Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 5. Yasama Yılı
57. Birleşim 31/Ocak /2007 Çarşamba

Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
Tutanak toplam 59 sayfadır. Sorgulanan Sayfaların Yazıcı Versiyonu
DÖNEM: 22 CİLT: 145 YASAMA YILI: 5

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

57'nci Birleşim

31 Ocak 2007 Çarşamba

İ Ç İ N D E K İ L E R

Sayfa

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Ali Temür'ün, yakında resmî olarak hizmete açılacak olan Karadeniz sahil yolunun bölgeye sağlayacağı yararlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek'in, mübarek Muharrem Ayı ve Aşure Günü'ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in, aynı konuda açıklaması

3.- Van Milletvekili Mehmet Kartal'ın, Van-Kapıköy Gümrüğündeki iç gümrükleme için gerekli hazırlıkların tamamlanamamış olmasından ve sınır ticaret merkezindeki altyapı ve fiziki şartların yetersizliğinden kaynaklanan sıkıntılar ile alınması gereken tedbirlere ilişkin gündem dışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül başkanlığında Arnavutluk'a yapılacak resmî ziyarete refakat edecek Parlamento heyetini oluşturmak üzere gruplarınca isimleri bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1197)

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)

1

3- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/925) (S. Sayısı: 1321)

4.- 23.11.2006 Tarihli ve 5557 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/1278) (S. Sayısı: 1313)

5.- Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/1226) (S. Sayısı: 1247)

VI. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Alevilerle ilgili bir konuşmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/19905)

2.- Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün BİLGEHAN'ın, aile içi şiddetle ilgili araştırmanın sonuçlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/19901)

3.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, şef atamalarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/19892)

4.- Malatya Milletvekili Süleyman SARIBAŞ'ın, Açıköğretim Lisesi öğrencilerine yönelik işlemlerin gerçekleştirilmediği iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/19891)

5.- Bursa Milletvekili Mustafa ÖZYURT'un, Osmangazi ilçesindeki okullarda kültürel etkinliklerin yasaklandığı iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/19839)

6.- Kırşehir Milletvekili Hüseyin BAYINDIR'ın, öğretmenlerin yolluklarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/19838)

7.- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, sözleşmeli öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/19837)

8.- Tunceli Milletvekili Hasan GÜYÜLDAR'ın, bir yatılı bölge ilköğretim okulunda meydana gelen olaya ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/19834)

9.- Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın, Kırgızistan'dan yapılacak olan fasulye ithalatına,

- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, oyuncak ihracatına,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/19814, 7/19815)

10.- Bursa Milletvekili Mustafa ÖZYURT'un, yeni kurulan üniversitelerin ihtiyaçlarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/19807)

11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, oto yedek parçası ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/19803)

12.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Açık İlköğretim Okulu ile Mesleki Açık Öğretim ve Açık Öğretim Liselerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/19772)

13.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, mermer ihracatı ve ithalatına,

- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Çek Cumhuriyetine ihraç edilen incirlerde kanserojen madde belirlendiği iddiasına,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/19758, 7/19759)

14.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, çocukların cinsel istismarına yönelik iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakan Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/19160)

15.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, internetteki çocuk pornografisine karşı alınan tedbirlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/19159)

16.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, hayali ihracatla ilgili düzenleme çalışmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/19155)

17.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, elektrik dağıtım ihalelerine ve TEDAŞ'la ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/18912)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak dört oturum yaptı

2

Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Yılmazcan,

İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek,

Muharrem ayı, Aşure Günü ve Kerbela Olayı'na; din ve değerler alanında temel ortak payda etrafında birleşme gereğinin önemine ilişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik'in, Petrol Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşmasına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener cevap verdi.

Suudi Arabistan-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Dr. Fahd Bin Jaber Al-Shamri ve beraberindeki heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi, Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonunun, Millî Saraylar Daire Başkanlığına bağlı millî saray, köşk ve kasırlarda 26/11/2006-1/12/2006 tarihleri arasında İç Tüzük'ün 177 ve müteakip maddeleri gereğince yaptığı denetimle ilgili raporunun (5/24) (S. Sayısı: 1316) bastırılıp üyelere dağıtıldığı,

Bursa Milletvekili Faruk Anbarcıoğlu ve 26 milletvekilinin, İznik Gölü'ndeki çevre sorunlarının araştırılarak bölgede sürdürülebilir gelişme sağlanması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/418);

Genel Kurulun bilgisine sunuldu; Meclis araştırması önergesinin gündemdeki yerini alacağı ve ön görüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 273'üncü sırasında yer alan (10/339) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 30/1/2007 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği;

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 407'nci sırasında yer alan 1321 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi'nin bu kısmın 3'üncü sırasına, 401'inci sırasında yer alan 1313 sıra sayılı geri gönderme tezkeresinin 4'üncü sırasına, 3'üncü sırasında yer alan 1247 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 5'inci sırasına, 388'inci sırasında yer alan 1251 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 6'ncı sırasına, 389'uncu sırasında yer alan 1253 sıra sayılı geri gönderme tezkeresinin 7'nci sırasına, 10'uncu sırasında yer alan 1308 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 8'inci sırasına, 293'üncü sırasında yer alan 1023 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 9'uncu sırasına, 59'uncu sırasında yer alan 965 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 10'uncu sırasına, 400'üncü sırasında yer alan 1310 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 17'nci sırasına, 22'nci sırasında yer alan 1159 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 18'inci sırasına, 264'üncü sırasında yer alan 954 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 19'uncu sırasına, 408'inci sırasında yer alan 1322 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 20'nci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 30/1/2007-6/2/2007 Salı ve 31/1/2007-7/2/2007 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesine, 30/1/2007-6/2/2007 Salı günkü birleşimlerinde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 30/1/2007-6/2/2007 Salı günleri saat 20.00'ye kadar, 31/1/2007-7/2/2007 Çarşamba ve 1/2/2007-8/2/2007 Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği;

Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, 5084 ve 5350 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında (2/577),

Ankara Milletvekili Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu'nun, 2338 Sayılı Organ ve Doku Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunun 14'üncü Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair (2/158),

Kanun Tekliflerinin İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergelerinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedikleri;

Açıklandı.

Genel Kurulu ziyaret eden Türkiye-Arabistan Dostluk Grubu Başkanı ve beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoş geldiniz" denildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1'inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi'nin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden,

2'nci sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı'nın (1/1030) (S. Sayısı: 904) görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından,

Ertelendi.

3'üncü sırasına alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa

3

Milletvekili Faruk Çelik'in, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi'nin (2/925) (S. Sayısı: 1321) tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi; 1'inci maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.

Ankara Milletvekili Oya Araslı, Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün'ün, konuşmasında, Partisine sataştığı iddiasıyla bir açıklamada bulundu.

31 Ocak 2007 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 20.00'de son verildi.

Nevzat Pakdil

Başkan Vekili

Mehmet Daniş Ahmet Küçük

Çanakkale Çanakkale

Kâtip Üye Kâtip Üye

No.: 75

II. - GELEN KÂĞITLAR

31 Ocak 2007 Çarşamba

Teklif

1.- Sakarya Milletvekili Recep Yıldırım ve 12 Milletvekilinin; Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun ve İskan Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/938) (Plan ve Bütçe ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2007)

Raporlar

1.- Enerji Verimliliği Kanunu Tasarısı ile Kütahya Milletvekili Soner Aksoy ve 6 Milletvekilinin; Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/1261, 2/854) (S. Sayısı: 1326) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Karayolları Ulaşımı Altyapısı Teknik ve Bilimsel İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar ve Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1155) (S. Sayısı: 1327) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kongo Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İşbirliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1167) (S. Sayısı: 1328) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kenya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1172) (S. Sayısı: 1329) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

5.- İl İdaresi Kanunu ile Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/1200) (S. Sayısı: 1330) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili (Kotdivuar) Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1275) (S. Sayısı: 1331) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili (Kotdivuar) Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1276) (S. Sayısı: 1332) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guyana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1281) (S. Sayısı: 1333) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

9.- Türkiye Cumhuriyeti ile Oman Sultanlığı Arasında Ticari Mübadele ve Ekonomik, Teknik, Bilimsel ve Kültürel İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1102) (S. Sayısı: 1334) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

4

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret, Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1127) (S. Sayısı: 1335) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Madagaskar Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret, Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1179) (S. Sayısı: 1336) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

12.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet Komisyonları Raporları (2/820) (S. Sayısı: 1337) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

13.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1242) (S. Sayısı: 1338) (Dağıtma tarihi: 31.1.2007) (GÜNDEME)

31 Ocak 2007 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57'nci Birleşimi'ni açıyorum.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, çoğunluk yok.

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, çoğunluk yok!

BAŞKAN - Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, çoğunluk yok…

BAŞKAN - Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, Karadeniz Sahil Yolu'nun bölgeye katkısı hakkında söz isteyen Giresun Milletvekili Ali Temür'e aittir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, yanlış yapıyorsunuz. Çoğunluk olmadığını görüyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Temür, buyurun efendim.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Ali Temür'ün, yakında resmî olarak hizmete açılacak olan Karadeniz sahil yolunun bölgeye sağlayacağı yararlara ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ TEMÜR (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz Sahil Yolu'nun resmî açılışının yapılacak olması nedeniyle, yolun, Karadeniz Bölgemize ve ülkemize sağlayacağı yararlar konusunda şahsım adına gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Karadeniz Salih Yolu, 542, kilometrelik, iki gidiş iki dönüş dört şeritli olmak üzere projelendirilmiştir; son yıllarda uygulamaya konulan en büyük inşaat projelerinden bir tanesidir.

Samsun-Sarp Kapısı arasını kapsayan 542 kilometrelik yolun yapımı 1987 yılında başlamıştır.

Yol, Samsun-Sarp arasında muhtelif uzunluklarda otuz iki adet tünel, yer yer deniz dolgusu, köprüler ve viyadüklerle geçilmiştir. Karadeniz Sahil Yolu, bölge insanımız için çok önemli projelerden bir tanesiydi. Yolun geçtiği 6 il merkezi, 63 ilçede toplam 8 milyon vatandaşımız ile tüm Doğu Karadeniz halkı, insanımız, yolun bir an önce bitirilmesini bekliyordu.

Sayın Başbakanımız, bu önemli projenin kısa zamanda tamamlanması ve yolun hizmete açılması konusunda duyarlı olmuş, gerekli talimatları vermiştir.

Sahil Yolu, Hükûmetimiz tarafından, bitirilmede öncelikli projeler arasına alınmıştır. Bugün itibarıyla, Karadeniz Sahil Yolu'muz, 8 kilometrelik kısım hariç, tamamen bitirilmiştir. Bitmeyen kısım, Giresun-Tirebolu merkezindeki tünel geçişi, Alaplı bölgesinde bir bölüm ve Giresun-Espiye ilçesi Gülburnu viyadüğü çalışmaları hızlı bir şekilde devam etmektedir.

5

Karadeniz Sahil Yolu Projesi'nin, on beş yıllık sürede, değişik iktidarlar döneminde, 220 kilometrelik, yaklaşık yüzde 45'lik bölümü yapılabilirken; dört yıllık AK Parti İktidarında, projenin yüzde 55'ini oluşturan 315 kilometrelik yol bitirilmiş, ekonomiye kazandırılmış, halkımızın hizmetine sunulmuştur.

Doğu Karadeniz Bölgemizin, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin illerine kara yoluyla gidecek ve dönecek vatandaşlarımızın en çok şikâyet ettikleri ve çekindikleri güzergâh, Ordu ilimizin Perşembe ilçesi ile Fatsa ilçeleri arasında kalan Bolaman güzergâhı idi. Yaklaşık 42 kilometre olan bu güzergâh, yolun darlığı ve keskin virajlar nedeniyle, bir bazen bir buçuk saatte zor geçiliyordu. Karadeniz Sahil Yolu Projesi'yle, bu güzergâh, 3.820 metre uzunluğunda, Türkiye'nin en uzun tüneli ile ilave 4 tünel ile toplam 4.674 metre uzunluğunda 5 tünel, 4.131 metre uzunluğunda 33 köprü ve viyadükle geçilmiştir. 42 kilometrelik güzergâh, tüneller ve köprüler sayesinde 27 kilometreye düşmüş; bir saatte geçilebilen yol, on üç-on beş dakikalara düşürülmüştür. Böylece, hem zaman hem de ekonomik olarak önemli bir tasarruf sağlanmış, sadece yolun bu bölümünün ekonomiye yıllık katkısının 35 milyon dolar olacağı hesaplanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz Sahil Yolu, bölgeyi en kısa mesafeden birbirine bağlayacak, ulaşımı hızlandıracak, maliyetleri düşürecek, ticareti ve turizmi canlandıracaktır. Bu yönüyle de bölge ve ülke ekonomisine önemli katkılar sağlayacaktır. Şu anda, Doğu Karadeniz illerine, yaklaşık 3 milyon turist gelmektedir. Yolun hizmete girmesiyle bu sayının katlanacağını tahmin etmekteyiz. Zira, ulaşımın kolaylaşması, kaza riskinin azalması, yakıt yönünden tasarruf sağlanması, bölgeye arabasıyla gelen yerli ve yabancı turistlerin işini kolaylaştıracak, bölgemizin turizm cazibesini artıracaktır. Ayrıca, Karadeniz Sahil Yolu, Türkiye'nin ve Avrupa'nın Karadeniz koridoru üzerinden Asya ülkelerine bağlantısını ve açılımını kolaylaştıracak, yeni ticari, ekonomik ve kültürel fırsatları otaya çıkaracaktır. Bu yönüyle de Sahil Yolu büyük bir önem taşımaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temür, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

ALİ TEMÜR (Devamla) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Bölgemiz ve ülkemizin Asya ülkelerine bağlantısı yönünden son derece önemli olan Karadeniz Sahil Yolu'nun kısa sürede tamamlanması, AK Parti İktidarının farkını, başarısını ve hizmet anlayışını ortaya koymaktadır. Karadeniz Sahil Yolu, 2007 Mart ayı içerisinde, Sayın Başbakanımızın katılımıyla, bölüm bölüm resmî açılışı yapılarak halkımızın hizmetine sunulacaktır.

Yolun yapımında ve bitirilmesinde katkısı olan, başta Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, tüm Bakanlarımıza, emeği geçen tüm siyasetçilerimize, bürokratlarımıza, bölge halkımıza, yolun yapımında ve inşaatında çalışan işçilerimize, teknik elemanlarımıza ve diğer personele teşekkürlerimi sunuyor; yolun, bölgemiz ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Temür.

ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Ali Bey, yol daha bitmedi yalnız.

ALİ TEMÜR (Giresun) - Bitti bitti.

ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Neresi bitti? Tirebolu tüneli ne oldu, Araklı tüneli ne oldu?

BAŞKAN - Gündem dışı ikinci söz, Muharrem Ayı ve Aşure Günü hakkında söz isteyen, Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek'e aittir.

Sayın Çiçek, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2.- Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek'in, mübarek Muharrem Ayı ve Aşure Günü'ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in, aynı konuda açıklaması

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Mübarek Muharrem Ayının sizlere sağlık ve mutluluk getirmesini diliyorum.

Günleri ve ayları diğerlerinden farklı kılan şey, içinde meydana gelen fevkalade olaylardır. Evet, bu ay mübarek bir ay, Muharremin 10'uncu günü çok müstesna bir gündür; çünkü, bu ayda, insanlık tarihi içinde çok önemli olaylar meydana gelmiştir:

Yüce Allah, cennetten çıktıktan sonra Hazreti Adem'in duasını bu ayda kabul etmiş, Arafat'ta Cebel-i Rahme denen tepede Hazreti Havva ile buluşmalarını, 10 Muharremde buluşmalarını temin etmiştir.

Hazreti Nuh Aleyhisselam'ın duası kabul olmuş, Tufan'dan kurtuluşu ve karaya çıkışı bugüne rastlamıştır. Böylelikle, Hazreti Nuh, Tufandan, Allah'a ve kendisine inananlarla kurtulmuş, inanmayanlar suda boğularak helak olmuşlardır.

Nemrut, Hazreti İbrahim'i, Muharremin 10'uncu günü, Urfa'da, ateşe atmak istemiş, Yüce Allah, Hazreti İbrahim'in duasını kabul etmiş, Nemrut'un yaktığı ateş Hazreti İbrahim'i yakmamış, kurtuluşa ermiştir.

6

Hazreti Yakup Aleyhisselam'ın, oğlu Hazreti Yusuf'a kavuştuğu gün 10 Muharrem günüdür.

Müslümanların ilk kıblegâhı Mescidi Aksa'nın kıble olarak tahsisi de 10 Muharreme rastlar.

Hülasa, Muharrem ayı ve 10 Muharrem, Müslümanların değerlendirmeleri gereken bir aydır.

Muharrem ayının 10'uncu günü tutulan oruç, Ramazan orucundan sonra tutulan en faziletli oruç diye nitelendirilmiştir Peygamberimiz tarafından. Muharrem ayının birinci günü hicri takvimin yılbaşı olması dolayısıyla, bu ay, daha da değerli hâle gelmektedir. Ayrıca, Nuh Aleyhisselam'ın gemide bulundurduğu çeşitli malzemelerle yaptığı, bugün adına aşure tatlısı dediğimiz tatlının Muharrem Ayı içinde, bugünlerde yapılması ve insanların birbirlerine ikramda bulunmaları, bu ayı ibadetle zenginleştirmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, 29 Ocak Pazartesi Aşure Günü münasebetiyle, dün, 2 saygıdeğer arkadaşımız, bugünün mana ve ehemmiyetiyle ilgili konuşma yaptılar; sizi ve milletimizi, iki farklı perspektiften bilgilendirdiler. İzin verirseniz, ben de, Muharrem ayında vuku bulmuş, İslam dünyasındaki 2 milyara yakın Müslüman'ın acı ve ıstırabının tazelendiği bir olaya, Kerbela olayına, bir başka perspektiften bakmanızı istiyorum.

Peygamber Efendimizin hunharca şehit edilen ciğerparesi, sevgili torunları Hazreti Hüseyin'le, 70 sahabenin şehadeti, insanlık tarihinin eşine az rastlanır vahşetlerindendir. Siyasi ihtiras uğruna peygamberlerini bile şehit etmeye yeltenen insanlıktan nasibini almamış vahşet numuneleri, bu sefer, Peygamberimizin sevgili torunu ve ailesini, yani ehlibeytini seçmişlerdir. Bundan dolayı, Emevi-Abbasi siyasi mücadelesinin ne boyutlara vardığını, yaşanan katliamlar ve asırlardır devam eden savaşlar bize göstermektedir. Kerbela'da, Hazreti Hüseyin'i ve yakınlarını şehit eden vahşet numuneleri, siyasi iktidarlarının önünde engel olarak gördüğü şeyleri yok ederek sonuca gideceklerini göstermek istemişlerdir.

Peygamberimizin eşi Hazreti Ayşe ile Hazreti Ali'yi karşı karşıya getiren ve savaştıran siyasi ihtirasın neye mal olduğunu asırlarca yaşadık, hâlâ, yakın tarihimizde yaşamaya devam ediyoruz. Bugün Irak'ta, Lübnan'da ve İslam coğrafyasının birçok yerinde yaşanan İslami mezhepler arasındaki katliamın tohumları taa o dönemde atılmıştı. Bugün, Irak'ta, Şii Müslümanlar Sünni Müslümanları, Sünni Müslümanlar Şii Müslümanları öldürüyorsa, bu kin ve nefretin tohumları, taa o dönemde atılan tohumlardı.

Sayın milletvekilleri, biz, Kerbela olayını iyi değerlendirmeliyiz, milletçe iyi değerlendirmeliyiz. Biz, ne Emevi'yiz ne Abbasi'yiz, biz Türk milletiyiz. Biz, Müslümanlığı Abbasilerden öğrendik, o günden sonra, hep Hazreti Ali ve ehlibeyit taraftarı olduk.

Size, tarihî bir gerçeği burada duyurmak istiyorum: Evvela, Emevi ve Abbasi mücadelesi, dinî bir mücadele değil, siyasi bir mücadeledir. Türkler, Kerbela'dan yıllarca sonra Müslüman olmuşlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Çiçek.

MEHMET ÇİÇEK (Devamla) - Türk milleti olarak bizim, Hazreti Hüseyin'i şehit eden kanlı ellerle, hiçbir dönemde, hiçbir şekilde ilgimiz olmamıştır. O hâlde, birbirimizi, bu katliamla suçlamamız doğru değildir.

Türkler ve Türkler aracılığıyla Müslüman olmuş bütün Müslüman ülkelerdeki Müslümanlar, tekrar ediyorum, Türkler ve Türkler aracılığıyla Müslüman olmuş bütün Müslüman ülkelerdeki Müslümanlar, Emevi-Abbasi siyasi mücadelesinde, Hazreti Ali ve ehlibeyit taraftarıdır; adını, Mervan, Yezit koyan yoktur; bizde "Yezit" kelimesi en büyük küfür olarak ifade edilmiştir.

İslam dünyasında, Peygamber'imizden sonra en fazla konulan isimlerden biri Ali, Hasan'dır, Hüseyin'dir. O yetmez, Hasan Hüseyin ismini koyarız. Hatta, tek erkek çocuğu olanların çocuklarına Binali ismini koydukları hepimiz tarafından bilinmektedir. Ulaştırma Bakanımızın adı da Binali'dir.

Mehmet Ali ismi, Peygamberimizin ismiyle Hazreti Ali'nin ismini birleştirerek ayrı bir güzellik katmıştır. Bütün İslam dünyasında, camilerde, Allah, Muhammed levhalarının yanında, diğer halifelerle birlikte, Ali, Hasan, Hüseyin isimleri yerleştirilmiştir.

O hâlde, Kerbela'nın acısını birlikte yaşayan Müslümanların biri Alevi, biri Sünni diye ayırt edilemez. Sünni demek, Müslümanların sünnete tabi olanları demektir. Peygamberimize inanan kimselerin hepsi Sünni'dir. Hazreti Ali ve ehlibeyti sevenlerin hepsi de Alevi'dir.

İnanç beraberliği olduktan sonra, farz ve vacipleri dışında farklı uygulamalar zaten hoş görülmüştür -ayrıca- ve uygulama farklılıkları İslam'ın zenginliğidir.

Hazreti Ali, İslam'ı ilk kabul eden kişidir.

BAŞKAN - Sayın Çiçek, iki dakikalık ek süreniz oldu. Lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

MEHMET ÇİÇEK (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Peygamberimizin amcasının oğludur, damadıdır. Alevi, Hazreti Ali'nin soyundan gelen, onu diğer sahabelerden ve diğer üç halifeden üstün tutan kimselere verilen isimdir. Bu tarif, bütün Müslümanları kapsar. İslam'ın

7

kabulünde ve yayılmasında üstün hizmetleri olan kişidir. Bütün savaşların eşsiz kahramanı, yaşadığı sürece her konuda Peygamberimizin en yakın yardımcısı, özel ve devlet hizmetlerinde onun yükünü taşıyan, ilmin kapısı sahabedir. Müslümanların tamamı Hazreti Ali'yi ve ehlibeyti böyle bilirler ve sınırsız hizmet gösterirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çiçek, sadece bir dakika veriyorum. Lütfen tamamlayınız, süremiz çok geçti çünkü.

Buyurun.

MEHMET ÇİÇEK (Devamla) - Sayın Başkanım, bitiriyorum.

O hâlde, olaylara doğru teşhis koymalıyız. Evvela, yanlış tasnifle isimlendirilen Alevi ve Sünni'siyle hepimizin Müslüman olduğu kesinlikle bilinmelidir. Bize, Müslümanlığı, Hazreti Ali ve arkadaşları, Resulullah'tan gördüğü şekilde öğrettiler. Alevi'nin Sünni'yi, Sünni'nin Alevi'yi İslam dışı görmesi kabul edilemez, bu bir iftiradır.

Saygıdeğer milletvekilleri, biz, camide birleşiriz, namaz ibadetini ifa ederiz, bunlardan biri diğerinin alternatifi değildir; ne cemevi veya Mevlevihane, caminin alternatifi değildir. Bu mekânların tamamı İslam'ın kaynağına uyulup İslam'ın öğretildiği yerlerdir.

Cümlelerimi böyle bitirmek istiyorum: Dolayısıyla, dün konuşma yapan İstanbul Milletvekili arkadaşım Saygıdeğer Ali Rıza Gülçiçek "Kerbela olayı, bizim tarihimizde böyle olayların yaşandığını, bize hatırlatması gereken, belki hiç unutmamamız, ama, aşmak için hepimizin ortak gayret göstermesi gereken tarihî bir olaydır." demişti. Çok güzel bir sözdür. Bundan ibret almak, ders almak suretiyle, kainatın efendisi Peygamberimiz Muhammed Mustafa'ya salat ve selam getiriyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatılmıştır)

BAŞKAN - Sayın Çiçek…

MEHMET ÇİÇEK (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

…Allah'ın kulu ve onun ümmeti olmaktan gurur duyduğumuzu ve bütün mutluluğumuzu dünyaya haykırıyor; onun sevgili arkadaşı, damadı Hazreti Ali'yi ve sevgili torunları Hasan ve Hazreti Hüseyin'i, onları dünyaya getiren müminlerin annesi Hazreti Fatımatüz Zehra Validemizi ve Peygamberimizin saygıdeğer dost ve arkadaşlarını rahmetle anıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Akdemir, buyurun.

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Günün önemine binaen birkaç cümle de ben söylemek istiyorum.

BAŞKAN - Çok kısa olarak sözlerinizi alayım Sayın Akdemir, buyurun.

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Muharrem Ayı dolayısıyla 10 Muharrem Aşura Günü'nün tüm Müslüman âleminde Alevi'siyle, Caferi'siyle, Sünni'siyle insanlığa bir kardeşlik günü olarak anılmasını önermek istiyorum. Çünkü, Kerbela'da olan olay, 71 yakını ve ehlibeytiyle, Peygamberin ehlibeytiyle Hazreti Hüseyin'e hunharca ve zalimce gösterilmiş olan o hareket, bugün, İslam arasında, Müslümanlar arasında çok olumsuz sonuçlara varacak noktaya gelmiştir. Bugünden itibaren, bu yüce çatı altında, bugünün anlamının -Sünni olsun, Alevi olsun, Caferi olsun bütün Türk vatandaşlarının- aynı anlamda, ehlibeyte bir mezalim yapıldığını kabul edecek tarzda seslendirilmesini demokrasi adına önemli bir gelişme olarak kabul ediyorum.

Ancak, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde bir kelimenin düzeltilmesini önermek istiyorum: 10 Muharrem, "Aşure Günü" değildir, "Aşura Günü"dür. Aşure demek, tatlının ikram edildiği hoş bir günü ifade edecek bir anlam ifade ediyor. O günün "Aşure Günü" olarak anılmasının gerektiğini tüm bilim adamları kabul etmiştir. Buraya "aşure" geçmiştir. Bunun "Aşura Günü" olarak kabul edilmemesi gerektiğini bütün Ehlî Sünnet de kabul ediyor, Caferiler ve Aleviler de kabul ediyor. O nedenle, bu kelimenin, bundan sonra "Aşura" olarak anılmasını temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Hocam.

Bu, Türk Dil Kurumunun bir konusu. Ben de size şöyle söyleyeyim: "Galatı meşhur belagatı fasihten yeğdir" diye bir darbımeselimiz vardır. Onu da bilgilerinize sunayım.

Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Van-Kapıköy Gümrüğü Sınır Ticaret Merkezi ve burada yaşanan sıkıntılarla ilgili söz isteyen Van Milletvekili Mehmet Kartal'a aittir.

Sayın Kartal, buyurun efendim.

8

3.- Van Milletvekili Mehmet Kartal'ın, Van-Kapıköy Gümrüğündeki iç gümrükleme için gerekli hazırlıkların tamamlanamamış olmasından ve sınır ticaret merkezindeki altyapı ve fiziki şartların yetersizliğinden kaynaklanan sıkıntılar ile alınması gereken tedbirlere ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET KARTAL (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Van Gümrük Sınır Ticaret Merkezi ve burada yaşanan sıkıntılarla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Saygıdeğer milletvekilleri, hatırlanacağı gibi, 24/3/2006 tarih ve 26118 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2006/11 sayılı Başbakanlık Genelgesi'ne göre, ihracat ve ithalata ilişkin gümrük işlemlerini kolaylaştırmak ve kara sınır kapılarında yaşanan yoğunluk ve gecikmeleri önlemek amacıyla 31/12/2006 tarihinden itibaren ihracat ve ithalata ilişkin gümrük işlemlerinin en yakın iç gümrükte yapılması planlanmıştır.

Ancak, aynı Genelge'ye göre, Gümrük Müsteşarlığının Türkiye genelinde ithalat ve ihracat işlemlerinin iç gümrüklerde yapılmasını sağlayacak düzenlemelerin 31/12 tarihine kadar tamamlanması da planlanmıştır. Fakat, ne yazık ki, evdeki hesap çarşıya uymamış ve maalesef, AK Parti Hükûmeti, her alanda olduğu gibi burada da tipik bir basiretsizlik örneği göstermiştir. Bunun sonucu olarak Van-İran arasındaki Kapıköy Sınır Kapısı'nda yirmi yıldan beri süren sınır ticareti durmuştur. Yani, Hükûmet, amacına ulaşmış, bu Kapı'nın genelgelerle tamamen kapanmasına neden olmuştur.

Sayın milletvekilleri, Van gümrüğü, ne araç parkıyla ne de antrepolarıyla ne de altyapısıyla iç gümrükleme yapmaya uygundur. Bölgemizde kış koşulları da göz önüne alındığında, vatandaşı rahatlatmak bir yana, gümrük işlemleri bizzat eziyete dönüşmüştür. İç gümrükleme uygulamasına geçilmeden önce fiziki şartların da, mutlaka, yeterli hâle getirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, konunun tekrar gözden geçirilmesini talep etmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, 2006 yılında 11 milyon dolarlık ihracat yapılan Kapıköy Sınır Kapısı'nda bir aydan beridir tek bir mal çıkmamaktadır. Bir aydır malları depolara yığılmış, bekleyen ihracatçıların Kapıköy Gümrük Müdürlüğünden aldığı cevap, 2007 yılında sınır ticareti merkezleri kapsamında yapılacak ithalat ve ihracata ilişkin kotaların kendilerine ulaşmadığıdır. İthalat kotaları için bilgi beklenebilir. Ancak, dünyanın hangi ülkesinde ihraç mallarına kota uygulaması vardır? İhracata kota konulması, senin malını isteyen müşteriye "ben malımı satmam arkadaş" demektir. Esasen, Türkiye'de, ihracata böyle bir kota uygulaması yoktur, olması, zaten eşyanın tabiatına aykırıdır. Hâl böyleyken, Kapıköy Gümrük Müdürlüğünün böyle bir cevap vermesi hangi anlayışla açıklanır, takdirlerinize sunuyorum.

