Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular
Kayıp Çocuklar Başta Olmak Üzere Çocukların Mağdur Olduğu Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu (10/090.190,210,235,312,433,438,466,474,496,531,539,558,563,564,565,566,567,568,569,570,
571,572,573,574 )


GENEL KURUL TUTANAKLARI

DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.06
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 61’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmına geçiyoruz. Alınan karar gereğince; 42’nci sırada yer alan, Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur ve 20 milletvekilinin; 126’ncı sırada yer alan, Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 34 milletvekilinin; 143’üncü sırada yer alan, İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 39 milletvekilinin; 167’nci sırasında yer alan, Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 23 milletvekilinin; 239’uncu sırasında yer alan, Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 21 milletvekilinin; 346’ncı sırasında yer alan, Mardin Milletvekili Emine Ayna ve 19 milletvekilinin; 351’inci sırasında yer alan, Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı ve 19 milletvekilinin; 379’uncu sırasında yer alan, Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 24 milletvekilinin; 387’nci sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 28 milletvekilinin; 409’uncu sırasında yer alan, Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 20 milletvekilinin; 444’üncü sırasında yer alan, Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 23 milletvekilinin; 452’nci sırasında yer alan, Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 26 milletvekilinin; 471’nci sırasında yer alan, Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve 29 milletvekilinin ve bugün okunarak bilgiye sunulan, Muş Milletvekili Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 21 milletvekilinin, Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür ve 25 milletvekilinin, Gaziantep Milletvekili Akif Ekici ve 27 milletvekilinin; Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 20 milletvekilinin, Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve 28 milletvekilinin, İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 27 milletvekilinin, İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen ve 21 milletvekilinin, Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur ve 24 milletvekilinin, Manisa Milletvekili Ahmet Orhan ve 22 milletvekilinin ve İstanbul Milletvekili Alev Dedegil ve 20 milletvekilinin kayıp çocuklar başta olmak üzere çocukların mağdur olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin birlikte yapılacak görüşmesine başlıyoruz.

X.- MECLİS ARAŞTIRMASI
A) Ön Görüşmeler

1.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur ve 20 milletvekilinin, çocuk suçluluğu sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/90)
2.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 34 milletvekilinin, Mevsimlik tarım işçiliği nedeniyle eğitim alamayan çocukların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/190)
3.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 39 milletvekilinin, çocuklara yönelik cinsel istismarın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)
4.- Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 23 milletvekilinin, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/235)
5.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 21 milletvekilinin, çocuklara yönelik cinsel taciz ve istismarın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/312)
6.- Mardin Milletvekili Emine Ayna ve 19 milletvekilinin, çocuk işçiliğindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi  Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/433)
7.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı ve 19 milletvekilinin, çocuklarını yetiştirme yurtlarına terk eden ailelerin sorunlarının araştırılarak ailelerin korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/438)
8.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 24 milletvekilinin, çocuk kaçırma olaylarının araştırılarak çocukların korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/466)
9.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 28 milletvekilinin, kayıp çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/474)
10.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 20 milletvekilinin, çocuk kaçırma ve kaybolan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/496)
11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 23 milletvekilinin, kimsesiz çocuklar ile sokakta yaşayan ve çalışan çocukların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/531)
12.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 26 milletvekilinin, çocuk işçiliği sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/539)
13.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve 29 milletvekilinin, kayıp çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/558)
14.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, kayıp çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/563)
15.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 21 milletvekilinin, kaybolan ve kaçırılan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/564)
16.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür ve 25 milletvekilinin, çocuk kaçırma olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/565)
17.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici ve 27 milletvekilinin, kaybolan ve kaçırılan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/566)
18.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 20 milletvekilinin, çocuk kaçırma ve kaybolma olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/567)
19.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, kaçırılan ve kaybolan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/568)
20.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve 28 milletvekilinin, kayıp çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/569)
21.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 27 milletvekilinin, sokakta yaşayan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/570)
22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen ve 21 milletvekilinin, sokakta yaşayan ve dilendirilen çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/571)
23.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur ve 24 milletvekilinin, sokakta yaşayan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/572)
24.- Manisa Milletvekili Ahmet Orhan ve 23 milletvekilinin, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/573)
25.- İstanbul Milletvekili Alev Dedegil ve 21 milletvekilinin, cinsel istismara maruz kalan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/574)

BAŞKAN - Hükûmet? Burada.
Meclis araştırması önergeleri daha önce Genel Kurulda okunduğundan tekrar okutmuyorum.
İç Tüzük’ümüze göre Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.
Konuşma süreleri Hükûmet ve gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar dakikadır.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, önergelerle birlikte, Hükûmet ve gruplar dâhil, 30 arkadaşımızın konuşması söz konusudur. Bunların bir kısmı ayrı ayrı önergeler vermişlerdir, mükerrerdir. Bunun için, bugün itibarıyla şöyle bir uygulama yapacağım: 25 milletvekili arkadaşımızın on dakikadan 250, beş grubunki de yirmişerden 100, toplam 350 dakikalık bir konuşma süreleri vardır. O bakımdan, arkadaşlarımın konuşma sıralarını belirledikten sonra sadece konuşmaları için mikrofonlarını açacağım, ek bir dakikalık vermiş olduğumuz süreyi kullandırmayacağım çünkü o da yaklaşık, aç kapa flan derken, bir saati bulur. Milletvekili arkadaşlarımızın bunu hoşgörüyle karşılayacaklarını ümit ediyorum.
İlk söz, Hükûmet adına Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’a aittir.
Sayın Bakanım, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin geleceği ve yarınlarımız olan çocuklarımızı ilgilendiren bu önemli konuda Mecliste temsil edilen tüm partilerin ortak bir çalışma platformunda buluşmasından duyduğum memnuniyetle sözlerime başlamak istiyorum. Kurulacak araştırma komisyonunun çok önemli çalışmalara imza atacağına duyduğum inançla hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sahip olduğumuz genç nüfus kalkınmamızın en önemli dinamikleri arasında gösterilmektedir. Ülkemizde yaklaşık olarak 24 milyon çocuk bulunmaktadır. Bu sayı pek çok Avrupa ülkesinin nüfusundan daha fazladır.
Anayasa’mız ailenin ve çocuğun korunmasını özel olarak güvence altına almış, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması konusunda düzenlemeler yaparak çocuğa verilen önemi vurgulamıştır. Bundan beş yıl önce yüce Meclisimizce çocuğun yüksek yararının korunması, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınması amacıyla kabul edilen Çocuk Koruma Kanunu’muz uluslararası alanda çağdaş bir norm olarak kabul edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, çocuklar ihmal ve istismara son derece müsait olup zaman zaman suç ve çıkar aracı olarak kullanılmaktadırlar. Literatürde “kayıp çocuk” tanımı genellikle evden kaçan çocuk ve kaçırılan çocuk olmak üzere iki başlık altında ele alınmaktadır. Yasalara göre, evden kaçan çocuklar, evden belirsiz bir süre için kaçan on sekiz yaşın altındaki çocuktur. Çocuk genellikle evden gönüllü olarak ve bir yetişkinin izni olmadan uzaklaşır.
Yine mevcut yasalara göre on sekiz yaşındaki herhangi bir çocuğun ebeveyni, bakıcısı ya da yasal koruyucusu dışındaki bir kişi tarafından izinsiz olarak bulunduğu ev ya da ortamdan uzağa götürülmesi, şehir ya da ülke dışına çıkarılması çocuk kaçırma olarak tanımlanmaktadır. Bu koşullar altında evinden uzaklaştırılan her çocuk kaçırılmış çocuk olarak tanımlanmaktadır.
Çocuk kaçırma sebepleri sıralandığında ortaya uzun bir liste çıkmaktadır. Çocuğun yaşından cinsiyetine, kaçıran kişiye göre sebepler farklılaşmaktadır. Hedef genellikle küçük yaş çocukları olmaktayken, kaçıranlar ebeveyn, akraba, büyük yaş arkadaş ya da tamamen yabancı birisi de olabilmektedir.
Kaçırılan çocukların yaşı büyüdükçe kaçırılma sebepleri de değişmektedir. Dört beş yaşa kadar daha çok duygusal gereksinimlerle gerçekleştirilen kaçırma olayları görülürken, özellikle altı-on dört yaşlar arasında kaçırılan çocukların büyük çoğunluğu suç kurbanı olmaktadır. Özellikle, okul dönemi kız çocukları okul dönemi erkek çocuklarına göre 3 kat daha fazla kaçırılma riski altındadır. Okul dönemi çocuk kaçırma vakalarında çoğunlukla aile yakınları, komşular gibi yabancı yetişkinler rol almaktadır. Bu yetişkinlerin ise genellikle madde kullanımı ve psikiyatrik tedavi gibi süreçlerden geçtiği de bir gerçektir.
Dünyada her yıl yarısı kız çocuğu olmak üzere 2,5 milyon çocuğun kaçırılarak satıldığı, 90 milyon çocuğun sokakta yaşadığı tahmin ediliyor. Milyar dolarlık ticaret olarak da kabul edilen çocuk ticaretinin en önemli kaynağı bazı Afrika, Balkanlar ve güneydoğu Asya ülkeleridir.
Dünyada kayıp çocuk riski yüzde 30, Türkiye’de ise bu oran yüzde 15’tir ancak Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığının hazırladığı Kayıp Çocuklar Raporu, önlem alınmazsa Türkiye’deki riskin de büyüyebileceğini ortaya koymaktadır. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, tüm il insan hakları kurulu başkanlıklarından ilgili kamu birimleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla diyalog kurmalarını, kayıp çocuklarla ilgili durum tespiti yapmalarını, çözüm önerileri geliştirmelerini istemiştir. Altı ay süren çalışma sonunda Türkiye'nin kayıp çocuklar sorununa ilişkin bir rapor hazırlanmıştır. Bu rapora göre çocukların evden kaçma nedenleri arasında erken evlilik, aile içi şiddet, işsizlik, eğitimsizlik önemlidir. Ailede iletişim eksikliği, ailesinden ilgi görmeyen çocukların çabuk kandırılmaya müsait olması, üvey anne-baba,  kardeş sorunu, aile baskısı, kuşak çatışması, kötü arkadaş, başarısızlık, televizyon ile İnternet’in bilinçsiz kullanımı başlıca sebeplerdir. Kaçırılan çocuklar ise evlenme vaadi, fuhuş, organ ticareti, uyuşturucu ticareti veya bir örgütün amaçlarına yönelik faaliyetlerde kullanılmak ya da dilendirilmek için kaçırılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son zamanlarda kamuoyunu sıklıkla meşgul eden kayıp çocukların sayısı konusunda da bilgi vermek istiyorum. Emniyet Genel Müdürlüğümüzün verilerine göre 1997 yılından günümüze kadar toplam kayıp müracaat sayısı 27.594’tür. Yapılan başarılı çalışmalar sonucu 25.937 kayıp çocuk bulunarak ailelerine ve ilgili kurumlara teslim edilmiştir. Şu anda 1.657 kayıp çocuğumuzun emniyet birimlerince aranmasına devam edilmektedir. Bu çocuklarımızdan 590’ı sosyal hizmet kurumlarından izinsiz olarak ayrılıp, kayıp olarak nitelendirilemeyecek çocuklardır; 1.067 çocuk ise ailelerinin yanından ayrılarak geri dönmeyen çocuklardır.
Kayıp çocuklarımızın yaklaşık yüzde 88’i on üç-on sekiz yaş aralığında ve büyük oranda da kız çocuklarıdır. Bunların evlerinden ayrılış nedenleri duygusal ve psikolojik gelgitleri ve aile içi iletişim problemleridir. Erkek çocukların ise daha çok macera hevesi ve iş bulma ümidiyle terk eden çocuklar olduğu değerlendirilmektedir. Kayıp çocukların sadece yüzde 12’si ise sıfır-on iki yaş aralığında olan çocuklarımızdır. Anılan çocuklar sosyal hizmet kurumlarımızdaki açık kapı uygulamasının doğal bir sonucu olarak kimi zaman aileleri kimi zaman arkadaşlarıyla vakit geçirmekte ve kısa bir süre sonra tekrar Kuruma dönmektedirler. Bu çocuklarımız bu ayrılışları itiyat hâline getirmekte ve onlarca defa aynı davranışı sergileyebilmektedirler.
Korunma ve bakım altında bulunan çocuklarımızın zaman zaman kuruluşlarımızdan izinsiz ayrılmalarının nedenlerinin başında özellikle son zamanlarda 5395 sayılı Kanun gereği haklarında bakım tedbiri kararı alınarak kurumlarımıza yerleştirilen çocuk profilinin değişmiş olması gelmektedir. Kuruluşa kabul edilmeden önce genelde parçalanmış ailelerden gelen, suç mağduru olan ve suça yönelen bazı çocukların geçmiş yaşantılarından kaynaklı travmaların neden olduğu psikososyal durumları nedeniyle, yapılan bütün uyum çalışmalarına rağmen, davranış değişikliğini kısa sürede gerçekleştirmek mümkün olamamaktadır. Bu çocuklar genelde suça yönelmeleri ve cinsel istismar mağduru olmaları sebebiyle kendilerini suça iten kişilerin ya da grupların yönlendirmesi ve baskısı, kontrolsüz sokak yaşamının sorumsuzluğu ve cazibesi nedeniyle Kurum bakımını reddetmekte ve kuruluşa teslim edildiklerinde izinsiz olarak ayrılabilmektedirler. Bazı çocuklarımız ise ailelerini özlemekte sık sık ailelerinin yanına gitmekte ve aileleri tarafından zamanında kuruluşlarımıza teslim edilememektedirler.
Kurum olarak bu çocuklar ve aileleriyle aile odaklı mesleki çalışmalar yapılmakta ve ailelere danışmanlık hizmeti verilmektedir. Aileye Dönüş Projesi kapsamında özellikle ailesinin yanında yaşamak isteyen çocukların aileleri, yapılacak incelemede ailenin yanında yaşamalarında bir sakınca olmadığının tespiti hâlinde ekonomik olarak desteklenmekte, yapılan periyodik ziyaretlerle de aile güçlendirilmeye çalışılmaktadır.
Kuruluşlarımızca çocukların kuruluştan izinsiz olarak ayrıldığı andan itibaren her türlü risk ile karşı karşıya kalması ihtimaline karşın çocuğa ilişkin gerekli bildirim en kısa zamanda emniyet birimlerine yapılmaktadır. Yeri tespit edilen çocukların kuruluşa teslim edilmesini gerektiren durumlarda öncelikle il sosyal hizmetler müdürlüğü tarafından yasal işlemler yapıldıktan sonra çocuğun kuruluşa dönme konusunda direnç göstermesi, ailenin çocuğu Kuruma teslim etmeme veya mukavemeti hâlinde ise kolluk kuvvetlerinden destek talep edilmektedir.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gereği Kurumumuz bu çocuklara yönelik hizmetlerinde ve mevzuatında yeni bir yapılanma sürecine girmiştir. 2006 yılından itibaren başlayan bu süreç sonucunda bugün suç mağduru kız çocuklarımıza 19 bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezinde, suça yönelen çocuklarımıza da 6 koruma, bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezinde olmak üzere toplam 25 kuruluşla hizmet vermekteyiz. Hizmet grubunun özelliği nedeniyle bu kuruluşlar 20 ile 40 kişilik daha küçük kapasiteli kuruluşlar olarak hizmet vermektedir. Sayılarının ve hizmetin içeriğinin de ihtiyaca göre arttırılmasına ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarımız devam etmektedir. Bu hizmetin yaygınlaştırılması amacıyla on sekiz yeni kuruluşun yapımı ve inşaatı da devam etmektedir.
Psikososyal yönden travmaya uğramış bu çocuklar ile kuruluşumuzdaki meslek elemanları mesleki çalışma yapmaktadırlar. Kuruluşlarımızın bulunduğu illerdeki psikiyatri kliniklerinde tedavi süreçlerine ivedilikle başlanmaktadır.
Merkezimizdeki meslek elemanları, çocukların aileleri ve yakın çevreleri ile de mesleki çalışmaları yürütmektedirler. Çocukların psikososyal gelişmelerindeki olumsuzluklar bir an önce rehabilite ve tedavi edilmeye çalışılmakta olup çocuklar sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere yönlendirilmekte, eğitimlerini başarılı bir şekilde sürdürmeleri için gerekli takip ve izlenimler sağlanmaktadır.
Çocuklarımızın kurumdan ayrılış ve dönüşlerinin güvenlik birimlerimiz ve sosyal hizmet kurumlarımız tarafından on-line takip edilebilmesi amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğümüz bünyesinde ortak bir veri tabanının oluşturulması konusunda bakanlıklarımız arasında tam bir mutabakat sağlanmıştır. Buna ilişkin Kayıp Çocuklar Ulusal Bilgi Sistemi Projesi Kurumlararası İşbirliği Protokolü, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Bakanlığımca en kısa sürede yürürlüğe konulacaktır. Protokol çalışmaları geçtiğimiz günler içerisinde sona ermiştir.
Bu Protokolle, ülkemizde çocuk kayıplarının önlenmesi, kaybolan çocukların bulunması için sorumlu kurumlar arasında etkin iş birliğinin sağlanması, kaybolma vakalarına ilişkin ulusal bilgi sisteminin oluşturulması, kayıp vakalarının incelenmesi ve nedenlerinin araştırılması, kayıp çocuklardan bulunanlar ve aranmaya devam edilenlerin ailelerinin sorumlu kurumların nezdinde araştırmalar yapılarak yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde etkin iş birliği ile çözüm odaklı uygulamaların ve politikaların geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Böylece, güncel bilgileri içeren veri tabanı sayesinde kayıp çocukların aranması konusunda kurumlar arası gerekli refleksin çok daha kısa sürede ve etkin şekilde oluşturulması sağlanacaktır.
Kayıp Çocuklar Ulusal Bilgi Sistemi Projesi ile kayıp çocuklarla ilgili mevcut kayıt sistemi ve yapılan çalışmalar değerlendirilecek, yeni kayıt sistemine esas olacak üç ayrı bilgi formu ile sağlıklı veri toplanacak, arama işlemlerinde uygulanacak işlemlere standart getirilecektir. Öte yandan, oluşturulacak yeni kayıt sistemiyle toplanacak bilgilerin belli aralıklarla istatistiksel analize tabi tutularak konunun çeşitli yönleriyle değerlendirilmesi de mümkün olacaktır. Bunların dışında, sosyal hizmet kurumlarımıza bağlı kuruluşlarımızdan izinsiz ayrılan çocuklarımızın veri girişleri ve veri düşümleri kuruluşlarımızdan İnternet bağlantısı ile de yapılabilecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerekçeleri her ne olursa olsun, evden kaçan çocukların ailelerine geri dönmelerini ve sağlıklı bir ortamda yaşamalarını sağlamak için yapılması gereken bazı müdahaleler vardır. Bu müdahalelerin işlevsel ve kalıcı olması için öncelikle çocuğun ihtiyacı olan koşulların sağlanması gerekmektedir.
Kayıp çocuklar sorununun çözümü için öncelikle anne babalara yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Alan taraması yapılarak ekonomik, sosyokültürel, psikolojik destek programlarının uygulanması, anne babalara aile içi iletişim, ana babalık eğitimi, sorun çözme ve empati geliştirme eğitimi verilmesi gerekmektedir. Bu konuda Bakanlığıma bağlı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde yönlendirme, bilinçlendirme ve destek çalışmaları yapılmaktadır. 84 toplum merkezimizde, açılışlarından bugüne kadar, 657.673 kişi ile 44 aile danışma merkezimizde ise 74.558 kişi ile görüşülmüş ve eğitim programlarından yararlandırılmıştır.
Bu çalışmalar kapsamında pek çok sivil toplum kuruluşuyla iş birliği yapılmış ve çalışmalar desteklenmiştir. Ancak bunların daha da artırılması ve farklı kamu kurum ve kuruluşlarıyla daha yoğun bir iş birliği hâlinde sürdürülmesi ihtiyacı da görülmektedir.
