Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

Ülkemizde Yaşanan Çevre Sorunlarının Araştırılarak
Sürdürülebilir Çevre Politikası İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu

(10/3,8,12,28,31,33,38,42,47,56,59,62,64,65,68,71,84,87,89,98,101,119,145,146)


ÖNERGE METİNLERİ

(10/3) Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat ve 20 Milletvekilinin, termik santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerges
(10/8) Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü ve 38 milletvekilinin, Trakya ve İstanbul ilinde çevre konularındaki gelişmelerin Ergene Çevre Düzeni Havza Planına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/12) Kırklareli Milletvekili Tansel Barış ve 23 Milletvekilinin, Kırklareli İli Vize İlçesi’ndeki bir arazi ile ilgili iddiaların ve bu arazi üzerinde kurulması planlanan çimento fabrikasının çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/28) Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 23 Milletvekilinin, Adana’daki lagünlerin karşı karşıya bulunduğu çevresel risklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/31) Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22 Milletvekilinin, Bartın’da kurulması planlanan termik santralin olumlu ve olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/33) Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük ve 22 Milletvekilinin, Kaz dağlarındaki madencilik faaliyetlerinin araştırılarak çevreye olumsuz etkilerinin önlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/38) Konya Milletvekili Hasan Angı ve 19 Milletvekilinin, Konya Kapalı Havzasındaki su kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/42) Konya Milletvekili Orhan Erdem ve 28 Milletvekilinin, Akşehir ve Eber Göllerindeki kirlilik ve diğer çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/47) Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz ve 27 Milletvekilinin, Kaz Dağlarındaki madencilik faaliyetlerinin araştırılarak çevrenin korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/56) Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk ve 21 Milletvekilinin, Büyük Menderes Nehrindeki kirliliğin ve çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/59) İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan ve 25 Milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevreye ve turizme olumsuz etkilerinin araştırılarak su ürünleri yetiştiriciliğinin çevreyle uyumlu gerçekleştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/62) Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve 23 Milletvekilinin, Eber Gölündeki çevre kirliliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/64) İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 29 Milletvekilinin, altın arama faaliyetlerinin hukuki durumu ile çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/65) Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 23 Milletvekilinin, Van Gölündeki kirlenmenin önlenmesi ve Van ilinde turizmin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/68)  İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 26 Milletvekilinin, Küçük Menderes Nehrindeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/84) Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 Milletvekilinin, Eber Gölündeki çevre sorunlarının araştırılarak Gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/87) Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu ve 19 Milletvekilinin, Van Gölündeki çevre sorunlarının ve Gölün potansiyelinin araştırılarak korunması ve değerlendirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/89) Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 23 Milletvekilinin, başta Afşin-Elbistan olmak üzere termik santrallerin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/98) Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner ve 25 Milletvekilinin, Isparta İlindeki göllerin çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/101) İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 22 Milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevre ve turizm üzerindeki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/119) İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 39 Milletvekilinin, denizlerdeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi.
(10/145) Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin, Kahramanmaraş'ta Narlı Ovası'na kurulması planlanan katı atık depolama tesisinin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/146) Isparta Milletvekili Haydar Kemal Kurt ve 23 milletvekilinin, Eğirdir Gölü ve Havzası'ndaki çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi

Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat ve 20 Milletvekilinin, termik santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/3)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başta Afşin Elbistan Termik Santrali olmak üzere ülkemizde halen faaliyet göstermekte olan tüm termik santrallerin çevreye verdiği zararların ve alınması gereken önlemlerin tespiti amacıyla Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)

2) Malik Ecder Özdemir (Sivas)

3) Fatma Nur Serter (İstanbul)

4) Eşref Karaibrahim (Giresun)

5) Tekin Bingöl (Ankara)

6) Hüseyin Ünsal (Amasya)

7) Tacidar Seyhan (Adana)

8) Esfender Korkmaz (İstanbul)

9) Hikmet Erenkaya (Kocaeli)

10) Şahin Mengü (Manisa)

11) Şevket Köse (Adıyaman)

12) Özlem Çerçioğlu (Aydın)

13) Mevlüt Coşkuner (Isparta)

14) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)

15) Gökhan Durgun (Hatay)

16) Engin Altay (Sinop)

17) Canan Arıtman (İzmir)

18) Cevdet Selvi (Kocaeli)

19) Zekeriya Akıncı (Ankara)

20) Ali Arslan (Muğla)

21) Ahmet Ersin (İzmir)

Gerekçe:

Günümüzün en önemli problemlerinden olan çevre kirliliği insan hayatını ve doğal yaşamı tehdit etmektedir. Bugün dünyada her yıl on binlerce çocuk hava kirliliği nedeniyle ölmekte, yaşam alanlarının yok olması nedeniyle canlı türlerinin beşte biri 20 yıl içerisinde yok olacaktır. 1,5 milyar insan temiz su kaynaklarından yoksundur. Gelecekte çevre ve sularımızın kirlenmesi sonucu insan hayatı ciddi tehdit altına girmiştir. Çarpık kentleşmenin, bilinçsiz sanayileşme sonucu kurulan fabrikaların atıkları doğayı kirleten en büyük etmenlerdendir.

Ülkemizde birçok bölgeye kurulan fabrikalar bugün yararlarından çok çevreye verdiği zararlarla gündemdedir. Bunların en başında AfşinElbistan Termik Santrali gelmektedir. AfşinElbistan havzası Türkiye'nin en büyük linyit rezervine sahiptir. Santralde yakıt olarak kullanılmakta olan linyit çok yüksek derecede kirlenmeye yol açıyor. Kükürt dioksit, azot gazları, karbondioksit, ozon, hidrokarbonat ve kül oluşmaktadır.

Termik santral küllerinin toplanıp, üzerleri örtüIse bile radon gazının havaya ulaşması sonucu çevreye radyoaktif madde yayılmaktadır. Bacadan atılan maddelerin içerisinde en önemli olan radyoaktif madde uranyum'dur. Bu durum AfşinElbistan Termik Santrali için korkunç boyutlara ulaşmıştır.

Uzmanlara göre santralden Çernobil kazasının yaklaşık 2,5 katı kadar radyoaktif madde yayılmaktadır. Diğer santrallerin ürettiği küller çimento sektöründe kullanılmasına rağmen, yüksek radyasyon nedeniyle buradan çıkan küller hiçbir yerde kullanılmamakta, zamanla rüzgârın da etkisiyle çevreye yayılmaktadır. Birkaç yıl önce Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanının belirttiğine göre; bölgede 10 yıl içinde toplu ölümlerin olabileceği uyarısında bulunmuştur. Bu bölgeye yağan karın rengini bile griye çeviren kirlilik sebebiyle, çevrede yaşayanlarda görülen kanser vakaları Türkiye ortalamasının 15 katı artmıştır. 2004 yılında 4 bin 632 kişi kanser ve akciğer başta olmak üzere bu kirlilikten kaynaklandığı şüphelenilen rahatsızlıklar sonucunda ölmüştür. Türkiye nüfus ortalamasına göre Afşin'deki yıllık hasta sayısının 48 bin 200 olması gerekirken, 300 bin civarındadır. Yılda yaklaşık 15 milyon ton katı, sıvı, gaz ve radyoaktif madde içeren atık halkın üzerine saçılmaktadır.

1988 yılından bu yana santral sahasında hava kirlilik ölçümleri dahi yapılmamaktadır. Yatağan Termik Santralinde bulunan erken uyarı sistemi bu santralde yoktur. Eğer bu erken sistem bulunsa havadaki kükürt dioksit oranı 500 mg/m3 geçen santral otomatik olarak duracaktır.

Sık sık basında yer alan ve korkunç boyutlara ulaşan bu çevre kirliliğinin çözümü ile ilgili yöneticiler tarafından zaman zaman açıklamalar yapılmaktadır. Fakat bu güne kadar hiçbir somut adım atılamamıştır.

2006 Şubat ayında hizmete açılan B termik santralini C ve D santrallerinin takip etmesi planlanmaktadır. Hâlbuki bundan önce mevcut A termik Santraline baca gazı kükürt arıtma sistemi ve kül tutucu elektro filtre yapılmalı, bölgenin acilen kirlilik haritası çıkarılmalı, çevre kirlenmesini önleyici tüm birimlerin katılacağı önlemler alınmalı, mobil hava kirliliği ölçüm cihazları çalışır halde bulundurulması gibi önlemler alınmalıdır.

Önlem alınması için toplu ölümler mi beklenmektedir?

Tüm bu benzer çevre problemleri diğer termik santrallerde de görülmektedir. Başta Afşin Elbistan Termik Santrali olmak üzere termik santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin tespiti amacı ile kurulacak Meclis Araştırma Komisyonunun çalışmaları konunun tüm boyutları ile ortaya konulması ve hükümetin bu konuda gerekli çalışmaları yapması da yararlı olacaktır.

Anayasanın 98, içtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince "Başta AfşinElbistan Termik Santrali olmak üzere Türkiye'deki tüm termik santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin tespiti için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.
 


Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü ve 38 milletvekilinin, Trakya ve İstanbul ilinde çevre konularındaki gelişmelerin Ergene Çevre Düzeni Havza Planına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/8)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Trakya bölgemiz, aldığı aşırı göç ve buna bağlı plansız imar uygulamaları yanında giderek yoğunlaşan çarpık sanayileşme, tarımda yanlış toprak, su ve zirai ilaç kullanımı vb. nedenlerle meydana çıkan sanayi, toprak, su ve hava kirliliğindeki boyutlar, yöredeki insan ve çevre yaşamını tehdit eder noktaya ulaşmıştır.

Öte yandan Ergene havzasındaki yer altı su seviyesi her yıl dört-beş metre düşmektedir. Istranca suları, koruma altındaki su basar ormanları, Yıldız Dağları ve Trakya doğal hayatı tehlike altındadır. Bu kaynakları besleyen Istranca derelerine, İstanbul'un su ihtiyacı için yıllar önce el konulmuş durumdadır. Trakya'nın yakın gelecekte büyük bir susuzluk tehlikesiyle karşılaşması kaçınılmaz görünmektedir.

Trakya'nın kanayan yarası olan Ergene Nehri ve Çorlu Deresi'nde, su yerine sanki zehir akmaktadır. Kükürtdioksit kirliliği açısından Türkiye'deki en kirli iller sıralamasında Tekirdağ beşinci sırada, Edirne sekizinci sıradadır.

Yukarıda değinilen bu sorunların önce kontrol altına alınması, daha sonra çözülmesi amacıyla, Trakya Üniversitesi tarafından, Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı hazırlanmıştır.

Trakya Üniversitesince yapılan 1/100.000 ölçekli Ergene Çevre Düzeni Havza planı 2004 yılında yani 59. Hükûmet döneminde Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından onaylanmıştır.

Bu planda 2020 yılı hedeflenmiş ve gecikmeyle de olsa, 1/25000 ölçekli planın yapılması süreci başlatılmıştır. Bu aşamada havza planının bir hükmü uyarınca oluşturulan su birliği -ki, daha sonra Trakya Kalkınma Birliği, yani "TRAKAB" adını almıştır- küçük ölçekli planların yapılması için ihaleye çıkarılmıştır. Ancak her nedense ihale daha sonra iptal edilmiş ve 1/25000 ölçekli plan hazırlama işi, İstanbul Büyükşehir Belediyesine (BİMTAŞ), hem de hukuka aykırı bir şekilde devir edilmiştir. BİMTAŞ ise söz konusu planın yapılmasını kendisinin bir alt birimi olan İstanbul Metropoliten Planlamaya aktarmıştır. Müteakiben, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, TRAKAB ve Çevre Orman Bakanlığı arasında bir protokol imzalanmıştır. Bu protokolde "1/100000 ölçekli plan üzerinde değişiklikler yapılabileceği" hükmüne yer verilmiştir.

Gelinen noktadaki endişe ve sorun, Ergene Çevre Düzeni Havza Planı'nın hazırlanma amacının dışına kaydırılarak, İstanbul'un baş edemediği sorunların, dezavantajlı sanayilerin ve buna bağlı nüfus fazlasının ivedilikle Trakya'ya kaydırılarak İstanbul'un rahatlatılması olasılığından kaynaklanmaktadır. Çünkü, bu üç ilin tarımsal alanları, doğal kaynakları, ormanları, yer altı ve yer üstü suları, kıyıları ve çevre değerleri esasen, şu anda dahi, yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

 Bu çerçevede, Trakya'daki üç ili, İstanbul'un giderek ağırlaşan sorunlarının çözülmesinde ana yüklenici konumuna dönüştürmek son derece yanlış, sakıncalı hatta tehlikeli bir tercih olacaktır.

Yukarıda değinilen sakıncaların ve doğacak sorunlarının tespiti ve bunların çözüme kavuşturulması için gereken önlemlerin alınması ve doğru politikaların oluşturulması amacıyla, Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük'ünün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1-Enis Tütüncü (Tekirdağ)

2-Algan Hacaloğlu (İstanbul)

3-Atila Emek (Antalya)

4-Bilgin Paçarız (Edirne)

5-Ahmet Küçük (Çanakkale)

6-Rasim Çakır (Edirne)

7-Tansel Barış (Kırklareli)

8-Faik Öztrak (Tekirdağ)

9-Turgut Dibek (Kırklareli)

10-Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)

11-Abdurrezzak Erten (İzmir)

12-Ali ihsan Köktürk (Zonguldak)

13-Eşref Karaibrahim (Giresun)

14-Rahmi Güner (Ordu)

15-Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)

16-Bihlun Tamaylıgil (İstanbul)

17-Ergün Aydoğan (Balıkesir)

18-Gürol Ergin (Muğla)

19-Malik Ecder Özdemir (Sivas)

20-Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)

21-Vahap Seçer (Mersin)

22-Fevzi Topuz (Muğla)

23-Mehmet Fatih Atay (Aydın)

24-Ali Rıza Öztürk (Mersin)

25-Şükran Güldal Mumcu (İzmir)

26-Derviş Günday (Çorum)

27-Bayram Ali Meral (İstanbul)

28-Hulusi Güvel (Adana)

29-Ali Rıza Ertemür (Denizli)

30-Şinasi Öktem (İstanbul)

31-M. Akif Hamzaçebi (Trabzon)

32-Ali Oksal (Mersin)

33-Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)

34-Sacid Yıldız (İstanbul)

35-Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)

36-Metin Arifağaoğlu (Artvin)

37-Ensar Öğüt (Ardahan)

38-Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

39-Mevlüt Coşkuner (Isparta)
 


Kırklareli Milletvekili Tansel Barış ve 23 Milletvekilinin, Kırklareli İli Vize İlçesi’ndeki bir arazi ile ilgili iddiaların ve bu arazi üzerinde kurulması planlanan çimento fabrikasının çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/12)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bir tarafta, Kırklareli ili Pınarhisar İlçesinde halen faal olan Çimento Fabrikası mevcutken, diğer tarafta Vize Evrencik Köyü civarında 200 dönüm arazi üzerinde yeni bir çimento fabrikası inşaatı hızla devam ederken Vize Çakıllı Beldesinde bir başka çimento fabrikasının fizibilite çalışmalarının yapıldığı duyumları alınmaktadır.

Bu bölgede yeni bir çimento fabrikasına hiç de ihtiyaç yokken, durup dururken Vize ilçesine bağlı Çakıllı beldesinde, daha önce Askeri taburun bulunduğu 583 dönümlük hazine arazisi, Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından 2 trilyon liraya, (başbakana yakınlığı ve hemşerisi olarak medyamızda tanıtılan) Emrullah Turanlı'ya ait Avrupa Çimento Sanayi Anonim Şirketi'ne çimento fabrikasının kurulması ve iki yılda bitirilmesi planlanarak satıldığı söylenmektedir.

Bahse konu olan kamuya ait bu arazide, Ecevit Hükümeti döneminde cezaevi yapımı girişiminde bulunulmuş, yöre halkının karşı çıkması ile bu işten vazgeçilmiş. Duyumlarımıza göre geçtiğimiz yıl ise AKP'li bazı kişilerin hayvancılık yapmak üzere kiralamaya kalktıkları, "ALİ DİBO" olaylarının patlak vermesi üzerine, halkın tepkisinden çekinerek bu girişimden vazgeçilmiş.

Daha önce askeri alan olarak kullanılan 538 dönümlük kamu arazinin yapılan Emlak Vergi Değerlendirilmesi sonucu 13 trilyon lira olduğu, buna karşın başbakana yakınlığı ile tanınan Emrullah Turanlı'ya ait Avrupa Çimento Sanayi Anonim Şirketine 2 trilyon liraya satıldığı, bu satışın duyulması ile başta Vize halkı olmak üzere, kamuoyunda çok büyük endişe, rahatsızlık ve huzursuzluk yaratmıştır.

Vize Malmüdürlüğü tarafından emlak vergi değerine yönelik yapılan çalışma sonucu 13 trilyon lira değer biçilmesine karşın, Milli Emlak Genel Müdürlüğünce Emrullah Turanlı'ya 2 trilyon liraya satılması ile daha işin başında Emrullah Turanlı'ya 11 trilyon lira kâr sağlandığı görülmektedir.

Yöre halkımız, yeni iş alanlarının açılmasına, fabrikanın kurulmasına karşı değildir. Vize ilçesinin çevresinin çimento fabrikaları ile kuşatılmasına tepkilidir. Çimento fabrikasının kurulacağı bölge aynı zamanda Ergene Nehrinin de doğduğu yerdir. Bu bile bu bölgede çimento fabrikasının kurulmasına engel iken, bir de çevreye verdiği zararların boyutlarını düşündüğümüzde yer seçimi olarak da doğru olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Bir taraftan çimento fabrikası için yer seçimi ile yöre halkımız üzerinde endişe, korku ve telaş yaratılırken, diğer taraftan yetkili merciler tarafından emlak vergi değerinin 13 trilyon lira değer biçtiği arazinin 2 trilyon liraya satılması karşısında, araziyi alan firmanın kayrıldığı, peşkeş çekildiği düşünülerek, daha işin başında araziyi alan firmanın 11 trilyon lira kâra geçirildiği, bir de araziyi alan firmanın başbakana yakınlığı ve hemşehrisi olarak son zamanlarda hızlı bir yükselişe geçen işadamı Emrullah Turanlı olduğu iddiaları yer alınca, bu satış üzerindeki kuşkuları, şüpheleri, huzursuzlukları artırmıştır.

