi tehlikelerle karşı
karşıya bulunmakta ve çok dikkat edilirse, çözüm, en çok fosil
yakıtların etkisiyle yükselen sera gazlarının düşürülmesinde
yenilenebilir enerji ve dolayısıyla tarım sektöründe
aranmaktadır. Buna bağlı olarak bütün dünya ülkeleri, tarıma
yeni anlamlar ve misyonlar yüklemekte, ciddi bir güç kaynağı
olarakyeniden yorumlanmaktadır. Böylece de tarım potansiyelini
azami derecede kullanma yoluna gitmekte ve özellikle de
yenilenebilir enerjide yerli kaynaklara yönelmektedir.
Değerli milletvekilleri, bütün bu ifadelerimizin
sonunda, zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel yağların
üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması
gerektiğini belirtiyor, bir kez daha sizleri saygılarımla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uslu.
Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Önerge sahipleri adına bir konuşmacı, Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman.
Sayın Büyükataman, buyurun. (MHP sıralarından
alkışlar)
İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel
yağların üretimindeki sorunlar ve çözüm yollarını belirlemek
amacıyla vermiş olduğumuz araştırma önergesiyle ilgili söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Tarihi günümüzden sekiz bin yıl öncesine dayanan
zeytin, birçok efsanenin de kaynağı olmuştur. Nuh Peygamber’den
Antik Yunan’a, Mısırlılardan Romalılara kadar tarihin her
aşamasında zeytin ağacından ve zeytinyağının yararlarından söz
edilmektedir. Zeytin ağacı aynı zamanda Kur’an-ı Kerim, Tevrat
ve İncil gibi kutsal kitaplarda da yer almaktadır. Dünyada
yaklaşık 10 milyon hektar alanda 900 milyon kadar zeytin ağacı
bulunmaktadır. Dünyadaki zeytin ağacı varlığının yüzde 98’i
Akdeniz çanağında yer alan ülkelerde toplanmıştır. Türkiye,
Akdeniz iklim özelliklerini taşıması nedeniyle dünyanın önemli
zeytin ve zeytinyağı üreticisi ülkeleri arasında yer almaktadır.
Diğer yandan, dünyada sağlıklı ve dengeli beslenme
alışkanlıklarına duyulan ilginin artması, insanların zeytin ve
zeytinyağı tüketimine yönelmesini de beraberinde getirmiş, buna
paralel olarak dünyada zeytin ve zeytinyağı tüketimi hızla
artmıştır. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de
yağlı tohumlar önemli ürünler kapsamında değerlendirilmelidir.
Sayın milletvekilleri, bütün ülkelerin
ekonomilerinde tarımın özel bir yeri ve önemi vardır. Tarım
sektörüne ve dolayısıyla ülke ekonomisine katkısı açısından
ciddi bir öneme sahip olan tarımsal ürünlerden birisi de
zeytindir. Zeytin gibi bazı tarımsal ürünler ancak işlenerek
tüketime sunulabilmekte ve daha çok katma değer sağlayarak
ekonomik kalkınmaya yardımcı olmaktadır. Zeytinin ekonomiye olan
diğer bir katkısı da, ham dane olarak tüketilmediği için,
işlenerek sofralık zeytin ve zeytinyağı gibi farklı sektörlere
ham madde kaynağı oluşturmasıdır.
İnsan sağlığı açısından da zeytin ve zeytinyağı
büyük önem taşımaktadır. Zeytin ve zeytinyağının kalp ve damar
hastalıklarının oluşmamasında, sindirim sistemi, sinir sistemi
ve kemik gelişiminde olumlu etkiler sağladığı bilinmektedir.
Zeytinyağının çok tüketildiği Akdeniz ülkelerinde mide ve
bağırsak kanserinin diğer bölgelere göre daha az ortaya çıktığı
bilinmektedir.
Zeytin, Türkiye ekonomisinde yer alan en önemli
on tarım ürünü içerisinde yer almaktadır. Ülkemiz, dünya zeytin
üretiminin yüzde 8,48’ini, zeytinyağı üretiminin yüzde 5’ini,
sofralık zeytin üretiminin ise yüzde 11,2’sini
gerçekleştirmektedir. Türkiye, dünya zeytin üretiminde 4’üncü,
sofralık zeytin üretiminde 2’nci ve zeytinyağı üretiminde de
5’inci sırada olmasına rağmen, dünya tüketiminde yüzde 2,8 ile
tüketici ülkeler arasında en son sıralarda yer almaktadır. Kişi
başına zeytinyağı tüketimi Yunanistan’da 21 kilogram, İspanya’da
12 kilogram, İtalya ve Tunus’ta 9 kilogram iken Türkiye’de 1
kilogram civarındadır.