Çocuklar için sağlanması gereken koşullar sadece ev yaşantısı için geçerli değil elbette. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde korumamız altında olan çocuklarımızın da ihtiyacı olan koşulları sağlamaya çalışıyoruz. Evden, aile içi iletişim problemleri nedeniyle evini terk eden çocuğun bakımevinde tutulabilmesi, dünyada olduğu gibi bizde de çok kolay olmamaktadır. Bu sebeple öncelikle çocuğun evden kaçış sebepleri üzerinde durulmakta, daha sonra çocuğun ihtiyacı olan koşullar sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu çerçevede, Bakanlığıma bağlı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde reform niteliğinde yeni hizmet modelleri geliştirilmiştir. Çocuklarımızın kendi aileleriyle yaşamlarını sürdürmeleri SHÇEK’in her zaman öncelikli politikası olmuştur. Hükûmetimiz döneminde başlatılan Aileye Dönüş Projesi’yle 6.319 çocuğumuz aileleri yanına döndürülmüştür. 2002 yılında ailesi yanında desteklenen 1 çocuk için ayrılan sosyal destek miktarı 79 lira iken bugün eğitim, giyim, harçlık da eklendiğinde ortalama 380 liraya ulaşmıştır. Ailesi yanına döndürülen 6.319 çocuğa ek olarak 20.559 çocuğumuz da bu sosyal destek imkânından yararlanmaktadır.
Kurum bakımında olan çocuklarımızın yaşamlarını daha sağlıklı bir ortamda sürdürebilmeleri için en fazla 12 çocuğumuzun barındığı Sevgi Evleri Projesi’ne de hızla devam ediyoruz. Bu kapsamda valilikler, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve hayırseverlerle işbirliği yapılarak on sekiz sevgi evi sitesinde villa tipi evlerde hizmet verilmektedir. Hâlen 1.444 çocuğumuz bu aile sıcaklığındaki evlerde yaşamlarını sürdürmektedirler. 2010 yılında on bir sevgi evi sitesini daha hizmete açmayı planlıyoruz.
Korumamız altında olan çocuklarımızın sosyal hayatta daha etkin olarak yer alan, üretken, aktif ve katılımcı birer vatandaş olmalarını sağlamak amacıyla tercihen şehir merkezlerinde ve okullara yakın apartman dairelerinde 6 ya da 8 çocuğumuzun bir arada kaldığı çocuk evleri modelini de yaygınlaştırmaktayız. Bugün itibarıyla hizmet veren 172 çocuk evimizde 996 çocuğumuz yaşamaktadır. Bu yıl içinde seksen yeni çocuk evinin daha açılması programımız dâhilindedir. Hâlen hizmet vermekte olan yurt ve yuvalarımızın fiziki şartları da iyileştirilmiştir. Yurtlarımızın tamamında yakınında koğuş tipinden müstakil oda sistemine geçilmiştir. Bu yeni bakım ve hizmet modellerimizin çocuklarımız ve gençlerimiz üzerinde çok olumlu etkisi olduğunu da okul başarıları ve davranışlarında görmek mümkündür.
Ayrıca, Kurumumuzun koruması ve bakımı altındaki gençlerimizi iş hayatına hazırlayıcı sorumluluklar kazandırmak üzere mesleki eğitim ve kurslar da veriyoruz.
Çocuk Hakları Sözleşmesi, bireyi on sekiz yaşına kadar “çocuk” olarak tanımlamıştır ancak kuruluşlarımızda on sekiz yaşına kadar kalan çocuklarımızın bu yaş bitiminde hemen Kurumla ilişkisi kesilmemektedir. Ortaöğretime devam eden çocuklarımız üniversiteyi bitirinceye kadar, üniversiteye devam eden çocuklarımız yirmi beş yaşına kadar korumamız altında kalmaktadır. Diğer çocuklarımız ise mesleki eğitime yönlendirilmektedir. Ayrıca, kimsesi olmayan ve henüz işe yerleşmemiş kız çocuklarımız için de koruma kararı esnek bir şekilde, ucu açık olarak sürdürülmektedir.
3413 sayılı Yasa gereği koruma altında bulunan ve on sekiz yaşını tamamlayan 30.896 gencimiz Ekim 2009 itibarıyla kamu kurum ve kuruluşlarında işe yerleştirilmiştir. Ayrıca, kurumlara yönelik olarak genel anlamda başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere emniyet birimleri, SHÇEK, yerel yönetimler ve medya arasında koordinasyon ve iş birliği kurularak, çocuklar ve ailelerine rehberlik ve bilgilendirme dışında verilmekte olan hizmetlerin eş güdümle sürdürülmesi için de çalışmalarımız sürdürülmektedir.
Değerli milletvekilleri, kayıp çocuklar konusunda kolluk birimlerimizin yoğun bir çaba sarf ettiği hepinizin malumudur. Kayıp çocuklarla ilgili olarak müracaat anından itibaren derhal çalışmalara başlanarak, gerek fiziki ve teknik olarak gerek İnternet aracılığıyla ülke genelinde çocukların aranması sağlanmaktadır.
2009 yılının ekim ayında seksen bir ilimizin çocuk şube müdürleri bir araya getirilerek İçişleri Bakanlığı tarafından Kayıp Çocuk Rehberi oluşturulmuştur. Bu rehberle, kayıp çocukların bulunması amacıyla yürütülecek iş ve işlemlerde standartlaşma sağlanması ve araştırmanın bütün boyutlarıyla gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Rehber, çocuğun bulunmasından sonra yapılacak iş ve işlemleri de içermektedir; ayrıca, yürütülen faaliyetler sırasında karar alma mekanizmaları ve kurumlar arası işbirliğine yönelik açıklamalarda bulunmaktadır. Kayıp çocuklarımız için Alo 183 Sosyal Hizmet Yardım Hattı ile Alo 150 BİMER Hattı ve Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığına bağlı telefonlara başvuruda bulunulması, Türk Ceza Kanunu’nun 104’üncü maddesinde geçen on beş-on sekiz yaşındaki mağdura yönelik cinsel eylemlerin takibinin şikâyete tabi olmaktan çıkarılması kayıp çocuk sorununun çözümünde etkili olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bakanım, izin verirseniz almış olduğum kararı baştan uygulayayım. Kusura bakmayın.
DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) – Peki, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Evet, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çocuk kaçırma, kaybolan çocuklar, çocukların hak ihlalleri konusunda bir Meclis araştırması açılması konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Hak, bir şeyi yapma veya başkalarından bir şey yapmaları, belirli bir şekilde davranmalarını isteme yetkisidir. Hukuk ise toplumsal hayatı düzenleyen ve uyulması zorunlu kurallar bütünüdür. İnsan haklarına saygı tüm hukuk sistemlerinin temelinde bulunması gereken bir değerdir. Hukuk sistemlerinde çocuklara özgü düzenlemeler yapılmalıdır. Çocuk haklarının gerçekleşmesi, hiçbir ayrım olmaksızın herkesin çocuklara karşı yükümlülüklerini anlamak, bu sorumluluklara saygı göstermek ve en önemlisi de bu görevler doğrultusunda hareket etmesiyle mümkün olacaktır. Bu çerçevede yüce Meclisin çocuklarla ilgili bir araştırma komisyonu kurmak istemesini çok önemsiyorum.
Bir toplumun geleceği için ne yaptığı öğrenilmek istenirse ilk önce o toplumdaki çocukların durumuna bakmak gerekir. Bir devletin ne kadar gelişmiş olduğunu anlamak için de o devletin çocuk politikasına ve çocuklarının durumuna bakmak yeterli olacaktır. Toplumsal yapılanmada en güçsüz ve bakıma muhtaç olan çocukların geleceği yetişkinlerin elinde iken devletlerin geleceği de çocukların elindedir. Çocuklar son derece önemli iken ne yazık ki en fazla şiddete ve sömürüye maruz kalan kesim olmaktadır. Üstelik çocuklarımızı tehdit eden risklerin her geçen gün daha da arttığını görmekteyiz. Bu ortamda çocuklara yönelen tehditleri ortadan kaldırmak, çocuklarımıza iyi eğitim olanakları sağlayarak onları geleceğe hazırlamak bizlerin başlıca görevi olmalıdır. Bir devletin geleceğini garanti etmek adına çocukları korumak birincil hedefi olmalıdır.
“Çocuk koruma” acil ve son derece önemli konuları içeren bir kavramdır. Bu konuların çoğu ekonomik faktörlerle ilişkilendirilmektedir. Gelirin adaletsiz dağılımı, hem ihtiyaçlarını karşılama hem de eğitim olanaklarına ulaşma konusunda çocukların önüne engeller koymaktadır. “Çocuk koruma” kavramı içine dâhil edilebilecek diğer konular okulda ve evde görülen şiddet, sosyal değerler, normlar ve gelenekler gibi çeşitlendirilebilir. Teknolojinin gelişmesiyle bunlara son eklenen de çocuk pornografisidir. Uluslararası ölçekte ise çeşitli nedenlerle yapılan çocuk ticareti ve çocukların seks işçiliğine zorlanması da gördüğümüz durumlardan bazılarıdır.
Ülkemizde yaşanan çocuk kaçırma vakaları ise geçtiğimiz Şeker Bayramı’nda Kayseri’de 3 çocuğumuzun kaybolmasıyla ülke gündemine yerini kayıp çocuklar olarak aldı. Konunun, gerek kamuoyunda gerek Meclis çatısı altında hassasiyetle ele alınması önemli çünkü kalkınmış ülkeler seviyesine ulaşmamız çocuklarımıza ve tüm toplumsal bireylere özgür ve güvenli bir yaşam alanı sağlamakla olur.
Şimdi, biz, Meclis çatısı altında Çocuk Hakları İzleme Komitesi olarak bir komite kurduk. Bu Komitenin 8 milletvekili üyesi var. Bu Komitemiz Kayseri’de bu olay yaşanır yaşanmaz hem kayıp çocukların durumu hem de çocuk ihlalleri, diğer çocuk hak ihlalleri konusunda çalışmalar yaptı. O günden bugüne yaptığımız çalışmalarda kayıp çocuklar ile ilgili olarak karşımıza çıkan en önemli sorunun kurumlar arasındaki çalışmayı sağlayacak ve düzenleyecek, kolaylaştıracak bir ortak tanımın olmadığıydı yani “kayıp çocuk” deyince kim kayıp çocuktur bunun açık bir tarifi yok, bu, cevapsız kalıyor. Dolayısıyla da kurumlar birbirinden habersiz sonuçlar veriyor. Örneğin Başbakanlık İnsan Hakları Merkeziyle Emniyet Genel Müdürlüğünün verileri arasında farklılıklar var.
Şimdi, “Kimler kayıp çocuktur?” sorusunu cevaplamaya çalıştığımızda, önce iki boyuta ayırmak istiyorum. Birincisi, ev ya da barınma ortamının olumsuzluğu sebebiyle çocukların bu ortamdan kendi istekleriyle ayrılması yani ailenin rızası olmadan ama kendi isteğiyle ayrılması ama akıbeti de belli olmayan çocuklardır. Bunlar barınma ortamındaki, evdeki olumsuz koşullar sebebiyle uzaklaşıp sokağa itilen çocuklar ve bu çocukların tabii ki güvenli bir ortama ulaşmalarını sağlamak bizim görevimiz çünkü bu çocuklar ensest, cinsel istismar, ticari cinsel sömürü, aile içi şiddet, ekonomik sömürü, çocuk evlilikleri gibi çeşitli sebepler ve ilgisiz, sevgisiz bir ortamda büyümek zorunda bırakılmak nedeniyle aidiyet duygusunu kaybetmekte ve kendilerini sokağa atmaktadırlar ve bu çocuklar da “sokak çocuğu” olarak adlandırılmaktadır. Bu çocuklar sokaklarda çeşitli tehlikelerle karşı karşıya kalmaktadır ki, geçtiğimiz günlerde beş yaşındaki bir çocuğun yaşadığı olay da hepimizin gözlerinin hâlâ önündedir.
Şimdi, bu çocuklarımız ihmal, istismar, sömürü ve ayrımcılıktan uzaklaşmış bir ortamda büyümelidir. Bu ortamı nasıl sağlayacağız? Bu ortamı sağlamak hepimizin görevidir. Bu ortamı sağlamak için çocuk hak ihlallerinin ne olduğunu çocuklara ve büyüklere öğretmek de bizim görevimizdir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “kayıp çocuklar” başlığı altında incelenmesi gereken bir diğer grup da kendi rızası dışında ev ya da barınma ortamından uzaklaşan akıbeti bilinmeyen çocuklar, Kayseri’deki kayıp çocuklar gibi.
Şimdi, bu tür olaylar toplumda ardı ardına ortaya çıkınca kamuoyunda da bir sıkıntı yaşanmakta ve herkes, çocuklarının akıbeti ne olacak diye korkmaktadır. Kayıp çocuklara ilişkin mutabakata varılan son sayı, Sayın Bakanın da söylediği gibi 1.657’dir ve bu 1.657 kayıp çocuğun neredeyse yarısı da Sayın Bakanın sorumlu olduğu SHÇEK kurumundan ayrılan çocuklarla ilgilidir ki Sayın Bakan bu konuda bize önemli bilgiler verdi. Tabii bizim, hepimizin yüreğini acıtan da daha çok budur, çünkü bizim devletimizin koruması altına verilmiş olan çocuklarımıza hepimizin sahip çıkması gerekir. Eğer biz bu çocuklarımıza sahip çıkamıyorsak, sorun yaşıyorsak, bu hakikaten önemli bir konudur, çünkü bu kayıp çocuklar meselesi gündeme geldiğinde Sayın Bakana bir soru yöneltildi: “Siz bu konuda ne yapıyorsunuz?” diye, Sayın Bakan da “Bu, emniyetin işidir.” dedi. Bunu ben televizyonda izleyince gerçekten çok üzüldüm ve şok oldum Sayın Bakan çünkü bunu, böyle bir cevap vermenizi beklemiyordum, hatta size bir mektup da yazdım. Bu çocuklar hepimizin çocukları, bundan hepimiz sorumluyuz. Kaldı ki Sayın Bakanım, siz en çok sorumlusunuz. O nedenle, orada bir yanlış anlama olduğunu ümit ediyorum. Bu konuda bir açıklık da getirirseniz çok mutlu olacağım çünkü hakikaten çok önemli hepimiz için; bunlar önemli konular.
Şimdi, çocuklar kendi rızaları dışında ailelerinden kaçırıldığı zaman, niçin kaçırılıyorlar? Baktığımız zaman, bize verilen bilgilerde, velayetle ilgili anlaşmazlıklar oluyor anne-baba arasında, o nedenle kaçırıldığı söyleniyor, yasa dışı biçimde kaçırıyorlar çocuklarını. Dilendirilmek üzere ya da başka sebeplerle kandırılıp kaçırılıyor ya da kaçırılıyor çocuklar. Cinsel amaçlarla kaçırılıyorlar, fuhşa ve pornografiye itiliyorlar. Zorla evlendirilmek için kaçırılıyorlar. Bir de bebekler evlat edinme sebebiyle kaçırılıyorlar. Kamuoyunda çok sıklıkla dile getirilen, çocukların organ nakli sebebiyle kaçırıldığı konusunda da birtakım şüpheler var. Bu konuda, hekim arkadaşlarımız, öyle çocuğun hemen kaçırılıp organının alınamayacağını söylüyorlar ama kamuoyunda da böyle bir korku ve kaygı var. Böyle bir komisyonun kurulması bu tür kaygıların ortadan kaldırılması açısından da önemli olacaktır diye düşünüyorum çünkü bütün bunlar etraflı olarak incelenip kamuoyuna Parlamento tarafından bilgi sunulduğunda kamuoyu da kendisini bu açıdan rahatlatacaktır.
Şimdi, eğer bu konuya, kayıp çocuklar konusuna kalıcı çözümler getirmek istiyorsak eksikliklerimizi açık yüreklilikle ifade etmemiz lazım. Nedir bizim eksikliklerimiz?
Bir kere, bizim ülkemizde ciddi bir kayıt sorunu var. Doğumla birlikte nüfusun kayıt altına alınabildiğini söylemek çok mümkün değil, yani bazı çocuklarımız maalesef doğduktan sonra nüfusa kayıdettirilmiyor. Bu, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 7’nci maddesine de aykırı, o nedenle buna çok daha fazla dikkat etmemiz gerekmektedir.
Ayrıca, sokakta yaşayan çocuklarla ilgili de gerçekten hepimizin çok dikkatli olması lazım çünkü bu çocuklarla ilgili bir sorun olduğu zaman hepimiz dikkat kesiliyoruz ama sonra bunları unutuyoruz, bu çocuklarımızı unutuyoruz, ne şartlarda yaşadıklarını unutuyoruz. O nedenle daha önce bizim Meclisimizde 22’nci Dönemde de sokakta yaşayan çocuklarla ilgili bir araştırma yapıldı, çeşitli önlemler ileri sürüldü ama aradan geçen sürede bu sorunu hâlâ maalesef çözemedik, hâlâ çözülmeyi bekleyen bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Ekonomik koşullar nedeniyle kırsal alandan kente göç eden ailelerin çocuklarının da sokağa daha hızlı itildiğini biliyoruz, dolayısıyla bu sorunu da bizim çözmemiz gerekiyor. Yani göçle gelenlerin sorunlarını çözmek gerekiyor çünkü bu insanlar bulundukları yerlerde tarımla uğraşıyorlardı, çocukları da onlara yardım ediyordu ama kırsaldan kente geldiklerinde artık işsiz kalıyorlar. İstatistiklere baktığımızda ülkemizdeki işsizlerin oranı da son derece yüksek. Kasım ayı istatistikleri yeni çıktı, yüzde 13,1, ki bu rakam iş aramayanların, iş aramaktan vazgeçenlerin sonucu değil. Dolayısıyla, işsizlik, ekonomik sorunlar çocukların sokağa itilmesine daha çok sebep oluyor, bu da çözülmesi gereken bir sorun. Yani biz, çocuklarımızın sorununu çözmek için ailelerin sorunlarını çözmeliyiz, ekonomik olarak aileleri güçlendirmeliyiz.
Çocukların korunmasında ailelerin, eğitimcilerin, emniyet kuvvetlerinin ve en önemlisi parlamenter olarak bizim çok büyük sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum. Bu sorumluluklarımızı yerine getirmek için de yoğun bir şekilde çalışıyoruz hepimiz.
Çocukların korunması bizler için hem vicdani bir görev hem uluslararası hem de ulusal bir zorunluluk çünkü Birleşmiş Milletlerin 2002 yılında düzenlenen özel oturumunda, çocuklarla ilgili özel oturumunda sonuç belgesinde “Çocuklar İçin Uygun Bir Dünya” başlıklı bir bildirge yayınlandı. Burada tüm kız ve erkek çocukların çocukluklarını yaşayabilecekleri, sevildikleri, saygı ve özen gördükleri, emniyet ve refahlarının en önemli konu olarak görüldüğü, sağlık ve barış içinde ve haysiyetle gelişebilecekleri bir dünya inşa etmeyi taahhüt etmişlerdir.
Yine, ülkemizin imza attığı çeşitli uluslararası belgelerde de çocuk kaçakçılığının, çocuk ticaretinin önlenmesi taahhüt edilmiştir.
Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 35’inci maddesi de “Taraf devletler, her ne nedenle ve hangi biçimde olursa olsun, çocukların kaçırılmaları, satılmaları veya fuhşa konu olmalarını önlemek için ulusal düzeyde ve ikili ve çok yanlı ilişkilerde gereken her türlü önlemleri alırlar.” hükmünü içermektedir.