İşte tüm bu endişe, kuşku, şüphe spekülasyon, kayırmacılık, peşkeş çekme gibi duyum ve iddiaların araştırılması ile bu iddiaların ortaya çıkmasına neden olan sorumluların kusurları, kasıtları varsa ortaya çıkarılması ve çevreye vereceği zararların tespit edilmesi ile alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98, İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurularak araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Tansel Barış (Kırklareli)

2) Enis Tütüncü (Tekirdağ)

3) Turgut Dibek (Kırklareli)

4) Ahmet Ersin (İzmir)

5) Malik Ecder Özdemir (Sivas)

6) Faik Öztrak (Tekirdağ)

7) Cevdet Selvi (Kocaeli)

8) Hikmet Erenkaya (Kocaeli)

9) Ali Arslan (Muğla)

10) Muharrem İnce (Yalova)

11) Çetin Soysal (İstanbul)

12) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)

13) Gökhan Durgun (Hatay)

14) Zekeriya Akıncı (Ankara)

15) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)

16) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)

17) Orhan Ziya Diren (Tokat)

18) Hulusi Güvel ((Adana)

19) Osman Kaptan (Antalya)

20) Ali Oksal (Mersin)

21) Bülent Baratalı (İzmir)

22) Şevket Köse (Adıyaman)

23) Bilgin Paçarız (Edirne)

24) Mehmet Sevigen (İstanbul)
 

Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 23 Milletvekilinin, Adana’daki lagünlerin karşı karşıya bulunduğu çevresel risklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/28)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Lagün veya deniz kulağı, koylarda veya körfez ağızlarının kıyı okları ile kapanması sonucu kıyı gerisinde oluşan göllerdir. Denizle yer altından veya yer üstünden bir su yoluyla bağlantısı bulunan, denizden çoğunlukla da dar bir karayla ayrılmış olan göllerdir. Lagünler, ekolojik ve ekonomik yönden önemli ekosistemlerdir.

Adana'da Akyatan, Tuzla, Çamlık, Yelkoma, Hurmaboğazı olmak üzere beş adet lagün bulunmaktadır. Bu lagünler Adana için doğal birer zenginlik kaynağı olmasının yanında birçok canlının da üreme, beslenme, korunma ve yaşama ortamı olması açısından da büyük önem taşımaktadır.

Ancak, günümüzde kirlilik ve diğer çevresel etkilerle Adana'da ismi sayılan lagünler hızlı bir yok olma sürecine girmiştir. Nehirlere yapılan barajlar ve diğer müdahalelerle deltalarda geriye doğru aşınmalar başlamıştır.

Adana'nın doğal zenginlik kaynakları olan ve ekolojik denge açısından da büyük öneme sahip olan lagünlerin karşı karşıya kaldığı tehlikeleri tespit etmek ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, TBMM İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri, Anayasanın 98. maddesi gereğince meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1- Nevin Gaye Erbatur (Adana)

2- Hulusi Güvel (Adana)

3- Tayfur Süner (Antalya)

4- Osman Kaptan (Antalya)

5- Şevket Köse (Adıyaman)

6- Rahmi Güner (Ordu)

7- Muharrem İnce (Yalova)

8- Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)

9- Vahap Seçer (Mersin)

10- Çetin Soysal (İstanbul)

11- Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)

12- Ahmet Ersin (İzmir)

13- Sacid Yıldız (İstanbul)

14- İsa Gök (Mersin)

15- Mustafa Özyürek (İstanbul)

16- Turgut Dibek (Kırklareli)

17- Rasim Çakır (Edirne)

18- Bilgin Paçarız (Edirne)

19- Erol Tınastepe (Erzincan)

20- Selçuk Ayhan (İzmir)

21- Mehmet Ali Susam (İzmir)

22- Suat Binici (Samsun)

23- Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

24- Tekin Bingöl (Ankara)
 


Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22 Milletvekilinin, Bartın’da kurulması planlanan termik santralin olumlu ve olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/31)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin çeşitli bölgelerine kurulması düşünülen termik santraller tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de taraf olanları ve karşı çıkanları ile tartışılmaya devam eden önemli bir konudur.

Son yıllarda ülkemizde termik santraller ile ilgili tartışmalar hızla devam etmekte, birçok kişi, kurum ve kuruluş olumlu, olumsuz görüşlerini kamuoyuyla paylaşmaya çalışmaktadır.

Bartın İli Amasra İlçesinde de termik santral kurulmasına yönelik çalışmalar olduğu 654,5 MW m/640 MW e kurulu gücündeki, yerli taş kömürü/metan gazı yakıtlı ve akışkan yatak teknolojisiyle çalışacak üretim tesisi için Hema Elektrik Üretim A.Ş. tarafından Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'na, üretim lisansı başvurusunda bulunulduğu, gerekli işlemlerin tesis edilmesini takiben şirkete, 49 yıl süreli ve EÜ/944-7/732 numaralı üretim lisansı verildiği, kurulması planlanan termik santralde yakıt olarak Hema Endüstri A.Ş. ile Türkiye Taş Kömürü Kurumu Genel Müdürlüğü arasında imzalanan ve Amasra (B) maden sahasının işletilmesine ilişkin yapılan rödevans sözleşmesi çerçevesinde üretilecek taş kömürü'nün kullanılmasının planlanmış olduğu herkes tarafından bilinmektedir.

Daha önceleri de Bartın'a mobil santral kurulması için girişimlerde bulunulmuş fakat kamuoyundan gelen yoğun tepkiler, insan sağlığı ve çevre kirliliği açısından yaratacağı sakıncalar, santralin yüksek derecede kükürtdioksit ve azotoksitler ihtiva etmesinin bilinmesi, yöredeki deniz ve yer altı sularının santralden kaynaklanacak atıklardan olumsuz yönde etkilenerek zarar göreceği, uygulamanın durdurulması için mahkemelere yapılan müracaatlar, bireylerin ve kuruluşların devletin değişik makamlarına yaptığı kişisel başvurular, Bartın Deniz Üst Komutanlığı'nın santralle ilgili olarak olumsuz görüş bildirmesi gibi nedenler yörede santralin kurulmasına engel olmuştur.

Bartın da yeniden termik santral kurulmasına yönelik bu girişimler, termik santrallerin zararsız olduğu kanaatini doğurmamalıdır. Termik santraller sağlığa ve doğaya zararlı radyoaktif atıklar üretmektedir. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun araştırmalarına göre, termik santrallerin bacalarından çıkan partiküller ve kazandan alınan külde, radyoaktivite varlığı kanıtlanmıştır. Rüzgar ve yağış etkisi ile küller çevreye yayılmakta veya toprak altına sızarak yeraltı sularının kirlenmesine neden olmaktadır. İnsanlarda merkezi sinir sistemi bozuklukları, anormal doğumlar, solunum yolu hastalıkları, gelişme bozuklukları, öğrenme yeteneğinde azalma, kalp hastalıkları, cilt hastalıkları ve kanser gibi vakalar görülebilmektedir. Ayrıca termik santrallerden çıkan maddeler (S02/kükürtdioksit) asit yağmurları şeklinde havayı kirletmekte, toprak ve suyu etkilemekte, doğal bitki örtüsünü ve ormanları yok etmektedir. Asit yağmurlarının diğer zararlı etkisi ise, bakır (Cu) ve kurşun (Pb) gibi zehirli elementlerin içme sularına karışmasıdır.

Bartın ilimiz; Karadeniz Bölgesinin Batı Karadeniz bölümünde yer alan, Doğuda Kastamonu, Güneyde Karabük, Batıda Zonguldak illeri ve Kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir. Yüzölçümü 2.143 km2 olup 59 km sahil şeridine sahip olup, ormanlarla örtülü dağ ve yaylasıyla, yeşil bir cennet olmanın yanı sıra tertemiz deniziyle de mavi bir dünya görünümündedir.

172.000 civarında nüfusa sahip olan ilimizin ekonomisi tarıma, sanayiye ve turizme dayalıdır. 2.143 km2 olan yüzölçümünün % 46'sını ormanlar, % 35'ini tarımsal alanlar, % 7'sini çayırlar ve meralar, % l2'sini de kültüre elverişsiz alanlar kaplamaktadır. Bartın'a kurulması düşünülen santralin ilimizin tarımı, hayvancılığı, balıkçılığı ve turizmi dikkate alındığında götürdüklerinin getirdiklerinden daha fazla olacağı da herkes tarafından bilinmektedir. Ayrıca santraller, güvenlik, maliyet ve verimlilik açısından çok sayıda soruya cevap verememektedir. Ülkemizde bulunan, doğal kaynakların, enerji açığını kapatıp kapatmayacağı konusu da iyi araştırılmalıdır. Türkiye'nin güneş, rüzgar, su gibi doğal kaynaklardan, yeterince yararlanamadığı ve bu kaynaklarımızın hayata geçirilmesi gerektiği de bilinen bir gerçektir.

Bartın'a termik santral kurulması için daha önce yapılan girişimlerin sonuçsuz kaldığı bilinmesine rağmen, yeniden bir firmaya 49 yıl süreli üretim lisansının verilerek termik santral kurulmasının gündeme gelmesi için Bartın ilimizde değişenlerin ne olduğunun herkes tarafından bilinmesi ve araştırılması gerekmektedir. Kurulması düşünülen termik santralin kamu yararı anlayışına ters düşüp düşmediğinin, Bartın' a kazandıracaklarının ve çevreye, insan sağlığına zararlarının çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Suyun, havanın toprağın kirlenmesi, tarımsal alanların azalması, kuraklık, kıtlık tehlikesi, hastalıklar ve ölümlere neden olan termik santral yatırımlarının yerine güneş, rüzgar, jeotermal gibi yenilebilir kaynakların tercih edilmeme nedenlerinin ve kurulması düşünülen termik santralin Anayasamızın amir hükümlerine ters düşüp düşmediğinin çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu nedenlerle; Bartın Amasra'ya termik santral kurulması konusunun, ilimize sağlayacağı fayda ve zararlarının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104. ve 105 maddelerine göre Meclis Araştırması açılması arz ederim.

1- Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)

2- Şevket Köse (Adıyaman)

3- Osman Kaptan (Antalya)

4- Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

5- Tayfur Süner (Antalya)

6- Hulusi Güvel (Adana)

7- Rahmi Güner (Ordu)

8- Muharrem İnce (Yalova)

9- Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)

10- Vahap Seçer (Mersin)

11- Mehmet Ali Özpola T (İstanbul)

12- Ahmet Ersin (İzmir)

13- İsa Gök (Mersin)

14- Sacid Yıldız (İstanbul)

15- Erol Tınastepe (Erzincan)

16- Rasim Çakır (Edirne)

17- Mustafa Özyürek (İstanbul)

18- Turgut Dibek (Kırklareli)

19- Bilgin Paçarız (Edirne)

20- Selçuk Ayhan (İzmir)

21- Mehmet Ali Susam (İzmir)

22- Suat Binici (Samsun)

23- Tekin Bingöl (Ankara)
 


Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük ve 22 Milletvekilinin, Kaz dağlarındaki madencilik faaliyetlerinin araştırılarak çevreye olumsuz etkilerinin önlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/33)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çanakkale ve Balıkesir illeri sınırları içinde yer alan Kaz dağları, uçsuz bucaksız çam ormanları, milyonlarca ağacı, zengin bitki örtüsü ile dünyada tek olma özelliği taşıyan 47 tür endemik bitkiyi bünyesinde barındıran doğal yapısı ile önemli bir yer tutmaktadır. Kaz dağlarımız tarihi, mitolojisi ve kültürünün yanı sıra üzerinde barındırdığı flora ve fauna açısından ülkemizin çok önemli bir bölgesidir.

Kaz dağları bulunduğu coğrafyaya bereket dağıtırken son derece cömert davranmış, havasına ayrı, suyuna ayrı, toprağına ayrı güzellik karıştırmıştır. Dünyanın en zengin oksijen bölgesi, Türkiye'nin akciğerleri ve turizm cennetidir. Yer altı suyu kaynakları, kaplıcaları, geniş zeytinlikleri, özel bitki örtüsü, barındırdığı yaban hayatı ve yaklaşık 1,5 milyon nüfusuyla Türkiye'nin en önemli yaşam alanlarından biridir.

Kaz dağlarımız sadece altındaki madenler bakımından değil üstünde taşıdığı değerler açısından çok daha zengindir. Bölge mitolojik, arkeolojik, sosyal, kültürel ve ekonomik bakımdan en zengin alanlardandır.

Ancak tarım, orman, hayvancılık, turizm ve sağlık alanlarında çok önemli potansiyele sahip olan bölge son günlerde bu özellikleri ile değil, altın ve diğer maden arama çalışmaları ile gündeme gelmiştir.

Bu bağlamda:

1) Enerji Bakanlığı Maden Dairesi'nden bölgede arama, işletme ruhsatı ve işletme izni olan, ayrıca arama, işletme ruhsatı olan sahalardan işletme izni aşamasına gelmiş başvuruların belirlenmesi,

2) Bölgede yapılmakta olan madenciliğin özellikle altın madenciliğinin, insan, hayvan, bitki örtüsü, su ve hava tabakası ve diğer tüm yönlerden çevreye verdiği ve vereceği maddi ve manevi zararların tayin ve tespitinin yapılması,

3) Bugüne kadar arama ve sondaj faaliyetlerinin ne kadar alanda ve kaç noktada yapıldığı, bu çalışmalar sonucunda tahrip olan orman ve bitki örtüsünün belirlenmesi,

4) Bölgenin ekonomik, tarihsel, sosyal yapısının incelenmesi,

5) Dünyadaki altın işletmeciliğinde kullanılan yöntemlerin ve siyanür kullanımına karşı alınan önlemlerin araştırılması,

6) Altın madenciliği konusunda Türk mahkemeleri ve uluslararası mahkemelerde alınan kararların ve yargı sürecinin incelenmesi,

7) Uzun vadeli olarak yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin kıyaslanması için tespitlerin yapılması amacı ile;

Anayasamızın 98, İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurularak araştırılmasını saygılarımızIa arz ederiz.

1- Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

2- Ergün AYDOGAN (Balıkesir)

3- Fehmi Murat SÖNMEZ (Eskişehir)

4- Ramazan Kerim ÖZKAN (Burdur)

5- Bihlun TAMAYLIGİL (İstanbul)

6- Tansel BARIŞ (Kırklareli)

7- Ali Rıza ÖZTÜRK (Mersin)

8- İsa GÖK (Mersin)

9- Şevket KÖSE (Adıyaman)

10- Ahmet ERSİN (İzmir)

11- Gürol ERGİN (Muğla)

12- Faik ÖZTRAK (Tekirdağ)

13- Osman KAPTAN (Antalya)

14- Ferit Mevlüt ASLANOĞLU (Malatya)

15- Bülent BARATALI (İzmir)

16- Esfender KORKMAZ (İstanbul)

17- Mustafa ÖZYÜREK (İstanbul)

18- Mehmet Akif HAMZAÇEBİ (Trabzon)

19- Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

20- Çetin SOYSAL (İstanbul)

2l-Zekeriya AKINCI (Ankara)

22- Ensar ÖĞÜT (Ardahan)

23- Oğuz OYAN (İzmir)
 


Konya Milletvekili Hasan Angı ve 19 Milletvekilinin, Konya Kapalı Havzasındaki su kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/38)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'nin tahıl ambarı olarak bilinen Konya Kapalı Havzasında her geçen gün yer üstü ve yer altı suları azalmaktadır. Ovanın gelecekte karşı karşıya kalabileceği susuzluk herkesi derinden düşündürmektedir. 1 milyon kişinin yaşadığı şehirde insanların içme ve kullanma suyunun, tarımla uğraşan 1 Milyon kişinin de arazi sulama suyunun temini her geçen yıl daha da zorlaşmakta ve gelecekle ilgili kaygıları daha da artmaktadır..

Yaklaşık 3.5 milyon hektar büyüklüğündeki ovada, yer altı sularının çekilmesine bağlı olarak sekiz katlı bir apartmanın sığabileceği büyüklükte dev çukurlar oluşmaya başlamış ve sayıları da her geçen gün artmaktadır. Diğer taraftan mevcut göller, barajlar ve göletlerin alanları sürekli küçülmekte ve hatta kuruduğu görülmektedir.

Türkiye'nin en az yağış alan bölgelerinden birisi olan Konya Kapalı Havzasındaki, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının; korunması, var olan problemlerin giderilmesi ve yaşanan kuraklığa ve susuzluğa karşı gereken önlemlerin alınması amacıyla, Anayasanın 98. ve içtüzüğün 104. ve 105. Maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Hasan Angı (Konya)

2) Muharrem Candan (Konya)

3) Abdullah Çetinkaya (Konya)

4) Mevlüt Akgün (Karaman)

5) Kerim Özkul (Konya)

6) Özkan Öksüz (Konya)

7) Mustafa Kabakcı (Konya)

8) Haydar Kemal Kurt (Isparta)

9) Hüsnü Tuna (Konya)

10) Rıtvan Köybaşı (Nevşehir)

11) Orhan Erdem (Konya)

12) Mahmut Mücahit Fındıklı (Malatya)

13) Ali Rıza Alaboyun (Aksaray)

14) Harun Tüfekci (Konya)

15) Lütfi Elvan (Karaman)

16) Ayhan Sefer Üstün (Sakarya)

17) İrfan Gündüz (İstanbul)

18) Mehmet Yaşar Öztürk (Yozgat)

19) Metin Kaşıkoğlu (Düzce)

20) Ali Öztürk (Konya)

Gerekçe:

İç Anadolu Bölgemizde yer alan Konya Kapalı Havzası, Türkiye'nin toplam alanının yaklaşık %7'sine denk gelen 53850 km2'lik bir alanı kaplamaktadır. İç Anadolu Platosu'nun ana bölümünü oluşturan Havza, 900-1050 m arasında değişen yükseklikteki çoğunlukla ovalık bir morfolojiye sahiptir.

