|
|
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu
GENEL KURUL TUTANAKLARI ÜÇÜNCÜ OTURUM ----- 0 ----- BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. BAŞKAN – Alınan karar gereğince, bu kısmın 30’uncu sırasında yer alan Zonguldak Milletvekili Ali Koçal ve 26 milletvekilinin, 35’inci sırasında yer alan Muğla Milletvekili Metin Ergun ve 29 milletvekilinin, 42’nci sırasında yer alan İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras ve 19 milletvekilinin, 72’nci sırasında yer alan Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve 34 milletvekilinin, 88’inci sırasında yer alan Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici ve 22 milletvekilinin, 125’inci sırasında yer alan Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş ve 24 milletvekilinin, 138’inci sırasında yer alan Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 28 milletvekilinin, 152’nci sırasında yer alan Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür ve 38 milletvekilinin, 161’inci sırasında yer alan Muğla Milletvekili Fevzi Topuz ve 28 milletvekilinin, 174’üncü sırasında yer alan Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan ve 20 milletvekilinin, 252’nci sırasında yer alan Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 37 milletvekilinin, 258’inci sırasında yer alan Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 24 milletvekilinin, 269’uncu sırasında yer alan Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve 20 milletvekilinin, 273’üncü sırasında yer alan Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 23 milletvekilinin, 282’nci sırasında yer alan Zonguldak Milletvekili Polat Türkmen ve 20 milletvekilinin, 283’üncü sırasında yer alan Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 20 milletvekilinin, 288’inci sırasında yer alan Eskişehir Milletvekili Murat Sönmez ve 23 milletvekilinin, 320’nci sırasında yer alan Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ve 20 milletvekilinin, 323’üncü sırasında yer alan Manisa Milletvekili Şahin Mengü ve 22 milletvekilinin, 334’üncü sırasında yer alan Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, 350’nci sırasında yer alan Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve 20 milletvekilinin, madencilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin birlikte yapılacak görüşmesine başlıyoruz. X.- MECLİS ARAŞTIRMASI 1.- Zonguldak Milletvekili Ali Koçal ve 26 milletvekilinin, taş kömürü üretimindeki sorunların ve Türkiye Taşkömürü Kurumunun durumunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/67) BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde. İç Tüzük’ümüze göre Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir. Konuşma süreleri, Hükûmet ve gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar dakikadır. CHP GRUBU ADINA ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maden çeşitliliği bakımından zengin yataklara sahip olan ülkemizde mermercilik sektörü, taş kömürü ve bor madeni işletmeciliğiyle ilgili yaşanan sorunların tespit edilmesi ve bu sorunların giderilmesi amacıyla Anayasa’mızın 98’inci, Meclis İç Tüzüğü’müzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince verdiğimiz Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerimiz hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Madencilik sektörü emek yoğun bir sektör olmasının yanında, yarattığı istihdam alanları ile de işsizliği büyük ölçüde önleyebilecek ve ülke ekonomisine katma değer yaratabilecek bir sektördür ancak yedi yıllık AKP İktidarı döneminde görüyoruz ki madencilik sektörü tümüyle ihmal edilmiş, sektörün sorunlarıyla bu zaman çerçevesinde yeterince ilgilenilmemiş ve sektör âdeta sahipsiz bırakılmıştır. Ülkemizde mermercilik sektörü, üretimde dünya 7’ncisi, ihracattaysa 8’inci sıradadır. Ülkemiz ekonomisi için bu kadar önemi haiz mermercilik sektörü ileri teknolojiyle rekabet edemez hâldedir. Bunun için sektörün ihtiyaç duyduğu düşük faizli kredi olanaklarıyla pırlantaya sağlanan vergi muafiyetleri, çeşitli sektörlere sağlanan ÖTV indirimleri, teşvikler bu sektöre ne yazık ki sağlanmamıştır. Ayrıca, enerji yoğun sektör olan mermercilik sektörüne verilmesi gereken ucuz enerji verilmemiştir. Ülkemiz ekonomisine daha fazla katma değer sağlayabilecek mermercilik sektörünün sorunları Hükûmet tarafından görmezlikten gelinmiştir. Öyle ki sektörde faaliyet göstermek isteyen bir firmanın 7 bakanlıktan ve 22 genel müdürlükten izin alması, bir başka ifadeyle mücadeleyi gerektirmektedir. “Bürokrasiyi azalttık.” diyen Hükûmet, mermercilik sektörünün içinde bulunduğu bu zorluklardan bihaberdir. Mermercilik sektörü bu durumda da, dünya bor rezervinin yaklaşık yüzde 72’sini elinde bulunduran ülkemizde bor konusu acaba Hükûmetin ne kadar gündemindedir, bir de buna bakmak gerekiyor. Dünya bor rezervinin yaklaşık olarak 1,2 milyar ton olduğu hesaplanmaktadır. Ülkemiz bu rezervin yaklaşık 883 milyon tonluk kısmına sahiptir. Devletin maden işletmeciliğine 1924 yılında kurulan Ergani Maden Şirketine Maliye Bakanlığının üçte 1 payla katılmasıyla başlayan ilgisi, bugün Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğümüzde devam etmekte olup, kurum bu konuda tek yetkili ve etkili hâldedir, ancak bugün görüyoruz ki kurum çeşitli sorunlarla ne yazık ki karşı karşıyadır. Bor mineralleri katıldıkları malzemelerin değerini artırmakta, bu nedenle de “sanayinin tuzu” olarak nitelendirilmektedir. Gelişen teknolojiler bor minerallerine olan bağımlılığı artırmaktadır. Yabancıların ülkemizde bulunan bor madenleriyle ilgileniyor olmaları ve Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğümüzün özerkleştirilerek daha sonra da özelleştirileceği yönündeki kamuoyundaki yaygın kanı bizi ziyadesiyle rahatsız etmektedir. Bu konuda şimdiden Hükûmeti uyarmayı kendime bir görev olarak