Türkiye Büyük Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
23. Dönem 2. Yasama Yılı
14. Birleşim 31 Ekim 2007 Çarşamba

Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Font Küçült | Normal | Font Büyüt
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Tutanak toplam 46 sayfadır. Sorgulanan Sayfaların Yazıcı Versiyonu

DÖNEM: 23 CİLT: 3 YASAMA YILI: 2

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

14'üncü Birleşim

31 Ekim 2007 Çarşamba

İ Ç İ N D E K İ L E R

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- Eski Dışişleri Bakanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'nün vefatı nedeniyle saygı duruşu

B) TEZKERELER

1.- Romanya Parlamentosu Başkanı Bogdan Oltenau ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/203)

2.- Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ve Batı Avrupa Birliği Geçici Avrupa Güvenlik ve Savunma Asamblesi, NATO Parlamenter Asamblesi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi, Asya Parlamenter Asamblesi ile Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturacak üyelerin isimlerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/204)

3.- Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız Özak'ın Hindistan'a yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/205)

4.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın Belarus'a ve İngiltere'ye yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/206)

5.- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanlığının resmî davetine icabetle TBMM Dışişleri Komisyonu heyetinin Kuzey Kıbrıs'a yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/207)

C) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve 20 milletvekilinin, demir yolu ulaşım sistemindeki sorunların araştırılarak altyapı ve işletmeciliğinin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/25)

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 21 milletvekilinin, Balkan göçmenlerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/26)

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1

1.- TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil'in, eski Dışişleri Bakanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'nün vefatı nedeniyle merhuma Allah'tan rahmet, ailesine ve milletimize başsağlığı dileyen konuşması

VI.- TEŞEKKÜR, TEBRİK, TEMENNİ VE TAZİYELER

1.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, Ankara Milletvekili Mehmet Emrehan Halıcı, İzmir Milletvekili Oktay Vural, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Malatya Milletvekili Öznur Çalık, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Samsun Milletvekili Osman Çakır ve Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, Eski Dışişleri Bakanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'nün vefatı nedeniyle taziye konuşmaları

VII.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan'ın, Türk Kızılayının faaliyetlerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner'in, yaş sebze meyve ihracatında yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker'in cevabı

3.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut'un, hazine arazileri üzerinde ecri misil ödeyerek tarım yapan çiftçilerin sıkıntılarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı

VIII.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Genel Kurulun 31/10/2007 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine ve 1/11/2007 Perşembe günkü birleşiminde 16 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/350) (S. Sayısı: 16)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açıldı.

Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve 30 milletvekilinin, baz istasyonları ile ilgili iddiaların (10/23),

Muğla Milletvekili Ali Arslan ve 33 milletvekilinin, turizm sektörünün sorunlarının (10/24),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve 73 milletvekilinin, Ankara'da yaşanan içme ve kullanma suyu sorununda, Ankara Büyükşehir Belediyesi üzerinde gözetme ve düzeltici önlemler alma ve ilgili bakanlıklar arasında iş birliği sağlama konusunda sorumluluklarını yerine getirmeyerek görevlerinin gereklerini yapmakta ihmal ve gecikme gösterdiği ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanunu'nun 257'nci maddesine uyduğu iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Anayasa'nın 100'üncü ve İç Tüzük'ün 107'nci maddeleri uyarınca Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesinin (9/1) ön görüşmeleri tamamlandı; yapılan gizli oylamadan sonra, Meclis soruşturması açılması kabul edilmedi.

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş'in, konuşmasında şahsına sataştığı iddiasıyla bir açıklamada bulundu.

31 Ekim 2007 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 16.48'de son verildi.

Nevzat PAKDİL

Başkan Vekili

Yaşar TÜZÜN Fatoş GÜRKAN

2

Bilecik Adana

Kâtip Üye Kâtip Üye

No.: 20

II.- GELEN KÂĞITLAR

31 Ekim 2007 Çarşamba

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve 20 Milletvekilinin, demir yolu ulaşım sistemindeki sorunların araştırılarak altyapı ve işletmeciliğinin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/25) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2007)

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 21 Milletvekilinin, Balkan göçmenlerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/26) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2007)

31 Ekim 2007 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Fatoş GÜRKAN (Adana)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14'üncü Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakikalık süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- Eski Dışişleri Bakanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'nün vefatı nedeniyle saygı duruşu

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bugün vefat eden 17'nci, 18'inci ve 19'uncu Dönem İzmir Milletvekili, Dışişleri eski Bakanı, Devlet eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'nün aziz hatırası önünde Genel Kurulu bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.

(Saygı duruşunda bulunuldu)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil'in, eski Dışişleri Bakanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'nün vefatı nedeniyle merhuma Allah'tan rahmet, ailesine ve milletimize başsağlığı dileyen konuşması

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, ülkemizin yetiştirdiği değerli bilim ve devlet adamı Erdal İnönü'yü bugün kaybettik. Kendisine Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Gerek bilim gerekse siyaset alanında ülkemize yapmış olduğu hizmetler her zaman şükranla anılacaktır. Ruhu şad olsun.

Evet, konuyla ilgili olarak, Sayın Anadol, sisteme girer misiniz efendim, yerinizden size söz hakkı vereyim.

Buyurun Sayın Anadol.

3

VI.- TEŞEKKÜR, TEBRİK, TEMENNİ VE TAZİYELER

1.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, Ankara Milletvekili Mehmet Emrehan Halıcı, İzmir Milletvekili Oktay Vural, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Malatya Milletvekili Öznur Çalık, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Samsun Milletvekili Osman Çakır ve Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, Eski Dışişleri Bakanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'nün vefatı nedeniyle taziye konuşmaları

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, bana söz vermek nezaketini gösterdiğiniz için size teşekkür ediyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

Zatıalinizin de belirttiği gibi, eski 17, 18 ve 19'uncu Dönem İzmir Milletvekili, Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Vekili olarak görev yapan SODEP ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Erdal İnönü'yü kaybetmenin üzüntüsü içindeyiz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yüce Parlamentonun acısını paylaşıyoruz.

Sayın Başkanım, Erdal İnönü, 12 Martın çalkantılı günlerinde, gençlik hareketlerinin gündeme geldiği bir dönemde hem gençlere itidal tavsiye eden hem de özgürlükleri savunan bir rektör olarak, ODTÜ Rektörü olarak toplumca tanındı. Tabii bilim adamı yönünü, üniversiteler biliyordu, bilim camiası, bilim âlemi biliyordu, ama böyle bir dönemde basiretli yönetimiyle toplumumuz tarafından tanındı ve o günkü Cumhuriyet Halk Partisi içinde de meydana gelen çalkantı sırasında babası merhum İsmet İnönü'yü mağlup eden merhum Ecevit'i en önce tebrik edecek kadar demokrat bir kişiliğe sahipti merhum Erdal İnönü.

12 Eylülden sonra sosyal demokratların, Cumhuriyet Halk Partililerin, merkez solun toparlanması gündemdeydi. Ailesine rağmen, ailesine ve kendisinin direncine rağmen, toplumda sosyal demokrat camiadan gelen yoğun istemleri kıramadı. Bir defa vazgeçmesine, geri dönmesine rağmen SODEP'in Genel Başkanı oldu, SODEP'i kurdu ve Konsey tarafından seçime sokulmayan SODEP'i, daha sonra -bir başka kişiyi rahmetle anmak durumundayım- Halkçı Parti Genel Başkanı merhum Aydın Güven Gürkan'la birlikte aynı çatı altında birleştirdi ve yapılan ara seçimlerde İzmir adayı olarak Parlamentoya girdi. İzmirliler, demokrat kimlikleriyle Erdal İnönü'yü bağırlarına bastılar. 18'inci Dönemde birlikte Parlamentoda İzmir Milletvekili olarak görev yapmaktan onur duyuyorum, o günleri hasretle anıyorum. 19'uncu Dönemde tekrar İzmir Milletvekili oldu ve kurulan hükûmetlerde Başbakan Yardımcılığı, Başbakan Vekilliği, Dışişleri Bakanlığı, Devlet Bakanlığı gibi önemli görevlerde bulundu.

Sözümü fazla uzatmak istemiyorum. Bilim camiasına, ailesine, Türk milletine ve onu Parlamentoya gönderen İzmir halkına başsağlığı diliyorum, yüce Parlamentoya saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Anadol.

Sayın Bakanım, isterseniz, size yerinizden bu konuyla ilgili olarak söz vereyim yahut da daha sonra, gündem dışı konuşmalar yapılacağı için onlara cevap mahiyetinde yine kürsüden konuşabilirsiniz. İç Tüzük'ün amir hükümleri böyle olduğu için…

Daha sonra mı konuşacaksınız Sayın Bakan?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) - Peki, olur.

BAŞKAN - Evet, konuyla ilgili olarak Sayın Emrehan Halıcı'nın, Ankara Milletvekilimizin bir söz talebi var.

Sayın Halıcı, mikrofonunuzu açtırayım.

MEHMET EMREHAN HALICI (Ankara) - Sayın Başkanım, söz verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

Ben de kısa bir açıklama yapmak istedim. Sözlerime başlarken kendim ve DSP'li milletvekillerimiz adına yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Erdal İnönü'yü kaybetmiş olmanın derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. O, örnek bir siyaset adamıydı, bir devlet adamıydı ve aynı zamanda da örnek bir bilim adamıydı. Sadece siyasette değil ama bilimin, kültürün, sanatın her alanında örnek çalışmalar yaptı ve bilime, kültüre, sanata inanan insanlar arasında da çok özel bir yer edindi. Bu yüzden üzüntümüz çok ama çok fazladır. Derin bilgi birikiminin yanı sıra hoşgörüsüyle, mütevazılığıyla ve nezaketiyle Türkiye'ye örnek oldu, bundan sonra da örnek olmaya devam edecektir.

4

Ben, kendisine tekrar rahmet diliyorum ve Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Çok teşekkürler efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Halıcı.

Evet, kısa bir açıklama için İzmir Milletvekili ve MHP Grup Başkan Vekili Sayın Oktay Vural'a söz vereceğim.

Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Sayın Erdal İnönü'nün rahmetli olmasından dolayı taziyelerimizi, üzüntülerimizi bildirmek istiyoruz. Bütün siyaset camiasının, bilim adamlarının başı sağ olsun, Allah rahmet eylesin. Acılarını paylaşıyoruz. Türk siyasetine kendi özgün niteliğiyle derinlik kazandırmış bir şahsiyeti kaybetmenin acısını paylaşıyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Vural.

Evet, Sayın Aslanoğlu, hemşehriliği dolayısıyla galiba, söz istemiş. Milletvekillerimiz adına da Sayın Aslanoğlu… Adına değil de daha doğrusu kendisine bir kısa açıklama için söz vereyim.

Buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Örnek devlet adamı, değerli bir bilim adamı, ilkeli, dürüst ve onurlu bir siyasetçi olan Sayın İnönü'yü rahmetle anıyorum. Sayın İnönü'ye Allah gani gani rahmet eylesin, ruhu şad olsun. Malatya halkı adına, ailesine, tüm Türk milletine ve tüm bilim camiasına başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Başkan, ben de teşekkür ediyorum söz verdiğiniz için.

Bugün gerçekten ülkemizde önemli bir şahsiyeti kaybettik. Ben de uzun yıllar Sayın İnönü'yle birlikte olan bir siyasetçiyim. SODEP'in kuruluşundan Sosyal Demokrat Halkçı Partiye kadar genel başkanımız, ben il başkanıydım. Ondan çok şey öğrendik demokrasi adına, özgürlükler adına, barış ve hukuk adına çok şey öğrendik, hoşgörüyü öğrendik, toleransı öğrendik. Bir dönem de kendisiyle birlikte Parlamentoda bulundum ve bize önemli bir şeyler öğretti. Siyasetin vazgeçilmez olduğunu söyleyenlere şunu söyledi hep: Kuşatıldı… Dedi ki: "Siyaseti bırakabiliriz." Ve yeri, zamanı gelince de bırakıldı. Ne yazık ki ülkemizde bu önemli şahsiyetleri kaybettiğimiz zaman, arkasından çok önemli şeyler söyleriz. Sayın İnönü o dönem epeyce sıkıntılı anlar yaşadı, kuşatıldı ve İnönü'ye ihtiyacımız vardı o dönemde. Biz birlikte bulunduğumuz dönemde İnönü'nün önemli projeleri vardı. Türkiye'yi özgürleştirmek ve demokratikleştirmek için çok önemli şeyler yaptı. Biz 24 milletvekili, Sayın İnönü'ye o dönem Türkiye'yi özgürleştirecek ve demokratikleştirecek bir proje sunduğumuzda, ilk gittiğimizde acaba nasıl karşılanırız… Böyle bir tereddüt ve kuşku varken, İnönü cebinden kalemi çıkarıp "Ben, 25'inci milletvekili olarak bunların altına imzamı atabilirim..." Bu noktada, bu kadar kararlı, inançlı bir siyaset adamıydı, ama ne yazık ki onun projelerini hayata geçirmek çok zor oldu, kuşatıldı ve bundan dolayı da siyaseti bıraktı ve Türkiye için büyük bir kayıptı.

Şimdi, diliyorum, umuyorum, bu siyasette uzun yıllar, siyasette bir türlü yaşlanmayanlar -ülkemizde ne yazık ki böyle bir acı gerçeğimiz de var, Türkiye'de siyasetçiler yaşlanmıyor ama- İnönü'yü örnek alırlar, gelecek nesil de İnönü'yü örnek alarak, ülkemiz, ona uygun siyaset profili çıkarır.

Ben kendisine rahmet diliyorum ve bütün Türkiye'ye başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN - Malatya Milletvekilimiz Sayın Öznur Çalık, buyurun.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; bugün vefatını öğrenmiş bulunduğumuz Sayın Erdal İnönü'yü rahmetle anıyoruz. Değerli bir siyaset ve devlet adamını kaybetmiş bulunuyoruz.

Tüm Türkiye'nin ve değerli Malatyalı hemşehrilerimizin başı sağ olsun diyorum. Bugüne kadar yapmış olduğu tüm hizmetler için de kendisini bir kez daha rahmetle anıyorum.

Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

5

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Evet, bu konudaki düşüncelerini almak üzere Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul Günay.

Buyurun Sayın Bakan.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım söz verdiğiniz için.

Değerli arkadaşlarım, Sayın İnönü'nün kaybından duyduğumuz derin üzüntüyle ben de rahmet ve sabır dileklerimi sunuyorum.

Sayın İnönü, Parlamentoda bir süre bulunan, siyasette bir süre bulunan ve ismi bulunduğu alanda saygıyla anılan bir insan olmakla birlikte, esas itibarıyla bir bilim adamıydı. Zor koşullarda, biraz da koşulların zorlamasıyla ve dayatmasıyla siyasete katılmıştı ve sonra kendisi için çok uygun ve saygıdeğer bir zamanlamayla da siyasetten ayrıldı ve ayrılışı da katılışı gibi özel anlamlar taşıyan bir davranış olarak hep alkışlandı, saygıyla karşılandı.

Bir bilim adamıydı -yakın çalışan arkadaşlarımız hep hatırlarlar- siyasi gezilerinin boş zamanlarında, bir miktar kendisine kaldığı zamanlarda çantasından not defterini çıkarır, kafasında yarım kalmış bulunan problemleri çözmeye gayret ederdi ve yine siyasetten fırsat bulduğu anlarda akademik çevrelerdeki arkadaşlarıyla ilişkilerini koparmamaya, akademik dünyada ne olup bittiğini takip etmeye ve akademik dünya ile yaptığı söyleşilerle bir tür kendini yenilemeye çalışırdı. Zor bir anda siyasete katıldı. Türkiye'de cumhuriyetin askıya alındığı, demokrasiye son verildiği bir dönemde, yeniden siyasi partilerin şekilleneceği bir ortamda kendisine yönelik bir talep oldu. Bir tür siyasi akımların, 12 Eylülün zorladığı, kapattığı, bastırdığı siyasi akımların yeniden meşruiyet kazanması için bazı güvence nitelikli isimlere ihtiyaç vardı o koşullarda ve kendisine böyle bir görev önerildi, uzun duraksamalardan sonra kabul etti. Fakat, ismi, başlangıçta, ne yazık ki 12 Eylül yönetimi tarafından Parlamento aday listesine alınmadı, adının ve soyadının bütün saygınlığına rağmen alınmayacak kadar sakıncalı bulundu ve veto edildi. 12 Eylül yönetimi tarafından Erdal İnönü'nün ismi Türkiye Büyük Millet Meclisine girmesinde sakınca bulunanlar sınıfına alındı ve veto edildi. Hâlbuki, Erdal İnönü, daha önce bir vesileyle söylediğim gibi, ismiyle çok genç bir çağrışım yaratırken, soyadıyla da tarihimizin özel günlerini, bir tür milletin makûs talihinin yenildiği başarıları simgeliyordu ve böyle bir isim, bütün kendi müktesebatının derinliğine ve saygınlığına rağmen, o dönemin koşullarında siyasetten yasaklanmaya, en azından Parlamentoya girmekten yasaklanmaya çalışıldı. Bu da Türkiye'nin yakın bir geçmişte, henüz bir çeyrek yüzyıl kadar geride kalan bir geçmişte, demokrasi açısından ne kadar büyük darboğazlardan geçtiğinin simgesel bir olayıdır. Sayın İnönü, daha sonraki süreçte koşulları kendisi zorladı bu kez, siyasete daha aktif görevlerde geldi, Parlamentoya geldi.

Ben, yine fizik problemini çözerkenki sevimliliği içinde başka bazı davranışlarını da çok sevgiyle bugün hatırlıyorum ve milletimizin de hatırlayacağını sanıyorum ve siyasi kültürümüze özel katkılar yaptığını özellikle burada belirtmek istiyorum. Siyasette alkışlanmanın çok makbul sayıldığı, omuzlara alınmanın çok makbul sayıldığı, omuzlarda taşınmanın çok makbul sayıldığı geleneğe karşı çok simgesel davranışlarla direndi. Omuzlara alınmaya çalışıldığı yerlerde, biraz çevresindekilerin şaşkın bakışları ve alaycı gülümsemelerine neden olacak şekilde kendisini doğrudan yere attı, kendisini toprağa attı ve omuza alınmasını böylece insani bir direnişle, fiziki bir direnişle engellediği, bilmeyenler tarafından bilinmelidir. Yani, Türkiye siyasetinin Şarklı görüntüsüne ciddi biçimde, bireysel, insani direnişleri oldu.

Başka şeyler de yaptı. Parlamentoda düşüncelerin yasaklandığı, Parlamentoda farklı arayışların yasaklandığı bir dönemde yasaklanan arkadaşların, dışlanan arkadaşların düşüncelerine katılmamakla birlikte onların söz özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü savunduğunu, Parlamento Başkanlığına verdiği yazılı açıklamayla belirtti ki o dönemde Türkiye'de aynı kulvarda siyaset yapan bazı arkadaşlarımız o kritik günlerde ortada bulunmamayı tercih etmişlerdi.

Siyasetten ayrıldığı günlerde, yine, Türkiye'nin resmî kültürünün, Türkiye'nin egemen kültürünün tabu saydığı, yasaklı saydığı konularda bilimsel çalışmalar, akademik çalışmalar, üniversite tartışmaları yapılırken, yine, düşüncelere katılmamakla birlikte söz özgürlüğünü savunan davranışlarını o toplantılara katılmakla göstermeye çalıştı.

Gerçekten, Türkiye siyasal yaşamından, bilim adamı özellikleri ağır basan saygın bir siyaset ve devlet adamı geçti.

İnönü, zor koşullarda siyasete girerek aslında siyasetin saygın bir iş olduğunu anlatmaya çalıştı. O aydın küçümsemesine karşı, siyaseti küçük gören aydın tavrına karşı, siyasete önem veren, siyasetin her işin önünde olduğunu gösteren davranışlar sergiledi siyasete girmekteki direnciyle ve yine, siyasetin her şey olmadığını, insanın kendisine ayırması gereken bir zaman olması gerektiğini, insanın siyaset dışında ilişkileri, gayretleri, sevdiği

6

alanlar olması gerektiğini, özel bir konumda -genel başkan ve Başbakan Yardımcısıyken- aktif siyasetten ayrılarak gösterdi.

Türkiye siyasetinden, gerçekten, siyaset kültürüne insani davranışlarıyla derinden müdahale eden ve özel örnekler gösteren bir insanın geçtiğini bugün bütün kalbimle duyumsuyorum. Kendisini sevgiyle anıyorum, rahmetle anıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin bütün bakanları adına, mensubu bulunduğum siyasi parti, mensubu bulunduğum siyasi partinin milletvekilleri adına ve kendisini seven herkes adına rahmet dileklerimi ve milletimize sabır dileklerimi sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

1983 ve 1995 yılları arasında Sayın Erdal İnönü'yle aynı partide, aynı çatıda görev yapan bir kişi olarak, Sayın Erdal İnönü'nün bugün kaybından duyduğum üzüntü gerçekten çok büyüktür.