Özellikle kentlerin su ihtiyaçlarının sağlandığı ve kentsel yerleşim alanları içerisinde ve/veya çevresindeki su kaynakları, sürekli kirlenme tehdidi altında bulunmaktadır. En kısa zamanda etkin önlemler alınmadığı takdirde, 21. yüzyılda, birçok akiferimizden ve bazı nehir sularımızdan faydalanma olanağı tamamen kaybolacaktır.

Konya'nın mevcut nüfus artışı, aldığı göç, gelişen ve büyüyen sanayi ve tarım faaliyetleri sonucunda, bugün bile kentin ihtiyacın sadece %8-10'luk kısmının sağlanabildiği Altınapa Baraj Gölü yetmediğinden ihtiyacın %90'ından fazlası yeraltı suyundan desteklenmektedir. Bunun sonucu Kentin yeraltısu dengesinde bozulmalar oluşarak, temiz akifer ile nitelik olarak bozuk akifer karışma noktasına gelmiştir.

Konya Kapalı Havzası'nda DSİ verilerine göre 30.000'i ruhsatlı 30.000'e yakını da kaçak olmak üzere 60.000'e yakın yeraltı suyu üretim kuyusu bulunmaktadır. Bunlardan çekilen yer altı suyunun büyük bir çoğunluğu salma sulama (vahşi sulama) yöntemi ile tarımsal sulamada kullanılmaktadır.

Son 15-16 yıldır yağışların uzun yıllar ortalamasına göre azlık göstermesi, gün geçtikçe sayıları artan sondajlar, uygun olmayan hidrojeolojik ortamlarda sürdürülen sondaj çalışmaları, ekonomik olmayan/bilinçsiz sulama teknikleri ve tarımda hatalı bitki deseni seçimi, jeoloji mühendisi müşavirliğinde açılmaması nedeniyle, koruma tedbirleri alınmamasından kullanıma elverişli yer altı suyunun niteliksiz su seviyeleriyle karıştırılması sonucu suyun kirlenmesine, kullanılamaz hale getirilmesine neden olunmuştur.

Konya Kapalı Havzası'nda DSİ verilerine göre yıllık yaklaşık 1.8 milyar m3'lük emniyetli su rezervi bulunmakta, ve yılda yaklaşık 800 milyon m3 su açığı verilmektedir.

Havza içerisinde yer alan sulak alanlar, göl ve sazlıklar yıllar öncesindeki durumunda değildir. Çoğu yapılan yanlış ve bilinçsiz uygulamalar nedeniyle suyunun çoğunu kaybetmiş, bir kısmı da tamamen kurumuştur.

Konya Havzasındaki önemli sulak alanlara genel olarak bakacak olursak; Beyşehir Gölü, zengin su kaynağına rağmen yanlış işletmeler sonucu su seviyesi çok ciddi seviyede düşerek bugünkü durumuna gelmiştir ve kurtarılmayı beklemektedir. Tuz Gölü ise son 35 yıldır kirlenme, besleniminin engellenmesi ve diğer sebeplere bağlı olarak yarı yarıya küçülmüştür. Ereğli Sazlığı'nda ise yer altı suları en alt seviyeye inmiştir. Eşmekaya Sazlığı (Aksaray) tamamen yok olmuş, Eber ve Akşehir Gölleri ise kuruma noktasına gelmişlerdir. Alınacak tedbirlerde biraz daha geç kalınması durumunda bölge gerçek anlamda bir felaketle karşılaşacaktır.

Gelecek nesillerin sağlıklı ve ekonomik içme ve kullanma suyuna sahip olabilmesi; tarımda yeterli ve gerekli suyu kullanabilmek için, kısa zamanda etkin önlemler alınması ve uygulanması gerektiğini düşünmekteyiz.
 


Konya Milletvekili Orhan Erdem ve 28 Milletvekilinin, Akşehir ve Eber Göllerindeki kirlilik ve diğer çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/42) 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hızla gelişen ülkemizde, dünyada olduğu gibi artık kendi doğal varlıklarını ve zenginliklerini istediği gibi kullanma, israf etmek lüksüne sahip değildir. Ülkemiz bir tarım ülkesidir. Ancak son yıllarda gerek erozyona gerekse bilinçsizce atıklarımızın göle, nehre ve denize akıtmalarımız, gerekse vahşi sulama yöntemleri sonucu çölleşme ile karşı karşıyayız. Yapılan araştırmalar sonucu yakın bir zamanda çöl hâline gelecek bir dünyada topraklarımızın kıymetini bilmeli, bugünden gereken önlemi almalıyız. Bugün ülkemizde de hızlı gelişme nedeni ile doğal kaynakların israfı söz konusudur. Doğal çevrenin önemli bir parçası olan göllerin korunması ve yararlı hâle getirilmesi lüzumu artık tartışılmayan bir konudur. Ancak bu lüzumu gereklerini yapma tüm çevre konularında olduğu gibi kolay değildir. Özellikle Türkiye gibi gelişme aşamasındaki ülkeler için çevre sorunları zaman zaman lüks bile görülmekte, iş ekseri gönüllü kuruluşların gayretine terk edilmektedir.

Türkiye'nin 12. Büyük Gölü olan Eber Gölü Afyonkarahisar ili çay ve Bolvadin ilçesi sınırları içerisinde 150 km2 yüzölçümüne sahip Eber Gölü, Akarçay ve Sultandağlarından gelen kaynak suları ile beslenmektedir. Derinliği 3.98 m., denizden yüksekliği ise 966.98 m.dir. Göl eski zamanlarda Akşehir Gölü ile birlikte büyük bir göl halindeydi. Fakat zamanla su kaynaklarının azalması ile Eber Gölü Akşehir Gölünden ayrılarak ayrı bir göl oluştu. Eber Gölünden bir kanal vasıtasıyla Akşehir Gölüne su akmaktadır. Günümüzde küresel ısınmanın etkisiyle, özellikle su kaynaklarının bilinçsiz kullanımıyla göl küçülmeye başlamış. Bu nedenle Akşehir Gölüne su akıtılamamış ve Akşehir Gölünün sularının çekilmesine sebep olmuştur.

Akşehir Gölü, Akşehir Ovasının Kuzeyinde Sultan Dağlarının kuzeydoğu kenarı ile Emir dağları arasında yer alır. Akşehir Gölünün alanı 35.300 hektardır. Maksimum derinlik 7 m'dir. Ancak son yıllarda 2-3 m'ye kadar düşmüş, şimdi ise tamamen kurumuştur. Akşehir Gölü Akarçay Kapalı Havzasında yer alan Eber Gölü ile bağlantısı olan bir göldür.

Sular tatlı organik maddelerce zengin ötrofik bir göldür. Kuzey kıyıları dışında gölün tüm kıyıları 1-2 km genişliğinde çok sık kamış ve sazla, göl içindeki aynalar ise nilüferlerle kaplı tektonik bir göl görünümünden bugün çöl görünümüne dönmüştür.

Göl havzasının güneyinde ise geniş meyve bahçeleri bulunur. Batı ve doğu kısımları ise tarım alanları ile çevrilidir.

Akşehir ilçesi kendine has bir iklim yapısına sahiptir. Bunun sebebi de Akşehir Gölüdür. İç Anadolu karasal bir iklime sahip iken, Akşehir gölü sayesinde oluşan mikro klima sayesinde bir çok ürün yetiştirilmektedir. Bu bölgeye özgü şekil, lezzet ve kaliteye sahip Akşehir kirazı meşhurdur. Ak-şehir kirazı, Akşehir napolyonu veya 0900 Ziraat olarak bilinir, Türk Patent Enstitüsünce Akşehir Ki-razı adıyla tescil edilmiştir. Ayrıca balıkçılık ve kamış üretimi bölge halkının diğer geçim kaynakları-dır. Gölde sazlık alanların bulunması özellikle su kuşları açısından son derece uygun üreme, beslenme, sığınma ve konaklama ortamı oluşturmaktadır. 200 den fazla kuş türü tespit edilmiştir.

Akşehir gölü sınırları ve etkilediği mikro klima iklimi sayesinde, Akşehir-Tuzlukçu ve Afyonkarahisar-Sultandağı, çay ilçeleri ile 10 belde ve çok sayıda köylerin geçimini sağlayan meyveci-lik, balıkçılık, kamış üretimi ve tarıma dayalı sanayi ürünlerinin yetiştirilmesi gerçekleştirilmektedir.

Eber Gölü, bir zamanlar kuş cenneti görünümünde ve yüzeyinde su çiçekleriyle bezenmiş bir bahçe iken, bugün yanına yaklaşılmayacak kadar kirletilmiştir. Yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapan ve kuş cenneti olarak adlandırılan, derinliği 21 metreye kadar ulaşan Eber Gölü'nde su seviyesi 1-2 metreye kadar düştü. Önlem alınmadığı takdirde daha da düşeceği bir gerçektir.

Eber Gölü'nü tehdit eden en büyük unsurlar, Afyonkarahisar şehrinin atıkları, süt endüstrisi, Şeker ve Alkoloid Fabrikalarının atıklarıdır. Diğer bir tehdit unsuru da, atıkların Eber Gölü'nde birik-tikten sonra gölün arıtma vazifesi görmesi ve bu nedenle de süzülen temiz suyun Akşehir Gölü'ne akı-tılmasıdır.

Gölde ekonomik değeri en yüksek olan kamış üretimi yapılmakta ve sazan, turna ve aynalı sa-zan balığı bulunmaktadır. Sazlıkların kuruduğu gölde sular çekildikçe balık ölümleri de başladı. Artık bölgede balıkçılık yapılmıyor. Bölgede bulunan kağıt fabrikası da işlenecek hammadde kalmadığı için çalışmıyor.

Bölge insanının geçimini ve geleceğini etkileyecek, bir havza içerisinde yer alan Akşehir Gölü ve Eber Gölünün Kirliliğinin Önlenmesi ve Korunması ile ilgili tedbirlerin alınması ve yasal düzenlemelerin oluşturulması amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızIa arz ederiz.

1- Orhan Erdem (Konya)

2- Ahmet Koca (Afyonkarahisar)

3- Kerim Özkul (Konya)

4- Muharrem Candan (Konya)

5- Agâh Kafkas (Çorum)

6- Hüsnü Tuna (Konya)

7- Ali Öztürk (Konya)

8- Ayşe Türkmenoğlu (Konya)

9- Sami Güçlü (Konya)

10- Harun Tüfekci (Konya)

11- Abdullah Çetinkaya (Konya)

12- Abdülkadir Aksu (İstanbul)

13- Murat Yıldırım (Çorum)

14- Ayhan Sefer Üstün (Sakarya)

15- Selma Aliye Kavaf (Denizli)

16- Mithat Ekici (Denizli)

17- Mehmet Daniş (Çanakkale)

18- Cahit Bağcı (Çorum)

19- Fatma Salman Kotan (Ağrı)

20- Zekeriya Aslan (Afyonkarahisar)

21- Hasan Ali Çelik (Sakarya)

22- Hamza Yerlikaya (Sivas)

23- Alev Dedegil (İstanbul)

24- Ali Küçükaydın (Adana)

25- Mustafa Ataş (İstanbul)

26- Rüstem Zeydan (Hakkâri)

27- İsmail Bilen (Manisa)

28- Hüsnü Ordu (Kütahya)

29- Polat Türkmen (Zonguldak) 
 


Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz ve 27 Milletvekilinin, Kaz Dağlarındaki madencilik faaliyetlerinin araştırılarak çevrenin korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/47)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çanakkale ili ile Balıkesir İlleri arasında her iki ile hayat veren, 5 bin yıldır insanlığa, medeniyete ve canlı yaşamına kucak açmış mitoloji ile gerçek hayat arasında Efsaneleşmiş Kazdağları, son yıllardaki maden ve altın arayanların hedefi olmuştur.

Kamuoyunda, basında, Çanakkale ve Balıkesir halkında büyük yankı bulan Kazdağları, üzerinde oluşturulan şüphe ve endişelerin ortaya çıkarılması, kamunun aydınlatılması, Kazdağlarındaki maden arama ve işletme çalışmalarıyla ilgili gerçeklerin halka sunulması amacıyla Anayasanın 98'inci ve iç Tüzüğün 104-105. maddeleri gereği, ekte gerekçesi sunulan sebeplerden dolayı Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

1 - Mustafa Kemal Cengiz (Çanakkale)

2 - Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)

3 - Mümin İnan (Niğde)

4 - Hakan Coşkun (Osmaniye)

5 - Cemaleddin Uslu (Edirne)

6 - Kürşat Atılgan (Adana)

7 - İsmet Büyükataman (Bursa)

8 - Akif Akkuş (Mersin)

9 - Mustafa Enöz (Manisa)

10 - Recep Taner (Aydın)

11 - Behiç Çelik (Mersin)

12 - Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir)

13 - Oktay Vural (İzmir)

14 - Abdülkadir Aksu (İstanbul)

15 - Şenol Bal (İzmir)

16 - Kamil Erdal Sipahi (İzmir)

17 - Durmuşali Torlak (İstanbul)

18 - Yıldırım Tuğrul Türkeş (Ankara)

19 - Ümit Şafak (İstanbul)

20 - Atila Kaya (İstanbul)

21 - Ahmet Orhan (Manisa)

22 - Ali Uzunırmak (Aydın)

23 - Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon)

24 - Alim Işık (Kütahya)

25 - Rıdvan Yalçın (Ordu)

26 - Hazma Hamit Homriş (Bursa)

27 - Yılmaz Tankut (Adana)

28 - Süleyman Nevzat Korkmaz (Isparta)

Gerekçe:

Kazdağları, Biga Yarımadası'nın güneydoğusunda, esas ekseni Ayvalık/Balya yönünde, Çanakkale ile Balıkesir il sınırları içinde kalan, Marmara bölgesi ile Ege bölgesi arasında, aynı zamanda iki bölgeye hitap eden, Türkiye'nin en önemli dağıdır.

Kazdağlarının Çanakkale bölgesinde Ayvacık, Bayramiç, Çan ve Yenice ilçeleri ile Balıkesir bölgesinde ise Edremit, Havran, İvrindi ve Balya ilçeleri ile onlarca belde ve yüzlerce köyü bağrında yaşatan Kazdağları büyük bir insan kitlesinin asırlardır yuvası ve yaşam alanı olmuştur.

Kazdağları yamaçları ve eteklerinde 8 adet ilçe, 20 adet belde ve yaklaşık 330 adet köyde yaşam bütün canlılığıyla devam etmektedir.

Dünyanın en zengin oksijen üreten 2'nci dağı ve Anadolu'nun en zengin su yatakları ile insanlığın en temel yaşamsal ihtiyaçlarını sunmuş olan Kazdağları, yüreğinde gizlediği değerli maden ve altınların keşfiyle birlikte, bağrında yaşattığı insanlığın acımasızca hedefi olmuştur.

Kazdağları, yaklaşık 800 adet bitki türü ve 47 adet endemik bitki çeşidiyle dünyanın en zengin florasını oluşturmaktadır.

40 adet hayvan türü ile de kendi faunasını yaratmış, canlı familyası ile dikkatleri çekmektedir.

Jeolojik ve jeomorfolojik yapısı, zengin bitki türleri ile, Boğaz ve Edremit körfez rüzgârlarıyla dünyanın İsviçre'deki Alp dağlarından sonra ikinci zengin oksijen üreten dağı olarak dünya literatüründeki yerini almıştır.

Agonya, Kocabaş, Kara Menderes, Akşin, Tuzla, Mıhlı, Edremit ve Menderes çayları ile geniş alanlara bereket ve bolluk taşınırken doğal şelaleleri ise; Ayazma (Bayramiç), Handeresi (Yenice-Kaklım), Pınarbaşı (Edremit-Güre) ve Hasanboğuldu (Edremit-Zeytinli) şelaleleri turizm ve eko turizm için diğer bölgelerle birlikte her zaman hazır olduklarını derin vadiler arasında haykırmaya devam etmektedirler. Kazdağları bünyesinde 256.000 hektar alan içinde Edremit Körfezine bakan 21.300 hektar alan 1993 yılında millî park olarak ilan edilerek koruma altına alınmış olup, jeolojik, jeomorfojik, arkeolojik, mitolojik, faunustik, floristik ve kültürel açıdan en zengin bölümünü oluşturan Çanakkale ili Ayvacık, Bayramiç, Çan ve Yenice ilçelerindeki kalan en zengin ve en gözde bölümler görülmemiş, görülmemeye devam etmekte ve bu alanların da millî park kapsamına alınması ifade edilmemektedir. Bu bölgeler de devletimizin şefkatine ve korunmasına acilen ihtiyacı olan bölgeler olarak, millî park olmayı beklemektedirler.

Bu bilgiler ışığında korunmaya muhtaç, dünya mirası olan, turizm için yaratılmış ulu bir dağ olan Kazdağlarında arama ve işletme ruhsatı mahiyetinde yaklaşık 70 adet maden ruhsatı ile yol izinleri, şantiye izinleri, tesis izinleri ve sondaj izinleriyle Kaz Dağları insanlığın saldırısına uğramıştır.

Bu tespitlerimiz ışığında;

1- Kazdağlarında oluşturulan maden çalışmalarının yerinde tespiti ve incelenmesi,

2- Kazdağlarında korunması elzem olan yeni alanların belirlenmesi ve millî park ilan edilmesi gereken bölümlerin tespit edilmesi,

3- Kazdağlarının stratejik planının oluşturulması,

4- Bölgede yıllardır altın arama ve işletme amaçlı faaliyet gösteren, özellikle yabancı şirketlerin çalışmalarının kapsam ve boyutunun tespit edilmesi,

5- Kazdağlarında madenler açısından oluşturulacak politikaya esas olmak üzere gerçeklerin tespit edilmesi, halkımızın endişe ve beklentilerinin belirlenmesi için,

Meclis araştırması yapmak tarihî bir görev olduğu inancıyla bu önerge Meclise sunulmuştur.
 


Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk ve 21 Milletvekilinin, Büyük Menderes Nehrindeki kirliliğin ve çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/56)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aydın, Denizli ve Uşak illerimizi sosyo-ekonomik yönden etkileyen Büyük Menderes Nehri kirliliğinin ve çevresel etkilerinin araştırılıp, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Ana-yasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırılması açılmasını arz ederiz. 12.11.2007

1.Ahmet Ertürk (Aydın)

2.Zeyid Aslan (Tokat)

3.Mehmet Çerçi (Manisa)

4.İsmail Bilen (Manisa)

5.Cemal Yılmaz Demir (Samsun)

6.Mehmet Alp (Burdur)

7.Recep Yıldırım (Sakarya)

8.Atilla Koç (Aydın)

9.Mehmet Erdem (Aydın)

10.Durdu Mehmet Kastal (Osmaniye)

11.Recai Berber (Manisa)

12. Tuğrul Yemişçi (İzmir)

13.Hasan Ali Çelik (Sakarya)

14.Zülfikar İzol (Şanlıurfa)

15.Mehmet Yüksel (Denizli)

16.Mehmet Salih Erdoğan (Denizli)

17.Polat Türkmen (Zonguldak)

18.Ali İhsan Merdanoğlu (Diyarbakır)

19.Şevket Gürsoy (Adıyaman)

20. Fevzi Şanverdi (Hatay)

21.Özkan Öksüz (Konya)

22.İkram Dinçer (Van)

Gerekçe:

Ege Bölgesinin en büyük akarsuyu olan Büyük Menderes Nehrinin başlangıç noktası, Afyon'a bağlı Dinar İlçesinin doğusundaki kireç taşı dikliklerinden doğan ve Karapınar suyu ile beslenen kay-naktır. Afyon, Uşak ve Denizli illerindeki muhtelif dere ve çaylar güneye doğru akarak Nehre katılır-lar. Uşaktan gelen Banaz çayı deri sanayi ve kimyevi atıklarla, Denizli ilinden gelen Çürüksu çayı tekstil ve endüstriyel atıklarla, Kızıldere Bölgesinden jeotermal kaynaklı sular da yüksek miktarda bor-la Nehre katılır. Söke ovasından geçerek Akköy yakınlarından Ege Denizi'ne dökülür. Uzunluğu 584 Km.'dir. Ayrıca, yaklaşık 25 bin km2'Iik havzaya düşen ortalama yıllık yağış toplamı 16 milyar metre-küp civarındadır. Ege Bölgesinin can damarı konumunda bir akarsudur.

Büyük Menderes Nehri, yöremiz çiftçilerinin tarımsal amaçlı su ihtiyaçlarını karşılayan çok önemli bir kaynaktır. Ancak, Büyük Menderes Nehri, yerleşim birimlerinin evsel, sanayi merkezlerinin endüstriyel, sağlık kuruluşlarından ise tıbbi atıklar nedeniyle yoğun kirlenmeye maruz kalmaktadır. Valilikler ve birçok çevre kuruluşu tarafından yapılan tahlillerde, Büyük Menderes Nehri suyunun içeriğinde çevre ve insan sağlığı açısından yaşamsal tehlike içeren maddeler tespit edilmiştir. Ayrıca; Büyük Menderes Nehrinde, yüksek bor değerleri mevcuttur. Bu değerler, Germencik'te 75 mg/I kadar ulaşır. Kızıldere Jeotermal Santrali'nde kullanılan artık sular ortalama 32 mg/I bor içerirler ve 250 l/s debi ile Büyük Menderes nehrine akıtılırlar. Bu kullanılan jeotermal sular 2 m3/s debisinde bulunan nehirdeki bor içeriklerini 4,4 mg/I değerine kadar yükseltir. Büyük Menderes nehri sularının kirlenmesi ile birlikte yörede jeotermal suların kullanılması, reenjeksiyon yapılamadığı sürece borun zehirleyici özelliği nedeniyle ekonomik önemini azaltmaktadır. Büyük Menderes Nehrindeki yüksek miktarda bulunan bor içerikleri narenciye gibi bitkilerde zehirleyici etkiler meydana getirmektedir.

Yukarıda açıklandığı gibi ülkemiz ve Ege Bölgesi için gerek çevresel, gerekse, sosyo-ekonomik açıdan son derece önemli bir yer işgal eden Büyük Menderes Nehrinin ve havzasının doğal dengesinin korunması son derece hayati öneme sahiptir.

Sanayi tesislerinin gerekli çevresel önlemleri almadan gerekli arıtma işlemlerini gerçekleştirmeden sanayi atıklarını Büyük Menderes Nehrine boşaltmaları sonucunda Nehirde canlı hayatı son bulmuştur. Bunun yanında tarım arazilerinin bu suyla sulanması sonucunda üretimde verim kayıpları ve toprakların çoraklaşması sonucuna doğru hızla gidilmektedir. Nehrin suyu ile temas eden insanlarda da değişik deri hastalıkları ve diğer sağlık sorunları baş göstermektedir. Ayrıca, akarsulardaki debilerin çok azalması, atık suların arıtılmadan Nehre bırakılmasının önlenmesini daha da önemli kılmaktadır.

Büyük Menderes Nehrinin Ege Denizine ulaştığı kıyılarda, 30 kilometre uzunluğunda da bir delta oluşmaktadır. Çok çeşitli tür ve sayıda kuşların barındığı delta, 1994 tarihinde millî park statüsüne alınmıştır. Ayrıca, havzada yer alan Bafa Gölünde, başta su ürünleri olmak üzere, çok çeşitli ekolojik zenginlikler vardır.

Havzadaki tarım topraklarının önemli ölçüde kirlendiği ve verim düşüklüğüne uğradığı ayrıca, Bafa Gölü ve Menderes deltasındaki ekolojik zenginlikleri de son derece olumsuz etkilediği yapılan değişik çalışmalar neticesinde ortaya çıkmıştır.

Büyük Menderes Nehrinin ve Deltasının bir an önce nedenleri bilinen bu çevre felaketlerinden kurtarılması, ileride oluşacak sosyo-ekonomik problemlerin önlenmesi ve sürdürülebilir kalkınma anlayışı içerisinde havzanın master planının hazırlanması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Havza bir bütün olarak ele alınması ve kurumlar arasında koordinasyon sağlanarak önemli çevre sorunları ve sosyo-ekonomik problemlerin bir an önce çözümlenmesi yönünde gerekli adımların atılması gerekmektedir.

Konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulacak Meclis Araştırması Komisyonunda incelenmesi ve alınması gerekli tedbirlerin belirlenmesi hayati öneme sahiptir.
 


İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan ve 25 Milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevreye ve turizme olumsuz etkilerinin araştırılarak su ürünleri yetiştiriciliğinin çevreyle uyumlu gerçekleştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/59)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Turizm potansiyeli açısından dünyanın önde gelen turizm bölgelerinden biri olan Ege kıyılarımız, plansız, programsız bir şekilde kurulan balık çiftliklerinin tehdidi altındadır. Ruhsatlı, ruhsatsız olarak kurulan ve sayıları hızla artan bu çiftliklerin yarattığı çevre kirliliğinin önlenmesi hem turizm potansiyeli hem de doğanın korunması açısından önem arz etmektedir. Konuyla ilgili gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, turizmimiz, doğal ve tarihi değerlerimiz geri dönüşü olmayan zararlarla karşı karşıya kalacaktır.

Diğer yandan kültür balıkçılığının geliştirilmesi, hem istihdam hem de ülke ekonomisine sağladığı katkı açısından büyük önem taşımaktadır.

Turizm ile balık çiftliklerinin uyumlu bir biçimde birbirine ket vuran değil birbirini tamamlayan birer sektör olarak organize edilmesi gerekmektedir.

Bölgede varolan çiftliklerin saptanması, bu çiftliklerin yarattığı kirlenmenin önlenmesi, turizm ve balık çiftliklerinin uyumlu hale getirilmesi ve bu konuda gerekli politika ve uygulamaların hayata geçirilmesi için Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Selçuk Ayhan (İzmir)

2) Ali Arslan (Muğla)

3) Gürol Ergin (Muğla)

4) Mevlüt Coşkuner (Isparta)

5) Şevket Köse (Adıyaman)

6) Ensar Ögüt (Ardahan)

7) Ali Rıza Öztürk (Mersin)

8) Hulusi Güvel (Adana)

9) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)

10) Akif Ekici (Gaziantep)

11) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)

12) Turgut Dibek (Kırklareli)

13) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)

14) Fehmi Murat Sönmez (Eskişehi)

15) Birgen Keleş (İstanbul)

16) Nesrin Baytok (Ankara)

17) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

18) Suat Binici (Samsun)

19) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)

20) Tekin Bingöl (Ankara)

21) Enis Tütüncü (Tekirdağ)

22) Canan Arıtman (İzmir)

23) Gökhan Durgun (Hatay)

24) Fevzi Topuz (Muğla)

25) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)

26) Vahap Seçer (Mersin)

Gerekçe:

Ege bölgemiz turizm potansiyeli açısından dünyanın sayılı yerlerinden biridir. Uzun yıllardır bu bölgemizde turizmle ilgili ciddi yatırımlar yapılmıştır. Gerek yerli gerekse yabancı turistlerin yoğun bir şekilde rağbet ettiği bu bölgede, son yıllarda ciddi çevre sorunları yaşanmaktadır. Bu sorunların başında, sayıları hızla artan ve büyük kısmı ruhsatsız olarak kurulan balık çiftlikleri yer almaktadır.

Binlerce yıllık tarihin yattığı doğa harikası bu koylar, izinsiz olarak faaliyet gösteren balık çiftlikleri yüzünden doğa katliamıyla karşı karşıya kalmıştır.

Turizm Bakanlığı, doğal bir kaynak olarak gördüğü kıyıların korunması ve akılcı kullanımı için yasal ve idarî düzenlemeleri gerekli görmelidir. Doğal, tarihî ve kültürel değerlerimizin korunması, turizm politikamızın önde gelen hedeflerinden biri olmalıdır.

Maalesef, üç tarafı denizle çevrili ülkemizde, kirlenme ve bilgisizce avlanma gibi sebeplerle balık nesli gün geçtikçe azalmakta hatta yok olmaktadır. Kültür balıkçılığının önem kazanmasıyla, kıyı-larımızdaki balık çiftlikleri, hızla ve kontrolsüz bir şekilde artmaktadır.

Turizm sektörüyle ilgili araştırmalar; turistlerin, alternatifleri değerlendirmede, çevre ve do-ğayı ön planda tuttuğunu göstermektedir. Bilinmelidir ki, bilinç!i turist, balık çiftliklerine yakın yer-lerde denize girmeyi tercih etmemektedir. Turizme ve çevreye zarar vermemek kaydıyla, balık çiftlikle-rinin varlığını sürdürmesi hem ülke ekonomisine hem de istihdama ciddi katkılar sağlayacaktır. Balık üretiminin arttırılması bir yandan insanımızın sağlıklı beslenmesi, diğer yandan da kültür balıkçılığın-da, Dünya piyasalarıyla rekabetimiz açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu nedenle kurulacak balık çiftliklerinin; başta turizm, tatil yerleşimleri, yat turizmi ve ulaşım sektörleri gibi faaliyetlere engel ve kirliliğe neden olmayacak bölgelere kurulmalıdır.

Yukarıda belirtilen duyarlılıklar dikkate alınmadığında, balık çiftlikleri adı altında kıyıların yağmalanması devam edecektir. Aynı zamanda kamuoyunda balık çiftliklerine karşı gelişen olumsuz tepkilerde sektöre büyük zararlar verecektir. Bu önemli konuda, Turizm Bakanlığının görev ve sorumlu-luğu ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görev ve sorumluluğunun sınırını çizmek zorunludur. Bu iki bakanlığın arasında, bu konuda ciddi bir koordinasyonun olduğu söylenemez. Bu yaşanan boşluktan, bazı Valilerimiz, çiftlikleri belli merkezlerde toplama gibi girişimlerde bulunmuşsa da uzun vadeli çö-zümler üretilememiştir.

Balık çiftliklerinin turizme olan olumsuz etkilerini gidermek, diğer yandan da, sektörü doğru bir eksene oturtarak geliştirmek, su ürünleri yetiştiricilik faaliyetlerini etkin bir şekilde planlamak, çevreye ve turizme zararlı etkilerini en aza indirgemek gerekmektedir.

Denizlerimizin kullanım planlarının oluşturulması, haritalarının çizilmesi ve yatırımların bu planlara uygun olarak yapılması yaşamsal önemdedir.

Turizm sektörü ve balık çiftliklerinde yaşanan sorunlarının enine boyuna tartışılması, her iki sektörde de varolan sorunların çözümü için etkin politikaların belirlenmesi, yasal ve idarî boyutta bakanlıkların görev ve sorumluluklarının tekrar gözden geçirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Çevrenin korunması, doğal, tarihî ve kültürel değerlerimizin gelecek kuşaklara sağlık bir şekilde aktarılması için, su ürünleri yetiştiricilik faaliyetlerinin etkin bir şekilde planlanması, çevreye ve turizme zararlı etkilerini en aza indirgemesi zorunlu hale gelmiştir. Bu nedenle balık çiftçiklerinin mevcut durumu ve geleceğine ilişkin bir meclis araştırmasını gerekli görmekteyiz.
 


Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve 23 Milletvekilinin, Eber Gölündeki çevre kirliliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/62)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Afyonkarahisar ili Bolvadin ilçesinde bulunan Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılması, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.

1. Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)

2. Ali Arslan (Muğla)

3. Mevlüt Coşkuner (Isparta)

4. Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

5. Şevket Köse (Adıyaman)

6. Ensar Öğüt (Ardahan)

7. Hulusi Güvel (Adana)

8. Ali Rıza Öztürk (Mersin)

9. Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)

10. Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)

11. Suat Binici (Samsun)

12. Akif Ekici (Gaziantep)

13. Turgut Dibek (Kırklareli)

14. Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)

15. Birgen Keleş (İstanbul)

16. Nesrin Baytok (Ankara)

17. Tekin Bingöl (Ankara)

18. Enis Tütüncü (Tekirdağ)

19. Canan Arıtman (İzmir)

20. Gürol Ergin (Muğla)

21. Gökhan Durgun (Hatay)

22. Fevzi Topuz (Muğla)

23. Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)

24. Vahap Seçer (Mersin)

Gerekçe:

20 Kilometre çevre uzunluğuna ve yaklaşık 19.500 hektar alana sahip Eber Gölü, büyük bir bölümü Afyon'un Bolvadin ilçesi sınırlarında yer almakla birlikte çay ve Sultandağı İlçelerinin de doğal sınırını oluşturmaktadır. Tektonik bir göl olup, Akarçay ve Sultandağlarının kaynak sulan ile beslenmektedir. Ahır Dağlarından doğan ve Eber Gölüne dökülen Akarçay, bu gölü besleyen tek akarsudur.

Kıyılarında 17 yerleşim birimi bulunan Eber Gölü, çevresinde bulunan Bolvadin, Çay ve Sultandağı ilçelerinin turizmi ve ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Göl çevresinde yaşayan halkın büyük bir bölümü balıkçılık ve göl kamışı yetiştiriciliği ile geçimini sağlamaktadır.

Yakın zamana kadar sazlığı, yüzen adacıkları ve balık avcılığı ile ünlü olan bu göl, son zamanlarda yanına yaklaşılmayacak kadar ciddi bir şekilde kirlenmiştir. 20 yıl öncesine kadar flamingoların geldiği bu gölde, balık çeşitliliği ve miktarı yok denecek kadar azalmıştır. Özellikle, Akarçay'ın göle döküldüğü noktada balık ölümleri yoğun bir şekilde görülmektedir. Gölün yüzeyinin balık ölüleri nedeniyle zaman zaman beyaz bir örtü ile kaplandığı görülmektedir. Yaşamını bu gölde veya çevresinde sürdüren bazı kuş türleri ile diğer canlılar da aynı akıbete uğramaktadır.

Gölde meydana gelen yoğun kirlenmenin yanında su seviyesi de % 3'e kadar düşmüş, gölün en derin yeri 21 metreden 1,5-2 metreye kadar gerilemiştir. Gölün bugün içerisine düştüğü kötü durumda; Akarçay yoluyla göle ulaşan endüstriyel kirlilik, şehir atıkları, kuraklık, gölün suyunu besleyen kaynakların her geçen gün azalması ve gölden bilinçsiz bir şekilde tarımsal amaçlı su çekilmesi etkili olmaktadır.

Göl çevresine yerleşmiş 17 yerleşim biriminde yaşayan insanlarımızın büyük bir bölümü geçimini yine bu göl sayesinde sağlamaktadır. Bir kısmı göl kamışlarını keserek yaşamını sürdürmeye çalışırken bir kısmı ise balıkçılık ile geçimini sağlamaktadır. Bu bakımdan bölgede yaşayan insanlarımız Eber Gölüne ekonomik olarak bağımlı durumdadırlar. Bu nedenle gölün aşırı bir şekilde kirlenmiş olması yöre halkını doğrudan olumsuz etkilemektedir.

Zengin yer altı su kaynaklarına sahip bulunan Bolvadin ilçemiz Termal Turizm açısından gelecek vaadetmektedir. Bu nedenle bu ilçemizin çevresiyle, doğasıyla, kültürel ve turistik varlıkları ile sağlıklı bir bütün oluşturması gerekmektedir. Ancak gölün son durumu, bu sağlıklı yapıyı sağlayacak Yerel Yönetim Örgütlerinin olanaklarını aşmaktadır.

Ekolojik yaşamın neredeyse bitmek üzere olduğu gölde, özellikle yaz aylarında artan su kaybı ile birlikte çevreye pis kokular artmaktadır. Aşırı kirlenme bu bölgedeki doğal yaşamı, insan ve çevre sağlığını ciddi şekilde tehdit eder duruma gelmiştir. Bu nedenle, gerek insan sağlığına olan olumsuz etkisi, gerekse doğal yaşamın yok olmasının önlenmesi bakımından ivedilikle hareket edilmesi gerekmektedir. Eber Gölünün temizlenmesi konusunda, başta gölün bugünkü duruma gelmesinde payı olanlar olmak üzere bu göl çevresinde yaşayan herkes elinden geleni yapacaktır. Çünkü artık bu gölün yaşatılmasının kendi yaşamları ile doğrudan ilişkili olduğunun farkına varmışlardır.

