ÖNERGE METİNLERİ
|
(10/3) |
Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat ve 20
Milletvekilinin, termik santrallerin çevreye verdiği zararların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerges |
|
(10/8) |
Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü ve 38
milletvekilinin, Trakya ve İstanbul ilinde çevre konularındaki
gelişmelerin Ergene Çevre Düzeni Havza Planına etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi |
|
(10/12) |
Kırklareli Milletvekili Tansel Barış ve 23
Milletvekilinin, Kırklareli İli Vize İlçesi’ndeki bir arazi ile
ilgili iddiaların ve bu arazi üzerinde kurulması planlanan çimento
fabrikasının çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. |
|
(10/28) |
Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 23
Milletvekilinin, Adana’daki lagünlerin karşı karşıya bulunduğu
çevresel risklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. |
|
(10/31) |
Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22
Milletvekilinin, Bartın’da kurulması planlanan termik santralin
olumlu ve olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104
ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi. |
|
(10/33) |
Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük ve 22
Milletvekilinin, Kaz dağlarındaki madencilik faaliyetlerinin
araştırılarak çevreye olumsuz etkilerinin önlenmesi için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi. |
|
(10/38) |
Konya
Milletvekili Hasan Angı ve 19 Milletvekilinin, Konya Kapalı
Havzasındaki su kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. |
|
(10/42) |
Konya Milletvekili Orhan Erdem ve 28 Milletvekilinin,
Akşehir ve Eber Göllerindeki kirlilik ve diğer çevre sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. |
|
(10/47) |
Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz ve 27
Milletvekilinin, Kaz Dağlarındaki madencilik faaliyetlerinin
araştırılarak çevrenin korunması için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. |
|
(10/56) |
Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk ve 21
Milletvekilinin, Büyük Menderes Nehrindeki kirliliğin ve çevreye
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
|
|
(10/59) |
İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan ve 25
Milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevreye ve turizme olumsuz
etkilerinin araştırılarak su ürünleri yetiştiriciliğinin çevreyle
uyumlu gerçekleştirilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. |
|
(10/62) |
Afyonkarahisar Milletvekili
Halil Ünlütepe ve 23 Milletvekilinin, Eber Gölündeki çevre
kirliliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
|
|
(10/64) |
İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 29
Milletvekilinin, altın arama faaliyetlerinin hukuki durumu ile
çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. |
|
(10/65) |
Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 23
Milletvekilinin, Van Gölündeki kirlenmenin önlenmesi ve Van ilinde
turizmin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. |
|
(10/68) |
İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 26
Milletvekilinin, Küçük Menderes Nehrindeki kirliliğin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. |
|
(10/84) |
Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21
Milletvekilinin, Eber Gölündeki çevre sorunlarının araştırılarak
Gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
|
|
(10/87) |
Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu ve 19
Milletvekilinin, Van Gölündeki çevre sorunlarının ve Gölün
potansiyelinin araştırılarak korunması ve değerlendirilmesi için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. |
|
(10/89) |
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 23
Milletvekilinin, başta Afşin-Elbistan olmak üzere termik
santrallerin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104
ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi. |
|
(10/98) |
Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner ve 25
Milletvekilinin, Isparta İlindeki göllerin çevre sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. |
|
(10/101) |
İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 22 Milletvekilinin,
balık çiftliklerinin çevre ve turizm üzerindeki etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. |
|
(10/119) |
İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 39
Milletvekilinin, denizlerdeki kirliliğin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi. |
|
(10/145) |
Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19
milletvekilinin, Kahramanmaraş'ta Narlı Ovası'na kurulması planlanan
katı atık depolama tesisinin çevreye etkilerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi |
|
(10/146) |
Isparta Milletvekili Haydar Kemal Kurt ve 23
milletvekilinin, Eğirdir Gölü ve Havzası'ndaki çevre sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi |
Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat ve 20
Milletvekilinin, termik santrallerin çevreye verdiği zararların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/3)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başta
Afşin Elbistan Termik Santrali olmak üzere ülkemizde halen faaliyet
göstermekte olan tüm termik santrallerin çevreye verdiği zararların
ve alınması gereken önlemlerin tespiti amacıyla Anayasanın 98 ve
İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması
açılmasını arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
1)
Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
2)
Malik Ecder Özdemir (Sivas)
3)
Fatma Nur Serter (İstanbul)
4)
Eşref Karaibrahim (Giresun)
5)
Tekin Bingöl (Ankara)
6)
Hüseyin Ünsal (Amasya)
7)
Tacidar Seyhan (Adana)
8)
Esfender Korkmaz (İstanbul)
9)
Hikmet Erenkaya (Kocaeli)
10)
Şahin Mengü (Manisa)
11)
Şevket Köse (Adıyaman)
12)
Özlem Çerçioğlu (Aydın)
13)
Mevlüt Coşkuner (Isparta)
14)
Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
15)
Gökhan Durgun (Hatay)
16)
Engin Altay (Sinop)
17)
Canan Arıtman (İzmir)
18)
Cevdet Selvi (Kocaeli)
19)
Zekeriya Akıncı (Ankara)
20)
Ali Arslan (Muğla)
21)
Ahmet Ersin (İzmir)
Gerekçe:
Günümüzün en önemli problemlerinden olan çevre kirliliği insan
hayatını ve doğal yaşamı tehdit etmektedir. Bugün dünyada her yıl on
binlerce çocuk hava kirliliği nedeniyle ölmekte, yaşam alanlarının
yok olması nedeniyle canlı türlerinin beşte biri 20 yıl içerisinde
yok olacaktır. 1,5 milyar insan temiz su kaynaklarından yoksundur.
Gelecekte çevre ve sularımızın kirlenmesi sonucu insan hayatı ciddi
tehdit altına girmiştir. Çarpık kentleşmenin, bilinçsiz sanayileşme
sonucu kurulan fabrikaların atıkları doğayı kirleten en büyük
etmenlerdendir.
Ülkemizde birçok bölgeye kurulan fabrikalar bugün yararlarından çok
çevreye verdiği zararlarla gündemdedir. Bunların en başında
AfşinElbistan Termik Santrali gelmektedir. AfşinElbistan havzası
Türkiye'nin en büyük linyit rezervine sahiptir. Santralde yakıt
olarak kullanılmakta olan linyit çok yüksek derecede kirlenmeye yol
açıyor. Kükürt dioksit, azot gazları, karbondioksit, ozon,
hidrokarbonat ve kül oluşmaktadır.
Termik
santral küllerinin toplanıp, üzerleri örtüIse bile radon gazının
havaya ulaşması sonucu çevreye radyoaktif madde yayılmaktadır.
Bacadan atılan maddelerin içerisinde en önemli olan radyoaktif madde
uranyum'dur. Bu durum AfşinElbistan Termik Santrali için korkunç
boyutlara ulaşmıştır.
Uzmanlara göre santralden Çernobil kazasının yaklaşık 2,5 katı kadar
radyoaktif madde yayılmaktadır. Diğer santrallerin ürettiği küller
çimento sektöründe kullanılmasına rağmen, yüksek radyasyon nedeniyle
buradan çıkan küller hiçbir yerde kullanılmamakta, zamanla rüzgârın
da etkisiyle çevreye yayılmaktadır. Birkaç yıl önce Sağlık Bakanlığı
Kanserle Savaş Dairesi Başkanının belirttiğine göre; bölgede 10 yıl
içinde toplu ölümlerin olabileceği uyarısında bulunmuştur. Bu
bölgeye yağan karın rengini bile griye çeviren kirlilik sebebiyle,
çevrede yaşayanlarda görülen kanser vakaları Türkiye ortalamasının
15 katı artmıştır. 2004 yılında 4 bin 632 kişi kanser ve akciğer
başta olmak üzere bu kirlilikten kaynaklandığı şüphelenilen
rahatsızlıklar sonucunda ölmüştür. Türkiye nüfus ortalamasına göre
Afşin'deki yıllık hasta sayısının 48 bin 200 olması gerekirken, 300
bin civarındadır. Yılda yaklaşık 15 milyon ton katı, sıvı, gaz ve
radyoaktif madde içeren atık halkın üzerine saçılmaktadır.
1988
yılından bu yana santral sahasında hava kirlilik ölçümleri dahi
yapılmamaktadır. Yatağan Termik Santralinde bulunan erken uyarı
sistemi bu santralde yoktur. Eğer bu erken sistem bulunsa havadaki
kükürt dioksit oranı 500 mg/m3 geçen santral otomatik olarak
duracaktır.
Sık
sık basında yer alan ve korkunç boyutlara ulaşan bu çevre
kirliliğinin çözümü ile ilgili yöneticiler tarafından zaman zaman
açıklamalar yapılmaktadır. Fakat bu güne kadar hiçbir somut adım
atılamamıştır.
2006
Şubat ayında hizmete açılan B termik santralini C ve D
santrallerinin takip etmesi planlanmaktadır. Hâlbuki bundan önce
mevcut A termik Santraline baca gazı kükürt arıtma sistemi ve kül
tutucu elektro filtre yapılmalı, bölgenin acilen kirlilik haritası
çıkarılmalı, çevre kirlenmesini önleyici tüm birimlerin katılacağı
önlemler alınmalı, mobil hava kirliliği ölçüm cihazları çalışır
halde bulundurulması gibi önlemler alınmalıdır.
Önlem
alınması için toplu ölümler mi beklenmektedir?
Tüm bu
benzer çevre problemleri diğer termik santrallerde de görülmektedir.
Başta Afşin Elbistan Termik Santrali olmak üzere termik santrallerin
çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
tespiti amacı ile kurulacak Meclis Araştırma Komisyonunun
çalışmaları konunun tüm boyutları ile ortaya konulması ve hükümetin
bu konuda gerekli çalışmaları yapması da yararlı olacaktır.
Anayasanın 98, içtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince "Başta
AfşinElbistan Termik Santrali olmak üzere Türkiye'deki tüm termik
santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılması ve alınması
gereken tedbirlerin tespiti için bir Meclis Araştırma Komisyonu
kurulmasını arz ve teklif ederiz.
|
Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü ve 38
milletvekilinin, Trakya ve İstanbul ilinde çevre konularındaki
gelişmelerin Ergene Çevre Düzeni Havza Planına etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/8)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Trakya
bölgemiz, aldığı aşırı göç ve buna bağlı plansız imar uygulamaları
yanında giderek yoğunlaşan çarpık sanayileşme, tarımda yanlış
toprak, su ve zirai ilaç kullanımı vb. nedenlerle meydana çıkan
sanayi, toprak, su ve hava kirliliğindeki boyutlar, yöredeki insan
ve çevre yaşamını tehdit eder noktaya ulaşmıştır.
Öte
yandan Ergene havzasındaki yer altı su seviyesi her yıl dört-beş
metre düşmektedir. Istranca suları, koruma altındaki su basar
ormanları, Yıldız Dağları ve Trakya doğal hayatı tehlike altındadır.
Bu kaynakları besleyen Istranca derelerine, İstanbul'un su ihtiyacı
için yıllar önce el konulmuş durumdadır. Trakya'nın yakın gelecekte
büyük bir susuzluk tehlikesiyle karşılaşması kaçınılmaz
görünmektedir.
Trakya'nın kanayan yarası olan Ergene Nehri ve Çorlu Deresi'nde, su
yerine sanki zehir akmaktadır. Kükürtdioksit kirliliği açısından
Türkiye'deki en kirli iller sıralamasında Tekirdağ beşinci sırada,
Edirne sekizinci sıradadır.
Yukarıda değinilen bu sorunların önce kontrol altına alınması, daha
sonra çözülmesi amacıyla, Trakya Üniversitesi tarafından, Ergene
Havzası Çevre Düzeni Planı hazırlanmıştır.
Trakya
Üniversitesince yapılan 1/100.000 ölçekli Ergene Çevre Düzeni Havza
planı 2004 yılında yani 59. Hükûmet döneminde Çevre ve Orman
Bakanlığı tarafından onaylanmıştır.
Bu
planda 2020 yılı hedeflenmiş ve gecikmeyle de olsa, 1/25000 ölçekli
planın yapılması süreci başlatılmıştır. Bu aşamada havza planının
bir hükmü uyarınca oluşturulan su birliği -ki, daha sonra Trakya
Kalkınma Birliği, yani "TRAKAB" adını almıştır- küçük ölçekli
planların yapılması için ihaleye çıkarılmıştır. Ancak her nedense
ihale daha sonra iptal edilmiş ve 1/25000 ölçekli plan hazırlama
işi, İstanbul Büyükşehir Belediyesine (BİMTAŞ), hem de hukuka aykırı
bir şekilde devir edilmiştir. BİMTAŞ ise söz konusu planın
yapılmasını kendisinin bir alt birimi olan İstanbul Metropoliten
Planlamaya aktarmıştır. Müteakiben, İstanbul Büyükşehir Belediyesi,
TRAKAB ve Çevre Orman Bakanlığı arasında bir protokol imzalanmıştır.
Bu protokolde "1/100000 ölçekli plan üzerinde değişiklikler
yapılabileceği" hükmüne yer verilmiştir.
Gelinen noktadaki endişe ve sorun, Ergene Çevre Düzeni Havza
Planı'nın hazırlanma amacının dışına kaydırılarak, İstanbul'un baş
edemediği sorunların, dezavantajlı sanayilerin ve buna bağlı nüfus
fazlasının ivedilikle Trakya'ya kaydırılarak İstanbul'un
rahatlatılması olasılığından kaynaklanmaktadır. Çünkü, bu üç ilin
tarımsal alanları, doğal kaynakları, ormanları, yer altı ve yer üstü
suları, kıyıları ve çevre değerleri esasen, şu anda dahi, yok olma
tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Bu
çerçevede, Trakya'daki üç ili, İstanbul'un giderek ağırlaşan
sorunlarının çözülmesinde ana yüklenici konumuna dönüştürmek son
derece yanlış, sakıncalı hatta tehlikeli bir tercih olacaktır.
Yukarıda değinilen sakıncaların ve doğacak sorunlarının tespiti ve
bunların çözüme kavuşturulması için gereken önlemlerin alınması ve
doğru politikaların oluşturulması amacıyla, Anayasanın 98. ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük'ünün 104. ve 105. maddeleri
gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.
1-Enis
Tütüncü (Tekirdağ)
2-Algan
Hacaloğlu (İstanbul)
3-Atila
Emek (Antalya)
4-Bilgin Paçarız (Edirne)
5-Ahmet Küçük (Çanakkale)
6-Rasim
Çakır (Edirne)
7-Tansel
Barış (Kırklareli)
8-Faik
Öztrak (Tekirdağ)
9-Turgut Dibek (Kırklareli)
10-Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
11-Abdurrezzak
Erten (İzmir)
12-Ali
ihsan Köktürk (Zonguldak)
13-Eşref Karaibrahim (Giresun)
14-Rahmi Güner (Ordu)
15-Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)
16-Bihlun
Tamaylıgil (İstanbul)
17-Ergün
Aydoğan (Balıkesir)
18-Gürol Ergin (Muğla)
19-Malik Ecder Özdemir (Sivas)
20-Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
21-Vahap
Seçer (Mersin)
22-Fevzi Topuz (Muğla)
23-Mehmet Fatih Atay (Aydın)
24-Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
25-Şükran Güldal Mumcu (İzmir)
26-Derviş Günday (Çorum)
27-Bayram Ali Meral (İstanbul)
28-Hulusi Güvel (Adana)
29-Ali
Rıza Ertemür (Denizli)
30-Şinasi
Öktem (İstanbul)
31-M.
Akif Hamzaçebi (Trabzon)
32-Ali
Oksal (Mersin)
33-Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
34-Sacid
Yıldız (İstanbul)
35-Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
36-Metin Arifağaoğlu (Artvin)
37-Ensar
Öğüt (Ardahan)
38-Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
39-Mevlüt
Coşkuner (Isparta)
|
Kırklareli Milletvekili Tansel Barış ve 23
Milletvekilinin, Kırklareli İli Vize İlçesi’ndeki bir arazi ile
ilgili iddiaların ve bu arazi üzerinde kurulması planlanan çimento
fabrikasının çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/12)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Bir
tarafta, Kırklareli ili Pınarhisar İlçesinde halen faal olan Çimento
Fabrikası mevcutken, diğer tarafta Vize Evrencik Köyü civarında 200
dönüm arazi üzerinde yeni bir çimento fabrikası inşaatı hızla devam
ederken Vize Çakıllı Beldesinde bir başka çimento fabrikasının
fizibilite çalışmalarının yapıldığı duyumları alınmaktadır.
Bu
bölgede yeni bir çimento fabrikasına hiç de ihtiyaç yokken, durup
dururken Vize ilçesine bağlı Çakıllı beldesinde, daha önce Askeri
taburun bulunduğu 583 dönümlük hazine arazisi, Milli Emlak Genel
Müdürlüğü tarafından 2 trilyon liraya, (başbakana yakınlığı ve
hemşerisi olarak medyamızda tanıtılan) Emrullah Turanlı'ya ait
Avrupa Çimento Sanayi Anonim Şirketi'ne çimento fabrikasının
kurulması ve iki yılda bitirilmesi planlanarak satıldığı
söylenmektedir.
Bahse
konu olan kamuya ait bu arazide, Ecevit Hükümeti döneminde cezaevi
yapımı girişiminde bulunulmuş, yöre halkının karşı çıkması ile bu
işten vazgeçilmiş. Duyumlarımıza göre geçtiğimiz yıl ise AKP'li bazı
kişilerin hayvancılık yapmak üzere kiralamaya kalktıkları, "ALİ DİBO" olaylarının patlak vermesi üzerine, halkın tepkisinden çekinerek bu
girişimden vazgeçilmiş.
Daha
önce askeri alan olarak kullanılan 538 dönümlük kamu arazinin
yapılan Emlak Vergi Değerlendirilmesi sonucu 13 trilyon lira olduğu,
buna karşın başbakana yakınlığı ile tanınan Emrullah Turanlı'ya ait
Avrupa Çimento Sanayi Anonim Şirketine 2 trilyon liraya satıldığı,
bu satışın duyulması ile başta Vize halkı olmak üzere, kamuoyunda
çok büyük endişe, rahatsızlık ve huzursuzluk yaratmıştır.
Vize
Malmüdürlüğü tarafından emlak vergi değerine yönelik yapılan çalışma
sonucu 13 trilyon lira değer biçilmesine karşın, Milli Emlak Genel
Müdürlüğünce Emrullah Turanlı'ya 2 trilyon liraya satılması ile daha
işin başında Emrullah Turanlı'ya 11 trilyon lira kâr sağlandığı
görülmektedir.
Yöre
halkımız, yeni iş alanlarının açılmasına, fabrikanın kurulmasına
karşı değildir. Vize ilçesinin çevresinin çimento fabrikaları ile
kuşatılmasına tepkilidir. Çimento fabrikasının kurulacağı bölge aynı
zamanda Ergene Nehrinin de doğduğu yerdir. Bu bile bu bölgede
çimento fabrikasının kurulmasına engel iken, bir de çevreye verdiği
zararların boyutlarını düşündüğümüzde yer seçimi olarak da doğru
olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Bir
taraftan çimento fabrikası için yer seçimi ile yöre halkımız
üzerinde endişe, korku ve telaş yaratılırken, diğer taraftan yetkili
merciler tarafından emlak vergi değerinin 13 trilyon lira değer
biçtiği arazinin 2 trilyon liraya satılması karşısında, araziyi alan
firmanın kayrıldığı, peşkeş çekildiği düşünülerek, daha işin başında
araziyi alan firmanın 11 trilyon lira kâra geçirildiği, bir de
araziyi alan firmanın başbakana yakınlığı ve hemşehrisi olarak son
zamanlarda hızlı bir yükselişe geçen işadamı Emrullah Turanlı olduğu
iddiaları yer alınca, bu satış üzerindeki kuşkuları, şüpheleri,
huzursuzlukları artırmıştır.
İşte
tüm bu endişe, kuşku, şüphe spekülasyon, kayırmacılık, peşkeş çekme
gibi duyum ve iddiaların araştırılması ile bu iddiaların ortaya
çıkmasına neden olan sorumluların kusurları, kasıtları varsa ortaya
çıkarılması ve çevreye vereceği zararların tespit edilmesi ile
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98,
İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu
kurularak araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1)
Tansel Barış (Kırklareli)
2)
Enis Tütüncü (Tekirdağ)
3)
Turgut Dibek (Kırklareli)
4)
Ahmet Ersin (İzmir)
5)
Malik Ecder Özdemir (Sivas)
6)
Faik Öztrak (Tekirdağ)
7)
Cevdet Selvi (Kocaeli)
8)
Hikmet Erenkaya (Kocaeli)
9) Ali
Arslan (Muğla)
10)
Muharrem İnce (Yalova)
11)
Çetin Soysal (İstanbul)
12)
Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
13)
Gökhan Durgun (Hatay)
14)
Zekeriya Akıncı (Ankara)
15)
Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
16)
Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
17)
Orhan Ziya Diren (Tokat)
18)
Hulusi Güvel ((Adana)
19)
Osman Kaptan (Antalya)
20)
Ali Oksal (Mersin)
21)
Bülent Baratalı (İzmir)
22)
Şevket Köse (Adıyaman)
23)
Bilgin Paçarız (Edirne)
24)
Mehmet Sevigen (İstanbul)
|
|
Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 23
Milletvekilinin, Adana’daki lagünlerin karşı karşıya bulunduğu
çevresel risklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. (10/28)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Lagün
veya deniz kulağı, koylarda veya körfez ağızlarının kıyı okları ile
kapanması sonucu kıyı gerisinde oluşan göllerdir. Denizle yer
altından veya yer üstünden bir su yoluyla bağlantısı bulunan,
denizden çoğunlukla da dar bir karayla ayrılmış olan göllerdir.
Lagünler, ekolojik ve ekonomik yönden önemli ekosistemlerdir.
Adana'da Akyatan, Tuzla, Çamlık, Yelkoma, Hurmaboğazı olmak üzere
beş adet lagün bulunmaktadır. Bu lagünler Adana için doğal birer
zenginlik kaynağı olmasının yanında birçok canlının da üreme,
beslenme, korunma ve yaşama ortamı olması açısından da büyük önem
taşımaktadır.
Ancak,
günümüzde kirlilik ve diğer çevresel etkilerle Adana'da ismi sayılan
lagünler hızlı bir yok olma sürecine girmiştir. Nehirlere yapılan
barajlar ve diğer müdahalelerle deltalarda geriye doğru aşınmalar
başlamıştır.
Adana'nın doğal zenginlik kaynakları olan ve ekolojik denge
açısından da büyük öneme sahip olan lagünlerin karşı karşıya kaldığı
tehlikeleri tespit etmek ve alınması gereken tedbirlerin
belirlenmesi amacıyla, TBMM İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri,
Anayasanın 98. maddesi gereğince meclis araştırması açılmasını arz
ederiz.
1-
Nevin Gaye Erbatur (Adana)
2-
Hulusi Güvel (Adana)
3-
Tayfur Süner (Antalya)
4-
Osman Kaptan (Antalya)
5-
Şevket Köse (Adıyaman)
6-
Rahmi Güner (Ordu)
7-
Muharrem İnce (Yalova)
8-
Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
9-
Vahap Seçer (Mersin)
10-
Çetin Soysal (İstanbul)
11-
Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
12-
Ahmet Ersin (İzmir)
13-
Sacid Yıldız (İstanbul)
14-
İsa Gök (Mersin)
15-
Mustafa Özyürek (İstanbul)
16-
Turgut Dibek (Kırklareli)
17-
Rasim Çakır (Edirne)
18-
Bilgin Paçarız (Edirne)
19-
Erol Tınastepe (Erzincan)
20-
Selçuk Ayhan (İzmir)
21-
Mehmet Ali Susam (İzmir)
22-
Suat Binici (Samsun)
23-
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
24-
Tekin Bingöl (Ankara)
|
Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22
Milletvekilinin, Bartın’da kurulması planlanan termik santralin
olumlu ve olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104
ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi. (10/31)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizin çeşitli bölgelerine kurulması düşünülen termik santraller
tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de taraf olanları ve karşı
çıkanları ile tartışılmaya devam eden önemli bir konudur.
Son
yıllarda ülkemizde termik santraller ile ilgili tartışmalar hızla
devam etmekte, birçok kişi, kurum ve kuruluş olumlu, olumsuz
görüşlerini kamuoyuyla paylaşmaya çalışmaktadır.
Bartın
İli Amasra İlçesinde de termik santral kurulmasına yönelik
çalışmalar olduğu 654,5 MW m/640 MW e kurulu gücündeki, yerli taş
kömürü/metan gazı yakıtlı ve akışkan yatak teknolojisiyle çalışacak
üretim tesisi için Hema Elektrik Üretim A.Ş. tarafından Enerji
Piyasası Düzenleme Kurumu'na, üretim lisansı başvurusunda
bulunulduğu, gerekli işlemlerin tesis edilmesini takiben şirkete, 49
yıl süreli ve EÜ/944-7/732 numaralı üretim lisansı verildiği,
kurulması planlanan termik santralde yakıt olarak Hema Endüstri A.Ş.
ile Türkiye Taş Kömürü Kurumu Genel Müdürlüğü arasında imzalanan ve
Amasra (B) maden sahasının işletilmesine ilişkin yapılan rödevans
sözleşmesi çerçevesinde üretilecek taş kömürü'nün kullanılmasının
planlanmış olduğu herkes tarafından bilinmektedir.
Daha
önceleri de Bartın'a mobil santral kurulması için girişimlerde
bulunulmuş fakat kamuoyundan gelen yoğun tepkiler, insan sağlığı ve
çevre kirliliği açısından yaratacağı sakıncalar, santralin yüksek
derecede kükürtdioksit ve azotoksitler ihtiva etmesinin bilinmesi,
yöredeki deniz ve yer altı sularının santralden kaynaklanacak
atıklardan olumsuz yönde etkilenerek zarar göreceği, uygulamanın
durdurulması için mahkemelere yapılan müracaatlar, bireylerin ve
kuruluşların devletin değişik makamlarına yaptığı kişisel
başvurular, Bartın Deniz Üst Komutanlığı'nın santralle ilgili olarak
olumsuz görüş bildirmesi gibi nedenler yörede santralin kurulmasına
engel olmuştur.
Bartın
da yeniden termik santral kurulmasına yönelik bu girişimler, termik
santrallerin zararsız olduğu kanaatini doğurmamalıdır. Termik
santraller sağlığa ve doğaya zararlı radyoaktif atıklar
üretmektedir. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun araştırmalarına göre,
termik santrallerin bacalarından çıkan partiküller ve kazandan
alınan külde, radyoaktivite varlığı kanıtlanmıştır. Rüzgar ve yağış
etkisi ile küller çevreye yayılmakta veya toprak altına sızarak
yeraltı sularının kirlenmesine neden olmaktadır. İnsanlarda merkezi
sinir sistemi bozuklukları, anormal doğumlar, solunum yolu
hastalıkları, gelişme bozuklukları, öğrenme yeteneğinde azalma, kalp
hastalıkları, cilt hastalıkları ve kanser gibi vakalar
görülebilmektedir. Ayrıca termik santrallerden çıkan maddeler (S02/kükürtdioksit)
asit yağmurları şeklinde havayı kirletmekte, toprak ve suyu
etkilemekte, doğal bitki örtüsünü ve ormanları yok etmektedir. Asit
yağmurlarının diğer zararlı etkisi ise, bakır (Cu) ve kurşun (Pb)
gibi zehirli elementlerin içme sularına karışmasıdır.
Bartın
ilimiz; Karadeniz Bölgesinin Batı Karadeniz bölümünde yer alan,
Doğuda Kastamonu, Güneyde Karabük, Batıda Zonguldak illeri ve
Kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir. Yüzölçümü 2.143 km2 olup 59 km
sahil şeridine sahip olup, ormanlarla örtülü dağ ve yaylasıyla,
yeşil bir cennet olmanın yanı sıra tertemiz deniziyle de mavi bir
dünya görünümündedir.
172.000 civarında nüfusa sahip olan ilimizin ekonomisi tarıma,
sanayiye ve turizme dayalıdır. 2.143 km2 olan yüzölçümünün % 46'sını
ormanlar, % 35'ini tarımsal alanlar, % 7'sini çayırlar ve meralar, %
l2'sini de kültüre elverişsiz alanlar kaplamaktadır. Bartın'a
kurulması düşünülen santralin ilimizin tarımı, hayvancılığı,
balıkçılığı ve turizmi dikkate alındığında götürdüklerinin
getirdiklerinden daha fazla olacağı da herkes tarafından
bilinmektedir. Ayrıca santraller, güvenlik, maliyet ve verimlilik
açısından çok sayıda soruya cevap verememektedir. Ülkemizde bulunan,
doğal kaynakların, enerji açığını kapatıp kapatmayacağı konusu da
iyi araştırılmalıdır. Türkiye'nin güneş, rüzgar, su gibi doğal
kaynaklardan, yeterince yararlanamadığı ve bu kaynaklarımızın hayata
geçirilmesi gerektiği de bilinen bir gerçektir.
Bartın'a termik santral kurulması için daha önce yapılan
girişimlerin sonuçsuz kaldığı bilinmesine rağmen, yeniden bir
firmaya 49 yıl süreli üretim lisansının verilerek termik santral
kurulmasının gündeme gelmesi için Bartın ilimizde değişenlerin ne
olduğunun herkes tarafından bilinmesi ve araştırılması
gerekmektedir. Kurulması düşünülen termik santralin kamu yararı
anlayışına ters düşüp düşmediğinin, Bartın' a kazandıracaklarının ve
çevreye, insan sağlığına zararlarının çok iyi değerlendirilmesi
gerekmektedir. Suyun, havanın toprağın kirlenmesi, tarımsal
alanların azalması, kuraklık, kıtlık tehlikesi, hastalıklar ve
ölümlere neden olan termik santral yatırımlarının yerine güneş,
rüzgar, jeotermal gibi yenilebilir kaynakların tercih edilmeme
nedenlerinin ve kurulması düşünülen termik santralin Anayasamızın
amir hükümlerine ters düşüp düşmediğinin çok iyi değerlendirilmesi
gerekmektedir.
Bu
nedenlerle; Bartın Amasra'ya termik santral kurulması konusunun,
ilimize sağlayacağı fayda ve zararlarının araştırılarak, alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104. ve 105 maddelerine
göre Meclis Araştırması açılması arz ederim.
1-
Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
2-
Şevket Köse (Adıyaman)
3-
Osman Kaptan (Antalya)
4-
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
5-
Tayfur Süner (Antalya)
6-
Hulusi Güvel (Adana)
7-
Rahmi Güner (Ordu)
8-
Muharrem İnce (Yalova)
9-
Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
10-
Vahap Seçer (Mersin)
11-
Mehmet Ali Özpola T (İstanbul)
12-
Ahmet Ersin (İzmir)
13-
İsa Gök (Mersin)
14-
Sacid Yıldız (İstanbul)
15-
Erol Tınastepe (Erzincan)
16-
Rasim Çakır (Edirne)
17-
Mustafa Özyürek (İstanbul)
18-
Turgut Dibek (Kırklareli)
19-
Bilgin Paçarız (Edirne)
20-
Selçuk Ayhan (İzmir)
21-
Mehmet Ali Susam (İzmir)
22-
Suat Binici (Samsun)
23-
Tekin Bingöl (Ankara)
|
Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük ve 22
Milletvekilinin, Kaz dağlarındaki madencilik faaliyetlerinin
araştırılarak çevreye olumsuz etkilerinin önlenmesi için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi. (10/33)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Çanakkale ve Balıkesir illeri sınırları içinde yer alan Kaz dağları,
uçsuz bucaksız çam ormanları, milyonlarca ağacı, zengin bitki örtüsü
ile dünyada tek olma özelliği taşıyan 47 tür endemik bitkiyi
bünyesinde barındıran doğal yapısı ile önemli bir yer tutmaktadır.
Kaz dağlarımız tarihi, mitolojisi ve kültürünün yanı sıra üzerinde
barındırdığı flora ve fauna açısından ülkemizin çok önemli bir
bölgesidir.
Kaz
dağları bulunduğu coğrafyaya bereket dağıtırken son derece cömert
davranmış, havasına ayrı, suyuna ayrı, toprağına ayrı güzellik
karıştırmıştır. Dünyanın en zengin oksijen bölgesi, Türkiye'nin
akciğerleri ve turizm cennetidir. Yer altı suyu kaynakları,
kaplıcaları, geniş zeytinlikleri, özel bitki örtüsü, barındırdığı
yaban hayatı ve yaklaşık 1,5 milyon nüfusuyla Türkiye'nin en önemli
yaşam alanlarından biridir.
Kaz
dağlarımız sadece altındaki madenler bakımından değil üstünde
taşıdığı değerler açısından çok daha zengindir. Bölge mitolojik,
arkeolojik, sosyal, kültürel ve ekonomik bakımdan en zengin
alanlardandır.
Ancak
tarım, orman, hayvancılık, turizm ve sağlık alanlarında çok önemli
potansiyele sahip olan bölge son günlerde bu özellikleri ile değil,
altın ve diğer maden arama çalışmaları ile gündeme gelmiştir.
Bu
bağlamda:
1)
Enerji Bakanlığı Maden Dairesi'nden bölgede arama, işletme ruhsatı
ve işletme izni olan, ayrıca arama, işletme ruhsatı olan sahalardan
işletme izni aşamasına gelmiş başvuruların belirlenmesi,
2)
Bölgede yapılmakta olan madenciliğin özellikle altın madenciliğinin,
insan, hayvan, bitki örtüsü, su ve hava tabakası ve diğer tüm
yönlerden çevreye verdiği ve vereceği maddi ve manevi zararların
tayin ve tespitinin yapılması,
3)
Bugüne kadar arama ve sondaj faaliyetlerinin ne kadar alanda ve kaç
noktada yapıldığı, bu çalışmalar sonucunda tahrip olan orman ve
bitki örtüsünün belirlenmesi,
4)
Bölgenin ekonomik, tarihsel, sosyal yapısının incelenmesi,
5)
Dünyadaki altın işletmeciliğinde kullanılan yöntemlerin ve siyanür
kullanımına karşı alınan önlemlerin araştırılması,
6)
Altın madenciliği konusunda Türk mahkemeleri ve uluslararası
mahkemelerde alınan kararların ve yargı sürecinin incelenmesi,
7)
Uzun vadeli olarak yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin kıyaslanması
için tespitlerin yapılması amacı ile;
Anayasamızın 98, İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince
Araştırma Komisyonu kurularak araştırılmasını saygılarımızIa arz
ederiz.
1-
Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
2-
Ergün AYDOGAN (Balıkesir)
3-
Fehmi Murat SÖNMEZ (Eskişehir)
4-
Ramazan Kerim ÖZKAN (Burdur)
5-
Bihlun TAMAYLIGİL (İstanbul)
6-
Tansel BARIŞ (Kırklareli)
7- Ali
Rıza ÖZTÜRK (Mersin)
8- İsa
GÖK (Mersin)
9-
Şevket KÖSE (Adıyaman)
10-
Ahmet ERSİN (İzmir)
11-
Gürol ERGİN (Muğla)
12-
Faik ÖZTRAK (Tekirdağ)
13-
Osman KAPTAN (Antalya)
14-
Ferit Mevlüt ASLANOĞLU (Malatya)
15-
Bülent BARATALI (İzmir)
16-
Esfender KORKMAZ (İstanbul)
17-
Mustafa ÖZYÜREK (İstanbul)
18-
Mehmet Akif HAMZAÇEBİ (Trabzon)
19-
Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
20-
Çetin SOYSAL (İstanbul)
2l-Zekeriya
AKINCI (Ankara)
22-
Ensar ÖĞÜT (Ardahan)
23-
Oğuz OYAN (İzmir)
|
Konya Milletvekili Hasan Angı ve 19
Milletvekilinin, Konya Kapalı Havzasındaki su kaynaklarının karşı
karşıya bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104
ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi. (10/38)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye'nin tahıl ambarı olarak bilinen Konya Kapalı Havzasında her
geçen gün yer üstü ve yer altı suları azalmaktadır. Ovanın gelecekte
karşı karşıya kalabileceği susuzluk herkesi derinden
düşündürmektedir. 1 milyon kişinin yaşadığı şehirde insanların içme
ve kullanma suyunun, tarımla uğraşan 1 Milyon kişinin de arazi
sulama suyunun temini her geçen yıl daha da zorlaşmakta ve gelecekle
ilgili kaygıları daha da artmaktadır..
Yaklaşık 3.5 milyon hektar büyüklüğündeki ovada, yer altı sularının
çekilmesine bağlı olarak sekiz katlı bir apartmanın sığabileceği
büyüklükte dev çukurlar oluşmaya başlamış ve sayıları da her geçen
gün artmaktadır. Diğer taraftan mevcut göller, barajlar ve
göletlerin alanları sürekli küçülmekte ve hatta kuruduğu
görülmektedir.
Türkiye'nin en az yağış alan bölgelerinden birisi olan Konya Kapalı
Havzasındaki, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının; korunması, var
olan problemlerin giderilmesi ve yaşanan kuraklığa ve susuzluğa
karşı gereken önlemlerin alınması amacıyla, Anayasanın 98. ve
içtüzüğün 104. ve 105. Maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması
açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1)
Hasan Angı (Konya)
2)
Muharrem Candan (Konya)
3)
Abdullah Çetinkaya (Konya)
4)
Mevlüt Akgün (Karaman)
5)
Kerim Özkul (Konya)
6)
Özkan Öksüz (Konya)
7)
Mustafa Kabakcı (Konya)
8)
Haydar Kemal Kurt (Isparta)
9)
Hüsnü Tuna (Konya)
10)
Rıtvan Köybaşı (Nevşehir)
11)
Orhan Erdem (Konya)
12)
Mahmut Mücahit Fındıklı (Malatya)
13)
Ali Rıza Alaboyun (Aksaray)
14)
Harun Tüfekci (Konya)
15)
Lütfi Elvan (Karaman)
16)
Ayhan Sefer Üstün (Sakarya)
17)
İrfan Gündüz (İstanbul)
18)
Mehmet Yaşar Öztürk (Yozgat)
19)
Metin Kaşıkoğlu (Düzce)
20)
Ali Öztürk (Konya)
Gerekçe:
İç
Anadolu Bölgemizde yer alan Konya Kapalı Havzası, Türkiye'nin toplam
alanının yaklaşık %7'sine denk gelen 53850 km2'lik bir alanı
kaplamaktadır. İç Anadolu Platosu'nun ana bölümünü oluşturan Havza,
900-1050 m arasında değişen yükseklikteki çoğunlukla ovalık bir
morfolojiye sahiptir.