Bu siyasette beraber bulunduğumuz yıllarda Sayın İnönü'nün dürüstlüğünü en yakından gören, kişiliğini en yakından tanıyan, yurtseverliğini en yakından tanıyan; demokratik kişiliğini, insan hak ve özgürlüklerine saygısını, özellikle dürüstlüğünü, devlet malına el uzatmama konusundaki hassasiyetini en yakından gören bir insanım.

Gerçekten çok mütevazı, her insanın örnek alabileceği kadar nazik, kibar, büyük kültürü olan, uluslararası düzeyde en iyi tanınan, Türkiye için her yerde onur veren kişiliğiyle daima göz önüne geldi. Tabii, siyaset yaptığımız o yıllarda Sayın İnönü'ye… İşte, nankör siyasetin yarattığı birtakım kıskançlıklar sonucu İnönü'nün değerlerinden bu ülke gereği gibi yararlanmadı.

Ben bir olayı anlatayım: Biz, 1995 yılında -Ben Meclis Başkan Vekili olarak- Küba'ya bir seyahate gidecektik -Meclis Başkanlığı, en üst derecede- o zaman birileri dediler ki: "Efendim, Amerika Birleşik Devletleri ile Küba'nın arası bozuk…" Bu seyahate izin vermediler. Kendisi, o zaman, Dışişleri Bakanıydı. Ben gittim kendisine söyledim, dedim ki: "Sayın Bakanım, biz böyle bir durumla karşı karşıyayız." Kendisi hemen talimat verdi ve biz o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi heyeti olarak en üst düzeyde ilk defa Küba'ya gittik.

Tabii, Sayın İnönü'yü, üç dakika, beş dakika, saatlerce anlatmak mümkün değil. Çok saygın bir insandı. Gerçekten özveride bulunmasını bilen bir insandı. Ülkesinde gerektiği zaman her türlü fedakârlığı yapabilecek bir insandı. Zaten, birçok insan bugün kendisinin niteliklerini, kişiliklerini, dürüstlüğünü, yüce düşüncelerini her vesileyle izah ediyorlar. Tabii, bizim de bu kısa konuşma arasında bunu izah etmemiz mümkün değil, ama Türkiye'de siyaset yapan insanların, özellikle liderlik seviyesinde siyaset yapan insanların, Erdal İnönü'den almaları gereken çok ders vardır. Bu dersleri alıp da ona göre hareket ettikleri zaman, hem o liderlik makamlarını en iyi şekilde temsil edeceklerine hem de ülkeye daha iyi hizmet edeceklerine inanıyorum.

Kendisi, en verimli bir zamanda ve kendi isteğiyle en büyük makamlardan vazgeçmiştir. Ama, sonradan da birtakım siyasi rakipleri onu siyasetten geri çekmek için birtakım Ali Cengiz oyunları oynamışlardır, bunları da biliyoruz, ama ne yazık ki bugün büyük bir acı içindeyim. Kendisine Tanrı'dan rahmet diliyorum, yerinin cennet olmasını diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum. Meclisimizin ve Türkiye Cumhuriyeti Türk halkının başı sağ olsun.

Saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Genç.

Evet, ekranda iki arkadaşımız var, onlara da söz verip konuyu kapatacağım.

Sayın Çakır…

OSMAN ÇAKIR (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orta Doğu Teknik Üniversitesinin 1969-70 yıllarında bir öğrencisi olarak, rektörlüğü döneminde ve fizik bölümündeki öğretim üyeliği sırasında kendisinden ders almış bir öğrenci olarak burada bulunuyorum. Fevkalade bir insandı, Türkiye'nin yetiştirmiş olduğu çok önemli bir fizikçiydi. ODTÜ'de öğrenci kafeteryasında yemek yemek için öğrencilerle birlikte sıraya girerdi ve onların masasında birlikte yemek yerdi ve siyaseti bıraktıktan sonra da Türkiye'de bilimin yerleşmesi, bilimsel anlayışın kabul edilmesi, yayılması açısından çok önemli faaliyetleri vardır. Bir öğrencisi olarak kendisine Yüce Allah'tan rahmet diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çakır.

7

Sayın Canikli…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygın bir devlet adamı ve siyasetçi olan Sayın İnönü'nün vefatı nedeniyle AK Parti olarak üzüntülerimizi sizlerle paylaşıyoruz. Düşüncelerimizi Sayın Bakanımız ifade etti. Sevenlerine başsağlığı diliyoruz, Allah rahmet eylesin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Biz de tekrar Erdal İnönü'ye Allah'tan rahmet, kederli ailesine, milletimize ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

İlk söz, Türk Kızılayının faaliyetleri hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan'a aittir.

Sayın Erdoğan, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Erdoğan, süreniz beş dakika.

VII.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan'ın, Türk Kızılayının faaliyetlerine ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün kaybettiğimiz bilim ve devlet adamı Sayın İnönü'ye Allah'tan rahmet, kederli ailesine sabırlar, milletimize başsağlığı diliyorum.

Kızılay Haftası'nı idrak ettiğimiz bugünlerde, Türk Kızılayı konulu gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1868'de Hilali Ahmer Cemiyeti adıyla kurulan Türk Kızılayı, bugün tam yüz otuz dokuz yıllık bir yardım çınarı. Kızılay, ihtiyaç anında dayanışmanın, ıstırap anında şefkatin, farklılıklar karşısında hoşgörünün, savaşın en kızgın anında insanlığın, merhametin, tarafsızlığın ve barışın simgesidir. Milletimizin yardımlaşma ve dayanışma sorumluluğunun ifa edilmesinde her zaman ilk adres olmuştur. Bu adımlar, diğer yardım kuruluşlarımızla birlikte Türkiye'nin iftiharı olmak gibi ulvi bir amaca hizmet etmektedir. Çalışmaları ve projeleriyle uluslararası kamuoyunda büyük övgü alırken, "Türk modeli" olarak adlandırılan faaliyetleriyle diğer Kızılhaç, Kızılay derneklerine örnek teşkil etmiştir.

Kızılay, milletimizin, Balkanlardan Orta Doğu'ya, Güney Asya'dan Afrika'ya kadar dünyanın dört bir yanına uzanan şefkat ve merhamet elidir. Herkesin yok olduğu, kaçtığı, kaçıştığı dönemde, o, ihtiyaç sahiplerinin hep yanında oldu. Gıda, ilaç, çadır, konut ve insani yardım çalışmalarını büyük bir heyecanla yerine getirdi. Uzak Doğu'da, Pakistan'da, Filistin'de, Sudan'daki trajediler ne kadar sarsıcıysa, yardımlar da o kadar etkileyici olmuştur.

Değerli arkadaşlar, acılara, felaketlere, afetlere duyarsız kalamayız; çünkü, bu, insanlığımızın, kardeşliğimizin, dostluğumuzun, sahip olduğumuz değerlerin ifadesidir. Bu millet, komşusu açken tok olmayı, yanındaki üşürken ısınmayı, karşısındaki kederliyken sevinmeyi içine sindiremeyen fertlerden oluşan bir millettir. Bu topraklar üzerinde inşa edilen adalet ve şefkat medeniyeti işte bu yüksek ruhla örülmüştür. Ne mutlu bize ki örnek bir vakıf medeniyeti kurmuş bir ecdadın torunları olarak bu ruhu bugün de koruyoruz. Bizim medeniyetimiz hayırseverliği ve paylaşmayı toplumsal hayatın merkezine almıştır. Biz, muhtaç olanın yardımına koşmayı ibadet biliriz. Bizim kültürümüzde dertlinin derdine derman olmak, kanayan yaraları sarmak, mutsuz gönülleri sevindirmek var olmanın temelidir. İşte Kızılay milletimizin özünü, mayasını yansıtan bu durumun kurumsallaşmış hâlidir.

Değerli arkadaşlar, siyasetin itibar kaybettiği yıllarda kurumlar yaralıydı, yolsuzluklar sıradanlaşmıştı. Üzerinde çok şaibeler ve çok spekülasyonlar yapılan Kızılay bunları aşarak son yıllarda ulusal ve uluslararası boyutta hizmetler yapmıştır. Türk Kızılayı merkezî sistemden bölgesel sisteme geçerek müdahale kapasite ve hızını artırmış, en büyük yardım kuruluşlarından birisi hâline gelmiştir. Son yapılan kamuoyu araştırmaları Türk halkının Kızılaya duyduğu güvenin yüzde 88'i aştığını göstermektedir. Bunun Anadolu'daki küçük bir yansımasını bizzat müşahede etmekteyim: Adıyaman'ın Besni ilçesinde geçen ay dokuzuncusu düzenlenen Besni Eğitim Bayramı'nda milletimizin yardımlarıyla açılışı yapılan Kızılay hizmet binasıdır.

8

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Kızılayının milletimizin duyduğu bu güveni boşa çıkartmayacağına eminim. Bu vesileyle tüm Kızılay dostlarını ve sizleri bir Kızılay gönüllüsü olarak saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Gündem dışı ikinci söz, yaş sebze, meyve ihracatında yaşanan sorunlar ile ilgili söz isteyen Antalya Milletvekili Tayfur Süner'e aittir.

Sayın Süner, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TAYFUR SÜNER (Antalya) - Bir iki dakika fazla süre istiyorum, tarımla ilgili olduğu için.

BAŞKAN - Bütün arkadaşlara olduğu gibi, bir dakika ek süre vereceğim Sayın Süner.

TAYFUR SÜNER (Antalya) - Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

2.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner'in, yaş sebze meyve ihracatında yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker'in cevabı

TAYFUR SÜNER (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk milletinin Cumhuriyet Bayramı'nı kutlarım. Cumhuriyet sevdamızın bitmemesi dileğiyle, bu topraklar uğruna canlarını veren aziz şehitlerimizi bir kez daha saygıyla anıyorum.

Sayın Erdal İnönü'nün vefatı dolayısıyla, ailesine ve Türk ulusuna başsağlığı diliyorum.

Yaş sebze, meyve ihracatında yaşanan sorunlarla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin en temel sorunlarından bir tanesi, tarımda yaşadığımız sıkıntılardır. Gerçekten de şu anda, Türkiye'nin neresine giderseniz gidin, tarımla uğraşan insanlarımızın çok büyük bir ekonomik sıkıntı içinde olduğunu göreceksiniz. AKP Hükûmeti, çiftçiyi bu durumdan kurtarmak için neler yapmıştır? AKP İktidarında, tarımda girdi fiyatları devamlı yükselirken, piyasa fiyatları yerinde saymaktadır. Hatta, dönem dönem düşüşler göstermektedir. Piyasa satış fiyatlarıyla, üreticiler, maliyetlerini bile karşılayamaz duruma gelmişlerdir. Üreticiyi, ürettiğine pişman ettiniz. Durum çok vahimdir. Bu insanlar yaşamlarını nasıl sürdüreceklerdir? Sıkıntı gerçekten çok büyüktür. Mazotun litresi 2002 yılında 1 YTL iken, şu an da 2,3 YTL'ye; kompoze gübre 22 YTL iken, 28 YTL'ye çıkmıştır. İnanın, çiftçi, köylü kan ağlıyor. Bu iş, çiftçiyi azarlamakla çözülmez. Sorunlarını dinleyip, yardımına koşmalısınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaş sebze ve meyve sektöründeki sorunlardan biri, zirai ilaç kullanımında yaşanan sıkıntılardır. Bugün, her üretici, dilediği ilaç bayisinden dilediği ilacı alabilmektedir. Üreticiler, hangi hastalık ve hangi zararlı için hangi ilacı kullanacaklarını net olarak bilmemektedirler.

Ürünlerde hastalık ve zararlılarla mücadele için tavsiye edilecek ilaçlar Zirai Mücadele Teknik Talimatı'nda yer almamaktadır. Zirai ilaçların ruhsatlandırılması yüksek maliyet ve uzun prosedürü gerektirdiği için, ilaç firmaları sadece potansiyel gördükleri ürünlerde ruhsat alma yoluna gitmektedirler. Bu eksiklerin bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir. Zirai Mücadele Talimatı gözden geçirilmeli, AB ülkelerinde güvenli kullanılan ilaçlar belirlenerek ürün bazında ruhsatlandırma yoluna gidilmelidir.

Değerli milletvekilleri, Rusya, 31 Mayıs 2005 tarihinde, ülkemizden gerçekleşen sebze ve meyve ithalatının kesilmesini istemişti. Bunu herkes hatırlayacaktır. O dönemde Rusya, Tarım Bakanlığı tarafından, Akdeniz sineği olarak bilinen trips için önlem alınmasını istemişti. Bu istek Tarım Bakanlığımıza tam 6 kez tekrarlanmıştı. Ama dönemin Tarım Bakanı hiçbir cevap vermemişti. Zaten, bu olay da Tarım Bakanını yerinden etmiştir. Bu sıkıntılar nedeniyle, bir buçuk ay boyunca, Rusya, ithalatını durdurmuş. Bu sıkıntı, Antalya İş Adamları ve Yaş Sebze Meyve İhracatı Birliğinin çabalarıyla aşılmıştır. Bu gayretleri için, iş adamları ve Birliğimize, Türkiye'nin ihracatı ve Türk tarımına katkıları için teşekkür etmek istiyorum.

Yaş sebze ve meyve üretimi denilince aklımıza seracılığın merkezi Antalya gelmektedir ve şehrimizde önemli bir istihdam sağlamaktadır. 175 bin-200 bin dekar arazide 60 bin aile bu sektörde faaliyet göstermektedir. Miras hukukuyla arazilerinin parçalanması nedeniyle üretim ortalama 2,7 dekar alanda yapılmaktadır. Mevcut seralarımız rantabl ısıtma yapılmayacak düzeyde yalıtım ve planlamadan yoksundur. Bu tarz seralarda, pazar talepleri doğrultusunda kaliteli ve güvenli ürün elde etmek güçleşmektedir. Antalya'ya gelecek olan doğal gaz öncelikli olarak maliyet fiyatına seralara tahsis edilmelidir. Bu sorunların giderilmesi için büyük ölçekli modern sera yatırımlarının desteklenmesi gereklidir.

9

Turizm sektöründe olduğu gibi, tarım sektörüne de mutlak destek sağlanmalıdır. Bu çerçevede üreticinin yapacağı ve mülkiyeti kendisine olan modern seralara, en az bir yıl geri ödemesiz, dört beş yıl vadeli olmak üzere krediler verilmesi gerekmektedir.

Yatırımda da yüzde 10-15 öz kaynak ile arazi ve projenin teminat olarak gösterilmesi yeterli olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Süner, bir dakika ek süre veriyorum. Konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

TAYFUR SÜNER (Devamla) - Aksi hâlde, 1'e 2 teminat ve gayrimenkul ipoteğiyle üreticinin kredi alma imkânı yoktur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaş sebze ve meyve ihracatına AKP İktidarı zamanında, devlet desteklemeleri yetersiz kalmıştır. Örneğin, domates, mayıs ayının sonuna kadar desteklenmektedir. Ancak, ülkemizde temmuz ayı sonuna kadar domates yetiştirilmektedir. Sera domatesinden sonra tarla domatesi üretilmektedir. Ama bunun destek kapsamı dışında kalması anlaşılabilir bir durum değildir. Yaş sebze meyve ihracatının dönemsel ve bölgesel olarak ürün bazında desteklenmesi lazımdır. Bunun için, Antalya'nın domatesi, Alaşehir'in üzümü, Malatya'nın kayısısı, Bursa'nın şeftalisi, Karaman'ın elması örnek gösterilebilir.

Bununla birlikte, ihracatçıya, ton başına teşvikten ziyade, Avrupa standartlarında ürün yetiştirebilmek için arazi tahsisi yapılmalıdır. Çok miktarda üretim yapan yörelerde, örneğin Antalya'da, bir organize tarım bölgesi yaratılmalıdır.

Ayrıca, dünya standartlarına uygun ambalajlama teşvikinin bir an önce hayata geçirilmesi gereklidir.

Bir diğer yapılması gereken, uluslararası nakliye desteğinin de bir an önce yapılması lazımdır.

Hepinize saygılar sunuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Süner, teşekkür ediyorum.

Gündem dışı konuşmaya Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehdi Eker cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; Antalya Milletvekili Sayın Tayfur Süner'in yaş meyve sebze ihracatında yaşanan sorunlarla ilgili yaptığı gündem dışı konuşmaya cevap vermek üzere huzurlarınızdayım ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, bugün kaybettiğimiz değerli siyaset ve devlet adamı Sayın Erdal İnönü'ye Allah'tan rahmet, ailesine ve Türk milletine başsağlığı dileklerimi ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, 43 milyon ton civarında yaş meyve sebze üretmektedir. Bu, tabii, giderek, yıllar itibarıyla artan bir miktar.

2006 yılında Türkiye yaş sebze meyve ihracatı 2 milyon 200 bin ton civarında gerçekleşti ve bunun karşılığında 1 milyar 152 milyon dolar döviz girdisi sağlandı. Bu verilere göre, yaş sebze meyve ihracatında, bir önceki yıla göre, miktar bazında yüzde 17 ve değer bazında da yaklaşık yüzde 19'luk bir artış sağlandı.

Yine, 2007 yılının ilk dokuz aylık verileri, yaş meyve ve sebze ihracatında 1 milyar 775 milyon 433 bin dolar olarak gerçekleşti.

2007-2008 sezonu, narenciye -üretici verilerine göre- 2 milyon 385 ton civarında tahmin ediliyor.

Narenciyenin, bildiğiniz gibi, yaş meyve sebze içerisindeki payı, ihracat içerisindeki payı yüzde 50 civarındadır. Bu nedenle, yaş meyve sebze ürünleri içinde en önemli ihraç ürünü olarak yer almaktadır.

Yine, yaş meyve sebze ihracatının en çok yapıldığı ülkeler arasında Rusya Federasyonu ilk sırada yer almakta, ikinci sırada Almanya, üçüncü sırada Ukrayna, dördüncü sırada da Romanya bulunmaktadır.

Meyve grubunda ihracatı en çok yapılan ürünler, narenciye, kiraz ve üzümdür. Sebze grubunda da domates, biber ve salatalık sırayla gitmektedir.

Ülkemizden yapılan taze meyve ve sebze ihracatında, alıcı ülkenin talebi doğrultusunda, eğer sertifika talebinde bulunuyorsa alıcı ülke, biz, buna göre bitki sağlığı ve gıda güvenliği limitleri doğrultusunda her ihraç partisi için sertifika düzenlemek suretiyle ihracatına izin vermekteyiz. İhracat sırasında alıcı ülke limitlerine uygun olmayan veya ihracattan geri dönen ürünlerde ise, Türk gıda mevzuatına uygun olması durumunda iç piyasada

10

satışına izin verilmektedir. Eğer Türk gıda mevzuatına uygun değilse, bu takdirde de ürünler ya üçüncü bir ülkeye ihraç edilmekte veya imha edilmektedir. Bu nedenle Türk gıda mevzuatına uygun olmayan ve ihracat imkânı da bulunmayan ürünlerin iç piyasada satışına izin verilmemektedir.

Bakanlığımızca ihracat denetimleri yanında iç piyasada da taze meyve sebzelerde birincil üretimden itibaren paketleme, depolama ve satış yerlerinde, hazırlanan denetim programı kapsamında, 2007 yılında denetimler yapılmış ve 2007 yılının ilk dokuz ayı itibarıyla 8.525 numuneden sadece 44 adedinde pestisit kalıntısı tespit edilmiş ve buna da Gıda Kanunu'nun ilgili maddeleri hükmüne göre işlem yapılmış, bazıları için de imha ve iş yeri hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.

Türkiye geneli ile ilgili bu bilgilerden sonra, Antalya'da da yine ihracatla ilgili analiz bilgilerini sizlere sunmak istiyorum. Antalya ilinde yapılan ihracatla ilgili analiz sayısı 2007 yılında 2.867'dir. Bunun, biraz önce Sayın Konuşmacının yaptığı eleştirileri dikkate aldığımızda, nereden buraya geldiğimizi bilmemizde, hatırlamamızda da fayda var. 2002 yılında biz Hükûmete geldiğimizde bu analiz sadece 120 idi. Yani, 120'den devraldığımız analiz sayısını biz 2.867'ye çıkardık.