Kota konusuna değinmişken, ithalat kotaları konusunda vatandaşlardan aldığım bazı şikâyetleri dile getireceğim. Sınır ticaretinden geçimini sağlayan binlerce kişi, özellikle, ithalatına izin verilen ürünlerin yetersizliğinden yakınmaktadır. Dış Ticaret Müsteşarlığının açıkladığı ürün listesi ve kotalar, halkın beklentilerinden çok uzaktır. Müsteşarlığın, ürün listelerini ve kotaları belirlerken, tacirlerin ve bölge halkının beklentilerini göz önüne alması, günümüz yönetim anlayışının bir gereğidir. Dış Ticaret Müsteşarlığının, bu konuda gerekli çalışmaları yaparak, ürün listelerinde, kotalarda, halkın beklentilerine cevap verecek nitelikte genişlemeler yapması, bölge ekonomisi ve istihdam için büyük faydalar getirecektir.

Saygıdeğer Başkan, çok değerli milletvekilleri; süremin yetersizliği nedeniyle, Kapıköy Sınır Ticaret Merkezi'nde ithalat-ihracat esnafının yaşadığı sorunlar konusunda fazla ayrıntıya giremiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kartal, konuşmanızı tamamlayınız.

MEHMET KARTAL (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Ancak, ekonomiye canlılık getiren sınır ticaretinin sağlıklı sürmesi açısından talebimiz, 2006 yılı sonuna kadar Kapıköy Sınır Kapısı'ndan yapılan ihracat ve ithalat işlemlerinin 2007 yılında aynı şekilde sürdürülmesi, bir aydır hiçbir mantık gerekçesine dayanmadan engellenen ihracatın bir an evvel gerçekleştirilebilmesi için harekete geçilmesi ve ithalat ürün listelerinin genişletilmesi hususunun tekrar gözden geçirilmesidir.

Sözlerime son verirken bir konuya daha değinmek istiyorum: Van-Edremit ilçesinin kadastro çalışmalarında yapılan hataların düzeltilmesi için Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne, Van-Edremit muhtarlarıyla vatandaşlarının başvuruları dikkate alınmamış olacak ki, elimdeki listede 100'ü aşkın muhtar ve vatandaşların Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğunu ve çareyi burada aradığını da bildirmek istiyorum. Bu gerekçeleri ifade ettiğimde, Bakanlar Kurulu sıralarına dönüp bakıyorum, Bakanlar Kurulu sıralarında hiçbir bakanımız yok. Bu temennilerimizi, kimler iletecek, kimler, nasıl ulaştıracak, onu da merak ediyorum.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Bakan yurt dışında.

MEHMET KARTAL (Devamla) - Ama, bir bakanımız, iki bakanımız… Bunlar ne zaman iletilecek? Bunlara nasıl çare bulunacak?

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Zabıtlarda var, biz, ona göndeririz.

9

MEHMET KARTAL (Devamla) - Yani, Van halkı 6 milletvekili verdi AK Partiye. İnanın ki, bundan sonra da desteğini sizlerden çekecektir.

Beni dinlediğiniz için teşekkür eder, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kartal.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Bakanın cevabını size göndereceğiz Mehmet Bey.

MEHMET KARTAL (Van) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül başkanlığında Arnavutluk'a yapılacak resmî ziyarete refakat edecek Parlamento heyetini oluşturmak üzere gruplarınca isimleri bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1197)

30 Ocak 2007

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül başkanlığında 1-2 Şubat 2007 tarihlerinde Arnavutluk'a gerçekleştirilecek resmi ziyarete refakat edecek Parlamento heyetini oluşturmak üzere, Siyasi Parti Gruplarınca isimleri bildirilen Milletvekillerimizin anılan ziyarete katılımları, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 8. Maddesi gereğince Genel Kurul'un tasviplerine sunulur.

Bülent Arınç

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

İsim Listesi

Nur Doğan Topaloğlu Ankara

Fahrettin Poyraz Bilecik

Mehmet Emin Tutan Bursa

Gökhan Durgun Hatay

Hakkı Ülkü İzmir

M. Ali Bulut Kahramanmaraş

Muharrem Kılıç Malatya

Saffet Benli Mersin

Hüseyin Özcan Mersin

Cahit Can Sinop

Mehmet Özlek Şanlıurfa

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN - Tamam Sayın Koç.

Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.31

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.39

BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

10

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57'nci Birleşimi'nin İkinci Oturumu'nu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, tezkereyi tekrar oylarınıza sunup, karar yeter sayısını arayacağım.

Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

Sayın milletvekilleri, Kâtip Üyeler arasında ihtilaf vardır, elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, tezkere kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - 1'inci sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

Saygıdeğer arkadaşlarım, biraz sonra bir oylama daha yapılacaktır; bilgilerinize arz ederim.

2'nci sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/925) (S. Sayısı: 1321) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

(x) 1321 S. Sayılı Basmayazı 30/01/2007 tarihli 56'ncı Birleşim Tutanağına eklidir.

Başkanlık temsilcisi? Burada.

Geçen birleşimde 1'inci madde üzerinde Ankara Milletvekili Oya Araslı ve arkadaşları tarafından verilmiş önergenin oylamasında kalınmıştı. Şimdi, Komisyonunun ve Başkanlık temsilcisinin katılmadığı önergeyi hatırlatmak için tekrar okutup oylarınıza sunacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan TBMM İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifinin Çerçeve 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Oya Araslı (Ankara) ve arkadaşları

Madde 1- 5.3.1973 tarihli ve 584 Karar sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 91 inci maddesinin (a) ve (b) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 91- a) Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içeren ve düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün ve maddeleri arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğu bulunan tasarı ve tekliflerin Genel Kurulda bölümler hâlinde görüşülmesine ve her bölümün en çok 10 maddeyi geçmemek kaydıyla hangi maddelerden oluşacağına Hükümetin, esas komisyonun veya grupların teklifi, Danışma Kurulunun oy birliği ile önerisi üzerine Genel Kurulca karar verilebilir. Bu takdirde bölümler,

11

maddeler okunmaksızın maddenin görüşülmesindeki usule göre ayrı ayrı görüşülür ve bölümdeki maddeler ayrı ayrı oylanır.

Milletvekilleri, esas komisyon veya hükümet maddeler üzerinde değişiklik önergeleri verebilir. Değişiklik önergeleri hakkında 87 nci madde hükümleri uygulanır.

Bölümler üzerinde soru-cevap süresi 30 dakika ile sınırlıdır.

81 inci maddenin diğer hükümleri saklıdır.

b) Danışma Kurulunun toplanamaması veya Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamaması hâllerinde (a) bendinde belirtilen yasama yönteminin uygulanması için Meclis Başkanı veya siyasi parti grupları Genel Kurula ayrı ayrı istem sunamazlar."

BAŞKAN - Komisyonun ve Başkanlık Temsilcisinin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2'nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- Bu İçtüzük hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Atilla Kart.

Sayın Kart, buyurun.

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin 2'nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Grubum ve şahsım adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, teklifle ilgili değerlendirme yapmadan evvel, Meclis çalışmaları ve İç Tüzük değişiklikleri sürecini genel olarak değerlendirmek istiyorum.

22'nci Yasama Dönemi'nde geldiğimiz sürecin, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğunu açık olarak ve üzüntüyle ifade ediyorum. Bu dönemde, çok sınırlı birkaç olay dışında Parlamento olarak özgür irade kullanılamadı, belli bir yönlendirme ve refleks ile yasama görevi sürdürüldü. Komisyonları zamana uymayan, Genel Kurulu tartışmayan, bürokratik ve şeklî bir yapıya bürünen, denetim görevini hakkıyla yapmayan bir yasama organı süreci yaşadık. Bu olayın, elbette, sistem boyutu var; ancak, Parlamento yapısının iradesi ve niteliğidir ki sistem yapılanmasından kaynaklanan zafiyet ve yönlendirmeleri aşabilirdi, bu mümkündü, bunu anlatmaya çalışıyorum, ama bu başarılamamıştır.

Değerli arkadaşlarım, bürokrasi ve yürütme organının kıskacında olan bir yasama organı söz konusu. Parlamenter sistemlerde demokrasiyi ortadan kaldıran, kurumların içini boşaltan ve tahrip eden sebepler her zaman cebirle gerçekleştirilmez, hukuk kavramlarının ve kamu yetkisinin ardına sığınılarak da bu süreç hızlandırılabilir. Türkiye'de bu süreç yaşanmaktadır, Türkiye hızla parti devleti olmaya gitmektedir.

Bu Hükûmet döneminde, parlamenter sistemin dışına çıkan, AKP Grubuna ve yasama organına bu yolla tahakküm eden, yargıya ise dolaylı olarak ve zaman zaman da doğrudan müdahale eden bir anlayış ve süreci yaşıyoruz.

Grup toplantısında milletvekillerine "bizim sevk ettiğimiz tasarıların virgülüne dokunmayacaksınız" diyebilen Sayın Başbakanın bu talimatlarına uyulduğunu, üzülerek ve endişeyle görüyoruz. Unutmayalım ki değerli arkadaşlarım, demokrasilerde iktidarın gücü, anayasal kurumlar ve hukuk ilkeleriyle sınırlıdır. Muhalefetin örgütlenme, kürsü sorumsuzluğu ve eleştiri hakkı kutsal olup, mutlaka korunması gerekir.

Değerli arkadaşlarım, siyasi iktidarların demokrasi geleneği ve kültürünün yetersiz olması ve bu noktada samimi olmamaları -işin pratiğinde ifade ediyorum- ülkemizde parlamenter sistemin verimli ve etkin çalışmasını engellemiştir. Olayın esası bu noktada yoğunlaşmaktadır.

Bu tespit ve değerlendirmelerimden sonra, konuya giriyorum. Bakın değerli arkadaşlarım, temel yasa kavramı ve uygulaması, demokrasilerin bir gerçeğidir. Bu kavram, yerinde, zamanında, uzlaşmayla ve istisnai olarak uygulanması gereken özellikleri içermektedir. Bu kavramın sınırları ve unsurları, gerek hukuk sistemimizde ve gerek doktrinde teknik ve objektif esaslara bağlanmamıştır. Bu konu, uygulamada tartışmalı olduğu gibi, doktrinde de tartışılan yönleri vardır. Medeni Kanun, Ceza Kanunu, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu gibi yasaların, genel anlamda ve bütünlük içinde düzenlenmesini esas alan bir yasa çalışmasının temel yasa kapsamı içinde değerlendirilmesi gerektiği, açık ve tartışmasızdır. Nitekim, bu süreci, değerli arkadaşlarım, Ceza Kanunu'nda, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ve bağlı olan mevzuat düzenlemesinde yaşadık ve muhalefetin doğrudan katkısıyla, uzlaşmayla, iki üç günlük çalışmalarla, 150 maddelik, 200 maddelik, 300 maddelik bu tasarıları, bu teklifleri sonuçlandırdık değerli arkadaşlarım, bunları hep birlikte yaptık. Ancak, burada yeri gelmişken, yine, bir öz eleştiri yapmamız gerekmektedir. Bu yasaların komisyonlarda hazırlanması aşamasında uygulanan yol ve yöntemlerin

12

bilimsel olmaması, yasama faaliyetine uygun olmaması ve en önemlisi de sıkıştırılmış bir takvim içinde tamamlanması sebebiyledir ki, bir yıllık uygulama sürecinde, beş altı kez, değişiklik yapan tasarı ve teklifleri, bu Meclis, yine, gündemine almak zorunda kaldı. Bunun sıkıntısını, en çok, uygulayıcılar, yargıç, savcı ve avukatlar yaşamaktadır. Endişemiz odur ki, asıl sakınca ve tahribatlar değerli arkadaşlarım, ilerleyen dönemlerde, daha yoğun bir şekilde ortaya çıkacaktır. Öyle bir sürece gelinecektir ki, temel yasa olarak görüşülen bu yasaların, bütün olarak ve yeniden ele alınması zorunluluğu doğacaktır. Salt bu durum bile, Meclisin, verimli, etkin ve özgür iradesiyle çalışma yapmadığını gösteren dramatik bir tablodur.

Bunun dışında, değerli arkadaşlarım, Hükûmetin, ülke gündemine hâkim olamaması, tasarıların bir bölümünün özgür iradeyle hazırlanmaması ve Hükûmetin, zamanı değerlendirememesi ve nihayet öngörüden uzak bir yönetim anlayışına sahip olması sebebiyle, Meclise dayatma yaparcasına, temel yasa kavramıyla hiçbir şekilde ilgisi olmayan tasarı ve teklifleri aynı yöntemle yasalaştırdığını biliyoruz. Hükûmetin yetersizliği ve yönetim zafiyetinin Meclisi işlevsiz hâle getirdiğini görüyoruz. Yasama organı şeklî bir misyon üstlenir hâle gelmiştir. Olayın esası budur. Bunu artık görmemiz ve milletvekili olarak bu noktada bir öz eleştiri yapmamız gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, getirilen teklifte de (bu İçtüzük değişikliği teklifinde de) bu anlayışın yeni bir tezahürünü görüyoruz. İkili, üçlü bir parlamento yapısında, bir taraftan Meclisin etkin çalışmasını sağlayacak, diğer taraftan da muhalefetin sesini kısmayacak bir düzenleme yapılması mümkün iken, sayısal çoğunluğun yarattığı dayatmacı bir anlayışla hazırlanan bir düzenlemeyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Bakın değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesi'nin son dört yıl içinde, beş yıl içindeki iptal gerekçelerinin tamamında, aslında şunu ifade ediyor: Değişiklik önergelerine ilişkin esaslar, biliyorsunuz 87'nci maddede düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasına göre, milletvekilleri tarafından, Anayasa'ya aykırılık önergeleri dâhil, her madde için yedi önerge verilebileceği düzenlemesi mevcuttur. Madde madde görüşmeden vazgeçip temel yasa uygulamasının yapıldığı hâllerde de, milletvekillerinin irade ve görüşünü belirtmesi hiçbir şekilde, özellikle değişikliğe yönelik olarak irade ve görüşünü belirtmesi, hiçbir şekilde engellenmemelidir. Anayasa Mahkemesinin bütün kararlarında bu konu özellikle vurgulanıyor. Bu durum, milletvekilinin varlık sebebidir değerli arkadaşlarım. Getirilen düzenlemeyle, bu varlık sebebini ortadan kaldırmış veya en azından, sınırlamış oluyoruz.

Huzurunuzda bir kez daha soruyorum değerli arkadaşlarım: Bu yorumu, bu değerlendirmeyi neden yapmıyoruz? İki önerge esası hangi ölçüye göre getirilmiştir? Böyle bir ölçü var mıdır ortada? Böyle bir ölçü yok değerli arkadaşlarım. Getirilen teklifte de bu konuyla ilgili hiçbir açıklama yok. 87'nci maddedeki ilkelere neden uyulmadığı konusunda bir gerekçe hiçbir şekilde açıklanmamış durumdadır.

Bu sebeple değerli arkadaşlarım, önemle ifade ediyorum, inanarak ifade ediyorum ve bir kez daha bunu sorgulamanızı istiyorum: Yaşadığımız bu süreç, muhalefetin söz hakkını bu çatı altında kısıtlamak için başlatılan bu süreç, Türkiye'nin parti devleti olması ve daha sonra da otoriter ve baskıcı bir yönetime geçiş sürecinin bir aşaması olarak tarihte, maalesef, yerini alacaktır.

Bu sebeplerle, bu değerlendirmelerle, milletvekilinin görev ve yetkilerini sınırlayan, Meclisi işlevsiz hâle getiren, Meclisi şeklî bir konuma getiren, muhalefetin sesini kısmaya yönelik olan bu teklife muhalefet ettiğimizi beyan ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kart.

Madde üzerinde, şahsı adına Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan.

Sayın Kandoğan, buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

İç Tüzük, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerini gösteren, âdeta Meclisin anayasası hükmünde olan önemli belgelerdir. Meclisin daha ekonomik çalışması, süratli çalışması, veriminin daha da artırılması hedeflenmiş. Bunlara çok fazla bir şey söylemek mümkün değil, bunlara katılıyoruz, ama ikinci önemli konu -ki, bunlar, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisinde çoğunluğun azınlıkta olan partilere veya muhalefete karşı tutumunu göstermesi açısından fevkalade önemlidir- muhalefet hakkı, kısıtlanmak, hatta yok edilmek isteniyor. Muhalefet yok farz ediliyor. Bir suskun Meclis arzu ediliyor.

Demokrasilerde iktidarlar mutlaka vardır; ama, önemli olan muhalefettir. O rejimi demokratik yapan da, muhalefetin olmasıdır; muhalefetin haklarının açıkça gösterilmesi ve o hakların korunmasıdır. Yoksa, totaliter rejimlerde bir iktidar sorunu yok zaten, ama muhalefet nerededir, hangi imkânlara sahiptir, bunlara bakmamız gerekir.

Yine, demokratik ülkelerde ve çağdaş ülkelerde kabul gören çok önemli bir anlayış, muhalefetin obstrüksiyon hakkının sonuna kadar tanınmasıdır, yani engelleme denilen hak muhalefetin tabii hakkıdır, doğal hakkıdır. Bu hakkı hiçe saymak, dünyada demokratik ülkelerde görülmüş bir keyfiyet değildir. Hatta Amerika Birleşik Devletleri'nde "free baster" denilen bir uygulamayla, saatler boyunca konuşmak bile mümkündür; ama, hiçbir

13

Temsilciler Meclisi üyesi veya senatörün aklından, bu hakkın çok fazla zaman harcadığı, bunun milletvekillerine bir lüks olduğu düşüncesi geçmemiştir.

Teklif bir felakettir. Bunun buradan geçmemesi gerekir. Bunu, burada oylarken ve konuşurken, mensup olduğumuz siyasi partilerin etiketleri bir tarafa, milletvekili, milletin vekili olduğumuzu düşünmeliyiz ve mutlaka, bir gün, muhalefetiyle iktidarıyla, hukukun da, adaletin de, muhalefet haklarının da hepimize lazım olacağının idraki içerisinde olmalıyız.

Değerli arkadaşlarım, dikensiz gül bahçesi istemek, suskun Meclis istemek yanlıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1920'den bu yana müzakere usulünü benimsemiştir. Mustafa Kemal Atatürk döneminden bu yana, hatta tasarıların ve tekliflerin ikişer defa görüşüldüğünü düşünürseniz, harp hâlinde bile maddelerin müzakeresinden vazgeçilmemiştir. Şimdi size ne oluyor ki, 351 tane güvenoyluk, muhalefetin 200'ü bile bulamadığı Mecliste neyimizden sıkıldınız? Size ne kadar güç gelen işler yaptık ki, böyle bir teklifi Meclise getirmek cüretinde bulundunuz? Elbette, bu teklif, âdeta bir Takriri Sükûn Kanunu gibidir. Buna evet demek mümkün değildir. Hiçbirimiz evet demeyeceğiz. Bu teklifi layık olduğu yere hep beraber göndereceğiz.

Eğer bir fabrikada olsaydık, bir fabrikanın yönetim kurulu başkanı veya genel müdürü olsaydık, daha ne kadar çok cıvata üretilebilir, bir saatte ne kadar çok tel çivi çekilebilir diye bir hesap yapılsa, bir maliyet hesabıyla veya üretim hesabıyla bunu ortaya koymak mümkün. Şöyle çalışırsınız, böyle üretim yaparsınız... Seri imalat yapan fabrikada ancak böyle bir teklif getirilebilir, ama burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Burada verim de olmalı, üretim de olmalı, ama daha önce kalite olmalı. Her yaptığını üç gün sonra değiştiren, beş gün sonra "yanlış yaptık" deyip yeni reformlar getiren, on gün sonra da Anayasa Mahkemesinden geri dönen tasarı ve teklifler değil; oturarak, konuşarak, üzerinde hassasiyet göstererek nasıl yapılması gerektiğini ortaya koymamız gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, istismarlar olabilir, kötüye kullanmalar olabilir, ama bunun ne kadarının istismar, ne kadarının kötüye kullanma, ne kadarının da engelleme hakkı olduğunu Meclis Başkanı tayin eder. Bu kalıplar içerisinde herkesin hakkı var. Önemli olan, bu hakkı en güzel biçimde kullanmak, yoksa sesi kesmek veya totaliter bir sistemdeymiş gibi böylesine bir suskun Meclisi karşımıza getirmek değil.

Değerli arkadaşlarım, burada sayısalı artırmanız mümkün, ama kalite gittikçe düşecektir. Bu teklif kabul edildiği takdirde, Meclis çok sayıda belki kanun çıkaracak, ama hiçbir şeyi görüşmeden çıkarmış olacaktır. Meclis görüşmelerinde müzakere usulü terk edilmektedir, otomasyona gidilmektedir.

Şimdi, müzakere etmedik, soru sormaya da fırsat vermediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, ek bir dakikalık süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Peki, kabul oyumuzu veya ret oyumuzu neye göre kullanacağız biz? Konuşmadığımız, tartışmadığımız, madde metninden bile haberdar olmadığınız bir konuda neye göre oy kullanacağız? Yoksa, bunu teklif eden arkadaşlarımız, 550 milletvekilinin en azından kendilerine ait olan kısmını, "onların hiçbir şey bilmesine gerek yok, onlara kaldır deriz kaldırırlar, indir deriz indirirler" mi demek istiyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, ben kendi şahsım adıma böyle bir zillete tahammül edemem. Bu çok yanlıştır. Komisyon raporları okunmadan burada görüşülmeye başlanırken, bir de madde metinlerini okuyup müzakere etmeden oylamaya gidebilmenin, acaba, bu söylediğimden daha hafif bir şekli var mıdır? "Hiçbir şey bilmenize gerek yok, tartışmanıza gerek yok, siz el kaldırıp indirin." Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil.

Değerli milletvekilleri…

Sayın Başkanım, son cümlelerim, müsaade ederseniz…

BAŞKAN - Son cümlelerim diye bir şey yok, bir dakikalık süreyi uzatmam.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlem Sayın Başkanım, müsaade ederseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, teşekkür ederim.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son, müsaade ederseniz bir cümle söyleyeceğim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Şimdi, sizden sonra…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ben bir cümle söyleyeceğim.

BAŞKAN - Buyurun, bir cümlenizi alayım, bir cümlenin sonunda keseceğim yalnız. Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ben, Ümmet Kandoğan olarak, bütün konuşmalarım burada, bugüne kadar…

BAŞKAN - Paragraf gibi cümle olmasın Sayın Kandoğan.

14

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - …irticalen yaptım, ama, bu konuşma metni, noktasına virgülüne dokunmadan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç'ın konuşmasıdır.

Sizleri saygıyla selamlıyorum.

AHMET YENİ (Samsun) - Kim hazırladı onu, kim?

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın konuşması.

BAŞKAN - Şahsı adına, Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan…

Buyurun Sayın Eraslan.

MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki, bir temel kanun tutturduk gidiyoruz. Komisyon raporları, maddeler ciddi manada tetkik edilmeden, ciddi manada okunmadan, anlaşılmadan, el kaldırmak ve el indirmek suretiyle, neye elin kaldırıldığı veya neye elin indirildiğiyle ilgili bir bilgi veya içerikle ilgili bir edinim olmaksızın kanun görüşmeleri devam ediyor. Az önce Sayın Ümmet Bey'in de, Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınç'ın daha önce yapmış olduğu konuşmaları aslında son derece doğru. Ben, Sayın Meclis Başkanımız Bülent Arınç Bey'in o ifadelerine katılıyorum ve özellikle iktidar grubunun da o konuşma metnine ve o ifadelere katılmasını ayrıca temenni ediyorum, arzu ediyorum.

Değerli arkadaşlar, birçok kanun, temel yasa kriterlerine uymadığı hâlde temel yasa olarak görüşülmüş ve yeterince, kanunlar, müzakere edilmediği için, aslında, hukuka aykırılığı söz konusu olmuştur.

Bakın, değerli arkadaşlar, kanunlar, toplumun ihtiyaçlarına binaen yapılır. Halkın, ülkenin, Türkiye'nin ve milletimizin ihtiyaçları neyse o ihtiyaçlar hasıl olduğu için, ona binaen yapılır, ama, yapılan kanunlar mutlaka hukuka ve Anayasa'ya uygun olmak zorundadır. Bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 53 kanun -kanun tasarısı veya kanun teklifi- tekrar Meclise iade edilmiştir ve bugüne kadar -23'üncü Dönem Parlamentosu için söylüyorum- bu dört buçuk yıllık sürede 18 kanun teklifi de ayrıca Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve gerekçeleri yazılmasıyla birlikte, gerekçeler de göz önünde bulundurulmaksızın, aynı kanunlarla ilgili ısrar hukuka aykırılık noktasında maalesef devam etmiştir.

Değerli arkadaşlar, bunu biz görüyoruz. Mesela, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nda görüyoruz. Cargill kanunu -yani, ne derseniz deyin bu bir Cargill kanunudur- Cargill firmasının yatırımına olanak sağlayan bir çalışmadır ve bu, hukuk tarafından, Danıştay tarafından iptal edilmiştir. İptal edildikten sonra özel endüstri bölgesi ilan edilmiş Bakanlar Kurulu kararıyla ve Bakanlar Kurulu kararı da yürütmeyi durdurmayla karşı karşıya kalmıştır ve yeniden bir kanun düzenlemesi yapılmış inatla. En son, Cumhurbaşkanımız tarafından veto edilmiştir ve ikinci defa bunu, bundan sonra görüşmeye alacağız. Peki, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin zamanını harcamak değil de ne? Kanunla ilgili konuşmaya gelince, "Milletvekili konuşmasın, temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşüp geçirelim, el kaldırıp el indirelim, bitirelim." Ama, kanunlarla ilgili, yargı organının bakış açısı, Anayasa'nın bakış açısı söz konusu olduğu zaman, orada da, eyvallah.

Değerli arkadaşlar, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nu görüşeceğiz. Efendim, ithal, ucuz sağlık personeli yöntemine başladık. Bunun da çok büyük tartışmalarını yapacağız, ama, ithal, ucuz personel veya hekim Türkiye'nin işi değildir, Türk sağlık sektörünün işi değildir, Sağlık Bakanlığının hiç işi değildir. İşte, bu kanunlar tekrar iade edilecektir. Yasaya, Anayasa'ya aykırıdır.

Özelleştirmelerle ilgili defalarca burada düşüncelerimizi söyledik. Özelleştirmeler, Türkiye'nin ekonomik menfaatleri, millî menfaatleri göz önünde bulundurularak yapılmalıdır uyarılarında, sürekli, burada, bulunduk ve bakın, çok somut bir örnek. Çok somut, elle tutulur bir örnek: TÜPRAŞ'ın yüzde 65'i 1 milyar 300 milyon dolara özelleştirildi. Danıştay yürütmeyi durdurma kararı aldı. Daha sonra yüzde 51'i 4 milyar 140 milyon dolara satıldı ve yargı, yürütmeyi durdurma kararı almasaydı, Türk ekonomisi sadece TÜPRAŞ'ın özelleştirilmesinde 3,5 milyar dolar zarara uğruyordu. Somut bir örnek. Bütün Türkiye biliyor, hepimiz biliyoruz bunu. Ama, bununla ilgili…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Tarih kaç, tarih?

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Tarih 2006 efendim, 2006… 1940'lardan bahsetmiyorum, yeni tarihten bahsediyorum.

BAŞKAN - Sayın Poyraz…

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Efendim, Teşvik Kanunu… Bakın, bir kanun geldi, görüşüldü. Görüşüldü mü? Görüşüldü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Eraslan, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

15

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Diğeri 14,76. Bundan iki hafta önce. "Ne zaman?" diyor da Sayın Milletvekilimiz. Basından da takip edemiyorsa, bilmiyorum ama, bundan iki hafta önce 14,76'yı iptal etti. Her bir hisseyi 14 milyon 500 bin liraya sattınız, yüzde 10 iskontoyla, ihalesiz, direkt.

BAŞKAN - Sayın Eraslan, Genel Kurula hitap edelim.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Dolayısıyla, yargı bunu da iptal etti ve Ofer grubu 14,76'yı yüzde 10 iskontoyla ihalesiz, direkt aldığı zaman milyonlarca dolar para kazandı. Hisseler bir hafta sonra 22 bin lira oldu.

Değerli arkadaşlarım, özelleştirmelerde yanlışlık, kanun tasarı ve tekliflerinde hukuka aykırılık. Ee suç kimde? Suç Cumhurbaşkanında. Suç kimde? Anayasa Mahkemesinde. Yani, bu ülkede tek doğru yapan siz misiniz? Yani, her şey yalan, doğru siz misiniz? Bütün dünya, bütün Türkiye sizden mi ibaret? Bu ülkede sizden başka hiç kimse yok mu? Yani, bu demokratik değildir, siyasi etik bunu gerektirmez. Toplumun menfaatleri, ülkenin menfaatleri bu değildir. İktidarın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Eraslan.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Daha süre…

BAŞKAN - Hayır, ek sürenizi verdim.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Teşekkür edeyim.

BAŞKAN - Arkadaşlar, teşekkürleri falan, bu cümleleri bu zamanın içerisinde edeceksiniz. Lütfen.. Yani, sürekli olarak…

Buyurun, teşekkür edin.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - İktidarın, muhalefeti daha iyi anlaması dileğiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, ağır bir rahatsızlık geçirip ameliyatlar sonrası sağlığına kavuşan, sıhhat bulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili arkadaşımız Sayın Ali Dinçer Bey, Meclisimize gelmişlerdir; kendilerine hem geçmiş olsun diyorum Meclis adına hem de şifa diliyoruz, dua ediyoruz, hoş geldiniz. (Alkışlar)

ALİ DİNÇER (Bursa) - Sağ olun, sağ olun.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, maddeyi…

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Sayın Koç karar yeter sayısı istiyor.

Maddeyi oylarınıza sunup karar yeter sayısını arayacağım.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.12

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57'nci Birleşimi'nin Üçüncü Oturumu'nu açıyorum.