Akılcı ve gerçekçi bir yaklaşımla kirliliğin sebeplerinin araştırılarak gerekli önlemlerin alınması, Eber Gölü ile iç içe yaşayan insanlarımızın sağlığının ve doğal hayatın korunması bakımından çok önemlidir. Eber Gölünün kurtarılması sadece bugün için değil, gelecek kuşaklar için de büyük bir hizmet olacaktır. Ayrıca küreselleşen dünyada, ekonomik kalkınmanın, bölgesel kalkınmadan geçtiği ve Eber Gölünün de bölge ekonomisi için taşıdığı önem düşünüldüğünde kirliliğin önlenmesi kaçınılmaz bir gereklilik halini almaktadır.
 


İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 29 Milletvekilinin, altın arama faaliyetlerinin hukuki durumu ile çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/64)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de yaklaşık 15 yıldır siyanür liçi yöntemiyle altın çıkarılma girişimine ve bu girişime karşı yöre halkının mücadelesine tanık olmaktayız. Yaşadıkları yerde siyanür istemeyen Bergemalıların mücadelesi, süreç içerisinde çeşitli mahkeme kararlarıyla zaferle sonuçlanmış olsa da bu mahkeme kararları hiçe sayılmış, hukuk ayaklar altına alınarak maden çıkarma faaliyetleri sürdürülmüştür. En son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Bergamalı köylülere tazminat ödemeye mahkum etmesine rağmen Bergama'daki madenIerde altın çıkarma faaliyetleri durdurulmamış ve maden bitene kadar faaliyetler devam ettirilmiştir.

Bergama'da altınlı toprak bitince bölgeyi ağaçlandırıp, rehabilite etmeleri gereken şirketlerin Gümüşhane'den bu bölgeye altınlı toprak taşımaya başladıkları, Havran-Küçükdere'de Koza Madencilik firmasının. altın işletme tesisini bütün mahkeme kararlarına rağmen çalıştırdığı, altın cevheri içeren toprağın, Küçükdere'den Bergama'ya kamyonlarla taşınarak Bergama'da işlendiği kamuoyunca bilinmektedir.

Bununla birlikte. Uşak'ın Eşme ilçesinde, yargı kararı sonucu ağustos ayında ocakları mühürlenen ve üretimi durdurulan Kışladağ Altın Madeni'nde işletmeci firmanın siyanür liçi sahasını genişlettiği iddiaları da kamuoyuna yansımaktadır.

Eldorado-TÜPRAG şirketinin işlettiği Kışladağ Altın Madeni, 19.8.2007 tarihinde Danıştay tarafından verilen izinlerin yürütmesinin durdurulması kararı ile kapatıldığı halde, gizli gizli çalıştırılmaktadır. "Söğütlü köyü muhtarı ile şirket yetkililerinin Ulubey kaymakamı şahitliğinde yaptığı rüşvet gibi protokol sonrası şirkete kiralanan 160 hektarlık alanın, maden kapatıldıktan sonra tıraşlanıp, siyanürle işleme hazır hale getirildiği" iddiaları kamuoyuna yansımıştır.

"Söğütlü köyü ile Orman Bakanlığı arasında mahkemelik olan köy merasını konu alan söz konusu protokolün, köy muhtarı ve TÜPRAG Halkla İlişkiler müdürü tarafından imzalandığı, madene işçi alımı ve köye 125 bin YTL verilmesi gibi maddeler sonrası meranın şirkete kiralanmasını içerdiği, Ulubey kaymakamının da protokolün altına imza attığı" bilgileri iddialar arasında yer almıştır. Ayrıca maden kapalıyken yapılan bu çalışmalar Ulubey Sulh Yargıcı tarafından belirlenen iki bilirkişiye de tespit ettirilmiştir. Bu tespitte madenin liç alanının büyütüldüğü, makilerin kesildiği, toprağın taşlandığı, ayrıca madene yeni araçlar alındığı belirlenmiştir.

Bu bağlamda;

1) Altın madeni bulunan yörelerde bugüne kadar yapılan faaliyetlerin yasalara ve mahkeme kararlarına uygunluğunun tespit edilmesi,

2) Yasalara ve mahkeme kararlarına aykırı olarak siyanür liçi yöntemiyle altın çıkarma faaliyetlerini sürdüren maden şirketlerinin yöre halkı, bitki örtüsü ve hayvan popülasyonu ile su ve hava tabakasında oluşturduğu olumsuz etkilerin tespitinin yapılması,

3) Mahkeme kararlarına rağmen söz konusu maden şirketlerinin faaliyetlerini nasıl sürdürebildikleri ile varsa kamu idarecilerinin bu konuda görev ihmalleri ve kusurlarının tespitinin yapılması,

4) Bergama'daki madenlerde altınlı toprak bitmesine rağmen neden buraların yeşillendirilme çalışmalarının yapılmadığı ve dışarıdan taşınan altınlı toprakların siyanür liçi ile burada işlenmesine nasıl göz yumulduğunun belirlenebilmesi,

5) Bu bölgelerde faaliyet gösteren yabancı altın madeni şirketlerinin veya yerli şirketlerin yabancı ortaklarının, diğer ülkelerdeki faaliyetlerinin ve bu faaliyetler sırasında maden bölgelerinde oluşturdukları tahribatın araştırılabilmesi,

6) Yürürlükte olan "Maden Yasası"nın oluşturduğu hukuksal boşlukların tespiti ve bu yasa nedeniyle yapılan maden uygulamalarının çevreye verdiği zararların tespit edilebilmesi amacı ile;

Anayasamızın 98. İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurularak konunun araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Mehmet Ali Susam (İzmir)

2) Ali Rıza Öztürk (Mersin)

3) Abdurrezzak Erten (İzmir)

4) Tacidar Seyhan (Adana)

5) Nesrin Baytok (Ankara)

6) Turgut Dibek (Kırklareli)

7) Gürol Ergin (Muğla)

8) İsa Gök (Mersin)

9) Ahmet Ersin (İzmir)

10) Tansel Barış (Kırklareli)

11) Zekeriya Akıncı (Ankara)

12) Ergün Aydoğan (Balıkesir)

13) Selçuk Ayhan (İzmir)

14) Atilla Kart (Konya)

15) Enis Tütüncü (Tekirdağ)

16) Esfender Korkmaz (İstanbul)

17) Faik Öztrak (Tekirdağ)

18) Orhan Ziya Diren (Tokat)

19) Osman Kaptan (Antalya)

20) Abdülaziz Yazar (Hatay)

21) Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)

22) Eşref Karaibrahim (Giresun)

23) Akif Ekici (Gaziantep)

24) Tekin Bingöl (Ankara)

25) Vahap Seçer (Mersin)

26) Atila Emek (Antalya)

27) Mevlüt Coşkuner (Isparta)

28) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)

29) Şevket Köse (Adıyaman)

30) Fatma Nur Serter (İstanbul)


Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 23 Milletvekilinin, Van Gölündeki kirlenmenin önlenmesi ve Van ilinde turizmin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/65)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölünün kirlilik nedenlerinin araştırılması ve Van Gölü havzası turizminin geliştirilmesi için çözüm yollarının bulunması amacıyla, Anayasanın 98 inci, içtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Şevket Köse (Adıyaman)

2) Turgut Dibek (Kırklareli)

3) Ali Arslan (Muğla)

4) Enis Tütüncü (Tekirdağ)

5) Ali Rıza Öztürk (Mersin)

6) Mevlüt Coşkuner (Isparta)

7) Hulusi Güvel (Adana)

8) Ensar Öğüt (Ardahan)

9) Tekin Bingöl (Ankara)

10) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)

11) Akif Ekici (Gaziantep)

12) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)

13) Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)

14) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)

15) Birgen Keleş (İstanbul)

16) Nesrin Baytok (Ankara)

17) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

18) Suat Binici (Samsun)

19) Canan Arıtman (İzmir)

20) Gürol Ergin (Muğla )

21) Gökhan Durgun (Hatay)

22) Fevzi Topuz (Muğla)

23) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)

24) Vahap Seçer (Mersin)

Gerekçe:

Ekonomik, sosyal, kültürel ve doğal çevreyle sürekli etkileşim içerisinde çok yönlü bir faaliyet alanı olan turizm; ulaşım, konaklama, yeme -içme, eğlence, alışveriş ve seyahat organizasyonu gibi, tümünü içeren ve dünyanın en hızlı gelişen sektörüdür.

Turizm, döviz ve istihdam yaratıcı özellikleriyle global, bölgesel ve ulusal ekonomilere çok önemli katkılar sağlamakta, doğrudan ve dolaylı olarak yüzde 30'un üzerinde milli gelir, istihdam, sermaye yatırımı ve vergi geliri yaratmaktadır.

2000'Ii yıllarda Türk turizmi yüzde 39,3, turizm geliri de yüzde 46,8 oranında büyümüş ve dünyada en çok turist kabul eden 20 ülke arasına girebilmiştir.

Türkiye'deki turizmin gelişimi, bütün bölgelerde aynı oranda olmamıştır. Turizm Bakanlığının "Turizmin Tüm Yıla Ülke Sathına Yaygınlaştırılması" politikası çerçevesinde, özel proje çalışmaları başlatılmış bulunmaktadır.

Yayla turizmi,

İnanç turizmi,

İpek yolu turizmi,

Dağ ve doğa yürüyüşü,

Akarsu turizmi,

Mağara turizmi.

Projelerle turizmin tüm yurda yayılması hedeflenmiş ve bu kapsamda iller bazında çalışmalara başlanmıştır. Tüm illerin turizm envanterleri ve turizmi geliştirme planları çıkartılmıştır. Van Turizm Envanteri de, 1994 yılında hazırlatılmış ve Van İlindeki kültür ve turizm değerleri tespit edilmiştir; ancak, bu değerlerin turizm amaçlı değerlendirilmesi, gerek kaynak yetersizliği gerekse ilgili mercilerin duyarsızlığı nedeniyle gerçekleştirilememeştir.

Bilindiği üzere, ana geçim kaynağı hayvancılık ve tarım olan ilimizde, 22 yıl gibi uzun bir süre uygulanan OHAL yönetimi, sıcak çatışma ortamı ve yayla yasağıyla, hayvancılık ve tarım bitme noktasına gelmiş, sınır ticaretinin de yasaklanması sonucunda bölgenin geçim kaynakları tamamen tükenmiş, işsizlik ve yoksulluk had safhaya ulaşmıştır.

Ancak, kaleler diyarı olarak da bilinen Van şehrimiz, Türkiye'nin en büyük gölü, 3 adet adası, 8 adet tarihî camii 6 adet medresesi, 11 adet anıtmezarı ve kümbetleriyle, 5 adet kilisesi, 5 adet köprüsü, Muradiye Şelalesi, volkanik Tendürek, Nemrut, Süphan, Erek ve Manda Dağlarıyla çevrili bulunduğu tarihî ve doğal zenginlikleriyle dolu olan ilimiz, yayla, inanç, ipek Yolu, dağ ve doğa yürüyüşü, akarsu ve mağara turizmine tamamen uygundur. Turizm Bakanlığınca, Van'da turizmin geliştirilmesi konusunda ortaya projeler konulmuş; ancak, bugüne kadar gerçekleştirilememiştir.

Van Gölündeki kirliliğin önlenmesi ise, Van merkez kanalizasyon projesine bağlıdır. ilimiz kanalizasyon şebekesinin yapımına 1973 yılında iller Bankası kanalıyla başlamış ve 28 yıllık zaman zarfında 270 kilometrelik kısmını tamamlamıştır. Ayrılan bu ödeneklerle bakıldığında, bu kısmın İller Bankası eliyle yapımında tamamlanması ancak 74 yıl sürecektir. Bu ise, dünyaca önemi olan Van Gölünün, geriye dönüşü olmayacak şekilde kirlenmesi demektir. Van Gölü havzasının bir bütün olarak ele alınarak, bir paket program çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
 


İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 26 Milletvekilinin, Küçük Menderes Nehrindeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/68) 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tarihin ilk çağlarından beri insanoğlunun dikkatini çekmiş olan 175 km uzunluğundaki Küçük Menderes Nehri verimli ve bereketli Ege bölgesi toprakları için büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu topraklarda başta tarımsal ihraç ürünlerimiz üzüm, incir, zeytin, pamuk ve tütün olmak üzere zengin çeşidiyle değişik birçok tarımsal ürün yetiştirilmektedir. Ayrıca nehrin beslediği delta, sahip olduğu irili ufaklı birçok göl, bataklık ve biyolojik canlılık açısından da çok zengindir.

Ege bölgemizin can damarı sayılabilecek kadar önemli olan Küçük Menderes nehri, ne yazık ki son yıllarda evsel ve endüstriyel atıkların tehdidi altında her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Kiraz, Bayındır, Tire, Ödemiş ve Torbalı'daki sanayi kuruluşlarının atıkları kontrolsüz bir şekilde Küçük Menderes'e akıtılarak nehir kirletilmektedir. Kirliliğin boyutları o kadar artmıştır ki nehirden tarımsal sulama dahil hiçbir şekilde yararlanılamamaktadır. Doğa göz göre göre katledilmiştir. "Nehrin çeşitli bölgelerinden alınan su örneklerinin yapılan analizlerinde kirliliğin üst düzeylere çıktığı, kimyasal ve biyolojik oksijen ihtiyacı, canlıların ölümüne yol açacak derecede düşük kurşun, nikel ve çinko gibi ağır metallerin en üst düzeyde olduğu, suyun asidik özellik gösterdiği ve sülfür oranının çok yüksek olduğu

İzmir Valiliği Çevre Kurulu tarafından tespit edilmiştir. Bu kadar tehlikeli olan suyla, üreticiler bilmeden tarla ve bahçelerini sulamakta, topraklar hızla çoraklaşmakta, yer altı suları kirlenmektedir.

Öte yandan sulak alanların kurutulması, Küçük Menderes'in taşıdığı kirlilik ve balık avcılığı deltadaki doğal yaşamı tehdit eden başlıca etkenlerdendir. Pamucak sahilindeki sulak alan ve kumul ekosistemlerinin tahribi, sulak alanların turizm ve ikinci konut amaçlı yapılaşmaya açılması, taban suyunu çeken okaliptus ağaçlarının dikilmesi baskı unsuru olmaya devam etmektedir.

Ülkemiz ve özellikle Ege bölgemiz için yaşamsal öneme sahip bulunan ve döküldüğü dünya cenneti Pamucak sahillerini de kirleten Küçük Menderes'in acilen kurtarılması, kirliliğin gerçek boyutlarının ortaya çıkarılması ve kirlenmesine neden olan unsurların tespit edilmesi, gerekli ıslah çalışmalarının yapılması ve bir daha kirlenmemesi için gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasanın 98. İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Bülent Baratalı (İzmir)

2) Turgut Dibek (Kırklareli)

3) Ali Arslan (Muğla)

4) Mevlüt Coşkuner (Isparta)

5) Ensar Öğüt (Ardahan)

6) Şevket Köse (Adıyaman)

7) Ali Rıza Öztürk (Mersin)

8) Hulusi Güvel (Adana)

9) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)

10) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)

11) Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)

12) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)

13) Akif Ekici (Gaziantep)

14) Birgen Keleş (İstanbul)

15) Nesrin Baytok (Ankara)

16) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

17) Suat Binici (Samsun)

18) Ahmet Ersin (İzmir)

19) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)

20) Tekin Bingöl (Ankara)

21) Enis Tütüncü (Tekirdağ)

22) Canan Arıtman (İzmir)

23) Gürol Ergin (Muğla)

24) Gökhan Durgun (Hatay)

25) Fevzi Topuz (Muğla)

26) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)

27) Vahap Seçer (Mersin)
 


Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 Milletvekilinin, Eber Gölündeki çevre sorunlarının araştırılarak Gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/84)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bölge ekonomisini, doğal yaşamı ve bölge insanının geleceğini etkileyecek "Eber Gölünün kirliliğinin önlenmesi ve gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin oluşturulması" amacıyla Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini arz ederiz.

Saygılarımızla.