Çocuk kaçakçılığını ve bu niyetle gerçekleştirilen çocuk kaçırmalarını önlemek amacıyla hangi amaçla olursa olsun her türlü çocuk kaçakçılığının Ceza Yasası kapsamında ağır hükümlerle ele alınması şarttır. Maalesef bizim Ceza Kanunu’muzda bu tür hükümler yoktur. Ceza Kanunu’muzda bu tür hükümler olmadığı için… Ayrıca, tam bir tanım da yapılmamıştır, özellikle çocuğa yönelik şiddetin cezalandırılması konusunda da tam bir tanım yoktur. Dolayısıyla bu suçu işleyenler de bir anlamda cezasız kalmaktadır. Belki, açılacak, çalışmaya başlayacak olan bu komisyonumuz bu tür kanunlardaki eksiklikleri de görerek bu eksikliklerin giderilmesi yönünde de Meclisimize öneriler sunabilir çünkü bu suçun ağırlığını yansıtan hükümlerle cezalandırılmaları gerekir suçu işleyenlerin. Hukuki çerçeve, kaçakçılığa konu olan çocukların yetişkinlerle aynı olmayabilen özel korunma ihtiyaçlarını yansıtacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. İdari veya hukuki usullerde kaçakçılığa konu olan kişinin yaşı hakkında herhangi bir şüphe olduğunda bu kişi çocuk olarak kabul edilmeli ve uygun korumadan yararlanmalıdır. Çocuk kaçakçılığı ve satışı konusunda evrensel yargı yetkisine geçerlilik kazandıracak mevzuat kabul edilmeli ve ulusal yargıda görev yapan kişilerin bu konularda özel eğitim almaları sağlanmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuştuğumuz araştırma önergelerinin ortak özelliği çocuk haklarına ilişkin yoğun hak ihlalleriyle ilgili olmalarıdır. Bu nedenle, önerim, kurulacak olan komisyonun çocuk hak ihlallerini incelemesidir çünkü yukarıda da değindiğim gibi, çocukların sokağa itilmeleri ya da kaçırılmalarının temelinde çeşitli hak ihlalleri yatmaktadır. Barınma hakkı, eğitim hakkı, beslenme hakkı gibi temel çocuk hakları ihlal edilmektedir. Mesele, yalnızca çocukların kaçırılması değildir yani sadece kayıp çocuklarımız, bizim çocuklarımızla ilgili sorunumuz değildir. Önemli bir sorundur, pek çok ailenin yüreği yanmaktadır ama çocuklarımızı ilgilendiren çok önemli hak ihlalleri mevcuttur. Bu hak ihlallerini ortadan kaldırmak bizim Parlamentomuzun görevidir, buna yol göstermek Parlamentomuzun görevidir. Örneğin, çocuk evlilikler, küçük yaşta yapılan evlilikler bizim ülkemizin bir sorunudur; bu bir hak ihlalidir. Çocukların sokağa itilmesi, sokakta yaşamaya zorlanması; bu bir hak ihlalidir.
Tarım işçisi çocuklar: Tarım işçisi çocuklarımız çok küçük yaşlarında çalıştırılmakta ve eğitim hakkından mahrum kalmaktadırlar. Dolayısıyla, kaliteli bir geleceğe sahip olmaları engellenmektedir.
Çocuk yaşta çalıştırılan işçiler, çocuk işçiler: Bu, ülkemizde çok önemli bir sorun. Bugün pek çok çocuk olmaması gereken yerde, yapmaması gereken yerde kayıt dışı çalıştırılmaktadır. Pek çok yerde büyükler işten çıkarılmakta, onların işini küçücük, oynaması gereken, okula gitmesi gereken çocuklar yapmaktadır ama maalesef, bu konuya da henüz ülkemizde bir çözüm bulunmuş değildir. Bu çocuklar en temel haklarından mahzun kalmaktadırlar.
Çocuklarımızda madde bağımlılığı artmaktadır. Takip ediyoruz, basınımızdan, çeşitli araştırmalardan, madde bağımlılığı okullarımızdaki çocuklar arasında artmaktadır. Bu konuda Meclisimizde bir araştırma da yapıldı. Demek ki daha çok çalışmamız gerekiyor, daha kurumsal, daha bilimsel, daha çok geniş araştırmaların yapılmasına ihtiyacımız var.
Bu örnekleri artırmamız mümkün, pek çok örnek verebiliriz, benden sonra konuşacak arkadaşlarım bu konuda pek çok örnekler verecekler. Örnek çok, maalesef örnek çok; çocukların hak ihlalleriyle ilgili maalesef örnek çok. O nedenle, biz parlamenterler olarak, çocuklarımızın eşit ve güvenli bir çocukluk ortamını yaşayabilmelerini sağlayabiliriz. Bu bizim tarihî sorumluluğumuz, bu sorumluluğu almak bu komisyonun kurulmasıyla olacak. O nedenle, ben bu komisyonun kurulmasını yürekten destekliyorum, özellikle de Çocuk Hakları Komitesinde çalışan bir parlamenter olarak gerçekten bu komisyonun kurulmasını çok destekliyorum, ama tekrar ediyorum: Bu komisyonun adının mutlaka “çocuk hak ihlalleri komisyonu” olması gerekiyor.
Bu düşüncelerle, kurulacak olan komisyonun çalışmalarının çocuk hak ve özgürlüklerini iyileştirmesini diler, beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erbatur.
DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, biraz önce konuşan Hatip Sayın Erbatur, ifadelerinde Sayın Bakanın konuşmasıyla ilgili atıfta bulundu.
Sayın Bakanım, açıklama yapacaksınız.
Buyurun efendim.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
4.- Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın, Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, Bakanlığına bağlı kurumlardaki çocukların korunması ve kollanmasıyla ilgili sorumluluklarını yeterince yerine getirmediklerini ima eden ifadelerine ilişkin  açıklaması

DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Erbatur, kayıp çocuklarla ilgili konuşmasında, Bakanlığıma bağlı kurumlardaki çocukların korunması ve kollanmasıyla ilgili sorumluluklarımızı yeterince yerine getirmediğimizi ima eden bir cümle kullandı.
Bizim kurumlarımız sadece yurtlardan ve yuvalardan ibaret değil. Bizim, aynı zamanda aileleri tarafından sokağa terk edilmiş, suça itilmiş çocukları rehabilite ettiğimiz ve barındırdığımız kurumlarımız var. Ayrıca, yurtlarımız ve yuvalarımız da etrafı tel örgüler ve duvarlarla çevrili, çocukları hayattan izole eden, soyutlayan, hapishane tarzında binalar değil. Bizim çocuklarımız hayatın içerisinde yaşıyorlar, okula gidiyorlar, yüzde 90’ından fazlasının ailesi var, ailelerinin yanına tatile gidiyorlar, hafta sonu izne çıkıyorlar, meslek edindirme kurslarına ve okullara gidiyorlar, açık kapı sistemi. Dolayısıyla, ailesinin yanında kalan bir çocuk dışarıda ne kadar tehlikelere maruzsa bizim çocuklarımız da o kadar maruz. Ve dönmeleri gereken saatte dönmedikleri takdirde, hemen emniyet mensuplarıyla irtibata geçmek suretiyle çocuklarımızın aranması ve bulunması konusunda hassasiyetimizi ve duyarlılığımızı gösteriyoruz. Önümüzdeki günlerde hazırladığımız ve imzalayacağımız protokol de bunu biraz daha geliştiren, bu konudaki hassasiyeti artıran bir çalışma.
“Kayıp çocuklarla ilgili ne yapıyorsunuz? diye bir soru sorulduğunda, Biz ilgilenmiyoruz, ben ilgilenmiyorum, emniyet mensupları ilgileniyor.” şeklinde bir cevap verdiğimi söylediniz. O, verdiğim cevabın içinde geçen bir cümledir. Bizim sorumluluğumuz bize teslim edilen çocukları koruma ve bakım altına almaktır ancak kaybolmuş çocukları bulmak ve teslim etmek emniyet mensuplarının görevidir. Benim söylediğim odur. Orada, öyle zannediyorum, sadece içinden tek bir cümleyi çekmiş olmaktan kaynaklanan bir yanlış anlama oldu.
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yanlış anlama değil Sayın Bakanım…
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bir sorun olduğu için kuruyoruz, sorun yoksa niye kuruyoruz o zaman?
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
X.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)
A) Ön Görüşmeler (Devam)
1.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur ve 20 milletvekilinin, çocuk suçluluğu sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/90) (Devam)           
2.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 34 milletvekilinin, Mevsimlik tarım işçiliği nedeniyle eğitim alamayan çocukların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/190) (Devam)
3.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 39 milletvekilinin, çocuklara yönelik cinsel istismarın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)  (Devam)
4.- Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 23 milletvekilinin, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/235) (Devam)
5.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 21 milletvekilinin, çocuklara yönelik cinsel taciz ve istismarın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/312)  (Devam)
6.- Mardin Milletvekili Emine Ayna ve 19 milletvekilinin, çocuk işçiliğindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi  Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/433) (Devam)
7.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı ve 19 milletvekilinin, çocuklarını yetiştirme yurtlarına terk eden ailelerin sorunlarının araştırılarak ailelerin korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/438) (Devam)
8.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 24 milletvekilinin, çocuk kaçırma olaylarının araştırılarak çocukların korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/466) (Devam)
9.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 28 milletvekilinin, kayıp çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/474) (Devam)
10.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 20 milletvekilinin, çocuk kaçırma ve kaybolan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/496) (Devam)
11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 23 milletvekilinin, kimsesiz çocuklar ile sokakta yaşayan ve çalışan çocukların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/531) (Devam)
12.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 26 milletvekilinin, çocuk işçiliği sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/539) (Devam)
13.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve 29 milletvekilinin, kayıp çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/558) (Devam)
14.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 milletvekilinin, kayıp çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/563) (Devam)
15.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 21 milletvekilinin, kaybolan ve kaçırılan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/564) (Devam)
16.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür ve 25 milletvekilinin, çocuk kaçırma olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/565) (Devam)
17.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici ve 27 milletvekilinin, kaybolan ve kaçırılan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/566) (Devam)
18.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 20 milletvekilinin, çocuk kaçırma ve kaybolma olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/567) (Devam)
19.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, kaçırılan ve kaybolan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/568) (Devam)
20.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve 28 milletvekilinin, kayıp çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/569) (Devam)
21.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 27 milletvekilinin, sokakta yaşayan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/570) (Devam)
22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen ve 21 milletvekilinin, sokakta yaşayan ve dilendirilen çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/571) (Devam)
23.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur ve 24 milletvekilinin, sokakta yaşayan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/572) (Devam)
24.- Manisa Milletvekili Ahmet Orhan ve 23 milletvekilinin, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/573) (Devam)
25.- İstanbul Milletvekili Alev Dedegil ve 21 milletvekilinin, cinsel istismara maruz kalan çocuklar sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/574) (Devam)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Şenol Bal.
Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çocuk kayıplarının nedenleri ve alınacak tedbirler konusunda –özetliyorum başlığı- çok sayıda verilmiş olan Meclis araştırma önergeleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Sayın milletvekilleri, Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı kayıp çocuk sayısını geçtiğimiz günlerde, 27 Ocak 2010 tarihinde açıkladı. 1.661 çocuk kayıp. Bu çocukların 1.016’sının kız çocuğu olduğu ifade edildi.
Değerli milletvekilleri, 2009’un ilk dokuz ayında 1.078 çocuk kayboldu. Her bölgeden çocuklar kayboluyor. Başta İstanbul, İzmir; işte, İstanbul’da 154, İzmir’de 133, Mersin’de 84, Diyarbakır, Kayseri, Muş, Şanlıurfa, devam edip gidiyor.
Ailesinden ve devletin koruma kurumlarından zorla kaçırılan veya kandırılarak kaçırılan, kendiliğinden kaçan, kaybolan ve bulunamayan çocukların sayısı 2009’da 2’ye katlanmıştır.
Bu verilen rakamlar ailesi ve koruma altındaki kurumlardan yapılan ihbarlar neticesinde emniyet kayıtlarına geçmiş çocuk sayısı. İhbar edilmeyenler bilinmiyor. Verilen kayıp çocuk sayısının sağlıklı olmadığını yetkililer kendileri itiraf ediyor çünkü kurumlar arasında iletişim yok, mutabakat yok.
Bu çocukların izlerine neden rastlanmıyor değerli milletvekilleri? Niye bulunamıyorlar? Bu çocuklar kimin elinde, kimlerin elinde? Ticari cinsel istismar çeteleri mi bu çocukları kaçırıyor? Uluslararası organ mafyası tarafından mı kaçırılıyorlar? Terör örgütleri mi bu çocukları kullanıyor? Suç örgütlerinin ağına mı düşüyorlar? Veya bir kısmı, sokakta yaşayan çocukların arasına mı karıştılar? Bu soruları çoğaltmak mümkün. Bu kayıp çocukları bulmak için nasıl bir yol izleniyor? Bu soruların cevabını aramak durumundayız.
Sayın milletvekilleri, biraz önce Sayın Bakan da açıkladı, dünyada her yıl 2,5 milyon çocuk kaçırılıp satılıyor, yarısı da kız çocuğu. Fuhuş ticareti, organ mafyası, uyuşturucu mafyası, suç örgütleri, terör örgütleri, dilencilik ve benzeri… Çocukların karşı karşıya olduğu tehlike çok büyük.
Türkiye'de özellikle 2009 yılında artış gösteren çocuk kayıplarını bir an evvel ele alıp çözüm üretmek mecburiyetimiz var. Ailesi yanında yaşayan çocukların zorla ve hile ile kaçırılması veya evinden kaçması; yine devletin korumasındaki bakıma muhtaç çocukların barındıkları yurtlar, yuvalar ve rehabilitasyon merkezlerinden kaçması; aynı zamanda, bölge farklılıkları ve özellikleri; ayrı ayrı ele alınıp çok detaylı değerlendirilmesi gerekiyor.
Kaybolan çocuklar ile ilgili bir kayıp çocuk veri tabanımız hâlen oluşturulamamıştır, her ne kadar -Sayın Bakan biraz önce ifade etti- bir protokol imzalanmış olmasına rağmen, o protokolün metnini biliyoruz, yeterli değildir. Özellikleri, kaçırılma şekli, kaçma şekli, aile yapısı; irtibatları, takip edilecek bir sistem oluşturulmalıdır.
Kayıp çocukların yüzde 40’ının Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı kurumlardan olduğu, bu çocukların yurtlardan kaçtığı belirtilmektedir. Korunmaya muhtaç çocukların “kayıp çocuklar” durumuna düşürülmesi Sayın Bakan, bir zafiyet değil midir? Emniyet yetkilileri, kayıp çocuk sayısının sağlıklı olarak tespit edilememesinin sebebini, ailesinin kayıp çocuğu geri döndüğünde geri bildirim yapmamasına ve Çocuk Esirgeme Kurumu yurtlarından kaçan çocukların döndüğünde bildirilmemesi sonucunda güncellemeyi yapmamaya bağlıyorlar. İletişim teknolojisinin bu kadar geliştiği bir dönemde bu iletişimsizliği kabul etmek mümkün müdür sayın milletvekilleri?
Değerli milletvekilleri, hâlen kurumların ittifak ettiği “kayıp çocuk” tanımımız yok bizim yani mevzuatımızda “kayıp çocuk” tanımı yok. Bu tanım ortaya konmalıdır ve bütün kurumlarca ittifak edilmelidir. Sadece, ailenin ve koruma kurumunun ihbar ettiklerini “kayıp çocuklar” olarak nitelendiriyoruz sayın milletvekilleri. Çok önemli bir sosyal sorunumuz olan sokak çocukları kayıp değil midir? Sayılarını bilmiyoruz. Çeşitli rakamlar telaffuz ediliyor, 20 binden 200 bine kadar. Ailelerin bu çocuklar için kayıp ihbarı vermediği kayıp çocuk verilerinden belli değil mi? Kayıp çocuklarını polise bildirmeyen ebeveynlere nasıl bir yaptırım uygulanmalı; bunu da tartışmalıyız bu komisyonda.
Davranış bozukluğu gösteren ve ailelerin bu çocuklarla baş edemediği ve ortadan kaybolduklarında memnun bile olduklarını ortaya koyan ifadeler çıkıyor karşımıza. Hiçbir ebeveynin buna hakkı olamaz. Bunu anlatmak ve dünyaya gelmesinden sorumlu olan ailelere bu sorumluluğu hatırlatmak zorunluluğumuz var.
Davranış bozukluğu olan ya da ailenin bilinçsizliği, bilgisizliği nedeniyle davranış bozukluğu geliştiren çocuklarla baş edebilme, eğitebilme yöntemlerinin, ailelere, ebeveynlere eğitimi verilmek durumundadır. Ebeveynler bu konuda yönlendirilmelidir.
Değerli milletvekilleri, kayıp çocuklarımızdan belli bir kesimi, aile problemleri yaşamayan, ailesinin gözü gibi baktığı ama kandırma, hile veya zorla kaçırılan çocuklar. Aileleri açısından değerlendirildiğinde ne büyük bir acı kaynağı olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bakkala giden, top oynamaya çıkan, okula gitmek için evden ayrılan ya da sokakta, parkta oynarken kaçırılan çocuklar bir daha evlerine dönmüyor. Ailelerin yaşadığı acı ve travma hangi kelimelerle ifade edilebilir ki? Allah bu ailelere sabır versin değerli milletvekilleri ve bir an evvel yavrularına kavuşsunlar. Günler, aylar, hatta yıllar geçmesine rağmen bir haber alamamanın, umudunu yitirmeden bekleyişlerin, çırpınışların, her şeyden medet ummanın, uçan kuştan haber beklemenin, en olmayacak şekilde olaylardan pay çıkarmanın, umutları tükendikçe acılarının katlandığının yani dünyada cehennemi yaşamanın hâlidir herhâlde kayıp çocuğun ailesinin hâli, hayatı.
Sayın milletvekilleri, işsizlik yokluk demektir, yoksulluk demektir. Yoksulluk ise birçok ailenin parçalanması, çocukların sokağa düşmesi ve evden kaçan çocukların sokakta geçecek olan acımasız hikâyelerinin başlangıcıdır. Tüm dünyadakilerle değerlendirdiğimizde, sosyoekonomik seviye düştüğünde kayıp çocukların sayısında büyük artış gözleniyor. Cumhuriyet tarihinin en yüksek işsizliğinin yaşandığı, yoksulluğun boyutlarının giderek arttığı ve her konuda yoksunluğun ve yozlaşmanın yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Aileler parçalanıyor, aile içi şiddet giderek artıyor ve bu durumdan dolayı çocuklar için risk taşıyan bir ülke durumundayız. Eğer çocuklar ticaret amacı ile kaçırılıyorsa daha çok, yoksul ve sahipsiz çocuklar tercih ediliyor. Çocuk nüfusumuz 23 milyon 736 bin 672. Nüfusumuzun yüzde 33’ü çocuk yani sıfır-on sekiz yaş. Güçlü aile yapımız ile geçmiş dönemlerde badireleri atlatmak daha kolayken bugün aile yapımızdaki dejenerasyon ve gerekli desteğin ailelere sağlanamaması riski artırıyor. Çocuklar neden kaçırılıyor? Evet, “Dünyada çocuk ticaretinin arttığı dönemden geçiyoruz.” dedik. Fidye için mi? Bu, daha çok ekonomik durumu iyi olan ailelerin çocukları için yaşandı ve yaşanıyor, çok fazla sayıda değil. Aileden intikam almak için kaçırılan çocuklar oldu. Bu acıları zaman zaman yaşadık ve yaşanıyor. Evlat edinmek isteyenler, bebekler ve ufak yaştaki çocukları kaçırıyor. Özellikle de Avrupa’da, bu, sektör hâlinde. Çocuk fuhşu, cinsel istismar, çocuk pornosu için, organ ticareti mafyası tarafından, örgütlü çeteler tarafından veya suç örgütlerinde kullanılmak, yankesicilik, gasp, hırsızlık, dilendiricilik, uyuşturucu satıcılığı için ve önemli bir konu olan terör örgütleri tarafından çocuklar kaçırılmaktadır.
Evden kaçan çocuklara baktığımızda değerli milletvekilleri, yoksulluk, evlenme vaadiyle, aile içi geçimsizlik, aile içi şiddet, sevgisizlik, ilgisizlik ve inanın söylemekten imtina ettiğim ensest ilişkiler, aile içinde veya dışında cinsel taciz, şöhret ve macera, uyuşturucu madde alışkanlıkları yüzünden, üvey anne-üvey baba, bazen okuldaki başarısızlık, bazen uyumsuzluk çocuğun evini terk etmesine, kaçmasına ve meçhule doğru yol almasına sebep oluyor ve maalesef, bu çocuklar kurban oluyor. Eğer aile kayıp olduğunu ihbar etmişse bu çocuklar aranıp bulunacaklar listesine dâhil ediliyor.