addediyorum. Tabii ki kurumun ve bor madeninin, Meclis araştırması açılması talebimizdeki gerçeklerin ve sorunların tamamını burada ayrılan süre çerçevesinde anlatma olanağım yoktur. Ancak, sorunlara kısaca birkaç maddeyle değinmek istiyorum: Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü bünyesindeki Emet, Bigadiç ve Kesterek bor işletme müdürlüklerinde üretim faaliyetleriyle orantılı olarak ortaya çıkan stokların satılarak ekonomiye kazandırılması hususlarında gerekli çalışmaların yapılması; Bandırma işletmesi sülfürik asit fabrikasının temel maddesi olan biyet maddesinin temininde fiyat yönünden ortaya çıkan sorunların giderilmesi; Bandırma ihraç stok sahası yapımı işinin tamamlanmasını müteakip ortaya çıkacak Emirler Emet borik asit tesisi arasındaki kara ve demir yolunun yapılması için ve yine Çin ve Uzak Doğu’ya olan satışların artmasıyla meydana gelecek talep artışının karşılanabilmesi için gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması talebimiz vardır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mermer sektöründe, bor madeninde durum böyle de taş kömürü madeninde sorunlar farklı mı? Taş kömürü madencilik sektörü de emek-yoğun bir sektördür. Defalarca, konuşmalarımızda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak sık sık bunu ifade etmeye çalıştık. Vermiş olduğumuz araştırma önergelerimizin görüşmeye alınması hâlinde bu sorunlar derinlemesine irdelenebilecektir. Kuşkusuz, taş kömürü denince ilk akla gelen Zonguldak ilidir. Zonguldak Türkiye Taşkömürleri Kurumu, hepinizin bildiği gibi, cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ülke sanayisinin kurulması ve gelişmesine büyük katkılar vermiştir. Uzun yıllar tek başına, başta demir-çelik sektörü olmak üzere ülkemiz sanayisinin koklaşabilir kömür ihtiyacını karşılayan havza, günümüzde ise enerji ve demir çelik sektörü kömür ihtiyacının çok az kısmını karşılayabilmektedir. Son yıllarda tamamen ihmal edilen Türkiye Taşkömürünün kendi ayakları üzerinde durabilmesi, üretiminin ve verimliliğinin artırılarak maliyetlerinin düşürülmesine bağlıdır. Taş kömürü, ülkemizin enerji ve demir-çelik sektörü için stratejik bir öneme sahiptir. Geçmiş yıllardan günümüze üretimin de giderek azaldığı, 20 milyon ton/yıl ihtiyaca karşılık 1 milyon 350 bin ton/yıla düştüğü bir gerçektir. Kurumda ciddi anlamda işçi açığı vardır. İşçi sayısındaki azalma ciddi üretim düşüklüğüne neden olmaktadır. 2004 yılına kadar havzaya özgü yasal düzenlemeler ile Maden Kanunu’na tabi olmadan faaliyette bulunan Kurum, Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun hükümleri çerçevesinde Maden Kanunu kapsamına alınmıştır. Taş kömürü havzasının Maden Kanunu’na tabi olmasıyla, hukuku Kurum uhdesinde kalmak şartıyla işlettirme yetkisinin tanınmasıyla, özellikle rödovans uygulamalarında ortaya çıkan yasal problemlerin çözülmesinde Kuruma kolaylıklar sağlanması, ayrıca, günümüze kadar havzada devletçe yapılan taş kömürü üretim ve yatırımlarının yanı sıra özel girişimciler tarafından da yatırım yapılabilmesinin önünün açılması öngörülmüştür. Önceki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Sayın Hilmi Güler’in “Kendi ayağımızın dibindeki kömürü çıkaramıyoruz. Türkiye’nin kendi kaynaklarını harekete geçirmek için yapılan çalışmalarla taş kömürü üretimini 10 milyon tona çıkaracağız. Bunun 5 milyon tonunu Türkiye Taşkömürü, 5 milyon tonunu ise özel sektör üretecek. Hesaplarımıza göre 8 bini özel, 2 bini kamuda olmak üzere toplam 10 bin ek istihdam sağlanacak.” şeklindeki söylemi Maden Yasası kapsamına giren Türkiye Taşkömürü ve Zonguldak halkını ne yazık ki umutlandırmıştı. Ancak, gelinen noktada Türkiye Taşkömürü Kurumu yönetiminin tüm çabalarına karşın beklenen verim alınamamıştır. Bu nedenlerle, Türkiye Taşkömürünün sorunlarının belirlenmesi, Türkiye Taşkömürü üretimine dönük işçi açığının saptanması ve çözüm önerilerinin belirlenmesi konusunda gerekli araştırmaların yapılarak alınacak önlemlerin hızlandırılmasını istiyoruz. Taş kömürü 1829 yılında bulunmuş ve 1848 yılından itibaren de üretilmeye başlanmıştır. Cumhuriyet dönemine kadar daha çok yabancı şirketler, özellikle de İngiliz ve Fransızlar tarafından işletilen kömür ocakları cumhuriyetten bu yana devletin gözetim ve denetiminde işletilmektedir. Çok uzun bir süre Zonguldak’ta çıkarılan kömürler modern Türkiye'nin sanayileşmesine katkıda bulunmuş, şehirlerin hızla büyüyen sanayi kapasitesinin enerji ihtiyacını karşılamıştır. Altında 1 milyar 300 milyon ton kaliteli taş kömürü olan Zonguldak bundan otuz yıl öncesine kadar yılda 5 milyon ton üretir iken bu üretim 1,5 milyon tonlara kadar düşmüştür. Oysaki günümüzde enerji sektöründe yaşanan darboğaz, kömürün hem sanayinin hem de elektrik üretiminin vazgeçilmez bir enerji kaynağı olduğu gerçeğini bir daha göstermektedir. Elbette “taş kömürü” ve “demir-çelik sektörü” denilince Zonguldak akla gelir. Zaten taş kömürü Türkiye'de sadece Zonguldak bölgesinde bulunduğu için KARDEMİR ve ERDEMİR fabrikalarıyla Çatalağzı Termik Elektrik Santrali bu bölgeye kurulmuştur. Değerli milletvekilleri, cumhuriyet devrimiyle birlikte, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının en öncelikle sahip çıktığı Zonguldak’ın maden ocakları, 1970’li yıllarda, başta bölgedeki iki demir çelik fabrikası olmak üzere, Türkiye'nin tüm ihtiyacının neredeyse tamamını karşılayabilecek durumdaydı ama 1980, 1990 ve özellikle de 2000’li yıllardan sonra izlenen ekonomik politikalarla Zonguldak ve taş kömürüne yapılan yatırımlar ihmal edilmiştir. Taş kömürü üretimi sürekli gerilemiş yani Türkiye Taşkömürü Kurumu küçültülmüştür. 