 

1) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar)

2) Oktay Vural (İzmir)

3) Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon)

4) Yılmaz Tankut (Adana)

5) Beytullah Asil (Eskişehir)

6) Recep Taner (Aydın)

7) İsmet Büyükataman (Bursa)

8) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)

9) Şenol Bal (İzmir)

10) Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın)

11) Mümin İnan (Niğde)

12) Muharrem Varlı (Adana)

13) Hüseyin Yıldız (Antalya)

14) Rıdvan Yalçın (Ordu)

15) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)

16) Akif Akkuş (Mersin)

17) Mustafa Kemal Cengiz (Çanakkale)

18) Alim Işık (Kütahya)

19) Mustafa Enöz (Manisa)

20) Osman Durmuş (Kırıkkale)

21) Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu)

22) Hasan Çalış (Karaman)

GEREKÇE

Uygarlıkların beşiği olarak zengin bir kültürel ve tarihi mirasa sahip olan ülkemizin bu zenginlikleri eşsiz doğal güzelliklerle de desteklenmektedir. Ancak özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında baş döndürücü bir hıza ulaşan teknolojik ve endüstriyel gelişmeler çevresel değerlerin tahribi ve çevre kirliliğini beraberinde getirmiştir. Yeraltı su düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı düşüşü, sanayide ve tarımda su kullanımının son derece artması ve yanlış tarımsal sulama teknikleri ile gölden kontrolsüz su alımı, bunların beraberinde yaşanan kuraklık gibi nedenlerle doğal kaynaklarımız hızla tükenme eğilimine girmiştir. Türkiye; doğal zenginlikleri arasında önemli bir yere sahip olan göllerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Eber Gölü bu kötü kaderi yaşayan göllerimizden biridir. Türkiye'nin 12. büyük gölü olan Eber gölü Afyonkarahisar ilinin Bolvadin, çay ve Sultandağı ilçeleri sınırları içinde bulunmaktadır. Göl su seviyesi ve göl alanı mevsimlere ve yıllara göre farklılık göstermektedir. 1961 -1991 yılları arasında en düşük su seviyesi Ekim 1991' de görülmüştür. Buna göre su kotu 965,33 metre, göl alanı 62 km2 olarak tespit edilmiştir. En yüksek su seviyesi Mayıs 1969'da; su kotu 967,61 metre, göl alanı 164,5 km2 olarak tespit edilmiştir. Ortalama 150 km2 yüzölçümüne sahip olan ve derinliği 21 metreye kadar ulaşan Eber Gölü'nde su seviyesi 1-2 metreye kadar düşmüştür. Göl eski zamanlarda Akşehir gölüyle büyük tek bir göl halindeyken su kaynaklarının azalması ile Akşehir gölü Eber Gölü'nden ayrılarak Ayrı bir göl oluşturmuştur. Eber Gölü'nden Akşehir Gölü'ne su aktarmak için bir kanal bulunmaktadır. Ancak Eber Gölü'nün küçülmesi sonucu su aktarılamamış bu da Akşehir Gölü'nün sularının çekilmesine neden olmuştur. Gölün etkilediği alanda tarıma dayalı sanayi ürünleri, kamış üretimi, balıkçılık gibi halkın önemli geçim kaynakları tükenme noktasına gelmiştir. 40 çeşit balık, 200'e yakın kuş türüne ev sahipliği yapan Eber Gölü ve çevresindeki canlı çeşitliliği de gün geçtikçe azalmaktadır. Geçimini balıkçılıkla sağlayan balıkçı köyleri boşalmaya başlamıştır.

Gelişen Dünya şartlarına karşılık gerileyen doğal kaynaklarda tarımın sürdürülebilir bir şekilde yapılması için özel mikro havzalar oluşturulmaktadır. Özellikle kiraz üretiminde Eber gölünün etkisi ile oluşan mikro havzalarda üretilen kiraz, Sultandağı ve çay ilçelerinden. Bütün Dünya'ya ihraç edile gelmiş ve Eber'in bu havzalardaki rolü örnek alınarak Türkiye'de yeni mikro havza oluşumları için çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmalar sürerken mikro havza olarak önderlik etmiş Eber'in yok olması hem bir doğal varlığın yok oluşu, hem de buna dayalı olarak gelişen tarımsal üretimin istenilen nitelikte yapılamaz hale gelmesi gerçekten üzücü ve önlem alınması gereken bir durumdur. Sonuçlarının ise bölge halkının geçimini ve refahını doğrudan etkilemesi kaçınılmazdır.

Eber gölü, Afyonkarahisar şehrinin atıkları başta olmak üzere, Afyonkarahisar ile Eber gölü arasında akan Akar Çay'a atıklarını deşarj eden ilçe ve beldelerin atıkları, bölgede yoğun faaliyet gösteren et ve süt sanayilerinin atıkları, bu havzada faaliyet gösteren Alkolid ve Şeker fabrikaları ile kirletilmiştir. Çiftçilerin yanlış sulama yapmaları ve yaşanılan kuraklık nedeniyle yok olma tehlikesi altındadır.

Yukarıda arz edilen nedenlerle Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması gerekmektedir.
 


Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 Milletvekilinin, Eber Gölündeki çevre sorunlarının araştırılarak Gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/84)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bölge ekonomisini, doğal yaşamı ve bölge insanının geleceğini etkileyecek "Eber Gölünün kirliliğinin önlenmesi ve gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin oluşturulması" amacıyla Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini arz ederiz.

Saygılarımızla.

 

1) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar)

2) Oktay Vural (İzmir)

3) Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon)

4) Yılmaz Tankut (Adana)

5) Beytullah Asil (Eskişehir)

6) Recep Taner (Aydın)

7) İsmet Büyükataman (Bursa)

8) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)

9) Şenol Bal (İzmir)

10) Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın)

11) Mümin İnan (Niğde)

12) Muharrem Varlı (Adana)

13) Hüseyin Yıldız (Antalya)

14) Rıdvan Yalçın (Ordu)

15) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)

16) Akif Akkuş (Mersin)

17) Mustafa Kemal Cengiz (Çanakkale)

18) Alim Işık (Kütahya)

19) Mustafa Enöz (Manisa)

20) Osman Durmuş (Kırıkkale)

21) Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu)

22) Hasan Çalış (Karaman)

GEREKÇE

Uygarlıkların beşiği olarak zengin bir kültürel ve tarihi mirasa sahip olan ülkemizin bu zenginlikleri eşsiz doğal güzelliklerle de desteklenmektedir. Ancak özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında baş döndürücü bir hıza ulaşan teknolojik ve endüstriyel gelişmeler çevresel değerlerin tahribi ve çevre kirliliğini beraberinde getirmiştir. Yeraltı su düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı düşüşü, sanayide ve tarımda su kullanımının son derece artması ve yanlış tarımsal sulama teknikleri ile gölden kontrolsüz su alımı, bunların beraberinde yaşanan kuraklık gibi nedenlerle doğal kaynaklarımız hızla tükenme eğilimine girmiştir. Türkiye; doğal zenginlikleri arasında önemli bir yere sahip olan göllerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Eber Gölü bu kötü kaderi yaşayan göllerimizden biridir. Türkiye'nin 12. büyük gölü olan Eber gölü Afyonkarahisar ilinin Bolvadin, çay ve Sultandağı ilçeleri sınırları içinde bulunmaktadır. Göl su seviyesi ve göl alanı mevsimlere ve yıllara göre farklılık göstermektedir. 1961 -1991 yılları arasında en düşük su seviyesi Ekim 1991' de görülmüştür. Buna göre su kotu 965,33 metre, göl alanı 62 km2 olarak tespit edilmiştir. En yüksek su seviyesi Mayıs 1969'da; su kotu 967,61 metre, göl alanı 164,5 km2 olarak tespit edilmiştir. Ortalama 150 km2 yüzölçümüne sahip olan ve derinliği 21 metreye kadar ulaşan Eber Gölü'nde su seviyesi 1-2 metreye kadar düşmüştür. Göl eski zamanlarda Akşehir gölüyle büyük tek bir göl halindeyken su kaynaklarının azalması ile Akşehir gölü Eber Gölü'nden ayrılarak Ayrı bir göl oluşturmuştur. Eber Gölü'nden Akşehir Gölü'ne su aktarmak için bir kanal bulunmaktadır. Ancak Eber Gölü'nün küçülmesi sonucu su aktarılamamış bu da Akşehir Gölü'nün sularının çekilmesine neden olmuştur. Gölün etkilediği alanda tarıma dayalı sanayi ürünleri, kamış üretimi, balıkçılık gibi halkın önemli geçim kaynakları tükenme noktasına gelmiştir. 40 çeşit balık, 200'e yakın kuş türüne ev sahipliği yapan Eber Gölü ve çevresindeki canlı çeşitliliği de gün geçtikçe azalmaktadır. Geçimini balıkçılıkla sağlayan balıkçı köyleri boşalmaya başlamıştır.

Gelişen Dünya şartlarına karşılık gerileyen doğal kaynaklarda tarımın sürdürülebilir bir şekilde yapılması için özel mikro havzalar oluşturulmaktadır. Özellikle kiraz üretiminde Eber gölünün etkisi ile oluşan mikro havzalarda üretilen kiraz, Sultandağı ve çay ilçelerinden. Bütün Dünya'ya ihraç edile gelmiş ve Eber'in bu havzalardaki rolü örnek alınarak Türkiye'de yeni mikro havza oluşumları için çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmalar sürerken mikro havza olarak önderlik etmiş Eber'in yok olması hem bir doğal varlığın yok oluşu, hem de buna dayalı olarak gelişen tarımsal üretimin istenilen nitelikte yapılamaz hale gelmesi gerçekten üzücü ve önlem alınması gereken bir durumdur. Sonuçlarının ise bölge halkının geçimini ve refahını doğrudan etkilemesi kaçınılmazdır.

Eber gölü, Afyonkarahisar şehrinin atıkları başta olmak üzere, Afyonkarahisar ile Eber gölü arasında akan Akar Çay'a atıklarını deşarj eden ilçe ve beldelerin atıkları, bölgede yoğun faaliyet gösteren et ve süt sanayilerinin atıkları, bu havzada faaliyet gösteren Alkolid ve Şeker fabrikaları ile kirletilmiştir. Çiftçilerin yanlış sulama yapmaları ve yaşanılan kuraklık nedeniyle yok olma tehlikesi altındadır.

Yukarıda arz edilen nedenlerle Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması gerekmektedir.
 


Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu ve 19 Milletvekilinin, Van Gölündeki çevre sorunlarının ve Gölün potansiyelinin araştırılarak korunması ve değerlendirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/87)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Van Gölü, bölgenin can gölü, yöresel adıyla Van Denizi olarak bilinir. Van Gölü muhteşem manzarasının yanı sıra tarih ve kültürün iç içe geçtiği tabiatıyla da ön plana çıkmaktadır. Volkanik Nemrut Dağı'nın patlamasıyla 3713 Km2lik bir alanda oluşan bu göl, tarih boyunca hiçbir zaman gündemden düşmemiştir. Bazen sodalı oluşu ile bazen sodalı suda yaşayan canlıların var oluşu ile bazen de göl altında bulunan maden yatakları ve hatta Hazar Denizi ile bağlantılı olmasıyla hep gündem de olmuştur. Ancak son yıllarda, dünyanın en orijinal maviliğine sahip olan bu muhteşem güzellik yok olma aşamasına gelmiştir. Yıllarca bölge insanının, gölün kirliliğini haykırmasına rağmen kulak tıkanmıştır. Bugün evsel ve kimyasal atıkların çöplüğü haline gelme tehlikesiyle karşı karşıya olan Van Gölü oluşumundaki gizem turistik ve doğal mekanları, uranyum ve petrol rezervi, sodalı ortama rağmen canlı türlerinin yaşayabilme gibi nedenlerden dolayı etraflıca araştırılmasını gerektiren bir varlığa sahiptir. Bu açıdan Van Gölünde meydana gelen bu kirliliğin nedenlerinin, var olan doğal ve turistik zenginlik ile maden yataklarının potansiyelinin ve sodalı suda canlı türlerinin yaşamasının nedenlerinin araştırılması amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve talep ederiz.

 

1) Kayhan Türkmenoğlu (Van)

2) Kerem Altun (Van)

3) Ali Güner (Iğdır)

4) Yaşar Eryılmaz (Ağrı)

5) Abdulmuttalip Özbek (Hakkâri)

6) Vahit Kiler (Bitlis)

7) Faruk Septioğlu (Elâzığ)

8) Gülşen Orhan (Van)

9) Tahir Öztürk (Elâzığ)

10) Mücahit Fındıklı (Malatya)

11) Cemal Taşar (Bitlis)

12) İkram Dinçer (Van)

13) Medeni Yılmaz (Muş)

14) Halil Mazıcıoğlu (Gaziantep)

15) Lütfi Elvan (Karaman)

16) Abdullah Veli Seyda (Şırnak)

17) Abdullah Çetinkaya (Konya)

18) Afif Demirkıran (Siirt)

19) Kazım Ataoğlu (Bingöl)

20) Cemal Kaya (Ağrı)

Gerekçe:

Dünya mirası Van Gölü hem tatlı su hem de deniz ekosistemlerinden farklı dünya da ender görülen bir sucul ekosistemdir. Göl üzerinde feribotlarla Tatvan-Van arasında seferlerin yapılması, yolcu ve yük taşımacılığı bakımından önemlidir. Elazığ-Muş demiryolu, Tatvan-Van feribot seferleriyle İran'a bağlanır. Ayrıca karayolları ile çevreye bağlantıların olması, bölgenin ticaretine müsbet olarak tesir eder. Van ili, adaları, tarihî camiIeri, medreseleri, mezar anıtları, kümbetleri, kiliseleri, köprüleri, hanları ve hamamlarıyla tarihî ve kültürel yönden büyük öneme sahip bir ilimizdir. Bölgenin tarihî ve turistik değerlerinin daha iyi şartlarda ortaya konulması, iç ve dış turizmi de canlandıracak bir ögedir. Öte yandan yabancı firmaların yaptığı araştırmaya göre göl içerisinde petrol ve uranyum yataklarının varlığı iddiası, ülkemizin günümüz ekonomik koşulları göz önüne alındığında, gelir hanemize yazılacak ciddi bir kazanç olarak göze çarpmaktadır. Ayrıca Hazar Denizi ile bağlantısının olduğu varsayımları, gölün zaman zaman 5 metreye kadar yükselmesi, suyun renginin aralıklarla değişim göstermesi yine ciddi bir araştırma konusudur. Gölün bir nevi hammaddesi olan sodanın kimya sektöründe kullanılması ihtimali bölge ekonomisine doğrudan katkı sağlayacaktır. Sodanın kendi özel yapısına rağmen, göl içinde canlı türlerinin yaşamasının bir mucize olduğu da unutulmamalıdır.

Tüm bu zenginliğe rağmen cennet köşemiz, insanoğlunun marifeti ve sorumsuzluğuyla can çekişmektedir. Van Gölü'nde son yıllarda önemli bir kirlilik yaşanmaktadır. Yıllardan beri çözülemeyen kanalizasyon sorunu, evsel ve katı atıkların Van Gölü'ne bırakılması, dünyanın ender güzelliklerini bünyesinde barındıran bu güzide köşemizin, çevre sorunlarıyla, felakete sürüklenmesine neden olmaktadır. Bilim adamlarına göre, sahip çıkılmaması halinde Van Gölü'nün yirmi beş yıllık bir ömrü kalmıştır. -

Van Gölü % 40 kirlilik oranıyla çok ciddi bir tehlike altındadır. Tuzlu ve sodalı suyu ile 3 bin 900 hektar alana sahip Gölün ortalama derinliği 171 m, en derin yeri ise 451 metredir. Türkiye'nin en büyük gölü Van Gölü, son yıllarda ciddi şekilde kirlenmektedir. 538 kilometrelik kıyı şeridine sahip olan gölü başta yerleşim birimlerinden akan kanalizasyon (büyük bir bölümü arıtılmadan göle akıtılmakta), ile göle kıyısı olan ilçelerin tonlarca çöpü arıtmaya tabi tutmadan göle akıtması ve arıtma tesisine sahip yerlerin de tesislerinin verimli çalıştırılmaması ve düzensiz depolama sahaları kirletmektedir.

Van Organize Sanayi Bölgesi'nde bulunan fabrikaların arıtma üniteleri bulunmamaktadır. Gölde balıkçılık ve turizm amaçlı olarak kullanılan teknelerin atık su tankı bulunmamaktadır. Her türlü atıklar doğrudan göle bırakılmaktadır. Dışarıya akışı olmaması ve kendini yenileyememesi nedeniyle içine düşen her atık gölde kirlilik yaratmaktadır. Dolayısıyla gölün yerleşim yerlerine yakın kıyılarda dışkı bulunması anlamına gelen kolibasili oranındaki artış, gölde yüzen insanların sağlığını ve gölde yaşayan tek canlı olan inci kefalinin de yaşama alanını kısıtlamaktadır. Bu kirlilik devam ederse göle karışan azot, fosfor parametreleri artarak oksijen miktarına etki edecek, ileriki zamanlarda ekosistem değişecek ve Van Gölü'nün yaşamsal faaliyeti durmuş, etrafa pis kokular yayan büyük bir bataklık olma ihtimali ortaya çıkacaktır. Kanalizasyon sistemi bulunmayan bölgelerde kullanılan foseptik çukurlarıyla da atıkların depolanması, yeraltı su kaynaklarını olumsuz etkilemektedir. Gün geçtikçe maviliği yitiren ve her gün biraz daha ölüme doğru giden Van Gölü alarm veriyor.

Van Gölüne dökülen derelere atılan katı atıklar, genelde açıkta akan dereler vasıtasıyla göle çöpleri taşımaktadır. Son zamanlarda gölde su seviyesinde yaşanan düşüş, tuz konsantrasyonu ve diğer bileşkelerin artması başta endemik tür olan inci kefali balığı olmak üzere suda yaşayan diğer canlıları ve burada yaşayan kuşları da olumsuz etkilemektedir.

Bilinçsiz aşırı tüketim atık miktarlarını artırmakta, bölgemizde atıkları ulusal ekonomiye kazandıracak, geri dönüşüm sağlayacak tesislerin bulunmaması sonrasında ise çevre sorunları günden güne artmaktadır. Van Gölü'ndeki kirliliğin önlenmesi, çevresinin kurtarılması, yörenin turizm potansiyelinin canlandırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılması büyük yarar sağlayacaktır.
 


Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 23 Milletvekilinin, başta Afşin-Elbistan olmak üzere termik santrallerin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/89)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başta Afşin-Elbistan Termik Santrali olmak üzere ülkemizde halen faaliyet göstermekte olan tüm termik santrallerin çevreye verdiği zararların ve alınması gereken önlemlerin tespiti amacıyla Anayasanın 98 ve içtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Melis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 27/12/2007

 

1- Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)

2- Behiç Çelik (Mersin)

3- Alim Işık (Kütahya)

4- İsmet Büyükataman (Bursa)

5- Kamil Erdal Sipahi (İzmir)

6- Metin Çobanoğlu (Kırşehir)

7- Ahmet Deniz Bölükbaşı (Ankara)

8- Kürşat Atılgan (Adana)

9- Hakan Coşkun (Osmaniye)

10- Durmuşali Torlak (İstanbul)

11- Abdulkadir Akcan (Afyonkarahisar)

12- Yılmaz Tankut (Adana)

13- Osman Ertuğrul (Aksaray)

14- Emin Haluk Ayhan (Denizli)

15- Hüseyin Yıldız (Antalya)

16- Recep Taner (Aydın)

17- Beytullah Asil (Eskişehir)

18- Hasan Özdemir (Gaziantep)

19- Mustafa Enöz (Manisa)

20- Osman Durmuş (Kırıkkale)

21- Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)

22- Şenol Bal (İzmir)

23- Mustafa Kemal Cengiz (Çanakkale)

24- Erkan Akçay (Manisa)

Gerekçe:

Son yıllarda gelişme yolundaki ülkeler hızlı bir ekonomik büyüme göstermişler ve enerji tüketimlerini yaklaşık iki katına çıkarmışlardır. Ülkeler, artan enerji ihtiyaçlarını karşılamak için kaynaklarının elverdiği ölçüde değişik üretim tekniklerine başvurmaktadırlar.