Sayın milletvekilleri, “SHÇEK’ten çocuklar kaçıyor.” dedik biraz önce de. Kayıp çocukların yüzde 40’ı SHÇEK kurumlarına teslim edilmiş. Bu çocuklar, ki devletin “Benim korumam altındadır.” diye belgelerine kaydettiği bu çocuklar kayboluyor. Kayıp çocukların 800-900’ünü teşkil eden çocuklara neden sahip çıkamıyoruz? Bu çocuklar neden kaçıyor? Yurt koşulları mı onları kaçmaya teşvik eden, istismar mı, dayak mı, yoksa rehabilitasyon şartlarının yetersizliği mi? Bunların bir an önce tespit edilmesi gerekir.  Tabii ki bu kurumlardaki bir kısım çocuk en yakınlarından duygusal, cinsel veya fiziksel istismara uğramış, psikolojik tedaviye muhtaç ve özel bir rehabiliteye ihtiyacı olan çocuklar. Bu çocukların korunması, kurumda tutulmasının kolay olduğunu da söylemiyorum. Koruma, bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde, suça yöneldikleri tespit edilen çocukların, hem kendileri açısından hem de toplum güvenliği açısından rehabilite edilme durumları yeniden, Sayın Bakan, gözden geçirilmelidir ve bu çocuklar için yapılabilecek her türlü yasal ve kurumsal değişiklikler yapılmalıdır.
Sayın milletvekilleri, biraz önce sokak çocuklarından bahsettim; sokak çocukları da kayıp çocuklar olarak değerlendirilmelidir, yineliyorum bu sözlerimi. Yoksulluk başta olmak üzere çeşitli nedenlerle parçalanan ailelerin, parçalanmamış olsa bile çocuk için yaşama ortamının sağlanmadığı, ilgisiz, sevgisiz ve şiddetin kol gezdiği ailelerden kaçan çocuklarla, bir kısım yurtlardan, yuvalardan kaçan çocuklar birleşerek karşımıza sokak çocukları olarak çıkıyor. Sokak çocukları, her iki taraflı bir terk ediliş sonucunda sosyal bir yara. Hem onlar ailelerini ve yaşadıkları çevreyi terk etmiş hem de aileleri ve toplum bu çocukları terk etmiş. Bu çocukların kısa bir süre sonra uçucu madde ve uyuşturucu madde ve uyuşturucu bağımlısı olması, hatta son zamanlarda çetelerin içine yerleştikleri biliniyor. Ömürleri çok kısa, gelecekleri yok ve kaybedecekleri de bir şey yok. Şiddet onların yaşamının bir parçası. Kendilerine acımayan bu çocukların, karşısına çıkan masum insanlara ne büyük acılar yaşattığını da biliyoruz, örnekleri basına intikal ediyor. Bu çocukları görmezden gelerek problemi çözemeyiz, problemin oluşmasını engelleyemeyiz.
Bunlar bu ülkenin çocukları değerli milletvekilleri, bunlar bizim çocuklarımız, bunlar toplum ve devlet olarak sahip çıkamadıklarımız. Bu çocukların topluma geri kazandırılması için yapılacak çalışmaların yanında, mevcuda yenilerinin eklenmesini önlemeye yönelik çalışmalar daha da önemli. Hükûmete buradan sesleniyorum: İktidarınızın geleceği için yoksullaştırmayı amaç edindiniz, insanları muhtaç duruma düşürerek oya tahvil ettiniz; bu anlayıştan vazgeçin, bunun vebali çok büyük. En az 200 bin olduğu ifade edilen sokakta çalışan çocukların sokakta yaşayan çocuklara dönüşme potansiyeli çok yüksek.
Son yıllarda çığ gibi büyüyen uyuşturucu kullanımı ve satışı, evlerden kopma, sokakta yaşamayı alışkanlık hâline getirme, suça yönelme büyük bir sosyal problem; çözmek zorundayız.
Çocuklarımızın sorununun bir kamu güvenliği sorunu olduğunu daha önce de söylemiştim, yineliyorum. Bu konu sadece polisiye tedbirlerle çözülemez. Konunun kültürel, sosyal ve ekonomik boyutu var.
Sayın milletvekilleri, çocuk kayıplarının nedenleri ve bu kayıpların önlenmesi için alınacak tedbirlerin tespiti için verilen çok sayıdaki araştırma önergesi, bir Meclis araştırmasının şart olduğunu ortaya koymuştur ve görüyoruz ki tüm Meclis bu konuda ittifak etmiştir, bundan da mutluluk duyuyoruz.
Kurulacak araştırma komisyonuna ışık tutması bakımından bazı hususlara dikkat çekmek istiyorum. Biraz önce Sayın Gaye Erbatur kayıt konusunu gündeme getirdi. Teferruata inmek istemiyorum ama kayıt meselesi çok önemli.
Yine, devletin tüm sorumlu kurum ve kuruluşlarının belirlenmesi ve aralarında bir eş güdümün sağlanması çok önemli bir adım olacaktır.
Yine, bu konuda çalışan sivil toplum kuruluşlarının belirlenmesi ve iletişim sağlanması ve hatta çocukları koruma yönünde STK’ların kurulmasının teşvik edilmesi çok önemli.
Emniyet Genel Müdürlüğünün seksen bir ilde çocuk şubesi olduğu söylendi. Evet, ülke genelinde 4 bin çocuk polisi olduğunu, biz, Çocuk İzleme Komitesinde de Sayın Başkanın Başkanlığında öğrenmiş bulunuyoruz. 3 bine yakın polisin eğitim gördüğünü biliyoruz ama kayıp çocuklarla ilgili acilen bir birim kurulmasının önemini buradan ifade etmek istiyorum. Konuyla ilgili ulusal mevzuat her yönüyle ele alınmalı.
Yine, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi imzaladık. Madde 35, çocuk kaçırılması ve çocuk satışı, çocuk fuhşu ve pornografisiyle ilgili mücadele şartlarını ortaya koyuyor. Bu konuda yapılan uluslararası çalışmaları değerlendirmeliyiz ve ulusal mevzuatımızı da tekrar gözden geçirmeliyiz.
Yine, biliyorsunuz sayın milletvekilleri, 2005’te Çocuk Koruma Kanunu’nu çıkardık. Çocuk Koruma Kanunu’nda eksik görülen veya uygulamada zorluğu olan maddeler, uygulayıcıların görüşlerine de başvurularak yeniden değerlendirilmeli, örneğin, çocuk için acil koruma kararı doğru işliyor mu, işlemiyor mu, ele alınmalı.
Yine, bakınız, basınımıza da geçen, emniyet güçlerine, vatandaşlara taş atan, molotofkokteyli atan çocuklar konusunda cezayı azaltalım mı, azaltmayalım mı, nasıl yargılansınlar konusunda hep konuştuk. Bir yasa geldi, geri çekildi. Ama Çocuk Koruma Kanunu’na göre suça zorlanan, kendi güvenlikleri tehlike altında bulunan, ailelerinin sahiplenemediği bu çocukları devletin şefkatli kurumlarında koruma altına almak mümkün. Bu çocukların terör örgütleri tarafından kullanılmalarını önlemeliyiz değerli milletvekilleri.
Türkiye’deki iş hukuku Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yle de uyumlu değil, bu da ele alınmalıdır.
Çocukların kaçma ve kaçırılma ihbarlarından hemen sonra ülke çapında nasıl bir alarm sistemi geliştirmeliyiz, bu komisyonda bu da tartışılmalıdır.
Eğer çocuklar organ mafyası tarafından kaçırılmış ise -her ne kadar Türkiye’de pek olmadığı söylense de- Sağlık Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla hem ülke içinde hem de dış ülkelerden hızlı ve sağlıklı bir bilgi alınmasını oluşturacak bir altyapıyı nasıl oluşturabiliriz?
Emniyet birimlerinin, otogar, istasyon ve toplu taşıma merkezlerinde yalnız görülen çocukların takibini ve denetimini yapabilecek yapıya ve teknolojiye ulaşması nasıl sağlanacaktır?
İnternet kafelerin, metruk yerlerin, okul önlerinin denetlenebilmesi konusunda uzman personelin sayısının artırılması gerekmiyor mu?
Kayıp çocuklar bölgesel özellikleri dikkate alınarak araştırılmalı değerli milletvekilleri, çünkü bölgelerin kendilerine has özellikleri var.
Okullar, aileler, aile eğitimi, çocuk eğitimi ve danışma merkezlerinde mutlaka bu eğitimler verilmeli; okul-aile iş birliği, bu konular üzerinde yoğunlaşılmalı.
Evet, bu araştırma komisyonunun yapacağı çalışmalar, kayıp çocukların sağlıklı istatistiki bilgi ve sosyoekonomik durumları, kaçma ve kaçırılma nedenleri, mevzuattaki gerekli düzenlemeler, kayıp çocukların bulunması yönünde yapılacak çalışmaların genişletilmesi, yeni kayıp çocuk oluşumunun önlenmesinde yeni tedbirlerin geliştirilmesi yönüyle ilgili kurum ve kuruluşlara tavsiye ve öneriler getirmesi bakımından çok önemlidir.
Ben, şimdiden hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Barış ve Demokrasi Partisi adına Muş Milletvekili Nuri Yaman.
Sayın Yaman, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda giderek artan kayıp çocuklar ile kaçırılan çocukların kaçırılma nedenlerinin araştırılması, ülkemizdeki çocuk istismarı ve bu çocukların çalıştırılması konularında verilen Barış ve Demokrasi Partisinin araştırma önergesi üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.
Öncelikle, bu araştırma önergeleri konusunda tüm Meclisteki parti gruplarının ortak akılda buluşmuş olmalarını büyük bir mutlulukla karşıladığımı belirtirken, yirmi beş adet önergenin tüm sahiplerini buradan teker teker kutluyorum. Ülkemizin çok önemli bir konusu olan ve gelecekte bu yurdu yönetimiyle teslim edeceğimiz, onlara emanet edeceğimiz çocuklarımıza gösterilen bu ilginin göz ardı edilmemesi gerektiğini de bu vesileyle vurgulamak istiyorum.
Ancak, ne yazık ki, kayıp çocuklarla ilgili olarak ülkemizin karnesinin de elimizdeki verilere göre pek de iç açıcı olmadığını görüyoruz. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı kayıp çocuklar haberlerinin kamuoyunda artarak yer alması üzerine yakın tarihte Türkiye’deki kayıp çocukların sayısını İçişleri Bakanlığına sormuş ve Bakanlıktan gelen yazıda kayıp çocuk sayısının 15 Ocak 2008 itibarıyla 1.446 kişi olduğunu belirtmiştir. En son yine aynı birime 27 Ocak 2010 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre de Türkiye genelinde kayıp çocuk sayısının maalesef giderek artarak bugün itibarıyla 1.700’lerin üzerine çıktığı anlaşılmıştır. Bunlardan yaklaşık 700’ün üzerinde çocuğun Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumundan izinsiz ayrılıp dönmediğini ifade etmişlerdir. Yine bu açıklamaya göre bunun dışında kalanların önemli bir bölümünün on üç-on sekiz yaş arasındaki kız çocuklarından daha çok gönül ilişkisi sebebiyle kaçanlardan olduğu belirtiliyor.
Değerli milletvekilleri, son on yıllık verilere göre kayıp çocukların 1.462’sinin on üç-on sekiz yaş arasında, 195’inin ise sıfır-on iki yaş arasında olduğu, bunların 1.095’inin kız ve 562’sinin de erkek olduğu bildirilmiştir. Ayrıca, Türkiye’de en çok kayıp çocuk 346’yla İstanbul kayıtlarında geçerken, bu şehri 135 çocukla İzmir takip etmekte. Bu sayı Ankara’da 69, Şanlıurfa’da 57, Bursa’da 45, Diyarbakır’da -dikkatinizi çekerim- 99 ve Batman’da da 40’ları bulmuştur.
Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığınca hazırlanan kayıp çocuk raporlarına göre kayıp çocuklar üç bölüme ayrılıyor: Kendi isteğiyle kaçanlar, kaçırılanlar… Çocukların kaçmalarında özenti, ebeveyn boşanması, kentleşmeme gibi alt başlıklar verilirken, kaçırılanların genelde çetelerin eline düştüğüne vurgu yapılmaktadır. Çocuk ticareti, dilencilik ve cinsel sömürü de diğer önemli nedenler arasında görülüyor.
Kayıp çocukları hastalık, uyuşturucu, şiddet ve cinsel istismar gibi ciddi sorunlar beklemektedir. Yine rapora göre bazı çete ve örgütler kayıp çocukları kullanmak istemekte, raporun ön sözünde de dünyada insan kaçakçılığının maddi büyüklüğüne işaret eden Başbakanlık İnsan Hakları Başkanı Sayın Profesör Doktor Hasan Tahsin Fendoğlu Türkiye’de 2000 yılında kamu birimlerine 7.183 kayıp bildirimi geldiğini, yapılan çalışmalarda bunlardan 6.350’sinin bulunduğunu ve 2007 sonu itibarıyla da aranmakta olan 833 kayıp çocuk olduğunu ifade etmiştir.
“Aranan ancak hâlâ bulunamayan kayıp çocuk sayısının en fazla olduğu yirmi dört ilin arasında 250 çocuk ile İstanbul ilk sırada yer alıyor.” diye belirttim. İstanbul’u aynı şekilde Balıkesir 47, Bursa 42, Ankara 30, Şanlıurfa 29, Mardin 28, Kocaeli 25, Çanakkale 24, Tekirdağ 20, Osmaniye 18, İzmir 15, Niğde 15, Aydın 14, Hakkâri 14, Manisa 13, Çorum ve Tokat 12, Eskişehir, Kırklareli, Malatya, Mersin, Samsun 11, Batman, Sakarya ve benzer illerde bu sıralamalar sürüp gidiyor. İstanbul’da 2007’de kaybolan 253 çocuktan hiçbiri bugüne değin bulunamamıştır. Bursa’da kaybolan 439 çocuktan 42’si, Ankara’da 1.006 çocuktan 30’u, Şanlıurfa’da 222 çocuktan 29’u, İzmir’de 642 çocuktan 15’i, Mardin’de 77 çocuktan 28’i hâlâ bulunamamış olarak kayıtlarda durmaktadır.
Balıkesir 47, Kocaeli 25, Tekirdağ 20, Niğde 15, Çorum 12, Tokat 12, Mersin 11, Samsun 11, Batman 11 ve Sakarya’da da 10 çocuk kaybolan çocuklardandır ve bulunamayan kişiler listesindedir. İşte bu, ne yazık ki bu Hükûmetin çocuklarla ilgili, kayıp çocuklarla ilgili sicilini ortaya koyuyor.
En fazla kayıp çocuk ihbarı yapılan il Ankara olmuştur. Ankara’da kayıp çocuk ihbarı yapılan 1.006 çocuktan 976’sı bulunmuş, 30’u ise hâlâ aranıyor. Ankara’yı, İzmir, Bursa ve diğer iller takip ediyor.
Kayıp çocuk sayısının bölgelere göre sıralanmasında 1’inci sırayı 439 kayıp çocuk ile Marmara Bölgesi alıyor. Bunu İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz, Ege, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgeleri izlemektedir.
Bu okuduğum bilgiler, resmî kayıt ve belgelere göre değerlendirilen bilgilerdir. Rapora göre Türkiye’de kayıp çocukların en fazla olduğu şehirler büyük şehirler ve göç alan şehirlerdir.
Kayıp çocukları üçe ayırmak bu değerlendirmeye göre mümkün. Kendi rızasıyla kaçanlar, rızası dışında kaçırılanlar ve istenmeden de olsa yoksulluk ve benzeri gerekçelerle kaçan çocuklar.
Kaçan çocukların, özeti, ebeveynin boşanması, kentleşememe gibi alt başlıkları, kaçırılan çocukların ise çocuk ticareti, dilencilik ve cinsel sömürü gibi nedenleri de mevcuttur.
Bu kayıp çocukları bekleyen sorunlar, daha ziyade uyuşturucu, şiddet, hastalık ve çocukların en çok uğradığı cinsel istismar konularıdır.
Kayıp çocuk bildirimi açısından bölgelere göre sıralamada, biraz önce de değindim, birinci sırayı 434 kayıp çocuk ile Marmara Bölgesi ve diğer, sıralamada ise, İç Anadolu başta olmak üzere, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz ve doğu Akdeniz illeri izliyor.
Gördüğünüz gibi bu tablo vahim bir hâldedir ve “Kayıp çocuk sayısı bu verilere ulaşana kadar Hükûmet neredeydi?” diye sormak geliyor insana. Gördüğünüz gibi tablo çok vahimdir. Türkiye genelinde kayıp çocuklarla ilgili istatistiki bilgiler elde etmek, kaybolma sebeplerini belirleme, bu konuda  kamuoyunun aydınlatılması Hükûmetin görevi değil de nedir? Neden bu zamana kadar beklenmiş ve bu araştırma önergelerinin bu kadar yığılmasına sebep olunmuştur?
Bu konuyla ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğünce, organize suç teşkilatının kesinlikle söz konusu olmadığı ve organ mafyası iddiaları için de elde henüz resmî bir bulgunun bulunmadığı açıklaması yapılmaktadır. Her ne kadar böyle olduğu açıklanmışsa da, maalesef, Hükûmet, bu bulguları kamuoyuyla bugüne değin paylaşamamıştır. Söz gelimi, çocuk kaçırma gerekçesiyle yakalanan suçlu sayısı ne kadardır, bugün kamuoyunca bu olay bilinmemektedir. Yine, bu olaylardan kaçının organ mafyası, kaçının uyuşturucu ticareti ve organize suç kapsamında gerçekleştirildiği hakkında elimizde sağlıklı veri tabanları bulunmamaktadır. Toplumun huzuru ve çocuklarımızın can güvenliği açısından önemli olan bu konuda ilgili kurumun verileri de bugüne kadar güncelleştirilmemiştir.
Ailelerin ve çocukların bilinçlendirilmesi konusunda medyanın önemi ortadadır. Kayıp çocuklarla ilgili görsel medyada yayınlanacak eğitici programlar neden mevcut değildir?
Yasalarımıza göre kız ve erkek çocukların belli bir yaşa kadar bakım ve eğitim hizmetlerinin devletin güvencesi altında olması gerekir. Bu kapsamda, anayasal bir hak olan bu durumun sağlanması konusunda ilgili Devlet Bakanlığına bağlı ve tüm seksen bir ilimizde sosyal hizmetler il müdürlüklerine bağlı yetiştirme yurtları ve rehabilitasyon merkezleri oluşturulmuştur. Ancak bu konuyla ilgili olarak bu illerde başta İçişleri Bakanlığı denetim elemanlarının ve bu arada uygulamadan gelen bir kişi olarak benim de yetiştirme yurtları ve bu rehabilitasyon merkezlerinde yapmış olduğum üç yıl öncesine kadarki denetimlerde ne yazık ki çocuklar için devletin güvencesi altında gerekli olan bakım ve eğitim hizmetleri istenilen düzeyde olmadığı ve bunun daha çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde sıfır denilecek noktaya indirgendiğini çok üzülerek gördüm. Ben bunlardan sadece bir tanesiyle ilgili örneğini vererek bu konuya Sayın Bakanımızın özel ilgi göstermesini istiyorum. Erzincan ilindeki bu yetiştirme yurdu ve rehabilitasyon merkezi, ki rehabilitasyon merkezindeki o denetim sırasında yapmış olduğum gözlemlerden sonra verilen rapor üzerine çok önemli bir değişikliğe gidildi ve oradaki yöneticilerin diyebilirim ki tamamı o görevlerden alındı. Gördüğüm manzara gerçekten herkesin içini karartacak nitelikte bir manzaraydı ve zaman zaman görsel medyaya da yansıyanın bir örneğini ben orada yaşadım. İnsanların, rehabilitasyon merkezinde bulunan kişilerin yıkanma biçimlerini ve yataklarını kaldırdığım zaman, yatakların nasıl insanca yaşanılmayacak bir konumda ve insanların orada ilgisiz bir biçimde hayatlarını nasıl geçirdiğini gören bir kişiyim.
Tabii, bu yetiştirme yurtlarıyla ilgili olarak bu çocukların sosyoekonomik birtakım sorunlarının da olduğu ve sosyoekonomik sorunların sonucunda da birçok ilde çocuklarımızın sokak çocuklarına ve sokakta hayatını devam ettiren ve her türlü cinsel ve çocuk istismarlarıyla karşı karşıya olduğu da yine bugünün Türkiye’sinin maalesef yaşadığı gerçeklerdir.