Tabii, yapılan analizlerde problemli, yani kalıntı tespit edilenlerin oranında da çok ciddi azalmalar meydana gelmekte. Bu da, bizim uyguladığımız politikaların da yaptığımız iş ve işlemlerin de doğru olduğunu ve amaca uygun hizmet ettiğini göstermektedir. Örneğin; 2002 yılında kalıntılı numune sayısı 35 idi, 2007 yılında bu 16'ya düştü. Yine, ceza işlemi 2002'de 11 iken 5'e düştü. Yani, ceza gerektirmiyor artık. Çünkü, daha nitelikli hâle geldi. Bu şekilde önemli bir iyileşme var bu tür analizlerin sonuçlarında.

Tabii, bitki koruma ürünleri dediğimiz ilaçlarla ilgili kalıntı sorunu dünyanın her yerinde olduğu gibi bizde de var, devam ediyor henüz ve tabii, bizim amacımız bunu minimal düzeye düşürmek ve bunun için, tabii, birtakım tedbirler alıyoruz. Burada, özellikle kalıntıların önlenebilmesi için, bitki koruma ürünlerinin izlenmesi ve kayıtlarının tutulması büyük önem arz ediyor.

Biz, yine Hükûmetimiz döneminde, 2004 yılında, bitki koruma ürünlerinde barkod sistemine geçtik. Bu önceden yoktu. Bu sistemle, bitki koruma ürünlerinin barkodlu bir şekilde piyasaya arz edilmesi ve bunları satan tüm bayilerde bu sistemin kurulması amaçlanmıştır. Hâlen bayilerde kurulan bu sistemle, bir bitki koruma ürünleri bayisinin rafında ve stokunda hangi ilaçlardan ne kadar bulunduğu ve satılan ilaçların hangi üreticiye hangi ürünle hangi etmene karşı kullanılmak amacıyla satıldığının kayıtları bulunmaktadır. Üreticilerimizin yetiştirdikleri ürünlerde kullandıkları kimyasalları kayıt altına almalarını ve bitkisel üretimde kullanılan kimyasalların izlenebilirliğini sağlamak suretiyle, "çiftlikten çatala" veya "tarladan sofraya gıda güvenliği" hedefimiz doğrultusunda, biz, öncelikle, taze sebze ve meyve üretiminde bitki koruma ürünü kalıntısının önlenmesi hakkında bir yönetmelik çalışması yaptık.

Yine, Bitkisel Üretimde Kullanılan Kimyasalların Kayıt Altına Alınması ve İzlenebilirlik Projesi çerçevesinde de pilot uygulamalara 2007 yılının Mart ayında geçtik. Bu proje kapsamında, Adana ve Hatay'da turunçgiller, Mersin'de turunçgiller ve kayısı, Manisa'da üzüm üretiminde kayıt altına alınma işlemlerine başlandı. Bu projeyle, üreticilerin kullandıkları bitki koruma ürünlerinin kayıt altına alınmasıyla birlikte, bitkisel üretimde zirai mücadelenin zirai mücadele teknik talimatları doğrultusunda yürütülmesi de sağlanmaktadır. Üreticilere, ürünlerde zarara sebep olan bitki hastalık ve zararlıları ile zamanında ve tavsiye edilen dozda ilaç kullanımı eğitimi de verilmektedir.

Benzer şekilde bu çalışmalar doğrultusunda kayısıda kayıt altına alma çalışmaları başarıyla sonuçlandırılmış olup, üzüm ve turunçgillerde ise bu çalışma hâlen devam etmektedir.

Kimyasalların kayıt altına alınması ve izlenmesi konusunda ülkemizde sürdürülmekte olan çalışmalara ilişkin somut adımlara yönelik olarak da narenciyede Mersin, Hatay ve Adana'da şu ana kadar toplam bin üretici ve yaklaşık 80 bin dekar alan kayıt altına alınmıştır.

Bakanlık olarak 2007 yılı hedefimiz, ihracat yapan firmaların ürün talebini karşılayabilecek miktarda ürünün kayıt altına alınmasını sağlamaktır. Bu amaçla, il müdürlüklerimizce, herhangi bir sıkıntıyla karşılaşılmaması için gerekli çalışmalar yapılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ihraç edilecek bitkisel ürünlerde pestisit kalıntısı analizi hâlen 8 bakanlık laboratuvarı ile 7 özel laboratuvar tarafından yapılmakta. Rusya Federasyonu'na yapılan ihracatta ise Rusya Federasyonu limitlerini analiz edebilen hâlen 6 laboratuvar -ki bunlar Antalya, Alaşehir, İzmir'de 2 tane, Muğla ve Mersin'de, toplam 6 tane- görevli. Bir ay içerisinde de Hatay, Mersin ve Antalya'da 3 laboratuvar daha söz konusu analizleri yapabilecek duruma getirilmektedir.

11

Burada özellikle şunu belirtmek istiyorum: Bugün itibarıyla Rusya Federasyonu'na da, başka herhangi bir ülkeye de yaş meyve sebze ihracatımızda herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Bunun özellikle altını çizmek istiyorum. Programlandığı şekilde ihracat gayet düzenli bir şekilde yapılmakta. Biraz sonra size Antalya'yla ilgili ihracat rakamının miktarını, değerini de vereceğim. Onun için, burada endişe edecek herhangi bir şey yok.

Burada, Rusya Federasyonu limitlerini geçtiğimiz aylarda Avrupa Birliğinin kabul ettiği limitlerin 10 kat altına düşürmesine rağmen… Avrupa Birliğinin 10 kat altına düşürdü Rusya Federasyonu. Örneğin, bir pestisit kalıntısında Avrupa Birliğinin limiti 0,1'se, böyle bir değerse, Rusya Federasyonu 0,01 istiyor, 10 kat daha yüksek nitelikte istiyor. Kuşkusuz, bunu tahlil edebilecek analiz aletlerinin laboratuvarlara çok kısa bir süre içerisinde getirilmesinin sağlanması ve elemanlarının eğitilmesi gerekiyor ki, bütün bunların hepsi yapıldı. O nedenle de biraz önce de söylediğim gibi, hâlen 6 laboratuvar bu amaca dönük olarak çalışabiliyor ve 3 tanesi de bir ay içerisinde sağlayabilecek duruma geliyor.

Tabii, yaş meyve sebze ihracatının sorunları sadece buradaki pestisit analizleri veya bunlara ait kalıntılardan ibaret değildir. Bu tabii çok eskiden beri kalan, taa Avrupa Birliğiyle Gümrük Antlaşması imzalanırken o günkü hükûmetin dikkate alması gerekip de dikkate almadığı konulardan tutun da, çok daha farklı yetiştiricilik konularında zamanında uygulanan politikaların yanlış izlenmesini de kattığımızda birçok sorun var. Biz bunların hepsine el attık. Örneğin, pazarlamayla ilgili en önemli konulardan bir tanesi ürün konseylerinin kurulmasıdır ve biz bu alanda, yaş meyve sebze ihracatıyla ilgili, bunu kolaylaştıracak bir narenciye konseyiyle ilgili yönetmelik çıkardık.

Yine, narenciye ihracatında verilecek olan ihracat teşviki sezon öncesinde alındı ve açıklandı. Bu, önemli bir teşviktir ihracatla ilgili. İhracatta bütün narenciye çeşitlerine 100 dolar/ton olarak bir teşvik uygulaması söz konusu ve bunun da tabii, bu teşvikin yüzde 4'ü de kesintiye gidip, buradan, narenciyenin tanıtımı için kullanılacak.

Biz "Meyve Bahçelerinin Yenilenmesi" diye bir proje başlattık. Bu projeyle amacımız, özellikle dünya pazarlarının taleplerine uymayan çeşitlerin yeni çeşitlerle, uygun çeşitlerle yenilenmesini sağlamaktır ve burada sertifikalı fidan veya virüsten ari fidan kullanılmak kaydıyla, 10 dekardan daha büyük işletmelere, daha büyük ölçekli bahçelere biz dekar başına 250-300 YTL karşılıksız destek vermekteyiz. Bununla amacımız, belirli bir dar zamana sıkışmış olan narenciye hasadını geniş bir zamana yaymak ve dünya pazarlarının talebi doğrultusunda çeşitlerle narenciye üretimimizi yenilemektir.

Yine, narenciyeyle ilgili ambalajlama, paketleme tesislerine imkân tanıyan, soğuk hava depolarına imkân tanıyan bir "Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Projesi" hayata geçirildi ve bu da 2006 yılında başladı. Çiftçiler, üreticilerin örgütleri, birlikler, kooperatifler, ürün işlemeye, ambalajlamaya, paketlemeye veya soğuk hava deposu tesis etmeye dönük yatırımları yüzde 50 oranında hibe yoluyla desteklenmektedir. Bu projeyi de biz yaptık ve Türkiye genelinde binlerce proje hayata geçti. Bunları biz yüzde 50 hibe olarak desteklemekteyiz.

Bir başka konu bu çerçevede: Analiz ücretlerinin yüzde 50'sinin, ayrıca kalite sistemleri ve çevreyle ilgili belgelendirme giderlerinin yüzde 50'sinin devlet tarafından karşılanması için tebliğ yayımlandı. Narenciyenin de, diğer bütün tarımsal ürünlerin de en önemli sorunlarından bir tanesi tarım sigortaları uygulamasıdır. 1930 yılında konuşulmaya başlanan ve 1930'dan itibaren, yetmiş sene boyunca bir türlü hayata geçmeyen, sürekli konuşulan, taslakları, tasarıları hazırlanan, ama bir türlü çıkarılamayan Tarım Ürünleri Sigorta Kanunu'nu biz çıkardık ve 1 Haziran 2006 tarihinde uygulamaya geçtik. Burada, dünyadaki emsal ülkelerde olmayan şekilde, biz don hasarını da kapsama aldık ve burada da sigorta primlerinin yüzde 50'si hibe olarak karşılanmaktadır. Yani, eğer 250 YTL'lik bir sigorta poliçesi almışsa diyelim bir narenciye üreticisi veya bir meyve sebze üreticisi, bunun yarısını biz karşılıksız olarak kendine takdim etmekteyiz.

Bunların tabii hepsi şu anda uygulanıyor ve Türkiye tarım sektöründe giderek büyüyor. Tarım sektörünün millî gelire olan katkısı bizim Hükûmetimiz döneminde 21 milyar dolardan 39 milyar dolara çıktı. Türkiye'de yeni üretim alanları ortaya çıkmadı. Türkiye'de hayvan sayısı artmadı. Aynı alandan, aynı hayvanlarla, biz verimlilik ilkesini uyguladık, verimliliği geliştirdik ve Türkiye'de tarımsal üretim ve tarımsal üretimin millî gelire olan katkısı yüzde 85 oranında artırıldı. Tabii, biz bunları durduk yerde sağlamadık. Bunları desteklerle sağladık. Biz geldiğimizde Türkiye'de tarım sektörüne ayrılan toplam destek miktarı sadece 1,8 milyar YTL idi. O gün katrilyon deniliyordu. 1 katrilyon 865 trilyon lira idi, o günün değeri.

Değerli milletvekilleri, bugün bizim Türkiye'de tarım sektörüne verdiğimiz destek bunun tam tamına 3 katıdır. Başlangıçta biz geldiğimizde bu desteklerin yüzde 86'sı doğrudan gelir desteği olarak ödeniyordu. Yani,

12

âdeta, çiftçiye "Sen bunu üretme, bu parayı arazi sahibi olarak al." denilen bir destek türüydü. Biz, bunun oranını toplam destekler içerisinde yüzde 40'lara düşürdük. Bu sene, önümüzdeki 2008 yılında bu oranı daha da düşürüyoruz.

Peki, o 3 katı ne yaptık? Üretimi, verimliliği, kaliteyi ve standardı artıracak şekilde, kırsal kalkınmayı artıracak şekilde, geliştirecek şekilde biz farklılaştırdık. Örneğin, Türkiye'nin ihtiyacı olan ve Türkiye'nin ithal etmek zorunda kaldığı yağlı tohumlara biz geldiğimizde 180 küsur milyon YTL ancak destek veriliyordu. Biz, bunu 1,2 milyar YTL'ye çıkardık. Örneğin, hayvancılığa ödenen para, ayrılan destek sadece 80 milyon YTL civarındaydı. Biz, bunu 900 küsur milyon YTL'ye çıkardık. 10 kattan daha fazla artırdık. Dolayısıyla, Türkiye'nin ihtiyaçları doğrultusunda, verimlilik ilkesine göre destekleri hem miktar olarak artırdık hem çeşitlendirdik ve verimliliğe etki etmesini sağladık.

Antalya ilinin yaş meyve sebze ihracat tutarını da arz edeyim bu arada: 2002 yılında 159 bin dolardır Antalya ilinden yapılan yaş meyve sebze ihracatı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakanım, bir dakika ek süre veriyorum. Konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılında Antalya ilinin yaş meyve sebze ihracat tutarı 355 bin dolara çıkmıştır. Yani, 159'dan 355 bin dolara çıkmıştır. Demek ki artmıştır. 2007 yılının ilk dokuz aylık rakamı da 289 bin dolardır. Biz, bunun geçen yılki limiti, miktarı aşacağını ümit etmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de tarım sektörü de yaş meyve sebze sektörü de bizim ekonomik bir kaynak ve ekonomik bir alan olarak gördüğümüz sektördür ve Hükûmetimiz buranın geliştirilmesiyle ilgili bütün tedbirleri almaktadır. Bugüne kadar aldığımız mesafe, bu tedbirlerin doğru olduğunu göstermektedir ve biz bu tedbirleri bundan sonra da geliştirerek almaya devam edeceğiz.

Ben bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gündem dışı üçüncü söz, Adana'da ve ülkemizin değişik bölgelerinde hazine arazileri üzerinde "ecri misil" ödeyerek tarım yapan çiftçilerimizin sıkıntıları hakkında söz isteyen, Adana Milletvekili Yılmaz Tankut'a aittir.

Sayın Tankut, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut'un, hazine arazileri üzerinde ecri misil ödeyerek tarım yapan çiftçilerin sıkıntılarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı

YILMAZ TANKUT (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hazine arazilerinde tarım yapan ve bunun karşılığı olarak "ecri misil" adı altında devlete kira ödeyen köy sakinlerimizin sıkıntılarını dile getirmek ve bu konuya dikkatlerinizi çekmek için gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, bugün, büyük bir üzüntüyle vefatını öğrendiğimiz Sayın Erdal İnönü'ye Cenabı Allah'tan rahmet diliyor, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum, milletimizin başı sağ olsun diyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, hepinizin malumu olduğu üzere, ülke nüfusumuzun üçte 1'i geçimini tarımdan sağlamaktadır. Özellikle, tarla ziraatı yapan köylülerimizin önemli bir bölümü de, her yıl devletin belirlediği miktarda karşılığını vermek suretiyle, "hâli durumda" olarak ifade edilen hazine arazileri üzerinde tarımla uğraşarak geçimlerini temin etmektedirler.

Ancak, bize göre, işbaşında bulunan bu Hükûmet, partizanca bir anlayışla tecrübe ve bilgi sahibi kadroları tasfiye ederek, bugüne kadar, diğer sektörlerde olduğu gibi, özellikle de tarım sektöründe de bize göre hiçbir olumlu icraata imza atmamıştır; atamadığı gibi, olmayan bilgi ve becerisiyle, Büyük Önder Atatürk'ün "milletin efendisidir" dediği köylüye hiçbir şey verememiştir. Bugün, bütün ülke çiftçisi gibi Çukurova çiftçisi de maalesef perişan bir durumdadır. Başta buğday olmak üzere, mısır, pamuk, patates, narenciye ve diğer ürünleri yetiştiren çiftçilerimiz, geçen seneki masraflarını kurtaramamış ve borçlarını da ne yazık ki ödeyememişlerdir. Bütün bu sıkıntılara göğüs geren ve âdeta bitkisel hayatını uzatmaya çalışan bölge ve ülke çiftçimiz, çektiği sıkıntılar

13

yetmezmiş gibi şimdi de iktidarın, nedeni belli olmayan ve bize göre ekonomik ve sosyal maliyeti hiç hesaplanmayan uygulamalarıyla tamamen yok olma durumuna gelmiştir.

Uzun yıllardan beri hazine arazilerini ekip biçerek nafakalarını kazanmaya çalışan köylülerimizin her yıl ödediği ecri misil bedelleri hangi artış, faiz ve ceza miktarlarının esas alındığı belli olmayan bir şekilde, habersizce, geçtiğimiz dönemlere göre yüzde 30'lara varan miktarlarda artırılmıştır. Ve ayrıca Adana-Yüreğir Merkez ilçesine bağlı Kürkçüler başta olmak üzere, pek çok belde ve köyde, mevzuattan habersiz olan çiftçilerimizin, ekonomik sıkıntılarından da istifade ederek, yıllardan beri ekip biçtikleri hazine arazilerinin birtakım hile ve yasal boşluklardan faydalanarak ellerinden alınma iddiaları, seçim bölgem olan Adana'da ayyuka çıkmış vaziyettedir.

Şimdi, yüksek müsaadelerinizle, bu konuyla ilgili olarak elimize ulaşan mektuplardan bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Bizler Adana-Yüreğir ilçesinin Kütüklü, Ziyanlı, Belveren, Esenler, Akpınar, Güveloğlu ve Çatalpınar köylerinde tarımla uğraşmaktayız. Bu yıl karşı karşıya kaldığımız durum aşağıda özetlenmiştir:

1 - Hazineye ait ve "hâli" durumda olan, öteden beri ekip biçip imar ettiğimiz araziler için ödediğimiz yıllık ecri misil bedelleri, geçen yıla göre yüzde 30 seviyesinde artırılmıştır. Oysa, Hükûmetin hedef enflasyonu ve buna bağlı memura, işçiye verdiği zam yüzde 4 düzeyindedir. Bu fahiş artış bizleri ziyadesiyle sıkıntıya sokmuştur.

2 - Keza bazılarımızın hazineye ait ve "hâli" durumda olan, öteden beri ekip biçip, imar ettiğimiz bir bölüm arazinin adımıza tapulanması amacıyla açtığımız tapu tescil davası, anılan yerlerin orman arazisi görülmesinden dolayı reddolunmuştur. Bununla da kalınmayıp, geriye dönük ecri misil tutarları talep edilmiştir ki, bu da en yüksek sulu arazi için tespit edilen bedelden olmuştur. Ektiğimiz arazilerin orman dışında kaldığı hususundaki itirazımız ise, orman kadastro çalışması yapılmadığından dolayı muallakta kalmıştır.

Sonuçta, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmuş bulunmaktayız. Ektiğimizin geliriyle bir yıllık geçimimizi temin edemez iken, şimdi on yıllık kirayı ödememiz bizlerden istenmektedir. Bu sebepten ötürü hepimiz hapis ve haciz tehdidi altındayız.

Bu noktada siz milletvekillerimizden talebimiz şunlardır:

TÜSİAD mensubu borçlular için "İstanbul Yaklaşımı", TOBB üyesi iş adamı ve tüccarına "Anadolu Yaklaşımı" sağlayan Hükûmetimizin, bizim için de "Köylü Yaklaşımı" çıkarması talebimizi ilimizin milletvekilleri olarak desteklemenizi ve dile getirmenizi diliyoruz. Af değil, borcumuzun yeniden yapılandırılmasını istemekteyiz.

Saygılarımızla. Köylüler adına Hasan Kızılışık."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tankut, bir dakika ek süre veriyorum. Konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun efendim.

YILMAZ TANKUT (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu köylerde köylülerin gerek ekonomik sıkıntılarından dolayı gerekse diğer nedenlerden ötürü ecri misil bedellerini ödememe alışkanlığını fırsat bilen bazı özel firmaların hazine arazilerine, Millî Emlak dairesindeki bazı kişilerle iş birliği yaparak sahip olma iddiaları da mevcuttur. Yani, köylülerin biriken bu miktarları ödeyemeyeceğini hesap ederek, kendi düşündükleri, zeytin yetiştiriciliği başta olmak üzere diğer tarımsal faaliyetleri şirket ve ticaret mantığı çerçevesinde tekelleşerek yapmak istemektedirler.

İşte bu hususlar çerçevesinde, hazineye ait arazilerde tarım yaparak geçimlerini sağlamaya çalışan insanlarımızın karşı karşıya kaldıkları sıkıntılarının ve buna bağlı sosyal huzursuzluklarının bir an evvel çözüme kavuşması için Hükûmetimizin ve Meclisimizin gereken çalışmaları yapacağına inanıyor, bu vesileyle hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tankut.

Gündem dışı konuşmaya Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli üyeler; biraz önce dinlediğimiz Adana Milletvekili Sayın Yılmaz Tankut Bey'in dile getirdiği konulara bir açıklık getirmek istiyorum.