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti geldiğinde yılda 2,5 milyon ton üretim yapan Türkiye Taşkömürü, geçen yıl ancak 1,5 milyon ton kömür üretebilmiştir. Bölgede bulunan KARDEMİR ve ERDEMİR’in yıllık taş kömürü ihtiyacı 2,5 milyon ton olmasına rağmen, Türkiye Taşkömürü ancak 400 bin ton kömür verebilmiştir bu ilgili kuruluşlara. Geriye kalan daha düşük kalorili kömür ise Çatalağzı Termik Santrali’nde kullanılmıştır. Demir-çelik sektörüne ve diğer sanayi sektörüne kaliteli kömür verilememiştir, ihtiyaçları giderilememiştir ve dolayısıyla dışarıdan ithal kömür almak zorunda kalınmıştır. Oysa önceki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler, 24 Haziran 2004 tarihinde Zonguldak’a yaptığı ziyarette bir açıklamada bulunmuş ve Türkiye Taşkömürünü canlandıracaklarını ve yılda 5 milyon ton kömür üreterek tam kapasite çalışacaklarını söylemişti. Ancak söylenen gerçekleşmemiş, aksine tam tersi olmuştur. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti kurulduğunda yani 2002 sonunda Türkiye Taşkömüründe 15.760 işçi çalışıyordu değerli arkadaşlar, bugün ise işçi sayısı 10.300. Eğer taş kömürü üretiminin artırılmasını istiyorsak derhâl üretim işçisi alınması zorunludur, aksi hâlde ocaklarda yapılan hazırlıklar heba olacaktır. Yüz altmış yıllık üretim kültürüne sahip olan Türkiye Taşkömürü Kurumunu dikkate almamak, gözden çıkarmak ülkemize ve o bölgeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Kömür, yer altında hazır ve kazılıp ekonomiye kazandırılmayı bekliyor. Bu kömürü şimdi üretmeyeceğiz de ne zaman üreteceğiz? Ancak öyle anlaşılıyor ki AKP Hükûmeti IMF’den korkusuna maden ocaklarına gerekli yatırımı yapamamaktadır. 5 milyon ton üretim kapasitesine sahip olan Türkiye Taşkömürü, kapasitesinin ancak üçte 1’iyle çalışıp zarara mahkûm edilmekte ve sonra da orada çalışanlara, görev yapanlara fatura kesilmektedir. BAŞKAN – Sayın Koçal, lütfen tamamlar mısınız. ALİ KOÇAL (Devamla) – Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Koçal, teşekkür ediyorum. MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Bu vesileyle Ankara ilimizin Türkiye Cumhuriyeti devletinin başkenti oluşunun 86’ncı yıl dönümünü kutluyor, bu ilimizin ilelebet başkent kalması dileklerimle hepinize saygılar sunuyorum. Ayrıca yarın Bursa’da yapılacak Türkiye-Ermenistan futbol karşılaşmasında Türk Millî Takımı’na da başarılar diliyorum. Değerli milletvekilleri, Vergi Konseyi Başkanlığı ve Madencilik Başkanlar Konseyi Birliği tarafından “Türkiye Madencilik Sektörünün Yapısı, Vergisel Sorunları ve Çözüm Önerileri” isimli rapor 5 Şubat 2009 tarihinde yayınlanarak sektörün ve kamuoyunun istifadesine sunulmuştur. 11 değerli kişinin birlikte hazırladığı bu raporda “Türkiye’deki madencilik sektörünün durumu”, “Türkiye'nin maden potansiyeli”, “Sektörde uygulanan devlet yardımları ve destekleriyle yeterliliğinin değerlendirilmesi”, “Sektördeki sorunlar” ve “Sektörün idari yapısı ile mali sorunlarının çözümüne ilişkin öneriler” ana başlıkları altında çok detaylı ve değerli bilgilere yer verilmiştir. Bu nedenle, vaktimi daha iyi değerlendirmek anlamında, bahsettiğim maden gruplarının Türkiye’deki durumlarıyla ilgili rakamlarla sizi meşgul etmek istemiyorum ve konuşmamın ilk bölümünde daha çok uygulamada sektör mensuplarının muhatap oldukları sorunlar ve yine sektörün içinden gelen bu sorunların çözümüne yönelik önerilere yer verirken, eğer vaktim kalırsa, son bölümde de önemli bir ilimiz olan ve maden ilimiz olan Kütahya ilindeki bor madenciliği ve sorunlarının çözümüne yönelik önerilere yer vermek istiyorum. Değerli milletvekilleri, ülkemizde 2009 yılı Ocak-Haziran dönemi maden ihracatı incelendiğinde 2008 yılının aynı dönemine göre miktarda yüzde 30,5; değerde ise yüzde 39,5 oranında ihracatın azaldığı görülmektedir. Dolayısıyla bu rakamlarla yaklaşık 6 milyon ton ve 970 milyon dolar ihracat gerçekleşmesi olmuştur. Bu azalmada ülkemizde yaşanan ekonomik krizin yanında uygulamada yaşanan önemli hukuki ve yasal sorunların da etkili olduğu sektör temsilcileri tarafından sık sık dile getirilmektedir. Bu bağlamda, yaşanan bazı önemli hukuki ve yasal sorunları ve çözüm önerilerini şu şekilde sıralamak mümkün olabilecektir: 1) Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesi, 5177 sayılı Yasa’yla değiştirilen 3213 sayılı Maden Yasası’nın 7’nci maddesini Anayasa’ya aykırı bularak 15 Ocak 2009 tarihinde iptal etmiştir ancak iptal kararının bir yıl sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır. Anayasa Mahkemesi, aynı kararında Çevre Kanunu’nun 10’uncu maddesinde 13 Mayıs 2006 tarihli 5491 sayılı Yasa’yla yapılan değişiklikle getirilen “Petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetleri, Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışındadır.” hükmünü de iptal etmiştir. Böylece, bu iptal kararının altı ay sonra yürürlüğe gireceği de belirtilmiştir. 2) Arama veya işletme dönemi faaliyeti göstermiş fakat 3213 sayılı Kanun maddelerine göre terk veya iptal nedeniyle Maden İşleri Genel Müdürlüğü uhdesine geçmiş ve ihale dönemi ihaleye çıkarılan sahaların geçmiş hukuku ya da jeolojik bilgilerine yönelik sağlıklı bilgiye ulaşmada ciddi sıkıntılar çekildiği iddia edilmektedir. Bu konuda mutlaka bir düzenli arşivin tutulması kaçınılmazdır. 3) İhaleye çıkarılan bazı sahalar dönem içerisinde, Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği ve çevre mevzuatı nedeniyle, işletme ruhsatı alındığı hâlde işletilememektedir. Bu konudaki en büyük engel, baraj mansabından belirlenen koruma alanlarında veya mevsimsel akışlı derelerin bulunduğu alanlarda madenciliğe izin verilmemesidir. 4) Özellikle Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünden ihaleye çıkarılan sahaların faaliyet sahipleri tarafından alınmasından sonra çıkan hukuksal engeller madenlerin işletilmesini ağırlaştırmaktadır. Örneğin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde faal olan sahalar terör faaliyeti nedeniyle işletilememekte ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 24’üncü maddesi gereği, beş yıllık sürede mücbir sebepler ve beklenmeyen hâller dışında üç yıldan fazla üretim yapılmayan sahalar iptal edilmektedir. Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) bu sahaların terör faaliyeti nedeniyle işletilemediğine dair ilgili kurumdan yazılı evrak istemekte, ancak, ilgili kurum ise bu yazılı evrakı zamanında ya da hiçbir şekilde verememektedir. 5) Metalik madenlerin işletilmesinde baz alınan rezerv ve tenöre bağlı mali hesap ve işletilebilirlik fizibilitesinin Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından biraz daha esnetilerek incelenmesi konusunda ciddi taleplerle karşılaşılmaktadır. Faaliyet sahibi tesis sahibi ise veya tesis kurmayı planlıyor ise işletilebilirlik parametreleri ülke ekonomisi de göz önünde bulundurularak biraz daha esnetilme ihtiyacına gelmiştir. 6) Endüstriyel hammaddeler kapsamında değerlendirilen feldspat, bitovnit, illit, kaolen, kalsit ve karışım killeriyle ilgili komisyon kararları neredeyse ülke madenciliğini sekteye uğratacak derecede ağır şartlar içermektedir. Örneğin, Maden İşleri Genel Müdürlüğü Kaolen Komisyonunun 7/7/2008 tarih ve 4518 sayılı kararlarına göre kaolen talepleri değerlendirilirken üretim veya işletme izni talep alanını temsil edecek şekilde en az farklı lokasyondan üç adet numune alınması istenmekte, alınan numunelerin tüm kayaç içerisinde minerallerin yüzde oranlarını belirlemeye yönelik olarak XRD analizinin yapılması, bu analiz sonucunda kil grubunda birinci sırada kaolinit mineralinin bulunması ve en az yüzde 20 oranında olması, diğer yandan kimyasal analizlerin yapılması ve bu analiz sonucunda demir, silisyum, sodyum ve potasyum oksit miktarlarında belirli oranların aranması gerekmektedir. Bu kararlara göre alınan numune örneklerinde Türkiye standartlarındaki laboratuvarlarda birinci mineralin kaolinit çıkmasının neredeyse imkânsız olduğu iddia edilmektedir. 7) Genel anlamda maden ruhsatı faaliyet sahibi Çevre Etkileşim Değerlendirme ve Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmelikleri karşısında ağır işleyen bürokrasiden kaynaklanan mağduriyet içerisindedir. Mutlaka bu bürokratik engellerin de bir an önce azaltılıp daha hızlı işleyen bir sistemin uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. 8) Madenciye sıkıntı yaratan bir başka durum ise sanidin cevheriyle ilgilidir. Sanidin bir feldspat grubu minerali olmakla birlikte beşinci grup içerisinde yer alması madenci için hem araştırma yönünden hem de alan yönünden sıkıntı yaratmaktadır. Dördüncü grup 2 bin hektara kadar müsaade edilirken beşinci grup minerallere 500 hektara kadar müsaade verilmesi ciddi anlamda bir sıkıntı kaynağıdır. 9) Kömür ruhsatlarında birleşik ruhsatlar havza niteliği taşımasına rağmen, her ruhsat 3213 sayılı Kanun’a göre ayrı ayrı jeolojik açıdan incelenmekte ve madenciye zaman kaybına yol açmaktadır. Havza konumunda olan bu ruhsatlarda ruhsat sahibinin beyanının esas alınması, faaliyet sahibinin madencilik yönünden önünün açılmasına imkân tanıyacaktır. 10) Maden Kanunu’nun 46’ncı maddesine istinaden işletme izin alanları içinde yer alan alanların kamulaştırılmasıyla ilgili bürokratik işlemler süreci oldukça uzun bir zamana yayılmaktadır. Bunun mutlaka kısaltılması ve daraltılması gerekmektedir. Peki, “Bu sorunlara karşı neler önerilebilir ve neler yapılmalıdır?” başlığı altında neler sayılabilir denirse bunlara da birkaç cümleyle değinmek istiyorum: Arama ve teknoloji geliştirme olmak üzere yeterli nitelik ve nicelikte yatırım yapılması mutlaka sağlanmalıdır. Madenlerin ham madde olarak ucuza ihracı yerine yüksek katma değer ve istihdam yaratan rafine ve uç ürüne dönüştürülmesi sağlanmalıdır. Madencilik sektöründe kullanılan makine, donanım ve gerecin ülke içinde üretilmesine yönelik endüstrilere yatırımlar özendirilmelidir. Endüstrinin gereksiniminin karşılanamadığı ya da tükenme sürecine girmiş maden veya endüstriyel ham madde kaynaklarının aranması mutlaka özendirilmelidir. Sektördeki iş güvenliği, işçi sağlığı ve çevre sağlığıyla ilgili köklü önlemler vakit geçirilmeden alınmalıdır. Maden arama faaliyetlerine önem verilmelidir. Yeni teknolojilere uyum sağlayacak ve bunları kullanabilecek iyi eğitilmiş teknik iş gücünün istihdamına öncelik verilmelidir. Mevcut ve gelişen pazarlar yakından takip edilerek değişikliklere uygun stratejiler anında belirlenmelidir. Çevre dostu teknoloji ve yöntemlerin kullanılması, madencilik süreçlerinde ya da sonrasında çevrenin korunmasına ya da yenilenmesine yönelik önlemlerin alınması mutlaka zaman geçirilmeden sağlanmalıdır. Bu genel anlamdaki sorunlar ve önerilerle ilgili görüşlerimden sonra, bir diğer konu olan bor madeniyle ilgili sorunların detaylı şekilde araştırılması gerektiği benden sonraki grubumuz milletvekili Sayın Bulut tarafından detaylı şekilde açıklanacağından dolayı burada ona yer vermek istemiyorum. Ayrıca geçen yıl 23’üncü Dönem Üçüncü Yasama Yılı 35’inci Birleşim ve 23 Aralık 2008 tarihli Ulusal Bor Araştırma Enstitüsünün bütçe görüşmelerinde bu konudaki şahsıma ait görüşleri açıklamıştım, onun için tekrarlamak istemiyorum, ama isteyen değerli milletvekilleri oradaki görüşlerimizi rahatlıkla yeniden gözden geçirme imkânına sahip olabilirler. O konuşmamda da dile getirdiğim gibi, bu sektörle ilgili, mutlaka borla ilgili araştırmadan sorumlu olan Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü fiziksel altyapı ve personel yönünden desteklenmeli ve acilen bu yetersizlikler giderilmelidir. Bilimsel doğrular ışığında enstitü ya ham madde ve rezerv kaynaklarına daha yakın olan Kütahya’ya taşınmalı ya da Kütahya’da bir şubesi acilen açılarak güçlendirilmelidir. Faaliyet alanı için oldukça yetersiz olan kurum bütçesinin artırılması, personel seçim ölçütleri net olarak tanımlanarak eksik personelin bu kriterler ışığında istihdamı mutlaka sağlanmalıdır. Hem Kütahya’daki bor rezervinin bulunduğu alanlar için hem de ülkemizin diğer illerindeki maden kaynakları için önerebileceğim bir diğer önemli konu da istihdamda madenlerimizin çıkarıldığı ilden yapılan başvuruların öncelikle değerlendirilmesi… BAŞKAN – Sayın Işık, lütfen toparlayınız. Buyurun. ALİM IŞIK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Son cümlelerim, toparlayacağım. BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.
