|
|
GENEL KURUL TUTANAKLARI İKİNCİ OTURUM 26.02.2008 69. Birleşim Açılma Saati: 16.27 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN (Adana), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 69’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmına geçiyoruz. Alınan karar gereğince, gündemin 96’ncı sırasında yer alan İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 20 milletvekilinin, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde yaşanan iş kazalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla; 104’üncü sırasında yer alan Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 22 milletvekilinin, tersanelerdeki iş kazalarının araştırılarak iş güvenliğinin sağlanması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla; 107’nci sırasında yer alan İstanbul Milletvekili Hasan Kemal Yardımcı ve 26 milletvekilinin, başta gemi inşa sanayi olmak üzere denizcilik sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla ve bugün okunarak bilgiye sunulan İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 19 milletvekilinin, gemi inşa sektöründeki işçi güvenliği ve çalışma koşullarının araştırılarak iyileştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin birlikte yapılacak görüşmelerine başlıyoruz. X.- MECLİS ARAŞTIRMASI A) Ön Görüşmeler 1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 19 milletvekilinin, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde yaşanan iş kazalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/121) 2.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 22 milletvekilinin, tersanelerdeki iş kazalarının araştırılarak iş güvenliğinin sağlanması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/129) 3.- İstanbul Milletvekili Hasan Kemal Yardımcı ve 26 milletvekilinin, başta gemi inşa sanayi olmak üzere denizcilik sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/132) 4.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 19 milletvekilinin, gemi inşa sektöründeki işçi güvenliği ve çalışma koşullarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/134) BAŞKAN – Hükûmet? Burada. Meclis araştırması önergeleri Genel Kurulun 8/2/2008 tarihli 61’inci, 20/2/2008 tarihli 67’nci, 21/2/2008 tarihli 68’inci ve bugünkü birleşimlerinde okunduğundan tekrar okutmuyorum. İç Tüzük’ümüze göre Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir. Konuşma süreleri Hükûmet ve gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar dakikadır. Şimdi, ilk söz, Hükûmet adına Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım’a aittir. Süreniz yirmi dakikadır Sayın Yıldırım. Buyurunuz efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar) ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Başkan, Meclisimizin saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sözlerimin başında, güvenlik kuvvetlerimize Güneydoğu’da sınır ötesi operasyonda başarılar diliyorum. Hayatını kaybeden, şehit olan Mehmetçiklerimize, komutanlarımıza Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum. Allah yardımcıları olsun. Sayın Başkan, değerli üyeler; bugün, son günlerde gündeme gelen ve tersanelerimizde yaşanan ölümlü iş kazalarının araştırılması için Mecliste grubu bulunan AK Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Demokratik Toplum Partisi tarafından verilen önergelerin değerlendirilmesine yardımcı olabilmek ve uluslararası rekabet ortamında ekonomik girdiler açısından en gözde, parlayan sektörlerinden biri olan denizcilik ve gemi inşa sanayimizin mevcut durumu ve bu alanda ülkemizde yaşanan gelişmeler ile sektörün sorunları konusunda sizleri bilgilendirmek istiyorum. Türk deniz ticaret filomuz, 2007 yılı itibarıyla baktığımızda, gemi sayısı bazında yüzde 31 artışla 1.551 adede yükselmiştir. Sahiplik bakımından, yani Türk armatörlerinin gemi sahipliği bakımından ise filomuz 15 milyon DWT’a çıkmış, bu da aşağı yukarı yüzde 90’ın üzerinde bir artışı ifade etmektedir. Son yıllarda, gerek dünyada gerekse ülkemizde yaşanan denizcilikteki gelişmeler, ülkemiz bakımından daha çarpıcı, daha dikkate değer bir şekilde seyretmektedir. Deniz ticaret filomuz bir yandan bu gelişmeyi gösterirken bir yandan da filomuzun teknik performansı da artmıştır. Bunu da uluslararası liman kontrollerinde tutulan gemi sayılarından görebiliyoruz. 2001 yılında 800’ün üzerinde dış limanlarda kontrol edilen gemilerimizin 211’i tutulurken, bu sayı 2007 sonu itibarıyla 42’ye inmiştir. Türk Bayraklı gemiler kara listeden çıkmış, gri listeye girmiştir. Bilhassa son yıllarda denizcilik kökenli uzman personelin gerek merkezde gerekse limanlarda istihdam edilmesi sonucu limanlarımızdaki yabancı gemilerin kontrol oranları da yüzde 2’lerden yüzde 25’lere çıkmış. Bu da, gemilerin az tutulması ve bayrak itibarının artmasında en önemli nedenlerden biri olmuştur. Tabii, bu gelişmelerle birlikte limanlarımızdaki yük elleçlemelerinde de kayda değer artışlar olmuştur. 2002’den 2007’ye limanlarımızda artış yüzde 81’i bulmuştur, ton olarak 257 milyon tona yükselmiştir. Konteyner miktarındaki artış ise yine bu dönemde daha dikkate değer olmuş, yüzde 133 artarak 4 milyon 600 bin konteynere yükselmiştir. Deniz turizminde de çok kayda değer çarpıcı gelişmeyi görüyoruz. Kruvaziyer gemi sayısı yüzde 70, yolcu sayısı yüzde 311 artmıştır. Diğer önemli ve stratejik bir karar da, 2003 yılında ÖTV’siz yakıt uygulamasının başlatılmasıyla birlikte Türk sahillerinde kabotaj hattında deniz taşımacılığının geliştirilmesi sağlanmıştır. Bununla birlikte, yapılan ÖTV’siz yakıt desteğiyle denizden yolcu ve yük taşımacılığı, fiyat artırmadan, ciddi oranda artmıştır. Ambarlı-Bandırma arasındaki artış yüzde 770’i bulmuştur. İDO’nun Marmara’daki taşımaları yüzde 140 oranında artmış ve taşıma miktarı 1 milyon 310 bini geçmiştir. Tekirdağ Bandırma oranı da yüzde 66 ve diğer yerlerde de, Türkiye genelinde de 2002’de denizden 98 milyon yolcu taşınmışken, 2007 yılı itibarıyla bu sayı 155 milyona ulaşmıştır. Bu arada, tabii artan ticaretimize paralel olarak yeni limanlar devreye sokulmuş, bunların birçoğu da yap-işlet-devret kapsamında kamu kaynağı kullanılmadan sağlanmıştır. Çanakkale Kepez Limanı, Güllük Limanı, Bodrum Yolcu Limanı, İçtaş Limanı, Evyap Limanı, UN Ro-Ro Limanı gibi limanlar ya yap-işlet-devret ya da özel sektöre izin verilmesi suretiyle tamamlanmıştır. Tabii, bunun yanı sıra gemi seyir sistemlerimizden Marmara’nın, Boğazların gemi trafik düzenlerinin otomatik takibi konusunda da sistemler devreye sokulmuş ve Boğazlarda yük hareketi artmasına rağmen kazalarda önemli ölçüde azalma meydana gelmiştir. Diğer yandan yerli teknolojiye ciddi anlamda yatırım yapmak suretiyle tüm sahillerimizin, otomatik tanımlama sistemiyle gemilerimizin tanımlanması, takip edilmesi ve bu şekilde denizlerdeki kazalarda sadece 2007’de 123 Türk vatandaşı, 122 yabancı olmak üzere 245 kazazede sağ salim kurtulmuştur. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii denizciliğimizin diğer lokomotif sektörlerinden bir tanesi de gemi yapım sanayidir. Gemi yapım sanayi de bu dönemde çok önemli bir büyüme göstermiştir. Burada önergelerin gerekçelerinde de ifade edildiği gibi dünyada gemi inşa sektöründe büyüme miktarı yüzde 89 seyrederken, bu oran Türkiye’de yüzde 360’ı bulmuştur. Tam 4 kat büyüme Türkiye’de sağlanmıştır. Tabii, bu büyümeyle birlikte özellikle Tuzla Aydınlı Koyu’nda 1 milyon 200 bin dönümlük bir arazide sıkışmış tersaneciliğimizin, 8.400 kilometrelik sahil şeridimize yayılması için bir proje başlattık ve 2002’de 37 tersanemiz var iken, 2007’de 77’ye ulaşmış bulunuyoruz. Hâlen devam eden tersanelerimizin bitmesiyle birlikte bu sayı 138’i bulacaktır. Gemi inşa kapasitemiz 550 bin ton/yıl ilken, şu anda ulaştığımız miktar 1 milyon 984 bin ton, yani 2 milyon DWT’dur, 4 kat bir kurulu kapasite artışı sağlanmıştır. 1998-2002 yıllarında sadece 142 adet gemi teslim edilmişken, bu dönemde 368 gemi yapılarak teslim edilmiştir. İşin güzel bir tarafı da yapılan gemilerin yüzde 80’i ihraç edilmektedir. Gemi inşaat sanayisinde tabii bu gelişmeye paralel olarak istihdam artışı da doğal olarak gerçekleşmiş, 2002’de 13.500 doğrudan çalışan var iken, 2007 itibarıyla gemi inşaat sektöründe 33.480 çalışan sayısına ulaşılmıştır. Şimdi, tersanelerimiz bu gelişmeleri gösterirken, maalesef son günlerde de basında da çok genişçe yer aldığı gibi iş kazaları sonucu hayatını kaybeden çalışanlarımızın olduğu da bir vakıadır. Değerli arkadaşlar, en önemli hak insanlarımızın yaşam hakkıdır. O bakımdan, tersanelerimizde iş kazası sonucu ölmenin kader olmadığını özellikle ifade etmek istiyorum. Peki, tersanecilik nedir? Tersanecilik, beşinci risk grubunda ağır sanayi sektörüdür. Yani, riskleri yüksek, getirisi düşük bir sektördür ve iş kazaları dünyanın gemi inşa eden bütün ülkelerinde mevcuttur. Ama, bütün ülkelerin de hedefi, bu kazaları ölümsüz, yani sıfır ölümlü iş kazasını sağlayacak ortamı oluşturma üzerine çalışmalarını yoğunlaştırmaktadır. Şimdi, 2002-2008 yılları arasında, sendikanın verilerine göre 58, İSBİR verilerine göre 51 çalışan hayatını iş kazasında kaybetmiştir. İnsan hayatının bedeli olmadığı için bu alandaki sorunların farkında olunarak kazaları önlemeye yönelik her türlü tedbir tartışılmalıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde de tüm parti gruplarımız bu konuyu önemle ele almış ve bu konu araştırılarak bütün yönleriyle alınacak önlemler, zaaflar neyse ortaya çıkarılacak ve buradan çıkarılacak sonuçlara göre, gerekirse yasal altyapıdaki eksiklikler giderilecek gerekse uygulamada yaşanan aksaklıklar daha sıkı kontrol edilmek suretiyle sorun çözülme cihetine gidilecektir. Genel olarak kazaların nedenlerine baktığımızda, iskeleden düşme -ağırlıklı olarak- elektrik çarpması, bloklar arasında sıkışma gibi, basitçe önlem alınabilecek konulardan olduğunu görüyoruz. Çok karmaşık bir kaza yapısı yok, patlama, vesaire gibi konular çok daha az olmaktadır. Bunların nedenleri ne olabilir? Bir kere, son yıllarda, gemi inşaatında artan yoğun taleplerden dolayı sektörün yetişmiş iş gücü bakımından hazır hâlde olmamasıdır. Dünyada ve Türkiye’de bir gerçeği görmemiz lazım: Bütün sektörlerde olduğu gibi, gemi inşaat sektöründe de asıl işveren, alt işveren olmak üzere bir çalışma sistemi vardır. Esasen iş hayatını, üretimi oluşturan üç unsur; iş yeri, işveren ve çalışan. Bunlardan bir tanesinden biri olmadığı zaman, ne üretim olur ne istihdam ne de katma değer olur. O hâlde, bu üçlüyü birbirinden ayrı telakki etmek asla ve asla mümkün değildir. O hâlde yapılması gereken nedir? Yapılması gereken, eğitimle ilgili sorunlar varsa bunun üzerine gidilmesi gerekir. Yasal tedbirler olduğu hâlde, uygulamayla ilgili sorunlar varsa bunların üzerine gidilip ve mutlaka ve mutlaka bu tedbirlerin alınması gerekir. Ben sektörün içinden gelen biriyim, yirmi yıl gemi inşaat sektöründe bilfiil çalıştım. Tersanede çalışan insanlara burunları çelik ayakkabı verilir. Sebebi, herhangi bir metal parçası düştüğünde veya bir yere takıldığında ayağının zedelenmemesi için, ama uygulamaya baktığımızda, çelik burunlu ayakkabıyı giyen çalışan sayısı, kamu tersanesi olmasına rağmen yüzde 10’u geçmez. Baret takmak mecburidir, gerek atölyelerde gerek kızak üstünde gerek açık alanlarda, kreynlerin altında, maalesef insanımız baret de takmıyor. Emniyet kemeri… Ambarın mezarnasında iskele kuruyorsunuz, boya yapacaksınız, raspa yapacaksınız, dalgın olursunuz, adımınızı geriye atabilirsiniz veya iskele tumba olur, o zaman emniyet kemerinde asılı kalırsınız. Gemide yaşadığım bir olayı size anlatayım, daha doğrusu arkadaşım bana nakletti: Bir gemi, geminin personeli Filipinli ve Türk. Yabancı bayraklı bir gemi. Bizim arkadaşımız da gemide ikinci başmühendis, başmühendisten sonra ikinci mühendis. Ambar mezarna raspası yapılıyor. Kurulan tezgâh, ambar mezarnasına kurulan iskele bir şekilde kopuyor ve çalışanlardan 3 tanesi kemer üzerinde asılı, 2 tanesi ambarın dibine düşüyor, düşenler Türk çalışanlar, öbürleri Filipinliler. Demek ki eğitim çok önemli. İnsan hayatından daha değerli bir varlık yok, mutlaka ve mutlaka tedbirlerin alınması lazım. Taşeron asıl işveren ilişkilerine de göz atmak lazım. Mevcut yapıya göre istediğiniz sözleşmeyi yapın, edin, asıl işveren her türlü sonuçtan sorumludur. Bu da taşeronları veya alt işverenleri tedbir almakta biraz rehavete sürüklüyor. Belki araştırmalar sonucu bu gerçek de ortaya çıkacak, alt işverenin görev alanı, sorumlulukları yeni baştan tanımlanacak ve böylece alt işveren, taşeron ve asıl işveren ilişkileri de yasal bir dayanağa kavuşturulmuş olacak. Bu da iş emniyetinin artırılması yönünde önemli bir tedbir olacaktır. Eğitim konusu önemli, onu söyledim. Bunun için yaptığımız önemli çalışmalar var. Birçok lisemizde gemi inşaatıyla ilgili branşlar açtık birçok ilde. Bunların listesi var, zamanınızı almak