Bunun nedenleri arasında, diğer bitkisel yağlara
göre zeytinyağındaki fiyat yüksekliği ve özellikle zeytin
üretimi yapılan bölgeler dışındaki halkın bu yağı tüketme
alışkanlığının olmamasıdır.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri;
Türkiye’de 1,3 ila 1,4 milyon ton dolaylarında olan toplam
bitkisel yağ tüketiminin yüzde 80’ini ayçiçek yağı oluşturmakta,
bunu zeytinyağı, mısır yağı ve pamuk yağı izlemektedir.
Ülkemizde yağlı tohumlu bitkilerin üretiminin yetersizliğinden
dolayı bitkisel yağ ihtiyacının önemli bir kısmı ithalat yoluyla
karşılanmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda ülkemiz ihtiyacı olan
yağlı tohumlar, bitkisel ham yağlar ve küspelerin büyük bir
kısmını ithalat yoluyla karşılamıştır.
Bitkisel yağ üretiminde ülkemizde açığın
kapatılması ve dünya pazarında sağlam bir yer edinebilmesi,
yağlı tohumlu bitkilerin ekim alanlarının artırılması ve
üreticinin, çiftçinin teşvik edilmesiyle mümkün olacaktır.
Bunun yanı sıra ülkemizde sulama ve su kaynakları
da yetersiz kalmaktadır. Özellikle, zeytinyağı, ayçiçek yağı,
soya yağı ve kanola yağı bitkisel yağ üretiminin artırılması
konusundaki en önemli kaynaklar olarak kabul edilmektedir.
Bitkisel yağ üretim kapasitesinin artırılması,
hem döviz kaybının önlenmesi hem de barındırılan potansiyelden
yararlanılarak ihracat gelirlerinin artırılması bakımından önem
taşımaktadır. Ayçiçek yağının 400-450 bin tonluk bölümü
ülkemizde üretilirken, geri kalan yaklaşık 400 bin tonluk
ihtiyaç ise ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Bununla birlikte,
son on beş yılda, ayçiçeğinde ekim alanları ve üretim miktarında
yüzde 50 civarında azalma görülmektedir.
Önemli tarımsal ihraç ürünlerimizden zeytin ve
zeytinyağı, ülkemizin Avrupa Birliği tarım sektörü içinde
rekabet edebileceği ürünlerdendir. Ülkemiz zeytinciliğindeki
yapısal gücün artırılması ve Avrupa Birliği ortak tarım
politikası içerisindeki zeytinyağı ve sofralık zeytin ortak
piyasa örgütlenmesine uyumun sağlanması açısından bu ürünlerdeki
sorunların çözüme kavuşturulması son derece önemlidir.
Ülkemizde ürün alınan zeytin ağaç sayısında her
yıl artış olmasına rağmen, zeytin üretim miktarında yıldan yıla
farklılıklar yaşanmaktadır. Zeytin üretimindeki bu olumsuzluk,
zeytinyağı üretimine de yansımaktadır. Sağlık açısından son
derece faydalı olan zeytinyağının, diğer üretilen yağlarla
rekabet ortamı bulunmamaktadır. Bu nedenle de zeytinyağı sektörü
ekonomimizde hak ettiği yere ulaşamamıştır. Zeytinyağı
üretiminde kilo başına ödenen prim, rekabet açısından son derece
yetersiz durumda olup, ödenen prim miktarının Avrupa Birliği
ülkeleri seviyesine çıkarılması gerekmektedir.
Saygıdeğer milletvekilleri, zeytinin üretim ve
tüketimindeki sorunların dışında diğer bir husus, özellikle
Akdeniz, Ege ve Marmara kıyılarında yer alan zeytinliklerin rant
kurbanı olmasıdır. Bu alanlar iskâna açılmış veya otel ve motele
dönüştürülmüştür. Üreticilerin kooperatifleşerek veya
şirketleşerek, hem girdilerini azaltması hem de doğrudan
tüketiciye ulaşması gerekmektedir. Aksi hâlde, üretici ile
tüketici arasındaki aracılar, kârlarından vazgeçmeyeceğinden
zeytin üretimi ve buna bağlı olarak zeytinyağı üretimi gittikçe
azalacaktır.
Birçok gelişmiş ülkede üniversiteler ve araştırma
kuruluşları üretici birliklerinin sorunlarını gidermek veya yeni
teknolojiler üretmek amacıyla yapılan projelerle ayakta
durmaktadır. Oysa, ülkemizde üreticiler kendi sorunlarıyla
kendileri uğraşmak mecburiyetinde bırakılmaktadırlar. Ülkemizde
zeytincilik giderek yok olurken, birçok ülke, zeytinciliğinin
gelişmesi için çok büyük teşvikler vermektedir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, dünyanın önde
gelen zeytin ve zeytinyağı üreticisi ülkeler arasında yer
almasına ve son yıllarda zeytinyağı üretiminde artışlar
kaydetmesine rağmen, zeytinin doğasından ileri gelen üretimdeki
bir yıl az, bir yıl çok olma etkisini hâlen azaltabilmiş
değildir. Hâlbuki, zeytinciliği gelişmiş ülkelerin çoğunda bu
durum en düşük düzeye indirilmiştir. Yani, bu ülkeler her yıl
birbirine yakın ürün alabilmektedirler.