İKİNCİ GÖRÜŞMELER 3 Aralık 2009 Perşembe BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum. ÖNERGELER : Zonguldak Milletvekili Ali Koçal ve 26 milletvekilinin, taş kömürü üretimindeki sorunların ve Türkiye Taşkömürü Kurumunun durumunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/67) AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; madencilik ve yer altı kaynaklarımızın sorunlarının araştırılmasıyla ilgili bir Meclis araştırma komisyonu kurulması yönünde yirmi bir adet önerge değişik partilerimize mensup arkadaşlarımız tarafından verilmiştir. Bu da konunun ne kadar ehemmiyetli olduğunun bir göstergesidir. Şimdiye kadar birçok arkadaşımız kendi önergeleriyle ilgili görüşlerini ifade ettiler. Ortak kanaat şu: Dolayısıyla, bu kadar zengin çeşidi bulunan bir ülkede madenciliğin gayrisafi millî hasıla içindeki payının bu kadar düşük olmasını kabullenmek mümkün değildir. Kömür… Defalarca ifade ettik, tekrar ifade edelim. Bakın, yetmiş yılda Türkiye’deki linyit rezervimiz ancak 8,4 milyar ton olarak ifade edilmekteydi. Sadece AK PARTİ İktidarı döneminde MTA’nın yapmış olduğu yoğun çalışmalar… Nedir bu yoğun çalışma? 2002 yılında sadece yılda 30 bin metre sondaj yapılıyor iken 2008’de 300 bin metre sondaj yapılmış MTA tarafından. MTA’nın yapmış olduğu yoğun çalışmalar sonucunda mevcut rezervin yarısı kadar ilave bir rezerv tespit edilmiştir, 4,2 milyar ton. Şu anda 12,5 milyar tonun üzerinde bir linyit rezervimiz var. Peki önemi nedir? Çünkü biz elektrikte dışa bağımlıyız, çünkü biz elektriği yerli kaynaklarımızla üretmek istiyoruz ve mutlaka linyit kömürümüzü elektrik üretiminin emrine vermek mecburiyetindeyiz, onun için önemlidir. Taş kömürü de önemlidir. Bor, evet dünyaya dört yüz yıl yetecek kadar borumuz var. B2O3 olarak dünya bor rezervi 1,2 milyar tondur, bunun 850 milyon tonu Türkiye’dedir ve 2 milyon ton kadar bir tüketim var. Dolayısıyla dört yüz yıl kadar Türkiye’nin dünyaya yetecek boru var. Ancak maalesef dünya bor pazarı sadece 1,2-1,5 milyar dolar civarındadır. Peki biz bu pazarın içinde ne kadar alıyoruz? Biraz önce Ali Rıza Bey burada dedi ki: “Yıllar öncesine gittiğimiz zaman mermer ve bor başa baştı.” Doğrudur. 250 milyon ton civarında bir mermer, 250 milyon dolarlık bir mermer, 250 milyon dolarlık veyahut 200 milyon dolarlık bir bor ihracatımız vardı. Fakat bugüne geldiğimizde biz borda da yerinde saymamışız. Çok ciddi bir faaliyet var dünya bor pazarından, pastasından daha fazla kapabilmek için ve bugün itibarıyla 535 milyon dolara çıkmıştır. Dünya ihracatının üçte 1’inden fazla bir ihracatımız var. Bunu daha fazla yapmamız lazım. Onun için Bor Enstitüsü kuruldu iktidarımız döneminde. Uç ürüne gitmemiz lazım. Uç ürüne gidip katma değeri yüksek bir bordan elde edilen ürünler elde edemediğimiz müddetçe kör topal 1,5 milyar dolarlar civarında yürüyecek bu. Onun için uç ürüne gitmek için Bor Enstitüsü kurulmuştur ve çok ciddi faaliyet yapmaktadır. Ama mermerde 1,4 milyar dolara çıkmış bulunuyor 2008 ihracatı. Büyük bir aşamadır. Yeterli midir? Hayır, yeterli değildir. Yüzde 40 potansiyeli olan bir ülkenin sadece 1,4 milyar dolarlık mermer ihraç etmesi yeterli değildir. Onunla ilgili de çalışmaların çok yoğun bir şekilde yapılması lazım. Özellikle bu özel sektör marifetiyle üretildiği için orada neler yapabiliriz, özel sektörün önünü açmak için ne tür ilave teşvikler vermek gerekir, sıkıntıları nedir, sorunları nedir, işte bu kuracağımız araştırma komisyonu bunları da gündemine alacaktır. Değerli arkadaşlar, biraz önce ifade ettim, 700 ton altınımız var. Hâlen 12 ton altın üretiyoruz, birkaç sene içinde 100 tona çıkabilme imkânımız vardır. Türkiye altın ithalatında beşinci sıradadır. 300 ton altın ithal etmekteyiz senede, 6-7 milyar dolar para ödemekteyiz altın ithalatına. Gerçi bunun yarısını tekrar işleyip satıyoruz ama altında da biz söz sahibi olmamız gerekir. BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirkıran, konuşmanızı tamamlayınız efendim. AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – O zaman toparlamam lazım çünkü konu o kadar önemli ki. BAŞKAN – Evet. Lütfen tamamlayınız. AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Tamamlayacağım Sayın Başkanım. BAŞKAN – Sayın Demirkıran, teşekkür ediyorum. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyeti saygıyla selamlarım. Değerli arkadaşlarım, bu yığın liçiyle nikel madenciliği yapılacak bölgede çeşitli söylemler var kaç bin ağacın kesileceğine dair. Fizibilite raporuna bakarsanız 100 bin, belediyeye bakarsanız 200 bin ama orman mühendislerine bakarsanız 300 bin ağacın yok olacağı söyleniyor. “300 bin ağaç abartı.” deniyor, belediyenin verdiği rakam 200 bin ağaç. Bir ağacın dahi çok önemli olduğu bir ülkede 200 bin ağacın, ilk defa bir üretim tarzı kullanılarak heba edilmesinin araştırmasını yapmak gerekir. Elimde bir tutanak var. Bu tutanak Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odası meclisinde yapılan konuşmanın tutanağıdır. Burada bir gerçek dışı konuşma varsa, ya bunu bu tutanaktan okuyacağım Sayın Belediye Reisi söylemiştir veya bu tutanak sahtedir. Valla hukukçuyum, avukatım, ÇED raporundan ötürü nasıl Türkiye’yi uluslararası mahkemelerde mahkûm edecekler pek anlayamadım. Ancak, istesen istesen ÇED raporuna ne para verdiyse onu istersin. Yoksa, Türkiye, ÇED