1321 sıra sayılı Teklif'in görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde, Başkanlık temsilcisi arkadaşımız yerinde.

Teklifin 2'nci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, 2'nci maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, madde kabul edilmiştir.

16

3'üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- Bu İçtüzük hükümleri Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Uğur Aksöz.

Sayın Aksöz, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UĞUR AKSÖZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, konuşmama başlamak için arkadaşların oturmalarını bekliyorum.

BAŞKAN - Siz Genel Kurula hitap edin, ben de arkadaşlarımı ikaz edeyim Sayın Aksöz.

Evet, ayaktaki arkadaşlarımız lütfen otursunlar.

Sayın Aksöz, buyurun efendim.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, dün ve bugün görüştüğümüz konu İç Tüzük konusudur. İç Tüzük, bilindiği üzere, bu Meclis çalışmalarını düzenleyen, bizim konuşmalarımızı, yasaları nasıl çıkaracağımızı öngören bir düzenlemedir. Bu İç Tüzük 1973'te yapılmış, bugüne kadar tam 34 defa değişikliğe uğramıştır.

Değerli arkadaşlar, 34 defa değişikliğe uğrayan bir iç tüzükten hayır gelir mi, size soruyorum. Böyle birer maddeyle, yarımşar maddeyle, birer fıkrayla İç Tüzük düzeltemeyiz. Gelin, mademki çoğunluğunuz var, biz de size destek verelim, şu İç Tüzük'ü yeniden ela alalım, tüm eksiklerini tamamlayalım. Böyle, fıkra fıkra yaparsanız, bakın, ne olur? 87'nci maddede "önerge yedi adet verilir" diyor, biz 91'de "iki adet" diyoruz. Maddeler arasında bile düzeni sağlayamıyoruz. Bu bakımdan, bu İç Tüzük'ün yeniden tümüyle ele alınması gerektiğini bir kere daha burada belirtiyorum; bu bir.

İki: AKP Grubunu ben uyarmaktan yoruldum, ama bugün bir kere daha uyarıyorum, Anayasa'nın 98 ve İç Tüzük'ün 98'inci maddesi diyor ki: "Milletvekilleri, hükümeti soru ile denetlerler." Bu, Anayasa'nın emri, İç Tüzük'ün emri. Biz burada bir yıldır soru önergelerini görüşmüyoruz. AKP Grubunun kararıyla görüşmüyoruz, yani AKP Grubu soru önergeleri görüşülmeyecektir diyor, oylanıyor ve geçiyor. Şimdi diyebilir ki gruptaki arkadaşlarımız, bu bizim hakkımız. Hayır, yasalarda hakkın suistimali diye bir suç var. Yasalarda görev ihmali diye de bir suç var. Siz bizim anayasal hakkımız olan soru önergelerimizi bir yıldır buraya hiç getirmezseniz, Anayasa'yı ihlal etmiş olursunuz. Hayır mı diyorsunuz? Peki, Hükûmetten düştüğünüz zaman hayır mı evet mi hep beraber göreceğiz; bu bir.

İkincisi, değerli arkadaşlar, yine dolaylı yoldan, AKP Grubu, bu İç Tüzük'ü fiilen değiştirdi. Nasıl değiştirdi? Biliyorsunuz, 54'üncü madde, çalışma saatleri 15.00-19.00 diyor. Biz aylardır hep 14.00-20.00 çalışıyoruz. Buna hakkınız yok. Bu da görev ihmalidir, bu da hakkın suistimalidir. Eğer bu çalışma saatleri size yetmiyorsa o maddeyi değiştirirsiniz. 14.00-20.00 dersiniz, 14.00-24.00 dersiniz, itirazım yok, ama orada 15.00-19.00 yazarken, siz burada her gün 14.00-20.00'yi oylarsanız, bu, ya görev ihmalidir ya hakkın suistimalidir.

Hukukçular bilir, bilmeyenler için söylüyorum, mecelleden beri yıllardır bir hüküm vardır, bugünkü Medeni Kanun 2'de de var: "Bir hakkın sırf başkasına zarar verici kullanımını düzen himaye etmez, kanun himaye etmez." AKP'nin yaptığı hakkın suistimalidir. Bunu şimdilik sizin sayısal çoğunluğunuz himaye ediyor, ama bu çoğunluk gittiği zaman bunun himaye edilmeyeceğini göreceğiz.

Şimdi gelelim 91'inci maddeye. Değerli arkadaşlar, bu 91'inci madde çok istisnai bir maddedir. Tıpkı yasalarımızda olan sıkıyönetim gibi, olağanüstü hâl gibi çok istisnai hâllerde kullanılacak bir maddedir. Her an, her gün kullanılacak bir madde değildir. Sıkıyönetimi devamlı uygularsanız, o toplumda düzen kalır mı? Olağanüstü hâl maddesini, istisnai bir madde olan olağanüstü hâl maddesini sürekli uygularsanız toplumda gerginlik olmaz mı? Peki, istisnai madde olan 91'inci maddeyi, yani, temel kanunları her yerde ve her yasada uygularsanız burada gerginlik olmaz mı? Burada huzur kalır mı?

O hâlde, değerli arkadaşlar, bakın, Anayasa Mahkemesinin şu hükmünü hiç unutmayacağız: Anayasa Mahkemesi, çok net olarak, 2003/30 sayılı kararında bu 91'inci madde için 4 esas getirmiş. Diyor ki, temel yasa olarak bu Meclise bir yasayı getirirseniz, o yasada şunları ararım diyor:

1- Belirlilik olacak,

2- Genellik olacak,

3- Soyutluk olacak,

4- Öngörülebilirlik olacak.

Şimdi, ben yüce heyetinize soruyorum: Hangi yasa temel kanundur, içinizde öngören birisi var mı? Kalksın söylesin.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Var.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Söyleyin. "Var" diyen arkadaşım söylesin, hangi yasa temel kanundur?

17

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Yerimizden söylememiz olmaz, daha sonra…

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Kürsüye gelince söylersin.

BAŞKAN - Sayın Demirbağ, lütfen…

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Değerli arkadaşım, hangi yasanın temel yasa olduğuna… AKP Grup başkan vekilleri toplanıyor, buraya bir önerge getiriyorlar, hoop, oluyor temel yasa.

Bunun adı hukuk değil, bunun adı keyfîliktir ve eğer bu Meclis yasaları temel yasa yaparken keyfî davranırsa biz kime güveneceğiz?

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Meclisin kararına saygılı olun.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, "Meclisin kararına saygılı olun." diyor arkadaşım. Peki, sen de bu kürsüde konuşan milletvekiline saygılı ol. Anladınız mı? Konuşmak kolay.

Churchill demiş ki: "Laf atan adam önce zeki olacak." Zekice laf atacak ve attığın laf, attığın kuşa değecek. Öyle palavrayla laf atılmaz arkadaşlar. Biz burada hukuk konuşuyoruz. Hukuk konuşuyoruz.

Bakın, temel yasaları size söylüyorum. Hiç mi vicdan yok? Bakın bakalım, Darülaceze müessesesi, Orman Mühendisleri Yasası, Kat Mülkiyeti Kanunu… Bunlar temel yasa mı?

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Vicdanla ne ilgisi var?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Peki, temel yasa diye getirmediniz mi bunu? Hangi hukuk anlayışıyla getirdiniz arkadaşlar? Yani, bunu sorunca "Meclisin kararına saygılı ol." Siz de muhalefete saygılı olun.

Değerli arkadaşlar, bakın, demek ki bunlar temel yasa değil. Başka bir şey söyleyeyim: Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, bu da temel yasaymış. Çeşitli kanunlar, içinde -çorba gibi- elli tane kanun maddesi var, bu da temel yasaymış. Allah aşkına, buna inanıyor musunuz, şu getirdiğinize?

Değerli arkadaşlarım, bakın, temel yasa konusu, bu kadar artık ayyuka çıktı. Şu temel yasa konusundan, gelin, vazgeçin. Gerçekten, hiçbir şekilde tasvip edilemez.

Değerli arkadaşlarım, bu Mecliste, bakın, yasalar vardır, tüzükler vardır, ama, bir de gelenekler vardır. Bu Meclis kurulduğundan beri, üç konuda uzlaşma vardır, üç konuda.

Bir: Anayasa değişiklikleri konusunda. Anayasa değişiklikleri konusunda muhalefetle uzlaşmaya girdiniz, çıt çıktı mı, problem çıktı mı? Uzlaştık, geçirdik.

İkincisi, İç Tüzük değişikliğidir. İç Tüzük değişikliğinde uzlaşmaya varmıyorsunuz, varmadığınız müddetçe de bu problemler bitmeyecektir.

Üçüncü uzlaşma gerektiren konu, Cumhurbaşkanlığı seçimidir. Orada da uzlaşmaya yanaşmazsanız, yaşarsak neler olacağını hep beraber göreceğiz.

Değerli arkadaşlarım, şunu da söylemek istiyorum: Gelin, bu İç Tüzük'ü el birliğiyle yeniden yazalım, uzlaşmayla yenileyelim, hem bize hem bizden sonraki parlamentolara örnek bir şey yapalım. Böyle yamalı bohça gibi birer fıkrayla, ikişer fıkrayla yanlış işler yapıyoruz, bunlar olmuyor; bir. Her şeyi keyfî temel yasa yapmayın, bu olmuyor, iki ve şunu söylüyorum son olarak:

Değerli arkadaşlar, bu Parlamentoda çoğunluğa güvenerek her şey yapıldı, geçmişte de yapıldı, ama, bir müddet sonra bu çoğunluklar ters döndü. Ondan sonra, bakın, buraya gelip size eski tutanakları gösterdiler. Peki, hiç ders almıyor musunuz? Bülent Arınç'ın konuşması, Mehmet Ali Şahin'in konuşması, İsmail Alptekin'in konuşması. Üç gündür burada sallanıyor bu kâğıtlar. Size "Muhalefetteyken bunları siz söylediniz, şimdi niye yapıyorsunuz?" diyorlar, gene ders almıyorsunuz.

O zaman ben size bir şarkı söylerim değerli arkadaşlarım: Belki bir gün uyanırsınız, ama, lakin vakit geçmiş olacak!

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aksöz.

Şahsı adına, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa.

Buyurun Sayın Fatsa. (AK Parti sıralarından alkışlar)

EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan İç Tüzük düzenlemesinin 91'inci maddesi üzerinde veya 91'inci maddede yapılan düzenleme üzerinde şahsım adına söz aldım, Bu vesileyle, Genel Kurulu ve Başkanlık makamını saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, İç Tüzük'ün 91'inci maddesi temel yasa düzenlemesi yapıyor. Dünden beri burada konuşan özellikle muhalefet sözcüsü milletvekili arkadaşlarımız, sanki hiç uygulanmamış, yapılmamış, bilinmeyen bir şeyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine AK Parti Grubu keyfî olarak getiriyor gibi bir görüş ortaya koydular. Halbuki, bizim Parlamento geleneğimizde ve geçmişte temel yasa uygulamaları vardır. Yani, geçen

18

dönem ve ondan önceki dönemlerde bu Parlamentoda görev yapan milletvekili arkadaşlarımızın temel yasa uygulamalarına şahit olduklarını biliyoruz. Bütün gelişmiş Batı ülkelerinde, parlamenter sistemle yönetilen bütün ülkelerde de temel yasa kavramı vardır. Hatta, bizim getirmiş olduğumuz düzenleme ve uygulamanın çok daha ötesinde, çoğunlukla sadece görüşülecek yasanın tümü üzerinde görüşmeler yapılıyor, maddeleri -bölümler hâlinde bile olsa- görüşülmeden oylanarak kabul ediliyor.

Şimdi, arkadaşlarımız, iktidar sözcülerinin, bugün iktidar partisi sıralarında olan milletvekillerinin -başta Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınç, Meclis Başkan Vekilimiz Sayın İsmail Alptekin, Devlet Bakanımız Sayın Mehmet Ali Şahin, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Salih Kapusuz'un- geçmişte temel yasa düzenlemesine itiraz ettiklerini, karşı çıktıklarını, dolayısıyla, bugün getirilen temel yasa düzenlemesiyle geçmişte itiraz ettiklerini inkâr ettiklerini söylüyorlar. Değerli arkadaşlar, öncelikle, arkadaşlarımızın itiraz gerekçelerini, lütfen, tutanaklardan iyi okuyun. Anayasa Mahkemesi, arkadaşlarımızın itiraz gerekçelerine uygun olarak o günkü düzenlemeleri iptal etmiştir. Nedir oradaki? Diyor ki: "Bu temel yasanın bir tanımı yok." Arkadaşlarımız ne yapmışlar? "Ya, sizin getirdiğiniz bu temel yasa düzenlemesinde temel yasanın tanımı yok" demişler. Anaya Mahkemesi de demiş ki: "Bunlar doğru söylüyor." Başka ne? "Görüşme usulü ve yöntemleri belli değil…"

YILMAZ KAYA (İzmir) - Önerge sayısıyla ilgili var.

EYÜP FATSA (Devamla) - Müsaade edin.

"Görüşme usulü ve yöntemleri belli değil" demişler. Anayasa Mahkemesi de aynı gerekçeyi haklı bulmuş ve iptal etmiş o düzenlemeleri, 91'le ilgili düzenlemeleri ve "bu görüşmelerde bir öngörülürlük yok" demişler ve bütün bu itirazları Anayasa Mahkemesi dikkate alarak iptal etmiş. Yani, arkadaşlarımızın itirazlarının doğru olduğunu tasdik etmiş Anayasa Mahkemesi. Dolayısıyla, arkadaşlarımızın 91'inci maddeye itirazlarını ve itiraz gerekçelerini ve Anayasa Mahkemesinin bu itirazlar muvacehesinde iptal gerekçesini, lütfen, herkes doğru okusun ve doğru anlatsın. Sadece konuşmuş olmak için değil, buradan herkesin doğru bilgi ve doğru beyanda bulunma gibi bir sorumluluğu da vardır. Bu kürsünün özelliği, bu kürsünün mehabeti, burada konuşan insanlara doğru bilgi vermeyi emreder.

Değerli arkadaşlar, biz, 91'inci maddede bu dönemde bir düzenleme yaptık. Daha önce Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınarak, 91'inci maddeye bir temel yasa tarifi getirdik, görüşme usulleri tespit edildi, önergelerle ilgili hükümler yazıldı ve Anayasa Mahkemesi, bakın, Cumhuriyet Halk Partisinin Anayasa Mahkemesi nezdinde İç Tüzük'ün 91'inci maddesinin iptaliyle ilgili açmış olduğu davada, temel yasanın tarifini kabul etti, reddetmedi, görüşme usulünü kabul etti, öngörülebilirliğinin olduğunu kabul etti; ancak, burada önerge sayısıyla alakalı maddenin tamamı içerisinde bir cümleye itiraz etti ve iptal etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Fatsa, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

EYÜP FATSA (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Dedi ki: "Siz, siyasi parti gruplarına mensup milletvekillerinin İç Tüzük'ün 87'nci maddesindeki önerge haklarını kısıtlamayın." Yani, "Bütün siyasi parti gruplarına mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkını iade edin, teslim edin." dedi. Bizim yapmış olduğumuz, Anayasa Mahkemesinin İç Tüzük düzenlemesindeki, sadece, önerge sayılarını, siyasi parti gruplarına mensup milletvekillerinin İç Tüzük'ün 87'nci maddesinde elde etmiş olduğu hakları kısıtlamayın noktasındaki görüşünü dikkate alarak, burada Anayasa Mahkemesinin itiraz ettiği, iptal ettiği konuyu düzenliyoruz ve İç Tüzük'ün 87'nci maddesindeki siyasi parti gruplarına ait her milletvekilinin birer önerge verme hakkını iade ediyoruz, düzenliyoruz. Dolayısıyla, biz bir İç Tüzük'te 91'inci madde düzenlemesi, İç Tüzük'te temel yasa tarifi ve bu temel yasanın nasıl görüşüleceğiyle alakalı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EYÜP FATSA (Devamla) - Cümlemi bitireyim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

EYÜP FATSA (Devamla) - İç Tüzük'te bu temel yasanın nasıl görüşüleceğiyle alakalı Anayasa Mahkemesinin bir itirazı ve iptali de söz konusu değildir. Sadece, siyasi parti gruplarına mensup milletvekillerinin kullanacağı önerge sayısını İç Tüzük'ün 87'nci maddesine uygun hâle getiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu 91'inci madde düzenlemesiyle, temel yasa düzenlemesiyle muhalefetin sesinin kısıldığını söylemek… Doğrusunu isterseniz, buna katılmamız mümkün değildir. İşte, yapılan araştırmalar ortada. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki Meclis TV'yi en fazla kullanan siyasi parti grupları muhalefet gruplarıdır.

BAŞKAN - Sayın Fatsa, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

YILMAZ KAYA (İzmir) - Sayın Fatsa, üçe indiriliyor diye itiraz ettiniz. Tutanaklarda var. Siz ikiye indirdiniz.

19

EYÜP FATSA (Devamla) - Dolayısıyla, gerek Genel Kurulda olsun gerekse Genel Kurul dışında olsun, muhalefet bütün konuşma haklarını sonuna kadar kullanmış, hatta iktidardan daha fazla kullanmıştır. Dolayısıyla, burada konuşurken herkesin biraz daha dikkatli, herkesin biraz daha insaflı ve ölçülü olması gerekir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Akgün? Yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Çekildi, siz yoksunuz sırada.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hayır efendim var Sayın Başkan, konuşma yapmayınca…

BAŞKAN - Bir önceki maddede konuştunuz.

Şu anda sırası olan Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Konuşacak… Benden önce galiba.

BAŞKAN - Saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, dün burada…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, her şeye itiraz edip durmayın.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hayır efendim, hakkımı arıyorum.

BAŞKAN - Hakkın yok burada.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Buyurun.

BAŞKAN - Dün burada yapıldı ve sizin daha önceki madde üzerindeki konuşma hakkınız verildi, konuştunuz. Öbür maddede bu oldu, ama Sayın Haluk Koç konuşacaksa haklı, ama sizin hakkınız yok, burada bellidir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Benden önce verdi, benden önce yer alıyor.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Efendim, kuraya dâhilse…

BAŞKAN - Sayın Koç, bakınız…

HALUK KOÇ (Samsun) - Ben sonradan verdim.

BAŞKAN - Efendim, şu anda konuşma hakkı sizin. Konuşacak mısınız, konuşmayacak mısınız Sayın Koç, istirham ediyorum.

HALUK KOÇ (Samsun) - Konuşmayacağım.

BAŞKAN - Konuşmuyorsunuz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Evet.

BAŞKAN - Tamam. (CHP sıralarından "Hakkını devrediyor" sesleri)

Devretmek hakkı. Devrediyor musunuz?

HALUK KOÇ (Samsun) - Konuşmuyorum.

BAŞKAN - Konuşmamak ayrı. Konuşmuyorsa bir şey yok.

Sayın Koç, siz konuşma hakkınızı bu arkadaşa devrediyor musunuz?

HALUK KOÇ (Samsun) - Verdiniz efendim zaten.

BAŞKAN - Hayır, ben vermedim, kendiliğinden çıktı. Ben onu konuşturmayabilirim yani, o ayrı. Ben vermedim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Mikrofonu açtınız.

BAŞKAN - Hayır, mikrofonu kapalı.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, işi zora sokma, konuşuyor işte.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, sadece beş dakika, konuşmanız kesinlikle uzatılmayacaktır. Onun için, burada haksızlık yoktur. Daha önceden çekilen kura neticesinde kura size çıkmamıştır. 1'inci madde üzerinde konuştunuz, her madde üzerinde konuşacağım diye de bir hak ve hukuk yoktur, onu belirtiyorum. Mikrofon kesildiğinde konuşmanız bitecektir.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Tüzük değişikliğiyle ilgili bir teklifi görüşüyoruz ve bu teklifi görüşürken muhalefetin sesinin nasıl kısılmaya çalışıldığını anlatırken Sayın Meclis Başkan Vekili'nin de muhalefetin sesini nasıl kısmaya çalıştığının takdirini millete bırakıyorum.

20

Değerli milletvekilleri, bakınız, bu teklifle ilgili olarak 4 milletvekili, aynı anda, konuşma için müracaatta bulunmuşlardır. Bu 4 milletvekili arasında kura çekilmiştir ve kurada isabet eden milletvekillerinden sırada olan milletvekili konuşmayınca, aynı anda müracaat eden -bir milletvekili olarak- benim, otomatik olarak konuşma hakkım doğmaktadır. Bunu Sayın Meclis Başkanı nasıl böyle yorumluyor, muhalefetin sesini nasıl, Ümmet Kandoğan'ın sesini nasıl kısmaya çalışıyor, anlamak mümkün değil.

Şimdi, biraz önce, burada, Sayın Başkan, Sayın Fatsa üçüncü dakikasını kullandı, üçüncü dakikasını! Beş dakika konuştu, üç dakika daha siz orada söz hakkı tanıdınız. Ama, Ümmet Kandoğan gelince "beş dakikada sesini keserim" diyor. Siz, orada, bizim oylarımızla oturuyorsunuz Sayın Başkan, hiçbir ayrımcılık yapamazsınız. Bu Meclisi adaletle, doğru ve hakkaniyet ölçüleri içerisinde yönetmek mecburiyeti içerisindesiniz.

BAŞKAN - Maddeyle ilgili konuşur musun Sayın Kandoğan, maddeyle ilgili konuşur musun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Geliyorum.

Sayın Fatsa maddeyle mi ilgili konuştu Sayın Başkan?

Değerli milletvekilleri, bakınız, nasıl aceleyle kanunların, tekliflerin hazırlandığını, bak, size göstereceğim. Şimdi, açın… Elinizde olan varsa baksın. 3'üncü madde. Okuyorum 3'üncü maddeyi: "Bu İçtüzük hükümleri Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürütür." Böyle bir cümle olabilir mi arkadaşlar? Olur mu böyle bir cümle? İlkokul birinci sınıfına giden bir talebe böyle bir cümle yazmaz. İşte, 5 tane Grup Başkan Vekili yazmışlar, komisyondan geçmiş, ilgililer burada, Meclis Başkanımız burada, işte cümle böyle!

RECEP KORAL (İstanbul) - Baskı hatası.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ne demek baskı hatası? Böyle bir şey olabilir mi? "Baskı hatası..." Hayır efendim, böyle bir şey olmaz! İşte, burada. Peki, Komisyon ne güne duruyordu, Komisyon niye düzeltmedi? İşte, Meclisteki kanun teklif ve tasarılarının nasıl görüşüldüğünün açık bir işareti. Siz muhalefetin sesini kısmaya çalışırken, böyle yanlış, hatalı, eksik kanunları buradan geçiriyorsunuz.

Sayın Cumhurbaşkanı 54 kanunu geri göndermiş değerli milletvekilleri. Türkiye Büyük Millet Meclisi faaliyete geçtiği günden beri Sayın Cumhurbaşkanından bu kadar geri dönen kanun olmamış. 18 kanun Anayasa Mahkemesinden geri dönmüş. Siz, temel kanun esprisi içerisinde muhalefetin sesini kısarsanız, muhalefetin konuşmasını engellerseniz, işte, buradan geçirdiğiniz kanunlar hem Sayın Cumhurbaşkanından hem de Anayasa Mahkemesinden geri döner. Önemli olan çok kanun çıkarmak değil, kaliteli kanun çıkarmak, verimli kanun çıkarmak, toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek olan kanunları çıkarmak. Önemli olan budur. Yoksa, biraz önce ben, Sayın Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın konuşmasını, noktasına virgülüne dokunmadan okudum burada. 2001 yılında yaptığı konuşmanın tamamını da bitiremedim, yaptığı konuşmayı okudum. 1923 yılında, 1925 yılında bile böyle uygulamaların olmadığını Sayın Meclis Başkanı Bülent Arınç bu kürsüden dile getirmiştir. Ne hazindir ki, Sayın Alptekin, orada oturuyor, İç Tüzük değişikliğiyle ilgili en ağır eleştirileri yapan milletvekili sıfatıyla bugün Meclisi temsilen orada oturuyor, Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınç, Meclis Başkanı sıfatıyla orada oturuyor ve böyle bir dönemde biz bir İç Tüzük değişikliği yapıyoruz, sonra da Sayın Fatsa çıkıyor diyor ki: "Ne var bunda." Ama, 2003 yılında yapılan değişikliğin nasıl Anayasa Mahkemesinden geri döndüğü noktasında da herhangi bir düşüncesi olmadan, burada, geldi… Çok yazık, çok üzülüyorum. Yani, bir Grup Başkan Vekili nasıl böyle bir konuşmayı yapabiliyor, çok üzülüyorum.

Sayın Başkanım, beş dakika dediniz, ben o beş dakikaya uyacağım, ama, dokuz ay kaldı Sayın Başkan. Dokuz ay sonra siz orada olmayacaksınız ve Meclisi nasıl yönettiğiniz tutanaklarda ömür boyu karşınızda duracak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP, CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Evet, dokuz ay sonrasını şimdiden tahmin edip öngörüsüyle bilen arkadaşlarımız var, onlara başvurulur.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Görüyorum, siz olmayacaksınız.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Kendisi olamayacak buralarda, öyle bedavadan milletvekilliği bir daha yok.

BAŞKAN - Saygıdeğer arkadaşlarım -Sayın Kandoğan da dinlesin- eğer Haluk Koç muhalefeti temsil etmiyorsa Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili olarak, Ümmet Kandoğan o anlamda nasıl temsil ediyor, bilmiyorum. Ben, burada Haluk Koç'u konuşmaya davet ettim. Konuştum…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Efendim, sıra benimdi.

BAŞKAN - Konuşma!

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sıra benim.

Hayır, böyle cevap veremezsiniz.

BAŞKAN - Şeyin içerisinde…

MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, "konuşma" lafı kötü oldu.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Böyle hitap edemezsiniz Sayın Başkan.

21

BAŞKAN - Ben, düzeltiyorum tamam, ama, sen öyle hitap et, sen her şeyi söyle, ağzına gelen ifadeleri kullan, bizlere burada her türlü ifadeleri kullan, ama sana geldiği zaman, senin ruhsatın var, hiçbir şey yapılamaz sana; yok böyle bir şey.

İSMET ATALAY (İstanbul) - "Sen" deme, "siz" de.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Ben size Meclisi adaletli yönetmenizi söylüyorum.

BAŞKAN - Ben, burada, ana muhalefet partisinin grup başkan vekiline söz verdim, ama, o, söz hakkını size verdi, kendi konuşmak istemedi, o kendi takdiridir. Ama, sen burada… Siz -düzeltiyorum- kendi üslubunuzla burada her istediğiniz zaman konuşma olarak çıkıp, konuşma yapmayı düşünüyorsanız, böyle bir olay yok.

Demin bahsettiğin husus matbaa hatasıdır, buradaki tutanakta da düzeltilmiştir, onu da bilgilerinize sunuyorum.

3'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum:

III. - YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

HALUK KOÇ (Samsun) - Yoklama yapılmasını istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Tamam, kalkın arkadaşlar.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - 20 kişi yok.

ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Hayır, 50 kişi var Salih bey.

BAŞKAN - Sakin olun arkadaşlar.

Sayın Koç, Sayın Aksöz, Sayın Deveciler, Sayın Tiryaki, Sayın Yılmaz, Sayın Yılmazkaya, Sayın Kaya, Sayın Özbek, Sayın Ateş, Sayın Özyurt, Sayın Çetin, Sayın Çilingir, Sayın Arz, Sayın Kepenek, Sayın Akyüz, Sayın Atalay, Sayın Gazalcı, Sayın Ergin, Sayın Değerli, Sayın Kesimoğlu, Sayın Sözen, Sayın Ülkü.

Sayın milletvekilleri, maddenin oylamasından önce bir yoklama talebi vardır, şimdi bu talebi yerine getireceğim.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

Adlarını okuduğum sayın üyelerin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/925) (S. Sayısı: 1321) (Devam)

BAŞKAN - 3'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümünün oylanmasından önce, oyunun rengini belli etmek üzere, lehinde, Erzurum Milletvekili Mücahit Daloğlu.

Sayın Daloğlu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; iki gündür görüşmekte olduğumuz İç Tüzük'le ilgili yasa teklifinin sonuna gelmiş bulunuyoruz.

Ben, olumlu oy vereceğimizi huzurunuzda beyan ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Daloğlu.

Oyunun rengini belirtmek üzere, aleyhinde, Samsun Milletvekili Haluk Koç.

Sayın Koç, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Oyunun rengi belli yahu, kıpkırmızı!

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 86'ncı madde çerçevesinde, aleyhte oy kullanacağımı bildirmek üzere -ilgili madde çerçevesinde- söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, demin, beni, son maddede şahıs konuşması yapmak üzere kürsüye davet ettiniz. Bir haksızlığın önüne geçmek için beni davet etme talebinizi geri çevirdim. Şöyle ki: Siz, oturum başladığından beri biraz

22

gerginsiniz Sayın Başkan. Üst üste yanlışlar yapıyorsunuz. Bu yanlışları bu son madde çerçevesinde nasıl yaptığınızı bir kere daha, konuşmaya davet edilen ama davete icabet etmeyen Grup Başkan Vekili olarak açıklamak zorundayım.

Şimdi, 2 Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaş, 2 tane de Doğru Yol Partili arkadaş, aynı saatte, aynı gün, aynı tarihte, aynı saatte şahıs sözleri için müracaat etmişler. Lütfen, söz isteme pusulalarına bakınız. Aynı saatte ve 2 kişi konuşacak. Bunlar arasında kura çekilecek, sıralama yapılacak. Ben onlardan dakika sonrası olarak müracaat etmişim, beşinci sıradayım. Dolayısıyla, Adalet ve Kalkınma Partili ikinci arkadaş kişisel söz hakkını kullanmayınca, doğal bir hak olarak Sayın Ümmet Kandoğan'a söz vermeniz gerekiyor. Siz onu atlayarak bana söz vererek yanlış bir uygulamada bulundunuz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Oyunuzun rengi bu mu şimdi Sayın Başkan, oyunuzun rengi bu mu?

HALUK KOÇ (Devamla) - Onun için, hak yerini bulsun diye ben o söz talebini kabul etmedim ve şimdi söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kapusuz da çok heyecanlı. Sizin sinirliliğinize, gerginliğinize o da katılıyor yerinden.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hayır, hayır, değil de, bakıyorum, oyunuzun rengini anlamaya çalışıyorum.