Yine ülkemizde zeytinyağı üretiminde belli
mesafeler alınmış, ancak tüketimde hâlen istenen seviye
yakalanamamıştır. Kısa vadede ihracatın fazla artırılamayacağı
dikkate alındığında, yurt içi talebin artırılması gerekmektedir.
Zeytinyağı üretiminde yetiştiricilikten işlemeye
ve pazarlamaya kadar karşılaşılan çok büyük sorunlar vardır.
Mevcut ağaçlarımızın büyük çoğunluğunun meyilli alanlarda
olmasının ve buna bağlı olarak yetiştiricilikte karşılaşılan
sorunların, yani kültürel işlemlerdeki eksikliklerin zeytinyağı
verim ve kalitesine etkisi büyük önem taşımaktadır.
Ülkemizde yaklaşık 500 bin aile geçimlerini
zeytincilikten sağlamaktadır. İzmir, Muğla, Balıkesir, Bursa,
Manisa, Çanakkale, Tekirdağ, Hatay illerimiz önemli zeytin
üreticisi illerimizdir.
Zeytin üretiminde kısa ve orta vadede üretimi
güçlendirici çözümlere ihtiyaç vardır. Özellikle Gemlik tipi
zeytinin yurt dışına ihracatında pratik ve kalıcı çözümler
bulunmalıdır. Bu bölgeden dışarıya götürülen fidanlardan elde
edilen zeytinler ve bölgeye başka bölgelerden getirilen
zeytinler “Gemlik tipi zeytin” adı altında piyasaya
sürülmektedir. Bu durum Gemlik’te üretilen zeytin kalitesine
büyük zarar vermektedir. Bir an önce bunun önüne geçilmesi için
Gemlik, İznik, Orhangazi ve Mudanya çevresinde üretilen Gemlik
tipi zeytinin koruma ve kontrol altına alınması gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Büyükataman, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
İSMET BÜYÜKATAMAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
2007 yılında ülkemizin birçok bölgesinde olduğu
gibi, Bursa ilimizde de, zeytin tarımıyla uğraşan çiftçilerimiz
kuraklık sebebiyle zarara uğramıştır. Bu zarar, üretim, istihdam
ve ihracatı olumsuz yönde etkilemiştir. Bursa ilimizde 9 milyona
yakın zeytin ağacı bulunmaktadır. Bu üründen yaklaşık 100.500
ton civarında üretim yapılmaktadır. Kuraklık, ülkemizin her
yerinde olduğu gibi, Bursa ilimizde de, yapılmakta olan zeytin
üretiminde zarara yol açmıştır. Özellikle zeytin
yetiştiriciliğinin yoğun bir şekilde yapıldığı Gemlik,
Orhangazi, Mudanya ve İznik ilçelerimizde ürün miktar ve
kalitesinde azalmalar görülmüştür.
Bahsettiğim bu sorunların aşılması ve konunun
mutlaka belli bir programa oturtulması gerekmektedir. Aksi
takdirde, diğer ülke sorunlarında olduğu gibi, zeytin ve
zeytinyağı ile diğer bitkisel yağların üretimindeki sorunlar da
içinden çıkılmaz hâl alacaktır.
Bütün bu sorunların araştırılması ve çözüm
yollarının belirlenmesi amacıyla verdiğimiz bu araştırma
önergesine katkılarınızı bekliyoruz ve yüce heyetinizi bu
vesileyle saygıyla selamlıyoruz.
Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Büyükataman.
Önerge sahipleri adına İsmail Bilen, Manisa
Milletvekili.
Sayın Bilen, buyurun efendim. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
İSMAİL BİLEN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemiz zeytin ve zeytinyağı üretiminde
üreticilerimizin karşılaştığı sorunların araştırılarak alınması
gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98’inci
maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’müzün 104 ve
105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için
vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz alan
konuşmacı arkadaşımızla birlikte, geçen dönemde (22’nci
Dönem’de) kurulan araştırma komisyonunun üyeleriydik. “Bu
komisyon kuruldu da ne oldu, komisyonun yaptığı çalışmalar tozlu
raflarda bekliyor” ifadesine katılmıyorum. Komisyonumuzun
yaptığı çalışmalar faydalı, yararlı ve verimli olmuştur.