14

Şimdi, Millî Emlak'ın, yani hazinenin, devletin arazileri fazla, hatta arazilerin bazıları da kadastro görmemiş, sonradan getirilip tapuya konuluyor. Fakat, hazinenin arazileri, biline biline, bazen işgal ediliyor, bazen de ona haber verilmeksizin kullanılıyor. Siz şimdi birisinin arazisini kullansanız, bunu da beş yıl, on yıl kullansanız, gelse adam "be kardeşim, benim şu arazimi kullanıyorsun, bunun bir bedelini ver" dese, o bedelini alır. Haa, almadı mı, mahkemeye gider gene alır; mesele bu.

Şimdi, politika yapmak güzel bir şey, vatandaşların haklarını korumak güzel bir şey, ama onları duyar duymaz buraya getirip de popülizm yapmak güzel bir şey değil.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) - Ne popülizmi?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Hazinenin yerlerinde saçı bitmedik insanların hakkı var. Gelecek, onu izinsiz olarak kullanacak, edecek… Burada kira sözleşmesi diye bir şey var.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) - Popülizm yok.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sayın Vekilim, lütfen dinleyin.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) - Ama geriyorsunuz Sayın Bakan. Kimse burada popülizm yapmıyor, bir davayı dile getiriyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Ya, ben de dile getiriyorum. Lütfen, şimdi dinle.

MUHARREM VARLI (Adana) - Tamam da üsluba dikkat lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) - Popülizm yapmayın Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi…

Popülizm yapmayın, evet.

OKTAY VURAL (İzmir) - Yapmayın.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Doğru, yapmayın.

MUHARREM VARLI (Adana) - Popülizmi siz yapıyorsunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sen dile getirirken popülizm olmuyor da…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ben, madem… Dinleyenlere anlatayım, dinlemeyenler de dinlemesin, ne yapayım.

MUHARREM VARLI (Adana) - Popülizmi siz yapıyorsunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, sözleşme diye bir şey var, kira sözleşmesi; birçok köylümüz bunu yapıyor. Defterdarlığa gelirler, Millî Emlak dairemize gelirler, kira sözleşmesi yaparlar. Mesela, bunu yapıyorlar, ondan dolayı bazen doğrudan gelir desteği de alamıyor bunlar. Gelsinler, bir müracaat etsinler devlete. Devlet onları korur, Hükûmet onları korur, partizanca bir şey yapılmıyor. Bakın, diyorsunuz ki: "Partizanca yapılıyor." Hiçbir zaman partizanca hareket etmez defterdarlar veyahut da Millî Emlak müdürleri, öyle şeyler yapılmaz. "Yok, efendime söyleyeyim, birtakım şaibe..." Şaibe falan varsa da getirin bakalım. O zaman, gitsinler, bütün köylülerin, diğerlerinin yaptığı gibi kira sözleşmesi yapsınlar, kiralasınlar, oraları da devamlı kullansınlar. Biz, tekrar kanun çıkardık, "İsteyen bunları alır." dedik. Müracaat etsinler, almak isteyenler varsa da ihaleye çıkarıyoruz ve satıyoruz. Bunlar için de çok uzun vadeler yapıyoruz, bazı vergilerden muaf tutuyoruz, sırf köylülerimizi toprak sahibi yapalım diye. Bunların her birini yapıyoruz. Haa, ona rağmen adaletsiz bir şey de yapıldıysa, onu da her zaman görüşmeye hazırız biz. O size mektup yazanı da bize gönderirseniz memnuniyetle de görüşürüz.

OKTAY VURAL (İzmir) - Milletvekilinin de bunu dile getirmeye hakkı vardır herhâlde.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Önce, ben Adana Defterdarımıza talimat veririm, onunla da görüşün ve konuya da bakarız. Ama, bunun genel seçimi… Yani, beni üzen taraf, "Hileyle, kanunsuz..." Bu laflar beni üzüyor. Yahut da "Partizanca..." Bunları bırakalım. Biz, şimdi, vatandaşımız kim olursa olsun, herkesin Hükûmetiyiz, herkesin bakanıyız, herkese hizmet etmek zorundayız; bu anlayışla yaklaşmamız lazım. O zaman, bize söyleyin, bir yanlışlık varsa ona el koyalım, düzeltelim, eğer yanlışlık değil de ona yol göstereceğimiz bir şey varsa, "şöyle şöyle de yaparsanız, bu şekilde daha iyi hallederiz" deyip bunu da gösteririz.

15

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, yani, buraya -tabii, hakkınızdır sizin- efendim, geleceksiniz, buradan konuşacaksınız, şey edeceksiniz, ama bize de direkt olarak bana "Alo" deseniz, ben size çıkarım, hiç merak etmeyin, bu işi hallederiz. Yani, bunun kanun… Çünkü, Hükûmetimizi geldiği günden beri, köylülerimizin topraklarını daha iyi kullanmaları için onlara çok çeşitli kolaylıklar getirdik biz, çok iyi çözümler getirdik. Ee, Çukurova köylüsünden bahsediyoruz. Çukurova köylüsü de, yani ne bileyim ben, bir Erzurum'un köylüsü gibi veyahut da toprağı verimsiz olan yerlerin köylüsü gibi de değil, onu da belirtmemiz lazım. Ama, istiyor ki herkes, hazinenin malı, ben kullanayım, kimse bana sormasın, kimseye bir şey ödemeyeyim. Öyle de bir şey yok yani. Kusura bakmasınlar, herkes, ne kullandıysa, neyse bedeli, o bedeli de ödeyecek.

Durum bundan ibarettir.

Hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) TEZKERELER

1.- Romanya Parlamentosu Başkanı Bogdan Oltenau ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/203)

30 Ekim 2007

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı'nın 03 Ekim 2007 tarih ve 5 sayılı Kararı ile Romanya Parlamentosu Başkanı Sayın Bogdan Oltenau ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 7. Maddesi ge-reğince Genel Kurul'un bilgilerine sunulur.

Köksal Toptan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

2.- Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ve Batı Avrupa Birliği Geçici Avrupa Güvenlik ve Savunma Asamblesi, NATO Parlamenter Asamblesi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi, Asya Parlamenter Asamblesi ile Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturacak üyelerin isimlerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/204)

30 Ekim 2007

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 2. maddesine göre "Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Batı Avrupa Birliği Geçici Avrupa Güvenlik ve Savunma Asamblesi (AKPM Türk Grubu üyeleri temsil etmektedir.), NATO Parlamenter Asamblesi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi, Asya Parlamenter Asamblesi ve Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi"nde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni temsil edecek grupları oluşturmak üzere, aynı Kanunun 12. maddesi uyarınca Başkanlık Divanı'nın 26.10.2007 tarih ve 7 sayılı Kararı'nı müteakiben uygun bulunan üyelerin isimleri Genel Kurul'un bilgilerine sunulur.

Köksal Toptan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) ve

Batı Avrupa Birliği Geçici Avrupa Güvenlik ve Savunma

16

Asamblesi (BAB) Türk Grupları

Asıl Üye

Mesude Nursuna Memecan İstanbul Mv.

Yedek Üye

Vahit Kirişçi Adana Mv.

NATO Parlamenter Asamblesi (NATOPA) Türk Grubu

Yedek Üyeler

Fazilet Dağcı Çığlık Erzurum Mv.

Mesude Nursuna Memecan İstanbul Mv.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi

Türk Grubu

Yedek Üyeler

Cahit Bağcı Çorum Mv.

Mustafa Özbayrak Kırıkkale Mv.

Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi (AAPA) Türk Grubu

Reha Çamuroğlu İstanbul Mv.

Asya Parlamenter Asamblesi (APA) Türk Grubu

Bayram Özçelik Burdur Mv.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır; okutuyorum:

C) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve 20 milletvekilinin, demir yolu ulaşım sistemindeki sorunların araştırılarak altyapı ve işletmeciliğinin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/25)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde demiryolu işletmeciliği bir imtiyaz olarak TCDD Genel Müdürlüğüne tanınmıştır ve bu işletmecilik TCDD Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğundan devralınan 4.000 km civarındaki demiryolu, genç cumhuriyetin kararlı ve azimli politikası sayesinde 20 sene içinde 8.000 km'yi geçmiştir.

Ancak 1950 yılından itibaren bir devlet ve ulaşım politikası olarak demiryolu politikası terkedilmiş ve kendi kaderine bırakılmıştır.

Bugün için demiryolunun gerek yük gerekse de yolcu taşımacılığındaki payı çok düşüktür. Bu durum hem çok pahalı olan karayolu işletmeciliğinden dolayı ciddi bir kaynak kaybına neden olmakta hem de karayolunda meydana gelen trafik kazaları nedeniyle ciddi sayıda can kaybına, yaralanmalara ve çok büyük maddi hasara sebep olmaktadır.

Oysa Ülke ve Devlet olarak en büyük hedefimiz olan AB üye ülkelerinde bu durum tam tersinedir. Dolayısıyla çağdaşlık ve gelişmişlik için en önemli araçlardan birisi de demiryoluna verilen önemle kendini göstermektedir.

Yıllardan beri yeni yol yapılmamıştır. Yeni yol yapılmamasının yanı sıra yılda ortalama 500 km yolun yenilenmesi gerekirken son beş yılda (2002-2006) ancak 463 km yol bakım onarımı ve yenilemesi yapılabilmiştir. Hatlarımızın fiziki standardı yapıldığı zamandan bu yana değişmemiştir. Çeken çekilen araç parkı yeterli ölçüde yenilenememekte ve kapasite artırılamamaktadır. Hâlâ önemli arterlerde elektrik ve sinyalizasyon yoktur.

İşte bu noktada; Demiryollarımızın gelişmesinin önündeki engelleri ortaya çıkarmak ve gelişmesini sağlayacak idari ve ekonomik gereklilikleri açığa çıkarmak için TCDD Genel Müdürlüğünün işletmeciliği ve demir yollarımızın durumu hakkında Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

17

Saygılarımızla.

1- Yılmaz Ateş (Ankara)

2- Tacidar Seyhan (Adana)

3- Hikmet Erenkaya (Kocaeli)

4- Yaşar Ağyüz (Gaziantep)

5- Orhan Ziya Diren (Tokat)

6- Çetin Soysal (İstanbul)

7- İsa Gök (Mersin)

8- Rahmi Güner (Ordu)

9- Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)

10- Mevlüt Çoşkuner (Isparta)

11- Akif Ekici (Gaziantep)

12- Gökhan Durgun (Hatay)

13- Ali Koçal (Zonguldak)

14- Abdullah Özer (Bursa)

15- Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)

16- Tekin Bingöl (Ankara)

17- Tayfur Süner (Antalya)

18- Bülent Baratalı (İzmir)

19- Nevin Gaye Erbatur (Adana)

20- Vahap Seçer (Mersin)

21- Atilla Kart (Konya)

Gerekçe

Dünya Bankası politikalarına bağlı olarak "demiryollarının yeniden yapılandırılması" adı altında TCDD'de 1995 yılından beri kamu işletmeciliğini yok eden politikalarla personel azaltılmasına gidilmesi ve nitelikli personelin kurumdan uzaklaştırılması, TCDD'ye yönelik yatırımların azaltılması, bakım atölyelerinin büyük bir kısmının kapatılması ve TCDD'ye eğitimli iş gücü yetiştiren demiryolu meslek okullarının lağvedilmesi, kuruluşundan bu yana entegre bir işletme olan TCDD'nin parçalanarak işlevsizleştirilmesi ve böylece özelleştirilmesinin önünün açılmasının bir sonucu olarak yaşanmıştır.

Demiryollarının atıl duruma düşmesinin en önemli nedeni dışa bağlı ulaşım politikalarıdır. Kaynaklarını karayolları ve dolayısıyla uluslararası petrol ve otomotiv tekellerine akıtarak demiryolu ve denizyolu taşımacılığını gerileten ulaşım politikaları aşılmadığı müddetçe doğru bir ulaşım sistemine geçiş mümkün olmayacaktır.

Ulaşım politikaları, toplum yararını gözeten ve bütün ulaşım alternatiflerini (kara, deniz, hava ve demiryolu) değerlendiren Kombine Taşımacılık (seri, ekonomik, çevreci, güvenli ve hızlı taşımacılık) esas alınması gerekirken ülkemizde demiryolları karayolu taşımacılığı karşısında gerilemiştir.

1950'de demiryollarının ulaşım sistemi içindeki payı yük taşımacılığında % 78, yolcu taşımacılığında % 42 iken bu oranlar izlenen karayolu ağırlıklı politikalar sonucu yük taşımacılığında % 48, yolcu taşımacılığında % 24'e gerilemiş bulunmaktadır.

İtalya'da demiryolu hat uzunluğu 16.080 km, İngiltere'de 16.847 km, Fransa'da 31.727 km; ülkemiz demiryollarının toplam ana hat uzunluğu ise 10.948 km'dir. Ülkemizin yüzölçümü ise bu ülkelerin yüzölçümlerinin sırası ile 2,6; 3,2 ve 1,4 katıdır. Bu veriler, Türkiye'de demiryolu taşımacılığının nasıl ihmal edildiğini göstermektedir.

Karayolu taşımacılığı lehine uygulanan bu yanlış politikalar; kent içi ve kentler arası ulaşımda yolcu ve yük güvenliği alanlarında ciddi sorunlar yaratmıştır. Her yıl ciddi oranda ölüm ve yaralanmalarla birlikte, trilyonlarca liralık maddi hasar meydana gelmektedir.

Türkiye'nin artan nüfusuna paralel olarak oluşan ulaşım talebi, en ekonomik biçimde demiryolu taşımacılığının kamu hizmeti olarak ve kamu eliyle geliştirilmesiyle karşılanabilecektir. Bu noktada demiryolu yapım ma

18

liyetinin, karayolu yapım maliyetine göre düz arazide 8 kat, orta engebeli arazide 5 kat daha ekonomik olduğu gözetilmelidir.

Karayolu taşımacılığı enerji tüketim toplamının % 82'sini tüketmesine karşın taşımadaki payı % 71 ,5'tir. Demiryollarının ise enerji tüketim payı % 2 iken, taşımacılıktaki payı % 4'tür. Yalnızca bu veriler bile enerji verimliliği ve çevre sağlığı açısından demiryolu taşımacılığının önemini gözler önüne sermektedir.

Aynı şekilde, Avrupa'da yapılan bir araştırmaya göre, kazalarda ölüm riski 1 milyar yolcu/km başına demiryollarında 17 kişi iken, karayollarında 140'tır. Dolayısıyla demiryolu taşımacılığı ekonomik olması yanı sıra can güvenliği açısından da önem taşımaktadır.

Demiryoluna göre 2 misli, suyoluna göre ise 3 misli daha fazla enerji sarf eden karayollarına yapılmakta olan bütün yeni yatırımlar, özellikle de can ve mal güvenliğini tehdit eden standart dışı "duble yol" yatırımlarının gözden geçirilmesi ve ağırlığın demiryollarına verilmesinin Demiryolu hatlarının ciddi ve bütünlüklü bir tarzda onarılarak yeniden yapılandırılmasının, TCDD'nin parçalanarak işlevsizleştirilmesi ve demiryollarında özelleştirme uygulamalarına son verilmesinin, Ülkemizde ciddi bir Ulaşım Master Planının oluşturulmasının ve bu kapsamda demiryolu ağının genişletilmesinin önemi ortadadır.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım Meclis araştırması önergesi beş yüz kelimeden fazla olduğu için özeti okunacaktır. Ancak, önergenin tam metni tutanak dergisine eklenecektir.

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 21 milletvekilinin, Balkan göçmenlerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/26) (x)

(x) (10/26) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin tam metni tutanağa eklidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"1989 Yılı ve sonrasında ülkemize (başta Bulgaristan olmak üzere Bosna, Kosova, Makedonya, Sırpistan, Karadağ, Yunanistan, Romanya, Moldova'dan) göç eden ve şu anda çifte vatandaşlık veya vatandaş statüsü kazanmış olanlarla, geçici izinle ülkemizde bulunan Balkan Göçmenlerinin her türlü sorunlarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması" hakkında Anayasa'nın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması için gereğinin yapılmasını arz ederiz.

1) Muharrem İnce (Yalova)

2) Yaşar Ağyüz (Gaziantep)

3) Orhan Ziya Diren (Tokat)

4) Çetin Soysal (İstanbul)

5) İsa Gök (Mersin)

6) Rahmi Güner (Ordu)

7) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)

8) Akif Ekici (Gaziantep)

9) Tayfur Süner (Antalya)

10) Gökhan Durgun (Hatay)

11) Tacidar Seyhan (Adana)

12) Abdullah Özer (Bursa)

13 ) Ali Koçal (Zonguldak)

14) Mevlüt Coşkuner (Isparta)

15) Hikmet Erenkaya (Kocaeli)

16) Tekin Bingöl (Ankara)

17) Bülent Baratalı (İzmir)

18) Nevin Gaye Erbatur (Adana)

19

19) Canan Arıtman (İzmir)

20) Vahap Seçer (Mersin)

21) Atilla Kart (Konya)

22) Erol Tınastepe (Erzincan)

Gerekçe Özeti

Ülkemiz daha kuruluş sürecinden başlamak üzere, Osmanlı İmparatorluğunun egemen olduğu bölgelerden büyük göçler almıştır. Genellikle halk arasında "muhacir" olarak tanımlanmaktadırlar. Atatürk'ün 17.01.1931 yılında söylediği "Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin millî hatıralarıdır."

Lozan Anlaşması gereği başta Balkan ülkelerinden Cumhuriyetin ilk yıllarında karşılıklı mübadele esasına dayanan göçler olmuştur ve bu göçlerin arasında büyük çoğunluğu Yunanistan, Bulgaristan ve eski adıyla Yugoslavya göçmenleri oluşturmuştur. Bu ülkelerden ülkemize sayısal olarak azalmakla birlikte çeşitli biçimlerde hâlen devam etmektedir.

1989 Yılında Bulgaristan'dan Yugoslavya'nın parçalanmasıyla birlikte Bosna, Kosova, Sırbistan'dan ülkemize siyasi ya da ekonomik nedenlerle yoğun göçler olmuştur. Bu göçler arasında Bulgaristan göçmenlerinin yaşadıkları sorunlar dikkat çekmektedir.

Bulgaristan göçmeninin göç hareketi dört aşamada gerçekleşmiştir:

1. 1925 yılındaki Türk-Bulgar ikamet sözleşmesi ile 1949 yılına kadar 19.833 ailede 75.877 kişi iskânlı, 37.073 ailede 143.121 kişi serbest göçmen olmak üzere toplam 56.906 ailede 218.998 kişi Türkiye'ye göç etmiştir.

2. 1950-1952 yılları arasında Bulgaristan'ın tehcir ve göçe zorlaması sonucu 37.851 aileye mensup olmak üzere 154.393 kişi iskânlı göçmen olarak Türkiye'ye gelip yerleşmişlerdir.

3. 1968-1979 yılları arasında da Türkiye-Bulgaristan Yakın Akraba Göçü Anlaşması çerçevesinde 32.356 aileye mensup 116.521 kişi Türkiye'ye göç etmiş ve bu göç ile 1950-52 yılları arasında gelen göçmen ailelerinden büyük bölümünün Bulgaristan'da kalan yakınlarının Türkiye'ye serbest göçmen olarak gelmeleri sağlanmış ve böylece parçalanmış ailelerin birleşmesi gerçekleştirilmiştir.

4. Bulgaristan'dan son göç hareketi 1989 yılında Türk kökenli Müslüman Bulgar vatandaşlarının, Bulgar hükümeti tarafından Türkiye'ye göçe zorlanmaları ile başlatılmıştır. Bu dönemde 64.295 aileye mensup 226.863 kişi serbest göçmen olarak Türkiye'ye gelmiştir. Bu tarihten itibaren serbest göç olarak bu göç devam etmekle birlikte bu ülkedeki rejimin değişmesiyle geriye göçler de yaşanmaktadır.

Göçmenlerin ülkemizde de pek çok sorunla karşılaştıkları, bu sorunların bir kısmının zamanla çözüldüğü bazılarının ise devam etmekte olduğu ve çözüm beklediği görülmektedir. Başta Bulgaristan'dan olmak üzere Türkiye'ye göç eden soydaşlarımızın acil çözüm bekleyen en önemli sorunlarını şöyle sıralayabiliriz:

Türk vatandaşlığına alınmama,

Çalışma izni verilmemesi,

Emekli maaşı alan yaşlı insanların sorunları,

Çalışma sürelerinin birleştirilememesi (sosyal haklar) sorunu,

İskân kanunundan kaynaklanan sorunlar,

Toplu konut çıkmayanların sorunları,

Yurt dışı çıkış harcı sorunu,

İkamet tezkeresi almak için yaşanan sorunlar,

Nüfus müdürlüklerinde karşılaşılan sorunlar.

Kuşkusuz bu sorunlara başkaca sorunları da eklemek mümkündür. Bu araştırma önergesiyle amacımız başta Bulgaristan göçmenleri olmak üzere tüm Balkan ülkelerinden 1989 ve sonrasında çeşitli nedenlerle ülkemize göç etmiş olan yurttaşlarımızın sosyal, ekonomik, hukuki sorunlarının tespit edilmesi ve çözümü için bir an evvel yürütme organlarının gerekli tedbirleri almasını sağlamaktır.