istemiyorum. Yüksekokullar açıldı. Türk Loydu ile Gemi İnşa Sanayicileri Birliğinin müşterek kaynakçı, montajcı, elektrikçi kursları var, işe başlamadan bu kurslar veriliyor. Ayrıca, Tuzla Tersaneler Bölgesinde de bir ihtisas hastanesi yine 65 yataklı yapıldı, bugünlerde hizmete giriyor. Tabii, en son da, yine yüce Meclisimizin verdiği kararla, bir denizcilik ihtisas üniversitesi, Piri Reis Üniversitesi kurulumu da gerçekleşmiş oldu. Sayın Başkan, değerli üyeler; tabii ki, tersanelerimizde kazalar oluyor diye tersanelerimizi kapatamayız. Unutmayalım ki, Türkiye, son beş yılda gemi inşaatında 23’üncü sıradan 5’inci sıraya yükselmiştir. Geleneksel gemi inşacı ülkeler Japonya, Kore, Çin, Tayvan’dan sonra, Türkiye 5’inci sıraya yerleşmiştir. Hedefimiz, 2013 yılında dünya 3’üncüsü olmaktır. Bu yolda kararlılıkla giderken, tersanede çalışanlarımızın emniyetine yönelik tedbirleri artırmakta gereken neyse bunları da yapacağız. Amacımız, ölümlü kazaları sıfıra indirmektir. Bu, bir ideal hedeftir. Bunu başarabilen ülke yoktur, ama hedef sıfır ölümlü kazadır. Her ülke stratejisini, çalışmalarını buna göre kurgulamaktadır. Biz de bunu böyle benimsiyoruz ve bugün, burada verilecek kararla kurulacak Meclis araştırması komisyonumuz gerekli çalışmalarını yapacak, mevcut durumu tespit edecek, alınması gereken önlemler, gerek yasal yönden alınması gereken önlemler gerek uygulama yönünden eksiklikler gerekse teknik ve eğitime yönelik önlemler konusunda tespitler yapacak. Bu tespitlerde tabii ki biz Hükûmet olarak gereğini yapacağız, bunları değerlendireceğiz, hepimizin ortak beklentisi ve amacı olan kazasız belasız, üretimi gittikçe artan, ülkeye katma değer ve refah sağlayan bir sektörü, hem ülkenin hem dünyanın parlayan bir yıldızı hâline getirmek için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Ben bu duygularla yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldırım. Gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’a aittir. Buyurunuz Sayın Soysal. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz yirmi dakikadır. CHP GRUBU ADINA ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde yaşanan ölümlü iş kazalarının incelenmesi amacıyla verdiğimiz Meclis araştırması üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Öncelikle Irak’ın kuzeyinde hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve tüm ulusumuza başsağlığı ve sabır diliyorum. Akan gözyaşlarının artık durmasını temenni ediyorum. Tuzla Tersaneler Bölgesinde yaşamını kaybeden işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Değerli arkadaşlarım, Tuzla tersanelerinde yedi ayda 18 kişi hayatını kaybetti. 19’uncu yüzyıl koşullarının hüküm sürdüğü bir yerden bahsediyoruz bugün; devletin olmadığı, taşeronlaşmanın alıp başını yürüdüğü Tuzla’dan bahsediyoruz; yani vahşi kapitalizmin ağlarının arasına sıkışan işçilerden bahsediyoruz; onların hayatlarının sönmesinden, ilkel koşullardan, en temel insan hakkından, yaşam hakkından bahsediyoruz; çünkü 21’inci yüzyılda bir insanlık dramına sahne olan Tuzla’da, temel hak ve hürriyetler ihlal ediliyor. Az önce, Sayın Bakanın, başka ülkelerde de bu kazaların olduğu sözü, 19’uncu ve 20’nci yüzyılın başlarında geçerlidir, bugün doğru bir söz değildir. Sayın milletvekilleri, Tuzla’daki iş cinayetlerinin temel nedenlerini, yasa dışılık, kayıt dışılık ve kural dışılık olarak özetleyebiliriz. Yasa dışılık var çünkü 4857 sayılı İş Kanunu uygulanmıyor. Yasa dışılık var çünkü Ağır ve Tehlikeli İş Kolları Yönetmeliği uygulanmıyor. Kayıt dışılık var çünkü tersanelerde yaşanan iş cinayetleri ya hiç haber olmuyor ya da çok sonra farklı nedenlerle açığa çıkıyor. İşte, Sadi Üstünbaş, 5 Mart 2007’de ölümü, ancak bir sene sonra ortaya çıktı, o 18 kişi veya saydığımız 82 kişi arasında da yok. Bu tür ölümlerin var olduğunu da bilmenizi istiyorum. Yine, Murat Çağın ve Hakan Özden’in 6 Mayıs 2005’teki ölümü de iki sene sonra ortaya çıkıyor. Kural dışılık var, çünkü ne ücretlerde ne çalışma koşullarında ne sigorta primlerinde herhangi bir kural var. Sevgili arkadaşlar, Tuzla’da yaşananlar karşısında üç maymunu oynayan iktidar, artık, gerçekleri görmek zorundadır. Burada, savsaklamacı, üstünkörü bir anlayış içerisinde çözüm olmaz. 21’inci yüzyılda, gelişen, değişen dünyada, çalışma koşullarıyla ülkemizi 19’uncu yüzyıl karanlığına ve ilkelliğine gömmeye hakkınız yok. Bir kez daha vurguluyorum: Tuzla’da, yedi ayda 18 kişi -bildiğimiz 18 kişi- hayatını kaybetti. Üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliğinin herhangi bir ülkesinde, bir tersanede bir işçi bile ölseydi, çalışma bakanı boynu bükük gezerdi. Bu kadar ölüm elbette düşünülemezdi bu Avrupa Birliği ülkelerinde. Eğer 18 kişi yaşamını yitirseydi Batı ülkelerinde, tabii ki bir siyasi fatura olurdu. Bu ihmali yapan, önlem almayı beceremeyen, yedi ay boyunca hataları tekrarlayan bir bakan asla ve asla koltuğunda oturmaz, oturamazdı, oturtturmazlardı. (CHP sıralarından alkışlar) SIRRI SAKIK (Muş) – Oturtmayın siz de. ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Bunlar için yüreğimiz yanıyor, çünkü insanlar ölüyor, çünkü insanların yaşam hakkı, insan hakkı ihlal ediliyor. İlkel koşulların uygulandığı, vahşi kapitalizmin egemen olduğu bir anlayış içerisinde bunları görmek yürekleri sızlatıyor, gerçekten azap veriyor. Çünkü Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ölümlerin ihmalden kaynaklandığını anlayıp, çözüm üretilmesi gerektiği sonucuna varıncaya kadar 5 işçi daha hayatını yitirdi. Değerli arkadaşlar, Tuzla’da taşeronluk almış başını gidiyor. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2’nci maddesiyle düzenleme yapılmış, ama Sayın Bakan hâlâ istihdam paketinden bahsediyor. “2’nci madde tekrar değerlendirilecektir.” diyor. Neyin değerlendirmesini yapacaksınız, merak ediyorum. Yasa “alt işveren”in tanımını gayet açık yapmış. Siz yasalara uymak istemiyorsunuz, kendi yarattığınız bozuk düzene yasaları uydurmaya çalışıyorsunuz. Geçen hafta -kendisi yok bugün- Meclis Genel Kurulunda rakamlarla açıklama yapan Faruk Çelik, risk unsurunun Tuzla’da yüksek olduğundan bahsetti. Doğru, Tuzla’da risk unsuru yüksektir. Ağır bir iş kolu olan tersanecilikte risk analizinin yapılması için işçilerin ölmesi mi gerekiyor? Hangi ülkede iş ve iş yerine ait risk analizleri ölümlerden sonra yapılıyor? O iş yerlerini ölüm tarlasına çevireceksiniz, sonra da risk unsurundan bahsedeceksiniz! Oyun oynamayı bırakın değerli arkadaşlarım. Bakana da sesleniyorum: Oyun oynamayı bıraksın. Kendinize gelin! (CHP sıralarından alkışlar) Elbette ki, ulusal sanayimiz açısından tersanenin önemi çok büyüktür. Az önce Ulaştırma Bakanı bunlardan bahsetti alabildiğine. Ne yazık ki, ölümlerden yeterince bahsetmedi. Ama, elbette ki, biz tersaneciliğin büyümesinden yanayız. Uluslararası arenada beşinci sıralar, elbette ikinci, üçüncü sıralar olmalıdır. Elbette ki 30 bine yakın istihdamı sağlayan tersanelerimizin gelişmesinden yanayız ve sonuna kadar da buranın kapatılmasını elbette istemiyoruz. Ancak, buralarda duyarsız, duygusuz bir anlayış içerisinde olamayız. Tuzla’da bir yandan ulusal sermaye oluşurken, diğer yandan da insan hakları ihlal ediliyor. Bizim sorguladığımız, çözümlenmesini istediğimiz de budur. Orada ilkel koşullarda uzun saatler çalıştırılan işçilerin, emekçilerin hakları olmadığını söylemeye çalışıyoruz. İş güvenliği tedbirleri yok, barınma ve beslenme olanakları yok. Ağır ve tehlikeli iş kollarında uygulanan yönetmelik burada uygulanmıyor. Bu yönetmeliğin uygulanması için de bir çabanız maalesef yok; bir demeciniz, bir araştırmanız, bir incelemeniz yok. 4857 sayılı İş Kanunu maalesef uygulanmıyor. Yine, Anayasa’mızın 51’inci maddesi, İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11’inci maddesi uyarınca sendika kurma, üye olma hakkı, yaratılan fiilî durumlarla ortadan kaldırılıyor. Maalesef, Tuzla’daki sendikalı işçi sayısı, oradaki belki de bütün tersaneleri de kapsayan bir şekilde yüzde 10’u örgütlenebilmiş durumda. Yine, işçilere eğitim verilmiyor. Ama Tuzla’da bütün bu saydıklarımız lüks kaçıyor, çünkü maliyeti düşürüp yüksek kâr etme hırsı yaşam hakkının bile önüne geçmiş Tuzla’da. Dünyada bir ülke gösterin ki, yedi ayda 18 kişi yaşamını kaybetsin ve o ülke ayağa kalkmasın. Dünyada bir ülke gösteriniz ki, yedi ayda 18 işçi yaşamını kaybetsin, o ülkede önlemler alınmasın, en önemlisi, sorumlular cezalandırılmasın. Dünyada bir ülke gösteriniz ki, yedi ayda 18 işçi yaşamını kaybetsin ve o işçilerden sorumlu bakan hâlâ görevinde dursun. SIRRI SAKIK (Muş) – Bunlar ana muhalefet partisinin görevleridir. ÇETİN SOYSAL (Devamla) – Biz görevlerimizi yapıyoruz. Hatırlattığın için teşekkür ederim, görevimizi gayet iyi yapıyoruz. Biz oralarda zamanımızı çok harcadık. Sayın Bakan Tuzla’da teftişte bulunuyor “Eksikler ispat edildi.” diyor. Peki ne değişti o teftişten bu yana? Hemen söyleyelim, hiçbir şey. Sayın Faruk Çelik: “Sorun işverende ise acıyan namerttir.” diyor. “Sorun hükûmette ise bu konuda eleştiri almayan namerttir.” diyor. Yedi ayda 18 yaşam solmuş, hâlâ kimin sorumlu olduğunu bilmiyor musunuz? Diyorum ki Sayın Bakan, siz kime meydan okuyorsunuz? Bu sorunların yanıtını veren herkes kimin mert kimin namert olduğunu bilir. Bu ilkel koşullarda çalışma ortamında Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği’ni uygulamayanlar namerttir, namerttir, namerttir! (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü buraların ölüm tarlasına dönüşmesine kim göz yummuşsa o namerttir! Sorunu görmezlikten gelerek, göstermelik teftişler yaparak çözülmüyor bu işler. Değerli arkadaşlar, maalesef Tuzla’da devletin olmadığı anlaşıldı. 7 Eylülde Sayın Faruk Çelik’in “Önlemlerini beğendim.” açıklamasının ardından 5 işçi daha yaşamını yitirdi. Gencecik insanlar yaşamlarının baharında ölümün soğuk yüzüyle karşı karşıya kalıyorlar. Tersanelerde on dokuz yaşından küçük insanların işbaşı yapması yasak ama Tuzla’da on yedi yaşında 4 işçi, on sekiz yaşında 1 işçi hayatını kaybetmiştir. Tuzla’da 19’uncu yüzyıldan kalma bir zihniyetin uygulandığı maalesef ortadadır. Tabii Tuzla’da yaşanan ölümlü iş kazaları işin bir boyutu, diğer tersanelerde neler var bilmiyoruz, demir-çelik sektöründe neler var bilmiyoruz. Buralarda da ölümlerin olduğu muhakkak ama yine Tuzla’da, bilindiği gibi, tersanelerde kanserojen madde içeren kimyasal maddeler mevcut. İşçiler hiçbir koruma tedbiri alınmaksızın, çıplak elle bu maddelerle temas içinde olabiliyorlar. Ağır akciğer hastalıklarının, Tuzla’da ölümden kurtulan işçileri beklemekte olduğunu maalesef görüyoruz. Olumsuz çalışma koşulları işçileri ağır sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakacaktır. İşçinin tek güvencesi olan sigortası da düzenli yatırılmayınca çaresizliğin boyutu ikiye katlanmaktadır. İnsanlık dışı tüm uygulamaları, yaşananları “mukadderat” sözcüğüyle açıklamak herhâlde bir aymazlık olsa gerek. Tuzla tersanelerinde artık ölüme “dur” demenin zamanı çoktan gelmiştir ve biz, bununla ilgili 789 imzayı 29 Ocakta İnsan Hakları Komisyonuna taşıdık. Yine 1 Şubatta Meclis araştırma önergemizi verdik. 12 Eylülden beri Tuzla’nın feryadını Meclise taşımaya çalışıyoruz. 21’inci yüzyılda elektrik çarpması gibi basit bir nedenle yaşamdan kopmanın ilkel koşullardan kaynaklandığını artık kabul etmemiz gerekiyor. 18 işçiden 7’si elektrik çarpması, 6’sı düşme, patlamadan 1 kişi, işçi zehirlenmeden 1 kişi, kalp durmasından 1 kişi ölmüş, 1 kişinin üzerine de 18 ton blok düşmüş. Maalesef bu arkadaşlarımız yaşamlarını kaybettiler. Tabii bu rakamların dışında diğer ölümlerin de, bilgi sahibi olmadığımız ölümlerin de olduğunu bilmekteyiz. Örneğin, 5/3/2007’de Sadi Üstünbaş adlı işçi tersane deposunda ölü olarak bulunuyor. Tuzla’da ölümler için telaffuz edilen rakamlarda bu işçi kardeşimizin adı yok, adı olmayan nice işçi kardeşlerimiz gibi. Tuzla tersanesi de küçük bir işletme gibi algılanamaz. Oralarda tonlarca ağırlıkta, milyonlarca dolar eden dev gemiler üretilmektedir, dünya standartlarında üretim yapılmaktadır, yapılmalıdır da, devam da etmeli, katkı da sunmalıyız ama üretimi yapan işçiyi aynı özenle korumak, herhâlde en temel görevimiz olmalıdır diye düşünüyoruz. Değerli arkadaşlarım, maalesef, Tuzla’da insan hayatına verilen değer, ölümlerden sonra ailelere sus payı olarak verilen kan parası kadardır. Değerli milletvekilleri, Başbakan açıklama yapıyor “elit” diyor. Burada görülüyor ki aslında, işin doğrusu, geldiğiniz sofraları unutmuşsunuz. Kimin elit olduğu da ortada. Bu geldiğiniz sofraları unutmuşsunuz ki örneğin Tekel işçileri bir eylem yapıyor ve o eylemde, maalesef, -10 derecede, o eylemi püskürtmek için kullandığınız malzemeler o insanlara zarar veriyor. 