Ülkemizin doğusundan güneyine, kuzeyinden Akdeniz sahillerine
varıncaya kadar birçok şehrimizi arkadaşlarımızla birlikte
dolaştık, gerek müstahsille (üreticilerle) gerekse sektörde
çalışanlarla, ihracatçılarımızla, sektörün ve mahsulün
sorunlarını konuştuk. Bunun üzerine de çok ciddi, hakikaten
belki doktora tezlerine konu olabilecek bir rapor yayımladık,
ancak seçimin biraz erkene alınması, bu raporumuzun,
komisyonumuzun çalışmasının Genel Kurulumuzda
değerlendirilmesine fırsat, zemin ve imkân vermediği için,
sonuçları tartışma, Genel Kurulda konuşma imkânı, fırsatı
bulamadık, fakat burada sorunları ana başlıklar altında saydık,
tespit ettik ve buradan Hükûmetimize de tavsiyelerde bulunduk,
Bakanlığımız da inanıyorum ki bu raporumuzun sonuçlarından ve
yayımladığımız bu rapordan ciddi istifadelerde bulundu.
Bununla birlikte, Türkiye’deki zeytin ağacı
sayısı zannediyorum 2’ye katlandı. Yine, Tarım Bakanlığımız,
daha önceden olmayan desteklemeleri devreye sokarak zeytinde
dekar başına 250 milyon liralık desteklemeyi getirdi. Gemlik
çeşidindeki düşüşün veya destekleme prim düşüşünün -belki yanlış
anladım bilmiyorum- telaffuz edilmesi, düşüşün yanlış olduğu
ifadesi doğru değildir. Çünkü komisyonumuzun gittiği, araştırma
yaptığı birçok vilayette gördük ki, yörenin iklimine, toprağına
uygun olmayan bu çeşidin ekilmesi, maalesef, hem ürünün
kalitesini hem de verimliliğini düşürmekteydi. Dolayısıyla,
Tarım Bakanlığının almış olduğu bu isabetli kararı tenkit etmek
de kanaatimce yanlış olmuştur.
Zeytincilikte genel sorunlardan bir tanesi de ar-ge
çalışmasının yetersiz oluşuydu. En önemli sorunlardan belki bir
tanesi de zeytin ve zeytinyağında pazarlama ve tanıtım
sorunuydu. Pazarlama ve tanıtımda, maalesef, yurt içinde olduğu
gibi yurt dışında da zeytini ve zeytinyağını tanıtma imkânı,
fırsatı bulamamıştık.
Yine, o komisyonumuzun çalışma sonuçlarının bir
tanesi de Uluslararası Zeytin Birliği -Hükûmetimizden önce,
22’nci Dönem Hükûmetinden veya Parlamentosundan önce-
üyeliğinden çıkılmış olmasına rağmen, o çalışma sonucunda,
Hükûmetimiz, AK Parti İktidarı döneminde Uluslararası Zeytin
Birliğine de müracaat etmiş ve bu müracaat da
sonuçlandırılmıştır. Bu, uluslararası arenada da Türkiye'nin
elini aynı zamanda güçlendirmiştir.
Yine, bu sorunlardan bir tanesi, ürün ihtisas
borsalarının olmayışı ya da zeytin ve zeytinyağı ihtisas
organize sanayi bölgelerinin kurulamayışıydı. Bu hususta da,
raporumuzda çok ciddi sonuçları, hem müstahsillerle hem de
ihracatçılarla, tüccarlarla paylaşma imkânı bulduk. Sofralık
zeytinde, özellikle zeytin çeşitlerindeki yetersizliğimiz de
sorunlarımızdan bir tanesiydi. Yine, sürdürülebilir üretim ve
depolama sorunu bir başka sorundu önümüzde duran. Yine, prim
olmayışı bir başka sorundu.
Bu raporun sonuçlarından elde edilen uygulamalar
müstahsilimizin elini güçlendirmiş, Türkiye’deki zeytin ağacı
sayısının 2’ye katlanmasını sağlamış, aynı zamanda da butik
zeytinyağı ihracatının teşvikini getirmiştir. Dolayısıyla,
eskiden tanklarla yapılan zeytinyağı ihracatı bu şekilde daha da
azalmış, hatta hatta, neredeyse imkânsız hâle gelmiştir.
Yine, zeytin ağaç ve alan varlığının
artırılmasına yönelik olarak, devletin hüküm ve tasarrufu
altındaki alanların, arazilerin de zeytinlik yetiştirmek
isteyenlere tahsisi amacıyla Hükûmet tarafından ve Bakanlığımız
tarafından da ayrıca bir çalışma başlatılmıştır.
4086 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde zeytinlik
sahaların daraltılamayacağı hükmü esas alınmıştır. Zeytin
alanlarının korunmasını amaçlayan bu Kanun’un etkin
uygulanmasına gerekli hassasiyetin gösterilmesi yine komisyon
raporuyla tavsiye edilmiştir.