HALUK KOÇ (Devamla) - Yani, bir grup başkan vekilinin, istediği her an konuşma hakkı varken bu hakkını yerinden bağırarak kullanması hiç uygun düşmüyor Sayın Başkan.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Ben oyunuzun rengini merak ettim de…

HALUK KOÇ (Devamla) - Oyumun rengini sen çıkışta söyledin. "Sen" diye hitap etmeyeyim ben de. Sayın Başkandan esinlendim, özür dilerim. Siz belirttiniz benim oyumun rengini, ben de amacımı belirttim, aleyhte oy kullanacağımı söyledim, gerekçelerini de açıklayayım.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Anlaşılmadı yalnız.

HALUK KOÇ (Devamla) - Çelişkiler içerisinde bir siyaset içindesiniz. Sayın Eyüp Fatsa demin konuşurken, Anayasa Mahkemesinin "temel kanun" tanımlamasını eksik bulduğu için bunun tanımlanması talebi çerçevesinde bu düzenlemenin yapıldığını ifade etti. Doğrudur, bu tanımlama yapıldı.

Bizim söylemek istediğimiz şu, Sayın Aksöz bunu çok güzel anlattı: "Temel yasa" tanımı sizin uygulamanızda o kadar muğlak ki, hiçbir öngörülebilirliği yok. Hangi kanunun günün birinde temel yasa olarak getirileceği konusunda bir belirsizlik var. Çünkü "Temel bir hukuk dalını ilgilendiren" diye başlayan 91'inci madde içeriğinin, o andaki siyasi ortama, Parlamento yoğunluğuna göre, bunlar, tamamen bu tanımlar unutularak, hangi kanun temel yasa olacak? Canım, bunu temel yasa yapalım. Hangi kanun? Çeşitli kanunlarda değişiklik yapan kanun tasarısı. Çeşitli kanunlarda değişiklik yapan kanun tasarısı dediğimiz zaman, bu, parlamenter deyimle, torba yasa oluyor; yani, bir sürü kanunda değişiklik yapan kanun tasarısı. Her maddesinde ayrı bir kanunda değişiklik yapıyor ve bunu temel yasa olarak getirmek siyasi tutumunu gösteren bir grubu daha nasıl eleştirebiliriz?

Tohumculuk Yasası. Tohumculuk Yasası temel bir hukuk dalını mı ilgilendiriyor değerli arkadaşlarım? Ha, bazı konuların konuşulmamasını istiyorsanız, bazı temel alanlardaki, siyaset alanlarındaki kanun tasarılarının madde madde görüşülüp burada tartışılmasını istemiyorsanız, o başka. Tarım konusundaki çekincenizi anlıyorum. Tarım Bakanının sıkıntısını da anlıyorum. Sayın Sami Güçlü buradaysa, kendisini saygıyla selamlıyorum. Çok çok çok... Evet, bir kere daha kendisini saygıyla selamlıyorum. Bakanlığı döneminde, tarımla ilgili Türkiye'de yaşanan sıkıntıları bütün iyi niyetiyle tolere etti burada muhalefetin sözlerini. Ama, şimdi, Tarım Bakanıyla ilgili ne gelirse gelsin, hepsini temel yasa yapmak zorundasınız. Çünkü, burada böyle bir eleştiriye muhatap olmak istemiyor.

Değerli arkadaşlarım, muhalefeti konuşturmak zorundasınız. Ben tekrar etmiyorum. Sayın Alptekin'i üzmek istemem, Sayın Arınç'ı üzmek istemem. Sözleri çok açık ve nettir. Muhalefetteyken söyledikleriniz, iktidardayken birbirini tutmuyor. Bu eleştiriyi, hiç olmazsa, öz eleştiri olarak alın.

Bu değişikliğin aleyhinde oy kullanacağımı bildiriyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, size de biraz sükûnet diliyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Koç, sükûnet dileyebilirsiniz, tabii, hakkınızdır. Ama, görüşmeler sırasında, sizin de üslubunuzla ilgili olarak, yapmış olduğunuz konuşmaları, siz de, bir kez daha önceden gözden geçirirseniz, tutanaklara bakarsanız, zaman zaman -eğer bahsettiğiniz bu hususlar doğruysa- çok daha fazlasını sizin yaşadığınızı da görmüş olacaksınız.

Teşekkür ederim.

23

HALUK KOÇ (Samsun) - Çok nazik...

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) - Ben kürsüde çok nazik konuşuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç, teşekkür ederim.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Meclis yönetiyorsunuz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Siz Meclis yönetiyorsunuz.

BAŞKAN - Sizlerle birlikte yönetiyoruz Sayın Koç. Hep beraber, grup başkan vekilleri, diğer arkadaşlar birlikte.

MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) - Sana galiba biz karışamıyoruz.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Bizi pek karıştırmıyorsunuz siz.

BAŞKAN - Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Teklif kabul edilmiştir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Ara verin, dinlenin biraz.

BAŞKAN - 4'üncü sırada yer alan, 23/11/2006 Tarihli ve 5557 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlıyoruz.

4.- 23.11.2006 Tarihli ve 5557 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/1278) (S. Sayısı: 1313) (x) (xx)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 1313 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

(x) 1313 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.

(xx) Kanun'un ilk görüşmeleri 11/11/2006 ila 23/11/2006 tarihlerindeki 19 ila 23'üncü birleşimlerde yapılmıştır.

Sayın milletvekilleri, 23/11/2006 Tarihli ve 5557 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi, Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayarak, bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterilen gerekçeyle birlikte Başkanlığımıza geri gönderilmiştir.

Anayasa'nın 89'uncu maddesinin ikinci fıkrasında "Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir.", İç Tüzük'ün 81'inci maddesinin son fıkrasında ise "Cumhurbaşkanınca yayımlanması kısmen uygun bulunmayan ve bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderilen kanunların sadece uygun bulunmayan maddelerinin görüşülmesine kanunun görüşmelerine başlamadan önce Genel Kurulca görüşmesiz karar verilebilir. Bu durumda, sadece uygun bulunmayan maddelerle ilgili görüşme açılır. Kanunun tümünün oylaması her hâlde yapılır." hükümleri yer almaktadır.

Bu hükümlere göre, geri gönderilen kanunun tümünün veya sadece Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayan maddelerinin görüşülmesi Genel Kurulun kararına bağlıdır.

Bu nedenlerle, söz konusu Kanun'un sadece Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayan 6'ncı maddesinin görüşülmesini Genel Kurulun onayına sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6'ncı maddeyi okutuyorum.

TOPRAK KORUMA VE ARAZİ KULLANIMI KANUNUNDA

DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN

MADDE 6- Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 3- 11/10/2004 tarihinden önce, gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin istenilen amaçla kullanımı için, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa başvurulması, hazırlanacak toprak koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verilir.

Söz konusu arazi ve tesislerin istenilen amaçla kullanımı için çeşitli kurumlardan alınması gerekli ruhsat, izin gibi işlemler, Bakanlığa başvuru tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde tamamlanıncaya kadar başvuru sahipleri faaliyetlerine devam ederler. Bu süreler içerisinde gerekli izinleri alamayanların üretim faaliyetleri ilgili idarelerce durdurulur.

Tarım arazisi vasfından çıkarılan araziler, ilgili kuruluşlarca başvuru sahibinin isteği doğrultusunda vasfını değiştirir."

BAŞKAN - 6'ncı madde üzerinde söz alan üyelerin isimlerini okuyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Gürol Ergin, Anavatan Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan, şa

24

hısları adına, İstanbul Milletvekili Ünal Kacır, Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk, Muğla Milletvekili Gürol Ergin, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan, Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Gürol Ergin.

Sayın Ergin, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Ergin, süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un Anayasa'nın 89'uncu ve 104'üncü maddeleri gereğince Cumhurbaşkanınca bir kez daha geri gönderilmesi üzerine yapılan bu görüşmede, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken sizleri ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, maalesef, bu 22'nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisindeki görüşmelerde, iktidar partisi mensupları olarak Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarım, Anayasa'ya uygunluk konusunda hiçbir titizlik göstermemişler ve bunun bir örneğini de bu Yasa'da vermişlerdir. Bu yasa teklifi görüşülürken, biz, hangi açılardan sakıncalı olduğunu belirttiğimiz gibi, hangi açılardan da Anayasa'ya uygun olmadığını belirtmek için elimizden gelen gayreti gösterdik. Ama, ne yapalım ki, iktidar partisi milletvekilleri olarak sizler, bizleri dinlememe yoluna gittiniz ve şimdi, Cumhurbaşkanlığından geri dönen bir yasa teklifiyle karşı karşıyayız.

Yasa teklifi geldikten sonra, ilgili komisyondaki görüşmeleri sırasında iktidar partisi milletvekilleri, Cumhurbaşkanının, Anayasa'ya aykırılık gerekçesiyle Yasa'yı geri göndermesinin, bu Yasa'nın Anayasa'ya aykırı olacağını göstermeyeceğini söylüyorlar, bu konuda Anayasa Mahkemesinin karar vereceğini ifade ediyorlar.

Göreceğiz ki, Anayasa Mahkemesi de, aynen bizlerin söylediği, aynen Cumhurbaşkanımızın ifade buyurduğu gibi, Yasa'nın 6'ncı maddesinin, bu 6'ncı maddeyle getirilen geçici 3'üncü maddenin Anayasa'ya aykırı olduğu kararını alacaktır. Bunu hep birlikte göreceğiz.

Niçin alacaktır? Değerli arkadaşlarım, o gün de söyledik, bugün de söylüyoruz, bu yasa teklifinin bu 6'ncı maddesi, kesinlikle, bir tek şirketi kurtarma amacına dönüktür.

Sayın Karapaşaoğlu, şimdi orada, sanıyorum, rahatsız oluyor bu söylemimden ama, olmayın. Ben, sizin adınızı saygıyla bir kenara koyuyorum.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sağ olun.

GÜROL ERGİN (Devamla) - Ama, bu getirilen teklifin de, kesinlikle, bir Amerikan şirketini, bir ulus üstü şirketini koruma, kollama amaçlı olduğunu da ifade etmeyi, bu ülkenin bir evladı olarak kendime görev biliyorum, bunu söylemek durumundayız. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakınız, ben, bu yasa teklifi görüşüldüğü zaman da söyledim, şimdi de tekrar etmek istiyorum: Bizim Şeker Yasası'na göre, tatlandırıcı üreten firmalara belli bir kontenjan tanınıyor. Ama, Yasa'ya öyle bir madde konmuş ki, bu yüzde 10 olan ve zaten yüksek olan kontenjan bir de Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 50 artırılabiliyor. Hepinize müjdeyi veriyorum: Üç gün önce bu Hükûmet tatlandırıcı üretiminde yüzde 50 kontenjan artırımı kararını aldı.

Değerli arkadaşlarım, bunların hepsi birbiriyle bağlantılı. Hiç birbirimizi kandırmaya, birbirimizi aldatmaya çalışmayalım; ama, hepsinin üstünde, Türk milletini aldatmaya hiç çalışmayalım.

Değerli arkadaşlarım, yapılan açıktır. Bu yapılanların ne anlama geldiğini şimdi size, daha önceki konuşmamdan da bir kısım alıntılar yaparak aktarmaya çalışacağım.

Siz diyorsunuz ki: "Bu getirilen teklifle 4.500 hektarlık alandaki sorunu ortadan kaldıracağız, 20 bin şirketin sorunlarını ortadan kaldıracağız."

Değerli arkadaşlarım, siz, getirdiğiniz bu teklifle aslında yalnızca bir Amerikan şirketini kurtarmayı hedeflemiş bulunuyorsunuz. Ama, çok yazıktır ki, 20 bin, ama belki 10 bin, belki 3 bin Türk firmasının adını da bu işe alet ediyorsunuz. Bu son derece yanlış bir düşüncedir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başbakan söz verdi de onun için Sayın Ergin.

GÜROL ERGİN (Devamla) - Evet.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bakın, sizin, bu kürsüde, Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu arkadaşlarımın, Tarım Bakanının bu kürsüde söyledikleriyle Cargill yöneticilerinin söyledikleri ve gazetelere yansıyan söylemler tamamen birbiriyle aynı, üst üste çakışıyor, örtüşüyor.

Bakın, 15 Mayıs 2006'da Cargill'in Türkiye Proje Yatırım Müdürü ne diyor: "İçinde bulunduğumuz durum, yani Cargill'in Türkiye'deki durumu, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, tüm uluslararası şirketler tarafından izleniyor. Tüm izinler alınarak yapılan bir yatırım yabancı sermaye düşmanlığıyla kapatılmak isteniyor." Yani, Türkiye Cumhuriyetinin sayısız bağımsız mahkemesi ve onların üzerinde Danıştay, aldığı kararla güya yabancı sermaye düşmanlığı yapıyor. Çok üzücüdür ki, aynı söylem, burada, Adalet ve Kalkınma Partili mil

25

letvekilleri tarafından da defaatle yinelenmiştir değerli arkadaşlarım ve çok ciddi olarak Türkiye'ye tehditler yöneltmekten bu şirket yetkilileri kaçınmıyorlar.

Şimdi, yine, hatırlamanızı istiyorum, o günlerde de söz konusu yaptık, bakınız, Başbakanlığı, Cargill'in karargâhı hâline getirdiniz. Cargill temsilcisiyle Başbakanlık Müsteşarı ve ilgili ilgisiz bütün bakanlar orada toplandılar "Cargill'i nasıl kurtarırız" diye ve Başbakanlık, Tarım Bakanlığına yazdığı bir yazıyla "Şöyle şöyle yaparsanız Cargill'i kurtarırız." diyor.

Değerli arkadaşlarım, o Başbakanlık Müsteşarı ki "Bugün Türkiye'de laikliğin artık sona ermesi gerektiğini, cumhuriyetin sonlanması gerektiğini, Türkiye'de milliyetçilik döneminin geçtiğini" söylemek cesaret ve cüretini gösteriyor. Kendisini, binlerce kez kınıyoruz. Bugün, burada da kınıyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakınız… Tekrar kınıyorum. Bakınız, değerli arkadaşlarım, bakınız, size, gazetelere yansıyan bir -Milliyet gazetesinin 5 Ekim 2006 tarihli nüshasından- bilgi sunayım. Diyor ki: "Edindiğimiz bilgilere göre, Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri gezisine çıkmadan önce Cargill konusunda Ankara'da bir dizi temas yaptı. Şirket yetkilileriyle bürokratlar, ABD temaslarında gündeme gelecek olan Cargill konusunda çözüm yolu bulunması için bir araya geldi. Bu amaçla hazırlanan Cargill dosyası Erdoğan'ın çantasına kondu. Erdoğan, geçen cumartesi, New York'ta, Cargill yetkililerine, çözüm için atılan adımları anlattı. Erdoğan, görüşme sonrasında ABD'den Ankara'ya talimat vererek kesin çözüm istedi." Değerli arkadaşlar, olay baştan sona budur, gerisi lafügüzaftır. Ama, siz hâlâ anlamazdan gelecekseniz, anlamazdan gelmek de sizin doğal hakkınızdır. Bu konuda da herhangi bir şey söylememiz doğru olmaz diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi niye Anayasa'ya aykırı? Sayın Cumhurbaşkanı bunu net, açık, hiç anlayamayacak kapasitede olacakların bile anlayacağı biçimde anlatmış; Anayasa'nın 11'inci maddesini, Anayasa'nın 138'inci maddesini açık açık göstererek niçin Anayasa'ya aykırı olduğunu söylemiş.

Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanı, bizim gözümüzden kaçan bir hususa da değinmiş. Diyor ki: "Yasa'nın ilk biçiminde…" Hani şu altı aylık verilen süre vardı ve bu süre dolduğu için, bu arada girişimde bulunmadığı için Cargill, bu sorunlar çıktı. "… o ilk biçiminde bile hiç olmazsa, tarımsal bütünlüğü bozmayacak işletmelerden söz ediliyordu. Getirilen teklifte, bu da oradan cımbızla çekilip alınmıştır." diyor.

Değerli arkadaşlarım, yanlış yapıyorsunuz. Bu Meclis Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu Mecliste Türk ulusunun hakları savunulur; bu Mecliste ne bir Amerika Birleşik Devletleri'nin ne de onun bir şirketinin ne de uluslararası şirketlerin çıkarları asla savunulamaz.

Hepinizi saygıyla selamlarım.

Sözlerimi tamamlarken de Sayın Bakanıma bir ifadede bulunayım.

TAR-GEL diye Tarımsal Yayımı Geliştirme Projesi hakkında bir toplantı düzenlemişler, sağ olsunlar ben de davetliyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ergin.

GÜROL ERGİN (Devamla) - Benim davetli olmam çok güzel ama, şunu da kınıyorum: Bakanlığın bütün birimlerine emir ve talimat verilerek, bütün çalışanların, yetmedi, bütün tarımsal kooperatiflerin başkanları aranarak, tarımsal kooperatif üyelerinin bu toplantıya mutlaka getirilmesi, hatta, sayı verilerek isteniyor. Senden 500 kişi istiyorum, deniyor; öbüründen 300 kişi. Değerli arkadaşlarım, emir, talimat ve ricayla değil, yaptığınız işlerin doğruluğuyla, o insanlar, kendi içlerinden gelerek oraya gelsinler. Zorlamayla, talimatla, korkutarak getirdiğiniz insanlardan size hayır gelmez. Sizden zaten onlara hiçbir hayır gelmediğini onlar zaten biliyorlar.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Anavatan Partisi Grubu adına, Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan.

Sayın Özdoğan, buyurun.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 1313 sıra sayılı, 23/11/2006 Tarihli ve 5557 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, Anayasa'nın 89'uncu ve 104'üncü maddeleri gereğince, bir daha görüşülmek üzere geri gönderilmişti, 6'ncı maddesinden dolayı, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından. Bunun üzerine Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzda bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, aşağı yukarı, 22'nci Yasama Yılı dört yılı geçti, dört yıl üç ay oldu. Bu süre içerisinde, Sayın Cumhurbaşkanı 54 kanunu geri gönderdi.

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) - Yeni Cumhurbaşkanı göndermeyecek, merak etme.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - İnşallah.

26

...geri gönderdi ve bunlardan 18 kanun da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, şimdi, Türkiye Cumhuriyeti devletini sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetmiyor, elbette ki bura aziz milletimizin ruhudur, bir de devleti yöneten organlar vardır: Cumhurbaşkanlığı vardır, Anayasa Mahkemesi vardır. Şimdi, ben, buradan Allah'a şükrediyorum ki, iyi ki bu dönemde Sayın Cumhurbaşkanı görevdeydi de, böyle, Türk milletinin aleyhine olan yasaları geri göndermiştir ve bir kısmı da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, şimdi, burada yapılmak istenen, bu yasa teklifi… Bizim milletimizin hakikaten çok güzel hasletlerinden birisi de, bir olumsuz durumu bir kelimeyle ifade etme özelliğidir. Buna, Türk kamuoyu "Cargill yasası" demiştir. Cargill firması ne firmasıdır? Bütün kamuoyu biliyor ki, Cargill firması, Amerika Birleşik Devletleri'nin firmasıdır. Bu Hükûmet döneminde, bırakın Amerika Birleşik Devletleri'nin Cargill firması gibi büyük bir firmasının isteğinin yerine getirilmesi, en küçük bir ferdinin dahi bu Hükûmetten, AK Parti Hükûmetinden bir talebi olsa, Hükûmetin devamı için, onun da isteği yerine getirilecektir.

Değerli arkadaşlar, bu Kanun görüşülürken, yine bir maddesinde, ben, Anavatan Partisi Grubu adına çıkmıştım ve görüşlerimi anlatmıştım. Bu Yasa'nın, aynı zamanda, Türk milletinin çembere alınma yasalarından birisi olduğu görüşlerimi sunmuştum değerli arkadaşlar. Bakın, Türkiye'de topraklar metre kare metre kare, dönüm dönüm satılıyor; bunu, kamuoyu çok yakinen bilmektedir. Bakın değerli arkadaşlar, bu çembere alınma hareketlerinden birisi de Agos gazetesi Genel Yayın Müdürü Hrant Dink'in öldürülmesi olayı ve milliyetçilik konusunda Trabzon vilayetimizin çok hassas bir vilayet olduğunu biliyoruz ve bugün, günah keçisi hâline getirilmiştir. Bu olay vesilesi, dolayısıyla, değerli arkadaşlar, neredeyse, bu ülkede "Türk'üm" demek suç hâline gelecektir değerli arkadaşlar. Bakınız baskı unsurlarına, bu yola doğru gidiyoruz, fakat, buna, Türk milleti, asla ve katiyetle fırsat vermeyecektir. Bu milletin bünyesinde Kuvayımilliye ruhu yatmaktadır. Gerekirse, kendisini tekrar, yeniden Kuvayımilliye ruhunu canlandırarak, bu densizlere haddini bildirecektir değerli arkadaşlar.

Bakın, bugün gazetede bir olay okudum. Değerli arkadaşlar, Kuzey Irak'ta petrol araştırmaları yapan Pet Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güntekin Köksal ne diyor, ne vahim kelimeler, cümleler kullanıyor? Diyor ki: "Kürdistan orada kurulmuş, biz hâlâ ahkâm kesiyoruz. Bundan sonra hadiselerin stratejiyle hâlledilmesi lazım; kavga, gürültü, silahla hâlledilemez." Bu vahim bir durumdur. Ben, Güntekin Köksal'ın çizmeyi aştığını buradan söylemek istiyorum.

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) - Aferin İbrahim Bey.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, çizmeyi aşmıştır burada ve Hükûmeti de ve bütün kamuoyunu da, Güntekin Köksal'a haddini bildirmesi konusunda, buradan suç duyurusunda bulunuyorum değerli arkadaşlar. Bu, suçtur değerli arkadaşlar. Bunu neden söylüyorum? Bunu, Türk milletinin çembere alınma hadisesi olduğunu burada anlatmak için söylüyorum.

Bakın şimdi, Joseph Ralston ne diyor? Diyor ki: "Türkiye'yi PKK ile müzakere etmesi için cesaretlendirmeliyiz." İşte, Terörle Mücadele Koordinatörlüğüne getirilen Amerikalı General bunu söylüyor. Gelinecek nokta budur değerli arkadaşlar.

MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Tarımla bunun ne ilgisi var?

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Tarımla bunun ilgisi var. Az önce izah ettim, Türk milleti çembere alınıyor, izah ettim. İşte bunlardan birisi de Cargill yasasıdır. Bu da bunun bir ayağıdır. Olayları iyi görmek lazım Değerli Milletvekilim. Hadise budur.

Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye'de topraklarımız nasıl satılmış? Bu çerçevede bazı şeyler söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde turizmin merkezleri olarak nitelenen Antalya, Aydın, İzmir ve Muğla'da, şu ana kadar 41.362 yabancı 32.635 adet mülk satın aldı değerli arkadaşlar. Bu, AK Parti Hükûmeti döneminde oldu. Adet olarak yabancılara en fazla mülk satışı 14.124 ile Antalya'da olurken, bu ilimizi 8.218 ile Muğla, 5.744 ile Aydın, 4.549 ile de İzmir izledi.

Kapladığı alan bakımından ise, yabancılar en fazla Muğla'da yer edindi. Bu ilimizde yabancılara satılan gayrimenkullerin toplam büyüklüğü 4 milyon 742 bin metre kareye ulaştı değerli arkadaşlar. Bu, çok vahim ve elem verici bir durumdur. Antalya da, 3 milyon 760 bin metre kareyle bu ilimizi izledi. Yabancılar, İzmir'de 4 milyon 742 bin metre kare, Aydın'da da 1 milyon 558 bin metre karelik yer aldı değerli arkadaşlar.

Turistik yörelere yatırımda İngilizler başı çekerken, 16.436 İngilizin dört ilde edindikleri taşınmaz sayısı 11.807'yi buluyor. Değerli arkadaşlar, Almanlar da 9.989 kişi ve 8.414 taşınmaz ile İngilizlerin ardında yer alıyor toprak alımı bakımından.

Bu arada, gayrimenkule yatırımda İngilizler Muğla'yı, Almanlar, Hollandalılar, İrlandalılar ve Norveçliler Antalya'yı, Yunanlılar ise İzmir'i tercih ediyor. Şimdi, Yunanlıların İzmir'i tercih etmesi son derece mânidardır. Bunu Türk milletiyle paylaşmak istiyorum.

27

Değerli arkadaşlar, topraklar böyle hoyratça satılmaz, şehit kanlarıyla alınmıştır, dedelerimizin kanlarıyla kurtarılmıştır. Bakın, şair ne diyor, hepimizin ruhunda vardır bu:

"Bayrakları bayrak yapan, üstündeki kandır;

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır."

Ama, Sayın Başbakan, afiş milliyetçiliği yaparak diyor ki: "Kurbam olan ayına yıldızına." (AK Parti sıralarından "ağzına da yakışmıyor" sesi) Değerli arkadaşlar, bunu kim yutar?

Değerli arkadaşlar, milliyetçilik, işte, şairin burada dediği gibi, kanla alınan toprakların çok titiz bir şekilde korunmasıdır.

Sen ağzına yakışacak şeyi 4 Kasımda göreceksin. Tesadüfen milletvekili oldun, bir daha olmayacaksın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özdoğan.

Şahsı adına, Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu, Ünal Kacır kendisine söz hakkını devrettiği için.

Buyurun.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Hazırladığım, yazılı olarak, size okumayı düşündüğüm, gerekçeyle ilgili, geri gönderme gerekçesiyle ilgili hazırladığım yazının tamamını okumam mümkün değil, ancak burada birkaç söyleme cevap verme imkânım var.

Bunlardan bir tanesi şu: Değerli arkadaşlar, ben, bu yasa teklifini Şubat 2006 tarihinde verdim. Şubat 2006 tarihinde bu teklifi vermemin gerekçesi, Gebze Organize Sanayi Bölgesi'nden bize yapılan müracaatlardır, daha sonra da diğer bölgelerden gelmiştir.

Cargill'le ilgili mesele onuncu ayda gündeme gelmiştir. Onuncu ayda Cargill'in kapatılması değil, Cargil'le yasal yollarla izin veren idarenin eylemleri durdurulmuştur, iptal edilmiştir. Eylemleri durdurulan, iptal edilen Cargill de, dolayısıyla yasal bir altyapıdan yoksun kalmıştır. Bu yasa teklifi gündemde olduğu için de, gelip buraya sarılmıştır.

Tabii, Anayasa'mızın hükümlerine göre, bu memlekette icrayı faaliyette bulunan her türlü vatandaşımız, her türlü kurum ve kuruluş, yasalardan eşit oranda istifade ederler. Bunun önüne geçmenin imkânı yok. Bu Yasa'da, efendim, Cargil'le bu uygulanmasın da denemez, ama benim kendi şahsi kanaatim, Cargill'in daha yargıda işi bitmemiştir, daha devam edecektir, çünkü davacı olanlar Cargill'in peşini bırakmazlar, bırakmıyorlar.

Bu arada şunu da ifade etmek istiyorum: Değerli arkadaşlar, bu gerekçede önemli olan birkaç konuyu gündeme getirmek istiyorum.

5557 sayılı Kanun'un geçici 3'üncü maddesi, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu'nun getirmiş olduğu, Hükûmetin tasarıyı Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdiği tarih olan 11/10/2004'ten önce izinsiz olarak yapılmış, faaliyete geçmiş her türlü yapıya metre karesi 5 lira ödemek kaydıyla tarım dışı kullanım iznini ifa eden geçici 1'inci maddesinin 19 Ocak 2006 tarihinde son bulması nedeniyle başvuruda bulunamamış yaklaşık 20 bin civarındaki talebin sonuçlandırılabilmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi amacını taşımaktadır.

3/7/2005 tarih ve 5403 sayılı Kanun'un geçici 1'inci maddesi Anayasa'ya aykırı görülmezken, aynı amacı taşıyan 5557 sayılı Kanun'un geçici 3'üncü maddesinin Cumhurbaşkanınca Anayasa'ya aykırı görülerek, tekrar görüşülmek üzere iade edilmesi de biraz düşündürücüdür.

5403 sayılı Kanun'un geçici 1'inci maddesine istinaden ancak 356 adet başvuru sonuçlandırılmış. Bunlar Kanun'dan yararlanma imkânı bulmuşken, Kanun'un sınırlı süresi ve iyi tanıtılamaması nedeniyle zamanında yapılamamış veya sonuçlandırılamamış başvuruların tamamlanmasına imkân vermek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündeme gelen 5557 sayılı Kanun'un geçici 3'üncü maddesinin de aynı amaca hitap ettiği açıktır.

Sayın Cumhurbaşkanının ret gerekçesi hukuki dayanaktan yoksundur ve siyasi içeriklidir. Neden siyasi içeriklidir? Bir cumhurbaşkanının bir firmayı işaret ederek bir yasa teklifini iade etmesinin anlamını ancak siyasilikle ifade etmek mümkündür.

Değerli arkadaşlar, elbet, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu memleketin, bu milletin, bu ülkenin Meclisidir. Elbette, bu ülke için yararlı, bu ülkenin menfaatine yasalar çıkaracaktır. Ama, bu yasaları Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkarırken ayrım yapması da mümkün değildir. Falancaya uygulansın, filanca bundan yararlanmasın, denilemez. Dolayısıyla, konuyu biraz daha salim akılla değerlendirmek suretiyle, bu Yasa'nın, gerçekten, Türkiye'de faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar için çıkarılmış olduğunu anlamak lazım.

28

Bakın, değerli arkadaşlar, bu kurum ve kuruluşlar ihracat yaparlarsa, yaptıkları ihracatında yasal dayanaktan yoksun oldukları için, mallarını Avrupa Birliği ülkelerine gönderemezler. Bu amacı da düzeltmeyi tasarlıyor bu kanun teklifi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Karapaşaoğlu, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, komisyondaki arkadaşlarımızın ifadelerinden iki tanesini örnek olsun diye okuyorum: "Cumhurbaşkanlığı makamından geldiğine göre, Anayasa'ya aykırıdır. O hâlde, bunun tartışılacak bir yönü yoktur." Bakın, hükme bakın!