16 bin insanı ilgilendiren Tekel fabrikalarını satışa çıkarıyorsunuz hiçbir kamu yararı olmamasına rağmen. Bu da gösteriyor ki geldiğiniz sofraları unutmuşsunuz ve sizlerin hangi noktada elit olduğu da anlaşılıyor. Zaman zaman da söylüyorsunuz ya: “Çivi çakılmadı, çivi çaktık.” Aslında doğru, siz çivi çakıyorsunuz ama insan etine çakıyorsunuz, insanın canını yakıyorsunuz. Bu da gerek Tekelle gündemdedir gerek Güneydoğu’da… Güneydoğu’da… Sadece Tuzla demedim, bunun yanı sıra demir - çelik sektörü ve gene, buradan uyarıyorum: İlkel şartlarda çalışma ortamının içerisinde yer alan Güneydoğu’daki tarım işçileri –yakında hasat mevsimi başlayacak- ilkel şartlarda çalışıyorlar. Hiçbir sosyal güvenliği olmayan bu insanlar -hiçbir sosyal güvenliği yok- ortalama 15 lira yevmiye ile çalışıyorlar. Her yıl onlarcası ilkel şartlarda ulaşımı sağlandığı için ölüyor. Bugünden uyarıyorum -yarınlarda karşılaşacağız, geçtiğimiz seneler gördük, önceki seneler gördük- Güneydoğu’da o ilkel şartlarda çalışma ortamını ortadan kaldırmak bizlerin görevi değil mi? Sizlerin görevi değil mi? İktidarın görevi değil mi? Tuzla’yı önceden uyardık, bugün geldiniz dediğimiz noktaya. Şimdi Güneydoğu’daki tarım işçileri için de uyarıyoruz. Oradaki insanların da insanca yaşama hakkı olması gerektiğini söylüyoruz ve diyoruz ki: Orada da devlet yok. Sosyal güvenliğin olmadığı hiçbir yerde devlet olamaz. Bunu da bilgilerinize sunmak istiyorum. Önlemlerini -Sayın Bakanı uyarıyorum- bugünden alması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü karşımızda, önümüzdeki günlerde nice iş kazaları da nice trafik kazaları da orada olacaktır. Değerli arkadaşlarım, maalesef bu, özelleştirme adı altında Tekel satılıyor. Soruyorum: Tekel gayrimenkulleriyle mi satılıyor? 16 bin işçi 4/C kapsamında yaşamlarını nasıl idame ettirecekler? Birilerinin iki dudağı arasına bırakmak bir vicdan muhasebesi yapmayı gerektirmiyor mu? Aileleriyle beraber, diğer tütün emekçileriyle beraber, üreticileriyle beraber 100 binleri bulan bu sektörde nasıl bir kamu yararı görüyorsunuz anlamakta zorluk çekiyorum ama gidin Kartal’daki Tekel fabrikasına, oradaki arazinin rantını görün ve ondan sonra görün ki o 16 bin işçiye yapmış olduğunuz zulmün vicdanlarınızda hesabını yapın diye düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım, maalesef, insan hayatı Türkiye’de çalışanlar açısından son derece ucuz. Dediğim gibi Tuzla’da altını çizmek istediğim birkaç olay var. Tuzla’da yaşanan ölümlü iş kazalarının nedenlerini araştırarak çözümün tespit edilmesi için kesinlikle Meclis araştırması zorunludur ve Parlamento da Tuzla’da yaşanan gerçekleri sesiz ve uzaktan izlemekle yetinemez. Öncelikle Tuzla’da kayıt, kural ve yasa dışılığın mutlaka ve mutlaka ortadan kaldırılması gerekir. Bunun için öncelikle taşeronlaşmanın engellenmesi gerekir ve yine, ağır ve tehlikeli iş kollarında uygulanan yönetmeliğin uygulanması gerekmektedir çünkü ölüm nedenleri değerlendirildiğinde günlük yedi buçuk saat, haftalık otuz yedi buçuk saat çalışılması gerekirken, günde on üç saati bulan çalışma süreleri ölümlerin en büyük nedenleridir. 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin eksiksiz olarak uygulanması gerekir. İş ve işçi güvenliği için gereken donanımların sağlanması tek koşuldur. Barınma ve beslenme olanaklarının titizlikle sağlanması gerekmektedir. Tam teçhizatlı bir kamu hastanesinin Tuzla’da hayata geçirilmesi gerekmektedir. Yine, iş yeri hekimliğinin, yapmış olduğumuz tespitlerde Tuzla’da uygulanmadığı görülmüştür. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle tanınan örgütlenme hakkının burada kullanılması gerekmektedir. İşçi-işveren ve uzmanlardan oluşacak bir heyetin, burada, en kısa zamanda el atması, görev yapması gerekmektedir. İş Yasası’nda belirtilen sosyal hakların sağlanıp sağlanmadığı, habersiz ve ayrıntılı olarak yapılacak teftişlerle mutlaka kontrol edilmelidir. Orada yaptığımız çalışmalarda birtakım tersaneler ve çoğunluğu, oradaki olumsuzlukların tamamına katıldıklarını ifade etmişlerdi hatta duyarlı birkaç tersaneci, yönetim kurulu üyesi tersanenin kapılarını açarak “Evet, burada eksiklerimiz var. Bu eksiklerimizi tespit etmekte hiçbir sakınca yoktur, bundan sonraki süreçte de bu eksikleri denetim mekanizmasıyla mutlaka, beraber geçirmeliyiz.” diye de düşüncelerini aktardılar. Onun için orada bir realite var, orada bir gerçek var. Değerli arkadaşlarım, yine orada, iş sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin mevzuattaki maddelerin de eksiksiz uygulanması gerekmektedir. İşverenin bu maddeleri uygulamaması hâlinde sonuç sağlamaya yönelik mutlaka yaptırımlar uygulanmalıdır. Başka ölümlerin yaşanmasının engellenmesi için… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. ÇETİN SOYSAL (Devamla) - …sorumlu olanların mutlaka yargılanması gerekiyor. Sosyal hak ve güvencelerin kullanılmasında sınırların olmadığı, işçilerin sömürülmediği, yaşam hakkının olduğu bir ülke özlemiyle sözlerimi bağlamak istiyorum. Ama şiiri çok sevenler, zaman zaman kahramanlık şiirlerini okuyanlara atfedilir: Milletin sırtından doyan doyana, Bunu gören yürek nasıl dayana, Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana, Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?” Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Soysal. Gruplar adına ikinci söz hakkı, Demokratik Toplum Partisi adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Akın Birdal’a ait. Buyurunuz Sayın Birdal. (DTP sıralarından alkışlar) DTP GRUBU ADINA AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; aslında kaç yıldır yaşanan bir trajedi. Özellikle de son dört yıldır peş peşe, bu Tuzla tersanelerindeki trajedi yaşanıyor. Ama son dört yıldır neden bu ölümler arttı, kazalar arttı ve neden Türkiye Büyük Millet Meclisine bu denli gecikerek geldi? Şimdi, bazen kimi olaylar oluyor. Örneğin, mevsiminde tarım işçilerinin kazaları oluyor; yolculuktan, iş güvenliğinin olmamasından, iş sağlığının olmamasından çok sayıda tarım işçisinin ölümü Türkiye'nin gündemine oturuyor ve bizler de gidip yerinde inceleme yapıyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıyoruz ama sonra unutuluyor. Bakıyoruz, kimi zaman Türkiye'nin karalarına gemiler oturuyor ya da insan cesetleri vuruyor kıyılara; mültecilik konusu, bu alandaki insanlık dramı tartışılıyor ve insanlık üzerindeki oynanan ticaret ve rant gündeme geliyor ve bunu yine konuşuyoruz, yine unutuyoruz. Umuyor ve diliyorum ki bu Tuzla’da yaşanan trajedi de gelir geçer olmaz. Bakın, aslında, şöyle üç beş başlık okuyayım size gazetelerden: “Bakana öfkelenmek yeter mi?”, “LİMTER-İŞ’ten Suç Duyurusu”, “CHP’nin Tuzla raporu: Taşeron varsa iş güvenliği yok” “Maliye ile Savunma niye karşı karşıya?”, “Ölüm tersanelerinin patronları TBMM’de” “Uyardığın patronlar Meclis’te” diye yine bir gazete manşeti, “Bakan yeni mi duydu?”, “Ölüm tersanesi”, “Tuzla tersanesinden kan akıyor: Bir günde 5 ölüm”, “İhmale hiç gelmez!” ya da “Tersanelerde ölüm var!” Daha önce karakollarda aynaların, işkencelerin olduğunu da anımsatan bir başlık. Şimdi, size birkaç fotoğraf vereyim izninizle: Örneğin, bir işçi anlatıyor: “Bir arkadaşımız gemiden denize düştü. Dalgıçlar düşen arkadaşımızı ararken altı ay önce aynı gemiden düşüp ölen bir başka işçinin cesedini çıkarıyorlar. Bu işçinin altı ay önce düştüğünden kimsenin haberi olmuyor çünkü yüzde 90’ımızın kaydı yok. 15 ile 20 bin işçinin 2 bini kadrolu, geri kalanlar taşerona bağlı ve günlük olarak çalışıyorlar.” Tersanelerden ölüm haberlerinin gelmesi sürüyor ancak tersane patronları işçinin ölümüne hiç saygı göstermiyor. 4 Şubatta, çalıştığı iskeleden denize düşerek yaşamını yitiren Metin Turan adlı işçinin cesedi, ertesi gün boynuna ip takılarak denizden vinçle çıkarılıyor. Cesedi savcı gelinceye kadar indirmeyen ve tersane köpeklerinin cesede saldırmasına göz yuman tersane patronu ise işçinin yüzmek için denize girdiğini ve boğulduğunu söyleyecek kadar da pişkinlik gösteriyor. 13 Şubatta, Dersan Tersanesinde Güven Makine isimli taşerona bağlı olarak çalışırken yaklaşık 4 metre yükseklikten düşen ve vücudunun belli yerlerine demir parçaları saplanan Cevat Toy, tam üç saat sonra bulunuyor. Gemide tavcı olarak çalışan Toy’u öğle paydosundan sonra görmeyince beraber çalıştıkları eniştesi durumla ilgileniyor, ilgililere bildiriliyor ama hiç kimse ilgilenmiyor ve Toy’un -kendi çabalarıyla- cesedini üç saat sonra bulabiliyor. Sağlık ekipleri olay yerine gelmiş ancak hiçbir ekipman kullanmadan demir parçalarını Toy’un vücudundan çıkarıp sedyeye koymak isteyen ekipler de işçinin ölümünden aynı anda sorumlu tutuluyor. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer yandan, Toy’un ölümüne tepki gösteren işçilerden, Güven Makineden -taşeron olarak çalışan- 25 işçinin işine 15 Şubatta son veriliyor. İşine son verilenler arasında, Gisan Tersanesi Güven Makine taşeronunda çalışan LİMTER-İŞ Genel Sekreteri Kanber Saygılı, Gisan Tersanesi Öz Denizcilik taşeronda çalışan LİMTER-İŞ Genel Başkan Vekili Hakkı Demiral da bulunuyor. 2008 yılında, bir ayda 4 işçi, son sekiz ayda da 16 işçi iş kazasında yaşamını yitiriyor. Cevat Toy’un yaşamını yitirdiği Dearsan Tersanesi, pek çok ölümlü kazanın yaşandığı tersanelerin başında geliyor. 2006 yılında Dearsan Tersanesinde meydana gelen patlamada 2 işçi yanarak ölmüş, 6 işçi ise ağır yaralanmıştır. 41 tersanenin bulunduğu Tuzla Dearsan sahibi… Burada, aslında polemik yapmak falan derdinde değiliz, o nedenle kişi adı vermiyorum. Burada, MHP ve AKP milletvekillerinin de tersane sahibi olduğu herkesçe biliniyor ve en çok kazalardan, örneğin, örnek verdiğimde, yine adı geçen, ne yazık ki değerli milletvekillerinin birinin tersanesinde yaşanıyor. Ayrıca bu, tabii… İnsanlar, bazı yerlerde, gerçekten çok iş bitirici ve becerikli oluyor. Aynı işle bağlantılı Torgem Tersanesinin de Savunma Bakanlığıyla yaptığı anlaşmalar doğrultusunda orduya askerî botlar inşa etmesi de aynı zamanda dikkat çekici. Ne yazık ki, yine, işte, önceki gün birtakım botlardan 10 milyon dolarların kazanıldığı da sanki bir beceri, 25 derecede ayakların donmaması doğrultusunda. Şimdi, değerli milletvekilleri, aslında burada ne yapılması gerektiği açık. Birincisi, işçi sağlığı ve güvenliği açısından gerekli önlemlerin alınmadığı bir olgu. İkincisi, çalışma alanlarının darlığı. Üçüncüsü, taşeronlaştırma. Dördüncüsü, mafya kurallarına uyarak işçi çalıştırma. Şimdi, örneğin, Sayın Bakan, sektörel alanda hazırlık olmadığından bu tür birtakım sonuçlar olduğunu söylüyor. Neden o zaman sektörel hazırlığın olmadığı bir alanda biz böyle bir sektörü zorluyoruz da insanların yaşamının son bulmasına neden oluyoruz? Bakın, sayın milletvekilleri, bir dikkatinizi çekeyim: Neden son dört yılda böyle bir trajedi yaşanıyor ve bu sektörel bir patlama oluyor? Çünkü 2001 yılında Dünya Denizcilik Örgütü, on beş yaşındaki gemilerin artık alandan çekilmesi konusunda bir karar alıyor ve on beş yılını dolduran bu tankerler, gemiler… Bunların onarımının hem ekonomik olarak yükü çok fazla hem de kanserojen sonuçlar doğuruyor. Onların onarımını Türkiye’ye gönderiyorlar ya da çok ucuz iş gücünden yararlanmak için Türkiye’ye sipariş veriyorlar. Şimdi, bunlardan, biliyorsunuz, sadece iki tanesi kamu tersanesi, dört tanesi Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve diğerleri de özel sektörün. Şimdi, aslında, biz, bu sorunun çözümüne, bir defa, hareket noktasına şuradan başlamalıyız: Emek mi, kâr mı? İnsan mı, sömürü mü? İnsan hakları mı yoksa keyfîlik mi? Adalet mi yoksa gerçekten haksızlık mı? Eğer bunların karşılığına biz burada doğru yanıt verebilirsek, ona göre, düzenlemelerde insanı esas alan, emeği esas alan ve adaleti esas alan düzenlemeler yapılacaktır ve burada da bugün bu trajediler yaşanmamış olacaktır. Şimdi, örneğin, birçok komisyon oluştu. Bizim de İnsan Hakları İnceleme Komisyonunda bir alt komisyon oluşturuldu ve komisyon bugün bir araya gelecek, ilgili kişi, kurum ve kuruluşlarla görüşecek ve gidip yerinde inceleme yapacak. Zaten, bu hafta, çok sayıda Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerinden oluşan heyetler gittiler. Ama örneğin, bakın şimdi, Avrupa Sosyal Şartı… Birkaç gündür, uluslararası hukukun neresine bunu dayandırmalıyız diye araştırıyorum. Gerçekten, Sayın Soysal’ın da dediği gibi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden başlayarak, ama iş sağlığı ve iş güvenliğini esas alan, güvenceye alan Avrupa Sosyal Şartı’nın 3’üncü maddesi bunu karşılıyor. Fakat bakıyoruz, Avrupa Sosyal Şartı’nın 3’üncü maddesinin ya da Avrupa Sosyal Şartı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisince imzalanmamış olduğunu görüyoruz. Yani şimdi, hem cesedi gömeceğiz hem bir ayağını dışarıda bırakacağız hem de sonra yakınacağız. O zaman, bakın, Avrupa Sosyal Şartı’nın 3’üncü maddesini esas alan, işçi sağlığı ve iş güvenliğini de güvence alan bir ulusal üstü belgeyi derhâl… Meclis araştırma komisyonu oluşturulacak umuyoruz ki. Dört parti, ilk kez