“Zeytin ağaçlandırmasının modern ve organik
tekniklere uygun olarak planlanması, fidan seçiminin bölgedeki
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkililerince bölgenin iklim ve
çevresel koşulları dikkate alınarak fidan dikiminin yapılmasının
sağlanması temin edilerek, Orman Kanunu’nun 1’inci maddesinde
orman sınırları içerisinde kalan delicelerin ağaçlandırma ve
imar, ihya amacıyla, başta köy tüzel kişilikleri ve yöre halkına
olmak üzere, diğer gerçek ve tüzel kişilere tahsis edilir.”
şeklinde bir ifadenin yer alması Hükûmete, Tarım Bakanlığına ve
Orman Bakanlığına tavsiye edilmiştir.
“Ekseriyeti delicelerle kaplı, ekolojik ve
ekonomik olarak kültür zeytin yetiştirmesine müsait olan bozuk
orman alanlarındaki deliceler, imar ve ihya çalışmaları
yapılarak zeytinlik alan olarak değerlendirilmeli ve bu
çalışmanın Orman Bakanlığı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
tarafından müştereken yapılması için gerekli yasal düzenlemeler
gerçekleştirilmelidir.” tavsiyesi hayata geçirilmiştir.
Zeytin ağacının genetik yapısı, ülkemizde
maalesef hâlen oluşturulmuş değil, bu nedenle varyasyon oldukça
fazla, bütün konuşmacı arkadaşlarımız da bunlara değindi. Ben
konunun tekrarına da girmek istemiyorum ancak bu hususta da her
bölgenin yerli çeşitleri arasında yüksek verimlilik ve kalite
gösteren ağaçlar seçilerek ıslah çalışmalarının sürdürülmesi
komisyonumuzca tavsiye edilmiş ve Tarım Bakanlığı tarafından da
bu nedenle, Gemlik çeşidindeki destekleme 250 milyondan 45
milyona indirilmiştir.
Fidan üretimindeki çeşit ve anaç sorunu da ayrı
bir sorun olarak zeytin ve zeytinyağında karşımıza gelmiştir.
Burada da “Özellikle zeytin fidanı üretimi genel olarak
vegetatif yöntemlerden çelik ve aşı ile olmaktadır ancak daha
ekonomik ve kolay olan çelikle çoğaltma yöntemi ile köklenmesi
kolay olan çeşitlerden en fazla üretilip satılması, özellikle
Tarım Bakanlığı veya resmî kurumlarca tavsiye edilmemelidir.”
denmiştir ve bu da hayata geçirilmiştir.
Yani ben, özet olarak toparlayacak olursam, Sayın
Hocam gibi düşünmüyorum, çalışmalarımızın da sonuçlarının da
verimli olduğunu, faydalı olduğunu, yol gösterici olduğunu ve
Tarım Bakanlığı tarafından, Hükûmetimiz tarafından da dikkate
alındığını ve bu nedenle çeşitli desteklemelerin devreye
sokulduğunu özellikle belirtmek istiyorum.
Yine, grubumuz adına konuşan Ahmet Öztürk
arkadaşımın da ifade ettiği gibi, köy bazlı kırsal destekleme
projesiyle de özellikle birlik ve kooperatiflerin
desteklenmediği yönündeki eleştirilerinin de haksız olduğunu,
birlik ve kooperatiflerin yüzde 75 hibe destekli kredilerden
istifade ettirildiğini ve AK Parti Hükûmeti öncesinde böyle bir
desteklemenin de olmadığını, bunun AK Parti Hükûmetiyle
birlikte, özellikle, müstahsile, kooperatiflere ve birliklere
destekleme mahiyetinde bu primlerin, bu desteklemelerin hibe
desteklemelerin yapıldığını belirtmek istiyorum.
Tabii, raporumuzun sonucu okunmadı demiştim,
inşallah yüce heyetiniz tarafından kabul edilecek ve yeni
kurulacak komisyon tarafından alınacak ve önerilecek tedbirlerin
İktidarımızca da dikkate alınacağını, bakanlıklar nezdinde de
olumlu sonuçlar doğuracağını ve bu sonuçların da müstahsilimize,
bu sektörde çalışanlara, ithalatında ve ihracatında ülkeye katma
değer kazandıranlara hayırlara vesile olmasını diliyor,
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilen.
Önerge sahipleri adına Bursa Milletvekili Sayın
Kemal Demirel.
Buyurunuz efendim.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, yine…
BAŞKAN – Sayın Ergin, bir şey yok.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Hayır hayır, istirham
ederim.
BAŞKAN – Efendim “Hocamın görüşüne katılmıyorum.”
dedi, bu gayet doğal, görüşe katılmak mecburiyeti yok.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, bir dakika…
Ben, maruzatımı ifade edeyim…
BAŞKAN – O zaman, kimsenin hiçbir görüşte
bulunmaması lazım.