Bir başka arkadaşımız: "Yani, bu madde üzerinde ısrar ederek, eğer komisyon bu maddeyi aynen sürdüreceğiz derse, biz bunu Anayasa Mahkemesine götürürüz, oradan da çıkmaz arkadaşlar. Yani, biraz akıllı olmak lazım." Bakın, tavsiyesi ne kadar enteresan, değil mi? İfadeleri yargıya müdahale niteliğini taşıyor. Asıl, yargıya müdahale niteliğini taşıyan ifadeler bunlar. Dolayısıyla, bizim amacımızın yargıya müdahale niteliği taşımadığını bilmek gerekir.

Sonra, yargı kararını vermiştir, bu firma kapatılmıştır yargı kararıyla, ama, bir başka yargının kararıyla da tekrar açılmıştır. Burada, yasaların, düzenlemelerin yargıya hiçbir müdahalesi yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi yasa yapmakta, Anayasa hükmü gereğince söz sahibidir, özgürdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Devamla) - Yasa yapma, Türkiye Büyük Millet Meclisinin hakkıdır. Ha, yasalar eğer Anayasa'ya aykırıysa, yargıya gidilir, yargı bu işte kararını verir, ama, burada belirlenen amaç, Türkiye'nin malı mülkü olan, 20 bin, ekonomideki işletmenin geleceği ve bu işletmelerde çalışan insanların geleceğidir.

Hepinize saygılar sunuyor, bu yasa teklifinin aynen geçirilmesi konusunda desteklerinizi tekrar talep ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Şahsı adına, Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk.

Buyurun Sayın Ertürk.

AHMET ERTÜRK (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı, maalesef, muhalefet partisi milletvekilleri tarafından sanki bir Cargill yasası, sanki bir şirketi kayırma yasası hâline getirilmiştir. Ancak, hepimiz belli illerden gelerek Büyük Millet Meclisinde bu kutsal görevi yapmaya çalışıyoruz. Hepimizin ilinde, gerekli izinleri ve müsaadeleri almadan kurulmuş pek çok sanayi tesisleri veya tarımsal ürünleri işleme tesisleri var. Bunlara baktığımız zaman, hiç sizlere bir talep gelmiyor mu acaba bunlardan? "Biz bu tesislerimizi yasal hâle getirmek istiyoruz, legal hâle getirmek istiyoruz; yasaya aykırı duruşu olan bu kurumlarımızı da, yasal hâle getirerek legal hâlde faaliyette bulunmak istiyoruz…" Bu konuda yasal düzenleme yapılması yönünde bizlere çok yoğun talepler geliyor ve nitekim, bu taleplerden, kısacık ben, bazı illerden örnek vermek istiyorum.

Örneğin, benim ilimde, Aydın ilinde 500'e yakın kurum var, bu şekilde yapılmış tesisler var. Bu 500'e yakın kurumdan, daha önce Meclisimizden geçip onaylanan ve Cumhurbaşkanımız tarafından da kabul gören Yasa'ya göre müracaat etmiş 26 tane kuruluş var. Ancak o kadarı müracaat edebilmiş ve bu 26 kuruluştan da ancak 9 tanesinin işlemleri bitirilebilmiş, diğer kurumların, 15 tanesinin işlemleri maalesef bitirilememiş. Mesela, bir başka ilimizde, örneğin Balıkesir ilimizde müracaatçı sayısı 31 tane. Keza, Antalya ilimizde 350 tane tahmin edilen firma var, ancak 230 tanesi müracaat edebilmiş. Mesela, Afyon ilimizde 200 tane bu şekilde firma olduğu tahmin ediliyor, hiç müracaat da olmamış.

Onun için, burada yapılan bu yasal düzenlemeyle, yasaya aykırı duruşu olan kurumlara fayda ve avantaj sağlama değil, izinsiz kurulan bu tesislerin toprak koruma projesine uygun hâlde işlem ve evraklarının tamamlanabilmesi için makul bir süre verilmesi gündemdedir. Bunun dışında, kesinlikle, kayırma veya bir avantaj sağlama düşünülmemelidir. Tamamen izinsiz kurulan bu tesislerin, toprak koruma projesine uygun hâlde işlem ve evraklarının tamamlanabilmesi için verilen sürenin makul ve işlemlerinin tamamlanabileceği bir süreye uzatılması gündeme gelmiştir. Çıkan Yasa'yı, daha önce çıkardığımız Yasa'yı Sayın Cumhurbaşkanımız onaylamıştır, hiçbir sorun yaşanmamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın onayıyla, demin kısaca bahsetmeye çalıştığım gibi, şu anda 20 bine yaklaşan bu tip kuruluşların ancak 356 tanesinin müracaatları sonuçlandırılmış, diğerlerinin işlemleri sonuçlandırılamadığı için bu yasaya ihtiyaç duyulmuştur ve bu yasal düzenlemeyle, Türkiye'nin tarımını şekillendirmeye çalışan Hükûmetimizin bu önerisiyle ve Değerli Milletvekilimizin de bugün görüşmekte olduğumuz

29

kanun tasarısıyla beraber Türk tarımını gerçekten hak ettiği güzel yerlere taşımaya çalışıyoruz. İşte, Lisanslı Depoculuk Kanunu gibi, Organik Tarım Kanunu gibi, Tarım Kanunu gibi, bu da, tarımsal bütünlüğümüzün en önemli ham maddesi olan topraklarımızın üzerinde yetiştirebileceğimiz arazilerimizin ve bu arazilerimizdeki marjinal özel arazilerin ve yetiştirilebilecek olan ürünlere göre değerlendirilecek nispetlerdeki miktarların da değiştirilmesi gündeme gelmiştir. Mesela, hep şikâyet ettiğimiz, işte "miras ölçüsüyle arazilerimiz parçalanıyor, artık tarım arazileri küçülüyor, bu küçücük tarım arazilerinde verimli ve rantabl ziraat yapmak mümkün değildir" deniliyordu. İşte, bugün, bu Yasa'yla bu arazi nispetleri de değerlendirilmektedir. En az, en küçük arazi nispeti 2 hektara, seracılık yapılan yerlerde daha farklı, küçük küçük nispetlere getirilmek suretiyle arazilerin bölünmesi ve böylece, tarım arazilerinin daha verimli hâle gelmesinin önüne geçilmesi de imkân ve fırsat haline getirilmeye çalışılmaktadır.

Bu Yasa önemlidir. Çünkü, bürokratik işlemler ve izin işlemleri uzun sürdüğü için de, böyle, iki yıllık bir izin verilmek suretiyle izinsiz kurulan bu kuruluşlarımızın yasal hâle getirilmesi ve böylece bir menfaat karşılığı düşünülmemesi gerekilmektedir. Böylece, tarımsal kurum ve kuruluşlarımızda tarımsal üretim yapan çiftçilerimizin ürünlerinin değerlendirilmesi fırsatı ve imkânı da gündeme gelmektedir.

Yasa'mızın hayırlı olması dileklerimle saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, ekrana giren arkadaşlarımız var, görüyorum. Soru-cevap işlemi yapacağız, on dakika süreyle.

Sayın Tütüncü, buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, pancar üreticimiz soruyor…

BAŞKAN - Sayın Tütüncü, yine bir dakikalık işlemimiz devam ediyor. Sorunuzu ona göre seri sorarsanız…

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pancar üreticilerimizin bir sorusunu yöneltiyorum. Tabii ki sahiplendim bu soruyu. Diyorlar ki: Burada, tatlandırıcı üretimi yapan yabancıların çıkarını koruyorsunuz Sayın Bakan. Acaba pancar üreticilerinin durumunu düzeltmek için neler yapacaksınız? Birinci sorum.

İkinci sorum: Türkiye'de en önde gelen -tarımda tabii- sorunlardan bir tanesi toprak toplulaştırılmasının hızlı bir biçimde götürülememesi. Acaba Sayın Bakanımızın küçük parçalı arazilerin birleştirilmesi konusunda, bu sürecin hızlandırılması konusunda nasıl bir programı vardır?

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tütüncü.

Sayın Gazalcı, buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, bu, Cumhurbaşkanından geri dönen toprakla ilgili yasa… Başka ülkelerdeki durumla karşılaştırma yapılabildi mi? Yani, bu kadar kısa bir sürede bu toprak satışı… Örneğin, Türkler, başka ülkelerde ne kadar, bu süre içinde mülk aldı? Onların yasa düzenlemeleri nedir? Böyle bir çalışmanız oldu mu Bakanlıkta? Çünkü, toprak, milyonlarca yılda oluşan çok değerli bir üretim aracı. Bu satışlar, çok zaman üretim dışında kullanılıyor. Siz Tarım Bakanısınız, toprakları korumakla, çiftçiyi korumakla, ülkeyi korumakla görevlisiniz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Sayın Ergin, buyurun.

GÜROL ERGİN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim de bir iki sorum var:

Birincisi, bu Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Yasası'nın 10 uncu maddesi, arazi kullanım planlaması yapılmasını amir. Bu konuda, benim bildiğim kadarıyla, şu ana kadar Tarım Bakanlığında hiçbir çalışma yapılmamıştır. Bunun nedeni nedir? Şimdi, Cargill'i kurtarma çalışmaları için uzun uğraşlar verilmesi mi buna neden olmuştur? Bunu öğrenmek istiyorum.

İkincisi, ben de bu pancar konusundan söz edeceğim. Maalesef, Türkiye'de, Şeker Yasası'ndan sonra, Türk pancar üreticileri büyük sıkıntı içine girmiştir ve Yasa'daki tatlandırıcı üreticilerine verilen kontenjanı yüzde 50 artırma ve azaltma hakkı, hükûmetler tarafından sürekli artırma olarak kullanılmıştır. O zaman, "Yasa'nın bu maddesini değiştirip yüzde 15 yapmayı düşünüyor musunuz?" diye soruyorum.

Saygılar sunuyorum.

30

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, buyurun.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, Sayın Tütüncü'nün, pancar üreticilerinin durumunu düzeltmekle ilgili olarak sorduğu bir soru var. Pancar üreticilerinin durumunun genel anlamda düzeltilmesiyle ilgili, bildiğiniz gibi, biz, tarımsal desteklemeleri hem daha etkin olması hem de destek miktarını toplamda artırmak suretiyle, bundan, hem girdiler yönünde hem doğrudan gelir desteği yönünde, biz, pancar üreticilerini de, tabii, istifade ettiriyoruz ve onların -bir endüstri bitkisi olması hasebiyle- kullandıkları gerek mazot gerekse gübre gibi alan bazlı desteklerde, biz, en üst limitten onlara veriyoruz. Bu çerçevede, tabii, içinde pancar üreticilerinin de bulunduğu çiftçilerimize, nisan ve haziran aylarının ilk haftalarında, toplam 2 milyar 550 milyon YTL mazot, DGD ve gübre desteği ödenecek. Bunu bu şekilde söylemek istiyorum.

Arazi toplulaştırılmasıyla ilgili olarak da -doğrusu, çok yerinde gördüğüm bir değinme- biz, 2003'ten sonra, yani, Hükûmetimizin göreve geldiği tarihten itibaren arazilerin toplulaştırılmasına çok önem verdik. Bir mukayese yaparsak; 1999 ile 2002 tarihleri arasında sadece 97 bin hektar alanda toplulaştırma çalışmalarına başlandı, hâlbuki 2003-2006 döneminde 384 bin hektar alanda toplulaştırma çalışmasına başlandı ve 2005 yılında toplulaştırılan alan, sadece bir yıl içerisinde toplulaştırılan alan miktarı 175 bin hektar. Hâlen de şu anda 322 bin hektar alanda toplulaştırma çalışması devam ediyor.

İlave olarak, yine, bu, şu anda bir geçici maddesini görüştüğümüz Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu'nun diğer bir maddesiyle de, biz, toplulaştırmayı, arazi toplulaştırmasını kolaylaştırmak gayesiyle, Tarım Bakanlığının uhdesinde bulunan bir yetkiyi, Devlet Su İşleri gibi diğer kamu kuruluşlarının da toplulaştırma yapmalarına imkân sağlamak üzere onları da yetkilendiriyoruz. Kamulaştırma yapmadan, yani çok daha düşük bir maliyetle arazi toplulaştırması yapmalarına imkân sağlayacak bir düzenleme de bu Kanun bünyesinde bekliyor. Eğer bu Kanun yasalaşmış olsaydı, bugüne kadar, mesela geçen birkaç hafta içerisinde, üç dört hafta içerisinde bu alanda da mesafe katetmiş olurduk.

Bir başka husus, yine bu Kanun çerçevesinde öngördüğümüz, bu da arazi toplulaştırmasıyla ilgili. O da şu: Mutlak tarım arazilerinin parçalanma miktarını, düzeyini biz yüzde 100 oranında artırmak suretiyle parçalanmasının önüne geçiyoruz. Bu, mevcut meri mevzuatta bildiğiniz gibi 10 dekardır. Yani, 10 dekar alana kadar tarım arazisi küçülebiliyor, parçalanabiliyor. Bizim bu Kanun'la öngördüğümüz bir teklifle, bu, yüzde 100 oranında artırılıyor ve bölünemez parsel büyüklüğü tarım arazilerinde 20 dekara çıkarılıyor.

Yine, toplulaştırmaya imkân sağlayacak, bunu kolaylaştıracak ve en önemlisi parçalanmanın önüne geçmek üzere, -ki çok radikal bir çalışma içerisindeyiz şu anda- miras hukukunda gerekli düzenlemeleri yapmak suretiyle, tarım arazilerinin mirasa konu olmadan, bu şekilde miras yoluyla parçalanmasının önüne geçmek için de ayrıca şu anda bir yasal çalışma yapılıyor ve öyle zannediyorum ki birkaç hafta içerisinde Bakanlar Kurulunun gündemine gelir. Çünkü, biz hem üniversitelerle hem Adalet Bakanlığıyla hem İçişleri Bakanlığıyla bu konuda müşterek bir çalışma yaptık, bir taslak hazırladık ve bu şekilde Türkiye'de tarım arazilerinin miras yoluyla parçalanmasının önüne de bu mevzuat yoluyla geçmiş olacağız. Çünkü, burada, en önemli mesele, en önemli sorun bu.

Bu arada, toprak koruma çalışmalarının, arazi kullanım çalışmalarının durdurulduğuna ve bu konuda çalışma yapılmadığına dair Sayın Ergin'in bir sorusu oldu, "Bunlar durdu mu?" şeklinde. Hayır, bu durmadı. Biz bu çalışmalara devam ediyoruz. Arazi kullanım planlamasının yapılması için bir standart oluşturma ve ölçek belirleme çalışmalarımız devam ediyor. Dolayısıyla, bu çalışma yakın bir gelecekte tamamlanacak ve tamamlandığında da ülke çapında bu alanda uygulamaya geçilecektir.

Sayın Gazalcı'nın bir sorusu oldu. Satışla, toprak satışıyla daha çok ilişkilendirildi. Tabii, geçtiğimiz günlerde burada Genel Kurulun da bilgisine sunuldu. Bunun dışında da kamuoyuna da açıklandı. Bayındırlık Bakanlığımız, Türkiye'deki bu arazi satışlarıyla, tarım arazilerinin satışıyla ilgili gerekli açıklamaları yaptı. Biz bu çerçevede başka ülkelerde, özellikle bu Kanun'la ilgili, başka ülkelerle de mukayese yaptık, onların da mevzuatlarını inceledik ve daha önce bu Kanun yine Genel Kurulda tartışılırken, görüşülürken de bu soru sorulmuştu ve biz, Almanya başta olmak üzere, bazı ülkelerin de sistemlerini inceledik ve buralarda da benzer hükümler olduğunu biz biliyoruz. Bunları da ifade etmek istiyorum.

Pancar kotasıyla ilgili bir soru soruldu. Ben o soruya yazılı cevap vereceğim; çünkü, pancar kotasıyla ilgili husus, bildiğiniz gibi, Sanayi Bakanlığımızın uhdesinde, oradan benim bir bilgi almam gerekiyor. Onu alıp sizlere yazılı olarak sunacağım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Sayın Kılıçdaroğlu, daha sonra girdiğiniz için size söz veremedim, kusura bakmayın.

31

6'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum…

YILMAZ KAYA (İzmir) - Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 16.53

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57'nci Birleşimi'nin Dördüncü Oturumu'nu açıyorum.

1313 sıra sayılı Kanun'un görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde, Hükûmet yerinde.

Kanun'un 6'ncı maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, 6'ncı maddeyi tekrar oylarınıza sunup karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Kanun'un tümünün oylamasından önce İç Tüzük'ün 86'ncı maddesine göre oyunun rengini belirtmek üzere Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın söz talebi vardır, aleyhte.

Sayın Kandoğan buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Daha önce burada kanunlaştırdığımız, ancak, Sayın Cumhurbaşkanından geri döneceğini de burada söylediğimiz bir Kanun'u yeniden birlikte görüşüyoruz. O günkü toplantıda, bizim haklı eleştirilerimize dikkat etmiş olsaydınız, bugün, bu Kanun'u bir kez daha burada görüşme durumunda kalmayacaktık.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanının geri gönderme tezkeresi burada. Sadece bu tezkere bile, devletin başının, Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçen bir kanunla ilgili olarak, geri gönderme gerekçesinde "bir yabancı şirket için çıkarılan bir kanun" diye bahsetmesinden dolayı, bu sıralarda oturan milletvekillerinin bundan rahatsızlık duyması gerekir. İşte gerekçe burada. Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: "Özellikle bir yabancı şirket için çıkarılmış bir kanun." Bunu nasıl içinize sindiriyorsunuz değerli milletvekilleri? Devletin başı diyor ki, ey Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri, siz öyle bir kanun çıkarmışsınız ki, bu çıkardığınız kanun Amerikalı bir şirket için, şirkete özel bir kanun olmuş diyor Sayın Cumhurbaşkanı.

İ. SAMİ TANDOĞU (Ordu) - Doğru, aynen öyle.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ve sonra siz geliyorsunuz buraya "efendim bu Cargill yasası değildir" diyorsunuz, ama Sayın Cumhurbaşkanı öyle söylemiyor.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Şubat ayında…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Karapaşaoğlu, siz orada diyorsunuz da, işaret ediyorsunuz da, peki, siz o kanun teklifini şubat ayı içerisinde verdiniz, kabul. Peki, niye, Sayın Başbakanlıktan çıkan yazıdan sonra o kanun teklifi gündeme geldi?

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Hayır efendim… Hayır efendim…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bir milletvekili olarak, niçin bunu gelip bu kürsüden dile getirmiyorsunuz? "Ben kanun teklifimi şubat ayı içerisinde verdim, ancak, Başbakanlıktan çıkan yazıdan sonra bu kanun teklifi Meclisin gündemine gelmiştir" şeklinde niye bir açıklama yapmıyorsunuz Sayın Karapaşaoğlu?

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Daha senin konuşman…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hayır… Bakınız, Başbakanlıktan çıkan bu yazı, bu yazı burada olduğu sürece, siz bunun hesabını millete veremezsiniz, veremeyeceksiniz!

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Hesabı veririz, merak etme sen.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Çünkü, Cargill'in de yetkilisinin bulunduğu Başbakanlıktaki bir toplantıdan çıkan netice, böyle bir kanun hazırlayın, diyorlar size ve siz de, Türkiye Büyük Millet Meclisinde "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" yazılı levhanın önünde oturarak iktidar partisi milletvekilleri, bir özel şirketle ilgili bir düzenleme yapıyorsunuz ve basında yer aldı ve o günden beri tekzip etmediniz.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Hâllederiz.

32

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Amerika'nın, Sayın Başbakan nezdinde, bu Kanun'un çıkarılmasıyla ilgili baskıları ve zorlamaları olduğu basında yer aldı, biraz önce Gürol Hocam da burada okudu onları. Hiçbiriniz çıkıp da buna bir cevap veremediniz. Sayın Başbakan, çıkıp, yok böyle bir şey, biz kendi özgür irademizle, hür irademizle böyle bir kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdik diyemedi. Diyemezseniz. Niye? Bakınız, tatlandırıcı kotaları yine artırıldı. Siz göbekten bağlısınız o şirkete, bağlısınız. İşte yüz binlerce pancar üreticisi yeniden mağdur oldu Sayın Karapaşaoğlu, mağdur oldu. Hani Ilgın meydanında Sayın Başbakan diyordu ki: "Şeker pancarı kotaları ayaklarımın altında." Sayın Başbakan söyledi bunu. Seçim meydanlarında biz sorduk Sayın Başbakana. Tütün kotalarıyla ilgili, şeker pancarıyla ilgili vatandaş bize soruyor, ne diyelim diye sorduğumuzda dedi ki bize: "Vatandaşa söyleyin, tütün kotaları ve şeker pancarı kotaları ayaklarımızın altındadır deyin vatandaşlara." Sayın Başbakan bize böyle talimat vermişti o dönemde. Ama, bakın, Bakanlar Kurulu yeni bir kararla tatlandırıcı kotalarını artırdı. Şeker pancarı üretimi olan yerlerden gelen milletvekillerine sesleniyorum: Siz bundan rahatsızlık duymuyorsunuz sayın milletvekilleri? Kasım ayında bu milletin önüne gitmeyecek misiniz? Sormayacak mı size şeker pancarı üreticileri? 110 bin liraya satılıyordu şeker pancarı, şimdi kaç bin lira? 89 bin lira Sayın Milletvekili. Ama, girdi fiyatları ikiye katlamış, şeker pancarı fiyatları geri gelmiş ve siz Cargill'i kurtarma uğruna biraz sonra parmaklarınızı kaldıracaksınız ve böyle bir şirketin gayri hukuki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Böyle bir şirketle ilgili onlarca yargı kararına rağmen, böyle bir şirketi kurtarma uğruna parmaklarınızı kaldıracaksınız. Ama, bu millet o parmakları unutmayacak. Şeker pancarı üreticileri, burada kalkan parmakların hesabını seçim meydanlarında ve sandıklarında sizlere soracak.

Bu duygu ve düşüncelerle, oyumun renginin olumsuz olduğunu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Millet size de ovanın hesabını soracak!

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Biz onun hesabını veririz, hiç merak etme!

BAŞKAN - Kanun'un tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kanun kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 5'inci sırada yer alan, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/1226) (S. Sayısı: 1247) (x)

(x) 1247 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 1247 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Muzaffer Kurtulmuşoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Ali Arslan; şahısları adına Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı, Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar, Samsun Milletvekili Haluk Koç ve Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan'ın söz talepleri vardır.

Sayın Kurtulmuşoğlu, buyurun efendim.

Süreniz yirmi dakika.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun değişikliği hakkında söz almış bulunuyorum.

Evet, bu sene, yani bu dört sene içinde en çok değiştirilen, konuşulan yasalardan birisi de sağlık yasaları. Bunlardan bir tanesi de şimdi yine önümüze geldi. Hani meşhur kanun, yasamız var ya AK Partinin "Sağlıkta Dönüşüm Yasası" diye. Hakikaten döne döne bir hâl olduk. Ama, dönüyoruz dönüyoruz, aynı yerde dönüyoruz. Bir arpa boyu ilerlemedik. Bu şunu gösteriyor: Sağlığın, Türkiye'de temel bir yasa olarak görüşülmesi sadece bu Bakanlığa ait değil, bu Bakanlıktan evvel de kötü idi. Geldik geleli hep yasa değiştiriyoruz, ama yasalar yerine

33

oturmuyor. Bunun sebebi, bir sağlık politikasının olmayışı, sağlıkta düzenli bir politikanın olmayışından geliyor. Şimdi, mesela, burada bakıyoruz, "malpraktis" denilen, yani uygulamada kötü uygulamadan dolayı doktorların tazminatını ödeyemeyişi, hasta haklarına tanınan bir yerde doktorları sigorta edeceğiz. Genelde doğrudur, yani bu yasanın, bu doktorların tazminatlarının sigorta edilmesi, ödeyememesi hâlleri doğrudur, ama sadece doktora çıkıyor şu aşamada. Peki bu yardımcı hizmetlerin hatasını kim ödeyecek veya bunlar nerede kalacak? Birinci eksik. Ben tenkiti yaparken eksiği de söylemek mecburiyetindeyim.

Şimdi, bu yasada diyoruz ki: "Anestezi uzmanlarının bulunmadığı yerde anestezi teknisyenini o günkü ameliyat yapacak cerrahın emrine verelim." İlk bakışta bu da doğrudur. Ben senelerce başhekimlik yaptım. Uzman yok, anestezi teknisyeni var. Cerrahi uzmanı diyor ki: Hocam, teknisyen bu saatte gelmedi veya bunu yapmadı. Bir sorun çıkıyor. Bu doğru da, onun için bir cerrahi uzmanı cerrahın emrinde ameliyat yapacak o günkü teknisyenin olması doğru gözüküyor ama, asıl doğru olan anestezi uzmanının bulunması. Bunu da ben yapacak değilim ki. Anestezi uzmanının çoğaltılması Sağlık Bakanının işi benim işim değil. Yani, Türkiye'de, aşağı yukarı bine yakın anestezi uzmanı var. Beş senedir soruyorum: "Neden programa alıp da anestezi uzmanını çoğaltmadınız?" Bana diyecekler ki: "Hocam, oraya müracaat eden yok." Ettir efendim, o da senin işin. Demek ki, bazı branşları özendirmek mecburiyetindesin. Demek ki, lazım olan branşları özendireceksiniz.

Şimdi, Avrupa Birliğine girme aşamasında bir de radyolojide iyonizasyonda çalışan personelin çalışma saatini beşten yedi buçuğa çıkarmak istiyoruz. Peki, Türkiye'de hastanelerdeki radyoloji ünitelerinin acaba kaç tanesi Avrupa Birliği standartlarında Sayın Bakan? Ben söylüyorum, yüzde 30'dan fazlası Avrupa standartlarına uymamaktadır Türkiye'de röntgen ünitelerinin. Diyoruz ki: "Her sene 50 milisivert olacak beş senede 100 milisiverti geçmeyecek." Doğru ama, nerede bu şartlar? Avrupa standartlarında. Acaba benim hastanelerimin -1.100 küsur tane hastaneniz var- hangisi uyuyor bu şartlara? Kaldı, kaldı bu şartları, çalışma şartlarını uygulamaya koydunuz da, hazır oldu da radyolojide çalışan personelin beş saatlik mesaisini yedi buçuk saate çıkarma mı kaldı? Her şey Avrupa şartlarına uydu da sadece saate mi kaldı bu iş? Hayır, hiç bunda kimse "bu böyledir" deme yetkisine sahip değil, sahipse görelim. Kim yapıyor? Atom Enerjisindeki personel yapıyor. Bu, Atom Enerjisindeki personelin kaç tane olduğunu, adedini biliyor musunuz bu konuyla ilgilenen? Aşağı yukarı 35-40'ı geçmiyor. Türkiye'de kaç tane hastane var? 1.200'e yakın hastane var. 35 veya 40 kişilik yetişmiş elemanla bunu nasıl kontrol edeceksiniz? Bence, ilk önce hekimin çalışma şartlarını düzeltmek lazım, ortamı düzeltmek lazım. Avrupa standartlarına uygun bir şart getirdikten sonra tabii ki doğaldır -beş saat çalışmakta- yedi buçuk saat değil gerekirse sekiz saat de çalışır benim hekimim ve sağlık personelim, ama o şartlar yok. Doğrudur, hep "Avrupa Birliğine girme aşamasında" deyip yasaları çıkarıyoruz da, acaba uygulaması böyle oluyor mu veya uygulamada böyle mi? Onun için, bu beş saatin de yedi buçuk saate çıkarılmasının yanlış olduğunu burada bir defa daha tekrar ederek söylüyorum. Ben, kürsüye çıkıp "Sayın Bakan, bu yanlış, bu yanlış, o yanlış" demek için burada değilim. Ben yanlışların doğrusunu söylüyorum, bunlar yanlış, doğrusu budur diyorum. Eğer, siz, Sağlık Bakanı olarak, gelir, bu kürsüden derseniz ki, 1.200 tane hastanemin radyoloji ünitelerinin hepsi Avrupa Birliği şartlarına uyuyor Sayın Hocam dediğinde, ben, saygı duyacağım, bu sefer de, gelip, buradan, kürsüden diyeceğim ki, ben yanlış biliyormuşum, özür dilerim diyeceğim Sayın Bakanım. Ama, böyle değil Sayın Bakan.

Sayın Bakanım, yaşıyoruz biz bunları, içinden geliyoruz.

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Bakan dinlemiyor ki.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Yani, bazı konularda, ben, buraya, ekseriyetle, bilmediğim bir konuda çıkmıyorum. Grup başkan vekili olarak bile çıkmayı sevmiyorum, ama, bu iş benim işim. Bunu, hekim arkadaşlarım çok iyi bilirler. Bu şartları yerine getirmeden, kurşun önlüğü bile bulamadığımız zamanlar olduğunda ve bu odada kaç milisivert iyonizasyon var diye ölçecek aletim bile olmazken, bunu yaparsanız, işte, el, adama güler ve karşı çıkar.

İzmit'te bir komisyona gittik, Dilovası Komisyonuna, orada -Sayın Bakan, bunlara dikkat ediniz- Atom Enerjisinden gelen bir arkadaş, böyle, meydanda şey tuttu, aleti, oradaki demir yığınındaki radyasyonu ölçüyor. Açık havada, demir yığınındaki radyasyonu ölçüyor. Çağırdım, kimsenin yanında da demedim, ekipteki milletvekili arkadaşlarımın yanında demedim. "Evladım, sen ne yaptın şimdi?" dedim, "radyasyon ölçtüm" dedi. "Sakın bir daha bu aletle buraya gelip de milleti kandırma. Bak, ben radyoloji uzmanıyım, başka arkadaşım da var, yanlış yapıyorsun" dedim. Şimdi, sen, Sayın Bakanım, böyle bir ülkede yaşıyoruz, teknolojik aletlerimiz gelişmemiş, adamlarımız yetişmemiş. Bu adamların yedi saatini yedi buçuk saate çıkardım. Niye çıkarıyorum? Avrupa Birliği standartlarına uysun diye çıkarıyorum. Yok böyle bir şey!

Avrupa Birliği standartlarına çıkarman doğrudur. Ne zaman doğrudur? O şartları uygularsın, doktorun çalışma saatini uygularsın, o radyolojide çalışan personelin her türlü imkânını verirsiniz… Eskiden süt verilirdi, sütü de kaldırdılar, yoğurdu da kaldırdılar. Neymiş? Her taraf düzelmiş. Hayır, böyle bir şey yok. Ama böyle oluyor.

Sayın Bakan, ben, buraya çıktığımda söylediğim gibi, ilk önce bir hekim olarak yol göstermek mecburiyetindeyim. Sayın Bakan, doktorun hatasından bahsederek sigorta çıkarıyoruz; ama, bu Avrupa standartları diye tutturduğumuz sahada, çağda, doktorun ilaç yazmasına bile karışmaya başladık Sayın Bakan ya. Bu ilacı yazar

34

sın, bu ilacı yazmazsın diyorsun. Eğer yanlışsa buradaki doktor arkadaşlarım söylesin bana. Sen bu ilacı yazarsın, bu ilacı yazamazsın diyorsun. Bunu aldım, listeden çıkardım diyorsun Sayın Bakanım. Böyle bir şey olur mu? Böyle bir şey var mı yani? Sen doktorun ilaç yazmasına da karışırsan, o zaman bu doktor tabii ki hata yapar. Yarın ameliyatına da karışacaksın. Bu ameliyatı böyle yapma diyeceksin. Bu, bunu gösteriyor. Böyle bir şey olur mu? Elbette ki o doktor hata yapabilir o zaman. Sen doktora öneriyorsun, hata yap diyorsun. Niye? Adamın eline vermişsin diplomayı, önüne gelmiş hasta, diyor ki, bu ilacı yazamazsın. Niye yazamazsın? Maliye Bakanı ve Sağlık Bakanı dedi ki, bu ilacı yazamazsın dedi. Var mı doktorun böyle bir şeyi, var mı?

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Yaz… Yaz…

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Var mı doktorlukta, var mı böyle bir şey?

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Yaz…

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Sen doktorsun, varsa söyle, gel buradan da söyle. Ama, bunu yaparken düşüneceğiz. Yani, dediğim gibi, illa, ben, körü körüne, Sayın Bakan bu yanlıştır diyecek adam mıyım ya? Der miyim böyle bir şey? Ama doğruları söyleyeceğim ben. Yaparsınız, yapmazsınız. Ben söylemek mecburiyetindeyim.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞOĞLU (Muğla) - İçeriği aynı onların, Hocam, siz biliyorsunuz.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Şimdi, aşağı yukarı bir ilaç fiyatı bile dört defa değişti bir senede, geçen de söyledim, devamlı düşürüyoruz, fakat, artık, hastaneler iflas etmek üzere. Geri ödeme yapılmıyor. Sayın Bakanım, Maliye Bakanıyla konuşuyor musunuz? Maliye Bakanı bu işleri ayarladı, verdi elinize reçeteyi "Bunu yazdırın, bunu yazdırmayın doktorunuza." dedi. Geri ödemeler aşağı yukarı beş aydır ödenmiyor Sayın Bakan. İlaç fiyatları da ödenmiyor, alet fiyatları da ödenmiyor, pamuk parası bile ödenmiyor. Bu doktor nasıl çalışacak, söyler misiniz? Elbette ki hata yapacak. Ben, doktorun hata yapmasını ister miyim? Doktorun hata yapmasının geriye dönüşü yoktur. Onun çalışma standartlarını ayarlayacağız ilk önce Avrupa Birliğine giriyorsak. Halen kırk beş saat çalışıyor doktorlar. Normal 657'ye tabi devlet memurları kırk saat çalışıyor, doktorlar kırk beş saat çalışıyor. Ben bunu uyguluyorum de, bunu kırk saate indiriyorum de. Bu doktor gün gelip yirmi dört saat çalıştığında, nöbet tuttuğunda, bu nöbetinin karşılığında şunu yapıyorum de, başım üstünde yerin var. Ben doktoruma bunu yaptım de, bunu yapıyorum de. Gece evinden, nöbetçi, icapçı doktoru çağırırken…

BAŞKAN - Sayın arkadaşlar, Sayın Kurtulmuşoğlu, bir saniye.

Sayın Erdöl, Komisyon sıralarından yüksek sesle konuşulmasından dolayı anlaşılmıyor. Lütfen…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, Bakanla konuşuluyor, hiçbirini dinleyemiyorlar. Tekrar baştan almasında fayda var.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kurtulmuşoğlu.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Zaten, Sayın Bakan dinliyor, dinlemeye çalışıyor daha doğrusu. İnşallah, ülkemiz için iyi olur.

Ama, ben şunu söylüyorum: Türkiye'de doktor eksiği var. "Türk" kelimesini kaldırıp, Türkiye'ye ithal doktor alacağız. Tabii alalım. Biz dışarıda çalıştığımıza göre, onların da Türkiye'nin şartlarına uygun olarak çalışmasına ben karşı değilim.

Peki, Sayın Bakan, şimdi soruyorum: 3 bin doktor aldın. Türkiye -Avrupa Birliği ülkelerinde- 52 ülke arasında 52'nci sırada, sonuncu sırada olduğuna göre doktor sayısında, 3 bin doktor benim neyime yarayacak söyler misiniz? Bu, benim ülkemin doktor eksiğini giderebilir mi? Hayır, gideremez Sayın Bakan, gideremez. O hâlde ne yapmak lazım? Hep bugüne kadar söylediğimi tekrarlıyorum. Kurum ve kuruluşlarla bu ülkede kavga edilmez. YÖK'le oturursun, yirmi senelik, otuz senelik, kırk senelik planını yaparak YÖK'ü çağırırsın masana, 52'ye yakın tıp fakültesi var, bunlarda talebe kontenjanlarını artırmanın yollarını ararsın. YÖK'ün parasını kesmek değil, ilmî çalışmasını kesmek değil mesele. Asıl mesele, onlara, tıp fakültelerine, üniversitelere imkân tanıyıp, bu planı uygulayarak, otuz sene sonraki benim doktor ihtiyacımı karşılaman lazım. Bakanlık budur. Bakanlık bu olduğu gibi, plan ve program dâhilinde bu işler yapılır. Palyatif tedbirlerle hiçbir yere gidemezsiniz. Bütün doktorları, Türkiye genelinde, eğer, dengeli olarak dağıtabilirseniz -ki, bunun yolları vardır. Bunun, mecburî hizmet değildir yolları; bunu özendirme vardır, bunların hayat şartlarını iyileştirme vardır- onları yaparsanız, benim doktorum, Türkiye'nin, Türk Bayrağı'nın dalgalandığı her yerde doktorum ve sağlık personelim çalışır Sayın Bakan. Sayın Bakan, mühim olan niyet, mühim olan onların huzurunu sağlamak, onların çalışma ortamını sağlamak, gittikleri yerlerde, arabaya bindiklerinde yollarının kesilmemesi için imkânları hazırlamaktır.

Asıl mesele, şunu söylüyorum: Elli iki tıp fakültesi var. Bu olmaz, 3 binle olmaz, 3 bin doktorla olmaz. O gelsin, biz gidelim memleketine, şartlarımıza uyduğunda o da gelsin çalışsın, ona karşı değilim. Asıl mesele -işi, yani, sineği öldürmek değil mesele- bataklığı kurutmak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kurtulmuşoğlu.

İki dakikalık süre veriyorum size.

35

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Bataklığı kurutmanın da çareleri var. O çareyi… Bataklığı kurutursan kurtulursun, yoksa, sivrisineği öldürmekle bir şey yapamazsın. O zaman, 3 bin değil, 5 bin de doktor alsan, 104 bin doktorun -bugün 104 bin doktorun varken- 108 bin olsa ne olur, 110 bin olsa ne olur, 52'nci sırada olduğuna göre? O zaman, söylüyorum, gelin, yok benimdir, yok yarın cumhurbaşkanı benden olduğunda yasalar geri dönmeyecek… Yok böyle bir şey. Bu, şık bir kelime değil. Duyduğuma çok üzüldüm, oradan, biraz önce. Bir arkadaşım "inşallah, Cumhurbaşkanlığından elli dört tane yasa döndü, bundan sonra dönmeyecek." dedi. Niye dönmeyecek? Oraya oturan kim olursa olsun, senden değil, kim olursa olsun, oraya geldiğinde, aklını, mantığını kullandığında, bal gibi dönecek, dönecek. Bu, Tayyip Erdoğan da olsa dönecek. Bunu aklınıza koyun.

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Cumhurbaşkanlığı orası, çiftlik değil.

MUZAFFER R.KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Ama, bunu öyle diyorlar. Yanlış. Yanlışa yanlış. Yanlışa yanlış dediğimiz müddetçe, ülke olarak kalkınırız biz. Hep birlikte olduğumuzda, ülkemizin lehine olan ne varsa, onu, hep birlikte yaptığımız müddetçe, Türkiye'de, Türkiye olarak, gururla yürüyebiliriz yolda, sokakta. Hastalarımız, artık, doktorsuzluktan, sağlık, ilaçsızlıktan, bugün olduğu gibi, bundan daha ileriye doğru gitmeden, ölmemesini istiyoruz.

Ben, şunu daima söylüyorum: Kavgayla bir yere varılmaz, uzlaşı olması lazım, uzlaşıyla olur her şey.

Bugünden itibaren, Sayın Bakan, uzmanını da alabilmen için, öğrenciyi de fazlalaştırabilmen için, YÖK'le oturup, bu planı, programı yapmanızı tavsiye ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUZAFFER R.KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Hepinize teşekkür ederim.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Ali Arslan.

Sayın Arslan, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 1247 sıra sayılı torba yasa üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak için huzurunuza çıktım. Hepinizi, konuşmama başlamadan önce, saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, sağlık alanındaki birçok yasada düzenleme yapan bir yasayı görüşüyoruz. Torba yasa deyince, daha önceki torba yasalara baktığımızda, içinden çıkanları gördükten sonra, insan, acaba diyor, bir kurnaz tüccar anlayışıyla, iyi yasaların içine konularak geçirilmeye çalışılan, sağlık alanında, çalışanlar lehine, yurttaş lehine değil, arkada, kendilerine reçete yazan sermaye lehine birtakım yasal düzenlemeler mi yapılacak diye kuşkuyla bakıyor insan; içinde güzel şeyler vardır, ama, acaba kötü pirinçle karışmış mıdır bir tüccar kurnazlığı içinde diye bakıyor. Daha önce, biliyorsunuz, bazı torbalardan Unakıtan afları falan da çıkmıştı. Acaba böyle bir torba yasa mıdır diye dikkatle baktığınızda, bu torba öbür torbalardan daha kötü, bu torbada iyi mal hiç yok gibi neredeyse.

Sektörün, sektör çalışanlarının, yurttaşların itiraz etmediği iki madde var: Birisi yürütme maddesi, birisi yürürlük maddesi. Bir de, bir iki küçük madde var: İşte, askerî hastanelerde çalışan başhekimlerin muayenehane açabilmesine olanak sağlayan madde -itiraz yok- bir diğeri de eleman temininde güçlük çekilen bölgede çalışanlara birtakım düzenlemeler getiren madde. Diğer bütün maddelerin hepsine sektör isyan ediyor, kar altında eylem yapıyor, hepsine karşı.

Değerli arkadaşlarım, neler var bu torbada bakalım: Önce, radyoloji çalışanlarının, uzunca yıllardan beri, biliyorsunuz, mesai süreleri günlük beş saattir. Çünkü, iyonizen radyasyon, insan sağlığı üzerinde, sadece o gün için değil, sadece kendi yaşamı için değil, gelecek nesillerine de aksedecek, gelecek nesillerini de etkileyecek hastalıklara neden olur. O nedenle, uzunca bir dönemden beri, radyologlar, radyoloji çalışanları günlük beş saatlik mesai yaparlardı. Şimdi, bu yasanın içerisinde, radyoloji çalışanlarının mesai süresini yedi buçuk saate çıkaran bir düzenleme var.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği Komisyonunun Euratom/96/29 sayılı Direktifi'nde, artık, iyonizen radyasyonda çalışanların mesai sürelerinin kısaltılması ya da uzatılması, sürelerle alakalı değil, çalışma koşulları, aldıkları radyasyonla, iyonizen radyasyonla, ölçümle… Teknolojik gelişmeler sonucu, biliyorsunuz, Avrupa'da, dünyada, bu alanda büyük gelişmeler var, 1990'lı yılların sonundan itibaren kendi altyapısını oluşturmuşlar. Bu tür sağlık kurumlarında çalışanların, ne kadar iyonizen radyasyon aldıklarını ölçen, daha az miktarda iyonizen radyasyon almaları için hangi teknolojileri oluşturmalıyız, havalandırma, korunma tedbirlerini almalıyız, bu çalışmaları yapmışlar ve demişler ki, bu alanda çalışan, yılda, en çok 50 milisivert radyasyon alabilir; üst üste beş

36

yılda da, en çok 100 milisivert radyasyon alabilir diye bir kural konmuş ve demişler ki, artık, mesaiyi kısaltmaya falan gerek yok, radyasyonu ne kadar aldıklarını ölçeriz, eğer, fazlalık varsa da çalışanı koruruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de böyle bir teknoloji yok. Türkiye Atom Enerjisi Kurumunda bu konuda çalışacak 36 tane uzman var. Türkiye'de, röntgen olarak, röntgen muayenehanesi ya da röntgen laboratuvarı olarak kullanılan 10 bine yakın iş yeri var. 36 personel ile 10 bine yakın iş yerinin, radyolojik… İşin tekniği yönünden, orada fazla bir ışınlama var mıdır, personel, orada çalışan insanlar risk altında mıdır; bunu belirlemek, bugün, Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullarla mümkün değil.

Evet, Avrupa Birliğinde böyle bir düzenleme var; çalışma süreleriyle değil, aldıkları iyonizen radyasyonun miktarıyla ilgili bir çalışma esası düzenlemişler. Ama, bakın, geçtiğimiz günlerde, Ankara Üniversitesinde fizik bölümünde bir doçentlik çalışmasında, rasgele 110 röntgen cihazı seçilmiş. Değerli arkadaşlarım, ne kadar hazindir ki, yarısı insan sağlığı için zararlı bulunmuş. Şimdi, siz, böyle bir ortamda, efendim, Avrupa Birliğine uyacağız diye, röntgen çalışanlarının, doktorların, teknisyenlerin çalışma sürelerini değiştireceksiniz.

Değerli arkadaşlar, burada aldığımız karar, bugün çalışanların değil, gelecek nesilleri, bugün, radyoloji işinde çalışan doktorların, teknisyenlerin, gelecek nesillerindeki hastalıklara da neden olacaktır. O açıdan, hepinizi, bu konuda dikkatle oy kullanmaya davet ediyorum.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Genine… Gene, gene…

ALİ ARSLAN (Muğla) - Gelecek nesillerine de intikal edecektir, onu söylüyorum.

Değerli arkadaşlarım, şef, şef yardımcıları sorunu, defalarca, bu konuda Türkiye'de tartışmalar oldu biliyorsunuz. Geçtiğimiz günlerde bir yasa çıkardık. Sektörle ilgili herkes itiraz etti, Cumhuriyet Halk Partisi burada itirazını dile getirdi "Anayasa'ya aykırıdır yaptığınız, yapamazsınız." dedik. Yasa çıktı. Anayasa Mahkemesinden döneceğini Sayın Bakan da biliyordu. Biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi kararları geriye doğru işlemiyor. Sağlık Bakanlığı, alelacele, hatta, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği gün bile atama yaparak, 176 şef, şef yardımcısını atadı. Hızını alamamış demek ki, şimdi, aynı yasayı, başka bir şekilde, arkadan dolanarak yeniden önümüze getiriyor.

Değerli arkadaşlarım, kimdir şef, şef yardımcıları, eğitim hastanelerinde? Sağlığımızı emanet ettiğimiz doktorlarımızı yetiştiren insanlardır. Siz, eğer, liyakate değil, o işi yapıp yapamayacağına değil, sadakate bakarak, belki de -o konudaki yetersiz- yeterli bilgiye, yeterli tecrübeye, yeterli donanıma sahip olmayan bir şef, şef yardımcısını, sırf, kendi partilimiz, kendi ideolojik yandaşımız diye atarsanız, bugünkü sağlığımızı değil, sadece bugünkünü değil, nesiller sonrasındaki insanların sağlık problemlerini de riske atmış olacağız. Bu da çok önemli.

Bakın, yargı kararları var bu konuda, Anayasa Mahkemesi kararları var, Danıştay kararları var. Sağlık Bakanlığı, getirdiği bu şef, şef yardımcılarını atama maddesiyle, daha önce tamamlayamadığı -176 az geldi herhâlde- şef, şef yardımcısını daha çok sayılara çıkarmaya çalışıyor. Bu da gerçekten, ülke sağlığı için, çok, son derece önemli bir madde. Eğitim hastanelerini, Adalet ve Kalkınma Partisinin arka bahçesi hâline getirmeye çalışan uygulamanın bir sonucu bu.

Değerli arkadaşlarım, ben, bu yasayı okurken ilk dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi, eleman temininde güçlük çekilen yerlerdeki personelin durumlarıyla ilgiliydi, sevindim. Hepinize geliyordur, bize de geliyor, herkes feryat ediyor "Ya, bu nasıl? Köle gibiyiz burada. İşsizlik nedeniyle, açlık nedeniyle kabul ettik, belki insafa gelirler, düzeltirler diye işe başladık, evlendik, birimiz Türkiye'nin doğusunda birimiz batısında, asla bir araya gelemiyoruz" diye. Geliyordur, sizlere de geliyordur. Gelmiyor mudur, geliyordur Sayın Başkan. (AK Parti sıralarından "Geliyor geliyor" sesleri)

Dedim ki, herhâlde, bu konuda bir düzenleme yapılacak. Sevindim. Daha önce, çünkü, Sağlık Bakanlığındaki üst düzey bürokratlarla da görüşmemde bu konuda bir düzenleme yapılacağını söylemişlerdi; ama, bu yasada öyle bir şey yok.

Değerli arkadaşlarım, bu yurttaşlarımız kendilerini çok mutsuz hissediyor gerçekten. Bunlara yardımcı olalım. Biz, bir yasa teklifi hazırladık bu konuda.

HALUK KOÇ (Samsun) - Önerge olarak…

ALİ ARSLAN (Devamla) - Sizlerden de iktidar partisi milletvekili arkadaşlarımdan da destek bekliyorum. Çok zor durumda olan bu yurttaşlarımızın sorunlarına hep birlikte çare bulalım.

Bu insanlar, düşünün, işe başladığında bekârmış, evleniyor, bir araya asla gelemiyorlar. İnsan haklarına aykırı, gerçekten aykırı. Bunu hep birlikte düzeltmeyi umut ediyorum, bu konuda desteklerinizi bekliyorum.

Değerli arkadaşlarım, zorunlu mali sorumluluk sigortası getiriyor bu yasa hekimlere. Bu konuda da hekimlerin büyük itirazları var. Zorunlu mali sorumluluk sigortası ne için getiriliyor? Malpraktis tıbbî adı. İşte, tıbbî hata olursa, bunu, sigorta kanalıyla, tazminat davaları açılırsa karşılamak. Başlangıçta güzel gibi görünüyor, ihtiyaç gibi görünüyor. Doğru, olması gerekir, birçok ülkede var; ama, birçok ülkede, bu, zorunlu değil, gönüllü.

37

Türkiye'de başka bir şey var diğer ülkelere ilaveten. Bakın, gerekçede çok enteresan şeyler var, okudunuz mu bilmiyorum. Gerekçede, zorunlu mali sigortalılığın getirilmesiyle ilgili "diğer taraftan, tabiplerin haftalık çalışma süresi kırk beş saattir ve sıklıkla, nöbetlerde hiç dinlenmeden otuz altı saat çalışmak zorunda kalmaktadırlar" diyor. Doğru gerçekten. Sanki, bir şey, savaş anında görev yapan insanlar gibi, doktorlar, otuz altı saat uykusuz duraksız çalışmak zorunda kalıyorlar. "Bu nedenle doktorlar hata yapabilir" diyor Sağlık Bakanlığı. Yani, doktorları otuz altı saat sürekli çalıştırmamak sizin elinizde. Bu konuda bir düzenleme yapın. Eğer böyle bir şey varsa bu sizin hatanız, bunu düzeltmek de sizin göreviniz.

Başka ne diyor: Bakın, bu konuda da geçtiğimiz günlerde, gene, Danıştay bir karar vermişti 1 Temmuz Genelgesinin iptaliyle ilgili. "Böyle bir şey olamaz" diye biz de itiraz etmiştik "Yapmayın, sağlığı ucuzlatmaya çalışmayın, önemli olan sağlığın kalitesidir." dedik. Gerekçede de Sağlık Bakanlığı bunu itiraf ediyor, böyle olduğunu.

"Ayrıca, tıbbi işlemlerde kullanılan malzeme kalitesi ve ilaçlar da tedavinin sonucuna doğrudan tesir edebilmektedir." Doğru. Geri ödeme kurumları… Kim bu geri ödeme kurumları? Size bağlı olan kurumlar, SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı; yani, bu Hükûmetin yönettiği kurumlar. Kendi kendileri mi alıyor bu kararı? Maliye Bakanlığının, IMF'nin, sizin kararlarınızla alıyor bu kararları bu geri ödeme kurumları, siz, bunun dışında değilsiniz. "Geri ödeme kurumları ise bu konuda sınırlamalar getirmekte -yani, ucuz ilaç, ucuz malzeme kullansın diye baskı yapıyor, ucuza mal etmeye çalışıyor sağlığı- ve tabipleri belirli malzeme ve ilaçları kullanmak zorunda bırakmaktadır" diyor. "Bu nedenle doktorlar hata yapmaktadır" diyor. "Yani, hatalı teşhisler koyabilmekte, hatalı tedaviler yapabilmektedir" diyor. Yani, burada, siz, zorla ucuz ilaç, ucuz malzeme kullanmak zorunda bıraktığınız hekimin hatası sadece hekime mi mal edilmeli? Bunda, hükûmetin hatası, devletin hatası, Sağlık Bakanlığının hatası yok mu? O ne olacak? Sizin sebep olduğunuz etkenlerle hekim hata yaparsa, hekim tazminat ödeyecek. Böyle bir şey olamaz değerli arkadaşlarım!

Sağlık Bakanlığının görevi, kaliteli, nitelikli, malzemesinde, ilacında ucuzu düşünmeden en etkili nasıl kullanabilir hekimler, sağlık çalışanları bunu sağlamaktır. "Yani, sen bunları yap, ucuz ilaç ver, ucuz malzeme ver. Hata yaparsan, hastaya zarar gelirse, hasta dava açarsa, senin priminden öderiz." Böyle bir anlayış, dünyanın hiçbir yerinde yok değerli arkadaşlarım. Şimdi, bunun da bir an önce düzeltilmesi gerekiyor değerli arkadaşlar.

Başka bir şey: Bakın, bu zorunlu mali sorumluluk sigortasında diyor ki yasada: "Yarısını çalışanın döner sermayesinden alırız, geri kalan yarısını da kurumun döner sermayesinden alırız." Yani, sanki, çalışana hiçbir yük getirmez bu mali sorumluluk sigortası, o açıdan iyidir.

Değerli arkadaşlarım, bakın, zaten hekimlerimize düşük maaş veriyoruz. Kendisiyle aynı statüde olan başka meslek gruplarının aldığı ücretin neredeyse yarısını alıyorlar. Biz, ancak, sağlık çalışanlarına döner sermayeyle, işte performansa dayalı ücretlerle bir ek gelir sağlamaya çalışıyoruz. Bunlar, zaten, emekliliklerine yansımıyor. Bu konuda, ayrıca, bu Meclisin bir düzenleme yapmaya bence borcu bile var. "Ee şimdi, siz, kardeşim iyi para alıyorsunuz, bakın döner sermayeden ne güzel para alıyorsunuz." diye caka satacaksınız. Şimdi de o döner sermayeye göz dikeceksiniz. Sağlık çalışanları, o döner sermayeden… Bütün hastane olarak -bakın başka bir çelişki de orada- bütün hastane, hemşiresi, sağlık memuru, ameliyat teknisyeni, radyoloji teknisyeni, doktor, hep birlikte bir döner sermaye oluşturuyoruz. Ondan sonra, o döner sermayeden, sadece doktorların mali sorumluluk sigortasını ödüyoruz. Böyle bir şey olabilir mi; hep birlikte oluşturduğumuz bir kaynağı, sadece hekimler kullanabilir mi?

Başka bir şey: "hastaneden ödeyeceğiz." Kurumun kendi döner sermayesinden ödeyeceğiz, geri kalan yüzde 50'sini... Değerli arkadaşlarım, kurumlar yatırımlarını… Siz gözden çıkardınız, hastaneler… Bakın, bu konuda zaten bir şeyiniz var, sabıkanız var. Geçtiğimiz yıl çıkardığınız bir yasayla, bu hastanelerin 3,5 katrilyonluk alacağına el koydunuz. Sonra, bu Meclis, bunun 2 katrilyonunu geri vererek düzeltmeye çalıştı. Zaten, bu konuda bir sabıkanız var. Şimdi, hastanenin döner sermayesinden doktorların zorunlu mali sorumluluk sigortasını ödeyeceksiniz. Neyle yatırım yapacak, nasıl teknoloji yenileyecek, nasıl bakım yapacak, nasıl çağdaş tıp normlarına ulaşacak bu hastaneler, eğer, o kaynakları hekimlerin zorunlu mali sorumluluk sigortasını ödemek zorunda kalırsa. Evet, hekimlere sigorta getirilmeli, ancak, bunu, devlet kaynaklarından, devletin vergilerinden karşılamalıyız.

Değerli arkadaşlarım, tabii, bu yasanın en çok ses getiren maddesi yabancı hekimlere çalışma izni veren madde. İlk biliyorsunuz, Başbakanın "Ben 100-150 dolara Türki devletlerden hekim getiririm. Niye çalışmıyorsunuz, niye gitmiyorsunuz doğuya kardeşim? Ben size mahkûm muyum? Görün, bakın, işte, Türki devletlerden bir doktor getireyim de nasıl gidiyorsunuz Hakkâri'ye, Van'a." diye tehdidiyle başlamıştı. Kimse ciddiye almadı, ya 100-150 dolara gelen doktor olur mu acaba falan diye. Bugün, bu yasa önümüze geldi. Ama, gerekçeleri çok süslü, Sayın Başbakanın dediği gibi değil. Gerekçelere bakalım: Gerekçelerin şeyi, Avrupa Birliğine uyum. İşte, Avrupa Birliğine gireceğiz, Avrupalı doktorlar Türkiye'ye gelsin, biz oraya gideceğiz ya onlar da bize gelsin. Doğru. Ama, bu yasa, sadece Avrupalı doktorları Türkiye'ye çağırmıyor, bütün dünyanın doktorlarını çağırıyor değerli arkadaşlarım. Başka? Avrupa Birliğinde bugün üye olan ülkeler, bu tür mesleklere, mühendislere, doktorlara kapılarını, ancak Avrupa Birliğine tam üye olduktan sonra açmış. Bizim Avrupa Birliğine üye olup olma

38

yacağımız belli değil, kamuoyunun yüzde 80'i bizi Avrupa Birliğine almayacakları kanısında, alacakları belli değil. Biz, şimdi, sadece Avrupa Birliğine uymak için hekimlere kapılarımızı sonuna kadar açacağız, dünyanın hekimlerine. Ya almazlarsa. Gelin, eğer böyle bir şey yapacaksak, Avrupa Birliğine girdiğimiz gün, Avrupa Birliğinin doktorlarına Türkiye'nin kapılarını açalım.

Gerekçe bu değil zaten değerli arkadaşlarım. Gerekçe: Sağlıkta Dönüşüm Projesi. Nedir Sağlıkta Dönüşüm Projesi: Sağlığı ticarileştirme, ticaret hâline getir, alınıp satılan bir hizmet hâline getir, anayasal hak olmayı boş ver, ondan sonra da özel sektöre devret. Şimdi, sağlıkta ticarileştirmede, ticarette amaç ne, nasıl olacak? Birinci basamağı aile hekimlerine ver, ikinci basamakta da hastaneleri işletme hâline getir.

Ee, işletme… Bakın, ben, Türk Dil Kurumundan "işletme"nin anlamını buldum, ne demek "işletme" diye, acaba bir yanlış mı yapıyorum diye. "İşletme: Tarım, sanayi, ticaret, bankacılık vb. iş alanlarında, kâr amacıyla bir sermaye yatırılarak kurulan kurum. Bu kuruluşu verimli bir duruma getirip kazanç sağlama yöntemi."

Yani, siz, hastaneleri, kazanç sağlama yöntemi hâline getireceksiniz. Kazanç nasıl sağlanır? Ucuz malzeme kullanırsınız, ucuz işçi kullanırsınız, ucuz personel kullanırsınız. O nedenle, önce yapacağınız Türkiye'de bir hekim enflasyonu yaratmaktır. Bakın, en çok söylenen şeylerden bir tanesi de "elli iki ülke arasında en az bizim doktorumuz var."

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Yalan mı?

ALİ ARSLAN (Devamla) - Öyle görünüyor, yalan değil Sayın Bakanım.

Bakın, elli iki ülkede bizim üstümüzde olan ülkelerin yüzde 80'i Türki devletlerin doktorları. İngiltere bizim üç üstümüzde Sayın Bakan, yalan mı? İngiltere'nin sağlık sistemi Kırgızistan'daki sağlık sisteminden daha mı kötü, doktoru az diye? Değerli arkadaşlarım, hekim sayısıyla alakası yok. Ayrıca, Sayın Bakanın iddia ettiği gibi, Türkiye'de hekim sayısı eksik de değil. Türk Tabipler Birliği "eksik" dedi diye Sayın Bakan kızıyor.

Bakın, geçtiğimiz gün komisyondaki yapılan bir toplantıda, Sayın Nevzat Doğan -burada mı bilmiyorum- çok güzel bir laf etti. "Rakamlar yalan söylemeyeceğine göre bu bir gerçek." diyor. Yani, gerçekten, rakamlar kendileri yalan söylemiyor, ama, rakamlarla oynanırsa ortaya büyük yalanlar çıkıyor. Ben rakamlarla oynamamak için, kartona bir şeyler yazdım, getirdim, hepiniz görün. Cep telefonları hesap makinesi hâline geliyor, yanlışım varsa da düzeltin.

Bakın arkadaşlar, Sayın Bakanın ifadesine göre, 2006 yılında, Türkiye'de, 330 milyon hasta olmuş. 330 milyon kişi hastalık nedeniyle doktora müracaat etmiş. Doğru mu Sayın Bakan?

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Bakanım dinle ya! Çok güzel şeyler konuşuyor.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Dinliyorum, çok iyi dinliyorum.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Türkiye'de 106 milyon… 106 bin…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Nerede dinliyorsun, orada konuşuyorsun…

ALİ ARSLAN (Devamla) - Dinlemesin o, ben kartonla gösterince anlayacaktır.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Ben çok iyi dinliyorum.

BAŞKAN - Sayın Tandoğdu… Sayın Bakan… Lütfen…

ALİ ARSLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, Türkiye'de 106 bin doktor var.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Önemli, çok önemli bir konu…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Senden mi öğreneceğim dinlemeyi!

ALİ ARSLAN (Devamla) - 70 bini klinisyen, yani, hasta muayene eden doktor. Hasta muayene etmeyen doktorlar da var -işte, anatomi uzmanıdır, daha başka dallardadır, işte, bizim gibi milletvekilidir falan- ama, hasta muayene eden 70 bin doktor var. Değerli arkadaşlarım, bakın, 330 milyon hasta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Başkan, on dakika daha verin.

BAŞKAN - Efendim…

ERDAL KARADEMİR (İzmir) - On dakika daha…

ALİ ARSLAN (Devamla) - Ben kartondan da gösteririm, mikrofonun açık olması şart değil.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Arslan, konuşmanızı tamamlayınız.

ALİ ARSLAN (Devamla) - 330 milyon hastayı, 70 bin, hasta muayene eden doktora bölerseniz, 4.714 hasta düşüyor bir doktora bir yılda. Yani, 70 bin doktor, 330 milyon hastayı muayene ettiğinde, ortalama, bir doktora, bir yılda 4.714 hasta düşüyor.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Bir yılı yirmi günden mi hesaplıyorsunuz?

BAŞKAN - Sayın Tunç…

39

ALİ ARSLAN (Devamla) - Bak, hesaplayacağız şimdi, kartonun ikincisi var Sayın Tunç, biraz sabret. Bir yılda 4.714 hasta bakıyor. Değerli Arkadaşım, ben üşenmedim, hesapladım, herkesin de şeyidir...

İşte hafta, sonu tatilleri, yılbaşı, bayramlar (Kurban Bayramı, Şeker Bayramı, Ramazan Bayramı) hepsini topladığınızda, 230 gün -ki, biliyorsunuz doktorlar nöbet de tutarlar, gerekçede yazdığınız gibi, bayağı, vahşet düzeyinde nöbet tutarlar- nöbetleri falan saymıyorum, 230 resmî iş gününde çalışıyor doktorlar.

Değerli arkadaşlarım, 4.714 hasta vardı biliyorsunuz, 4.714 hastayı 230 güne bölerseniz, çıkan sayı 20'dir. İsterseniz, kendiniz yeniden hesaplayın.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Doğru, hesabı ben yaptım.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Doğru mudur hesap?

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Doğru, doğru.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Evet .

Bakın değerli arkadaşlarım, bu yasanın gerekçesinde de Sayın Bakan diyor ki: "Keza, genel olarak bir tabip için kabul edilen günlük hasta sayısı 20'dir."

ALİM TUNÇ (Uşak) - Üniversiteleri de koyuyor musun içine?

ALİ ARSLAN (Devamla) - Bak, 106 bini 70 bine düşürdüm Sayın Tunç, 106 bini 70 bine düşürdüm.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Üniversite hastaneleri ile devlet hastanelerinin hasta sayısı aynı değil.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de yanlış olan hekim sayısı değildir, hekimin azlığı değildir. Olabilir belki. Bakın, senede, 5 bin civarında, 4.500 civarında doktor mezun ediyoruz tıp fakültelerinden. Varsa bile ufak tefek bir açık, bir iki yılda, belki bu sene kapanmış olacaktır.

Değerli arkadaşlar, önemli olan dağılım yanlışlığıdır. Bakanın dediği doğru, bazı doktorlar 100 hastaya bakıyor, hiç hastaya bakmayan doktorlar var Sayın Tunç'un itiraz ettiği gibi. Ama...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ARSLAN (Devamla) - Sayın Başkan, bağlıyorum.

MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) - İki dakika daha…

BAŞKAN - Hayır, yani sınırsız bir şey yok. Ben, iki dakikalık süresini verdim.

Sayın Arslan, sadece bir dakikalık süre daha vereyim.

MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) - İki dakika daha ver Sayın Başkan. Cebinden mi veriyorsun...

ALİ ARSLAN (Devamla) - Şimdi, bakın değerli arkadaşlarım, önemli olan, hekim dağılımındaki bozukluktur Türkiye'de, düzeltemediğiniz o. Türkiye'nin sorunu, hekimin sayısında değil hekimin dağılımındadır, bütün dikkatinizi oraya vermelisiniz. Yoksa, zaten dışarıdan hekim getirmenin gerekçesi sayı azlığı değil, uluslararası sermaye, sizden, bu kapıyı açmanızı istiyor. 1998 yılında -yanılmıyorsam- böyle bir girişimde bulunmuşlar, Bakanlık reddetmiş. Uluslararası sermayenin, sağlıktaki büyük Türkiye pastasına göz dikmesi sonucu, dışarıdan yabancı doktor getirmek istemesidir, sayıyı çoğaltıp hekim emeğini ucuzlatmak istemesidir. Asıl gerekçe budur. O nedenle "beni Türk doktorlarına emanet ediniz" diyen Mustafa Kemal Atatürk'ün kemiklerini sızlatmayalım.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Bravo!

ALİ ARSLAN (Devamla) - Doktorların başına geçirilmeye çalışılan bu torba yasayı, bu Meclis reddetmelidir diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.58

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57'nci Birleşimi'nin Beşinci Oturumu'nu açıyorum.

1247 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

40

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına Muş Milletvekili Medeni Yılmaz.

Sayın Yılmaz, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEDENİ YILMAZ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1226 esas numaralı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın geneli üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken şahsım ve Grubum adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanundaki değişiklikle ilgili konulara geçmeden önce, dört yılı aşkın süredir AK Parti iktidarı döneminde sağlık alanında yapılan çalışmalarla ilgili birkaç konunun altını çizmek istiyorum.

Sizlerin de takip ettiğiniz gibi, AK Parti hükûmetleri döneminde, her alanda olduğu gibi, sağlık alanında da dört yıllık süre içerisinde bu süreye sığmayacak kadar çok büyük değişiklikler gerçekleştirildi. Sistem ve zihniyette devrim yapıldı. Sağlıkta Değişim ve Dönüşüm Projesi ile bir yandan hastaneler tek çatı altında toplanırken, bununla beraber farklı sosyal güvenlik kurumlarına mensup vatandaşlarımızın aldığı sağlık hizmetindeki standart farklılıkları ortadan kaldırıldı. Bir başka ifadeyle, sağlık hizmetlerinde norm ve standart birliği sağlanırken, vatandaşların aldığı sağlık hizmetlerindeki adaletsiz uygulamalara son verildi. Bir yandan, yeşil kartlı vatandaşlarımızın ayakta tedavilerinde reçete bedelleri, ortez, protez, gözlük gibi sağlık giderleri yapılan yasal düzenlemelerle karşılanırken, diğer yandan, SSK'lıların ilaç çilesine son verildi. Özel sağlık kurumları sistemin içine çekilerek, sağlık alanında ülke kaynaklarının daha verimli kullanılması sağlandı. Bir yandan, aile hekimliği uygulamasına geçilirken, diğer taraftan, genel sağlık sigortası ve sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında birleştirilmesiyle ilgili yasal düzenlemeler yapıldı. Ancak, takip ettiğiniz gibi, Anayasa Mahkememizin iptal kararı nedeniyle bu konuda gecikme yaşandı.

Hastanelerimizin fiziki mekânları uygun ve çağdaş hâle getirilirken, donanım yönünden eksikleri hızla giderildi. Hekim sayısı kadar poliklinik odası açılırken, hekim seçme hakkına geçilmesi uygulamalarına başlandı. Dört yılda, muayene odası sayısı yüzde 145 artırıldı. Hastanelerimizde, sağlık ocaklarımızda, sağlık evlerimizde hekim ve yardımcı sağlık personeli açığını kapatmak ve yurt genelinde dengeli dağılımını sağlamak üzere gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, kararlı uygulamalarla hızla çözümüne gidildi. Burada bir örnek vermek isterim: En kötü durumda olan ilimizde, uzman hekimde, hekim başına düşen nüfus 2002'de 24.228 iken, 2006'da bu rakam 6.188'e düşürülmüştür. Bu örnekte de gördüğümüz gibi, sağlık personelimizin, özellikle hekimlerimizin yurt genelinde dengeli dağılımını sağlamak konusunda çok önemli çalışmalar yürütüldü. Bir yandan ilaçlarda KDV oranları düşürülürken, bununla beraber, ilaç fiyatlarının tespitinde yeni düzenlemelerle fiyatların büyük oranda düşmesi gerçekleştirildi. Bu uygulamayla, ilaç fiyatlarında yüzde 1 ile yüzde 80 oranında düşüşler sağlandı ve bu yolla ülke ekonomisine bir yılda yaklaşık 1 milyar dolar katkı sağlandı, tasarruf sağlandı.

Bütün bunlar yapılırken, koruyucu hekimlikle ilgili çalışmalar tabii ki ihmal edilmedi. Bu konuda da, diğer alanlarda olduğu gibi çok önemli çalışmalar yapıldı ve bu çalışmalara hız verildi. Aşılama çalışmaları bu alanda hızlandırılarak ciddiyetle takibi yapıldı. Yurt genelinde aşılama oranları yüzde 93'e çıkarıldı. Keza, bebeklerde ücretsiz demir ve D vitamini temininin yanı sıra, gebe ve yeni doğanlarda periyodik kontroller, sosyal yardımlar ve nakit transferleriyle özendirildi. Hâlen her yıl 1 milyon bebeğimize ücretsiz D vitamini ve demir imkânı sağlanıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 112 acil istasyonlarının sayısı da hızla artırıldı ve tabii ki ambulans sayıları da bununla beraber arttı. Ambulanslarda ücret ödemeleri kaldırıldı. Kar üstü ambulanslar 2007 yılı başında ilk defa ülkemizde hizmete sokuldu ve yine 2007 yılı içerisinde bir ilk olarak hava ambulans sisteminin kurulması çalışmaları başlatıldı.

Diyaliz cihazlarının sayısı yüzde 63 oranında artırıldı. İlçelerimizde diyaliz ünitelerinin çalışmaları hızlandırıldı. Hedeflenen, 2007 yılı içerisinde bütün ilçe devlet hastanelerimizde diyaliz ünitelerinin kurulması ve böylece hastalarımızın yerinde diyaliz hizmeti almalarının sağlanması.

Yine, bir yandan, hasta hakları birimleri hastanelerimizde hızla kurulurken, diğer taraftan, hizmet edenin ödüllendirildiği bir sistem olan performansa dayalı ek ödeme sistemleri oluşturuldu ve bu sistemle hekimlerimizin full time çalışmaları teşvik edildi. Tabii, bunlar, bu dört yıllık süre içerisinde sağlıkta değişim ve dönüşüm projesi içerisinde yapılan, sadece birkaç başlık altında özetlediğimiz konular.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlıkta değişim ve dönüşüm devam ediyor. Hâlâ yapılacak çok iş var, hâlâ alınacak çok mesafe var. Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı birkaç yeni düzenleme getiriyor. Bunlardan bir tanesi zorunlu mali sorumluluk sigortasıdır.

Değerli milletvekilleri, tabiplik, doğrudan insan hayatını konu aldığı için çok dikkat ve özveri gerektiren bir meslektir, malumunuz. Aynı zamanda, sürekli gelişen, değişen ve yenilenen dinamik bir meslektir. Mesleğin icrası sırasında teşhis ve tedavi uygulamaları çoğu zaman riskler içermekte ve bazen beklenen sonucun elde edilememesi gibi durumlarla, komplikasyonlarla karşılaşılabilmektedir.

41

Yeni Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girmesi ve Sağlık Bakanlığının hasta hakları uygulamalarını başlatmasından itibaren, tabipler, sözü edilen durumlarla karşılaştıklarında daha fazla itham edilmektedirler. Özellikle komplikasyon ile malpraktis, yani tıbbi kötü uygulama arasındaki ayırımın halk nezdinde anlaşılamaması, tabiplerin riskli tıbbi uygulamalardan kaçınmasına, böylece, esas gerekli olan tedavileri ihmal etmesine yol açabilmektedir. Bu durum, tabiplerin çalışma performanslarını ve sağlık hizmetlerini, dolayısıyla da halk sağlığı çalışmalarını olumsuz etkileyebilmektedir.

Anayasa'mızın 129'uncu maddesinin beşinci fıkrası, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabileceği hükmünü amir olup, bu ana kurala göre de kamuda görevli sağlık personelinin fiilleriyle ortaya çıkan zararlardan dolayı tazminat talepli davalar ancak idare aleyhine açılabilmektedir. Kamu dışında görev yapan sağlık personelinin hizmet kusurları sebebiyle verdikleri zararların tazmini için ise, borçlar hukukunun genel ilkeleri muvacehesinde adli yargıda tazminat davası açılabilmektedir. Ancak, uygulamada hükmolunan tazminatların ödenmesinde güçlükler ortaya çıkmaktadır. Gerçekten, hükmolunan tazminat miktarının yüksek olması durumunda kusurlu kişinin bu tazminatı ödeme gücünün yetmediği hâller sıkça gündeme gelmektedir. Bu sebeple, tazminat ödenmesinde yaşanan zorlukları ortadan kaldırarak ilgililerin haklarına daha çabuk ve tam olarak kavuşmalarını sağlamak, ortaya çıkabilecek problemlerin asgariye indirilmesi ve çözümlerinin hızlandırılmasıyla ilgililerin haklarının teminat altına alınmasını sağlamak zorunluluğu bulunmaktadır.

Diğer taraftan, tabiplerin de böyle bir sigorta şemsiyesi altında kendilerini daha güvende hissedecekleri ve hizmet motivasyonlarının yükseleceği açıktır. Bu motivasyonla birlikte, sigorta sisteminin bütün kurallarıyla yürümeye başlaması otokontrolü de getirecek ve böylece, bir yandan vatandaşlarımızın ve tabiplerin güvence seviyeleri yükselirken bir yandan da sağlık hizmetlerinde kalitenin yükselmesi sağlanacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıyla getirilen ikinci düzenleme, iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalan personelin çalışma şartlarının yeniden düzenlenmesi ve bu konuda Avrupa Birliğindeki kriterlere uyum sağlanmasıyla ilgilidir. İyonlaştırıcı radyasyon ile teşhis ve tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile iş veya işlemlerde çalışan personelin çalışma saatleri bakımından son yıllarda uygulamada pek çok problemle karşılaşılabilmektedir. Bunun sebebi, 3153 sayılı Kanun'a istinaden çıkarılan ve 1939 yılında yürürlüğe giren ve o günün teknik şartlarına göre hazırlanan Radyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi Müesseseleri Hakkında Nizamname'de fiilen beş saat çalışma şartı getirilmiş olmasıdır.

Avrupa Birliği Konseyinin 96/29 Euratom Direktifi, doğrudan çalışma saati düzenlemesine yer vermemekte, bunun yerine radyasyona maruz kalma kriterini esas almaktadır. Bu Direktif'in 9'uncu maddesinde, radyasyona maruz kalanlar için etkili dozun her bir yılda maksimum 50 milisivert, birbirini izleyen beş yıllık sürede ise 100 milisivert olduğu kararlaştırılmıştır.

Avrupa Birliğinden esas alınan bu düzenlemeye uygun olarak, iyonlaştırıcı radyasyon ile teşhis, tedavi ve araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan personelin, tıbben kabul gören radyasyon dozu limitleri içinde çalıştırılması, bu limitlerin ise Avrupa Birliği kriterleri esas alınarak Sağlık Bakanlığınca düzenlenmesi yetkisi veriliyor.

Tasarıyla getirilen bir diğer düzenleme ise, ülkemizde yabancı uyruklu hekimlerin çalışmalarına imkân veren, bu konudaki yasal engelleri kaldıran değişikliktir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde tabip sayısının ve dağılımının istenilen şekilde sağlık hizmeti verilmesine kâfi gelmediği bilinen bir gerçektir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, hâlen ülkemiz, tabip sayısı bakımından, Avrupa bölgesindeki 52 ülke arasında sonuncu sırada bulunmaktadır. Tıp fakültelerinin bugünkü kapasitesiyle ülkemizde tabip açığının kapatılması ve Avrupa ortalamasına ulaşılması da mümkün bulunmamaktadır. Diğer taraftan, ülkemiz sağlık hizmetlerine ve tıp bilimine katkı sağlayacak yabancı tabiplerin ülkemizde sağlık hizmeti verebilmeleri de meri mevzuatımıza göre mümkün değildir.

Ülkemizdeki hekim sayısının artmasına katkı sağlamak, başarılı yabancı tabiplerin ülkemizde çalışmalarının önündeki engelleri kaldırmak ve Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinde kişi ve hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki engellerin kaldırılması amacına uygun olarak Türkiye'de tababet icra edebilmek için Türk olma şartının kaldırılması gerekmektedir.

Ülkemizdeki hekim sayısı yetersizliğini biraz daha açmak için örnek vermek gerekirse, 100 bin kişiye düşen hekim sayısı bakımından, İtalya'da 100 bin kişiye 618, Yunanistan'da 450, Belçika'da 420, Kazakistan'da 365, Estonya'da 315, Avrupa Birliği ortalaması 278, Tacikistan'da 202 iken, bu rakam Türkiye'de sadece 140'tır.

Nüfusumuza oranla hekim sayımızın yetersizliği sebebiyle, hekimlerimiz, Avrupalı meslektaşlarına göre 4-5 misli hasta bakmak zorunda kalmakta ve hastalarına yeterli zaman ayıramamaktadır. İhtiyaç duyduğumuz sayıda hekimlerimizin yetişmesini beklerken sağlık hizmetini durdurmak, bekletmek elbette mümkün değildir.

42

Ayrıca, Türkiye'de öğrenim yapan, ihtisasını bitirmiş çok sayıda yabancı uyruklu hekim vardır. Bunlar, tıp tahsilini ülkemizde yapmışlardır, dilimizi biliyorlar ve bütün öğrenimlerini ihtisaslarıyla beraber Türkiye'de yapmışlardır, ama, Türkiye'de yasal engeller yüzünden çalışma imkânı bulamamaktalar.

Tasarıdaki düzenlemenin, izah etmeye çalıştığım ihtiyaçları gidermeye yönelik gerekli bir değişiklik olduğu kanaatindeyim.

Biraz önce konuşan değerli arkadaşlarım, Türkiye'de hekim sayısının aslında yeterli olduğunu, ama, hekim dağılımındaki düzensizlik ve bozukluk yüzünden bunun böyle bir görüntü verdiğini ifade etmeye çalıştılar. Bunları dört yıllık süre içerisinde çok sıkça konuştuk. Hekim dağılımındaki dengesizlikleri gidermek için, biraz önce de söylemeye çalıştım, çok önemli değişiklikler yapıldı, ama, her değişiklik yapılırken bu değişikliklere çok çeşitli gerekçelerle karşı çıkıldı, bunun yerine neyin doğru olduğu da çok iyi ifade edilemedi.

Değerli milletvekilleri, sağlık hizmeti, sizler de çok iyi biliyorsunuz, ertelenmesi, zamana bırakılması, geciktirilmesi mümkün olmayan, çok acil, çok hızlı çözümler gerektiren, bu çözümlere ihtiyaç duyulan bir hizmet yoludur. Dolayısıyla, burada, çok hızlı davranmak, mevcut yolları ve imkânları sonuna kadar zorlamak mecburiyetindeyiz. Bu, ülkemize, toplumumuza, insanlarımıza vermek zorunda olduğumuz, Anayasa'nın emrettiği bir görevdir. Dolayısıyla, burada, karşı çıkarken de argümanları çok yerinde ve doğru kullanmak mecburiyeti, iktidar ve muhalefet olarak hepimiz için vardır diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla getirilmek istenen dördüncü bir değişiklik ise, yataklı tedavi kurumlarında anestezi uzmanının bulunmadığı hâllerde ameliyathane sorumlusu uzmanının sorumluluğu altında veya ameliyatı yapan uzmanın direktifleri doğrultusunda anestezi teknisyenlerinin iş ve işlem yapabilmesine kanuni dayanak oluşturulması ve bu suretle, uygulamadaki tereddütlerin giderilmesine yönelik bir düzenlemedir.

Ülkemizde anestezi uzmanlarının sayı olarak yetersizliği bilinen bir gerçektir, dolayısıyla böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur. Hâlen ülkemizde ameliyathanesi olan 609 hastanemizin 212'sinde anestezi uzmanı bulunmamaktadır. Takdir edersiniz ki, burada anestezi uzmanı bulunamadığı için ameliyatları bekletmek veya yapmamak gibi bir lüksümüz elbette olamaz. Kaldı ki, geçmişten bu uygulamalar zaten yapılıyordu. Bu yapılırken de, çalışan personel yasal bir güvence altında olmadığı için belli riskler taşıyordu. Getirilen düzenleme, bu riskleri ortadan kaldırmak, çalışan personelin daha güvenli bir ortamda bu görevi ifa etmesini temin etmekle ilgilidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısıyla getirilen düzenlemelerin, ülkemize, sağlık çalışanlarımıza ve bütün yurttaşlarımıza hayırlı olmasını diliyor, Grubum ve şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Şahsı adına, Konya Milletvekili Mustafa Ünaldı.

Sayın Ünaldı, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1247 sıra sayılı Tasarı hakkında şahsi görüşlerimi arz etmek, bu konuda düşündüklerimi sizlerle paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hizmetlerdeki gelişmeler ve bunun paralelinde Avrupa Birliğine girişle ilgili entegrasyon çalışmaları ve bunların ortaya çıkardığı ihtiyaçlar, bu tarzda mevzuat değişikliklerini zaruri hâle getirmiştir. Bu tasarı, bu zarurete cevap vermek için ortaya konulmuştur.

Bilindiği gibi, hastanelerimizde hasta haklarıyla ilgili birimler oluşturulmuş, üniteler kurulmuş, hastalarımızın kendilerine tedavi uygulanırken hem muamele bakımından hem tedavi yöntemleri bakımından kendilerine sağlanmış olan hakların neler olduğu öğretilmeye, anlatılmaya çalışılmakta, şimdiye kadar bilmedikleri birçok hususu hastalarımız öğrenmiş hâle gelmektedirler. Dolayısıyla, bunun yanında, haklı veya haksız, birtakım iddiaları da ileri sürme imkânına kavuşmaktadırlar. Kendi haklarına sahip çıkmak için normal bir yol olduğu gibi, yanlış yorumlamalardan kaynaklanan, yanlış tavırlardan kaynaklanan haksız iddialar da pekâlâ ortaya çıkabilmektedir.

Bunun paralelinde, hepimiz biliyoruz ki, Türk Ceza Kanunu'nda önemli değişiklikler yaptık. Bu değişikliklerden bir kısmı hekimlere sorumluluklar yüklemektedir. Hekimler, haklı veya haksız olabilir, mali sorumluluklarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Altından kalkabilecekleri miktarda olabileceği gibi, altından kalkamayacakları miktarlarda mali sorumluluklarla karşı karşıya kalabilecekleri, en azından zaman içerisinde daha da gelişmeler olabileceği anlaşılmaktadır.

Hekime isnat edilen suçlamalar karşısında onu yalnız bırakmamak için bir sigorta sistemine ihtiyaç olduğu da bir vakıadır. İşte, bu tasarı, bu iki yönlü gelişmeleri dengelemek üzere bir sigorta sistemi kurmayı da ortaya

43

koymaktadır. Bu, bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı karşılamak için adım atmaya zaruret vardır. Zarureti gidermek için çalışmanın sonucudur bu tasarı.

Arkadaşlarımız, farklı yönlerden tenkitler getirdiler. Onların da haklı olduğu taraflar elbette ki var, ama "Boğaz Köprüsü'nü yaptırmam" diyen zihniyetin yansıması olan iddialar da var.

SALİH GÜN (Kocaeli) - Hâlâ neredesin Allah aşkına! Hâlâ neredesin!

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - Onun için…

SALİH GÜN (Kocaeli) - Hocam, hâlâ neredesin! Otuz yıl öncesine gidiyorsun.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibe müdahale etmeyelim, konuşsun efendim.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - Haklı olduğunuzu söylüyoruz, haklı olduğunuz tarafı da söylüyoruz.

BAŞKAN - Çıkıp cevap verin, kürsü herkese açık efendim.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - Yani, hepsini kabul etmek mecburiyetinde miyiz?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ünaldı.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, olur mu?

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - Bir yanda, o tarzda değerlendirmeler var. Bir yanda, hakikaten, tasarının tenkit edilmesi gereken, yanlış sonuçlar verebilecek yönlerini de söyleyen ifadeler de kullanılmıştır. Niye, illa, yani her şeyi sizin gibi değerlendirmek mecburiyetinde miyiz? Ben kendi düşüncelerimi söylüyorum, şahsi düşüncelerimi arz etmek için söz aldım, onu söylüyorum.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Ama, bilmeyenleri yanıltıyorsunuz.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - Bu, sağlık hizmetinin tabiatında var, yani, tenkit edilen hususların olması, bana göre çok anormal değil, eşyanın tabiatına uygundur, ama, haksızlık yapmamak gerekir, onu özellikle söylemek istiyorum.

Dünya Sağlık Teşkilatının sağlık tarifini ele alırsak, "ruhen, bedenen ve sosyal olarak tam bir iyilik hâlidir" diyor. Bu tarifi, hiçbir memlekette, hiçbir ülkede, dünyanın hiçbir yerinde mükemmel bir şekilde yakalamak mümkün değildir. Ama, güzel bir tariftir, hedef gösteren bir tariftir, yol açan bir tariftir, hizmet büyüten bir tariftir, Türk'ün Kızılelma'sı gibi bir şey. Yani, bu tarife göre insan sağlıklı doğacak, sağlıklı gelişecek, sağlıklı aile hayatı kuracak, sağlıklı yaşayacak, sağlıklı beslenecek, sağlıklı bir ortamda çalışacak, sağlıklı olarak yaşlanacak. Tabii, bu arada, yaradılışın gerçeği olarak mutlak bir gerçek olan ölümle karşılaştığında, bu ölümün sebebi sağlık sisteminin bozukluğundan kaynaklanmayacak, sağlık hizmetinin verilmesindeki eksikliklerden kaynaklanmayacak, insan hayatının… Ölümsüzlük, insan arzu edebilir, ama, hiç kimse inkâr edemez ki, her fâni ölümü tadacaktır. Şair "Hayattan canlı ölüm." diyor. Onun için, bu kadar gerçek olan bir şeyle karşılaşırken de, ölümün sebebi sistemin eksikliği olmayacak, sistemin hatası olmayacak. Bu, Dünya Sağlık Teşkilatının yaptığı tarifin bir gerçeği, dediğim gibi Türk'ün Kızılelma'sına benzer, daima ileriye götürmesi gereken bir şey. Ne kadar iyi hizmet verirseniz, daha ilerisini düşünmek gerekir, daha güzelini düşünmek gerekir. Onun için, eksiklikleri söylemeyi, tarif etmeyi kınamıyorum, aksine takdir ediyorum. Elbette, ben de söyleyeceğim bazı şeyleri yeri geldiği zaman ve inşallah, Bakanımızın, Komisyonumuzun da ıttılasına arz edeceğiz, düzeltme imkânını da hep beraber burada arayacağız inşallah.

Gelişmeleri, tabii, inkâr etmemek gerekir. Farklılıkları, güzellikleri, iyilikleri, hizmetleri de inkâr etmek yanlış olur. Kuyrukları unutmadık, randevuları unutmadık, ilaç almadaki sıkıntıları unutmadık.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Değişen bir şey yok Sayın Vekilim. Kuyruklar devam yani.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Bitti mi?

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - Bitti demiyorum. Alınan mesafeye, hani "nereden nereye" denilen mesafeye bakarsanız, onu algılayabilirsiniz zannediyorum.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sabahın 5'inde başlıyordu, şimdi 3'ünde başlıyor!

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - SSK hastanesinin dibinde oturup da muayene olamayan bir memuru, devlet hastanesinin dibinde oturup da muayene olamayan bir işçiyi düşünün. Şimdi aynı durumda mı?

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Aynı, aynı, hiç fark etmiyor.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - Şefkat görmede, ilgi görmede de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Onun için "nereden nereye" sözünü hep söyleyeceğiz, bitti demeyeceğiz, Kızılelma'nın peşinde koşmaya devam edeceğiz inşallah.

Şimdi, iyonlaştırıcı radyasyon, insan sağlığını tehdit eden en önemli etkenlerden birisidir, savaşta da kullanılmaktadır, barış amaçlı olarak da kullanılmaktadır. Barış amaçlı kullanırken elbette ondan istifade ediyoruz, ama zarar da görüyoruz; hastalarımıza da, personelimize de bundan zarar gelmektedir. Ne var ki, teşhiste en önemli katkıyı sağlayan bir araç olduğu için ondan vazgeçemiyoruz. Bunun zararlarını önlemek durumundayız, zararları önlemek için tedbirler düşünülebilir. Biz, daha evvel, mesai kısıtlamasını düşünmüşüz. Avrupa Birliği

44

ise, dozimetreyle belirleme sistemini benimsemiş. İkisinin de kendine göre doğru olan tarafı var, yanlış olan tarafı var; ama, bilimsel tespit, doğru tespit, herhâlde dozimetreyle tespittir. Ama, ne var ki, meslektaşlarımızdan itirazlar var: "Çernobil'le, Amerika'daki nükleer santraller aynı değil. Bu nasıl aynı değilse, bizim kullandığımız röntgen cihazlarıyla Avrupa'daki röntgen cihazları da aynı değil." diyorlar. Onun için, ben daha tekrarlayacağım belki, ama, hemen şimdiden Sayın Bakanımızın ıttılasına arz ediyorum, yürürlük bakımından biraz süre tanınması, en azından düzenlemeler bakımından, bu konuda bunun değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Arkadaşlarımızın bu konuda böylesine bir ihtiyacı var.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Çok güzel, çok doğru.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Bravo.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) -Neden? Zırhlama denilen bir bilimsel organizasyon var. Işının zararını önlemek için zırhlama sisteminin iyi kurulmuş olması gerekir, eğer eski aletler kullanılıyorsa, bu zırhlama yeterli olmayabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ünaldı, konuşmanızı tamamlayınız; buyurun.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hastalarımıza da zarar verir, çalışanlarımıza, orada daha çok bulundukları için, her zaman orada durdukları için zarar verebilir. Bunu özellikle belirtmek istiyorum.