bu yüce çatı altında, gerçekten yaşam hakkının korunması, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin korunması konusunda ortak bir irade gösterdiler ve ortak bir Meclis araştırma komisyonu oluşturulmasını istediler. Ben bunu umuyor ve diliyorum ki başka alanlardaki, her alandaki yaşam hakkının, temel hak ve özgürlüklerin korunmasında da bu irade ortaklaştırılır ve iyi sonuçlar alınır. Şimdi, kuşkusuz, burada demokratik, sosyal, hukuk devleti olma anlayışının, tabii, yine bu hak ve özgürlüklerin korunması açısından dikkate alınması gerekir. Şimdi, değerli milletvekilleri, tersanelerde meydana gelen kazaları önlenebilir iş kazaları olarak niteleyen ve işverenin daha fazla kâr amacıyla iş güvenliği ve işçi sağlığını savsakladığını belirten DİSK, LİMTER-İŞ Sendikasının oluşturduğu komisyon tersaneler hakkında yaptığı çalışmaları rapor hâline getirmiş ki DİSK Genel Başkanı Sayın Süleyman Çelebi’nin bütün siyasi kurumlara, kuruluşlara gönderdikleri ve bu trajedilere dikkat çekmek isteyen bir nöbet tutma eylemi başlatıyorlar ve biz Demokratik Toplum Partisi olarak, elbette ki, bunu destekliyoruz ve gerçekten DİSK’in ve LİMTER-İŞ’in ve bu alandaki örgütlü çevrelerin ne söylediği bize yol gösterecektir. Şimdi, Türkiye’de gemi inşaatı ve tamiriyle ilgili toplam 62 tersane bulunuyor ve gerçekten bugüne değin üretim ve tamirin… Tuzla’da bulunan tersane sayısı 58 ve bu tersanelerde ülke genelindeki üretim ve onarımın da yüzde 95’i gerçekleştiriliyor. O, 2 kamu tersanesi olan, o da küçük, İstanbul seferleri yapan vapurların onarımıyla ilgili falan çalışıyor yoksa diğerleri, hepsi dışarıya, dış satıma yönelik onarım ve üretimler. Şimdi, resmî veriler birbirini tutmuyor. Biz hangisine inanacağız? Örneğin, Ulaştırma Bakanlığının verilerine göre, tersane işçilerinin toplam sayısı 28 bin civarında; Sanayi Bakanlığı ise bu sayının 4.900 dolayında olduğunu söylüyor; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ise toplam 16 bin işçinin tersanelerde çalıştığı bilgisini veriyor. Tersane işverenlerini temsil eden GİSBİR (Gemi İşverenleri Birliği) ise tersanelerde, 2006 itibarıyla, 24 bin civarında işçinin kayıtlı ve kayıtsız olarak çalıştığını söylüyor. İstihdam konusundaki bu çelişkili verilerin bir nedeni sigortasız olarak çalışan işçiler kuşkusuz. İş Yasası’nın da söylediğinin aksine, ana görevleri taşeron firmalara veren işverenler böylece hem sendikal haklardan sıyrılıyor hem de maliyetleri azaltıyorlar Değerli arkadaşlar, yine GİSBİR’in verilerine göre, son on sekiz ayda tersanelerde 18.500 civarında kaza meydana geliyor ve GİSBİR’e bağlı bir poliklinik Tuzla tersanesinde hizmet veriyor ama bu hizmetin de ne kadar amacına ulaşıp ulaşmadığı tartışma konusu oluyor. 2006 yılının Kasım ve Aralık aylarında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca Tuzla Özel Tersaneler Bölgesi’nde bulunan 16.173 işçinin çalıştığı 51 iş yerinde yapılan denetimler sonucunda ortaya çıkan rapordaki veriler şunlar: 2006 yılında tersanelerde gerçekleşen 276 iş kazasında, 12 işçi yaşamını yitirirken 258 işçi yaralanıyor, 6 işçi de sakat kalıyor. Şimdi yürütülen denetimlerde toplam 99 başlık altında, 1.061 eksiklik saptanıyor ve bu işverenlerin de -iş yerlerinde- 36’sına bir eksiklik gidermeleri için süre tanınıyor ve eksikleri bulunmayan 8 iş yerine işletme belgesi verilirken 3 iş yerine de para cezası uygulanmasına karar veriliyor ki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada bütün koşulları yerine getirilmiş 2 tane tersanenin olduğu ve diğerlerinin baştan aşağı yasalara uygun olmadığı belirleniyor. Şimdi, tabii bu iş kazalarıyla gelen ölümlerin yanı sıra, on yıl, yirmi yıl, otuz yıl sonrası gelen ölümler de var. Örneğin kanserojen nedeniyle çünkü biliyorsunuz bu çelik parçalarıyla çalışılması ve gerekli iş güvenliği ve iş sağlığı olmaması nedeniyle de çok sayıda kanserojen vakasına rastlanıyor ve bundan ötürü de birçok insan yaşamını yitiriyor. Armatörlerin yurt dışında pazarlamak üzere sipariş verdiği ya da doğrudan Avrupa’dan sipariş verilen ve çoğunluğunu küçük petrol ürünü tankerlerinin oluşturduğu özel sipariş gemiler üretimi, bir teslim tarihi sözü verilerek yapılıyor. Şimdi, arkadaşlar, böyle bir şey olur mu? Örneğin bu, bir yazara ısmarlama sipariş bir roman verme gibi ya da o yazara “şu sürede” ya da “Şu romanı şu sürede bitireceksin.” der gibi bir siparişle bir ürün çıkar mı? İşte burada çıkarılmak istenilen de bunun sonuçlarıdır. O zaman… ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sipariş anayasalar veriyorlar! AKIN BİRDAL (Devamla) - Eğer o Anayasa veriyorsa, Anayasa değişmez değildir. Anayasal ve yasal sistem işte burası, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yükümlülüğündedir, onu yapalım o zaman, değişmez değil. O nedenle, hiçbir şeye sığınmayalım. Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye'nin mevcut küresel iş bölümü içinde razı olduğu ise işçinin sağlığını tehlikeye atan küçültülmüş, parçalara ayrılmış, yapsatçı bir üretim sistemidir. İşte, bence sorun buradan kaynaklanmaktadır. Başka ülkelerde örnekleri var mı diye baktık, araştırdık, Güney Kore, Japonya ve Çin’de… E, şimdi, bunların, örneğin üretim kapasitesiyle -ki bir yılda dokuz on gemi çıkarıyorlar- bir de bizimkine bakın. Ama kazaları karşılaştırıyorsunuz, bizdeki, şu dört yıldaki kaza, Çin, Japonya ve Güney Kore’de yaşanmıyor. O zaman, yani şimdi, insanına, emekçisine değer vermeyen bir toplum nasıl demokrasiden, nasıl çalışma barışından, çalışma yaşamının demokratikliğinden söz edebilir? Bu nedenle bence baştan aşağı bu düzenlemeyi yapmak gerekiyor. Bir de üretim planlaması çok önemli. Bakıyorsunuz, işte şimdi zaman zaman, tarımsal üretim planlarında bir tarımsal stok var. Gerçekten milyonlarca ton bir şey üretilmiş, depolarda kalıyor. Haydi, reklam yapıyoruz, en iyi üretim bizde, fındık… Şimdi de nara başladık. Şimdi, bütün üretim alanlarında, güneyde, Ege’de nar dikimine başladık. Bakalım, şimdi, birkaç yıl sonra ne olacak ve dört beş yıl sonra? Örneğin, bu tekstil ve televizyon ya da iletişim, telekomünikasyondaki gibi değil arkadaşlar. Bakın, dört beş yıl sonra bugüne uygun gemi yapımları ve onarımları tamamlanacak ve bu alandaki sektörde çalışanlar büyük hayal kırıklığına uğrayacak. O nedenle, bu sektörün ne yapıp yapmaması gerektiğini de doğrudan bizim Türkiye Büyük Millet Meclisinin düzenlemesi gerekiyor. Sayın milletvekilleri, bir kez daha, Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekten bu alanda yaşanan trajedinin son bulması için Meclis araştırma komisyonunun oluşturulmasını biz de destekliyoruz. Ama bunun oluşturulması ve böyle bir yasal sistemin, düzenlemenin yapılmasına değin de derhâl işçilerin iş sağlığını ve güvenliğini güvence altına alacak ağır ve tehlikeli iş kapsamında bulunan gemi inşaat sektörünün bu kapsamda belirtilen yönetmeliğe yedi saatlik iş gününün, otuz beş saatlik çalışma haftasının… Yasa dışı olarak işleyen taşeronluk sisteminin kaldırılması bu trajedinin son bulmasına yardımcı olacaktır. Umuyor ve diliyorum ki, kısa sürede Meclis araştırma komisyonu bu düzenlemeyi yapar ve bu alanda emekçilerin, işçilerin yaşam hakkı, çalışma hakkı ve insan hakları korunmuş olur. Bu umutla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar) Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Birdal. Şimdi söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın Dağdaş. Süreniz yirmi dakika. MHP GRUBU ADINA GÜRCAN DAĞDAŞ (Kars) – Teşekkür ederim. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tersane sektöründe büyüme ve başarı, ülke ekonomisinin gerekleri ile çalışanların hakları dikkate alınarak tersanelerde yaşanan işçi ölümlerinin ve iş kazalarının nedenlerini, işçilerin çalışma koşullarının yasalara uygun olup olmadığı, yasal haklarının verilip verilmediği, iş güvenliği tedbirlerinin eksiksiz alınıp alınmadığı, taşeron firmalara iş devirlerinin iş gereklerine uygun olup olmadığı hususlarının araştırılması, alınacak önlemlerin ve çözüm önerilerinin, mevzuatta yapılacak değişikliklerin tespiti amacıyla, Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince araştırılması için Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine, grup adına söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir köşe yazarımızın “Köle düzeni bu!” başlıklı yazısından aldığım bir paragrafla sözlerime başlayacağım. “Tuzla tersanelerini yazınca aslında sadece Tuzla ve tersaneyi yazmıyorsunuz; tabii, yazıyorsanız; yurdun dört yanını, en modern işletmeden en sakil atölyeye, plazalardan tarım işçisi çocuklara kadar ‘yurdumun köle düzeni’ni yazıyorsunuz. Bir gün Tuzla'da elektrik olup sigortasız işçiyi çarpıyor, bir gün demir olup kasksız başını eziyor. Bir gün minicik tarım işçilerini dereye döküp öldürüyor; bir gün atölyeye kilitlediği sigortasız kadın işçileri cayır cayır yakıyor… Bir gün Bursa'da, Urfa'da, bir gün Tuzla'da, bir gün Davutpaşa'da patlıyor. Contası çıkmış raylar, çivisi çıkmış çalışma düzeni ile iş ahlakı, piyasa, devlet, hükümet, belediye sistemi… Tüm çalışanları Çinli, tümünü zenci yapmaya adanmış bir liberallik, muhafazakârlık…” Değerli milletvekilleri, köşe yazarımızın resmetmeye çalıştığı bu içler acısı hâli, görüştüğümüz konuyu dramatize etmek için dikkatinize getirmedim, gerçeği yansıttığı için dikkatinize sundum. Değerli milletvekilleri, gemi sanayisi ve Tuzla mevzusuna geçmeden evvel, yazarımızın resmetmeye çalıştığı Türkiye gerçeğine kısa bir bakış getirmek istiyorum. Türkiye, Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Kafkasya’dan oluşan coğrafyanın en büyük ekonomisi ve aynı zamanda en yüksek nüfusuna sahip ülkesidir. Dünya Bankası verileri kullanılarak yapılan araştırmaya göre kuzey komşumuz Rusya Federasyonu’nu bir yana bırakırsak Türkiye, yarattığı gelir ve nüfusu ile otuz yedi ülkenin bulunduğu Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Kafkasya bölgesinde bir numaradır. Türkiye, ürettiği ulusal geliriyle bölge ülkeleri olan Polonya’dan 35, Suudi Arabistan’dan 60, Yunanistan’dan 64, İran’dan 87, İsrail’den 89 ve Mısır’dan 96 milyar dolar daha geniş bir pazara sahiptir. Örneğin, Çek Cumhuriyeti, İstanbul ve İzmir’in toplam gelirinden ibaret bir ekonomik ölçeğe sahip; Macaristan, İstanbul ve Bursa toplamı kadar bir pazar büyüklüğünde; Romanya’nın ulusal geliri Ankara, İzmir ve İçel illerimizin gelirlerine denk düşerken Ukrayna, İstanbul’un tek başına ürettiği kadar hasıla üretiyor. Orta Doğu’da Suriye’nin üretimi Adana, Antalya ve Bursa’nın üretimine; Ürdün’ün üretimi Kocaeli’nin üretimine; Lübnan’ın üretimi de İzmir ve Kütahya’nın üretimine denk güçte. Kafkasya’da Ermenistan ancak Kahramanmaraş kadar gelir üretirken, Türkmenistan’ın üretimi ise Denizli’nin üretimi kadardır. Türkiye, söz konusu ülkelerin en büyük ölçekli ekonomisi olmakla beraber, dünyanın en kötü gelir dağılımına sahip beş ülkesinden biridir. Bölüşüm göstergeleri, toplam gelirden aslan payını alan İstanbul’un süper zengin gruplarıyla diğer coğrafi bölgeler ve büyük illeri arasında da derin uçurumlar olduğunu ortaya koymaktadır. Ortaya çıkan hasılanın paylaşımında, İstanbul’un yüzde 1’lik azınlığının ayda hanesine giren, Anadolu’nun birçok bölgesine ve büyük kentlerine giren tüm geliri geçmektedir. İstanbul’da en zengin ile en fakir arasındaki fark 1.437’dir. Değerli milletvekilleri, iş gücünün yüzde 77’si, istihdamın ise yüzde 79’u gibi büyük bir kısmının ortaokul ve ilkokuldan mezun olan veya herhangi bir okuldan mezun olmayan ile okuma yazma bilmeyen kişilerden oluştuğu bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. İlköğretimin birinci basamağından sonra öğrenimlerine devam etmeyen çocuk sayısı artmaktadır. Bu çocukların büyük bir kısmı, genellikle ailelerin, ekonomik yetersizliğinden veya iş gücü ihtiyacından erken yaşlarda çalışma yaşamına aktif olarak girmekte, herhangi bir meslek eğitimi görmediklerinden düz işçi olarak düşük ücretle ve sosyal güvencesiz olarak çalıştırılmaktadır. On iki-on dört yaş grubunda çalışan erkek çocuklarının oranı yüzde 31’e, kız çocuklarının oranı yüzde 33’e yaklaşırken, bu oranlar on beş-on dokuz yaş grubu erkek çocuklarda yüzde 56’ya ve kız çocuklarda ise yüzde 45’e ulaşmaktadır. Türkiye’de her yıl bin vatandaşımız tersanelerde, kömür ocaklarında, inşaatlarda, tezgâh başlarında hayatını kaybetmekte, 2.500 vatandaşımız ömür boyu sakat kalmaktadır. Nüfusun yüzde 20’sine yakını işsiz ve ekmeğe muhtaç ülkemizde, sosyal sigortaların uygulanmaya başlandığı 1946’dan bu yana altmış yıl içinde 54.800 işçi iş kazalarında hayatını kaybetmiş, 145 bin işçi bir daha çalışmayacak derecede sakat kalmıştır. Değerli milletvekilleri, bir kısmını ifade etmeye çalıştığım bu çarpık Türkiye tablosunun sonucu gazetelerin üçüncü sayfalarına, televizyonların birinci haberlerine yansıyan fakir, sahipsiz ve güvencesi olmayan insanların