GÜROL ERGİN (Muğla) – …Genel Kurul ve siz
dinleyin.
BAŞKAN - Sayın Demirel, buyurun efendim.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Burada mı konuşayım, oraya
mı geleyim?
BAŞKAN – Yok, hiç konuşmayacaksınız Hocam.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Niye konuşmayayım?
BAŞKAN – Evet, Sayın Demirel, buyurun efendim.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Konuşma hakkım yok mu?
Benim söylemediğim şeyler, bana atfen ifade ediliyor. Ondan
sonra ben niye konuşmayayım? Konuşma hakkım var benim.
BAŞKAN – Hayır efendim. Sayın Ergin, istirham
ediyorum. Bakınız, biraz önce, iki dakikalık süre verdim.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Ama, Sayın Başkan, ben…
BAŞKAN – Hayır, böyle bir şey yok, ben dinledim
yani herhangi bir kimse, diğerine…
GÜROL ERGİN (Muğla) – Ama, benim söylemediğim
şeyler, bana atfen, bana ithaf edilerek söylemişim gibi ifade
ediliyor.
BAŞKAN – Sayın Demirel, buyurur musunuz efendim.
Buyurun efendim, lütfen…
GÜROL ERGİN (Muğla) – Rica ediyorum Sayın Başkan,
olur mu öyle şey!
BAŞKAN – Hayır, ben, Sayın Demirel’i kürsüye
çağırıyorum.
Buyurun efendim.
Sayın Demirel, konuşmayacaksanız, ona göre işlem
yapayım.
Buyurun efendim.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, şunu
söylüyorum: Ben “Gemlik zeytinine verilen desteğin azaltılması
yanlıştır.” demedim. Yalnızca “Bizim çalışmalarımızdaki bir tek
husus dikkate alınmıştır.” dedim…
BAŞKAN – Sayın Demirel, buyurun efendim.
GÜROL ERGİN (Muğla) – …o da Gemlik zeytinine
verilen desteğin azaltılmasıdır.
BAŞKAN – Sayın Ergin, buyurun.
Sayın Demirel, buyurun efendim, lütfen.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Ben, bir tek şey
söyleyeceğim: Hiç kimse, yanlış anladığı konu üzerine bir şeyler
bina edip burada konuşmasın.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Buyurun Sayın Demirel.
KEMAL DEMİREL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel
yağların üretimindeki sorunların araştırılarak altyapı ve
işletmeciliğinin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla, Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 104 ve
105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasına
ilişkin olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi en içten sevgi ve
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, benden evvel konuşan
milletvekillerimiz, zeytinin ve zeytinyağının -ve bitkisel
yağlarla ilgili konularda- sağlıkla ilgili olsun, sanayi ürünü
olmasıyla ilgili olsun, görüşlerini ortaya koydular. Evet,
zeytin gerçekten olağanüstü bir ürün. Yani hem insan sağlığı
açısından hem de ülkemizin yetiştirdiği stratejik olma özelliği
açısından zeytin önemli bir ürün. Ama böyle dediğiniz zaman,
zeytinin hak ettiği yeri, Türkiye’de, verdik mi vermedik mi diye
baktığımız zaman, burada açık açık söylemekten geri
kalmayacağım: Evet, zeytin Türkiye’de hak ettiği yerde değil.
Tabii, zeytin Türkiye’de hak ettiği yerde olmadığı zaman, üreten
insanların da hak etmediği yerde olduğu gerçeği ortaya çıkıyor
ki, bunlar kimdir? Bunlar çiftçilerimizdir, köylülerimizdir. O
insanlar çok zor şartlar altında yetiştirdikleri bu ürünün hak
etmediği bir yerde olduğunu gördükleri zaman, tabii, karşılığını
alamamanın üzüntüsünü yaşıyorlar.
Şimdi, zeytinin bizim ülkemiz için stratejik bir
ürün olduğunu söylemiştim. Evet, bugün dünya piyasalarında
zeytin konusunda, zeytinyağı konusunda, hak ettiğimiz yere
gelmesi noktasında olmamız için zeytine gereken desteği vermemiz
ve zeytin üreten insanlara da sahip çıkmamız gerektiğini
vurgulamak istiyorum. Bugün zeytinle ilgili bu konuları
konuşurken, son yıllarda bilhassa Avrupa’da zeytinde iddialı
olan bazı ülkelerin geçirmiş olduğu doğal afetlerden dolayı
sıkıntı yaşadığı bir ortamda, biz zeytine gereken desteği vermiş
olsaydık, inanın Türkiye, dünyada zeytinde lider olurdu, yani
birinci sırada yer alabilirdi. Ama ne yazık ki bizim ülkenin,
zeytinyağı konusunda, zeytin konusunda ulusal bir politikasının
oluşması noktasında daha yeni yeni konuşuyoruz. Zeytin ve
zeytinyağı konusunda, hükûmetler gelip geçse bile, Türkiye’nin
artık bu konuda bir devlet politikasına ihtiyacı var. Devlet
politikası oluşturulması lazım. Bu, hükümetler değişse bile,
zeytine vermiş olduğumuz önemi ortaya koymak açısından önemli.