Bilhassa otuz yıllık çatışma ortamından sonra ülkede uzun süre sürdürülen sıkıyönetim, olağanüstü hâl uygulamaları ve bunun sonucunda da yaşanan göç ve yerinden edilme sonucu metropolleşen Diyarbakır gibi, Urfa gibi, hatta Van gibi illerimizde bu göç ve yerinden olmadan kaynaklı, çocuklarda hem fiziksel istismar hem cinsel istismar ve hem de uyuşturucu mafyasının istismarlarının söz konusu olduğu, bu illerdeki denetimlerde, o dönemin mülkiye müfettişlerinin o illerle ilgili yazmış oldukları genel durum raporlarında da Sayın İçişleri Bakanının dikkatine sunulmuştur. Bilhassa uyuşturucu mafyasının ve uyuşturucu kaçakçılığının ve bunun ticaretinin ülkemizde çok büyük boyutlara ulaştığı, İstanbul özelinde bununla sürekli karşılaşıldığı da bir gerçektir. Her ne kadar, Sayın Bakanın da biraz önce bu kürsüden belirttiği, her ilde iç güvenlik birimlerinin, il emniyet müdürlüklerinin çocuk şubeleri ve son zamanlarda artarak yine jandarma birimleri içinde de  çocuk şubeleri oluşturulmuş olmasına rağmen bunların, yine, genelde, sadece şube oluşturmakla ve kâğıt üzerinde bu organizasyonların varmış gibi gösterildiği ve bu çalışmaların denetiminde de bilhassa emniyetin çocuk şubesinde çocuk istismarı ve çocukların çalıştırılmasıyla ilgili, çocukların cinsel istismarla ilgili istatistiki birtakım bilgilerin ve verilerin son yıllara kadar oluşturulmadığını gören ve denetimlerde de bununla karşılaşan bir arkadaşınız olarak bu olumsuzlukları dile getirmek zorundayım.
Biliyorsunuz, daha önce de, yani 2008 yılında, uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığı ve kaçakçılığı sorunlarını araştırmak ve gerekli önlemlerin belirlenmesi amacı ile 2008 yılında bu Mecliste araştırma komisyonu kuruldu ve o komisyonun değerli başkanı hazırlamış olduğu bu raporu, komisyonda görev alan bir kişi olarak, Sayın Meclis Başkanına 25/11/2008 tarihinde sunduk. Geçenlerde Değerli Komisyon Başkanı Sayın Profesör Doktor Necdet Ünüvar’la, o büyük emeklerle, o büyük özverilerle hazırlanan bu raporda bütün komisyon üyelerinin teker teker ülkemiz için bu konudaki araştırma konusu kadar önemli olduğuna inandığımız madde bağımlılığı ve kaçakçılığı ile önerilen bu konunun komisyon üyelerince zaman zaman bir araya gelerek takipçisi olacağımız konusunda görüş birliğine, ilke birliğine vardık. Ben, o komisyonun Ankara dışında, bu konuyla ilgili birimlerin dışında, İstanbul’da, bire bir, Değerli Komisyon Başkanının çok özverili çalışmalarıyla nasıl iğneyle kuyu kazar gibi en ince detayına kadar hazırlandığını bilen ve gören bir arkadaşınız olarak Sayın Başkanımla geçen günkü konuşmamda aldığım yanıttan gerçekten üzüntü duyduğumu belirtmek isterim. Bu araştırma komisyonları tabii ki...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yaman, bitti. Sözümde devam edeceğim. Yok, açamam.
M. NURİ YAMAN (Devamla) – Yalnız Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Yok. Sayın Bakana da açmadım, açamam. Genel Kurula konuşacaksanız...
M. NURİ YAMAN (Devamla) – Ama uyarmadınız “Bir dakika kaldı.” diye.
BAŞKAN - Yok. Bir dakikayı kaldırdık zaten, bir dakika vermiyoruz şu anda. Arkadaşlara bir şey söyleyecekseniz mikrofonsuz söyleyin.
Buyurun.
M. NURİ YAMAN (Devamla) – Peki.
Yalnız, dileğim şu ki hazırlanacak böyle önemli bir konudaki bu araştırma raporunun da bundan önce hazırlanan ve hâlen o raflarda duran rapor gibi tozlanmasına bırakılmaması ve hayata geçirilmesini dilemektir.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yaman. Kusura bakmayın.
Evet, AK PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Erdöl, on dakika mı konuşacaksınız?
Buyurun.
AK PARTİ GRUBU ADINA CEVDET ERDÖL (Trabzon) – Evet.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; masum yavrularımızın kaybolma nedenlerinin tespit edilmesi ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hem grubum hem de şahsım adına yüce Meclisimizin değerli üyelerini en kalbî duygularımla selamlıyorum.
Son yıllarda maalesef ülkemizde kayıp çocuklarla ilgili medya haberlerinde artış gözlenmekte ve konu üzerinde haklı olarak toplumun hassasiyeti de artmış bulunmaktadır ve iddialar oldukça ürkütücü ve korkutucu durumdadır. Konu oldukça önemlidir. Herkesi, hepimizi ilgilendirmektedir. Konu üzerinde verilen benzer mahiyetteki yirmi beş önergenin olması bunu göstermeye zaten yetmektedir. Bu nedenle, konunun kurulacak bir Meclis araştırma komisyonu tarafından araştırılmasını önemsediğimizi de ifade etmek isterim. Nitekim Anayasa’nın 41’inci maddesi “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alır.” hükmüyle, bir sosyal ve ekonomik hak olarak gerek ailenin ve gerekse çocukların korunmasını devlete bir yükümlülük olarak yüklemektedir.
Kayıp çocuklar sorununun iki önemli boyutu olduğu göz ardı edilmemelidir. Bunlardan birincisi suç örgütlerince suçta kullanmak üzere ya da çocuk suistimaline konu olmak üzere kaçırılan çocuklar, bir diğeri ise evden kaçan çocuklardır. Ama sebep ne olursa olsun, ister kaçsın ister kaçırılsın çocuklarımızın kaybolması, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşama haklarını ortadan kaldırmaktadır.
Kayıp sayıları hakkında rakamsal değerlere girmeyeceğim. İsterse bir tek çocuk olsun, bu bile bizim için çok önemlidir, mutlaka bunu önemsememiz gerekiyor.
Özellikle annenin etkilendiği veya aile içi herhangi bir olayda en çok etkilenen yine çocuk olmaktadır. Aile içi geçimsizlik, şiddet, huzursuzluk, çocukların evle bağlantısını kesen her türlü hadise bu tip olaylara yol açmaktadır. Çevresel etkiler, toplumsal iletişim ve kötü arkadaşlık, komşuluk bağlarının zayıflaması, toplumda diyalog eksikliği ve tolerans zafiyeti, gerek ailede ve gerekse toplumda sevgi eksikliği, muhabbet eksikliği… Bütün bunlar sorun açısından dikkate alınması gereken hususlardır.
Ülkemizde direkt veya dolaylı olarak çocuklarımızla ilgili olarak pek çok araştırma yapılmış ve kanunlar çıkarılmıştır. Mesela, 23’üncü Dönemde Adana Milletvekilimiz Sayın Necdet Ünüvar’ın başkanlığında kurulan “uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığı ve kaçakçılığı sorunlarının araştırılması”, 22’nci Dönemde Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Fatma Şahin’in başkanlığında kurulan “töre ve namus cinayetleri ile kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin araştırılması” yine Siirt Milletvekili Sayın Öner Ergenç’in başkanlığında kurulan “çocukları sokağa düşüren nedenlerle sokak çocuklarının sorunlarının araştırılması” ve İstanbul Milletvekilimiz Halide İncekara’nın başkanlığında kurulan “çocuklarda ve gençlerde artan şiddet eğilimi ile okullarda meydana gelen olayların araştırılması” ile ilgili komisyonlar ve bunlardan elde edilen neticeler ve sonuçları çok hayırlı işlere vesile olmuştur. Mesela, Çocuk Koruma Kanunu, uçucu maddelerin okullarda yasaklanması, tütün ve tütün ürünlerinden çocukları bunlardan koruma gibi pek çok öneri bu komisyonlarda ileri sürülen öneriler doğrultusunda gündeme getirilmiştir.
Bunlardan bir tane misal vereyim: Mesela, şu anda Ankara’da, sadece sokakta yaşayan ve çalışan çocuklardan oluşturulan bir boks takımının Türkiye şampiyonu olduğunu -yaş grubunda- ve Avrupa dereceleri yaptığını ve buna benzer Türkiye’nin pek çok yerinde çok güzel örnekler olduğunu da bilmemiz lazım. Buna da bizim katkı verdiğimizi ifade etmem gerekiyor.
Yine 23’üncü Dönemde, dünya parlamentolarında ilk olmak üzere “Çocuk Hakları İzleme Komitesi”ni kurduk. Burada tüm parti gruplarına, grup başkan vekillerine teşekkür ediyorum, katkı verdiler. Özellikle 8 arkadaş olarak biz bu işi üstlendik: Adana Milletvekilimiz Sayın Necdet Ünüvar ve Sayın Gaye Erbatur, Amasya Milletvekili Sayın Avni Erdemir, İzmir Milletvekili Sayın Şenol Bal, İstanbul Milletvekili Sayın Halide İncekara, Şırnak Milletvekili Sayın Sevahir Bayındır, Batman Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen ve bendeniz Trabzon Milletvekili olarak bu Komitemiz kurulduğundan beri iki önemli konu üzerinde çalıştık. Bunlardan birisi taş atan çocuklarla ilgili konuydu. Bununla Komitemizi ikiye ayırarak, bir kısım arkadaşlarımız Diyarbakır’a -ben de dâhil olmak üzere- bir kısım arkadaşlarımız Adana’ya gitti, oradaki çocukların durumlarını yerinde gördü ve onlarla ilgili gerekli girişimleri Hükûmet nezdinde yaptı. Fakat taş attırılan çocuklar, yani bu masum yavrularımızın üzerinden siyaset yapılmasını, onların arkasına saklanarak siyaset yapılmasını utanılacak bir davranış bozukluğu olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum. Hele hele teröre malzeme edilmeleri ise insanlık dışı, vahim bir gelişmedir. Bu tip davranışlar çocuklarımız için üretilecek çözümleri bilmeden veya kasıtlı olarak bilerek zorlaştırmaktadır.,Bunun da altını çizmek istiyorum. Yine bütün sivil toplum kuruluşlarını ve çocuk haklarıyla ilgili çalışma yapan herkesi bu konuda tavır almaya davet ediyorum.
İkinci önemli uğraştığımız konu kayıp çocuklarla ilgili. Biz gerek Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu yetkilileri gerek Emniyet Genel Müdürlüğünün ilgili birimleri ve gerek İnsan Hakları Başkanlığı ile ayrı ayrı toplantılar yaptık. Birinin “kayıp çocuk” dediğine öbürünün “kayıp çocuk” demediğini, yani tanımda bir birlikteliğin olmadığını gördük ve ondan sonra yapılan çalışmalarda bir tanım birliğine gidildiğini öğrenmiş olmak bize mutluluk vermiştir ve aynı şekilde bir web sitesi sayesinde on-line olarak kaçan çocuğu emniyetin ve SHÇEK’in birlikte takip etmesi veya geri gelen çocuğu birlikte takip edebilmeleri oldukça önemlidir.
Yine aile içi şiddet, göç, işsizlik, kaçakçılık -uyuşturucu veya silah kaçakçılığı- fuhuş, cinsel istismar özelikle, hırsızlık ve çeteleşme, töre ve namus cinayeti gerekçeleriyle kaçma ve kaçırılma olayları olmakta, teröre alet edilmekte, cinayet olmakta, çocuklarımız maalesef bu tip sebeplerle öldürülebilmekte, iş vaadiyle kaçırma olmakta veya kaçırılma olmakta, evlat edinme şeklinde veya dolandırıcılık maksadıyla, insan ticareti amacıyla… Mesela, en son Şanlıurfa’dan 20 kadar kişi, büyük, yaşları çocuk olmamakla birlikte, iş vaadiyle, para alarak kendilerinden yurt dışına götürülürken maalesef bazı ülkelerde hapishanelere de düştüler.
Organ ticaretiyle ilgili de bir şey söylemek istiyorum. Şu anda adli tıp kayıtlarımızda da, herhangi bir hastane kayıtlarımızda da bir tarafta karaciğeri, böbreği alınmış ve ölü olarak bulunmuş hiçbir vaka yoktur ama “şüyuu vukuundan beter” veya “şehir efsanesi” denen olay bu olsa gerek. Herkes organ mafyalarından bahsediyor ama ülkemizde böyle bir vaka yoktur. Bu, bizim organ nakli ile ilgili yaptığımız çalışmaları baltalamaktadır. Bunun altını çizmek istiyorum.
Bütün bu olaylara baktığımız zaman, çocuk yaştaki istismar edilmelerin en önemli sebeplerinden birine baktığımız zaman kız çocuklarının çok fazla olduğunu görüyoruz. Bunun da sebebinin çocuklarımızın, kız çocuklarımızın cinsel istismar nedeniyle kaçırılmalarının bir gerçek olduğunu ifade etmek istiyorum.
Yine, yaşı küçük olan çocukların daha az ceza alacakları gerekçesiyle bu tip olaylarda kullanıldığını biliyoruz.
Çocuklarımıza yönelik bu tehdidin önlenmesi konusunda Meclisimizin de önemli bir sorumluluğu bulunmaktadır ve bu sorumluluğa bütün parti grupları el atmıştır. Bütün partilerimizi bu konuda yaptıkları çalışmadan ve hassasiyet göstermelerinden dolayı kutluyorum.
Tüm toplumu ilgilendiren bu sorunun çözümü konusunda iktidar ve muhalefet partilerinin de katılımıyla yüce Meclisin bu konuyu bütün yönleriyle incelemesi ve alınması gereken tedbirleri tespit ederek devlet kurumlarına destek sağlaması gerekmektedir.
Bu gerekçeyle, çocuk kayıplarının nedenlerinin tespit edilerek alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurulması gereği doğmuştur. Bu, inşallah hayırlı hizmetlere, hayırlı neticelere vesile olur.
Amacımız, yeni çocuk kayıplarını önlemek veya en aza indirmek, mevcut kayıpların bulunmalarına ise yardımcı olmaktır, bir tek ailenin bile olsa yüreğine su serpmektir. Unutulmamalıdır ki koruma tedbirleri, tedavi tedbirlerinden hem daha kolay hem daha az maliyetli ve hem daha başarılı olmaktadır. Tıpkı kişinin hastalanmasını ve ondan sonra tedavi edilmesini beklemektense koruyucu tedbirleri alıp onun hastalanmamasını sağlamak gibi.
Bu önemli konuda tüm partilerimizin verilen önergeye desteğini beklerken kurulacak olan araştırma komisyonunun başarılı bir çalışma dönemi geçirerek daha önce bahsi geçen sorunların çözümüne katkı sağlamasını bekler, komisyonda görev alacak arkadaşlarımızı şimdiden canı gönülden kutlar, bu vesileyle hepinize en derin saygılarımı sunarım.
Teşekkür ederim. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Erdöl, çok teşekkür ederim.
Sürenizi yüzde 50 kısaltmıştık ama tam zamanında tamamladınız.
Evet, önerge sahibi milletvekili arkadaşlarımın konuşmalarına geçiyoruz.
İlk konuşmacı İstanbul Milletvekili, (10/571) sayılı Önerge’nin sahibi Sayın Mehmet Sevigen.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; geçen hafta bu konuyu konuştuk gündeme alınmasıyla ilgili ama kısmet bugüneymiş. Bugün bile çok önemli bir iş yapıyoruz bana göre.
Bu bakımdan ben önce -kayıp aileleri burayı ziyaret etmişti- kayıp aileleriyle beraber gelen Dernek Başkanı Sayın Zafer Bilici’ye ve o konuda gelen, çocukları kaybolmuş bütün ailelere, bize bu konuyu hatırlattıkları için, burada böyle bir komisyon kurmamıza vesile oldukları için çok teşekkür ediyorum, eksik olmasınlar. Ben buradan sırayla Barış ve Demokrasi Partisine, Milliyetçi Hareket Partisine, Cumhuriyet Halk Partisine ve Adalet ve Kalkınma Partisine de çok teşekkür ediyorum. Bu işin siyaseti olmayacağını, bu çocukların hepimizi ilgilendirdiğini bilerek belki de…
Çocuklar kaçırılıyor, çocuklar taciz ediliyor, dövülüyor, sövülüyor, hor görülüyor, dilencilik yaptırılıyor. Bizden sonrakiler “23’üncü Parlamento ne yapıyor?” diye sormayacak artık. 23’üncü Parlamento bu konuda duyarlı oldular, komisyonlarını kurdular… Bu komisyonlarda bu çocukların bir tanesi bile bulunsa… Yani bulunup devlete teslim ettikten sonra devlette kayboluyor, gidiyor, tacizlere uğruyor, birilerine peşkeş çekiliyor. Bu konuları konuşmayacağım. Bu konuları konuştuğumuz zaman sanki komisyonla ilgili böyle bir…
Çok fazla eleştiri de getirmek istemiyorum Sayın Bakan ama o sizin sözünüz gerçekten insanları çok yaraladı. Sizin göreviniz, siz bu konuda sorumlusunuz. Sizin ne Millî Eğitim Bakanlığına ne İçişleri Bakanlığına ne bir başka birisine atma şansınız yok. Bu hepimizin sorumluluğunda, bütün Parlamentonun sorumluluğunda ama önce sizin sorumluluğunuzda,.eEğer siz yapamıyorsanız İnsan Hakları Komisyonunun sorumluluğunda. İnsan Hakları Komisyonundan ben bu konuda çok ricada bulundum.
Geçen, bakın, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, bir aydır İnsan Hakları Komisyonu toplansın diye… Neyi konuşacağız? Bu bir insan hakkı çocuklarla ilgili. Tekel işçilerinin problemleri bir insan hakkı ama bir aydır rica ediyorlar. İnanın, bir aydır İnsan Hakları Komisyonu toplanmıyor. Başkan burada olsa da keşke sorsaydık: “Arkadaş, niye toplamazsınız bu İnsan Hakları Komisyonunu? Ne iş yaparlar?” Yani bu konuda…
SIRRI SAKIK (Muş) – Yurt dışına gidiyorlar!
MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Yurt dışı gezileri var, doğru, yurt dışı gezileri var.
Sevgili arkadaşlarım, bu çocuklar kaçırılıyor, ihmal ediliyor, dilencilik yaptırılıyor, organ mafyasına gidiyor. Emniyetin kayıtlarında organ mafyasıyla ilgili çok ciddi bulgular bulamıyoruz çünkü beş yıldızlı hastanelerde filan yapılmıyor bu işler, biliyorsunuz, ya yurt dışına kaçırılıyor, Azerbaycan’a gidiyor ya da başka ülkelere gidiyorlar, o ülkelerde merdiven altında bu çocukları, eğer organ mafyası… Cesetleri bile bulunmuyor bunların.
Bütün bunların önünü alabilecek bir güç işte bu Parlamento. Bunun için ben gerçekten hepsine çok teşekkür ediyorum. Anne-baba sorumlulukları var, ailenin sorumluluğu var, mahallenin sorumluluğu var. Tabii ki bizim kendimize göre… Yoksul kesimlerden kaçırılıyor bunlar. Kendi sorumluluklarımızdan, cahilliğimizden kaynaklanan, köylerden kaynaklanan, uzmanların olmaması, polisin bu konuya yeteri kadar duyarlı olmamasından kaynaklanan bütün sorunlar var -bunu geçen hafta ve geçen ay da konuşmuştuk- ama bunun yanında devletin büyük sorumluluğu var. Yani devletin elinde bulunan Çocuk Esirgeme Kurumu, yatılı bölge okulları          -efendime söyleyeyim- sokakta yaşayan, çalıştırılan çocuklar, sığınma evleri ve bunlarla ilgili devletin elinde bulunan bütün kurumlar… Size bağlı kurumlar Sayın Bakan.