trajik hikâyelerinin sonlandığı yerlerden biri olan Tuzla tersanelerini konuşmak üzere buradayız. Değerli milletvekilleri, ifade etmeye çalıştığım Türkiye gerçeğinin bir parçası olan Tuzla tersanelerine dair bakışımızı, önerilerimizi ve eleştirimizi izninizle ifade etmek istiyorum. Gemi inşa sanayisi, yapısı itibarıyla, temelde bir montaj endüstrisidir. Diğer bir deyişle, çelik sanayisi, makine imalat sanayisi, elektrik-elektronik sanayisi, boya sanayisi ve lastik-plastik sanayisi gibi pek çok sanayi kolunun mamullerinin bilimsel ve teknolojik temellere dayalı olarak belirli bir sistematik ve disiplin içerisinde tersanelerde bir araya getirilmesi ve birleştirilmesi sonucu gemi inşa sanayisinin ürünü olan gemi ortaya çıkmaktadır. Gemiler, kullanım amacına, çalışma prensibine ve sevk sistemlerine, inşaatta kullanılan malzemeye göre çeşitli tip, tonaj ve teknolojik imkânlara sahip olarak inşa edilirler. Bu nedenle, gemilerin inşa edildiği fabrikalar grubunu oluşturan tersaneler de, değişik imkân, teknolojik kabiliyetlerde olabilmektedirler. Basit bir ticaret gemisi inşaatını yapan, nispeten daha az teknik kabiliyete sahip bir tersaneden, ileri teknoloji harikaları olarak nitelendirilebilecek süper tankerleri ve savaş gemilerinin inşaatını yapabilecek teknolojik kabiliyet ve imkânlara sahip tersanelere kadar oldukça geniş bir spektrum gösteren gemi inşa sanayisi, bu hâliyle her zaman için emek yoğun bir endüstri dalı ve tersanelerin teknik imkân ve kabiliyetlerine dayalı olarak da sermaye yoğun bir sanayi dalıdır. Emek yoğun bir karaktere sahip gemi inşa sanayisi, ülkelerde her zaman bir istihdam potansiyeli olarak görülmüştür. Gerek emek yoğun karaktere sahip endüstri dalı olması gerekse diğer sanayi kollarının bir lokomotifi gibi sürükleyerek gelişmelerine önemli katkıda bulunması, gemi inşa sanayisinin önemli bir istihdam potansiyeli olarak görülmesine neden olmuştur. Değerli milletvekilleri, kalkınma hamlelerinde, öncelikli gemi inşa sanayisine önem veren ülkeler, başlangıçta, çok basit ve seri üretimi nispeten kolay, sistematik bir iş disiplini gerektiren ve ileri teknoloji uygulamalarına gerek göstermeyen sıvı ve kuru dökme yük gemilerinin inşaatıyla başlanılmıştır. Bu tip gemilerin inşaatını gerçekleştirebilmek için ileri teknik kabiliyetler gerektirmeyen tersaneler kurulmuştur. Bu faaliyetlerden kazanılan tecrübeler ve bilgi birikimine dayalı olarak da, giderek daha ileri seviyede teknolojik kabiliyete sahip olacak tersaneleri kurmak amacıyla büyük yatırımlara girişilmiştir. Tersanelerin bünyesinde bulunan tesislerin donatımı için, basit ve klasik imalat, araç-gereç ve sistemlerden, kompütürize ve tam otomatik sistemlerin kullanılmasına kadar değişik seviyelerde teknik, teknolojik imkân ve kabiliyetlerin tersaneye yerleştirilmesi mümkün bulunmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu teknik, teknolojik imkân ve kabiliyetlerin bir tersanede bulundurulmasına göre tersane için yapılan yatırımlar küçük meblağlardan önemli sermaye yatırımlarına kadar geniş bir spektruma yayılır. Diğer taraftan, gemi inşa sanayisi emek yoğun bir endüstri dalı olması sebebiyle işçilik ücretlerinin düşük olduğu ülkelerde daha kolay gelişmektedir. Bugün ülkemizde olan budur. Bu siparişlerin ana sebebi, düşük ücretlerden kaynaklanmaktadır. Uluslararası piyasalarda daha ucuza gemi satabilmek ve rekabet şartını artırabilmek için bahsedilen şartların bulunduğu ülkeler daha uygundur. Bu durumda, tıpkı, gemi inşa sanayisinin Avrupa ülkelerinden Uzak Doğu ve Asya ülkelerine göç etmesi örneğinde olduğu gibi, gemi inşa sanayisinin, kalkınmasını tamamlamış ve ekonomik refah seviyesine ulaşmış ülkelerden, kolayca, gelişmekte olan ülkelere göç etme niteliği ve karakteri taşıdığı anlaşılmaktadır. Ancak gelişmiş gemi inşa kapasitesine sahip kalkınmış ülkeler, işçilik ücretlerinin yüksek olmasından dolayı gemi yapımında uluslararası rekabeti kaybetmelerine rağmen gemi inşa sanayisinin istihdam potansiyeli taşıması ve diğer birçok sanayi mamullerini kullanarak diğer sanayi sektörlerini sürüklemesi ve gelişmelerini sağlaması sebebiyle tersanelerin kapanmasını önlemek için önemli boyutlarda devlet desteği uygulamaktadır. Değerli milletvekilleri, kalkınmış ülkelerdeki tersaneler ileri teknolojik ve özel tipte gemi yapımına yönelerek gemi inşasında başka diğer sanayi kollarının ihtiyacı olan makine, teçhizat ve çelik işlerinin yapımını üstlenerek kapanmaya karşı direnmektedir. Sağlanan devlet desteğinin diğer bir sebebi de savunma bakımından stratejik öneme sahip gemi inşa sanayisinin kapanmasını önlemeye çalışmaktır. Kısaca, bu ülkeler, savunma ve dış ticaret için hayati önemi bulunan gemilerin tedarikinde ve deniz ticaret filolarının yenilenmesinde diğer ülkelere bağlı olmak istememektedirler. Bütün bu bilgiler göstermektedir ki, gemi inşa sanayisi, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma yolunda bir araç olarak kullanabilecekleri bir endüstri dalıdır. Bir ülkede serpilip gelişen gemi endüstrisi o ülkede hayat standardının yükselmesiyle birlikte devrini tamamladıktan sonra uluslararası pazarda daha kolay rekabet imkânlarını yakalayabileceği bir başka gelişmekte olan ülkeye taşınmakta ve bu çevrim bu şekilde devam etmektedir. Tersanelerimizin yoğun sipariş almaları da bu çevrim nedeniyledir. Değerli milletvekilleri, ifade etmeye çalıştığım endüstrinin emek yoğun dalı olan ve diğer sanayi kollarının bir lokomotifi gibi sürükleyerek gelişmelerine önemli katkıda bulunan gemi inşa sanayisi, hem ekonomiye katkısı hem de istihdam potansiyeli oluşturması nedeniyle ülkemiz açısından da çok önemlidir. Tersanelerimizde yaşanan ölümle sonuçlanan kazalar, olumsuz çalışma koşulları ve kamuoyuna yansıyan tartışmalar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tersaneler konusuna el atma zorunluluğunu doğurmuştur. Ülkemizin gemi imalatında dünyada tonaj açısından 6’ncı sırada, gemi adedi olarak 4’üncü sırada olduğu resmî makamlarca açıklanmaktadır. Bu rakamlar sektörün önemini bir kez daha göstermeye yetmektedir. Tersanelerde yürütülen işler ağır ve tehlikelidir. Tehlikeli İş Kolları Yönetmeliği kapsamında özel değerlendirmeye ihtiyaç duymaktadır. İşçiler, ekmek parası için olumsuz koşullarda barınmak, insanca olmayan şartlarda yaşamak ve çalışmak zorunda kalmaktadır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tersanelerde yaşanan kazalarda son yedi ayda 17, yirmi üç yılda ise 80 işçinin ölmesi, bu iş yerlerindeki çalışma şartlarının iş güvenliği önlemlerinin yeterliliğini tartışılır hâle getirmektedir. Ölümlere “işin doğası gereği” şeklinde yaklaşılması kabul edilemez. Sadece 2006 yılında tersanelerde 18.500 iş kazasının yaşandığı istatistiklere geçmiştir. Ölümle sonuçlanan kazalar incelendiğinde büyük çoğunluğunun elektrik çarpması ve düşme sonucu gerçekleştiği görülmektedir; bazı ölümlerin de patlama neticesinde olduğu bilinmektedir. Ölüm nedenleri olağanüstü durumlar olmayıp önlenebilir nedenlerdir. Bakanlık yetkililerince “ölümle sonuçlanan olayların incelendiği” yönünde açıklamalar yapılmakla birlikte, kamuoyunu ve sektörün taraflarını rahatlatacak önlemlerin alınmadığı görülmektedir. Tersanelerde taşeron firmalara asıl işler değil uzmanlık gerektiren geçici işler verilmelidir. Bu firmaların da belli bir deneyime ve uzmanlığa sahip olması gerekir. Sektörde tarafların yaşananlarla ilgili karşılıklı olarak birbirlerini itham etmeleri ve yetkililerin olayı izlemek, demeç vermek, basit teftişler yapmak suretiyle takibi, sorunların çözümünün ertelenmesinin ötesinde bir sonuç doğurmamaktadır. Gerekli önlemlerin alınması ve sorunlara çözüm getirilmesi, başarı kazanan tersanelerimizin başarısını daha da artıracaktır. Bu nedenlerle gemi inşa sanayisinin büyümesi ve başarısı, inşa, bakım, onarım ve tadilat faaliyetlerinin kurumsal bir yapıda, ulusal ve uluslararası mevzuata uygun olarak yürütülmesi için, ülke ekonomisinin gerekleriyle çalışanların hakları dikkate alınarak tersanelerde yaşanan işçi ölümlerinin ve iş kazalarının nedenlerinin, işçilerin çalışma koşullarının yasalara uygun olup olmadığının, yasal haklarının verilip verilmediğinin, iş güvenliği tedbirlerinin eksiksiz alınıp alınmadığının, taşeron firmalarının iş devirlerinin iş gereklerine uygun olup olmadığı hususlarının araştırılması, alınacak önlemlerin ve çözüm önerilerinin, mevzuatta yapılacak değişikliklerin tespiti amacıyla, Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını talep ediyoruz. Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak araştırma açılması doğrultusunda oy kullanacağımızı beyan ediyor, terör belasından kurtulmamız için mücadele eden kahraman Mehmetçiğimiz ve güvenlik güçlerimizin şanlı mücadelesini alkışlayarak, şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğilerek milletimize başsağlığı diliyorum. Ayrıca, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ali Torlak’ın 2005 yılında tersaneciliği bıraktığını burada beyan etmek istiyorum. Bu vesileyle, heyetinizi de saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dağdaş. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz, İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç’a ait. Buyurunuz Sayın Domaç. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; denizcilik sektörünün sorunları ve Tuzla’daki tersanelerle ilgili Meclis araştırması önergesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Konuşmama başlarken, Kuzey Irak’ta terör örgütüne karşı mücadele ederken şehit düşen askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Değerli milletvekilleri, ülkemiz üç kıtanın geçiş yollarında olan konumu nedeniyle dünyanın en önemli ulaşım ağlarından birinin odak noktasındadır. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye'nin bu coğrafi avantajını değerlendirip, dış ticaretini geliştirmesi, ekonomimizin dışa açılarak dünya ekonomileriyle bütünleşmesi ve makroekonomik hedeflerimizin gerçekleştirilmesi amacıyla denizcilik sektörümüzün geliştirilmesi ve teşvik edilmesi, yük taşıyıcılığımızın deniz yoluna kaydırılması gereklidir. Bu hususta pek çok önlem ve karar alınmış, uygulanmaya başlanmıştır. 2002-2007 yılları arasında Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu’nun tonaj ve gemiler yönünden kapsamının genişletilmesi, deniz emniyetinin sağlanması, deniz kirliliğinin önlenmesi, acil durumlarda deniz kirliliğiyle mücadele edilmesi, Türk Ticaret Kanunu’nun denizcilik sektörüyle ilgili uygulamada ciddi sorunlar yaratan hükümlerinin düzenlenmesi amacıyla kanunların yürürlüğe konması, kabotaj taşımacılığının güçlendirilmesi için kabotaj hattında çalışan Türk bayraklı gemilere verilecek akaryakıtın özel tüketim vergisinin sıfırlanması, Avrupa Birliği mevzuatlarına uyum kapsamındaki yönetmeliklerin düzenlenmesi, denizcilik eğitimi ve kalite standardına kılavuz kaptan yeterlilikleri, gemi trafik hizmetlerinin kurulması ve işletme izni verilmesine yönelik düzenlemeler başta olmak üzere denizcilik sektöründeki sorunları çözmeye yönelik çok sayıda kanun, yönetmelik yürürlüğe girmiştir. Denizcilik Müsteşarlığında istihdam edilen denizci personel sayısının düşük olması nedeniyle yeterli denetim yapılamadığından dolayı, Paris Mutabakat Zaptı listesinde kara listede yer alan ülkemiz, uzman personelin istihdamının artırılması neticesinde, 2005 yılında orta dereceli riskli gemiler grubuna, 2007 yılında ise gri listeye yükselmiştir. Yapılan denetimler neticesinde, 2002 yılında 160 Türk Bayraklı gemi yabancı limanlarda tutulurken, 2006 yılında bu rakam 42’ye düşmüştür. Bu da, denizcilik sektörümüzün kazandığı önemli prestijlerin göstergesidir. Kruvaziyer turizmine yönelik olarak liman, fener ve tahlisiye ücretlerinde yapılan indirimler neticesinde, 2007 yılında limanlarımıza gelen yolcu sayısında 2002 yılına göre yüzde 290 artış sağlanmıştır. Hâlen ülkemizde 30 adet yat limanı faaliyette olup, toplam kapasiteleri 10.500 civarındadır. Yatırım programlarındakiler işletmeye alındığında 20 bin kapasiteye ulaşılacaktır. Hükûmetimizin 2008 yılı ve sonrası için planladığı başlıca proje faaliyetleri arasında, gemi inşaatındaki yerli katkı oranını yükseltmek için gemi yan sanayisinin geliştirilmesine yönelik ar-ge çalışmalarının desteklenmesi, deniz araçlarında akıllı kartla yakıt izleme sisteminin uygulamaya konulması, liman mevzuatlarının yenilenmesi, Türk liman bilgi sistemi projesinin gerçekleştirilmesi de yer almaktadır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün dünyada ticaretin yüzde 90’ı deniz yoluyla yapılmaktadır. Dünya denizcilik sektörünün 1 trilyon doları aşan toplam cirosunun 500 milyar dolarını deniz taşımacılığı oluşturmaktadır. Yıllık 10 milyar ton yük taşıma kapasitesine sahip dünya denizcilik filosu 780 milyon DWT hacmindedir. Türkiye, armatörlerimize ait 14,5 milyon ton DWT hacmindeki deniz ticaret filosuyla dünya denizciliğinden yüzde 2 pay almaktadır. Mevcut hacmine ek olarak 14 milyon DWT’luk yeni gemi inşası süren Türk deniz ticaret filosu yirmi beş yılda 70 kat büyümüştür. Sayın milletvekilleri, dünya uluslararası ticaretinin gelişmesi, denizcilik sektörünün hızla büyümesine yol açmıştır. Belirli yaş ve nitelikteki gemilerin limanlara alınmama kararı neticesinde oluşan yeni gemi taleplerine cevap verebilmek için tüm dünyada gemi inşa sanayisi de gelişmekte, hızla gemi üretimine devam edilmektedir. Son beş yılda yeni gemi talebindeki patlamaya paralel olarak ülkemiz gemi inşa sanayisi de inanılmaz hamleler yapmıştır. Dünya gemi inşa siparişleri yüzde 89 artarken Türk tersanelerine verilen gemi siparişlerinde yüzde 360’lık artış yaşanmıştır. Reel sektörde ağır sanayi kimliğine sahip gemi inşa sanayisi, desteklendiği ve geliştiği bütün ülkelerde önemli bir istihdam potansiyeli yaratan emek yoğun bir sektördür. Gemi inşa sektörü, sanayisi döviz ikame eden, beraberinde yan sanayiyi sürükleyen, yabancı sermayeyi davet eden, teknoloji transferini cezbeden, ülke savunmasına hizmeti nedeniyle stratejik önem taşıyan, deniz ticaret filosunu destekleyen, diğer sektörlere nazaran yan sanayiyle birlikte bire altı oranında istihdam sağlayan, emek yoğun bir sektördür. Gemi inşa sanayimiz yılda 10 milyon DWT bakım onarım, 1,8 milyon DWT toplam yeni gemi inşa hacmine, 400 bin ton çelik işleme kapasitesine sahiptir. Tuzla’da eni 80 metre, boyu 355 metre ve 300 bin DWT’luk gemi havuzlama imkânı bulunan, dünyanın en büyük yüzer havuzuna sahip tersanemiz bulunmaktadır. 