Özellikle kentlerin su ihtiyaçlarının sağlandığı ve kentsel yerleşim
alanları içerisinde ve/veya çevresindeki su kaynakları, sürekli
kirlenme tehdidi altında bulunmaktadır. En kısa zamanda etkin
önlemler alınmadığı takdirde, 21. yüzyılda, birçok akiferimizden ve
bazı nehir sularımızdan faydalanma olanağı tamamen kaybolacaktır.
Konya'nın mevcut nüfus artışı, aldığı göç, gelişen ve büyüyen sanayi
ve tarım faaliyetleri sonucunda, bugün bile kentin ihtiyacın sadece
%8-10'luk kısmının sağlanabildiği Altınapa Baraj Gölü yetmediğinden
ihtiyacın %90'ından fazlası yeraltı suyundan desteklenmektedir.
Bunun sonucu Kentin yeraltısu dengesinde bozulmalar oluşarak, temiz
akifer ile nitelik olarak bozuk akifer karışma noktasına gelmiştir.
Konya
Kapalı Havzası'nda DSİ verilerine göre 30.000'i ruhsatlı 30.000'e
yakını da kaçak olmak üzere 60.000'e yakın yeraltı suyu üretim
kuyusu bulunmaktadır. Bunlardan çekilen yer altı suyunun büyük bir
çoğunluğu salma sulama (vahşi sulama) yöntemi ile tarımsal sulamada
kullanılmaktadır.
Son
15-16 yıldır yağışların uzun yıllar ortalamasına göre azlık
göstermesi, gün geçtikçe sayıları artan sondajlar, uygun olmayan
hidrojeolojik ortamlarda sürdürülen sondaj çalışmaları, ekonomik
olmayan/bilinçsiz sulama teknikleri ve tarımda hatalı bitki deseni
seçimi, jeoloji mühendisi müşavirliğinde açılmaması nedeniyle,
koruma tedbirleri alınmamasından kullanıma elverişli yer altı
suyunun niteliksiz su seviyeleriyle karıştırılması sonucu suyun
kirlenmesine, kullanılamaz hale getirilmesine neden olunmuştur.
Konya
Kapalı Havzası'nda DSİ verilerine göre yıllık yaklaşık 1.8 milyar
m3'lük emniyetli su rezervi bulunmakta, ve yılda yaklaşık 800 milyon
m3 su açığı verilmektedir.
Havza
içerisinde yer alan sulak alanlar, göl ve sazlıklar yıllar
öncesindeki durumunda değildir. Çoğu yapılan yanlış ve bilinçsiz
uygulamalar nedeniyle suyunun çoğunu kaybetmiş, bir kısmı da tamamen
kurumuştur.
Konya
Havzasındaki önemli sulak alanlara genel olarak bakacak olursak;
Beyşehir Gölü, zengin su kaynağına rağmen yanlış işletmeler sonucu
su seviyesi çok ciddi seviyede düşerek bugünkü durumuna gelmiştir ve
kurtarılmayı beklemektedir. Tuz Gölü ise son 35 yıldır kirlenme,
besleniminin engellenmesi ve diğer sebeplere bağlı olarak yarı
yarıya küçülmüştür. Ereğli Sazlığı'nda ise yer altı suları en alt
seviyeye inmiştir. Eşmekaya Sazlığı (Aksaray) tamamen yok olmuş,
Eber ve Akşehir Gölleri ise kuruma noktasına gelmişlerdir. Alınacak
tedbirlerde biraz daha geç kalınması durumunda bölge gerçek anlamda
bir felaketle karşılaşacaktır.
Gelecek nesillerin sağlıklı ve ekonomik içme ve kullanma suyuna
sahip olabilmesi; tarımda yeterli ve gerekli suyu kullanabilmek
için, kısa zamanda etkin önlemler alınması ve uygulanması
gerektiğini düşünmekteyiz.
|
Konya Milletvekili Orhan Erdem ve 28
Milletvekilinin, Akşehir ve Eber Göllerindeki kirlilik ve diğer
çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. (10/42)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Hızla
gelişen ülkemizde, dünyada olduğu gibi artık kendi doğal
varlıklarını ve zenginliklerini istediği gibi kullanma, israf etmek
lüksüne sahip değildir. Ülkemiz bir tarım ülkesidir. Ancak son
yıllarda gerek erozyona gerekse bilinçsizce atıklarımızın göle,
nehre ve denize akıtmalarımız, gerekse vahşi sulama yöntemleri
sonucu çölleşme ile karşı karşıyayız. Yapılan araştırmalar sonucu
yakın bir zamanda çöl hâline gelecek bir dünyada topraklarımızın
kıymetini bilmeli, bugünden gereken önlemi almalıyız. Bugün
ülkemizde de hızlı gelişme nedeni ile doğal kaynakların israfı söz
konusudur. Doğal çevrenin önemli bir parçası olan göllerin korunması
ve yararlı hâle getirilmesi lüzumu artık tartışılmayan bir konudur.
Ancak bu lüzumu gereklerini yapma tüm çevre konularında olduğu gibi
kolay değildir. Özellikle Türkiye gibi gelişme aşamasındaki ülkeler
için çevre sorunları zaman zaman lüks bile görülmekte, iş ekseri
gönüllü kuruluşların gayretine terk edilmektedir.
Türkiye'nin 12. Büyük Gölü olan Eber Gölü Afyonkarahisar ili çay ve
Bolvadin ilçesi sınırları içerisinde 150 km2 yüzölçümüne sahip Eber
Gölü, Akarçay ve Sultandağlarından gelen kaynak suları ile
beslenmektedir. Derinliği 3.98 m., denizden yüksekliği ise 966.98
m.dir. Göl eski zamanlarda Akşehir Gölü ile birlikte büyük bir göl
halindeydi. Fakat zamanla su kaynaklarının azalması ile Eber Gölü
Akşehir Gölünden ayrılarak ayrı bir göl oluştu. Eber Gölünden bir
kanal vasıtasıyla Akşehir Gölüne su akmaktadır. Günümüzde küresel
ısınmanın etkisiyle, özellikle su kaynaklarının bilinçsiz
kullanımıyla göl küçülmeye başlamış. Bu nedenle Akşehir Gölüne su
akıtılamamış ve Akşehir Gölünün sularının çekilmesine sebep
olmuştur.
Akşehir Gölü, Akşehir Ovasının Kuzeyinde Sultan Dağlarının kuzeydoğu
kenarı ile Emir dağları arasında yer alır. Akşehir Gölünün alanı
35.300 hektardır. Maksimum derinlik 7 m'dir. Ancak son yıllarda 2-3
m'ye kadar düşmüş, şimdi ise tamamen kurumuştur. Akşehir Gölü
Akarçay Kapalı Havzasında yer alan Eber Gölü ile bağlantısı olan bir
göldür.
Sular
tatlı organik maddelerce zengin ötrofik bir göldür. Kuzey kıyıları
dışında gölün tüm kıyıları 1-2 km genişliğinde çok sık kamış ve
sazla, göl içindeki aynalar ise nilüferlerle kaplı tektonik bir göl
görünümünden bugün çöl görünümüne dönmüştür.
Göl
havzasının güneyinde ise geniş meyve bahçeleri bulunur. Batı ve doğu
kısımları ise tarım alanları ile çevrilidir.
Akşehir ilçesi kendine has bir iklim yapısına sahiptir. Bunun sebebi
de Akşehir Gölüdür. İç Anadolu karasal bir iklime sahip iken,
Akşehir gölü sayesinde oluşan mikro klima sayesinde bir çok ürün
yetiştirilmektedir. Bu bölgeye özgü şekil, lezzet ve kaliteye sahip
Akşehir kirazı meşhurdur. Ak-şehir kirazı, Akşehir napolyonu veya
0900 Ziraat olarak bilinir, Türk Patent Enstitüsünce Akşehir Ki-razı
adıyla tescil edilmiştir. Ayrıca balıkçılık ve kamış üretimi bölge
halkının diğer geçim kaynakları-dır. Gölde sazlık alanların
bulunması özellikle su kuşları açısından son derece uygun üreme,
beslenme, sığınma ve konaklama ortamı oluşturmaktadır. 200 den fazla
kuş türü tespit edilmiştir.
Akşehir gölü sınırları ve etkilediği mikro klima iklimi sayesinde,
Akşehir-Tuzlukçu ve Afyonkarahisar-Sultandağı, çay ilçeleri ile 10
belde ve çok sayıda köylerin geçimini sağlayan meyveci-lik,
balıkçılık, kamış üretimi ve tarıma dayalı sanayi ürünlerinin
yetiştirilmesi gerçekleştirilmektedir.
Eber
Gölü, bir zamanlar kuş cenneti görünümünde ve yüzeyinde su
çiçekleriyle bezenmiş bir bahçe iken, bugün yanına yaklaşılmayacak
kadar kirletilmiştir. Yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapan ve kuş
cenneti olarak adlandırılan, derinliği 21 metreye kadar ulaşan Eber
Gölü'nde su seviyesi 1-2 metreye kadar düştü. Önlem alınmadığı
takdirde daha da düşeceği bir gerçektir.
Eber
Gölü'nü tehdit eden en büyük unsurlar, Afyonkarahisar şehrinin
atıkları, süt endüstrisi, Şeker ve Alkoloid Fabrikalarının
atıklarıdır. Diğer bir tehdit unsuru da, atıkların Eber Gölü'nde
birik-tikten sonra gölün arıtma vazifesi görmesi ve bu nedenle de
süzülen temiz suyun Akşehir Gölü'ne akı-tılmasıdır.
Gölde
ekonomik değeri en yüksek olan kamış üretimi yapılmakta ve sazan,
turna ve aynalı sa-zan balığı bulunmaktadır. Sazlıkların kuruduğu
gölde sular çekildikçe balık ölümleri de başladı. Artık bölgede
balıkçılık yapılmıyor. Bölgede bulunan kağıt fabrikası da işlenecek
hammadde kalmadığı için çalışmıyor.
Bölge
insanının geçimini ve geleceğini etkileyecek, bir havza içerisinde
yer alan Akşehir Gölü ve Eber Gölünün Kirliliğinin Önlenmesi ve
Korunması ile ilgili tedbirlerin alınması ve yasal düzenlemelerin
oluşturulması amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması
açılması hususunda gereğini saygılarımızIa arz ederiz.
1-
Orhan Erdem (Konya)
2-
Ahmet Koca (Afyonkarahisar)
3-
Kerim Özkul (Konya)
4-
Muharrem Candan (Konya)
5-
Agâh Kafkas (Çorum)
6-
Hüsnü Tuna (Konya)
7- Ali
Öztürk (Konya)
8-
Ayşe Türkmenoğlu (Konya)
9-
Sami Güçlü (Konya)
10-
Harun Tüfekci (Konya)
11-
Abdullah Çetinkaya (Konya)
12-
Abdülkadir Aksu (İstanbul)
13-
Murat Yıldırım (Çorum)
14-
Ayhan Sefer Üstün (Sakarya)
15-
Selma Aliye Kavaf (Denizli)
16-
Mithat Ekici (Denizli)
17-
Mehmet Daniş (Çanakkale)
18-
Cahit Bağcı (Çorum)
19-
Fatma Salman Kotan (Ağrı)
20-
Zekeriya Aslan (Afyonkarahisar)
21-
Hasan Ali Çelik (Sakarya)
22-
Hamza Yerlikaya (Sivas)
23-
Alev Dedegil (İstanbul)
24-
Ali Küçükaydın (Adana)
25-
Mustafa Ataş (İstanbul)
26-
Rüstem Zeydan (Hakkâri)
27-
İsmail Bilen (Manisa)
28-
Hüsnü Ordu (Kütahya)
29-
Polat Türkmen (Zonguldak)
|
Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz ve 27
Milletvekilinin, Kaz Dağlarındaki madencilik faaliyetlerinin
araştırılarak çevrenin korunması için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. (10/47)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Çanakkale ili ile Balıkesir İlleri arasında her iki ile hayat veren,
5 bin yıldır insanlığa, medeniyete ve canlı yaşamına kucak açmış
mitoloji ile gerçek hayat arasında Efsaneleşmiş Kazdağları, son
yıllardaki maden ve altın arayanların hedefi olmuştur.
Kamuoyunda, basında, Çanakkale ve Balıkesir halkında büyük yankı
bulan Kazdağları, üzerinde oluşturulan şüphe ve endişelerin ortaya
çıkarılması, kamunun aydınlatılması, Kazdağlarındaki maden arama ve
işletme çalışmalarıyla ilgili gerçeklerin halka sunulması amacıyla
Anayasanın 98'inci ve iç Tüzüğün 104-105. maddeleri gereği, ekte
gerekçesi sunulan sebeplerden dolayı Meclis Araştırması açılmasını
arz ederiz.
1 -
Mustafa Kemal Cengiz (Çanakkale)
2 -
Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)
3 -
Mümin İnan (Niğde)
4 -
Hakan Coşkun (Osmaniye)
5 -
Cemaleddin Uslu (Edirne)
6 -
Kürşat Atılgan (Adana)
7 -
İsmet Büyükataman (Bursa)
8 -
Akif Akkuş (Mersin)
9 -
Mustafa Enöz (Manisa)
10 -
Recep Taner (Aydın)
11 -
Behiç Çelik (Mersin)
12 -
Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir)
13 -
Oktay Vural (İzmir)
14 -
Abdülkadir Aksu (İstanbul)
15 -
Şenol Bal (İzmir)
16 -
Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
17 -
Durmuşali Torlak (İstanbul)
18 -
Yıldırım Tuğrul Türkeş (Ankara)
19 -
Ümit Şafak (İstanbul)
20 -
Atila Kaya (İstanbul)
21 -
Ahmet Orhan (Manisa)
22 -
Ali Uzunırmak (Aydın)
23 -
Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon)
24 -
Alim Işık (Kütahya)
25 -
Rıdvan Yalçın (Ordu)
26 -
Hazma Hamit Homriş (Bursa)
27 -
Yılmaz Tankut (Adana)
28 -
Süleyman Nevzat Korkmaz (Isparta)
Gerekçe:
Kazdağları, Biga Yarımadası'nın güneydoğusunda, esas ekseni
Ayvalık/Balya yönünde, Çanakkale ile Balıkesir il sınırları içinde
kalan, Marmara bölgesi ile Ege bölgesi arasında, aynı zamanda iki
bölgeye hitap eden, Türkiye'nin en önemli dağıdır.
Kazdağlarının Çanakkale bölgesinde Ayvacık, Bayramiç, Çan ve Yenice
ilçeleri ile Balıkesir bölgesinde ise Edremit, Havran, İvrindi ve
Balya ilçeleri ile onlarca belde ve yüzlerce köyü bağrında yaşatan
Kazdağları büyük bir insan kitlesinin asırlardır yuvası ve yaşam
alanı olmuştur.
Kazdağları yamaçları ve eteklerinde 8 adet ilçe, 20 adet belde ve
yaklaşık 330 adet köyde yaşam bütün canlılığıyla devam etmektedir.
Dünyanın en zengin oksijen üreten 2'nci dağı ve Anadolu'nun en
zengin su yatakları ile insanlığın en temel yaşamsal ihtiyaçlarını
sunmuş olan Kazdağları, yüreğinde gizlediği değerli maden ve
altınların keşfiyle birlikte, bağrında yaşattığı insanlığın
acımasızca hedefi olmuştur.
Kazdağları, yaklaşık 800 adet bitki türü ve 47 adet endemik bitki
çeşidiyle dünyanın en zengin florasını oluşturmaktadır.
40
adet hayvan türü ile de kendi faunasını yaratmış, canlı familyası
ile dikkatleri çekmektedir.
Jeolojik ve jeomorfolojik yapısı, zengin bitki türleri ile, Boğaz ve
Edremit körfez rüzgârlarıyla dünyanın İsviçre'deki Alp dağlarından
sonra ikinci zengin oksijen üreten dağı olarak dünya literatüründeki
yerini almıştır.
Agonya,
Kocabaş, Kara Menderes, Akşin, Tuzla, Mıhlı, Edremit ve Menderes
çayları ile geniş alanlara bereket ve bolluk taşınırken doğal
şelaleleri ise; Ayazma (Bayramiç), Handeresi (Yenice-Kaklım),
Pınarbaşı (Edremit-Güre) ve Hasanboğuldu (Edremit-Zeytinli)
şelaleleri turizm ve eko turizm için diğer bölgelerle birlikte her
zaman hazır olduklarını derin vadiler arasında haykırmaya devam
etmektedirler. Kazdağları bünyesinde 256.000 hektar alan içinde
Edremit Körfezine bakan 21.300 hektar alan 1993 yılında millî park
olarak ilan edilerek koruma altına alınmış olup, jeolojik,
jeomorfojik, arkeolojik, mitolojik, faunustik, floristik ve kültürel
açıdan en zengin bölümünü oluşturan Çanakkale ili Ayvacık, Bayramiç,
Çan ve Yenice ilçelerindeki kalan en zengin ve en gözde bölümler
görülmemiş, görülmemeye devam etmekte ve bu alanların da millî park
kapsamına alınması ifade edilmemektedir. Bu bölgeler de devletimizin
şefkatine ve korunmasına acilen ihtiyacı olan bölgeler olarak, millî
park olmayı beklemektedirler.
Bu
bilgiler ışığında korunmaya muhtaç, dünya mirası olan, turizm için
yaratılmış ulu bir dağ olan Kazdağlarında arama ve işletme ruhsatı
mahiyetinde yaklaşık 70 adet maden ruhsatı ile yol izinleri, şantiye
izinleri, tesis izinleri ve sondaj izinleriyle Kaz Dağları
insanlığın saldırısına uğramıştır.
Bu
tespitlerimiz ışığında;
1-
Kazdağlarında oluşturulan maden çalışmalarının yerinde tespiti ve
incelenmesi,
2-
Kazdağlarında korunması elzem olan yeni alanların belirlenmesi ve
millî park ilan edilmesi gereken bölümlerin tespit edilmesi,
3-
Kazdağlarının stratejik planının oluşturulması,
4-
Bölgede yıllardır altın arama ve işletme amaçlı faaliyet gösteren,
özellikle yabancı şirketlerin çalışmalarının kapsam ve boyutunun
tespit edilmesi,
5-
Kazdağlarında madenler açısından oluşturulacak politikaya esas olmak
üzere gerçeklerin tespit edilmesi, halkımızın endişe ve
beklentilerinin belirlenmesi için,
Meclis
araştırması yapmak tarihî bir görev olduğu inancıyla bu önerge
Meclise sunulmuştur.
|
Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk ve 21
Milletvekilinin, Büyük Menderes Nehrindeki kirliliğin ve çevreye
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/56)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aydın,
Denizli ve Uşak illerimizi sosyo-ekonomik yönden etkileyen Büyük
Menderes Nehri kirliliğinin ve çevresel etkilerinin araştırılıp,
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Ana-yasanın 98
inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci
maddeleri gereğince Meclis araştırılması açılmasını arz ederiz.
12.11.2007
1.Ahmet Ertürk (Aydın)
2.Zeyid
Aslan (Tokat)
3.Mehmet Çerçi (Manisa)
4.İsmail Bilen (Manisa)
5.Cemal Yılmaz Demir (Samsun)
6.Mehmet Alp (Burdur)
7.Recep Yıldırım (Sakarya)
8.Atilla Koç (Aydın)
9.Mehmet Erdem (Aydın)
10.Durdu Mehmet Kastal (Osmaniye)
11.Recai Berber (Manisa)
12.
Tuğrul Yemişçi (İzmir)
13.Hasan Ali Çelik (Sakarya)
14.Zülfikar İzol (Şanlıurfa)
15.Mehmet Yüksel (Denizli)
16.Mehmet Salih Erdoğan (Denizli)
17.Polat
Türkmen (Zonguldak)
18.Ali
İhsan Merdanoğlu (Diyarbakır)
19.Şevket Gürsoy (Adıyaman)
20.
Fevzi Şanverdi (Hatay)
21.Özkan Öksüz (Konya)
22.İkram Dinçer (Van)
Gerekçe:
Ege
Bölgesinin en büyük akarsuyu olan Büyük Menderes Nehrinin başlangıç
noktası, Afyon'a bağlı Dinar İlçesinin doğusundaki kireç taşı
dikliklerinden doğan ve Karapınar suyu ile beslenen kay-naktır.
Afyon, Uşak ve Denizli illerindeki muhtelif dere ve çaylar güneye
doğru akarak Nehre katılır-lar. Uşaktan gelen Banaz çayı deri sanayi
ve kimyevi atıklarla, Denizli ilinden gelen Çürüksu çayı tekstil ve
endüstriyel atıklarla, Kızıldere Bölgesinden jeotermal kaynaklı
sular da yüksek miktarda bor-la Nehre katılır. Söke ovasından
geçerek Akköy yakınlarından Ege Denizi'ne dökülür. Uzunluğu 584
Km.'dir. Ayrıca, yaklaşık 25 bin km2'Iik havzaya düşen ortalama
yıllık yağış toplamı 16 milyar metre-küp civarındadır. Ege
Bölgesinin can damarı konumunda bir akarsudur.
Büyük
Menderes Nehri, yöremiz çiftçilerinin tarımsal amaçlı su
ihtiyaçlarını karşılayan çok önemli bir kaynaktır. Ancak, Büyük
Menderes Nehri, yerleşim birimlerinin evsel, sanayi merkezlerinin
endüstriyel, sağlık kuruluşlarından ise tıbbi atıklar nedeniyle
yoğun kirlenmeye maruz kalmaktadır. Valilikler ve birçok çevre
kuruluşu tarafından yapılan tahlillerde, Büyük Menderes Nehri
suyunun içeriğinde çevre ve insan sağlığı açısından yaşamsal tehlike
içeren maddeler tespit edilmiştir. Ayrıca; Büyük Menderes Nehrinde,
yüksek bor değerleri mevcuttur. Bu değerler, Germencik'te 75 mg/I
kadar ulaşır. Kızıldere Jeotermal Santrali'nde kullanılan artık
sular ortalama 32 mg/I bor içerirler ve 250 l/s debi ile Büyük
Menderes nehrine akıtılırlar. Bu kullanılan jeotermal sular 2 m3/s
debisinde bulunan nehirdeki bor içeriklerini 4,4 mg/I değerine kadar
yükseltir. Büyük Menderes nehri sularının kirlenmesi ile birlikte
yörede jeotermal suların kullanılması, reenjeksiyon yapılamadığı
sürece borun zehirleyici özelliği nedeniyle ekonomik önemini
azaltmaktadır. Büyük Menderes Nehrindeki yüksek miktarda bulunan bor
içerikleri narenciye gibi bitkilerde zehirleyici etkiler meydana
getirmektedir.
Yukarıda açıklandığı gibi ülkemiz ve Ege Bölgesi için gerek
çevresel, gerekse, sosyo-ekonomik açıdan son derece önemli bir yer
işgal eden Büyük Menderes Nehrinin ve havzasının doğal dengesinin
korunması son derece hayati öneme sahiptir.
Sanayi
tesislerinin gerekli çevresel önlemleri almadan gerekli arıtma
işlemlerini gerçekleştirmeden sanayi atıklarını Büyük Menderes
Nehrine boşaltmaları sonucunda Nehirde canlı hayatı son bulmuştur.
Bunun yanında tarım arazilerinin bu suyla sulanması sonucunda
üretimde verim kayıpları ve toprakların çoraklaşması sonucuna doğru
hızla gidilmektedir. Nehrin suyu ile temas eden insanlarda da
değişik deri hastalıkları ve diğer sağlık sorunları baş
göstermektedir. Ayrıca, akarsulardaki debilerin çok azalması, atık
suların arıtılmadan Nehre bırakılmasının önlenmesini daha da önemli
kılmaktadır.
Büyük
Menderes Nehrinin Ege Denizine ulaştığı kıyılarda, 30 kilometre
uzunluğunda da bir delta oluşmaktadır. Çok çeşitli tür ve sayıda
kuşların barındığı delta, 1994 tarihinde millî park statüsüne
alınmıştır. Ayrıca, havzada yer alan Bafa Gölünde, başta su ürünleri
olmak üzere, çok çeşitli ekolojik zenginlikler vardır.
Havzadaki tarım topraklarının önemli ölçüde kirlendiği ve verim
düşüklüğüne uğradığı ayrıca, Bafa Gölü ve Menderes deltasındaki
ekolojik zenginlikleri de son derece olumsuz etkilediği yapılan
değişik çalışmalar neticesinde ortaya çıkmıştır.
Büyük
Menderes Nehrinin ve Deltasının bir an önce nedenleri bilinen bu
çevre felaketlerinden kurtarılması, ileride oluşacak sosyo-ekonomik
problemlerin önlenmesi ve sürdürülebilir kalkınma anlayışı
içerisinde havzanın master planının hazırlanması kaçınılmaz bir
zorunluluktur. Havza bir bütün olarak ele alınması ve kurumlar
arasında koordinasyon sağlanarak önemli çevre sorunları ve sosyo-ekonomik
problemlerin bir an önce çözümlenmesi yönünde gerekli adımların
atılması gerekmektedir.
Konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulacak Meclis Araştırması
Komisyonunda incelenmesi ve alınması gerekli tedbirlerin
belirlenmesi hayati öneme sahiptir.
|
İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan ve 25
Milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevreye ve turizme olumsuz
etkilerinin araştırılarak su ürünleri yetiştiriciliğinin çevreyle
uyumlu gerçekleştirilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. (10/59)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Turizm
potansiyeli açısından dünyanın önde gelen turizm bölgelerinden biri
olan Ege kıyılarımız, plansız, programsız bir şekilde kurulan balık
çiftliklerinin tehdidi altındadır. Ruhsatlı, ruhsatsız olarak
kurulan ve sayıları hızla artan bu çiftliklerin yarattığı çevre
kirliliğinin önlenmesi hem turizm potansiyeli hem de doğanın
korunması açısından önem arz etmektedir. Konuyla ilgili gerekli
tedbirler alınmadığı takdirde, turizmimiz, doğal ve tarihi
değerlerimiz geri dönüşü olmayan zararlarla karşı karşıya
kalacaktır.
Diğer
yandan kültür balıkçılığının geliştirilmesi, hem istihdam hem de
ülke ekonomisine sağladığı katkı açısından büyük önem taşımaktadır.
Turizm
ile balık çiftliklerinin uyumlu bir biçimde birbirine ket vuran
değil birbirini tamamlayan birer sektör olarak organize edilmesi
gerekmektedir.
Bölgede varolan çiftliklerin saptanması, bu çiftliklerin yarattığı
kirlenmenin önlenmesi, turizm ve balık çiftliklerinin uyumlu hale
getirilmesi ve bu konuda gerekli politika ve uygulamaların hayata
geçirilmesi için Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 üncü ve 105 inci
maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla
arz ederiz.
1)
Selçuk Ayhan (İzmir)
2) Ali
Arslan (Muğla)
3)
Gürol Ergin (Muğla)
4)
Mevlüt Coşkuner (Isparta)
5)
Şevket Köse (Adıyaman)
6)
Ensar Ögüt (Ardahan)
7) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
8)
Hulusi Güvel (Adana)
9) Ali
İhsan Köktürk (Zonguldak)
10)
Akif Ekici (Gaziantep)
11)
Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
12)
Turgut Dibek (Kırklareli)
13)
Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
14)
Fehmi Murat Sönmez (Eskişehi)
15)
Birgen Keleş (İstanbul)
16)
Nesrin Baytok (Ankara)
17)
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
18)
Suat Binici (Samsun)
19)
Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
20)
Tekin Bingöl (Ankara)
21)
Enis Tütüncü (Tekirdağ)
22)
Canan Arıtman (İzmir)
23)
Gökhan Durgun (Hatay)
24)
Fevzi Topuz (Muğla)
25)
Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
26)
Vahap Seçer (Mersin)
Gerekçe:
Ege
bölgemiz turizm potansiyeli açısından dünyanın sayılı yerlerinden
biridir. Uzun yıllardır bu bölgemizde turizmle ilgili ciddi
yatırımlar yapılmıştır. Gerek yerli gerekse yabancı turistlerin
yoğun bir şekilde rağbet ettiği bu bölgede, son yıllarda ciddi çevre
sorunları yaşanmaktadır. Bu sorunların başında, sayıları hızla artan
ve büyük kısmı ruhsatsız olarak kurulan balık çiftlikleri yer
almaktadır.
Binlerce yıllık tarihin yattığı doğa harikası bu koylar, izinsiz
olarak faaliyet gösteren balık çiftlikleri yüzünden doğa katliamıyla
karşı karşıya kalmıştır.
Turizm
Bakanlığı, doğal bir kaynak olarak gördüğü kıyıların korunması ve
akılcı kullanımı için yasal ve idarî düzenlemeleri gerekli
görmelidir. Doğal, tarihî ve kültürel değerlerimizin korunması,
turizm politikamızın önde gelen hedeflerinden biri olmalıdır.
Maalesef, üç tarafı denizle çevrili ülkemizde, kirlenme ve
bilgisizce avlanma gibi sebeplerle balık nesli gün geçtikçe
azalmakta hatta yok olmaktadır. Kültür balıkçılığının önem
kazanmasıyla, kıyı-larımızdaki balık çiftlikleri, hızla ve
kontrolsüz bir şekilde artmaktadır.
Turizm
sektörüyle ilgili araştırmalar; turistlerin, alternatifleri
değerlendirmede, çevre ve do-ğayı ön planda tuttuğunu
göstermektedir. Bilinmelidir ki, bilinç!i turist, balık
çiftliklerine yakın yer-lerde denize girmeyi tercih etmemektedir.
Turizme ve çevreye zarar vermemek kaydıyla, balık çiftlikle-rinin
varlığını sürdürmesi hem ülke ekonomisine hem de istihdama ciddi
katkılar sağlayacaktır. Balık üretiminin arttırılması bir yandan
insanımızın sağlıklı beslenmesi, diğer yandan da kültür
balıkçılığın-da, Dünya piyasalarıyla rekabetimiz açısından büyük
önem taşımaktadır.
Bu
nedenle kurulacak balık çiftliklerinin; başta turizm, tatil
yerleşimleri, yat turizmi ve ulaşım sektörleri gibi faaliyetlere
engel ve kirliliğe neden olmayacak bölgelere kurulmalıdır.
Yukarıda belirtilen duyarlılıklar dikkate alınmadığında, balık
çiftlikleri adı altında kıyıların yağmalanması devam edecektir. Aynı
zamanda kamuoyunda balık çiftliklerine karşı gelişen olumsuz
tepkilerde sektöre büyük zararlar verecektir. Bu önemli konuda,
Turizm Bakanlığının görev ve sorumlu-luğu ile Tarım ve Köyişleri
Bakanlığının görev ve sorumluluğunun sınırını çizmek zorunludur. Bu
iki bakanlığın arasında, bu konuda ciddi bir koordinasyonun olduğu
söylenemez. Bu yaşanan boşluktan, bazı Valilerimiz, çiftlikleri
belli merkezlerde toplama gibi girişimlerde bulunmuşsa da uzun
vadeli çö-zümler üretilememiştir.
Balık
çiftliklerinin turizme olan olumsuz etkilerini gidermek, diğer
yandan da, sektörü doğru bir eksene oturtarak geliştirmek, su
ürünleri yetiştiricilik faaliyetlerini etkin bir şekilde planlamak,
çevreye ve turizme zararlı etkilerini en aza indirgemek
gerekmektedir.
Denizlerimizin kullanım planlarının oluşturulması, haritalarının
çizilmesi ve yatırımların bu planlara uygun olarak yapılması
yaşamsal önemdedir.
Turizm
sektörü ve balık çiftliklerinde yaşanan sorunlarının enine boyuna
tartışılması, her iki sektörde de varolan sorunların çözümü için
etkin politikaların belirlenmesi, yasal ve idarî boyutta
bakanlıkların görev ve sorumluluklarının tekrar gözden geçirilmesine
ihtiyaç bulunmaktadır.
Çevrenin korunması, doğal, tarihî ve kültürel değerlerimizin gelecek
kuşaklara sağlık bir şekilde aktarılması için, su ürünleri
yetiştiricilik faaliyetlerinin etkin bir şekilde planlanması,
çevreye ve turizme zararlı etkilerini en aza indirgemesi zorunlu
hale gelmiştir. Bu nedenle balık çiftçiklerinin mevcut durumu ve
geleceğine ilişkin bir meclis araştırmasını gerekli görmekteyiz.
|
Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve 23
Milletvekilinin, Eber Gölündeki çevre kirliliğinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/62)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Afyonkarahisar ili Bolvadin ilçesinde bulunan Eber Gölünde meydana
gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılması, alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98, İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz
ederim.
1.
Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
2. Ali
Arslan (Muğla)
3.
Mevlüt Coşkuner (Isparta)
4.
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
5.
Şevket Köse (Adıyaman)
6.
Ensar Öğüt (Ardahan)
7.
Hulusi Güvel (Adana)
8. Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
9.
Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)
10.
Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
11.
Suat Binici (Samsun)
12.
Akif Ekici (Gaziantep)
13.
Turgut Dibek (Kırklareli)
14.
Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
15.
Birgen Keleş (İstanbul)
16.
Nesrin Baytok (Ankara)
17.
Tekin Bingöl (Ankara)
18.
Enis Tütüncü (Tekirdağ)
19.
Canan Arıtman (İzmir)
20.
Gürol Ergin (Muğla)
21.
Gökhan Durgun (Hatay)
22.
Fevzi Topuz (Muğla)
23.
Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
24.
Vahap Seçer (Mersin)
Gerekçe:
20
Kilometre çevre uzunluğuna ve yaklaşık 19.500 hektar alana sahip
Eber Gölü, büyük bir bölümü Afyon'un Bolvadin ilçesi sınırlarında
yer almakla birlikte çay ve Sultandağı İlçelerinin de doğal sınırını
oluşturmaktadır. Tektonik bir göl olup, Akarçay ve Sultandağlarının
kaynak sulan ile beslenmektedir. Ahır Dağlarından doğan ve Eber
Gölüne dökülen Akarçay, bu gölü besleyen tek akarsudur.
Kıyılarında 17 yerleşim birimi bulunan Eber Gölü, çevresinde bulunan
Bolvadin, Çay ve Sultandağı ilçelerinin turizmi ve ekonomisinde
önemli bir yere sahiptir. Göl çevresinde yaşayan halkın büyük bir
bölümü balıkçılık ve göl kamışı yetiştiriciliği ile geçimini
sağlamaktadır.
Yakın
zamana kadar sazlığı, yüzen adacıkları ve balık avcılığı ile ünlü
olan bu göl, son zamanlarda yanına yaklaşılmayacak kadar ciddi bir
şekilde kirlenmiştir. 20 yıl öncesine kadar flamingoların geldiği bu
gölde, balık çeşitliliği ve miktarı yok denecek kadar azalmıştır.
Özellikle, Akarçay'ın göle döküldüğü noktada balık ölümleri yoğun
bir şekilde görülmektedir. Gölün yüzeyinin balık ölüleri nedeniyle
zaman zaman beyaz bir örtü ile kaplandığı görülmektedir. Yaşamını bu
gölde veya çevresinde sürdüren bazı kuş türleri ile diğer canlılar
da aynı akıbete uğramaktadır.
Gölde
meydana gelen yoğun kirlenmenin yanında su seviyesi de % 3'e kadar
düşmüş, gölün en derin yeri 21 metreden 1,5-2 metreye kadar
gerilemiştir. Gölün bugün içerisine düştüğü kötü durumda; Akarçay
yoluyla göle ulaşan endüstriyel kirlilik, şehir atıkları, kuraklık,
gölün suyunu besleyen kaynakların her geçen gün azalması ve gölden
bilinçsiz bir şekilde tarımsal amaçlı su çekilmesi etkili
olmaktadır.
Göl
çevresine yerleşmiş 17 yerleşim biriminde yaşayan insanlarımızın
büyük bir bölümü geçimini yine bu göl sayesinde sağlamaktadır. Bir
kısmı göl kamışlarını keserek yaşamını sürdürmeye çalışırken bir
kısmı ise balıkçılık ile geçimini sağlamaktadır. Bu bakımdan bölgede
yaşayan insanlarımız Eber Gölüne ekonomik olarak bağımlı
durumdadırlar. Bu nedenle gölün aşırı bir şekilde kirlenmiş olması
yöre halkını doğrudan olumsuz etkilemektedir.
Zengin
yer altı su kaynaklarına sahip bulunan Bolvadin ilçemiz Termal
Turizm açısından gelecek vaadetmektedir. Bu nedenle bu ilçemizin
çevresiyle, doğasıyla, kültürel ve turistik varlıkları ile sağlıklı
bir bütün oluşturması gerekmektedir. Ancak gölün son durumu, bu
sağlıklı yapıyı sağlayacak Yerel Yönetim Örgütlerinin olanaklarını
aşmaktadır.
Ekolojik yaşamın neredeyse bitmek üzere olduğu gölde, özellikle yaz
aylarında artan su kaybı ile birlikte çevreye pis kokular
artmaktadır. Aşırı kirlenme bu bölgedeki doğal yaşamı, insan ve
çevre sağlığını ciddi şekilde tehdit eder duruma gelmiştir. Bu
nedenle, gerek insan sağlığına olan olumsuz etkisi, gerekse doğal
yaşamın yok olmasının önlenmesi bakımından ivedilikle hareket
edilmesi gerekmektedir. Eber Gölünün temizlenmesi konusunda, başta
gölün bugünkü duruma gelmesinde payı olanlar olmak üzere bu göl
çevresinde yaşayan herkes elinden geleni yapacaktır. Çünkü artık bu
gölün yaşatılmasının kendi yaşamları ile doğrudan ilişkili olduğunun
farkına varmışlardır.
Akılcı
ve gerçekçi bir yaklaşımla kirliliğin sebeplerinin araştırılarak
gerekli önlemlerin alınması, Eber Gölü ile iç içe yaşayan
insanlarımızın sağlığının ve doğal hayatın korunması bakımından çok
önemlidir. Eber Gölünün kurtarılması sadece bugün için değil,
gelecek kuşaklar için de büyük bir hizmet olacaktır. Ayrıca
küreselleşen dünyada, ekonomik kalkınmanın, bölgesel kalkınmadan
geçtiği ve Eber Gölünün de bölge ekonomisi için taşıdığı önem
düşünüldüğünde kirliliğin önlenmesi kaçınılmaz bir gereklilik halini
almaktadır.
|
İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 29
Milletvekilinin, altın arama faaliyetlerinin hukuki durumu ile
çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. (10/64)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye'de yaklaşık 15 yıldır siyanür liçi yöntemiyle altın
çıkarılma girişimine ve bu girişime karşı yöre halkının mücadelesine
tanık olmaktayız. Yaşadıkları yerde siyanür istemeyen Bergemalıların
mücadelesi, süreç içerisinde çeşitli mahkeme kararlarıyla zaferle
sonuçlanmış olsa da bu mahkeme kararları hiçe sayılmış, hukuk
ayaklar altına alınarak maden çıkarma faaliyetleri sürdürülmüştür.
En son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye Cumhuriyeti
Hükümetini Bergamalı köylülere tazminat ödemeye mahkum etmesine
rağmen Bergama'daki madenIerde altın çıkarma faaliyetleri
durdurulmamış ve maden bitene kadar faaliyetler devam ettirilmiştir.
Bergama'da altınlı toprak bitince bölgeyi ağaçlandırıp, rehabilite
etmeleri gereken şirketlerin Gümüşhane'den bu bölgeye altınlı toprak
taşımaya başladıkları, Havran-Küçükdere'de Koza Madencilik
firmasının. altın işletme tesisini bütün mahkeme kararlarına rağmen
çalıştırdığı, altın cevheri içeren toprağın, Küçükdere'den
Bergama'ya kamyonlarla taşınarak Bergama'da işlendiği kamuoyunca
bilinmektedir.
Bununla birlikte. Uşak'ın Eşme ilçesinde, yargı kararı sonucu
ağustos ayında ocakları mühürlenen ve üretimi durdurulan Kışladağ
Altın Madeni'nde işletmeci firmanın siyanür liçi sahasını
genişlettiği iddiaları da kamuoyuna yansımaktadır.
Eldorado-TÜPRAG şirketinin işlettiği Kışladağ Altın Madeni,
19.8.2007 tarihinde Danıştay tarafından verilen izinlerin
yürütmesinin durdurulması kararı ile kapatıldığı halde, gizli gizli
çalıştırılmaktadır. "Söğütlü köyü muhtarı ile şirket yetkililerinin
Ulubey kaymakamı şahitliğinde yaptığı rüşvet gibi protokol sonrası
şirkete kiralanan 160 hektarlık alanın, maden kapatıldıktan sonra
tıraşlanıp, siyanürle işleme hazır hale getirildiği" iddiaları
kamuoyuna yansımıştır.
"Söğütlü köyü ile Orman Bakanlığı arasında mahkemelik olan köy
merasını konu alan söz konusu protokolün, köy muhtarı ve TÜPRAG
Halkla İlişkiler müdürü tarafından imzalandığı, madene işçi alımı ve
köye 125 bin YTL verilmesi gibi maddeler sonrası meranın şirkete
kiralanmasını içerdiği, Ulubey kaymakamının da protokolün altına
imza attığı" bilgileri iddialar arasında yer almıştır. Ayrıca maden
kapalıyken yapılan bu çalışmalar Ulubey Sulh Yargıcı tarafından
belirlenen iki bilirkişiye de tespit ettirilmiştir. Bu tespitte
madenin liç alanının büyütüldüğü, makilerin kesildiği, toprağın
taşlandığı, ayrıca madene yeni araçlar alındığı belirlenmiştir.
Bu
bağlamda;
1)
Altın madeni bulunan yörelerde bugüne kadar yapılan faaliyetlerin
yasalara ve mahkeme kararlarına uygunluğunun tespit edilmesi,
2)
Yasalara ve mahkeme kararlarına aykırı olarak siyanür liçi
yöntemiyle altın çıkarma faaliyetlerini sürdüren maden şirketlerinin
yöre halkı, bitki örtüsü ve hayvan popülasyonu ile su ve hava
tabakasında oluşturduğu olumsuz etkilerin tespitinin yapılması,
3)
Mahkeme kararlarına rağmen söz konusu maden şirketlerinin
faaliyetlerini nasıl sürdürebildikleri ile varsa kamu idarecilerinin
bu konuda görev ihmalleri ve kusurlarının tespitinin yapılması,
4)
Bergama'daki madenlerde altınlı toprak bitmesine rağmen neden
buraların yeşillendirilme çalışmalarının yapılmadığı ve dışarıdan
taşınan altınlı toprakların siyanür liçi ile burada işlenmesine
nasıl göz yumulduğunun belirlenebilmesi,
5) Bu
bölgelerde faaliyet gösteren yabancı altın madeni şirketlerinin veya
yerli şirketlerin yabancı ortaklarının, diğer ülkelerdeki
faaliyetlerinin ve bu faaliyetler sırasında maden bölgelerinde
oluşturdukları tahribatın araştırılabilmesi,
6)
Yürürlükte olan "Maden Yasası"nın oluşturduğu hukuksal boşlukların
tespiti ve bu yasa nedeniyle yapılan maden uygulamalarının çevreye
verdiği zararların tespit edilebilmesi amacı ile;
Anayasamızın 98. İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince
Araştırma Komisyonu kurularak konunun araştırılmasını saygılarımızla
arz ederiz.
1)
Mehmet Ali Susam (İzmir)
2) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
3)
Abdurrezzak Erten (İzmir)
4)
Tacidar Seyhan (Adana)
5)
Nesrin Baytok (Ankara)
6)
Turgut Dibek (Kırklareli)
7)
Gürol Ergin (Muğla)
8) İsa
Gök (Mersin)
9)
Ahmet Ersin (İzmir)
10)
Tansel Barış (Kırklareli)
11)
Zekeriya Akıncı (Ankara)
12)
Ergün Aydoğan (Balıkesir)
13)
Selçuk Ayhan (İzmir)
14)
Atilla Kart (Konya)
15)
Enis Tütüncü (Tekirdağ)
16)
Esfender Korkmaz (İstanbul)
17)
Faik Öztrak (Tekirdağ)
18)
Orhan Ziya Diren (Tokat)
19)
Osman Kaptan (Antalya)
20)
Abdülaziz Yazar (Hatay)
21)
Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)
22)
Eşref Karaibrahim (Giresun)
23)
Akif Ekici (Gaziantep)
24)
Tekin Bingöl (Ankara)
25)
Vahap Seçer (Mersin)
26)
Atila Emek (Antalya)
27)
Mevlüt Coşkuner (Isparta)
28)
Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
29)
Şevket Köse (Adıyaman)
30)
Fatma Nur Serter (İstanbul)
|
Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 23
Milletvekilinin, Van Gölündeki kirlenmenin önlenmesi ve Van ilinde
turizmin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi. (10/65)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölünün kirlilik nedenlerinin
araştırılması ve Van Gölü havzası turizminin geliştirilmesi için
çözüm yollarının bulunması amacıyla, Anayasanın 98 inci, içtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması
açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1)
Şevket Köse (Adıyaman)
2)
Turgut Dibek (Kırklareli)
3) Ali
Arslan (Muğla)
4)
Enis Tütüncü (Tekirdağ)
5) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
6)
Mevlüt Coşkuner (Isparta)
7)
Hulusi Güvel (Adana)
8)
Ensar Öğüt (Ardahan)
9)
Tekin Bingöl (Ankara)
10)
Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
11)
Akif Ekici (Gaziantep)
12)
Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
13)
Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)
14)
Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
15)
Birgen Keleş (İstanbul)
16)
Nesrin Baytok (Ankara)
17)
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
18)
Suat Binici (Samsun)
19)
Canan Arıtman (İzmir)
20)
Gürol Ergin (Muğla )
21)
Gökhan Durgun (Hatay)
22)
Fevzi Topuz (Muğla)
23)
Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
24)
Vahap Seçer (Mersin)
Gerekçe:
Ekonomik, sosyal, kültürel ve doğal çevreyle sürekli etkileşim
içerisinde çok yönlü bir faaliyet alanı olan turizm; ulaşım,
konaklama, yeme -içme, eğlence, alışveriş ve seyahat organizasyonu
gibi, tümünü içeren ve dünyanın en hızlı gelişen sektörüdür.
Turizm, döviz ve istihdam yaratıcı özellikleriyle global, bölgesel
ve ulusal ekonomilere çok önemli katkılar sağlamakta, doğrudan ve
dolaylı olarak yüzde 30'un üzerinde milli gelir, istihdam, sermaye
yatırımı ve vergi geliri yaratmaktadır.
2000'Ii yıllarda Türk turizmi yüzde 39,3, turizm geliri de yüzde
46,8 oranında büyümüş ve dünyada en çok turist kabul eden 20 ülke
arasına girebilmiştir.
Türkiye'deki turizmin gelişimi, bütün bölgelerde aynı oranda
olmamıştır. Turizm Bakanlığının "Turizmin Tüm Yıla Ülke Sathına
Yaygınlaştırılması" politikası çerçevesinde, özel proje çalışmaları
başlatılmış bulunmaktadır.
Yayla
turizmi,
İnanç
turizmi,
İpek
yolu turizmi,
Dağ ve
doğa yürüyüşü,
Akarsu
turizmi,
Mağara
turizmi.
Projelerle turizmin tüm yurda yayılması hedeflenmiş ve bu kapsamda
iller bazında çalışmalara başlanmıştır. Tüm illerin turizm
envanterleri ve turizmi geliştirme planları çıkartılmıştır. Van
Turizm Envanteri de, 1994 yılında hazırlatılmış ve Van İlindeki
kültür ve turizm değerleri tespit edilmiştir; ancak, bu değerlerin
turizm amaçlı değerlendirilmesi, gerek kaynak yetersizliği gerekse
ilgili mercilerin duyarsızlığı nedeniyle gerçekleştirilememeştir.
Bilindiği üzere, ana geçim kaynağı hayvancılık ve tarım olan
ilimizde, 22 yıl gibi uzun bir süre uygulanan OHAL yönetimi, sıcak
çatışma ortamı ve yayla yasağıyla, hayvancılık ve tarım bitme
noktasına gelmiş, sınır ticaretinin de yasaklanması sonucunda
bölgenin geçim kaynakları tamamen tükenmiş, işsizlik ve yoksulluk
had safhaya ulaşmıştır.
Ancak,
kaleler diyarı olarak da bilinen Van şehrimiz, Türkiye'nin en büyük
gölü, 3 adet adası, 8 adet tarihî camii 6 adet medresesi, 11 adet
anıtmezarı ve kümbetleriyle, 5 adet kilisesi, 5 adet köprüsü,
Muradiye Şelalesi, volkanik Tendürek, Nemrut, Süphan, Erek ve Manda
Dağlarıyla çevrili bulunduğu tarihî ve doğal zenginlikleriyle dolu
olan ilimiz, yayla, inanç, ipek Yolu, dağ ve doğa yürüyüşü, akarsu
ve mağara turizmine tamamen uygundur. Turizm Bakanlığınca, Van'da
turizmin geliştirilmesi konusunda ortaya projeler konulmuş; ancak,
bugüne kadar gerçekleştirilememiştir.
Van
Gölündeki kirliliğin önlenmesi ise, Van merkez kanalizasyon
projesine bağlıdır. ilimiz kanalizasyon şebekesinin yapımına 1973
yılında iller Bankası kanalıyla başlamış ve 28 yıllık zaman zarfında
270 kilometrelik kısmını tamamlamıştır. Ayrılan bu ödeneklerle
bakıldığında, bu kısmın İller Bankası eliyle yapımında tamamlanması
ancak 74 yıl sürecektir. Bu ise, dünyaca önemi olan Van Gölünün,
geriye dönüşü olmayacak şekilde kirlenmesi demektir. Van Gölü
havzasının bir bütün olarak ele alınarak, bir paket program
çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
|
İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 26
Milletvekilinin, Küçük Menderes Nehrindeki kirliliğin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/68)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Tarihin ilk çağlarından beri insanoğlunun dikkatini çekmiş olan 175
km uzunluğundaki Küçük Menderes Nehri verimli ve bereketli Ege
bölgesi toprakları için büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu
topraklarda başta tarımsal ihraç ürünlerimiz üzüm, incir, zeytin,
pamuk ve tütün olmak üzere zengin çeşidiyle değişik birçok tarımsal
ürün yetiştirilmektedir. Ayrıca nehrin beslediği delta, sahip olduğu
irili ufaklı birçok göl, bataklık ve biyolojik canlılık açısından da
çok zengindir.
Ege
bölgemizin can damarı sayılabilecek kadar önemli olan Küçük Menderes
nehri, ne yazık ki son yıllarda evsel ve endüstriyel atıkların
tehdidi altında her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Kiraz,
Bayındır, Tire, Ödemiş ve Torbalı'daki sanayi kuruluşlarının
atıkları kontrolsüz bir şekilde Küçük Menderes'e akıtılarak nehir
kirletilmektedir. Kirliliğin boyutları o kadar artmıştır ki nehirden
tarımsal sulama dahil hiçbir şekilde yararlanılamamaktadır. Doğa göz
göre göre katledilmiştir. "Nehrin çeşitli bölgelerinden alınan su
örneklerinin yapılan analizlerinde kirliliğin üst düzeylere çıktığı,
kimyasal ve biyolojik oksijen ihtiyacı, canlıların ölümüne yol
açacak derecede düşük kurşun, nikel ve çinko gibi ağır metallerin en
üst düzeyde olduğu, suyun asidik özellik gösterdiği ve sülfür
oranının çok yüksek olduğu
İzmir
Valiliği Çevre Kurulu tarafından tespit edilmiştir. Bu kadar
tehlikeli olan suyla, üreticiler bilmeden tarla ve bahçelerini
sulamakta, topraklar hızla çoraklaşmakta, yer altı suları
kirlenmektedir.
Öte
yandan sulak alanların kurutulması, Küçük Menderes'in taşıdığı
kirlilik ve balık avcılığı deltadaki doğal yaşamı tehdit eden
başlıca etkenlerdendir. Pamucak sahilindeki sulak alan ve kumul
ekosistemlerinin tahribi, sulak alanların turizm ve ikinci konut
amaçlı yapılaşmaya açılması, taban suyunu çeken okaliptus
ağaçlarının dikilmesi baskı unsuru olmaya devam etmektedir.
Ülkemiz ve özellikle Ege bölgemiz için yaşamsal öneme sahip bulunan
ve döküldüğü dünya cenneti Pamucak sahillerini de kirleten Küçük
Menderes'in acilen kurtarılması, kirliliğin gerçek boyutlarının
ortaya çıkarılması ve kirlenmesine neden olan unsurların tespit
edilmesi, gerekli ıslah çalışmalarının yapılması ve bir daha
kirlenmemesi için gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasanın
98. İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis
Araştırması açılmasını arz ederiz.
1)
Bülent Baratalı (İzmir)
2)
Turgut Dibek (Kırklareli)
3) Ali
Arslan (Muğla)
4)
Mevlüt Coşkuner (Isparta)
5)
Ensar Öğüt (Ardahan)
6)
Şevket Köse (Adıyaman)
7) Ali
Rıza Öztürk (Mersin)
8)
Hulusi Güvel (Adana)
9) Ali
İhsan Köktürk (Zonguldak)
10)
Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
11)
Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)
12)
Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
13)
Akif Ekici (Gaziantep)
14)
Birgen Keleş (İstanbul)
15)
Nesrin Baytok (Ankara)
16)
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
17)
Suat Binici (Samsun)
18)
Ahmet Ersin (İzmir)
19)
Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
20)
Tekin Bingöl (Ankara)
21)
Enis Tütüncü (Tekirdağ)
22)
Canan Arıtman (İzmir)
23)
Gürol Ergin (Muğla)
24)
Gökhan Durgun (Hatay)
25)
Fevzi Topuz (Muğla)
26)
Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
27)
Vahap Seçer (Mersin)
|
Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 Milletvekilinin,
Eber Gölündeki çevre sorunlarının araştırılarak Gölün korunması için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/84)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Bölge
ekonomisini, doğal yaşamı ve bölge insanının geleceğini etkileyecek "Eber Gölünün kirliliğinin önlenmesi ve gölün korunması için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin
oluşturulması" amacıyla Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve
105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması hususunda
gereğini arz ederiz.
Saygılarımızla.
1)
Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar)
2)
Oktay Vural (İzmir)
3)
Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon)
4)
Yılmaz Tankut (Adana)
5)
Beytullah Asil (Eskişehir)
6)
Recep Taner (Aydın)
7)
İsmet Büyükataman (Bursa)
8)
Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)
9)
Şenol Bal (İzmir)
10)
Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın)
11)
Mümin İnan (Niğde)
12)
Muharrem Varlı (Adana)
13)
Hüseyin Yıldız (Antalya)
14)
Rıdvan Yalçın (Ordu)
15)
Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)
16)
Akif Akkuş (Mersin)
17)
Mustafa Kemal Cengiz (Çanakkale)
18)
Alim Işık (Kütahya)
19)
Mustafa Enöz (Manisa)
20)
Osman Durmuş (Kırıkkale)
21)
Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu)
22)
Hasan Çalış (Karaman)
GEREKÇE
Uygarlıkların beşiği olarak zengin bir kültürel ve tarihi mirasa
sahip olan ülkemizin bu zenginlikleri eşsiz doğal güzelliklerle de
desteklenmektedir. Ancak özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında baş
döndürücü bir hıza ulaşan teknolojik ve endüstriyel gelişmeler
çevresel değerlerin tahribi ve çevre kirliliğini beraberinde
getirmiştir. Yeraltı su düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı
düşüşü, sanayide ve tarımda su kullanımının son derece artması ve
yanlış tarımsal sulama teknikleri ile gölden kontrolsüz su alımı,
bunların beraberinde yaşanan kuraklık gibi nedenlerle doğal
kaynaklarımız hızla tükenme eğilimine girmiştir. Türkiye; doğal
zenginlikleri arasında önemli bir yere sahip olan göllerini kaybetme
tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Eber
Gölü bu kötü kaderi yaşayan göllerimizden biridir. Türkiye'nin 12.
büyük gölü olan Eber gölü Afyonkarahisar ilinin Bolvadin, çay ve
Sultandağı ilçeleri sınırları içinde bulunmaktadır. Göl su seviyesi
ve göl alanı mevsimlere ve yıllara göre farklılık göstermektedir.
1961 -1991 yılları arasında en düşük su seviyesi Ekim 1991' de
görülmüştür. Buna göre su kotu 965,33 metre, göl alanı 62 km2 olarak
tespit edilmiştir. En yüksek su seviyesi Mayıs 1969'da; su kotu
967,61 metre, göl alanı 164,5 km2 olarak tespit edilmiştir. Ortalama
150 km2 yüzölçümüne sahip olan ve derinliği 21 metreye kadar ulaşan
Eber Gölü'nde su seviyesi 1-2 metreye kadar düşmüştür. Göl eski
zamanlarda Akşehir gölüyle büyük tek bir göl halindeyken su
kaynaklarının azalması ile Akşehir gölü Eber Gölü'nden ayrılarak
Ayrı bir göl oluşturmuştur. Eber Gölü'nden Akşehir Gölü'ne su
aktarmak için bir kanal bulunmaktadır. Ancak Eber Gölü'nün küçülmesi
sonucu su aktarılamamış bu da Akşehir Gölü'nün sularının çekilmesine
neden olmuştur. Gölün etkilediği alanda tarıma dayalı sanayi
ürünleri, kamış üretimi, balıkçılık gibi halkın önemli geçim
kaynakları tükenme noktasına gelmiştir. 40 çeşit balık, 200'e yakın
kuş türüne ev sahipliği yapan Eber Gölü ve çevresindeki canlı
çeşitliliği de gün geçtikçe azalmaktadır. Geçimini balıkçılıkla
sağlayan balıkçı köyleri boşalmaya başlamıştır.
Gelişen Dünya şartlarına karşılık gerileyen doğal kaynaklarda
tarımın sürdürülebilir bir şekilde yapılması için özel mikro
havzalar oluşturulmaktadır. Özellikle kiraz üretiminde Eber gölünün
etkisi ile oluşan mikro havzalarda üretilen kiraz, Sultandağı ve çay
ilçelerinden. Bütün Dünya'ya ihraç edile gelmiş ve Eber'in bu
havzalardaki rolü örnek alınarak Türkiye'de yeni mikro havza
oluşumları için çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmalar sürerken
mikro havza olarak önderlik etmiş Eber'in yok olması hem bir doğal
varlığın yok oluşu, hem de buna dayalı olarak gelişen tarımsal
üretimin istenilen nitelikte yapılamaz hale gelmesi gerçekten üzücü
ve önlem alınması gereken bir durumdur. Sonuçlarının ise bölge
halkının geçimini ve refahını doğrudan etkilemesi kaçınılmazdır.
Eber
gölü, Afyonkarahisar şehrinin atıkları başta olmak üzere,
Afyonkarahisar ile Eber gölü arasında akan Akar Çay'a atıklarını
deşarj eden ilçe ve beldelerin atıkları, bölgede yoğun faaliyet
gösteren et ve süt sanayilerinin atıkları, bu havzada faaliyet
gösteren Alkolid ve Şeker fabrikaları ile kirletilmiştir.
Çiftçilerin yanlış sulama yapmaları ve yaşanılan kuraklık nedeniyle
yok olma tehlikesi altındadır.
Yukarıda arz edilen nedenlerle Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104
ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması
gerekmektedir.
|
Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21
Milletvekilinin, Eber Gölündeki çevre sorunlarının araştırılarak
Gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/84)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Bölge
ekonomisini, doğal yaşamı ve bölge insanının geleceğini etkileyecek "Eber Gölünün kirliliğinin önlenmesi ve gölün korunması için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin
oluşturulması" amacıyla Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve
105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması hususunda
gereğini arz ederiz.
Saygılarımızla.
1)
Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar)
2)
Oktay Vural (İzmir)
3)
Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon)
4)
Yılmaz Tankut (Adana)
5)
Beytullah Asil (Eskişehir)
6)
Recep Taner (Aydın)
7)
İsmet Büyükataman (Bursa)
8)
Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)
9)
Şenol Bal (İzmir)
10)
Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın)
11)
Mümin İnan (Niğde)
12)
Muharrem Varlı (Adana)
13)
Hüseyin Yıldız (Antalya)
14)
Rıdvan Yalçın (Ordu)
15)
Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)
16)
Akif Akkuş (Mersin)
17)
Mustafa Kemal Cengiz (Çanakkale)
18)
Alim Işık (Kütahya)
19)
Mustafa Enöz (Manisa)
20)
Osman Durmuş (Kırıkkale)
21)
Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu)
22)
Hasan Çalış (Karaman)
GEREKÇE
Uygarlıkların beşiği olarak zengin bir kültürel ve tarihi mirasa
sahip olan ülkemizin bu zenginlikleri eşsiz doğal güzelliklerle de
desteklenmektedir. Ancak özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında baş
döndürücü bir hıza ulaşan teknolojik ve endüstriyel gelişmeler
çevresel değerlerin tahribi ve çevre kirliliğini beraberinde
getirmiştir. Yeraltı su düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı
düşüşü, sanayide ve tarımda su kullanımının son derece artması ve
yanlış tarımsal sulama teknikleri ile gölden kontrolsüz su alımı,
bunların beraberinde yaşanan kuraklık gibi nedenlerle doğal
kaynaklarımız hızla tükenme eğilimine girmiştir. Türkiye; doğal
zenginlikleri arasında önemli bir yere sahip olan göllerini kaybetme
tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Eber
Gölü bu kötü kaderi yaşayan göllerimizden biridir. Türkiye'nin 12.
büyük gölü olan Eber gölü Afyonkarahisar ilinin Bolvadin, çay ve
Sultandağı ilçeleri sınırları içinde bulunmaktadır. Göl su seviyesi
ve göl alanı mevsimlere ve yıllara göre farklılık göstermektedir.
1961 -1991 yılları arasında en düşük su seviyesi Ekim 1991' de
görülmüştür. Buna göre su kotu 965,33 metre, göl alanı 62 km2 olarak
tespit edilmiştir. En yüksek su seviyesi Mayıs 1969'da; su kotu
967,61 metre, göl alanı 164,5 km2 olarak tespit edilmiştir. Ortalama
150 km2 yüzölçümüne sahip olan ve derinliği 21 metreye kadar ulaşan
Eber Gölü'nde su seviyesi 1-2 metreye kadar düşmüştür. Göl eski
zamanlarda Akşehir gölüyle büyük tek bir göl halindeyken su
kaynaklarının azalması ile Akşehir gölü Eber Gölü'nden ayrılarak
Ayrı bir göl oluşturmuştur. Eber Gölü'nden Akşehir Gölü'ne su
aktarmak için bir kanal bulunmaktadır. Ancak Eber Gölü'nün küçülmesi
sonucu su aktarılamamış bu da Akşehir Gölü'nün sularının çekilmesine
neden olmuştur. Gölün etkilediği alanda tarıma dayalı sanayi
ürünleri, kamış üretimi, balıkçılık gibi halkın önemli geçim
kaynakları tükenme noktasına gelmiştir. 40 çeşit balık, 200'e yakın
kuş türüne ev sahipliği yapan Eber Gölü ve çevresindeki canlı
çeşitliliği de gün geçtikçe azalmaktadır. Geçimini balıkçılıkla
sağlayan balıkçı köyleri boşalmaya başlamıştır.
Gelişen Dünya şartlarına karşılık gerileyen doğal kaynaklarda
tarımın sürdürülebilir bir şekilde yapılması için özel mikro
havzalar oluşturulmaktadır. Özellikle kiraz üretiminde Eber gölünün
etkisi ile oluşan mikro havzalarda üretilen kiraz, Sultandağı ve çay
ilçelerinden. Bütün Dünya'ya ihraç edile gelmiş ve Eber'in bu
havzalardaki rolü örnek alınarak Türkiye'de yeni mikro havza
oluşumları için çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmalar sürerken
mikro havza olarak önderlik etmiş Eber'in yok olması hem bir doğal
varlığın yok oluşu, hem de buna dayalı olarak gelişen tarımsal
üretimin istenilen nitelikte yapılamaz hale gelmesi gerçekten üzücü
ve önlem alınması gereken bir durumdur. Sonuçlarının ise bölge
halkının geçimini ve refahını doğrudan etkilemesi kaçınılmazdır.
Eber
gölü, Afyonkarahisar şehrinin atıkları başta olmak üzere,
Afyonkarahisar ile Eber gölü arasında akan Akar Çay'a atıklarını
deşarj eden ilçe ve beldelerin atıkları, bölgede yoğun faaliyet
gösteren et ve süt sanayilerinin atıkları, bu havzada faaliyet
gösteren Alkolid ve Şeker fabrikaları ile kirletilmiştir.
Çiftçilerin yanlış sulama yapmaları ve yaşanılan kuraklık nedeniyle
yok olma tehlikesi altındadır.
Yukarıda arz edilen nedenlerle Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104
ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması
gerekmektedir.
|
Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu ve 19
Milletvekilinin, Van Gölündeki çevre sorunlarının ve Gölün
potansiyelinin araştırılarak korunması ve değerlendirilmesi için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/87)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Van
Gölü, bölgenin can gölü, yöresel adıyla Van Denizi olarak bilinir.
Van Gölü muhteşem manzarasının yanı sıra tarih ve kültürün iç içe
geçtiği tabiatıyla da ön plana çıkmaktadır. Volkanik Nemrut Dağı'nın
patlamasıyla 3713 Km2lik bir alanda oluşan bu göl, tarih boyunca
hiçbir zaman gündemden düşmemiştir. Bazen sodalı oluşu ile bazen
sodalı suda yaşayan canlıların var oluşu ile bazen de göl altında
bulunan maden yatakları ve hatta Hazar Denizi ile bağlantılı
olmasıyla hep gündem de olmuştur. Ancak son yıllarda, dünyanın en
orijinal maviliğine sahip olan bu muhteşem güzellik yok olma
aşamasına gelmiştir. Yıllarca bölge insanının, gölün kirliliğini
haykırmasına rağmen kulak tıkanmıştır. Bugün evsel ve kimyasal
atıkların çöplüğü haline gelme tehlikesiyle karşı karşıya olan Van
Gölü oluşumundaki gizem turistik ve doğal mekanları, uranyum ve
petrol rezervi, sodalı ortama rağmen canlı türlerinin yaşayabilme
gibi nedenlerden dolayı etraflıca araştırılmasını gerektiren bir
varlığa sahiptir. Bu açıdan Van Gölünde meydana gelen bu kirliliğin
nedenlerinin, var olan doğal ve turistik zenginlik ile maden
yataklarının potansiyelinin ve sodalı suda canlı türlerinin
yaşamasının nedenlerinin araştırılması amacıyla Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası'nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri uyarınca
bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve talep ederiz.
1)
Kayhan Türkmenoğlu (Van)
2)
Kerem Altun (Van)
3) Ali
Güner (Iğdır)
4)
Yaşar Eryılmaz (Ağrı)
5)
Abdulmuttalip Özbek (Hakkâri)
6)
Vahit Kiler (Bitlis)
7)
Faruk Septioğlu (Elâzığ)
8)
Gülşen Orhan (Van)
9)
Tahir Öztürk (Elâzığ)
10)
Mücahit Fındıklı (Malatya)
11)
Cemal Taşar (Bitlis)
12)
İkram Dinçer (Van)
13)
Medeni Yılmaz (Muş)
14)
Halil Mazıcıoğlu (Gaziantep)
15)
Lütfi Elvan (Karaman)
16)
Abdullah Veli Seyda (Şırnak)
17)
Abdullah Çetinkaya (Konya)
18)
Afif Demirkıran (Siirt)
19)
Kazım Ataoğlu (Bingöl)
20)
Cemal Kaya (Ağrı)
Gerekçe:
Dünya
mirası Van Gölü hem tatlı su hem de deniz ekosistemlerinden farklı
dünya da ender görülen bir sucul ekosistemdir. Göl üzerinde
feribotlarla Tatvan-Van arasında seferlerin yapılması, yolcu ve yük
taşımacılığı bakımından önemlidir. Elazığ-Muş demiryolu, Tatvan-Van
feribot seferleriyle İran'a bağlanır. Ayrıca karayolları ile çevreye
bağlantıların olması, bölgenin ticaretine müsbet olarak tesir eder.
Van ili, adaları, tarihî camiIeri, medreseleri, mezar anıtları,
kümbetleri, kiliseleri, köprüleri, hanları ve hamamlarıyla tarihî ve
kültürel yönden büyük öneme sahip bir ilimizdir. Bölgenin tarihî ve
turistik değerlerinin daha iyi şartlarda ortaya konulması, iç ve dış
turizmi de canlandıracak bir ögedir. Öte yandan yabancı firmaların
yaptığı araştırmaya göre göl içerisinde petrol ve uranyum
yataklarının varlığı iddiası, ülkemizin günümüz ekonomik koşulları
göz önüne alındığında, gelir hanemize yazılacak ciddi bir kazanç
olarak göze çarpmaktadır. Ayrıca Hazar Denizi ile bağlantısının
olduğu varsayımları, gölün zaman zaman 5 metreye kadar yükselmesi,
suyun renginin aralıklarla değişim göstermesi yine ciddi bir
araştırma konusudur. Gölün bir nevi hammaddesi olan sodanın kimya
sektöründe kullanılması ihtimali bölge ekonomisine doğrudan katkı
sağlayacaktır. Sodanın kendi özel yapısına rağmen, göl içinde canlı
türlerinin yaşamasının bir mucize olduğu da unutulmamalıdır.
Tüm bu
zenginliğe rağmen cennet köşemiz, insanoğlunun marifeti ve
sorumsuzluğuyla can çekişmektedir. Van Gölü'nde son yıllarda önemli
bir kirlilik yaşanmaktadır. Yıllardan beri çözülemeyen kanalizasyon
sorunu, evsel ve katı atıkların Van Gölü'ne bırakılması, dünyanın
ender güzelliklerini bünyesinde barındıran bu güzide köşemizin,
çevre sorunlarıyla, felakete sürüklenmesine neden olmaktadır. Bilim
adamlarına göre, sahip çıkılmaması halinde Van Gölü'nün yirmi beş
yıllık bir ömrü kalmıştır. -
Van
Gölü % 40 kirlilik oranıyla çok ciddi bir tehlike altındadır. Tuzlu
ve sodalı suyu ile 3 bin 900 hektar alana sahip Gölün ortalama
derinliği 171 m, en derin yeri ise 451 metredir. Türkiye'nin en
büyük gölü Van Gölü, son yıllarda ciddi şekilde kirlenmektedir. 538
kilometrelik kıyı şeridine sahip olan gölü başta yerleşim
birimlerinden akan kanalizasyon (büyük bir bölümü arıtılmadan göle
akıtılmakta), ile göle kıyısı olan ilçelerin tonlarca çöpü arıtmaya
tabi tutmadan göle akıtması ve arıtma tesisine sahip yerlerin de
tesislerinin verimli çalıştırılmaması ve düzensiz depolama sahaları
kirletmektedir.
Van
Organize Sanayi Bölgesi'nde bulunan fabrikaların arıtma üniteleri
bulunmamaktadır. Gölde balıkçılık ve turizm amaçlı olarak kullanılan
teknelerin atık su tankı bulunmamaktadır. Her türlü atıklar doğrudan
göle bırakılmaktadır. Dışarıya akışı olmaması ve kendini
yenileyememesi nedeniyle içine düşen her atık gölde kirlilik
yaratmaktadır. Dolayısıyla gölün yerleşim yerlerine yakın kıyılarda
dışkı bulunması anlamına gelen kolibasili oranındaki artış, gölde
yüzen insanların sağlığını ve gölde yaşayan tek canlı olan inci
kefalinin de yaşama alanını kısıtlamaktadır. Bu kirlilik devam
ederse göle karışan azot, fosfor parametreleri artarak oksijen
miktarına etki edecek, ileriki zamanlarda ekosistem değişecek ve Van
Gölü'nün yaşamsal faaliyeti durmuş, etrafa pis kokular yayan büyük
bir bataklık olma ihtimali ortaya çıkacaktır. Kanalizasyon sistemi
bulunmayan bölgelerde kullanılan foseptik çukurlarıyla da atıkların
depolanması, yeraltı su kaynaklarını olumsuz etkilemektedir. Gün
geçtikçe maviliği yitiren ve her gün biraz daha ölüme doğru giden
Van Gölü alarm veriyor.
Van
Gölüne dökülen derelere atılan katı atıklar, genelde açıkta akan
dereler vasıtasıyla göle çöpleri taşımaktadır. Son zamanlarda gölde
su seviyesinde yaşanan düşüş, tuz konsantrasyonu ve diğer
bileşkelerin artması başta endemik tür olan inci kefali balığı olmak
üzere suda yaşayan diğer canlıları ve burada yaşayan kuşları da
olumsuz etkilemektedir.
Bilinçsiz aşırı tüketim atık miktarlarını artırmakta, bölgemizde
atıkları ulusal ekonomiye kazandıracak, geri dönüşüm sağlayacak
tesislerin bulunmaması sonrasında ise çevre sorunları günden güne
artmaktadır. Van Gölü'ndeki kirliliğin önlenmesi, çevresinin
kurtarılması, yörenin turizm potansiyelinin canlandırılması için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis
Araştırması açılması büyük yarar sağlayacaktır.
|
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 23
Milletvekilinin, başta Afşin-Elbistan olmak üzere termik
santrallerin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104
ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi. (10/89)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başta
Afşin-Elbistan Termik Santrali olmak üzere ülkemizde halen faaliyet
göstermekte olan tüm termik santrallerin çevreye verdiği zararların
ve alınması gereken önlemlerin tespiti amacıyla Anayasanın 98 ve
içtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Melis Araştırması
açılmasını arz ve teklif ederiz. 27/12/2007
1-
Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)
2-
Behiç Çelik (Mersin)
3-
Alim Işık (Kütahya)
4-
İsmet Büyükataman (Bursa)
5-
Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
6-
Metin Çobanoğlu (Kırşehir)
7-
Ahmet Deniz Bölükbaşı (Ankara)
8-
Kürşat Atılgan (Adana)
9-
Hakan Coşkun (Osmaniye)
10-
Durmuşali Torlak (İstanbul)
11-
Abdulkadir Akcan (Afyonkarahisar)
12-
Yılmaz Tankut (Adana)
13-
Osman Ertuğrul (Aksaray)
14-
Emin Haluk Ayhan (Denizli)
15-
Hüseyin Yıldız (Antalya)
16-
Recep Taner (Aydın)
17-
Beytullah Asil (Eskişehir)
18-
Hasan Özdemir (Gaziantep)
19-
Mustafa Enöz (Manisa)
20-
Osman Durmuş (Kırıkkale)
21-
Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)
22-
Şenol Bal (İzmir)
23-
Mustafa Kemal Cengiz (Çanakkale)
24-
Erkan Akçay (Manisa)
Gerekçe:
Son
yıllarda gelişme yolundaki ülkeler hızlı bir ekonomik büyüme
göstermişler ve enerji tüketimlerini yaklaşık iki katına
çıkarmışlardır. Ülkeler, artan enerji ihtiyaçlarını karşılamak için
kaynaklarının elverdiği ölçüde değişik üretim tekniklerine
başvurmaktadırlar.
Dünya
enerji ihtiyacını büyük bir kısmını fosil yakıt kaynaklarından,
hidrolik enerji, nükleer santraller, güneş ve rüzgar enerjisi
tesisleri ile gidermektedir.
1970'li yıllar artan enerji ihtiyacının giderek hızlandığı yıllar
olup; Türkiye'de bu yıllarda çabuk yapılabilirliği, ucuza mal
edilmesi ve dış kredi kaynaklarının kolay bulunabilirliği nedeniyle
termik santrallere yönelmiştir. O yıllarda termik santrallerin
yapabileceği çevre sorunları konusunda Türkiye'de ve dünyada yeterli
bilgi birikiminin ve dolayısıyla kamuoyunun bu konuda hassas
olmaması nedeniyle çevre sorunları akla gelmeden ve önemsenmeden
hızla termik santraller inşa edilmeye başlanmıştır. Yapımları
sırasında projelerinde hiç gözükmeyen birçok çevre sorunu termik
santraller ile Türkiye gündemine girmiştir.
Yüksek
kullanım payına sahip fosil yakıtlı termik santrallerin hava
kirliliği ekolojik dengenin bozulmasına olumsuz etkilerde
bulunmaktadır. Kömüre dayalı termik santrallerin külleri atık olarak
sorun olmakla birlikte, toprak üzerinde depolanması sonucunda, kül
içindeki zararlı bileşenlerin yağmur suları ile toprağa sızması
sonucu yer altı suları ile de geniş bir alanda zararlı etkisini
sürdürme özelliği bulunmaktadır. Termik santraller için gerekli
madencilik ve taşıma faaliyetleri de yaratılan diğer çevre sorunları
da olmaktadır. Bütün bu olumsuz etkilerine rağmen kömür hala enerji
üretiminde tercih edilen bir kaynak olmayı sürdürmektedir. Bu
gerçeği dikkate alarak mevcut termik santrallerin kontrollü ve
çevresi ile dost bir şekilde işletilmesine olanak sağlayacak yeni
teknolojiler monte ettirilmelidir.
Afşin-Elbistan Termik Santralı da Türkiye'nin büyük santrallerinden
biri olup, önemli ölçüde çevre kirliliği yaratmakta ve bu çevre
sorunları karşısında yalnız yöre halkı değil, yerel, resmi ve özel
kuruluşlar da sağlıklı olmayan tespitlerde bulunmuşlardır.
Afşin-Elbistan civarında düşük kaliteli linyit rezervini
değerlendirmek amacı ile çevreye vereceği zararlar hiç düşünülmeden
kurulmuş olan termik santral baca gazı emisyonlarının ve santralden
sorumsuzca çevreye bırakılan uçucu küllerin santral çevresindeki
insan, toprak, su, hava ve bitkilere etkisi önemli safhalara
ulaşmıştır.
Gazi
Üniversitesi tarafından hazırlanan raporda santralden her yıl
Çernobil kazasının yaklaşık 2,5 katı kadar radyoaktif madde
yayıldığı,
Çukurova Üniversitesi'nden gelen üç kişilik profesörler heyetinin
verdiği raporda ise;
"Bu
kül ve duman havaya böyle savrulması devam ettiği takdirde bölgede
toplu ölümler olabilir" denilmektedir.
Ancak
ulusal kaynaklarımızı değerlendirmek zorunda oluşumuz ve diğer
enerji kaynaklarına göre kömürün elimizde bulunan en fazla
potansiyele sahip enerji kaynağı olması nedeniyle, özellikle
linyitlerin çevreyi en az kirletecek şekilde kullanımı için yanma
öncesi, yanma sırasında ve yanma sonrasındaki teknolojilerin
incelenmesi, geliştirilmesi ve ülke koşullarına uyarlanması
gerekmektedir. Yanlış alan ve yanlış teknoloji yüzünden,
kurulduğundan bugüne değin çevresindeki tüm varlıklara (insan,
toprak, su, hava ve bitki) sürekli zarar vermekte olan
Afşin-Elbistan Termik Santralinin zararlarının en aza indirgenmesi
zorunludur.
Anayasanın 98. içtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince başta
Afşin Elbistan Termik Santrali olmak üzere Türkiye'deki tüm termik
santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılması ve alınması
gereken tedbirlerin tespiti için bir Meclis Araştırma Komisyonu
kurulmasını arz ve teklif ederiz.
|
Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner ve 25
Milletvekilinin, Isparta İlindeki göllerin çevre sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/98)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Isparta ili sınırları içerisinde yer alan ve Göller Bölgesi'nin en
büyük doğal zenginliklerinin başında gelen; ayrıca balıkçılık,
sulama ve enerji üretimi bakımından da son derece büyük önem taşıyan
Eğirdir Gölü, Hoyran Gölü, Kovada Gölü ve Beyşehir Gölleri'nin
günümüzde ortak acil çözüm gerektiren kirlilik nedenlerinin ve buna
bağlı olarak çevresel etkilerinin araştırılması ve çözüm yollarının
bulunması amacıyla Anayasa'nın 98 inci maddesi ve iç tüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri gereğince bir "Meclis Araştırması" açılmasını
saygılarımla arz ederim.
1)
Mevlüt Coşkuner (Isparta)
2)
Gürol Ergin (Muğla)
3)
Atilla Emek (Antalya)
4)
Ahmet Ersin (İzmir)
5)
Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
6)
Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
7)
Rahmi Güner (Ordu)
8) Ali
İhsan Köktürk (Zonguldak)
9)
Bülent Baratalı (İzmir)
10)
İsa Gök (Mersin)
11)
Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
12)
Tekin Bingöl (Ankara)
13)
Turgut Dibek (Kırklareli)
14)
Hulusi Güvel (Adana)
15)
Sacid Yıldız (İstanbul)
16)
Ali Oksal (Mersin)
17)
Faik Öztrak (Tekirdağ)
18)
Ahmet Küçük (Çanakkale)
19)
Orhan Ziya Diren (Tokat)
20)
Fevzi Topuz (Muğla)
21)
Ali Arslan (Muğla)
22)
Vahap Seçer (Mersin)
23)
Çetin Soysal ( İstanbul)
24)
Muharrem ince (Yalova)
25)
Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
26)
Abdülaziz Yazar (Hatay)
Gerekçe:
Eğirdir Gölü'nün kuzey tarafına doğru hoyran boğazıyla ayrılan ve
daha küçük bir alanı kaplayan kısmı Hoyran Gölü; güneyde kalan büyük
kısmı potansiyel içme suyuna sahip Eğirdir Gölü olarak adlandırılır
ve Türkiye'nin 4. büyük gölüdür. Gölün Can Ada ve Yeşilada isimli 2
adacığı vardır. Bu büyük göl 25 km uzunluğundaki bir kanalla
bağlandığı ve Eğirdir'in güneyinde küçük bir göl olan Kovada gölünü
beslemektedir.
Beyşehir Gölü ise, Türkiye'nin üçüncü büyük gölüdür Büyük bir bölümü
Konya İli'nde yer alan Beyşehir Gölü'nün 1/7'si Isparta İl
sınırlarında bulunmaktadır. Küçük bir paya sahip olsa da Gölün bu
Isparta'da kalan kısmı çevresinde birçok köy bulunmakta olup köy
halkının geçim kaynağı Beyşehir Gölünden balıkçılıktır.
Eğirdir ve Beyşehir Gölleri'nin doğal yapıları dikkate alınmaksızın
uygun olmayan ve sadece ekonomik kazanç göz önünde tutularak; 8-1O
yıl gelir getiren balıklar (Sudak, Çin Sazanı ve Gümüş Balığı) göle
bırakılmıştır. Bu durum göllerin doğal canlı yapısını büyük oranda
yok etmiştir. Yıllar önce göllere atılan Sudak Balığı'nın yarattığı
sorun bir örnek iken 2003 yılında Gümüş Balığı'nın atılması aynı
hatanın tekrarı olmuştur. Birbiri ile uyum sağlamayan balık
türlerinin bir araya getirilmesi örneğin Gümüş Balığı'nın diğer
balık türlerinin larvalarından beslenmesi ve bu balıkların türlerini
yok etmesi sonucu bu göllerden balıkçılıkla geçinen yöre halkı da
mağdur olmuştur. Öyle ki; Beyşehir Gölü avlak sahasının kira
bedelini yöre halkı ödeyemez hale gelmiştir. 1952 yılından günümüze
kadar olan dönemde Sıraz, Dudaklı Balık, Eğrez, Sazan, Ot Balığı ve
77-85 yılları arasında ciddi bir ihracat geliri getirmiş olan
Kerevit artık bu göllerde var olmamakta ya da yok denecek kadar
azdır. Bunun tek sebebi ise bilinçsizce yapılan balık üretimidir.
Diğer
önemli bir sorun tarımsal alanların tamamına yakını "vahşi sulama" olarak adlandırılan salma sulama sistemi ile sulanmasıdır. Oysa
damla sulama sistemi ve göllerin çevresinde daha az su ihtiyacı
olacak fide ve fidanların dikimi ile alınabilecek ve uygulaması
basit önlemler büyük fayda sağlayacaktır.
Göllerimiz her türlü atık bırakma yeri olarak görülmektedir. Evsel,
tarımsal, endüstriyel atıklar sözde arıtılarak bu alanlara
bırakılmaktadır. Arıtma Sistemlerinin var olması yeterli değildir.
Aynı zamanda arıtma sistemlerinin günün koşullarına göre
düzenlenmesi, yenilenmesi ve çalıştırılması gerekmektedir. Soğuk
hava ünitelerinin temizlik dönemleri Mayıs-Eylül ayları arasındadır.
Bu dönemlerde göl ve kanallarda kitleler halinde balık ve diğer su
canlıları ölümleri belirlenmiştir. Göllerin kıyı çizgilerinin hala
ihlal edilmesi, göl kenarlarının işgali diğer önemli bir faktördür.
Çünkü göllerde dolgu alanları oluşturarak tarım alanları, yerleşim
ve endüstri alanları elde edildikçe göllerdeki kirlilik artmaktadır.
Uzmanlardan alınan bilgilere göre göllerin kirliliğinde özellikle
Eğirdir Hoyran Gölü'nde kullanılan nitratlı gübreler ve zehirli
ilaçlar ilk sırada yer almaktadır. Bu durum insan ve diğer canlı
türlerinin yaşamını tehlikeye attığı gibi göllerde otlanmayı da
arttırmıştır. Özellikle mavi ve yeşil alglerin çoğalması ayrı bir
tehdit yaratmaktadır. Bu otlanma en kısa zamanda temizlenmeli hatta
göller etrafında ise ağaçlandırmaya gidilmeli ve ağır metalleri emen
türdeki bitki örtüsü setler halinde gölleri çevrelemelidir. Isparta
İli'nin sahip olduğu bu göller çok iyi içme su kaynaklarıdır aynı
zamanda. Ancak kirliliğin bu şekilde devam etmesi durumunda
özellikle Eğirdir gibi değerli içme su kaynaklarımız yakın bir
gelecekte yok olup gidecektir. Bununla ilgili 4 Eylül 1988 tarihinde
ve 19919 sayı ile Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği Resmi Gazete'de
yayımlanmış ve bu göllerin nasıl korunacağı burada açık, net bir
şekilde belirtilmiştir. Günümüzde bu yönetmeliğin 20 yıldan bu yana
uygulanmaması göllerimizin bu hale gelmesinde en önemli faktördür.
Yukarıda belirtilen sorunlar çözümü olan gerekli sağduyu ile
üstesinden gelinebilecek sorunlardır. Öncelikle yaşam kaynağı olan;
yöre halkının geçiminde önemli rol oynayan; Kovada I ve II
Hidroelektrik Santralleri ile enerji üretimini sağlayan; tarımsal
alanda sulamada fayda sağlayan ve turizm açısından bölge ekonomisine
katkıda bulunan göllerimizin yukarıda detaylı bir şekilde belirtilen
sorunlarına acil bir şekilde çözüm bulabilmek ve daha kötü bir hale
gelmeden biran önce tedbir almak; yetkilileri harekete geçirmek için
bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yerinde olacaktır.
|
İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 22
Milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevre ve turizm üzerindeki
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/101)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
26.4.2006 tarihli 5491 sayılı Çevre Yasasının 91/h maddesi,
arkeolojik ve doğal SiT alanları ile hassas alan niteliğindeki
kapalı koy ve körfezlerde balık çiftliği kurulamayacağını
buyurmaktadır. Çevre ve Orman Bakanlığı'nın yasa gereği 24 Ocak 2007
tarih ve 26413 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren,
(Denizlerde Balık Çiftliklerinin Kurulamayacağı Hassas Alan
Niteliğindeki Kapalı Koy ve Körfez Alanlarının Belirlenmesine
ilişkin) tebliğinde, söz konusu tesislerin kıyıdan en az 1100 metre
uzaklıkta ve en az 30 metre derinlikteki yerlerde kurulabileceği ve
bu koşullara uygun olmayan, yasaya ve tebliğe aykırı olarak
konuşlanmış olan balık çiftliklerinin ise Bakanlık olarak 13.5.2007
tarihine kadar kapatılacağı belirtilmektedir.
Bulundukları yerlerden ayrılmak istemeyen balık çiftliği sahipleri,
tebliğin iptali ve yürütmenin durdurulması istemi ile Danıştay 6.
Dairesinde dava açmışlardır. Mahkeme, sorunun tebliğle değil,
yönetmelikle çözülmesi gerektiği düşüncesi ile, 15.5.2007 tarihinde
Bakanlık tebliğinin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir
(Dosya No:2007/1447 E). Ancak, Bakanlığın itirazı üzerine, Danıştay
idari Davalar Genel Kurulu, Yürütmenin durdurulması kararını iptal
etmiştir ( Dosya No: 2007/521 K).
Yani,
balık çiftliklerinin açık denize taşınmaları ile ilgili, Çevre
Yasası hükümlerinin ve Bakanlık Tebliğinin uygulanmasının önünde
engel kalmamıştır.
Türkiye'de balık çiftlikleri ve neden oldukları görüntü ve deniz
kirliliği, 2000'Ii yılların başından itibaren tartışılmaya
başlanmıştır. Bugün Muğla, İzmir, Antalya, Ordu, Trabzon, İstanbul,
Edirne, Mersin, Rize, Hatay, Balıkesir ve Çanakkale olmak üzere, 13
ilde toplam 350'ye yakın balık çiftliği bulunmaktadır. Bunların %
51'i Muğla'da %30'u ise İzmir'dedir. Ve % 87'si Yasanın ve Tebliğin
aradığı koşullara aykırı olarak, kapalı koy ve körfezlerde,
arkeolojik ve doğal SiT alanlarında ve kıyıya çok yakın
konuşlanmışlardır. Öyle ki, hemen bütün koylarımız ve körfezlerimiz,
balık çiftliklerinin işgal altındadır.
Balık
çiftliklerinde kullanılan aşırı kimyasal maddeler içeren yemlerin
yosun miktarını artırdığı, sudaki oksijen oranını azalttığı
bilinmektedir. Bir ton balık üretimi sırasında 110 kg Azot, 12 kg.
Fosfat ve 450 kg. Karbon denizlere karışmaktadır. Bu da deniz
çayırlarını tahrip etmekte, ekosistemi bozmakta ve suyun kalitesini
düşürmektedir. Keza Orkinos Balığı Besi Çiftliklerinde, 1000 ton
kapasiteli bir çiftlikte, 20.000 nüfuslu bir kentin kanalizasyon
artıklarına eşit miktarda atığın denize bırakıldığı tespitlidir .
Halbuki balık çiftliklerinin, yer seçimi ve işletimi en uygun
standartlar göz önüne alınarak, çevre ve deniz ekosistemine ve
turizme zarar vermeden, en uygun şekilde yapılarak, ülke ekonomisine
katkıda bulunmaları esastır. Aksi kabul edilemez. Zira tersi
durumlarda hem çevre sorunları ve hem de ciddi ekonomik kayıplar
ortaya çıkmaktadır. Nitekim geçtiğimiz günlerde Muğla'da, uzun
süreden beri ve kıyıya çok yakın konuşlanmış olan balık
çiftliklerinde, yüz binlerce Çipura balığı, oksijen yetersizliğinden
telef olmuştur. Bu ekonomik kayıp dahi balık çiftliklerinin
denizlerde yarattığı kirliliği ve denizin ekosisteminde neden olduğu
tahribatı göstermektedir. Ayrıca bazı turizm şirketleri, balık
çiftlik/erinin neden olduğu görüntü ve aşırı deniz kirliliği
yüzünden rezervasyonlarını iptal etmiştir.
Üzülerek belirtmek gerekir ki, Çevre ve Orman Bakanlığı balık
çiftlikleri konusunda samimi davranmamaktadır. Yasaya aykırı olarak
konuşlanmış olan balık çiftliklerinin, bulundukları yerlerden açık
denize taşınmalarında kararlı davranmamakta, ayak sürümektedir.
Hatta, yasa yürürlüğe girdikten sonra bile, örneğin İzmir'de
yasaklanmış olan alanlarda üç adet balık çiftliği kurulmasına olumlu
ÇED kararı vermiş olması, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın soruna
bakışını göstermektedir. Bakanlığın bu ikircikli tutumu yüzünden,
bugün itibarile 20 aydan beri yürürlükte olan yasa, bu sektörde
uygulanamamakta, dolayısıyla Devletin Otoritesi sarsılmaktadır.
Ekonomik gücü yüksek olan sektörün, etkili lobi faaliyetlerinin buna
sebep olduğu iddiaları yoğundur.
Sonuç
olarak, deniz dibi ve yüzeyinde aşırı kirliliğe neden olan ve
denizin ekosistemini bozar ayrıca görüntü kirliliği de yaratan ve
böylece iç ve dış turizme ağır darbe vuran balık çiftliklerinin
yarattığı sorunlarla, yürürlükteki 5194 sayılı Çevre Yasasının bu
sorunlarla ilgili hükümlerinin uygulanmamasının nedenlerinin tespiti
için Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir
Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.
1)
Ahmet Ersin (İzmir)
2)
Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
3) Ali
İhsan Köktürk (Zonguldak)
4) İsa
Gök (Mersin)
5)
Çetin Soysal (İstanbul)
6)
Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
7)
Mevlüt Coşkuner (Isparta)
8)
Atila Emek (Antalya)
9)
Gürol Ergin (Muğla)
10)
Fatma Nur Serter (İstanbul)
11)
Tekin Bingöl (Ankara)
12)
Faik Öztrak (Tekirdağ)
13)
Fevzi Topuz (Muğla)
14)
Orhan Ziya Diren (Tokat)
15)
Ali Arslan (Muğla)
16)
Vahap Seçer (Mersin)
17)
Muharrem İnce (Yalova)
18)
Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
19)
Abdulaziz Yazar (Hatay)
20)
Bülent Baratalı (İzmir)
21)
Birgen Keleş (İstanbul)
22)Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
23)
Erol TINASTEPE (Erzincan)
|
İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 39
Milletvekilinin, denizlerdeki kirliliğin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi. (10/119)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Denizlerimizdeki kirlilik ve kirliliğe neden olan etkenlerin
araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca
araştırma açılmasını saygılarımla arz ve talep ederiz.
1)
Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir)
2)
Reşat Doğru (Tokat)
3)
Oktay Vural (İzmir)
4)
Hasan Çalış (Karaman)
5)
Mehmet Şandır (Mersin)
6)
Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)
7)
Ümit Şafak (İstanbul)
8)
Mümin İnan (Niğde)
9)
Süleyman Nevzat Korkmaz (Isparta)
10)
Gürcan Dağdaş (Kars)
11)
Münir Kutluata (Sakarya)
12)
İzzettin Yılmaz (Hatay)
13)
Mustafa Enöz (Manisa)
14)
Akif Akkuş (Mersin)
15)
Recep Taner (Aydın)
16)
Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)
17)
Ali Uzunırmak (Aydın)
18)
Durmuşali Torlak (İstanbul)
19)
Osman Çakır (Samsun)
20)
Hasan Özdemir (Gaziantep)
21)
Atila Kaya (İstanbul)
22)
Rıdvan Yalçın (Ordu)
23)
Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın)
24)
Yılmaz Tankut (Adana)
25)
Emin Haluk Ayhan (Denizli)
26)
Osman Ertuğrul (Aksaray)
27)
Bekir Aksoy (Ankara)
28)
Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
29)
Mustafa Kalaycı (Konya)
30)
Ahmet Orhan (Manisa)
31)
Erkan Akçay (Manisa
32)
Metin Çobanoğlu (Kırşehir)
33)
Mehmet Günal (Antalya)
34)
İsmet Büyükataman (Bursa)
35)
Hakan Coşkun (Osmaniye)
36)
Zeki Ertugay (Erzurum)
37)
Necati Özensoy (Bursa)
38)
Hamza Hamit Homriş (Bursa)
39)
Süleyman Turan Çirkin (Hatay)
40)
Mehmet Ekici (Yozgat)
Gerekçe:
Denizlerimizde son yıllarda ortaya çıkan kirlenme ve buna bağlı
olarak gerçekleşen balık ölümleri, Türk turizmini olumsuz yönde
etkilemektedir.
Muğla'nın Milas İlçesi Güllük Körfezi'ndeki balık çiftliklerinde,
iki hafta önce ortaya çıkan Çipura ölümleri aşırı kirlenmeden
kaynaklanmıştır. Yer yer meydana gelen balık ölümleri turizmi de
vurmaktadır. Kirlenmeden dolayı ölen balıklar nedeniyle, Güllük
Körfezi'nde bulunan otel ve tatil köylerinde çok sayıda rezervasyon
iptal edilmiştir.
Muğla'nın Milas İlçesi'nde bunlar yaşanırken, İzmit Körfezi ve
Marmara Denizi'nde görülen jeli andıran beyaz tabaka, giderek daha
geniş bir alana yayılmaktadır. Denizin yüzeyi yaklaşık altı aydır bu
madde ile kaplanmıştır. Dalgalanma ile zaman zaman yer değiştiren
yüzeydeki tabaka denizin altına doğru 15 metre derine inmiştir.
Denizlerimizdeki kirlilik boyutu her geçen yıl biraz daha
artmaktadır.
Türkiye bütçesinin önemli bir bölümünü turizm gelirleri
oluşturmaktadır. Deniz, kum ve güneş için ülkemizi her yıl
milyonlarca yabancı turist ziyaret etmektedir. Ülkemizin mevcut
yabancı turist potansiyelini korumak ve daha da yukarılara taşımak
için denizlerimizdeki kirlenme konusunda çok ciddi önlemler alınarak
uygulamaya konulmalıdır.
Dünya
denizlerinde yaşanan kirliliğin nedenleri ve sonuçlarına ilişkin
yapılan bir çalışma, denizlerin dünyanın önemli çöp depolama
alanlarından birisi haline geldiğini gözler önüne sermiştir. Plansız
ve düzensiz olarak artan balıkçılık, iyi planlanmadan deniz
doldurularak yapılan limanlar, otoyollar ve arazi kazanma
çalışmaları denizlerimizin doğal zengin yapılarını bozmaktadır.
Ayrıca arıtılmadan denizlere akıtılan kirli sular ve katı atıklar da
pek çok deniz alanlarının kirlenmesine neden olmaktadır.
Deniz
kıyısında bulunan kent merkezleri ve sanayi tesislerinden çıkan ve
arıtılmadan denize boşaltılan atıklar, Tarımsal alanlarda erozyon
sonucu akarsularla denize karışan toprak ve diğer kirleticiler,
Denizlerde kurulmuş bulunan platform ve boru hatlarından oluşan
sızıntılar, Gemiler ve diğer deniz araçlarından oluşan kirlilik,
kıyılara yakın kurulan balık çiftlikleri, kıyı inşaat ve atıklarının
denize karışması Deniz kirliliğine neden olan belli başlı faktörler
arasında yer almaktadır. Bütün bu ve buna benzer kirleticilerle
ilgili araştırma yapılmalıdır. Bu unsurlardan denizlerimizin ne
kadar kirlendiği ortaya konulmalıdır.
Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz'de meydana gelen kirlilikle
ilgili önlemlerin alınması konusunda Meclisimize büyük görev
düşmektedir. Yüce Meclisimizin bu görevi yerine getirmesi için
Anayasa'nın 98. ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca bir
Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gerekmektedir.
|
Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19
milletvekilinin, Kahramanmaraş'ta Narlı Ovası'na kurulması planlanan
katı atık depolama tesisinin çevreye etkilerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/145)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Kahramanmaraş İli Pazarcık İlçesi Narlı Ovasına kurulacak olan Katı
Atık Çöp Depolama Tesisinin insan sağlığı başta olmak üzere çevreye,
ekolojik dengeye, tarımsal alanlara ve doğal kaynaklara vereceği
zararların araştırılarak, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasa'nın 98. TBMM İç Tüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri
gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederim.
1)
Fatma Kurtulan (Van)
2)
Ahmet Türk (Mardin)
3)
Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
4)
Emine Ayna (Mardin)
5)
Ayla Akat Ata (Batman)
6)
Sebahat Tuncel (İstanbul)
7)
Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis)
8)
Bengi Yıldız (Batman)
9)
Sırrı Sakık (Muş)
10) M.
Nuri Yaman (Muş)
11)
Özdal Üçer (Van)
12)
Aysel Tuğluk (Diyarbakır)
13)
Pervin Buldan (Iğdır)
14)
Gültan Kışanak (Diyarbakır)
15)
Akın Birdal (Diyarbakır)
16)
İbrahim Binici (Şanlıurfa)
17)
Hasip Kaplan (Şırnak)
18)
Sevahir Bayındır (Şırnak)
19)
Şerafettin Halis (Tunceli)
20)
Osman Özçelik (Siirt)
GEREKÇE
Türkiye'nin en verimli ovalarından biri olan Pazarcık-Narlı
Ovası'nda, bölgedeki sekiz belediyeye ait kentsel ve tıbbi atıkların
depolanacağı bir katı atık depolama tesisi kurulması çalışmaları
hızla sürmektedir. Ülkemizin doğal, tarihi, kültürel ve ekonomik
zenginliğe sahip seçkin yörelerinden biri olan Narlı Ovası'na böyle
bir tesisin kurulacak olması Kahramanmaraş halkı ve çevre örgütleri
tarafından da tepkiyle karşılanmaktadır. Zengin ve sulak tarım
toprakları ile pamuk, buğday, domates, karpuz, patates başta olmak
üzere her türlü sebze ve meyve yetiştiriciliğinin yapıldığı bu
alanın Katı Atık Çöp Depolama tesisi için kullanılacak olması yöre
halkını kaygılandırmaktadır. Son yıllarda zeytinciliğin Avrupa
Birliği'nden alınan teşviklerle hızla yaygınlaşmaya başladığı,
Türkiye'nin toplam biber ihtiyacının yüzde 80'n'inin de karşılandığı
herkesçe bilinen bir gerçektir. Ayrıca bölgede Kurulu Kartalkaya
Barajı ve sulama sistemi ovanın yüzde 90'dan fazlasında sulu tarım
yapılmasını sağlamaktadır. Bu sayede bölgenin neredeyse tamamına
yakın bölümü, 1 'inci sınıf sulanabilir tarım alanı niteliği
kazanmıştır. Pazarcık-Narlı Ovası'nda uluslar arası anlaşmalara
göre, korunması gereken bitki ve hayvan türleri de yaşamaktadır. Çöp
tesisi faaliyete başladıktan sonra yörede havanın, suyun ve toprağın
kirlenmesi ve önemli sağlık sorunlarının yaşanması kaçınılmaz
olacaktır. Depolanacak çöplerinden çıkacak metan gazının yakılacak
olmasından dolayı çöp tesisi, doğal iklim koşullarını da olumsuz
etkileyecektir. Ayrıca zamanla verimli tarım arazileri kullanılamaz
hale gelecek, yörede tarıma dayalı endüstri çökecek ve geçimini
tarımdan sağlayan yöre halkı bundan olumsuz etkilenecektir. Katı
Atık Çöp Deposu'nun kurulduğu yerde çevreye saçılacak zararlı
gazlar, tarımsal üretimde verimi düşüreceği gibi üretilen ürünleri
de insan sağlığı açısından riskli hale getirecektir. Bununla
birlikte tesisin kurulacağı alanın geçirgen bir toprak yapısına
sahip olması nedeniyle, mikroorganizmaların içme sularına karışması
sonucu yöre halkının çeşitli hastalıklarla karşı karşıya kalacağı
aşikardır.
Ayrıca
bölge maden sahası olarak kullanılmakta ve şu anda Nil-Ay İnşaat
Tic. Tur. San. A.Ş. krom madeni çıkarmaktadır. Katı Atık Depolama
Tesisi kurulacak alan Denizli, Halkaçayır, Maksutuşağı köylerine çok
yakın bir mesafede bulunmaktadır. Bölgedeki hâkim rüzgar yönü 10
bini aşkın nüfusa sahip Narlı Kasabasına doğrudur. Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası'nın 56. maddesinde tüm yurttaşlara "sağlıklı
ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı" tanınmıştır. Bu proje bu
maddenin açık bir şekilde ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.
Ayrıca alan askerî tatbikatlar sırasında girişlere kapatılıyor. Bu
sürede çöplerin nasıl ve nerde bekletileceği de belirsizliğini
koruyan bir başka sorun olarak görülmektedir. Diğer yandan bölgede
bir baraj projesi de ihale aşamasındadır. Kahramanmaraş iline bağlı
ilçe, belde belediye başkanları, köy muhtarları ve sivil toplum
örgütleri temsilcileri bu tesisin bu alanda kurulmasına karşı
çeşitli faaliyetlerde bulunmuş ve imza kampanyası başlatmışlardır.
Türkiye'nin en fazla hava kirliliği yaşayan illeri arasında bulunan
Kahramanmaraş'ta kurulacak Katı Atık Çöp Depolama Tesisinin, başta
insan sağlığı olmak üzere ilin ekolojik dengesine; Narlı Ovasının
doğal, tarihî, kültürel ve ekonomik zenginliğine vereceği zararların
yerinde tespiti için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasının
yararlı olacağı kanaatindeyiz.
|
Isparta Milletvekili Haydar Kemal Kurt ve 23
milletvekilinin, Eğirdir Gölü ve Havzası'ndaki çevre sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/146)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Eğirdir Gölü, bilindiği üzere Isparta İli sınırları içinde yer alan
ve Türkiye'nin ikinci büyük tatlı su gölü olan bir su kaynağıdır.
Dünyadaki su kaynaklarının son derece kısıtlı olması ve buna karşın
suya olan talep baskısının hızlı bir şekilde artması göz önüne
alındığında, su rezervlerinin önemi bir kez daha anlaşılacaktır.
Ülkemizde yer alan su havzalarında genelde olduğu gibi, Eğirdir Gölü
ve Havzasında da; fazla su tüketimi, evsel, tarımsal ve endüstriyel
atıkların yol açtığı kirlilik, kontrolsüz avcılık, ötrofikasyon
tehdidi, su bitkileri ve su canlılarının yok olma riski gibi
sorunlar hızla artarak tehlikeli boyutlara ulaşmıştır.
Eğirdir Gölü ve Havzasında hızla artan ve tehlikeli boyutlara ulaşan
kirlilik ve çevre sorunlarının; 'Havza Bazlı Su Yönetimi' esasları
ile tespiti ve çözüm için gerekli önlemlerin alınması amacıyla
Anayasa'nın 98. ve İç Tüzüğün 104. Maddesi uyarınca bir Meclis
Araştırması açılmasını arz eder,
Saygılar sunarız.
1)
Haydar Kemal Kurt (Isparta)
2)
Süreyya Sadi Bilgiç (Isparta)
3)
Mehmet Sait Dilek (Isparta)
4)
Mustafa Demir (Samsun)
5)
Mahmut Dede (Nevşehir)
6)
İbrahim Yiğit (İstanbul)
7)
Mustafa Ataş (İstanbul)
8)
Mehmet Yaşar Öztürk (Yozgat)
9)
Kerem Altun (Van)
10)
Fehmi Hüsrev Kutlu (Adıyaman)
11)
Cemal Taşar (Bitlis)
12)
Halil Aydoğan (Afyonkarahisar)
13)
Mehmet Mustafa Açıkalın (Sivas)
14)
Hasan Kara (Kilis)
15)
İkram Dinçer (Van)
16)
Edibe Sözen (İstanbul)
17)
Cumhur Ünal (Karabük)
18)
Sedat Kızılcıklı (Bursa)
19)
Ayşe Nur Bahçekapılı (İstanbul)
20)
Bayram Özçelik (Burdur)
21)
Hasan Fehmi Kinay (Kütahya)
22)
Mehmet Ceylan (Karabük)
23)
Mehmet Ocakden (Bursa)
24)
Murat Yıldırım (Çorum)
Gerekçe:
Eğirdir Gölü; Eğirdir ilçesi ve Isparta il merkezinin içme ve
kullanma, havzasında yer alan onlarca belde ve köyün tarımsal sulama
ve kullanma suyu talebini karşılayan ülkemizin ikinci büyük tatlı su
kaynağıdır.
Eğirdir Gölü Havzası; sahip olduğu verimli topraklar nedeniyle,
yoğun tarım faaliyetlerinin baskısı altındadır. Tarımsal sulama için
gölden aşırı su çekilmesi, yoğun pestisit ve gübre kullanımı ve
bunların bilinçsizce yapılması (ilaç ve gübre seçimi, kullanım
miktarlarının tespiti, uygulama zamanı ve sayısının belirlenmesi
vb.) tarımsal atıkların havzada kontrolsüzce depolanması (yüzey ve
yeraltı su kaynaklarının yakını ve kuru dere yataklarının tercih
edilmesi) ve kontrol-denetlemenin yeterli olmaması hususları bu
baskıyı artırmaktadır.
Diğer
yandan, göl havzasındaki yerleşimlerin evsel atıkları, havzadaki
yüzey ve yeraltı su kaynakları için tehdit unsuru olmayı artarak
sürdürmektedir. Özellikle yerleşimlerde kanalizasyon sisteminin
yeterli olmayışı ve foseptiklerin tercih edilmesi, arıtma
tesislerinin yeterli olmaması, katı atık ve çöp depolama
sistemlerinde yer seçiminin doğru yapılmaması, havzadaki
yerleşimIere ilişkin kirliliğin tetikleyicisidir.
Havzada gelişen endüstriyel faaliyetler sonucu oluşan atıklar da
önemli bir sorundur. Sanayi tesislerine ait arıtma sistemlerinin
olmaması veya yetersiz kapasiteyle çalışması, kontrol ve denetim
eksikliği sorunu daha da artırmaktadır.
Yine
havza içinde yer alan, göl kıyısındaki sulak alanların kurutularak
verimli tarım arazisi elde etme çabaları, su kalitesi ve havza
klimasını olumsuz etkilemektedir. Ayrıca; su kuşu, balıklar, su
kıyısı ve içi bitkilerin yaşam ortamı yok edilerek biyo çeşitlilik
azaltılmaktadır.
Eğirdir Gölü'nde doğal su döngüsüne yapılan müdahaleler, su
seviyesinde değişimlere neden olmuştur. Arazinin eğimli olması ve
önleyici tedbir alınmaması; erozyon ve sediment taşınmasına, kıyı
boyunca göl tabanının dolmasına neden olmaktadır.
Önceleri, havzada yaşayan yüzlerce ailenin geçim kaynağı olan
balıkçılık; balık türlerinin ve potansiyelinin giderek azalması
nedeniyle ekonomik bir uğraş olmaktan çıkmıştır.
Yukarıda sıraladığımız ve benzer sorunların çözümü için çeşitli
çalışmalar yapılmıştır, halen devam eden çalışmalar da vardır. (TBMM
Dilekçe Komisyonunun 'Eğirdir Gölü ve Çevresinde Yaşanan Çevre ve
Kıyı Sorunlarının Giderilmesi' ile ilgili çalışmalar, Isparta İl
Çevre Orman Müdürlüğü koordinatörlüğünde yürütülen 'Eğirdir Gölü
Yönetim Planı' çalışması, Eğirdir Gölü Özel Hüküm Belirleme
Çalışmaları vb.) Ancak, bugüne kadar sorunlar çözülemediği gibi,
ağırlaşarak devam etmektedir.
Eğirdir Gölü Havzası'nda sorunlar kontrolden çıkmakta ve geri
dönülemeyecek noktaya gelinmektedir. Benzer sorunların çözümünde
başarılı olan ülkelerin ve AB'nin su kaynakları yönetiminde hareket
noktaları 'Havza Ölçekli Yönetim'dir. (Hatta; üyelik müzakerelerini
yürüttüğümüz AB'nin 'Su Anayasası' sayılan "Su Çerçeve Direktifi"nin
en önemli özelliği, havza ölçekli yönetime dayanmasıdır.)
Eğirdir Gölü ve havzasından canlı ve cansız çevre için sağlanan
faydanın devamı amacıyla; doğal ortamın yeniden sağlanması, bunun
için de; gerekli adımların yeni bir bakış açısıyla ve daha fazla
gecikilmeden atılması gerekmektedir. |
|
|
|
Başa
Dön |
|
|