Özellikle bu sorunların büyük bölümünün göç edilen ülkeden değil de bizim hukukumuzdan, idari anlayışımızdan kaynaklanıyor olması konunun TBMM gündemine getirilmesini zorunlu kılmaktadır.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

20

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

B) TEZKERELER (Devam)

3.- Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız Özak'ın Hindistan'a yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/205)

30 Ekim 2007

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

"Afetlerin Önlenmesi Konusunda 2. Asya Bakanlar Konferansı"na katılmak üzere Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafız Özak başkanlığında bir heyetin 5-9 Kasım 2007 tarihleri arasında Hindistan'a gerçekleştireceği resmî ziyarete Samsun Milletvekili Mustafa Demir, İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar ve Trabzon Milletvekili Asım Aykan'ın katılımları, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 8. Maddesi gereğince Genel Kurul'un tasviplerine sunulur.

Köksal Toptan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

4.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın Belarus'a ve İngiltere'ye yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/206)

30 Ekim 2007

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Belarus Sağlık Bakanı'nın daveti üzerine Belarus'a, İngiltere Sağlık Bakanı'nın daveti üzerine de İngiltere'ye resmî ziyaretler gerçekleştirecek olan Sağlık Bakanı Recep Akdağ başkanlığındaki heyetlere, Belarus ziyaretinde Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan'ın, İngiltere ziyaretinde de Erzurum Milletvekili Muzaffer Gülyurt ve Rize Milletvekili Lütfi Çırakoğlu'nun katılımları, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 8. Maddesi gereğince Genel Kurul'un tasviplerine sunulur.

Köksal Toptan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

5.- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanlığının resmî davetine icabetle TBMM Dışişleri Komisyonu heyetinin Kuzey Kıbrıs'a yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/207)

30 Ekim 2007

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı'nın 24 Ekim 2007 tarihli yazısında Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu heyeti Kıbrıs'a davet edilmektedir.

Söz konusu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanun'un 6 ncı Maddesi uyarınca Genel Kurul'un tasviplerine sunulur.

Köksal Toptan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

21

VIII.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Genel Kurulun 31/10/2007 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine ve 1/11/2007 Perşembe günkü birleşiminde 16 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No: 13 Tarihi: 31.10.2007

Genel Kurulun 31.10.2007 Çarşamba günkü (bugün) Birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesi ve 1.11.2007 Perşembe günkü Birleşimde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının birinci sırasındaki 16 Sıra Sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca önerilmiştir.

Köksal Toptan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

Nurettin Canikli Kemal Anadol

Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi

Grubu Başkanvekili Grubu Başkanvekili

Oktay Vural Fatma Kurtulan

Milliyetçi Hareket Partisi Demokratik Toplum Partisi

Grubu Başkanvekili Grubu Başkanvekili

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, alınan karar gereğince gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Birinci sırada yer alan, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporunun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/350) (S. Sayısı: 16) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükûmet?.. Yerinde.

Komisyon raporu 16 sıra sayısıyla bastırılıp, dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Osmaniye Milletvekili Hakan Coşkun, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Çetin Soysal; şahısları adına, İstanbul Milletvekili Mehmet Müezzinoğlu, İstanbul Milletvekili Necat Birinci, Mersin Milletvekili İsa Gök, Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve İzmir Milletvekili Recai Birgün'ün söz talepleri vardır.

İlk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Durmuşali Torlak.

Sayın Torlak, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA DURMUŞALİ TORLAK (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı ile ilgili Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu hakkında, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimizi bildirmek için huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

22

Bu vesileyle, iki gün evvel Şırnak ve Tunceli'de şehit olan kahraman askerlerimize ve Türk siyasi hayatının değerli ismi Sayın Erdal İnönü Beyefendi'ye Allah'tan rahmet, kederli ailelerine sabır, büyük Türk milletine sabır diliyorum.

Yüzyıllarca, birçok uygarlığa ev sahipliği ve başkentlik yapmış İstanbul'un, 2010 Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmiş olması son derece memnuniyet verici bir durumdur. İstanbul bu projeyle, yeni yüzyılın başlangıcında, yeni yüzü ile de dünyaya tanıtılmalıdır.

2010 Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmesi, kültürel mirası nedeniyle İstanbul'u daha da önemli bir çekim noktası hâline getireceği çok açık şekilde ortadadır. Şu anda, on üç kültür merkezi, yirmi yedi sanat galerisi, otuz bir müzeyle, geçmişten günümüze gelebilmiş en eski ve en geniş saray olan Topkapı Sarayı başta olmak üzere, yedi saray ve birçok kasır ile tarihe ev sahipliği yapan İstanbul'un, bu projenin altından başarılı kalkması durumunda, Türkiye'mizin dünyaya tanıtılmasına büyük katkısı olacaktır.

İstanbul, sadece Asya ve Avrupa kıtalarının kesiştiği bir nokta değil, bunun yanında Balkanlardan Kafkasya'ya, Orta Asya'dan Orta Doğu'ya ve Afrika'ya kadar uzanan geniş bir insan kuşağının kesişme ve buluşma noktasıdır. Başta Boğaziçi ve Haliç olmak üzere, tabiatın ve tabii güzelliklerin bu şehre sunduğu zenginlikler, zaman içinde tarihî ve kültürel zenginliklerle de beslenmiştir. Şehrin en güzel anıtları Haliç, Marmara Denizi, surlar arasında kalan yarımadada yer almaktadır. Altı minaresi

(x) 16 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

ve dekorasyonunda kullanılan mavi çiniler sebebiyle "Mavicami" diye anılan Sultanahmet Cami ile karşısındaki ünlü Ayasofya Müzesi, Eyüpsultan Cami ve daha birçok tarihî ve kültürel eser, mimari harikalar olarak İstanbul'un sembolü hâlindedir. Eğitimli ve kültürlü turistin diğer turistlere göre 3 katı daha fazla harcama yaptığını düşünürsek, kültür merkezi olarak İstanbul, çok daha büyük, geniş kapsamlı olacaktır. Avrupa ve dünyanın çeşitli ülkelerinden pek çok kültür ve sanat insanı, yazılı ve görsel basın mensuplarının İstanbul'a gelecek olması, İstanbul'un tanıtımına ve marka hâline gelmesine olumlu katkı sağlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 11'inci maddesinde belirtilen, Atatürk Kültür Merkezi'nin yıkılarak, yerine, yanındaki parselleri de kapsayacak şekilde, daha büyük alanda, yeni bir Atatürk Kültür Merkezi yapılması konusundaki komisyonda yapılan eleştirilere ve endişelere, bizler de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak katılıyoruz. Ancak, Sayın Bakan tarafından taahhüt edilen "Taahhüt ediyorum, katiyen oraya bir ticari bölüm giremez ve Atatürk Kültür Merkezi'ni, İstanbul'da yerine koyacak başka bir yer olmadan yıkmam." şeklindeki sözlerine, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir bakanının ağzından çıkan söz olması nedeniyle inanıyor ve güveniyoruz. Ancak, bunu, aynı zamanda kanuna da yansımasını mutlak surette bekliyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, biz de, yeni yapılacak Atatürk Kültür Merkezi'nin şimdiki gibi, sadece sanat ve kültüre hizmet edecek bir merkez olmasından, burada ticari faaliyet alanları bulunmamasından yanayız. Taahhüt edilen çerçevede, kültür ve sanat faaliyetleri için, yeni yapılacak binanın, Türkiye'nin kültür dünyasına yeni bir zenginlik katmasını diliyoruz.

İstanbul için, bu projeyle birlikte böyle bir tecrübenin yaşanmış olması, mevcut yönetimsel sorunların aşılmasında, bugün içinde bulunduğu sorunlarla daha iyi başa çıkmasında önemli destek sağlayacaktır. Elbette, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'un bu konunun dışında birçok problemi bulunmaktadır. Bu sorunları da müsaadenizle burada dile getirmek isterim.

İstanbul'da her yoğun yağıştan sonra belirli yerlerin sular altında kaldığı, vatandaşlarımızın maddi ve manevi zarara uğradığı, can kaybının bile olduğu herkes tarafından bilinmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bugüne kadar uyguladığı yanlış politikaları bir kenara bırakıp, yıllardır aynı mantıkla yönettiği İstanbul'un yağmur suyu toplama altyapısını bir an önce tamamlamalıdır. İstanbul'un en önemli sorunlarından bir tanesi trafik sorunudur ve İstanbullunun kâbusu olmaya da devam etmektedir. Şehrin kara yolu odak noktalarından iskelelerin bulunduğu mahallelere süratle ulaşımı mümkün kılacak tercihli bağlantı yolları açılmalıdır. Bu kapsamda Anadolu ve Avrupa yakası kıyısına paralel trafik odak noktaları arasında araç taşıyabilen süratli feribot ile deniz otobüsü konmalı, özel sektöre ait motorları, deniz taksisi ve deniz ambulansı hatları ihdas edilmelidir. Bu konularda sadece İDO'ya bağlı kalmanın yanlış olduğunu belirtmek isterim, gerektiğinde özel sektöre de imkân tanınmalı ve girişimci desteklenmelidir.

İstanbul'un diğer önemli sorunu ise terör, hırsızlık, gasp, kapkaç ve uyuşturucu gibi asayiş olaylarıdır. Halkımızın huzur ve devlete olan güveninin sarsılmasına yönelik planlı olarak birtakım çevreler tarafından yapılan

23

veya yaptırılan bu yasa dışı hareketler karşısında İstanbul Valiliği ve Emniyetinin aldığı tedbirleri izlemekteyiz. Ancak bu tedbirlerin yetersiz kaldığını da burada üzülerek ifade etmek isterim.

Olası Marmara depremi için İstanbul'un hazırlıklı olmadığını da yazılı ve görsel basına yansıyan bilgilerden hepimizin malumudur. Özellikle okul, hastane gibi binaların depreme karşı güçlendirilmesi konusundaki zafiyet bir an önce giderilmelidir.

Kısaca, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi İstanbul'un tüm sosyal sorunlarının belirlenmesi ve çözümü açısından bir fırsat olarak görülmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak ülkemiz tanıtımına büyük katkı sağlayacağını değerlendiğimiz proje için hazırlanan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı'na "evet" oyu vereceğimizi bildirir, projenin İstanbul'a ve Türkiye'mize hayırlı olması dileklerimle hepinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Torlak.

İkinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Çetin Soysal.

Sayın Soysal, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN SOYSAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yasa Tasarısı'yla ilgili olarak CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum ve yüce Meclisi selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bugün vefat eden büyük bilim adamı ve devlet adamı Sayın Erdal İnönü'ye Allah'tan rahmet, ailesine ve Türk ulusuna başsağlığı diliyorum.

Ayrıca, terör örgütü tarafından gerçekleştirilen hain saldırıları nefretle kınıyor, tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türk ulusuna başsağlığı diliyorum.

Cumhuriyetimizin 84'üncü yılını kutladığımız bugünlerde, laik, demokratik, çağdaş cumhuriyetimizi ve bölünmez bütünlüğümüzü, sonuna kadar canımızla, dişimizle, yüreğimizle koruyacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, İstanbul, Avrupa Birliği tarafından Almanya'nın Essen ve Macaristan'ın Pécs kentleriyle birlikte 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilmiştir. Aslında, İstanbul, zaten yüzyıllardır bir kültür başkenti; uygarlıklar tarihindeki yeri, coğrafi konumu, doğal ve kültürel değerleriyle dünyanın en özel kentlerinden biri. Sosyal bütünlük içinde farklı kültürlere ev sahipliği yapmış, mimarisi, sarayları ve kültürel dokusuyla bir dünya mirasına sahibiz. Üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış, kıtaları birleştiren yedi tepeli İstanbul'un 2010 Kültür Başkenti seçilmesi, ülkemiz adına ve İstanbul adına elbette ki memnuniyet vericidir. Bu konuda çalışma yapan odaları, sivil toplum kuruluşlarını da kutlamayı bir borç biliyorum. 2010 Kültür Başkenti, on üç sivil toplum kuruluşundan oluşan Girişim Grubu tarafından yapılmaktadır. Girişim Grubu, İstanbul için dört element kentini kullanıyor: Toprak, hava, su ve ateş.

İstanbul, binlerce yıllık tarihinde en uzun ömürlü üç büyük imparatorluğun, Roma, Bizans ve Osmanlıların başkenti olmuş, üç semavi dinin merkezi olarak hizmet etmiştir. Bu nedenle de birçok medeniyetin buluşma noktası ve en önemlisi, çağlar boyunca birlikte yaşama kültürünün hayat bulduğu bir kent olmuştur. Antik felsefede, evrendeki her şeyi oluşturduğu savunulan dört element bu kentin özelliğiyle birleştirilmiştir ve projeler, toprak, su, hava ve ateş elementleriyle ifade edilmiştir. Bu yaratıcı başlangıç, umut vericidir. Ancak, Hükûmetin ve yerel yönetimin, gereken duyarlılığı ve ciddiyeti göstermediğini, maalesef, görüyoruz. İstanbul'un, tarihî ve kültürel mirasına sahip çıkmanın ötesinde, ihanete uğradığını ibretle görüyoruz ve izliyoruz. İstanbul'a ihanet ediliyor. Bir dünya kültürü yok ediliyor. Şarkılara, türkülere konu olmuş bir kültür abidesi olan bu kent, bugün maalesef, çarpık kentleşmenin, plansız yoğunluğun yaşandığı, tarihsel kültürün yok edildiği, güvenliğin olmadığı bir şehir hâline getirilmiştir.

İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olması kararı 13 Kasım 2006'da kesinleşmiştir. O dönemde, İstanbul'la ilgili bir şeylerin değişeceğine dair iyi niyetli düşüncelerimiz olmuştu. Açıkçası, İstanbul'un kültürel mirasının daha korunabilir, daha yaşanabilir, daha yayılabilir bir hâle getirilmesi için önemli atılımlar, çalışmalar yapılacağını düşünmüştük. Ancak gördük ki, şovdan öte hiçbir şey yok. Kesinleşmenin üzerinden bir yıl geçti, yasa tasarısı daha yeni, Meclis gündemine getiriliyor. Şovun ötesinde hiçbir şey yapılmadığı, maalesef, görülüyor. Burada görünen bir tek şey var, maalesef, İstanbul'un katledildiği.

Değerli milletvekilleri, İstanbul, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alan bir şehirdir. Ne yazık ki, İstanbul'un Dünya Miras Listesinden çıkarılması tehlikesiyle karşı karşıyayız. Hatta, Tehlike Altındaki Dün

24

ya Mirası Listesine alınması gündemdedir ve ne acıdır ki, İstanbul Avrupa'nın kültür başkenti ilan edilirken, bir yandan Hükûmetin ve yerel yönetimin ihmalkârlığı yüzünden Tehlike Altındaki Kültür Mirası Listesine alınabilmesi tartışılabiliyor.

1985'ten bu yana UNESCO listesinde olmanın sorumlulukları maalesef yerine getirilememiştir. Kurum, bugüne kadar İstanbul'la ilgili yayımladığı yeni raporda eksiklere işaret etmiştir. Ayasofya'nın onarımı, kara surları, Zeyrek'in restorasyonu gibi konular eleştirilmiştir. Örneğin, Eyüp, Fatih, Eminönü gibi tarihî yarımadanın yönetimi eksiktir. Aynı şey daha yeni sit alanı ilan edilen Haydarpaşa'da planlanan projeler için de geçerlidir.

UNESCO'nun eksiklerini tamamlaması için İstanbul'a verdiği süre 2008 yılında sona eriyor. Ancak, eksiklikler maalesef tamamlanamamıştır. İstanbul'a yeni bir çehre kazandırmayı amaçlayan projeler konuşuluyor bugünlerde. Örneğin, bir tanesi İMÇ blokları. Bu blokların yıkılması planlanıyor. Halbuki, bu bloklar, Süleymaniye silüetini bozmayacak tarzda yapılmış bloklardır. Bunların yerine kurulacak olan, İstanbul'un ve o bölgenin, Süleymaniye'nin silüetini bozma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yine, bunun yanı sıra, Dubai Towers diye adlandırdığımız İETT Garajı. UNESCO bu konuda da uyarılarda bulunmaktadır.

UNESCO'nun listesinde dünya kültürüyle ilgili bazı kriterler yer alıyor. Bunlardan bazıları şöyle: Daha iyi bir sanatçının eserlerini barındırmak, artık yaşamayan bir medeniyeti temsil etmek, tarihî bir silüete sahip çıkmak.

Şimdi, 300 metreyi bulacakları söylenen Dubai Kuleleri, İstanbul'un benzersiz tarihî silüeti için gerçek bir tehdit değil midir?

Yakın zamanda akla gelen, kanun tasarısında da dikkat çekilen bir başka örnek: Atatürk Kültür Merkezi. Hepimiz biliyoruz ve görüyoruz ki yeni rant hedefi, bu kez de AKM'nin arkasında bulunan parsellerdir. AKM yıkılacak, arkasındaki alanla birleştirilecek, alışveriş merkezi, otel, rezidans çılgınlığına bir yenisi daha eklenecektir. Bununla ilgili girişimlerin de geçtiğimiz dönemde nasıl olduğuna da yakından tanık olduk.

Şimdi, Taksim Meydanı gibi bir meydanı da, bu şekilde, kenti yoğunlaştırarak, orayı yoğunlaştıracak bir noktaya getirmek gerçekten kentin silüetini bozacağını maalesef görüyoruz. Üstelik, Atatürk Kültür Merkezi, cumhuriyet döneminin mimarisi olarak simgesel değerlere sahiptir. Kültür varlığı olma niteliğini kanıtlamış bir yapının yaşamdan koparılması, burada var olan değerlerin hepsinin yok sayılması anlamına gelmektedir.

Atatürk Kültür Merkezinin kimlik değeri vardır. Fiziki olarak İstanbul'un hafızasının bir parçasıdır.

Belge değeri vardır. Toplumun kültürel yaşamını mekâna yansıtır.

Mimari değeri vardır. Yapıldığı dönemin tasarım, mimari ve teknoloji anlayışını yansıtır.

İşlevsel ve ekonomik değeri vardır. Toplumun gereksinimini hâlen karşılayabilmektedir.

Anı değeri vardır, simge değeri vardır.

Atatürk Kültür Merkezinin özgünlük değeri vardır.

Bu tespitler uzmanlara, yani mimarlara ait tespitler. Böyle bir yapının rant uğruna feda edilmesi geri dönülmez bir yanlışlıktır.

Başka bir örnek: Muhsin Ertuğrul Sahnesi. Burası da yıkılacak, planlanan buraya kongre vadisi inşa etmek. Bu bir aldatmacadır. Amaç yeni bir rant kapısı açmaktır. Neden kongre vadisini buraya yapmakta ısrar ediyorsunuz? Kongre vadisini her yere yapabilirsiniz, ama tiyatroyu, kültür merkezini her yere yapamazsınız. Böyle bir mirası başka bir yerde yeniden var edemezsiniz.

Muhsin Ertuğrul Sahnesi sezonu açamadı, İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği bir açıklama yaptı, dedi ki: "Muhsin Ertuğrul Sahnesi sadece alkıştan yıkılsın." Çok değerli bir toplumsal mirasın yok edilişine asla ve asla seyirci kalamayız, kalmamalıyız. Türkiye'nin en gelişmiş teknik olanaklarına sahip sahnesine, arşivine, kütüphanesine sahip çıkmalıyız. Böyle bir birikimi elinizin tersiyle bir kenara itemezsiniz.

Sanatla ilişkisini koparan bir toplum çağdaşlıktan söz edebilir mi? Geçmişten hemen birkaç örnek vermekte fayda var: Örneğin, Beyoğlu'ndaki Komedi Tiyatrosu konfeksiyoncu oldu, Şişli'deki Umut Tiyatrosu pasaj ve Karaca Tiyatrosu İstanbul Belediyesi Sular İdaresinin yemekhanesi oldu. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Avrupa kültür başkenti olmaya, tiyatroları, kültür merkezlerini yıkarak mı hazırlanıyoruz?

Değerli arkadaşlarım, İstanbul, 2010 kültür başkenti mi olacak yoksa yoğunluğu artmış alışveriş ve kongre başkenti mi? Bu, bir vizyon işi; sanat eserlerini yaratmak, var olanları da korumak ve yaşatmak. Kimileri, yeniden düzenleyebilmek için sanatı bilmek, anlamak, sevmek gerekir, doğru bir kültür politikasını oluşturabilmesi

25

için de bu gereklidir. Oysa, AKM'yi de Muhsin Ertuğrul Sahnesini de yıkmaya yeltenen zihniyetin sanattan da korumacılıktan da anladığı iddia edilemez.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Eminönü Belediyesinin birlikte Süleymaniye'de planladıkları bir proje söz konusu. Gelecek yıldan itibaren Süleymaniye'de 2.800 binayı yıkıp yerine Osmanlı tarzında bina yapmayı planlıyorlar; tarihî binaların yıkılarak çelikle yeniden yapılması konuşuluyor. Bu, bir katliamdır. Önemli olan, oradaki ahşabı korumak, taşı, tarihi korumaktır, binlerce yıllık kültür mirasını korumak ve hissetmektir. Süleymaniye'nin surlarını yenileme biçimi, Hollywood dekoru gibi olmaz.

Değerli milletvekilleri, İstanbul'un sorunları saymakla bitmeyecek kadar çok. İstanbul Valiliğinin, Muhtarlık Otomasyon Sistemi için yaptığı çalışma sonucuna göre İstanbul'un nüfusu 33 milyon; resmî rakamlar, 10 milyon diyor. Bugün, maalesef Başbakanın itirafıdır, İstanbul'un nüfusunu bilmediğini ifade etmiştir aylar önce. Daha İstanbul'un nüfusunu bilmiyorken karşı karşıya olduğumuz sorunları nasıl çözeceğiz.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Siz biliyor musunuz?

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Ben biliyorum. Sizden almam lazım o bilgiyi. Onunla ilgili çalışma yapın, ben de öğreneyim ve burada, bunu da söyleme imkânımız olsun. Daha, hâlâ 2007'deki sonuçları alamadık.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Saymaya devam edin o zaman!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Yine bu sorunların yanı sıra en önemli sorunlardan biri ulaşımdır. Yaşanan trafik keşmekeşi her anlamda insanlarımızı sıkıntıya sokmaktadır. Kenti yoğunlaştıran, yeşil alanları imara açan, plan tadillerini alabildiğine yükselten, kentin en hareketli bölgelerine alışveriş ve rezidans çılgınlığı yaratan, emsal ve yoğunluk artıran, yeşil alanları katleden anlayış trafikteki yoğunluğu çözemez. Çünkü trafikte yaşanan sorunların kaynağı bu anlayışın ta kendisidir.

Kentin, olur olmaz her yerine kavşak yaptınız. Bu kavşaklarla ilgili 2,1 katrilyon lira kaynak israf ettiniz. Bu kavşaklar asla çözüm olamaz. Hatta tarihî Mimar Sinan Köprüsü'nü yıktınız; sonradan, uyarıldı da yeniden onarmaya başladınız.

Değerli arkadaşlarım, maalesef, İstanbul şu anda merkezî ve yerel yönetimin rant politikalarına kurban edilen bir kent durumunda. Şöyle bir bakın İstanbul'a. Gözünüze çarpan şey nedir? Beton yığını, alabildiğine görüntü kirliliği. Yeşil alanı, meydanı, parkı, ormanı olmayan bir kent, görsel zenginliği olmayan bir kent, kent sayılabilir mi?

Son yirmi üç yılda plan tadillerinde gelinen nokta endişe vericidir. 1984-1989 yıllarında parsel bazında yapılan plan tadili sayısı: 420; 1989-1994: 450; 1995-2004: 850; son üç buçuk yıl: 3.800. Üstelik de…

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) - İş yapıyorlar iş!

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Bu, iş değil; bu, iş değil; bu, rant; bu, kenti yoğunlaştırma.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) - İş, iş…

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Kenti yoğunlaştırma. Üstelik de, söyleyeyim, ilgili kurum ve kuruluşların, İSKİ'nin, hatta Büyükşehir Planlamanın olumsuz görüşlerine rağmen yapıyorlar. Elimizde bununla ilgili ciddi belgeler var. İnşallah, bundan sonraki süreçte bunları da gündeme getireceğiz, zamanımı iyi kullanmaya çalışıyorum.

Tabii, İstanbul'un ciddi bir altyapı sorunu var. Alibeyköy Barajı'na 49 milyon YTL harcanmış olmasına rağmen, Alibeyköy'ün maalesef hâli ortadadır, su baskınının getirdiği olumsuzluk ortadadır. Hatta bırakın Alibeyköy'ü, Ataköy aynı şekilde sular altında kalmıştır.

Bir şey daha söyleyeyim: Bu noktada, İngiltere'de yayınlanan haftalık siyaset ve ekonomi dergisi The Economist, dünya kentlerindeki yaşam kalitesi endeksinde İstanbul'u, bu yıl 104'üncü sıraya almış. Çünkü dünya kentlerinin değerlendirilmesi sırasında The Economist araştırmacıları tarafından göz önünde tutulan kriterleri söylüyorum: İstikrar, sağlık hizmetleri, eğitim hizmetleri, kültür, çevre ve altyapı olarak sıralanmakta. Gittikçe kötüleşen bir tablo var karşımızda. Bakın, İstanbul nereden nereye gelmiş? 1980'li yıllarda 80'inci sıradaymış, 1990'lı yıllarda 96'ncı sıradaymış; şimdi, İstanbul, yaşanabilir kentler arasında 104'üncü sırada. Dikkatinizi çekmek istiyorum değerli milletvekilleri, bu sıralama 128 kent arasında yapılıyor. Türkiye'nin gerisinde kalan kentler, Cidde, Yeni Delhi, Jakarta, Tahran.

Değerli milletvekilleri, Avrupa kültür başkentleriyle ilgili örneklemelerde bulunmak istiyorum zamanımı kullanarak. Bazı noktalardan belki feragat etmek zorunda kalacağım zaman yetmediği için.

26

Liverpool örneğini vermek istiyorum. Liverpool da bugüne kadar 1 milyar pound harcanmış bir kültür merkezi. Hatta bir anekdotu size ifade etmek istiyorum. Bir temizlik işçisi, yere pet şişe atan gence dönüyor, diyor ki: "Biz, 2008 Avrupa Kültür Başkentiyiz. Yere pet şişe atmak utanç verici bir şeydir." diye yadırgıyor. Onun duyduğu duyarlılığı acaba yerel ve genel yöneticiler duyuyorlar mı merak ediyorum ki Liverpool'un nüfusu bize göre çok daha aşağıda. Aynı şekilde Sibiu için de geçerli, oralarda da çok ciddi çalışmalar yapılmış ve 2005 Avrupa Kültür Başkenti Cork için de, Fransa'nın Lille kenti için de geçerli; yüzlerce, binlerce gazetecinin gitmesine neden olmuş, kültürel anlamda kentlerin öne çıkmasına neden olmuştur.

Yine bir Prag örneğini vermek istiyorum. Örneğin Prag, yedi yüz yıllık bir kent. 1998 senesinde UNESCO tarafından 1 milyar dolar bir destek alarak yeniden yapılandı. O yapılanmanın sonucunda her yıl 15 milyon insan Prag'a giriyor. Bütün Çekoslovakya'nın nüfusu 10 milyonken, Prag'a 15 milyon turist giriyor. Kaç yıllık kent? Yedi yüz yıllık kent. İstanbul, üç bin yıllık yazılı, yetmiş bin yıllık kalıntılar da Fikirtepe'de ve başka yerlerde, maalesef, toprağın altında yatıyor.

Değerli arkadaşlarım, bugüne kadar kültür başkenti seçilmiş kentler arasında en büyüğü İstanbul'dur, en eskisi İstanbul'dur, en sorunlusu İstanbul'dur, en birikimlisi İstanbul'dur ve tarihsel mirası yok edilen İstanbul'dur. İstanbul duyarlılığı olan bir dostumuzun dediği gibi "2 metre kazınca Osmanlı, 4 metre kazınca Bizans, 6 metre kazınca Roma tarihiyle buluştuğumuz…" Böyle bir tarihsel zenginlik ve birikime sahip bir kent İstanbul. Bunlar sayabildiğim. 2010'a dönük hazırlık sürecinin ne kadar önemli olduğunu, bir de bu yönüyle koymak istedim. Ama görüyorum ki, hâlâ daha işin ciddiyet ve önemi anlaşılabilmiş değildir.

Bu yıla kadar kültür başkenti olmuş kentlerde yapılan organizasyon ve düzenlemelerin tümünde ortak birkaç nokta var. Bunların en önemlisi, halkı bu işe dâhil etmek, kültür başkenti bilincinin halkın tamamına bulaşmasını sağlamak. Zaman o kadar uzun değil. İstanbul'da 2010'a dair herhangi bir tanıtım yapılmış değil. İstanbul'un tarihsel birikimine uygun bir sunum sağlanamamış. Bütçe belli değil. Duyarsızlık ve ilgisizlik alabildiğine egemen olmuş ki, ancak bugün Meclise yasa tasarısı gelebiliyor ve ne hazindir ki 2010'a AKM'yi yıkarak start vermeye çalışıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, sadece eleştirmiyoruz, çözüm yolları da öneriyoruz. Bir kere, rant politikalarından vazgeçeceksiniz, kenti yoğunlaştırmaktan vazgeçeceksiniz, plan tadillerini bırakacaksınız, yeşil alanları koruyacaksınız, soygun ve talan düzenini yok edeceksiniz. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Belgeler var söylerim sonra.

Arkeolojik kalıntıları tam kapasiteyle sunabilecek çalışma, hayata mutlaka geçirilmelidir. Tarihsel mirası sunmak için müze sayısını artırmamız gerekiyor.

Sinema, tiyatro, görsel etkinliklerin yaşama geçirilebileceği yerlerin sayısı çoğaltılmalıdır. Kültürel faaliyetler halka yayılmalıdır.

Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunu yıkmaktan vazgeçeceksiniz. AKM'ye, Atatürk Kültür Merkezine dokunmayacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Soysal, bir dakikalık süre içinde konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Dev ölçülü bir labirenti andıran, 60 kadar sokağı, 3 binden fazla dükkânıyla dünyanın en eski ve büyük kapalı çarşısı olan Kapalıçarşı korunarak elden geçirilmelidir.

Çağdaş kentler meydanlarıyla bilinir. Örneğin, Levent Garajı mutlaka meydan olmalıdır ve bu meydanların sayısı da çoğaltılmalıdır.

Tüm su havzaları koruma altına alınmalıdır. Depreme ve küresel ısınmaya karşı önlemler alınmalıdır.

Üniversite, sivil toplum örgütlerinin uyarı ve önerileri, ön yargısız değerlendirilmelidir.

Bu kentin insanına kültür başkentinin ne demek olduğunu anlatmalıyız. Sadece 2010 için değil, bundan sonra daha nitelikli bir yaşam için halkı bilinçlendirelim. Çünkü, burada yapılacak her etkinlik halkla beraber olduğunda amacına ulaşacaktır.

Yine de İstanbul'da görünen o ki, bir kültür başkentinde insan manzaraları, maalesef, son derece endişe vericidir. 2010 Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul, Tahran'a benzetilmeye çalışılıyor, Arap ülkelerine benzetilmeye çalışılıyor. Kentin yoğunlaşması… (AK Parti sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

27

BAŞKAN - Sayın Soysal, teşekkür ediyorum.

ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Peki, daha bunları çok konuşacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Üçüncü konuşmacı, AK Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Egemen Bağış.

Sayın Bağış, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sözlerini değiştir! Değiştir o sözleri!

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) - Hayır, ben vazgeçmiyorum sözlerimden. Kenti mahvettiniz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım lütfen.

AK PARTİ GRUBU ADINA EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti konulu yasa tasarısı hakkında, mensubu olmaktan onur duyduğum Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sözlerime başlarken, bugün Hakk'ın rahmetine kavuşan değerli devlet adamı Sayın Erdal İnönü'yü rahmetle anıyorum, ülkemize olan değerli hizmetleri için, temsil ettiğimiz Türk halkı adına, kendisine şükranlarımızı sunuyorum, yüce Allah'tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa kültür başkenti kavramını açıklamadan önce, bu konuda biraz evvel söz alan çok değerli ana muhalefet partisinin temsilcisine, 22 Temmuz seçimlerinin neticelerine yeniden göz atmasını tavsiye ediyorum. İstanbul halkı kendisinin bu hassasiyetlerine gerekli cevabı sandıkta vermiştir zaten. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Gerçekten alkışlamak lazım sizi, vallahi bravo!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarım, kültür, sanat ve siyaset, her ne kadar birbirlerinden farklı kavramlar olarak çağrışılsa da aslında, kendi aralarında çok sıkı bir bağ vardır. Sanat ve siyaset ifade özgürlüğünün bir dışa vurumudur. Siyaseten güçlü olan toplumlar, aynı zamanda sanatta da yükselen toplumlardır. Aynı şekilde, sanatta yükselen toplumlar da siyaseten güçlüdür. Siyaseten güçlü olmak demek, zengin ve kalkınmış bir millet olmak demektir, gelişmiş bir demokrasiye sahip olmak demektir. Bugün dünya ülkelerine baktığımızda, kültürde ve sanatta yükselen ulusların tam demokratik uluslar olması bir tesadüf değildir.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sanata değer veren belediye başkanları hangi partiden?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Çağdaş uygarlık seviyesindeki ülkelerin laik ve tam demokratik olmaları, sanırım, sizler de takdir edersiniz ki, bir tesadüf olamaz. Çünkü, tam demokrasi, milletlerin gizli kalmış bütün üretici ve yaratıcı potansiyelini harekete geçirdiği için makbuldür.

Cumhuriyet tarihinde, değil İstanbul'da, Türkiye'de bir modern sanat müzesi olmaması, belki de demokrasimizin AK Parti İktidarı öncesi seviyesini çok net bir şekilde anlatmaktadır. 2004 yılında, İstanbul'da, Sayın Başbakanımızın direkt ilgisi ve desteğiyle kurulan "İstanbul Modern" adlı sanat müzesi ve geçtiğimiz aylarda yine İstanbul'da açılan Santral Sanayi ve Sanat Müzesi, açıldıklarından bu yana büyük kitleler tarafından ziyaret edilmiş olmaları, destek görmüş olmaları Türkiye'nin demokrasisinin de güçlendiğinin bence en güzel örnekleridir. İstanbul Modern Müzesi, kuruluşunun ikinci yılında 2 milyondan fazla ziyaretçi kabul etmiştir, 100 binlerce yavrumuz oraya giderek modern sanatla birlikte hemhâl olmuşlardır ve güzel tarafı, toplumun bütün kesimlerini kucaklayan mekânlar hâline gelmişlerdir.

Ulu Önder Atatürk'ün "Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir." sözü, bence çok anlamlıdır. İstanbul 2010'u bu çerçevede değerlendirmeliyiz. "İstanbul 2010" da Türkiye'nin gelişmişliğinin, tam demokrasi olma yönünde arzusunun bir ürünüdür; AK Parti Hükûmetinin demokratik reformlarının bir ürünüdür; AK Partinin Türkiye'yi çağdaş uygarlıklar seviyesinin üzerine çıkarma hedefinin bir ürünüdür.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bugün tüm dünyaya korku paranoyasının hâkim olduğu bir ortamda yaşıyoruz; maalesef, Huntington'un "Medeniyetler Çatışması" tezini haklı çıkarmak için uğraşan güçler var. AK Parti İktidarı, bu paranoyaya panzehir olarak "Medeniyetler arası diyaloğu" savunmaktadır. Kültür ve medeniyetlerin bir arada, barış içinde yaşamaları gerektiğini vurgulamaktadır. Aynı şehirde, yan yana bir caminin, bir havranın, bir sinagogun, bir kilisenin birlikte olabildiğinin en güzel örneklerinden birini İstanbul sergilemektedir ve bu insanlığın ortak korkusu hâline gelen medeniyetler çatışmasını engellemek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Kofi Annan'ın "Medeniyetler İttifakı" projesi gibi bir proje ortaya koyduğunda bunun eş başkan

28

lığını yapmak üzere İspanya'nın Başbakanı Sayın Zapatero'yla birlikte bizim Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı seçmiş olması ve bunun eş başkanlığını önermiş olması Türkiye için haklı bir gurur vesilesidir. Bundan, muhalefet partisi üyesi arkadaşlarımızın da gurur duymalarını rica ediyorum, çünkü bu, Türkiye'nin onurudur, Türkiye'nin gururudur. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Siz BOP'ta da eş başkansınız değil mi? Amerika da stratejik ortağınız.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Türkiye, dünya üzerinde hem Müslüman olup hem de laikliği ve demokrasiyi bir arada yaşatabilmiş ender ülkelerdendir. O nedenle tüm dünya islamofobi saplantısı içinde yaşarken Türkiye rahat olamaz, terörle kutsal dinimizi bağdaştırmaya çalışan anlayışa karşı tepkisiz kalamaz. İşte, İstanbul 2010, bu ortamda, her zamankinden daha da önemli bir noktaya gelmiştir.

İstanbul 2010, tüm dünyaya barış ve hoşgörü çağrısıdır, diyalog çağrısıdır, farklı kültürlerin bir arada yaşayabileceğinin kanıtıdır. İstanbul'un sahip olduğu tarihsel miras, bugün dünyada kaç şehirde mevcuttur?

Arkadaşlar, İstanbul, doğunun en batılı, batının da en doğulu şehridir ve bu hepimiz için bir gurur vesilesidir. İstanbul, hem doğulu hem batılı olan, çok kültürlülüğü ve çok renkliliği yansıtan şehirlerin başında gelir. Üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış, üç büyük semavi dinin merkezi olabilecek potansiyele sahiptir. Napolyon'un söylediği gibi, dünyada tek bir devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, işte, dünyanın bu tür şehirlere ihtiyacı vardır. Bu yüzden AK Parti iktidarında İstanbul'un önemi gittikçe artmaktadır. Artık, NATO zirveleri, İslam Konferansı Örgütü zirveleri gibi uluslararası toplantılar İstanbul'da yapılmaktadır. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, İslam Konferansı Örgütü üyelerinin dışişleri bakanlarıyla bir araya geldiği şehir İstanbul'dur. İsrail ve Pakistan ilk defa bir diplomatik ilişki başlatmak istediklerinde ne Telaviv'de ne Karaçi'de bir araya geldiler, İstanbul'da bir araya geldiler. Irak'taki Sünni liderler Irak'taki Amerikan elçisiyle bir araya gelmek istediklerinde Bağdat'ta bir araya gelemediler, İstanbul'da bir araya geldiler ve İstanbul, Eurovision'undan Formula 1 yarışlarına kadar, uluslararası toplantılardan uluslararası sanat etkinliklerine kadar artık, dünyanın gözde mekanlarından biri hâline geldi. Bütün bunlar da AK Parti İktidarı döneminde sağlandı.

Bu anlayış ve düşünceyle AK Parti Hükûmeti, Türkiye'nin aynası olan İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilebilmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır.

Bu arada, 2010 projesinin dünyayla birlikte tüm Türkiye'de bir gerçeği daha hatırlattığını düşünüyorum. Bildiğiniz gibi ilkokul sıralarından itibaren bizlere hep Türkiye'nin doğu ile batı arasında bir köprü olduğu anlatıldı. Bununla hep övündük ama bunu pek yaşatamadık. İşte, AK Parti iktidarında bunu da yaşatmaya başladık.

Arkadaşlar, kırk beş yıl evvel, maalesef, kendi başbakanını bir askerî darbe sonrası asmış bir ülkede, çok değil yirmi yıl evvel Kafka'nın, Dostoyevski'nin kitaplarının toplatıldığı bir ülkede, çok değil sekiz yıl evvel İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının ders kitaplarımızdaki bir şiiri okuduğu için hapse atıldığı bir ülkede, artık, çabalarımızın sonucunda, İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti ilan ediliyor, yani, ifade özgürlüğünün en önemli platformu kabul edilen kültürün ve sanatın başkenti ilan ediliyor. Bu da Türkiye'nin demokrasisinin nereden nereye geldiğinin bence en önemli göstergesidir, hepimizin gurur vesilesi olmalıdır.

Şimdi, Avrupa Kültür Başkenti Projesiyle ilgili olarak bazı teknik bilgileri de vermek istiyorum: "Avrupa Kültür Başkenti" kavramı, ilk olarak 1985 yılında, zamanın Yunanistan Kültür Bakanının teklifiyle Avrupa kurullarında kabul edilen bir kavramdır. 1999 yılında ilk defa, Avrupa Birliğine üye olmayan ülkelerin de şehirleriyle buna katkıda bulunabilmeleri için fırsat tanınmıştır ve İstanbul'da sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin bir araya gelerek başlattığı bir heyecanla, bir ülküyle bu yola çıkılmıştır. Zira "kültür başkenti" Atina'ya olduğu gibi, Paris, Floransa, Amsterdam, Berlin, Dublin, Madrid, Lizbon ve Stockholm gibi birçok şehirlerin gelişmesine, tanınmasına ve turizmini artırmasına çok önemli katkılarda bulunmuştur ve biz, Avrupa Kültür Başkenti Girişim Grubu Yürütme Kurulu Başkanı Sayın Nuri Çolakoğlu'yla birlikte, ben de Sayın Başbakanımızın görevlendirmesiyle son iki yıldır, Danışma Kurulu Başkanı olarak, bu konuda çok yoğun bir çaba sarf ettik.