Tabip sayısının yeterli olduğunu kim söyleyebilir ki? Bu yönden de tedbir almaya ihtiyaç vardır. Bu iki yönden; yani, hem çalışan, dışarıdan gelecek olanlara yol açmak hem Avrupa Birliğinin insan dolaşımını, fert dolaşımını sağlayan uygulamalarına uyumlu hâle getirmek için buna ihtiyaç vardır hem de kendi fakültelerimizden mezun ettiğimiz, ama, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan insanlarımızın kaçak durumundan kurtulması için bir zarurettir.

İdari görevlerde muayenehane çalıştırılmaması hasta sahiplerinin en çok sevindikleri hususlardan birisidir. Bu, Hükûmetimizin önemli uygulamalarından birisidir; ama, askerî statüde biraz farklılık olduğu için ona da uygulama içerisinde ayrıcalık getiren bir hüküm burada getirilmektedir.

Anestezi teknisyenlerinin, anestezi uzmanlarının yetersizliğinden kaynaklanan geçici kullanımı vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ünaldı, konuşmanızı lütfen tamamlayınız. Sayın Bakan konuşacak.

Buyurun efendim.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - Sayın Başkan, Sayın Bakanın konuşması benim süreme dâhil olmaz.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Doğru şeyler söylüyor.

BAŞKAN - Hayır efendim, şöyle: Ek zaman verdim de onun için. Politikaların bir kısmını da Sayın Bakan izah edecek anlamında söyledim.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - Tamam, teşekkür ediyorum anlayışınıza Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - En önemli eksiklik ne, biliyor musunuz? Vicdan rahatını beden rahatına tercih eden insan.

SALİH GÜN (Kocaeli) - Doğru… Doğru…

CANAN ARITMAN (İzmir) - Biz de onu bekliyoruz sizden.

MUSTAFA ÜNALDI (Devamla) - Hele hele hekim olan insan… İnşallah onu da Kızılelma gibi takip edeceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, hepinize ve halkımıza sağlıklı ve mutlu ömürler diliyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ünaldı.

Hükûmet adına, Sağlık Bakanı Recep Akdağ.

Sayın Akdağ, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair bir kanun tasarısı görüşüyoruz. Bu tasarıyla, sağlık hizmetlerimiz açısından, Sağlıkta Dönüşüm Programı'mızla ilgili birçok pratik noktayı çözmüş olacağız ve vatandaşlarımıza verdiğimiz sağlık hizmetinin kalitesinde de yükselme sağlanmış olacak inancıyla bu tasarıyı huzurunuza getirmiş bulunuyoruz.

45

Değerli arkadaşlarım, tasarıda, hekimlerimize mali bir sigorta yükümlülüğü getiriyoruz ve bunu getirirken de, kamuda çalışan hekimlere, Sağlık Bakanlığımızda çalışan hekimlere bu sigortayı yaptırırken, hastanenin veya diğer sağlık kuruluşunun döner sermayesinden bu sigortanın yarı miktarını ödüyoruz, geri kalan yarı miktarını da hekimlerimizin kendilerinin ödemelerini istiyoruz.

Şimdi burada konuşan değerli arkadaşlar, hekimlerimizin döner sermayelerinden bunun bir kısmının, yarısının ödetilmesinin sanki çok büyük bir miktar olacağından bahsettiler. Şöyle ifade edeyim: Uzman hekimlerimiz ve pratisyen hekimlerimiz, bizim dönemimizde, geçmiş dönemlerle hiç kıyaslanmayacak ölçüde büyük miktarlarda ek ödemeler alma imkânına sahip oldular ve bu arada da, böyle bir sigortalamanın yıllık değeri, varsayalım ki 200 YTL ocaktır; bunun 100 YTL'sini biz döner sermayeden ödeyeceğiz, 100 YTL'sini de değerli hekim arkadaşım kendi döner sermayesinden ödeyecek. Yani bunlar küçük miktarlar.

Aslında, mevcut kanunlarımıza göre, herhangi bir kusur olduğu zaman, bir tıbbi kusur olduğu zaman bir kamu sağlık kuruluşunda, değerli milletvekili arkadaşlarım, bu kusur öncelikle idareye gelir ve idare bununla ilgili tazminatı ödedikten sonra bu tazminat kusuru işleyen hekime rücu eder. Şimdi biz burada hekim arkadaşlarımıza çok büyük bir imkân getirmiş oluyoruz. Yani bir hekim düşünün ki, bir kusurundan dolayı… Hekimlik yaparken kusurlu davranmamak mümkün değildir. Tabii ki biz hekimler çok dikkatli çalışırız; ama, sonuçta beşerdir, sistem içerisinde bir yanlış yapılabilir, dünyanın her yerinde de bu böyledir. Bunun tazminatı, şu andaki mevcut kanunlarımıza göre, bu kusuru işleyen hekime rücu etmektedir. Diyelim ki, 20 bin YTL bir tazminata hükmedildi, 50 bin YTL bir tazminata hükmedildi. Değerli arkadaşlarım, bunu bir hekim nasıl ödesin? Dolayısıyla, bu sigortalamayla, hekimlerimizin şu anda riskli oldukları bir hususta kendilerine yardımcı olmuş oluyoruz. Yaptığımız maddenin teknik anlamı tamamen budur, başka hiçbir anlamı yoktur. Bunun dışındaki yorumlar, sadece şahsi yorumlardan ibarettir ve aslında, doğrusunu söylemek gerekirse, önemli bir kısmı da gerçeği yansıtmamakta idi.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi, klinik şef ve şef yardımcısı atamak üzerine bir kanun yapmıştık, yüce Meclisimiz böyle bir kanun yaptı. Bu kanunla ilgili uygulamaları yaparken Anayasa Mahkememiz de, kanunun ilgili bu maddesine yürütmeyi durdurma kararı verdi. Şimdi, hep, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bir hükümden bahsediliyor, aslında iptal edilmiş bir hüküm de yok, bir yürütmeyi durdurma kararı var. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu yürütmeyi durdurma için Anayasa Mahkemesine giderken ortaya koyduğu bazı gerekçeler vardı. Şimdi, biz, bu gerekçeleri de dikkate alarak pratik anlamda kanunu yeniden düzenliyoruz. Aslında, dikkatle gözden geçirilmiş olsa şu gayet rahatlıkla görülecektir: Üniversitelerimizde doçent ve profesör atamaları hangi usul ve esaslarla yapılıyorsa, klinik şef ve şef yardımcısı atamalarını olabildiğince bu esaslara benzer biçimde yapacak bir uygulama getirdik. Yani, bu işle ilgili, üniversitelerle ilgili kanun gözden geçirilirse, bu husustaki hassasiyetimiz de dikkatinize gelmiş olacaktır. Dolayısıyla, tasarının bu maddesiyle ilgili farklı yorumlar yapmak da doğru değil. Biz, eğitim ve araştırma hastanelerimizi kuvvetlendirmeye çalışıyoruz. Ayrıca, Anadolu'da yeni eğitim ve araştırma hastaneleri kurmamız lazım. Sadece üç büyük şehirdeki hastanelerle bu iş olmuyor. Dolayısıyla, yeni klinik şef ve şef yardımcısı atamak açısından böyle bir usulü kanun hâline getirmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, radyasyonla ilgilenen sağlık çalışanlarının mesai saatlerinin, günlük mesai saati olan, normal, diğer sağlık çalışanlarının mesai saatine yükseltilmesiyle ilgili bir madde getiriyoruz. Şunu açıkça ifade etmeliyim ki, burada mesai saatinin bugüne kadar beş saatle kısıtlanmış olması aslında radyasyonla birlikte çalışan sağlık çalışanlarını korumuyor. Burada da koruma, yine, bu işle ilgili olanların bileceği gibi, dozimetre dediğimiz, radyasyonu ölçen cihazları kişinin kendisiyle birlikte taşımasıyla yapılıyor. Yoksa, bir insan, bir saatte de çok büyük radyasyon alabilir, iki saatte de çok büyük radyasyon alabilir. Dolayısıyla, kişinin yıllık ne kadar radyasyon dozu alacağı önemli, üstelik, buna ilaveten, beş yılda toplam alacağı radyasyon dozu önemli. Şimdi, biz, mevcut kanunla normal çalışma sürelerini getirirken, radyasyon dozuyla ilgili diğer hükümleri elbette koruyoruz. Şimdi, deniyor ki: "Efendim, Türkiye'deki, işte, cihazlar yetersiz veya bu işle ilgili mekânlarda uygunsuzluk var." Buna katılmak mümkün değildir değerli arkadaşlarım.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Neden?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Bakınız, ülkemizde mevcut radyolojik cihazların bugün yüzde 70'e yakını ruhsatlıdır. Peki, bu yüzde 70'lik ruhsatlı cihazın acaba ne kadarı bizden önce ruhsatlanmış, ne kadarı Sağlık Bakanlığımız döneminde, dört yıllık Hükûmetimiz döneminde ruhsat almış? Bütün resmî kurumlardaki lisanslı radyolojik cihazın yüzde 86'sı son dört yılda ruhsat almıştır. Yanlış duymadınız. Biz, Hükûmet olarak bu meseleye bu kadar önem veriyoruz, Sağlık Bakanlığı olarak bu işi TAEK'le birlikte bu kadar dikkatle takip ediyoruz. Özel sektördeki lisanslı cihazların da yüzde 80'i son dört yılda lisans almıştır. Bu cihazlar bizden önce de ülkede vardı ve bu ruhsatlandırma süreci Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun insan kaynakları ve imkânları çerçevesinde hızla yürütülmektedir, çok kısa bir zaman içerisinde de Türkiye'de ruhsatsız herhangi bir cihaz veya hizmet veren alan kalmayacaktır. Ancak, bu ruhsatsız yerlerin de nereler olduğunu konuşmak lazım. Yani, öncelikle nereden başladık işe? Şu anda ruhsatı olmayan işletmelerin büyük çoğunluğu çekim sayıları düşük olan küçük hastanelerdir veya işte, küçük merkezlerdir. Dolayısıyla, bu hususta çok büyük bir mesafe almış durumdayız.

46

Peki, bir kişinin alacağı dozu nasıl takip etmek lazım? Bu bellidir, bunun uluslararası kriterleri var. Biz de bu kriterlere uyuyoruz. Yılda 50 milisiverti geçmemelidir bu doz. Beş yıllık toplam doz da 100 milisiverti geçmemelidir. Yani, bir yılda 50'yi geçebilir, ama, toplamda, demek ki, geri kalan dört yılda da bir 50 daha alabilir eğer 50'yi geçmişse. Beş yıl için ortalaması bunun 20 milisivert olmaktadır.

Şimdi, ben, buraya gelmeden Türkiye Atom Enerjisi Kurumuyla görüştüm, çünkü onlar sürekli takip ediyorlar insanların ne kadar radyasyon aldığını. Elbette, bütün insanlarımızın sağlığı bizim için ne kadar önemliyse onlara hizmet veren sağlık çalışanlarımızın bu husustaki sağlığı da çok çok önemlidir. Bir taraftan… Hizmet veren, fedakârlıkla hizmet veren sağlık çalışanlarımızın elbette sağlığını koruyacağız ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, beş yıllık süreler itibarıyla, kayıtlarında bu dozu aşmış herhangi bir kimsenin olmadığını bana ifade etmiştir. Tekrarlıyorum; yani, doz limitini aşmış, beş yıllık süreler itibarıyla, bir sağlık çalışanının, bir radyasyon çalışanının Türkiye Atom Enerjisi Kurumunda böyle bir kaydı yok.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Dozimetre yanlışlığından.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu, çok net.

Şimdi, dolayısıyla, gerçekler böylesine ortadayken ve günümüzde, artık, değerli arkadaşlarım, radyasyonla ilgilenen değerli sağlık çalışanları yalnızca radyasyon aldıkları alanlarda çalışmıyorlar. Örneğin, ultrasonografiyle çalışıyorlarsa hiç radyasyon almıyorlar, bir MR'la çalışıyorlarsa, yine radyasyon almıyorlar. Dolayısıyla, burada önemli olan, kişisel olarak bir kişinin ne kadar doz aldığının dikkatle takip edilmesidir. Hakikaten, bu anlamda son yıllarda birlikte Türkiye Atom Enerjisi Kurumuyla çok yararlı çalışmalar yaptık ve bütün bu dozimetre sonuçlarının elektronik yolla kayıt altına alınması ve analiz edilmesi için de ciddi bir mesafe almış bulunmaktayız. Açıkça ifade etmek isterim ki bu yüce kürsüden, biz, tabii ki, sağlık çalışanlarımızın sıhhatini düşünüyoruz, bundan sonra da hassasiyetle onların sağlıklarını takip edeceğiz. Ama, bütün dünya bunu böyle yaparken, Avrupa ülkeleri bunu böyle yaparken, 1930'lardaki bir kanuna takılıp kalmayı da doğrusu yadırgıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yabancı tabiplerin Türkiye'de çalışma meselesine gelince: Şimdi, Türkiye'de hep doktor sayısının eksik olduğundan biz bahsediyoruz, bunu, bir Sağlık Bakanı olarak kamuoyunun gündemine bu kadar yoğunlukta taşıyan ilk kişi benim ve maalesef, 80'li yıllardan itibaren, ben tıbbiyeye intisap ettiğim ilk yıllardan itibaren, her 14 Mart Tıp Bayramı öncelikli olmak üzere, Türkiye'de hekim sayısının fazlalığından birileri bahseder ve yine üzülerek ifade etmeliyim ki, Türk Tabipler Birliği, 2006'nın sonlarında yayımladığı bir raporda da "Türkiye'de tıp fakültesi öğrenci sayısı acilen azaltılmalıdır." diye tarihî bir yanlışı bir kere daha ifade etmiştir.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - O da onun bir görüşü, o görüşü buradan savunamazsınız ki yani.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu kürsüden biraz önce bazı hesaplamalar yapıldı, böyle, yüce millete birtakım rakamlar falan gösterildi. Tabii, bu hesapları yapan değerli arkadaşım, aslında, bu işin sağlık otoritesi olarak bizimle gelip önceden görüşseydi, yüce Meclisin önünde böyle bir yanlış yapmazdı. Yani, bu tabloların yanlışlığı, sadece Meclis zabıtlarında kalmayacak, vatandaşın hafızasında da kalacak. Şimdi ben anlatacağım, o tabloları gösteren değerli arkadaşım da bunu görecek, sizler de mükemmel bir biçimde anlayacaksınız.

70 bin klinisyenin, yani hasta muayene eden hekimin hasta muayene ettiğinden ve toplam muayene edilen sayı da buna bölününce, günde 20 kişi, ortalama, hasta bakacağından bahsedildi. Şimdi bu hesabı yapan arkadaşımız belli ki hayatında çok fazla hesap yapmamış. 70 bin kişinin, 70 bin klinisyenin başka hiçbir iş yapmadan sadece hasta muayene ettiğini zannediyor. Böyle bir şey mümkün mü değerli arkadaşlar?

ALİ ARSLAN (Muğla) - 36 bin...

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Hekimler ameliyat yaparlar, hekimler hasta viziti yaparlar, hekimler kemik iliği muayenesi yaparlar, hekimler periferik yaymaya bakarlar, hekimler başka bir sürü iş yaparlar, çevre sağlığı hizmetleri görürler, koruyucu sağlık hizmetleri görürler, adli hizmetler görürler. Dolayısıyla, bakın, bütün bu hesapları biz yapıyoruz. Bu hesaplamaları yaptığınız zaman 100 bin hekimden aynı anda kesitsel olarak 1 günde hasta muayenesiyle ilgilenebilecek hekim sayısı Türkiye'de 50 bin civarındadır.

ALİ ARSLAN (Muğla) - Geçen sene Eczacılar Birliği toplantısında kendiniz verdiniz bu rakamları.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Bu sayıyı, bu 70 bin sayısını, aslında, diğer, özellikle koruyucu sağlık hizmetlerinde çalışan pratisyen hekim arkadaşlarımızın diğer işlemleriyle birlikte düşündüğünüzde bu sayı 50 binlerin de altına düşmektedir. Dolayısıyla, günde 1 hekime ortalama düşen iş yükü 40 hastaya kadar çıkmaktadır. Peki, 40 hasta acaba normal bir rakam mı? Tabii ki normal bir rakam değil.

Şimdi burada hekimlerin dengeli dengesiz dağılımından bahsedildi.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bende de bazı grafikler var. Şu grafikte, belki bu biraz küçük, Meclisten takip eden arkadaşlarım yeterince göremeyebilirler ama mutlaka bu vatandaşımızın göreceği biçimde de yansıyacaktır. Burada siyah veya lacivert gibi uzaktan görünen eğri, Türkiye'de hekimlerin, uzman hekimlerin, biz geldiğimiz

47

zaman, 2002 yılındaki dağılım eğrisidir. Aradaki çarpıklığı görüyorsunuz değil mi? Birisi alt uçtayken, birisi çok üst uçta, yani 1'e 14 fark var. Oysa şimdiki eğri, bakın, altta gördüğünüz kırmızı eğridir. Biz bu dengeyi sağladık. Bunun için çok gayret göstermek gerekti, açık söyleyeyim. Bunun için çok ilkeli davranmak gerekti. Bunun için, bütün buradaki, Meclisteki arkadaşlarım, iktidarıyla muhalefetiyle, bunu, bu dört yıl içerisinde hep birlikte yaşadık. Bunun için, bütün taleplere, bir AK Parti Hükûmeti olarak, ilkeli bir şekilde, kararlı bir biçimde, bir sistemle cevap vermek gerekiyordu ve biz bunu yaptık, bunu da sağladık. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hekimlerin bu denli düzgün dağıtıldığı ilk dönemi yaşıyoruz değerli arkadaşlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Başhekimler de öyle mi Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Şimdi, şu ısrardan, artık, lütfen, muhalefet partileri, Türk Tabipler Birliği, benzer çevreler vazgeçsin. Türkiye'de hekim sayısı yeterli değil arkadaşlar. Yani, buna yeterli diyenler, gerçekten, tarihî bir hata yapıyorlar.

ALİ ARSLAN (Muğla) - Hesap ortada.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Kim demiş onu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Ne kadar erken dönerlerse, kendileri için o kadar hayırlı olur. Çünkü, bunu söyledikçe, bu Meclis kürsüsünde bu hata tekrarlandıkça -defalarca tekrarladınız- bundan geriye dönme şansınız azalıyor. Bunu yapmayın değerli arkadaşlar.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Dört yılda 20 bin doktor mezun oldu, nerede bunlar?

SAĞLIK BAKANI RECAP AKDAĞ (Devamla) - Şimdi, o kadar enteresandır ki, Dünya Sağlık Örgütünün Avrupa bölgesinde 52 ülke var. Bu 52 ülkeden biz sonuncuyuz, sonuncuyduk; şimdi, Arnavutluk'un önüne geçmişiz değerli arkadaşlar.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Koruyucu hekimlikte de sonuncusun Sayın Bakan, orada ne yaptın?

CANAN ARITMAN (İzmir) - Ana ve çocuk ölümlerinde de sonuncuyuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla ) - 53 ülke oldu Sırbistan ve Karadağ bölündüğü için. Biz şimdi 52'nci ülke olmuşuz.

Efendim, İngilizlerin de doktor sayısı azmış. Doğru, az. Onun içindir ki, İngilizler Hindistan'dan, Pakistan'dan, hatta, Türkiye'den sağlık hizmeti almaya çalışıyorlar şimdi.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Tacikistan'dan niye doktor getiriyorsunuz?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Onun için sağlık hizmeti almaya çalışıyorlar. İngilizlerin bugün içinde olduğu sıkıntıyı biz Türkiye Cumhuriyeti olarak yaşamak zorunda mıyız arkadaşlar? Ben halkıma bunu reva göremem. Siz ana muhalefet partisi olarak bunu reva görebilirsiniz; ben, ne halkıma ne de bu ülkenin hekimlerine bunu reva göremem. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu iş, hekimlere de büyük bir haksızlık. (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Yabancı doktorlar…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Bakanı dinleyelim.

Buyurun Sayın Bakanım.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Türkiye'deki hekim yetersizliği hekimlere de büyük bir haksızlık.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Bakan da Genel Kurula hitap etsin Sayın Başkan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Ben, yirmi yıl hekimlik yaptım.

NURETTİN SÖZEN (Sivas) - Meslektaşlarını suçlayan ilk Bakansınız.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Siz, şimdi, bu kadar hasta kalabalığını, bu kadar insanı…

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Hekimler sizi çok seviyor!

NURETTİN SÖZEN (Sivas) - Bıçak parası…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - …hekimlerin karşısına çıkarırsanız, elbette hekimin de işi zorlaşır.

Şimdi, oradan laf atıyor: "Bıçak parası." Yok muydu bıçak parası, inkâr mı ediyorsunuz? (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Kalktı mı? Kalktı mı? Kalktı mı Sayın Bakan?

NURETTİN SÖZEN (Sivas) - Meslektaşlarını jurnal ediyorsun.

48

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın… (CHP sıralarından gürültüler) Bakın değerli arkadaşlarım, bizim nazarımızda, açık söylüyorum şu Meclis kürsüsünden…

BAŞKAN - Sayın Bakanım, bir beş saniyenizi rica ediyorum. Sayın Bakanım… Sayın Bakanım…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Bizim nazarımızda…

BAŞKAN - Sayın Akdağ…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Buyurun Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Bir beş saniyenizi rica ediyorum.

Saygıdeğer arkadaşlarım, burada birbirlerine hocalık yapmış, öğretim üyeliği yapmış olan doktor arkadaşlarımızdan, hatta profesör olup diğer profesörlere öğretim üyeliği yapmış olanlar var. Kendi aranızda konuşabilirsiniz bunu, başka mahfilde, Sağlık Komisyonunda konuşabilirsiniz. Şu anda Sayın Bakanı dinleyelim, çalışmalarımızı devam ettirelim. Lütfen sükûneti avdet ettirelim.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Dayanabiliyor muyuz Başkanım!

BAŞKAN - Sayın Tandoğdu, kendi aranızda konuşunuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Bakan Genel Kurula hitap etsin Sayın Başkan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Yüce Meclisimizin değerli milletvekilleri, bizim nazarımızda hekimin kıymeti çok büyüktür, sağlık çalışanın kıymeti çok büyüktür. Onlar bizim için azizdir.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Belli oluyor!

SALİH GÜN (Kocaeli) - Hekimler sokakta!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Ama, açık söylüyorum, açık söylüyorum: Herhangi bir kişi, sıfatı ne olursa olsun, insan sağlığını istismar etmeye çalışırsa…

SALİH GÜN (Kocaeli) - Sayın Bakan, hekimler Kızılay'a çıkıyor, Kızılay'a!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -…insan sağlığının üstünden ticari kazanç elde etmeye çalışırsa biz bunda yokuz. Biz bunda olmadığımız içindir ki, hekimlerimizle birlikte, şu son dört yılda, sessizce, mükemmel bir değişimi gerçekleştirdik.

Bakınız, biz hükûmete geldiğimizde, bu ülkede hekimlerin yüzde 90'ının muayenehanesi vardı…

CANAN ARITMAN (İzmir) - Yok, abartılı bir rakam.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - …ve hekimlere de çok düşük ücretler veriliyordu. Âdeta şu söyleniyordu hekimlere: Biz, kamu olarak, devlet olarak size para ödeyemiyoruz, gücümüz yetmiyor. O zaman, gidin, siz, bunu vatandaştan bir şekilde almanın yolunu bulun. Ve sistem yıllarca böyle yürüdü. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Ama, bakın, bugün, hekimlerimizin, bu ülkenin hekimlerinin yüzde 57'si -bir kanun falan getirmedik, bir zorlama da yapmadık- muayenehanelerini gönüllü olarak kapadılar. Niçin kapatıyorlar? Çünkü, artık, sosyal devlet mantığıyla AK Parti hükûmetleri, 58'inci ve 59'uncu Hükûmetler hekiminin de alnının terini ödüyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakanım, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Muayenehane kapatmanın onunla hiç alakası yok.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - …sağlık çalışanının da alnının terini ödüyor ve işte bu muayenehaneler yüzde 60'a yakın oranda kapandı.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Bunları AB'yle mukayese ettiniz mi Sayın Bakan? AB'deki doktor ne alıyor, bizim doktorlarımız ne alıyor?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, halk bütün bu süre içerisinde yaşananları yaşadı. Bu Meclis kürsüsü bu dört yıl içerisinde çok güzel tecrübeler geçirdi.

CANAN ARITMAN (İzmir) - O 7 kişi var ya, onlar…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Biz vatandaşımızın ilaca ulaşması için önünü açarken de siz karşı çıktınız, biz vatandaşımıza aile hekimliği gibi bir çağdaş sistemi getirdiğimizde de siz karşı çıktınız. (AK Parti sıralarından alkışlar) Biz hastaneleri, bütün vatandaşlarımıza hastanelerin kapısını açarken de siz karşı çıktınız. Şimdi bu değişikliklere de karşı çıkıyorsunuz, ama, yanlış yapıyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Hayır, çıkmadık, çıkmadık. Ona karşı çıkmadık, hayır. Çıktığımız var, çıkmadığımız var; kabul ettiğimiz var, etmediğimiz var.

49

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakınız, ülke, sağlıkta ciddi yapısal bir dönüşümü gerçekleştirdi. Biz sizin bütün katkılarınıza açığız, tenkitlerinize de açığız. Ama, önemli olan, yapmak istediğimizin millete doğru anlatılmasıdır.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Evet, doğru!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Biz, şu aziz milletin, Türk halkının ilaca daha kolay ulaşmasını istiyoruz, sağlık hizmetine daha kolay ulaşmasını istiyoruz, cebinden para ödemeden bu hizmeti almasını istiyoruz. Sağlıkta dönüşümün bütün amacı budur.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Tam tersi, yaşananlar bunun tam tersi.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Şimdi, buradan "tam tersi" diye, yine, oradan -bir âdet ya laf atmak- laf atan değerli arkadaşlarım var.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Yani, Sayın Bakan, yaşananlar belli.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Bakınız değerli milletvekillerim, 2002 yılında, 2000'li yıllarda yapılan bir büyük araştırmamız var, Sağlık Bakanlığımızın uluslararası bazı kuruluşlarla yaptığı bir çalışma var. Türk halkının cepten sağlık harcamaları, 2000'li yıllarda, biz hükûmete gelmeden önce yüzde 33'ler, 34'ler civarında. Şimdi, bu miktar yüzde 20'lere geriledi. Ne anlama geliyor bu, bu ne anlama geliyor? İşte muayenehaneye para ödemezseniz, işte ilacınızı rahat alırsanız, işte sizin özel sektörden bile hizmet almanızın önünü hükûmetler açarsa cebinizden daha az para harcarsınız.

Bakın, literatürü bir karıştırın, göreceksiniz ki bugün dünyada cepten sağlık harcamasının en az olduğu ülkelerden biri Türkiye Cumhuriyeti hâline gelmiştir. Biz AK Parti Hükûmetleri olarak bununla iftihar ediyoruz ve bu husustaki çalışmalarımıza da devam edeceğiz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

CANAN ARITMAN (İzmir) - İngiltere'dir, İngiltere'dir. Hayır, doğru değil bu. Yüzde 98'ini kamu karşılar. İngiltere'de sağlık hizmetlerinin yüzde 98'ini kamu karşılıyor. Bu doğru değil, bu anlattığınız.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Yüce Meclisimizin değerli üyeleri, bütün bu gerçekler ışığında, bu kanun tasarısına vereceğiniz destekten dolayı, şimdiden hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Başarılar diliyoruz Sayın Bakan, başarılar diliyoruz.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, kısa bir sözüm var yerimden, müsaade ederseniz.

BAŞKAN - Neyle ilgili efendim?

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Hasta ücretleriyle ilgili.

BAŞKAN - Efendim, biraz sonra soru sorma hakkınız var Sayın Akdemir, o zaman sorarsınız.

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Konuya açıklık getirecek.

BAŞKAN - Efendim, o zaman açıklık getirin lütfen, istirham edeyim, devam edelim şu çalışmalarımıza.

Evet, şahsı adına, Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar.

Sayın Yaşar, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AHMET YAŞAR (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili, şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi, en kalbî duygularımla selamlıyorum.

Bu kanunla ilgili, biraz önce, Sayın Sağlık Bakanımız, kapsamlı bir açıklama yaptı. Ben, aslında, bu kanunla ilgili birkaç husus üzerinde şahsi düşüncelerimi yüce heyetinize aktarmak istiyorum.

Bu kanun, tıp alanında, tedavi alanında sıkıntı çekilen on-on bir tane konuyu çözüme ulaştırmak amacıyla hazırlanmış, tabiri caizse, bir torba kanun. Burada, tabii, önemli eksiklikleri gidermek amacıyla yapılmış. Bunlardan en önemlisi, hekimlere zorunlu mali sorumluluk sigortası getirilmesi...

İ.SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Ahmet Bey, bu radyasyon bu torbaya girmez, bu radyasyon, bu torbaya girmez. Radyasyon vitamin değil.

AHMET YAŞAR (Devamla) - Sami Bey, anlatayım.

Yabancı hekimlere ülkemizde çalışabilme imkânı sağlanması, radyasyonla çalışan işlerde Avrupa Birliğinin bilimsel standartlarına ulaşılması, tıpta uzmanlık eğitimiyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesi ve Danıştayın kararları ve görüşleri dikkate alınarak yeniden düzenleme yapılması, Yüksek Sağlık Şûrasının adli işlerinin kolaylaştırılması suretiyle yargı sürecinin kısaltılması, sözleşmeli sağlık personelinin çalışmalarında görülen kimi aksaklıkların halledilmesi gibi hususlar bu tasarıda görüşülecek.

Burada en önemlisi, tabii, hepimizin bildiği gibi, hekimlerin malzemesi, her şeyden önce insan sağlığı, insan ve onun sağlığı, dolayısıyla insan hayatı. Bu yüzdendir ki, en çok dikkat gerektiren, en çok özveri gerektiren bir meslektir hekimlik. Hekimlerimizin başına zaman zaman değişik komplikasyonlar gelmiştir, gelmeye de devam

50

Milli Egemenlik Sitesi
Meclis Haber
Meclis TV
Saraylar
Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.