Dünya enerji ihtiyacını büyük bir kısmını fosil yakıt kaynaklarından, hidrolik enerji, nükleer santraller, güneş ve rüzgar enerjisi tesisleri ile gidermektedir.

1970'li yıllar artan enerji ihtiyacının giderek hızlandığı yıllar olup; Türkiye'de bu yıllarda çabuk yapılabilirliği, ucuza mal edilmesi ve dış kredi kaynaklarının kolay bulunabilirliği nedeniyle termik santrallere yönelmiştir. O yıllarda termik santrallerin yapabileceği çevre sorunları konusunda Türkiye'de ve dünyada yeterli bilgi birikiminin ve dolayısıyla kamuoyunun bu konuda hassas olmaması nedeniyle çevre sorunları akla gelmeden ve önemsenmeden hızla termik santraller inşa edilmeye başlanmıştır. Yapımları sırasında projelerinde hiç gözükmeyen birçok çevre sorunu termik santraller ile Türkiye gündemine girmiştir.

Yüksek kullanım payına sahip fosil yakıtlı termik santrallerin hava kirliliği ekolojik dengenin bozulmasına olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Kömüre dayalı termik santrallerin külleri atık olarak sorun olmakla birlikte, toprak üzerinde depolanması sonucunda, kül içindeki zararlı bileşenlerin yağmur suları ile toprağa sızması sonucu yer altı suları ile de geniş bir alanda zararlı etkisini sürdürme özelliği bulunmaktadır. Termik santraller için gerekli madencilik ve taşıma faaliyetleri de yaratılan diğer çevre sorunları da olmaktadır. Bütün bu olumsuz etkilerine rağmen kömür hala enerji üretiminde tercih edilen bir kaynak olmayı sürdürmektedir. Bu gerçeği dikkate alarak mevcut termik santrallerin kontrollü ve çevresi ile dost bir şekilde işletilmesine olanak sağlayacak yeni teknolojiler monte ettirilmelidir.

Afşin-Elbistan Termik Santralı da Türkiye'nin büyük santrallerinden biri olup, önemli ölçüde çevre kirliliği yaratmakta ve bu çevre sorunları karşısında yalnız yöre halkı değil, yerel, resmi ve özel kuruluşlar da sağlıklı olmayan tespitlerde bulunmuşlardır.

Afşin-Elbistan civarında düşük kaliteli linyit rezervini değerlendirmek amacı ile çevreye vereceği zararlar hiç düşünülmeden kurulmuş olan termik santral baca gazı emisyonlarının ve santralden sorumsuzca çevreye bırakılan uçucu küllerin santral çevresindeki insan, toprak, su, hava ve bitkilere etkisi önemli safhalara ulaşmıştır.

Gazi Üniversitesi tarafından hazırlanan raporda santralden her yıl Çernobil kazasının yaklaşık 2,5 katı kadar radyoaktif madde yayıldığı,

Çukurova Üniversitesi'nden gelen üç kişilik profesörler heyetinin verdiği raporda ise;

"Bu kül ve duman havaya böyle savrulması devam ettiği takdirde bölgede toplu ölümler olabilir" denilmektedir.

Ancak ulusal kaynaklarımızı değerlendirmek zorunda oluşumuz ve diğer enerji kaynaklarına göre kömürün elimizde bulunan en fazla potansiyele sahip enerji kaynağı olması nedeniyle, özellikle linyitlerin çevreyi en az kirletecek şekilde kullanımı için yanma öncesi, yanma sırasında ve yanma sonrasındaki teknolojilerin incelenmesi, geliştirilmesi ve ülke koşullarına uyarlanması gerekmektedir. Yanlış alan ve yanlış teknoloji yüzünden, kurulduğundan bugüne değin çevresindeki tüm varlıklara (insan, toprak, su, hava ve bitki) sürekli zarar vermekte olan Afşin-Elbistan Termik Santralinin zararlarının en aza indirgenmesi zorunludur.

Anayasanın 98. içtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince başta Afşin Elbistan Termik Santrali olmak üzere Türkiye'deki tüm termik santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin tespiti için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.
 


Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner ve 25 Milletvekilinin, Isparta İlindeki göllerin çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/98)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Isparta ili sınırları içerisinde yer alan ve Göller Bölgesi'nin en büyük doğal zenginliklerinin başında gelen; ayrıca balıkçılık, sulama ve enerji üretimi bakımından da son derece büyük önem taşıyan Eğirdir Gölü, Hoyran Gölü, Kovada Gölü ve Beyşehir Gölleri'nin günümüzde ortak acil çözüm gerektiren kirlilik nedenlerinin ve buna bağlı olarak çevresel etkilerinin araştırılması ve çözüm yollarının bulunması amacıyla Anayasa'nın 98 inci maddesi ve iç tüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir "Meclis Araştırması" açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Mevlüt Coşkuner (Isparta)

2) Gürol Ergin (Muğla)

3) Atilla Emek (Antalya)

4) Ahmet Ersin (İzmir)

5) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)

6) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

7) Rahmi Güner (Ordu)

8) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)

9) Bülent Baratalı (İzmir)

10) İsa Gök (Mersin)

11) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)

12) Tekin Bingöl (Ankara)

13) Turgut Dibek (Kırklareli)

14) Hulusi Güvel (Adana)

15) Sacid Yıldız (İstanbul)

16) Ali Oksal (Mersin)

17) Faik Öztrak (Tekirdağ)

18) Ahmet Küçük (Çanakkale)

19) Orhan Ziya Diren (Tokat)

20) Fevzi Topuz (Muğla)

21) Ali Arslan (Muğla)

22) Vahap Seçer (Mersin)

23) Çetin Soysal ( İstanbul)

24) Muharrem ince (Yalova)

25) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)

26) Abdülaziz Yazar (Hatay)

Gerekçe:

Eğirdir Gölü'nün kuzey tarafına doğru hoyran boğazıyla ayrılan ve daha küçük bir alanı kaplayan kısmı Hoyran Gölü; güneyde kalan büyük kısmı potansiyel içme suyuna sahip Eğirdir Gölü olarak adlandırılır ve Türkiye'nin 4. büyük gölüdür. Gölün Can Ada ve Yeşilada isimli 2 adacığı vardır. Bu büyük göl 25 km uzunluğundaki bir kanalla bağlandığı ve Eğirdir'in güneyinde küçük bir göl olan Kovada gölünü beslemektedir.

Beyşehir Gölü ise, Türkiye'nin üçüncü büyük gölüdür Büyük bir bölümü Konya İli'nde yer alan Beyşehir Gölü'nün 1/7'si Isparta İl sınırlarında bulunmaktadır. Küçük bir paya sahip olsa da Gölün bu Isparta'da kalan kısmı çevresinde birçok köy bulunmakta olup köy halkının geçim kaynağı Beyşehir Gölünden balıkçılıktır.

Eğirdir ve Beyşehir Gölleri'nin doğal yapıları dikkate alınmaksızın uygun olmayan ve sadece ekonomik kazanç göz önünde tutularak; 8-1O yıl gelir getiren balıklar (Sudak, Çin Sazanı ve Gümüş Balığı) göle bırakılmıştır. Bu durum göllerin doğal canlı yapısını büyük oranda yok etmiştir. Yıllar önce göllere atılan Sudak Balığı'nın yarattığı sorun bir örnek iken 2003 yılında Gümüş Balığı'nın atılması aynı hatanın tekrarı olmuştur. Birbiri ile uyum sağlamayan balık türlerinin bir araya getirilmesi örneğin Gümüş Balığı'nın diğer balık türlerinin larvalarından beslenmesi ve bu balıkların türlerini yok etmesi sonucu bu göllerden balıkçılıkla geçinen yöre halkı da mağdur olmuştur. Öyle ki; Beyşehir Gölü avlak sahasının kira bedelini yöre halkı ödeyemez hale gelmiştir. 1952 yılından günümüze kadar olan dönemde Sıraz, Dudaklı Balık, Eğrez, Sazan, Ot Balığı ve 77-85 yılları arasında ciddi bir ihracat geliri getirmiş olan Kerevit artık bu göllerde var olmamakta ya da yok denecek kadar azdır. Bunun tek sebebi ise bilinçsizce yapılan balık üretimidir.

Diğer önemli bir sorun tarımsal alanların tamamına yakını "vahşi sulama" olarak adlandırılan salma sulama sistemi ile sulanmasıdır. Oysa damla sulama sistemi ve göllerin çevresinde daha az su ihtiyacı olacak fide ve fidanların dikimi ile alınabilecek ve uygulaması basit önlemler büyük fayda sağlayacaktır.

Göllerimiz her türlü atık bırakma yeri olarak görülmektedir. Evsel, tarımsal, endüstriyel atıklar sözde arıtılarak bu alanlara bırakılmaktadır. Arıtma Sistemlerinin var olması yeterli değildir. Aynı zamanda arıtma sistemlerinin günün koşullarına göre düzenlenmesi, yenilenmesi ve çalıştırılması gerekmektedir. Soğuk hava ünitelerinin temizlik dönemleri Mayıs-Eylül ayları arasındadır. Bu dönemlerde göl ve kanallarda kitleler halinde balık ve diğer su canlıları ölümleri belirlenmiştir. Göllerin kıyı çizgilerinin hala ihlal edilmesi, göl kenarlarının işgali diğer önemli bir faktördür. Çünkü göllerde dolgu alanları oluşturarak tarım alanları, yerleşim ve endüstri alanları elde edildikçe göllerdeki kirlilik artmaktadır.

Uzmanlardan alınan bilgilere göre göllerin kirliliğinde özellikle Eğirdir Hoyran Gölü'nde kullanılan nitratlı gübreler ve zehirli ilaçlar ilk sırada yer almaktadır. Bu durum insan ve diğer canlı türlerinin yaşamını tehlikeye attığı gibi göllerde otlanmayı da arttırmıştır. Özellikle mavi ve yeşil alglerin çoğalması ayrı bir tehdit yaratmaktadır. Bu otlanma en kısa zamanda temizlenmeli hatta göller etrafında ise ağaçlandırmaya gidilmeli ve ağır metalleri emen türdeki bitki örtüsü setler halinde gölleri çevrelemelidir. Isparta İli'nin sahip olduğu bu göller çok iyi içme su kaynaklarıdır aynı zamanda. Ancak kirliliğin bu şekilde devam etmesi durumunda özellikle Eğirdir gibi değerli içme su kaynaklarımız yakın bir gelecekte yok olup gidecektir. Bununla ilgili 4 Eylül 1988 tarihinde ve 19919 sayı ile Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği Resmi Gazete'de yayımlanmış ve bu göllerin nasıl korunacağı burada açık, net bir şekilde belirtilmiştir. Günümüzde bu yönetmeliğin 20 yıldan bu yana uygulanmaması göllerimizin bu hale gelmesinde en önemli faktördür.

Yukarıda belirtilen sorunlar çözümü olan gerekli sağduyu ile üstesinden gelinebilecek sorunlardır. Öncelikle yaşam kaynağı olan; yöre halkının geçiminde önemli rol oynayan; Kovada I ve II Hidroelektrik Santralleri ile enerji üretimini sağlayan; tarımsal alanda sulamada fayda sağlayan ve turizm açısından bölge ekonomisine katkıda bulunan göllerimizin yukarıda detaylı bir şekilde belirtilen sorunlarına acil bir şekilde çözüm bulabilmek ve daha kötü bir hale gelmeden biran önce tedbir almak; yetkilileri harekete geçirmek için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yerinde olacaktır.
 


İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 22 Milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevre ve turizm üzerindeki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/101)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

26.4.2006 tarihli 5491 sayılı Çevre Yasasının 91/h maddesi, arkeolojik ve doğal SiT alanları ile hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfezlerde balık çiftliği kurulamayacağını buyurmaktadır. Çevre ve Orman Bakanlığı'nın yasa gereği 24 Ocak 2007 tarih ve 26413 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, (Denizlerde Balık Çiftliklerinin Kurulamayacağı Hassas Alan Niteliğindeki Kapalı Koy ve Körfez Alanlarının Belirlenmesine ilişkin) tebliğinde, söz konusu tesislerin kıyıdan en az 1100 metre uzaklıkta ve en az 30 metre derinlikteki yerlerde kurulabileceği ve bu koşullara uygun olmayan, yasaya ve tebliğe aykırı olarak konuşlanmış olan balık çiftliklerinin ise Bakanlık olarak 13.5.2007 tarihine kadar kapatılacağı belirtilmektedir.

Bulundukları yerlerden ayrılmak istemeyen balık çiftliği sahipleri, tebliğin iptali ve yürütmenin durdurulması istemi ile Danıştay 6. Dairesinde dava açmışlardır. Mahkeme, sorunun tebliğle değil, yönetmelikle çözülmesi gerektiği düşüncesi ile, 15.5.2007 tarihinde Bakanlık tebliğinin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir (Dosya No:2007/1447 E). Ancak, Bakanlığın itirazı üzerine, Danıştay idari Davalar Genel Kurulu, Yürütmenin durdurulması kararını iptal etmiştir ( Dosya No: 2007/521 K).

Yani, balık çiftliklerinin açık denize taşınmaları ile ilgili, Çevre Yasası hükümlerinin ve Bakanlık Tebliğinin uygulanmasının önünde engel kalmamıştır.

Türkiye'de balık çiftlikleri ve neden oldukları görüntü ve deniz kirliliği, 2000'Ii yılların başından itibaren tartışılmaya başlanmıştır. Bugün Muğla, İzmir, Antalya, Ordu, Trabzon, İstanbul, Edirne, Mersin, Rize, Hatay, Balıkesir ve Çanakkale olmak üzere, 13 ilde toplam 350'ye yakın balık çiftliği bulunmaktadır. Bunların % 51'i Muğla'da %30'u ise İzmir'dedir. Ve % 87'si Yasanın ve Tebliğin aradığı koşullara aykırı olarak, kapalı koy ve körfezlerde, arkeolojik ve doğal SiT alanlarında ve kıyıya çok yakın konuşlanmışlardır. Öyle ki, hemen bütün koylarımız ve körfezlerimiz, balık çiftliklerinin işgal altındadır.

Balık çiftliklerinde kullanılan aşırı kimyasal maddeler içeren yemlerin yosun miktarını artırdığı, sudaki oksijen oranını azalttığı bilinmektedir. Bir ton balık üretimi sırasında 110 kg Azot, 12 kg. Fosfat ve 450 kg. Karbon denizlere karışmaktadır. Bu da deniz çayırlarını tahrip etmekte, ekosistemi bozmakta ve suyun kalitesini düşürmektedir. Keza Orkinos Balığı Besi Çiftliklerinde, 1000 ton kapasiteli bir çiftlikte, 20.000 nüfuslu bir kentin kanalizasyon artıklarına eşit miktarda atığın denize bırakıldığı tespitlidir .

Halbuki balık çiftliklerinin, yer seçimi ve işletimi en uygun standartlar göz önüne alınarak, çevre ve deniz ekosistemine ve turizme zarar vermeden, en uygun şekilde yapılarak, ülke ekonomisine katkıda bulunmaları esastır. Aksi kabul edilemez. Zira tersi durumlarda hem çevre sorunları ve hem de ciddi ekonomik kayıplar ortaya çıkmaktadır. Nitekim geçtiğimiz günlerde Muğla'da, uzun süreden beri ve kıyıya çok yakın konuşlanmış olan balık çiftliklerinde, yüz binlerce Çipura balığı, oksijen yetersizliğinden telef olmuştur. Bu ekonomik kayıp dahi balık çiftliklerinin denizlerde yarattığı kirliliği ve denizin ekosisteminde neden olduğu tahribatı göstermektedir. Ayrıca bazı turizm şirketleri, balık çiftlik/erinin neden olduğu görüntü ve aşırı deniz kirliliği yüzünden rezervasyonlarını iptal etmiştir.

Üzülerek belirtmek gerekir ki, Çevre ve Orman Bakanlığı balık çiftlikleri konusunda samimi davranmamaktadır. Yasaya aykırı olarak konuşlanmış olan balık çiftliklerinin, bulundukları yerlerden açık denize taşınmalarında kararlı davranmamakta, ayak sürümektedir. Hatta, yasa yürürlüğe girdikten sonra bile, örneğin İzmir'de yasaklanmış olan alanlarda üç adet balık çiftliği kurulmasına olumlu ÇED kararı vermiş olması, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın soruna bakışını göstermektedir. Bakanlığın bu ikircikli tutumu yüzünden, bugün itibarile 20 aydan beri yürürlükte olan yasa, bu sektörde uygulanamamakta, dolayısıyla Devletin Otoritesi sarsılmaktadır. Ekonomik gücü yüksek olan sektörün, etkili lobi faaliyetlerinin buna sebep olduğu iddiaları yoğundur.

Sonuç olarak, deniz dibi ve yüzeyinde aşırı kirliliğe neden olan ve denizin ekosistemini bozar ayrıca görüntü kirliliği de yaratan ve böylece iç ve dış turizme ağır darbe vuran balık çiftliklerinin yarattığı sorunlarla, yürürlükteki 5194 sayılı Çevre Yasasının bu sorunlarla ilgili hükümlerinin uygulanmamasının nedenlerinin tespiti için Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.