100 bin DWT’a kadar kaldırma kapasitesine sahip çeşitli büyüklüklerde yüzer havuz hizmet vermektedir. Türk gemi inşa sanayi, yılda, gemi inşa faaliyetleriyle 1,5 milyar dolar, bakım onarım faaliyetleriyle 1 milyar dolar olmak üzere, ülkemize toplam 2,5 milyar dolar döviz girdisi sağlamaktadır. Uluslararası kural, standartlara göre faaliyet göstermekte olan tersanelerimiz, ülke ekonomisine küçümsenemeyecek katkılar sağlamaktadır. Ülkemiz gemi inşa siparişi yönünden 2002 yılında dünyada yirmi üçüncü sıradayken, 2007 yılında 3,5 milyon DWT hacimle beşinci sıraya yükselmiştir. Tersanelerimiz 2002’de 136 bin DWT’luk gemi teslim edebilirken, 2006 yılında teslim kapasitesi 600 bin DWT’a çıkmıştır. Sayın milletvekilleri, ülkemiz özellikle yat ve mega yat inşaatında büyük bir gelişme göstererek, dünyada 3’üncü sıraya yerleşmiştir. Dünyada inşa edilen 10 bin DWT altı yeni nesil ileri teknoloji ürünü, boyutları nispeten düşük ama ekonomik değeri yüksek olan kimyasal tankerlerin dörtte 1’i ülkemizde üretilmektedir. Büyük tonajlı gemi inşası konusunda Tuzla’daki tersanelerimizde 2002 yılında yapılan en büyük gemi 20 bin DWT’luktur. Bugün, 80 bin DWT’luk gemiler inşa edilebilme şansına sahiptir. Siparişi alınan 180 bin DWT hacimli gemilerin inşası içinse proje ve altyapı çalışmaları sürmektedir. Gemi inşa sanayimiz, yeni tersane, tevsi ve modernizasyon yatırımları olmak üzere son üç yılda yaklaşık 500 milyon dolar yatırım gerçekleştirmiştir. Buna dayalı olarak kapasitemiz artmıştır. Ülkemizde 2002 yılında 37 tersane faaliyet gösterirken 2007 yılında bu rakam 77’ye çıkmıştır, 61 adet yeni tersanenin proje ve yatırım çalışmaları devam etmektedir. Bu yatırımlar da tamamlandığında toplam tersane sayımız 138’e, toplam kapasitemiz ise 8 milyon DWT’a yükselecektir. Gemi inşa sektöründe 2002 yılında 13 bin kişi olan personel istihdamı 2007 itibarıyla 35 bine yükselmiştir. Sektör ortalama 500 civarındaki yan sanayi kolu ile birlikte 100 bin kişiye iş imkânı sağlar hâle gelmiştir. Değerli milletvekilleri, denizcilik sektöründe yapılan bu atılım memnuniyet verici de olsa tersanelerden gelen kaza ve ölüm haberleri hepimize büyük acı vermektedir. Son yedi ayda 18 işçi hayatını kaybetmiştir, buna hiç kimse seyirci kalamaz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, yaşanan kaza, ölüm olaylarının üzerine titizlikle gitmiş; 2007 yılının başında yapılan teftişlerde 1.061 sorun, noksanlık, mevzuat eksikliği tespit edilmiş; daha sonra dokuzuncu ayda tekrarlanan teftişler neticesinde bu eksikliklerin 588’e indiği müşahede edilmiştir. 2007 yılının on birinci ayında denetimler daha geniş kapsamlı olarak tekrarlanmıştır. Tuzla Tersane Bölgesi’nde 21 tersane ve 53 alt işveren, İş Sağlığı ve İş Güvenliği Yönetmeliği’ne uyum başta olmak üzere, çalışma şartları, işçilerin çalışma saatleri, dinlenme, ücretler, sigortalılık, tazminatlar, zorunlu istihdam hususlarında denetlenmiştir. Bir yıl içerisinde yapılan teftişler neticesinde Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde ciddi para cezaları uygulanmıştır. Bakanlık müfettişleri Tuzla Bölgesi’nde teftiş ve denetimlerini aralıksız olarak sürdürmektedir. Sayın milletvekilleri, 1960’lı yıllarda Haliç ve uluslararası su yolu İstanbul Boğazı’nda çok dağınık bulunan ve ilkel olanaklara sahip tersanelerin Tuzla Aydınlık Koyu’na taşınmasına 1969 yılında karar verilmiş ve Tuzla tersaneleri kurulmuştur. 80’den itibaren de Tuzla tersanelerinde Millî Emlak tarafından kırk dokuz yıllığına tahsisler yapılmış, sonucunda tersaneler yavaş yavaş Tuzla Bölgesi’nde boy göstermeye başlamıştır. Tuzla tersaneleri 1983 ve 2003 yılları arasında yüzde 10-15 kapasiteyle çalışıp ancak kendi iç dinamikleriyle ayakta kalmak ve yatırımlarını yapmak mücadelesi vermişlerdir. 2003 yılında küresel ticareti ekonomik gelişmeler, gemi inşa, tamir sektörünü âdeta tetiklemiş, hayal dahi edilemez bir hızda inanılmaz bir potansiyele ulaşılmıştır. Açıkçası, sektör, bu inanılmaz büyümeyle hazırlıksız bir şekilde karşı karşıya kalmıştır. Yurt dışından gelen talepler kısa zamanda o kadar artmıştır ki, tersaneler tam kapasiteyle çalışmaya başlamıştır, hatta 2010, 2012 yıllarına kadar teslimat kontratları yapılmıştır. Tersanelerin bu yoğunluğu altyapı ve iş gücü kaynaklı sorunları da beraberinde getirmiştir. Mevcut tersanelerin tam kapasiteyle çalışmaya başlaması, yeni tersanelerin kurulmasıyla istihdam ihtiyacı artmış, Tuzla’da uzun yıllar boyunca usta-çırak yöntemiyle tecrübe kazanmış sınırlı sayıdaki kalifiye tersane işçisi mevcut iş gücü talebi karşısında yetersiz kalmıştır. İş gücü ihtiyacının yeterince bilgi, deneyime sahip olmayan kişilerle giderilmeye çalışılması, hizmet içi eğitimin de kısa sürede gerçekleştirilmemiş olması, iş kazalarına olağanüstü bir davetiye çıkarmıştır. Daha işe ilk günde başlayan ve o gün kazaya uğrayan, kaskını takması söylendiği hâlde ihmal eden veya kaskını takmayan veya kask verilmeyen ve bu şekilde ölenlerle karşılaşılmıştır. Sorunlar elbette bu kadarla sınırlı değil. Bölgedeki hızlı gelişim, yapılan tahsisler ve kapasite artırımları neticesinde gemi inşası çok dar bir alana sıkışmıştır. Bu da güvenlik risklerini ortaya çıkarmaktadır. Tersanelerin tam kapasite çalışması, sırada bekleyen çok sayıda kişinin, işçilerin normal mesai saatlerinin dışında yeterli dinlenme fırsatı bulmadan çalıştırılmalarına yol açmakta, dikkat ve tedbirin yaşamsal açıdan son derece önemli olduğu tersanelerde işçilerin kazalara uğramasına neden olmaktadır. Özellikle gemi bakım-onarım gibi riskli işlerin daha çok alt işverene yaptırılması, alt işverenin işçi sağlığı ve güvenliğine yeterince önem vermemesi, mesleki eğitimden yoksun işçileri çalıştırmaya yönelmesi risk unsurlarını artırmaktadır. Sayın milletvekilleri, çalışma şartlarının son derece ağır, risk unsurunun oldukça yüksek olduğu gemi inşa sektöründe kazaların tamamen önlenmesi mümkün olmayabilir. Ama, kaza olasılığını artıran sorunlarla mücadele etmek, yeni işçi ölümlerini önlemeye yönelik stratejiler belirlemek asla gözden kaçırılmamalıdır ve asli görevimiz olmalıdır. Örgütlenmek, sendikalaşmak, çağdaş koşullarda çalışmak bizim insanımızın vazgeçilmez hakkıdır. Bu koşulları yaratmak, denetlemek ve denetimleri sürdürmek için Meclisimize büyük görev düşüyor. Bu görevi yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Tuzla tersaneler bölgesi, kent yerleşimi, planlama, sanayileşme ve sanayi bölgesinin planlanması adına araştırma konusu olma özelliğine sahiptir. Tuzla tersaneler bölgesindeki eksiklikler ele alınarak çözüme kavuşturulmalı ve yeni tesis edilecek tersane bölgelerinde bu duruma göre düzenlemeler yapılmalıdır. Sayın milletvekilleri, Avrupalı tersaneciler, yakın bölgelerdeki Romanya, Hırvatistan, Bulgaristan, Ukrayna gibi ülkelerde tersane yapmaya, yatırım yapmaya karar verdiler ve oralarda yatırım yapıyorlar. Bu ülkelerin gemi inşa kapasiteleri artıyor. Dünya gemi inşa sanayisinin en büyük üçüncü grubu olan Koreli Daewoo, Romanya’da yeni bir tersane kurdu. Bu tersanede toplam bedeli 1 milyar dolar olan üç adet kontrat imzaladı. Bu siparişlerin ilki Almanlara ait. 300 metre boyunda ve 40 metre genişliğinde altı konteyner gemisi... İkinci kontrat ise Yunanlı armatörlere ait. Bu armatörler 180 bin DWT’luk dört adet gemi siparişi verdiler. Gemilerin üretimi başladı. Karadeniz’de inşa edilen en büyük gemiler olacaklar. Komşularımız durmuyor, hızla ilerliyorlar. Biz dünya ile yarışmak durumundayız. Ülkemizde de Gelibolu’da, Karabiga’da ve daha birkaç yerde 100 bin DWT’luk gemi üretmek için tersane kurmak isteyenler var. Ancak o şirketleri, grupları tespit ederken, aynı zamanda kusursuz işçi sağlığı, iş güvenliği önlemlerinin alınmasını sağlamalıyız ve denetlemeliyiz. Değerli milletvekilleri, ölümlerin olmadığı, sorunların kalmadığı ve dünyayla yarışan bir denizcilik sektörü yurttaşlarımıza karşı sorumluluğumuzun en önemli parçasıdır. Bugün buraya getirilen araştırma önergesiyle denizcilik sektörümüzün, tersanelerimizin, alt işverenlerimizin, işçilerimizin sorunları Meclis marifetiyle araştırılacak, şüphesiz çözümlerine yönelik yöntemler ortaya konulacaktır. Araştırma önergesine olumlu oy kullanacağımızı belirtir, hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Domaç. Şimdi söz sırası önerge sahiplerinde. İlk söz İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’e ait. Buyurunuz Sayın Sevigen. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz on dakikadır. MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; en zor şartlarda ülkesini savunmak için canını veren şehitlerimizi buradan saygıyla anıyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum. Hepinize, milletimize başsağlığı diliyorum, sabır diliyorum. Yine, sevgili arkadaşlarım, sanki hiçbir şey yokmuş gibi, Adalet ve Kalkınma Partisinin sözcüsü çıktı, burada denizciliğin sorunlarını konuşuyoruz gibi… Biz burada denizciliğin sorunlarını konuşmuyoruz ki Sayın Bakanım. Burada münferit bir olay yok, biz burada ölümleri konuşuyoruz. Ölümleri konuşuyoruz. İnsanlar ölmüş. İnsanların nasıl öldüğünü, önlem almadığımız zaman tersanelerde nasıl… İnsan haklarından sorumlu milletvekilimiz gitti mi? İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Burada… Dinliyordu… MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Burada mı? Buradaydı galiba, gördüm demin de. Hayır, şimdi gördüm, şimdi gitti mi dedim. Biz ölümleri konuşuyoruz. Biz, gerçekten denizcilikle ilgili sorunları konuşuruz, açarız, denizcinin sorunları vardır, gemilerimizin iş gücü, hacmi, o konudaki başarımızı anlattınız uzun uzun. Doğrudur, ama biz Tuzla’da, Tuzla Tersanesinde, bu gemileri yaptığımız yerlerde bir yangın var, o yangını konuşuyoruz. Bu yangını konuşurken…Tamam doğru söylüyorsunuz. Bu yangını konuşuyoruz. Bu yangında yapılan yanlışlıkları ortaya çıkarmak için çaba sarf ediyoruz. İnsan haklarından sorumlu bir arkadaşımız var, Komisyondaki bu arkadaşımız 29 Ocakta bir önerge veriyor. İnsan Hakları Komisyonu bunu tam 21 Martta görüşür, tam bir ay sonra. Ölümler devam ediyor bu arada. Diyor ki: “Burada bir yangın var kardeşim, burada insanlar ölüyor.” Burada ihmalden dolayı insanlar ölüyor. Birileri -gerçekten söylüyorum, bizim yüz akımız olan tersanelerin başarısı için gurur duyuyorum- sektörün arkasına sığınarak “İşte, sektöre zarar gelir, aman bunları konuşmayalım.” diyerek, sektörün arkasına saklanarak o ölümleri gizleyemeyiz, gizlememeliyiz. Gizlediğimiz zaman sektör büyük zarar görür. Avrupa’daki bütün insan haklarından sorumlu ülkelerin bakanları, Türkiye’ye sipariş veren, Türkiye tersanelerimizde gemi yapımı için sipariş veren ülkelerin çoğu “Burada insan hakları ihlali var.” diye bu siparişleri kesmeye başladılar. Bundan haberiniz var mı sayın başkanlarım? Sayın Bakanım, ben isterdim ki, sizin yerinizde burada Çalışma Bakanı olsaydı da Çalışma Bakanının yüzüne baka baka, bir toplantıda “Benim babam işçi, ben işçi haklarını korurum.” diyen Sayın Bakanın oradaki işçilerin haklarını nasıl koruduğunu merak ederdim. Merak ederdim. Herkese bağıran, babayiğitlik yapan Sayın Başbakanın, “Ali kıran baş kesen” gibi bağırıp çağıran, insanları hor gören Sayın Başbakanın bu konuda düşüncelerini almak isterdim. Bir gazetede duydunuz mu, Allah aşkına, sizden rica ediyorum, Sayın Başbakanın bu ölenler hakkında bir tek demecini duydunuz mu, bir tek başsağlığını duydunuz mu? Duymazsınız. (CHP sıralarından alkışlar) Duymazsınız sevgili arkadaşlarım, duymazsınız. Orada yoksullar ölüyor, orada çaresizler ölüyor, orada sahipsizler ölüyor. Oralar ölüm tarlası. Erken kalkan taşeron oluyor sevgili arkadaşlarım oralarda. Kahvede ağa olan, bey olan, gücü yeten, babayiğit olan taşeron oluyor, gidiyor gemilerde… Çalışmalar yapıyorlar, hiç belli değil. Ölümlere bakın Allah aşkına, rica ederim, 21’inci asırda, biz dünyada 5’inci, Avrupa’da 1’inciyiz bu konuda! İlkel şartlar altında elektrik çarpmasından bir ölüm mü olur! Başına kep giymediği için düşerek başını betona, demire çarpmaktan ölüm mü olur sevgili arkadaşlarım! Denize düşmeyle ölüm mü olur! Beş dakikada bir sağlık raporu veriliyor Sayın Bakanım o insanlara. Belli değil, kalp hastası mıdır, değil midir? Gidiyorlar, orada kurdukları bir ocak var, basıyorlar mührü “Sen sağlamsın.” Basıyorlar mührü, iki dakika tutmuyor sevgili arkadaşlarım. O insanların yükseklik korkusu var mı, kalp hastası mıdır diye… 200 metre var gemilerin yüksekliği. Nasıl çaresiz, kimsesiz, sahipsiz! 