raporu verildi diye bir devlete, bir maden şirketine dilediği hakkı vermek gibi bir zorunluluk altında değil. Doğru mu? Böyle bir yetkisi yok. Ancak başka konuşmalara baktığınız zaman çok önemli bazı gerçeklerle karşılaşıyorsunuz. Bu şirketin saygıdeğer yöneticilerinden bir tanesi 1997-2001 yılları arasında Türkiye’de büyükelçilik yapan Sir David Logan’dır. Sir David Logan büyükelçiliği dışında ondan evvel İstanbul’da da görev yapmıştır konsoloslukta. Hakikaten çok akıcı Türkçesi olan bir zattır, bir İngiliz diplomatıdır. Bakın, şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Felix Pole bir konuşmasında diyor ki: “David’in akıcı Türkçesi ve Türkiye’deki güçlü bağlantıları bize çok yardımcı oldu.” Ne tür bağlantılar bunlar? Şimdi, o zaman Turgutlu Belediye Reisinin Ticaret Sanayi Odası meclisinde söyledikleri doğru oluyor; devlet, bu baskıya dayanamamış oluyor. Şimdi, şirketi incelediğiniz zaman ta Papua Yeni Gine’den, Avustralya’dan, Sırbistan’dan, bütün gittiği ülkelerden kovularak ayrılmış bir şirket. Özellikle Avustralya mahkemelerinde çok ağır tazminatlara mahkûm olmuş. Bu tazminatları ve gösterdiği teminatları yerine getirmeden ülkeleri terk etmiş. Şimdi, bütün bunların içinde başka şeye bakmak lazım. Konuşmamın başında dedim ki bir fayda-maliyet analizi yapmak lazım dedim. Bakın, tek tek okuyacağım. ÇED raporunda da belirtiliyor bunlar. Şirket, on beş yılda toplam 144 milyon dolar vergi verecek; 19,3 milyon dolar devlet hakkı verecek; 4,5 milyon dolar orman vergileri olmak üzere 168 milyon dolarlık yarar sağlayacak; 4,68 milyon dolarlık da zarar verecek; böylece toplam yararı 163 milyon dolar olacaktır. Turgutlu’nun yıllık tarım üretimi 5,1 milyar dolardır ve siz, bu yığın liçi vasıtasıyla üreteceğiniz nikelde asit bulutları çıkacağı için, sadece bu bölgede değil, dünyanın en önemli tarım alanlarından bir tanesi, dünyanın koruma alanı içine aldığı Gediz Ovası’nda yaşayan 100 bin ailenin geleceğini karartırsınız. Doğrudur, on, on beş sene içinde bu parayı alırız, bu bir gelirdir ama Gediz Ovası’nın yüz yılını ipotek altına alırız. Bunu yapmaya kimsenin hakkı yok. Özellikle bu 100 bin aile bu toplumda çok büyük bir sosyal rakamdır. 1 insan çok önemlidir, hiç tartışmasız ama 100 bin aileden bahsediyoruz, dünyanın en verimli tarım alanlarından bahsediyoruz ve devletin o Gediz Nehri’ni temizlemek için sarf ettiği çabayı biliyoruz. Şimdi bütün bunlar ortadayken… Elbette o nikel madeni çıkacak. Bu tarzda çıkartırsanız maliyet yüzde 75 düştüğü için bu acımasız savın içine giriyorlar. Madeni çıkartacağız, elbette çıkartacağız, bizim yer altı kaynağımız ama bu yöntemle çevreyi ve insanı yok ederek değil. Asıl araştırılması gereken konu budur. İnşallah komisyon kuracağız, bu komisyona Turgutlu Belediye Reisi çağırılsın ve bunlar sorulsun. Bu konuşmanın anlamı nedir? Hakikaten Sayın Bakandan mı duymuştur bunu, yoksa bu kendisinin bir hayal mahsulü müdür? İkisi de çok ayıp. Eğer bunu Sayın Bakan söylediyse demokrasi adına çok ayıp, bağımsız bir devlet adına çok ayıp. Eğer Turgutlu Belediye Reisi bunu hayal mahsulü olarak söylüyorsa onun açısından da, Bakanı bu duruma düşürdüğü için de çok ayıp. Evvela bunları çözmemiz lazım. Bir belediye reisinin bakana atfen bunları söylemesi çok çirkindir ama Şirket Yönetim Kurulu Başkanı Sir David Logan için söylediklerini de buraya koyduğunuz zaman, olayda bir gerçeklik payı olduğu çok açık şekilde ortaya çıkıyor. Her yerden kovulmuşlar, Sırbistan’dan kovulmuşlar, Avustralya’dan kovulmuşlar, Makedonya’dan kovulmuşlar. Bazı yerlerde daha izin aşamasında izin verilmemiş bunlara. Şimdi, karşımızda böyle bir şirket var ve nitekim bu şirket bana mektup yazdı “Sen bizim için basın toplantısında ‘Oralardan, buralardan kovulmuşsun.’ diyorsun, Serdes hiçbir yerden kovulmadı.” diyor. Doğru, Sardes kovulmaz çünkü Sardes, European Nickel şirketinin Türkiye’deki varlığı. Şirketin adı ilk kurulduğu zaman 2002’de Bosphorus’tur, European Nickel aldıktan sonra bu şirketi adını Sardes olarak değiştirmiştir. Dünyada Sardes olarak kovulan bir şirket yok ama European Nickel yani Sardes’in yüzde 100 sahibi birçok ülkeden kovulmuştur. Bütün bunlar göz önüne alınarak bir araştırma komisyonu kurulmasının desteklenmesini arz ve talep ediyorum. BAŞKAN – Sayın Mengü, teşekkür ediyorum. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Tabii, bir şey söylemek lazım değerli arkadaşlar, her defasında yaşadığımız bir şey maalesef, bir türlü atamıyoruz: Burada birlikte bir konuyu müzakere ediyoruz bir ortak akıl üretmek amacıyla, adına müzakere diyoruz, yaptığımız iş de bileşim. Ne konuyu müzakere ediyoruz ne konunun müzakeresinde bir birleşim sağlayabiliyoruz. Sayın Bakan meşgul, sayın gruplar meşgul, milletvekilleri sohbette, millete konuşuyoruz, milletin de çok meselesi değil bu. Sektör sorunlarını bizden daha fazla biliyor, o sorunların çözümünü de biliyor. Siyaset üretmek, hukuk kurmakla görevli bu Meclis gerçekten sorunları müzakere etmeli, müzakerelerde ortak noktalarda birleşmeli, ortak aklı üretmeli ve ülkenin faydasına, milletin faydasına hukuk üretmeli. Görevimiz bu ama biz, inanınız ki, bu İç Tüzük’ü bir türlü değiştiremedik, iki yıldan bu yana şikâyet ederiz -kendimden, kendimizden de başlayarak söylüyorum- bu İç Tüzük’ü değiştiremedik. Değerli milletvekilleri, burada yaptığımız şey -milletime burayı şikâyet anlamında söylüyorum- bir şekil şartını yerine getiriyoruz, başka bir şey değil. Bir şekil şartı… Hâlbuki bizim görevimiz bu değil, milletin sorunlarına çözüm üretmek… Madencilik sektörü… Ben madenci değilim ama burada -işte on dakika konuşacağız- verdiğim bir önerge var, önerge çok özel bir önerge. Tarsus’ta, madencilik sektörünün yaşadığı sorunlardan öte madencilik sektörünün yaşattığı sorunları konuşmak üzere önerge vermiştim ki onun üzerine üç beş cümle söyleyeceğim ama madem madencilik sektörüyle ilgili konuşacağız, oturdum, ders çalıştım. Bir heyet kurdum, arkadaşlardan, bilenlerden rica ettim, 50 küsur sayfalık bana bir rapor getirdiler -yanlış söylemeyeyim- 27 tane sorun belirlediler; sorunun muhatabını, sorunun bugünkü mevzuattaki yerini, açıklamasını ve nasıl çözülmesiyle ilgili önerilerini de getirdiler. Çok da ciddi ciddi okuyunca bir anlamda madenci gibi oluyorsun yani bir şeyler öğreniyorsun. Ama bana göre temel sorun, Türkiye'nin temel sorunu, sorunların çözümüyle sorumlu olan siyaset kurumunun ilgisizliği. Meseledeki işleyiş, mevzuat, İç Tüzük, neyse, anlayış maalesef bu noktada hepimizin belini bükmektedir. İki saate yakındır konuyu tartışıyoruz. Bir ara İçişleri Bakanımız oturdu, şimdi Sayın Enerji Bakanımız oturdu ama meseleyi ne müzakere ediyoruz ne müzakerede birleşiyoruz maalesef, bunu öncelikle ifade edeyim. Değerli arkadaşlar, madencilik, MTA Genel Müdürlüğü raporlarına göre, Türkiye açısından gerçekten üzerinde ciddiyetle durmamız gereken bir konu. Türkiye, 2,9 trilyon dolarlık maden varlığına sahipmiş -rakamlar doğrudur, yanlıştır bilemem ama Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün raporundan söylüyorum- bundan yılda 2,5 milyar dolarlık üretim potansiyelimiz varmış, 500 milyon dolar civarında da ihracatımız varmış ama bu kadar büyük potansiyele sahip olan Türkiye, maden ihracatında açık veren, dış ticaretinde açık veren bir ülke. 1 milyar dolar dolayında da maden ham maddesi ithalatımız varmış. Şimdi, Türkiye büyük olacak, güçlü olacak, merkez ülke olacak, küresel güç olacak, bize göre lider ülke Türkiye olacak inşallah, eyvallah ama sahip olduğumuz varlıkları biz değerlendiremiyorsak, bu konuyla ilgili özel sektörün sorunlarını aşamıyorsak… Bir makale okudum Sayın Başkanım, diyorlar ki: “Bu 5177 sayılı Maden Kanunu’muz bir ceza kanunu oldu. Maden kanunu değil, bir ceza kanunu oldu. Biz eskiyi arar duruma geldik.” Dolayısıyla, bu sorunların çözümüyle ilgili siyasetin sorumluluğunu tekrar hatırlatarak söylüyorum. Yedi yıllık iktidar… Gerçekten bir şey söylemek lazım. Yapılması gereken… Yapılması gerekenler belli çünkü sektör çığlık çığlığa, İnternet portallarına girerseniz onların sayfalarında, dergilerinde çığlık çığlığa ifade ediyorlar. Burada da okuyacak olursak -biraz önce Cumhuriyet Halk Partisinin bir sözcüsü çok da güzel, sorunları ifade etti, Ahmet Küçük Bey’di galiba- sizler de biliyorsunuz, hepimiz biliyoruz ama bu sorunların çözümü için hukuk kurmak ve bu hukuku uygulamak noktasında görevli ve sorumlu olan siyasi iktidar. Bunun ötesi yok Sayın Bakanım. Bu sebeple, Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylüyorum: Biz, bu konuda ev ödevimizi bihakkın çalıştık, sorunları kendi parti programımızın bakış açısından çözümlere kavuşturduk. Eğer Hükûmet bu konuda… İşte burada bir komisyon kuracağız, ümit ederim ki bu komisyon meseleyi ciddiye alır, üzerinde çalışır ama Hükûmet bu konuda… Sayın Başbakana atfen buradan söylüyorum. “Muhalefet hiç çözüm önermiyor, hiçbir projeleri yok.” beyanına atfen de söylüyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bizim madencilik sektörünün sorunlarının çözümü konusunda önerilerimiz var, tespitlerimiz var. Bu tespitler doğrultusunda, parti programımız ışığında önerilerimiz var. Eğer Hükûmet gerçekten çözüm ürütmek, çözümleri geliştirecek hukuk kurmak istiyorsa bu konuda katkı vermeye hazır olduğumuzu buradan bir daha ifade ediyorum ama sorumluluğun siyasi iktidarda olduğunu da ısrarla söylüyorum. Yedi yıldan bu yana bu sorunlar, yani 2004’te çıkartılan kanunla çözülemedi, ceza kanununa dönüştürüldüyse oturup tekrar düşünmek gerekir diye düşünüyorum. Benim önergem: Özellikle Tarsus ilçesi hudutları içerisinde çok sayıda taş ocağı işletmesi var -gerekli, değil bunu tartışmıyorum- taş ocağı işletmesi olsun mu olmasın mı? Sayın Bakan bir defasında “Gelin, beraber tartışalım, madencilik yapalım mı yapmayalım mı?” dedi. Madencilik yapalım; yapalım ama topluma fayda getirsin, diğer sektörlere, diğer kesimlere zarar vermesin. Benim ilçem Tarsus’taki taş ocakları maalesef tarıma çok ciddi zarar vermekte. ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Çevre Bakanı uyuyor da onun için Sayın Bakan. MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Burası zeytincilik bölgesi. Zaten zeytincilik yapılan yerde 3 kilometreye kadar taş ocağı açılmaması lazım ama hiç böyle bir hassasiyet yok, böyle bir denetim yok. Burası bağcılık bölgesi. Taş ocağı işletmelerinin olduğu yerde köyler bile bomboz, toz altında, bağlar toz altında, meyve bahçeleri toz altında. Tamam, madencilik yapılsın, yer altı zenginliklerimiz toplumun faydasına kazandırılsın ama bir yeri yaparken bir yeri de yıkmayalım. Bir başka şey: Yani alınması gereken, alınabilecek tedbirler yeterince alınamadığı için taş ocağı işletmelerinin malzemesini, üretimini taşıyan kamyonlar bir felaket ne yol kalıyor ne can sağlığı kalıyor, bir tedbir yok. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bunları söyleyince madenciler bağırıyorlar. MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Madencilerin sorunlarını çözelim ama bu sorunların çözümünde toplumun diğer kesiminin veya diğer sektörlerin sorunlarını da artırmayalım. Tarım çok önemli, Türkiye açısından vazgeçilemeyecek kadar toplumsal bir sektör. Maden sektörü ülke için önemli ama tarım sektörü bu millet için çok önemli, bu milletin ekmek kapısı tarım. Son söz olarak tekrar söylüyorum: Ülkeyi, Türk milleti adına, siyasi iktidar olarak AKP yönetiyor. Hiçbir mazeretiniz yok, yedi yıldır iktidardasınız. Eğer bu kadar büyük potansiyeli olan madencilik sektörü sorun içerisinde kıvranıyorsa bunun sorumlusu sizlersiniz. Çözümü noktasında katkı vereceğimizi tekrar ifade ediyorum ama gelin, müzakere yapalım, ortak aklı birlikte arayalım; gelin, bir bileşim adı altında burada bir şekil şartı, böyle topluma saygısız bir görüntü içerisinde de olmayalım. Gerçekten, gelin burada, iktidarıyla muhalefetiyle, ülke sorunlarına çözüm bulalım diyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Kütahya tabii ki maden sahaları oldukça geniş, yaklaşık otuz sekiz madenin içinde bulunduğu bir ilimiz. O nedenle bölgemize de büyük katkılar sağlayacağını ümit ediyorum. Biraz evvel değerli Kütahya Milletvekilimiz Alim Işık Bey konuşması sırasında benim yerel basına yansıyan bir demecimi gündeme getirdiler. Kütahya Seyitömer Linyit İşletmelerinde 48 işçinin alımına ilişkin yapılan sınavlarda siyasi birtakım baskıların oluştuğu yönünde bazı iddialarda bulundular. Biz bu iddialara, yerel basında ve Kütahya kamuoyunda, 29 Mart seçimleri öncesinde bütün milletimizle birlikte bulunduğumuz her ortamda cevap verdik. Bu kürsüden de bu imkânı verdiği için ben ayrıca Sayın Işık’a teşekkür ediyorum. Şimdi, sözüm aslında çarpıtılmayacak kadar açıktır. Burada üzülecek de herhangi bir şey söz konusu değildir. Kütahya’da 2002 yılından bu yana girmiş olduğumuz tüm seçimlerde yüzde 50’nin üzerinde, en son 22 Temmuz seçimlerinde de merkez ilçede, yani Seyitömer Linyit İşletmelerinin bulunduğu merkez ilçede yüzde 67,5 oy almış bir siyasi partiyiz. Ben de yedi yıldan beri bu partinin Kütahya’daki seçmenlerimizin desteğiyle milletvekilliğini yürüten bir kişiyim. Bugüne kadar hiçbir milletvekili arkadaşımızla ilgili en ufak bir kırıcı hareketim olmamıştır. Ben Sayın Alim Işık’ı da gayet iyi tanırım, kendisi ilmiye sınıfındandır ve bugüne kadar herhangi bir kırıcı ilişkimiz de olmamıştır. Ancak burada bizim ifade etmeye çalıştığımız şey: Biz bu siyasi sorumluluğu taşımak durumundayız. Yüzde 70’e yakın bir oy aldığınız ilde herhangi bir siyasi baskı yaparak… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) HASAN FEHMİ KİNAY (Devamla) – Çok affedersiniz Sayın Başkanım. Sayın Alim Işık belki de yanıltılmıştır. Kütahya’da kendisinin dayandığı bu iddiayı buraya getirdiği kişi de “Ben partizanlık sebebiyle işe giremedim.” iddiasında bulunan kişi de yapılan araştırmalar sonucu AK PARTİ Gençlik Kolları mensubu olarak ortaya çıkmıştır yani partizanlık yapıldığı yönünde iddiada bulunan kişi de AK PARTİ’li çıkmıştır. Bu olay da gayet açık bir şekilde göstermektedir ki Kütahya - belki de geçmişte bu yönde iddiada bulunulmuştur, Türkiye’de bu hep tartışılır, baskı yapılır işte işe alımlarda vesaire diye- en temiz olan ildir, en temiz olan partidir diyorum. AHMET ERSİN (İzmir) – Yapmıyor musunuz yani? HASAN FEHMİ KİNAY (Devamla) – Saygılar sunuyorum, çok teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Yani diğerleri o kadar temiz değil. KADİR URAL (Mersin) – Diğerlerinde oluyor mu yani? HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – AKP’liler arasında bile ayrım yapmışsınız. ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Şimdi Sayın Işık, siz bir şeyde ifadelerde bulundunuz, arkadaş açıkladı. Biz bunu karşılıklı konuşmaya çevirirsek günün bu saatinde fazla şık bir şey… BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Bu usul hiç hoş değil ama. BAŞKAN – Efendim? Anlamadım. BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Bu usul hiç hoş değil. BAŞKAN – Vallahi bilmem, karşılıklı konuşuyorlar, usulün hoş olup olmadığını milletvekillerimiz ve kamuoyu karar verecek, ben o konuda bir şey demiyorum. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Alim Işık’ın… BAŞKAN – Sayın Işıktan da… Hayır şimdi aynı ifadelerin tekrarı olacak dolayısıyla bir açıklama yapıldı, kırıcı bir şey olmadı. Ben bu hususta Sayın Işık’ın da şeyini istirham ediyorum. Ayrıca kendileri değerlendirsinler. Evet… MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Cevaba gerek olmayacak şekilde yerinden birkaç cümle söylemesine fırsat veriniz. BAŞKAN – Efendim… MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, ona “Sayın Işık’ın söylediği yanlış anlaşılabilir.” dedi. BAŞKAN – Hayır, bir şey olmadı zaten burada. Sadece kısa bir açıklama oldu. Sayın Işık’a da teşekkür ediyorum. BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Başkanım, son kullandığı cümle şık değil. BAŞKAN – Efendim? BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Son kullandığı cümle şık değil Sayın Hatibin. BAŞKAN – Ben belki kaçırmış olabilirim Sayın Paçarız, neydi son cümlesi? MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, yani İç Tüzük imkânı olarak söylemiyorum ama Sayın Alim Işık yeniden bir sataşmaya meydan vermeyecek şekilde kısa bir açıklaması olsun. BAŞKAN – Siz öyle diyorsunuz… MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çünkü vatandaş izliyor, Kütahya izliyor. BAŞKAN – Hayır onun bir şeyi yok, tek cümleyle alayım ben ama şimdi cümlenin arkası gelirse… MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gelmez, gelmez. BAŞKAN – Yalnız mikrofon burada müdahale edebilirim. Ben de Sayın Milletvekilimize teşekkür ediyorum. Tabii, şahsıyla ilgili benim hiç olumsuz bir sözüm olmadı, olmaz da. Ancak gazetelerde çıkan beyanat “Kayırma Yok. Zaten Herkes AK Partili.” Bu, yerel basında da olmuştur, ulusal basında da çıkmıştır. Dediği de doğrudur, herkes AK PARTİ’li değildir. Ama o çocuk bana gönderdiği yazıda -Sayın Bakanıma ileteceğim- üç yıldır işe girmek için AK PARTİ Gençlik Kollarında çalıştığını belirtmiş “Ancak elimden tutan bir milletvekili olmadığı için hakkımın yendiğini…” diye yazmıştır. Bunu da bu vesileyle anlatmış olayım. O belgeyi kendisine de vereceğim, Sayın Bakana da vereceğim. (x) (10/67, 75, 82, 122, 141, 180, 193, 208, 216, 229, 304, 309, 320, 324, 336, 337,342, 374, 377,388, 404) esas numaralı Meclis araştırma önergelerinin ön görüşmelerine 13/10/2009 tarihli 5’inci Birleşimde başlanmıştır. |
|