1) Ahmet Ersin (İzmir)

2) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)

3) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)

4) İsa Gök (Mersin)

5) Çetin Soysal (İstanbul)

6) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)

7) Mevlüt Coşkuner (Isparta)

8) Atila Emek (Antalya)

9) Gürol Ergin (Muğla)

10) Fatma Nur Serter (İstanbul)

11) Tekin Bingöl (Ankara)

12) Faik Öztrak (Tekirdağ)

13) Fevzi Topuz (Muğla)

14) Orhan Ziya Diren (Tokat)

15) Ali Arslan (Muğla)

16) Vahap Seçer (Mersin)

17) Muharrem İnce (Yalova)

18) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)

19) Abdulaziz Yazar (Hatay)

20) Bülent Baratalı (İzmir)

21) Birgen Keleş (İstanbul)

22)Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)

23) Erol TINASTEPE (Erzincan)
 


İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 39 Milletvekilinin, denizlerdeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/119)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Denizlerimizdeki kirlilik ve kirliliğe neden olan etkenlerin araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca araştırma açılmasını saygılarımla arz ve talep ederiz.

1) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir)

2) Reşat Doğru (Tokat)

3) Oktay Vural (İzmir)

4) Hasan Çalış (Karaman)

5) Mehmet Şandır (Mersin)

6) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)

7) Ümit Şafak (İstanbul)

8) Mümin İnan (Niğde)

9) Süleyman Nevzat Korkmaz (Isparta)

10) Gürcan Dağdaş (Kars)

11) Münir Kutluata (Sakarya)

12) İzzettin Yılmaz (Hatay)

13) Mustafa Enöz (Manisa)

14) Akif Akkuş (Mersin)

15) Recep Taner (Aydın)

16) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)

17) Ali Uzunırmak (Aydın)

18) Durmuşali Torlak (İstanbul)

19) Osman Çakır (Samsun)

20) Hasan Özdemir (Gaziantep)

21) Atila Kaya (İstanbul)

22) Rıdvan Yalçın (Ordu)

23) Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın)

24) Yılmaz Tankut (Adana)

25) Emin Haluk Ayhan (Denizli)

26) Osman Ertuğrul (Aksaray)

27) Bekir Aksoy (Ankara)

28) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)

29) Mustafa Kalaycı (Konya)

30) Ahmet Orhan (Manisa)

31) Erkan Akçay (Manisa

32) Metin Çobanoğlu (Kırşehir)

33) Mehmet Günal (Antalya)

34) İsmet Büyükataman (Bursa)

35) Hakan Coşkun (Osmaniye)

36) Zeki Ertugay (Erzurum)

37) Necati Özensoy (Bursa)

38) Hamza Hamit Homriş (Bursa)

39) Süleyman Turan Çirkin (Hatay)

40) Mehmet Ekici (Yozgat)

Gerekçe:

Denizlerimizde son yıllarda ortaya çıkan kirlenme ve buna bağlı olarak gerçekleşen balık ölümleri, Türk turizmini olumsuz yönde etkilemektedir.

Muğla'nın Milas İlçesi Güllük Körfezi'ndeki balık çiftliklerinde, iki hafta önce ortaya çıkan Çipura ölümleri aşırı kirlenmeden kaynaklanmıştır. Yer yer meydana gelen balık ölümleri turizmi de vurmaktadır. Kirlenmeden dolayı ölen balıklar nedeniyle, Güllük Körfezi'nde bulunan otel ve tatil köylerinde çok sayıda rezervasyon iptal edilmiştir.

Muğla'nın Milas İlçesi'nde bunlar yaşanırken, İzmit Körfezi ve Marmara Denizi'nde görülen jeli andıran beyaz tabaka, giderek daha geniş bir alana yayılmaktadır. Denizin yüzeyi yaklaşık altı aydır bu madde ile kaplanmıştır. Dalgalanma ile zaman zaman yer değiştiren yüzeydeki tabaka denizin altına doğru 15 metre derine inmiştir. Denizlerimizdeki kirlilik boyutu her geçen yıl biraz daha artmaktadır.

Türkiye bütçesinin önemli bir bölümünü turizm gelirleri oluşturmaktadır. Deniz, kum ve güneş için ülkemizi her yıl milyonlarca yabancı turist ziyaret etmektedir. Ülkemizin mevcut yabancı turist potansiyelini korumak ve daha da yukarılara taşımak için denizlerimizdeki kirlenme konusunda çok ciddi önlemler alınarak uygulamaya konulmalıdır.

Dünya denizlerinde yaşanan kirliliğin nedenleri ve sonuçlarına ilişkin yapılan bir çalışma, denizlerin dünyanın önemli çöp depolama alanlarından birisi haline geldiğini gözler önüne sermiştir. Plansız ve düzensiz olarak artan balıkçılık, iyi planlanmadan deniz doldurularak yapılan limanlar, otoyollar ve arazi kazanma çalışmaları denizlerimizin doğal zengin yapılarını bozmaktadır. Ayrıca arıtılmadan denizlere akıtılan kirli sular ve katı atıklar da pek çok deniz alanlarının kirlenmesine neden olmaktadır.

Deniz kıyısında bulunan kent merkezleri ve sanayi tesislerinden çıkan ve arıtılmadan denize boşaltılan atıklar, Tarımsal alanlarda erozyon sonucu akarsularla denize karışan toprak ve diğer kirleticiler, Denizlerde kurulmuş bulunan platform ve boru hatlarından oluşan sızıntılar, Gemiler ve diğer deniz araçlarından oluşan kirlilik, kıyılara yakın kurulan balık çiftlikleri, kıyı inşaat ve atıklarının denize karışması Deniz kirliliğine neden olan belli başlı faktörler arasında yer almaktadır. Bütün bu ve buna benzer kirleticilerle ilgili araştırma yapılmalıdır. Bu unsurlardan denizlerimizin ne kadar kirlendiği ortaya konulmalıdır.

Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz'de meydana gelen kirlilikle ilgili önlemlerin alınması konusunda Meclisimize büyük görev düşmektedir. Yüce Meclisimizin bu görevi yerine getirmesi için Anayasa'nın 98. ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gerekmektedir.
 


Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin, Kahramanmaraş'ta Narlı Ovası'na kurulması planlanan katı atık depolama tesisinin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/145)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kahramanmaraş İli Pazarcık İlçesi Narlı Ovasına kurulacak olan Katı Atık Çöp Depolama Tesisinin insan sağlığı başta olmak üzere çevreye, ekolojik dengeye, tarımsal alanlara ve doğal kaynaklara vereceği zararların araştırılarak, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98. TBMM İç Tüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederim.

1) Fatma Kurtulan (Van)

2) Ahmet Türk (Mardin)

3) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)

4) Emine Ayna (Mardin)

5) Ayla Akat Ata (Batman)

6) Sebahat Tuncel (İstanbul)

7) Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis)

8) Bengi Yıldız (Batman)

9) Sırrı Sakık (Muş)

10) M. Nuri Yaman (Muş)

11) Özdal Üçer (Van)

12) Aysel Tuğluk (Diyarbakır)

13) Pervin Buldan (Iğdır)

14) Gültan Kışanak (Diyarbakır)

15) Akın Birdal (Diyarbakır)

16) İbrahim Binici (Şanlıurfa)

17) Hasip Kaplan (Şırnak)

18) Sevahir Bayındır (Şırnak)

19) Şerafettin Halis (Tunceli)

20) Osman Özçelik (Siirt)

GEREKÇE

Türkiye'nin en verimli ovalarından biri olan Pazarcık-Narlı Ovası'nda, bölgedeki sekiz belediyeye ait kentsel ve tıbbi atıkların depolanacağı bir katı atık depolama tesisi kurulması çalışmaları hızla sürmektedir. Ülkemizin doğal, tarihi, kültürel ve ekonomik zenginliğe sahip seçkin yörelerinden biri olan Narlı Ovası'na böyle bir tesisin kurulacak olması Kahramanmaraş halkı ve çevre örgütleri tarafından da tepkiyle karşılanmaktadır. Zengin ve sulak tarım toprakları ile pamuk, buğday, domates, karpuz, patates başta olmak üzere her türlü sebze ve meyve yetiştiriciliğinin yapıldığı bu alanın Katı Atık Çöp Depolama tesisi için kullanılacak olması yöre halkını kaygılandırmaktadır. Son yıllarda zeytinciliğin Avrupa Birliği'nden alınan teşviklerle hızla yaygınlaşmaya başladığı, Türkiye'nin toplam biber ihtiyacının yüzde 80'n'inin de karşılandığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Ayrıca bölgede Kurulu Kartalkaya Barajı ve sulama sistemi ovanın yüzde 90'dan fazlasında sulu tarım yapılmasını sağlamaktadır. Bu sayede bölgenin neredeyse tamamına yakın bölümü, 1 'inci sınıf sulanabilir tarım alanı niteliği kazanmıştır. Pazarcık-Narlı Ovası'nda uluslar arası anlaşmalara göre, korunması gereken bitki ve hayvan türleri de yaşamaktadır. Çöp tesisi faaliyete başladıktan sonra yörede havanın, suyun ve toprağın kirlenmesi ve önemli sağlık sorunlarının yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Depolanacak çöplerinden çıkacak metan gazının yakılacak olmasından dolayı çöp tesisi, doğal iklim koşullarını da olumsuz etkileyecektir. Ayrıca zamanla verimli tarım arazileri kullanılamaz hale gelecek, yörede tarıma dayalı endüstri çökecek ve geçimini tarımdan sağlayan yöre halkı bundan olumsuz etkilenecektir. Katı Atık Çöp Deposu'nun kurulduğu yerde çevreye saçılacak zararlı gazlar, tarımsal üretimde verimi düşüreceği gibi üretilen ürünleri de insan sağlığı açısından riskli hale getirecektir. Bununla birlikte tesisin kurulacağı alanın geçirgen bir toprak yapısına sahip olması nedeniyle, mikroorganizmaların içme sularına karışması sonucu yöre halkının çeşitli hastalıklarla karşı karşıya kalacağı aşikardır.

Ayrıca bölge maden sahası olarak kullanılmakta ve şu anda Nil-Ay İnşaat Tic. Tur. San. A.Ş. krom madeni çıkarmaktadır. Katı Atık Depolama Tesisi kurulacak alan Denizli, Halkaçayır, Maksutuşağı köylerine çok yakın bir mesafede bulunmaktadır. Bölgedeki hâkim rüzgar yönü 10 bini aşkın nüfusa sahip Narlı Kasabasına doğrudur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56. maddesinde tüm yurttaşlara "sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı" tanınmıştır. Bu proje bu maddenin açık bir şekilde ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca alan askerî tatbikatlar sırasında girişlere kapatılıyor. Bu sürede çöplerin nasıl ve nerde bekletileceği de belirsizliğini koruyan bir başka sorun olarak görülmektedir. Diğer yandan bölgede bir baraj projesi de ihale aşamasındadır. Kahramanmaraş iline bağlı ilçe, belde belediye başkanları, köy muhtarları ve sivil toplum örgütleri temsilcileri bu tesisin bu alanda kurulmasına karşı çeşitli faaliyetlerde bulunmuş ve imza kampanyası başlatmışlardır.

Türkiye'nin en fazla hava kirliliği yaşayan illeri arasında bulunan Kahramanmaraş'ta kurulacak Katı Atık Çöp Depolama Tesisinin, başta insan sağlığı olmak üzere ilin ekolojik dengesine; Narlı Ovasının doğal, tarihî, kültürel ve ekonomik zenginliğine vereceği zararların yerinde tespiti için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasının yararlı olacağı kanaatindeyiz.
 


Isparta Milletvekili Haydar Kemal Kurt ve 23 milletvekilinin, Eğirdir Gölü ve Havzası'ndaki çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/146)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Eğirdir Gölü, bilindiği üzere Isparta İli sınırları içinde yer alan ve Türkiye'nin ikinci büyük tatlı su gölü olan bir su kaynağıdır. Dünyadaki su kaynaklarının son derece kısıtlı olması ve buna karşın suya olan talep baskısının hızlı bir şekilde artması göz önüne alındığında, su rezervlerinin önemi bir kez daha anlaşılacaktır.

Ülkemizde yer alan su havzalarında genelde olduğu gibi, Eğirdir Gölü ve Havzasında da; fazla su tüketimi, evsel, tarımsal ve endüstriyel atıkların yol açtığı kirlilik, kontrolsüz avcılık, ötrofikasyon tehdidi, su bitkileri ve su canlılarının yok olma riski gibi sorunlar hızla artarak tehlikeli boyutlara ulaşmıştır.

Eğirdir Gölü ve Havzasında hızla artan ve tehlikeli boyutlara ulaşan kirlilik ve çevre sorunlarının; 'Havza Bazlı Su Yönetimi' esasları ile tespiti ve çözüm için gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasa'nın 98. ve İç Tüzüğün 104. Maddesi uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz eder,

Saygılar sunarız.

1) Haydar Kemal Kurt (Isparta)

2) Süreyya Sadi Bilgiç (Isparta)

3) Mehmet Sait Dilek (Isparta)

4) Mustafa Demir (Samsun)

5) Mahmut Dede (Nevşehir)

6) İbrahim Yiğit (İstanbul)

7) Mustafa Ataş (İstanbul)

8) Mehmet Yaşar Öztürk (Yozgat)

9) Kerem Altun (Van)

10) Fehmi Hüsrev Kutlu (Adıyaman)

11) Cemal Taşar (Bitlis)

12) Halil Aydoğan (Afyonkarahisar)

13) Mehmet Mustafa Açıkalın (Sivas)

14) Hasan Kara (Kilis)

15) İkram Dinçer (Van)

16) Edibe Sözen (İstanbul)

17) Cumhur Ünal (Karabük)

18) Sedat Kızılcıklı (Bursa)

19) Ayşe Nur Bahçekapılı (İstanbul)

20) Bayram Özçelik (Burdur)

21) Hasan Fehmi Kinay (Kütahya)

22) Mehmet Ceylan (Karabük)

23) Mehmet Ocakden (Bursa)

24) Murat Yıldırım (Çorum)

Gerekçe:

Eğirdir Gölü; Eğirdir ilçesi ve Isparta il merkezinin içme ve kullanma, havzasında yer alan onlarca belde ve köyün tarımsal sulama ve kullanma suyu talebini karşılayan ülkemizin ikinci büyük tatlı su kaynağıdır.

Eğirdir Gölü Havzası; sahip olduğu verimli topraklar nedeniyle, yoğun tarım faaliyetlerinin baskısı altındadır. Tarımsal sulama için gölden aşırı su çekilmesi, yoğun pestisit ve gübre kullanımı ve bunların bilinçsizce yapılması (ilaç ve gübre seçimi, kullanım miktarlarının tespiti, uygulama zamanı ve sayısının belirlenmesi vb.) tarımsal atıkların havzada kontrolsüzce depolanması (yüzey ve yeraltı su kaynaklarının yakını ve kuru dere yataklarının tercih edilmesi) ve kontrol-denetlemenin yeterli olmaması hususları bu baskıyı artırmaktadır.

Diğer yandan, göl havzasındaki yerleşimlerin evsel atıkları, havzadaki yüzey ve yeraltı su kaynakları için tehdit unsuru olmayı artarak sürdürmektedir. Özellikle yerleşimlerde kanalizasyon sisteminin yeterli olmayışı ve foseptiklerin tercih edilmesi, arıtma tesislerinin yeterli olmaması, katı atık ve çöp depolama sistemlerinde yer seçiminin doğru yapılmaması, havzadaki yerleşimIere ilişkin kirliliğin tetikleyicisidir.

Havzada gelişen endüstriyel faaliyetler sonucu oluşan atıklar da önemli bir sorundur. Sanayi tesislerine ait arıtma sistemlerinin olmaması veya yetersiz kapasiteyle çalışması, kontrol ve denetim eksikliği sorunu daha da artırmaktadır.

Yine havza içinde yer alan, göl kıyısındaki sulak alanların kurutularak verimli tarım arazisi elde etme çabaları, su kalitesi ve havza klimasını olumsuz etkilemektedir. Ayrıca; su kuşu, balıklar, su kıyısı ve içi bitkilerin yaşam ortamı yok edilerek biyo çeşitlilik azaltılmaktadır.

Eğirdir Gölü'nde doğal su döngüsüne yapılan müdahaleler, su seviyesinde değişimlere neden olmuştur. Arazinin eğimli olması ve önleyici tedbir alınmaması; erozyon ve sediment taşınmasına, kıyı boyunca göl tabanının dolmasına neden olmaktadır.

Önceleri, havzada yaşayan yüzlerce ailenin geçim kaynağı olan balıkçılık; balık türlerinin ve potansiyelinin giderek azalması nedeniyle ekonomik bir uğraş olmaktan çıkmıştır.

Yukarıda sıraladığımız ve benzer sorunların çözümü için çeşitli çalışmalar yapılmıştır, halen devam eden çalışmalar da vardır. (TBMM Dilekçe Komisyonunun 'Eğirdir Gölü ve Çevresinde Yaşanan Çevre ve Kıyı Sorunlarının Giderilmesi' ile ilgili çalışmalar, Isparta İl Çevre Orman Müdürlüğü koordinatörlüğünde yürütülen 'Eğirdir Gölü Yönetim Planı' çalışması, Eğirdir Gölü Özel Hüküm Belirleme Çalışmaları vb.) Ancak, bugüne kadar sorunlar çözülemediği gibi, ağırlaşarak devam etmektedir.

Eğirdir Gölü Havzası'nda sorunlar kontrolden çıkmakta ve geri dönülemeyecek noktaya gelinmektedir. Benzer sorunların çözümünde başarılı olan ülkelerin ve AB'nin su kaynakları yönetiminde hareket noktaları 'Havza Ölçekli Yönetim'dir. (Hatta; üyelik müzakerelerini yürüttüğümüz AB'nin 'Su Anayasası' sayılan "Su Çerçeve Direktifi"nin en önemli özelliği, havza ölçekli yönetime dayanmasıdır.)

Eğirdir Gölü ve havzasından canlı ve cansız çevre için sağlanan faydanın devamı amacıyla; doğal ortamın yeniden sağlanması, bunun için de; gerekli adımların yeni bir bakış açısıyla ve daha fazla gecikilmeden atılması gerekmektedir.

Başa Dön

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM