VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI
A) ÖN GÖRÜŞMELER
1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 20 milletvekilinin,
uyuşturucu kaçakçılığı ve üretiminin tespiti ile uyuşturucu
kullanımındaki artışın sebeplerinin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/6) (x)
2.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve 35 milletvekilinin,
okullardaki şiddet olaylarının ve madde bağımlılığı sorununun
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/19) (x)
3.- Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 30
milletvekilinin, uyuşturucu kullanımının başta gençler olmak
üzere toplumda yol açtığı olumsuz etkilerin araştırılarak
uyuşturucu bağımlılığının ve kaçakçılığının önlenmesi için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/36) (x)
4.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 23 milletvekilinin,
madde bağımlılığının nedenlerinin, boyutlarının ve etkilerinin
araştırılarak mücadele edilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/39) (x)
5.- İstanbul Milletvekili Halide İncekara ve 22 milletvekilinin,
uyuşturucu bağımlılığının toplum üzerindeki etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/41) (x)
6.- Bitlis Milletvekili Vahit Kiler ve 24 milletvekilinin,
uyuşturucu, alkol ve sigara bağımlılığı ile kaçakçılığının
nedenlerinin, ulaştığı boyutların, sosyal ve ekonomik
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/51) (x)
7.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 26 milletvekilinin,
uyuşturucuyla mücadelede yaşanan sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/103) (x)
(x) (10/6, 19, 36, 39, 41, 51, 103) esas numaralı Meclis
araştırması önergelerinin görüşmelerine 05/02/2008 tarihli
58'inci Birleşimde başlanmıştır.
BAŞKAN - Hükûmet? Burada.
Sayın milletvekilleri, araştırma önergeleri üzerinde Hükûmet
adına İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay ve Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin
konuşmuştu.
Şimdi söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Giresun
Milletvekili Sayın Murat Özkan'a aittir.
Buyurun Sayın Özkan. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi dakika Sayın Özkan.
MHP GRUBU ADINA MURAT ÖZKAN (Giresun) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; uyuşturucu, kaçakçılık, alkol, sigara
bağımlılığına dair Meclis önergelerinin görüşülmesiyle ilgili
olarak MHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime
başlamadan önce Grubum ve şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uyuşturucu, kelimenin
manasından da anlaşılacağı üzere, insanın fiziksel ve zihinsel
kabiliyetinde anormallik meydana getiren, anormallik yaratan
maddelerin tümüne verilen isimdir. Başlıca ikiye ayrıldığını
ifade etmek mümkündür. Bunlardan birincisi, bitkisel kökenli
olan uyuşturucular; ikincisi, sentetik kökenli olan
uyuşturuculardır.
Dünya Bankasının 2007 tarihli uyuşturucu raporuna göre on
beş-altmış dört yaş arası dünya nüfusunun yüzde 4,8'i, yani 200
milyon kişinin uyuşturucu kullandığı ifade edilmektedir.
Bunların 25 milyonu ise hayati fonksiyonlarında son noktaya
gelmiş insanlardan oluşmaktadır.
200 milyonluk bir kullanıcı kitlesi olan uyuşturucu pazarında
dönen para ise hayret verecek boyutlara ulaşmış bulunmaktadır;
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığının
verilerine göre 429 milyar dolar seviyesine ulaştığı ifade
edilmektedir. Bu nedenle, bu meblağ, sayın milletvekilleri,
Türkiye'nin millî gelirine neredeyse eş değer bir boyutta hatta
birçok dünya ülkesinin, ki ülkemizin millî gelir sıralamasında
dünyanın 17'nci ülkesi olduğunu düşünürsek, bu piyasada ne kadar
para döndüğünü anlamamız açısından bize bir fikir vereceğini
düşünüyorum.
Sayın milletvekilleri, bu meblağ, üretim seviyesinde 13 milyar
dolar, toptan satışlarda 94 milyar dolar, perakende satışlarda
322 milyar dolar, yani toplam 429 milyarlık bir meblağ söz
konusudur. Kişi başına yıllık 2.100 dolar bir harcama
yapılmaktadır. Biraz önce ifade ettiğim 200 milyon kişinin
yıllık kişi başına uyuşturucu için harcamış olduğu para yaklaşık
2.100 dolar civarındadır.
Uyuşturucu üretim ve kullanımı, yani üretim yeri ile pazar
arasındaki yola "uyuşturucu trafiği" adı verilmektedir. Bitkisel
kökenli uyuşturucular doğudan batıya, güneyden kuzeye, sentetik
uyuşturucular ise batıdan doğuya ve kuzeyden güneye doğru bir
yol izlemektedir. Uyuşturucu naklinde son yıllarda posta ve
kargo kullanıldığı da bilinen bir gerçektir.
Sentetik uyuşturucular bu trafikte daha az bir orana sahipken,
uyuşturucu pazarının büyük bir kısmını bitkisel menşeli
uyuşturucular oluşturmaktadır. Ancak, uyuşturucu imalatında
kullanılan kimyasallar yine batıdan doğuya doğru bir yol
izlemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm dünya ülkelerinin ve
uluslararası kuruluşların mücadele ettiği uyuşturucu tüketimi
neden bu kadar hızlı artmaktadır? Bunun birçok sebebi olmakla
birlikte, en önemli sebepleri uyuşturucu ticaretinde, biraz önce
ifade ettiğim gibi, kâr marjının çok yüksek olması ve bu konuda
çalışan kişilerin kaybedecek bir şeyinin bulunmaması öne
sürülmektedir. Ayrıca, uyuşturucu üreten, uyuşturucu trafiğinde
yer alan insanların büyük bir kısmının az gelişmiş, demokrasisi
ve hukuk sistemi oturmamış ülkelerden olduğu da bilinen başka
bir gerçektir.
Uyuşturucu imali, genellikle "altın üçgen" olarak adlandırılan
Afganistan, Pakistan ve Burma'nın -Myanmar diye adlandırılıyor
son zamanlarda- bulunduğu bölgede meydana gelmektedir. Afyon
üretiminin yüzde 86'sı da tek başına Afganistan'da
üretilmektedir sayın milletvekilleri. Afganistan, bugün ABD'nin
liderliğinde uluslararası bir gücün kontrolündedir. Bu ülkenin
güney bölgelerinde, yaklaşık 160 bin hektar alanda, çoğunlukla
afyon olmak üzere uyuşturucu yapımında kullanılan bitkiler
üretilmektedir. Bu üretimin, ABD ve Çok Uluslu Güç'ün,
Afganistan'ı kontrolünden sonra istikrarlı bir şekilde arttığı
da diğer bir vakıadır.
Uyuşturucuyla mücadele eden Batı dünyası, bu üretimin membasında
mücadele edebilecek pozisyondadır. Ancak, bu konuda bir şey
yapılmadığı da bilinen bir gerçektir.
Afganistan'da yapılan bu afyon üretiminin büyük bir kısmı,
Avrupa, Asya, Okyanusya ve Afrika'da pazara sunulmaktadır. Yeni
yeni Afgan afyonunun ABD'ye doğru, Amerika'ya doğru Afrika ve
Avrupa üzerinden geçtiği de son zamanlarda kayıtlara düşmüştür.
Uyuşturucu ekimi yerine, bu bölgelerde verilecek teşviklerle
başka bitkilerin üretilmesi mümkündür. Ancak, illegal ticaret,
terör örgütleri ve bunların kontrolünde bulunan mafya
ailelerinin elindeki bu yüksek kâr marjı nedeniyle, bu
faaliyetlerin henüz yeterince önlenmesi için gerekli çalışmalar
yapılmamaktadır. Terör faaliyetlerinin finansmanı için
kullanılan bu paraların, aynı zamanda, dönüşü de illegal silah
firmalarına bir gelir olarak yazılmaktadır. Bu illegal silah
ticaretinin de Batı kaynaklı olduğunu buradan ifade etmek
istiyorum.
Ülkemizin hem bitkisel hem de sentetik menşeli uyuşturucu
trafiğinin önemli güzergâhlarından biri olduğu da bilinmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu trafik hemen hemen tamamen PKK
kontrolünde yapılmaktadır. Örgüt tarafından sevk ve idare edilen
bu piyasada, Afganistan üzerinden ülkemize getirilen afyon ham
maddesi ülkemizin doğu kesiminde mafyöz ailelerle birlikte iş
birliği yapılarak üretilmekte ve buradan Avrupa, Afrika ve
tekrar Asya piyasasına pazarlanmak üzere gönderilmekte, Avrupa
pazarında da pazarlama ayağını PKK'nın unsurları yapmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu iş birliği, PKK-mafya iş birliği öyle
boyutlara gelmiş ki, mafyöz aileler artık doğu bölgesinde çok
ciddi bir güç hâline gelmişlerdir.
Bir dönem milletvekilliği de yapan bir kişinin, çocuğu
uyuşturucudan yakalanınca Van'da karakol basarak bu çocuğunu
kurtarması bu noktanın hangi boyutlara geldiğini, bu cesareti
nereden bulduklarını bize bir soru işareti olarak aklımıza,
önümüze getirmektedir.
Ülkemizde, son yıllarda yakalanan uyuşturucu miktarında önemli
artışlar meydana gelmiştir. Bu, mücadelenin önemsendiğini
göstermekle birlikte, uyuşturucu trafiğinin de arttığı anlamına
gelmektedir. Tüm dünyada üretilen uyuşturucunun yaklaşık yüzde
30'u nihai tüketime ulaşamadan yakalanmaktadır. Bu, verilen
mücadelenin belli bir boyutta olduğunu, ancak yeterli olmadığını
göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, bu bölümde bağımlıların
tedavisinin de yapılması çok önem arz etmektedir. Bağımlılarla
ilgili ülkemizin üç yerinde hastane bulunmaktadır, İstanbul'da
iki ve Ankara'da… Bunların da sayılarının acilen artırılması
gerekmektedir. Bu konuda önleyici kolluğun, özellikle uyuşturucu
ve çocuk suçluluğu konusunda ihmal edildiği görülmektedir. Gerek
uyuşturucu gerekse de alkol ve sigara tüketim yaşı, ülkemizde
ilköğretim çağına kadar maalesef düşmüştür. Bugün, önemli sigara
tekelleri, ülkemizde yeni ürünlerini test eder konuma
gelmişlerdir. Bir firma, keskin ama kısa sigarasını ilk olarak
ülkemizde denemek istemektedir.
Uyuşturucu kaçakçılığının yanında, ABD, İngiliz ve Japon tütün
firmalarınca organize edildiği bilinen sigara kaçakçılığı son
yıllarda hızla artmış, bugün 300 milyon dolar seviyesine
gelmiştir. Bu illegal ticaret de yine PKK tarafından yapılmakta,
sokaklarda satılmakta, parası olmayan çocuklara, paket yerine
dal dal satılarak bu çocukların sigaraya alışması
sağlanmaktadır.
Sayın milletvekilleri, bu kaçak sigaraların İzmir Caddesi'nde,
Ankara'nın, İstanbul'un, büyük kentlerimizin ya da diğer
kentlerimizin muhtelif yerlerinde satıldığı herkes tarafından
yakinen bilinmektedir, ancak ne hazindir ki, bunu önlemekle
görevli olan kamu gücünün, bu bölgelere gidip bunu önlemediği de
herkes tarafından bilinmektedir.
Şimdi, değerli milletvekilleri, sigara fiyatlarının artırılması
kaçakçılığı artırır denilerek, sigara fiyatlarının, ülkemizde,
dünya sigara fiyatları ortalamasının, özellikle Avrupa Birliği
ortalamasının altında seyrettiği bilinmektedir. Örnek olarak,
Almanya'da bir paket sigara 7 lira iken, Türkiye'de 4 lira, 4,5
lira civarında olduğu da bir başka gerçektir. Şunu belirtmekte
yarar var: Ülkemizde benzin fiyatları Avrupa ortalamasının çok
üzerinde seyrederken, akaryakıt kaçakçılığını önleme konusunda
da aynı sıkıntı varken sigara fiyatlarının ucuz tutulmasını
anlamakta açıkçası güçlük çekmekteyim.
Ülkemizde uygulamadan kaynaklanan problemlere birkaç örnek
vermek istiyorum: Özellikle, 4207 sayılı Tütün Mamullerinin
Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun kapalı yerlerde ve umumi
taşıtlarda sigara içme yasağı getirmiş, ancak herkes biliyor ki
dolmuş ve otobüs şoförleri özellikle, sigara içmektedir.
Şoförlerimizin kapılarının yan tarafında dikkat ederseniz camdan
bir küllük durmaktadır ve hiç kimse bunu, sigaranın yasak
olduğunu hatırlatma cesaretini gösterememekte, aynı zamanda,
sayın milletvekilleri, garlarda, otobüs terminallerinde bulunan
polislerimiz de buna dikkat etmemekte, bütün seyahatlerde,
şehirler arası yollarda şoförler sigaralarını tüttürmeye devam
etmektedir. Bunun yanında tütün ve alkol satan iş yerlerinin, on
sekiz yaşın altındaki çocuklara gerek 4207 gerekse 4250 sayılı
Kanunlar gereğince satış yapmaları yasaktır. Hacmen… Ama şunu da
belirteyim ki, çocuğunuzu gönderdiğinizde hem içki hem de
sigarayı çok rahatlıkla almanız ve bulmanız mümkündür.
Sayın milletvekilleri, hiçbir bakkalda "Küçük yaştaki, on sekiz
yaşın altındaki çocuklara sigara satılmaz." ya da "Alkollü içki
satılmaz." levhası, yazısı hemen hemen bulunmamaktadır. Bunu
denetlemekle yetkili birimlerin ne yaptığını da merak ediyorum.
Yine, yukarıda belirttiğim Kanun'a göre, hacmen yüzde 5'in
üzerinde alkol içeren içkilerin satışını yapan akaryakıt
istasyonlarına da ruhsat verilmez denilmektedir. Ancak, birçok
akaryakıt istasyonunda alkol satışı yapıldığı da hepimizce
malumdur.
Liseli gruplar ellerinde biralarla parklarda dolaşmakta,
güvenlik kuvvetleri ve zabıta bu insanları izlemektedir.
Bunların nereden alındığını sorma zahmetinde kimse
bulunmamaktadır. Hükûmetlerin görevi, kanunları icra etmektir.
Yoksa, uygulanmamak için kanun çıkartılmaz.
Değerli arkadaşlar, biz, MHP Grubu olarak, toplumumuzu,
özellikle de yarınımız olan gençlerimizi uyuşturucu, alkol ve
sigara gibi zararlılardan korumak için gereken her şeyi yapmaya
hazırız. Ancak, icra, yönetme makamında bulunanların bu konuda
daha da hassas olmaları gerekmektedir.
Sosyal bir varlık olan insanın çevresiyle uyum içinde olması,
akıl ve zihin sağlığıyla mümkündür. Bu sebeple, aklın ve
bilincin en büyük düşmanı olan uyuşturucu, insanın uyum gücünü
zaafa ve iflasa götürmekte, onu aileden, toplumdan ve
çevresinden kopararak yalnızlığa, bunalıma ve hemen ardından da
sorumsuz, hayvani bir hayata mahkûm etmektedir. Bağımlıyı
yaşayan bir ölü hâline getiren uyuşturucuların, bu sebeple,
bağımlıya, aile hayatına, doğacak çocuklara, iş hayatına, ülke
ekonomisine ve toplumsal ahlaka verdiği zararları ifade etmek
mümkün değildir. Bunları sözle ifade etmek, âdeta yetersiz
kalmaktadır.
Sayın milletvekilleri, buna ek olarak, özellikle ülkemizin
güvenliği açısından uyuşturucuyla mücadele yapılması son derece
önem arz etmektedir. Bu konuda ne yapılabilir? Uyuşturucu
ticaretine ve uyuşturucunun sokaklarda satışına engel olmak
için, bir yandan sınırlar ve sınır kapılarında güvenlik
tedbirleri artırılmalı, diğer yandan ise uyuşturucu
satıcılarının hedefi olan gençliğin korunmasını sağlayacak
tedbirlerin alınması ve sokak satıcılarıyla mücadelenin daha
radikal bir şekilde devam ettirilmesi gerekmektedir. Bu sebeple,
uyuşturucu salgınını önlemenin temeldeki şartı, uyuşturucu
kültürünü engellemektir. Bunun en keskin yolu ise uyuşturucu
kültürüne hizmet eden kaynaklara bu fırsatı vermemek, uyuşturucu
kültürüne karşı millî kültürü güçlendirmek, uyuşturucu
kültürünün aktif unsurları yerine millî ve manevi idealleri
ikame etmekten geçmektedir.
Uyuşturucu kullanmaya temayülü olan, bu gibi maddeleri
kullandığı bilinen kişilerin çevresinde bulunan ya da yeni
katılan genç ve çocukların aileleri uyarılmalı, okul idareci ve
öğretmenleri ile temasa geçilerek çocuğun ya da gencin kontrolü
artırılmalıdır.
Polis-aile-öğretmen üçgeni kurulmalı, toplum merkezli polislik
hizmeti artırılmalıdır. Bunun ise en önce Hükûmetin görevleri
arasında yer alması gerekir.
Sayın milletvekilleri, polisimizin bu noktada yeterli olduğunu
ifade etmek mümkün değildir. Örnek olarak, Kızılay'da -ben ve
birçoğumuz biliyor ki- çok sayıda sivil polis görev yapmaktadır
ancak önleyici kolluk açısından bunun hiçbir kıymetiharbiyesi
yoktur. Önemli olan suç işlenmeden önce suçun önlenmesidir. Suç
işlendikten sonra yakalanması hem suçu işleyen vatandaşımız için
hem de emniyet birimleri için uzun soluklu bir süreci
gerektirmektedir. Biz, vatandaşımızın suç işlemesini önlemekle
mükellefiz. Bu sivil polislerin bir kısmını üniformalı hâle
getirerek vatandaşımızın suç işlemeden önce bir kez daha
düşünmesine fırsat vermemiz gerekir.
Değerli arkadaşlar, bu konuda, özellikle önleyici kolluk
konusunda yeterli seviyeye geldiğimizi, Hükûmetimizin de bu
konuyu çok ciddiye aldığını söylememiz mümkün değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, 60'ıncı Hükûmetin
programına baktım, uyuşturucuyla ilgili olarak tek bir kelime
dahi bulunmamaktadır. Umarım ki bu araştırma önergeleri Hükûmet
için de bir uyarı olur ve bu önemli konuya gereken hassasiyeti
gösterirler. Devlet idaresi ciddiyet gerektirir. Kamu görevi
kamu kaynaklarıyla finanse edilir. Kamu görevlilerini lokanta
garsonlarıyla karıştıran zihniyetin, sayın milletvekilleri,
ülkemizi nereye getirdiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Türk
milleti, cumhuriyeti kurarak bu ilkel anlayışları sonuna kadar
toprağa gömmüştür, tekrar yeşermesine de asla izin
vermeyecektir.
Sayın milletvekilleri, Değerli Başkanım; sözlerime burada son
verirken MHP Grubu olarak önergelerin kabul edilerek Meclis
araştırma komisyonu kurulması için olumlu oy kullanacağımızı
ifade ederken hepinizi en derin saygılarımla selamlar, iyi
günler dilerim efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Özkan.
AK Parti Grubu adına Adana Milletvekili Necdet Ünüvar.
Buyurun Sayın Ünüvar. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA NECDET ÜNÜVAR (Adana) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; madde bağımlılığı ve uyuşturucuyla
ilgili araştırma komisyonu kurulması hakkında verilen önerge
üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, tabii, çok önemli bir konuda araştırma
komisyonu kurulmasıyla ilgili çok sayıda önerge var, 7 ayrı
milletvekilimiz, beraberinde pek çok milletvekiliyle birlikte
imza atarak araştırma komisyonu kurulması noktasında bir iş
birliği adına olumlu bir adım atmış durumdalar. Tabii, madde
bağımlılığı çok önemli bir konu ve küresel bir sorun, yani
sadece ülkemizi değil bütün dünyayı ve her geçen gün daha da
artan bir şekilde ilgilendiriyor. Niçin ilgilendiriyor? Çünkü,
madde kullanımı bireyi köleleştiren bir durum, ama madde
kullanımıyla birey öyle bir noktaya geliyor ki, bir müddet sonra
artık toplum da o bireyin katkılarından, gücünden, emeğinden ve
daha önemlisi varlık olarak bireyin kendisinden yoksun
kalmaktadır. Dolayısıyla, sadece bireyi değil, toplumu yakından
ilgilendiren bir sorun.
İşin asayiş kısmı var, sağlık kısmı var, sosyal kısmı var,
ekonomik boyutu var ve uluslararası yönü var. Benden önce
konuşan değerli arkadaşlarım da ifade ettiler, çok önemli bir
mali portresi var konunun. Dolayısıyla araştırma komisyonu
kurularak, bu konunun bütün yönleriyle, saydığım bütün
unsurlarıyla tartışılmasında çok büyük önem söz konusu.
Tabii, her ülkede değişen oranlarda olmakla beraber, hemen hemen
bütün ülkeler uyuşturucudan olumsuz yönde etkilenmektedir.
Yüksek boyutlardaki uyuşturucu kullanımı, yüksek oranda şiddeti
ve suçu da beraberinde getirmekte, AIDS başta olmak üzere bazı
hastalıkların oluşumuna sebep olmakta, sosyal yapıda çökmeye
sebep olmakta ve bazı kesimlerin daha fazla uyuşturucu
kullandığının ortaya konulmasıyla birlikte uyuşturucu
bağımlıları toplumun her kesimini etkilemektedir. Örneğin,
erkekler kadınlara göre, şehirde oturanlar kırsal kesimde
oturanlara göre, gençler de yaşlılara göre daha fazla uyuşturucu
kullanmakta ve bunun oranı da günden güne artmaktadır.
Tabii, bu durum ailelere, yoksullara, ulusal sağlık sistemi
üzerine de çok ciddi yükü beraberinde getiriyor. Bu problem
aslında sadece bugünün problemi de değil, yarının problemi.
Hatta şunu iddialı bir şekilde söylemek mümkün: Daha çok yarının
problemi. Çünkü ülkemiz -buna şükretmemiz lazım- gelişmiş bazı
Batı ülkelerine göre oldukça düşük oranda -giderek sayısı
artmakla beraber- uyuşturucu kullanılan bir ülke, ama
gençlerdeki yoğun kullanım arttıkça, dünyadaki problem
yaygınlaştıkça ülkemizde de yarınlarda daha önemli bir problem
olacak.
Biz de AK Parti Grubu olarak bu araştırma komisyonunun
kurulmasını önemsiyoruz. Hem de çok önemsiyoruz, çünkü ülkemizin
geleceğini önemsiyoruz.
Tabii, madde kullanımı ve bağımlılığı, dünya çapında tahrip
edici sağlık, sosyal, ekonomik ve çevresel sonuçlarıyla ilgili,
ciddi kaygıları da beraberinde getiriyor. Geçen hafta salı günü,
ülke içinde yaptıklarımızı da Sayın İçişleri Bakanımız çok
detaylı bir şekilde anlattı, uyuşturucuyla mücadele noktasında
İçişleri Bakanlığının ve Emniyet Genel Müdürlüğünün diğer
kurumlarla birlikte yaptığı çalışmalardan çok detaylı bir
şekilde bahsetti. Ben tekrardan o konuya girmeyeceğim ama
yapılan çalışmaların, gerek uyuşturucu talebinin azaltılmasına
yönelik gerekse uyuşturucu trafiğinin engellenmesine yönelik
çalışmaların gerçekten çok önemli sonuçlarının olduğunu ifade
etmeliyim. Aslında, uyuşturucu trafiğinin önemli noktalarından
birisi olan ülkemizde bu çalışmaların başarılı olması, bütün
dünya için, özellikle Batı ve Doğu dünyası için çok önemli.
Tabii, aslında emniyetin yaptığı şey sadece asayiş de değil,
çünkü, emniyet, asayişin ötesinde pek çok konuya da yer veriyor.
Bazı örnek davranışlar da görüyoruz bununla ilgili. Belki
uyuşturucuyla ilgili, bire bir alakalı değil ama çok
etkilendiğim bir olaydan da bahsetmek isterim. Bundan on gün
kadar önce, Adana'da yapılan bir yasa dışı eylem esnasında,
çocuklar polislere taş atıyorlar. Daha sonra, belli bir zaman
sonra oradan, o eylem mahallinden geçen, tabla üzerinde muz
satan bir muz satıcısını görünce çocuklar polisleri bırakıp o
muzlara dadanmaya başlıyorlar. Bir müddet sonra muz satıcısı
elinde sopayla çocukları kovalamaya çalışıyor, ancak, başarılı
olamayınca, bir polisimiz, gerçekten çok etkileyici bir şekilde,
oradan on kilo muz satın alıyor ve çocuklara birer birer
dağıtmaya başlıyor. Biraz önce o muz tablasının etrafında
dolanan ve ondan biraz önce de polislere taş atan çocuklar, bu
sefer muz almak için kuyruğa giriyorlar. Gerçekten…
TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) - Polisten…
NECDET ÜNÜVAR (Devamla) - Çocuklar, polis arkadaştan o muzu
almaya çalışıyorlar.
Burada, emniyetin yaptığı şeyin aslında asayişin ötesinde bir
boyutu olduğunu da çok net olarak ortaya koyuyor. Yine bir
emniyet müdürümüzden dinlediğim yine etkileyici bir yaşanmış
hadise: Bir ilimizde bazı okullarda çok yoğun bir şekilde
eylemler oluyor, çocuklar camları kırıyor, işte okulu asıyorlar,
ailelerine ve çevresine zarar veriyorlar. Emniyet müdürü ile
okul müdürleri bir toplantı yapıyor ve emniyet müdürümüz şöyle
bir tedbir öneriyor: Her bir emniyet müdür yardımcısına belli
sayıda okulu zimmetliyor, yani 1 emniyet müdürüne 5 tane okulu
zimmentliyor. Önce asayiş problemi adına yapılan adım bir müddet
sonra artık polislerle o asayişi bozan çocuklar arasında bir
sempati noktasına taşıyor ve daha sonra o çocukların da topluma
kazandırılması noktasında çok önemli adım atıyor. Buradan tabii
biz emniyeti, sadece asayişin bekçisi olarak değil, aynı zamanda
kalkınmanın da ilerlemenin de lokomotifi olarak görmek
durumundayız. Tabii, o yüzden, Sayın İçişleri Bakanımızın ifade
ettiği konu gerçekten çok önemli.
Ama sadece, değerli milletvekilleri, o uyuşturucuyu yakalamak, o
uyuşturucunun kullanımını önlemekle iş bitmiyor. Aynı zamanda
talebi azaltmaya yönelik de adımlar atmak gerekiyor ve şüphesiz
bu sadece emniyetin yapabileceği bir şey değil. Burada pek çok
kuruma, kamu kurumuna, sivil toplum kuruluşlarına, medyaya,
ailelere çok önemli görevler düşüyor.
Tabii bu arada, konumuz madde bağımlılığı ama ben, kürsüye
çıkmışken başka bir bağımlılıktan söz etmek istiyorum. Hepimizin
aslında belki elimizden bırakamadığımız birtakım
alışkanlıklarımız, bağımlılıklarımız var. Yine bununla ilgili
yapılmış bilimsel çalışmalar da söz konusu. Yani, herhangi bir
şeye bağımlı olunca insanların birtakım maddelere bağımlılığıyla
ilgili de, bir altyapı oluşturmasıyla ilgili bir iki kelam etmek
isterim. Örneğin, televizyon… Çocuğumuz İnternet'in başına
geçtiği zaman, belki yıllar önce "Ne kadar güzel, çocuğumuz
bilgisayardan dersine çalışıyor, artık daha bilgili, teknolojiyi
daha iyi kullanan çocuklar olacak." filan diye seviniyorduk,
İnternet'e giriyor, işte birtakım bilgisayar oyunlarını daha iyi
oynuyor diye seviniyorduk ama artık bunlar belli noktalarda
ciddi bağımlılık problemini de beraberinde getiriyor. Örneğin
Ege Üniversitesinden bir hocanın ifadesi, gerçekten son derece
vahim, bir hastasının kırk sekiz saat boyunca hiç kalkmadan
İnternet'e bağlı yaşadığını ifade ediyor.
Tabii, evimizde televizyon seyrederken elimize zap aletini alıp
kanalları değiştirmek hepimizin belki rahatladığı bir unsur gibi
de algılanabilir ama elektrik kesildiği zaman hepimizde bir
panik, acaba dizinin sonu ne oldu, futbol maçının sonucu ne
oldu, acaba şu haberin sonucu neydi şeklinde birtakım
tepkilerimizin olduğu açık. Dolayısıyla, bağımlılık yapan her
şeyle, değerli arkadaşlar, çok ciddi ölçüde bizim mutlaka kafa
yorup ona uygun bir şekilde çözümler bulmamız gerekiyor.
Peki "bağımlılık" dediğimiz şey nedir? Bağımlılığı bilim
adamları şöyle tarif ediyor: Bir maddenin belirgin bir etkiyi
elde etmek için alınması sürecinde ortaya çıkan bedensel, ruhsal
ya da sosyal sorunlara rağmen madde alımının devam etmesi,
bırakma isteğine rağmen bırakılamaması, aynı etkiyi elde
edebilmek için giderek madde miktarının artırılması ve maddeyi
alma isteğinin durdurulamaması durumu şeklinde ifade ediliyor.
Peki, hangi madde bağımlılığı daha tehlikeli? Sahte iyi oluş
hâlini ne kadar kısa zamanda sağlıyor ve şiddeti ne kadar erken
şekilde ortaya çıkıyorsa, bağımlılık yapıcı gücü de o kadar
fazladır. Örneğin, biraz önce sayın grup başkan vekilimizle de
konuştuğumuz zaman "Hocam, sigara bağımlılık yapan bir madde
midir?" diye konuşunca "evet, öyle" deyince "O zaman buna daha
fazla vurgu yapmak lazım." dedi. Doğru, sigara gerçekten madde
bağımlılığının bir başka, belki uyuşturucu kadar değilse bile,
daha hafif bir şekli ama o da bağımlılık yapıcı gücü fazla olan
bir madde. Ama sigarayla ilgili şunu da ifade etmek isterim:
Yine, bilim adamlarının ifadeleriyle, sigara uyuşturucu
bağımlılığının da altyapısını oluşturuyor. Bu açıdan çok önemli.
Özellikle okul çağı çocuklarda sigara kullanımının engellenmesi
son derece önemli. O yüzden, geçen ay çıkardığımız sigarayla
ilgili kanun gerçekten çok önemli. Özellikle eğitim çağındaki
çocuklarımızın sigaraya kolay ulaşmasını engelleyen -satışıyla,
alınmasıyla ilgili- çok önemli bir kanundu. Bu kanunda emeği
geçen, başta Sayın Sağlık Bakanımız ve Sayın Sağlık Komisyonu
Başkanımız olmak üzere destek veren tüm milletvekillerimize
-benim bildiğim kadarıyla bütün milletvekillerimiz destek
verdiler, içen içmeyen, o yüzden onlara- hassaten teşekkür
ediyorum. Bu da bence madde bağımlılığıyla ilgili, aslında,
atılmış çok önemli bir karardı.
Tabii, bağımlılığın pek çok ekseni var, değişik faktörler
bağımlılığa yol açabiliyor. Arkadaş grubu, ebeveyne bağlı,
kişinin kendisine bağlı, biyolojik, toplumsal, kültürel, sosyal
nedenlere bağlı bağımlılık etkenleri söz konusu. Ama yine
Emniyet Genel Müdürlüğümüzün Kaçakçılık ve Organize Suçlarla
Mücadele Daire Başkanlığının yaptığı bir araştırmada, en büyük
etken yüzde 82'yle merak ve arkadaş çevresi, yine ankete
katılanların -bu bir anket çalışması- yüzde 14'ü "Sorunlar
yüzünden uyuşturucuya başladım." diyor, yüzde 3,6'sı da eğlence
olsun diye başlıyor ama her zaman sonucu eğlence ile bitmiyor.
Tabii, burada gerçekten, bizim arkadaş grubu, ebeveyn, aile
bağlarının sağlamlığı son derece önemli.
Yine, 2004 yılında Sağlık Bakanlığı Müsteşarı iken Almanya'ya
yaptığımız bir seyahat esnasında Frankfurt'taki bir toplantıdan
sonra, uzun saçlı, kot pantolonlu bir arkadaş söz aldı ve şöyle
bir şey söyledi: "Ben Avrupa ve Türkiye'yle ilgili bir gözlemimi
anlatmak istiyorum." O anlattığı gözlemde çok çarpıcı bir şeyden
bahsetti. "Bence Türkiye ile Avrupa arasındaki en önemli fark
aile. Yani Türklerde aile bir kalkan oluyor. Çocukların
uyuşturucu, çete, sokak cinayeti veya birtakım istemediğimiz
olaylara daha fazla katılmasını engelleyen en önemli kalkan
ailedir." dedi. Bu arkadaş aynı zamanda bir resim sanatçısıydı,
fotoğrafları vardı ve o albümlerinden oluşan kitabını bana
hediye etti ve şöyle bir talepte bulundu: "Türkiye'de bir sergi
açmak istiyorum. Bu sergiyi de Mecliste açmak istiyorum." dedi.
O zaman Sayın Meclis Başkanımız Bülent Arınç'a konuyu anlattığım
zaman "Memnuniyetle." demişti ve 2005 yılında adı "Merhamet"
olan bir resim sergisi de açmıştı. Bu bir Alman'ın gözlemi.
Tabii, aile çok önemli bir kalkan gerçekten.
Tabii, bunun dışında kolay temin ve ulaşılabilme de yine
uyuşturucu için son derece önemli. Ama, değerli arkadaşlar,
düşük sosyoekonomik düzeyin bir etken olduğunu ifade etmeliyim,
ama sadece tek etken değil. Tek etken sadece düşük sosyoekonomik
düzey olsaydı, gelişmiş bazı Batı ülkelerinde bizden çok daha
yüksek oranlarda uyuşturucu kullanımı söz konusu olmazdı.
Hatta bazı ülkeler bunu çok abarttılar, kendi ülkelerinde
-Avrupa'da bir ülkede başladı, daha sonra ikinci bir ülkede var,
orada- serbest bıraktılar. Hatta bunun garip bir uyuşturucu
turizmine yol açtığına dair komşu ülkelerin birtakım
serzenişleri var. Yani, bir ülkede serbest ve o ülkeye insanlar
rahat uyuşturucu kullanmak adına seyahat edebiliyorlar. Tabii
bunları da ifade etmek durumundayız.
Değerli milletvekilleri, özellikle çocukluk çağı son derece
önemli. Yine, yapılan bir araştırmada, vakaların önemli bir
kısmı, yüzde 31'i, on beş yaş altında. Bu, Sağlık Bakanlığıyla
Birleşmiş Milletlerin 2003 yılında beraber yaptığı bir profil
çalışması. Burada yüzde 31'i on beş yaş altında uyuşturucuya
başlıyor. Otuz yaş üstüne çıktığı zaman yüzde 8 civarında.
Dolayısıyla şöyle bir kabataslak -bilim adamlarının yine
ifadesi- on beş ila otuz dört yaşını ilgilendiren bir sorun.
Asıl, öyle bir sorun. Otuz beş yaşından sonra olay ya hastanede
ya hapishanede sonlandığı için olsa gerek, çoğu zaman o problem
giderek azalmış oluyor. Ama başlangıç dönemindeki insanların
duygularıyla, daha sonra bitiş dönemindeki duyguları da çok
önemli. Bu konu ile ilgili bana bir söz hakkı verildiği için bir
film izlemek gereği hissettim ve o filmin de tabii, sonunu da
bahsetmek mecburiyetinde olduğum için özellikle özür diliyorum,
aslında hepimizin de izlemesi gereken bir film. "Blow" diye bir
film, "Beyaz Şeytan" diye Türkçeye çevrilen bir film. Orada çok
enteresan birtakım diyaloglar var. Filmin en başında on dört-on
beş yaşlarında bir delikanlı, arkadaşına "Buldum, buldum."
diyor. "Neyi buldun?" dediği zaman "İş sahibi olmadan nasıl para
kazanacağımızı buldum." diyor. Daha sonra uyuşturucu ticaretine
başlıyorlar ve çok manidar, kırk iki yaşına kadar pek çok
badireden geçtikten sonra bir hapishanede babasına yazdığı
mektupta şöyle bir manidar ifade kullanıyor: "Nihayet yıllar
önce senin söylediğin şeyleri şimdi ancak anlayabildim.
Uyuşturucunun hayatımda sevdiğim her şeyi benden uzaklaştıran
bir madde olduğunu kırk iki yaşında anladım." Çünkü önce karısı,
sonra çok sevdiği annesi, babası ve en sonunda da artık onun
için dünyada her şeyi verebileceğini ifade ettiği kızı onu terk
ediyor. Kısa bir süre sonra da zaten kendisi… Bu konuyla ilgili
zannediyorum ömrü hapishanelerde çürüyen bir insan olarak devam
ediyor, film orada sonlanıyor.
Tabii, uyuşturucu sadece bireyin kendisini etkilese yine belki
bir noktaya kadar "Ne yapalım artık, kendi cezasını kendisi
buldu." diyebiliriz, ama toplumun tüm kesimlerini, tüm
katmanlarını çok önemli ölçüde etkiliyor değerli
milletvekilleri. Ama bireyi asıl bedensel, ruhsal ve sosyal
sorunlar oluşturması itibarıyla çok daha yakından
ilgilendiriyor.
Bu konuyla ilgili tabii, toplumun çok değişik katmanlarının
mutlaka rol alması gerektiğini biliyoruz. Başta Sağlık Bakanlığı
olmak üzere, Millî Eğitim Bakanlığı, kadın ve aileden sorumlu
Devlet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı gibi
bakanlıkların mutlaka çok etkin olmasını bekliyoruz. Ama şunu da
ifade etmemiz lazım: Bazen Sağlık Bakanlığına olayın çözümüyle
ilgili de birtakım roller yüklendi veya en azından böyle roller
beklendiği ifade ediliyor. Ama şunu özellikle vurgulamamız
lazım, o da şu: Uyuşturucu kullandıktan sonra -özellikle
büyükşehirler başta olmak üzere, AMATEM'lerimiz var, İstanbul'da
UMATEM'imiz var, yani uyuşturucuyla mücadele anlamında
merkezlerimiz var ama- bağımlılık tedavisi iki ay, üç ay kadar
devam ediyor, kişi o maddenin etkisinden vücut olarak kurtulmuş
oluyor, ama daha sonra topluma gittiği zaman mutlaka toplumun da
onu kabullenmesi lazım. Birtakım anekdotlar hep karşımıza çıkar.
O anekdotlarda, toplumun daha sonra o kişiyi kabullenmemesi
sonucu tekrardan, kısa zamanda o bataklıktaki insanların ağına
yeniden düştüğünü çok sık olarak görürüz.
Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin
sonunda… Yine çok etkilendiğim bir kitap gerçekten. Bunu da bu
konuyla ilgilenen bütün dostların okumasını tavsiye ediyorum.
Muş'tan İstanbul'a göç ederek orada Çapa Tıp Fakültesine giren
bir kardeşimizin yaşadıklarını anlattığı bir kitap. Kanat Güner
diye bir tıp öğrencisi. 4'üncü sınıfta tıp fakültesini bırakmak
zorunda kalıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Ünüvar.
NECDET ÜNÜVAR (Devamla) - Tabii, pek çok badireden geçtikten
sonra, yazdıklarını şöyle, "Eroinin Güncesi" diye bir kitapta
topluyor. Orada "Hey millet, ben ölmeye karar verdim. Niye
biliyor musunuz? Çünkü yaşım yirmi yediye geldi, dayandı. Benim
gibiler daha fazla yaşamamalı. Allah korusun, ya ölmeye değil de
üremeye karar verseydim? Neyse ki aklım hâlâ başımda. Sahneye
girmem gereken yeri ayarlayamadım ama çıkmam gereken yeri
biliyorum." diyor. Gerçek anlamda hiçbir şeye tutunamadığını,
eroinden başka her şeyi tükettiğini -gençliğini, hayallerini,
mesleğini, mutluluğunu- ve onun, eroinin ondan hep daha
fazlasını istediğini ifade ediyor ve şöyle bitiriyor kitabını:
"Ben giderim, gideceğim ama birileri bir şey yapsın, bir çözüm
bulsun." şeklinde ifade ediyor ve o "Eroinin Güncesi" isimli
kitabın imza gününde de, imzadan sonra hayatına işte o son altın
vuruş dediğimiz hadiseyle son veriyor. Burada, tabii, madde
bağımlılığının dramıyla ilgili bizzat bizim okuduğumuz,
gördüğümüz, duyduğumuz, seyrettiğimiz, bizzat şahit olduğumuz
olaylar var, ama çoğu bunun sonuç safhasında bizim gündemimize
gelen şeyler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edecek misiniz efendim?
NECDET ÜNÜVAR (Devamla) - Sayın Başkan, hemen bitiriyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
NECDET ÜNÜVAR (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum.
O aşamaya kadar aslında yapılması gereken pek çok şey var. Bu
konuda hepimize, toplumun tüm katmanlarına görevler düşüyor.
Toplumda yaşayan hiç kimse kendisini bu problemden azade
göremez, görmemeli. Bu yüzden, bu araştırma komisyonunun
kurulmasını çok önemsiyoruz.
Yapılacak çalışmaların milletimize, devletimize hayırlı sonuçlar
doğurmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Ünüvar.
Sayın milletvekilleri, gruplar adına yapılan konuşmalar
tamamlanmıştır.
Şimdi önerge sahiplerine söz vereceğim. İlk söz Sinop
Milletvekili Engin Altay'a aittir.
Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (Sinop) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İzmir Milletvekilimiz Ahmet
Ersin'in birinci imzasıyla verdiğimiz uyuşturucu kaçakçılığı ve
üretiminin tespiti ile uyuşturucu kullanımındaki artışın
sebeplerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin,
önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiğimiz Meclis araştırması
üzerinde söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; malumunuz olduğu üzere,
benzer konuda, aynı konuda Sayın Ateş'in, Sayın Sarıçam'ın,
Sayın Ünüvar'ın, Sayın İncekara'nın, Sayın Kiler'in ve Sayın
Özdemir'in ve arkadaşlarının verdiği Meclis araştırma önergeleri
vardır.
Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan
bir incelemedir. Elbette ki bizim böyle bir araştırma
istememizin sebebi, konunun çok vahim ve artık, bir an önce, bir
dakika bile beklemeden çözüm bulunması gereken bir konu hâline
dönüşmesidir. Elbette Hükûmet, yani icra organı işini doğru
yapsa, bizim, Mecliste böyle bir önerge vermemize -bizim ve
diğer arkadaşların- iktidar partisine mensup milletvekili
arkadaşlarımızın da böyle bir önerge vermesine gerek kalmaz.
Bir parlamentoda muhalefet Meclis araştırması önergesi
verebilir, muhalefet partileri verebilir. İktidar partisine
mensup milletvekilleri de böylesine hassas bir konuda Meclis
araştırması önergesi veriyorsa burada Hükûmetin düşünmesi lazım,
Hükûmetin konuya daha fazla kayıtsız kalmaması lazım.
Sayın milletvekilleri, bunu şunun için de söylüyorum: Meclis
araştırması müessesesini çok iyi, doğru kullanmamız lazım. Biraz
önce gündeme baktım. Meclisimizin gündeminde yüz üç tane Meclis
araştırma önergesi var. Bu önergelerin hepsi iyi niyetle
verilmiş önergelerdir, hepsi de yurdun belli bölgelerinde ya da
tümünde belli temel sorunlara yöneliktir, ama bu Meclis
araştırma komisyonunun, yani bu müessesenin çalışmaları sadece
milletvekillerimizin mesaisini tüketecekse, milletin parasını
tüketecekse çok da gereği yoktur.
Bir örnek vereyim ben size: Geçen dönem Meclisimiz, 14 Aralık
2006'da, çocuklarda ve gençlerde artan şiddet eğilimi ve
okullardaki olayların araştırılmasıyla ilgili bir komisyon
kurdu. Komisyon çalıştı, görevini tamamladı -emeği geçen
arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz- yanlış hatırlamıyorsam 400
sayfalık da bir rapor yayınlandı. O zaman da söylemiştim.
Raporun meli, malı'larla dolu bir sonuç bölümü vardı, ama çok
değerli bulgular da vardı, veriler de vardı.
Şimdi ben Hükûmete soruyorum: Bu raporla ilgili, geçen dönem
verilen, bu Meclisin yaptığı, kurduğu bir araştırma komisyonuyla
ortaya çıkarılan çocuklarda ve gençlerde şiddet, okullardaki
olayların araştırılmasıyla ilgili kurulan komisyon raporu
üzerinde -bakanlar, hemen hemen aynı bakanlar- Hükûmetin bir
paragraflık bir icraatı olmuş mudur? Bir paragraflık bir
genelgesi olduğundan şüphe ediyorum. Böyle Hükûmet olur mu?
Meclisi niye o zaman bu komisyonlarla meşgul ediyoruz? Rapor,
dediğim gibi, 29 Mayıs'ta görüşüldü ve rafa kaldırıldı.
Bunu şunun için söylüyorum sayın milletvekilleri: Bu
uyuşturucuyla ilgili Parlamentomuzun duyarlığı her türlü takdire
şayandır. Ama, burada kabul edileceği de görülen, bütün
partilerin ittifakıyla kurulmasının kabul edileceği görülen
araştırma komisyonu raporunun akıbetinin de geçen dönem
çocuklarda ve gençlerde artan şiddet olaylarını araştıran
komisyonun raporuna dönüşmemesini, şimdiden bir ön temenni
olarak yüce heyetinizin takdirine sunuyorum.
Şimdi, özetle, Meclis araştırma komisyonları Hükûmet tarafından
ciddiye alınmalıdır. Gerekiyorsa araştırma komisyonu raporunun
akabinde bir Meclis soruşturma komisyonu kurulabilmelidir.
İktidar partisinin buna da hazır olması lazım. Tabii, Meclis
soruşturma komisyonu ve Meclis araştırma komisyonu çok ayrı
şeydir. Birisinde, biraz önce söylediğim gibi, bilgi edinmek
için bir inceleme yaparsınız. Birisinde soruşturacağız, nereye
kadar giderse oraya kadar soruşturacağız. İşte, Hükûmetin bu
cesareti göstereceğini de şimdi deklare etmesi lazım.
Sayın milletvekilleri, Türkiye'yi ben Ankara'nın Kızılay
Meydanı'na benzetirim. Dünyada coğrafi konum olarak Türkiye'nin
konumu ile Ankara özelinde Kızılay Meydanı konumunun hiçbir
farkı yoktur. Ankara'daki herkes Kızılay'dan geçer. Ankara'daki
mal, hizmet, hemen hemen her şey Kızılay'dan geçer. Şimdi,
dünyada da böyle. Dünyadaki bütün trafik Türkiye'den geçmek
zorunda. Böyle, dünyanın merkezinde, coğrafi olarak çok odak
noktasındayız ve bütün resmî yöneticilerimizin, resmî
kaynakların itiraf ettiği gibi de Türkiye, dünya uyuşturucu
trafiğinin dört yol ağzıdır, bir kavşaktır. Türkiye'nin coğrafi
konumunu ben Allah'ın bir nimeti gibi görürüm, ama maalesef,
bazen böyle olumsuz yanları da var.
Emniyet teşkilatımıza, Jandarma teşkilatımıza -küçük aksamaları
bir kenara koyarsak, ufak tefek lokal şeyleri, ihmalleri bir
tarafa bırakırsak- genel olarak teşekkür ediyoruz. Görevlerini
yapıyorlar, çalışıyorlar hem de büyük bir gayretle çalışıyorlar.
Şimdi benim sorduğum şu: Tabii, emniyet ve jandarma da aslında
Hükûmete bağlı. Ama mesele sırf adli ya da askerî, polisiye
çözümlerle çözülemeyecek kadar önemlidir. Hükûmet bu konuda ne
yapıyor, bu önemli.
Şimdi, ne yapıyor? Bakın, ben size buradan iki istatistik
göstermek istiyorum. Bunlar resmî istatistiklerdir sayın
milletvekilleri. Şöyle bir tablo var, görebilirsiniz.
-Parlamentomuz bugün kalabalık değil. Anayasa değişikliğinde çok
kalabalıktınız.- Bakın, 2002'de Türkiye'de 75.825 extacy
yakalanmış. Bilin ki yakalanan kadar da yakalanmayan, içilen
vardır. Bu böyledir hep. 2006'da 75 bin adet extacy 1 milyon 200
bine çıkmış. 2006'da da 1 milyon 200 bin tane de yakalanmayan
vardır.
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) - Bu mantık nasıl bir mantık?
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi gelir, buradan sen alternatifini
söylersin.
Şimdi, ben buradan jandarmaya, emniyete teşekkür ederim. Ama
Hükûmete de sorarım "Sayın Bakan, bu grafiği nasıl
açıklayacaksınız?" diye. Bunu Hükûmetin açıklaması lazım.
Şimdi, bakın, kokain, 2002'de -göstereyim buradan- 7 kilo,
2006'da 76 kilo. Emniyete ve jandarmaya teşekkür ediyoruz. Bu
rakam artışı, bilin ki 76 kilo da yakalanmadan geçen ya da
kullanılan var.
Yapılan araştırmalar -zamanımız az- Türkiye'de çocuklar, gençler
dâhil toplumun bütün kesimlerinde çok ciddi bir uyuşturucu
tüketiminin süratle ve hızla yayıldığını, yaygınlaştığını ve
toplumun bütün ekonomik kesimlerini… E, bir dönem "Bu, zengin
eğlencesi." denilen şeyler şimdi aşağılarda. Kimisi kokain
çekiyor, köprünün altındaki çocuk da tiner çekiyor. Tablo
vahimdir. Ama, işte, bu konuda tekrar altını çizerek söylüyorum:
Hükûmetin bu son dört beş yıldaki uyuşturucu trafiğinin
artmasında, uyguladığı sosyoekonomik politikaların ve Hükûmetin
eğitim sistemimize bakışının, bu artışın temel faktörü olduğunu
ben düşünüyorum, ben öyle düşünüyorum. Bu büyük bir vebaldir,
büyük bir günahtır, büyük bir ayıptır.
Bakın, TÜİK bir araştırma yapmış 26.900 öğrenci üzerinde, TÜİK
resmî bir kuruluşumuz. Sigara yüzde 16, alkol yüzde 16,
uyuşturucu yüzde 3. Sayın milletvekilleri, bu araştırmalar,
minik yavrularımızı gönderdiğimiz okullarda yapılan
araştırmalar. Uyuşturucu yüzde 3, sigara yüzde 16, alkol yüzde
16. Çocuklarımızın neredeyse beşte 1'i gitmiş. Bu vahim bir
durumdur.
Okullarda şiddeti, biz müteaddit defalar gündeme getirdik,
Meclisimiz bu konuya duyarlı olmadı. Şimdi, büyük bir mutlulukla
görüyorum ki Meclisimiz sanıyorum bu konuda gerekli hassasiyeti,
duyarlığı gösteriyor, gösterecek. Hükûmetten de karşılığını
beklemek bizim görevimizdir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; madde kullanımı, yıkıcı
etkileriyle bireyin seçtiği nesne karşısında köleleşmesidir.
Mesela ben bir sigara tiryakisiyim. Kimseye de tavsiye
etmiyorum, her vesileyle söylüyorum. Büyük bir bırakma azim ve
kararlılığı da içindeyim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ama bu konuda Millî Eğitim Bakanlığımızın çok ciddi bir gayret,
çaba, program içinde olması lazım. Yani göstermelik şeylerle,
okula bir tane polis dikerek falan bu işler olmaz. Bu konuda
Millî Eğitim Bakanlığımızın çok ciddi, yoğun bir gayret içinde
olması lazım.
Bakın, Anayasa'nın 58'inci maddesi, çocuklarımızın ve
gençlerimizin uyuşturucudan ve bütün kötü alışkanlıklardan
korunmasını devlete bir ödev olarak yüklemiştir. Şimdi buradan
Hükûmete soruyoruz, Başbakana soruyoruz: Anayasa'nın 10'uncu,
42'nci maddeleri üzerinde dolaşarak Türkiye'yi bir kaos ortamına
sürükleyeceğine, 58'inci maddeyle sana verilmiş görevleri
yapsana Sayın Hükûmet! Senin asıl işin bu. 58'inci maddeyle
ilgili görevlerini yap, ondan sonra gel buraya, karşımıza yüzlü
yüzlü çık, biz de seni takdir edelim.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çocuklarımızın muhtaç
olduğu kudretin dolaştığı asil kanının uyuşturucuyla
zehirlenmesine Hükûmet daha fazla seyirci kalmamalı. Bu önergeyi
destekleyeceğiz. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Altay.
ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkan,
Hükümete yönelik birtakım eleştiriler dile getirdi…
BAŞKAN - Cevap mı vermek istiyorsunuz?
ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) - Yerimden, izin
verirseniz bir açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.
ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkanım, çok
teşekkür ederim.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Altay
konuşmasında, uyuşturucuyla mücadelede, işbaşında bulunan
Hükûmetin, daha doğrusu Adalet ve Kalkınma Partisi
Hükûmetlerinin hiçbir şey yapmadığını ifade etti, birtakım
grafikler gösterdi, sizler de takip ettiniz. Uyuşturucu madde
yakalanmasındaki grafiklerde çok ciddi bir artış olduğunu
gösterdi. "2002'de şu yakalanıyordu, şimdi daha fazla
yakalanıyor." dedi ve güvenlik güçlerine de teşekkür etti. Peki,
bunlar daha önce niye yakalanmıyordu da şimdi yakalanıyor Sayın
Altay?
ENGİN ALTAY (Sinop) - Daha önce kullandığının yarısı
yakalanıyordu, şimdi de kullandığının yarısı yakalanıyor Sayın
Bakan.
ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) - Yaa, yaa… Bakın,
uyuşturucuyla ve kanunsuzlukla mücadelede bizim dönemimiz en
başarılı dönemlerden biridir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Daha fazla uyuşturucu yakalanmıştır, organize suç örgütleriyle
ve çetelerle mücadelede çok önemli başarılar elde edilmiştir.
Sadece son bir yıl içerisinde Türkiye'de çökertilen çetelerin ve
organize suç örgütlerinin sayısı 350 civarındadır ve son bir yıl
içerisinde bu çete mensuplarından yakalanarak şu anda cezaevinde
bulunan kişi sayısı 4.150'dir. Daha önce böyle bir mücadele,
böyle bir başarı görülmemiştir. Sayın Altay sadece muhalefet
yapmıştır. Dolayısıyla, muhalefet olarak bunları tabii ki
söyleyecektir, ama lütfen, hakkı teslim edin. Geçmiş
iktidarlarla bu iktidarın, kanunsuzlukla, çetelerle, organize
suç örgütleriyle ve uyuşturucuyla mücadeledeki farkını lütfen
kadirşinaslık gösterin ve burada ifade edin.
Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
ENGİN ALTAY (Sinop) - Sayın Bakan, kullananların sayısı 10 kat
artmış. Bunun neyiyle övüneceğiz?
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bakan.
Söz sırası, Ankara Milletvekili Sayın Yılmaz Ateş'te.
Buyurun Sayın Ateş.
Süreniz on dakika Sayın Ateş.
YILMAZ ATEŞ (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, konunun önemi verilen yedi önergeden de
belli olmaktadır. İktidar ve muhalefete mensup milletvekilleri
yedi ayrı önerge vermişlerdir. Benim önergem bir farklılık arz
ediyordu. Ben özellikle okullardaki uyuşturucu ve şiddet
olaylarının araştırılmasını arz etmiştim ama Meclis yönetimimiz
bu yedi önergenin de birleştirilmesinin uygun olacağını
belirttiler, ben de buna katıldım.
Sayın milletvekilleri, öyle anlaşılıyor ki biz bu konuyu da
kabul edeceğiz, Meclisimiz kabul edecek, bir araştırma komisyonu
kurulacak ve bu konuyu araştıracağız.
Değerli arkadaşlar, bu konuda 22'inci Dönemde de sokak
çocuklarının sorunlarını araştırmak üzere bir komisyon
kurulmuştu. Siirt Milletvekilimiz Sayın Öner Ergenç
başkanlığında oluşturulan bu komisyon gerçekten de çok başarılı
bir çalışma yapmış ve konunun, sorunun ne boyutlarda olduğunu
gözler önüne sermişti. Şimdi benim vereceğim rakamlar Sayın Öner
Ergenç'in başkanlığında kurulan komisyon raporundan alındığı
için öyle zannederim ki Hükûmet sıralarından "Bunlar muhalefet
ediyor, muhalefet olsun diye söylüyorlar." şeklinde bir itiraza
neden olmaz.
Sayın Ergenç'in başkanlığındaki komisyonun 2006 yılındaki
tespitleri şöyle başlıyor, diyor ki: Son üç yılda, yani Adalet
ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiği son üç yılda, bu
olaylarda müthiş bir artışın olduğunu rakamlarla ortaya koyuyor.
Örneğin on-on sekiz yaş arasında uyuşturucu kullananların sayısı
2001'de 8.629 iken 2002'de bu rakam 28.622'ye, 2003'te 36.223'e
ve 2004 yılında da 37.635'e çıktığını bu rapor ortaya
koymaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu rakamlar vahameti ortaya
koymaktadır. Bir diğer araştırmada, 711 okulda 860 bin öğrenci
ve 22 bin öğretmeni kapsayan bir araştırma sonunda okullarımızın
yüzde 40'ında dayak olduğunu, yüzde 30'unda öğretmenlerin
sopayla dolaştığını, yüzde 20'sinde saç kesme cezasının
olduğunu, her 100 okulun 6'sında da uyuşturucu olaylarının
yaşandığını, her okulda katkı payının alındığını da yine bu
rakamlar ortaya koymaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu baskı-şiddetin sadece 2006 yılı
Şubatında meydana gelen 25 olayda 7 öğrencimiz hayatını
kaybetmiş, 35 öğretmenimiz yaralanmış, 34 gencimiz de göz altına
alınmış.
Sayın milletvekilleri, olayın bir diğer en tehlikeli boyutu da
yönetimden kaynaklanan bir şiddet ve baskıyla -maalesef,
üzülerek belirtmem gerekir ki- Adalet ve Kalkınma Partisi
İktidarı döneminde Türkiye'nin tanışmış olmasıdır. O da şudur:
Öğretmenler ve okul yönetimlerinin tek tip öğrenci yetiştirme
gayreti ve mevcut iktidara da yaranma çabasıyla bazı
okullarımızda tam bir faşizm uygulaması görülmüştür. Amasya'da
Anadolu Kız Meslek Lisesinde 4 tane kız öğrencimiz -Hatice,
Gamze, Şermin, Şennur D. adlı öğrencilerimiz- okul yönetiminin,
ilgili öğretmenlerinin baskısına daha fazla dayanamayarak hem
okullarını değiştirmek durumunda kalmışlardır hem de yurtlardan
olmuşlardır. Yine İstanbul Şişli Endüstri Meslek Lisesi
öğrencisi Burak Tibar, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni
Mustafa Kurt tarafından hastanelik edilinceye kadar dövülmüştür,
"Muharrem ayıdır, orucum." dediğinde de dayağın dozajı daha da
artırılarak böbreklerine dahi büyük zarar verilmiştir.
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) - Ne ilgisi var?
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Okuldaki baskıyı anlatıyorum, niye
rahatsız oluyorsunuz? Bunu yapan okul yönetimi, okul öğretmeni;
bundan utanmanız lazım itiraz edeceğinize.
MEHMET EMİN EKMEN (Batman) - Uyduruk gazete haberlerini buraya
taşımaktan sizin utanmanız lazım.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Sizin…
BAŞKAN - Sayın Ateş, lütfen…
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin
İnsan Hakları Komisyonu Başkanının tespit ettiği, kayda
geçirdiği bu olaylara "uyduruk" diyorsanız yazıklar olsun size.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Genel Kurula hitap edin lütfen.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Yine İstanbul'da Esenyurt Ali Kul Çok
Programlı Lisesi öğrencisi Burak Kul, Alevi olduğu için
dövülmüş, bu dövene ceza verileceğine, belediyede çalışan babası
idareye çağrılarak, baskıya bir de babası tabi tutulmuştur.
Yine İstanbul Sarıyer'de Ayhan Aka, Aykut Aka adlı 2 genç
öğrencimiz tarikat tuzağına düşmüş, intihar etmişlerdir. Şimdi,
bu öğrencilerin babası, ailesi sorunlarını, dertlerini anlatacak
bir yetkili dahi bulamamaktadırlar.
Antalya'nın Altınova İlköğretim Okulunda 5 öğrenci, abdest
almıyor diye, sürekli şiddete, tacize maruz kalmış, hatta Din
Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni, bu öğrencileri okul içinde
çağırırken "Kötü, gel buraya." şeklinde dile getirmektedir.
Gebze Darıca beldesinde, öğretmen Hüseyin Cebe, meslektaşı bir
başka öğretmen Necati Kumaş tarafından, inancından ötürü
öğrencilerinin gözleri önünde kurşun yağmuruna tutularak
katledilmiştir.
Sayın milletvekilleri, bunlar kamuoyuna yansıyan baskılardan,
tacizlerden birkaçı. Takdir edersiniz ki basına daha yansımayan,
kamuoyuna yansımayan çok sayıda olayların olduğunu biliyoruz. Bu
olayların failleri hakkında, doğrusu, ne işlem yapılmıştır şu
ana kadar daha bir tek birini öğrenemedik. Hep "Soruşturma
açıldı." deniyor ama soruşturma sonunda ne olduğu, kamuoyunun
vicdanını rahatlatacak, kamuoyunun yüreğine su serpecek bir tek
işlemin de yapıldığı bugüne kadar kamuoyuna yine
yansıtılamamıştır.
Sayın milletvekilleri, bu çağ dışı uygulamalara karşı etkili bir
önlem alınmayınca, maalesef, bu çağ dışı zihniyet sahipleri de
giderek cesaret almaktadırlar. Sayın Başbakan, kıyafetinden
ötürü salondan çıkarılan bir öğrencimizi arayarak, olayı
kınadığını, direnmesini ve arkasında olduğunu söyledi. Sayın
Başbakanın takdiridir, elbette ki zulme uğrayan biri varsa onun
arkasında durması lazım. Ama, az önce sıraladığım olaylara maruz
kalan öğrencilere, bırakın yanlarında olmayı, bu insanlık dışı
uygulamayı reva gören hiçbir yöneticiden ne hesap sorabilmiştir
ne de hesap sorulacağı görülmektedir.
Sayın milletvekilleri, Türkiye her zorluğu aşacaktır, aşmıştır
da. Ama, yeter ki el birliğiyle, gönül birliğiyle Türkiye
hareket edebilsin. Ama, çağ dışı kalmış yöneticiler, zihniyetler
iktidardan beslenirse, çözmek de zorlaşır, yeni sorunlar da
yaratılır.
BAŞKAN - Sayın Ateş, bir dakika müsaade eder misiniz efendim.
Sizin önergenizin mahiyeti ayrı mı efendim?
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Sayın Başkan, ben cümlemi tamamlayayım
da ondan sonra…
BAŞKAN - Hayır, tamamlayın da, yine tamamlatacağım size.
Mahiyeti ayrı mı, yani sizin önergenizin mahiyeti ayrı mı? Niye
bunlarla birleştirildi, bu şeyle? Başka bir önerge vermişsiniz
siz.
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sayın Başkan, konuşmasında söyledi.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Önergeyle ilgili hiçbir şey
söylemedi.
BAŞKAN - Yani, dinledim bu saate kadar ama artık sormam lazım,
ben de merak ettim, yani sizin önergeniz ayrı bir önerge mi?
Uyuşturucuyla ilgili falan değil miydi önergeniz?
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Karşılıklı konuşmamak için susuyorum.
Siz bitirin ben konuşayım.
BAŞKAN - Hayır, ben sustum, siz söyleyin efendim.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Peki, teşekkür ederim.
Sayın Başkan, ben, bugüne kadar yaptığım bütün konuşmalarda
süresine uyan bir milletvekiliyim. Bir buçuk dakikalık süremi
aldınız.
BAŞKAN - Ben vereceğim sürenizi.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Şimdi arz edeyim Sayın Başkan. Ben
konuşmamın başında dedim ki: Benim önergem, okullarda uygulanan
şiddet ile madde bağımlılığının araştırılmasıydı. Ama Meclis
yönetimimiz benim önergemin de, Meclis araştırması önergemin de
bu önergeyle birleşmesini önerdi bana, ben de kabul ettim. O
nedenle, bizim…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Beş dakika verin sayın Başkan.
BAŞKAN - Beş dakika da konuşabilirsin ama değişen bir şey olmaz.
Siz konuşun isterseniz.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Anlayamadım Sayın Başkan…
BAŞKAN - Buyurun, konuşun, devam edin.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Hayır, anlayamadım.
Şimdi, Sayın Başkan, ben…
BAŞKAN - Yani, sizin elinizde değil miydi bunu kabul etmemek?
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Müsaade eder misiniz.
BAŞKAN - Etmeseydiniz.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Ben de…
BAŞKAN - Allah Allah…
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Sayın Başkan, böyle bir usulümüz yok.
İzninizle. Ben de orada iki yıl Başkan Vekilliği yaptım.
BAŞKAN - Yaptınız.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Böyle konuşmacının sözünü keserek,
Meclis Başkanıyla konuşmacının karşılıklı konuşması gibi bir
usulümüz yok.
BAŞKAN - Sormak hakkım ama…
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - İzin verirseniz, Hükûmet burada, ne güne
oturuyor orada?
BAŞKAN - Sormak hakkım ama, ben de Başkan olarak sizi idare
ediyorum.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Siz iktidarın temsilcisi değilsiniz.
BAŞKAN - Sormak hakkım. Sormak hakkım tabii.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - İzin verin. Ben de onu açıklıyorum,
ikide bir niye kesiyorsunuz?
BAŞKAN - Tamam, ben de açıkladım, merak ettiğimden soruyorum.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Sayın Başkan, ikide bir sözümü
kesemezsiniz.
BAŞKAN - Buyurun, meramınızı anlatın, tamam.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Ya Sayın Başkan, yapmayın.
BAŞKAN - Ben bir şey yapmıyorum, siz yapıyorsunuz.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Şimdi bu akşamın saatinde sizinle bir
polemiğe girmek istemiyorum.
BAŞKAN - Ben de istemiyorum.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Beni de buraya çekmeyin.
BAŞKAN - Ben de istemiyorum.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Peki, o zaman sözümü kesmeyin lütfen.
BAŞKAN - Buyurun, konuşun.
Bir dakika daha ek süre veriyorum.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Sayın milletvekilleri, ben, okulda
yönetimden kaynaklanan baskıları anlatıyorum. Bundan rahatsızlık
duyacağımıza, bu sorunları, gelin, el ele verelim, bu sorunları
kaldıralım, bu baskılar olmasın. Bu örnekleri veriyorum, iktidar
burada. Sayın Bakan, inşallah, çıkar der ki: Sayın Ateş siz
yanılıyorsunuz, Amasya'da öğrencilere zulmeden şu yönetimlere
biz şu cezayı uyguladık der, açıklar. İstanbul'da dövülen
çocukların faillerine biz şu cezayı uyguladık der, ben de
kendisine teşekkür ederim. Bu çağ dışı zihniyetlerin Türkiye'de
hortlamaması için bu çabayı gösteriyoruz Sayın Başkan. Bu
komisyon da sanırım onun için kurulacak.
Değerli arkadaşlar, her türlü sorunu çözeriz. Yeter ki bu çağ
dışı kalmış zihniyetler, uygulamalar iktidardan beslenmesin.
Komisyonlarımız kuruluyor, komisyonlarımız çalışıyor ama sorun
tespitten ibaret değildir, sorun çözümden ibarettir. O nedenle,
Hükûmetimiz, önümüzdeki süreç içerisinde, bu komisyonumuz
dilerim kabul edilir kurulursa, bu komisyonun belirlediği çözüm
önerilerinin hayata geçmesi için gereken dikkati ve gayreti
gösterir.
Bu önergeleri kabul edeceğinize inanıyorum, evet oyu
vereceğinize inanıyorum, yüce Meclisi tekrar saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Ateş.
Söz sırası, Kırıkkale Milletvekili Sayın Ahmet Gökhan Sarıçam'a
aittir.
Buyurun Sayın Sarıçam. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) - Sayın Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; öncelikle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkanım, beni kürsüye davet ederken Kırıkkale
Milletvekili dediniz.
BAŞKAN - Pardon, Kırklareli, özür dilerim.
AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Devamla) - Ben, Kırklareli Milletvekili
olarak görev yapmaktayım -ikinci dönem- Parlamentoda.
Kırklarelili hemşehrilerim zaten Kırklareli'ne gelen kargoların
yanlışlıkla Kırıkkale'ye gitmesinden yeteri kadar mağdur. Ayrıca
bunun Parlamento tutanaklarına da böyle geçmesini arzu etmediğim
için düzeltmek ihtiyacı hissettim.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin ve dünyanın önemli bir sorunu
olarak özellikle son yıllarda artış eğilimi gösteren uyuşturucu
-uyuşturucunun dağıtımı, ticareti- ve uyuşturucu dağıtımından,
üretiminden ve ticaretinden birtakım illegal örgütlerin birtakım
menfaatler sağlayıp daha sonra da bunun değişik toplumsal
mekanizmalara zarar verir boyutlarda çalışmalarda bulunması
hepimizi rahatsız etmekte. Bu konuyla ilgili olarak
Parlamentomuzda bulunan bütün partilerin milletvekillerinin aynı
hassasiyeti paylaştığını bilmekteyiz ve yedi tane verilen önerge
de bu konuda herkesin hemfikir olduğunun önemli bir göstergesi.
İnceleme, soruşturma kapsamında, bu tür önergelerle birtakım
araştırma komisyonlarının kurulması, devletimizin, hükûmetimizin
sorun olarak görülen konularda yaptığı çalışmaların tespit
edilmesi, eksiklerinin ayrıca tespit edilmesi ve bunların
giderilmesi konusunda hükûmete ve gerekli organlara tavsiyede
bulunulması milletvekillerimizin görevlerindendir. Biz de, bu
kapsamda, ülkemizi ve toplumumuzu yakından ilgilendirdiğine
inandığımız bu konuyla ilgili şahsım ve 30 arkadaşımla birlikte
bir önerge verdik. Bu önergeyi vermemizde ve böyle bir yapının
oluşmasında, yine, Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili
Sayın Ahmet Ersin'in bundan yaklaşık bir ay önce yapmış olduğu
duygusal bir konuşmanın da büyük bir önemi var.
Uyuşturucu, bildiğiniz gibi, insanların, tarihsel süreçte,
değişik zamanlarda, bazen keyif almak için bazen birtakım
rahatsızlıklarını unutmak için kullandığı bir madde. Afyondan,
kenevirden, sentetik olarak değişik şekillerde üretilen bu
maddeyi, insanlar, ilk başlarda, belki kısa süreli birtakım
maksatlarla kullanmaya başlıyorlar, fakat bu maddelerin içindeki
birtakım kimyasal özelliklerden dolayı bir bağımlılık hâline
dönüşüyor. Daha sonra, içindeki yine birtakım kimyasal
maddelerin merkezî sinir sistemini çökertmesiyle, kişide ve
toplumun değişik tabakalarında sosyal birtakım çöküntüleri
getiriyor.
Sadece kişinin kendisine değil, içinde yaşadığı topluma ve
çevreye de çok büyük zararlar vermesi bakımından, uyuşturucu
maddeyle, değişik tarihsel dönemlerde sürekli mücadele
edilmiştir. Bu mücadelenin değişik metotları oluşturulmuştur.
Bunların -adli mücadeleler olduğu gibi, zabıta mücadeleleri
olduğu gibi- sosyal boyutunu inceleyip, ahlaki ve manevi
noktadaki birtakım eksikliklerden kaynaklandığı da tespit
edilmiş, bunlarla da değişik dönemlerde değişik mücadeleler
yapılmıştır.
Ülkemizde de bu konuyla ilgili önemli çalışmalar özellikle 2002
yılından itibaren ciddi bir şekilde başlatılmış, biraz önce
değerli milletvekili arkadaşlarımızın vermiş olduğu verilerden
de gözüktüğü üzere, bu mücadelenin sonucunda, ülkemiz özellikle
transit uyuşturucu ticaretinde kullanılmakta olduğundan dolayı,
bu maddelerin ülkemiz üzerinden diğer ülkelere ulaştırılmasına
engellemeler başlatılmış ve büyük miktarda -zabıta tarafından-
bunlar ele geçirilmiştir. Böylece, sadece ülkemizdeki değil,
belki ülkemiz üzerinden Avrupa'nın ve dünyanın birçok yerindeki
gençlerimizin, insanların bu zararlı maddelerle kolay
buluşabilmesi engellenerek tüm dünyaya ve insanlığa Türkiye
üzerinden ciddi bir hizmet de yapıldığı kanaatini taşımaktayım.
Değerli arkadaşlar, bu konuyla ilgili olarak, yine, illegal
uyuşturucu maddeler kullanan kişiler bunları elde etmek için
çeşitli risklerin içine de girmekte ve bu risklerden dolayı da,
bu maddelerin alımı-satımı önemli bir miktarda ekonomik değer
kazanmakta. Sentetik uyuşturucu kullanımında azalma olmakla
birlikte, ciddi miktarda, eroin tarzı bağımlılık yapan
uyuşturucu maddelerde -ki yaklaşık yüzde 8 oranında- her yıl
artış var ve 300 milyar dolar civarında bir uyuşturucu ticaret
hacminin dünyada olduğu da göz önüne alındığında, bunun, göz
ardı edilmemesi gereken ve bugün yapılan her türlü mücadelenin
dahi ötesinde birtakım tedbirlerin ve mücadele yollarının da
tespit edilmesinin zorunlu olduğu bir konu olduğunu
dikkatlerimize almak zorundayız.
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve İlgili Suçlar Dairesi
tarafından Cenevre'de açıklanan 27 Haziran 2007 tarihli raporda
da "Dünyanın en büyük uyuşturucu sağlayıcılarının, Afganistan'ın
güneyi, Güney Batı Kolombiya ve Doğu Myanmar gibi, merkezî
otoritenin dışındaki bölgeler olduğuna" yer verilmiştir.
Yine, terör örgütlerinin uyuşturucu madde kaçakçılığının imalat,
taşıma, aracılık, satış ve sokak satıcılığı gibi her safhasında
yer alarak finansal destek sağladıklarına da yine bu raporda
dikkat çekilmiştir. Avrupa'da uyuşturucu ticaretini kontrol
altında tutan PKK'nın, Afganistan, Pakistan ve Irak üzerinden
getirilen uyuşturucuyu İtalya, Bulgaristan, Yunanistan ve
Romanya'daki yasa dışı örgütler ile iş birliği içerisinde
Avrupa'ya nasıl aktardığı ve pazarladığı da belgeleriyle
birlikte ortaya konulmuştur.
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Mali Eylem Görev
Grubu tarafından 7 Mayıs 2007'de yayımlanan uyuşturucu raporunda
da PKK'nın gelirinin büyük bir bölümünü uyuşturucu ticareti,
insan kaçakçılığı, kara para aklama, haraç gibi organize suç
faaliyetlerinden elde ettiği belirtilerek, son dönemde
Türkiye'de tırmanan terör eylemleriyle birlikte örgütün Avrupa
ülkelerinde organize suç faaliyetlerini de yoğunlaştırdığı
vurgulanmıştır. Europol tarafından Avrupa Birliği ülkelerinin
içişleri bakanlarına sunulan benzer bir raporda ise, Avrupa için
en ciddi tehlikeyi uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti, yasa
dışı göç ve sahte para basımının oluşturduğu vurgulanarak,
PKK'nın da en tehlikeli mafya yapılanması olduğuna dikkat
çekilmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere, bağımlılık yapıcı
maddeler, bunların ticaretini yapan odaklar, bağlantılı suçlar
ve sorunlar sadece bizim ülkemizin değil günümüz dünyasının en
önemli sorunları arasında yer almaktadır. Bu sorun ile yeterince
baş edebilmek de uluslararası iş birliği çerçevesinde ve ancak
delile dayalı bir politika ve strateji izlenmesiyle mümkündür.
Bu amaçla, güvenilir, karşılaştırılabilir nesnel veri
toplanması, değerlendirilmesi ve analiz edilmesi gibi işlevleri
yerine getirmek üzere Portekiz Lizbon'da konuşlu Avrupa
Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi 1993 yılında
kurulmuştur. Merkez, Avrupa Birliğine üye ve aday ülkelerden
yapılandırılmıştır. Ülkemizin bu Merkeze üyelik süreci 2000
yılında yapılan başvuruya dayanmakta olup, Türkiye'nin
katılımını düzenleyen anlaşma Ekim 2006 tarihinde Avrupa
Parlamentosu tarafından kabul edilmiştir. Fiziki yapı, personel
ve fonksiyonel açıdan en elverişli kurum olduğuna karar verilen
Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele
Dairesi Başkanlığı, 16 Mayıs 2002 tarihinde Başbakanlık makamı
tarafından Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme
Merkezinin ulusal temas noktası olarak yetkilendirilmiştir.
Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi
adıyla kurulan ulusal temas noktası, görevi ve konumu gereği
itibarıyla Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel
Müdürlüğü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Diyanet İşleri
Başkanlığı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel
Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı,
Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı gibi "Kurumsal temas
noktaları" adı verilen birçok kurum ve kuruluşla iş birliği
içinde görevlerini sürdürmektedir.
TUBİM'in görevlerini iki ana başlıkta toplamak mümkündür.
Bunlardan ilki: Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı
İzleme Merkezinin ulusal temas noktası olmasının getirdiği
sorumluluk çerçevesinde ulusal kurum ve kuruluşlarla iş birliği
içinde, Türkiye'nin risk ve mücadele profilini ortaya koyacak
verileri toplayıp, elde ettiği verileri yıllık ülke raporları ve
tablolar hâlinde ulusal birimlerle ve Avrupa Uyuşturucu ve
Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkeziyle paylaşmaktır.
TUBİM'in ikinci önemli misyonu ise ulusal görevlerdir. 20 Kasım
2006 tarihinde Başbakanlık makamınca imzalanarak yürürlüğe giren
Madde ve Madde Bağımlılığıyla Mücadele Ulusal Politika ve
Strateji Belgesi TUBİM'e ulusal ve uluslararası anlamda geniş
sorumluluk verdiğinden, belgenin uygulanmasının takibinden
sorumlu birim olarak ulusal düzeyde bir takip ve koordinasyon
merkezi hüviyeti kazanmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Sarıçam.
AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Devamla) - Benzer bir yapı, Emniyet Genel
Müdürlüğü İl Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele şubeleri
bünyesinde Madde Kullanımıyla Mücadele Uygulama İrtibat Birimi,
kısaca "İLTEM" olarak kurulmuştur.
Yasa dışı bağımlılık yapıcı madde kullanımındaki hedef kitle
olarak belirlenen gençlerde farkındalık arttırma eğitimlerine
yönelik çalışmalarda bulunmak amacıyla il birimlerinde çalışan
personele, alanında uzman üniversite öğretim üyelerinin
desteğiyle madde kullanımıyla mücadele, eğiticilerin eğitimi ve
programları verilmektedir. Bu eğitim programına katılmış olan
uzman görevliler il millî eğitim ve sağlık müdürlüğünde görevli
ilgili uzmanların da katılımıyla, lise ve dengi okulu öğretmen
ve öğrencilerine, velilerine, ceza ve tutukevi personeline,
sivil toplum kuruluşu temsilcilerine, talep hâlinde diğer
kitlelere yönelik, madde kullanımı ve bağımlılığı konusunda
toplumun farkındalık düzeyini arttırıcı konferans, panel ve
tiyatro gibi etkinlikler düzenlemektedir.
Hâlen ciddi boyutlarda bir madde kullanımı sorunu yaşamayan…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Sarıçam.
AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Devamla) - Başkanım, teşekkür edecek kadar
bir süre verirseniz sevinirim.
BAŞKAN - Buyurun.
AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ulusal
kullanıcı profilimize dayanarak risk gruplarımızı tespitle,
bunlara yönelecek tehlikeleri önleyip kullanım sorununu kontrol
altında tutmaya ve ortadan kaldırmaya çalışmak için yüce
Meclisin böyle bir komisyonu kurmasını ve bu komisyonun
çalışmalarına destek vermesini diliyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sarıçam.
Söz sırası, Hakkâri Milletvekili Sayın Rüstem Zeydan'da.
Buyurun Sayın Zeydan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
RÜSTEM ZEYDAN (Hakkâri) - Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; uyuşturucu bağımlılığının ve kaçakçılığının
önlenmesi için alınması gereken önlemlerle ilgili önergeyi veren
arkadaşlarınızdan biri olarak yüce heyetinizi sevgiyle, saygıyla
selamlıyorum.
Sosyal bir varlık olan insanın çevresiyle uyum içinde olması
akıl ve zihin sağlığıyla mümkündür. Bu sebeple, akli ve zihnî
hayatın en büyük düşmanı olan uyuşturucular, insanın uyum gücünü
zaafa ve iflasa götürmekle, onu ailesinden, toplumundan ve
çevresinden kopararak, yalnızlığa, bunalıma ve hemen ardından da
sorumsuz hipisel bir hayata mahkûm eder ki, bağımlıyı, yaşayan
bir ölü hâline getirir. Bu sebeple, uyuşturucuların, bağımlıya,
aile hayatına, doğacak çocuklara, iş hayatına, aile ve ülke
ekonomisine, ferdine ve toplumsal ahlaka verdiği zararlar
ifadelere sığdırılamayacak kadar ciddi konulardır. İntiharların,
cinayetlerin, her türlü fuhşiyat, gasp ve anarşinin temelinde,
maalesef, uyuşturucu belası vardır.
Dünyadaki küreselleşme hareketleri ve sınırların sanal bir çizgi
hâline dönüşmesi, bağımlılık yapıcı ve yasal olmayan madde
kaçakçılığının sadece ülke sorunu olmaktan çıkıp bölgesel ve
uluslararası suç türüne dönüşmesine neden olmuştur. Uyuşturucu
madde sorununun bütün ülkeleri tehdit eden yeni bir boyutu da,
menfaat çevreleri için rant, terörün ucuz finans kaynağı,
uluslararası ilişkilerde ideolojik ve politik araç ve hedef ülke
toplumuna karşı sosyopsikolojik dejenerasyon, zihnî ve ahlaki
çöküntü olgularının ön plana çıkarılmasıdır.
Türkiye, coğrafi konumu ve ülkemizin Avrasya coğrafyasında
bulunması, Asya ve Avrupa Kıtalarının birleşme noktası olması,
doğusunda üretim bölgelerinin bulunması, transit geçiş
yollarının üzerinde yer alması ve buna tarihî konjonktürü ve o
medeniyetlerin izlerini taşıması da eklendiğinde, uyuşturucu
madde kaçakçılığı için maalesef cazip bir ülke olmaktadır.
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Kontrol Programı (UNDCP)'nın
tahminlerine göre dünyada 180 milyon uyuşturucu bağımlısı
bulunmakta, bunların 144 milyonu esrar kullanmaktadır. Avrupa'da
uyuşturucunun en az kullanıldığı ülkeler arasında yer almamıza
rağmen, yapılan araştırmalar ve uzmanların yorumları, uyuşturucu
kullanma oranının dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yirmi
yılda maalesef arttığını ortaya koymaktadır. Dünyadaki ve
ülkemizdeki artış, devletimizin uyuşturucuyla mücadelesindeki
kararlılığını da artırmıştır. Benden önceki konuşmacılar bu
dönemi belki itham etmiş olabilirler, ama, ben, yüksek
müsaadelerinizle, son beş yıldaki rakamları size arz etmek
isterim.
Saygıdeğer milletvekilleri, 2003 yılında 7.812 kilogram esrar
yakalanmıştır, 2004'te 9.390, 2005'te 13.720, 2006'da 23.884,
2007'de 31.843 kilo esrar yakalanmıştır. Gene, güvenlik
kuvvetlerimizin eroin bazında da rakamlarını size arz etmek
isterim: 2003'te 4.705, 2004'te 8.844, 2005'te 8.195, 2006'da
10.312, 2007'de 13.228 kilogram eroin yakalanmıştır. Extacy'ye
baktığımızda: 2003'te 473.240 adet, 2004'te 845.390 adet,
2005'te 1 milyon 748 bin 796 adet, 2006'da 1 milyon 592 bin
adet, 2007'de yaklaşık 1 milyon 47 bin adet. Tabii bu adetlerin,
tedricen, özellikle extacy'de azalmasının önemli bir sebebi de,
bu, sadece yakalanmaya dönük bir mücadele şekli değildir, aynı
zamanda toplum tarafından talebin de azaltılmasına dönük bir
çalışmanın ürünüdür.
Bununla birlikte uyuşturucuya yönelik yapılan operasyonları size
arz etmek isterim: 2003'te 5.052 operasyon, 2004'te 6.749
operasyon, 2005'te 7.696, 2006'da 10.546, 2007'de 13.694
operasyon gerçekleştirilmiştir. Demek ki, söylenildiğinin
aksine, son dönemlerde bu alanda güvenlik kuvvetlerinin ve
siyasi iradenin başarısı ortadadır.
Bir de dünyadaki ve ülkemizdeki artış… Devletimizin
uyuşturucuyla mücadelesindeki kararlılığını biraz önce de arz
ettim. 2007 yılı itibarıyla ülkemizde sekiz ilde, özel ve kamuya
ait on beş adet madde bağımlılığı tedavi merkezi bulunmaktadır.
AMATEM'den alınan verilere göre de 2006 yılında toplam 2.853
madde bağımlısı tedavi görmüştür. Yaşam biçimine bakıldığında,
hastaların yüzde 89'unun ebeveynleriyle yaşadıkları
belirlenmiştir. Fakat aileler bu durumu ancak, maalesef, iki yıl
sonra öğrenebilmişlerdir. Uyuşturucuya başlama yaşının
ülkemizde, maalesef, son on beş yılda ağırlıklı olarak, on iki
yaşına kadar düştüğü gözlemlenmektedir.
Uyuşturucu madde kullanımının temel sebepleri ise, bilgisizlik,
özenti, merak, bozuk çevre, sağlıksız bir aile ve manevi boşluk
olarak gösterilmektedir. Uyuşturucu madde tüketiminin aynı
zamanda terör örgütlerinin de parasal kaynağını oluşturduğu
yadsınamaz olan bir gerçektir.
Birleşmiş Milletler uyuşturucu raporunda, Türkiye'nin 2004
yılından itibaren uyuşturucu konusundaki kararlı mücadelesi
takdir edilirken, Türkiye'de uyuşturucu yakalamalarındaki artış
birçok ülkeye gerektiği şekilde örnek olarak da gösterilmiştir.
Hatta, saygıdeğer arkadaşlarım, benim arkadaşım da ifade etti,
Türkiye Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi özellikle son
dönemlerde kurulmuş ve otuz dört kamu kuruluşu bu TUBİM'in
içinde görev almış bulunmaktadır.
Şimdi, saygıdeğer milletvekilleri, bahse konu olan hadise,
ülkemizin geleceği, memleketimizin teminatı olan gençlerimiz ve
yavrularımızdır. Kıymetli vekiller, unutulmamalıdır ki,
yarınlar, onu en çok isteyenlere kısmet olur. Günler çok ağır,
yıllar çok çabuk geçer. Ülkemizin geleceğinin teminatı olan
yavrularımızı bu illet belasından, mutlak anlamda, talebe dönük
ve arza dönük gayretleri, hep birlikte ve multi sektörel bir
çalışmayla, gece gündüz demeden, bir gayretin içerisinde
olmalıyız.
Saygıdeğer milletvekilleri, yeri gelmişken, son dönemlerde
televizyonlarda izlediğimiz bazı diziler, maalesef, ülkemizin
müstesna köşelerinden, benim seçim bölgem olan Hakkâri'yi ve Van
ilini de içine alan işte "Parsnarkoterör" dizisi gibi diziler,
oradaki kadirşinas yaşayan hemşehrilerimi derinden üzmektedir.
Aynı zamanda, bu konuda mücadele veren güvenlik kuvvetleri de,
ciddi anlamda, zaman zaman bu diziler eliyle rencide
edilmektedir. İstirham ediyorum, Radyo ve Televizyon Üst
Kurulunu da buradan bir kez daha uyarıyorum; bu hamiyetperver
vatandaşlarımızı rencide etmesinler. Suçlu var ise yakasına
yapışacak adalet mekanizmaları çok şükür ki Türkiye Cumhuriyeti
devletinde mevcuttur, saygıdeğer milletvekilim. Onun içindir ki
bölge insanını ve sektörün uzağından yakınından ilgisi ve
ilintisi olmayan insanları da rencide edecek şekilde dizilerin
güncel televizyon görüntüleri içerisinde gösterilmesi hiç de
zarif değildir, hiç de şık değildir. Vatandaşlarımızı rencide
etmeden onlara hitap ederken zarafeti, nezaketi ve nasafeti
lütfen kimse elden bırakmasın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Zeydan.
RÜSTEM ZEYDAN (Devamla) - Onun içindir ki, yeri gelmişken, Van
ilinden Hakkâri iline kadar yıllardır çeşitli noktalarda hem
vatandaşlarımızı hem güvenlik kuvvetlerimizi canından bezdiren
arama noktaları artık yeter deme noktasına da gelmiştir. Varsa
suçlu, varsa itham, varsa bu konuda bir bilgi, devlet onun
üzerine gidecek kudret ve dirayettedir. Vatandaşları güncel
yaşamlarında rahatsız etmeden, güvenlik kuvvetlerimizi de fazla
yormadan bu işin üstesinden gelecek kanuni müeyyidelerimiz de
çok şükür ki yapılarımızda mevcuttur.
Bu duygu ve düşüncelerle bugününüzün dünden daha mutlu,
yarınlarınızın gerçekleştirilmiş mutlu beklentilerinizle dolu
olmasını diliyor, herkese içtenlikli sevgilerimi, kalbî
teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Zeydan.
Söz sırası İstanbul Milletvekili Sayın Halide İncekara'ya ait.
Buyurun Sayın İncekara… Yoklar.
Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir topluluğun toplum değeri kazanması
için mutlak değer yargılarına ihtiyacı vardır. Bu değer
yargıları toplumdan topluma ufak tefek farklılıklar gösterse de,
özellikle bizim de mensubu olduğumuz Doğu toplumlarında en mühim
değer yargısı tabii ki ailedir. Ailenin de akıl ve ruh sağlığı
yönünden seçkin ve donanımlı insanlarla müteşekkil olması asgari
ihtiyaçtır.
Globalleşme süreci, bazı alanlarda sunduğu imkânların yanı sıra
bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. İşte, buyurun:
Uyuşturucu kullanımı belası bunlardan en başında gelen.
Tabii "Ne alakası var?" demeyin. Büyük Atatürk'ün yön gösterdiği
gibi muasır medeniyetler seviyesine çıkmakla özensiz bir
taklitçiliği birbirine fena hâlde karıştıran zihniyet,
özgürlüklerden en fazla, sınırsız bir hayatı anlama riskiyle ne
yazık ki karşı karşıya kalmıştır. Bu yanlış algılama, bizi biz
yapan değerlerden uzaklaşmayı ilericilik görerek manevi
duygulardan utanan, ailesiyle anlaşamayan, birey değil bireyci,
toplum değil bencil ve çoğul değil tekil yaşantıyı seçen
insanları yaratmıştır. Yaratılan bu neon ışıklı sahte dünya
temelde büyük boşluklarla kaplanmıştır ve bu şekilde de gitmeye
devam etmektedir. İşte bu yüzden de, bu boşluğu dolduracak yeni
argümanların ihtiyacı, insan sevgisi, her türlü canlı sevgisi,
ana-babaya saygı, vatana bağlılık, bayrağa saygı gibi manevi
duyguları olmayan insanlarda farklı tezahür etmiş ve saydığım bu
değerleri
dolduracak yapay, sentetik maddeler üretmiştir. Aklı, ruhu,
insani duyguları, toplumsal kavramları, sınırları zorlayacak
biçimde yoldan çıkartan bu boşluk, demin sözünü ettiğim
sentetiklikte yeni bir maddeyle tanışarak kişinin hayatını
karartabilmekte ve kaçınılmaz son olarak genç yaşta sona
erdirebilmektedir bile. Evet, sigara, alkol ve uyuşturucu
bağımlılığından söz ediyorum değerli arkadaşlar.
Uyuşturucu kullanımı sigara kullanımı gibi üflenen duman kadar
kolay geçiştirilebilecek bir konu değil malumunuz. Çünkü,
konunun birbiriyle bağlantılı iki ana kolu var: Birincisi,
toplumdaki yaygın ismiyle, gençlerimizi zehirlemesi ve ikincisi
-ki hepimizin çok daha iyi bildiği ve çok daha önemsediği
-konunun bölücü terör örgütü PKK'yla bağlantısı. Birincisi için,
biz kanun yapıcıların anayasal görevini hatırlamak yeterlidir.
Anayasa'nın 58'inci maddesi malumunuz, gençleri alkol, alkol
düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve
benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli
tedbirleri almak biz milletvekillerinin anayasal görevidir
zaten. Ama bunun ötesinde ebedî vatan bellediğimiz bu kutsal
topraklarda, bağımsız ve bölünmez bütünlük içinde yaşama arzusu
ve kararlılığı da hem anayasal hem de insanlık görevimizdir.
Değerli arkadaşlarım, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Maddeler ve
Suç Ofisi, OECD ve Europa raporları uyuşturucu kullanımıyla
ilgili vahim rakamları tespit ediyor. Daha da vahimi, demin arz
ettiğim terör örgütü bağlantısının tespiti. Peki, ne diyor bu
raporlar? Afganistan, Pakistan ve Irak üzerinden gelerek,
İtalya, Bulgaristan ve Yunanistan ve Romanya'daki pazara ulaşan
uyuşturucunun kontrolünün terör örgütü PKK'nın elinde olduğunu
söylüyor. Öte yandan, Amerikan Dışişleri Bakanlığı kayıtlarına
göre de, Türkiye, Afganistan-Avrupa uyuşturucu hattının en
önemli bir geçiş noktası ve hem de başlıca üretim ve dağıtım
merkezlerinden biri.
Gelelim rakamlara… Söz konusu uluslararası makamların verileri
dünya uyuşturucu pazarının yıllık 500 milyar dolar seviyesinde
olduğunu söylüyor. Bu rakamın Türkiye durağına düşen miktar
yıllık 50 ile 60 milyar dolar. Bakın, Emniyet Kaçakçılık ve
Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı raporlarına göre
söylüyorum değerli arkadaşlar: Bu rakamlar dünya üzerindeki 184
ülkeden 163'ünün millî gelirinden daha yüksek ve daha da acısı
bu rakam bölücü terör örgütünün sıktığı kurşuna, bombaya, tüfeğe
ve ne yazık ki sonunda da Mehmetçiğimizin canına mal oluyor.
Değerli arkadaşlarım, uyuşturucu kullanımı iki yönlüdür
demiştim. Terör yönünü anlatmaya çalıştım, sosyal yönüne biraz
daha değineceğim, yani ailevi yönüne. Yapılan akademik
araştırmalar uyuşturucu kullananların yüzde 86 gibi ezici
çoğunluğunun ailesiyle birlikte yaşadığını ortaya koyuyor. Yani,
bu insanlar yalnız yaşamayan insanlar, ailesiyle birlikte
yaşayan insanlar. Bu durum da aile içi iletişimin ne denli
önemli olduğunu bir kez daha sergiliyor bize. Kalabalıkta
yalnızlık çekenler, ailelerinden alamadığı sevgiyi, saygıyı,
ilgiyi yapay değerlerle yamalamaya çalışıyor, ama görüldüğü
gibi, ne yazık ki yama tutmuyor. Bunu polisiye tedbirlerle bir
yere kadar çözebiliriz, bunu yasal tedbirlerle bir yere kadar
çözebiliriz, bunu takiple, yasakla bir yere kadar çözebiliriz.
Bu iş zaten yerin altında, derinlerde yapılmıyor mu? Öyleyse,
biz de insanın içindeki derinliğe inmeli, insanların temel
insani, insiyaki ihtiyaçlarının şifresine göre davranmalı ve işe
öncelikle buradan başlamalıyız. Yani, kültürümüzde bolca
bulabildiğimiz sevgi örneklerini gerçek manada hayatımıza
ekleyebilmeliyiz ve karşımızdakine sunabilmeliyiz.
Bakın, bir diğer önemli husus da, yazılı ve görsel basında yer
alan malzemelerle ilgilidir. Bazı filmlerde şiddeti ve
gayriyasallığı özendirici sahneler olabilmektedir. Bu noktada,
gençlerimizin ve çocuklarımızın kolay etkilenebileceği gerçeğini
unutmamamız mühimdir. Bir sigara içme sahnesi bile bir çocuğun
hayatını esarete çevirebiliyor. Unutmayalım ki, uyuşturucu
kullanma alışkanlığı, birçok raporda da yer aldığı gibi, sigara
içme alışkanlığıyla başlıyor. Sosyologlarımıza, toplum
psikologlarımıza, öğretmenlerimize, ailelerimize, basınımıza ve
tabii ki, kanun yapıcı olarak bizlere tarihî görevler
düşmektedir.
Lütfen, hepimiz bu bilinçle konuyu ele alalım. Bir insanı
sevmekle başlayalım her şeye ve hep hatırlayalım, yalnızlığa
itilen her bir birey sadece kendisini götürmüyor uçuruma,
beraberinde birçok kardeşimizi de sürüklüyor ve yine, hep
hatırlayalım ki, bu iş, PKK terör örgütünün ekmeğine yağ
sürüyor. "Tek bayrak, tek vatan" diyorsak, bölücü terör
örgütünün beslendiği bu ana damarı kesmenin tam zamanıdır.
Bakın, 22'nci Dönem Parlamentosunda olan arkadaşlarımız
bilirler, 2005 yılında da akaryakıt kaçakçılığını araştırmak
için bir önerge vermiş ve bir komisyon kurmuştuk ve yine,
görmüştük ki, akaryakıt kaçakçılığının altından da bölücü terör
örgütü çıkmıştı.
Değerli arkadaşlarım, büyük şair Âkif'in ölümsüz dizelerindeki
gibi, yurdumun üstünde tüten en son ocağın, yani ailenin
sönmemesi için, daha fazla yüreğin yanmaması için uyuşturucu ve
keyif verici madde tanımına giren tüm maddelerle, sigara ve
diğer tütün mamulleriyle, alkol bağımlılığının nedenlerinin
ulaştığı boyutların sosyal ve ekonomik etkilerinin araştırılarak
çözüme kavuşturulması, sağlıklı, bilinçli nesiller
yetiştirilmesi, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi, tabii
ki, en önemlisi, konunun uluslararası kaçakçılık ve terör
örgütüyle bağlantılarının ortaya çıkarılması maksadıyla
verdiğimiz bu önergeler çok önemli.
Burada benim bütün arkadaşlarımdan tek bir ricam var. Biraz
evvel Sayın Zeydan söyledi, bütün konuşmacı arkadaşlarımız
değindiler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Kiler.
VAHİT KİLER (Devamla) - Bu konu siyaset üstü. Bu konuda senin
partin, benim partim, iktidar yok. Bu konuda hep beraberiz. Bu
konu memleket meselesi. Biraz evvel Sayın Zeydan'ın özellikle
değinmiş olduğu konu, ne yazık ki -biz 2005 yılında akaryakıt
kaçakçılığı komisyonunu kurduğumuz zaman da aynı şeyler vardı-
kaybettiği şeyi karanlıkta arayıp başka yerlere atanlar gidip
sürekli bir yerleri hedef gösterip güvenlik güçlerini bir
yerlere sevk etmekteydiler. Biraz evvel Sayın Zeydan'ın söylemiş
olduğu gibi -belki muhakkak ki vardır ama- büyük ölçüde yapılan
kaçakçılık -ben inanıyorum ki bu işin giriş noktasıdır- yine
denizlerden ve sadece güvenlik güçlerine bir yer adres
gösterilerek televizyondan izlediğimiz filmlerle bizleri yine
Van'da sadece dar bir bölgeye hapsetmeye çalışıyorlar. Ama, bu
işin arkasında tek başına bir bireyin olmadığı belli. Bu
komisyon inşallah arkasında kim varsa bütün güçleri…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Kiler.
VAHİT KİLER (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Müsaade edin, cümlesini bağlasın
Sayın Başkan.
VAHİT KİLER (Devamla) - Bu konunun arkasında kim varsa, hangi
güç varsa, kime dayanıyorsa dayansın, inşallah, kurulacak olan
komisyon konunun üzerine gidecek ve birer birer ortaya
çıkaracak.
Ben, destek veren herkese teşekkür ediyorum, hepinize
saygılarımı sunuyorum. (AK Parti ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Kiler.
Söz sırası Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir'de.
Sayın Özdemir, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemizde uyuşturucu maddeyle mücadele
konusunun tüm yönleriyle incelenmesi ve alınması gereken
tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırma komisyonu
kurulmasıyla ilgili önerge sahibi olarak söz almış bulunuyorum.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; ben, 1972-1978
yıllarında, sokakta, sekiz yıl, uyuşturucuyla, narkotik
operasyon amiri ve narkotik büro amiri olarak çalıştım. Daha
sonra da büyük metropol illerde il emniyet müdürlükleri yaptım
ve uyuşturucu kullananların ne büyük vahamet içerisinde
olduklarını gördüm. Burada beni en sevindiren konu şu: Hem
muhalefet hem iktidar tüm milletvekillerimizin bu konuda
birleştiğini gördüm.
Bu, sadece bir hükûmet meselesi değil. Biraz önce bir değerli
milletvekilimizin belirttiği gibi, bu, gerçekten ülkemizin çok
ciddi bir sorunu. Üzülerek söylüyorum, bu, şimdiye kadar yine
sadece polisiye bir tedbir olarak düşünülmüş ve bu konunun
ıslahı yönünde, eğitimi yönünde çok ciddi yatırımlar yapılarak
bu konularda gerekli tedbirler alınamamış. İnşallah, bu
komisyondan sonra bu konu üzerine ciddiyetle gidilir.
Her değerli arkadaşımız, bu konuda, son derece güzel konuşmalar
yaptı. Ben de, bilebildiğim kadarıyla, bu kısa zaman içerisinde
sizlere belirli konularda bilgi arz edeceğim.
Ülkemiz, coğrafi konumu gereği uyuşturucu madde kaçakçılığının
her türlü boyutundan olumsuz etkilenmektedir; Orta ve Batı Asya
kaynaklı afyon ve türevi uyuşturucu maddelerin tüketimi amacıyla
Avrupa ülkelerine yapılan kaçakçılığından transit, Avrupa
kaynaklı sentetik uyuşturucu maddelerin kaçakçılığından hem
transit hem de hedef ülke konumunda olarak etkilenmektedir.
Üzülerek belirtmekte yarar vardır ki, Türkiye, son yıllarda aynı
zamanda üretici ülke durumuna da gelmiştir. Bu, eroin konusunda
da vardır, sentetik uyuşturucular (extacy ve captagon) konusunda
da vardır. Bu konuların ciddiyetle altının çizilmesinde yarar
vardır.
Dünya yasa dışı afyon üretiminin yüzde 85'lik bir kısmını
karşılayan Afganistan'da, 2005 yılında, 104 bin hektarlık bir
alanda yasa dışı haşhaş ekimi yapılıp, 4.100 ton yasa dışı afyon
üretilirken, 2006 yılında, 2005 yılına göre yüzde 59'luk bir
artma ile 165 bin hektarlık alanda yasa dışı haşhaş ekimi
yapılıp, yüzde 49'luk bir artma ile 6.100 ton yasa dışı afyon
üretimi yapılmıştır.
Uluslararası rapor ve toplantılarda afyonun Afganistan'dan ham
madde ve baz morfin formunda ihracatının yerine, yine üzülerek
söyleyelim ki gittikçe artan bir şekilde eroin sevkiyatının
yapıldığını, bu ülkede eroin üretimi için gerekli kimyasalların
girişinde de bir artış olduğu görülmektedir.
Afganistan kaynaklı afyon ve türevi uyuşturucu maddeler İran,
Türkiye, Balkan ülkeleri üzerinden, Tacikistan, Özbekistan,
Kazakistan, Rusya, Doğu Avrupa ana güzergâhları üzerinden Batı
Avrupa'ya ulaşmaktadır. Ayrıca, Pakistan üzerinden deniz yoluyla
Doğu Akdeniz rotası izlenerek eroin ihracının mevcudiyeti tespit
edilmiş olup, ülkemiz de bu güzergâh içerisindedir.
Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada meydana gelen uyuşturucu madde
kaçakçılığı olaylarına bakıldığında, özellikle Afganistan
kaynaklı afyon ve türevi uyuşturucu maddelerin doğudan batıya,
Batı ve Doğu Avrupa kaynaklı extacy ve captagon gibi sentetik
uyuşturucu maddelerin ve uyuşturucu üretiminde kullanılan
kimyasal maddelerin ise batıdan doğuya kaçakçılığının yapıldığı
tespit edilmiştir.
Afyon ve türevi uyuşturucu maddenin üretildiği Güneybatı Asya
ile bu uyuşturucu maddelerin tüketildiği Avrupa ülkeleri
arasında kalan ülkemizde yakalanan afyon ve türevi uyuşturucu
maddelerin hemen hemen hepsi Avrupa ülkelerine gitmektedir.
Kaçakçılık organizasyonları, yakalanma riskini en aza indirmek
için, uyuşturucu maddeleri doğrudan Avrupa'ya sevk etmeden önce,
kontrol mekanizmalarını tam kuramamış Doğu Avrupa ülkelerinde
depolamakta, uygun zaman ve şartların oluşturulmasında partiler
hâlinde Batı Avrupa uyuşturucu pazarına sevk edilmektedir.
Ülkemiz, uyuşturucuyla ilgili mücadelesinde teknolojinin
sağlamış olduğu teknik imkânlar, analiz programları, kontrollü
teslimat uygulamaları gibi teknik, taktik ve teknikleri sonuna
kadar kullanmakta ve yıllardan beri elindeki tüm bu kaynakları
bu yönde kullanmak suretiyle uyuşturucu madde kaçakçılarına
karşı kararlı mücadele etmektedir.
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; dediğim gibi, bu bir
hükûmet meselesi değildir. Devletimiz uyuşturucu maddeyle ciddi
mücadele etmektedir. 1972 yılından 2003 yılına kadar incelediğim
zaman, bunlarla ilgili bir sürü kurslar gören, bu meseleyi bilen
bir insan olarak şunu söylüyorum: Devletimiz, gerçekten her
hükûmet zamanında katlanarak uyuşturucuyla mücadeleyi dünyadaki
birçok ülkeden çok daha iyi yapmaktadır. Bu, son derece önemli
bir tespitimdir.
Türkiye, uyuşturucuyla ilgili mücadelesini dört ayrı operasyon
birimiyle yapmaktadır. Bunu polis, jandarma, sahil güvenlik ve
gümrük muhafaza marifetiyle yürütmektedir. Bunun neticesi olarak
ülkemizde 2006 yılında Avrupa, AB ülkelerinde yakalanan eroin
maddelerinin toplamından daha fazla eroin maddesi yakalanmıştır.
Bu, tamamen bir istatistiki bilgidir.
2004 yılında uyuşturucuya başlama kaynaklarıyla ilgili yapılan
bir istatistiğe göre, kişiler uyuşturucuya yüzde 54,1 oranında
aile büyüğünden, yüzde 22 arkadaş grubu tarafından, yüzde 20,3
bir arkadaşından, yüzde 5,4 bir yabancıdan, yüzde 7,1 oranında
da bildiği, fakat kişisel olarak tanımadığı kişilerden
alışmaktadır. Burada, incelediğimiz zaman, en fazla uyuşturucuyu
yüzde 45,1 oranıyla aile büyüklerinden öğrenmektedir. Bu, son
derece önemli bir tespittir. 2007 yılına ait Avrupa Uyuşturucu
ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezinin 12'nci uyuşturucu
raporu Türkiye'de okul öğrencilerinin yüzde 10'unun uyuşturucu
kullandığını ortaya koymaktadır. Türkiye'de uyuşturucuya
başlayanların yüzde 50'si on ve on iki yaşlarında başlamaktadır.
Ülkemizin uyuşturucuyla ilgili mücadelede edindiği en önemli
tecrübe, uyuşturucu madde ticaretinin sadece organize suç
gruplarının değil, terör örgütlerinin de yasa dışı
faaliyetlerini finanse etmek için kullandığı kaynaklardan en
büyük payı oluşturduğudur.
Ülkemiz, geçmişte olduğu gibi günümüzde de terör örgütlerinin
eylemine hedef olmuştur. Terör örgütlerinin, uyuşturucu
kaçakçılığının her safhasında yer alarak finansal destek
sağladıkları tespit edilmiştir. Organize suç örgütleri ve terör
örgütleri uyuşturucu madde ticaretinden elde ettiği parayı
çeşitli yöntemlerle aklayarak yasal sisteme sokmakta ve bu
paraları her türlü yasa dışı faaliyetlerin finansmanında ve
maalesef silah temininde kullanmaktadır.
Yine, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi verilerine
göre, 2005 yılında Afganistan kaynaklı afyon ve türevi
uyuşturucu maddelerin satışından elde edilen gelirin 5 milyar
dolarlık kısmı Türkiye'de kalmıştır. Ülkemizde kalan bu paranın
önemli bir kısmıyla ise PKK terör örgütüne finansman sağlandığı
tamamen tespit edilmiştir. Bu nedenle, uyuşturucu madde
ticaretiyle yapılan mücadele sadece sağlık ve mali sistemle
ilgili olmayıp, ülke güvenliğinin sağlanmasıyla da çok yakından
ilgilidir.
Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin terörle
mücadele stratejisini incelediğimizde, topyekûn mücadeleye ve
terörü destekleyen kaynakların kurutulmasına dayanmaktadır.
Dolayısıyla, terörün en önemli mali kaynaklarından olan
uyuşturucu ticareti ve uyuşturucu kullanımının önlenmesi çok
büyük önem taşımaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Özdemir, devam edebilirsiniz efendim.
HASAN ÖZDEMİR (Devamla) - Uyuşturucu madde bağımlılığı diğer
suçların da kaynağını oluşturmakta, uyuşturucu temin etmek için
gerekli parayı bulmak zorunda kalan gençlerimiz başka suçlara
itilmektedir. Başta büyük illerimiz, sahil şeritlerimiz olmak
üzere, extacy ve captagon gibi sentetik uyuşturucularla diğer
uyuşturucu maddelerin, okul çevresinde, tatil mekânlarında,
disko, bar gibi eğlence yerlerinde perakende satışının mutlaka
önlenmesi gerekmektedir.
Sokak satıcılarıyla mücadele, çok daha organize bir şekilde
yapılmalıdır.
Uyuşturucu kullanma riski olan hedef kitle, sivil toplum
örgütleri ve devlet tarafından çok iyi eğitilmeli, uyuşturucuya
başlanmamasıyla ilgili eğitim, hedef kitleyi özendirmeden
yapılmalı ve uyuşturucu kullanma pazarları mutlaka
daraltılmalıdır.
Uyuşturucunun toplu ticaretinin önlenmesi kadar ve hatta daha
fazla, gençliğimizin uyuşturucuya alıştırılarak birer bağımlı
hâline gelmesinin engellenmesi zorunludur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özdemir, süreniz doldu. Tamamlıyor musunuz?
HASAN ÖZDEMİR (Devamla) - Bir dakika verirseniz bitireyim
efendim.
BAŞKAN - Buyurun.
HASAN ÖZDEMİR (Devamla) - Efendim, çok kısa… Ben bazılarını
atlamak mecburiyetinde kaldım, kusura bakmayın.
Sonuç olarak, uyuşturucuyla mücadele, gerek ekonomik gerekse
sosyal alanda meydana getirdiği zarar ve yıkımlardan dolayı,
diğer ülkeler gibi ülkemizin de -burası son derece önemli- büyük
kaynak ayırarak mücadele etmek zorunda olduğu ciddi bir
sorundur.
Çeşitli boyutlarıyla bu konunun araştırılmasını sağlamak ve
insanlarımızı, özellikle de gençliğimizi bu beladan uzak tutmak
ve uyuşturucu trafiğinin tüm unsurlarıyla birlikte deşifre
edilerek çözülebilmesi için bu önemli konuyu Meclis gündemine
getirmiş bulunuyoruz. Uyuşturucuyla ilgili, Milliyetçi Hareket
Partisinin Meclis araştırma komisyonu kurulması önergesine
olumlu oy vermenizi bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sağ olun. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Özdemir.
Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması önergeleri üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza
sunacağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 16 üyeden kurulmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Komisyonun çalışma süresinin, başkan, başkan vekili, sözcü ve
kâtip üye seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.