Bugün Marmara Bölgesi milletvekiliyiz. Bursa,
zeytin konusunda önemli bir şehir ve biliyorsunuz, bu komisyonu
şimdi kuruyoruz. Geçen dönem, zeytin ve zeytinyağı araştırma
komisyonunun kurulması noktasında önerge vermiştim. O önerge
kabul edilmişti ve o gün kurulan komisyon çalışmalar yaptı.
Arkadaşlarımız da anlatıyorlar, evet, çalışma yaptılar. Bu
komisyonda görev alan Cumhuriyet Halk Partililerin de katkısı
var bu konuda. Ama değerli arkadaşlarım, gittiğimiz köylerde
aldığımız cevaplar şu: “Biz zeytin ve zeytinyağıyla ilgili
araştırma komisyonunun kurulmasını bekliyorduk ama karşımıza
zeytin ve zeytinyağıyla ilgili, diğer bitkisel yağlar da
katılarak bir komisyon kuruldu.”
NECDET BUDAK (Edirne) – O komisyon iki ayrı rapor
verdi.
KEMAL DEMİREL (Devamla) – Yani, şimdi, zeytin ve
zeytinyağı ile ayçiçeği yağı bir mi?
NECDET BUDAK (Edirne) – İki ayrı rapor verdi.
KEMAL DEMİREL (Devamla) – Bir dakika…
Ayçiçeği yağı bir mi? Onu öğrenmek istiyorum.
Soya yağı bir mi? Pamuk yağı bir mi? Zeytin ve zeytinyağı
farklıdır, o yağlar farklıdır. Çiftçilerimiz…
NECDET BUDAK (Edirne) – İki ayrı rapor o.
KEMAL DEMİREL (Devamla) – Lütfen… Lütfen…
BAŞKAN – Sayın Budak, lütfen hatibe müdahale
etmeyin efendim.
Buyurun Sayın Demirel.
KEMAL DEMİREL (Devamla) – Şunu söylemek
istiyorum: Bu komisyon kendine özgü bağımsız bir komisyon
olmalı. Zeytin ve zeytinyağı araştırma komisyonu ayrı olmalı,
diğer yağlarla ilgili komisyon ayrı olmalı. Çiftçilerimizin,
köylülerimizin talepleri bu.
Ben yine iddia ediyorum. Benim kadar dolaşan,
köyde dolaşan bir milletvekili var mı aranızda? Ben köy köy
geziyorum, zeytin ve zeytinyağı üreten insanların o tarlalarına
giriyorum, o çamurlu tarlalarda o insanların feryadını
dinliyorum, o feryadı buraya getiriyorum. Ben burada Kemal
Demirel olarak konuşmuyorum, ben o tarlalardan gelen köylüler
gibi, onların çilesini anlatmak için buraya çıktım ve onların
sözcüsüyüm. Yani köylü Ahmet’im, köylü Mehmet’im, köylü Hatice
anayım. (CHP sıralarından alkışlar) Ben o çiftçilerin sözcüsü
olarak burada sizlere seslenmek istiyorum. Ben onların diliyim.
Bizler sofralarımızda o zeytini görüyoruz, o zeytinyağlarını
sofralarımızda kullanıyoruz ama o ürünün o tarladan buraya kadar
geldiği aşamada o insanların çektiği çileyi, o feryadı, o ürünün
para etmemesini dile getirmezsek biz görevimizi yapmamış oluruz.
Bakın değerli arkadaşlarım, geçen dönemlerde
zeytin konusunda çok büyük feryatlar vardı, hak ettiği değeri
alamadılar. Geçen yılın zeytin ve zeytinyağı fiyatları ile
bugünkü fiyatları karşılaştırdığınız zaman zeytinci perişan.
Geçen sene 4 liralarda olan zeytin ve zeytinyağı fiyatları 1,5
lira düştü. Yani, bugün gübreden bahsediyoruz. Gübre, zeytin
üreticisinin kullandığı gübre yüzde 28’di, yüzde 60’lara vardı.