Arkadaşlar, cumhuriyet tarihinde ilk defa, İstanbul'un Büyükşehir Belediye Başkanı ile Büyükşehir Valisi birlikte İstanbul'u terk ettiler, Brüksel'e beraber gittik, orada İstanbul'un başvuru formunu birlikte sunduk. O projede Cumhuriyet Halk Partisinden de arkadaşlar vardı -maalesef, bugün Mecliste değiller- Cumhuriyet Halk Partisinden belediye başkanları da, ilçe belediye başkanları da, AK Partiden ilçe belediye başkanları da buna destek vermişlerdi. Her ne kadar, arkadaşlar, bugün, burada muhalefet yapsalar da bu konuda onların da emek sarf eden arkadaşları vardı ama maalesef, onlar, bu dönemde, 22 Temmuzun iradesi gereği burada temsil edilemediler. Ama, bu konuda çok yoğun bir çaba sarf edildi. Bu konuda Ankara'daki AB üyesi bütün ülkelerin bü

29

yükelçileriyle toplantılar yapıldı, İstanbul'daki başkonsoloslarıyla toplantılar yapıldı, Avrupa Parlamentosundaki birçok parlamenterlerle toplantı yapıldı, Avrupa Komisyonundaki birçok üst düzey yetkiliyle toplantılar yapıldı, bu konuda Avrupa Parlamentosunda çeşitli tanıtım etkinlikleri düzenletildi, Avrupa Bölgeler Komitesinin yetkilileriyle toplantılar düzenlendi ve Brüksel'de birçok etkinlikler düzenlenerek bu projeyle ilgili tanıtım çalışmaları yapıldı ve ortaya, Sayın Başbakanımızın verdiği net destekle, çok önemli bir başvuru dosyası hazırlandı. Biraz evvel söylediğim gibi, belki de cumhuriyet tarihinde ilk defa sivil toplum kuruluşlarının başlattığı, önce yerel yönetimin, daha sonra merkezî yönetimin sahiplendiği bu projede, arkadaşlar, İstanbul'da kırkı aşkın sivil toplum kuruluşu, akademik kuruluşlar, üniversitelerimiz, yerel belediyelerimiz, ilçe belediyelerimiz, İl Özel İdaremiz, Büyükşehir Belediye Başkanlığımız, İl Valiliğimiz, daha sonra Kültür ve Turizm Bakanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız ve Başbakanlığımız hep birlikte çalıştılar ve bu neticenin alınmasında herkesin çok büyük katkısı oldu. Âdeta, bu, ortaya bir yeni çalışma ruhu getirdi. İstanbul'un trafik sorunuyla ilgili Ulaştırma Bakanımızın geçtiğimiz dönem düzenlediği toplantı, yine bu ruhtan faydalanarak, sivil toplum kuruluşlarını, ilçe yöneticilerini ve il yöneticilerini merkezî yöneticilerin temsilcileriyle bir araya getirerek çözmüştü. Bunun neticesinde, İstanbul'da yeni yapılan birçok projenin ilerlediğini görüyoruz.

Macaristan'ın Pécs şehri ile Almanya'nın Essen şehri Avrupa Birliği üyesi olan ülkelerin temsilcisi olarak, İstanbul da Avrupa Birliği üyesi olmayan şehirlerin temsilcisi olarak 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti olarak ilan edildiler.

Burada, çok önemli bir bilgiyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Macaristan'ın Pécs şehri, Osmanlı tarihinde çok büyük yeri olan Sokullu Paşa'mızın geldiği şehirdir. Kendisi önce orada doğmuş, büyümüş ve devşirme olarak Osmanlıda kademe kademe yükselmiş bir paşamızdır ve kendisini Osmanlıda yükseldikten sonra, öz kardeşi de Pécs'teki kilisenin başına gelmiştir ve Sokullu Paşa'nın kendisine talimatıyla… Ben bu bilgileri eski Sayın Bakanımız Yılmaz Karakoyunlu'dan aldım. Sokullu Paşa, Pécs'e, çok ciddi, Osmanlı hazinesinden maddi yardımda bulunmuştur ve tek bir şart koşmuştur: Türk milletinin o hoşgörüsünü orada yaşatmak, kiliseleri, sinagogları ve camileri birlikte ele almak, tamir ettirmek ve onları toplumun huzurunu, ihtiyacını karşılamak üzere hizmete açmak konusunda bir talimat. Yani, o Türk'ün hoşgörüsünü orada aynı şekilde göstermişlerdir. Bu yüzden İstanbul ile Pécs'in aynı yıl Avrupa Kültür Başkenti olmasının da ayrıca bir anlamı vardır.

Bu projeyle birlikte İstanbul neler kazanacak? Bu projeyle birlikte kentin tarihsel ve kültürel yapıları restore edilecektir; çocuklarımıza ve gençlerimize yönelik kültürel eğitim seferberlikleri düzenlenecek, genç yeteneklerin keşfedilmesi için altyapı sağlanacaktır; yeni müzelerin inşasına girişilecek, pek çok konuda atölye çalışmaları yapılacak, kendi kültürümüz dışında, diğer Avrupa kültürleriyle kaynaşmamız, bizim kültürümüzü öğrenmeleri, farklılıkların zenginliğinin tadına varılması, yıllardır süregelen kültür ve sanat festivallerinin daha zenginleşmesi sağlanacaktır. 2010 yılına kadar, dört yıl boyunca ilerleyen yolda önemli tanıtım çalışmaları yapılacak ve belirli bir zirveye ulaşılacak; tüm yıl boyunca sürecek kutlamalar, sokak tiyatroları, konserler, kültürel geziler, özel sergiler, sokak sergileri, yerli-yabancı kültürel etkinlikler, kültür panayırlarıyla İstanbul, tüm dünyanın ilgisini toplayacak hâle getirilecektir. İnsanlar, "İstanbul" adını kültür ve sanatla anacak ve bu kente akın edeceklerdir. Geçtiğimiz hafta Sayın Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay'ın da söylediği gibi, İstanbul artık, bir sanayi şehri değil, bir kültür şehri olarak dünyada tanınacaktır.

Projeyle birlikte 10 milyon turisti İstanbul'da ağırlamayı hedefliyoruz. Şu anda, projeye Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın, Cumhurbaşkanımızın, Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul Günay'ın ve daha evvel bu Bakanlıkta bulunan Sayın Atilla Koç'un çok önemli katkıları olmuştur. Ama, İstanbul Valimiz ve İstanbul Belediye Başkanımızın da çok önemli katkılarını anlatmadan geçemeyeceğim. Hiç unutmuyorum, bir akşam İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Kadir Bey'den rica ettik, dedik ki: "Biz Girişim Grubu olarak hediye gönderemiyoruz ama İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak, İstanbul'u tanıtan bir kitabı hediye olarak jüride bulunma ihtimali olan, 6 kişilik bir jüriye girebilme ihtimali olan 100 kişiye gönderir misiniz?" Sağ olsun, üşenmedi, tek tek hepsine, isimlerini yazarak, sabahın 3'üne kadar kitaplara tek tek, isim isim mesajlar yazarak, imzalayarak onları gönderdi. (CHP sıralarından "Vay be!" sesleri)

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) - Anlatılacak şey mi bu?

ATİLLA KART (Konya) - Vay be, gözlerimiz yaşardı!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Arkadaşlar bu işte, çok, yüzlerce isimsiz kahramanın emekleri vardır, onların projesi vardır, onların değerli vakitleri harcanmıştır. Belki de hepsinden önemlisi, bu bir devlet projesi değildir. Bu, sivil toplum kuruluşlarının yerel yönetimlerle, merkezî yönetimlerle el ele verdiği ve Türkiye'nin hak ettiği, o eş güdümü gösterdikleri bir proje hâline gelmiştir. Ben emeği geçenlere buradan çok çok teşekkürlerimizi,

30

şükranlarımızı sunuyorum. Ama iş burada bitmiyor, esas proje bundan sonra başlayacak. Bu kanun geçtikten sonra, 2010 yılına İstanbul'u hazırlamak ve Sayın Başbakanımızın da söylediği gibi, İstanbul'u yeniden İstanbullulara ve Türkiye'mize kazandırmak gerekecektir. Bunun için de iktidarıyla muhalefetiyle el ele, birlikte çalışmak durumundayız. Bu konuda sizlerin katkılarınızı bekliyoruz, yapıcı eleştirilerinizi bekliyoruz, kırıcı değil. Onun için, siyasi hesapları bir kenara bırakıp daha çok turisti ülkemize nasıl getiririz, daha çok kültürel etkinlikleri nasıl düzenleriz, ülkemize yeni müzeler nasıl kazandırırız, yeni altyapı çalışmalarını nasıl yaparız, bunlarla vakit harcamamız gerektiğini düşünüyorum.

İstanbul, 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti çalışmalarını koordine edecek bir özerk yapılanma içerisine girecek, bu kanun bize bunu sağlayacak.

Peki, burada bir tartışma başlıyor: AKM yıkılacak mı? Arkadaşlar, tabii ki yıkılacak. AKM İstanbul'a da yakışmıyor, Türkiye'ye de yakışmıyor. Türkiye'ye yakışan daha modern, daha çağdaş, kışın ısıtılabilen yazın soğutulabilen bir kültür merkezine, bir Atatürk Kültür Merkezine ihtiyacımız var. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) - Değişebilir o, yeniden projelendirilebilir.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Taa, yapımı yirmi üç yıl sürmüş, yapımından altı ay sonra kim tarafından olduğu hâlâ çözülemeyen bir yangınla yerle bir olmuş bir AKM'den bahsediyoruz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Aynı bizim Meclis gibi.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Bugün deprem yaşasak, Allah korusun, İstanbul bir deprem yaşasa, en riskli binalardan bir tanesi o AKM binasıdır.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) - Yapma ya!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Bu yüzden İstanbul'a yakışır bir Atatürk Kültür Merkezine ihtiyacımız vardır.

"Yapma" demeyin Sayın Soysal. Bunu üniversitelerin hazırladığı bilimsel raporlar söylüyor.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) - Hangi üniversite?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Bununla ilgili bir çalışmanız var mı?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Lütfen biraz araştırın. Lütfen rahmetli Uğur Mumcu'nun dediği gibi, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya kalkışmayalım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Hangi üniversitenin raporları?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - İTÜ mü, ODTÜ mü?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Bu yüzden, arkadaşlar, ben sizlere soruyorum: O köhne bina hiç Taksim Meydanı'na yakışıyor mu? O binadaki fiziksel yetersizliğin onlarca sanatsal etkinliğe mal olduğunu biliyor musunuz?

Tabii ki size de hak veriyorum, bu ülke hep yıkmak zihniyetiyle yönetildiği için şüphenizi anlıyorum. Bu ülkede yenisi yapılmak üzere yıkılan eserler bir daha asla yapılmadığı için geçmişte, haklı olabilirsiniz. Ama, AK Parti Hükûmetini tanımadığınız bu zaafınızla ortaya çıkıyor. AK Parti, Türkiye'ye modernliği getirmiştir; sadece eskimiş, köhne eserleri değil, aynı zamanda eskimiş zihniyeti de yok etmiştir. Hiç şüpheniz olmasın, AKM yıkıldıktan kısa bir süre sonra, Taksim Meydanı'na yakışır, İstanbul'a yakışır dört başı mamur bir sanat merkezi, bir kültür merkezi inşa edilecektir. Bundan sonra, fiziksel yetersizlik yüzünden engellenen sanatsal ve kültürel faaliyetlerin hızına yetişilemeyecektir.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) - Eğer oraya başka bir şey yaparsanız bunu size soracağız ama.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Bizim bu yasayla odaklandığımız nokta, özerk bir kuruluşun önderliğinde İstanbul 2010'a daha fazla yoğunlaşmak ve gerekli çalışmaları bir an önce bitirmektir.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyor, hepinize saygılarımı sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bağış.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.30

31

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Fatoş GÜRKAN (Adana)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14'üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

16 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının tümü üzerinde söz sırası Demokratik Toplum Partisi adına Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal'a aittir.

Sayın Birdal, buyurun. (DTP sıralarından alkışlar)

DTP GRUBU ADINA AKIN BİRDAL (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti" konusunda görüşürken kültürel değerlere çok bağlı bir bilim insanı ve insan haklarına saygılı bir siyaset adamı Erdal İnönü'yü yitirmekten ben de duyduğum üzüntüyü burada bildirmek istiyorum. Çünkü, insan hakları konusunda, insan haklarının korunması, savunulması ve geliştirilmesi konusunda Derneğimizi sürekli cesaretlendirmiş ve en zor günlerde her defasında görüşerek hakların ve özgürlüklerin geliştirilmesi yolunda yol gösterici olmuştur. O nedenle, ben de kendilerini rahmetle, saygıyla anıyorum, yakınlarına ve sevenlerine baş sağlığı diliyorum.

Şimdi, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yasa Tasarısı'nı konuşurken, elbette ki kimi fiziki yapıların korunması, tarih ve kültür miraslarının korunması bir kültür işidir, ama işin bir diğer yanı, demokrasi boyutu var ve insan hakları boyutu var. Nitekim, insan hakları açısından kültürel haklar, ikinci kuşak haklar dizinine girer: Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar. Şimdi, bu haklar bugüne değin doğru korunmamıştır. En çok, tarih ve kültür miraslarının en zengin olduğu İstanbul, bugüne değin, ne yazık ki, korunmamıştır. Farklı kültürleri, dilleri, kimlikleri, inançları çok zengin, göğsünde barındırmış olmasına karşın tahrip edilmiştir, yok edilmiştir. Zaman zaman siyasi nedenlerle ve kaygılarla büyük saldırılara uğramıştır. Nitekim, doğrusu, ben bugünlerde 5-6 Eylül günlerini anımsamaktayım. Örneğin, 5-6 Eylül 1955'te İstanbul'da azınlıkların tarihlerinin, kültürlerinin, iş yerlerinin, hanlarının hamamlarının nasıl yerle bir edildiğini biliyoruz. Bence, bir kültürün üstünlüğü ve hele hele başkent olmasına hak kazanmak, kültürel çoğunluğun korunmasına, gözetilmesine bağlıdır, farklı olanlara saygı gösterilmesine bağlıdır. İnsanlar kişisel olarak böyle tercihlerde bulunmayabilirler, ama Türkiye'nin ulusal üstü kabul ettiği sözleşmeler de bunu öngörmektedir. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nden başlayarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve daha sonra da AGİT çerçevesinde Türkiye'nin kabul ettiği Paris Şartı, Moskova Belgesi, tarih ve kültür miraslarının korunmasını güvence altına almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ne yazık ki bizde böyle bir kültür oluşmamıştır. Aslında farklılıkların korunması, gözetilmesi ve onları da, başkalarının varlığını kendi varlığımız sayan bir bilinci yaratabilmek bir demokrasi kültürüyle ilişkilidir. Örneğin, birçok kültür başkentinde ben şunlara tanık olmuşumdur fiziki olarak: Örneğin, birinin bahçesinde bir ağaç 20 santimetre çapına ulaştıktan sonra "Bu benim bahçemdedir, ben bunu kesiyorum." diyemez. Artık o, o kentin, oranın, orada yaşayanların ortak mirası olmuştur. Bir proje yapılacaksa fiziki olarak, o miras korunarak yapılmaktadır. Ya da birisi "Bu benim kedim, köpeğim, bu delikten çıksın." diye kendi kapısında bir giriş çıkış deliği açamaz. O, o belediye meclisinin kararına bağlıdır. Hele hele Avrupa başkentlerinde böyle bir şey söz konusu değildir. Eğer bir duvara çivi bile çakılacak olsa, gerçekten, belediye meclisinin kararları ve denetçiler gelir, o çivinin oraya çakılıp çakılmayacağına onlar karar verir. Yani, abartısız, siz evinizde, bir posteri "ben bu duvarıma asarım" diye çivi çakamazsınız. Bunlar, bir kültür işi.

Şimdi, İstanbul'a gelince, gerçekten, İstanbul'da, örneğin ben her defasında İstanbul'u… Benim rahmetli eniştem, bir gün, Boğaz'da tavla oynarken bana dedi ki: "Burası dünyanın en güzel kenti." Yıl 78 falan. O zaman ben bir Bulgaristan'ı bir de Yunanistan'ı görmüştüm. "Peki, dünyada başka hangi kenti gördün ya da ülkeyi gördün.?" dedim. "Hiçbir yeri görmedim, ama o kanaatteyim ki İstanbul dünyanın en güzel kenti." dedi. Değerli milletvekilleri, 78'den sonra dünyanın her bir yerini gezdim, Asya, Afrika, Amerika, Avrupa. Emin olun, örneğin Paris'i gördüğüm zaman "İşte benim favori başkentim, kültür başkentim Paris'tir." demiştim. Fakat sonra Roma'yı görünce Roma'nın büyüsü daha da bir beni etkiledi. Ama sonra her gidip geldikçe, Madrid'den Casablanka'ya kadar, Senagal'e kadar, New York'tan Washington'a kadar, en sonunda kanaat getirdim ki İstanbul dünyanın en güzel kenti gerçekten, bu kadar hoyratça, hovardaca kullanılmış olmasına karşılık.

32

Şimdi, bize tarih ve hayat bir fırsat tanıyor; İstanbul'u yeniden kazanmak ve gerçekten o hak ettiği güzelliği taçlandırmak için. O nedenle, burada iktidar-muhalefet şeyi yapmayalım, bu ortak bir mirasımız, bunun nasıl korunacağını şimdi konuşalım. Örneğin, doğrusu ben o İstiklal Caddesi'nde gezerken, o fresklerin o kötü tabelalarla kapatılmasından büyük rahatsızlık duyuyorum. Eğer 2010 yılında bütün insanlık ailesini buraya çağıracaksak, bu İstiklal Caddesi'nde ve İstanbul'un her yerini kapatan o kötü tabelaları, kâr saikiyle yapılan, küçük-büyük diye ayırt etmeksizin, hiçbir düzene bağlı kılınmayan tabelaları kaldıralım. Sonra, o ses kirliliği. Olur olmaz her yerde, gerçekten, o kornalara basılan böyle bir kültür başkenti olmaz. Buna bir düzenleme getirilmesi gerekiyor.

Ayrıca, İstanbul'un bir kültür başkenti…

O İstanbul'u yaratanlar kadar anlatanlar ve yazanlar da önemlidir. Örneğin, 1998 Nobel Edebiyat Ödüllü Portekizli yazar Jose Saramago diyor ki: "Bu gökkuşağının altında artık her şey yazıldı, çizildi. Önemli olan o yazılanları, çizilenleri yapabilmek ve yaratabilmek." diyor.

İstanbul'a dair her şey söylendi, yazıldı; şimdi, işte yapmak kalıyor. Acaba, yapabilme becerisini gösterebilecek miyiz, gösteremeyecek miyiz? Bir de, bu nedenle, İstanbul'u yazan, çizen, yaratanların yaşatılması da bir kültür işi, onlara karşı manevi bir borçtur. Örneğin, yitirdiklerimiz var, yaşayanlar var. Şimdi, Sayın Kültür Bakanımız, bir röportajında, İstanbul'u yazan, çizenleri, edebiyatçılarımızı yazarken ya adlarını başlarken hepsini yazmak, anlatmak gerekir, eksik bırakmamak gerekir ya da birilerinden söz edip, birilerini şu ya da bu nedenle atlamamak gerekir; haksızlık olur bu. Örneğin, İstanbul'u en iyi anlatan, romanlarında, bir ünlü yazarımız Vedat Türkali, onun yazarlığının kabul edilmeyişinden midir, yoksa unutulmuşluğundan mıdır, Sayın Bakanca anılmamaktadır. Sait Faik'ten, Orhan Pamuk'tan ki, Orhan Pamuk konusunda da hemen bir eksikliğin, Sayın Çankaya tarafından, Cumhurbaşkanı tarafından giderilmiş olmasını da burada selamlıyorum. Gerçekten, İstanbul'un tarihini, kültürünü romanlarında bize en güzel anlatan Orhan Pamuk, Türk dili ve edebiyatını uluslararası borsaya taşımıştır, edebiyat borsasına, ama ne yazık ki, bundan önceki Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bu görülmemiştir ve görmezlikten gelinmiştir. Böyle bir şey olur mu! İşte, bu da bir kültür işidir. Neyse ki, Sayın Gül bu eksikliği gidermiştir ve uluslararası edebiyat borsasında ilk Türk dili ve edebiyatının gerçekten ödüllendirilmesinde hak eden Orhan Pamuk'u da bu şekilde buluşturmuştur insanlarımızla.

Değerli milletvekilleri, bir de, tabii, bu toplu taşımanın biraz da deniz yoluyla yapılmasının önemi vardır.

Bir de, bu yazar çizerlerin tabii… Örneğin, kültür başkentlerinin birçoğunda çok sık yontulara rastlarsınız, heykellere. Sorarsınız, bu kim, kim; o ülkenin şairleridir, yazarlarıdır, çizerleridir, müzisyenleridir ve tiyatrocularıdır. Şimdi, İstanbul'un hangi sokağında, hangi meydanında bir yazarımızın, sanatçımızın, yaratıcımızın yontusuna rastlarsınız? O nedenle, geç kalınmış değil. Hiç değilse, 2010 yılına kadar, bu İstanbul'u yaratan, yazan şairlerimizi, sanatçılarımızı -ki, onlar bir kentin ruhudur, dilidir- giderek halkımızla ve dünya halklarıyla buluşturalım.

Şimdi, bir de, İstanbul'da şöyle bir şey var, hiçbir kültür başkentinde görülmeyen bir şey, sizler de çok sık tanık olmuşsunuzdur: Bir kültür başkenti değil de, zırhlı araçlarla, panzerlerle, polis araçlarıyla karşılaşırsınız. Şimdi, İstanbul'un Taksim'inde ve Galatasaray Lisesinin önünde panzerlerin, zırhlı araçların, üniformalı bilmem güvenlik güçlerinin ne işi vardır? Örneğin, bakın, ne diyor: "Türkiye'de -Türkiye kabul etmiş- barışçıl toplantılar -Paris Şartı ki, iki imzalıdır, siz bilirsiniz; Cumhurbaşkanı ve o günün Başbakanı tarafından imzalanmıştır- ve gösteriler izne bağlı değildir." der. Şimdi, barışçıl toplantılar yapılıyor ve panzerlerin altında! Şimdi, arkadaşlar, hepiniz görmüşsünüzdür; hangi başkentte bir güvenlik gücü, görevlisi görmüşsünüzdür üniformalı? O nedenle, eğer 2010 yılında İstanbul'u kültür başkenti yapacaksak, Sayın Bakanlık bu konuyu da dikkate almalıdır ve gerçekten, mavi gökyüzünün güneşinin gözetiminde olmalıdır o toplantılar, barışçıl eylemler, polislerin gözetiminde değil.

Şimdi, hemen bunu söyleyince İstanbul bana neyi anımsatıyor? İstanbul, doğasıyla, tarihiyle, kültürüyle, halkların kardeşliğini anımsatmalıdır. Şimdi, son birkaç aydır, İstanbul deyince, yabancı uyruklu göçmenlerin, sıkça, sistematik işkenceyle öldürüldüğünü anımsatıyor. Örneğin, Nijeryalı Festus Okey, Beşiktaş Emniyet Amirliğinde, geçtiğimiz aylarda öldürülmüştür.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) - Beyoğlu, Beyoğlu…

AKIN BİRDAL (Devamla) - Beyoğlu, pardon, Beyoğlu'nda. Yine, Polonyalı bir göçmen öldürülmüştür. O zaman, şimdi, sadece Beyoğlu Emniyet Amirliğinde, son altı ayda 37 kişinin işkence gördüğüne dair, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubemize başvuru vardır. Hiçbir kültür başkentinde işkence yoktur, zor yoktur, baskı yoktur. Korku üretmez bir kültür başkenti, demokrasi kültürü üretir.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) - Londra'da, prensip olarak öldürüyorlar da işkence yapmıyorlar.

33

AKIN BİRDAL (Devamla) - Kuşkusuz, kötü, emsal değildir mecellede.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) - O zaman, hepsini söylemek lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) - Camileri yakıyorlar.

AKIN BİRDAL (Devamla) - Ben, iyi olanı örnek vermeye çalışıyorum. Yoksa, elbette, başka ülkelerde de vardır ve var ama biz, gerçekten, iyi olanı örnek almalıyız kendimize.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) - Ama bunları da söyleyelim hep beraber.

AKIN BİRDAL (Devamla) - Şimdi, bitiriyorum, bitiriyorum…

Bakın, bu bile… İzninizle, ben, arkadaşımızı dinledim ve günlerdir, şu Meclisin açılışından beri dinliyorum farklı olan görüşleri de, katılmadığımız görüşleri de, ama dinliyoruz. Bu da bir kültür işi, lütfen buna da özen gösterelim. (DTP sıralarından alkışlar)

Şimdi, arkadaşlar, bakın, üzgünüm gerçekten bunları söylerken de emin olun, şu yüce Meclisin çatısı altında büyük üzüntü duyuyorum, İstanbul ne ile anımsanmalı ya da hatırlanmalı derken. Örneğin, yani şimdi bir, Agos Gazetesi'ni çıkaran Hrant Dink'in bu şekilde alçakça öldürülmesi, İstanbul'u bize güzel mi anımsatıyor? O nedenle, bu tür, insanlığa karşı işlenmiş suçları da gizlememelidir bir kültür başkenti.

Bitiriyorum Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; az önce söylediğim gibi, hayatın… Gerçekten, yeniden, İstanbul'u İstanbul yapacak ekonomik, sosyal ve kültürel hakların ve özgürlüklerin geliştirdiği ve kardeşleştiği bir kültür başkenti yaratma fırsatı veriyor.

Umuyor ve diliyorum ki böylesine özgürlükçü, eşitlikçi bir İstanbul'u hep birlikte yaratırız ve bu umutla saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Birdal.

Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Mehmet Müezzinoğlu.

Sayın Müezzinoğlu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MEHMET MÜEZZİNOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı'yla ilgili, şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Sözlerime, değerli bilim adamı, değerli siyaset ve devlet adamı Profesör Doktor Erdal İnönü'yü rahmetle anarak; yine, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mızı, ulusumuzun bayramını tebrik ederek; yine, son günlerde peş peşe kaybettiğimiz şehitlerimize rahmet dileyerek, yüce ulusumuza başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum.

Tabii, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olması süreci, 2000'li yıllarda başlayan bir süreç ve 2000 yılının 7 Temmuz tarihinde -kendisine teşekkür ederek başlamak istiyorum Cengiz Aktar'ın- AB'ye üye olmayan ülkelerin de kültür başkenti önerebilmelerine imkân veren kararın Avrupa Birliği Resmî Gazetesi'nde okunmasıyla, İstanbul'un da Avrupa kültür başkenti olabilmesi fikrini gündeme getirmesi ve bu sürecin, Cengiz Aktar ve arkadaşlarının duyarlılığıyla Türkiye'nin gündemine taşınmaya ve buradan da Avrupa ülkelerinin, Avrupa Birliğinin gündemine taşınmaya başlandığı süreç 2000'li yıllarda başlamakta.

9 Mayıs 2001'de, yine, Cengiz Aktar'ın, dönemin Dışişleri Bakanı rahmetli İsmail Cem Bey'den bir iyi niyet mektubu talebiyle de bu sürecin dosyasının oluşma hazırlığının altyapısıyla ilgili de önemli bir süreç olduğu kanaatindeyim. Bu süreçte belki birkaç önemli tarihi burada sizlerle zikrederek konuşmamı geliştirmek istiyorum. 30 Eylül 2003 yılına gelindiğinde, başvuru dosyası taslağının oluşturulması kararının verildiği süreci görüyoruz. Yine, 30 Ekim 2003 tarihindeyse Dışişleri Bakanlığı Yurtdışı Tanıtım ve Kültür İşleri Genel Müdürlüğü tarafından AB Komisyonu Eğitim ve Kültür İşleri Müdürlüğüne niyet mektubumuzun gönderildiğini ve fiilen sürecin başlatıldığını görüyoruz.

11 Nisan 2006 tarihinde 2000 yılından beri devam eden çalışmaların sonucuna yaklaşılmış ve uluslararası seçici kurula ve bu kurul tarafından da İstanbul'un, Macaristan'ın Pécs şehri ve Almanya'nın Essen kentleriyle birlikte 2010 yılı Avrupa kültür başkenti olması Avrupa Parlamentosunun görüşüne sunulmuş, 13 Kasım 2006 tarihindeyse bu sunum kabul edilmiş ve bu tarihten itibaren yaklaşık bir yıl öncesine dayanan bir süreçte de İstanbul'umuzun, bir medeniyet kenti olan İstanbul'umuzun Avrupa kültür başkenti olması yönünde gerek yüce Meclise gerek ulusumuza, milletimize önemli bir sorumluluk yüklenmiş, yine, onur ve gurur duyacağımız bir sürecin başlangıcı da olmuştur.

34

Şimdi, önemli olan, bu süreci bugünden itibaren dinamik yürütebilmek, örnek çalışmalarla yönetebilmek, yürütebilmek. İstanbul Avrupa kültür başkenti fırsatını milletçe iyi değerlendirebilmek, milletimizin bugünkü fotoğrafını, bugünkü değerlerini, bugünkü dinamiklerini dünyaya iyi tanıtabilme adına bir fırsat olarak da değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim.

Tabii, İstanbul'un üç bin yıllık tarihî geçmişinin, kültürel mirasının, coğrafi konumunun buradaki tüm değerli hazırun tarafından yeterince algılandığı ve değerlendirildiği kanaatindeyim. Ama, bütün bunların dünyaya sağlıklı ve saygın sunulabilmesini İstanbul'un hak ettiğini önce kendimizin iyi kavraması ve bu hak edilen fotoğrafı, bu fırsattan da istifade ederek gündelik siyasi polemiklerden veya bunu fırsat bilerek şov cümlelerinden ziyade, icraat alanlarına kendimizi yöneltmemiz gerektiği kanaatindeyim.

Bulunduğu önemli konum itibarıyla yıllarca ticaret merkezlerine, büyük imparatorluklara, Roma, Bizans, Osmanlı İmparatorluğu gibi topraklarında hüküm sürmüş ve İstanbul'un, büyük uygarlıkların kültür izlerini hâlâ taşımakta olan bu kentin gerek tarihî, kültürel mirasının, bugünkü hanlarıyla, hamamlarıyla, Anemas Zindanları gibi zindanlarıyla, çeşmeleriyle, camileriyle, havraları, sinagoglarıyla, her yönüyle özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkelerinin ve toplumlarının da kendisine ait zenginliklerinin var olduğunu ve bu zenginlikleri bağrında barındırabilen bir medeniyetin temsilcilerinin bu millet olduğunu da göstereceğimiz, iyi iletişim, iyi organizasyon ve bu anlamda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerle de, inanıyorum ki, gerekli desteği, hep birlikte, iktidarıyla muhalefetiyle vermiş olacağız.

Böyle bir projenin, hepimizin takdiridir ki -az önce kronolojik çok özet aldığım birkaç cümleyle de gördüğünüz gibi- kendiliğinden oluşmadığı da bir gerçektir. Bu anlamda, gerek 2000'li yıllardan bu yana emeği geçenlere gerekse Hükûmetimiz döneminde hızlandırılan, AK Parti İktidarı döneminde gerek Hükûmet gerek yerel yönetim, başta Büyükşehir Belediye Başkanımız ve birçok -bunun içinde Kadıköy Belediye Başkanımızla, Fatih'i, Beyoğlu'su- belediye başkanlarımızın da değerli katkılarını anımsamamak ve onlara teşekkür etmeden geçmek bence haksızlık olur. Bu anlamda, emeği geçen, yine, Egemen Bağış, değerli İstanbul Milletvekilimizin ve onun başkanlığındaki heyete de teşekkür ederek, bu çalışmaların hızla olması gereken dinamikleri de, bizim de onlara olması gereken destekleri vererek milletimize yakışır bir organizasyonu yapmamız gerektiğine inanıyorum.

Yakaladığımız bu fırsatı çok iyi değerlendirmemiz ve bu fırsatı iyi değerlendirebilmemiz için de iyi hazırlık yapmamız gerektiği kanaatindeyim. Bu anlamda, organizasyona layık bir şekilde hazırlanmamız gerektiği, önümüzde fazla bir zamanın olmadığını… Yine, bu yasa geçtiğimiz dönem nisan aylarında gündeme gelip çıkması gerekirdi, ama seçim atmosferine girilmesi belki yasanın çıkışını engelledi veya erteledi, ama hızla yasalaştırabilirsek, inanıyorum ki gerekli hızlı adımlar atılacaktır. Önümüzdeki kısa zamanı en iyi şekilde değerlendirmemiz için projenin uygulanması adına gerekli yasal düzenlemeleri bir an önce çıkarmamız, bu şekilde büyük bir organizasyonun düzenli olarak işlemesi için gerekli organların kurulması ve görevlerin belirlenmesi gerektiği aşikârdır.

Üzerinde konuştuğumuz tasarı, bu projede iletişimin, koordinasyonun düzenli bir şekilde sağlanabilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, tasarının kanunlaşması gerektiği kanaatindeyiz. Zira böylesine kapsamlı ve önemli bir projenin yasal bir düzenleme yapılmadan eyleme geçebilmesi takdirlerinizdir ki olanaksız.

Tasarıyla bir Avrupa Kültür Başkenti Ajansı kurulması amaçlanmaktadır. Yine, bu Ajansa bağlı olarak kurulacak kurullarla düzenli bir işleyişin sağlanması sağlanacaktır. Tasarıda, Ajansa bağlı olarak, bir koordinasyon kurulu, danışma kurulu, yürütme kurulu, denetim kurulu ve genel sekreterlik kurulması öngörülmektedir.

Kurulacak koordinasyon kuruluyla İstanbullulara yapılacak etkinliklere ilişkin hazırlıkların izlenmesi, kamu kurum ve kuruluşlarının eş güdüm içinde çalışmasını sağlayacak tedbirlerin alınması amaçlanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Müezzinoğlu, bir dakikalık ek süre veriyorum. Konuşmanızı tamamlayınız.

MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yine, kurulacak danışma kuruluyla projenin Avrupa Birliğinin konuyla ilgili kararları doğrultusunda gerçekleştirilmesi amacıyla çalışmalar yapılması ve yürütme kurulunun çalışmalarını denetlemesi öngörmüştür.

Kurulacak yürütme kurulu ile de tüzel kişiliğin temsili, projenin yürütülmesi ve bütçenin uygulanması gibi görevlerin üstlenilmesini amaçlamaktadır.

35

Değerli arkadaşlar, görüldüğü gibi tasarı, İstanbul'umuzu ve ülkemizi tanıtacak büyük bir organizasyondur. Bu organizasyona hep birlikte sahip çıkacağımız ve hepimizin üzerine düşen görevi en iyi şekilde yapacağımız kanaatindeyim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Müezzinoğlu.

Şahsı adına ikinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Necat Birinci.

Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Birinci, süreniz on dakika.

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuştuğumuz şehrin fatihi Fatih Sultan Mehmet Han'ın ruhuna, fetih şehitlerine, İstiklal şehitlerimize ve teröre verdiğimiz şehitlerimizin ruhuna rahmetle sözüme başlamak istiyorum. Ayrıca, Sayın Erdal İnönü'nün ilim ve siyaset hayatımızdan kayan bir değer olduğu dolayısıyla ve insan olduğu dolayısıyla, güzel bir insan olduğu dolayısıyla onu da rahmetle anıyorum.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; İstanbul konusunu, kültür başkenti faaliyetlerinin dışında, bir başka açıdan, İstanbul'un ruhu ve ifade ettiği anlam ve İstanbullunun İstanbul'a bakışı ve İstanbul'un tarihî süreç içinde Türkleşmesi konusunda söz söyleyeceğim.

İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde şahsım için aldığım sözde önce İstanbul üzerine bir ömür boyu düşünmüş, bu şehri Türklüğün şehircilik adına kurduğu en büyük eser olarak görmüş, onda bir coğrafyanın vatan hâline geliş sırlarını araştırmış, bulmuş, bulduklarını çok yüksek bir şiir estetiği içinde olduğu gibi fikir yazıları ile de milletiyle paylaşmış, bu paylaşma sonucu olarak da nice Türk nesillerinde vatan duygusunu en yüksek ve en doğru seviyede uyandırmış, bundan sonra da uyandıracak olan Yahya Kemal'in bir şiiriyle, "Bir Başka Tepeden" şiiriyle başlamak istiyorum. Hepimiz bu şiiri biliyoruz, ama bir defa daha, yeniden İstanbul'un ne anlama geldiğini hatırlayabilmek için şiiri hatırlayalım:

"Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,

Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.

Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rüyada,

Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan."

Yahya Kemal bu şiirinde İstanbul'u idrak şeklini dile getiriyor. İstanbul için atılacak her adımda, İstanbul'u idrak etmek zorunluluğu vardır. Bu idrak eksikse, İstanbul'a yaklaşım da eksik olur. Gerçekten de İstanbul'u, Üsküdar'ı, Boğaziçi'ni her tepeden, her kıyıdan, her köşeden, her mevsimde, sabah, öğle, akşam ve gece saatlerinde derinden derine seyredecek bir sanatkâr oralarda ne zengin güzellikler bulur.

Bir coğrafyanın manzarası, mimarisi ve halkı arasında halis ve tam bir ahenk varsa, gözlere orada vatan görünür. Ecdadımız 1071 Malazgirt Zaferinden sonra, bir yandan kanı, diğer yandan imanıyla yoğurduğu Anadolu ve Balkanlar coğrafyasını en aziz vatan toprakları olarak benimsemiştir. 15'inci yüzyıl Türkleri İstanbul'u bir virane olarak aldılar. Bunu ısrarla söylüyorum, bir virane aldı Türkler ve derhâl imar hareketine koyuldular. Bunu Bizans hayranı tarihçiler de söylüyor. Yüz yıl sonra İstanbul mevcut vatan coğrafyasının her köşesinde Türk zevk ve hünerinin biçimlendirdiği, iç mimariden külliye mimarisine, süslemeden oymacılığa, çinicilikten maden işçiliğine, edebiyattan hat sanatına kadar her türlü sanat ve zanaatın kendine yol açıp ulaştığı en mükemmel örneklerini arayıp bulduğu bir dünya başkentidir 16'ncı yüzyılda.

29 Mayıs 1453'te İstanbul'un Türkler tarafından fethi önemli bir hadisedir, ancak, bu hadiseyi daha da önemli kılan, tek başına bu fetih tablosu değil, coğrafya ve iklimin verdiklerine kendi sanat deha ve kabiliyetini katarak Türk nesillerinin İstanbul'un her tepesine, her sahiline, her köşesine bir ahenk içinde kurduğu kubbeler, minareler, medreseler, saraylar, konaklar, yalılar, çarşılar, imarethaneler, sebiller, çeşmeler, şadırvanlar, bahçeler, mesire yerleri bütün insanlığın hayaline, bu beldenin artık ebediyen Türk kalacaktır kanaatini kökleştirmiş ve yerleştirmiştir. Nitekim, bu kanaati bozmak isteyen Birinci Dünya Savaşı galiplerinin parlamentolarındaki

36

 
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa

Sosyal Medya

Kurumsal Facebook Adresi Kurumsal Twitter Adresi RSS Aboneliği Günlük Haber Aboneliği Genel Kurul Facebook Adresi Genel Kurul Twitter Adresi Web Yöneticisine Mesaj
Sosyal Ağlarda TBMM

Arama

TBMM'yi Ziyaret

Randevulu Gezi

Rehber Eşliğinde Gezi

Türkiye Büyük Millet Meclisinin tanıtımı kapsamında ziyaretçilerin rehber eşliğinde gezdirilmesi, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından hazırlanan bir program dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

 

Halk Günü

Halk Günü

Önemli Duyuru
Bütçe görüşmeleri nedeniyle görüşmelerin bitimine kadar ziyaretçi yasağı uygulanmaktadır. Bu nedenle halk günü uygulamasına ara verilmiştir.

Mustafa Necati Kültür Evi

Mustafa Necati Kültür Evi

İki katlı tarihi binanın giriş katında TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Başkanlığı Sergi Salonu bulunmaktadır. Sergi Salonunda TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Başkanlığı tarafından kabul görmüş eserler, halka açık olarak sergilenmektedir.

Mustafa Necati Kültür Evi Tanıtım Sitesi

Milli Saraylar

Milli Saraylar

Kuruluşu Cumhuriyetin ilk yıllarına dayanan Milli Saraylar, zaman içerisindeki katılımlarla birlikte, iki saray, üç köşk, beş kasır, üç müze ve iki fabrikayı bünyesinde barındırmaktadır.

Milli Saraylar Sitesi

Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisini aşağıdaki bağlantıyı kullanarak sanal olarak gezebilirsiniz.

TBMM Sanal Tur Gezisi