Bakın, çok örnek vermek istiyorum, çok fazla vaktimiz yok ama bu kayıtlara geçsin diye, ibret alınacak… Çünkü bu komisyon kurulduğu zaman, sevgili arkadaşlarım, yalnız kayıp çocukları aramayacağız, sahibi olan çocukların da hangi kurumlar içerisinde olduğunu, okula giden çocukların kucağında çocuklarla gittiğini, çocuk yaşta tacize uğradıklarını, ama Millî Eğitim Bakanlığının bu çocukları okula almadığını, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ilçe millî eğitim müdürü, il millî eğitim müdürü “Sokaktaki çocukları biz bu okula alamayız, burada elit çocuklar okuyor, bunları gönderin.” dediklerini isim isim, isim isim buradan söyleyeceğim. Suçlamak için söylemiyorum, öğretmenler benim odamda bu çocuklarla ilgili, bilin diye söylüyorum. Bu, bürokratların yaptığı iş. Bakın, Polatlı’da Hikmet Uluğbay Yatılı Bölge Okulunda -bilin diye söylüyorum sevgili arkadaşlarım- bu bölge okulunda, kız çocukları, gece, inanın böyle uygunsuz vaziyetlerde tacizlere uğruyorlar. Şikâyetler var, resmî şikayetler var. Mektupları vereceğim komisyon kurulduğu zaman. Devletin korumasında bunlar sevgili arkadaşlarım. Bu çocuklar bizim çocuklarımız olabilirdi, kimsesiz çocuklar değil, belki de anneleri babaları olan çocuklar. Sokaktan gelen çocuklar olsa bile bunların farkı var mı? İnsan hakkı değil mi? Bu bizim görevimiz değil mi? Devletin görevi değil mi bunları korumak? Mamak’ta çocuk anneler var, çocuk anneler. Bakın, ilköğretim yaşında çocuklar evli ve nişanlı. Mamak’ta, millî eğitim… Tespit edilmiş Sayın Bakan, evli ve nişanlı. Sizin bunlardan haberiniz yok mu? Bunlara niye müdahale etmezsiniz? Niye gidip de bu okullarla konuşmazsınız? Bunları bulup okullara kaydettiriyorsunuz fakat gittikten sonra gelmiyorlar. Takip etmiyoruz. Çocukları koruma görevleriyle ilgili uzmanları yetiştirmiyoruz. Bu uzmanları bir tarafa bırakmışız, tamamen kendimize göre taşeronlara devretmişiz bunları, taşeronlara. Bütün yurtlarda taşeronlar çalışıyor sevgili arkadaşlarım.
Malatya’daki yurdu hatırlarsınız. Alıyor elindeki yıkama tasını çocuğun kafasına vura vura çocukları yıkıyor. Böyle bir uygulama olur mu? Bunu yapanlara Sayın Bakan sessiz kalır mı? Yıkarım o yurdu onların başına Sayın Bakan! Yıkarım! Samimi olarak söylüyorum. Yıkarım o yurdu! O çocuğa dokunanı, kılına dokunanı yıkarım! Hepimizin çocuğu. İçimiz kan ağlıyor. Ağlıyoruz, sızlıyoruz.
Tabii, ben milletvekillerimizin hepsinin duyarlı olduğuna kesin inanıyorum. Buradaki bütün milletvekili arkadaşlarımın bu konuda, bunları bilseler, yemin ediyorum, samimi olarak söylüyorum, hepsi bizim kadar, sizin kadar duyarlı olur ama bu görev milletvekillerinin görevi değil ki. Bu görev Hükûmetin görevi, Bakanlığın görevi, sizin göreviniz. Bürokratları kontrol etmek, incelemek, çocukları takip etmek, ansızın baskın yapmak… Kim bunlar? Kim bu çocuklar? Bu devlet kimlere teslim ediyor? Bu taşeronlar kim? Görevleri nelerdir? Uzmanlıkları nelerdir? Bilgisi nedir? İlgisi nedir çocuklarla ilgili? İnanın bunların hiçbirisinin çocuklarla ilgisi yok, uzman değil hiçbirisi.
Sevgili arkadaşlarım, yine Yenimahalle’de market sahibi görevlilerden bir tanesi. “Çocuklarınızı okula götürün.” diyorlar, gidiyorlar görevliler Millî Eğitim Bakanlığından, adam silahla kovalıyor.
Altındağ’da yoksulluktan çocuklar okula gidemiyor. Kız çocukları sokaklarda mendil satmaya çalışıyorlar, arabaların camlarını siliyorlar.
Sevgili arkadaşlarım, buradaki en büyük tehlike, bu çocukları kesin çalıştırmayacağız. Bunu kesin yapmak lazım. Bu çocuklar çalıştığı zaman, bunları potansiyel sanayi gibi görüyor bu çocukları kaçıranlar, dilencilik yaptırıyorlar. Çocuk nasıl olsa sokakta çalışıyor, çocuk para getirir, ekmek getirir diye çocukları alıp götürüp çalıştırıyorlar. Bizim yapacağımız en önemli işlerden bir tanesi, çocukları çalıştırmamak lazım.
Yine söylüyorum: Yine, sevgili arkadaşlarım, çocuklarla ilgili yatılı bölge okullarında… Okula gitmek istemiyorlar. Fiziki şartlar kötü, yöneticiler vasıfsız. Ankara’da 4 tane YİBO varmış sevgili arkadaşlarım. Ankara’daki bu 4 tane YİBO’nun 2 tanesi kapalı. Bizim çocuklar, Sayın Bülent Arınç’ın oturduğu yer var ya, Çukurambar, oradaki çadırlarda yatıyorlar. Bizim devlet okullarından 2 tanesi kapalı Sayın Bakan, YİBO’ların 2 tanesi kapalı. Niye kapatırsınız burasını? Nedir buranın fiziki şartları? Niye gidip buraları incelemezsiniz, bu çocukların buralarda barınmasını sağlamazsınız, merak ediyorum. Bu çocuklar niye sahipsiz? 6 sokak çocuğu var orada, 6 sokak çocuğu, biraz önce Cevdet Bey’in söylediği gibi. Onlardan 1 tanesi büyük -sokak çocukları Sevgili Cevdet Başkanım- inanın, samimi olarak söylüyorum, 1 tanesi o 4 tane çocuğa ağabeylik yapıyor. Diyor ki “Devlet bakamıyor. Bırakın ben yaparım bu işi.” O çocukları korumasına almış, ağabeylik yapıyor ve “Ben çalışarak bu çocuklara bakarım. Çünkü bizim kaderlerimiz aynı, sokaktan geliyoruz. Ama bizi okula almıyorlar yine.” diyor.
Çankaya’da Millî Eğitim Müdürü. Çankaya İlçe Millî Eğitim Müdürü “Bu çocuklar elit tabakada değil. Bu çocukları ben okula alamam.” diye öğretmenlere baskı yapıyor. Sayın Bakanım, ben buradan size ihbar ediyorum. Bir araştırın bakalım, çıkacak mı çıkmayacak mı.
Sevgili arkadaşlarım, bunun gibi sokakta yaşayan çocuklar… Mesela, sokakta yaşayan çocukların, çalıştırılan çocukların… Bu Millî Eğitim Bakanlığına bağlı birimlerde 1.700 tane çocuk var. Bizim devlet kayıtlarına göre, İçişleri Bakanının açıkladığı 1.657 tane. Ya, bu çocuklar niye karşılaştırılmaz? Bu çocukları böyle alıp götürün bakalım. Diyor ki uzmanlar “Burada 1.700 tane çocuk var elimizde.” ama devletin ilan ettiği, polisin açıkladığı, emniyetin açıkladığı kayıplarda 1.657 tane çocuk var. “Bu çocuklarla karşılaştırın. Bakarsın bu çocuklar bu çocuklara uyar. Bu çocuklarla birbirine benzer birilerini bulmuş oluruz.” diyoruz ama maalesef, bu konuda da duyarsız oluyoruz sevgili arkadaşlarım.
Altı yaşındaki bir kız çocuğu Millî Eğitim Bakanlığına mektup yazmış
-bakın, insanların duyarlılığını söylemeye çalışıyorum.- demiş ki Sayın Bakanım: “Ben okula giderken sokak çocuklarını görüyorum. Siz bu sokak çocukları için ne yapıyorsunuz?” Mektup yazmış, samimi olarak; altı yaşındaki bir çocuk, Etimesgut’ta okuyan bir çocuk. Bu, Millî Eğitim Bakanlığına gelmiş; o, ilçeye göndermiş, o ilçeye göndermiş. Gerçekten siz bu çocuklar için ne yapıyorsunuz Sayın Bakanım?
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Bakanı niye meşgul ediyorsunuz arkadaşlar?
MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Çalıştaylar yapılıyor, doğru. Komisyonlar kuruluyor, doğru ama sonuç, elde var sıfır. Çünkü denetlemiyoruz, takip etmiyoruz ne yaptıklarını bilmiyoruz ve arkasından gitmiyoruz.
Erzurum’daki çocukların durumlarını biliyorsunuz, inanın, samimi olarak söylüyorum, mektup aldım bu olaylardan sonra. Erzurum’daki YİBO’da altı aydır çocuklar banyo yapamıyorlarmış biliyor musunuz, Altı aydır, musluk yokluğundan! burada. Haberiniz var mı Sayın Bakan?  Bu okulda çocuklar okula gitmiyormuş. Devletten yardım istiyorlar. Devlet taşıyamıyor bunları. Belediyelerden yardım alarak taşıtıyor öğretmenler bunları. Çok eski bir ilçe millî eğitim müdürüne yazdığım mektuplardan çıkan örnekler.
Sevgili arkadaşlarım, burada şunu anlatmaya çalışıyorum: Öbür tarafını hallederiz ama yurtlar gerçekten bir felaket. Bu çocuklar sahipsiz, perişan, kimsesiz; uzman olmayan insanların elinde; alınmış, taşeronlara verilmiş. Bu çocuklara bir an önce sahip çıkmamız gerekir diye düşünüyorum.
Beni dinlediğiniz için, bu komisyona destek verdiğiniz için hepinize sonsuz teşekkür ediyor, gecenin bu saatinde sizleri beklettiğim için de özür diliyorum.
Sağ olun. Sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sevigen.
Önerge sahipleri adına Sayın Canan Arıtman, İzmir Milletvekili.
Buyurun Sayın Arıtman. (CHP sıralarından alkışlar)
CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çocuklara yönelik cinsel istismarın önlenmesi ve çocuk kaçırma olaylarının araştırılması için verdiğim iki ayrı araştırma önergem üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Şu anda önümüzde yüzlerce milletvekilinin imzasını taşıyan yirmi üç adet araştırma komisyonu kurulması önergesi var, hepsi çocuk ihmal ve istismarının değişik boyutlarıyla ilgili. Bu kadar çok sayıda önerge bile çocuklarımızın ne kadar büyük, ne kadar çok sorunla karşı karşıya olduğunun bir göstergesidir ve ne yazık ki bu sorunlara eğilmekte geç kalınmıştır ve bu ihmalin bedelini yine ne yazık ki masum çocuklarımız ödemektedir.
Değerli milletvekilleri, çocuklarımız kayboluyor, kaçıyor, kaçırılıyor ve giderek artan sayılarda kayboluyorlar, o küçücük elleri avuçlarımızdan kayıp gidiveriyor. Nasıl ve neden kayboluyorlar bilmiyoruz, akıbetlerini de bilmiyoruz. Çocuklarını koruyamayan bir toplum olduk. Onları şiddete karşı koruyamıyoruz, ihmal ve istismara karşı koruyamıyoruz. O çocuklar sadece ailelerin değil, ülkemizin de geleceği.
Akıllı bir devlet en büyük yatırımı çocuklarına yapar çünkü çocuklara yapılan yatırım, ülkenin geleceğine yatırım yapmak demektir. Oysa biz çocuklar konusunda hep sınıfta kalıyoruz. Onları şiddete, ihmal ve istismara karşı korumak, bedensel ve ruhsal açıdan daha iyi gelişmelerini sağlamak, daha nitelikli bir eğitim vermek, güvenliklerini sağlamak, daha iyi bir gelecek sunmak ve çocuk haklarını yaşama geçirmek konularında çok ciddi eksikliklerimiz var. Çocuk hakları konusunda taraf olduğumuz ve üst hukukumuz olan uluslararası sözleşmeler, ulusal yasalarımız ne yazık ki kâğıt üzerinde kalıyor, yaşama geçmiyor. Oysa biz, dünyada, çocuklarına bayram hediye etmiş ilk ve tek ülkeyiz ama ne yazık ki onlara bayram gibi geçen yaşamlar sunamadık; belki de bu yüzden kayboluyorlar.
Bu vahim bir durumdur ama daha da vahim olanı kaybolan çocukların çoğunluğunun bulunamamasıdır. Kriminolojik açıdan, kaybolan çocuğun ilk yirmi dört saatte bulunma olasılığı yüzde 80’dir, yetmiş iki saatten sonra bu yüzde 10’a düşüyor yani üç günden sonra çocuğu bulma şansımız çok azalıyor. Onun için, çok teknik, çok bilimsel çalışma yapmamız gerekir, zamana karşı yarışacağız ama ne yazık ki polisimizin yeterli donanımı yoktur.
Kaybolan çocukların üçte 2’si kız çocuklarıdır. Kız çocuklarının daha çok oranda kaybolması, kaçırılma nedenleri arasında çok endişe ettiğimiz bazı nedenlerin gerçek olma olasılığını, bu konudaki korku ve endişelerimizi artırıyor. 72 milyon, üzüntüden kahroluyoruz, içimiz acıyor, canımız yanıyor. Bu yakıcı soruna çare bulmak Meclisin ve öncelikle de Hükûmetin görevidir. Acilen bu konuya eğilip devletin tüm kurum ve kuruluşlarını harekete geçirmeliyiz.
Emniyetin verilerinden farklı olarak  Sosyolog Profesör Narlı, 2007’den itibaren Türkiye’de her yıl yaklaşık 6 bin civarında çocuğun kaybolduğunu söylüyor ve ayrıca, son iki yılda Türkiye’de kaybolan yaklaşık bin çocuğa hiçbir şekilde ulaşılamadığını da söylüyor. Bu çocuklar neden bulunamamaktadır? Avrupa ülkelerindeki kayıp çocukların bulunma oranlarıyla bizdeki arasında neden böylesine büyük bir uçurum vardır? Çoğu zaten yoksul olan kayıp çocuk aileleri kendi kısıtlı imkânlarıyla çocuklarını aramaktadırlar ki bu kabul edilemez bir durumdur. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi bizde de devlet tüm ileri teknolojik iletişim imkânlarını kullanmalıdır.
Değerli milletvekilleri, Avrupalı olmaya, kayıp çocuklarımızı Avrupalılar gibi arayarak başlamalıyız. Genel olarak ülke güvenliğinin zayıfladığı ortam ve zamanlarda çocuk kaybolma olaylarının arttığı gerçeğinin altı çizilmelidir. Ayrıca ülkede sosyoekonomik düzeyin düştüğü durumlarda da kayıp olayları artıyor. Cumhuriyet tarihindeki en yüksek işsizliğin yaşandığı, yoksulluğun, gelir dağılımındaki eşitsizliğin en yüksek oranlara ulaştığı günümüzde kayıp çocuk sayılarındaki yakıcı artışlar bir sebep-sonuç ilişkisidir.
Şimdi, tüm Meclis olarak birlikte çocuklar için çalışmaya karar verdiğimiz bir günde aslında incitici laflar söylemek istemiyorum ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim, o da şudur: Bakın, AKP İktidarı döneminde, son yedi yılda bu ülkede çocuk ihmal ve istismarları çok artmıştır. Yani ben bu yaşıma kadar çocuklara yönelik ihmal ve istismarın, çocuk kaybolması olaylarının hiç bu kadar yüksek olduğu bir dönem yaşamadım. Bu bir tesadüf değil, bu bir sonuç ve ne yazık ki bu sonuçtan da AKP İktidarı sorumludur diyorum.
Evet, emniyetin verilerine göre kayıp çocukların yarısına yakını Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumundan kaçan çocuklar. Neden bu kadar çok çocuk SHÇEK’ten kaçmaktadır? Kötü muamele mi görüyorlar, şiddete mi maruz kalıyorlar? Sayın Bakan, o çocuklar bu milletin devlete emanet ettiği çocuklardır. Kurumun bu konudaki ihmal ve yetersizliklerini lütfen ve asla çocukları suçlamadan önlemelisiniz.
Kayıp çocuklar sorununun temel olarak üç boyutu vardır: Kaçan çocuklar, kaçırılan çocuklar ve bulunamayan çocuklar. Dolayısıyla da çözüm için öncelikle çocukların niçin kaçtığının, neden kaçırıldığının ve hangi gerekçelerle bulunamadığının irdelenmesi gerekir. Verilere ihtiyacımız var ama ne yazık ki Türkiye’de her konuda olduğu gibi bu konuda da veri yok. Kaçan ve kaçırılan çocukların aile yapıları nedir, ailenin sosyoekonomik durumu, eğitim düzeyi nedir, aile içi şiddet var mıdır, bunları bilmiyoruz. Çocukların bulunma oranları, bulunma süreleri hakkında da gerekli bilgilere sahip değiliz.
Veri konusunda gösterilebilecek tek kaynak İnsan Hakları Başkanlığının raporu. Bu raporda çok önemli bir tespit var, o  da kayıp çocukların ailelerinde erken yaş evliliği olgusunun yüksek olduğu bilgisidir. Erken yaş evliliklerinin önlenmesinin kayıp çocuk olgusunu azaltacak bir faktör olduğu tespiti, araştırmanın, veri toplamanın önemini ortaya koyan küçük ama çok çarpıcı bir örnektir.
Uluslararası çocuk örgütlerine göre Türkiye, çocuk kaçırılması konusunda dünyada ikinci risk grubundaki ülkeler arasında. Yoksulluk, işsizlik, eğitimsizlik, aile içi şiddet, göç olgusu, terör, aile kurumunun giderek güçsüzleşmesi veya güçsüzleştirilmesi gibi etkenler çocuk kaybolması olgularının artmasına yol açmaktadır.
Ekonominin kötüye gitmesi, daima ve öncelikle çocukları vurur. Ülkemizde ne yazık ki çocuk ihmal ve istismarı, çocuk hakları ihlalleri giderek artıyor, artıyor, artıyor… Özellikle yoksul, eğitimsiz, işsiz, göç etmek zorunda kalmış ailelerin çocukları büyük tehdit altında. Çocuk kaybolması vakaları en çok büyük göç alan şehirlerde ve yoksul semtlerde görülmektedir. Parçalanmış aile, aile içi şiddet, ensest, çocuğun erken yaşta evlenmeye zorlanması, sokakta çalıştırılması, yoksulluk gibi etkenler çocukların evden kaçmasında rol oynar.
Dünyada az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de çocuklar genellikle organize suç örgütleri tarafından kaçırılmaktadır. Bu örgütler, çocukları suça karıştırmakta, hırsızlık, dilencilik, uyuşturucu ticaretinde kullanmaktadır.
Ayrıca, ülkemizde giderek artan çocuk pornografisi, çocukların cinsel sömürüsünde de kurbanlar genellikle kaçırılan çocuklardır.
Daha az görülmekle birlikte, yurt içi ve yurt dışı çocuksuz ailelere satış, çocuk ticareti de bir diğer çocuk kaçırma nedenidir.
Organ ticaretinde yurt içi çocuk olgusu tespit edilmediği söylense de özellikle yurt dışı organ ticareti, uluslararası organ ticareti gözden kaçırılmaması gereken bir husustur.
Dünyanın on yedinci büyük ekonomisi olmakla övünen bir ülkede kayıp çocuk oranlarının böylesi yüksek olması büyük bir çelişkidir ve devletin ekonomik imkânlarından çocuklarına yeterli payı ayırmadığının da bir göstergesidir.
Ayrıca, çocuk tipolojisine baktığımız zaman, kayıp ve kaçırılan çocuklarda, bunların genelde hakkını savunamayan içe dönük sessiz çocuklar olduğunu görürüz. Eğitimde, “Konuşma, söyleneni yap.” gibi ataerkil yöntemler uyguladığımız sürece, çocuklarımız, bir yetişkin bir şey söylediğinde kendini yapmak zorunda hissediyor. Yani, geleneksel eğitim modelimizle çocuklarımızı tehlikeye atıyoruz. Oysa ki onlara, sorgulamayı, hayır demeyi, kendilerini korumayı öğretmeliyiz.
Çocukların kaybolması sosyal bir sorundur ve bunun önlenmesi bir devlet politikası olmalıdır. Çocuklarımızın, ülkemizin geleceği için bu önemli konuda gerekli tedbirleri almakta daha fazla geç kalmamalıyız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
CANAN ARITMAN (Devamla) – Sayın Başkanım, iki önergem hakkında konuşuyorum, beş dakikada toparlarım.
BAŞKAN – Vallahi onu…
CANAN ARITMAN (Devamla) – İki önergem var, ikisini beraber…
BAŞKAN – Şimdi şöyle: Gruplar arasında şöyle bir…
CANAN ARITMAN (Devamla) – Üç dakikada tamamlayayım.
BAŞKAN – Yok, şöyle söyleyeyim yani: Grup başkan vekilleri arasında bir şey çıktı, pek çok önergeyi de Milliyetçi Hareket Partisi Grubundan diğerlerini de çektiler. Canan Hanım, isterseniz yeterli görelim, kifayeti müzakere diyelim, bağışlarsanız bizi, bu şekilde.
Sayın Kılıçdaroğlu…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Canan Hanım teşekkür edelim.
CANAN ARITMAN (Devamla) – Peki, en azından teşekkür etmeme, selamlamama izin verin.
M. NURİ YAMAN (Muş) – Bize mikrofonu açmadınız Sayın Başkan, pozitif ayrımcılık!
BAŞKAN – Hayır arkadaşlar, şöyle bir şey var: Canan Hanımların iki tane önergesi vardı grupları adına, ama Kemal Bey, eğer şey verirse, yani devam edelim bu minval üzere, Canan Hanım da uygun görürse.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sadece teşekkür etsin.
CANAN ARITMAN (Devamla) – Peki Sayın Başkan, en azından bir teşekkür edeyim.
BAŞKAN – Buyurun, teşekkür edin.
CANAN ARITMAN (Devamla) – Peki, teşekkür ediyorum efendim. İki ayrı araştırma önergesi için söz aldığımdan daha uzun bir konuşma sürem olacağını düşünmüştüm ama Sayın Başkanın ve Genel Kurulun isteğine tabii ki tabi olurum. Sizlere teşekkür ediyorum ve son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Kaybolan sadece çocuklarımız değil, toplumsal güvenimiz, değerlerimiz ve geleceğimizdir.
Bu duyarlılıkla, gereken görevi, insani görevi yapacağımıza emin olarak hepinize saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Saygıdeğer arkadaşlarım, bu arada, bir kadirşinaslık olarak grup başkan vekili arkadaşlarımıza canı gönülden teşekkür etmemiz gerekir. Hakikaten çok konuşmacı vardı, 25 taneydi. Grup başkan vekili arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımızın da rızasını alarak bütün gruplar konuşma sayısını indirdiler. Ben tekrar huzurlarınızda bütün grup başkan vekili arkadaşlarımıza ve haklarından feragat eden milletvekili arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum.
Kemal Demirel, Bursa Milletvekili…
Buyurun Sayın Demirel. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Sakık, sonra sıra sizde.
SIRRI SAKIK (Muş) – Hiç olmazsa arada biz konuşsaydık, onlar üst üste üç tane…
KEMAL DEMİREL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi çok önemli bir konuda birlik beraberlik içerisinde, Meclis araştırma komisyonu kurulması noktasında önemli bir görüşmeyi yapıyor. Bu görüşme… Çocuklarımızın cinsel taciz ve istismarlığının araştırılması, kayıp çocuklarımızın sorunlarıyla ilgili, konularla ilgili araştırma komisyonu kurulması noktasındaki gündemle ülkemiz bu konuyu yakından izliyor.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bugün ülkemiz, çocuk kaçırılmaları, çocuklarımızın tacize uğramaları ve bu sorunların çözülmesi noktasında her gün basında ve televizyonlardaki haberlerden dolayı büyük bir infial içindedir. Biz, toplum olarak çocuklarına çok değer veren, çok önemseyen bir milletiz. Bildiğiniz gibi Sevgili Mustafa Kemal Atatürk de 23 Nisan Ulusal ve Egemenlik Bayramı’nı da çocuklarımıza armağan etmiştir. Böyle bir millet olarak çocuklarımızın karşı karşıya gelmiş olduğu tehlikelerin ve bu sorunların çözülmesi noktasında, yine Mustafa Kemal’in kurmuş olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisinin üzerinde büyük bir sorumluluk olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Bugün 73 milyona yakın ülkemizin nüfusunda çocuklarımız önemli oranda yer tutmaktadır. Bu noktada çocuklarımızın bu başlarına gelebilecek ve gelen tehlikelere karşı, bu tehlikelerin önüne geçilmesi açısından da biz parlamenterlere büyük görev düşüyor. Bunu yapmak hepimizin ortak sorumluluğu. Bu konu siyaset üstü bir konu. Yani, burada siyaset olmaz. Çünkü burada bu sorunun çözülmesi, Türkiye’deki çocukların bir daha ne kaçırılmaları ne kaybolmaları ne de cinsel taciz ve istismar gibi bir tabloyla karşılaşmaması açısından önemli bir görev üstlenmektir.
Değerli arkadaşlarım, ülke nüfusumuzun 27 milyonu çocuktur. Yani 73 milyon nüfusumuzda 27 milyon çocuk var demektir. Bu da 0-18 yaş grubu içerisinde değerlendirilmiştir. Araştırmalar ne yazık ki şunu ortaya koymuştur: Çocuklarımızın yüzde 4 ile yüzde 30 arasında cinsel istismara uğradığı… Cinsel istismara maruz kalan çocuklarımızın yüzde 70’inin de on yaş altında olduğu acı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.
Bildiğiniz gibi sadece basına ve televizyonlara yansıyan haberleri biz biliyoruz ama bunun dışında da bazen cinsel istismara uğrayan çocukların duyurulmaması, kamuoyuna aktarılmaması noktasında bazen aile içerisinde baskılar oluşmaktadır. Yani, başına gelenler aman başkaları tarafından duyulmasın diye baskı altında tutulmaktadır. Hatta bazen bu çocuklarımız sanki cinsel istismara uğramalarını kendi arzu etmişler gibi onlar canlı canlı ölüme terk edilmektedir, onlar ortadan kaldırılmaktadır. Bunun önüne geçilmesi lazım. Yani, bu Parlamentonun en büyük görevlerinden bir tanesi, çocuklarımızın geleceğini en iyi şekilde hazırlama, onları geleceğe emanet etme, ülkenin geleceğini ve çocuklarımızın geleceğini garanti altına alma noktasında bize önemli görevler düşüyor. Bu yüzden Parlamentonun bunu en iyi şekilde yerine getirmesi lazım.
Bakın, bu araştırma komisyonu konusunda Parlamentodaki bütün gruplar hemfikir ama ben şunu da öğrenmek istiyorum: Bu komisyon kurulduktan sonra gerektiğinde bakanlıklar arasında, gerektiğinde iller arasında, gerektiğinde aileler arasında, gerektiğinde kaybolan çocuklar arasında yapmış olduğu araştırmaları, yapmış olduğu çalışmaları, o çalışmaların neticelerini bu Parlamentoya getirdikten sonra, bu Parlamentoda bu konular konuşulup tartışılıp kabul edikten sonra yapılması gereken nedir? Bu araştırma komisyonunun tespitlerinin çözümlenmesi ve takip edilmesi bu Parlamentonun en büyük sorumluluğunun başında gelmelidir. Yani biz burada çalışmaları yapacağız, sorunları tespit edeceğiz, cinsel istismarın sebeplerini bulacağız, kaçırılma, kaybolmaların önüne geçilmesi için tespitlerimizi yapacağız, peki, bunları yaptıktan sonra bakanların, Hükûmetin bu konuların üzerine gitme noktasındaki hassasiyetlerinin ölçülmesi ve takip edilmesi bu Parlamentonun da namusuna emanet edilmelidir. Bu hepimizin sorumluluğudur. Kaybolan her çocuk Türkiye'nin çocuklarıdır, hepimizin çocuklarıdır. Hani bizde bir söz var “Ateş düştüğü yeri yakar.” derler. Arkadaşlar, o ateşe, aslında sadece kaybolan, kaçırılan, cinsel istismara uğrayan çocukların aileleri olarak bakmamalıyız. Her kaybolan çocuğa kendi çocuğumuz gibi bakmalıyız ve o hassasiyeti göstermeliyiz, o ateşin yüreğimize düştüğünü hissetmeliyiz. Yoksa, biz bunu yapmazsak, inanın, insanlık görevimizi de yapmamış oluruz.
Bugün, ülkemiz, gerçekten her geçen gün çocukların istismarı, cinsel istismarı ve kaybolmaları, kayıpları noktasında iyiye doğru değil, kötüye doğru bir gidiş ortaya koymaktadır. Onun için diyorum ki: Parlamentonun bu konuda görevi var. Bu görevini yaparken ilgili bakanlıkların da görevi var. Ama benim bazı illerin kayıp çocuklarının öğrenilmesi için İçişleri Bakanlığına vermiş olduğum soru önergesine aldığım cevaplarda tek bir rakam yok. İlginç, tek bir rakam yok! Falanca vilayeti sormuşum, cevap gelmiş. Cevapta diyor ki: “Kaybolan çocuk sayısıyla ilgili olarak vermiş olduğunuz soru önergesinde… İşte kayıp müracaatları ilgili kurumlara yapılıyor. Daha sonra bu çocuklardan bazıları bulunuyor. O bulunan çocuklar ilgili kurumlara bildirilmediği için bu konularda sizlere resmî rakamlar veremiyoruz.” Yani şu anda Türkiye'nin açıklamış olduğu, bakanlıkların açıklamış olduğu bilgiler ve rakamlar gerçeği yansıtmıyor. Gerçek belki bundan çok daha vahim. Ama biz bazı şeyleri hem aile içerisinde hem toplum içerisinde hem mahalle baskısından hem çevreye karşı utanç duygularımızdan dolayı ortaya koymuyoruz, açıklamıyoruz ve saklıyoruz.
Bakın bu konuda önerilerimiz var. Yani bu önerilerden bir tanesi de Adli Tıp Kurumunun da tartışılması lazım, Adli Tıp Kurumunun da gözden geçirilmesi lazım, Adli Tıp Kurumunun da çocuk ve cinsel taciz konularında mutlaka ve mutlaka yeniden yapılanmaya bir ihtiyacı var. Oralarda acaba bu konularda uzman kaç kişi var? Raporlar hazırlıyorlar. O raporları hazırlayan insanların bu konulardaki bilgileri nedir, çalışmaları nedir, uzmanlık alanları nedir, bunların da öğrenilmesi ve bu konuların da aydınlatılması lazım.
Ben sözlerimi burada noktalarken Türkiye Büyük Millet Meclisinde, sevgili Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu bu Mecliste, 23 Nisan Bayramı’nı çocuklara emanet ettiği bu Mecliste bu konuların en iyi şekilde araştırılarak sonuçlanmasını ve bir daha çocukların bu tür cinsel taciz, istismar, kayıp ve kaybolmalarla karşı karşıya gelmemelerini ve bizi izleyen ailelerin inşallah bu sorunların çözülmesi noktasında hepimizin üzerine düşen görevi layıkıyla yapacağımızı, ama özellikle Şeker Bayramı’nda şeker toplamak için evden çıkan, sevinçle, gülerek, oynayarak şeker almak için konu komşuya giden, ama bir daha evlerine dönemeyen, beş aydan beri aranan, bir türlü bulunamayan Kayserili o çocukların da ve kaybolan bütün çocukların da en kısa zaman içerisinde bulunmasını istiyor, Meclisi tekrar bu konuda birlikte hareket ettikleri için kutluyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirel.
Önerge sahipleri adına Muş Milletvekili Sırrı Sakık.
Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu gecenin ilerleyen saatlerinde ben de hepinizi Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Zaman zaman Parlamentoda uzlaşının olması… Evet, hep siyasetin sorunları çözme sanatı olduğunu söylüyoruz ve siyasetin uzlaşı sanatı olduğunu söylüyoruz. Uzlaşınca, yan yana gelebilince sorunların bir miktar da olsa çözümüyle ilgili adımlar attığımızı görüyoruz.
Şimdi, biz kaybolan çocuklarla ilgili bu akşam buradayız, ama bu ülkenin bütün çocuklarının sorunlarını tartışıp konuşmak zorundayız, sadece bu ülkede kaybolan 1.600 civarındaki çocukla ilgili, eğer sadece o pencereden bakarsak sorunun bir boyutunu göremeyiz. Evet, Diyarbakır’daki çocuklar da İstanbul’daki çocuklar da yani adı ne olursa olsun bu çocuklar bu ülkenin çocukları, bu çocuklar bu ülkenin gelecekleri. Eğer biz gerçekten bu çocukları bir bütün olarak kucaklayamazsak iç barışımızı sağlayamayız.
Şimdi, biz akşamdan beri hep konuşuyoruz. Bütün çocukları ama bu ülkenin yoksullarının çocuklarını konuşuyoruz. Yani bu kayıp çocukların arasında bir tek tane zenginin çocuğunu bulamazsınız, hep yoksul Anadolu çocukları Kürt’ü de Türk’ü de. Yoksulların kaderi bu. Bu kader yoksulların kaderi olmamalıdır. Eğer biz çoluk çocuğumuzu kollayıp koruyorsak, kendi çocuklarımızı gözümüz gibi koruyorsak halkımızın çocuklarını da korumak bizim namus borcumuzdur.
Ben bu konuda Sayın İçişleri Bakanına sormuştum “Kaç tane çocuk kayıp?” Bana şeklen bir cevap göndermiş. Üç tane ilden -Muş, Diyarbakır ve Kayseri’den- 3 valinin imzasıyla gönderdiği Kayseri’de 3 çocuk, Diyarbakır’da 1 çocuk, Muş’ta da 1 çocuk kaybolduğu söyleniyor. Böyle gayri-ciddi bir şey olmaz. Valiler gönderdikleri raporda sanki her taraf güllük gülistanlık, çocuklar yani bir varlık içerisinde… Valilerden gelen raporları okuyunca insanın çocuk olası geliyor “Ya, ne kadar çocuklarımız emin ellerde; çalıştaylar var, çocuklarla ilgili komisyonlar oluşmuş, bütün çocuklar yasa ve Anayasa düzeyinde güvence altında…” Oysaki bunun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz.
Bugün birkaç konuşmacı arkadaşımız valilerle ilgili bir iki şey söyledi. Özellikle, ben Muş Valisiyle ilgili bir şeyler konuşmak istiyorum. Gerçekten, Sayın Başbakan zaman zaman çıkıp şunu söylüyor, dönüp Cumhuriyet Halk Partisine diyor ki: ”Tek parti dönemindeki valiler hem valiydi hem müfettişti hem de il başkanıydı.” Ama o, tek parti dönemiydi. Emin olun, bugün birçok ilde Sayın Başbakanın tarif ettiği valiler şu anda AKP’nin il başkanıdır ve validir. Bunlardan biri de Muş Valisidir.
Bakın, Muş Valisi… Çok yakın bir tarihte Muş’ta Demokratik Toplum Partisinin kapatılmasını protesto eden insanların üzerine ateş açıldı, 2 insan yaşamını yitirdi ve bunlardan biri de genç biriydi, daha çocuk yaştaydı. Şimdi o katilin yargısı Samsun’a alındı. Hani güçlü devlet? Siz Muş’ta yargı sürecini götüremez misiniz? Hep güçlü devlet olduğunuzu söylersiniz. Ama katilleri aklamak üzere, biz biliriz… Çünkü Uğur Kaymaz olayında da öyle olmuştu. Uğur Kaymaz on iki yaşındaydı, çocuktu, Kızıltepe’de on üç kurşun bedenine sıkıldı ve Uğur Kaymaz’ın yargısı Mardin Kızıltepe’den alınıp Eskişehir’e getirildi. Ne oldu biliyor musunuz? Katiller aklandı, Uğur Kaymaz’ı savunan avukatlar cezalandırıldı. Şimdi Muş’ta da olan bu. Bu işin mimarı da vali. Bunu yetkililerinize söyledik: “Alın bunu!” Yani yanı başınızdaki ülkelerde böyle bir şey olduğunda içişleri bakanları istifa ediyor, ama bir valinin basiretsizliği ödüllendiriliyor. Şimdi, gerçekten bu ülkede eğer hak, hukuk ve adalet inşa edilecekse herkese hukuk gereklidir.
Bakın, çocuklardan bahsediyoruz ama hâlen ülkemizde çocuklarla ilgili hepimizin -uluslararası sözleşmeler deriz ya- çekinceleri var. Türkiye 1995’te yürürlüğe soktuğu sözleşmede ana dilinde eğitimin önünü kapatmak için şu üç maddeye çekince koymuştur: “Kitle iletişim araçlarının azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri konusunda teşvik edilmesi…”, madde 17, Türkiye'nin çekincesi var. “Çocuğun ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve bu farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi…”, madde 29, Türkiye'nin çekincesi var. “Din ya da dilsel bir azınlığa ya da yerli halka mensup bir çocuğun kendi kültüründen yararlanma, kendi dininin gereklerini yerine getirme ya da kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılmaması…”, madde 30.
Şimdi bu sözleşmeler, uluslararası sözleşmeler. Bu sözleşmelere sadece Türkiye çekince koyuyor. Niye? Kürt çocukları kendi dilleriyle eğitim görmesin ve sonra dönüyorsunuz diyorsunuz ki: “Ya, bu Kürt çocuklarının ellerinde niye taş var?” E peki ben de soruyorum: Niye taş olmasın? Siz dilini, kültürünü, kimliğini yasaklayacaksınız; bu çocukların geçmişini çalacaksınız, bu çocukların geleceği olmayacak, bu çocukların evini barkını yakacaksınız, bu çocukları varoşlara süreceksiniz; ne eğitim var ne sağlık var ne de gelecek var, peki bu çocuklar taşa sarılmayıp da neye sarılacak? Adil misiniz? Yok. Eşit bir hukuk uygulanıyor mu? Yok. Bu çocukların ya bir yakını dağda ya biri cezaevinde ya toprak altında ve bu çocuklar acı dolu yıllar yaşadılar ama siz hâlen bu çocukları sürekli Terörle Mücadele Yasası’ndan yargılayarak bu çocukların ellerindeki taşla bu çocuklara on beş yıl ceza veriyorsunuz ve dönüyorsunuz diyorsunuz ki: “Bu çocuklar aileleri tarafından sürülüyor.” Hangi aile delidir, çocuğunu ölümün üzerine sürer? Ama, eğer hak, hukuk, adalet, dil, kültür konusunda siz çekince koyarsanız bu insanların da yapabileceği tek şey kendi bedenlerini ölüme yatırmaktır. Kürt çocuklarının da yaptığı budur. Onun için, bunlara, Türkiye, uluslararası sözleşmelere koyduğu çekinceyi bir an önce geri almalıdır. Eğer bunları alamazsa gerçekten biz uluslararası arenada çok ciddi sıkıntılar yaşarız.
Bakın, bugün ayın 16’sı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden bir mahkûmiyet kararı var. Mahkûmiyet kararı nedir? Bir çocuğa işkence yapılmıştır ve 16.500 euro bir mahkûmiyet vardır. Şimdi, bu çocukların hepsinin aileleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuracak. Şimdi, uluslararası vicdanlarda, uluslararası yargıda bu çocuklara uygulanan politikalar mahkûm oluyor, bizim vicdanlarımızda da mahkûm. Peki, beyler, sevgili arkadaşlar, sizin vicdanlarınız nerede? Bu çocuklara bu kadar zalim politikalar uygulanırken sizin, -uluslararası mahkemelerin kararı var, kamuoyunun bu konuda tepkisi var- ve bu çocuklarla ilgili küçük bir çabanız yok. Ceylan olayı yine öyle. Birkaç gün önce Berivan, daha on iki- on üç yaşında. Berivan üç ayrı konuda ceza aldı. Nedir? Yaşı küçük olduğu için dokuz yıla cezası indirildi.
Şimdi, bu çocukların acılarını birleştirmeden, bu çocukların gerçekten acılarını biz yüreğimizde hissetmediğimiz müddetçe bu ülkede iç barış olmaz. İç barışın olabilmesi için hepimizin gerçekten vicdanlarımıza karşı sanık sandalyesine oturmalıyız. Eğer sanık sandalyesine oturabilirsek biz hukukun ve huzurun ülkesini birlikte yaratabiliriz.
Ben, hukukun ve huzurun olacağı bir ülke özlemiyle hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkür ediyorum.
Önerge sahipleri adına Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.
Sayın Şandır, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Gecenin bu geç saatlerinde, zannediyorum son konuşmacı olarak, çok önemli bir konuda ortak duyguları ifade etmeye çalışacağım.