Yine, tarımda kullanılan gübre neredeyse yüzde 300’lere falan
çıktı. Şimdi, gübredeki girdiyi görüyorsunuz, mazottaki girdiyi
görüyorsunuz, elektriği görüyorsunuz, yevmiyeler 30 milyondan
45 milyona çıktı. Her şey, masraflar, yüzde 100’e yakın artarken
ama ürettiğimiz ürünün fiyatları ise yüzde 100 geriledi. Şimdi
sizin kalkıp da yapılan çalışmaların zeytinciyi hak ettiği
yerlere getirdiğini söyleyebilmeniz mümkün mü? Değil. Yani bugün
zeytinci feryat ediyor.
Ben bu Meclis dönemi açılır açılmaz Sayın
Başbakana bir soru önergesi vermiştim. Niye Sayın Başbakana
sordum, Tarım Bakanına sormadım? Çünkü bu ülkenin Başbakanına
sormak gerekiyor bunu diye düşündüm. Dedim ki: “Geçen yıllar
zeytinci ve zeytinyağı üreticisi perişan oldu, hak ettiğini
alamadı. Bizzat sizi göreve çağırıyorum. Bu konuya el atmanızı
istiyorum.” Bunu temmuz aylarında sordum, ağustos aylarında niye
sordum? Çünkü şu anda zaten zeytin toplandı, satıldı. Yani biz
bunlar toplanmadan, satılmadan, onun hak ettiğini vermek için bu
komisyonların oluşturulması gerekiyordu. Zamanında
oluşturulmazsa, zamanında üzerine gidilmezse hak ettiği noktaya
gelemiyor. Yani bu noktada da ben şunu söylüyorum: Bu komisyon
şimdi kurulacak, bu komisyon görev yapacak ama bu komisyonun
görev yapması, acaba tarlalarda çalışan, emek sarf eden,
çoluğuyla çocuğuyla, yaşlısıyla genciyle soğukta, karda kışta
mücadele veren insanların acaba hak ettiği, ürününün
karşılığında alması gereken parayı almalarına katkımız olacak
mı? Olmayacak, çünkü her şey zamanında olursa değer kazanır.
Bunun için, inşallah, bundan sonraki yıllarda zeytinin ve zeytin
üreticisi olan çiftçinin hak ettiğini alması noktasında komisyon
kalıcı çözüm yollarını bulur ama bunu yaparken zeytin ve
zeytinyağının fiyatlarının belirlenmesi noktasında sadece
birlikleri göreve çağırmayacağız. Bu noktada hükûmetin de
gerekli girişimleri, destekleri olmasını sağlamamız gerekiyor,
kooperatiflere sahip çıkmamız gerekiyor. Kooperatiflerin de
tüccarların da bu piyasada fiyat belirlerken sadece kendi
başlarına fiyat belirlemesi değil, hükûmetin de devletin de
burada söz sahibi olması lazım.
Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Köylü,
çiftçisi, zeytin üreticisi, zeytinyağı üreticisi ezilmemeli,
perişan edilmemeli; hak ettiğini alması gerektiğini vurgulamak
istiyorum.
Biliyorsunuz -her gittiğimiz yerlerde- Sevgili
Mustafa Kemal Atatürk’ün çok güzel bir sözü var: “Türk köylüsü,
milletin efendisidir.“ diye. Sizler de köylere gidiyorsunuz,
sizler de köyleri dolaşıyorsunuz, Türk köylüsünün, milletin
efendisi noktasından kölesi noktasına geldiğini görüyoruz ve biz
de diyoruz ki, köylünün, kölelikten kurtarılması, tekrar,
Mustafa Kemal’in dediği gibi, efendisi olması noktasına gelmenin
tek bir yolu var: Ürettiği ürüne sahip çıkmak, o insanlara en
zor zamanında sahip çıkmak ve onların ürettikleri ürünün hak
ettiğini vermekten geçer ve bu noktada bizim köylümüzü burada
bir kez daha sevgiyle, saygıyla anıyorum. Çünkü o insanlar, her
şeye rağmen ülkesini seviyorlar, her şeye rağmen vatanını
seviyorlar, milletini seviyor çünkü o insanlar, Kurtuluş
Savaşı’nda sanayimiz doğru dürüst yok iken, ekonomik açıdan o
kadar güçlü olmamamıza rağmen, Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtarılması noktasında söz sahibi olmuş
insanlardır. O yüzden, Türkiye köylüsüne sahip çıkmamız
gerektiğini vurguluyorum.
Bu komisyonun, gerekli çalışmaları yaparak,
zeytin ve zeytinyağı araştırması komisyonunun hak ettiğini
vermesini istiyorum.
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirel.
Sayın Koyuncu… Yok.
Sayın Uğur… Yok.
Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması
önergeleri üzerindeki ön görüşme tamamlanmıştır.
Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması
hususunu oylarınıza sunacağım: Meclis araştırması açılmasını
kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 16 üyeden
kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Komisyonun çalışma süresinin, başkan, başkan
vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere
üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da
çalışabilmesi hususunu oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.