4 tane çocuk var, 5 tane çocuk var, gelmiş Şanlıurfa’dan, Anadolu’dan, ekmek yok, aş yok sevgili arkadaşlarım! Bizim görevimiz… Bunları ben dejenere etmek için söylemiyorum, ama hangi şartlarda çalışırlarsa çalışsınlar biz devlet olarak bunların can güvenliğini korumak zorundayız. Bugün bunların sağlıklarını korumak zorundayız, bunların iş konularında önlerini açmak, onlara sahip çıkmak zorundayız; bunu anlatmaya çalışıyorum. Bunun için diyorum ki, denizcilik sorunları farklı, biz Tuzla’yı konuşuyoruz, Tuzla’da yaşanan ihmalleri konuşuyoruz. Gidin Tuzla’ya görün, kimin eli kimin cebinde belli değil sevgili milletvekilleri. Lütfen, rica ediyorum, ilgili olmazsanız bile, gidin görün. Trafik almış başını gidiyor, nereden giriyorsunuz nereden çıkıyorsunuz, kim var kim yok belli değil. Sevgili arkadaşlarım, bu kadar işlerimiz iyi, Allah daha ziyade etsin, ama hiç bir tersanede doktor bulundurulmaz mı! Tersanelerde ambulans bulundurulamaz mı! Bir adam düştükten üç saat sonra, dört saat sonra bir tersanede bulunur mu! Biz tersanelerin kapısını niye açmayız? Merak ediyorum. Habersiz olarak giden insan haklarından sorumlulara, mühendisler odasına, Tabipler Odasına, “Biz gitmek istiyoruz” diyenlere biz tersanelerin kapılarını niye kapatırız? Neler var oralarda, kimler var ölüm tarlalarında? Neden korkarız? Korkmayan bir arkadaşım var: Muhsin arkadaşım, açtı tersanesinin kapısını, gittiler dün incelediler, biz de kefil olduk iki arkadaşımla birlikte Çetin’le, biz de orada izledik. Muhsin dedi “Gelsinler araştırsınlar.” Araştırıyorlar, bakıyorlar bir şey de yok, arslan gibi çalışıyorlar. Ama niye diğerleri kapatır? Neden kapalı kapılar ardında sanki bir şey varmış gibi, o insanları koruyup kollamayız biz devlet olarak, görevimizi yapamayız milletvekilleri olarak? Neden biz oraya bir eğitim fakültesi gibi -söyledi Sayın Bakanım konuşmasının başında- ara hizmetli yetiştirecek, kurs aldırabilecek, oraya hemen bir sağlık… İşverenlerden rica ederek, belediyelerden rica ederek, o insanlara, hiç olmazsa, köyden geldikten sonra eğitim verecek şekillerde niye biz önlemimizi almayız? Bundan ne kaybederiz? Bu kadar basit bir önlem sevgili arkadaşlarım. Adam geliyor kahveden sabahleyin, “Ben taşeronum.” diyor, “Hadi bakalım, geç başına” diyorlar. “Sen ne işi yaparsın, elektrikçi misin?”, veriyorlar adamın eline, hangi volt olduğu belli değil, sokacak mısın fişe, sokmasını bilmiyorlar, çıkıyorlar ellerine kaynağı veriyorlar… Bakın bir ölümü anlatacağım size sevgili arkadaşlarım. Kaynak yapıyor kazanın dibinde. Eşi de buralardaydı. Kaynak yapıyor, öğlen de paydosa ayrılıyor, kaynağı bırakıyor gidiyor. Öğle paydosunda ekmeğini yiyor geliyor. Tankın içinde. Açıyor kaynağını, “güm” bir patlıyor, paramparça olup gidiyor. Ya, insan, o kadar, bizim göz bebeğimiz olan, milyonlarca lira para kazandığımız bir yerde bir tane gaz ölçüm aleti bulundurmaz mı Sayın Bakan? Ağır işçi onlar, onlar sanayi işçisi. Onlar ağır işçiler. Çalışır mı çalışmaz mı? Onlar çaresiz zaten, onlara ne verseniz yapacaklar. Onların kimsesi yok, onların çocukları var. Ölüyor bu arkadaş, karısı geliyor. Karısına diyorlar ki: “Ya, rica ediyoruz senden. Zaten sigortası yok bunun. Sen de konuşma. Ortada, yani büyütmeyelim bu işi.” diye 50 milyon-60 milyon vermeye çalışıyorlar. Kadın diyor ki: “Kan parası bu kardeşim, kan parası!” Ve kocasının kanını satarak çocukları… “4 tane yetim var geride Mehmet Bey.” diyor. 4 tane yetim… “Alsam mı almasam mı? Bir tarafta para, bir tarafta hak…” Bu bizim görevimiz Sayın Bakanım, yoksulsa. Sizin için bir şey söylemiyorum. Keşke Çalışma Bakanı burada olsaydı da, gerçekten söylüyorum, çıkıp da bunların cevaplarını verseydi. O denetlemek zorunda değil mi? Sevgili arkadaşlarım, Türkiye’de iki tane teşkilatlı bakan vardır. En büyük kolu olan, ulaşabildiği kolu olan iki tane bakanlık vardır: Bir Maliye Bakanlığı, bir de Çalışma Bakanlığıdır. Bunların emrinde denetleme kurulları, teftiş kurulları, SSK’da görevli kuruluşlar… Bunların elinde bütün kurumlar vardır. Bunlar dileseler, isteseler oradan kuş uçurtmazlar biliyor musunuz? Kuş uçurtmazlar kuş. Orada tek bir ölüm olmaz biliyor musunuz? Tek bir insan ölüsü olmaz oralarda isteseler. Ama, üç değil ki... İşçileri demek ki unutmuşlar. Onu anlatmaya çalışıyorum. Tuzla diye bir yeri unutmuşlar, yok. Bizim bakanlarımız -Sayın Bakan kendisi üzerine almasın- bilin diye söylüyorum sevgili milletvekillerim, oraya ancak açılışlarda, gemileri suya indirirken kurdele kesmeye giderler. Öyle maalesef Türkiye’de. Gemi mi açılıyor tersanede, Sayın Bakan gelir oturur, ön tarafa kurulur, diğerleri davul zurnayla karşılar, kurdeleyi keseriz, ama bu gemide kaç tane şehit vardır, kaç tane cenaze vardır, kaç kişinin tabutu olmuştur bu gemi, kimse bilmez. Beyaz kefenlik giyerek siyasi polemik yapan Sayın Başbakan bir tek kelime söylemediği için, o insanları beyaz kefene mahkûm ederek oraya gömüyoruz sevgili arkadaşlarım, gömüyoruz o gemilerin içerisine. Her inen gemide bir tane şehidimiz var sevgili arkadaşlarım. Kim ne derse desin… Çalışma Bakanlığı “Biz bir çalışma yapıyoruz.” diyor, kendine istediği sendikayı alıyor, kendi yakınına istediği sendikayı alıyor. Neden DİSK’i almasın? Orada 2 tane gariban, Cem diye bir çocuk var Genel Başkanlık yapıyor, yirmi dört saat orada çalışıyor. Neden Süleyman’ı aramasın, “DİSK’in Genel Başkanı, sen de gel, tam karşı bir sendikasın, sen de gel içimize.” demesin? Nedendir bu anlayamadım. Neden bizden olanları, benden olanları, bana karşı gelenleri yok etmeye çalışırsınız sevgili arkadaşlarım. Niye anlaşamayız, ben onu merak ediyorum. Gerçekten söylüyorum, anlaşırız aslında. Sendikacı arkadaşlarım var burada, eskiden anlatırlardı, böyle, insanlar akıllarında bir şey olduğu zaman, ölümler olduğu zaman, işçiyle ilgili bir şey olduğu zaman, alın teri, emek konuşulduğu zaman, hangi partiden olursa olsun, Doğru Yol Partisinden olsun, Adalet Partisinden olsun, Cumhuriyet Halk Partisinden olsun, o iki milletvekili kol kola girer, ölümüne, partilerinin gruplarına gider, onların haklarını sonuna kadar savunurlarmış o sendikacılar, o milletvekilleri. Benim bölgemde… Ben sendikadan geliyorum kardeşim, ben unutmadım, ben alın terinin, emeğin yanındayım, o insanın yanındayım deyip, hangi parti olursa olsun, Doğru Yol olsun, Adalet Partisi olsun, Cumhuriyet Halk Partisi olsun, milletvekilleri kenetlenir, sonuna kadar beraber giderlermiş. Neden biz böyle olduk? Neden değiştik sevgili arkadaşlarım? Niye bu kadar böyle, birbirimize, bir doğruyu söylediği zaman şüpheyle bakar olduk? (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Sevigen, lütfen, sözlerinizi tamamlar mısınız. Buyurunuz. MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Efendim, bitiriyorum Sayın Başkanım. Sevgili arkadaşlarım, tabii çözüm bulmaya çalışıyoruz. İnşallah bir komisyon kurulacak, o komisyonda görev alan arkadaşlarım olacak, inceleyeceğiz, tarafsız bakacağız. Buradan bir rapor çıkar, bir kanun teklifi çıkar, bir yaptırım çıkar umarım, ama bizim amacımız oradaki tersanelere zarar vermek değil, bunu herkes böyle bilsin. Bizim amacımız, oradaki ölümleri durdurmak, oradaki insanların insanca yaşamasını sağlamak, oradaki insanların sigortalı olup sağlıklı bir şekilde işlerine devam etmesini sağlamak. Başka bir düşüncemiz yok. Bütün gayretimiz, arkadaşlarımın önergeyi vermesi, Cumhuriyet Halk Partisinin bu eleştiriyi getirmesi tamamen bunun içindir diye düşünüyorum. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sevigen. İkinci söz, Kocaeli Milletvekili Cumali Durmuş’a ait. Buyurunuz Sayın Durmuş. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz on dakikadır. CUMALİ DURMUŞ (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son günlerde medyamızın yoğun ilgi gösterdiği, bazı çevrelerin ise konuyu başka boyutlara çekmeye çalıştığı, Türk gemi inşa sanayisi ve denizcilik sektörünün sorunlarının araştırılmasıyla ilgili olarak açılan Meclis araştırması önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle, Irak’ın kuzeyinde, bebek katili, hain PKK terör örgütüne karşı yürütülen operasyonlarda şehit düşen kahraman Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum. Sayın milletvekilleri, gemi inşa sanayisi yoğun emek karakterine sahip bir endüstri dalıdır; bu özelliğiyle diğer sanayi kollarını bir lokomotif gibi sürükleyerek gelişmelerine önemli katkıda bulunmakta ve önemli bir istihdam potansiyeli olarak ortaya çıkmaktadır. Tersaneler ticaret gemisi inşaatını yapmakla birlikte, ileri teknoloji harikaları olarak nitelendirilebilecek süper tankerleri ve savaş gemilerinin inşaatını yapabilecek teknolojik kabiliyet ve imkânlara sahiptirler. Gemi inşa sanayisi, emeğin yoğun olarak kullanıldığı bir endüstri dalı olması sebebiyle, işçilik ücretlerinin düşük olduğu ülkelerde daha kolay gelişmektedir. Sanayileşmenin doğal bir sonucu olarak, yoğun işçi çalıştırılan iş yerlerinde iş kazalarının sayısında büyük artışlar olmaktadır. Sanayileşmeyi, genişlemeyi, gelişmeyi desteklemenin yanında, devletin bir diğer asli görevi de şüphesiz, denetimdir. Denetimsiz olarak bir kuralın uygulanabilirliğini savunmak söz konusu olamayacağına göre iş yerlerinin, işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından sürekli olarak denetlenmesi gerekmektedir. Günlerdir medyamızın büyük bir dikkatle takip ettiği, hatta birtakım çevrelerin sözcülüğünü yaptığı bu dönemde, bu kürsüden bazı milletvekili arkadaşlarım ve Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı konu ile ilgili görüşlerini belirttiler. “Mukadderat, seri cinayetler; sendikalı işçilerin işinden, sessiz kalanın canından olduğu” gibi cümlelerle hem pembe hem de acı bir tablo sunuldu. Sizlere daha tarafsız olarak, sektörün içinde olmayan birisi olarak bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum. Sayın milletvekilleri, her işin bir riski, her riskin de bir önlemi olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Tersaneler risk unsurunun en yüksek olduğu iş koludur. Dolayısıyla, riskin karşılanabileceği iş güvenliği tedbirlerinin alınması gerekir. Bu konuda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gerekli denetimleri yapmalıdır. Eğer, şimdiye kadar yaptığını söylüyorsa -ki Sayın Bakan da rakamlar vererek ifade etmişlerdi- demek ki yeterli değil veya baştan savma yapılıyor. O zaman ya daha çok denetim yapmalılar veya yaptıkları denetimleri daha ciddi yapmalılar. Yani büyük kazaların olma nedenlerinden birinin, büyük kısmının Bakanlığın ihmali olduğunu ifade etmek istiyorum. Tuzla tersaneleri, alan olarak girişimcilerin aldıkları siparişleri zamanında yetiştirebilmeleri açısından yetersizlikle karşı karşıya. Sektördeki gelişmeler dikkate alındığında ülkemiz gemi inşa sektörünün çok daha gelişmesine, yeni ve daha büyük alanlarda tersane kurulmasına ihtiyaç olduğu görülmektedir. Sayın milletvekilleri, bugün üzerinde görüştüğümüz Meclis araştırmasının gerekçesini okuyunca araştırma talebinde bulunan AKP milletvekillerinin ortaya koyduğu rakamları konuşmak ve tartışmak gereğini duydum. Sayın Bakan da dâhil olmak üzere, gündemimizdeki konu ile ilgili konuşan iktidar milletvekilleri, gerçeğin biraz uzağında istatistiklerle halkımızı aldatmaya çalışıyorlar. Örneğin, gemi inşa sektörümüzün yüzde 89 sipariş artışı sağladığı ve dünya beşincisi olduğu söyleniyor, tersanelerimizin yüzde 360 büyüdüğü ifade ediliyor. Arkadaşlar, bu rakamlara bakarsanız, ülkemiz, gemi inşada dünya lideri dersiniz, denizcilikte dünyanın bir numarası zannedersiniz. Buradan da demek bazı devlet büyüklerinin çocuklarının gemicilik merakı bu tablo kaynaklıymış diye düşünebilirsiniz. Oysa ülkemiz, OECD verilerine göre, dünyada inşa edilen gemilerin sadece yaklaşık yüzde 1,2’sini inşa edebiliyor. Diğer ülkeleri söyleyince nerede olduğumuzun yorumunu sizlere bırakıyorum: Güney Kore yüzde 36,9, Japonya yüzde 33,8 ve Çin yüzde 19,8. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, sektörde yaşanan iki önemli sıkıntı ise kayıt dışılık ve mesleki eğitimdeki yetersizliktir. Mesleki eğitim eksikliği, sektörün en önemli sorunu bence. Medyaya da yansıdı. Vatandaş, Urfa’dan kalkmış gelmiş, gelirken gemilerin tahtadan yapıldığını zannediyormuş ama bakmış, gemiler sacdan ve demirden. O zaman, kaynak yapana yardım etmeyi öğrenmiş. Ne kadar sürede? İki günde ve şimdi, biz, bu vatandaştan, iş güvenliği kurallarını bilmesini ve uygulamasını isteyeceğiz. Böyle bir mantık kabul edilemez. Sektör bunu kendi kendine çözemiyorsa devlet devreye girmeli, işe başlayan her işçinin önce mesleki eğitimini, sonra da iş güvenliği eğitimini almış olmasını sağlamalıdır. Bunlar, çözümleri çok zor konular değil. Bu eğitimleri sertifikayla belgelendirirsiniz, işe başlamadan önce işverene “Bu belgesi olmayan kişileri işe almayacaksınız.” diye kural koyarsınız, denetimlerde de belgeleri kontrol edersiniz. Ama siz denetime gitmeden önce tersaneye haber verirseniz, gittiğinizde denetimden çok, gezelim görelim mantığıyla “Ben görmedim, sen işine bak.” derseniz, iş kazalarının önüne geçemezsiniz. Sonra çıkıp “Biz bilmem kaç tersaneyi denetledik, şu kadar ceza yazdık.” dersiniz. “İş kazaları niye bu kadar çoğaldı?” diye sorarlar adama. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, sektörde yaşanan önemli bir sıkıntıysa kayıt dışılıktır. Taşeron sisteminin çok yaygın olduğu bu sektör, belki yapılan işin icabı, taşeron sistemine ihtiyaç duyabilir. Ama taşeronların sorumluluğunun da asıl işverende olduğu unutulmamalıdır. İşveren de kendi kadrosuna nasıl işçi alıyorsa taşeronun işçilerinden de aynısını beklemelidir ve istemelidir. Taşeronlar, nitelikli eleman konusunda gerekli altyapıyı sağlamalıdır. İşçilerin sigortalarını üç gün ödeyip, sonra işten çıktı gösterip ay sonunda tekrar işe alma alışkanlıklarından vazgeçirecek tedbirler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından alınmalıdır. Sektörde yüzde 100 sigortalılık sağlanmalıdır. Taşeronlarda örgütlenmenin sağlanması da yine başka bir konudur. Çalışanın emeğine, ücretine olduğu kadar sosyal hakları açısından da saygı gösterilmelidir. Tuzla bölgesindeki taşeronlardan bazılarının çok sayıda işçi çalıştırdığını ve istihdam sağladığını, ayrıca bu taşeronların kendilerine alan gösterildiğine yeni bir tersane kuracak bilgi ve birikime ve iş gücü potansiyeline sahip olduğunu biliyoruz. Türk gemi inşa sanayisinin gelişmesi için bu arkadaşlarımıza destek olunması gerektiğini düşünüyorum. Yine, sadece tersanelerde değil, tüm taşeronların 9001 ve 18001 kalite ve iş güvenliği belgelerini almalarını destekleyecek, hatta zorlayacak tedbirlerin alınması gerektiğini düşünüyorum. Tersanelerde iş güvenliği birimleri kurulmalı, bu birimler iş güvenliği için yasalarla, yönetmeliklerle belirlenmiş kurallara uyulmasını kontrol etmeli ve sağlamalı, çok basit tedbirler bile gözden kaçırılmamalıdır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. CUMALİ DURMUŞ (Devamla) – Bitiriyorum efendim. Tersane işletmecileri, yoğun sipariş altında yoğun işçi çalıştırırken hayat kurtaran önlemleri para ve vakit kaybı olarak görmemelidir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle, iktidarı, sanayiciyi, tüm işçi kuruluşlarını iş kazalarının önlenmesi konusunda akılcı bir yaklaşımla ortak hareket etmeye davet ediyor, araştırma önergesinin kabulü yönünde oy kullanacağımızı belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Durmuş. Önerge sahipleri adına son söz İstanbul Milletvekili Hasan Kemal Yardımcı’ya ait. Buyurunuz Sayın Yardımcı. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz on dakikadır. HASAN KEMAL YARDIMCI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, bu kar ve kış koşullarında terörle mücadelede Kuzey Irak harekâtına katılan kahraman silahı kuvvetlerimiz mensuplarından şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa, ailelere ve yakınlarına başsağlığı ve sabırlar dilerim. Denizcilik sektörümüzde son yıllarda gerçekleşen tüm olumlu gelişmelerin yanında yaşadığımız ve camiayı üzen iş kazaları ve artan ölümler sonucu sektörde iş güvenliği, işçi sağlığı, can ve mal güvenliğini araştırarak sorunu tespit edip çözmek, ekonomimizin yakın gelecekte can simidi olabilecek denizcilik sektörünün sorunlarını yüce Meclisimizde tartışmak için vermiş olduğumuz Meclis araştırma önergesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. Bize göre, iş güvenliğini gündemin başına oturtarak öncelikle iş kazaları ve üzücü ölümleri önlemek birinci hedef olmalıdır. Değerli arkadaşlar, geç kalındı, duyarsızlık olabilir, panik olabilir, tedbirde kusur olabilir, doğrudur. Artık kurumlarımız devreye girmiştir. Basınımız, medyamız görevini yapmıştır. Bundan sonrası karalamaya, lince doğru gidiyor. Zaten sıkıntılı Tuzla’ya eğitimli gençler nasıl gelir, nasıl çalışır, bunu da bir düşünmemiz gerekir. Ben cuma günü büyük bir gazetemiz ile samimi, açık fikirlerimi paylaştım, birebir yazdılar. Teşekkür ediyorum. Kabahati olanları değil, sektörü savunmak, önemini anlatmak zorundayım. Zaten siparişlerde komşu ülkelere ve Çin’e doğru kaymalar başlamıştır. Ülkemizde gemi inşa sanayisinin yoğunluğu çok yenidir ve büyümesini sağlıklı sürdürmek adına dikkatli hareket edilmesi şarttır. Türk gemi inşa sanayisi, tek başına, rakipsiz bir sanayi alanı da değildir. Türk tersanelerine ve çevremizdeki komşu ülkelere, tamamı Avrupalı firmalardan gelen çok ciddi siparişler alınmaya başlanmıştır. Sayıları yüz otuzu aşacağı tahmin edilen gemi inşa, yat inşa ve tamir tersaneleri gerçekleştikçe, acemi işçi, eğitimsiz işçi sorunu ve sorunları da beraberinde gelmektedir. Sorun, bölgesel değil, Türkiye geneline yöneliktir. Mevcut sorun, salt Tuzla tersaneler bölgesiyle ilgili veya kısıtlı değildir. Yıllardır büyüyerek gelen ara ve teknik eleman açığı giderek artmaktadır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; istihdamda eğitim ve ihtisaslaşma dikkate alınmalı, ülkemizin ilerisi için gerekenler yapılmalıdır. Meslek okullarına ilgiyi ve alakayı artırmak, meslek okullarının özendirici olması için her türlü yasal imkânları yürürlüğe sokmayı artık değerlendirmek zamanı gelmiştir. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki tersanelerin bazılarında meydana gelmiş ve ölümle bitmiş olan iş kazalarını tüm tersanelere yayarak bir endüstriyi kamuoyu önünde ve hele uluslararası alanda küçük düşürücü her hareket, sektöre geri dönülemez felaketler getirebilir. Ölümleri durdurmak için gereken çok acil iş güvenliği tedbirleri alınmalı, kurallar uygulanmalı, iş güvenliğinde sıfır tolerans olmalıdır. Basınımıza teşekkür ediyoruz, konunun önemini kamuoyunun gündemine taşımış, dikkatleri çekmiş, görevini yapmıştır. Artık, bence, olayın önemi sektörde geç de olsa anlaşılmıştır, araştırmayla daha da netlik kazanacaktır. Bundan sonra, gemi inşa sanayimizi küçük düşürücü beyanlarla yermeye yönelik, tersaneleri kuşkulu gösteren ifadelerden sakınmalıyız. Aksine, alınacak tedbirlerle, ekonomik kalkınmamız ve istihdam adına bu sanayimizin önemi Hükûmetimizin genel politikaları içerisinde güven ifadeleriyle anlatılmalıdır. 1988-1989 yıllarında Yunanistan’da tersanelere yönelik ideolojik grevler ve baskılar sonucunda, bu ülkenin tüm gemi inşa sanayisi ölmüştür. Bunu hatırlayalım. Tersanelerde üretim asla durmamalıdır. Tersanelerin daha güvenli, verimliliğini artırıcı formüller ve iş birliği sağlanmalıdır. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki eksiklikler örnek alınarak yeni yapılan tersanelerde aynı hatalar tekrarlanmamalıdır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya denizciliğinde, Yunanlı komşularımız armatörlükte bizim çok önümüzdedirler. Gemi inşa ve yat inşada ise onlar yanımıza bile yaklaşamazlar, bizler çok çok ilerideyiz. Sözü fazla uzatmadan, şapkayı önümüze koyarak araştırma yapmak üzere kolları sıvamalıyız. Yalnız gemi inşayı değil, tüm denizciliğin sorunlarını Yüce Meclisin çatısı altında, tarihinde belki de ilk defa araştıracağız. Bu arada, bozulan diyalog ikliminden ötürü sektörün günahlarının yanında sevaplarını da hatırlayacağız, gözden kaçan güzellikleri görme fırsatı yakalayacağız. Bitmiş olan sektörün hastanesi, daha evvel kararları alınmış gemi yapım meslek liseleri, denizcilik meslek liseleri, Türk Loydu ve sektörün destekleriyle oluşturulan TÜDEV’le birlikte kurulan Denizcilik Eğitim Merkezi de ortaya çıkmış olacak. Sektörü montajcılıktan kurtaracak olan yaklaşık 250 milyon euro civarındaki değerdeki, stratejik önemi de çok büyük olan ana makine, şaft, kovan fabrikası için yaptığı çalışmalar gündeme gelecek ve bunları hızlandırma imkânı bulacağız. Sektörün samimiyeti, çalışkanlığı yanında, inşallah, tekrar görmek istemediğimiz ölümlerin çözümünü bulacağız. Denizci ülkelerin kalkınmasında lokomotif görevi yapan gemi inşa sektörünün ve tüm denizciliğimizin araştırılması için kurulacak komisyona başarılar diler, saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yardımcı. Sayın Mert’in İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince çok kısa bir söz talebi vardır. Buyurunuz Sayın Mert. V.- AÇIKLAMALAR (Devam) 4.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Mert’in, Tersaneler Bölgesi’nde yaşanan iş kazaları nedeniyle alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin ön görüşmelerine katkı sağlamak amacıyla açıklaması HÜSEYİN MERT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. İç Tüzük’ümüze göre Meclis araştırma önergeleri gruplar ve 20 milletvekilinin imzasıyla verilebiliyor. O nedenle Demokratik Sol Parti olarak bir katkı koyamadık. Ancak konuyla ilgili olarak, parti olarak kurmuş olduğumuz komisyon şu an hâlihazırda çalışmalarına devam etmektedir. Eğer kurulacak olan komisyon, talep ederlerse kendileriyle paylaşmaya her zaman hazırız bunun sonuçlarını. Bu arada ulusal bütünlüğümüz ve tüm dünyanın ortak sorunu olan terörizmle mücadele için bir harekât düzenleyen Türk Silahlı Kuvvetlerine başarılar diliyoruz. Orada şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize de acil şifalar diliyoruz. Aynı şekilde, Tuzla’da ölen işçilerimize de Allah’tan rahmet diliyoruz. Ama onlar bizim için yalnızca basit bir ölüm değil, Türk sanayisi için, Türk insanı için hayatlarını feda etmiş olan birer şehittir. Oradaki sorun, Türk çalışma hayatındaki kayıt dışılık ve eğitimsizlik sorunudur bildiğiniz gibi. Tabii bu yalnızca Tuzla için geçerli değil, tüm sektörlerde karşımıza çıkan bir sorun. Bu nedenle, Meclis araştırma komisyonu konuyu irdelerken yalnızca oradaki işverenleri doğrudan suçlamak yerine, onların bu davranışlarını neden gerçekleştirdiğini iyi ortaya koymaları gerektiğini düşünüyoruz. Orada ortaya çıkması biraz daha ağır bir sektör olması ve riskleri çok olan bir sektör olmasından kaynaklanmakta. Yine, bu arada bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum. Konu bugün için Tuzla’da, ancak kısa bir sürede -umarım yaşanmaz ama- Karadeniz Ereğli’de de yeni bir tersane grubu ortaya çıkıyor, çok sayıda tersanemiz faaliyete başladı. Geçenlerde bizzat yakından gördüm, gururla da gördüm. Gerçekten olağanüstü yatırımlar yapılmış. Fakat burada da Tuzla’daki gibi ölümlerin olmaması için Tuzla’yla, bu konuyla ilgili araştırma yapacak olan komisyonun aynı şekilde orada da çalışmalar yapmasını diliyorum. Demokratik Sol Parti olarak olumlu oy vereceğimizi bildiriyor, teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Mert. X.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam) A) Ön Görüşmeler (Devam) 1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 19 milletvekilinin, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde yaşanan iş kazalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/121) (Devam) 2.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 22 milletvekilinin, tersanelerdeki iş kazalarının araştırılarak iş güvenliğinin sağlanması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/129) (Devam) 3.- İstanbul Milletvekili Hasan Kemal Yardımcı ve 26 milletvekilinin, başta gemi inşa sanayi olmak üzere denizcilik sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/132) (Devam) 4.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 19 milletvekilinin, gemi inşa sektöründeki işçi güvenliği ve çalışma koşullarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/134) (Devam) BAŞKAN - Meclis araştırması önergeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 16 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Komisyonun çalışma süresinin, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|