Çocuklar… Her anlamda, çocukların sorunlarıyla ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisinin her grubunun vermiş olduğu önergeleri birlikte görüşerek bu sorunların araştırılması için birazdan kuracağımız komisyon ve bu komisyonun gerekliliği üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak duyarlılığımızı ifade etmeye çalışacağım. Biz de bugün 6 arkadaşımızın verdiği önergeyi gündeme getirmiştik. Sayın Ahmet Orhan, Sayın Mümin İnan, Sayın Hasan Özdemir, Sayın Yılmaz Tankut, Sayın Kemalettin Nalcı ve Sayın Alim Işık milletvekillerimizin önergeleri vardı, onların tamamının adına ben Milliyetçi Hareket Partisinin, milletvekillerimizin duygularını, bu konudaki hassasiyetini ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, öncelikle, söz konusu çocuk olunca, söz konusu çocuklar olunca, zannediyorum, siyaset ötesi bir durumda, bir pozisyonda bir konuşma gerekliliğini duyuyorum, böyle olmak gerekir diye düşünüyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak tüm camiamız adına  söylüyorum: Çocuğunu kaybetmiş, çocuğunu çaldırmış tüm anaların, tüm ailelerin acısını paylaşıyorum. Bugün emeğimizle, gayretimizle, kuracağımız komisyonun çalışmalarıyla bir tek annenin acısını dindirebilsek inanınız ki burada yaptığımız tüm  işlerden daha mübarek, daha güzel bir iş yapmış olacağız. Onun için Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz söze başlarken, öncelikle çocuğunu, yavrusunu kaybetmiş annelere, bir ana kucağının sıcağından mahrum sokakta yaşayan çocuklara ve kötü insanların emellerine alet olmuş, uyuşturucuya, hırsızlığa, dilenciliğe zorlanan o yavruların gelecekten duydukları ümitsizliğe, onların duydukları acıya Milliyetçi Hareket Partisi olarak yürekten katıldığımızı ve bu sorunun çözümü için bir ortak sorumluluk olarak, bir toplumsal sorumluluk olarak, bir siyaset sorumluluğu olarak yapılması gereken neyse, verilmesi gereken çalışma, gayret neyse bunun birlikte ortaya konulmasını ve bunun mutlaka başarılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, söz konusu çocuk olunca, çocuk, hayatın en önemli varlığı, yaşamın devamını temin eden çocuk, çocuklarımız her türlü değerin üzerinde. Çocuğu konuşurken siyaset dilini kullanmak, çocuğu konuşurken bir mücadele dili kullanmak, muhalefet dili kullanmak, suçlama dili kullanmak bence haksızlıktır. Çocuğun üzerinden yapılan siyaset, çocuğun üzerinden yapılan mücadele, çocuğun istismar edilerek kazanılacak her sonuç bence meşru değildir, hak değildir, güzel değildir. Bir çocuğun –dün akşam televizyonlarda hep birlikte izledik- anasının çığlıklarını hep beraber izledik. Dolayısıyla çocuğu konuşurken, çocuğu özne yaparak kuracağımız cümle, çocuğu mesele yaparak konuşacağımız söz mutlaka sevgi diliyle olmalı, mutlaka her türlü endişenin, hassasiyetin, siyasetin, menfaatin, çıkarın ötesinde olmalı.
Bakınız değerli milletvekilleri, kimsesiz çocuklar, bugün kayıp çocukları konuşuyoruz. 1.661 tane çocuğun çalındığını, ana kucağından kopartılarak kaybolduğunu... “Kayboldu.” demek doğru değil, “Çalınan çocuklar.” demek daha doğru. Bu çocukların sorununu konuşurken diğer çocukların da sorunlarını unutmamak lazım. “Kimsesiz çocuklar”, “sokak çocukları”, “sokağın çocuğu” diye bir tabir geliştirdiler, farkında mısınız? Sokakta doğan çocuklar, sokakta yaşayan çocuklar ve sokakta çalıştırılan çocuklar, tarlada çalıştırılan çocuklar, okuldan kopartılıp, oyun alanından, sahadan, parktan kopartılıp tarlalarda, fabrikalarda, merdiven altlarında çalıştırılan çocukların sorunları.
Değerli milletvekilleri, bir ülke düşünün ki, bir devlet düşünün ki, bir toplum düşünün ki, en değerli varlığı, en kıymetli varlığı olan çocuğunu koruyamıyor, çocuğunun yaşam hakkını, çocuğunun gelişme hakkını, eğitim hakkını, sağlık hakkını temin edemiyor, ondan sonra da büyük olmak, gelişmiş olmak iddiasıyla siyaset yapıyor. Buna hakkımız yok. Bu toplum olarak bizim yaramız. Eğer bugün Türkiye’de hâlâ çocuğu özne yaparak çocuk sorunlarını konuşuyorsak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu sorunların araştırılması için komisyon kurmayı zorunluluk hâlinde bir mecburiyet olarak görüyorsak, Türk toplumu olarak ve bu toplumun siyaseti, Hükûmeti, devleti olarak hepimiz sorumluluğumuzu önce terazinin kefesine koymalıyız ve yapılması gereken neyse onu yapmamız gerekiyor.
Değerli milletvekilleri, ben özellikle sokaklarda yaşayan çocukların dert edilmesini ve bu çocukların tekrar ailelerine, topluma kazandırılmasını çok önemsiyorum. Rakamlar muhtelif olmakla beraber 30 binden 200 bine kadar… En son rakam olarak, bir tespit olarak yaptığım araştırmada, 31 bin çocuğun sokaklarda, evsiz, sokaklarda yaşadığını belirlemişler -bir kurumun belirlediği rakam- ama bunun belirlenmeyen, tespit edilemeyen rakamıyla 200 bine kadar çıktığı söyleniyor. Düşünebiliyor musunuz soğuk kış günlerinde pencerelerden sızan o ışığın sıcaklığında bir sıcak ev özlemiyle, bir aile sıcaklığının, bir yuva sıcaklığının hasretiyle sokakta yaşayan, sokakta yatan çocuğun ıstırabını bir an olsun yüreklerimizde duymaya sizleri davet ediyorum.
Değerli milletvekilleri, bu konuda eksik olan bilgi değil, inanınız eksik olan kurum değil, eksik olan siyaset değil, bu konuda eksik olan duyarlılık, duygu. Toplum olarak, devlet olarak, siyaset olarak, kişi olarak eğer biz bir sorumluluğu üzerimize alır, bu çocukların sorunlarının çözülmesi noktasında üzerimize düşeni yaparsak, zannediyorum, bu çocukları sokakta yaşamaktan ve o sıcak yuvayı özlemekten, gıptayla veya topluma hınçla, kinle, geleceğinden ümitsiz bir şekilde suça, teröre malzeme olmaktan kurtarmış oluruz diye düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, bu noktada tabii ki siyasi iktidarın, hükûmetlerin sorumluluğu herkesten daha fazla. Eğer alınması gereken tedbirler noktasında birtakım noksanlıklar varsa, hukuk noksanlığı, başka anlamlarda noksanlıklar varsa bunları tamamlamak öncelikle siyasi iktidarların sorumluluğu. Bu sebeple, bugün burada öncelikle duygularımızı, öncelikle çocuğu konuştuğumuz için sevgi dilini kullanarak, sorumluluklarımızın idrakinde güçlerimizi birleştirerek çocukların sorunlarının çözümü için Mecliste bir komisyonun kurulmasını ve komisyonun faydalı çalışmalarıyla bu konuda Hükûmete bilgi, yol gösterecek birtakım imkânların oluşturulmasını önemsiyorum ve bu komisyonun kurulmasını desteklediğimizi, talep ettiğimizi tekrar ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.
Önerge sahipleri adına, Kırklareli Milletvekili Sayın Tansel Barış.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
TANSEL BARIŞ (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sokak çocuklarının ve özellikle kız çocuklarının istismarı, kaybolan çocuklar ve ailelerinin dramı ve çocuk işçilerin sorunlarıyla ilgili verdiğimiz araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyeti ve halkımızı sevgiyle selamlıyorum.
Sözlerime başlarken, Trakya’da yaşanan sel felaketi nedeniyle bölge halkına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum ve mevcut olan zararın tespiti için bir an önce çalışmaların başlaması gerektiğine inanıyorum. Özellikle Edirne’de her yıl yaşanan bu sel felaketinin artık kesin bir çözüme ulaştırılması da dileklerimiz arasındadır. Bunu Hükûmetin bir an önce ele alması ve bu konuyu çözmesi gerekiyor çünkü Edirne halkı her yıl bu zamanlarda “Bulgaristan baraj kapaklarını açacak mı, açmayacak mı?” kâbusunu görmek istemiyor. Bu nedenle burada gerçekten kesin ve radikal bir çözüm gerekiyor, bunu da Hükûmetin dikkatine sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, çok önemli bir konuda tüm grupların ortak bir çalışması olduğu görülmektedir. Bu, gerçekten sevindirici bir gelişme. Aileler ve toplum Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir çözüm bekliyor ve gözünü Türkiye Büyük Millet Meclisine dikmiş vaziyette. Beklentileri karşılamak için bizlere büyük sorumluluk düşüyor ve bu, Meclisin boynunun borcu.
Değerli arkadaşlarım, konuyla ilgili arkadaşlarım ve gruplar ayrıntılı yeterince bilgi vermişlerdir. Ben şu tespiti yapmak istiyorum: Sokak çocukları nerede yok, bir bakalım: Avrupa’da yok, Kuzey Amerika’da yok. Nerede var? Latin Amerika’da var, Asya’da var ve arkadaşlarım, Afrika’da var. Yani sosyal devlet olmak için henüz daha o aşamaya gelmemiş toplumlarda sokak çocukları vardır, çocuklar kayboluyor ve çocuk işçiler alabildiğine artıyor. İşte, demek ki güçlü ekonomilerde ve sosyal devletlerde bu sorun olmuyor. Bizim ülkemiz de bir an önce sosyal devlet olmanın gereklerini yerine getirecektir, ülkesinin ekonomisi üzerinde, ayaklar üzerinde durabilmesi için çok üretecektir, bu ürettiği oranda da güçlü olacak ve bu sorunun temelindeki ekonomiyi yenecektir. Ekonomik olarak güçlendiği müddetçe sokak çocukları da olmayacaktır ve çocuk işçiler de olmayacaktır.
Değerli arkadaşlarım, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığının hazırladığı bir rapor var, gerçekten iyi bir rapor. O raporda, sokak çocuklarının oluşmasına bir neden olarak aile içi çocuk sayısının çok olması, fazla olması gösteriliyor. Gerçekten doğru bir tespit. Baktığımız zaman, sokak çocuklarının çoğu bu, ailede fazla nüfusu olan kişilerdir, ailelerdir. Dolayısıyla, tespit doğru ancak Sayın Başbakanımız   -hatırlarsınız- her zaman “En az 3 çocuk, hatta 5 çocuk.” diyor. O zaman bu bir çelişki olmuyor mu değerli arkadaşlarım? Yani çok çocuklu ailelerde bu tür sorunların daha çok olduğunu Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, raporunda yazıyor ama Sayın Başbakanımız önerisiyle buna bir çelişki ile karşılık veriyor.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten bu komisyon kurulacak, hepimizin istediği ortak bir çalışma sonucu bu komisyon kurulacaktır ancak komisyon raporunu hazırladıktan sonra bu rapor raflarda kalmasın, hayata geçirilsin ve biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak bu komisyonun hem çalışmalarını hem de rapor sonucu hayata geçip geçmemesinin takipçisi olacağız ve ben hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Barış.
Son konuşmacı, önerge sahipleri adına Kayseri Milletvekili Sayın Yaşar Karayel.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; öncelikle şahsım adına ve önerge sahipleri adına da tüm Meclisimizin müşterek bu konuyu görüşmesinden dolayı ve gruplar arasındaki anlaşmadan ve uzlaşmadan dolayı yüce Meclisin saygıdeğer üyelerine ben de teşekkür ediyorum.
Çocuklarımız ülkemizin geleceğidir, ailelerimizin geleceğidir, toplumumuzun geleceğidir. Korunması, kollanması ve en çok ihtimama mazhar olan çocuklarımızdır. Bu çocuklarımızın eğitiminin, gelişmesinin ve bu çocukların büyümesinin mutlaka devlet koruması altında, hepimiz tarafından çok hassasiyetle güvence altına alınması gerekir. Bu güvencelerin devam etmesi için her türlü tedbirin alınması da çok önemlidir.
Çocuk kayıplarıyla ilgili kamuoyu çok duyarlı hâle gelmiştir. Bazı suç örgütleri tarafından bu çocukların kaçırıldığı, kaçırılma amaçlarının organ ticareti, dilencilik ya da fuhuş olduğu şüphesi hem aileleri hem de tüm ülkeyi endişelendirir hâle gelmiştir. Kayıplar son derece ciddi, üzerinde titizlikle durulması gereken, tüm ülkeyi ilgilendiren bir sorun hâlindedir. Bu konuda herkesin sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir. Bu önemli konunun Meclisimizde ele alınması ve araştırılması ve çözüm önerilmesi mutlaka çok önemlidir. Unutulmamalıdır ki, kayıp çocuklar konusundaki sorumluluğun büyük çoğunluğu bu yüce Meclise aittir. Herhangi bir siyasi parti ayırımı yapmadan bütün milletvekillerimizin katılımlarıyla böyle bir araştırma önergesinin verilmesinin tüm kamuoyu açısından memnuniyetle karşılanacağını biliyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, Başbakanlık tarafından hazırlanan raporla ilgili konuları arkadaşlarımız detaylarıyla anlattı. Bölgelere göre bu çocukların kaçırılma oranlarına baktığımız zaman, Marmara Bölgesi’ndeki çocuklarımızın kaçırılma oranı yüzde 52’lik bir oranla Türkiye'nin en büyük bölgesini teşkil ediyor. İç Anadolu Bölgesi’ne baktığımız zaman, bu çocukların yüzde 16’sı İç Anadolu Bölgesi’nde kaçırılmış. Ege Bölgesi’nde bu çocuklarımızın yüzde 13’ü kaçırılmış. Akdeniz Bölgesi’nde yüzde 13’lük bölümü, Karadeniz Bölgesi’nde yüzde 11’lik, Güneydoğu Bölgesi’nde yüzde 10’luk, Doğu Anadolu Bölgesi’nde ise yüzde 8’e varan oranlarda çocuklarımızın kaçırıldıklarını görüyoruz. Dağılımın büyük şehirlerde daha çok olduğunu hep birlikte gözlemlemiş bulunuyoruz.
Saygıdeğer arkadaşlar, bu kayıp çocukların en çok kamuoyunun gündemine gelmesine sebep olan, kendi ilimdeki, Kayseri iline bağlı Talas ilçemizdeki Ramazan Bayramı münasebetiyle kaçırılan 3 yavrumuzla alakalı olarak çok duyarlı hâle geldi. Dilruba, Ahmet Tuna Tekin ve Türkan Ay’ın kaçırılmalarıyla ilgili bugüne kadar 1.455 personelin katılımıyla yapılan çalışmalarda 12.331 şahısla görüşülmüş, 18.675 aracın kontrolü yapılmış ve sorgusu yapılmıştır. 47 güvenlik kamerası kayıtları incelenmiş, 7.440 ikamet, 230 park, 55 cami, 165 umuma açık alanlar, 1.169 metruk alan, 57 trafo, 78 kuyu ve etrafta ne kadar alan varsa hepsi taranarak tek tek araştırılmıştır. Çocukların ikamet çevresinde 2 kilometrelik alan içerisinde ne kadar hane varsa bunların hepsi tek tek aranarak her türlü tedbirler alınmış, ama maalesef ki, ne yazık ki en ufak bir bilgiye şu ana kadar rastlanamamıştır. Bu, hem şehir halkını hem de tüm Türkiye'yi gerçekten mateme boğmuştur. Bu çocuklarımız vesilesiyle de böyle tüm gruplarımızın müşterek vermiş olduğu önergeyle bu konu yeniden gündeme gelmiştir.
Bu konuyla ilgili kurulacak komisyonun her türlü çalışmayı yapacağına ve kamuoyunun yüreklerine su serpeceğine, özellikle ailelerimizin kaybolan çocuklarının bulunmasıyla ilgili araştırmaların yapılacağını umuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Karayel, teşekkür ederim.
Sayın Bakanın kısa bir açıklama talebi vardır, bu arada beraber çalışacağı gruplara da herhâlde bu vesileyle teşekkür edecektir. Ben kendisine kısa bir söz hakkı vereyim ve bugünkü çalışmalarımızı tamamlamış olalım.
Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Sayın Başkan değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum.
Öncelikle, Meclisin çatısı altında bütün parti gruplarının böyle bir çalışmayı gerçekleştirmek üzere uzlaşmış olmasından duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Bu arada, sayın konuşmacıların dile getirdiği bazı birkaç konuya da açıklık getirmek istiyorum.
Sayın Sevigen YİBO’larla ilgili bazı hususları dile getirdi.
YİBO’lar Türkiye'nin çok önemli eğitim kurumlarıdır, yaklaşık 650 bin öğrenciyi barındıran ve ailesinin yanında okul hayatını sürdürmesi mümkün olmayan kırsaldaki çocuklarımızın eğitim imkânı almasını sağlayan okullardır. Okullarımız, eğitimin gerektirdiği modern birtakım teknik araç ve gereçlerle donatılmış olmakla birlikte, çocuklarımızın hayat standardını ve refahını sağlayacak donanımları büyük ölçüde sağlamaktadır. Eksikler elbette olabilir, ama eksikler de, var olan eksikler de en kısa sürede giderilecektir.
Bunun yanı sıra, Beypazarı-Karkamış’taki YİBO’nun kapatıldığından söz ettiler. Burası, Beypazarı’nın merkezine çok uzak mesafede yapılmış, ulaşımı iklim şartları itibarıyla da kışın zorlaşan bir okul olduğu için ve burada öğretmenlerin ve öğrencilerin ulaşımı da zor olduğu için ve öğrenci bulunamadığı için kapatılmış bir okul.
Diğer taraftan, İnsan Hakları Komisyonunun ne yaptığını sordu. İnsan Hakları Komisyonunun içerisinde cezaevleri, çocuk cezaevleri ve ıslahevlerini inceleyen bir izleme grubu ve gözlem grubu oluşturulmuştu. Bu gözlem grubu Ankara, İstanbul, İzmir, Adana ve Kayseri’de incelemelerde bulundu. Hatta Adana’da, ben kendi kurumlarımla ilgili yaptığım bir incelemede incelemede bulunmak üzere orada bulunan arkadaşlarla da karşılaştım. Bunlar çalışmalarını sürdürüyorlar, raporlarını tamamlayacaklar ve aynı ekip önümüzdeki günlerde YİBO’lar ve SHÇEK’e bağlı kurumlarda da incelemelerde bulunmak üzere bir çalışmayı başlatıyorlar.
Yine, çocuk annelerden söz edildi. Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun bünyesinde erken yaşta evlilikleri inceleyen bir komisyon kuruldu. Komisyon çalışmalarını, incelemelerini tamamladı, raporunu hazırlıyor. Bundan sonra rapora istinaden izlenecek yol haritası da belirlenecek.
Rehabilitasyon merkezinden söz edildi kurumlarımla ilgili. Rehabilitasyon merkezinden hizmet alan engellilerimiz… Engellilerimize biliyorsunuz, ilk defa, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri tarihinde bizim Hükûmetimiz, evde bakım ücreti, 1 asgari ücret tutarında evde bakım ücreti ödemeye bizim İktidarımız döneminde başlandı. Eğer bir rehabilitasyon merkezinden hizmet satın alınıyorsa 2 asgari ücret tutarında, yine bu engellilere bakım ücreti bizim İktidarımız döneminde ödenmeye başlandı.
Bu memlekette yedi sekiz yıl, on yıl öncesinde de engelliler ve özürlüler vardı ama bunlara ne bakım ücreti ödeniyordu ne de bunların insanca hizmet almaları konusunda herhangi bir hizmet götürülmüyordu. İmkânlar ölçüsünde vatandaşlarımızın, çocuklarımızın ve engellilerimizin en iyi hizmeti alması noktasında bütün gayretimizi ve çabamızı sürdürüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Bakanım, son cümlenizi…
DEVLET BAKANI SELMA ALİYE KAVAF  (Devamla) – Bu konudaki her türlü desteğe ve öneriye, yapıcı eleştiriye de açığız.
Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Meclis araştırması önergeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.
Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.  
Meclis araştırmasını yapacak komisyonunun 16 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Komisyonun çalışma süresinin başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM