Türkiye Büyük Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 5. Yasama Yılı
42. Birleşim 24 Aralık 2006 Pazar

Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Font Küçült | Normal | Font Büyüt
Başa Dön | Önceki Sayfa Sonraki Sayfa | Son Sayfa
Tutanak toplam 302 sayfadır. Sorgulanan Sayfaların Yazıcı Versiyonu
DÖNEM: 22 CİLT: 142 YASAMA YILI: 5

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

42'nci Birleşim

24 Aralık 2006 Pazar

İ Ç İ N D E K İ L E R

Sayfa

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2005 Mali Yılı Genel ve Katma Bütçeye Dahil Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1252; 1/1236, 3/1139; 1/1237, 3/1140) (S.Sayısı: 1269, 1270, 1271)

A) MALİYE BAKANLIĞI

1.- Maliye Bakanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Maliye Bakanlığı 2005 Mali Yılı Kesinhesabı

B) KAMU İHALE KURUMU

1.- Kamu İhale Kurumu 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

C) GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

D) ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) GELİR BÜTÇESİ

III. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in, Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in, yapmış olduğu konuşmada, bazı sözlerinin yanlış anlaşıldığı gerekçesiyle açıklaması

3.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

1

4.- Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın, Ordu Milletvekili Cemal Uysal'ın, konuşmasında, partisine sataşması nedeniyle konuşması

IV. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

V. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Malatya Milletvekili Süleyman SARIBAŞ'ın, Abdullah Öcalan'ın ziyaretçilerine ve sağlanan imkânlara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/18559)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan'da İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesinin kurulması için konulacak ödeneğe ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/18808)

3.- Ordu Milletvekili İ. Sami TANDOĞDU'nun, yeni il kurulup kurulmayacağına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/18828)

4.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Bilişim Çıraklığı Projesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/18893)

5.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Türk işçilerin Kazakistan'da saldırıya uğramasıyla ilgili açıklamasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/18895)

6.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, sözleşmeli öğretmenlerin statüsüne ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (718981)

7.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya Öğretmenevinin kullanımına yönelik bir iddiaya ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (718982)

8.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, görevde yükselme sınavına yapılan başvurulara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (718984)

9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, idari kadrolara yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/19249)

10.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, statülerine göre personel sayısına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/19250)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak altı oturum yaptı.

Bir ila Üçüncü Oturumlar

Türkmenistan Cumhurbaşkanı Saparmurat Niyazov'un cenaze törenine katılmak üzere, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül başkanlığında TBMM üyelerinden oluşan heyetin Türkmenistan'a yapacakları resmî ziyarete ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.

2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2005 Mali Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/1252; 1/1236, 3/1139; 1/1237, 3/1140) (S. Sayısı: 1269, 1270, 1271) görüşmelerine devam olunarak;

Millî Eğitim Bakanlığı,

Yükseköğretim Kurulu,

Üniversiteler (53 adet),

2007 yılı bütçeleri ve 2005 mali yılı kesinhasapları ile;

Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü,

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi,

Üniversiteler (15 adet),

2007 yılı bütçeleri;

Üzerinde bir süre görüşüldü.

Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, konuşmasında, Grubuna sataştığı iddiasıyla bir açıklamada bulundu.

Saat 17.00'de toplanmak üzere, birleşime 16.46'da ara verildi.

Nevzat Pakdil

2

Başkan Vekili

Mehmet Daniş Bayram Özçelik

Çanakkale Burdur

Kâtip Üye Kâtip Üye

Dört ila Altıncı Oturumlar

2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2005 Mali Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/1252; 1/1236, 3/1139; 1/1237, 3/1140) (S. Sayısı: 1269, 1270, 1271) görüşmelerine devam olunarak;

Millî Eğitim Bakanlığı,

Yükseköğretim Kurulu,

Üniversiteler (53 Adet),

2007 yılı bütçeleri ve 2005 mali yılı kesinhasapları ile;

Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü,

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi,

Üniversiteler (15 adet),

2007 yılı bütçeleri;

Kabul edildi.

Alınan karar gereğince, 24 Aralık 2006 Pazar günü saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 20.18'de son verildi.

Sadık Yakut

Başkan Vekili

Bayram Özçelik Ahmet Küçük

Burdur Çanakkale

Kâtip Üye Kâtip Üye

Mehmet Daniş

Çanakkale

Kâtip Üye

24 Aralık 2006 Pazar

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşimi'ni açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2005 Mali Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanunu Tasarıları üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca, bugün, on beşinci tur görüşmelerini yapacağız. On beşinci turda, Maliye Bakanlığı, Kamu İhale Kurumu, Gelir İdaresi Başkanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bütçeleriyle Gelir Bütçesi yer almaktadır.

II. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

3

1.- 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2005 Mali Yılı Genel ve Katma Bütçeye Dahil Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1252; 1/1236, 3/1139; 1/1237, 3/1140) (S.Sayısı: 1269, 1270, 1271) (x)

A) MALİYE BAKANLIĞI

1.- Maliye Bakanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Maliye Bakanlığı 2005 Mali Yılı Kesinhesabı

B) KAMU İHALE KURUMU

1.- Kamu İhale Kurumu 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

C) GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

D) ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) GELİR BÜTÇESİ

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Saygıdeğer milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar sorularını sorabilmeleri için şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerinde görüşmeler bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını yerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içerisinde tamamlanacaktır. Cevap verme işlemi için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde, geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

(x) 1269, 1270, 1271 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 15/12/2006 tarihli 33'üncü Birleşim Tutanağına eklidir.

Şimdi, gelir ve finansman ile ilgili 2'nci maddeyi okutuyorum:

Gelir ve finansman

MADDE 2- (1) Gelirler:

Bu Kanuna ekli (B) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçenin gelirleri 184.242.515.000 Yeni Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 3.263.692.290 Yeni Türk Lirası öz gelir, 9.288.386.401 Yeni Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 12.552.078.691 Yeni Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 1.435.179.058 Yeni Türk Lirası,

olarak tahmin edilmiştir.

(2) Finansman:

Bu Kanuna ekli (F) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin net finansmanı 222.734.309 Yeni Türk Lirası,

b) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların net finansmanı 2.000.000 Yeni Türk Lirası,

olarak tahmin edilmiştir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, on beşinci turda, grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu: Mustafa Özyürek, Mersin Milletvekili; Algan Hacaloğlu, İstanbul Milletvekili; Oğuz Oyan, İzmir Milletvekili; Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili; Ali Kemal Deveciler, Balıkesir Milletvekili.

AK Parti Grubu: Abdullah Erdem Cantimur, Kütahya Milletvekili; Fahrettin Poyraz, Bilecik Milletvekili; İlhan Albayrak, İstanbul Milletvekili; Şemsettin Murat, Elazığ Milletvekili; Gülseren Topuz, İstanbul Milletvekili.

Anavatan Partisi Grubu: Muhsin Koçyiğit, Diyarbakır Milletvekili; İbrahim Özdoğan, Erzurum Milletvekili.

4

Şahısları adına lehinde: Recep Garip, Adana Milletvekili; Ahmet Yeni, Samsun Milletvekili. Tabii, burada, sadece bir kişiye söz verilecektir.

Aleyhinde: Ümmet Kandoğan, Denizli Milletvekili.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bugün çok yoğun bir çalışma olacağı için, diğer günlerde yaptığımız uygulamalara devam edeceğiz. Onun için, arkadaşlarımın sürelerini zamanında bitirmelerini istirham ediyorum. Lütfen, sadece bir dakika dışında ek süre talebinde bulunmasınlar.

İlk konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Özyürek, buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkanın pek fazla müsamaha etmeyeceği açıklamasını da dikkate alarak, hızlı bir şekilde belli konulara değinmeye çalışacağım. Tabii, Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde söylenecek çok fazla söz var, ama on dakikada neler söylenebilir diye şöyle bir baktığımızda, öncelikle bir iki konunun altını çizmek istiyorum.

Bunlardan birincisi: Bütçe, hepinizin bildiği gibi, bir yıllık hesapların görüldüğü ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin vatandaşlarımız adına iktidardan hesap sorduğu bir dokümandır. Onun için, biz de muhalefet olarak, burada, iktidardan bir anlamda hesap soruyoruz. Yani, bizim buradaki konuşmalarımızı vatandaş adına, milletimiz adına bir hesap sorma olarak değerlendirmenizi rica ediyorum. Şimdi, tabii hesap sorulabilmesi için, hesapların düzgün, tutarlı bir şekilde ortaya konulması gerekir.

Değerli arkadaşlarım, bütçenin yapılmasıyla ilgili ve bütçenin diğer konularıyla ilgili 5018 sayılı bir Kanun'u, bu dönemde, hep beraber çıkardık. Bu Kanun'a göre, bütün harcamaların ve gelirlerin bütçe içinde gösterilmesi gerekir; ama, ne yazık ki iktidar, önemli harcamaları bütçe dışına çıkarmaktadır ve böylece, bütçeye baktığımız zaman, bir yıllık dönemi, hem önümüzdeki dönem olarak hem geçmiş dönem olarak tam olarak göremiyoruz. Örneğin, çıkarılan bazı torba yasalarla, önemli harcamalar bütçe dışına çıkarılmaktadır ve böylece, mali saydamlık bir kenara itilmektedir. Örneğin mahalli idarelere aktarılan paylar giderler içinde gösterilmemek suretiyle, her yıl 1,3-1,5 katrilyon civarında harcama bütçe dışına çıkarılmakta ve böylece, her ay, Sayın Maliye Bakanımız yaptığı basın toplantılarında "gördünüz mü, bütçemiz fazla veriyor" diyebilmektedir. Oysa, bütün harcamalar bütçede yer almış olsaydı, bir fazladan bahsetmek mümkün değildi. Bütçe hesaplarında gösterilmeyen harcamaların bazıları da, eczanelere ve tedavi kurumlarına olan borçlar ödenmeyerek, ertesi yıla aktarılmaktadır. Bu, hem bütçe tekniği açısından önemli sorunlar yaratıyor hem de devletten alacağı olan kuruluşların, kişilerin, firmaların alacaklarını ertelemiş, onları güç durumda bırakmış oluyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu anlamda müteahhitlerin büyük meblağlara ulaşan alacakları ödenmiyor, ödenmemek suretiyle de bütçe hesaplarına girmiyor. Eğer, Sayın Maliye Bakanı buraya geldiğinde, ödenmeyen ve kamu hesaplarında gösterilmeyen ne kadar hazine borcu, devlet borcu olduğunu söyleyebilirse, memnun oluruz. Gene bu çerçevede, emeklilere yapılan vergi iadesi 2006 yılından itibaren bütçe dışına çıkarılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu ve buna benzer pek çok uygulamayla mali saydamlık ortadan kaldırılmaktadır. Oysa 5018 sayılı Kanun'u, biz, daha saydam, daha hesap verilebilir, bütün harcamaların ve gelirlerin yer aldığı bir bütçe yapmak için çıkarmıştık.

Gene Hükûmetin çok övündüğü, üç yıllık bütçe yapıyoruz anlayışıyla gündeme getirdiği, üç yıllık Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan hazırlanmıştır. Ama ne yazık ki, burada öngörülen, burada yer alan rakamların 2007 bütçesiyle tutarlı olmadığını görüyoruz. 2007 yılı için Orta Vadeli Mali Plan'da öngörülen bütçe açığı 8,7 katrilyon iken, 2007 yılı bütçesinde, görüştüğümüz bütçede 16,7 katrilyona çıkmıştır. Yani, üç yıllık bütçe yapıyoruz, artık önümüzü görüyoruz diye yola çıktınız, ama daha başlarken, bütçe açığı gibi çok önemli bir kalemi yüzde 100 artırmış oluyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, Hükûmetin, her bakanın, her bakanlığın bütçesinde övündüğü ve Maliye Bakanının da çeşitli konuşmalarında yer alan KÖYDES ve BELDES harcamaları var. Elbette biz köylere hizmet götürülmesinden yanayız. O nedenle Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kaldırılmasına hep karşı çıktık. Şimdi, köylere daha kolay harcama yapmak suretiyle hizmet götürmeye çalışıyor Hükûmet. Hizmet götürülmesini takdirle, teşekkürle karşılarız. Ama, bizim burada üzerinde durduğumuz, bu harcamaların şeffaf bir şekilde yapılmadığıdır, KÖYDES ve BELDES ihalelerinin eşe dosta, özellikle AKP yöneticilerine keyfî bir şekilde dağıtıldığıdır. Bizim itirazımız harcama yönteminedir, bizim itirazımız yolsuzluğadır, bizim itirazımız usulsüzlüğedir, yoksa hizmet yapılmasına hiç kimse itiraz etmez, biz de itiraz etmiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, önemli konulardan biri de AKP'nin kadrolaşmasıdır. Normal memurların sınavla alınması nedeniyle öyle bir uygulama geliştirildi ki, geçici işçiler, sözleşmeli personel alınmasına büyük bir ağırlık veriliyor ve burada, ne yazık ki ciddi şekilde eş dost istihdamı yoluna gidiliyor.

5

Bu çerçevede, Maliye Bakanlığı gibi önemli bir bakanlığın, vaktiyle hizmet etmekten onur duyduğum bir bakanlığın atamalarında belli bir ciddiyetin olmasını hepimiz bekleriz, isteriz, ama basına da yansıyan bir atama haberi, hepimizi gerçekten üzmüştür. Dört yıllık hizmeti olan, Bakanın bir özel danışmanı, önce Demir Çelik İşletmeleri Genel Müdürlüğüne atanmış, daha sonra orada yeterli hizmeti olmadığı için alınmış, Denizcilik İşletmesine genel müdür yapılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, dört yıllık hizmeti olan, Maliye Bakanlığında daha önce bir hizmeti olan bir kişiyi Bakan çok sevebilir, Bakan çok takdir edebilir, ama keyfîlik, hele Maliye Bakanlığında keyfîlik kesinlikle olmamalıdır, çünkü Basın Müşaviri bir açıklamasında "Bakanımızın tarzı budur. Tanıdığı, kimyasını bildiği adamları bir yere genel müdür yapar. Bakan Beyin tarzı, çalışma üslubu bu." diyor. Ee, şimdi, Sayın Başbakan da vücut dilinden anlayanlarla çalışıyor. Maliye Bakanımız kimyasıyla uyuşandan anlıyor. Ee, peki, normal vatandaşlara Sayın Bakanımız ve Sayın Başbakanımızla kimyası uzlaşmayan kimselere Türkiye Cumhuriyeti'nde çalışma olanağı tanınmayacak mıdır? Bunlar doğru değildir.

Değerli arkadaşlarım, bir de memurlarla ilgili bir konuya izninizle değinmek istiyorum.

Şimdi, memurlara çok önemli artışlar yapıldığı hep söylenegeldi. Ama rakamlara baktığımızda, bugün geldiğimiz noktada 1999 yılındaki düzeyi bile tutturamadığımızı söyleyebilirim.

Değerli arkadaşlarım, 1999 yılında net ele geçen fiyatlarla baktığımızda, 123 puanlık bir ödeme yapılıyordu. 2005 yılında 115 puanlık ödeme yapılıyor. Yani, reel, net ele geçen ücretlerin 1999 yılıyla 2005, 2006'yı kıyasladığınızda ciddi şekilde düştüğünü görürsünüz.

Şimdi, Hükûmet, işine geldiği zaman…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özyürek, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Hükûmet, işine geldiği zaman 2002 yılıyla kıyaslıyor. İşine geldiği zaman başka yıllarla kıyaslıyor. Ama, kıyas yapılacak yıl normal dönemlerin kıyaslanmasıdır. Çünkü, 2002 yılı 2001 yılı krizinin etkisinde olan bir yıldır. 1999 yılını, 98 yılını aldığınız zaman işçilerin, memurların eline geçen ücret bugün o yılların düzeyini henüz tutmamıştır. O nedenle, burada rakam oyunlarıyla meseleye bakmak son derece yanlıştır.

Bir diğer önemli noktaya da değinmek istiyorum: Kamu yatırımları değerli arkadaşlarım, AKP İktidarında ciddi şekilde düşmüştür. Elbette, enflasyon olan bir ülkede mutlak rakam olarak her harcama artar, ama, bunun millî gelire oranına baktığınız zaman, 2002'de kamu yatırımlarının millî gelire oranı yüzde 5,8'ken, 2006'da yüzde 4,5'a, 2007'de de 4,6'ya düşmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özyürek, teşekkür cümlenizi alayım.

Buyurun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Bu da gösteriyor ki, AKP İktidarı, durmadan vergi alınan, durmadan borç yapılan, buna karşılık yatırım yapılmayan, cari harcamalarla günlerin geçirildiği, saydamlıktan uzak bir bütçenin görüşüldüğü bir dönem olmuştur.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

İkinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu.

Sayın Hacaloğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşımın bıraktığı yerden devam etmek istiyorum.

Sayın Bakan, AKP İktidarı olarak, son dört yılda, her kademede yolsuzluklarla, çıkar ve ihale lobileriyle kuşatıldınız. Özelleştirme vurgunlarına kucak açtınız. İşsizliği bunalım noktalarına taşıdınız. İşçi, memur ve emeklileri, sürünme ücretlerine mahkûm ettiniz. Tarımı çökerttiniz, üretimi, reel sektörü, esnaf ve sanatkârları, KOBİ'leri dışladınız. Yoksulluk ve eşitsizlikleri derinleştirdiniz, sosyal devleti gerilettiniz. IMF'ye, kent ve faiz rantlarından beslenenlere âdeta teslim oldunuz. Bu politikalarınızla, yurttaşlarımızı âdeta ikiye böldünüz; bir yanda bir avuç zengin mutlu azınlık, diğer yanda giderek sayısı daha da kabaran bir yoksul, mutsuz çoğunluk yarattınız. Ülkemizin ekonomisinin temel istikrar unsuru olan orta sınıfı ise âdeta sildiniz, erittiniz, tükettiniz. Bunun

6

sonuçları olarak bugün 20 milyon yurttaşımız yoksulluk sınırı altında yaşama tutunmaya çalışırken 1 milyon yurttaşımız ise açlık sınırları altında yok olmama savaşı vermektedir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sayın Başbakan geçenlerde "Satın alma gücünüz düştüyse partime sakın oy vermeyin." diye âdeta siyasi bir şov yapmaya kalktı. Değerli AKP'li milletvekili arkadaşlarım, dört yıllık iktidarınızda, ekonomi büyürken bundan sadece rantiyeci ve varlıklı kesimler, üretmeden paradan para kazananlar, yüksek reel faiz ve düşük kur politikaları ile beslenenler yararlandı. Buna karşın, işçiler, çiftçiler, memur ve emekliler her geçen gün daha çok yoksullaştılar. Sağlanan ekonomik büyüme istihdama ve halkın refahına yansımadı, işsizliğe çare olmadı.

Sayın Başbakana buradan seslenmek istiyorum, kendisine hatırlatmak istiyorum: Dört yıllık iktidarınızda ücretlilerin millî gelirden aldığı pay artmadı, aksine, yüzde 2,6 puan geriledi. İktidarınızdan önceki dört yıllık dönemde ücretlilerin millî gelirden aldığı pay yılda ortalama yüzde 28,6 iken, iktidar olduğunuz dört yıllık dönemde yıllık ortalama yüzde 26'ya geriledi. Diğer yandan, İstatistik Enstitüsünün, TÜİK'in resmî rakamlarına göre imalat sanayisi işçilerinin ücreti sabit fiyatlarla 1997 yılında 100 iken, -kamu kesiminde- 2002 yılında 123,3'e çıktı. Sizin iktidarınızda ise artış durdu ve 2006'da 122,2'ye geriledi. Keza, özel kesimde yoksullaşma daha da derinleşti, derin oldu. Özel sektör imalat sanayisi işçilerinin ücreti, sabit fiyatlarla, 1997 yılında 100 iken, iktidarınız öncesi dört yıllık dönemde, yani, 1999-2002 döneminde ortalama 95,5'a, sizin döneminizde, yani 2003-2006 döneminde ise 84,4'e büyüdü.

Değerli arkadaşlarım, bu mudur toplumun ezilen kesimlerin, emekçilerin refahtan pay alması? Yani, bunun tek bir yanıtı var. IMF'nin emeği bastıran, emeğin üzerine, emek gelirlerini kısmaya yönelik politikaları dayatan emekçiler ödedi bu dönemde uygulanan politikaların, IMF ile imzaladığınız niyet mektuplarının... Dört yıllık iktidar döneminde emekçilerin yoksullaştığını, emek sömürüsünün daha da derinleştiğini ortaya koyan bu tabloyu, bence, Sayın Başbakan çok derinden incelemeli, ondan sonra konuşmalıdır.

Bu tablo, esasında, büyük sermayenin neden sizin iktidarınızdan memnun olduğunu; halkımızı inim inim inleten, ulusal çıkarlarımıza sırtını dönen iktidarınızdan halkımızın kurtulmasını sağlayacak, erken seçime büyük sermayenin neden karşı çıktığını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, işsizlik, bugün toplumumuzun en önemli sorunudur. İktidarınızda işsizler ordusu yılda ortalama 500 bin, dört yılda ise toplam 2 milyon kişi arttı. İktidarınızın ilk gününden beri işsizlik rakamlarını çarpıtmaktasınız. Zamanım olmadığı için ayrıntılara inmiyorum. Fakat, bugün, ülkemizde işbaşı yapmaya hazır olup da iş aramayanlar da dâhil edildiği zaman, en son iki gün evvel yayınlanan rakamlara göre ülkemizde genelde işsizlik oranı yüzde 16,2; toplam işsiz sayısı ise 4 milyon 460 bindir. Gençler arasındaki işsizlik oranı Türkiye genelinde bunun asgari 2 katı. Diyarbakır, Bitlis, Muş, Bayburt, Kastamonu'daki gençler arasında işsizlik oranı ise yüzde 50'ye yakındır. Bu işsizlik oranları, sadece gelişmiş ülkelerin değil, tüm gelişmekte olan ülkeler arasında da rekor rakamlardır.

İşsizliğin bu kadar yaygın ve yüksek olduğu bir ülkede huzurdan, geleceğe umutla bakmaktan, refahtan söz edebilmek mümkün mü? Ama, nedense, Sayın Başbakan söz edebiliyor. Neoliberal iç ve dış destekli tarikatlar dayanışmasıyla bugüne kadar sürdürdüğü iktidarını, bundan sonra da boş laflarla, kandırmacayla yürütebileceğini zannediyor.

Yağma yok Sayın Başbakan, testiyi kırdınız, yükünüzü aldınız, ya çekip gidiniz ya da erken seçim kararı alınız; halkımızı ve laik, demokratik cumhuriyetimizi rahatlatınız. Aksi hâlde, başta gençlerimiz ve emekçilerimiz olmak üzere, ezdiğiniz, umutlarını tükettiğiniz, üretme, iş kurma, yatırım yapma şevklerini kırdığınız tüm insanlarımız, sizi hayretle ve ibretle izlemekte olan cumhuriyet kadınlarımız, yani Anadolu kadınlarımız, bunun hesabını sizden sandıkta elbet soracaktır.

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - Bütçe mi konuşuyoruz…

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, 2007 yılı bütçesi küçük bir bütçedir. Bu bütçe, Türkiye'nin bedenine dar olan bir bütçedir. Bu bütçe, ülkemizin yaralarını sarmak için, ülkemizin ekonomisini düzlüğe taşımak için, yarınların çağdaş sosyoekonomik altyapısını kurmak için, sosyal devlet sorumluluklarını yerine getirebilmek için yetersiz büyüklükte olan bir bütçedir. 2007 yılı bütçesi, halka hizmet anlayışı kısır olan, sosyal devleti gerileten bir bütçedir. 2007 yılı bütçesi, bundan evvelki dört bütçenizde olduğu gibi, öncelikle halkımızı memnun etmek için değil, IMF'yi memnun etmek için düzenlenmiş, belirli iç ve dış odakların beklentilerini yerine getirme hedeflerine kilitlenmiş bir bütçedir.

İktidarınızda, toplam devlet harcamaları küçülmüştür, yani, bütçe kavramı, en geniş tanımıyla, küçülmüştür. Devlet harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2002 yılında, tüm harcamalar dâhil edildiği zaman, yüzde 53,5 idi, 2007 bütçesinde ise yüzde 46,9'dur. Oysa, bu oran, Fransa'da yüzde 52,8; İsveç'te yüzde 56,5; Danimarka'da yüzde 53'tür. Üstelik bu ülkeler Türkiye gibi ağır faiz yükü altında değillerdir.

MUHARREM KARSLI (İstanbul) - Oralarda enflasyonla mücadele var mı?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım…

7

MUHARREM KARSLI (İstanbul) - Enflasyonla mücadele…

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Oralarda yolsuzluk da yok.

BAŞKAN - Sayın Karslı, lütfen…

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Ali Dibolar da yok oralarda.

Değerli arkadaşlarım, CHP olarak hedefimiz ve politikamız daha çok yatırım, daha çok kamusal hizmettir. Daha çok kamu yatırımı yapılmadan, daha çok kamu kesimi sabit sermaye yatırımları için gerekli ekonomik koşullar yaratılmadan, bunun için gerekli siyasi irade ortaya konulmadan, 21'inci yüzyılın ileri kilit sektörlerinde teknolojik yapılanmada atılım sağlanamaz, çağdaş, sosyoekonomik altyapı kurulamaz, ülkemizin kalkınmada geri kalmış yöreleri ayağa kaldırılamaz. Bu amaçla, bu nedenle, her yıl gayrisafi millî hasılanın yüzde 6'sı oranında bir kaynağın, bir kamu kaynağının ekonomik ve sosyal ve kentsel altyapı ve çevre yatırımları ve teknolojik yapılanma amacıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - …yatırımlara, bu yöne tahsis edilmesi gereklidir.

Değerli arkadaşlarım, son dört yıldır Ali Dibolar, vurguncular, kapkaççılar, üçkâğıtçılar, çıkar amaçlı örgütler ve tarikatlar ülkesine dönüştük. Dört yıldır kamu ihalelerinde bir vurgun rüzgârı esmekte. Bir bölüm AKP'liler ile müteahhitlerin Ali Dibolar olarak tanımlanan vurgun iş birliği dalga dalga ülkemize yayılmaktadır.

Başbakan Tayyip Erdoğan geçen hafta bu kürsüde bir gazete gösterdi, "İşte Ali Dibo." dedi. Ancak belli ki bu sözleriyle Tayyip Bey, Ali Dibo yok diyemiyor, aksine, bir anlamda Ali Diboları ikrar ediyor, kabul ediyor.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Evet, sizde olduğu gibi.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Mecliste var.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, zamanım bitti. Ancak er geç, iktidarımızda, Kasım 2007'de dokunulmazlıkların kaldırılmasının sözünü bir kez daha buradan ben veriyorum.

Hepinize saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - Bir daha burada olmayacaksınız ki.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, İzmir Milletvekili Oğuz Oyan.

Buyurun Sayın Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, Gelir İdaresi bütçesini görüşüyoruz. Gelir İdaresi Başkanlığımızın performansını herhâlde önümüzdeki yıl daha iyi değerlendireceğiz, ama bu yıldan bazı değerlendirmeler yapma imkânımız var.

Şimdi, ilk önce, bir kere şuna bakalım: Türkiye'de bir bütçe hazırlanıyor, bu bütçe halkın hangi ihtiyaçlarına yanıt veriyor? Birinci bakacağımız şey bu. Yani, biz bu bütçelerle gerçekten toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilecek durumda mıyız? Toplumun ihtiyacı ne, bütçenin sunduğu ne? Bakmamız gereken birinci pencere budur. Buradan baktığımız zaman görüyoruz ki, bu bütçelerin, IMF bütçesi olmaya devam eden bu bütçelerin halkın talepleriyle örtüşmesi mümkün değildir. Burada, beşinci yıldır, beşinci kezdir IMF bütçeleri görüşüyoruz. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti'nin ihtiyaçlarına göre hazırlanmış bütçeler değillerdir.

Türkiye, AKP İktidarında, geçici bütçeyi de ilk sayarsak altıncı IMF bütçesini görüşüyor, ilk üç aylık bütçeyi de sayarsak. Peki…

MUHARREM KARSLI (İstanbul) - On beşinci …

OĞUZ OYAN (Devamla) - Efendim?

MUHARREM KARSLI (İstanbul) - On beşinci, yirmi beşinci IMF bütçesi oluyor, beşinci filan değil.

BAŞKAN - Sayın Karslı, lütfen…

OĞUZ OYAN (Devamla) - Ha, tamam, biz döneminizdeki sırayı sayıyoruz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım.

MUHARREM KARSLI (İstanbul) - En az yirmi beşinci bütçe.

BAŞKAN - Sayın Karslı, lütfen efendim.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Yani, bununla iftihar ediyorsanız onu da söyleyeyim, IMF bütçeleri sizinle başlamadı, çok hoşunuza gidecekse onu söyleyeyim. Sizden önce başladı.

8

MUHARREM KARSLI (İstanbul) - Tabii.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Sizden önce başladı, 98 yılında…

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Siz de vardınız.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Biz yoktuk tabii. Lütfen…

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Sayın Kemal Derviş vardı.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Lütfen, siz sıranız gelince konuşun.

98 yılında yakından izleme anlaşmasıyla IMF'yle ilişkiler başlamıştır. Siz iktidara geldiğinizde bunlar 2004 yılında bitecek idi, bunu 2008 yılına uzatma başarısını gösterdiniz, sizi kutluyorum.

Türkiye 2000 yılından itibaren IMF cenderesi içinde bütçeler yapmaktadır. Bu bütçelerde kamu yatırımı yoktur, en çok kısıtlanan kalem kamu yatırımıdır.

Bu bütçelerde tarıma destek yoktur. Bakınız, bir yasa çıkardınız, dediniz ki bu yasada geçen sene: "Tarıma destek yüzde 1'in altına olmayacak." Yani, gayrisafi millî hasıla yüzde 1'in altına bir tarımsal destek olmayacak diye kendi kendinizi de bağlayan bir düzenleme çıkardınız. Peki ne görüyoruz? Devri iktidarınızda tarıma olan destekler millî gelirin ortalama binde 7,5'u, yani, yüzde 0,75'i; yani, yüzde 1 olmamıştır. Hazırladığınız 2007 bütçesinde yüzde 1'i gene tutturamıyorsunuz kendi yasa hükmünüze rağmen, yüzde 0,83'tesiniz. Yani, değerli arkadaşlarım, yüzde 1'i yasa hükmü hâline getiriyorsunuz, kendi çıkardığınız yasa size dar geliyor, giremiyorsunuz içine. Böylesine bir anlayışla bir ülke yönetilebilir mi?

"Faizleri azaltıyoruz" dediniz. Geçen yılın, yani bu içinde bulunduğumuz yılın birtakım uygun koşullarıyla belli bir noktaya gelindi, fakat, mayıs ve hazirandan sonraki o dış dünyada olan küçük dalgalanmanın bizde tsunami gibi bir kriz etkisi yaratmasıyla hâlâ Hazine şu an ortalama yüzde 22-23'lerden borçlanıyor. Yani, nisan ayında biz yüzde 14 ile borçlanırken, Hazine borçlanırken, şimdi bunun yüzde 50-55 fazlasıyla yüzde 22-23'ten borçlanıyor. Nominal faiz bunlar. Reel faiz olarak baktığımızda çok yüksek reel faizler var. Şu anki borçlanmaların, şu an, bu yılın son aylarındaki borçlanmaların, önümüzdeki yılın enflasyon beklentilerine göre baktığınızda yüzde 17'lik reel faizlerle borçlanıyorsunuz. Yüzde 17 reel, yani, enflasyon etkisinden arındırılmış yüzde 17'lik reel faizlerle borçlanıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'yi yıllardır IMF bütçeleriyle sıktınız ve dediniz ki: "Biz bununla faizleri düşüreceğiz, enflasyonu düşüreceğiz." Peki, ne oldu? Nisan ayında enflasyon belli bir noktadayken, yüzde 7'lerdeyken, birdenbire bunu yüzde 10'lara getirdiniz. Nisan ayında faizler yüzde 14 iken, yüzde 22-23'lere getirdiniz. Yani, şimdi, soruyorum: Bu bütçeyle, eğer bu bütçelerle, enflasyon, sıkı mali politika enflasyonu düşürecekti ise niye düşmüyor? Bu bütçelerle daha düşük faizler ve daha az faiz ödeneği bütçelere konacaksa niye bu gerçekleşmiyor? İlk kez bu yıl, yıllardır bu cendere içinde faizler azalmıştı bütçede ve şimdi ilk kez, beşinci yılınızda, faizlerin tekrar arttığı bir döneme giriyoruz, hem nominal olarak hem nispi olarak, oransal olarak. Yani, sizin bütçenizde, 46 katrilyonluk faiz ödeneği, bu yıl, 2006 için, 2007'de 53 katrilyon olarak açıklanıyor. Üstelik de 2007 için yüzde 18-19 nominal faizlerle borçlanacağınız hesabıyla. Eğer bu hesap tutmaz da şu anki trend sürer, yani, yüzde 22-23 trendi sürerse, sizin faiz hesabınız, 2007'de 60 katrilyonu bulacaktır. Şimdi, siz, bu bütçeyle nasıl iftihar ediyorsunuz? Nasıl böyle bir bütçeyi, çok fazla sıkıntı duymadan, sıkılmadan diyeyim isterseniz, buraya getirip savunabiliyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu bütçede, yatırım gene en az pay alan kalemlerden biri. Türkiye'nin… Bir makine nasıl yağ olmadan çalışmaz, nasıl bisiklet pedalı döndürmeden gitmezse, bir ülke de, bir şirket gibi, yatırım olmadan hayat bulamaz, kendini geliştiremez. Siz, Türkiye'de, bir otoyol, bir konut dışında sanki başka yatırım talebi yokmuş gibi, bütün yatırımları durdurup, görünür, halkın gözüne sokabileceğiniz bir iki şeyi öne çıkardınız. Onun dışındaki bütün yatırımları durduruyorsunuz. Böyle, ülke yönetilmez. Eğer IMF'ye emanet ediyorsanız ülkeyi, bu ülkeyi IMF'nin programıyla yönetecekseniz, siz niye seçiliyorsunuz ve iktidara talip oluyorsunuz? Bunu sormak hakkımızdır. Eğer Türkiye IMF tarafından, Washington üzerinden yönetilecekse, Ankara Hükûmetinin işi nedir değerli arkadaşlar, işi nedir?

Şimdi, dolayısıyla, burada, bir bütçenin gelir ve gider rakamlarına baktığımız zaman, burada, bu bütçenin 2006 yılı bütçesine kıyasla 4 kat fazla açık veren bütçe olduğunu görüyoruz. Yani, açıkları azalttık diye sevindiğiniz 2006 yılında 4 katrilyona düşürdük diyorsunuz. Şimdi, 16 katrilyon küsurluk açık ilan ederek bir bütçe önümüze getiriyorsunuz. Yani, her bakımından, dört yılın, beşinci yılında başarısızlığın tescilini yapıyorsunuz; bu başarısızlığın, bu politikaların yeniden çökmesinin, 2001'de çökmüştü, sizin elinizde bir kez daha çökmesinin tescil edilmesidir.

Gelir bütçesine baktığımız zaman, 188 katrilyonluk gelirin, işte, 184 genel bütçe gelirleri, bunun 158 katrilyonunun da vergi gelirleri olduğunu görüyoruz. Burada vergi gelirinde ciddi bir artış olacağı hesabı var. Üstelik de, özellikle gelir vergisinde yüzde 27'lik bir artış öngörüyorsunuz. Bunu nasıl yapacaksınız, soruyoruz. Yani, bunun arkasında, yurttaşa, vatandaşa hangi yeni vergi yükleri geliyor? Dolaylı vergilerde hangi yükler geliyor?

9

Bakınız, 2006 yılı bütçesinde sizin bütçe açığınızın düşmesinde iki önemli neden vardı: Bunlardan bir tanesi Türkiye'deki büyüme ve ithalat temposu; ithalatın da büyümesi dolayısıyla tahsil ettiğiniz vergiler beklediğinizin üzerinde oldu, özellikle ithalat üzerinden. İkincisi, bütçede vergi dışı birtakım gelirler beklentinin dışında oldu; gerek Telekomdan nakit girişleri gerekse de GSM satışlarından, özelleştirme girişleri nedeniyle. Bu iki nedenle 13 milyar yeni Türk lirası civarında bir açık beklentisi 4 milyar yeni Türk lirası dolayına düştü. Ama, şimdi, buna sevinebilir miyiz? Bunlar bir kerelik gelir artışları. Bundan sonra ne olacak? 2007'de vatandaşa öngördüğünüz daha iyi bir vergi politikası değil. Yani, Türkiye'de eğer vergiler ithalat arttığı için artıyorsa, ben soruyorum, Gelir İdaresi Başkanının bunda başarısı nerede? Eğer, Türkiye'de dolaylı vergiler yüzde 70'lere ulaşmışsa, yani şirketler bir anlamda mültezim gibi vergi toplar duruma gelmişse, diğer yüzde 30'luk doğrudan gelirlerin de önemli bölümü zaten gene şirketler üzerinden geliyor, yani doğrudan beyanname üzerinden elinize geçmiyorsa, doğrudan beyannameyle tahsil ettikleriniz yüzde 5'in altına düşmüşse, soruyorum, bu Gelir İdaresi Başkanlığının Türkiye'de düzgün bir vergi ve gelir politikası uygulamak açısından katkıları nerededir? Yani, eğer ülke böyle yönetilecek ise, hani daha önce söylendiği gibi, Gelir İdaresi Başkanlığına ne gerek vardır?

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de çok ciddi bir vergi adaletsizliği vardır. Bu vergi adaletsizliğini artıran uygulamalar yapılmaktadır; çünkü, tüketim üzerinden alınan vergiler, evine tüp alan vatandaşı, bakkaldan ciklet alan, gofret alan çocuğu vergilendirmektedir. Gücünüz yetiyorsa, herkesi mali gücüne göre vergilendirin. Gücünüz yetiyorsa, ödeme gücü olanlardan, artan oranlı gelir vergisini almaya gayret edin. Kurumlar vergisinde yeni bir oran indirimi yaptınız; bunun matrahı genişleteceği varsayılıyordu. Peki, geliştirdi mi? Bakıyorsunuz, kurumlar vergisinde önemli azalışlar gündeme geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Oyan, buyurun, konuşmanızı tamamlayınız.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Demek ki, burada da bir önemli başarısızlık söz konusu. Yani, dolaylı dediğimiz, tüketim üzerinden alınan ve en gayriadil vergi türü olan vergilerle, yüzde 70'lere ulaşmış bu tür vergilerle yola devam edeceksiniz ve bir Gelir İdaresi Başkanlığının da burada bir bütçesinden ve başarısından söz edeceğiz. Bu, gerçekten, Türkiye Cumhuriyeti'nin, önemli maliye birikimine, ta Osmanlı'dan devraldığımız ve cumhuriyet döneminde getirdiğimiz önemli bütçeleme ve maliye birikimine yakışmayan bir bütçe ve ödenek teklifidir. Dolayısıyla, buna "hayır" oyu vereceğimizi buradan bir kez daha belirtiyorum.

Halkımızın yararına olacak bütçeleri yapmak üzere, umarım, önümüzdeki yıl iktidarda biz olacağız değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Dördüncü konuşmacı, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu.

Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Oyan Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi bütçesiyle ilgili konuşmasını yaparken, Gelir İdaresinin performansından söz etti. Gelir İdaresinin performansını ölçen tek bir ölçü var değerli arkadaşlar. Zarar eden mükellefler beyanname verdiği zaman, "Niçin zarar ediyorsun?" diye vergi dairesine çağrılıp, "Götür bu beyannameyi düzelt, beyanını artır, ondan sonra tekrar yeni beyannameyle gel." diyen kişi sayısı arttıkça Gelir İdaresinin performansı da artmış oluyor. Acaba -ben merak ediyorum- Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine bu yönde bir şikâyet gelmiyor mu? Eğer bu ülkede demokrasi varsa, yasalar uygulanıyorsa -benim beyanım hazır, veriyorum zaten- istediğiniz zaman inceleme yapabilirsiniz. Ama, niçin beni çağırıp da, "Bu beyanı götür. Yoksa seni inceleyeceğiz. Eğer bunu artırmazsan başına gelecekleri düşün…" Böyle bir maliye yönetimi olabilir mi, böyle bir anlayış olabilir mi? Ama, Türkiye'de maalesef bu yapılıyor.

İkinci önemli nokta, sıcak paraya teslim olan bir idare ekonomi yönetiminde başarılı olamaz. Sizler Telekomu özelleştirdiniz. Ben merak ediyorum, acaba bir Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilimiz… Telekom özelleştirildi, belli bir para geldi, sonra bir mini kriz çıktı, faizler yükseldi, Telekomdan gelen para misliyle tekrar dışarı gitti. Ne yaptınız siz, ne yaptı Maliye Bakanlığımız? Bu Parlamentoya bir kanun getirdi, "Ben sıcak paranın aldığı faizleri vergilemeyeceğim." diye. Bu ne demektir? Sıcak paranın önünde diz çöken bir hükûmet demektir. Bu anlayış olduğu sürece ekonomide başarılı olamayız. Ekonomide ipler hep dışarının elinde olacaktır. Şimdi bakın, hem Telekom gitti hem dünyanın parası gitti ve siz özelleştirme yapıyorsunuz.

Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, İstanbul'da bir denetim elemanı İstanbul Büyükşehir Belediyesinin -Park ve Bahçeler- yaptığı ihalelerle ilgili bir inceleme başlatıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesinden bilgiler geliyor. Tam incelemeye başlayacak, kendisinin önüne bir yazı geliyor: "Bu incelemeyi teslim et, geri ver." Böyle bir anlayış olabilir mi? Kimi kimden koruyorsunuz? Yani, İstanbul Belediyesinin yaptığı vergi kaçakçılığı iddialarını niçin bir denetim elemanına inceletmiyorsunuz? Bunu yapmaya, acaba kimin ne hakkı vardır? Bana, çıkıp "şu yasaya dayanarak biz bunu geri istiyoruz" desinler veya "istedik" desinler. Bir film yapımcısı, televizyondaki di

10

zileri reyting rekorları kıran bir dizi, bir yapımcı, bunun hesaplarını inceliyorlar, milyarlarca liralık naylon fatura tespit ediliyor, yine bir yazı: "İncelemeyi şuraya teslim et." Bu arkadaşımız yazı yazıyor: "Ben daha işin başındayım, milyarlarca liralık naylon fatura var -2 katrilyon lira- benim bu incelemeyi sürdürmem lazım." Yazı geliyor: "Hayır, sen bu incelemeyi iade edeceksin."

Değerli arkadaşlar, ben merak ediyorum: Acaba, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri bunları bilmiyor mu? Bunun hesabını sormuyor musunuz? Bakın, ben, burada söylüyorum, Sayın Bakan isterse belgeleri kendisine de verebilirim: Nasıl oluyor da kimler, niçin, hangi gerekçeyle korunuyor? Gelir İdaresinin başarısından söz ediyoruz, Maliye Bakanlığının başarısından söz ediyoruz; bu olayların olduğu bir ülkede başarıdan söz edilemez, mümkün değil. Saydamlıktan söz ediyoruz…

Bakın değerli arkadaşlar, özelleştirmeden söz ettik. Özelleştirme Kanunu'nda bir madde var, aynen okuyorum: "Değer tespit sonuçları -yani, özelleştirme sonuçları- özelleştirmeden önce yapılan değer tespit sonuçları, kuruluşun özelleştirilmesine ilişkin ihale sonuçlarının onaylanmasını müteakip kamuoyuna duyurulur." Özelleştirme ihalesi onaylanınca değer tespit sonuçları kamuoyuna açıklanacak. Kanun böyle. Ben merak ediyorum: Acaba içinizden bir kişi, özelleştirilen bir kuruluşun değer tespit sonuçlarının ilanını gördü mü, duydu mu? Böyle bir şey yok, böyle bir şey yapılmadı bile. Ama, ne yaptınız biliyor musunuz? Bakanlık buraya bir kanun getirdi, buraya getirdi ve sizlerin oylarıyla geçti. Ne diyor orada: "Değer tespit sonuçları kuruluşun özelleştirme işlemi tamamlanarak, devir sözleşmesinde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmesinden sonra kamuoyuna açıklanır." Bu ne demektir? Ben bunu kamuoyuna hiç açıklamayacağım. Hani, siz, şeffaflıktan söz ediyordunuz arkadaşlar, dürüstlükten söz ediyordunuz? Bunun neresi dürüstlük, neresi şeffaflık değerli arkadaşlar? Siz değer tespit sonuçlarını kamuoyuna açıklamaktan âciz bir Hükûmetle çalışıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti böyle bir Hükûmete muhataptır şu anda. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, Tekelin özelleştirilmesini yaptınız. Bir kanun var değerli arkadaşlar, 2531 sayılı Kanun. Diyor ki: "Kamuda görev yapan bir kişi, aynı işi yapan bir kuruluşa üç yıl geçmedikçe geçemez." İçinizde saygıdeğer denetim elemanları var ve bunlar bu ayrıntıyı çok iyi bilirler. Tekelin özelleştirilmesi sırasında, Alkollü İçkiler Genel Müdürü özelleştirmeden hemen önce özelleştirmeyi alacak kuruma genel müdür olarak geçti. Bu ülkede savcılar var mı? Var. Bunu soruşturan bir savcı var mı? Yok. Niçin? Yargı bağımsız değil de onun için.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ne demek ya?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Peki, bu kanun niye çıktı, niye bu kanunu uygulamıyor kimse? Bu kanunu uygulayabilecek yüreklilikte bir savcı yok mu bu ülkede? Yok.

HALİL ÖZYOLCU (Ağrı) - Yargıya hakaret ediyorsun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Geliyorum başka bir şeye. Tekelin içki bölümünü 292 milyon dolara…

Değerli arkadaşlar, ben burada söylüyorum. Eğer bir savcı arkadaşımız soruşturma açarsa, bir milletvekili, bir parlamenter olarak bundan ancak şeref duyarım. Dolayısıyla, biz yargıyı eleştireceğiz, görevini yerine getirmeyen herkesi eleştireceğiz. Hükûmeti eleştiriyorsak, görevini yerine getirmeyen kişiye de eleştireceğiz.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Eleştirmek başka, hakaret başka şey. (CHP sıralarından "Ne hakareti?" sesleri)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Hakaret değil arkadaşlar, eleştiriyoruz. Hakaret ayrı… Ne benim terbiyem ona yeter ne de benim gücüm yeter.

Bakın, değerli arkadaşlar, Tekelin alkollü içkiler bölümünü 292 milyon dolara özelleştirdi, 292 milyon dolar. Kısa bir süre sonra özelleştirilen bölümün yüzde 90'ı 800 milyon dolara satıldı. 600 milyon dolar arkadaşlar, 600 milyon dolar, ne diyebiliriz biz buna? Elimizi vicdanımıza koyup düşünmemiz lazım, doğru mu yapıyoruz biz acaba? TÜPRAŞ…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum, ama bu bütçede bunları söyleyemezsek nerede söyleyeceğiz.

Gemlik Gübre Fabrikası özelleştirildi. Hiçbir şey okumuyorum, Sayın Turhan Çömez'in açıklamasını okuyorum, sizin milletvekiliniz: "Önce Sayın Başbakana çok kapsamlı bir rapor hazırladım. Ne yazık ki, yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen hiçbir geri dönüş alamadım ne Başbakanlık danışmanlarından ne de ilgili bakanlıktan. Daha sonra bu dosyayı bir genel başkan yardımcımıza takdim ettim. Aradan üç ay geçti, sonradan öğrendim ki dosya Genel Merkezde kaybolmuş. En sonunda kafamda beliren şüpheleri ilgili sayın bakana soru önergesi olarak sordum, ama bugüne kadar ondan da cevap alamadım."

11

Yolsuzlukların üzerine inşa edilen bir özelleştirme politikası olabilir mi arkadaşlar? Kapalı kapılar ardında bir özelleştirme politikası olabilir mi? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını bu Parlamento korumayacaksa kim koruyacak arkadaşlar? Şuraya geliyoruz, elimizde dünya kadar belge var, doküman var, yedi buçuk dakikada anlat diyorlar. Neyi, nasıl anlatacaksınız? Halk, nasıl, neyi bilgilenecek?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Tek başınıza siz konuşun!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Balıkesir Milletvekili Ali Kemal Deveciler.

Sayın Deveciler, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Artık, bir bütçe maratonunun sonuna geldik. Bu, AKP'nin son bütçesi. İnşallah bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti, insanlarımız, AKP'ye bir daha iktidar nasip etmez, böyle bütçeleri de AKP'nin hazırlamasına da zaman yetmez.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Güldürme Allah aşkına, güldürme!

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) - Plan ve Bütçe Komisyonundan bugüne kadar aşağı yukarı iki aya yakın bir zaman geçti ve büyük umutlarla ve yoksullaşmakta olan geniş halk kesimlerinin derdine derman olabilir ümidiyle başladığımız bütçe çalışmalarının bu yönde hiçbir gelişme göstermediği bugün artık açık ve net olarak görülmektedir.

Bu bütçede dul ve yetim yok, bu bütçede emekli yok, işçi yok, memur yok, köylü yok, esnaf yok, çiftçi yok, bu bütçede yatırım hiç yok. Peki ne var arkadaşlar? Bu bütçede, rantiyecinin faiz ödemelerinin garantisi var, rantiyeye kaynak aktarımı var, gelir dağılımının devlet eliyle biraz daha bozulması var, dar gelirlinin yerine rantiyenin kayırılması var. Bu bütçe bu hâliyle IMF tarafından test edilmiş, onaylanmış ve Türk halkına sunulmasına izin verilmiş bir bütçedir. Bu bütçe, rantiyenin faiz ödemelerini garanti altına alan, Türk halkına vergiden başka bir şey getirmeyen bir bütçedir.

2007 yılı genel bütçe gelirleri, 184,2 milyar YTL ile merkezî yönetim bütçe gelirlerinin yüzde 97,9'unu oluşturmaktadır. Buna göre, 26,1 milyar lira olan vergi dışı gelirler, genel bütçe gelirlerinin yüzde 14,2'sini oluştururken, 158,2 milyar YTL olan vergi gelirlerinin payı yüzde 85,8'dir. Gelirler içinde bu denli önemli payı olan vergi gelirlerinin 2007 yılındaki artışı, 2006 gerçekleşme hedeflerine göre yüzde 14,9 seviyesindedir. Bu artışın, yüzde 4 olan yıl sonu TÜFE enflasyon değeri, yüzde 5 olan gayrisafi millî hasıla büyümesi düşünüldüğünde, yüzde 5,2 reel bir artışa tekabül ettiği görülmektedir. Vergi gelirlerinde hedeflenen bu reel artış oranı, çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi tahsil edilebilme ilkesine göre olsaydı, bu artışı hepimiz beraberce desteklerdik. Oysa, maalesef, vergiler detaylı olarak incelendiğinde durum böyle değildir.

Sayın Bakan, Hükûmetiniz, 2007 yılındaki enflasyon hedefini yüzde 4 olarak tahmin ederken, bütçeye konan 2007 yılı vergilerini neden 14,9 oranında artırdınız? Neden, hedeflenen enflasyon oranının 4 katı oranında, bu insanlarımıza, bu halkımızın sırtına vergi salıyorsunuz? 2007 yılı vergi gelirleri içinde yüzde 28,7 oranında bir paya sahip olması beklenen gelir ve kazançlar üzerinden alınan vergiler içinde, maalesef, kurumlar vergisinde bir düşüş olacağını bize göstermektedir. Nitekim, 2006 yılı bütçe hedefinde 12,9 milyar YTL olarak belirtilen bu miktar, 2007 yılı bütçesinde 11,9 milyar YTL olarak öngörülmektedir. Bu durum, bize, kurumlar vergisi oranlarının yüzde 10 düşürülürken bundan murat edilen vergi matrahının genişlemesi amacının gerçekleşmediğini de açık ve net olarak göstermektedir.

Bu artışın gerçekleşmemiş olmasına karşın kurumlar vergisi oranlarının düşürülmesi nedeniyle bankacılık gibi finans kesiminin elde ettiği net vergi kazancı tam 2 milyar YTL'dir. Yani, kurumlar vergisinde yapılan bu indirimden kimler faydalanmıştır, biliyor musunuz? Hükûmetinizce yapılan özelleştirmenin neticesi yabancılara peşkeş çekilen kurumlar, başta Telekom, Tekel, Petrol Ofisi, finans sektörü ve bankalar faydalanmıştır. Yani, Haririler, Oferler, yabancı finans kuruluşları, Yunan Alfa Grubu ve Türk holdingi Doğan Holding faydalanmıştır. O sizi sonuna kadar destekleyen var ya, medya grubu, işte o faydalanmıştır.

Öte yandan, geçtiğimiz mayıs ve haziran aylarında yaşanan mini krizin önüne geçilebilmesi için stopaj oranlarının yapancılar için sıfırlanmasının ve yerliler için de düşürülmesinin faiz kazançlarından tahsil edilecek vergi gelirlerinde sınırlı kalınacağı hatırlatıldığında, gelir vergisinde öngörülen yüksek oranlı artışın, yine, orta gelirli memur, çiftçi, köylü, dul ve yetim, esnaf ve rantiyeci olmayan kesimler tarafından üstlenileceği burada gözükmektedir.

Yine, gelirler ve kazançlar üzerinden alınan vergiler gayriadil biçimde bir gelişme gösterecek şekilde ayarlanarak buradan tahsil edilmesi öngörülen miktarlara ait hedef üst limitler tespit edilince, gelirleri artırmanın

12

hükûmet tarafından en iyi yollarından bir tanesi de toplam gelirler içinde payı yüksek, 43,5 olan dâhilde alınan mal ve hizmet vergilerini reel olarak artırmak olmuştur.

Nitekim, 2007 yılına ait artış oranı 2006 gerçekleşme hedefine göre 12,7; 2006 bütçe hedefine göre de yüzde 15,8'dir. Bu başlık adı altında yer alan en önemli kalemlerin katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi olduğu hatırlandığında, 2007 yılında da vergide adaletin çarpıtılması anlayışlarına tarafınızdan devam edileceği görülmektedir.

Nitekim, bu tür anlayışla, 2002 yılında yüzde 66 olan dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki oranı 2007 yılı bütçesinde yüzde 69 seviyesine çıkmış olacaktır. İşte, Hükûmetinizin vergideki adaleti ve kalkınma anlayışı da budur.

En önemli vergilerden biri de, dâhilde alınan mal ve hizmet vergisinin kalemlerinden biri olan özel iletişim vergisidir. Söz konusu verginin adı geçen başlık içinde 2007 yılı payının yüzde 5,8 olması öngörülmektedir. Buna göre, bu vergideki artış oranının, 2006 gerçekleşme tahminine göre yüzde 9,9; 2006 bütçe hedefine göre ise yüzde 10,2 artış olması hedeflenmektedir.

Şu hâlde, bir yandan Hükûmetinizin 2007 yılı programında aynen şöyle diyor: "Bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması ve etkin kullanımıyla bilgi toplumuna dönüşüm sürecinin hızlandırılması ve bu yolla ülkemizin rekabet gücünün ve refah düzeyinin artırılmasına katkı sağlanması temel amaçtır." Özel tüketim vergileriyle ilgili. Derken, diğer yandan da, özel iletişim vergisinde reel bir artış yapma çelişkisini yaşayan bir AKP politikaları demetiyle karşı karşıyayız. Ama, daha da dikkat çeken bir husus, Plan ve Bütçe Komisyonunun Ulaştırma Bakanlığının bütçe görüşmelerinde, Sayın Bakan, 20/11/2006 tarihinde aynen şunu diyor: "İletişimdeki vergiler 1999 depreminden sonra artırıldı ve o süreç devam ediyor. Geçen günlerde, Sayın Başbakanımız, bizim yaptığımız bir çalışmayı Bakanlar Kuruluna da takdim ettik. Önümüzdeki 2007'den itibaren iletişimdeki vergi yükünü azaltacak çalışmalara fiilen başlayacağız." şeklinde ifadenin 2007 yılı bütçesinde, şu anda görüşmekte olduğumuz 2007 yılı bütçesindeki hedefleri yalanlamakta olduğu açık ve net olarak gözükmektedir. Programınızda ve Ulaştırma Bakanının konuşmalarında "artış yok" diyorsunuz, ama 2007 yılı bütçesine iletişim vergilerinde yüzde 10,2 civarında bir artış olduğunu görüyoruz. Bu tezat değil midir arkadaşlar? Programınızda başka şey, Bakanın söylediği başka şey, ama 2007 yılı bütçesinde farklı şeyler.

2007 yılında vergi gelirlerinin üretimi açısından dar gelirliyi, emekliyi, ücretliyi, çiftçiyi, esnafı, yoksulu daha da zorlayacak ve daha da yoksul kılacak biçimde hazırlanan 2007 yılı bütçesinde vergi dışı gelirlerin 2006 gerçekleşme tahminlerine göre yüzde 14,3 oranında bir düşüşe işaret etmektedir. Bu düşüşte en önemli neden, 2006 yılında bir defaya mahsus olmak üzere özelleştirilen kurumlardan sağlanan gelirlerin 2007 yılı için tahsil edilemeyecek olmasıdır, vergi dışı gelirlerin düşüşü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Deveciler, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) - Çünkü, özelleştirme uygulamalarınızı 2006 yılında bitirdiniz, 2007'de tahsil edemeyeceksiniz.

Tüm bu düşünce ve saptamaların ışığı altında, 2007 yılı bütçesi, gelirleri açısından, ya samimi olmayan ya da geniş dar gelirli toplum kesimlerine çok ciddi vergi yükümlülükleri getirmeye yönelik bir bütçedir.

59'uncu AKP Hükûmetinin son bütçesi olan 2007 yılı bütçesi arkasında ciddi bir gelir dağılımı ihtiyacı bırakacak olan bütçeler dizisinin sonuncusu olacaktır ve olmalıdır. Yani, bu bütçe, emeğiyle geçinen işçiye, emekliye, çiftçiye, köylüye, esnafa, dul ve yetime, yoksula hiçbir şey vermediği gibi, tüm bu kesimlere yük getiren, vergiyle elindekini avucundakini emen, bu kesimleri daha da yoksullaştıran, sadece ve sadece -bu bütçe- rantiyeciye refah getiren son bütçe olma özelliğiyle tarihteki yerini alan bir bütçe olacaktır.

2007 yılı bütçesine oyum rettir, çünkü, bu bütçede hiçbir toplumun katmanlarına yer verilmemiştir, aleyhine düzenlemeler vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) - Sayın Başkan, hemen teşekkür edip bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun, teşekkürünüzü alayım.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) - Sadece ve sadece faiz ödeme bütçesidir. IMF'nin istediği tarzda bir bütçedir. Onun için, oyum ret olacaktır.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

13

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.

AK Parti Grubu adına ilk konuşmacı, Kütahya Milletvekili Abdullah Erdem Cantimur.

Sayın Cantimur, buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti Grubu adına Maliye Bakanlığının 2007 yılı bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçesini görüşmekte olduğumuz Maliye Bakanlığı, ülkemizde, maliye politikasının hazırlanması ve uygulanmasında çok önemli bir rol oynamaktadır. Söz konusu Bakanlığın gerek maliye politikasının belirlenmesinde gerekse uygulamasında göstereceği performans, sağlam bir mali yapıya sahip olabilmek açısından hayati önem taşımaktadır.

Bu kapsamda, Maliye Bakanlığı merkezî yönetim bütçesinin hazırlanması ve uygulanması, harcama ve gelir politikalarının oluşturulması, devlete ait malların yönetimi, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin muhasebe hizmetlerinin yürütülmesi, devletin hukuk danışmanlığı ve muhakemat hizmetlerinin yürütülmesi, kara para ve yoksullukla mücadele, vergi incelemeleri, iç kontrol ve muhasebe standartlarının belirlenmesi gibi kamu sektöründe çok önemli görevleri yerine getirmektedir.

Maliye Bakanlığı, Türkiye'nin yıllardır içinde bulunduğu yüksek enflasyon ve reel faiz oranı sorunundan kurtarılması ve kamu borç stokunun makul düzeylere çekilmesi, makro ekonomik ve bütçe performansının istenen yüzeye çıkarılması amacıyla son yıllarda çok önemli çabalar göstermektedir. Gelinen noktada, ekonomik istikrarın sağlanması ve makro ekonomik göstergelerin iyileştirilmesinde Maliye Bakanlığının uyguladığı politikalar önemli rol oynamıştır. Bu çerçevede, mali disiplinin sağlanması amacıyla gereken bütün tedbirleri almış ve kaynak harcama dengesinin kurulması yönünde önemli ilerleme kaydetmiştir.

Nitekim, merkezî yönetim bütçe açığının düşürülmesi ve etkin bir borç yönetimi yürütebilmesi için, gerekli faiz dışı fazlanın sağlanması konusunda Türkiye, tarihinin en başarılı dönemlerinden birini geçirmiştir. 2003 yılından bu yana, faiz dışı fazla performansı istikrarlı bir seyir izlemiş ve program hedefleriyle uyumlu faiz dışı fazla elde edilmiştir.

Aynı başarı, bütçe açığının azaltılmasında da gerçekleştirilmiştir. 2003 yılında bütçe açığı 45,2 milyar YTL olarak hedeflenmişken, gerçekleşme 40,2 milyar YTL olmuş, 2004 yılında 45,8 milyar YTL olarak hedeflenen bütçe açığı, 30,3 milyar YTL olarak gerçekleşmiştir. 2005 yılında ise, bütçe açığı 29,1 milyar YTL olarak hedeflenmişken, gerçekleşme 8,1 milyar YTL olmuştur.

Bütçe açığının düşürülmesi konusunda gösterilen olumlu performans 2006 yılında da artarak devam etmiştir. Ocak-Kasım dönemi itibarıyla merkezî yönetim bütçesi, yirmi üç yıl aradan sonra ilk defa fazla vermiştir. 2006 yılında 14 milyar YTL olarak hedeflenen bütçe açığının, yaklaşık 3 milyar YTL olarak gerçekleşmesi beklenmektedir.

Aynı şekilde, 2006 yılında kamu gelirlerinin kamu harcamalarından daha hızlı artması ve mali disiplin ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalınması sonucunda, faiz dışı fazla gerçekleşmesinin hedefin oldukça üzerine çıkarak 32,3 milyar YTL yerine, yaklaşık 43,2 milyar YTL olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığının 2007 yılı gelir bütçesi, gider bütçesi için teklif edilen ödenek tutarı 46 milyar YTL'dir. Bu ödeneğin yaklaşık yüzde 2'si, söz konusu Bakanlığın kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanılacaktır. 2007 yılı ödenek teklifinin yaklaşık yüzde 98'i, diğer kamu hizmetlerinin karşılanması amacıyla konulmuştur. Bu ödeneklerin önemli bir kısmı malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına devlet katkısı, genel sağlık sigortasına devlet katkısı ve faturalı ödemelerin karşılanması, kaldırılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü personelinden il özel idarelerine devredilen ücret ödemeleri, köylerin içme suyu ve yol sorununun giderilmesi amacıyla başlatılan KÖYDES projesine, yine belediyelerin altyapısının desteklenmesi amacıyla başlatılan BELDES projesi, mahallî idare ve fonların, fon paylarının ödenmesi, siyasi partilere yardım ve yıl içinde ortaya çıkacak beklenmedik ihtiyaçların karşılanması amacıyla kullanılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de 2007 gelir bütçesiyle ilgili değerlendirmeler yapmak istiyorum.

Ülkelerin sağlıklı bir kamu mali yapısına sahip olabilmeleri için kamu harcamalarını sağlam gelir kaynaklarıyla finanse etmeleri zorunludur. Geçmişte, kamu gelirlerinin, kopuk bir şekilde izlenen kamu harcama politikalarının Türkiye'yi hangi noktalara getirdiği hepimizce malumdur.

Ülkemiz, vergileme alanında kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci içerisinde bulunmaktadır. Bu süreç içerisinde, Maliye Bakanlığı, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınıp vergi tabanının genişletilmesi, vergi sisteminin basitleştirilmesi, adaletli, ekonomik ve sosyal dengeleri gözeten, özellikle yatırımcılar için belirsizlikleri ortadan kaldıran düşük oranlı bir vergi sistemine sahip olunması yolunda gerekli çalışmaları büyük bir hızla gerçekleştirmektedir.

14

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 yılı merkezî yönetim bütçe gelirleri, vergi iadeleri hariç, 188,2 milyar YTL olarak tahmin edilmektedir. Bunun 158,2 milyar YTL'si vergi gelirlerinden oluşmaktadır. Bu durumda, 2006 yılı gerçekleşme tahminine göre, 2007 yılında merkezî yönetim bütçe gelirleri yaklaşık yüzde 9,3; vergi gelirleri ise yaklaşık yüzde 15 oranında artış göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde, AK Parti hükûmete geldikten sonra Maliye Bakanlığınca gerçekleştirilen bazı önemli faaliyetleri sizlere sunmak istiyorum.

2004 yılından itibaren, merkezî yönetim kapsamındaki idarelerde, uluslararası standartlarla uyumlu analitik bütçe sınıflandırılmasına geçildi. Yeni bütçe sınıflandırılması, devlet faaliyetlerinin ekonomi içerisindeki etkisinin analizine ve uluslararası verilerle karşılaştırma yapılmasına imkân sağlamaktadır. Yeni bütçe sınıflandırması ve tahakkuk esaslı muhasebe sistemi, 2006 yılından itibaren mahallî idareleri de kapsayacak bir şekilde uygulamaya başlandı.

14 Temmuz 2004 tarihli ve 5217 sayılı Kanun'la, bütçe disiplininin ve bütçe hakkının güçlendirilmesi amacıyla özel gelir, özel ödenek uygulamalarına son verildi. Kamu mali yönetim sistemimizi uluslararası standartlara uygun bir şekilde yapılandıran 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu, 2006 yılından itibaren bütün maddeleriyle yürürlüğe girdi.

Bütçe politikasının tasarlanması ve uygulanmasında öngörülebilirliği artıracak ve mali disiplini güçlendirecek çok yıllı bütçe sistemi 2006 yılından itibaren uygulamaya konuldu.

OECD örnekleri dikkate alınarak gelir politikalarının oluşturulması ve belirlenen politikaların uygulanması, fonksiyonların ayrı birimler tarafından yerine getirilmesi, uygulama fonksiyonunun yerine getirilmesinde daha fazla esneklik sağlanması amacıyla Gelir İdaresi Başkanlığı ve Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü kuruldu ve yapılanmaları büyük oranda tamamlandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Cantimur, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Devamla) - Vergi denetiminin daha etkin bir şekilde yürütülmesi amacıyla, vergi inceleme birimlerinin teknolojik altyapısı güçlendirildi ve sektörel incelemelere ağırlık verildi. Vergi mevzuatının modern bir yapıya kavuşturulması, vergi sisteminin kalkınmayı ve istihdamı destekleyici fonksiyonunun güçlendirilmesi amacıyla vergi kanunlarında birçok değişiklik yapıldı.

Gerek harcama ve gerek vergi sisteminin etkinliğinin artırılması gerekse görev ve yetki alanına giren politikaların başarılı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla göstermiş oldukları özverili çalışmalardan dolayı Maliye Bakanlığı çalışanlarına ve onların şahsında Sayın Maliye Bakanımıza teşekkür eder, bütçemizin hayırlara vesile olmasını diler, hepinizi saygılarımla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

AK Parti Grubu adına ikinci konuşmacı, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz.

Sayın Poyraz, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; Kamu İhale Kurumunun 2007 yılı bütçesi hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi, şahsım ve Grubum adına saygılarımla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, kamu alımları konusunda saydamlık, verimlilik ve rekabeti artıran, aynı zamanda hesap verilebilirliği sağlayan yeni kamu alımları sistemi 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nda düzenlenmiş ve 2003 yılı başından beri de uygulamaya geçilmiş, başlanmıştır.

Ben, bu konuşmamda, Kamu İhale Kurumu'nun işleyişiyle ilgili genel bir bilgi vermeyi düşünüyordum. Fakat, yine, beklediğimiz gibi, yine, Kamu İhale Kurumu dendiği zaman veya burada bir konu konuşulduğu zaman muhalefetteki arkadaşlarımız, konuyu gene döndürüp dolaştırıp "Ali Dibo" meselesine getirdiler. Artık, buna bir nokta koymamız gerektiği kanaatindeyim. Bütün konuları da gerçekliğiyle tartışmak gerektiği kanaatindeyim. Bunu niçin söylüyorum? Çünkü, hakikaten, bu işten artık, hiçbir suçu olmadığı hâlde üzülen, mağdur olan insanlarımız var. Bu, siyasi istismar aracı hâline gelmiş, getirilmiştir.

Bilindiği gibi, Kamu İhale Kanunu'nun 53'üncü maddesinde, Kamu İhale Kurumunun nasıl işleyeceği açıkça ortaya konmuş. Orada, Kamu İhale Kurumunun şikâyet üzere itirazen başvuruları karara bağlayacağı, fakat, bu itirazların sözleşme tarihinden, sözleşme imzalanmasından sonra dikkate alınmayacağı hükmü ortaya konmuş. Her ne hikmetse, Kamu İhale Kurumu, kendisine yapılan itirazları, süresi geçtiği hâlde, sözleşme tarihinden sonra olduğu hâlde, biraz genişletici bir içtihatla incelemeye almış ve sonuçta da, kamuoyunda malum olduğu üzere, 145 konu hakkında da, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına bildirilmek üzere birtakım hususlar tespit etmiş. Fakat, bu 145 konu gündeme geldiği zaman kamuoyunda öyle bir tartışma yapıldı ki, muhalefet milletvekil

15

leri bu kürsüye gelip, bu 145 konuyu öyle suistimal ettiler ki, zannedersiniz ki, 145 konunun 145'inde de, hakikaten atı alan Üsküdar'ı geçmiş, milletin, garip gurebanın hakkı hukuku çiğnenmiş.

Ben size birkaç tane örnek vereceğim. Bu 145 tane konu nedir, Kamu İhale Kurumunun aldığı karar kapsamında, isterseniz, en ilgincinden başlayayım.

Konu şu, diyor ki: "Kamu İhale Bülteni'nde ihale tarihi 11/1/2006 iken, idari şartnamede 16/1/2006 olarak belirtilmiş. Bu çelişki giderilmeden ihalenin sonuçlandırılması mevzuata aykırıdır." Ne demek bu? Şu demek arkadaşlar, kısa ve öz söylüyorum, vaktimiz az: 11/1 tarihi daha önce çalışma günüyken, Kurban Bayramı'na denk geldiği için, resmî tatil ilan edildiği için de takip eden ilk iş günü, ihale, mecburen, yönetmelik maddesi gereği yapılmış. Buna demişiz ki: Bu mevzuata aykırı. Başka? İhale Yönetmeliği'nin 6'ncı bölümünde… Veya onu geçeyim, daha enteresan bir hususu söyleyeyim.

4734 sayılı Kanun'un 10'uncu maddesinde istenen birtakım belgeler var. Bu belgeler nedir? Hepimiz biliyoruz. Yani, ihaleyi kazanan firma, SSK'ya borcu olmadığını, vergi dairesine borcu olmadığını, meslekten men edilmediğini, meslek odalarından birtakım bilgi ve belgelerle ispat etmek durumunda. Arkadaşlar, burada sırf tarih yanlışlığından veya tarihin farklı yorumlanmasından dolayı, 145 konunun 101 tanesi için denmiş ki: "Bunlar, usule aykırı." Hâlbuki…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Peki, ihaleleri kimler kazanmış?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Söyleyeceğim, onu da söyleyeceğim.

Hâlbuki, Kamu İhale Kurumu bu 145 konuyla ilgili olarak karar aldıktan bir hafta sonra, Danıştayın bir kararı var. Kamu İhale Kurumunun, Ankara Deniz İkmal Komutanlığında SSK primiyle ilgili olarak borcu olmadığı belgesini getirmediği için ihaleyi vermediği, sözleşmeyi iptal ettiği ve bir yıl yasaklı hâle getirdiği firmayla ilgili Danıştay "hayır, bunu bir yıl yasaklı hâle de getiremezsin, sözleşmeyi de imzalaman gerekir" diyor. Yani, bırakın tarihi, borcu olan firmayı… Danıştay "hayır, bu, ihalenin asli unsuru değildir" diyor. Bakın, 101 tane konunun neyle bağlantılı olduğunu söylüyoruz size.

Peki, başka? Adli sicil belgesinin sözleşme tarihinde olması gerekiyormuş, beş gün önce hazırlanmış, yani muhtemelen beş gün içinde bu arkadaşlarımız, ihaleyi alanlar suç işlemiş, ceza almış olabilirler diye.

Başka? Başka bir örnek de, o kadar küçük rakamlara girilmiş ki: "155,25 YTL" olması gerekirken, "155,22 YTL" olarak belirlenmiş. Son maddesini okuyorum: "Söz konusu eksikliğin miktarı itibarıyla azlığı düzeltilmiş hâliyle de ihalenin sonucunu etkileyen bir aykırılık olmadığı belirlendiğinden, bu hususun bundan sonraki uygulamalarda daha dikkatli davranılmasını teminen bildirilmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir." Yani, birkaç YTL'lik rakam için, biz, koskoca Kamu İhale Kurumu ve kurumları çalıştırıyoruz.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Bu belge sizin elinize nereden geçti?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Hangisi?

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Kamu İhale Kurumunun...

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Eğer, Kamu İhale Kurumunun web sayfasına girerseniz, Kamu İhale Kurumu kararlarının hepsinin orada, açık olduğunu görürsünüz, hepsi orada var, oradan temin etmeniz mümkün, adres orası.

Sonuçta, arkadaşlar, şu tablo çıktı ortaya. Kamu İhale Kurumunu suçlamayalım burada, çünkü dışarıdan herhangi bir etkiye, baskıya açık değil, bağımsız bir kurum. Kamuoyunda bu kadar suistimal edilince, Kamu İhale Kurumu bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Dedi ki arkadaşlar, yani…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yönetim kuruluna rağmen mi?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Efendim?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yönetim kurulu kararıyla mı yapmış o açıklamayı?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - İşte, bakın, burada. Kamu İhale Kurumunun resmî açıklamasıdır bu.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım.

Sayın Poyraz, Genel Kurula hitap ediniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yönetim kurulunun kararı yok.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Sonuçta, Kamu İhale Kurumu şunu diyor: "Basın organlarında inceleme konusu yapılan bazı hususlarda, ihalenin iptaline ve kararların veriliş şeklinde birtakım haberler yayılmıştır ve ayrıca, bu işlerle ilgili olarak, Kamu İhale Kurumunun, cumhuriyet savcılıklarına bildirilmesine gerek gördüğü herhangi bir suç tespiti olmamıştır." diyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Zaten o öyle olmuyor, ilgili Bakanlıklar…

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Şimdi, sizin az önce söylediğiniz noktaya geleceğim. "Buradaki hususlar, bu kadar mevzuata aykırı tespit edilmeyen, belge eksikliğinden hareketle tespit edilen bu hususlar da, yeterli ve mesnet olmaksızın belirli kişileri zan altında bırakabilecek yanlış bir değerlendirmedir." diyor. Şunu söy

16

lüyor: "Ne kadar, kaç kişi almıştır?" diyor. Kamu İhale Kurumu diyor ki, rakamları da veriyor: "1/1/2003-17/2/2006 tarihleri arasında 292 milyon 309 bin 141 YTL'lik alım yapılmış, söz konusu firmaların aldıkları tutar 11 milyon 655 bin 855 YTL." Ki, bu rakamın da toplam alımlar içindeki oranı sadece ve sadece yüzde 4'tür arkadaşlar…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Zaten örnekleme yapmışlar.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - …kişi olarak baktığınız zaman. Firma olarak baktığınız zaman ise…

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Gerisini incelemedi ki zaten.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Hepsini incelemedi ki.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Zaten eksiklik orada, biz de onu söylüyoruz. Eğer bu ihale komisyonları böyle yanlışlıklar yapıyorlarsa, böyle hatalar yapıyorlarsa, zaten geri kalan bütün işlerde de hata yapması lazım. Nitekim, az önce bahsettiğim o SSK'yla ilgili hususlar, vergi prim borcuyla ilgili hususlar, sadece Hatay'da değil, tüm Türkiye'deki komisyonların yaptığı genel hatalar.

Şimdi onu da geçtik. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Plan Bütçe Komisyonunda, bir firma -ismini vermeyeceğim- esas alarak Sayıştay Başkanlığına soru soruyor, diyor ki: "Bu firmayla ilgili olarak herhangi bir yolsuzluk, usulsüzlük var mıdır?" Sayıştay Başkanının Kemal Beye verdiği cevap burada, teferruatı okumayacağım, son cümleyi okuyacağım: "Bizim denetimiz alanımız olan hususlarla ilgili olarak yapılan bu denetimler sonucunda, anılan konu çerçevesinde değerlendirilmesinde, söz konusu bu işlerle ilgili sorgu ve yargı raporu konusu yapılmış, tazmin hükmedilmiş veya suç duyurusunda bulunulmuş herhangi bir işleme rastlanılmamıştır."

Geçiyoruz. Bu bir firmaydı. Daha sonra, Grup Başkan Vekilimiz Sadullah Bey, söz konusu bütün firmalar ve kişilerle ilgili olarak, yirmiye yakın ismi Sayıştay Başkanlığına soruyor, diyor ki: "Bu konularda siz ne yaptınız, herhangi bir suç unsuruna rastladınız mı? " Niye Sayıştaya soruyor? Çünkü, Kamu İhale Kurumu sürecin belli kısmını inceliyor, Sayıştay hesapların tümünü, yıl itibarıyla, yıllar itibarıyla ve bütün şahıslar itibarıyla, firmalar itibarıyla inceliyor. Burada "Hatay Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğü 2004-2005, Merkez Belediye Saymanlığı 2003-2004-2005, İl Özel İdaresi 2003-2004-2005..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Poyraz, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - "...Sağlık Kurumları Saymanlığı 2004-2005, Mustafa Kemal Üniversitesi Döner Sermaye, Gümrük Saymanlığı, İskenderun, Kırıkhan Belediye Başkanlıkları, Kırıkhan Mal Müdürlüğü, Payas Belediye Başkanlığı 2003-2004-2005 yıllarıyla ilgili olarak herhangi bir suç unsuruna rastlanmış mıdır?" diyor, soruyor. El cevap, Genel Sekreter: "Aşağıda isimleri ve yılları yazılı sayman hesaplarının genel denetim programı kapsamında denetçilerimiz tarafından yapılan denetimleri sonuçlarının ilgi yazı ekindeki önergede sözü edilen hususlar çerçevesinde değerlendirilmesi neticesinde, adı geçen bu kişi ve firmalarla ilgili olarak tazmin hükmedilmemiş veya suç duyurusunda bulunulmuş herhangi bir karara rastlanılmamıştır." Buyurun, Sayıştayın üzerine lafınız varsa, konuşun!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Peki, bu ihaleleri nasıl paylaşıyorlar, şunu bir anlatsana.

BAŞKAN - Sayın Özyürek, lütfen...

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Benim oğlum bina okur, döner döner gene okur! Siz konuşun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Esas o...

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Bakın bu da mahkeme kararı. Anavatan Partisi Grup Başkan Vekili suç duyurusunda bulunmuş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Hataylılar kararını verdi o konuda, halk kararını verdi.

BAŞKAN - Sayın Özyürek, lütfen efendim...

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Sayın Başkanım, bu kadar sataşmaya…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Poyraz.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Suç duyurusunda bulunulmuş ve Süleyman Sarıbaş'ın suç duyurusunda, cumhuriyet savcılığı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Poyraz, teşekkür cümlenizi alayım.

Buyurun.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Arkadaşlar, netice itibarıyla, siz gelip burada istediğiniz kadar…

17

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sonuç ne olmuş?

FARUK ÇELİK (Bursa) - Ne olmuş? Efendim, anlamadık Süleyman Sarıbaş'ı.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Söyledi, söyledi.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Arkadaşlar, cumhuriyet savcılığı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veriyor. Hatta ve hatta diyor ki: "Toplanan delillerin değerlendirilmesi, ceza hukuku anlamında fesat karıştırılmış bir ihale bulunmaması, hiç kimse hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ve tebliğ edilecek kimse olmadığı için bunun da tebliğine yer olmadığına."

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ali Dibo ölmüş, başları sağ olsun!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Ben şunu söyleyeyim arkadaşlar: Siz, çıkın, burada konuşun. Siz çıkın konuşun, bazı sağduyulu basın organlarının da yazdığı gibi, biz size bunun cevabını, burada, hukuk çerçevesinde, kanun çerçevesinde tek tek vereceğiz ve Ali Dibo da aynen bu haberde olduğu gibi de fos çıkmaya mahkûmdur.

Son cümlem şudur Başkanım, müsamahanız için teşekkür ediyorum.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Kuralsızlık burada da ortaya çıktı!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, bizim konuşmaları hemen kesiyorsunuz!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Hakikaten ortada yanlışlar yapan varsa, usulsüzlük yapan varsa, hep birlikte bunun peşine düşelim diyorum.

Teşekkür ediyorum ve saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, çok taraflı davranıyorsunuz.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Kuralsızlık burada ortaya çıktı, bir dakika fazla konuştu! Sayın Başkan, ayıp ettiniz, ayıp!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, konuşan arkadaşlarımızın hepsi burada, Genel Kurulun içinde, öbür arkadaşlar da burada. Lütfen arkadaşlar, kulislere çıkın veya arka tarafa geçin, elde belgeler var, birbirinizle konuşun. Niye böyle birbirimize laf atıyoruz ki! Buyurun, konuşun. Bizim yapacağımız bir şey yok, herkes konuşsun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, biz birbirimizle konuşmuyoruz ki, herkese aynı süreyi verin diyoruz, o kadar.

BAŞKAN - Sayın Özyürek, bakınız, ben teşekkür cümlesi için açtım, bazı arkadaşlar teşekkür cümlesindeki o süreyi tamamen kullandı, bazıları kullanmadı. Adaletli davrandığıma vicdanen de müsterihim, bütün Genel Kurul da buna şahittir. Ama, siz, sürekli olarak çıkan arkadaşlara laf atıyorsunuz, o da sizin takdiriniz.

AK Parti adına üçüncü konuşmacı, Sayın İlhan Albayrak. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

AK PARTİ GRUBU ADINA İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Gelir İdaresi Başkanlığının 2007 yılı bütçesiyle ilgili olarak Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti olarak, iktidara gelişimizin ilk günlerinden bu yana siyasette ve özellikle ekonomide yurt içinde ve yurt dışında sağlam bir istikrar programı yürütme azim, irade, yetenek ve kararlılığında olduğumuzu yaptığımız icraatlarla ortaya koymuş bulunmaktayız.

Bizden önce alışılmış bir durum hâline gelen belirsizlik ortamı, bizim iktidarımız döneminde yerini güven, istikrar ve umuda bırakmıştır. Toplumda ve piyasalarda sağlanan güven ortamı ekonomik göstergelere de yansımıştır. Hükûmetimizin bilinçli politika ve tercihleri, kararlı icraatları ülkemizin genel bütçe performansını olumlu bir şekilde etkilemiştir.

Gelir İdaresi Başkanlığı bütçesine geçmeden önce, 2006 yılı merkezî yönetim bütçesinin ocak-ekim dönemini kapsayan on aylık uygulama sonuçlarına kısaca değinmek istiyorum:

2005 yılının ilk on ayı ile 2006 yılının ilk on ayını mukayese edersek, merkezî yönetim bütçe açığı geçen seneye göre yüzde 52,1 oranında azalarak 3,7 milyar YTL olmuştur. Ocak-ekim dönemi itibarıyla konsolide bütçe açığının 2003'te 32,6; 2004'te 24,8; 2005'te ise 7,9 milyar YTL olduğu dikkate alındığında, 2006 yılında gösterilen bütçe performansındaki iyileşme çok daha net olarak görülecektir. Ocak-ekim dönemi bütçe açığının yıl sonu gerçekleşme oranı açısından 2006 yılı, 1984 yılından bu yana en iyi performansın gösterildiği yıl olmuştur. Faiz dışı fazla performansındaki iyileşme de devam etmiştir. Ocak-ekim 2005 dönemindeki 30,8 milyar YTL olan faiz dışı fazla tutarı bu yılın aynı döneminde yüzde 19,9 oranında bir artışla 37,1 milyar YTL olarak gerçekleşmiştir.

18

Söz konusu dönemde merkezî yönetim bütçe giderleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14,2, merkezî yönetim bütçe gelirleri ise yüzde 18,7 oranında artış göstermiştir. Bu durum, Hükûmetimizce kamu harcamalarında kalite ve mali disiplin ilkeleri ve belirlenen bütçe hedeflerinin esas alınarak bütçe faaliyetlerinin gerçekleştirildiğinin kanıtıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılının ilk on ayına ait merkezî yönetim bütçe giderlerini de kısaca incelersek, en yüksek üç kalemin cari transferler, faiz giderleri ve personel giderleri olduğu görülmektedir. Yine, aynı dönemin alt düzey harcamalarına bakarsak, iç borç faiz ödemeleri 34,7 milyar YTL, sosyal güvenlik kurumlarına yapılan transferler 20,7 milyar YTL, mahallî idareler ve fon payları 11,2 milyar YTL olarak gerçekleşmiştir.

Merkezî yönetim bütçe giderlerinin gerçekleşme oranında geçen yıla göre ortaya çıkan artış, büyük oranda, yeşil kart giderleri, SSK'ya yapılan transferler, tarımsal destekleme ödemeleri ve sermaye transferleri ile Bütçe Kanununun 11 inci maddesi çerçevesinde tahsil edilen kamu gelirleri karşılığında yapılan harcamalardan kaynaklanmıştır; ancak, bu gelişmeler ek ödenek ihtiyacı doğurmayacak ve toplam bütçe ödenekleri içinde kalınacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değinmek istediğim diğer bir konu ise merkezî yönetim bütçe gelirleridir. Yine, aynı dönemde 140,5 milyar YTL olarak gerçekleşen merkezî yönetim bütçe gelirlerinin en yüksek üç kalemi ise, 112,5 milyar YTL'si vergi gelirlerinden, 23,1 YTL'si vergi dışı gelirlerden, 2,7 milyar YTL'si de özel bütçe idarelerinin öz gelirlerinden oluşmaktadır. Ekim sonu itibarıyla merkezî yönetim bütçe gelirlerine bakıldığında, yıl sonu bütçe hedefinin yüzde 87,7'sinin bu dönemde tahsil edildiği görülmektedir. Geçen yılın aynı döneminde söz konusu oranın yüzde 77,6 olduğu dikkate alındığında, gelir performansında dikkate değer bir artış kaydedildiği ortaya çıkmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi gelirlerinden bahsederken, elli yıldır herkesçe konuşulan, fakat, yeniden yapılandırılması hususunda kimsenin cesaretle üstüne gidemediği etkin bir vergi idaresi hakkında da konuşmak istiyorum; çünkü, etkin vergi toplama işi, modern, mükellefleriyle barışık, kısacası etkin bir vergi idaresinin işidir.

Gelir İdaresi Başkanlığı, gelir politikasını adalet ve tarafsızlık içinde uygulamak, vergi ve diğer gelirleri en az maliyetle toplamak, mükelleflerin vergiye gönüllü uyumunu sağlamak, mükellef haklarının korunması ve mükellef ile Başkanlık ilişkilerinin karşılıklı güven esasına dayanması konusunda gerekli tedbirleri almak, saydamlık, katılımcılık, verimlilik ve mükellef odaklılık temel ilkelerine göre görev yapmak üzere 5345 sayılı Kanun'la 16/5/2005 tarihinde kurulmuştur.

Vergi gelirlerini artırmanın en önemli araçlarından birisi de kayıt dışı ekonomiyle mücadeledir. Bununla ilgili, sadece içinde bulunduğumuz bu dönem değil, Hükûmetimizce, görev başına geldiğimizden bu yana önemli çalışmalar yapılmış ve yaptırılmıştır. Biz, vergi barışı uygulamasını getirmek, enflasyon muhasebesini yürürlüğe koymak ve vergi oranlarındaki önemli indirimleri yapmak suretiyle mükelleflerimize kayıt altına girme konusunda gerekli ortamı hazırlamış bulunmaktayız. Artık, kimsenin kayıt dışı işlem yapmak için hiçbir mazereti kalmamıştır.

Kayıt dışı ekonomiyle mücadelede yaptığımız reformlardan birisi de TC kimlik numarasının aynı zamanda vergi numarası olarak kullanılmasıdır. Bu yıl Kasım 2006'dan itibaren, TC kimlik numarası, aynı zamanda vergi numarası olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Geçtiğimiz dört yıl içerisinde, Hükûmetimiz, mükellefine etkin ve verimli çalışabilen bir gelir idaresinin yasal altyapısını oluşturmuştur. Gelir İdaresinin bilgi teknolojilerinden yararlanmak, mükellefe daha iyi hizmet edebilme ve mükellefini daha iyi takip edebilmek için, denetleyebilmesi için her türlü imkân sağlanmaktadır. Mükelleflere elektronik beyanname verme imkânı sağlanmıştır. Mükellefe, vergisini, vergi dairesine gitmeden kendi bankası aracılıyla ödeme imkânı sağlanmıştır. Şu anda beyannamelerin yüzde 70'i elektronik olarak alınmakta. Bu durum, birçok gelişmiş ülkelerin de ilerisindedir.

Mükellef odaklı bir anlayışla yeniden yapılanan Gelir İdaresi Başkanlığı "mükellef hizmetleri" kavramını Türk vergi sistemine getirmek, bunu hayata geçirmek suretiyle, geçtiğimiz bir yıl içerisinde önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Bu faaliyetlerden bazıları şunlardır: Mükellef haklarını garanti altına almak amacıyla Mükellef Hakları Bildirgesi yayınlanmış, mükelleflerin bilgi ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla İnternet sitesi mükellefe bilgi aktarım kanalı hâline gelmiş, en çok bilgi talep edilen ya da uygulamada en çok tereddüt edilen konularda broşürler hazırlanmış, e-posta bilgilendirme sistemiyle vergisel değişiklikler sisteme abone olan mükelleflerin e-posta adreslerine gönderilmeye başlanmıştır; beyanname döneminde özürlüler ve altmış beş yaş üstü kişilerin evlerinde beyannamelerinin doldurulması ve alınması konusunda yardım edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir İdaresi mükellefe hizmet kapasitesinin artırılması yanı sıra, mükellefini tanıma ve takip etme, denetleme kapasitesinin de artırılması gerekmektedir. Bunun en basit örneği, mükelleflerden kimden mal aldığı, kime mal sattığıyla ilgili olarak alınan Ba, Bs formları sayesinde, naylon fatura düzenleyen ve kullanan mükelleflerin tespit edilmesidir. Bu çerçevede 5.800 satıcı, 22.500 alıcı incelemeye alınmış, 1.750 inceleme sonuçlanmış, 1.300 mükellefin sahte belge düzenlediği, 6.359 mükellefin bu belgeleri kulla

19

narak vergi kaçırdığı tespit edilmiştir. Bu şekilde düzenlenip kullanılan sahte fatura toplamı 1,7 milyar YTL civarındadır.

Özetle şunları söyleyebilirim ki Ocak-Ekim 2006 döneminde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Albayrak, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

İLHAN ALBAYRAK (Devamla) - Ocak-Ekim 2006 döneminde bütçe giderlerindeki artış oranının bütçe gelirlerindeki artış oranının altında kalması, bütçe açığındaki düşüş eğiliminin sürmesi ve faiz dışı fazlada önemli bir performans artışı sağlanması, Hükûmetimizce hazırlanan bütçe yapısındaki iyileşmenin devam ettiğini göstermektedir. Tüm bu gerçekleşmelerin temelinde güçlü ve etkin bir Gelir İdaresi Başkanlığının yer aldığını göz ardı etmemek gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 yılı Gelir İdaresi Başkanlığı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olması dileğiyle sözlerimi burada noktalarken, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

AK Parti Grubu adına dördüncü konuşmacı, Elâzığ Milletvekili Şemsettin Murat.

Buyurun Sayın Murat. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞEMSETTİN MURAT (Elâzığ) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 2007 mali yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Özelleştirme düşüncesi ilk gündeme geldiğinde, önemli tartışmalara yol açmış ve bu tartışmalar, o günden beri azalarak da olsa devam etmektedir. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında özel teşebbüsün sermaye birikiminin oldukça yetersiz olması, o gün için devletin sanayide aktif rol almasını mecburi kılmaktaydı. Bundan dolayı da o yıllarda önemli sanayi kuruluşları devlet tarafından kurulmuş ve işletilmiştir. Ancak, ilerleyen tarihlerde, bu işletmelerin önemli bir kısmı, gelişen teknolojiye ayak uyduramamış, ayrıca iktidarların siyasi çıkarlarına alet edilmiş, dolayısıyla, ekonomimiz üzerinde önemli yük oluşturmaya başlamıştır. Gelişen dünya şartlarında devletin ekonomik ve sınai faaliyetlerden çekilerek, kaynaklarını asli fonksiyonu olan adalet, savunma, sağlık ve eğitim hizmetlerine kanalize etmesi gerekmektedir. İşte bu düşünceden hareketle oluşan özelleştirme fikri, ülkemizde ilk defa 1983 yılından sonra gündeme gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özelleştirmeye ilişkin ilk hukuki düzenleme, 29/2/1984 tarih ve 2983 sayılı Kanun ile yapılmıştır. Bu Kanun, özelleştirme uygulamalarına ait bir hareket alanı belirlemiş ve özelleştirmenin kurumsal mekanizmasını oluşturmuştur. Özelleştirmenin ana gayesini şöyle izah edebiliriz: Devletin ekonomideki sınai ve ticari rolünün en aza indirilmesi, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin oluşturulması, devlet bütçesi üzerindeki KİT finansman yükünün azaltılması, sermaye piyasasının geliştirilmesi ve atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılması, dolayısıyla bu yolla elde edilecek kaynakların altyapı yatırımlarına kanalize edilmesi olarak belirlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1984 yılından bugüne kadar özelleştirmeyle ilgili birçok kanun ve kanun hükmünde kararnameler çıkarılmış, zaman zaman Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının gerekçeleri doğrultusunda yeniden düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca özelleştirme konusu kapsamında değerlendirilebilecek 8/6/1994 tarih ve 3996 sayılı Kanun ile de yap-işlet-devret modelinin uygulanabilmesine imkân oluşturulmuştur. 1986 yılından itibaren hız kazanan ve tamamı kamuya ait veya kamu iştiraki olan kuruluşlardaki kamu paylarının özelleştirme kapsamına alınması yoluyla, idare tarafından bugüne kadar 195 kuruluşta hisse senedi veya varlık satış işlemi yapılmış ve bu kuruluşlardan 186'sında hiç kamu payı kalmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum. 2002 yılı sonuna kadar yapılan özelleştirmelerden elde edilen toplam gelir 7 milyar 996 milyon dolar olmuştur. AK Partinin iktidara gelmesiyle özelleştirme hız kazanmış, özellikle oluşan güven ve istikrar ortamı nedeniyle de özelleştirilen varlıklar çok iyi fiyatlarla değerlendirilmiştir. Son dört yılda elde edilen özelleştirme geliri 18 milyar dolar olmuştur. Özelleştirme uygulamaları sonucunda elde edilen gelirlerden 2005 yılında 2 milyar 660 milyon dolar, 2006 yılında ise 6 milyar 751 milyon dolar hazine hesaplarına intikal ettirilmiştir. Özelleştirme programında olup, ancak, uzun yıllar özelleştirilemeyen Türk Telekom, TÜPRAŞ, Erdemir gibi önemli kuruluşların özelleştirilmesi de 2005 yılında, yani AK Parti İktidarında gerçekleştirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti İktidarı, özelleştirilen kuruluşlarda çalışan personelin ve ailelerinin mağdur edilmemesine ve özelleştirmelerin toplumun sosyal dengesi üzerinde olumsuz etkiler oluşturmamasına dikkat etmiştir. Bu amaçla iktidarımız döneminde Bakanlar Kurulunca yapılan bir düzenlemeyle,

20

1992 yılından sonra özelleştirme sonucu işine son verilen yaklaşık 21 bin işçi işe yerleştirilerek mağduriyetleri giderilmiştir.

Burada şunu belirtmek isterim ki, bu 21 bin işçi, şu anda muhalefette bulunan partilerin iktidarları döneminde özelleştirme sonucu işlerine son verilip kapıya konulan işçilerdir. Ayrıca, özelleştirmenin istihdam ve sosyal boyutuna ilişkin çalışmalar çerçevesinde Özelleştirme Sosyal Destek Projesi oluşturulmuştur. Bu kapsamda İŞKUR ile birlikte uygulanan program sayesinde 25.634 kişiye eğitim sağlanmış ve 11.710 kişi ayrıca işe yerleştirilmiştir ve yine bu proje kapsamında KOSGEB ile birlikte yürütülen program sayesinde İş Geliştirme Merkezi kurulmuş, 414 işletme faaliyete geçmiş ve 1.175 kişiye istihdam imkânı sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada her vesileyle özelleştirmeyle alakalı çok şeyler konuşuldu, konuşuluyor. Hatta, özelleştirme için burada ifade etmekte zorlandığım "peşkeş" ifadesi kullanılıyor.

Değerli arkadaşlar, 1992-1997 yılları arasında -ki, bu dönemde hem Cumhuriyet Halk Partisi hem de Anavatan Partisi iktidar ortağı olmuşlardır- ÇİTOSAN'a ait sekiz çimento fabrikası toplam 417 milyon 900 bin dolara satılmıştır. Aynı fabrikaların Uzan grubundan TMSF'ye intikal etmesi sonucu, TMSF tarafından 2005 yılında 862 milyon 250 bin dolara satılmıştır. İşte, AK Parti farkı buradadır. Bunu aziz milletimizin dikkatine sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, burada bütçe üzerinde konuşan sayın muhalefet milletvekilleri, 2002 yılında AK Parti İktidarına bırakmış olduklarını unutmuş gözüküyorlar.

Değerli arkadaşlar, bakın, 50'nci Hükûmet, DYP-SHP-CHP koalisyonu ve ülke ekonomik krizde, herkes o yıllarda ne yapacağını şaşırmış vaziyette. 57'nci Hükûmet, DSP-MHP-ANAP koalisyonu, yine ekonomik kriz. Bugün gelinen noktada, Allah'a çok şükür, iftiharla her ekonomik göstergede farklı üstünlükler sağladığımızı belirtmek istiyorum.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Refah ve Doğru Yol'dan da bahset, madem SHP- DYP diyorsun.

ŞEMSETTİN MURAT (Devamla) - Ondan da bahsedeceğim.

Siz bu Hükûmette bakandınız Sayın Hacaloğlu.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Evet, ama…

ŞEMSETTİN MURAT (Devamla) - Siz bu Hükûmette bakandınız.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Siz Refah'tan bahsedin. Evet, evet…

ŞEMSETTİN MURAT (Devamla) - Evveliyatı daha kötü, onları söylemiyorum.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Söyle!

ŞEMSETTİN MURAT (Devamla) - Ancak, 2002 yılında bütçe açığının millî gelirin yüzde 17'sini oluşturduğunu, kamu borç stokunun millî gelirin yüzde 100'ünü aştığını, sadece faiz ödemelerinin millî gelirin yüzde 20'si olduğunu, enflasyonun yüzde 70'lerde, faizlerin yüzde 100'lerde olduğunu insanımız yaşadı. Bunlar sizlerin iktidar olduğunuz dönemlerdi ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Murat, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ŞEMSETTİN MURAT (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

İnsanımızın akşam yatıp, sabah servetinin yarısını kaybettiği dönemleri milletimiz unutmadı.

YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - 57'nci Hükûmetin bakanları, şu anda sizin bakanlarınız.

ŞEMSETTİN MURAT (Devamla) - Sizler unutturmaya çalışıyorsunuz, ancak, milletimiz bunları unutmadı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha konuşacak çok husus var, ama, zamanım dolduğu için fazla konuşamıyorum. O bakımdan, bu bütçemizin hazırlanmasında emeği geçen değerli bakanlarımız ve bürokratlar, emeği geçen herkes, Plan Bütçe Komisyonu üyeleri, herkese teşekkür ediyorum.

Bütçemizin milletimize, ülkemize hayırlı olması diliyor, yüce heyetinizi tekrar sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - 57'nci Hükûmetin bakanları sizin bakanlarınız, birisi şimdi burada oturuyor işte! 57'nci Hükûmetin Bakanı Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu… Onları niye söylemiyorsun?

BAŞKAN - AK Parti Grubu adına beşinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Gülseren Topuz.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Murat Başesgioğlu, hepsi… Onları söyleyeceksin.

BAŞKAN - Sayın Topuz, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - İçişleri Bakanınız, Adalet Bakanınız, Çalışma Bakanınız…

21

AK PARTİ GRUBU ADINA GÜLSEREN TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007…

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Refahyol'u söyle! Refahyol'un bakanları sizde yine…

BAŞKAN - Sayın Topuz, devam ediniz siz.

Sayın Deveciler, lütfen…

GÜLSEREN TOPUZ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 yılı gelir bütçesine ilişkin, AK Parti Grubu adına konuşma yapmak üzere huzurlarınızdayım.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Abdullah Gül yok muydu o zaman, bakan değil miydi Refahyol'da? Niye söylemiyorsunuz?

GÜLSEREN TOPUZ (Devamla) - Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, makro ekonomik istikrar ve kamu maliyesi alanında yaşanan gelişmelere ilişkin kısa bir değerlendirme yapıp ardından da 2007 gelir bütçesi bağlamında vergi politikaları ve vergi uygulamaları hakkındaki görüşlerimi sizlere aktaracağım.

AK Parti hükûmetlerinden önce ve özellikle de 2000 ve 2001 yıllarında, ülkemizde siyasi istikrarın sağlanamaması, ekonomik istikrar programlarının uygulanmasındaki aksaklıklar ve kamu mali yapısındaki bozukluklar gibi nedenlerle, ülkemizde makro ekonomik istikrarda belirgin bir bozulma olmuş ve bu şekilde, bütçe açıkları, enflasyon, büyüme, tasarruf açığı, dış ödemeler dengesi açığı gibi ekonomik göstergelerde önemli kötüleşmeler görülmüştür. 2001 yılında, gayrisafi yurt içi hasıla yüzde 7,5 oranında küçülmüş, enflasyon yüzde 68,5'a yükselmiş, bütçe açığı sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır.

İşte böyle bir ekonomi devralan AK Parti hükûmetlerinin iktidarda olduğu son dört yıla ilişkin olarak özet bir değerlendirme yaptığımızda, geçmiş dört yıl içerisinde uygulanmış olan ekonomik programları sayesinde, kamu sektöründe mali disiplinin sağlanmış, enflasyon tek haneli rakamlara indirilmiş, sürdürülebilir bir büyüme ortamı oluşturulmuş ve diğer ekonomik göstergelerde de belirgin bir iyileşmenin sağlanmış olduğu görülmektedir.

Bu bağlamda, bazı makroekonomik göstergelerdeki gelişmelere değinecek olursak, gayrisafi millî hasıladaki büyüme 2003 yılından itibaren istikrarlı bir şekilde artarak 2005 yılında hedeflenen büyüme rakamını da aşmış ve yüzde 7,5 düzeyine çıkmıştır. Bunun sonucunda, gayrisafi millî hasıla 2001 yılında 176,5 milyar YTL iken, 2005 yılında 2001 yılına göre yaklaşık 3 kat artarak 486,4 milyar YTL'ye ulaşmıştır. Söz konusu makroekonomik istikrarın sağlanmasında AK Parti hükûmetlerinin sağladığı siyasi istikrardan doğru ekonomik politikaların hayata geçirilmesine kadar çok sayıda faktör etken olmuştur. Burada, kamu maliyesi alanında gösterilen performansın bu makroekonomik istikrarın sağlanmasındaki rolünü özellikle vurgulamak istiyorum. AK Parti hükûmetleri döneminde titizlikle uygulanan mali disiplin sayesinde, 2001 yılında yüzde 16,5 olan bütçe açığının gayrisafi millî hasılaya oranı 2005 yılında, yüzde 3 olarak belirlenen Maastricht kriterinin çok altında, yüzde 1,7 olarak gerçekleşmiştir. Kuşkusuz, bu gelişmenin altında yatan en önemli unsurlardan birisi vergi politikalarına ilişkin alınan kararlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de size 2007 gelir bütçesi kapsamında, AK Parti hükûmetleri döneminde ortaya konulan vergi politikaları ve vergi uygulamaları hakkında bilgi vermek istiyorum. Bildiğiniz üzere bütçeler, devletin bir yıl içerisinde toplayacağı gelirler ve yapacağı harcamalar aracılığıyla nasıl bir yeniden dağıtım planlandığını ortaya koyan metinlerdir. Devletlerin temel fonksiyonlarını yerine getirmek için gelire ihtiyaç duymaları vergi toplama gerekliliğini doğurmuştur. Vergileme, zaman içinde, kamu hizmetleri için gerekli kaynağı sağlama yanında, tasarruf, ekonomik büyümeyi teşvik, gelir dağılımını düzeltme şeklinde, fiskal olmayan diğer sosyal ve ekonomik amaçlar için de kullanılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla, verginin önemi her dönemde yerini muhafaza etmiştir. Vergilemeye ilişkin uluslararası gelişmelere bir göz attığımızda, çoğunlukla vergi rekabeti kaynaklı olmak üzere, vergi oranlarında bir azalma eğilimi gözlemlenmektedir; ancak, söz konusu azalmaya rağmen, vergi gelirlerinde bir düşme görülmemektedir. Bu durum, vergi sisteminin basit, öngörülebilir ve vergi tabanlarını genişletecek şekilde yapılandırılmasından kaynaklanmaktadır.

Dünyada yaşanan bu gelişmelere paralel olarak, AK Parti hükûmetleri döneminde vergi sisteminin yapılandırılması çalışmaları belirli bir strateji çerçevesinde sürdürülerek vergi mevzuatı ile ilgili önemli politika değişikliklerinde bulunulmuştur. Bunlardan birincisi, ekonomide güven ortamını sağlayacak vergisel düzenlemelerin yapılmış olmasıdır. Bu çerçevede, öncelikle, hepinizin bildiği gibi, 1998 yılında yasalaşmasına rağmen, bugüne kadar ekonomik gerekçelerle uygulama imkânı bulamayan ve uygulanması da uygun görülmeyen gelirin tanımıyla ilgili düzenlemeler, ekonomiye olan olumsuz etkileri, kamuoyunda düzenlemeye olan güvensizlik ve düzenlemeden beklenen olumlu sonuçların sağlanamayacağı konusunda varılan genel anlayış çerçevesinde değiştirilmiştir.

Öte yandan, uzlaşma ortamının oluşturulması için, mükellefler ile idare arasındaki ihtilafları çözmek ve yıllardan beri birikmiş borç tutarını tahsil edilebilir hâle getirmek için vergi barışı uygulaması hayata geçirilmiştir.

22

İşte bu yolla, güven ve istikrar ortamının oluşması sağlanmış ve kamunun da finansmanı açısından önemli gelir elde edilmiştir.

Ayrıca, Kurumlar Vergisi Kanunu sadeleştirilerek yeniden yazılmış ve kurumlar vergisi oranı yüzde 30'dan yüzde 20'ye indirilmiştir. Böylece, tüzel kişiler üzerindeki vergi yükü, yüzde 65'ler seviyesinden, yüzde 35'lere indirilmiş ve Kurumlar Vergisi Kanunu'na, vergi kayıp ve kaçaklarında daha etkin mücadele için transfer fiyatlandırması, kontrol edilen yabancı şirket, gibi hükümler eklenmiştir.

Gelir Vergisi Kanunu'nda, gelir vergisi oranları ve tarife yapısı yeniden düzenlenmiş; böylece, gelir vergisindeki dilim sayısı azaltılmış ve üst dilime ilişkin oran yüzde 40'tan yüzde 35'e indirilerek gelir vergisi mükellefleri üzerindeki vergi yükü önemli ölçüde azaltılmıştır. Burada dikkati çeken husus, dolaysız vergiler açısından, sistemin sadeleştirilmesi ve basitleştirilmesi ve yatırımcılar açısından, düşük ve katlanılabilir bir vergi yükünün sağlanmasıdır.

Enflasyon muhasebesine geçilmesi, gelişmişlik düzeyi göreceli olarak düşük illerimizde faaliyette bulunan mükelleflere, gelir vergisi indirimi, sigorta primi desteği, bedelsiz yatırım arazisi tahsisi, enerji desteği gibi teşvikler sağlanması, katma değer vergisiyle ilgili olarak, tekstil, sağlık, eğitim ve gıda sektörlerinde oran indirimine gidilmesi gibi.

Sürdürülebilir bir büyüme ve istihdam artışı için yatırım ortamının iyileştirilmesini sağlayacak düzenlemeler de dönemimizde hayata geçirilmiştir. Devlet gelirleri politikasının plan, program, genel ekonomik politika ve stratejiler çerçevesinde oluşturulmasına ilişkin çalışmalar yapmak üzere Maliye Bakanlığı bünyesinde ana hizmet birimi olarak Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Böylece, devlet gelirleriyle ilgili olarak uygulama ve politika birimleri birbirinden ayrılmak suretiyle gelir politikalarına ilişkin kararların alınmasında uzmanlaşmış bir yapı oluşturulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önceki dört yılda olduğu gibi, 2007 yılı gelir bütçesiyle ilgili vergi gelirlerinin tahmin edilmesi sırasında bir yandan uygulanmakta olan ekonomik program doğrultusunda ihtiyaç duyulan faiz dışı fazla hedefinin, diğer yandan da yukarıda vurguladığım vergi tabanlarının genişletildiği adil ve öngörülebilir bir vergi sistemine ilişkin yaklaşımın dikkate alındığı görülmektedir.

2007 gelir bütçesi kalemlerine detaylı olarak bakacak olursak, genel bütçe gelirleri, iadeler dahil 200,1 milyar YTL olarak tahmin edilmiştir. 2006 yılında ise bu miktarın 182,4 milyar YTL olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. 2006 yılında gerçekleşmesi beklenilen bu tutar, 149,9 milyar YTL olan 2005 yılı gerçekleşme rakamına göre yüzde 21,72 oranında bir artışı ifade etmektedir. 2007 yılı gelir bütçesinde tahmin edilen genel bütçe gelirleri ise, 2006 yılı gerçekleşme beklentilerine göre yüzde 9,7'lik bir artışa tekabül etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Topuz, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

GÜLSEREN TOPUZ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel bütçe gelirlerinin en önemli kısmını oluşturan, iadeler dâhil vergi gelirlerine baktığımızda, 2006 yılında 151,2 milyar YTL seviyelerinde gerçekleşeceği beklenmekte olan bu rakam, 132 milyar YTL olan 2005 yılı gerçekleşme rakamlarına göre yüzde 14,6 oranında bir artışa tekabül etmektedir. Görüşmekte olduğumuz 2007 yılı gelir bütçesi içerisinde ise, vergi gelirlerinin, iadeler dâhil 173,8 milyar YTL olarak öngörüldüğü dikkate alındığında, vergi gelirlerinin 2006 yılına göre 2006 yılına göre artış oranının yüzde 14,97 olduğu anlaşılmaktadır. 2006 yılında gerçekleşmesi beklenilen bazı önemli vergi kalemlerine göz attığımızda, gelir vergisinin 31,2 milyar YTL, kurumlar vergisinin 12,6 milyar YTL, dâhilde alınan KDV'nin 25,5 milyar YTL, ithalde alınan KDV'nin 25,3 milyar YTL ve özel tüketim vergisinin de 37 milyar YTL olduğu; 2007 yılı için tahmin edilen vergi gelirleri kalemleri arasında ise gelir vergisinin 36,9 milyar YTL, kurumlar vergisinin 14,4 milyar YTL…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Topuz, Genel Kurula teşekkürle konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

GÜLSEREN TOPUZ (Devamla) -…dâhilide alınan KDV'nin 29,6 milyar YTL, ithalde alınan KDV'nin de 29,5 milyar YTL ve özel tüketim vergisinin 41,1 milyar YTL hesaplandığı görülmüştür.

Sonuç olarak, kamu alanında yapılan doğru harcamaların sağlam kaynaklarla finanse edildiğini ülkemiz AK Parti hükûmetleri sayesinde görmüş ve alınan yapısal tedbirler ve kamu maliyesi alanında sağlanan disiplin sayesinde ekonomimizin kırılganlığı önemli ölçüde azalmıştır.

Konuşmama burada son verirken, gelir bütçesinin devletimize ve milletimize hayırlı olmasını temenni eder, saygılarımı sunarım.

Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Topuz.

23

Sayın milletvekilleri, saat 14.00'te toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.01

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli),Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşimi'nin İkinci Oturumu'nu açıyorum.

On beşinci tur üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Hükûmet yerinde.

Komisyon? Yok.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.04

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.14

BAŞKAN: Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli),Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşimi'nin Üçüncü Oturumu'nu açıyorum.

On beşinci tur üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

On beşinci tur üzerinde şimdi söz sırası, Anavatan Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Muhsin Koçyiğit'e aittir.

Buyurun Sayın Koçyiğit. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi iki buçuk dakika. Efendim, ben, yirmi üçe göre ayarlıyorum, siz, lütfen konuşmanızı ona göre değerlendirin.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken, bir duruma dikkati çekmek istiyorum: Bugün burada, Maliye Bakanlığının, devletin bütçesi görüşülüyor, maalesef, Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran AKP'nin şu anda salonda 10 tane üyesi bulunuyor.

NİYAZİ PAKYÜREK (Bursa) - Hepsi burada, yan tarafta.

ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - Dolu, dolu…

MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla) - Bu da gösteriyor ki, artık milletvekilleri ve halk da bu bütçelerden bir şey beklemiyor; gerçekten de öyle. Ben hatırlıyorum, eskiden bütçeler görüşüldüğü zaman kahveler tıklım tıklım dolardı. Herkes evlerinde televizyon başında olurdu, milletvekilleri Mecliste olurdu. Çünkü, bu bütçeler vasıtasıyla, gayrisafi millî hasılanın en az yüzde 35'inin dağıtımı toplumun çeşitli kesimleri arasında dağıtılırdı ve toplumun çeşitli kesimleri de bu pastadan pay alabilmek için mücadele içinde olurlardı. Şu anda bu mücadeleyi veren de yok. Çünkü, bu bütçeler IMF bütçeleri, toplanan gelirlerin tümü IMF'e gidiyor, halka dağıtılacak bir şey kalmıyor.

Bunu belirttikten sonra, değerli arkadaşlarım, Maliye Bakanlığı bütçesi üzerine, Gelir İdaresi Başkanlığı bütçesi üzerine Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere sözlerime başlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, hepimizin bildiği gibi, bütçeler, parlamentolar tarafından bakanlar kuruluna bir yıl süreyle, gelirlerin toplanılmasına izin, giderlerin yapılmasına yetki veren kanunlardır. Bu kanunlar bir yıllık süreli olup, bu kanunlara göre harcamalar yapılır, giderler yapılır.

24

Tabii, bütçe kanunları, ekonomik ve sosyal belge olarak, içeriğinde birtakım temel ilkeleri de içerirler. Bunlar, öncelikle bütçelerin doğru olması, inanılır olması, açık, saydam ve güvenilir olması lazım, ama AKP bütçelerine baktığımız zaman bunları söyleyemeyiz. Çünkü, AKP'nin bugün beşinci bütçesi yapılıyor, bugüne kadarki tüm bütçelerinde, başlangıçtaki ödenek rakamlarıyla bütçe sonundaki gerçekleşme rakamları arasında bazen binde 3.000'leri bulan sapmalar olmuştur. Örneğin, en fazla sapma da, son dört yılda, cari işlemler açığında olmuştur. Cari işlemler açığı konusunda, AKP, istikrarsızlığın istikrarını yakalamıştır. Şöyle ki: Cari işlemler açığında 2003 yılında yüzde 29 sapma, 2004'te yüzde 103, 2005'te yüzde 101 sapma olmuştur. 2006 yılında da 22 milyar dolar olarak öngörülen cari işlemler açığının şu anda 33 milyar dolara çıkacağı kesinleşmiş olup, bu sene için de yüzde 51 sapma olacağı kesin durumdadır.

Değerli arkadaşlarım, sapma, sadece cari işlemler açığında, diğer kalemlerde değil. Geçen yıl, Sayın Maliye Bakanımız, 2006 yılı bütçesi görüşülürken "Bundan böyle işverenler, kurumlar, herkes önünü görecek." dedi. Çünkü, bundan böyle üç yıllık orta vadeli mali plana geçildiğini açıkladı, yani 2006, 2007 ve 2008 yıllarını içeren üç yıllık orta vadeli mali plan. Ama, ne görüyoruz? Üç yıllık mali planın daha birinci yılı dolmadan bu planda sapmalar oldu. Örneğin, bu planda, 2007 yılındaki giderlerin, bütçenin gider kalemlerinin 152 milyar YTL olacağı açıklanmıştı. Oysa, önümüze gelen bütçede yüzde 35 sapmayla, yani 42 milyar YTL artarak, gider bölümü 204,9 milyar dolar YTL'ye çıkmıştır.

Sapma, sadece orta vadeli mali planın gider bölümünde değil, gelir bölümünde de olmuştur. Şöyle ki: 2007 yılı için öngörülen giderler başlangıçta 156 milyar YTL idi, ama, 17 Ekimde bütçe geldiği zaman Meclis gündemine, baktık ki, 17 milyar artışla, yüzde 20 artışla, gelir bölümü 156 milyar YTL'den 173 milyar YTL'ye çıkmış bulunmaktadır.

Demek ki, Maliye Bakanımız, her ne kadar "bu sene vergi artışı olmayacak" dese de, daha bütçe uygulamasına geçilmeden 17 katrilyon liralık bir artış geldi.

Bu artış nereden olacak? Başta harçlar, damga vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, dolaylı vergiler… Bunların hepsinde sırayla olacak. En başta da, AKP'nin halkı ÖTV üzerinden sömürdüğünü söyleyelim ve ÖTV'nin hem matrahında, kapsamında artış olacak hem de ÖTV kapsamındaki ürünlerin vergi oranları artacaktır. Bu bakımdan, bu bütçe de vergi artışlarına gebedir, vergi artışları olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, sapmalar konusunda bir diğer örneği de, 2006 ve 2007 enflasyon hedeflerinde gösterebiliriz. Hepimizin bildiği gibi, 2006 yılında, Hükûmet, övünerek, bundan böyle enflasyon hedeflemesine geçileceğini açıklamıştı ve 2006 yılında enflasyon hedeflemesine geçildi ve Hükûmetin öngördüğü enflasyon miktarı da yüzde 5'ti; ama, şu anda gelinen nokta o ki, daha bir yıl dolmadan Hükûmetin enflasyon hedeflemesi sapmış, şaşmış, yüzde 150, yüzde 100 artmayla, yüzde 5 yerine yüzde 10 olarak çıkacağı kesinleşmiş bulunmaktadır. Zaten, bunu da Hükûmet kabul ettiği için, 2006 yılında kamu çalışanlarına enflasyon farkı olarak yüzde 2,18 oranında zam yapmayı kabul etti; çünkü, maaşlarda erime olmuştu, memurların, kamu çalışanlarının refah durumunda gerileme olmuştu; en azından bu erimenin durdurulabilmesi için bunlara yüzde 2,18'lik bir zam gelmesi gündeme geldi.

Değerli arkadaşlarım, sapma 2007 yılında da olacak. 2007 yılında Hükûmetin bu bütçeyle önümüze getirdiği enflasyon hedefi yüzde 4 ve iddia ediyorum ki, ilk dört ayın sonunda bu yüzde 4 enflasyon hedefi şaşacaktır ve beşinci aydan sonra tekrar telafi edici ek zamlar gündeme gelecektir. Zaten Hükûmet ne kadar "yüzde 4" de dese, IMF kendi hedefinde 2007'nin enflasyonunu yüzde 7,1 olarak açıklamış bulunacaktır.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; 2007 yılına ilişkin olarak bu bütçeye baktığımız zaman, Hükûmetin bütçe yönetebilme ve yönettiği bütçeyle ekonomiyi etkilemesi mümkün değildir; çünkü, bu bütçe esnek bir bütçe değildir. Şöyle ki: Bu bütçede yüzde 6,5 faiz dışı fazla var, 36 katrilyon lira. Faiz giderleri için 53 katrilyon, personel giderleri için 43 katrilyon, sosyal güvenlik açıklarının kapatılması için de 31 katrilyon, toplam 165 katrilyonluk bir gider yapılması gündemde. Bunların hiçbirinde azaltma yapamazsın, aktarma yapamazsın, bunları yapmak zorundasın. O zaman ne kalıyor? Geriye yatırım harcamaları kalıyor. Demek ki, Hükûmet, tasarrufu, yapsa yapsa, sadece yatırım harcamalarında -kamu sabit sermaye yatırımlarında bir azaltma- yapacaktır. Bunun da anlamı, ülkemizin geleceğinden fedakârlık yapmak, yatırımların durması demek, işsizliğin artması demektir. Bu bakımdan, bu bütçenin esnek olmaması ekonomiyi etkileme bakımından bir zaaf olarak ortaya çıkmaktadır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 2007 yılı bütçesinde personel giderlerindeki artış yüzde 26 oranındadır. Personel giderlerinde artış olmasına rağmen personel giderlerinin gayrisafi millî hasılaya oranı düşmektedir. Bu ne demektir? Personel giderleri artıyor ama, kamu çalışanlarının gelirleri azalıyor, refahlarında azalma var. O hâlde bu artış neden kaynaklanıyor? Daha önce Bakanımızın da belirttiği gibi, önümüzdeki günlerde 208 bin kişi -geçici kadroda çalışan, sözleşmeli kadroda çalışanlar- asıl kadroya, devletin temel kadrosuna geçirileceklerdir. İşte, personel giderlerindeki artış bundan. Çünkü, personel giderlerinde artış olmasına rağmen personel giderlerinin gayrisafi millî hasılaya oranında düşme vardır, bu düşme de kamu çalışanlarının refahında gerilemeye neden olacaktır.

25

KESK'in yaptığı araştırmaya göre, yirmi beş Avrupa Birliği ülkesinde kamu çalışanlarının gayrisafi millî hasıladan aldığı pay 2005'te yüzde 10,84 iken, bu oran Türkiye'de yüzde 6,5'tur, yani, Avrupa'dakinin yarısı kadar.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; yatırımlarda da azalmalar devam ediyor. 2006 yılına göre 2007 yılında mal ve hizmet alımları yüzde 10,2'den 7,6'ya, kamu sabit sermaye yatırımları da yüzde 7,1'den 5,9'a düşmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bundan önceki bütçeler gibi, bu bütçe de, IMF'nin gözetim, denetim ve yönlendirmesi sonucu hazırlanarak yüce Genel Kurulun önüne getirilmiştir. Yani, bu bütçe de IMF'nin damgasını taşımaktadır.

IMF'nin damgasını taşıdığı bu bütçenin temel özellikleri: Gittikçe yoksullaşan, halka yüklenen haksız ve adaletsiz dolaylı vergiler, sosyal güvenlik kurumlarının açıklarının kapatılmasına ayrılan devasa rakamlar, yüzde 6,5'luk faiz dışı fazla, rantiyeye ödenen faiz giderleri, azalan eğitim, sağlık ve kamu sabit sermaye yatırımları ve hepsinden de öte, IMF'nin garantörlüğünde iç borçların çevrilebilmesi, dış borçların anapara ve faizleriyle birlikte hızlı ve güvenilir bir şekilde tahsiline yönelik bir bütçedir. Yani, bütçede amaç, iç ve dış borçların en iyi şekilde ödenebilmesi, bunun için bütçede fazlalıklar yaratılması ve bu fazlalıklarla bu borçların gediğinin kapatılması.

Bize diyorlar ki: 1999'dan beri IMF programları uygulanıyor. Bu programları uygulayın, bunun sonunda borçlarımız azalacaktır. Bakalım, gerçekten de son yedi yılda IMF programları uygulanmasına rağmen, borçlarımız artmış mı azalmış mı, ona bakalım. Çünkü, bu dönemde borçların ana parasının ödenebilmesi için bütçede bir yüzde 6,5'luk faiz dışı fazla yaratılıyor.

İkincisi, borçların faiz giderinin ödenebilmesi için de yine bütçede "faiz ödeneği" adı altında, örneğin bu sene 53 katrilyon lira para bırakılmıştır. Aynı şekilde, son dört yılda, özelleştirme gelirleri 18 milyar doları bulmuştur ki, bu geçen yirmi yıldan daha fazladır. Geçen yirmi yılda özelleştirmeden 8 milyar gelir elde edilmesine rağmen, dört yıllık AKP'li dönemde, 18 milyar dolarlık bir özelleştirme geliri elde edilmiştir. Bu gelirler de borçların geriye kapatılmasında kullanılmıştır. Buna rağmen, bakalım, borçlar arttı mı azaldı mı, onlara bir bakalım:

Hepimizin bildiği gibi, 2002 yılında iç borç stoku 149 katrilyon, dış borç stokumuz ise 130 milyar dolardır. Gelinen süreç içerisinde, toplam borç stokunun -iç ve dış borçları birlikte telaffuz ettiğimiz zaman- 148 milyar dolar arttığını görüyoruz, iç borçlarla beraber. Demek ki, IMF programlarını uygulamasına rağmen, bütçede faiz dışı fazla yaratılmasına rağmen, faiz ödenekleri konmasına rağmen, özelleştirme gelirlerinin tümü borçların ödenmesinde kullanılmasına rağmen, borçlar azalmamış, aksine artmıştır. Çünkü, bu yapıyla, bu IMF programlarıyla borçların azalması mümkün değildir. O hâlde, artık, IMF programlarının sorgulanmasının zamanı gelmiş, geçiyor bile.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği üzere, bugün IMF, Dünya Ticaret Örgütüyle birlikte, gelişmiş Batı ekonomilerinin dış politikalarını uygulama aracı hâline gelmiştir. IMF, değişik yapısal sorunları bulunan ülkelerin aynı kuramsal programı uygulamakla, asıl amacının sorunları çözmek olmadığını, aksine, gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru kaynak aktarması olduğunu göstermektedir.

Değerli arkadaşlarım, IMF politikasını uygulayan Türk ekonomisinin başlıca ikilemi, büyümenin sürdürülebilmesi, yurt dışından sürekli sıcak para akımlarının gelmesine bağlı. Bu da yüksek faiz sunma gerekliliğini doğurmaktadır. Yüksek faizler de kamunun borç yükünü ağırlaştırmaktadır. Bu bakımdan, istediğimiz kadar bütçenin tümünü borçların ödenmesinde kullanalım, bu yüksek reel faizlerden dolayı devamlı borçlarımız artmakta ve bütçe, borçlara tutsak olmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, ithalatımız artıyor, ihracatımız artıyor, Hükûmet, devamlı, ihracattaki artışla övünüyor. Ama, ithalattaki artış ihracattaki artıştan daha fazla olduğundan, cari işlemler açığı da giderek fazlalaşmakta ve kriz sinyalleri vermektedir ve son dört yılda ekonomide büyüme olduğunu söylemesine rağmen Hükûmet, bu büyüme, halkın yaşam gücüne yansımamıştır. Halk, haklı olarak soruyor: "Evet, ekonomi büyüyor da ben neden büyümüyorum, benim refah düzeyim neden gelişmiyor?" Çünkü, Türkiye'deki büyüme fakirleştiren büyümedir; çünkü, bu büyüme ithalata dayalı bir büyümedir, dış mallara talep yaratan büyümedir, dış ülkelerdeki fabrikaların çalışmasını sağlayan, dış ülkelerdeki işsizlerin iş bulmasını sağlayan bir büyümedir, içerideki üretimi, istihdamı, yatırımı, ihracatı artırmayan bir büyümedir, yani fakirleştiren büyümedir. Adı üzerinde, büyüme "fakirleştirme" olunca bundan da kimseye bir şey kalmaz, bölüşecek bir şey olmaz. Bu bakımdan, işsizlik, her ne kadar, TÜİK "9-10" dese de bugün gerçek işsizlik oranı genel olarak yüzde 15 civarında. Eğitimli işsizlik yüzde 26'da, bölgesel işsizlik de yüzde 40'lar civarında bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bugün ekonominin yönetimi dış dinamiklere bırakılmıştır. Çünkü, borsanın yüzde 65'i, hazine bonosu, devlet tahvillerinin yüzde 35'i, bankacılık sektörünün yüzde 35'i dış dinamiklerin elindedir. Yani, dış dinamikler istediği zaman Türkiye'de yirmi dört saat içerisinde kriz çıkarabilir. Türkiye'den 10 milyar dolar parayı çektiği zaman bu kırılgan ekonomi buna dayanamaz her an krize girme durumuna

26

gelir. Bu bakımdan, önemli olan dış dinamikler değil ülkeyi iç dinamiklerin yönetmesi, iç dinamiklerin ekonomiye fayda sağlamasıdır, ona egemen olmasıdır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; enflasyon farkı memurlara henüz verilmedi, herhâlde önümüzdeki sene verilecek. Sayın Maliye Bakanımız, 2007 yılında, memurlara yüzde 4+4 ve 3+3 oranında zam yapılacağını söyledi, yani yüzde 7. Ama, açıklamasında, bu zam oranını yüzde 7 değil de yüzde 13 olarak deklare etti. Matematik olarak, ben, bir türlü, 4+4'ün nasıl 12 ettiği yahut da 3+3'ün nasıl 12 ettiğini bilemedim. Sayın Maliye Bakanımız bunu açıklarsa sevinirim. Herhâlde, Sayın Maliye Bakanımız, 2006 yılında memurlara verilecek 2,18'lik telafi edici zammı, yani 2006'ya ilişkin maaşlardaki, telafi etmek için, getirilecek zammı da bir sonraki yıl, 2007 ücret artışı olarak, maaş artışı olarak öngörüyor, bundan dolayı böyle yüksek çıkıyor. Bunun nedenini öğrenmek istiyoruz?

Sayın Bakanım, emeklilerin, işçi ve Emekli Sandığı emeklilerinin 2002 yılından kalan maaş farkları vardı. Bunlar mahkemelere gittiler, bunları kazandılar. Bugüne kadar emekli işçilerin bu maaş farkları ödenmedi. İnşallah, bu bütçeyle bunun ödemesini bulursunuz. Maaşlardaki azalma 1999 yılına göre yüzde 22'yi bulmuştur. Bu sene yüzde 7 zam yapsak bile, asgari yüzde 15 yıpranma vardır, yeniden bir yüzde 15 zam yapmak gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; AKP iktidar olduktan sonra, Sayın Başbakanımız üç yıl bir şey beklemeyin, üç yıldan sonra durumumuz düzelecek… Ama, şu anda dördüncü yıla geçtik. Maalesef hiçbir şey olmadı. Sayın Başbakanın sevdiği çay ve simit hesabını versek bile, bunun böyle olduğunu göreceğiz. Çünkü, 2002 yılından 2006 yılına göre simit fiyatları yüzde 133, çaya da yüzde 105 zam geldi. Yani, ikisi de zamlandı. Oysa, öngörülen enflasyon, bu dört yılda, gerçekleşen 58, Hükûmetin hedeflediği enflasyonsa yüzde 8'di. Demek ki, çay ve simide göre de bu zam gelmiştir. Bu, refah artışı olmamıştır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; halk, şunu söylüyor: Hükûmet, enflasyon düştü diyor. Fakat, bu düşük enflasyondan ben bir türlü faydalanamıyorum, benim satın alma gücüme yansımıyor. Yani, çarşı pazara yansımıyor. Elbette yansımaz, çünkü, enflasyon hesaplama yöntemi yanlıştır. İlgili ilgisiz 762 tane kalem enflasyon hesaplamasında dikkate alınıyor. Oysa, o kadar fazla kalemi bir araya getirmeye gerek yok. Sadece akaryakıt giderleri, temel gıda, enerji giderleri, ulaşım giderleri, giyim ve kira giderleri gibi temel kıstasları esas alırsak, çarşı pazar enflasyonu doğru çıkar. Ama, siz, bu enflasyon hesaplamasına halkın hayatında bir kez dahi kullanmadığı tel örgü, at nalı, kontak lens, keçiboynuzu, pinpon topu, sönmüş kireç gibi unsurları eklerseniz, halkın enflasyonu ile hükûmetin enflasyonu birbirini tutmaz. Bugün Türkiye'de iki tane enflasyon vardır: Bir, halkın gerçek enflasyonu, ikincisi, Hükûmetin cici enflasyonu. Hükûmetin cici enflasyonu, keçiboynuzu ve sönmüş kireç enflasyonudur. Halkın gerçek enflasyonu ise, çarşı pazara yansıyan, temel gıdaya yansıyan, kiralara yansıyan, mazota, gübreye yansıyan, ekmeğe, süte yansıyan enflasyon oranıdır. Bu bakımdan, inanıyoruz ki, bu gerçek enflasyon hesaplamaları yapılarak, maaşlardaki, temel gıdalardaki erimeler giderilir ve halkın yaşam gücü esaslı bir şekilde artış yapılarak iyileştirilir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; tabii, gelir bölümüne fazla süre kalmadı. Sadece gelirle ilgili olarak şunu söyleyeceğim şu aşamada: Maliye Bakanımız, geçen sene "Ben yabancı-yerli tanımam. Bütün menkul sermaye iratlarından, faiz gelirlerinden yüzde 15 vergi alacağım." dedi. Kendisini kutladık, tebrik ettik, gerçekten de olması gereken buydu. Ama, Maliye Bakanımızın erkekliği ancak altı ay devam edebildi. Altı ay sonra, maalesef, bu sözünden vazgeçti. Çünkü, yabancılara uygulanan faiz oranlarını sıfıra indirdi, yerlilerden ise yüzde 10 almaya devam ediyor. Yani, altı ay içerisinde geri dönüş olmuştur. İnanıyoruz ki, yerli-yabancı demeden herkesten aynı oranda alınsın yahut da hiç kimseden alınmasın.

Bugün yıllık 4 milyar asgari ücret alan asgari ücretliden yüzde 15 oranında vergi alıyoruz, ama, 2005 yılında 304 milyar, 2006 yılında 407 milyarlık faiz gelirlerinden vergi almıyoruz. Adalet bunun neresinde, size sormak istiyorum. Yani, asgari ücretin yıllık 4 milyarından yüzde 15 vergi al, ama, bir faiz geliri elde eden kişinin 407 milyar lirasını vergi dışında tut. Bunun düzeltilmesi gerekiyor ve asgari ücretten vergi alınmaması gerekiyor. Aslında, öyle bir vaadiniz de vardı, maalesef, o vaadinizi yerine getiremediniz, asgari ücretten vergi almaya devam ediyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; esnaflarımız zor durumdadır. Özellikle istihdam üzerindeki yüzde 75'lere varan aşırı yükler onları canından bezdirmiştir. Bunları ödeyemeyen esnafın çoğu kepenklerini kapatmakta, geçen sene 2 milyon kişi, esnafımız dükkânını kapatarak işine son vermiştir. Devam edenler de senet protestolarıyla uğraşmaktadır. Örnek aldığınız 2002 yılında ayda 43.500 senet protesto edilirken, bugün ayda 93 bin senet protesto edilmektedir. Yani, protesto edilen senet sayısında yüzde 90, yüzde 100'ün üzerinde bir artış vardır.

Çiftçilerimizin durumu da iyi değildir. "Çiftçiler vergi ödemiyor" diyenler yalan söylüyorlar, çünkü çiftçi kullandığı mazotun üzerinden yüzde 70, gübrenin üzerinden yüzde 70, ilacın üzerinden yüzde 70 vergi ödüyor. Ondan sonra, çiftçilere diyoruz ki: "Sen, gel, Avrupa Birliği çiftçisiyle rekabet et." Nasıl rekabet edecek? Avrupa Birliği ülkeleri, kendi çiftçilerine vergisiz temel ihtiyaç maddelerini veriyor, gübresini veriyor, ilacını veriyor ve

27

bir de, ona, telafi edici "garanti fiyat" adı altında belli bir fiyat veriyor. Türkiye'de ne bir garanti edici fiyat var… Üstüne üstlük, çiftçiden bir de yüzde 70 oranında vergi alınıyor, bunun iadesi de yapılmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla) - Sayın Başkanım, herhâlde sürem yetmedi. İnşallah bundan sonraki bölümlerde, gerekirse maddeler üzerinde açıklarız.

Sözlerime son verirken, 2007 yılı merkezî yönetim bütçesinin başta Maliye Bakanlığı, ülkemiz ve tüm ulusumuza hayırlar getirmesini diliyor, yüce Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Koçyiğit.

Anavatan Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı, Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2007 yılı bütçesi Kamu İhale Kurumu ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı üzerinde Anavatan Partisi Grubunun fikirlerini, görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda buluyorum. Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hükûmetler ve hükûmettikleri dönemler, toplumlar üzerinde iz bırakırlar. Değerli milletvekilleri, bir soru sorulsa ve denilse ki: "58'inci ve 59'uncu Cumhuriyet Hükûmetlerinin icraatlarına damgasını vuran iz hangisi olmuştur?" Bu soruya verilecek cevaplar içinde en vurucu olanı şu olacaktır ki, AK Parti Hükûmeti, cumhuriyet tarihimizin en pervasız, en kontrolsüz, gözlerden uzak ve gizli kapaklı özelleştirmelerine imza atmıştır.

Değerli arkadaşlar, özelleştirme öylesine bir siyasi meseledir ki, bu konuda istismar yapan ve kendini çok akıllı zannederek toplumu ve onun kurumlarını baypas eden hiç kimse ve hiçbir parti, bunun sonuçlarından dolayı hesap vermekten kaçamamıştır ve bundan sonra da kaçamayacaktır. Özelleştirme, çünkü, bir ulusun ekonomik millî varlığının, doğru, açık, hesap verebilir ve millî varlıkta stratejik kayıplara yol açmaktan şiddetle imtina eden bir sorumluluk duygusunu gerektirmektedir. Ülke ekonomisini yönetmek ticaret değildir. Ülke ekonomisi, şirketlerin el değiştirmesi değildir. Ülke ekonomisi "babalar gibi satarım" bezirgânlığı ve devlet terbiyesi görmemişliği de hiç değildir.

Kamuya ait birtakım varlıklarda özelleştirme olması veya bazı alanların yabancı sermayeye açılması, üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliğinin de serbest piyasa ekonomisi prensibi çerçevesinde, elbette ki, iyi seçilmek ve anlamlı olmak kaydıyla mümkündür. Ancak, yüce Meclisin değerli üyeleri, sizleri temin ederim ki, Avrupa Birliği ülkelerinde, Türk Telekomun muadilleri olan ulusal telekomünikasyon şirketlerini özelleştiren pek kimseyi bulamazsınız. Alman devleti Alman telekomünikasyonunu asla satmaz, zarar etse de satmaz; zarar ediyorsa ehlileştirir, reforme eder, yeni ekonomi yöntemleriyle akılcılaştırır, yönetimi revize eder, yeni yönetimler bulur, ama asla satmaz. Fransa, Fransa'nın millî telekomünikasyonunu da asla satmaz. Telekomünikasyon alanında mevcut ulusal bir sistemi elden çıkarmak ancak ve ancak bezirgân ve devlet olmak nedir, ülke olmak nedir bilmeyenlere mahsus bir özelliktir, bu nedenle, çağımızda.

Değerli arkadaşlar, bezirgânlıkla devlet ve millet olmanın arasındaki sınırı başka emsallerden izlemek isteyenlere şimdi bir örnek vermek istiyorum: 2005 senesinde, Amerikan Pepsi Co firması Fransız Danone şirketine talip oldu. Ermeni Soykırım Yasası'ndan sonra çocuklarımıza veya torunlarımıza hâlâ bir Danone pudingi alıyor muyuz bunu bilmem ama, Danone, birçok dünya ülkelerinde tüketicinin tanıdığı bir süt mamulleri şirketidir.

Amerikan Pepsi Co firmasının Fransa'nın Danonesine talip olması üzerine, Fransız Hükûmeti 2005'in Eylül ayında toplandı ve belli stratejik Fransız markalarının korumaya alınması yönünde siyasi bir adım atılmasına karar verdi.

Amerikan Pepsi Co firması Fransa'nın Danonesini alsaydı, Fransız halkı fakirleşecek miydi? Asla. Amerikan Pepsi Co firması Fransa'yı istila mı edecekti? Yine asla.

Ama, yüce Türk Meclisinin üyeleri, şunu demek istiyorum: Bir ülkenin millî ekonomik varlıklarına sadece parasal faktörlerin gözlüğüyle bakılamaz. Milletlerin ekonomik varlıkları, hem stratejik olarak toplumsallığın maddi temeli ama hem de bir milletin duygu bütünlüğünün özelliğinin temelidir. Milletinin ve devletinin adına saygı duyan siyasetçiler, ekonomik varlıklarını her şeyden önce bu anlayışla ele alır ve buna uygun davranırlar.

Yoksa, her şeyi satabiliriz. İstiyorsanız İstanbul Boğazı köprülerini de satabiliriz, alanlar da işletmeyi bilir. Devlet Demiryollarını da satabiliriz, bunları da alanlar elbette ki çok iyi işletir, ama, o zaman, bir Türk milleti ve

28

devletinden değil, başka bir şeyden bahsetmek zorunda kalırsınız bir gün. Her hükûmet için, ekonomide özelleştirmelerde verilecek veya verilmeyecek vizenin kıstası, yukarıda anlatmaya çalıştığım duyguyu taşıyor olması veya olmamasında gizlidir.

Değerli arkadaşlar, dünyadaki bütün özelleştirmeler incelenmiştir. Şu inkâr edilemez bir şekilde görülmektedir ki, önce serbestleşme olmadan özelleştirme olmaz. Serbestleşme de piyasada rekabetin olması için yeterli değildir. Piyasa düzenini koruyabilecek güçte düzenleyici bir kuruluş gereklidir. Türkiye'de serbestleşme henüz tamamlanmamıştır. Serbest piyasa ekonomisinin işlerliğinin önünü açmakta beceri gösteremeyen bu Hükûmet ise, özelleştirme adına ülkenin temel stratejik kurumlarını elden çıkarmak yolunu seçmiştir maalesef. Yabancı sermaye çekmekle meşgul olan Hükûmet, yabancı sermayeyi yeni yatırım alanlarına değil, oluşmuş, birikmiş millî servet kaynaklarına çekmeyi bir marifet saymıştır.

Bugün Türkiye'de, Türk Telekom gibi yeni bir sistemin oluşması için lazım olan para en azından 25 milyar dolar civarındadır değerli arkadaşlar. Oysa, Türk Telekom, stratejik bir varlıktı ve iletişim ağları bir ülke ekonomisinin de sinir ağlarıdır. Bir ülkenin bilgi toplumu stratejisinin ilk maddelerinden biri Telekom sektörü hakkında olmak zorundadır. Bir ülke tüm yurttaşlarına, sadece büyük şehirlere değil, ücra köylerine de kolay, ucuz iletişim imkânı sunmak zorundadır. Telekom, doğal tekel tanımına uyan bir sektördür. Düzenleyici yapı, doğal tekel olan kaynaklara rakiplerin kolay ve makul ücretle erişimini sağlayarak, rekabetin yaşamasına şans vermelidir. Telekom sektöründe yapılması gereken bu özelleştirme değil, serbestleşmenin sağlanmasıydı oysaki. Serbest piyasa ekonomisini kamu mallarını bezirgân gibi satmak gibi zanneden AK Parti Hükûmetinin bu toplumda bıraktığı sadece bu bezirgânlık politikası değildir değerli arkadaşlarım.

Bakınız, örnek vermek istiyorum: Balıkesir'de SEKA'dan başlayalım. Balıkesir SEKA kâğıt fabrikasının bu Hükûmet tarafından açılan ihalesine bir tek firma katıldı. Bu bir tek firma neydi, kimdi değerli arkadaşlar? Sayın Başbakanın dünürü Sadık Albayrak'ın akrabası bir başka Albayrak.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, optiğe dikkatle bakar mısınız lütfen. Türkiye adına istirham ediyorum, mutlaka bunu beyninizde bir kontrol edin. Bir ülkede bir kamu malı ihaleye açılıyor, bu ihalede bir tek talip var ve o talip, Sayın Başbakanın, dünürü tarafından yakını.

ASIM AYKAN (Trabzon) - Hiç ilgisi yok.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bunda, hukuken bir suç olması mı gerekli illa?

ASIM AYKAN (Trabzon) - Yanlış efendim, yanlış bilgi veriyorsunuz.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bu, her türlü kanun maddesinin ötesinde, siyasi etik açısından yeterince berbat bir optik değil midir?

ASIM AYKAN (Trabzon) - İbrahim Bey, yanlış bilgi veriyorsunuz.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ve değerli arkadaşlar, bu ihale, Danıştay tarafından iptal edilmiştir.

ASIM AYKAN (Trabzon) - Yanlış bilgi veriyorsun İbrahim Bey, yanlış.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Özelleştirme İdaresi Başkanı, bu ihale nedeniyle, Hükûmetin vize vermemesine rağmen, Danıştay Cumhuriyet Başsavcısının ısrarlı talebi üzerine yargılanmaktadır ve başka bir pencere açıyorum, 59'uncu Cumhuriyet Hükûmetinden ve AK Parti Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler'e ve Kiler Şirketler Grubuna geliyorum.

AK Parti Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler'in ve kardeşlerinin şirketi Atlas Alışveriş Hizmetler ve Gıda Sanayii Ticaret Limitet Şirketi, özelleştirilmesinin üzerinden sekiz gün geçtikten sonra Kütahya Şeker Fabrikasına ortak oldu. İhaleye girerek, Kütahya Şeker Fabrikasının yüzde 56'sını 21,4 milyon dolara satın alan Torunlar Gıda, Özelleştirme İdaresiyle sözleşme imzalandıktan sekiz gün sonra hisselerinin yüzde 28'ini Kiler Grubuna ait şirkete devretti. Bu bir Ali cambaz oyunu değil midir?

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Yok…

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, AK Partili Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara'da yaşayan 370 bin aileye yardım paketleri dağıtmak için bir ihale açtı. İhaleyi kim aldı? 28 trilyon 300 milyar liraya, AK Parti Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in şirketi olan Kiler Grubu aldı.

Değerli arkadaşlar, hâlihazırda, TCK'da kanun maddelerinin alanına girmese de, siyaset mevkisi ve gücünün para ile bu kirli karışımına geçit verecek bir toplum ahlakı var mıdır? Bu tablo bir gün sorgulanmayacak mıdır? AK Parti Hükûmeti, mensuplarının kirli optiğinin yanı sıra, Türk yargısını çok meşgul eden hükûmet olarak da anılacaktır hep.

Bugün 24 Aralık Pazar ve bu Hükûmet son yargı kararını 22 Aralık Cuma günü aldı. Danıştay, 22 Aralık Cuma günü TCDD'ye ait İskenderun Limanı'nın otuz altı yıl özelleştirilmesi amacıyla ihaleye çıkarılmasına ilişkin karar ve ihaleyi sonuçlandıran ihale komisyonu kararını iptal etti. Bu Hükûmetin aldığı ihale kararları yargının çeperine bu kadar sıklıkla çarpıyorsa, o Hükûmetin siyasi kararlarının da çarpması gereken toplumsal ve siyasi bir çeperin de olmaması asla ve katiyetle düşünülemez, değerli arkadaşlarım.

29

Değerli milletvekili arkadaşlarım, özelleştirmelerden ve AK Parti Hükûmetinden söz edip de, Sayın Recep Erdoğan 3 Kasım 2002 seçimlerine katılamayınca, yerine koyduğu ve bunun üzerine yıllardır yüzünden eksik olmayan sakalını bir gecede kesen Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'dan bahsetmemek asla olmaz.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Ayıp değil mi yani?

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Nelerle uğraşıyorsun ya!

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Uğraşacak başka bir şey bulamadın, bunlara mı taktın?

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - "Babalar gibi satarım." sözünün şerefini alnında taşımakta olan Maliye Bakanımızın oğlu Abdullah Unakıtan adına kurduğu AB Gıda Şirketi, babası Bakan olduktan sonra hızla para kazanmaya başladı. Birinci hamle 2003 yılında gerçekleşti. Oğul Unakıtan 4.400 ton mısır getirtti dışarıdan. Bu sırada gümrük vergisi yüzde 20'ydi. Oğul Unakıtan mısır aldıktan dört gün sonra gümrük vergisi önce yüzde 45'e, sonra yüzde 70'e yükseltildi. Böylece, gümrük vergisinde Abdullah Unakıtan yüzde 50 dolayında bir avantaj sağlamış oldu. Ne güzel bir tesadüf değil mi? Diyelim ki, bu iş tesadüf, fakat, başkaları da var. Abdullah Unakıtan, sıvı yumurta diye bir yumurta icat etti ve işe bakın ki, bu yumurtaların reklamı televizyonlara girince, daha önce yüzde 18 olan katma değer vergisi yüzde 8'e düşürüldü. Her şeyin sıvısı yüzde 18'de kaldı, ama, Unakıtan'ın oğlu Abdullah Bey'in imal ettiği sıvı yumurta yüzde 8'e indi. Toplumda bunlardan bahsedilmeye başlanınca da Kemal Bey'in koruyucusu Sayın Başbakan Erdoğan öfkeleniyor ve bunu ele alanlara "edepsizler" diye konuşuyor. AK Partili milletvekillerine de "Kemal Bey'e sahip çıkın." diye emir veriyor.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Kemal Abi, Kemal Abi'si o!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Galataport ihalesini alan ve bu Hükûmet zamanında Türk kamuoyunun en çok tanıdığı simalar arasına giren Sami Ofer'le olan hikâyesi ise hiç silinmeyecek izler hanesinde bulunuyor Sayın Maliye Bakanının. Eski bir başbakanı ihaleye katılacak kişilerle ihaleden bir gün önce görüşmesi sebebiyle Yüce Divana yollayan AK Parti Hükûmetine mensup Sayın Maliye Bakanı, Galataport ihalesini alan Sami Ofer'le ihaleden altı ay önce görüşüyor. Sizce ne görüşüyorlardı sayın milletvekili arkadaşlarım? Geyik muhabbeti mi yapıyorlardı? Mesela, birlikte İstanbul'un mehtaplı bir gecesinde gökyüzündeki kutup yıldızlarına bakıp "ah azizim, şu şehrin güzelliğine bak" mı diyorlardı birbirlerine?

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Aslan hemşehrim.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bu mesele, derinlikli bir siyasi hesaplaşmanın meselesi olmaya bu oturumdan sonra da elbette devam edecektir.

Bu anlattıklarım, değerli arkadaşlarım, sadece örnektir.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Erzurum seninle gurur duyuyor, Erzurum.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bu Hükûmetin icracı bakanlarının çoğu, yakın gelecekte elbette ki millet namına Yüce Divanda yargılanacaklardır. Hatta, bu mesele öyle bir meseledir ki Hükûmetin neredeyse…

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Biraz yüzünüz kızarsın, Allah aşkına! Niye gülüyorsunuz!

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Aynaya bak, sen kendine bak!

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Siz kendinize bakın!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Hatta, arkadaşlar, bu mesele öyle bir meselesidir ki Hükûmetin neredeyse resmî yayın organı konumunda olan bir gazetenin köşe yazarlarından Sayın Fehmi Koru, bakın, bu Hükûmeti özelleştirmeler konusunda nasıl uyarmıştır? Bakın, Fehmi Koru'dan alıntılar yapıyorum. Fehmi Koru şöyle anlatıyor: "Özelleştirmeye bütünüyle karşı, ya da satılan malla çıkar ilişkisi bulunan kişilerin konuya olumsuz yaklaşımları işitmezden gelinebilir. Ancak, bazı görüşleri ön yargıyla geçersiz saymak, ya da her eleştiriye bir kulp takmak da doğru değildir." Devam ediyor Sayın Fehmi Koru: "Galataport ihalesine bu açıdan yaklaştığımızda, toplumu rahatsız edecek pek çok özellikle karşılaşabiliyoruz. Rahmi Koç'a, 'Ödeme planının bu kadar uzun vadeli olduğunu bilseydik, grup olarak biz de katılırdık' dedirten ihale şartlarındaki belirsizlik olağanüstü dikkat çekici." diyor Fehmi Koru ve Fehmi Koru devam ediyor değerli arkadaşlar: "Kamu malının üzerine titremek ve yapılan tasarrufların 'şaibesiz' olmasına titizlenmek çoktandır hasret kaldığımız özellikler. Geçen dönemlerde yapılan ihalelere fesat karıştırdıkları iddiasıyla şu anda Yüce Divanda bir başbakan ve birkaç bakan yargılanmıyor mu?" diyor Sayın Fehmi Koru.

Değerli arkadaşlar, içinden alıntılar yaptığım Sayın Fehmi Koru'nun bu yazısı, bu Hükûmete en yakınları eliyle yapılmış bir Yüce Divan uyarısından başka bir şey değildir. En yakınlarından Yüce Divan uyarısı alan bu Hükûmetin, uğraştığı kurumlardan birisi de Kamu İhale Kurumudur. Kamu İhale Kurumunu ihaleleri zorlaştırıcı mekanizmalar oluşturmakla ve hakikate hiç uymayan bir şekilde, ihalelerde sadece fiyatı dikkate almak, kaliteye önem atfetmemekle suçlayan bu Hükûmetin Hatay'daki yolsuzlukları aklayan organlarının yüzünü kızartan Kamu İhale Kurumu olmuştur.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Bak bak, burada yazıyor… Ezbere konuşma!

30

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Hatay'da gerçekleşmiş ihalelerin ağırlıklı kısmında usulsüzlük saptayan Kamu İhale Kurumu, aynı zamanda, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından açılan okul ihalelerindeki usulsüzlükleri 2005'in Kasım ayında belgeleyen kuruluşumuz, bir önemli kuruluşumuz olmuştur. Kamu İhale Kurumunun bu tespiti ve Başbakanlığa gönderdiği rapor, Hükûmet tarafından sümen altı edilmiş ve 2005'in Kasım ayından beri bu konuda hiçbir netice alınmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, sözlerimi birazdan bitireceğim. Yalnız, şunun altını çizmek isterim ki, bir hükûmetin özelleştirmeler konusunda doğru bir çizgiye sahip olması için, önce bir damarının olması gerekir. Bu Hükûmette olmayan işte bu damardır. Bu Hükûmetin ar damarı çatlamıştır. Ülke damarı, ülke için akan damardır. Yani, buna ne denir? Millî damar denir.

MEHMET CEYLAN (Karabük) - Yazıklar olsun!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Yazıklar olsun yetimin hakkını yiyene! (Anavatan Partisi ve CHP sıralarından alkışlar) Yazıklar olsun yetimin hakkını yiyerek cehennem ateşine gidecek olanlara! Ben bunun için uğraşıyorum.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Cayır cayır yanacaklar.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bu Hükûmet yetmiş dokuz ülkeden et ithalatı yapan bir hükûmettir.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Hepsi cehennemde yanacak.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Avrupalı ülke halkları bırakın yetmiş dokuz ülkeden et ithal etmeyi, komşu ülkelerden gelen domuz etini dahi yemezler.

MEHMET CEYLAN (Karabük) - Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - O nedenle, Almanya, Fransa gibi ülkelerdeki marketler et satışı promosyonlarında bu Fransa'nın domuz eti veya bu Almanya'nın domuz eti şeklinde reklam yaparlar arkadaşlar, çünkü, et aynı zamanda ulusal bir tadın adıdır, çünkü, yemek yemek ve et yemek de bir ülkeye ait olmanın adı ve duygusudur aynı zamanda değerli arkadaşlar. Allah bu duyguyu bizdeki Hükûmete de nasip etsin diyerek, sözlerimi tamamlamadan önce birkaç hususa daha değinmek istiyorum değerli arkadaşlarım.

Maalesef dördüncü seneyi geçtik bu Hükûmet döneminde, hâlâ Sayın Maliye Bakanı yerinde oturmaktadır.

MEDENİ YILMAZ (Muş) - Nereye gidecek?

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Sebebi nedir? Sebebi Sayın Başbakandır. Çünkü, atalarımız bir şey demişlerdir: "Söyle arkadaşını ne olduğunu söyleyeyim." değerli arkadaşlar.

MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Niye sen AK Partiden geldin?

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ey aziz milletim, ey aziz milletimin fertleri…

RECEP GARİP (Adana) - Erzurum'a nasıl gidiyorsun, Erzurum'a?

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - …Sayın Kemal Unakıtan siyasete sakalını keserek adım attı.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Ayıp, ayıp!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Kestiği naylon faturaların hesabı kapanmadan Maliye Bakanı oldu. Bakanlığını ilgilendiren her kanuna kendisi veya yakınlarıyla ilgili bir madde sıkıştırmayla ünlendi. "Her şeyi satarım.", "Sattıysam ben sattım. Ne var bunda?", "Bizim çocuklar ne yesin?" gibi veciz sözleri ve özel aflarıyla kısa zamanda AK Partinin sembolü hâline geldi.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Çocukları mısır yiyor, mısır.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Patlamış mısır yiyor.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ofer görüşmelerindeki hüneriyle ününe ün kattı. Sayın Başbakanın "Kemal Abi'si" tam da namına uygun olarak korunup kollandı.

Sayın Kemal Unakıtan, kaçak villaları, oğluna kurdurduğu şirketler ve bu şirketlere sağlanan özel vergi indirimleri bu koruma ve kollamanın doğal tezahürleri sayıldı, çok ciddi sözleri bile espri sayılıp gülüşmelere neden oldu. Bakanlık göreviyle ilgili ülke ve millet faydasına tek bir kelamı duyulmamış, tek bir icraatına rastlanmamıştır, ama muhterem eşleri hanımefendiyle diyalogları, duygusal anları ve romantik görüntüleri çok takdir topladı.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Ayıp ediyorsun ya!

MEHMET CEYLAN (Karabük) - Karıştırma… Yakışmıyor sana, yakışmıyor!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ne yapalım, kabahat Sayın Başbakandadır değerli arkadaşlar.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Utan, utan! Hanımları da soktun…

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Asıl sen utan ve Allah'tan kork.

31

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Sen utan!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Asıl sen utan ve Allah'tan kork.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Sen utan!

BAŞKAN - Sayın Özdoğan…

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Çünkü, yetimin hakkının yenilmesine, orada oturduğun için sebep oluyorsun.

BAŞKAN - Sayın Özdoğan, siz Genel Kurula hitap edin.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Hanımlar üzerinden siyaset yapıyorsun, ayıp sana ayıp!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ben seni hiç kale bile almıyorum.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Ayıp, ayıp!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ayıptır. Bir de Sayıştaydan geliyorsun.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Ayıp! Utanmaz!

BAŞKAN - Sayın Poyraz, lütfen müdahale etmeyin.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bilmiyor musun, bu ülkede usulsüzlük ve yolsuzluk olduğunu sen bilmiyor musun?

BAŞKAN - Sayın Özdoğan…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Hayır, konuşma! Bak, bak, bak…

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Sayıştaycı değil misin sen?

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Al bak. Al, al, al!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Utan! Allah'tan kork.

BAŞKAN - Sayın Özdoğan, Genel Kurula hitap edin.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Al, al, al, al, al.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bir de namazını kılıyorsun.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Al, al.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Yazıklar olsun, yetimin malını korumayan namaz kalanlara!

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Dava burada!

BAŞKAN - Sayın Poyraz, lütfen oturun.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Yazıklar olsun!

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Burada, al, al.

BAŞKAN - Lütfen oturun.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Utanın ve Allah'tan korkun.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Bak, Süleyman Sarıbaş… Dava açan Süleyman Sarıbaş, bak!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Çılgın ateşe gireceksiniz yetim hakkını yediğiniz için.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Al…

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Dinle… Dinle… Cehenneme… Cehenneme… Cehennem ateşine!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi ve CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Özdoğan.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına konuşma talebi var.

Lehte olmak üzere, Adana milletvekili Sayın Recep Garip. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

RECEP GARİP (Adana) - Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; Maliye Bakanlığının 2007 yılı bütçesinin geneli üzerinde konuşma yapmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime, Türk dünyasının önemli isimlerinden Türkmenbaşı'nın vefatı dolayısıyla bütün Türk dünyasına başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum.

Benden önceki konuşmacının üslubunu tasvip etmediğimi, cevap vermeye bile gerek duymadığımı belirtiyorum. Kervan yola devam ediyor değerli arkadaşlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Yazıklar olsun sana!

32

RECEP GARİP (Devamla) - Kervan yola devam ediyor. Hizmetleri, er ya da geç öğrenecek ve göreceksiniz. Anadolu Türkiye'si yapılan hizmetleri görüyor.

Öncelikle belirtmek isterim ki, mali ve ekonomik politikalarda başarılı olmak için gerekli olan en önemli unsur güven ve istikrardır. 3 Kasım 2002'den bu yana Hükûmetimiz, halkımız nezdinde bu güven ve istikrarı sağlamış, ülkemizi bugüne taşımıştır, aynı anlayışla aydınlık yarınlara taşımaya da devam etmektedir. Sosyal, ekonomik ve hukuksal alanlarda gerçekleştirilen yapısal değişiklikler de bu sürecin bir sonucudur. Yine, bu istikrar sayesindedir ki, ülkemizin dünya üzerindeki nüfuzu ve stratejik önemi, bir kez daha, güçlü bir şekilde ortaya konmuştur.

Bütçesini görüşmekte olduğumuz Maliye Bakanlığı, maliye politikasının hazırlanmasında ve uygulanmasında çok önemli görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Maliye Bakanlığımızın bu alanda göstermiş olduğu performans ve yakaladığı başarı, ekonomik verilerin pozitif bir görüntüye kavuşmasında çok önemli roller üstlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarımızın dört yıl boyunca ekonomik göstergelerinin olumluya gidişine hepimiz şahit olduk. Enflasyondan cari açığa, büyüme hızına, faizlerin düşmesinden iç ve dış borçlanmanın azalmasına kadar birçok alanda pozitif gelişmeler yaşanmıştır. Tüm bunları görmezden gelmek, siyasi bir zaaftır. Ama, halkımız, iktidarımız döneminde yapılan çalışmaları yakından görmekte ve takdir etmektedir. Mali disiplinin taviz verilmeksizin uygulanması sonucunda ise, bütçe açıklarında elde edilen başarılar ortaya konulmuştur.

Bütçe açıkları, tüm ekonomik felaketlerin sebebi olan enflasyonun en önemli nedenidir. Eğer, bir ülkenin bütçesi uluslararası standartların ötesinde açık veriyorsa, bu ülkenin ekonomisinin düzelmesi mümkün değildir. Bu bilinçle hareket eden Hükûmetimiz, 2002 yılında -gayrisafi millî hasıla- yüzde 14,6 oranlarında aldığı bütçe açığını, 2005 yılında yüzde 1,7'ye düşürmüştür. 2006 yılında ise, elimizdeki son veriler olan kasım ayına, göre bütçe fazla vermiştir.

Çok değerli arkadaşlar, 2006 yılı bütçesinde bütçe açığının gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 2,6 olarak hedeflenmişken, gerçekleşmenin, yaklaşık, yüzde 0,5 olması beklenmektedir. Bunları görmenizde, bunları bilmenizde yarar görmekteyim.

Biz, bizden öncekiler gibi, milletimizin bizlere emaneti olan bütçeyi hayalî yatırımlarda kullanmadık; emanetlere sahip çıktık, doğru yatırımlarla verimli sonuçları kısa sürede aldık, yatırımlarda sürekli özelleştirmeyi özendirdik. Bakınız, bu sayede, önümüzdeki üç beş yıl içerisinde kurulacak olan yüzlerce yeni baraj, sanayimize ve ülke ekonomimize çok ciddi noktada güç katacaktır.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Adana'daki Tekel ne olacak?

RECEP GARİP (Devamla) - Bu, ülkemiz ve milletimiz adına, son derece memnuniyet verici bir durumdur.

Değerli arkadaşlar, bu, çok önemli ve altı çizilmesi gereken bir başarıdır. Ekonomi çevreleri çok iyi bilirler ki, bu gelinen nokta… Dört sene önce, belki, hayal bile edilemeyen bir noktaya Türkiye geldiği için, şu anda, TÜSİAD gibi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği gibi önemli kuruluşlar, seçimlerin zamanında yapılması konusunda ısrarla açıklamalar yapmaktadır. Bunun, dikkatle kayıtlara düşülmesini arz ediyorum.

Bütçe politikalarında başarıya ulaşılması, makroekonomik göstergelerde dikkate değer iyileşmelerin gerçekleşmesini de sağlamış, ekonomi, düşük enflasyon-yüksek büyüme ortamına girmiş, kamu borç stoğunun azaltılması ve faiz oranlarının düşürülmesi yönünde, dört yıllık süreçte, önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu başarının arkasında, bugün bütçesini görüştüğümüz Maliye Bakanlığının çok önemli fonksiyonları olduğunu, konuşmamın başında söylemiştim. Maliye Bakanlığının bu alandaki uygulamalarına baktığımız zaman, bir taraftan harcama disiplininin, diğer taraftan da gelir artışının sağlandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Kamu idarelerinin yaptığı harcamaları kontrol altında tutmak için, harcama programlarından taviz vermeksizin yaptığı etkili mücadeleyi hepimiz biliyor ve takdir ediyoruz. Bu kapsamda, devletin istihdam edeceği, yani açıktan atama yapacağı kadrolu personel sayısının da bütçe kanunlarında sınırlandırılması olumlu bir gelişmedir. Hükûmetimiz döneminde, asla, ihtiyaç fazlası personel istihdamı yoluna gidilmemiş ve popülizm yapılmamıştır.

Bütçe açığını etkileyen diğer unsur, gelirlerdir. Konsolide bütçe gelirleri 2002 yılında 70 milyar yeni Türk lirası iken, 2007 yılı bütçesinde bu rakam 172 milyar yeni Türk lirasıdır. Bu açıdan bakıldığı zaman da, gelirlerin, 2002-2007 yılları arasında 2,5 kat arttığı açıkça görülmektedir. Bu artışta, kayıt dışı ekonomiyle yapılan mücadele, veri ambarı uygulamasıyla yapılan çapraz kontroller ve gelir idaresinin daha etkin bir yapıya kavuşturulmasının da etkisi olmuştur. Aynı zamanda, vergi mevzuatında yapılan gerek oran düzenlemeleri gerekse sadeleştirme çalışmaları da bu başarının ardındaki önemli sebeplerdendir. Bakınız, bu sayede, Türkiye ekonomisi, 2003-2005 döneminde, yılda, ortalama 7,8 oranında büyümüştür.

Çok değerli arkadaşlar, kamu mali yönetiminde 2006 yılı özel bir öneme sahiptir. Seksen yıldır uygulanmakta olan eski mali sistem kaldırılmış, 2006 yılı başından itibaren yeni mali sistem yürürlüğe girmiştir. Yeni mali sistem, stratejik planlama, performans esaslı bütçeleme, çok yıllı bütçeleme, iç kontrol ve iç denetim gibi

33

modern mali sistem uygulamalarını sistemimize dâhil etmiştir. Bunun yanında, bütçenin kapsamı genişletilmiş, harcama yetkililiği müessesesi oluşturulmuştur. Maliye Bakanlığının diğer kamu kurumlarından biri olan bütçe daire başkanlıkları kaldırılarak, yerine, idarelere bağlı olarak strateji geliştirme birimleri kurulmuştur.

Kısaca ana hatlarını çizdiğim yeni mali sistemin tam olarak uygulanabilmesi için, Maliye Bakanlığı, binlerce kamu görevlisine eğitim vermiş ve bu alanda oluşabilecek sıkıntıları derhâl çözmek üzere gerekli tedbirleri aldığını, 2006 yılını da başarılı bir şekilde tamamladığını görmekteyiz.

Burada, Saygıdeğer Bakanımızın şahsında, emeği geçen tüm Maliye personeline, katkılarından ve başarılı çalışmalarından dolayı kalbî teşekkürlerimi arz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığın bir diğer önemli çalışması da, kendi hesabını bilen bir devlet olma yolunda yaptığı ve mahalli idareleri de kapsayan bir veri sistemini, Say2000'i sürekli geliştirmesidir. Bu kapsamda, önümüzdeki yıl, tüm kamuyu kapsayan raporlara ulaşma imkânını elde etmiş olacağız. E-devlet kapsamında Gelir İdaresi Başkanlığının uyguladığı e-beyanname de, vatandaşımızı fevkalade rahatlatan, vatandaş odaklı devletin en iyi uygulamalarından birisidir. Bu sayede, vatandaş, vergi dairelerinde kuyrukta beklemekten kurtarılmış, İnternet ortamında, istediği yerden beyanname verme imkânına kavuşturulmuştur.

Çok değerli arkadaşlar, bir diğer e-devlet uygulaması olan e-bütçe sayesinde, merkezî yönetim kapsamında yer alan idareler ile Bakanlık arasında kesintisiz iletişim sağlanarak, birçok yazışmanın yerini elektronik haberleşme almış ve bu sayede önemli tasarruflar sağlanmıştır.

Diğer taraftan, Maliye Bakanlığının görevlerinden birisi de, devlet hukuk danışmanlığı ile muhakemat hizmetlerini yerine getirmektir. Gerçekten, bu konuda, Bakanlığın merkez birimlerinden biri olan Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü, hukuki alanda devletimizin haklarını muhafaza etmekte daha aktif roller üstlenmiştir, Bakanlığın bu yöndeki çalışmalarına da rehberlik ettiğini görmekteyiz.

Çok değerli arkadaşlar, sözlerimi burada tamamlarken, Maliye Bakanlığının yapmış olduğu başarılı çalışmalara bundan sonraki yıllarda da devam etmesi dileğiyle, Bakanlık bütçesinin lehinde oy kullanacağımı ve bütçenin, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Garip.

Sayın milletvekilleri, Hükûmetin söz isteği var. Ancak, Sayın Hükûmete söz vermeden önce, Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler, Başkanlığa yazılı müracaatta bulunarak, biraz önce Anavatan Partisi Grubu adına konuşan Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan'ın, isminden açıkça bahsetmek suretiyle kendisine sataştığı ve doğru olmayan beyanlarda bulunduğu, bu nedenle, 69'uncu maddeye göre açıklama yapmak istediğini bildirmiştir. Kendisine, 69'a göre söz vereceğim, kısa ve öz bir şekilde açıklamasını yapması için. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

III. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in, Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, öncelikle hepinizi, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce, dışarıda olduğum bir anda, bir milletvekilimizin, şahsım hakkında ve aile şirketimiz hakkında, çok çirkin, ağza alınmayacak şekilde, -hele hele, o şahıs, milletvekiliyle ilgili baktığımız zaman, hiçbir zaman onun konuşmaması gereken konuları konuşan milletvekilimiz hakkında- şirketimiz hakkında konuşmalarından dolayı söz aldım.

Şimdi, üç sene önceki bir özelleştirmeyle ilgili, şirketimiz hakkında konuşuyor. Evet, üç sene önce Kütahya Şeker Fabrikası özelleşti. Kiler AŞ de -bir aile şirketimiz- en doğal hakkı olarak bu özelleştirmeye katılan bir şirketti. Ali Cengiz oyunuyla burası alınmadı. Bugün, Kiler AŞ, Türkiye genelinde 130 mağazasıyla, 5 bin kişinin üzerinde çalışanıyla, Türkiye…

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, reklama giriyor bu, Sayın Başkan.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Ayıp olmuyor mu!

VAHİT KİLER (Devamla) - Hayır, Kiler AŞ'nin reklama ihtiyacı yok. Bir saniye dinlerseniz…(CHP sıralarından gürültüler) Daha önce de çünkü…

BAŞKAN - Siz Genel Kurula hitap edin efendim.

VAHİT KİLER (Devamla) - Daha önce de aslı astarı olmayan konularla ilgili bu kürsüye getirdiniz. Ben de açıklama yapacağım. Daha önce de başkaları konuştu.

BAŞKAN - Efendim, sürenizi kaybetmeyin siz, açıklayın.

34

VAHİT KİLER (Devamla) - Ben cevap vermedim. Ama, bugün, bu cevap hakkım, artık, şart olmuştur. Üç sene önceki bir özelleştirme ihalesiyle ilgili Meclis kürsüsüne getiriliyor.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Milletvekili olarak senin özelleştirmeye girmen…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Bakan cevap versin buna.

VAHİT KİLER (Devamla) - Bu yüce Meclisin çatısı altında, bu konuları gündeme getirmeyi çok doğru bulmuyorum, ama, bugün, artık, hele hele dışarıda olduğum bir saatte bunun gündeme gelmesi beni çok üzdü.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Bakan cevap verir buna.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - İçeride olman lazımdı.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - İçeride olman lazım, niye dışarıdaydın?

VAHİT KİLER (Devamla) - Bir susarsanız… Bir dinlerseniz…

BAŞKAN - Efendim, siz Genel Kurula hitap edin.

VAHİT KİLER (Devamla) - Kütahya Şeker Fabrikasının ihalesi, bütün Türkiye'nin gözü önünde yapılan bir ihale. Buna Kiler AŞ de katılmıştı, bağlı şirketiyle katılmıştı. Bugün… (CHP sıralarından "İhalenin şartları nasıldı?" sesleri) Şartları… Kiler AŞ kazanamamış, Torunlar AŞ kazanmıştır ihaleyi. Daha sonra, yirmi beş yıllık bir tanışıklığın sonunda, gelmiş, aynı gıda işi yapan iki firma olduğu için, bizim şirketimize de, benim kardeşlerime teklif etmiştir ve birliktelik sağlanmıştır.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Bu kadar parayı nereden buldunuz? Kaç yaşından beri çalışıyorsun sen?

VAHİT KİLER (Devamla) - Şuraya tekrar gelmek istiyorum. Eğer, Kiler AŞ… Torunlar Gıda bu ihaleyi almasaydı, Kütahya Şeker Fabrikası 6 milyon dolar daha ucuza satılacaktı.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Ne kadar vergi ödüyorsunuz, onu da söyle.

VAHİT KİLER (Devamla) - Ama, sizin…

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Bu şirket, ne zaman bu kadar büyüdü?

VAHİT KİLER (Devamla) - Yahu, bir susun, dinleyin! Bir dinlemesini öğrenin! (CHP sıralarından gürültüler)

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Hikâye anlatıyorsun, ne dinlemesi.

VAHİT KİLER (Devamla) - Konuyu gündeme getiren, hele hele bu konuyu gündeme getiren milletvekili dört sene içinde üç parti gezip üç partiyi dolaşan milletvekili ise, ben bunu çok ahlaklı bulmuyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Kiler, siz kendi konunuzu anlatın, lütfen.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Senin yüzün kızaracağına, çıkıp reklam yapıyorsunuz.

ATİLA EMEK (Antalya) - Milletvekili bu işlerle uğraşmaz.

VAHİT KİLER (Devamla) - Sermaye düşmanlığını bırakın. Bugün, yirmi beş yıllık bir şirket…

ATİLA EMEK (Antalya) - Olmaz böyle bir şey!

VAHİT KİLER (Devamla) - …aileden birisi milletvekili oldu diye, herhâlde, 5 bin kişiyi kapı dışarı yapıp bütün ticaretini bitiremez. Sermaye düşmanlığına… (CHP sıralarından gürültüler)

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Milletvekili bunu yapabilir mi?

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Ayıp, ayıp, yüzün kızarmıyor!

VAHİT KİLER (Devamla) - Ayıp size…

BAŞKAN - Sayın Eraslan, yani, sizin yaptığınız da çok hoş bir şey değil, ayağa kalkarak…

VAHİT KİLER (Devamla) - Benim yaptığım ayıpsa, senin yaptığın terbiyesizlik. Dinlemesini öğren önce. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Kiler… Lütfen anlatın.

VAHİT KİLER (Devamla) - Sayın Başkanım, bir müdahale ederseniz, ben…

BAŞKAN - Efendim, siz de Genel Kurula hitap edin Sayın Kiler.

VAHİT KİLER (Devamla) - Hayır, ama…

Bugün yirmi beş yıllık… Bakınız, yirmi beş yıllık ticari hayatımız boyunca en ufak bir kamu işiyle hiçbir zaman işimiz olmamıştır.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Yirmi beş yılda, ne kadar vergi ödedin?

VAHİT KİLER (Devamla) - Hele hele dört yılda üç parti gezen bir milletvekilinin bizim aile şirketimizi ağzına alması hiçbir zaman mümkün değildir. Gelip laf etmesi… (CHP sıralarından gürültüler) Laf da edemez.

35

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Sade o değil, bütün Türkiye bunu konuşuyor, bütün Türkiye!

VAHİT KİLER (Devamla) - Ben, 5 bin kişi çalışan bir şirkete laf edenin de alnını karışlarım. Bulsunlar, herhangi bir… Herhangi bir… (CHP sıralarından gürültüler)

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Hisselerinizi kayyuma devrettiniz mi? Kayyuma devrettiniz mi hisseleri?

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Ne kadar vergi verdin sen, onu söyle.

VAHİT KİLER (Devamla) - Bırakın şimdi. (CHP sıralarından gürültüler)

Bakınız, hele hele…

BAŞKAN - Sayın Kiler, siz açıklamanızı yaptınız…

VAHİT KİLER (Devamla) - Hayır, Sayın Başkanım, bakınız, şimdi…

BAŞKAN - Süreniz doldu zaten. Bakın efendim, siz açıklamanızı yaptınız. Anlattığının yanlış olduğunu, şeffaf bir şekilde, yasalar içerisinde gereğinin yapıldığını söylediniz.

Ben, teşekkür ediyorum efendim size.

VAHİT KİLER (Devamla) - Sayın Başkanım, müsaade ederseniz…

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

VAHİT KİLER (Devamla) - Sayın Başkanım, bir dakika müsaade ederseniz.

BAŞKAN - Efendim, gereği kadar süre verdim zaten.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Bakana düşer bu açıklama, milletvekiline düşmez.

VAHİT KİLER (Devamla) - Şimdi, burada, zamanımın yarısını…

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, "terbiyesiz" diye hakaretamiz sözler söyledi.

BAŞKAN - Sayın Eraslan, lütfen, siz oturun.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - 69'a göre söz istiyorum.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - "Terbiyesiz" dedi adama ya!

BAŞKAN - Sizi ne ilgilendiriyor efendim? (CHP sıralarından gürültüler)

Oturun efendim lütfen yerinize.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - "Terbiyesiz" dedi adama yahu!

BAŞKAN - Efendim, son teşekkür cümlenizi söyler misiniz.

VAHİT KİLER (Devamla) - Sayın Başkanım, bakınız…

BAŞKAN - Efendim, son teşekkür cümlenizi söyler misiniz.

VAHİT KİLER (Devamla) - Sayın Başkanım, ayrılıyorum, son bir cümle söyleyeceğim.

Hele hele buraya gelip konuşan zatın, Sayın Başbakanın adını ağzına alması, şirketimizin adını ağzına alması için, önce gidip ağzını çok iyi çalkalayıp yıkayıp öyle gelmesi lazım.

Hepinize teşekkür ediyorum. Sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kiler.

Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - "Terbiyesiz" dedi.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, 69'a göre söz istiyorum efendim.

BAŞKAN - Efendim?

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Hakaretamiz söz sarf etti.

NAİL KAMACI (Antalya) - "Ağzını çalkala" ne demek yahu!

BAŞKAN - Kime söz sarf etti?

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Bana efendim.

BAŞKAN - Zabıtlar gelsin karar veririm.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Olur mu Başkan!

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Hep beraber dinledik efendim.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan…

36

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Hükûmetin söz isteği var.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Ne demek ağzını çalkala!

NAİL KAMACI (Antalya) - Sayın Başkan, siz "terbiyesiz" kelimesini duydunuz! (AK Parti ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

II. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1.- 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2005 Mali Yılı Genel ve Katma Bütçeye Dahil Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1252; 1/1236, 3/1139; 1/1237, 3/1140) (S.Sayısı: 1269, 1270, 1271) (Devam)

A) MALİYE BAKANLIĞI (Devam)

1.- Maliye Bakanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Maliye Bakanlığı 2005 Mali Yılı Kesinhesabı

B) KAMU İHALE KURUMU (Devam)

1.- Kamu İhale Kurumu 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

C) GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

D) ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) GELİR BÜTÇESİ (Devam)

BAŞKAN - Sayın Bakan, süreniz kırk beş dakika. Bu sürede konuşmanızı tamamlamanızı rica ediyorum.

Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - "Abi"niz geldi, "Abi"niz geldi!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığının 2005 yılı kesin hesabı, 2007 yılı gider bütçesi, Gelir İdaresi Başkanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Kamu İhale Kurumu bütçeleriyle, 2007 yılı gelir bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce, sizleri, şahsım ve bakanlığım adına saygıyla selamlıyorum.

2007 yılı bütçesinin görüşme süreci, yarın yapılacak bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerle birlikte tamamlanmış olacaktır. Bütçe görüşmelerine yaptıkları katkılardan dolayı, tüm milletvekili arkadaşlarıma, şahsım ve Hükûmetim adına teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamı sizlere bir kitapçık hâlinde dağıttığım için, zamandan dolayı, bazılarını atlayarak sizlere sunmaya gayret edeceğim, onun için anlayışınıza teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlam bütçeler -daha önceki konuşmamda da bütçenin sunuş konuşmasında da arz etmiştim- güçlü ülkelerin sahip olduğu bütçelerdir. Bütçe, ne kadar sağlam, öngörülebilir ve güvenilir ise, ülkenin küresel ekonomideki yeri de o derece sağlam ve güçlü olur. Bu nedenle, bütçelerin iyi idare edilmesi zorunluluğu vardır. İyi idare edilemezse bütçeler, o ülkelerin ekonomik durumu, o ülkelerin geleceği maalesef parlak değildir. Bu, fevkalade önemlidir.

Değerli arkadaşlar, bütçe açıkları ekonominin temel hastalıklarıdır. Eğer, bir ülkede altından kalkılamayan derecede bütçe açıkları varsa, o ülkenin ekonomisinde büyük bir hastalık var demektir. Bunu, ülkemiz, geçmiş dönemlerde yaşadı ve çok büyük miktardaki bütçe açıkları, ülkenin yıllardır çektiği enflasyonun temel nedeni oldu ve yine, bütçe açıkları, o ülkelerde, ekonomik istikrarın, ekonomik güvenilirliliğin olmadığını gösterdi. Ondan dolayı da ekonomimiz, sürekli olarak, iyi bir büyüme gösterdi, arkasından hemen o büyümeler küçüldü ve istikrarsız volatilitesi çok fazla olan bir ekonomik seyir izlememize sebep oldu ve bundan dolayıdır, bakınız, son yirmi yılın büyümesi yüzde 2,5'lar civarında kaldı.

Değerli arkadaşlar, ekonomi tarihine baktığımız zaman, şöyle otuz yıl, kırk yıl, elli yıl öncelerine gittiğimiz zaman, eskiden, elli yıl önce, aynı durumda olduğumuz ülkeler vardı bizim. Mesela, bunlardan Güney Kore. Güney Kore, 60'lı yıllarda öyle bir durumda idi ki, bizim ülkemizden daha bile kötü durumdaydı. Yıllardır Güney Kore'de bakanlık yapmış, çeşitli bakanlıklar yapmış… Bizzat, geçenlerde beni ziyaret etti, "Ben 1960'lı yıllarda üniversite öğrencisiydim, o zaman, bazı günler okula aç gitmek mecburiyetinde kalıyordum." dedi. Şimdi, bir Güney Kore'yi alın, bir de Türkiye'yi alın. Güney Kore'nin gayrisafi millî hasılası 15 bin doların üzerine geçmiş. Bizimki, daha, hâlâ 5 bin doları zor buldu. O da, son dört yılda yaptığımız büyük atılımlardan. 2.500 dolardı biz geldiğimizde, 2.590 dolar. 5 bin doları, yani 2 misli katlayanı bizim Hükûmetimiz zamanında gördü. Demek ki, Türkiye'nin ekonomi tarihinde bu bütçe açıkları, fevkalade, Türkiye'nin geri kalmasına yahut yeteri derecede ilerleyememesinin ana sebebidir değerli arkadaşlar. Bunlar, o kadar önemlidir.

37

Şimdi, bu bütçe açığı… "Ne olacak bütçe açığı?" diyoruz. Bütçe açığı olduğu zaman bunlar oluyor işte başımıza. Bütün bütçeler… Bende listesi var. 1983 yılından beri bütün bütçelerin gelirleri, giderleri, bütçe ödenekleri ne olmuş, gerçekleşmeleri ne olmuş elimde var. Bütün bütçeler, biz şu kadar masraf yapacağız, demişler, onu arşınla geçmişler. Bütçe açığımız şu kadar olacak, demişler, daha temmuz, ağustos olmadan onu geçmişler ve ek bütçeler yapmak için de Meclise tekrar gelmişler. Bu nedir? Bunun manası, bütçeyi iyi idare edememek demektir. Bunun neticesi ne demektir? Bunun neticesi, Türk milletinin refah seviyesinin düşük kalmasına sebep olmak demektir. Bu, bu kadar açık. Yani, bütçe açığı bu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - 2004 yılında ek bütçe getirdiniz Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, bakınız, bu Maliye Bakanlığı ve bu Hükûmet ne yaptı? Biz geldiğimiz zaman bütçe açığı 40 katrilyon liraydı eski parayla, yani, 40 milyar YTL'ydi. Şimdi, 2006 yılına geldiğimizde, elimizde kasım sonucu var, kasım sonucuna göre bütçe denk. Yani, fazlası var, ama, hadi onu söylemiyorum. Bütçe denk. (AK Parti sıralarından alkışlar) Kim yaptı bunu? Bu Hükûmet yaptı. Yani, ne yaptı bu Hükûmet? Bu milletin iki yakasını bir araya getirdi. Yani, ne yaptı bu Hükûmet? Bu milletin parasına sahip çıktı arkadaş. Bu, bu kadar açık.

ATİLA EMEK (Antalya) - Acaba öyle mi Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bu milletten, bu fakir fukaradan topladığı paralara sahip çıktı. Yani, bunu çarçur ettirmedi.

Şimdi, bize geliyorlar… (CHP sıralarından "Allah Allah"' sesleri) Evet… Yani, fakirin fukaranın hakkını bu Hükûmet korudu ilk defa. bu Hükûmet korudu.

ALİ ARSLAN (Muğla) - Millet inliyor, parası pulu kalmadı.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Eskiden, oraya harca, buraya harca, har vurup harman savur, çarçur et, ondan sonra çık milletin karşısına "ey millet, ben, senin için şunu yaptım, bunu yaptım…" Ne yaptın? Milletin parasına sahip çıkmadın. Bu, bu. Şimdi, bu Hükûmet, bu milletin parasına sahip çıktı.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Allah Allah! İşte bu IMF bütçesi.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bu mu IMF bütçesi? Ha, buna "IMF bütçesi" diyorlar devamlı. Bu mu, milletin parasına sahip çıkmak mı IMF bütçesi? (AK Parti sıralarından alkışlar)

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Bu, IMF bütçesi tabii.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Milletin parasını Ofer'e vermek!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Ha, gel de bakayım, verirsen bu bütçe denk tutar mı? Öyle lafla peynir gemisi yürümüyor. Lafla, konuş konuş konuş, bu milleti senelerdir böyle avuttular işte. (CHP sıralarından gürültüler)

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Bu bütçe ne kadar açık veriyor Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Rakam var burada, rakam. Şimdi, oradan laf at, buradan laf at; gel kürsüye -ilkokul çocuklarının- yani, bayram günleri nutuk çeker gibi konuşmalar yap, bilmem neler yap, ondan sonra bütçe açık versin. Ee, ne oldu bu iş? Yok böyle numara! Burada rakamlara bakacaksınız. Rakamlar burada. (CHP sıralarından gürültüler)

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Ofer'le ilişkiniz ne Sayın Bakan?

ALİ ARSLAN (Muğla) - Hastanelerin parası ne oldu?

ATİLA EMEK (Antalya) - Zeytinburnu kime verildi Sayın Bakan?

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Halep orada, arşın burada!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakınız, şimdi, 2005 yılı kesin hesap kanununu görüşüyoruz burada. Bundan önceki bütün kesin hesap kanunlarında, yani bizim Hükûmetimizden önce, ne kadar gider denilmişse, onun çok fazlasını yapmışlar; ne kadar açık demişlerse, onun çok fazlasını yapmışlar. (AK Parti sıralarından "örnek ver" sesleri) Bakın, şimdi, 1995 bütçesini söylüyorum. Örnek… Vaktimiz kısa, onun için az vereceğim. Demiş ki: Giderimiz 1 milyar 330 milyon TL olacak.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) - Hangi hükûmet zamanında?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Hâlbuki, sonra, sene sonu gelmiş, yahu, kusura bakma, 1 milyar 724 oldu gider, demişler. Nereye bunlar? Hem böyle diyorsun, nereye harcıyorsun bu milletin parasını?

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Popülizm!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bu milletin parasını nasıl harcarsın arkadaş? "Kim ne verirse ben 5 kuruş fazla veririm, 5 lira fazla veririm." Verirsin de, bu milletin parasını verirsin.

38

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Bu milletin malını satıyorsun, malını! Fakir fukaranın malını satıyorsun babalar gibi!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sonra, bu milletten vergi toplayacaksın. Vergi alma. Vergi almadığınız zaman, gidiyor, borç alıyor, o borçların faizlerini ödüyor bu sefer bu millet. Başkası ödemiyor, başka millet ödemiyor, Türk milleti ödüyor bunları.

Onun için, değerli arkadaşlar, milletin menfaati, bu bütçeye sahip çıkmaktan geçer.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Senin menfaatin?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bakın, şimdi, bizden önce… Hani "Sizden önce başladı bu iş." diyorlar. Bizden bir sene önce, 2002 yılında 98 milyar demişler harcayacağımız para, sonunda bir bakmışlar, 115,5 milyar harcamışlar. Hani sahip çıkılıyordu, bizden önce başlamıştı? Demek ki, bizden önce de bu bozukluk devam ediyordu.

Şimdi 2003 yılına gelmişiz. 2003 yılında demişiz ki, 145 milyar harcayacağız, 140 milyar harcamışız. Bak, tasarruf yapmışız.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - 2007 yılında?

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Kaç paralık iş yaptınız Sayın Bakan?

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Tuncay, rakamlar ortada. Tuncay rakamları dinle.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Demişiz ki, 149 milyar harcayacağız, 141 milyar harcamışız. 155 milyar harcanacak demişiz, 146 milyar harcanacak demiş… Şimdi, bu kesin hesap kanununda, ben size söyleyeyim, 2005 yılının kesin hesabında 29 milyar açık verecek diye hesaplamışız normalde, biz bunu, gelirlerimizi fazlalaştırmışız, giderlerimizi azaltmışız 8 milyar açık vermişiz. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Sattığınız fabrikalar nereye gitti?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Kesin hesap kanununun özeti bu. Onun için, burası Maliye Bakanlığının bütçesi… Bütçe demek rakam demek, bütçe demek rakam. Bütçe demek laf demek değil, bütçe demek rakam demek.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Somali heyetiyle ilgili ne söyleyeceksiniz?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Gizlenen harcamalardan da bahsetsenize Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Haa, bu böyle işte.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Rakamlar verdim gizlenen harcamalarla ilgili, onları da söyleseniz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, biz buna Hükûmet olarak ne diyoruz biliyor musunuz? Türkiye'nin normalleşmesi diyoruz. Öyle, çok fazla, Türkiye şöyle atladı, böyle zıpladı falan değil. Öyle atılımlar yaptık ki, artık, Türkiye şirazesinden çıkmıştı, Türkiye'yi normalleştirdik. Bunun adı bu.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Belli oluyor!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Yani, çok fazla böbürlenmiyoruz. Türkiye'yi normalleştiriyoruz.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Vallahi, yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış derler, ancak bu kadar olur ha!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, Türkiye'yi normalleştirmek ne demek? Türkiye'nin güvenilir olması sağlandı, istikrarlı olması sağlandı.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Somali heyeti?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - İstikrarlı oldu da ne oldu? Haa...

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Nerede o istikrar Sayın Bakan, nerede? Kim güvenmeye çalışıyor? Kim güveniyor Türkiye'ye?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, içeride ve dışarıda, artık, Türkiye'nin prestiji arttı.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Bakanları bile kapıda bekletiyorlar. (AK Parti sıralarından "Dinleyelim beyler, dinleyelim!" sesleri)

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bunun rakamsal manası nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Eskiden, Türkiye'ye, 1 milyar dolar civarında yabancı sermaye gelirdi...

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Şimdi mısır gibi 15!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - ...o da doğru dürüst gelmezdi bile.

39

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Şimdi mısır gibi, mısır!

ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) - Kaç ton mısır geldi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Kaç ton mısır geldi?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, gazetelerin ekonomi sayfaları değil, artık, manşetlerine kadar çıkıyordu. Türkiye'ye neden yabancı sermaye gelmiyor? Bütün memleketler, gelişmekte olan memleketler, kendilerine yabancı sermaye çekebilmek için âdeta büyük bir yarış ve rekabetin içerisine girmiş durumdalar ve herkes de çekiyor, Türkiye bakıyordu. Neden? Türkiye'nin kendi evi düzgün değildi, kendi evi berbat bir durumdaydı....

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Yüzde 15 reel faiz veriyorsun, ondan!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Senin evin berbat durumda olursa kim gelir sana Allah aşkına? Kimse bakmaz bile, yüzüne bile bakmaz. Haa, şimdi, Türkiye oradan bu duruma geldi. Şimdi oradan bu duruma gelince ne oldu? (CHP sıralarından gürültüler)

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Kâr eden tesisleri sattınız, Tekeli sattınız!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - 1 milyardan, şimdi, bu sene, onuncu ay itibarıyla, 15,8 milyar dolar şu anda bilfiil yabancı sermaye geldi. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Kaç kişiyi istihdam ettiniz?

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Nereye yatırım yaptınız, nereye? Kim yatırım yaptı?

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Parsel parsel satıyorsunuz! Nereye yatırım yaptınız, söyler misiniz? Hangi fabrikayı kurdunuz? Hangi fabrika?

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Hangi fabrikayı kurdunuz? Kime iş buldunuz?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bu ekimden ekime, yani, bir yıllık alırsak bu...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim, rica ediyorum.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Hangi fabrikayı kurduklarını söylesin!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - ...21 milyara tekabül ediyor bu. Yani, 1 milyar nerede, 20 milyar nerede? Aradaki fark bu kadar açık. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

MEHMET KARTAL (Van) - Tekelin özelleşmesinden belli!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Aradaki fark bu kadar açık.

Şimdi, değerli arkadaşlar, işte, AK Parti Hükûmetinin farkı bu. Bunu, artık, kabul edelim.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Sizin villalar ne oldu Sayın Bakan, sizin villalar?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Haa, şimdi burada diyorlar ki: "Efendim, acaba, biz, beyazı nasıl siyah gösteririz?" Biraz önce konuşmaları ben dinledim.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - O konuyu en iyi sen yaparsın Sayın Bakan! En iyi sen yaparsın!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Beyazı nasıl siyah göstermenin türlü ustalıkları burada dile getirilmeye çalışıldı, ama millet, bunları, her şeyi biliyor, görüyor

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Yapalım bir seçim de, görüyor mu görmüyor mu…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Görüyor, hiç lüzum yok.

SALİH GÜN (Kocaeli) - Millet işsizlikten kırılıyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bana laf atmaya da gerek yok değerli arkadaşlar. Sakin olalım, yavaş yavaş bunlara bakalım.

SALİH GÜN (Kocaeli) - Millet aç, hâlâ "millet biliyor" diyor!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - "Efendim, evet, şu arttı bu arttı, ama, reel olarak ücretler düştü." diyor. Allah Allah!

Şimdi, burada anlattık. Yine de ben anlatayım. Sayın Başbakanımız anlattı, ben anlattım.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Hikâye anlatıyorsun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Burada, sizin 2007 programınızda yazmışsınız.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, dört yıllık TÜFE yüzde 53,1.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - İşçileri anlat.

40

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bizim, şimdi, en düşük memur maaşı 2002'de 392 liraymış, 2006 Kasım ayında 765 lira. Yahu, 392 lira mı büyük, 765 lira mı? Yani, yapmayın… (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

ALİ ARSLAN (Muğla) - Mazot ne kadar?

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Mazot ne kadar, mazot?

SALİH GÜN (Kocaeli) - Mazot 800 binden 3 milyona çıktı.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, burada, çıkmış, 765 lira 392 liradan nasıl küçük, onu göstermeye çalışıyor. Olmaz bu ya, olmaz!

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Senin villa ne oldu, villa?

SALİH GÜN (Kocaeli) - Mazot 800 binden 3 milyona çıktı, 3 milyona…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bakın, şimdi, değerli arkadaşlar, çok kıymetli muhalefet, beni dinleyin.

SALİH GÜN (Kocaeli) - Ne dinleyeceğiz?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, 2002 Aralık ayında asgari ücret 184 liraydı, 2006 yılında 380 lira.

ALİ ARSLAN (Muğla) - Mazot kaç para, mazot?

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Mazot, mazot… Mazotu söyle…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - 184 lira mı büyük, 380 lira mı büyük? Ya, bunu bir söyleyin ya, hangisi büyük?

SALİH GÜN (Kocaeli) - 800 bin mi büyük, 3 milyon mu büyük?

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayın Bakan, açlık sınırı nedir?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Böyle şey numaraları olmasın, yani, böyle, o mu büyük…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - 200 gram ekmek kaç para Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - 380 lira 184 liradan daha küçüğü nasıl ispat edecek, böyle gayretlere girmeyin. Olmaz bu. Millet bunu biliyor.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayın Bakan, açlık sınırı nedir?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Millet matematik biliyor, millet rakamları biliyor, millet geçmişi biliyor. Millet sizi de biliyor, bizi de biliyor. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - 200 gram ekmek kaç lira Sayın Bakan? 200 gram ekmek kaç para, onu söyleyin.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sen git fırına, oradan bir öğreniver. Hiç fırına uğramıyorsun.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Senin haberin var mı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Hep sosyete yerlerinde dolaşıyorsunuz, ondan sonra, geliyorsunuz, halktan bahsediyorsunuz. Olmaz böyle şey! Gidin… Gidin, biraz dolaşın. Pazar mazar dolaşın, girin. Korkmayın, bir şey yapmaz millet. Seçim zamanı zor girersiniz, ama, şimdi gidin, bir şey demezler. Bir şey demezler.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Sen kendinden kork Sayın Bakan, bizim bir korkumuz yok halkla!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, bakınız, yaptığımız, tabii, bir sürü şeyler var. Geçen sefer de Sayın Başkan beni uyarmıştı, "Geçmiş hükümetler bir saatte anlatıyor, siz de onun kadar anlatın." dedi. Ben de söyledim, geçmiş hükûmetler az iş yapmışlar, çok bile onların bir saat konuşmaları. Bizimki yap yap bitmiyor.

Şimdi, bakın, bir KÖYDES projesinden bahsedeyim size, pek hoşlanmıyorsunuz; ama, yine de bahsedeyim.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Tabii çünkü, bütün hortumcular orada.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, KÖYDES projesi, değerli arkadaşlar, bizim Hükûmetimiz zamanında tatbike konmuş, köylümüzün en önemli, rahata kavuşturan, refah seviyesini artıran, yolunu, suyunu, artık, benim suyum yok, yolum yok dedirtmeyecek bir proje tatbike koyduk. Öyle mi? Şimdi, köy köy dolaşın, ilçe ilçe dolaşın, kaymakamlara sorun, valilere sorun, bakın bakalım, cumhuriyet tarihinde nasıl bir proje bu proje. Köylülere gidin sorun, nasıl bir proje bu proje. Bu proje ile binlerce kilometre yol yapıldı, yüzlerce yere, binlerce köye su getirildi, hâlâ da götürülmeye devam ediyor. Geçen sene biz koyduk 2 milyar YTL

41

ödenek, 2007 yılında, şimdi kabul edeceğiniz bütçede de aynı ödeneği koyduk. Bunun üzerine bir de, 10 binin altında kalan belediyelerimizin köy ve içme suyu ihtiyacını görmek için BELDES projesi getirdik. 300 milyon YTL de buna koyduk. Şimdi göreceksiniz. Milletin yüzü gülüyor yüzü...

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sana gülüyorlar sana.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sizin yüzünüz gülmüyor; ama, milletin yüzü gülüyor. Buradaki şu Grubun da yüzü gülüyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu millete hizmet etmek güzel bir şey değerli arkadaşlar.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Senin ve oğlunun yüzünün güldüğü kesin, halkın yüzü gülmüyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, bu projelere bir kulp takacaklar ya, bir şey diyecekler ya, efendim, bunu akrabaya verdiniz, tanıdıklara verdiniz ihaleleri, eşe dosta tanıdığa yoldan çağırıp çağırıp verdiniz. Değil mi?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Ali Dibo yöntemiyle verdiniz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, KÖYDES'in paralarını, ben, kaymakamlara gönderdim, ilçe başkanlarına göndermedim. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - İhaleleri kim aldı, ihaleleri?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - O kaymakamlar paraları harcarken de…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - İhaleleri kim aldı?

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Talimatları dinlemeyen kaymakamı sürgün ettiniz ama.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - …valilerin denetimi altında yaptılar onu. Öyle mi? (CHP sıralarından gürültüler)

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Kaymakama gönderdiğin parayı, Keşan Kaymakamı talimatı dinlemedi diye sürgün ettiniz. (AK Parti sıralarından "Otur yerine!" sesleri)

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, bu kaymakamlar, bu valiler, hep bunlar katakulli mi yaptılar yani, hep şey mi oldular ha? (CHP sıralarından gürültüler)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sen yaptın!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bunlara laf mı ediliyor? Bunların başkanlığında harcandı bu paralar. KÖYDES'lere gönderdik, kaymakamların başkanlığında yapıldı bunlar. Paraları onlara verdik ve ihaleleri de onlar yaptılar, onların başkanlığında yaptılar.

HALİL AKYÜZ (İstanbul) - Orada istemediğin kadar Ali Dibolar var Sayın Bakan.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Belediye meclis üyeleri yapıyor Sayın Bakan, Allah'tan kork!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bu ülkenin mülki amirlerine kimsenin laf etmeye hakkı yok, kimsenin öyle laf etmeye hakkı yok. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Eğer, varsa elinde bir belge, getirirsin, sonuna kadar takip ederiz. Öyle laf etmenin âlemi yok. (CHP sıralarından gürültüler)

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Bir sürü belge var. Belgeleri verdik, ne yaptınız belgeleri?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Ha, şimdi, ihaleyi o da alıyor, o da alıyor… Muğla'da bir parke ihalesini Cumhuriyet Halk Parti Belediyesi almış, şey mi olmuş orada yani? Ha? Orada da yolsuzluk mu var?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Kırk yılda bir denk gelmiş.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - CHP alınca yolsuzluk yok, bilmem ne alınca yolsuzluk var… Bu zihniyeti bırakın artık, Allah aşkına bırakın, millet bunu biliyor ya! Tamam, bırakın! (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Aman iptal edin Sayın Bakan onu; yanlışlık olmuş, iptal edin!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Neyi iptal edeceğiz?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - CHP'li belediye almış ya, iptal edin, yanlışlık olmuş.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Millete hizmeti mi iptal edeceğiz?

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Azıcık da belediyelere gönderin.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Maliye Bakanlığının bütçesini konuşuyor olmamız hasebiyle, Maliye Bakanlığına bağlı olan Millî Emlak, hazineye ait taşınmazlar da bu dönemde etkin ve verimli olarak kullanıldı, işsizlik, konut açığı, çarpık kentleşme, bölgeler arası ekonomik ve sosyal dengesizlik gibi, ülkemizin kangren hâline gelmiş sorunlarının çözümünde önemli rol oynadı.

ATİLA EMEK (Antalya) - Unuttun, yine atladın Sayın Bakan.

42

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Zeytinburnu Marinası…

ATİLA EMEK (Antalya) - Ne olur bir açıklayıver.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Biz danaburnu biliyoruz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Evet, sorun, açıklayalım her şeyi, sorun, açıklayalım.

ATİLA EMEK (Antalya) - Bekliyoruz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Hiç kimseden bizim korkumuz yok, bunu bilin.

ATİLA EMEK (Antalya) - Ne var bu Zeytinburnu'nda?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bir de bizim MASAK Başkanlığımız var. MASAK Başkanlığı olarak, biz, temel görevi, biliyorsunuz kara paranın aklanmasıyla ilgili her türlü suçları incelemektir. Bu kapsamda, bir defa, MASAK, yeni bir kanunu çıktı sizlerin gayretleriyle ve bu manada birçok eğitim faaliyetleri gerçekleşti. 2005, 2006 yılında ülke genelinde 22 eğitim faaliyeti gerçekleştirdi, 1.453 banka personeli eğitildi. Ayrıca, duyarlılığın artırılması ve yükümlü gruplarıyla iş birliğinin azami düzeyde gerçekleştirilmesi amacıyla şüpheli işlem bildirim rehberi hazırlandı.

Bu faaliyetler sonucunda 2006 yılının ilk on bir ayında şüpheli işlem bildirim sayısı 868'e ulaşırken, aynı ayda yüzde 136'lık bir artış sağlanmış oldu. Yine, yükümlülük denetimi faaliyetleri çerçevesinde 2005, 2006 yıllarında 30 banka, 11 sigorta şirketi, 257 yetkili müessese, 104 aracı kurum olmak üzere, toplam 402 yükümlü denetlenmiş oldu. Ayrıca, cumhuriyet savcılığına 26 adet suç duyurusunda bulunuldu.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz, vergileme alanında kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci içerisinde bulunuyor. Türkiye'de, biliyorsunuz en önemli husus -bizden önce- vergileri toplayamamaktı. Şimdi, Gelir İdaresiyle ilgili… Gelir İdaresi Başkanlığımız var bizim. Bu Gelir İdaresi Başkanlığı bizim Hükûmetimiz zamanında kuruldu. Yıllardan beri söyleniyordu: "Gelir idaresi başkanlığı ne zaman kurulacak, ne zaman reform yapılacak?" Çünkü, vergilerin toplanması için üç sacayağı var. Bunlardan bir tanesi mevzuattır. İyi bir mevzuat olmadıktan sonra vergi toplayamazsınız. İkincisi, iyi bir vergi idaresi olmadıktan sonra etkin bir vergi denetimi, etkin bir vergi toplama işini yapamazsınız. Üç, iyi bir vergi denetimi olmadıktan sonra, yine vergideki etkinliği sağlayamazsınız. O bakımdan, biz bunu üç ayak hâlinde bütün reformlarımızı yapmaya gayret ettik.

Bir defa, geldiğimiz zaman, memleketimiz ağır bir ekonomik krizden geçmişti. Herkesin vergi borcu vardı. Vergi idaresiyle herkes mahkemelik duruma düşmüştü. Çünkü, ödeyecek hâlleri kalmamıştı.

Biz geldiğimizde, bir defa, o nereden buldun falan o kanunları tamamen kaldırdık, vergi barışı getirdik. Vergi barışıyla binlerle dosya, raflarda olan binlerle dosya, bir defa, tamamen, karşılıklı olarak devletin uzattığı ele vatandaşlarımız da el verdiler ve vergi barışı suretiyle, hem onlar dertlerden, sıkıntılardan, mahkemelerden, ihtilaflardan kurtuldular -binlerce vatandaşımız, binlerce mükellefimiz- hem de devletimiz onları boşu boşuna takip etme işleminden kurtuldu ve devletin kasasına da, 4,7 milyar YTL para girdi. Bundan dolayı, ben, bütün vatandaşlarımıza ve mükelleflerimize, buradan bir kere daha teşekkür ediyorum. Yani, bu millet isterse, değerli arkadaşlar, bu millet isterse, vergisini de tam olarak öder, isterse, bu bütçesini de, bu milleti başka yerlere muhtaç etmeyecek bir hâlde tutar. Şimdi, devletle milletin kaynaşmasının önemli neticesi budur.

Ben, şimdi Maliye Bakanı olarak bakıyorum, Maliye Bakanı olarak bizim hiç kimseye ihtiyacımız yok. Bu milletin en büyük dostu kendisi. Kendinden başka da hakiki dostu yoktur. Bunu böyle bilmek lazım. O zaman, bu milletin kendi ayağı üstünde durabilmesi için bu vergilerini tam olarak ödeyip, bizi, bu milleti, bu devleti kimseye muhtaç etmemesi lazım. İşte, bu Hükûmet bunu becerdi, bu Hükûmet, bunu sağladı.

ALİ ARSLAN (Muğla) - Kayıt dışı ne kadar Sayın Bakan? Kayıt dışı rekor kırdı döneminizde.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, biz, ayrıca bir iş daha yaptık. Bu gelirler artarken bizde, toplam gelirler artarken, biz vergilerin nispetlerini düşürdük, vatandaşın üzerindeki yükü düşürdük. Mesela, kurumlar vergisi ilk geldiğimizde yüzde 33'lerdi hatırlarsınız, yüzde 20'lere düşürdük bunu. Kurumlar vergisi ve dağıtılan vergiler toplamı yüzde 65'ti vergiler ve OECD'nin en yüksek vergi alan ülkeleri içindeydik biz. Şimdi, bunları biz yüzde 35'lere düşürdük. 65 nerede, 35 nerede? Biz bunları indirdik, bizim vergilerimiz arttı, topladığımız vergiler arttı. "At binenin, kılıç kuşananın" demişler, böyle… (AK Parti sıralarından alkışlar)

Biz, Hükûmet olarak vergileri düşürüyoruz, bizim vergi gelirlerimiz artıyor. (CHP sıralarından gürültüler) Ama, ne olmuş? Bakın, ben size söyleyeyim: OECD ülkeleri arasında en düşük beş ülkenin arasına girdik. Yani, vergisi en düşük beş ülkenin arasına girdik.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Rüyanı anlatmıyorsun değil mi Sayın Bakan? Bu gördüklerin, anlattıkların rüya değil!

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Sen Türkiye'yi mi anlatıyorsun, başka yeri mi anlatıyorsun?

43

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Tabii, siz, Türkiye'de dolaşmıyorsunuz ki, sizin kafanız başka yerlerde, başka yerlerde sizin.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Biz buradayız da, siz burada değilsiniz. Başbakanın da, sizin de Türkiye'ye uğradığınız yok.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sizin şeyiniz, sizin kafanız başka yerde, sineyimillet mi, başka yer mi, bilmiyorum ki, anlayamadım ben yani, onu da pek kafam şey etmez. (AK Parti sıralarından gülüşmeler)

Şimdi, değerli arkadaşlar, ama, biz bu tarihte ne yaptık? Şimdi, kayıt dışı, evet, kayıt dışı fevkalade önemli. Şimdi, bizim zamanımızda, biz geldik, o da mükellef, bu da mükellef. Bir baktık, bazıları ölmüş, hiç alaka kalmamış, şu olmuş, bu olmuş, bir defa onları temizledik.

Ondan sonra, bizim zamanımızda, 330 bin kişi yeniden mükellef oldu. Taban artıyor, vergi tabanı tabana yayılıyor.

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - 189.301 iş yeri kapatıldı!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bunların içerisinden 170 bin tanesini, bizim elemanlarımız… Vergi dairesinin yolunu falan bilmiyor adam, 170 bin çalışıyor ama hiç kaydı kuydu yok. "Gel bakalım" dedik, onları bulduk tek tek. 170 bin kişiyi, biz, tespitlerimiz ve kontrollerimiz sayesinde yeni vergi mükellefi yaptık.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Bravo.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Yeni vergi mükellefi yaptık, vergi tabana yayıldı ve dolayısıyla, bakınız, şimdi, hem bunları yaptık hem mali disipline riayet ettik, bu milletin parasına sahip çıktık hem de hizmetlerimizi artırdık, halka olan hizmetlerimizi artırdık. Nasıl hizmetlerimizi artırdık? Bir defa bir örnek vereceğim: Bizden önceki 2002 yılının bütçesi 98 milyar YTL'ydi, bizim şimdi bu 2007 bütçesi 204 milyar YTL. Yani, millete hizmetin bedeli. Sadece sağlıkta, sadece sağlıkta, biz geldiğimizde 9,9 milyar YTL sağlık masrafı yapılıyordu, biz, şimdi 25 milyar YTL yapıyoruz.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Eczanelerin alacağı ne kadar Sayın Bakan?

ALİ ARSLAN (Muğla) - Hastane paralarına el koydunuz!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Herkes şimdi eczanelerden paşa paşa, güzel güzel, rahat rahat, gidip ilaçlarını alıyor. Eskiden milleti sokuyordunuz kuyruklara, kuyruklarda bekle Allah… Adam hasta ya; hasta adam, bir de kuyrukta bekle.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Şimdi, beklemiyor mu kuyrukta?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - İki gün kuyruk, sonunda da "Yok senin ilacın."

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Hastaneleri sen görmedin galiba Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bu millete böyle eziyet çektiriliyordu. Bizim Hükûmetimiz zamanında, bu millet, artık rahat gördü, rahat yüzü gördü, insan gibi muamele görüyor insan. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu bilin, bu Hükûmetin kıymetini bilin. Burada, çıkıp, beyazı nasıl kara göstereceğiz, onu yapmaya gayret edeceğinize, yani bu millet adına şu Hükûmete bir teşekkür edin ya! Ama, siz etmeseniz de millet ediyor.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Millet başka bir şey ediyor, başka bir şey!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Göreceğiz.

Değerli arkadaşlar, âdet yerini bulsun diye bir de bazı rakamlar vereyim size. Biz, 2007 bütçemizi 204 milyar olarak tahmin ettik. Buradan, gelirler olarak da, 173,9 milyar vergi gelirleri, 26,3 milyar YTL vergi dışı gelirler alacağız. Özel bütçeli idarelerin öz gelirleri 3,3; düzenleyici, denetleyici kurumların vergileri de 0,7 milyar YTL olacak. Toplam net genel bütçe geliri 184,3 milyar YTL.

Şimdi, bir de değerli arkadaşlar, bu sefer pek olmadı, ama, yukarıda, Plan ve Bütçede olmuştu, belki bundan sonraki konuşmalarda olur; dolaylı vergiler, dolaysız vergiler, ikide bir gelirler, derler ki: Dolaylı vergiler çok arttı, Avrupa'da şöyle, işte, OECD'de böyle. Değerli arkadaşlar, oradaki dolaylı vergilerin hesaplanmasıyla, dolaysız vergilerin, bizdekiler ayrı. Onlar, sosyal sigorta primlerini de dolaysız vergilerin içine koyuyorlar, dolayısıyla, oranlar değişik çıkıyor. Şimdi, ben de dedim ki: Koyun onları da içine, bakalım bizimki ne çıkıyor? Bizimki de, koyduğunuz zaman, dolaysız vergilerin payı yüzde 49 oluyor…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Eskiden nasıl hesaplanıyorsa o yöntemle hesaplayın Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Efendime söyleyeyim, dolaylı vergilerin de yüzde 51 çıkıyor. Şimdi, hiç öyle değil yani, göründüğü gibi değil. Ayrıca, yüzde 30'du şeyde de, OECD ülkeleri içerisindeki vergiler de 31,6; onlar da 33'e doğru çıkıyor. Şimdi, dolayısıyla, bütün maliye literatüründe veyahut da

44

dünya maliye tarihinde, artık, bir değişim söz konusu. Gelirler arttıkça ve gelir dağılımı içerisindeki dağılım daha adaletli hâle geldikçe dolaylı vergilere daha önem veriyorlar. Bütün ülkelerde, bakınız, bütün ülkelerde kurumlar vergisini düşürüyorlar, gelir vergisini düşürüyorlar. Neden? Yabancı sermayeyi daha fazla çekmek için, bir de yatırım yapacak olan müteşebbisin önündeki vergi engellerini kaldırmak için.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Siz yatırım indirimini kaldırdınız; kurumlar vergisini indirdiniz, yatırım indirimini kaldırdınız; nasıl oluyor bu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Onun için, harcamalarda mesela, bizim şimdi indirdiğimiz bazı KDV oranları, Avrupa'da çok daha yüksek, çok daha fazla. Şimdi Bulgaristan Maliye Bakanı geldi, dedi ki: Biz her şeyde yüzde 15 yapıyoruz. Suda da mı yüzde 15? Evet. Ekmekte de mi yüzde 15? Evet. İlaçta da mı? Evet. Hepsinde yüzde 15 yapıyoruz, dedi.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Eyvah, bunu duyunca ekmeğin KDV'sini artırmayın Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, bizde öyle değil tabii, bizde öyle değil. Ama, bizde bir şey var, ona dikkat etmemiz lazım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Ekmeğin KDV'sini artırmayın da.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, bu bütçe var ya, elimizdeki bütçe, konuştuğumuz, günlerden beri konuştuğumuz ve yarın da inşallah son konuşmalar yapılıp da oylayacağımız bütçe, işte o bütçenin açık vermemesine çok dikkat etmemiz lazım. O faiz dışı fazla fevkalade önemli. Şimdi, buna dikkat etmezsen ne oluyor? İşte son, yüzde 10'un üzerinde bütçe açıkları çıktı Macaristan'da, getirmedik vergi bırakmadılar; mecbur, başka çareleri yok. Koskoca Almanya bile, bütçe açığını önleyebilmek için, KDV oranlarını orada 3 puan daha artırdı. Biz indiriyoruz... Bakınız şimdi, Hükûmetimizin durumunu takdirlerinize arz ediyorum. Biz vergilerimizi indiriyoruz. Tekstilde indirdik mi? İndirdik. Deri eşyalarında indirdik mi? İndirdik. Sağlıkta indirdik mi? İndirdik. İlaçta indirdik mi? İndirdik.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Niyet mektubunda ne yazıyor?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Gıdada indirdik mi? İndirdik. Millî eğitimde indirdik mi? İndirdik. Hepsinde indirdik. (AK Parti sıralarından alkışlar)

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Senin adın indirene çıktı zaten!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - İndirdik mi bindirdik mi?

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Sen indirensin zaten!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - İndi mi bindi mi? O kadar. (AK Parti sıralarından alkışlar) İndi, indi... Uzun lafın kısası, vergi yükünü indiriyoruz.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Senin adın "indiren Kemal" olacak!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Zaten bu topladığımız paraların da turşusunu kurmayacağız. Ne kadar fazla kayıt dışından da gelince, indirmeye de devam edeceğiz, bunu herkes de bilsin, vatandaşa dağıtacağız. Biz vatandaşa hizmet için gelmişiz, niyetimiz bu, bunun için gelmişiz.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Keseni doldurmak daha önemli gibi geliyor bana, pastörize yumurtadan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Herkes kendini kendi gibi biliyor! Ne yapalım? Aynaya bakın, aynaya!

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Ben hiç ticaretle uğraşmadım, yumurta ticareti yapmadım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Aynaya, aynaya, aynaya! Sayın Başbakanımız öyle dedi "Aynaya bak aynaya!" O kadar.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Aynaya bak aynaya! Neyi göreceksin? Herkes bir baksın aynaya!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, bakınız, Maliye olarak yaptığımız, vatandaşımız daha önce gidiyordu -yahu, para ödeyecek, para- diyor ki: "Ey devlet, ben para kazandım, ondan da vergi ödeyeceğim, bu vergimi de buyur al." Onu vermek için kuyrukta bekliyor adam ya!

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Üç gün gidip geliyor!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Üç gün gidip geliyor, doğru. Üç gün gidip geliyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Ne zaman bekliyordu Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Kuyruk, kuyruk, kuyruk. Ondan sonra ter içerisinde…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Ne zaman bu?

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Şimdi, siz ayağına kadar götürüyorsunuz!

45

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Ben o kuyrukta bayılanları biliyorum. Vakti zamanında ben de o kuyrukta bekleyenlerdendim.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Fırsat kolluyordun sen o zaman, ne kuyruğu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, biz, bir şey getirdik…

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Naylon faturadan dolayı mı?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Bakan patron olmadan önceki dönem. Çok eski yani!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, biz öyle bir sistem getirdik ki…

Yalnız bir şey var, onu da söyleyeyim: Bu sistemin başlangıcı da, VEDOP projesinin başlangıcı, VEDOP-1 bizden önce başladı, onlara da teşekkür ediyorum ha. Neyse, hakkını verelim. Şimdi, biz bunu geliştirdik, VEDOP-2 kurduk, şimdi VEDOP-3 oluyor. Şimdi, vatandaşımız oturduğu yerden düğmeye basıyor, pıt, beyanname gitti. Oturduğu yerden… Şimdi, vergi dairesine gitmiyor, zaman harcamıyor, para harcamıyor, efendim, trafiği sıkıştırmıyor.

AHMET IŞIK (Konya) - Zaman ekonomisi.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Efendime söyleyeyim, kâğıt bilmem ne harcama şeyleri yok, düğmeye bastı, beyanname gitti. Böyle, 18 Aralık tarihi itibarıyla 44 milyon 402 bin beyanname bu yolla alınmış. Bu büyük bir şey. Ben, doğrusu hizmeti geçen bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar. Bu fevkalade önemli.

Şimdi, beyannameyi veriyor, parayı ödeyemiyordu eskiden. İşte, parayı, yok bankada gözüküyor… Şimdi, onda da bütün işlemler yapıldı, yine düğmeye basıyor, para da gitti.

Şimdi, bir şey daha getirdik "e-mükellef" diye. Mükellef gidiyor, bazıları, tam yurt dışına çıkacak, "senin yasağın var" diyorlar. Allah Allah, adam, şimdi, bu kadar gittiğine mi yazık olsun, bir de yanında arkadaşları var, onlara ayıp oluyor, dışarıdakilere ayıp oluyor filan. Şimdi artık, herkes düğmeye basıyor, kendi durumunu öğreniyor. Borcu mu var, alacağı mı var, yurt dışına çıkış yasağı mı var, başka işi mi var; şimdi, herkes tak diye hemen bu şeyden line'a giriyor; tak diye öğreniyor. Bu derece önemli oldu.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Ne kadar büyük bir iş, ne önemli bir iş!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, bu derece çok şeyler getirdik mükelleflere ama, şimdi, yine, biz de düğmeye basıyoruz, o mükellef ne yapmış ayna gibi çıkıyor karşımıza.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Basıyorsun düğmeye af geliyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bas düğmeye al neticeyi. Tabii, bu kadar basit.

Bak, öğrendiniz değil mi? Tamam, çok güzel.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Bas düğmeye af gelsin. Kaçakçılık affı da gelsin.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, böyle düğmelerle, o zaman da yanlış yapan binlerce de mükellef karşımıza çıkıyor tabii. Onların da denetimi ona göre yapılıyor artık.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Böyle düğmelerle iş gidecek!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Denetim, hani dedik ya, bir ayağı da güçlü bir denetimden geçer. O güçlü denetim de artık kuruldu. Şimdiye kadar bir veri tabanı yoktu. O veri tabanı buraya gerçekleşti. Bütün artık, mükelleflerin nüfus kâğıdı numarası, hüviyet numarası mükellef numarası oldu. Hiç, tekrar, gidip de mükellef numarası alayım da, uğraşayım da, üç gün bekleyeyim yok.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Mükellef mi kaldı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bak nüfus kâğıdına, o senin mükellef numaran kardeşim.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Kepenk kapatıyorlar.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bu kadar basitleşti.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Çiftçi iflas etti. Esnaf iflas etti. Mükellef kalmış, ne mükellefi?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, ben size yapılan incelemelerin neticelerini fazla vaktinizi almamak için söylemiyorum.

Maliye olarak, değerli arkadaşlar, bir emanet aldık üstümüze. O emaneti layıkıyla yerine getirmenin gururuyla karşınızda bulunuyorum. Alnımız ak, başımız diktir. Milletimize hizmetimiz tamdır arkadaşlar. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ve bu hislerle, bu duygularla 2007 yılının bütçesini size arz ediyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Şu dokunulmazlığı da bir kaldırıverin Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, kısaca Özelleştirme Başkanlığının da bütçesine geleyim.

46

Değerli arkadaşlar, özelleştirme, en büyük reformlardan bir tanesidir ülkelerin ekonomik hayatında. Yapısal reformlar dediğimiz reformlardan bir tanesidir. Ülkede birçok başarılar elde edebilirsiniz, fakat yapısal reformlar yapmazsanız, o başarıları kalıcı hâle getiremezsiniz. Vergi reformu yapacaksınız, bankacılık reformu yapacaksınız, adalet reformu yapacaksınız, özelleştirme yapacaksınız, bunlar fevkalade önemlidir.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Sosyal güvenlik…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sosyal güvenlik reformu yapacaksınız. Diyorum ya, say say bitmiyor. Onun için, kusuruma bakmayın, yani, bazılarını söyleyemiyoruz, onun için kusuruma bakmayın.

Şimdi, bu özelleştirme, 1980 yıllarından beri Türkiye literatürüne girdi, ekonomi literatürüne girdi. Özelleştirme yapmamız lazım. Daha o zamandan, birçok millet başladı ve onlar bitirdiler özelleştirmelerini ve maalesef, eskiden demirperde gerisi ülkeler derdik, onlar bile bitirdiler.

Şimdi, biz, söyle, konuş, konuş… Özelleştirme şöyle özelleştirme böyle, falan, yirmi seneyi aşkın bir zaman yahut yirmi seneye yakın bir zaman, yapıla yapıla 8 milyar özelleştirme yapıldı. Bizim ekonomi politikalarının önemli bir ayağı özelleştirme. Bunu, daha Parti Programı'nda anlattık. Partiyi kurarken dedik ki, biz bunları yapacağız. Hükûmet olduk, Hükûmet Programı'nda da söyledik ve işe başladık, hızlı bir özelleştirme yapma mecburiyetimiz vardı.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Ofer ne demişti, Ofer?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - O azmimizi belirtebilmek için, o kararlılığımızı belirtebilmek için, biraz da halktan gelen tarafımız da olduğu için, babalar gibi satarız dedik yani, kötü mü ettik ya. Yani, şimdi…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Ofer ne demişti?

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Kendi babanın malı değil ki satasın, milletin malı.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, arkadaş, biz dört yılda 18 milyar dolar özelleştirme yaptık; bu milletin kasasına girdi. Bu para, bu devletin kasasına girdi.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yani, milletin malını sattınız Sayın Bakan.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Sayın Bakan, nerede o para?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, bir sürü, tabii, laflar ediliyor. Ben size bir şey soracağım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Milletin malını sattınız.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - O kadar açık ve şeffaf yaptık ki, özelleştirme ihalelerine girip de, benim hakkım yendi diyen bir kişi duydunuz mu arkadaşlar ya, bir kişi duydunuz mu?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - 14,76'lar ne oldu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bu muhalefetten başka bir kişi duydunuz mu? (AK Parti sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Balıkesir SEKA'yı kime verdin, kaça verdin?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - 14,76 ne oldu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - İhaleye giriyor adam, "ya, benim hakkım yendi ya, bu ihalede" desin bir kişi, çıksın. Yok.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Anlat, anlat, TÜPRAŞ'ı da anlat.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Televizyonlarla bütün milletin huzurunda yapıyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yüzde 14,76 TÜPRAŞ hissesi nasıl satıldı Sayın Bakan? Duyan yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, konuşmanızı tamamlayın lütfen.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Tamam Sayın Başkanım.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Ofer'le, Oger'le nasıl görüştünüz? Kimin uçağıyla gittiniz?

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Kimin uçağına bindin?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Ne derler? İşte, eremediği üzüme koruk derlermiş yani. Derler işte, diyorlar ne yapalım? Ama, o şunu desin, bu bunu, kim ne derse desin, bizim alnımız açık.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Biz demiyoruz, mahkeme diyor, mahkeme.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bu özelleştirmeyi de hakikaten babalar gibi yaptık. Yaptık yani, ne yapalım, yapıyoruz.

47

Değerli arkadaşlar, bir de ilgili Bakanlık olduğumuz için Kamu İhale Kurumu bütçesini de size kısaca anlatacağım. Ondan sonra da huzurlarınızdan ayrılacağım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Hatay kararından da bahsedin Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Kamu İhale Kurumu, biliyorsunuz, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişiliğini haiz olan bir kurum. Şimdi, bunun görevleri; ihale sürecinde ilgili idarece yapılan işlemlere ilişkin şikâyetleri inceleyerek sonuçlandırma; Kamu ihale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'na ilişkin bütün mevzuatı, standart ihale dokümanlarını, tip sözleşmeleri hazırlamak; ihale ilanlarıyla ilgili esas ve usulleri düzenlemek ve bunları yayımlamak ve diğer bazı görevleri var. Şimdi, bu görevlerini şimdiye kadar layıkıyla yapmış olan bir kurumumuz. Bu Kurum, 2006 yılının ilk on bir ayında 3.039 tane şikâyet incelemiş ve sonuçlandırmış. 43.900 adet ihale ilanı yayımlamış. 7.677 adet elektronik, basılı ve ticari bülten abonesi de yapılmış.

Kurumun teklif edilen ödeneği, ödenek ve aynı zamanda elde edeceği gelir 66,3 milyon YTL olarak tahmin edilmiştir. Cari transferler harcama kalemi içindeki 5018 sayılı Kanun'un 78'inci hükmü gereği genel bütçeye gelir-gider farkı olarak aktarılacak olan 8,5 milyon YTL yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarımızın dördüncü yılını bitirip beşinci yılına girdiğimiz bu dönemde, mali disiplin ve güçlü bütçe yönetimi konusunda elde ettiğimiz başarı açık bir şekilde ortadadır. Bütçe açığının gayrisafi millî hasılaya oranı dört yıl gibi kısa bir sürede hayal edilmeyecek noktalara gelmiştir.

Geçtiğimiz dört yıla baktığımız zaman, sadece güçlü ve güvenilir bütçeler yapılmadı; aynı zamanda bu bütçelerin işleyişine ve uygulamasına yönelik olarak önemli reformlar geliştirildi. Uluslararası standartlara uygun bir kamu mali yönetim sistemi oluşturularak tüm kamu idarelerinin, bütçe hakkı kapsamında, Meclise hesap verme imkânı sağlandı.

Hükûmetimiz, tüm sorunların üzerine cesaretle giderek diğer birçok alanda olduğu gibi bu alanda da başarıyı yakaladı. Mali yönetim sistemimizin yapısallaşmasına ve performansına çok büyük önem veriyoruz. Çünkü, biliyoruz ki cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ün de ifade ettiği gibi, millî egemenlik ancak mali egemenlikle mümkün olabilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 yılı bütçesi ülkemiz ve milletimize hayırlı olsun. Yaptığınız yoğun ve yorucu çalışmalar için Hükûmetim ve şahsım adına sizlere tekrar teşekkür ediyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan, Hükûmet adına görüşlerini açıkladı.

Şimdi, aleyhte söz isteği var.

Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan.

Sayın Kandoğan, süreniz on dakika.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygı ile selamlıyorum.

Farklı bir konuşma yapmak düşüncesindeydim. Ancak, Sayın Maliye Bakanımızı dinledikten sonra konuşmamın muhtevasını değiştirmek ihtiyacı hissettim. Öncelikle, Sayın Bakan "geçmiş hükûmetler ne yaptı, bu bütçedeki paraları nerelere harcadılar" şeklinde bütün geçmiş hükûmetleri itham altında bırakan açıklamalar yaptı.

Şimdi, Sayın Bakan, ben, size söylemek istiyorum: Geçmiş dönemlerde, bu fakir fukaranın parasıyla, GAP'a 16 milyar dolar para harcandı. Türkiye'nin yedi küpeli gelinine 16 milyar dolar, bu ülkenin insanları para harcadılar, ama, dört yıllık AK Parti İktidarı döneminde GAP'a bir tek çivi bile çakmadınız.

Geçen akşam, Sayın Başbakan "Teke Tek" programında "GAP'a yetiştirecek paramız yoktur" diye, 70 milyonun önünde bu sözleri söyledi. Hani bütçenizde çok para vardı, hani her şey boldu, bütçeniz açık vermiyordu? GAP'a bir tek çivi çakamadınız Sayın Bakan.

Şimdi, geçmişte neler yapılmış? Ereğli yapılmış, TÜPRAŞ yapılmış, Petkim yapılmış, İskenderun Demir-Çelik yapılmış, Karabük Demir-Çelik yapılmış, Seydişehir Alüminyum yapılmış, SEKA'da, çalıştığınız SEKA Kâğıt Fabrikası yapılmış, çimento fabrikaları yapılmış, otobanlar yapılmış, limanlar, havaalanı, üniversiteler, hastaneler ve 35 bin köye yol, su, okul, elektrik, telefon, sağlıkevi, sağlık ocağı gibi çok büyük hizmetlere bu memleketin evlatları imza atmış.

Gelip, bugün, 2006 Türkiye'sinde bütün geçmiş hükûmetleri yok sayan böyle bir anlayışı, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden şiddetle reddediyorum Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Bakan KÖYDES projesinden bahsetti, sanki Türkiye'de köylere ilk defa hizmet götürülüyor, sanki köylere geçmişte hiç hizmet gitmemiş gibi KÖYDES projesinden bahsediyor. Şimdi, geçmişte, bu hizmeti Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü yapıyordu, il özel idareleri kendi bütçelerinden ayırdığı kaynaklarla yapıyorlardı Sayın Bakan.

48

Bakınız, sizlere rakamlar vereceğim: Türkiye'de 35 bin köy var…

Sayın Bakan… Sayın Bakanım, dinleyiniz lütfen. Türkiye'de 35 bin köy var. Siz, iktidarı devraldığınız güne kadar, Türkiye'de 31.299 köye içme suyu götürülmüş, 31.299 köye içme suyu gitmiş ve sadece -bu rakam sizin rakamlarınızdır, Tarım ve Köyişleri Bakanlığından aldım bu rakamları- iktidara geldiğiniz 2003 yılının 1 Ocağında Türkiye'de susuz olan köy sayısı 875 Sayın Bakanım.

Sayın Bakanım, dikkatinizi bu tarafa… Diğer yerlere bakmayınız. Türkiye'de susuz köy sayısı 875 sadece, 875. Şimdi, Tarım Bakanı buraya geldi, "On binlerce köye su götürdük." diyor. Tarım Bakanı ya köy sayısını bilmiyor ya götürülen hizmetlerden haberi yok değerli milletvekilleri.

Şimdi, yollara da geliyorum. Şimdi, bakınız, Türkiye'de siz iktidara gelinceye kadar -yine, bu rakam da Tarım ve Köyişlerinin rakamıdır, resmî rakamdır- Türkiye'de 291 bin kilometre yol yapılmış değerli arkadaşlar.

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Diyarbakır'da 1.100 yerleşim yerine su geldi.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - 291 bin kilometre yol yapılmış.

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Ümmet Bey… Ümmet Bey…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bakınız, bunların 90.460 kilometresi asfalt, 1.742 kilometresi beton.

Geleceğim Sayın Torun, geleceğim…

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Diyarbakır'da 1.100 yerleşim yerine su geldi.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Stabilize 129 bin…

Bakın, Sayın Maliye Bakanı gidiyor arkadaşlar. Bakınız, bakınız, Sayın Maliye Bakanı gidiyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakınız, geçen sene bu kürsüde Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde ben konuştum. Bakınız, orada ne demişim Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde? "Ben çıkınca -yani, ben kürsüye çıkınca- Maliye Bakanı gidiyor buradan ve ben bugün iddiaya girdim. Bakınız, ben kürsüye çıktığımda -onlarca milletvekiline söyledim ki- Sayın Maliye Bakanı burayı terk edecek dedim, terk etti. Kaç kezdir aynı şey oluyor."

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Kaçtı…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bakınız, geçen sene de kuliste söyledim milletvekillerine, tutanaklara geçirdim. Ben konuşurken geçen sene çıktı, şimdi de çıktı Sayın Maliye Bakanı.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Kaçıyor…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Eğer, siz bizleri dinleme zahmetine katlanmıyorsanız, o söylediğiniz sözlerin arkasında durmanız lazım.

Şimdi, diyor ki: "Bütçe rakam işidir." Sayın Maliye Bakanı, ben de rakamları çok seviyorum. Gittiniz, ama, bürokratlarınız burada. Ben rakamları çok seviyorum. O rakamlarla ilgili sizlere bazı rakamlar vereyim ki, Türkiye nereden nereye gelmiş.

Cari açık, 3 kez revize ettiniz bu sene, nasıl bir maliye bakanıdır, nasıl bir hükûmet ki, cari açık tahmininde bulunuyor, daha yıl içerisinde 3 kez revize ediyor ve yıl sonunda o hedefe ulaşamıyor. 22 dediniz önce, 26'ya revize ettiniz, 30'a çıkardınız, yıl sonunda 34. Bu nasıl siyasi istikrardır? Bu nasıl öngörülebilirliktir ki cari açıkta yüzde 50 oranında yanılıyorsunuz? Dış ticaret açığı, 38 milyar dolar olarak ilan ettiniz, rakam 54 milyar dolar. Bu nasıl öngörülebilirliktir ki, yüzde 50 oranında yanılıyorsunuz? Enflasyon, dediniz ki yüzde 5, şimdi yüzde 10. Yüzde 100, enflasyon tahmininde yanılan tüm dünyada bir başka maliye bakanı ve hükûmet var mıdır arkadaşlar size soruyorum?

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Ayıp be, ayıp!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Yüzde 100, yüzde 100 yanılıyorsunuz.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Utanmadan konuşuyorsun!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Yüzde 5 diyorsunuz, yüzde 10 çıkıyor. Yüzde 100 yanılıyorsunuz.

Şimdi, reel faiz… Reel faiz, dediniz ki "yüzde 8-9 reel faiz." Şimdi 13. Yüzde 50 yanılıyorsunuz. Reel faizde yüzde 50 yanılmışsınız. Şimdi siz, siyasi ve ekonomik istikrardan bahsediyorsunuz. Peki, sizlere bu vatandaşlar nasıl güvenecekler? Nasıl inanacaklar? Sanayici, iş adamı "yüzde 5 enflasyon, yüzde 8-9 reel faiz" dedikten sonra, yüzde 100 ve yüzde 50 yanılmadan sonra nasıl yatırım yapacak? Sizlere nasıl güvenecek? Nasıl inanacak? E, siyasi ve ekonomik istikrar, değerli arkadaşlarım, böyle olur!

Şimdi, Maliye Bakanı dedi ki: "Biz özelleştirdik, ihalelere giren bir tek müteahhit var mı? Benim hakkım yendi diyen bir müteahhit var mı?" diye sordu. Müteahhit olmayabilir, ama, 70 milyon insan diyor ki: "Bu özelleştirmelerde benim hakkım yendi. Fakirin fukaranın, garip gurebanın hakkı yendi." diyor 70 milyon insan. Bakınız, elimde belgelerle geldim, belgelerle geldim. İşte belgeler.

49

TÜPRAŞ'ın 14,76'sını sattınız. Değerli milletvekilleri, dikkat ediniz. Bu belgeleri isteyen varsa gelsin vereceğim. Bunlar ibret vesikasıdır ve sizin dönemden sonra hesap sorulacak vesikalardır bunlar, göreceksiniz. Şimdi, 28 Şubatta bir aracı kurum, Özelleştirme İdaresi Başkanlığına yazı yazıyor, 28 Şubat, "Biz" diyor "TÜPRAŞ'ın 14,76'sını 15,40 YTL'den almak istiyoruz." Bir aracı kurum yazıyor Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığına. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı aynı gün -arkadaşlar, dikkatinizi çekiyorum, aynı gün- olur veriyor satılmasıyla ilgili. İşte, burada. Olur, burada. Özelleştirme İdaresi Başkanı aynı gün TÜPRAŞ'ın 14,76'sının satılmasıyla ilgili onay veriyor ve yine aynı gün -bu hıza bakın arkadaşlar, Türkiye'de işlerin nasıl hızlı gittiğinin çok açık bir delili- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bir başka yazı yazıyor bir aracı kuruma "bizim adımıza bu 14,76'sını satın" diyor.

Şimdi, bakınız, bir günde bir aracı kurum talepte bulunuyor, bir günde onay çıkıyor, bir günde yazısı gönderiliyor, satın… Şimdi, bu ihale mi arkadaşlar? Bu, peşkeş çekmedir bunun adı. Niye peşkeş çekmedir? Çünkü, o gün TÜPRAŞ'ın borsadaki hisse değeri 17 YTL, siz 15,4 YTL'ye, yüzde 10 iskontoyla verdiniz.

Niye verdiniz? Hangi hakla verdiniz? Niçin ihaleye çıkarmadınız? Niçin halka arz etmediniz? Gelin, burada bunun hesabını verin değerli milletvekilleri. AK Parti milletvekillerine sesleniyorum: İçinize siniyorsa, içinize siniyorsa Sayın Maliye Bakanını alkışlamaya devam edin, ama, bu 70 milyon insanın, Maliye Bakanını alkışlama noktasında sizinle aynı kanıda olmadığını çok yakından bilen birisi olarak diyorum ki, aklınızı başınıza toplayın ne olur.

Ve, yine, TÜPRAŞ'ın yüzde 65,76'sını 1 milyar 304 milyon dolara sattınız ve ben çıktım dedim ki, ertesi gün basın toplantısı yaptım: Bu fiyat olmaz, TÜPRAŞ'ı yok pahasına sattınız dedim. Sayın Maliye Bakanı açıklama yaptı, dedi ki: "TÜPRAŞ'ı çok iyi fiyata sattık." Var evrakları, bütün basın ve televizyonda yer aldı. "TÜPRAŞ'ı çok iyi fiyata sattık." dedi. Sonra ne oldu? İhale iptal edildi. 3 değerli hâkim bu noktada çok duyarlı davrandı, ihale iptal edildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Sosyal güvenlikten de bahset.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Geleceğim…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Tekel, Tekel…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Oraya da geleceğim…

Ve ihale yenilendi. İhale yenilendi -dikkatinizi çekiyorum- yüzde 65,76'sı değil, yüzde 51'i, on ay sonra, 3 milyar 140 milyon dolara gitti.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - 4 milyar…

ALİ ARSLAN (Muğla) - 4 milyar…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - İşte, 4 milyar 140 milyon dolara gitti. Devletin buradan kazancı, 2 milyar 800 milyon dolar değerli milletvekilleri. Eğer Sayın Unakıtan'ın dediği gibi olmuş olsaydı, değerinde gitmiş olsaydı ve o ihale iptal edilmemiş olsaydı, devletin kaybı 2 milyar 800 milyon dolardı. İşte o 2 milyar 800 milyon dolarla Sayın Torun, sizin bahsettiğiniz, ilinizin bütün altyapı hizmetleri bitirilmiş olurdu.

Telekom, 6,5 milyar dolara gitti. Sonra, kurumlar vergisini yüzde 30'dan 20'ye indirdiniz. Eğer ihaleden önce kurumlar vergisinin yüzde 30'dan 20'ye ineceği bilinmiş olsaydı, Telekom, 10 milyar dolara giderdi arkadaşlar, 10 milyar dolara giderdi. Evet, devletin milyar dolarları işte böyle uçup gitti havaya değerli milletvekilleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlelerim…

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, ek sürenizi verdim, sizin, selamlama için mikrofonu açıyorum.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Tamam.

Sayın Maliye Bakanı, işsizlikten bahsetti, düşmeye başladı diye. Kendi kitabı burada, açın, sayfa 41, işsizlik oranlarının düşmediği, kendi rakamlarıyla ortada, sayfa 41. İhracatın ithalatı karşılama oranı, yüzde 69,9 devraldığınızda -sayfa 133- şimdi, istikrarlı bir şekilde yüzde 60'lara kadar düşürmüşsünüz! İşte, istikrar, gelir dağılımında, vatandaşların gelir dağılımının bozulmasında iyi istikrar sağlamışsınız! İhracatın ithalatı karşılama oranında iyi istikrar sağlamışsınız! İşsizliğin düşmemesinde iyi istikrar sağlamışsınız ve Türkiye'nin çok önemli meselelerinin yapılmasında, yatırımlarda…

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, lütfen, son cümlenizi alayım.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - …maalesef, yapılan hiçbir şeyin olmadığını çok açık ve net bir şekilde görüyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

50

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.

Sayın milletvekilleri, konuşmalar tamamlanmıştır.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - 69'uncu maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN - Biraz önce, kendisine sataşıldığından bahisle söz alan Sayın Kiler'in konuşmasında, Sayın Orhan Eraslan, Niğde Milletvekili, kendisine hakaret edildiğinden bahisle, 69'a göre söz istemiştir.

Şimdi, zabıtları getirttim. Aşağı yukarı tümüne yakınını getirttim. İlk sataşma, daha doğrusu ilk müdahale, sataşma demeyeyim; Sayın Eraslan "Senin yüzün kızaracağına, çıkıp reklam yapıyorsun." diyor. Yine, Sayın Kiler de "Aileden birisi milletvekili oldu diye, herhâlde 5 bin kişiyi kapı dışarı atmayız, ticaretimizi bitiremeyiz." vesaire diyor ve ilaveten, Sayın Eraslan "Ayıp, ayıp, yüzün kızarmıyor mu?" diyor. Ben müdahale ediyorum. Daha sonra, Sayın Kiler "Benim yaptığım ayıpsa, senin yaptığın terbiyesizlik. Dinlemesini öğren önce." diyor.

Şimdi, öncelikle, değerli arkadaşlar, hiçbir zaman, Sayın Eraslan'ın hitabı da, Sayın Kiler'in karşı hitabı da bu Parlamentonun içerisinde konuşulması gereken şeyler değil. Bunu bir defa hepimiz biliyoruz. Ancak, burada, Sayın Kiler…

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Meşru müdafaa yapıyor.

BAŞKAN - Sayın Eraslan, bir dakika müsaade eder misiniz.

Sayın Kiler, bu zabıtları açıkladım -size hitap ediyorum- bu son cümle olarak, "Benim yaptığım ayıpsa, senin yaptığın terbiyesizlik. Dinlemesini öğren..." cümlesini -burada, birbirimiz, muhalefet oluruz, iktidar oluruz, beraber hizmet ediyoruz- açıklamak, tavzih etmek ister misiniz? Böyle bir hakkınız var.

VAHİT KİLER (Bitlis) - Evet

BAŞKAN - Yerinizden. Sadece bu cümlenizi ya tavzih eder ya da geri alırsınız, o sizin takdiriniz.

Buyurun.

III. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in, yapmış olduğu konuşmada, bazı sözlerinin yanlış anlaşıldığı gerekçesiyle açıklaması

VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkanım, özellikle, yapmış olduğum açıklamada, tabii ki, bana yapılan müdahalelere cevap vermem gerekiyordu. Ama, burada, direkt, hiç kimsenin ismini kullanarak, ben "terbiyesiz" kelimesi kullanmadım.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Bize mi söyledin!

VAHİT KİLER (Bitlis) - Dolayısıyla, hele hele, bana karşıdan "yüzün kızarmıyor mu" gibi kelimeler gelince, belki, o anda kastımı aşmış olabilirim, dolayısıyla düzeltiyorum.

BAŞKAN - Düzeltiyorsunuz, geri alıyorsunuz sözünüzü.

VAHİT KİLER (Bitlis) - Evet. Ama, ben de yapmış olduğum açıklamayı, Meclisin doğru algılaması açısından yapıyordum. Tabii, karşıdan gelen müdahaleler karşısında…

BAŞKAN - Tamam, o sizin hakkınız, ama, bu sözü düzeltmiş oluyorsunuz.

VAHİT KİLER (Bitlis) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Eraslan, arkadaşımız düzeltti. Söz istiyor musunuz?

ORHAN ERASLAN (Niğde) - İstiyorum.

BAŞKAN - Buyurun, ama çok kısa. Bu düzeltmeden sonraki konuşmanızın çok kısa olmasını rica ediyorum, çünkü, sizin ifadelerinizi de burada okudum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Söz düzeldikten sonra bu söz ne oluyor Sayın Başkan?

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Biraz eğri kaldı da, onu düzeltecek.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Hayret bir şey ya!

3.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; 69'uncu maddeye göre söz almış bulunuyorum. Şimdi…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Söz düzeltildikten sonra hükmü kalmadı ki.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Sayın Kacır, müsaade ederseniz, neyi düzelteceğimize de biz karar verelim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, iktidar partisinin milletvekili, bir tarafta gücü var, iktidar kullanma gücü var. İktidar grubundan dürüst bir sürü arkadaşımız var, onlara hiçbir sözümüz var mı?

51

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Hepsi dürüst.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Sizi kastetmedim.

TANER YILDIZ (Kayseri) - Hepsi dürüst, o da dürüst.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Şimdi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkanım "bir sürü" diye ifade etti.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, bir ihale oluyor, bir tarafta devlet var, devlet. Devletin yaptığı ihaleye…

BAŞKAN - Sayın Eraslan, o konuda size söz veremem. Sadece, bu çümleyle ilgili, sizin söyleyeceğiniz.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Efendim, müsaade edin.

BAŞKAN - Efendim, o sizin yapacağınız iş değil. Burada, biz Kiler'in ihalesini tartışmıyoruz.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Efendim, ben niye o açıklamayı yaptığımı…

BAŞKAN - Bakın, benim iyi niyetimi, lütfen, iyi niyetle kullanın.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Ben niye söylediğimi açıklamak durumundayım.

BAŞKAN - Başka bir açıklamaya izin veremem.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Bir dakika efendim.

BAŞKAN - Lütfen, 69'dan istediğiniz, bu cümleyle ilgili.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Giriş yapıyor, giriş.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Lütfen, Sayın Başkan… Sayın Başkan… Burada bir sürü…

BAŞKAN - İstediğiniz, bu cümleyle ilgili…

HALUK KOÇ (Samsun) - Müsaade edin de konuşsun Sayın Başkan.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Müsaade eder misiniz… Müsaade eder misiniz… Sayın Başkan…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Bir dakika gitti Sayın Başkan.

BAŞKAN - Başka konuları anlatamayız burada.

TANER YILDIZ (Kayseri) - Var mı öyle şey ya!

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Efendim, konuşturmuyorsunuz, konuşturmuyorsunuz…

BAŞKAN - Elbette konuşturmam…

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Böyle şey olabilir mi?

BAŞKAN - Çünkü, sizin konuşmak istediğiniz, İç Tüzük'e uygun değil.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Uygun efendim.

BAŞKAN - Nasıl uygun?

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Dinlediniz mi? Daha açıklamadım bir şey. Lütfen… Lütfen, efendim…

Şimdi, değerli arkadaşlar, içinizde bir sürü hekim arkadaşımız var, bir sürü avukat arkadaşımız var. Bu arkadaşlarımız, milletvekilliği süresi içerisinde görevlerini yapıyorlar mı? Mesleklerini yapıyorlar mı? Yapamıyorlar. Yapmamaları da gerekir. Doğrusu bu.

Şimdi, ticarete biz… Elbette haktır ticaret.

TANER YILDIZ (Kayseri) - Ya, kendisi çalışıyor mu?.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Dinler misiniz.

TANER YILDIZ (Kayseri) - Kendisi uğraşıyor mu?

BAŞKAN - Lütfen müdahale etmeyin efendim.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Ticaret elbette haktır, elbette ticaretini yapacak vatandaş. Ama, iktidar milletvekili buradan, çıkıp, "Benim aile şirketim." diye, Meclis kürsüsünü, yani, konuşmalardan sonra reklam alınmış gibi, reklam amaçlı kullanması ve bir tarafta devlet ihalesine kendisinin "Aile şirketim." dediği şirketin hak olduğunu, kendi gücünün burada yer almasının yanlış olmadığını söylemesi fevkalade şaşırtıcı. Bu elbette ayıptır arkadaşlar. Buna benim değil, hepinizin karşı çıkması lazım. En önce iktidar milletvekillerinin demesi lazım ki: "Bu doğru değildir. Bizi yük altına koyma; şahsi kazançlarınız için, ailevi kazançlarınız için bizi yük altına koyma." demeniz gerekir. Bunu bir muhalefet milletvekili söyledi diye…

TANER YILDIZ (Kayseri) - Ama, itham yapmayacaksın.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Efendim, dinler misiniz.

BAŞKAN - Sayın Yıldız, lütfen müdahale etmeyin.

52

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Şimdi, siyasi etik diye bir şey var. Değerli arkadaşlar, siyasi etik şudur: Yaptırım gücü olan, kendisinin akitte etkisi olabilecek adam, akitte etkisi olabilecek kişi, akdin diğer tarafında da olmaz. Burada devlet-burada iktidar milletvekili; masanın hem bu başında iktidar hem bu başında iktidar! Ne âlâ memleket! Bunu eleştirince de, hemen "Terbiyesizlik" deniliyor.

TANER YILDIZ (Kayseri) - Sözünü geri alman lazım.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Arkadaşlar, asıl, milletin varlıklarını talan etmek, soymak yanlıştır; asıl, milletin varlıkları soyulurken ses çıkarmamak terbiyesizliktir. (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Eraslan, lütfen…

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Asıl, milletin varlıkları yağmalanırken ses çıkarmamak terbiyesizliktir. Size hatırlatıyorum. Bakınız…

ZEYİD ASLAN (Tokat) - En büyük terbiyesiz sensin.

BAŞKAN - Sayın Eraslan, lütfen…

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Namdar Rahmi Karatay'ın bir şiiri var…

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Sayın Başkan, on dakika konuşacak mı burada?

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Namdar Rahmi Karatay'ın bir şiiri var. Diyor ki: "Soğan bile soyulurken yaşarıyor da gözler / Bu millet soyulurken aldırmıyor öküzler." diyor. Öküz durumuna düşmemek için biz de ses çıkarıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)

ZEYİD ASLAN (Tokat) - Sensin en büyük saygısız, en büyük terbiyesiz sensin.

BAŞKAN - Sayın Eraslan…

VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Bir dakika efendim.

Bu, böyle… Bakın, monolog şeklinde, diyalog şeklinde bu iş yürümez.

Sayın Eraslan'ın konuşmasının ne derece doğru olduğunu tartışabiliriz. Yalnız, Eraslan, iyi bir avukat. Kendisine şunu Meclis Başkanlığı olarak ifade ediyorum ki, yasaların açık ve net bir şekilde yasak etmediği bir hususu, Meclis kürsüsünden, yorumlarla, değişik şekilde ifade etmek yanlıştır. O konuda sözlerine kimsenin katılması mümkün değildir. Öyle, Anayasa'da, İç Tüzük'te, yasada, milletvekillerinin neleri yapabileceği neleri yapamayacağı açık. Bu şartlarda buradaki ifadeleri yanlış yorumlara meydan verebilir. Ama, bakın, ben, Parlamentoda milletvekilinin taleplerini kürsüde ifade edebilmeleri imkânını sağladım. O beyan kendilerinindir.

VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Kiler, bunun sonu gelmez.

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) - Sayın Başkan, sözünü geri alsın.

BAŞKAN - Yanlış söyleyebilir, başka bir şartlarda siz durumunuzu açıklarsınız, basın toplantısı yaparsınız, başka bir şey yaparsınız. (AK Parti ve CHP sıralarından gürültüler)

VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan, yine konuşması sırasında Sayın Kiler'in, kendisi hakkında hakarette bulunduğundan bahisle söz istemiştir. Ne demiş Sayın Kiler? "Tayyip Erdoğan ve benim ismimi ağzına alırken önce ağzını çalkala" demiş, böyle bir ifade kullanmış.

İç Tüzük'ümüz açık…

ZEYİD ASLAN (Tokat) - Çok doğru demiş.

VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir dakika efendim, bana müdahale etmeyin. Oturun yerinize… Oturun yerinize… Sayın Kiler, yerinize oturun.

Sayın Özdoğan, İç Tüzük'ün 69'uncu maddesi ve geçmiş tatbikatlar ve içtihatlar çerçevesinde bu cümlenin size bir hakaret mahiyetinde olmadığını, konuşmanızın üslubu çerçevesinde, sizin konuşmanızın üslup ve ifadeleriniz çerçevesinde bir hakaret konusu olmadığını Başkanlık olarak düşünüyoruz.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Ben kendilerine hakaret etmedim.

BAŞKAN - Talebinizi kabul etmiyorum, 69'a göre söz hakkı vermiyorum. Yalnız…

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Adaletli davranın Sayın Başkan.

BAŞKAN - Ben çok adaletli olduğum kanaatindeyim.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Millet sizi seyrediyor, kendinize yazık etmeyin.

53

BAŞKAN - Sayın Kiler'in bana bir şifahi talebi var.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Yazık size!

BAŞKAN - Diyor ki: "Sayın Eraslan benim ihaleye girdiğimi ifade etti burada" öyle mi?

VAHİT KİLER (Bitlis) - Evet.

BAŞKAN - Yerinizden "ben ihaleye girmedim" diyorsunuz, onu zabıtlara geçirin, tamam, başka söz vermem.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Efendim, niye yerinden?

VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkan, kürsüden açıklamak istiyorum.

BAŞKAN - Efendim, yerinizden.

VAHİT KİLER (Bitlis) - Oradan efendim.

BAŞKAN - Yerinizden efendim.

Efendim, zabıtlara geçmesi bakımından size söz veriyorum. Böyle bir usulümüz yok.

VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Kiler, aksi takdirde o sözü de vermem. Yerinizden... Zabıtlara geçsin. Ne dedi, ne doğru, onu açıklayın o kadar.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, aile şirketi dedim.

VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkanım, Sayın Eraslan kürsüdeki konuşmasında, bizim açık açık ihaleye girdiğimizi ve bunu savunduğumuzu söylüyor.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, aile şirketi dedim Sayın Başkan.

VAHİT KİLER (Bitlis) - Asla ve kata… Ticari kurallara, ticari etiğe, ticari ahlaka uygun bir şekilde ticaret yapan her şirketin hakkı olan ihale alındıktan sonra, başka bir şirket tarafından alınan ihaleyi bir ay sonra bizim şirketimize yapılan teklif sonrasında yapılan bir ortaklık var, iş birliği var.

ALİ ARSLAN (Muğla) - Paravan şirket, paravan.

VAHİT KİLER (Bitlis) - Bu, tamamen… İhalenin yapımı aşamasında Kiler AŞ ihaleye girmemiştir. İhale bittikten bir ay sonra, bakınız…

BAŞKAN - Şimdi, Sayın Kiler, ihaleye girmediniz...

VAHİT KİLER (Bitlis) - Girmedik Başkanım.

BAŞKAN - Tamam, zabıtlara geçmiştir.

Teşekkür ederim.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.34

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.53

BAŞKAN: Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli),Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşimi'nin Dördüncü Oturumu'nu açıyorum.

On beşinci tur üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

II. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1.- 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2005 Mali Yılı Genel ve Katma Bütçeye Dahil Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1252; 1/1236, 3/1139; 1/1237, 3/1140) (S.Sayısı: 1269, 1270, 1271) (Devam)

A) MALİYE BAKANLIĞI (Devam)

1.- Maliye Bakanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Maliye Bakanlığı 2005 Mali Yılı Kesinhesabı

B) KAMU İHALE KURUMU (Devam)

54

1.- Kamu İhale Kurumu 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

C) GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

D) ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) GELİR BÜTÇESİ (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, sorulara geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, 18 sayın milletvekilimiz söz istemiş durumda. Aşağı yukarı her milletvekiline, asgari, mümkün olduğu kadar en az 10 milletvekiline söz verme imkânını sağlamak için, daha önceki oturumlarda da birleşimlerde de ifade ettiğimiz gibi, her sayın milletvekilimize bir dakika süre vereceğiz. Bu süre içerisinde sorularını kısa ve öz bir şekilde sormalarını rica ediyorum. Süreyi uzatmayacağız.

Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakanım, özellikle, özel idarelere ve belediye paylarına verilen paralarda, özellikle yerel belediyelerde, kaynağı az belediyelere büyük haksızlıklar yapılıyor. Yani, nüfusa göre veriyorsunuz, ama bu belediyelerimizin altyapı sorunları… Bu belediyelerimizin kışın nüfusu 2 bin, yazın 10 bin. Onun için, bu belediyelerimizle ilgili herhangi bir yasa değişikliği düşünüyor musunuz? En azından bunlara bir sosyal pay vermeyi düşünüyor musunuz?

İkinci sorum özelleştirmeyle ilgili. Malatya Sigara Fabrikasındaki insanlarımız "biz çalışmadan para almak istemiyoruz" diyorlar. Bu insanlar vicdanen rahatsız. Lütfen, Malatya Sigara Fabrikasının sonunda ne olacağını bize net bir şekilde bildirin.

Üçüncüsüyse, Malatya'da sosyal barışı bozdunuz, en başarılı şeker fabrikasının arazisini belediyeye vererek, ama yasa durdurdu. Lütfen, Malatya'da sosyal barışı yeniden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Kılıç…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Bakan, Malatya Sümerbank Fabrikası, sizden önce, 2002 yılında 11 milyon dolara özelleştirmede ihale edilmişti. İhale bedeli düşük bulunduğundan ihale iptal edilmişti. Aynı fabrika, Şubat 2004'te, üzerindeki binaları ve makineleri, şehir merkezindeki 144 bin metre kare arsasıyla birlikte 6,4 milyon dolara ihale edilmiştir.

Birinci sorum Sayın Bakan: Siz hesaptan anlarsınız. 11 milyon dolar mı büyük, 6,4 milyon dolar mı büyük? Bunu öğrenmek istiyorum.

İkinci sorum Sayın Bakan: Fabrika olarak çalıştıracağını açıklayan alıcı grup, Malatya'da basın açıklaması yaparak, bu alana lüks konut ve ticaret merkezi yapacağını belirterek, imar planı değişikliği yapacağını açıklamıştır. İmar değişikliği yapılırsa, bu arsanın değeri 100 milyon doların üzerine çıkacaktır. Halktan toplanan vergilerle yaratılan bu ülke kaynaklarının bazı gruplara aktarılmasını ahlaki buluyor musunuz?

Üçüncü sorum: Sayın Bakan, şu anda da Malatya Tekel Fabrikasını çalıştırmayarak kapatılmasının zeminini hazırlamaya çalışmaktasınız. Niyetiniz Tekel Fabrikasında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Sayın Osman Özcan…

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sayın Bakan, zarar beyan etti diye vergi dairesine davet edilip, beyanı artır diye tehdit edilen mükellef sayısı kaçtır?

İki: Balıkesir SEKA işletmesinin piyasa değeri 51,2 milyon dolar iken, bu fabrikayı 1,1 milyon dolara satarken vicdanınız sızlamadı mı? Bu fabrikanın alıcısı, partinizi destekleyen Albayraklar olduğu için mi satışı yaptınız?

Üç: Sadece esnaf ve sanatkârları kapsayan bir vergi indirimi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Sayın Osman Kaptan…

OSMAN KAPTAN (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

55

Sayın Bakan, Sayın Başbakan, kasım ayının başında cep telefonundan özel iletişim vergisinin yüzde 25'ten yüzde 20'ye indirileceğini, yani yüzde 20 indirim yapılacağını açıklamıştı. Aynı yönde Ulaştırma Bakanı da açıklama yapmıştı. 20 Aralık 2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan tebliğde cep telefonunda ilk kez abone olanlardan alınan vergiyi 2007 için yüzde 7,8 artırdınız. Vergiyi azaltacağız diyorsunuz, vergiyi artırıyorsunuz.

Sayın Bakan, Başbakanın ve bakanlarının dediklerinin tersi mi doğrudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kaptan.

Sayın Işık…

AHMET IŞIK (Konya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Başbakanımızın talimatıyla kamudaki 200 bin geçici işçinin kadroya alınmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmalar hangi aşamadadır?

Ayrıca, 1992 yılından itibaren özelleştirme nedeniyle işsiz kalan 13.500 insanımızı 657'ye 4/C kapsamında kamu kuruluşlarında işe başlattınız. Bunlar içerisinde Konya Seydişehir işçileri de mevcuttur, size müteşekkiriz. Fakat 4/C kapsamındaki söz konusu işçilerimize yönelik ise Başbakanımız durum tespiti yapılması talimatı vermiştir. Bu çalışmaların da hangi aşamada olduğunu öğrenmek istiyorum.

Diğer sorum: Dört yıllık süreçte bütçe açıklarının geldiği nokta nedir?

Bir diğeri ise 2006 yılında petrol ürünleri ve doğal gaz başta olmak üzere makine ve ara mal ithalatı ne kadar olmuştur? Bunların cari açığa yansıması nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Alaettin Güven'in, biz cihazda yanlışlıkla kapatmış olduk mikrofonunu açıyoruz.

Buyurun Sayın Güven.

ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, Kütahya ilimizin 3 Kasım 2002'den sonra ekonomik olarak yüzde 30 büyümesinde katkılarınız, Kütahya'mıza ikinci organize sanayi bölgemizin kazandırılmasında yer temini katkılarınız; Cavdarhisar Hükûmet Konağı, Altıntaş Bölge Havaalanı, Beşkarış Barajı ve bölünmez yollarımıza ödenek katkılarınız ve Kütahya'mızın 2002 yatırım proje tutarının 300 milyondan 700 milyona artırılmasındaki katkınız için teşekkür ederken iki sorum var:

Sayın Bakanım, sizin Bakanlığınız döneminde ülkemiz ekonomisi istikrarı yakalayarak üst üste dört yıl büyümüştür. Gelinen bu nokta ile istihdam artışı arasında bir ilişki kurulabilir mi?

İkincisi, sağlanan 2 milyon istihdam artışında, ekonomik istikrar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güven.

Sayın Tunç, buyurun.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, on yıldır çözümü bekleyen ve Uşak'ta 2.500 konutu ilgilendiren kooperatifler sorununu çözdüğünüz için, büyük oranda çözüldüğü için sizlere öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Yalnız, bu kooperatiflerden sadece bir tanesi, Yunus Emre Kooperatifi şu anda yine çözüm beklemekte. Bununla ilgili de çözümü sağlamanızı bekliyorum Sayın Bakanım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tunç.

Sayın Sıvacıoğlu, buyurun.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkanım, delaletinizle, Sayın Maliye Bakanımıza birkaç tane soru sormak istiyorum.

Sayın Bakanım "Kastamonu Şeker Fabrikası özelleştirildi." bazen de "Özelleştirilmeden vazgeçiliyor." diye mahallî basında sık sık haberler çıkıyor. Bu fabrikanın durumu nedir?

İkinci sorum: İnebolu Tersanesi için Teşvik Kanunu kapsamında yer tahsis çalışmaları var. Hangi aşamadayız ve ne zaman sonuçlanacak? Bunu öğrenmek istiyorum.

Bir de, bazı köylerdeki muhtarlar hem kamu işçisi hem de köy muhtarı olarak görevlerini devam ettiriyorlar. Kaç tane muhtara kaç lira para ödeniyor? Bunu öğrenmek istiyorum.

Bir de, hangi vergi çeşitlerinde, ne oranlarda vergi indirimleri yaptık?

56

Ahmet Bey'in sorduğu soruya ilaveten, kamu işçilerinin kadroya geçmelerinin kapsamı nedir? Kimler işçi olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sıvacıoğlu.

Sayın Zülfü Demirbağ, buyurun.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma iki soru sormak istiyorum.

Birincisi: 2002 öncesi dönemde yapılan özelleştirme ile AK Parti İktidarımız döneminde yapılan özelleştirmeyi kıyaslar mısınız?

İkincisi: Hep, konuşmacılar tarafından, borcumuzun arttığı ifade ediliyor. Bunu, teknik bir şekilde ortaya koyar mısınız?

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Demirbağ.

Sayın Cavit Torun…

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, Sayın Bakanım; GAP olarak bilinen Güneydoğu Anadolu Projesi'ne bugüne kadar toplamda ne oranda yatırım yapılmış ve karşılığında ne kadar gelir elde edilmiştir?

Bölgem olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi ülkemizin en büyük su havzasıdır. Bu bölgede yer alan Keban, Karakaya, Atatürk, Dicle, Kralkızı Barajlarından ülkemizin enerji ihtiyacının önemli bir kısmı sağlanmaktadır. Sulama yatırımlarımızın aynı hızla ilerlemesi için neler yapmayı düşünüyorsunuz?

2007 yılı bütçesinde sulama yatırımlarımıza ayırdığınız kaynak ne kadardır?

Yıllardan beri planlanan, ancak kaynak yetersizliği gerekçe gösterilerek geriye bırakılan Çermik-Kale, Ergani ve Çüngüş-Oyuklu Barajlarının yapımıyla ilgili finansman temini için ne tür çalışmalar yapmayı düşünüyorsunuz?

Sayın Bakanım, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin kalkınması sulama harcamalarına ayrılan yatırım miktarlarının yüksekliğiyle doğru orantılıdır. Silvan Projesi büyük dış kaynak gerektiriyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Torun.

Sayın milletvekilleri, soru sorma süremiz tamamlanmıştır.

Sayın Bakan şimdi cevap verecekler.

Buyurun efendim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu "Nüfusa göre belediyelere yardım yapıyorsunuz. Bu, zaman zaman adaletsiz bir durum meydana getiriyor. Yeni kanun düşünüyor musunuz?" diyor. Bununla ilgili kanun Meclise sevk edildi, yakında da Genel Kurula gelir, öyle tahmin ediyorum.

Şimdi, Tekel… Malatya'ya yine soruyorsunuz, Malatya Milletvekili olmanız hasebiyle. Malatya Sigara Fabrikası üretimine devam ediyor, ama, zaman zaman da siparişe bağlı olarak geçici duruşlar olabiliyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakan, hiç etmiyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, eğer bu siparişler devam ettiği müddetçe de biz üretime şu anda devam ediyoruz.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Bakan, sizi yanıltıyorlar. Etmiyor şu anda, çalışmıyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - İşte, söylediğim gibi, siparişe bağlı olarak zaman zaman durabilir.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - İşçileri de dağıtıyorlar diğer fabrikalara.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Satacağız orayı, satacağız!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ve şunu da… Tekel, biliyorsunuz, özelleştirme programında özelleştirilecek…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Yani, endişemiz, onun arsasını da birilerine acaba devretmeyi mi düşünüyorsunuz Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ama, onu bizim hemen kapatmak gibi bir düşüncemiz de yok, onu da açıklıkla belirtmek istiyorum.

Yine, Sayın Kılıç, Malatya Sümerbank Fabrikasıyla ilgili olarak soru sordu. Orası da, işte, daha önce 11 milyon dolara satıldı, bu iptal edildi. Tabii, bizim dönemimizden önceki dönemde satılıp iptal edilen bir şey söz

57

konusu. Ondan sonra "11 milyona satılanı 6 milyon dolara sattınız." diyor. Orası iki parçadır, bir parçası 6 milyon dolara satıldı. Onu belirteyim.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - İmar değişikliğiyle ilgili…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, "Fabrika olarak çalıştıracak olan grup bunda imar değişikliği yapmak istiyor." diyor. Burada, tabii, özelleştirmeyle ilgili Kanun söz konusu ve imar değişikliğini yapacak da belediyedir. Belediye ne yapacak, onu biz tabii bilemiyoruz, imarda ne yapar ne yapmaz. Ama, herkesin kanunlar çerçevesine göre hareket etme mecburiyeti vardır bildiğiniz gibi.

Yine, Malatya Tekel Fabrikasıyla ilgili olarak sorunuza biraz önceki cevabımı size de aynen tekrarlamak istiyorum.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Yine, Sümerbankta olduğu gibi arsası birilerine mi devredilecek? O sorum yetişmemişti Sayın Bakan.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, izin verirseniz...

Sayın Bakan cevaplandırsın Sayın Kılıç.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, bizim satışımız belli, satış şartlarımız belli, Özelleştirme Kanunu belli. Her şeyin bu şartlar ve kanunlara uygun olması icap eder; uygun olmazsa da, kanunlar gereği neyse o yerine getirilir, yapılır.

Yine, Sayın Osman Özcan, "Beyanını artır dediğiniz mükellef sayısı kaçtır?" diyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi, kayıt dışıyla ilgili şikâyet ederken, hepimiz şikâyetlerimizi yere göğe sığdıramıyoruz. O kadar şikâyet... Yani, benden fazla sizler şikâyet ediyorsunuz o konuda. Kayıt dışı demek, sadece vergi dairesine mükellefiyetini tesis ettirmemiş insanlar değil, kayıt dışı demek, ödemesi gereken vergiyi daha az ödeyenler de kayıt dışı hareket ediyor demektir. Evet, mükellefiyeti var ama, mükellefiyetinin gereği olan, ödemesi gereken vergiden çok daha düşük vergi ödeniyor. Bazen öyle durumlar meydana geliyor ki, beyannameye baktığınız zaman, bir adam, bir sene zarar edebilir, iki sene zarar edebilir, ama sürekli zarar ederse, bunda bir yanlışlık var demektir veyahut da bir adam sürekli olarak, yanında çalıştırdığı kadar vergi ödemiyorsa, burada bir yanlışlık var demektir veyahut da bir insan, evi var, arabası var, yazlığı var, efendim, çocuklarını özel okula gönderiyor, fakat beyan ettiği vergi asgari ücretlinin vergisi kadar, bunda bir yanlışlık var demektir. Ee, tabii, vergi dairesi, beyannameyi aldığı zaman bir ön incelemesi de söz konusu; yani, burada bir yanlışlık varsa, "Burada bir yanlışlık var, buradaki yanlışlığa bir bakıyor musunuz?" demesi, vergi dairesinin en tabii hakkı. Yani "Git vergini düzelt de gel de, şöyle yap da gel de..." Böyle bir şey söz konusu değil ama, bugün trafik bile radarlar koyuyor yollara, radarlar; diyor ki: "Bu yolda radar var, dikkat edin, hızınızı ona göre ayarlayın, yanlış işler yapmayın, trafik kurallarına aykırı hareket etmeyin." diyorsa, o diyor da, vergi dairesi müdürü olarak, vergi dairesi olarak biz niye "Bazı kurallara dikkat edin arkadaş, verginizi doğru dürüst ödeyin, mükellefiyetinizi yerine getirin." demeyelim yani? Bunda ne bir suç var ne bir kanunsuzluk var. Böyle şeyleri… Hem gelip, burada, bu kürsülerde çatır çatır kayıt dışından şikâyet edeceksiniz hem de… Bir adam, her şeyiyle, bütün, geliyor, yanındaki işçisi kadar vergi ödemiyor veyahut da bir günlük taksisi kadar, bir günlük taksi masrafı kadar vergi ödemiyor, biz bunu uyarmayacağız! Böyle iş mi var yani! Elinizi vicdanınıza koyun. Bu konuda, bırakın şikâyet etmeyi, lütfen, Maliye Bakanına ve Maliye Bakanlığına yardımcı olun yani.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - İnceleme yapın Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - İnceleme de yapıyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Öyle korkutarak olmaz o işler. Hakkınızı kullanın, inceleme yapın.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Esnafla uğraşmayın, patronlarla uğraşın da görelim gücünüzü. Emekle uğraşıyorsunuz, sermayeyle uğraşın da görelim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, değerli arkadaşlar, önemli bir konuya daha temas etmek istiyorum. Sayın Osman Kaptan "Özel iletişim vergisi ineceği yerde bindi." dedi.

Değerli arkadaşlar, bizden önce hazırlanmış bir kanun var. O Kanunda da maktu vergiler -maktu, yani lira olarak belirlenmiş- her sene belli bir değerleme ölçüsünde enflasyona adapte edilir. Yoksa, aynı para kalır ve enflasyon karşısında erir, erir, erir, bir zaman gelir de, hiçbir şeye benzemez.

Şimdi, bütün vergiler, motorlu taşıt vergileri olsun, özel iletişim vergileri olsun, maktu vergilerdir. Maktu vergiler belli bir değerlenme ölçüsünde artırılır. Bu eskidendi. Enflasyonlar çok yüksek olduğu için, yüksek artırılıyordu. Şimdi, bu seneki değerleme ölçüsü yüzde 7,8'dir. Yüzde 7,8 bütün vergilere değerleme farkı olarak… Yani, geçen seneki değerini koruması dolayısıyla böyle bir artırım söz konusu oluyor. Bu değerlemeden meydana gelir. Bu bir vergi artışı, vergi nispetlerinin artışı manasında değildir. Bu, yıllardan beri -bizden önce de- yapılagelen bir usuldür. Bunu özellikle belirtmek istiyorum.

58

Sayın Işık, kamudaki 200 bin kişinin kadroya alınmasıyla ilgili çalışmalar Sayın Çalışma Bakanlığımızın koordinasyonunda yürütülüyor. Bununla ilgili bir tasarı çalışmaları var ve bununla ilgili olarak Bakanlar Kuruluna iki defa da sunum yapıldı. Son şekli herhâlde hazırlanıp, Başbakanlığa yakında sunulacak diye ben biliyorum; ama, daha detay noktasını Sayın Çalışma Bakanımızdan alabilirsiniz, bilgilerini alabilirsiniz.

Yeni, özelleştirme ile özelleştirmeden doğan personelin 4/C kapsamında çalıştırılması için yeni bize müracaatlar olur, o Kanun kapsamında ise, onun da gereği hiç şüphesiz ki, yapılacaktır.

Şimdi, Sayın Güven, cari açıklarla ilgili bir sorunuz vardı ama, onu tam alamadım, onu yazılı olarak bildirelim isterseniz.

Gelinen ekonomik gelişme-istihdam artışı arasındaki oran; bu fevkalade önemli. Şimdi, Sayın Alaettin Güven önemli de bir soru sordu. Muhakkak surette ekonomik gelişme aynı zamanda istihdamdaki artışı sağlar. Türkiye'mizde yalnız kendine özgü olan bir durum var değerli arkadaşlar. O da şu: Türkiye'de büyük bir nüfus artışı var. Nüfus artışına bir iş, artan nüfusa iş bulacaksınız. Ondan sonra bir de Türkiye'de tarım nüfusu, tarımda çalışan nüfus fevkalade fazla. Şimdi, bu nüfustan da sürekli olarak tarım dışı alanlara, sektörlere büyük bir kayış var, bir de onlara iş bulacaksınız. Ondan sonra bir de ilaveten iş bulacaksınız, işsizliği azaltacaksınız. Bizim Hükûmetimiz zamanında bu üçü de olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Yalnız hem tarım dışındakine hem artan nüfusa iş bulma sağlanmıştır, 35'lerden 28,5'lara inmiştir tarım içindeki çalışma istihdamı. Dolayısıyla, aradaki 6,5 puanlık tarımdan tarım dışına bir kayış olmuştur, tarım dışındaki sanayi ve hizmet sektörü bunları absorbe etmiştir, yani bunlara iş bulmuştur. Ayrıca, yeni…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Şimdi, konuşmanızı tamamlar mısınız Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Tamam Sayın Başkanım.

Ve ilaveten de bu işsizlerde azalış olmuştur ve bizim zamanımızda, 2 milyon kişiye yakın istihdam sağlanmıştır, ilave istihdam sağlanmıştır.

Sayın Alim Tunç'un, Yunus Emre Kooperatifinin bu probleminin çözümü için çalışmalarımız son aşamaya gelmiştir. Onu da memnuniyetle belirtmek istiyorum.

Musa Sıvacıoğlu Bey'in, İnebolu Tersanesi'yle ilgili olarak: Dosyasındaki eksiklerin giderilmesi için Kastamonu Valiliğinden bilgi istenmiş, on beş gün içerisinde de işlem tamamlanacaktır. İlgililer de benimle özel olarak gelip görüştüler ve bu işlemleri de kısa zamanda tamamlanmış olacak.

Kastamonu Şekerde özelleştirme yapılmadı. Malatya Şeker… O ayrı… "Kastamonu Şekerde de özelleştirme yapılmadı." diye not geldi.

Sayın Demirbağ'ın özelleştirmeyle ilgili sorusu, bir de "Borçlar arttı mı?" diye. Şimdi, borçlar, değerli arkadaşlar, bir defa, gayrisafi millî hasılaya oranıyla ölçülür borçlar. Bütün ülkelerde, dünyada böyledir. Şimdi, bizden önce, hatta 2001 yılında -aklımda kalan şeye göre- borçların gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 90,5'tu. Şimdi, bu oran 2006'nın sonunda yüzde 49,6'ya geriliyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Yüzde 60, Sayın Bakan.

ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) - Arttı mı artmadı mı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Borçlar, nominal olarak arttı mı artmadı mı? İlk defa, 2006 yılında azalmaya başladı. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Kamu kesimi borçlanma gereği eksiye düştü, bu borçlar 2006 yılında azalmaya başladı. Yani, 2006 yılında hem nominal hem de oransal olarak büyük miktarda borçlarımız düşmeye başladı.

Bunu da belirtmek istiyorum ve saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Gerekirse yazılı cevap verirsiniz.

Soru-cevap bölümü de tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, şimdi sırasıyla, on beşinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Maliye Bakanlığı 2007 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

12 - MALİYE BAKANLIĞI

1.- Maliye Bakanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

A - C E T V E L İ

Kodu Açıklama (YTL)

01 Genel Kamu Hizmetleri 26.006.211.171

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

59

02 Savunma Hizmetleri 801.220

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03 Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 59.467.960

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

06 İskan ve Toplum Refahı Hizmetleri 3.700.000.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09 Eğitim Hizmetleri 3.496.050

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

10 Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri 16.230.700.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

TOPLAM 46.000.676.401

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı 2007 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı 2005 mali yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.- Maliye Bakanlığı 2005 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Maliye Bakanlığı 2005 Malî Yılı Kesinhesabı

A - C E T V E L İ

Lira

- Genel Ödenek Toplamı : 26.489.560.678,95

- Toplam Harcama : 25.490.540.130,01

- Ödenek Dışı Harcama : 170.885.030,18

- İptal Edilen Ödenek : 1.169.832.779,12

- Ertesi Yıla Devredilen Ödenek : 72.800,00

BAŞKAN - (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı 2005 mali yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Kamu İhale Kurumu 2007 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

42.06 - KAMU İHALE KURUMU

1.- Kamu İhale Kurumu 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

A - C E T V E L İ

Kodu Açıklama (YTL)

01 Genel Kamu Hizmetleri 13.814.335

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02 Savunma Hizmetleri 138.100

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04 Ekonomik İşler ve Hizmetler 52.360.565

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

TOPLAM 66.313.000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

B - C E T V E L İ

Kodu Açıklama (YTL)

03 Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri 43.363.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05 Diğer Gelirler 22.950.000

60

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

TOPLAM 66.313.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kamu İhale Kurumu 2007 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir İdaresi Başkanlığı 2007 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

12.76 - GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

A - C E T V E L İ

Kodu Açıklama (YTL)

01 Genel Kamu Hizmetleri 1.298.950.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

TOPLAM 1.298.950.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir İdaresi Başkanlığı 2007 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2007 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.35 - ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

A - C E T V E L İ

Kodu Açıklama (YTL)

01 Genel Kamu Hizmetleri 9.355.425

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04 Ekonomik İşler ve Hizmetler 9.640.575

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

TOPLAM 18.996.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

B - C E T V E L İ

Kodu Açıklama (YTL)

03 Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri 276.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05 Diğer Gelirler 18.720.000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

TOPLAM 18.996.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 2007 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Böylece, Maliye Bakanlığı, Kamu İhale Kurumu, Gelir İdaresi Başkanlığı ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 2007 yılı bütçeleri ile Maliye Bakanlığının 2005 yılı kesinhesabı kabul edilmiştir. Hayırlı olmasını diliyorum.

On beşinci turdaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2005 Mali Yılı Genel ve Katma Kesinhesap Kanunu Tasarılarının 1'inci maddeleri kapsamına giren bakanlık ve ilgili kuruluşların bütçeleri ve kesinhesapları ile gelir ve finansman ile ilgili 2'nci maddelerinin görüşmeleri tamamlanmış bulunmaktadır.

Şimdi, program uyarınca sırasıyla, 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2005 Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının maddelerini okutup oylarınıza sunacağım.

61

Şimdi, 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın gider bütçesiyle ilgili 1'inci maddesini okuttuktan sonra oylarınıza sunacağım.

2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Gider, Gelir, Finansman ve Denge

Gider

MADDE 1- (1) Bu Kanuna bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 200.902.066.401 Yeni Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 12.720.119.000 Yeni Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 1.437.179.058 Yeni Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

BAŞKAN - 1'inci maddeyi daha evvel kabul edilmiş bulunan cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gelir bütçesine ilişkin 2'nci maddeyi tekrar okutuyorum:

Gelir ve finansman

MADDE 2- (1) Gelirler:

Bu Kanuna ekli (B) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçenin gelirleri 184.242.515.000 Yeni Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 3.263.692.290 Yeni Türk Lirası öz gelir, 9.288.386.401 Yeni Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 12.552.078.691 Yeni Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 1.435.179.058 Yeni Türk Lirası,

olarak tahmin edilmiştir.

(2) Finansman:

Bu Kanuna ekli (F) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin net finansmanı 222.734.309 Yeni Türk Lirası,

b) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların net finansmanı 2.000.000 Yeni Türk Lirası,

olarak tahmin edilmiştir.

BAŞKAN - Şimdi, 2'nci maddeye bağlı cetvelin bölümlerini okutup ayrı ayrı oylarınıza sunacağım:

GENEL BÜTÇENİN GELİRLERİ

(2007 Yılı Genel Bütçeli İdarelerin İlgili Mevzuata Göre Tahsiline Devam Olunacak Gelirler)

B - C E T V E L İ

2007 YILI BÜTÇE

KODLAR AÇIKLAMA GELİRLERİ (YTL)

01 Vergi Gelirleri 173.861.616.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03 Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri 7.826.459.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04 Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 480.118.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05 Diğer Gelirler 15.394.039.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

06 Sermaye Gelirleri 2.569.283.000

62

BAŞKAN - Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

GENEL TOPLAM 200.131.515.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09 Red ve İadeler ( - ) 15.889.000.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

NET BÜTÇE GELİRİ 184.242.515.000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2'nci maddeyi, kabul edilen ekli cetveliyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3'üncü maddeyi okutuyorum:

Denge

MADDE 3- (1) Bu Kanunun 1 inci maddesinin (a) bendinde belirtilen ödenekler toplamı ile 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan tahmini gelirler toplamı arasındaki fark, net borçlanma hasılatı ile karşılanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü.

Sayın Tütüncü, sürenizi birleştiriyorum.

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 2007 bütçe tasarısının "denge" maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bütçe dengesiyle ilgili ana kalemlere şöyle kısaca bir göz attığımızda, şöyle bir manzarayla karşılaşıyoruz: Merkezî yönetim bütçe giderleri 2007 hedefi olarak 205 milyar YTL, merkezî yönetim bütçe gelirleri 188 milyar YTL ve bütçe açığı da 2007 yılı olarak 16,8 milyar YTL olarak programlanmış, yaklaşık 17 milyar YTL. Bu durumda, 2007'de bütçe açığının, 2006 yılına göre yaklaşık 5 kat daha fazla olacağı öngörülmektedir.

Bu bütçe açığı ne anlama geliyor? Devletin iki yakasının yine açılmaya başlayabileceği anlamına geliyor. Devletin iki yakasının yine -yineliyorum- açılmaya başlayabileceğini ifade ediyor. Devletin iki yakasını bir araya getirebilmek amacıyla, bu yüce milletten, yıllardır özveri istendi. Millet buna katlandı, ama gerçekten çok ezildi, perişan edildi. İşte bunun sonunda, bütçe açığı 3 milyar YTL'ye kadar geriletildi 2006 yılında -biz 2007 yılı bütçesiyle ilgili konuşuyoruz- ve bu gelişmeyi tüm AKP'liler, koro hâlinde, Hükûmetin başarılarından biri olarak sürekli olarak takdim ediyorlar. Ama, bir de bu gelişmenin altında yatan gerçeğe bakmalısınız değerli milletvekilleri. Buraya neden bakmıyorsunuz? İşinize gelmiyor, ondan bakmıyorsunuz. Övündüğünüz bu tabloyu, dar ve sabit gelirli halkımızın ümüğünü sıkarak yarattınız. Bu tabloya başarı madalyası verilecekse, bu size değil, yüce milletin sabrına, direncine ve efendiliğine verilmelidir. Hâlâ görmüyor musunuz, milletin büyük bölümü aç, sefil, perişan hâle geldi. Şu anda borçla ayakta kalmaya çalışıyorlar. Örneğin, kullanılan tüketici kredisi artı banka kartı borcu toplam olarak, 2002 yılında kişi başına 64 dolar idi, Eylül 2006'da bu 648 dolara çıktı. Buna göre 9 kat artış olmuş. Bu olumsuz tablo size hiçbir anlam ifade etmiyor mu değerli milletvekilleri?

Bakınız, açlık sorunu en fazla kırsal kesimi vurmaya başladı. Tarım, hayvancılık ve ormancılık artık insanını besleyemiyor, kentlere doğru tarım insanını sürmeye başladı.

2006 yıl sonunda 46 milyar YTL faiz ödemesi yapmış olacaksınız. 2007'de ise faiz ödemesi yaklaşık 53 milyar YTL'ye çıkacak. Bu faiz ödemesini kimlere yapıyorsunuz? Yurt içi ve yurt dışı varlıklı kesimlere yapıyorsunuz.

Şimdi, bu acı gerçekler burada duracak, sonra, siz, kürsülere çıkıp "Efendim, tarıma verdiğimiz desteği 2007 yılında 5,3 milyar YTL'ye çıkardık." diye övüneceksiniz. Hem de bu miktarın, tarımda ayakta kalma mücadelesi veren üretici çiftçimize bir can suyu bile olmadığını bile bile övüneceksiniz. Bir avuç insana 53 milyar YTL faiz ödemesi, ama, çiftçiye, gerçek üreticiye, aileleriyle birlikte en az 25 milyon insana 5 milyar YTL destek. Bravo(!) Vallahi bravo(!) Sormazlar mı insana, adaletin bu mu ey AKP? Sorarlar. Ve nitekim soracaklar. Neden böyle oluyor sayın milletvekilleri?

İktidarınızın ikinci yılında IMF ile yaptığınız üç yıllık yeni stand-by anlaşması var ya, burada IMF'cileri ikna edemediniz ve IMF'ye tam anlamıyla teslim oldunuz. Size soruyoruz: IMF ile anlaşma yapmış hangi ülkede Türkiye'deki gibi ağır bir ekonomik program uygulandı? Sahi, söyler misiniz, hangi ülkenin hükûmeti halkının böylesine acımasızca ezilmesine razı oldu? Sadece bizim halkımız, o da AKP sayesinde ezildi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, bu bütçe dengesinde bütçe gelirleri 188 milyar YTL olarak programlanmış. Bu meblağ içinde vergi gelirleri hedefi 158 milyar YTL. Vergi gelirlerinin ayrıntısına bakıyoruz, aslan payının yine garibanlardan toplanacağı açıkça görülüyor. KDV ve ÖTV, toplanan dolaylı vergilerin oranı

63

yüzde 69. Bu, ne anlam ifade ediyor? Vergideki sosyal adaletsizlik, çarpıklık artarak devam ediyor AKP İktidarında.

Bakınız, 2006'nın ilk on aylık sonuçlarına göre, toplanan gelir vergisinin yüzde 90'ı stopaj yoluyla alınmış. Burada asıl yük hâlâ bordro mahkûmları olarak bilinen işçi ve memurun üzerinde. İş yeri kira, serbest meslek, faiz, repo gibi ödemelerin payı oldukça düşük. Evet, repo gibi ödemelerin stopajda oranı oldukça düşük. Bu tablonun 2007'de de devam edeceği anlaşılmaktadır.

Şimdi size soruyoruz: Vergideki bu çarpıklığı ve adaletsizliği dört yıldır neden düzeltmediniz, düzeltemediniz? Herhâlde, bu tablonun, bu sorunun ezikliği altında olsa gerek, Sayın Maliye Bakanımız çıkıyor diyor ki: "Mevcut vergiler artmayacak." Hemen söyleyelim; bu, tamamen gerçek dışı bir beyandır. Size bir temel iktisat kuralını anımsatmak istiyorum: Bakınız, belli bir millî gelir büyüklüğünde, belli bir harcama ve belli bir tasarruf gücü vardır. 2007 yılı millî gelir artışını yüzde 5 olarak hedeflediniz. Buna göre, 2007 için öngördüğünüz 158 milyar YTL'lik vergi gelirini nasıl toplayacaksınız? Şöyle toplayacaksınız: Örneğin, sigaradan alınacak ÖTV yaklaşık yüzde 24 artacak. Alkollü içkilerde de benzer bir artış söz konusu. Hayır efendim, ÖTV artmayacak diyorsanız, o zaman, sigara ve içki içenlerin sayısı mı artacak veya sayısı artmayacaksa, sigara ve içki tiryakileri kendilerini sigara ve içkiye daha fazla mı vuracaklar? Evet, öyle anlaşılıyor, daha fazla vuracaklar. Hatırlıyor musunuz Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ara, çok sevilen bir şarkı vardı: "Kimi dertten içermiş, kimi neşeden." Öyle anlaşılıyor ki, devri iktidarınızda, neşeden içenler neredeyse yok oldu, ama ekonomik sıkıntının derdinden içenlerin sayısı da çığ gibi arttı.

Yine, 2007'de motorlu taşıt vergilerinde yüzde 15'lik bir artış, buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın gibi mallarda yüzde 26'lık ÖTV artışları öngörüyorsunuz. Liste uzayıp gidiyor. Örneğin, damga vergisi, harçlar, emlak vergisi, trafik para cezaları, idare para cezaları gibi gelir kalemlerinde kesinlikle artışlar olacak. Yani, şu ortaya çıkıyor: AKP iktidara gelmeden önce de vergide anlayış "vur abalıya, vur garibana" idi, otomatik, biliyorum. Siz bunu eleştirerek iktidara geldiniz, ama bu anlayışı daha da katı uyguluyorsunuz: Vur abalıya!..

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir atasözü var: "Bir koyundan bir post çıkar." Siz, bir koyundan iki postu çıkardınız, üçüncüyü de çıkarmaya çalışıyorsunuz. Ne diyelim? El insaf, el insaf değerli AKP'liler, el insaf!

Bakınız, bu ülkede açlık sınırı -ki, iki çocuklu dört kişilik bir ailenin zorunlu gıda harcamalarını karşılayacak para miktarıdır- Türk-İş'in hesaplamalarına göre 605 YTL dolayında. Asgari net ücret ne kadar? 380 YTL. Buna göre, asgari ücretten başka geliri olmayan ne kadar çalışan insan varsa, aile reisi varsa, bunların aile fertleriyle birlikte tümü açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyorlar demektir. Kaldı ki, asgari ücret, bugün Türkiye'de neredeyse ortalama ücret düzeyine gelmiş durumda. Öyle kabul ediliyor. Hatta, birçok yörelerde asgari ücretin altında, yani, 380 YTL'nin altında iş bulabilmek için insanlar uzun işsiz kuyrukları oluşturuyorlar. Öte yandan, ücret ve gelirleri 380 YTL'nin üstünde, ancak 605 YTL'nin altında olan ne kadar çiftçi, işçi, memur, küçük esnaf ve sanatkâr varsa ve ayrıca ne kadar emekli, dul ve yetim varsa, bunların da tümü açlık sınırlarının altında yaşamaya çalışıyorlar demektir.

Bakınız, elimde bir tablo var: Emekli aylığı alanlar… Şimdi, buraya bakıyorum: Temmuz 2006 itibarıyla SSK emeklilerinde en az aylık 477 YTL. SSK emeklilerinin yüzde 40'ı en az aylık kategorisinde bulunuyor. Ortalama aylık ise 522 YTL. 605 YTL eğer açlık sınırıysa, demek ki, SSK emeklilerinin çok önemli bir bölümü, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, açlık sınırının altında yaşam mücadelesi yapıyorlar demektir. Emekli Sandığının en az aylıklarına bakıyoruz; bunun da 606 YTL'ye Temmuz 2006 itibarıyla ulaştığını görüyoruz, yani, Emekli Sandığında, ki, diğer sosyal sigorta programlarına göre oldukça yüksek maaş veren Emekli Sandığında da demek ki en az aylık açlık sınırı düzeyine düşmüş. Bağ-Kur'a bakıyorsunuz, Bağ-Kur'da en az aylık 349 YTL, ortalama aylık 461 YTL. Bir de Bağ-Kur'da tarım kesiminden emekli olanlar var. Bunların durumuna baktığımızda yürekler acısı. 231 YTL en az aylık, Bağ-Kur'a bağlı çiftçilerde ve ortalama aylık 313 YTL.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önceleri, biz, Türkiye'de kimsesizlerin, işsizlerin, garibanların ya da bakıma ve korunmaya muhtaç kimselerin açlığından, yoksulluğundan söz ediyorduk; ama, zamanınızda, iktidarınızda, ne yazık ki üretim sürecinde olanların, çalışanların ya da sosyal güvenlik şemsiyesi altında olanların açlık ve yoksulluğundan söz eder duruma geldik.

Bu durum karşısında, AKP olarak acaba biz nerede yanlış yaptık diye hâlâ düşünemiyorsunuz. Size bir daha söyleyelim: Yanlışınızın temelinde dışa bağımlı ve bu nedenle de bir avuç yabancıya ve yurt dışındaki az sayıda varlıklıya çalışan, onların değirmenine su taşıyan ekonomik büyüme modeli yatıyor. Bunu değiştirmeliydiniz. Bu modelde çiftçi yok. Bu modelde işçi yok. Bu modelde küçük esnaf ve sanatkâr yok. Emekli, dul, yetim yok. İşsizlerle açlık ve yoksulluk çekenler hiç yok. Yok, yok, yok. Halk yok bu modelde. Özellikle son iki yıldır sürekli olarak buna işaret ediyoruz: Yok, yok, yok! Ee, bundan sonra ne diyelim, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, herhâlde siz de sandıkta yok olacaksınız. Bunu hep birlikte göreceğiz.

64

Bu duygu ve düşüncelerle bu maddenin, denge maddesinin, bütçe denge maddesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, hepinizi tekrar en derin sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Tütüncü.

Şahsı adına ikinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Alaattin Büyükkaya. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 2007 Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 3'üncü maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Evet, bu madde, denge maddesi, "gelir ve gider arasındaki fark borçlanarak karşılanacak" diyor. Ancak, şöyle bir, 2002'de neydi, bugün hangi noktadayız, nasıl borçlanıyoruz, borçlanma ihtiyacımız ne durumda? Türkiye'nin zaten bütün problemi de kamu kesiminin borçlanma ihtiyacından doğmuş. 2002'lerde, yani biz iktidar olduğumuz dönemlerde, kamu kesiminin borçlanma ihtiyacı millî gelirin yüzde 16'sı seviyesinde. Şimdi ne kadar? Artık yüzde 1'in bile altına düşmüş, 0,5 noktasında 2006 sonu itibarıyla. Nereden nereye gelinmiş ve Türkiye, bu sayede borç tuzağını kırmış.

Dolayısıyla, bence, iktidarımızın bu millete yaptığı en önemli iyiliklerden biri, mali disiplini sağlamış ve borçlanma ihtiyacını ortadan kaldırmış ve denk bir bütçeye gelmiş olmasıdır.

Dolayısıyla, bu noktada, inşallah, inanıyorum ki, artık fazla veren bütçeleri bu Meclis yapacaktır ve böylece, ülkemizin bu makûs talihini de kıracaktır ve bunu yapmakla da bu ülkenin geleceğini teminat altına alacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum, hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Büyükkaya.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde soru-cevap işlemine başlayacağım.

Beş dakika soru, beş dakika da cevap.

Yine, daha önceki Başkanlık Divanı kararı gereğince, soruların bir dakika süre içerisinde sorulmasını da rica ediyorum.

Soru sormak isteyen arkadaşları önce okuyorum, herkes sırasını bilsin: Sayın Tütüncü, Sayın Ekmekcioğlu, Sayın Emek, Sayın Aslanoğlu, beşinci sırada Sayın Çetin, altıncı sırada Sayın Kılıç, yedinci sırada Sayın Baloğlu, sekizinci sırada Koç, dokuzuncu sırada Sayın Gazalcı, onuncu sırada Sayın Kaptan.

Buna göre, Sayın Tütüncü, buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim, Sayın Bakanımıza iki sorum olacak. Bir tanesi, az önce konuşmamda da belirttiğim gibi, Türkiye'de özellikle dar ve sabit gelirli halkımız çok ağır bir borç yükü altına girmiştir. Tüketici kredileri ve kredi kartlarına borç düzeyi 2002 yılına göre 2006'nın ortasında, Eylülünde daha doğrusu, yaklaşık 9 kat artmıştır.

Sayın Bakanımız, acaba halkımızın böylesine ağır, hızlı bir borçlanması karşısında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Süre bitti, ama cümle bitmedi.

Sayın Tütüncü, cümlenizi tamamlamanız için açıyorum. Daha, ikinci bir soruya imkân yok.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, arada çok zaman geçiyor.

BAŞKAN - Ben, diğer sayın milletvekilimize…

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Tamam, tamam efendim, mikrofon açıldı.

BAŞKAN - Buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında bir dakika dolmamıştı, kesildi, ama, takdirinize bırakıyorum.

BAŞKAN - Cihaz…

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Tamam efendim.

Şimdi, tamam, yani bu borcun artmasının altında yatan gerçek nedir, neden nedir? Sayın Bakanımızdan bunun yanıtını istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tütüncü.

Sayın Ekmekcioğlu, buyurun.

65

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum. Sayın Bakanımıza bir sorum var.

2006 Yılı Bütçe Kanunu'yla bütçe açığı yaklaşık 13,5 milyar YTL olarak öngörülmüşken, 2007 mali yılında bu miktar yaklaşık 17 milyar YTL olarak öngörülmüştür. 2007 yılı bütçe açığı, bir yıl önceki bütçe açığından 3,5 milyar YTL fazlasıyla, yaklaşık yüzde 30 daha fazladır. Bütçe açığını kapatmak için vergi oranlarında artış olacak mıdır? Vatandaşlarımızı yeni vergiler beklemekte midir? Bütçe açığını kapatmak amacıyla 2007 yılında vergi oranlarında artış olmayacağına ve yeni vergiler getirilmeyeceğine söz verebilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ekmekcioğlu.

Sayın Emek, buyurun.

ATİLA EMEK (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu tasarının 3'üncü maddesinin 4749 sayılı Kanun'un, Kamu Finansman ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 5'inci maddesine, öngörülen bütçe dengesi tanımına uygun olduğunu düşünüyor musunuz? Birinci sorum bu.

İkinci sorum Sayın Bakan: Bugün genel basına yansıyan İstanbul Zeytinburnu marina ihalesiyle ilgili çok çarpıcı ve kamuoyunu etkileyen açıklamalar yapılmıştır. Biraz önce konuşmanızda bu konuyu açıklayacağınızı ve konuşmanızın sonunda bu konuda bilgi vereceğinizi söylemiştiniz. Kamuoyunu aydınlatıcı bir bilgi verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Emek.

Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakanım, eczanelerin alacaklarını ödeyecek misiniz? Malatya'da 10 trilyon alacak var, eczaneler iflas etmek üzere.

İkinci sorum: Teşvik Yasası çıkalı yaklaşık üç yıl oldu. Üç yılda bu Teşvik Yasası bu ülkeye ne getirdi? Acaba bu ülkeye bir katkı sağladı mı? Özellikle ulusal sanayici açısından, millî ekonomi açısından -yabancılar açısından değil- ne getirdi? Kalkınma öncelikli hangi ilimize bir tek çivi çakıldı?

Üçüncü sorum: Yatırım indirimini kaldırdınız. Ulusal sanayici büyük zarar gördü.

Zamanım varsa, dördüncü soru: Kurumlar vergisi indiriminden daha çok acaba yabancı şirketler mi yoksa yerli şirketler mi, hangi oranda daha fazla yararlandı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Bakan "ücretlilerin fiş ve fatura toplama zulmüne 2007 yılında son vereceğiz" demiştiniz. 20 Aralık 2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 259 nolu genel tebliğle, yeni tarifeleri koymuşsunuz. Yani, 2007 yılında ücretlilerin vergi iade fiş toplama işi devam edecek mi etmeyecek mi? Bu bir.

İkinci sorum: Kasım ayının ilk haftasında Başbakan özel iletişim vergisi oranının yüzde 25'ten yüzde 20'ye düşeceğini söylemişti. Oysa, bu cep telefonunun vergisinde indirim beklenirken, yüzde 7,8'lik bir bindirim var. Bu indirim midir bindirim midir vergiye, açıklamanızı rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çetin.

Soru sorma süremiz tamamlandı.

Sayın Bakan, cevap süresini beş dakika olarak belirledim.

Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Tütüncü, dar ve sabit gelirli halkın borçlarının arttığını, tüketici kredilerinin borçlarının 9 kat arttığını, bu borcun nedenini sordu.

Değerli arkadaşlar, bu tüketici kredilerindeki borçların artması, bizi çok fazla endişeye kaptırmasın, kapılmayalım. Neden derseniz, tüketici kredileri, Türkiye'de, yakın tarihe kadar çok gelişmemiş kredilerdi. Sebebi de Türkiye'deki istikrar olmadığı için, ileride ne ödeyeceği, faizlere ne ödeyeceği belli değildi. Faizlerin gecelik yüzde 5 binlere vardığı yerde tüketicinin kredi kullanması mümkün değildir, hayal bile edilemez. Eğer tüketici önünü görürse bir krediyi alabilir. Mesela, nerede kullanıyor bunu? Ev almada kullanıyor tüketici, araba almada

66

kullanıyor veyahut da bazı dayanıklı tüketim maddelerini almakta kullanıyor. Ama, bunu alırken de "kaç senede, ne ödeyeceğim" planını yapıyor. Eğer bu "kaç senede, ne ödeyeceğim" planını yapamazsa, yani, tüketici önünü göremezse, bu krediyi hiçbir zaman almaz. Ayrıca, bankalar da vermez zaten bu krediyi. Yani, ileride alamayacağı bir krediyi bankalar kolay kolay vermezler.

Dolayısıyla, tüketici kredilerinin artmaya başlamış olması, Türkiye'de güven ve istikrarın geldiğinin ve tüketicinin de kredi verenin de önünü görmeye başladığının bir işaretidir ve bunu yabancı memleketlerle kıyasladığımız zaman, yurt dışında, Avrupa'yla, Amerika'yla, diğer gelişmiş ülkelerle kıyasladığımız zaman, bu, çok daha düşük seviyelerde, bizim ülkemiz çok düşük seviyelerde. Bu, daha da artacaktır, bundan hiç kuşkunuz olmasın. Türkiye'deki güven ve istikrar geldiği oranda, fiyat istikrarı yerleştiği oranda ve Türkiye ekonomisi gelişip de halkın gelir seviyesi, geleceğe doğru gelir umutları arttığı müddetçe bu artacaktır. Bu yabancı memleketlerle, gelişmiş ülkelerle kıyasladığımızda, biz çok düşük seviyelerdeyiz. Bu daha da artacaktır. Bunun böyle bilinmesi gerekiyor.

Sayın Ekmekcioğlu, 2006 yılında 13,5 milyar hesaplanan, bütçe hazırlanırken hesaplanan bütçe açığı 2007 yılında 17 milyar oldu, aradaki farkı neyle, nasıl karşılayacaksınız indirirseniz eğer, diyor. Şimdi, ben, konuşmamda da arz ettim, bizim Hükûmetimizin diğer hükûmetlerden bir farkı var; o nedir? Bütçe açığı ne hesaplanmışsa, biz onun çok altında, performans sergiledik. Yani, mesela, bütçe açığını 45 milyar dedik, 30 milyarla kapattık; 29,5 milyar dedik, 8 milyarla kapattık; 13,5 milyar diyoruz, 3 milyar veya daha altında olacak bu seneki bütçe açığı. Yani, ilk geldiğimizde bütçe açıklarının gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 14,6'ydı, şimdi yüzde yarıma düştü bu oran, 1-2 değil. Maastricht kriteri yüzde 3'tür, dikkatinizi çekmek isterim. 3'tür Maastricht kriteri, 3'ün içerisinde olanlar "biz yerine getirdik" diyorlar. Bizimki yüzde yarıma düştü, belki daha bile aşağı düşecek. Şimdi, bu derece bizim performansımız başarılı ve bunu da yaparken, dediğimiz masraflardan daha az masraf yapıyoruz, düşündüğümüz gelirlerden daha fazla gelir toplayabiliyoruz. 2007 yılında da 17 milyar olarak hesapladık, bütçenin dengesi budur, fakat, geçmiş performanslarımıza bakarak, dört yıllık performansımıza bakarak, bunun çok daha düşük olacağını şimdiden tahmin etmek çok güç olmasa gerek.

Bunun için yeni bir vergi geliyor mu? Biz, yeni isimle bir vergi getirmiyoruz, getirmeyeceğiz de. Buna da ihtiyacımız yok. Onu açıkça söyleyeyim. (AK Parti sıralarından alkışlar) İlk geldiğimiz günler gibi değiliz biz.

Haa, şimdi "yüzde 7,8 oranında maktu vergilere bir yeniden değerleme geliyor..." Bu yıllardan beri yapılıyor. Bizim işimiz değil bu. Yıllardan beri, maktu vergilere bir değerleme yapılır. Eskiden bunlar, 35-40'lardı, 50'lerdi; şimdi 7,8. Bu, daha önce, bizden önce hazırlanmış bir kanunun gereğidir.

Ayrıca, Sayın Emek "bütçe kanunu kamu finansmanına uyuyor mu?" diyor. Evet, kamu finansmanının o ilgili maddesine aynen uyuyor, hiç şeyimiz yok.

Şimdi, Zeytinburnu'yla ilgili olarak bir, efendim, her yerde ilgi uyandırmış falan. Bu, yaptığımız ihalelerden bir ihale, böyle ihale çok yapıyoruz biz, yeni değil bunlar. Yine, Zeytinburnu'nda ihale, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre yapılmış ve çıkarılan yönetmelik ve tebliğ hükümlerine göre yapılmıştır.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Kesin gece yapılmıştır.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Efendim?

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Gece yapılmıştır.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Gece mi? Haa… Valla, zamanı da şaşırdınız ama, Allah hayır eylesin.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Siz şaşırdınız.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. Süreniz doldu.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 3'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler…

Gelen arkadaşlar oturursa, sayma kolaylığı olur. Arkadaşlar, ayakta sayamıyoruz, oturun, oturalım lütfen, gelen herkes yerine otursun.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Gelenleri niye bekliyorsunuz, burayı sayacaksınız Sayın Başkan.

BAŞKAN - Arkadaşlar oturalım.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Karar yeter sayısında kulistekileri de mi bekliyoruz?

67

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir ve karar yeter sayısı vardır.

4'üncü maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Bütçe Düzenine İlişkin Hükümler

Bölüm düzeni ve deyimler

MADDE 4- (1) Gider cetvelinin bölümleri, analitik bütçe sınıflandırmasına uygun olarak fonksiyonlar şeklinde düzenlenir. Fonksiyonlar; birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü düzeyde alt fonksiyonlara ayrılır.

(2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda giderlere ilişkin yer alan;

a) "Fasıl ve bölüm" deyimleri, fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyini,

b) "Kesim" deyimi, fonksiyonel sınıflandırmanın ikinci düzeyini,

c) "Madde" deyimi, fonksiyonel sınıflandırmanın üçüncü düzeyini,

ç) "Tertip" deyimi, kurumsal, fonksiyonel ve finansman tipi kodların bütün düzeyleri ile ekonomik sınıflandırmanın ilk iki düzeyini,

d) Borç ödemeleri yönünden "ilgili hizmet tertibi" deyimi, borç konusu hizmetlerin yürütüldüğü ilgili tertipleri,

ifade eder.

(3) Tahakkuk ettirilecek giderler Devlet muhasebesi kayıtlarında ekonomik sınıflandırmanın dördüncü düzeyini de kapsayacak şekilde gösterilir; kesinhesap kanunu tasarısı ise ikinci düzeyde hazırlanır.

(4) İlgili mevzuat hükümleriyle analitik bütçe sınıflandırması arasında gerekli uyumu sağlamaya ve ortaya çıkabilecek sorunları gidermeye yönelik düzenlemeler yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar)

Efendim, birleştirdim konuşmanızı Sayın Özyürek.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsım adına saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Maliye Bakanı burada özellikle muhalefete cevap verirken dedi ki: "İlkokul öğrencileri gibi konuşuyorsunuz." Şimdi, tabii, ilkokul öğrencilerine benzemek bir nakisa değil, bir eksiklik değil. Ancak, burada ciddiyetle bir müzakere yürütüyoruz. Bir aya yakın bir süre Plan ve Bütçe Komisyonunda, belli bir süre de burada ciddi bir müzakere yürütüyoruz ve biz yaptığımız işi ciddiye alıyoruz. Yani, millet adına, önümüze gelen bütçeyi değerlendiriyoruz, eleştirilerimizi sunuyoruz. Tabii, kimin ne yaptığının takdiri halkımıza aittir. Burada bizleri izleyen halkımız kimin işi ne kadar ciddiye aldığını görüyor. Ben pek çok Maliye Bakanını bu kürsülerde -Meclisin dışında da olsa- izleme fırsatını buldum, ama sürekli, milletvekilleriyle polemik yapan, sürekli, buradaki görev yapan insanları küçümseyen tavırlar içinde bulunan bir Maliye Bakanına ilk defa tanık oluyorum değerli arkadaşlar. Onun için, bazılarına laf atarken önce insan kendi tavrını, kendi tutumunu ciddiyetle değerlendirmesi gerekiyor.

Sayın Bakan burada kırk beş dakika konuştu, her şeye değindi, özellikle KÖYDES, BELDES konusuna çok uzun vakit ayırdı, ama benim konuşmamda yer alan bazı harcamaların bütçe dışına çıkarıldığına dair somut, rakama dayalı değerlendirmelerime bir satırla da cevap vermedi. Yine Sayın Bakan, memurlarla ilgili benim değerlendirmemi, böyle kendine mahsus üslubuyla, hangi rakam hangi rakamdan büyük gibi, sanki burada bir havuz hesabı yapıyoruz, sanki burada bir aritmetik dersi çalışıyormuşuz gibi, efendim 2002'deki rakam mı büyükmüş, yoksa şimdiki rakam mı büyükmüş. Yani, bunlar soru değil, bunlar bir Bakana yakışan tavırlar değil. Elbette, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri her bütçede verilen memur maaşı bir öncekinden büyüktür. Bu çok doğaldır, ama bunun bir de reel tarafı var. Biz, reel ele geçen ücret olarak baktığımızda diyoruz ki, 1999 yılı bir normal yıldır, 2001 krizinin öncesinde olan bir yıldır. O zaman memurlara reel ele geçen olarak 146,8 ödeme yapılmıştır, ama 2005 yılında 134,5 ödeme yapılmıştır. Bunu da ben hesaplamıyorum, sizin de imzanız olan bu 2007 yılının programının içinde yazıyor. Böylesine bir bütçe görüşmelerinde bizim beklentimiz, böylesine rakamları, böylesine ciddi göstergeleri tartışmaktır. Diyebilirsiniz ki buraya çıkıp, bu 2007 yılı programında yanlış yapmışlardır, bu doğru değildir. Bizim serimiz budur, bizim endekslerimiz budur. Saygıyla karşılayalım, şey edelim, ama, bilmem "100 mü büyük 150 mi büyük?" tartışmasını burada yaparsak millet bize gülmez mi değerli arkadaşlarım? Ciddi bir iş yapıyoruz, ciddi müzakereler yapıyoruz. Biz işimizi ciddiye alıyoruz. Halkımızın bize verdiği yetkiyi, görevi, sorumluluğu ciddiye alıyoruz. Hükûmetten de aynı ciddiyeti burada bekliyoruz.

68

Şimdi, Sayın Bakan, hem konuşmasında hem burada kayıt dışılıkla ciddi mücadele ettiklerini söyledi. Şimdi, Ali Babacan, ekonomiden sorumlu Bakan, 24/11/2006 tarihli gazeteleri açarsanız, okursunuz, dedi ki: "Kayıt dışıyla mücadelede, maalesef, başarılı olamadık" dedi. Peki, o da, hadi, aileden sorumlu bakan olsa diyeceğim ki, belki bunun ayırtına varamadı, ama, ekonomiden sorumlu, Hazineden sorumlu bir Bakan, kayıt dışılıkla mücadelede başarılı olamadıklarını söylüyorsa -ki, bütün göstergeler, bütün emareler bunun delilidir- o zaman biz buna inanırız. Sayın Maliye Bakanı hangi önlemi aldı, hangi sonuca vardı ki, kayıt dışılıkla mücadelede sonuç aldı?

Şimdi, burada mükelleflere… İşte, bir arkadaşımızın sorusu üzerine diyor ki Sayın Bakan "çok düşük beyanda bulunan mükellefleri, işte, biraz beyanını artır diye zorluyoruz. Siz bunu niye buraya getiriyorsunuz? Bu konuda ben sizden destek beklerim." diyor.

Sayın Bakan, biz, yasaların içindeki bütün mücadelenize kayıt dışılıkla mücadelenize, vergi kayıp ve kaçağıyla ilgili mücadeleye destek veririz, fakat, keyfî davranışlara, mükellefi korkutmaya dönük, mükellefi yıldırmaya dönük ve hiçbir dayanağı olmadan tehdide dönük tavırlara prim vermeyiz. Hukuk varsa, bu ülke bir hukuk devletiyse böyle keyfîliklere asla ve asla yer yoktur. Bunu vergi dairesi müdürlerinin de bilmesi lazım, sizlerin de bilmesi lazım, çalışma arkadaşlarınızın da bilmesi lazım.

Yalnız, değerli arkadaşlarım, öylesine politize ettiniz ki kadroları, geçmişte ben de içinde bulunmaktan onur duyduğum bir teşkilatta, bir milletvekiline değerli arkadaşlarım, bir vergi dairesi müdürünün "ya, siz iktidara geleceğinize mi inanıyorsunuz?" diye soru sorma cesaretini ve küstahlığını gösterdiğini biliyoruz değerli arkadaşlarım. Bir kamu görevlisi, bir muhalefet partisi milletvekiline bu soruyu sorma hakkına, yetkisine sahip midir?

Şimdi, bu Maliye teşkilatını nereden nereye getirdiniz? Sayın Başbakanın üslubuyla söylüyorum. Maliye Bakanının vergi dairesi bütün bürokratları her zaman saygıdeğer insanlardır. Hiçbir zaman bir muhalefet partisi milletvekiliyle böylesine küstahça bir tartışma yapan vergi dairesi müdürleri bu teşkilatın içinde yer almamıştır değerli arkadaşlar. Onun için, biz, burada "denetimi siyasallaştırıyorsunuz" dediğimiz zaman, Sayın Bakan, "siz de denetim elemanlarıydınız, hakkını yemeyin bu insanların" diyor, ama, bizim görev yaptığımız dönemlerde Maliyede çalışan hiç kimse böylesine görevini politik şekilde kullanamazdı.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan diyor ki: "Ya, bu vasıtalı, vasıtasız vergi ayırımını AB açısından değerlendirelim."

Bizim yaptığımız şudur değerli arkadaşlarım: 2002 yılında vasıtalı vergilerin oranı yüzde 66 idi, bugün yüzde 70'e ulaşmıştır. Sayın Bakanın üslubuyla sorayım: Yüzde 66 mı büyük yüzde 70 mi büyük? Siz, Acil Eylem Planı'nda derseniz ki: "Biz, vasıtalı vergilerin payını küçülteceğiz." Küçültünüz mü küçültmediniz mi? Bizim istediğimiz cevap budur. Yoksa, AB'de şöyle hesaplanıyor, ABD'de böyle hesaplanıyor diye konuyu kaydırmak hiç kimseye yakışmıyor Sayın Bakan.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Sosyal Güvenlik Kanunu'nu çıkardınız, büyük emekler verdik. Gelin dedik, çalışanların hakkına dokunmayın. 7 bin günlük prim ödeme süresini 9 bin güne çıkarmayın, insanları emekli edemezsiniz, mezarda emekliliği tekrar getirmeyin dedik. Bu, Sayın Cumhurbaşkanından döndü, hiçbir şey yok gibi davrandınız. Anayasa Mahkemesinden döndü, şimdi diyorsunuz ki, Bütçe Kanunu'na bir hüküm koyarak altı ay erteleyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, siz bilmiyor musunuz -sürekli biz Anayasa Mahkemesine gidiyoruz- bütçe kanunuyla ilgili olmayan herhangi bir konuda bir düzenleme yaparsanız, bu, Anayasa'ya aykırı olmaz mı? Anayasa'dan bir tokat yemişsiniz, şimdi ertelemesini de Anayasa'ya aykırı olarak yapıyorsunuz. Lütfedin, iki gün daha çalışın da, ayrı bir kanun getirin, burada erteleyecekseniz erteleyin, ama Anayasa hükümlerini böylesine yok saymak hiç kimseye yakışmıyor değerli arkadaşlarım.

Şimdi, kurumlar vergisinin indirilmesiyle Sayın Bakan övünüyor. Bütün vergilerin indirilmesini biz kabul ederiz, uygun buluruz, çünkü Türkiye'de vergi oranları çok yüksektir, astronomiktir. Özellikle özel tüketim vergisi astronomiktir, katma değer vergisi oranları astronomiktir. Onun içindir de, dünyanın en pahalı akaryakıtı Türkiye'de satılmaktadır. Ne Fransa'da ne Amerika'da, dünyanın hiçbir yerinde Türkiye'deki gibi pahalı benzin ve mazot ve tüp gaz satılmaz değerli arkadaşlarım. Niçin yapıyorsunuz bunu? Vergi kayıp ve kaçağını önleyemiyorsunuz, kayıt dışılıkla mücadele edemiyorsunuz, o kesime dokunamıyorsunuz, ama kayıtlı kesimden vergi üstüne vergi alıyorsunuz.

Peki, kurumlar vergisini indirdiniz, belli finans kuruluşlarına, özelleştirilen kuruluşlara büyük bir avantaj sağladınız, ama buna karşılık, yatırım indirimini indirmek suretiyle üretici kesimi, sanayici kesimi cezalandırdınız. Yani yatırım indirimini kaldırmasaydınız, kurumlar vergisini düşürmenizin bir anlamı olurdu, ama siz çok para kazanan şirketlerin vergisini indirdiniz, yatırım yapan KOBİ'lerin vergisini artırdınız. Yaptığınız budur.

Değerli arkadaşlarım, ekonominin çok iyiye gittiğini, her şeyin düzeldiğini Sayın Bakan burada anlattı. Peki, 2002 yılında cari açık 1,5 milyar dolar idi, şimdi 35 milyar dolara çıktı. Peki, 35 milyar mı büyük, 1,5 milyar mı büyük? Sayın Bakanın üslubuyla ben de sorayım.

69

Ve bu cari açığın hiçbir sorun yaratmadığını, ekonomiyi son derece kırılgan bir yapıya kavuşturduğunu kabul ediyor musunuz etmiyor musunuz? Ediyorsanız, ne gibi önlemler alıyorsunuz?

Hani, manavlara gidersiniz, meyvelerin iyilerini öne koyarlar, sepetin arkasında çürükleri kalır ya, Sayın Bakan da işine gelen bazı büyüklükleri öne çıkarıyor, ama onun dışındaki çürük meyveleri görmezden geliyor. Çürükleri de göreceksiniz, iyi meyveleri de göreceksiniz. Ama doğru bir…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Manavlar size oy vermeyecek.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Manavlar size oy vermeyecek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Evet… Teşekkür ederim.

Manavlar ne demek istediğimi çok iyi anlarlar. Onun için, onlar emeğe saygı duyarlar. Kimin onların hakkını koruduğunu çok iyi bilirler. Çünkü, meyve-sebze üreticisini perişan ettiğinizi hepiniz biliyor.

Ben Mersin Milletvekiliyim. Narenciye üreticisini perişan ettiniz. Şu anda, gidiniz Mersin'e, narenciye 2002 yılından daha ucuza satılmaktadır değerli arkadaşlarım. 1999 yılında, 2000 yılında bir ton narenciye ihracatına tanınan prim tonda 100 dolardı, şimdi, 70 dolara, 60 dolara düşürdünüz. O zaman nakit olarak ödeniyordu, şimdi, mahsup yoluyla ödüyorsunuz. Her gün ben Mersin'e gittiğimde bir dedikodu: "AKP milletvekilleri buraya geldi, prim 100 dolara çıkıyor." Geliyoruz biz de, hemen Hazine yetkilileriyle konuşuyoruz, nedir, var mı bir şey? "Vallahi, geçen gün Sayın Bakan Kürşad Tüzmen buradaydı, sorduk, üzerinde çalışıyoruz." Bu ne bitmez çalışmadır değerli arkadaşlarım? Üreticinin bekleye bekleye canı çıktı. Gelin, artıracaksanız şu narenciye primlerini bir an önce artırınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özyürek, buyurun.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Manavları kaybettiniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Evet, üreticileri kazandık, manavları da kazandık…

BAŞKAN - Müdahale etmeyelim, hoş olmuyor. Lütfen…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Şimdi, gene, burada, vergide nasıl adalet sağladığını filan Sayın Bakan anlattı. Peki, bir yabancının elinde hazine kâğıdı varsa, bir de yerlinin elinde hazine kâğıdı varsa, yabancıya diyorsunuz ki: "Senden bir kuruş vergi almıyorum." Ama yerliye diyorsunuz ki: "Senden yüzde 10 vergi alıyorum." Bu ne biçim adalet değerli arkadaşlarım? Siz, sıcak para altında, sıcak para etkisinde kalmış, sıcak para önünde diz çökmüş bir iktidarsınız. Sıcak para diyor ki: Reel faizleri yükseltin, yükseltiyorsunuz. Sıcak para sahipleri diyor ki: Siz, dışarıdan gelen sıcak paradan vergi almayın, vergi almıyorsunuz. Bu mu değerli arkadaşlarım doğru vergi politikası, adil vergi politikası? Adaletli yönetim bu mudur?

Onun için "Nereden nereye geldik?" diye Sayın Başbakan sık sık soruyor, Sayın Bakan da bunu taklit ediyor. Ama, Türkiye nereden nereye geldi? Türkiye, kendi ihtiyaçlarına, kendi inandığı doğrultuda vergi politikası izleyen, kanunlar çıkaran bir ülkeyken, dışarıdan telkinle, dışarıdan emirle bir gecede stopaj oranlarını sıfırlayan bir ülke hâline gelmiştir.

BAŞKAN - Sayın Özyürek, sürenizi aştınız. Son cümlelerinizi…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Evet… Teşekkür edip, tamamlıyorum Sayın Başkan.

Onun için, değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan burada muhalefeti suçlarken, bizleri suçlarken gerçeklerin bir de önemli tarafını, doğru tarafını, bizim eleştirdiğimiz tarafları dikkate alarak değerlendirmelerinizi yapınız. Bizimle polemiğe girmek yerine doğru rakamları burada dillendiriniz, bizim değerlendirmelerimiz de ona göre olsun. Polemik yaparak, bizlere laf yetiştirerek hiçbir yere gidemezsiniz.

Onun için, bu bütçede, biz, sonuna kadar doğru bildiklerimizi söyleyeceğiz, halkımızı doğru bilgilendireceğiz ve halkımızın verdiği emaneti, onların adına hesap sorarak tamamlayacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.

Anavatan Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Hüseyin Özcan.

Buyurun efendim.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4'üncü madde hakkında Anavatan Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Maliye Bakanımızı dinledik. Gerçekten, farklı bir Türkiye'de mi yaşıyoruz diye… İnan edin üzülüyorum. Kimlere ne kadar… 2002 yılını milat olarak gösterip, ondan sonra, Türkiye'yi, neredeyse Avrupa Birliğinin üzerinde gelişmiş, gerçekten, insanları mutluluk ve refah içerisinde yaşayan bir ülke konumunda göstermeye çalıştı.

70

Değerli arkadaşlar, yaptıklarınızı söylüyorsunuz da borçlarınızı niye söylemiyorsunuz? Sizler, seksen yıllık cumhuriyet tarihinde borçlanan… 200 milyar dolara, bugün, beş yıl içerisinde -ki, dört buçuk yıl sayarız- ne kadar borç ilave ettiniz, onu hiç hesaplıyor musunuz? Hani cari hesapta 1,5 milyar dolar civarında aldığınızda, bugün 35 milyara dayandığında, acaba önünüze alıp da bu nasıl oldu diye düşünüyor musunuz?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Cari hesap yok, cari açık var.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Cari açık, evet, cari açık. Siz bunu anlarsınız, "Arife tarif gerekmez." derler ama, siz, maalesef… Şunu anlıyoruz ki, hülle şirketler kurarak ihaleler aldığınızı iyi biliyorsunuz.

Biraz önce konuşulan konularda çıktı arkadaşımız, bir ay sonra ortak olduk diyorlar. Kimi kandırıyorsun? Türk halkı buna kanar mı Allah aşkına! Bir ay sonra ihaleyi alıyorsun, bir ay sonra çıkıyorsun, diyorsun… Alıyor, bir ay sonra, biz bu şirkete ortak olduk deniliyor. Bu hayalî konulardan artık vazgeçin. Hayalî faturalardan, sahte faturalardan hesap vermeden bu halkın huzurundan kaçamayacaksınız. Önce, bu hayalî faturalarınızın, kaçırılan vergilerin hesabını vereceksiniz. Çünkü, halka karşı sorumluluğunuz var. Halka karşı, yolsuzluk, yoksullukla mücadele edeceğiz diye söz vermiştiniz.

Değerli arkadaşlar, sıcak para deniliyor. Sıcak para nereye, hangi kazmayı çaldı söyler misiniz? Nereye yatırım yaptı? 58 milyar dolar civarında sıcak para var şu anda ülkemizde. Bankalardaki bugünkü riski… Ki, o yüzde 16'yı geçmeyecek. Yabancı bankalar bugün yüzde 24 risk sınırını geçmiş ve bugün yüzde 25. Maalesef, yabancılara bankalarımızı, göz göre göre, kâr eden müesseselerini verdik. Ondan sonra özelleştirme konusunda, biz özelleştirmeyle daha iyi yatırımlar yapıyoruz diyorsunuz. Nereye yatırım yaptınız söyler misiniz? Nereye bir kazma çaktınız söyler misiniz? Yıllarca halkın biriktirdiği, alın teriyle biriktirdiği varlıkları, tutacaksınız yok pahasına satacaksınız, ondan sonra "Biz özelleştirmeden para aldık." diyeceksiniz.

ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - İnsaf ya! İnsaf!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Lütfen... Lütfen hesabınızı iyi yapın.

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Devletleştirelim… Rahmetli Özal'a söyle.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, biz özelleştirmeden yanayız, ama, halkın birikimlerini, alın terlerini birilerine eğer siz sunarsanız, biz ona karşıyız. Bunu iyice hesaplayın, hesabınızı önünüze alın.

Değerli milletvekilleri, bir ithalat cenneti yaptınız. İhracat?.. İhracat ile ithalat arasındaki farkı işte görüyorsunuz. İthalat... Dışarıdan getirdiğiniz ithal mallarla, buradaki KOBİ'leri küçülttünüz, ufalttınız ve yoklukla karşı karşıya getiriyorsunuz. Eğer siz ithalata bu kadar önem verirseniz, buradaki küçük üreticiler ne yapacaktır? Dükkânlarını kapatmak, işyerlerini kapatmak zorunda kalacaktır.

Sayın Bakan diyor ki: "330 bin tane esnaf katıldı." Ama, 189.301 esnafın da, maalesef, ilişkisini kesmişsiniz, Sayın Bakan, kayıtlardan silmişsiniz. Bu insanların durumunu, bu esnafların durumunu biliyor musunuz? Bir esnaf olarak, yaşıyoruz ve görüyoruz ki, bir sürü namuslu esnaf, artık, vergisini, sigortasını, Bağ-Kur'unu ödeyemez durumda, mağduriyet içerisinde. Bunları gördüğümüz hâlde "330 bin esnaf katıldı." diye övünmenin bir anlamı yok. Siz eğer esnafları perişan ederseniz, yarın bugün, neredeyse 20 milyon insan -bu esnafların özellikle fertlerini saydığınızda- aç ve perişan kalacak. Hatta, gördüğümüz kadarıyla, yoksulluk sınırına 20 milyon insan dayandı, açlık sınırında 1 milyonun üzerinde insan var. Siz hâlâ "Türkiye'ye çağ atlattık." diye, 2001 yılının, 2002 yılının başlangıcını bir miladi yıl olarak alıyorsunuz, ama o günden bugüne kadar reel fiyatların, reel gelirlerin düştüğünü hiç söylemiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar...

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Keşke yazılı metinden okusaydınız.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, sizler laf atmaktan başka hiçbir şey yapmıyor… Bırakın, halkın zamanını kaybetmeyin, milletvekilinin buradaki konuşmasına müdahale etmeyin. Halk sizlerin bu laf atışlarınızdan değil, sizlerin icraatını görerek yaşıyor. Halkın yaşadıklarını hâlâ göremiyorsanız, demek ki, bu halka rağmen iktidar olunmaz. Gelecekte de bu dersi size vereceklerine inanıyoruz.

Değerli arkadaşlar, özelleştirme furyası içerisinde, işte, şeker fabrikasının özelleştirilmesi, Tekelle ilgili konular ve hukuka karşı… Hukuk savaşı veriliyor. Haksız… Tutuyorsunuz, özelleştirme konusunda, hukuka rağmen, alelacele -özelleştirilecek konular konusunda- vatandaşın birikimlerini nasıl yandaşlarımıza veririz diye uğraşmanın ve çabanın içerisindesiniz.

İşte, şeker fabrikaları için, TÜRKŞEKER olarak, 7/6/2001 tarihinde IMF'ye verilen ek niyet mektubunda belirtilen esaslar dâhilinde özelleştirme kapsamına alınmış, Özelleştirme Yüksek Kurulunun 7 Haziran 2003 tarihinde aldığı kararla özelleştirme yol haritası belirlenmiştir. İşte, bu özelleştirme yol haritası içerisinde, Resmî Gazete'de yayımlanan -26015 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan- Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla, birim üretim maliyetleri düşük, kâr oranları yüksek fabrikalardan Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikası özelleştirmesinin -28/11/2006 tarihli ihaleler- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından gerekçesiz olarak iptal edildiği görülüyor.

71

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Yanlışın var, yanlışın…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - İşte, görüyoruz ki, şeker fabrikalarımızı, pancarda koymuş olduğunuz kota pancar üreticilerini, kısacası, çiftçiyi perişan ettiğinizi görüyoruz. Tekel konusunda, Tekel fabrikalarının ve tekel işçilerinin durumu hakeza.

Sizler özelleştirme mağduru işçileri sokakta bırakıp, bu işçilerin sıkıntılarını görmemezlikten gelerek… Siz Tekel fabrikalarından elinizi çekmediğiniz sürece, siz özelleştirmede böyle peşkeş mantığı içerisinde birikimleri birilerine bıraktığınızda, milyonlarca insanın geleceğiyle oynamış oluyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, biz, sadece, Anavatan Grubu olarak, sizin bu sorumsuzca özelleştirmedeki tavrınızı kabul etmiyoruz ve kınıyoruz. Özelleştirme, halkın yararına olur. Halkın lehine olan özelleştirmeler yapılır; yoksa, birilerinin, Oferlerin, Dubai şeyhlerinin veyahut da Haririlerin lehine olan özelleştirmeler halkımızın zararınadır, yararına değildir. Birikimlerinin üzerinde yapmış olduğunuz bu pazarlıklar… Yarın, sandıkta, halkın, bu pazarlık konusunda vereceği cevabı sizler çok iyi biliyorsunuz.

Sizler, her ne kadar, burada konuşulduğunda gülseniz de, ağlasanız da, bu halk yaşıyor, görüyor. Bu yaşadığını ve gördüğünü, siz, ne kadar da Türkiye'yi toz pembe gösterseniz bile, memurun geçiminden, yaşamından, işçinin, emeklinin yaşamından ve davranışından görüyorsunuz.

İşte, gördüğümüz kadarıyla insanları, kredi kartı mağduru etmeye başladınız. Özellikle, bu mağduriyetler konusunda, insanların intihara kadar gittiğini görüyoruz. Kredi kartları… Borçlanarak, bir gün geliyor ki, öyle bir noktaya geliyor ki bu insanlar -birikimlerini, yıllarca birikimlerini, faizleriyle, yüzde 117 veya yüzde 85 faiz ödeyerek- maalesef, kredi kartlarını ödeyemiyorlar, birikimleriyle birlikte intihara kadar gidiyorlar.

Bu intiharların acısını, bu intiharların sıkıntılarını sizler acaba ruhunuzda duyuyor musunuz, içinizde hissediyor musunuz? Bu insanlar niye intihar etti, neden eşleri ayrıldı? Neden insanlar, bugün kapkaç içerisinde olduğunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlayınız.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Her geçen gün kapkaçın çoğaldığını, hırsızlığın çoğaldığını, boşanmanın çoğaldığını görüyorsunuz. Buna rağmen, Türkiye'yi, tozpembe göstererek, 5.500 dolar millî gelirden pay aldıklarını söylüyorsunuz. Soruyoruz o garibanlara -hangisinin cebinde- 5.500 değil, 100 dolar dahi yok, Doğu ve Güneydoğu'da veyahut da varoşlarda yaşayan insanların, ailelerin cebinde 100 dolar yok. Sayın Bakan, 5.500 doları, acaba, bu özelleştirmede sizlerin onlara sunmuş olduğunuz o servetleri mi hesaba katarak 5.500 dolar olarak çıktığını söylüyorsunuz?

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Kişi başına millî gelir öyle hesaplanmaz.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Çok ayıp!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Ayıp olan, halkın, bugünkü Doğu ve Güneydoğu'da ve varoşlarda yaşayan insanların sıkıntısını görmeyenler, onları duymayanlar, onları işitmeyenler ayıp ediyor. Biz, onların sesi ve kulağı olacağız, onların hakkını savunmak için yemin ettik bu Mecliste, onların hakkını savunmaya devam edeceğiz.

Ama, sizler, vicdanınızla muhasebe içerisinde olun diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özcan.

Şahsı adına, Osmaniye Milletvekili Sayın Mehmet Sarı.

Buyurun Sayın Sarı. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET SARI (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri arkadaşlarım; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Kanunu'nun 4'üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle, hürmetle selamlıyorum.

15 Aralıktan bugüne, bütçe üzerinde, değerli Hükûmetin temsilcileri, parti grupları, görüş ve düşüncelerini açıkladılar. Bu açıklamalarda dikkatimizi çeken bir konu var. İktidar, rahatlıkla, yaptıklarını çok güzel bir şekilde anlatırken, muhalefetteki arkadaşlarımız, maalesef, bunları anlamamakta direniyorlar. Onlar anlar veya anlamazlar.

NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Sen çok iyi anlamışsın!

MEHMET SARI (Devamla) - Biraz önce kürsüye gelen bir milletvekili arkadaşımız, hep yoklardan bahsetti ve ağzını "yok, yok, yok…" demeye alıştırmıştı. Ee, "yok, yok" dersen, elbette yok olur.

O rakamları bir de ben okuyayım size, aynı rakamları söyleyeceğim, ama, yok mu var mı, hep birlikte değerlendirelim.

72

Millî gelir: 2002 yılında 181 milyar dolar, 2005 yılında 360 milyar dolar, 2006'da 410 milyar dolar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Kimin için? Kimin için?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Senin için.

MEHMET SARI (Devamla) - Acaba, var mı yok mu?

Kişi başına düşen millî gelir: 2002'de 2.638 dolar, 2005'te 5.008 dolar, 2006'da daha yüksek.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Hangisi büyük?

MEHMET SARI (Devamla) - Büyüme: 2001'de eksi yüzde 9,5. Bunu hepiniz biliyorsunuz. Şimdi, büyüme, yüzde 7,5.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Nereden çıkarıyorsun?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - 2002 Kaç? Yüzde 9'un üzerinde. Niye 2002'yi almıyorsun?

MEHMET SARI (Devamla) - Var mı yok mu?

Diğerlerine gelelim…

Ha "kimin için" diyorsunuz? Bir de ona bakalım, bakalım kimin içinmiş?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Yabancılar için.

MEHMET SARI (Devamla) - Hayır, kimin içinmiş bir de ona bakalım, bir de ona bakalım.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Bak bakalım.

MEHMET SARI (Devamla) - Hayır, arkadaşlar, bir bakalım.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Bak bak, ne diyormuş?

MEHMET SARI (Devamla) - Net asgari ücret, 2002 yılında 184 YTL, şu anda 380 YTL.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Simitle yap bakalım.

MEHMET SARI (Devamla) - Acaba, bu para, asgari ücretli için var mı yok mu?

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Simitle çay hesabını yap bakalım, nasıl?

MEHMET SARI (Devamla) - En düşük SSK maaşı: 2002'de 257 YTL, bugün için 477 YTL. Var mı yok mu? (AK Parti sıralarından "var var" sesleri)

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Hangisi o?

BAŞKAN - Efendim, müdahale etmeyelim arkadaşlar.

MEHMET SARI (Devamla) - En düşük tarım Bağ-Kur'lu: 2002'de sadece 69 YTL. Şimdi 232 YTL. Var mı yok mu?

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Sayın Başkan, son söylediği hangisi?

BAŞKAN - Sayın Sarı, siz Genel Kurula hitap edin.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Son söylediğin ne?

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - 2006'da açlık sınırı ne kadar?

MEHMET SARI (Devamla) - En düşük esnaf Bağ-Kur'lusu: 2002 yılında 236 YTL, şimdi 349 YTL. Var mı yok mu? (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından "yok yok" sesleri)

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Hangisi, hangisi?

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Açlık sınırı ne kadar, haberin var mı?

MEHMET SARI (Devamla) - Muhtar maaşı: Sadece, 2002'de 98 YTL, şimdi 267 YTL. Muhtara, var mı yok mu? (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Bozdursun, bozdursun harcasın!

MEHMET SARI (Devamla) - Özürlü aylığı: 2002'de, sadece 52 YTL, şimdi 193 YTL. Özürlüye, var mı yok mu? (AK Parti sıralarından "var var" sesleri, alkışlar)

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Ne diyorsun sen?

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - O söylediğin rakamlar ekmek parası.

MEHMET SARI (Devamla) - Değerli arkadaşlar, görmek istemeyenlere diyeceğimiz bir şey yok. Anlatacağım çok şey var. Ancak, biraz önce bir arkadaşımız yine soruyor, diyor ki: "Teşvik kapsamında bir tane çivi çaktınız mı?" Evet, söylüyorum…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Yazıklar olsun sana yahu! Öbürlerine sor!

MEHMET SARI (Devamla) - …ben, Osmaniye ilinde -teşvik kapsamında ilden geliyorum- 80 tane kazık çaktım. (CHP sıralarından gülüşmeler)

73

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Öbürlerine sor, öbürlerine!

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Kaç tane çaktın?

MEHMET SARI (Devamla) - Evet, öyle bir yere 80 tane çivi çaktık.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Sayın Başkanım, bakın "80 tane kazık çaktık" diyor.

MEHMET SARI (Devamla) - Bu 80 tane fabrikadan 37 tanesinin bacası bugün tütüyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bizim geldiğimizde, Osmaniye ilinde 8.500 işçi çalışıyordu, bugün 18.500 işçi çalışıyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Osmaniye'nin toplam nüfusu 18.500 yok, sen ne yapıyorsun?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Adana'dan geldi, Antep'ten geldi…

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Osmaniye'nin toplam nüfusu 18.500 yok, sen ne yapıyorsun?

MEHMET SARI (Devamla) - İşte, bu, teşvikin getirdiği en güzel şey değil mi? (AK Parti sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Adana'dan geldi hepsi, Adana'dan.

MEHMET SARI (Devamla) - Muhterem arkadaşlar, tarımda da aynı şeyler olmuştur. Bir örnek veriyorum: 2002 yılında ihraç ettiğimiz tarım…

BAŞKAN - Sayın Sarı, süreniz bitmek üzere, siz konuşmanızı tamamlayın.

MEHMET SARI (Devamla) - 2002 yılında ihracımız 4 milyon dolarken bugün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, sürenizi… Lütfen tamamlayın.

MEHMET SARI (Devamla) - …8,5 milyar dolar. Peki, bu tarımcılar kazanmadı da bunu başkaları mı kazandı?

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Gel bir soralım Osmaniye'de. Osmaniye'de tarım yapanlara bir soralım bakalım, gel.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Portakal kaç lira?

MEHMET SARI (Devamla) - Biraz önce, yine, Anavatandan gelen arkadaşımız diyor ki: "Nereye ne yaptınız? Her şeyi siz mi yaptınız?" Ona da bir örnek veriyorum…

AHMET IŞIK (Konya) - "Ne yapmadık ki!" diyeceksin.

MEHMET SARI (Devamla) - Ben, Düziçi ilçesi için söylüyorum: 1992 ile 2002 arasında 2 tane okul yapılmış, toplam 24 derslik. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Eskiden üç hükûmet yapardı.

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Bu paralar nereden? Babanızın kesesinden mi yaptınız?

MEHMET SARI (Devamla) - Dört yılda ise 9 tane okul yapılmış, 148 derslik. Bu nedir peki? (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Değerli arkadaşlar, görüyorsunuz ki, bugünümüz dünden çok çok iyi, yarınımız bugünden çok daha iyi olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, Maliye Bakanlığımız bütçe hakkında olumlu oy vereceğimizi belirtiyor…

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - 81 kazık mı çaktınız? Kazık kaç tane kazık? 81 mi oldu?

MEHMET SARI (Devamla) - …2007 bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Çaktığın kazığın sayısı kaç tane?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sarı.

Sayın milletvekilleri, konuşmalar tamamlandı.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Beş dakika soru.

Sayın Cavit Torun, buyurun.

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Sayın Bakanım, biraz önce sorularımı sordum, cevap alamadım, tamamlayamadım da.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi ülkemizin en büyük su havzasıdır. Bu bölgede yer alan Keban, Karakaya, Atatürk, Dicle, Kralkızı Barajlarından ülkemizin enerji ihtiyacının önemli bir kısmı sağlanmaktadır. Sulama yatırımlarımızın aynı hızla ilerlemesi için neler yapmayı düşünüyorsunuz?

74

2007 yılı bütçesinde sulama yatırımlarımıza ayırdığımız kaynak ne kadardır?

Yıllardan beri planlanan, ancak, kaynak yetersizliği gerekçe gösterilerek geriye bırakılan Çermik-Kale, Ergani ve Çüngüş-Oyuklu Barajlarının yapımıyla ilgili finansman temini için ne tür çalışmalar yapmayı düşünüyorsunuz?

Sayın Bakanım, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin kalkınması, sulama harcamalarına ayrılan yatırım miktarlarının yüksekliğiyle doğru orantılıdır. Silvan Projesi büyük dış kaynak gerektiriyor ve bu konuda çalışma yaptığınızı biliyoruz. Ancak, yukarıdaki üç baraj, özellikle Çermik-Kale Barajı iç kaynaklarla yapılabilecek durumdadır.

BAŞKAN - Süreniz tamamlandı Sayın Torun.

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - 120 bin dönüm arazinin büyük bölümünü cazibeyle sulayabilecek bu barajın yapımına önümüzdeki yıl başlayabilecek miyiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, cümlemi bitirmeme lütfen fırsat verin.

BAŞKAN - Efendim cihaz kapatıyor, lütfen…

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Kapanmadan bitirmemi istediniz.

BAŞKAN - Hayır.

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Arkadaşlarım da duydular efendim.

BAŞKAN - Son cümlenizi söyleyin, siz söyleyin, duyar Sayın Bakan.

Sayın Torun, süre Sayın Aslanoğlu'nda, sizinle konuşurken… Bitirin efendim cümlenizi. Sayın Aslanoğlu, ben sizin cihazınızı ayrı açacağım

Buyurun.

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Ancak, yukarıdaki üç baraj, özellikle Çermik-Kale Barajı iç kaynaklarla yapılabilecek durumdadır. 120 bin dönüm arazinin büyük bölümünü cazibeyle sulayabilecek bu barajın yapımına önümüzdeki yıl başlayabilecek miyiz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakanım, yerlilere uyguladığınız yüzde 10 stopajı, tekrar, yabancılara getirecek misiniz?

İki: Bugüne kadar, beş yılda 63 milyar dolar yabancı sermaye geldi. Üretime gelen, ülkeye istihdam yaratmak için gelen yabancı sermaye miktarı ne kadardır? Borsaya, sermaye piyasasına ve özellikle hazine bonosuna gelen yabancı sermaye ne kadardır?

Üç: İmar Bankası, off-shore'zedelere, off-shore'dan alacaklı olanlara, paralarını almadan vergi saldınız, hiç, bir kuruş geliri olmayan insanlara bir de vergi saldınız. Acaba, onları ödeyecek misiniz, yoksa vergi salmaktan vaz mı geçeceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Sayın Kılıç, buyurun.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Bakan, emekliler çok mağdur durumda. Emeklilerin önemli kısmı, 2006'daki 605 YTL olan açlık sınırının çok altında maaş almaktadır. Emeklilerin durumunu düzeltmeyle ilgili bir çalışmanız var mı?

Bir de Sayın Bakan, Malatya'daki baraj projeleri, ne yazık ki, sizin döneminizde çok atıl durumda kaldı; Boztepe Barajı, Kapıkaya Barajı, Yoncalı Barajı, ne yazık ki, pek bir faaliyete geçmedi. Bir de Çat Barajı bittiği hâlde, Sayın Bakan, hâlâ, bu Çat Barajı'nın suları ovaların sulanması noktasında kullanılamıyor; çünkü, kanallar bitirilemedi. Geçen sene de sormuştuk, "bu sene bitireceğiz" demiştiniz. Ancak, onunla ilgili, sanırım 9 milyon YTL para ayrılmış, o parayla bu kanalların bitmesi mümkün değil. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz Sayın Bakanım?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Sayın Ramazan Özkan.

75

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Bakan, fert başına düşen millî gelir, sizlerin ifadesiyle, 3 bin dolar olduğu günlerde, geliri fert başına 1.500 doların altında olan illeri teşvik kapsamındaki illere dâhil ettiniz. O süreçte, Burdur ilinin fert başına düşen il genelindeki geliri 1.500 doların üzerinde olduğu için teşvik kapsamına almadınız. Şu anda, hayalî de olsa, millî gelirin fert başına 5 bin dolara çıktığını ifade ediyorsunuz. Buna göre, fert başına düşen il bazındaki geliri yaklaşık 1.850 dolar olan Burdur ilini, önümüzdeki günlerde yasal bir düzenleme yaparak, teşvik kapsamındaki iller arasına almayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Ayrıca, ürün bazında teşviklerden bahsediyorsunuz. Silah sanayisinde, mermerde, kalkerde, kadayıfta, kaparide, salepte, çorapta, kotta, viyolonselde marka olan Burdur'u, ürün bazında teşvik kapsamına almayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Bir yıldır anlatıyoruz, 1.950 dolar diyoruz, anlamadınız.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özkan.

Soru süremiz tamamlandı.

Buyurun Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Sayın Cavit Torun'un, daha önceki maddede, bu maddede de sormak istediği ve bölgesiyle ilgili çok önemli sorular. Bir defa, GAP, Keban, Karakaya, Kralkızı Barajları için, bize, ne yapmayı düşündüğümüzü… Bazı projelerin, sulama projelerinin, tabii, Türkiye için hayati önemi haiz projeler bunlar, önemli projeler. Silvan Projesi'ni soruyor. Dolayısıyla, Cavit Bey'in sormuş olduğu bu sorular detay ve benim, üzerinde çalışma yapmam gereken sorular. Burada, hemen, sulamalarla ilgili olarak, ben, genel bütçenin sunumu sırasında, genel mahiyette bazı bilgiler verdim, ama, bu derece şeye inmedim, tek tek inmedim. Enerji Bakanlığımızın projesinde de bunlar sorulabilirdi, ama, ben, şimdi, bunlarla ilgili olarak yazılı cevap kendisine takdim edeceğim. O bakımdan, o sorularınıza yazılı cevap vermek istiyorum.

Sayın Aslanoğlu'nun, bu stopajlarla ilgili olarak, yerlilere yüzde 10 stopaj var, yabancılara stopaj kaldırıldı, yok, sıfır. Acaba, yerliden de kaldırmayı düşünüyor musunuz, diye sorusu vardı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Hayır, öyle değil, yabancılara koymayı düşünüyor musunuz?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Yahut da yabancılara düşünüyor musunuz?

Şimdi, biliyorsunuz, bizden önce, Hükûmetimizden önceki vergilemede de bu, esasında, yabancılara sıfır, yerlilere yüzde 35, yüzde 45 civarındaydı. Çünkü, genel beyana tabiydiler, genel beyanda azami vergi oranları yüksekti. Biz, şimdi, yüzde 35'lere indirdik, ayrı. Ama, aynısını yapsaydık biz, bunlar yüzde 10 değil, yüzde 35 vergilenirlerdi.

Şimdi, Avrupa Birliği ülkelerinde de bu vergilendirme, bazen bu ülkede vergilendiriliyor, bazen de o gelen yabancı sermayenin menşei ülkelerinde vergilendiriliyor. Biz, önceden, kendi ülkemizde vergilendirelim diye düşündük, ama, karşılıklı vergi, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları, pratikte, zaman zaman büyük problemler çıkardı bize. O problemlerden dolayı da, biz de, Avrupa Birliğinin bazı ülkelerinde uygulandığı gibi, yabancılar vergilendirilmiyor değil, yabancılar kendi ülkelerinde vergilendirilsin prensibini kabul ettik. Yoksa, bizde sıfır, yerliler yüzde 10, ötekiler sıfır, değil. Ötekiler de gidiyor, kendi memleketlerinde vergilendiriliyor. Vergilendirilmeyen bir şey yok ortada. Ama buradaki, bir usulün tatbiki söz konusuydu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Ama benim kaynağımı alıp götürüyor Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Dolayısıyla, yerlilere de biz, o yüksek tavanı bulan vergilendirme oranından yüzde 10'a çektik esasında.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakan, benden alıp kendi memleketine götürüyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Kendi memleketinde vergilendiriliyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Ama, parayı o hükûmet alıyor, ben almıyorum.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Evet, bizde de… Birçok Avrupa Birliği ülkelerinde tatbik edilen bir usuldür bu. O kadar, yani biri vergilendirdi, biri vergilendirilmedi diye bir şey söz konusu değildir. Onu özellikle bildirmek istiyorum.

Şimdi, İmar Bankası off-shore'zedelere niye vergi koydunuz? Bir insan faiz geliri elde ederse, bu, vergiye tabi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Öyle bir şey yok efendim, geliri yok.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Faiz yok.

76

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, biz de, geliri olmazsa vergi almayız zaten, gelir varsa vergi alınır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Efendim, cebine girecek ki, gelir olsun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, biliyorsunuz, yani hukuki tasarruf esası diye bir şey vardır. Yani, hukuki tasarruf da, vergilendirmeye konu bir olaydır, vergiyi doğuran bir olaydır. Yani, verginin temel prensipleri var. O prensiplere uyarsa vergi vermek zorunda, uymazsa almayız. Bu kadar basit. Ondan niye aldın, bundan niye değil. Bu, kanuna tabi, kanun bunu açık seçik izah etmiş; ona uyarsa vergiye tabi, uymazsa değil. Bu kadar açık.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben, ücretlilerin, maaşlı olan memurların ne aldıklarını kürsüde defalarca açıkladım, emeklilere yapmış olduklarımızı da açıkladım. Biz, emeklimizi, hiçbir zaman enflasyona ezdirmedik ve reel artışlar sağladık, yüzde 100'lerin üzerinde artışlar sağladık.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Aldıkları, açlık sınırının altında Sayın Bakan!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Burada da madde madde açıkladık. Ama gönül elverir ki daha fazla verelim, emeklimizi daha rahat ettirelim, Bağ-Kur'lumuzu, SSK'lı emeklimizi daha rahat ettirelim, biz, bunun çalışması içerisindeyiz, bunun gayreti içerisindeyiz. Fakat, bunu da, elimizdeki imkânlara göre yapabiliriz ancak. Elimizde imkânlar olmadığı hâlde, borç alarak, herhâlde bir şey yapmamız söz konusu değil. Çünkü yine bunun ıstırabını emekli çeker. Emeklinin aldığı sabit gelir, yarın öbür gün enflasyon arttığı zaman, bunun en büyük sıkıntısını, çilesini çekecek emekli.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Ülkeyi sıkıntıya emekliler mi soktu Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Biz, emeklimizi hiçbir zaman sıkıntıya düşürmek istemiyoruz, durumunu daha da iyileştirmek istiyoruz, çalışmalarımız hep bu yöndedir. Elimizdeki imkânlar ölçüsünde azamiyi vermek bizim Hükûmetimizin prensibidir.

BAŞKAN - Sayın Bakan, süreniz tamamlandı. Devam edecek misiniz?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bir de, barajla ilgili, onu yazılı olarak vereyim, şimdi elimde onunla ilgili yeterli bilgi yok.

Teşvikle ilgili olarak da, teşviki biz açıklıyoruz. O teşvik, kanunda; kanun da nereleri kapsarsa, o illerimiz de istifade ediyor. Biliyorsunuz, 49 ilimiz bundan istifade ediyor ve buralara da çok büyük yatırımlar gelmiştir, istihdam sağlanmıştır.

Burdur'la ilgili olarak, o zamanki şartlara göre, diğer yerlerde olduğu gibi, Denizli de girmemiştir, Burdur da girmemiştir, diğer bazı yerlerimiz de girmemiştir. Bu, tamamen o zamanki indekslere göre verilen bir karardır.

Dolayısıyla, şu andaki politikalarımız bunlardır.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, saat 19.50'de toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.53

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.02

BAŞKAN: Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli),Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

77

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşimi'nin Beşinci Oturumu'nu açıyorum.

1269 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz, ancak, daha önce Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

IV. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No: 208 Tarihi: 24/12/2006

Genel Kurulun 25.12.2006 Pazartesi günkü Birleşiminin saat: 14.00'de başlaması, Bütçe görüşmelerinin bitiminden sonra çalışmalarını sürdürmesi, Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmına geçilmesi ve bu Kısmın 408 inci sırasında yer alan 1311 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 4 üncü sıraya alınmasının ve bu Birleşimde 5 inci sıraya kadar olan Tasarı ve Tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

İsmail Alptekin

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı V.

Faruk Çelik Haluk Koç Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu

AK Parti Grubu CHP Grubu Anavatan Partisi Grubu

Başkanvekili Başkanvekili Başkanvekili

BAŞKAN - Kabul edenler…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, bununla mı ilgili talebiniz?

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Evet.

BAŞKAN - Tamam.

Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde söz isteği var.

Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. Danışma Kurulu önerisi aleyhinde söz aldım.

Bütçe görüşmeleri devam ederken bu Danışma Kurulu önerisinin hangi düşünceyle Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşındığını bilmiyorum. Niçin yarın yapılacak olan toplantıların saat 11.00'de değil de 14.00'te başlaması gerektiğini doğrusu merak ediyorum. Bu konuyla ilgili olarak da Danışma Kurulu önerisinde bir gerekçe de yer almıyor. Hangi düşüncelerle, hangi saiklerle hareket edildiğini bilmiyorum.

Ancak, bu Danışma Kurulu önerisi gelirken gönül isterdi ki yarınki yapılacak olan görüşmelerde görüşme sürelerinin uzatılmasıyla ilgili de önerinin içerisinde bir bölüm olsaydı.

Şimdi, yaklaşık on günden beri, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütçeyi konuşuyoruz, tartışıyoruz; ancak, kürsüye çıkan bütün arkadaşlarımız, konuşma süreleri bitmiş olmasına rağmen, Sayın Başkandan bir-iki dakika daha konuşmamı uzatır mı diye âdeta merhamet dileniyor. Demek ki, milletvekillerimiz, bütçenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeterince ve sağlıklı bir şekilde tartışılabildiği inancı ve kanaatinde değiller.

Şimdi, on beş tur yapıldı. On beş turda AK Partiden 5'er kişiden 75 arkadaşımız konuşma yaptı, ama, bugün bile arkadaşlarımız konuşmalarının sonunda, Meclis Başkan Vekilimizden sürelerinin uzatılmasını istiyorlar.

Şimdi, bütçeleri, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yılda bir kez görüşüyoruz. Gönül isterdi ki, bu bütçelerin müzakeresinin çok daha sağlıklı, çok daha uzun bir şekilde burada tartışılabilmesini arzu ederdik.

Şimdi, o kadar çok konu gündeme geldi ki, işte işsizlik meselesi. Şimdi, değerli milletvekilleri, işsizlik meselesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütçe görüşülürken tam olarak ortaya konulabildi mi? Konulamadı. Ben, Sayın Maliye Bakanımızın bütçedeki konuşma tutanaklarını aldım. Şimdi, Sayın Maliye Bakanımız konuşmalarında diyor ki: "2004 yılından itibaren Türkiye'de işsizlik rakamları iyiye doğru gitmeye başlamıştır."

78

Şimdi, böyle mi değil mi bir bakalım. Tartışamadık bunları zaman yetersizliğinden. Şimdi, Hükûmet iş başına geldiğinde, 2002 yılında Türkiye'deki işsizlik rakamı 10,3; 2000'de 6,5; 2001'de 8,5; 2002'de 10,3 Sayın Bakanım.

Şimdi, siz diyorsunuz ki: "2004 yılından itibaren işsizlik rakamları iyileşmeye başladı." Şimdi bakalım, başladı mı başlamadı mı bakalım: 2003 yılında, kendi iktidarlarının ilk yılında 10,3 olan işsizlik 10,5'e çıkmış, 2004'te tekrar 10,3; 2005'te 10,3. Bunlar resmî rakamlar.

Şimdi, iktidar milletvekilleri ve Sayın Bakan da diyor ki: "İşsizlik rakamları Türkiye'de düşmeye başladı." Bakalım düşmeye başladı mı başlamadı mı Sayın Bakanım.

Şimdi, Türkiye İstatistik Kurumunun üç gün önce yayınladığı işsizlik verileri var, üç gün önce yayımlandı işsizlik verileri. Şimdi, burada -bu, resmî rakam Sayın Bakanım- diyor ki Türkiye İstatistik Kurumu: "İş aramayıp, ama çalışmaya hazır olan 1 milyon 954 bin kişi bu işsizlik rakamlarının içerisine dâhil değil." İş bulma ümidini kaybettiği için artık iş aramıyor. Şimdi, öyle olunca siz ne diyorsunuz? Bu 1 milyon 954 bin kişiyi bir kenara bırakıyorsunuz, diğer rakamları işsizlik rakamı olarak ilan ediyorsunuz, ama, bunu da göz önüne alacak olursanız, Türkiye'deki işsizlik rakamı 16,8.

Şimdi, ben, size bir belge daha sunmak istiyorum. Şimdi, Sayın AK Parti milletvekillerimiz Sayın Bakana mı çok inanıyorlar Sayın Başbakana mı, ben size sormak istiyorum. Tayyip Bey'e mi daha çok güveniyorsunuz, onun sözlerine itimat ediyorsunuz, yoksa, Sayın Bakanın mı?

Şimdi, Sayın Bakan diyor ki: "İşsizlik rakamları düşmeye başladı."

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Öyle şaka yapma.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hayır, şaka değil.

Bakın, Sayın Başbakan ne diyor; Sayın Başbakan… Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanun Tasarısı'yla ilgili gerekçe. Altında Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın imzası var. Sayın Erdoğan diyor ki, bakın, burada okuyorum: "Türkiye İstatistik Kurumunun 2005 yılı Ocak ayı verilerine göre on beş-yirmi dört yaş arası kurumsal olmayan sivil iş gücü 12 milyon 214 bin kişi olup, bu yaş grubundaki işsizlik oranı yüzde 21,4'tür." Bunu Sayın Başbakan imzalamış, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunuyor. Sayın Başbakan on beş ile yirmi dört yaş arasındaki işsizlik rakamlarını, Sayın Bakanım, yüzde 21,4…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sen ne okuyorsun? Değişik şeyler okuyorsun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Öyle şey olur mu Sayın Bakanım; On beş ile yirmi dört yaş arasındaki işsizlik rakamlarını Sayın Başbakan "yüzde 21,4" diyor. İmzası burada Sayın Başbakanın. Altına imza atmış bu gerekçenin.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Toplam…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bu rakam -geliyorum oraya, bakın, oraya geliyorum- yüzde 11,5 olan genel işsizlik oranının yaklaşık 2 katıdır.

Sayın Bakanım, dinliyor musunuz?

ZEYİD ASLAN (Tokat) - Sen Meclise konuş.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bu oran, yüzde 11,5 olan genel işsizlik oranının yaklaşık 2 katıdır. Eğitimli iş gücünün işsizlik oranı ise, genç işsizlik oranının çok üstündedir. Eğitimlilerin işsizlik oranı neymiş? Yüzde 21'in çok üzerinde. Bunları kim söylüyor? Bunları, Sayın Başbakan söylüyor. Ama, Sayın Maliye Bakanı da diyor ki: "2004 yılından itibaren işsizlik rakamları düşmeye başladı." Hanginize inanacağız Sayın Bakanım? Hanginize inanacağız? Sayın Başbakana mı inanacağız, yoksa, size mi inanacağız? Ama, sorunca, milletvekillerinin büyük çoğunluğu herhâlde biz Sayın Başbakana daha fazla inanıyoruz, itibar ediyoruz diyeceklerdir.

Şimdi, Sayın Bakanım, şu dolaylı vergileri de tartışamadık. Beşinci yılda ilk defa bir hesaplama metodu getirdi Sayın Bakan. Dört yıldan beri bunu söylemiyordu. Beşinci yılda sosyal güvenlikle ilgili rakamları da, primleri de dâhil ederek yeni bir dolaylı vergi hesabı ortaya çıkardı.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Danışma Kuruluyla ne alakası var bunun?

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi, beş yıl geçmiş…

Şimdi Sayın Bakanın bir ifadesi var Bayraktar, Sayın Bayraktar…

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Danışma Kuruluyla ne alakası var?

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Var, bak, oraya geliyorum. İşte bunları tartışamadık. Süreyi uzatın diyorum ben, yetmedi bu süre, tartışamıyoruz.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Onun için erteledik.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hayır, olmadı işte.

79

Şimdi, Sayın Bakan diyordu ki: "Dolaylı vergiler, bir ülkede vergilerin yüzde 70'ine yaklaştı mı, o ülkede vergi adaletinden bahsedemeyiz." Bu Sayın Bakanın sözü. Şimdi, yüzde 70'e yaklaşınca Sayın Bakan, yeni bir hesaplama metoduyla beşinci yılda Meclisin huzuruna çıktı. Siz nereden buldunuz böyle bir hesaplama rakamlarını Sayın Bakanım?

Şimdi, kayıt dışı… Kayıt dışı ne oldu arkadaşlar? Çok iddialıydınız kayıt dışıyla ilgili. Böyle bir istikrarlı ekonomiden bahsediyorsunuz, istikrarlı ekonomide kayıt dışını da istikrarlı bir şekilde sürdürmeye devam ediyorsunuz. Sayın Ali Babacan geldi dedi ki: "Biz, dört yıl geçti, kayıt dışıyla ilgili olarak başarılı olamadık, mücadele edemedik, bunda bir netice alamadık." Kayıt dışı... Türk ekonomisinin en önemli meselelerinden birinde Maliye Bakanlığı olarak, Hükûmet olarak kayıt dışında ciddi bir netice alamadığınızı söylüyorsunuz.

İç borç, dış borç. Yani, kim ne derse desin, bütçenin neresiyle ölçerseniz ölçün, iç ve dış borçların bu dönemde ne kadar arttığını çok açık ve net bir şekilde rakamlar gösteriyor değerli milletvekilleri.

Şimdi, Sayın Maliye Bakanımız bir de bu büyümeyle ilgili rakamlar verdi. Yirmi yıllık büyüme ortalaması yüzde 2,5'muş. Sayın Maliye Bakanı filin istediği yerinden tutarak, fili tarif etmeye çalışıyor.

Şimdi, bakınız, Sayın Bakanım, elli yıllık büyüme rakamları, Türkiye'de ortalama yüzde 4,9 olmuştur. Elli yıllık büyüme ortalaması… 1995 ile 2000 yılı arasındaki büyüme rakamları da 6,6 olmuştur. Siz iktidarı devraldığınız 2002 yılındaki büyüme rakamları yüzde 7,9. Bakınız, siz, büyümekte olan bir ekonomiyi devralmışsınız, yüzde 7,9 büyümüş. Hele hele, o 2002 yılının son çeyreğinin büyüme rakamı yüzde 11,8. Yani, 2002 yılında ekonomi öyle bir ivme kazanmış ki, son çeyreğinde 11,8 büyümüş. Siz böyle bir ekonomiyi devraldınız.

Siz, yüzde 70 olan enflasyon oranının bir yıl içerisinde yüzde 29,5'a düşürülmüş bir ekonomi devraldınız. Siz ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 69,9 olan bir ekonomi devraldınız. Siz 1,5 milyar dolarlık bir cari açık devraldınız. Siz 10 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı devraldınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Döviz rezervi?

SEDAT KIZILCIKLI (Bursa) - 24 milyar dolar, şimdi 56…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi, Sayın Maliye Bakanının geçen seneki tutanaklarını getirdim, okudum, geçen sene diyor ki: "İstihdam üzerindeki yükleri düşürüyoruz, düşüreceğiz." Geçen sene… Tutanaklarda var, yanımda. Bu seneki konuşmasını aldım, bu sene de aynı şeyi söylüyor Maliye Bakanı: "İstihdam üzerindeki yükleri düşüreceğiz." Ne zaman düşüreceksiniz Sayın Bakanım? Beşinci yılınız, işte gidiyorsunuz, bir daha da o koltuğu göremeyeceksiniz, bir daha da Maliye Bakanı olarak bu Meclise gelemeyeceksiniz. Yani, şimdi…

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Sen kendine bak! Sen gelebilecek misin?

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Geçen sene de aynısını söyleyeceksiniz… Tutanaklar yalan söylemiyor. Bak, tutanaklarda var. Geçen sene de demiş ki: "İstihdam üzerindeki vergi yükünü düşürüyoruz, azaltıyoruz." Bu sene de var. Yani, böyle bir Maliye Bakanı olabilir mi değerli milletvekilleri? Zannediyorsunuz ki, tutanakları hiç kimse okumuyor, Maliye Bakanı ne söylerse söylesin, bir sene sonra gelir, aynı şeyleri bir daha tekrar eder, millet de bunlara inanır şeklinde bir düşünce içerisindeyseniz yanılıyorsunuz.

Bakınız -son cümlelerimi söylüyorum- ihracatın bünyesi içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlelerim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, son cümleniz için açıyorum, lütfen…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi, ihracat rakamları arttı diyorsunuz, rekor kırdık. Şimdi, geçmişten günümüze, bütün yıllar, ihracat rakamları, bir iki yıl istisna, hep artmış. Ama, burada önemli bir şey var: İhracatın içerisindeki ithalatın payı yüzde 36,5 olmuş Sayın Bakanım. Yüzde 36,5; ihracat içerisinde ithal ürünlerinin payı. Bu sizi yanıltmasın, bu sizi kandırmasın. İşte onun için, büyüdük diyorsunuz, ihracat artışımız şu kadar diyorsunuz. Bunların Türkiye'de işsizliğe yansımamasının altında yatan sebepler de bunlar.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, teşekkür…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Bu sebeplerle, bu düşüncelerle, bütçenin daha rahat bir şekilde tartışılabilmesi için, bu Danışma Kurulu önerisi içerisinde, en azından yarınki görüşmelerle ilgili sürelerin biraz daha uzun tutulması gerektiği düşüncesiyle, Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde söz aldım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.

80

Danışma Kurulu önerisinin lehinde, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belki kısa bir açıklama yapma gereği oldu. Niye yarınki görüşmelerin saat 11.00'den 14.00'e alınması konusunda Sayın Kandoğan'ın yönelttiği bir soru var. Şöyle açıklayabilirim: Saat 14.00'te yapılması, herhâlde, biraz, bir iki saat de olsa, bir dinlenme fırsatı vermek için, onu öncelikle açıklayayım. Ama, zaman konusundaki taleplerine katılmamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, ben, iki şey söyleyeceğim bu vesileyle. Yani, niye böyle olduğunu, lehinde olarak ifade ettim. Çünkü, oraya, Grup Başkan Vekili olarak imza attım.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bütçeler, parlamentolara, hele de bizim Anayasa'mızda, Parlamentoya verilmiş en önemli görev, yetki. Fakat, Plan ve Bütçe Komisyonundaki tartışmalardan sonra, Genel Kurul aşamasını biz çok çabuk geçiyoruz bütçelerin. Böyle, hızlandırılmış görüşmeler sonucunda nasıl yol kazaları yaptığı Meclisin, Sosyal Güvenlik Yasası ve Genel Sağlık Sigortası Yasası'nın birçok maddesinin, hükmünün iptal edilmesiyle ve yürürlüğünün durdurulmasıyla karşımıza çıktı. Bu, yapıcı bir örnek olduğu için söylüyorum. Yani, burada gerekli zamanı ayırmadan, yeterli görüşmeyi sağlamadan çıkardığımız yasalar sıkıntı yaratıyorlar. Yani, kısa zaman dilimi içerisinde, beklediğimiz yararından çok, toplumu ilgilendirdiği alanda kaosa sürüklemekle, boşluğa sürüklemekle paralel bir sonuç doğuruyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın, elinizde bu bütçe kanununun görüşülmesine ait küçük takvim kitapçığı var. Şimdi, ben sizin takdirlerinize sunmak istiyorum. Bu, on bir günde görüşülmesi sıkıştırılmış bir bütçe. Şimdi, yedinci güne bir bakarsanız, Dışişleri Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve bağlı olan kurumlar, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı ve son iki bakanlığa da bağlı olan kurum ve kuruluşların hepsinin bütçesi aynı gün içerisinde. Şimdi, o zaman, göstermelik bir görüşme yapıyoruz burada. Gruplara kırk beşer dakika veriliyor bir turda. Bir turda iki bakanlık ve bağlı olduğu kuruluşlar ele alınıyor. Yani, yirmi iki buçuk dakika bir bakanlığa düşüyor. Yirmi iki buçuk dakikada, siz, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ya da Çevre ve Orman Bakanlığının ya da Dışişleri Bakanlığının, ki, her birinin kendi özel alanları var; bütün bunlara yapıcı eleştiriler getireceksiniz, uygulamaları değerlendireceksiniz. Beşinci yılına giren bir hükûmetin uygulamalarını burada, bu çatı altında, demokratik, sivil, parlamenter sistem içerisinde, yol gösterici, katkı yapıcı, gereğinde ağır eleştirecek boyutlarla ele almayı deneyeceksiniz! Bu mümkün değil, bu bir hatadır. Bunun hızlandırılmış bir takvim içerisinde ele alınması -demin söylediğim- bu Parlamentonun temel görev alanlarından bir tanesi olan bütçe yapma yetkisine de konmuş, maalesef, bir iktidar prangasıdır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi elinizi vicdanınıza koyun. Yani, bir bakanlığın bir gün içerisinde konuşulması ve gruplara hiç olmazsa iki saat düşmesi ve o bakanlığın bu bütçe görüşmelerinde çok daha iyi bir şekilde ele alınması, yaptıklarının değerlendirilmesi, olumlu yönler varsa onların dile getirilmesi, eksik yönler varsa onların -eleştiri bakımından- yol gösterici nitelikte değerlendirilmesi gerekmez mi? Dört yıldır aynı takvimi biz burada uyguluyoruz. On bir gün değil de, bu, on altı günde ya da on yedi günde görüşülse ne olur? O kadar boş günler geçiriyoruz ki. O kadar ilgisiz konularda, bu Parlamento, zaman zaman, buraya kendini bir boşluk içerisinde mahkûm ediyor ki. Dönüp bir bakın geriye… Yani, bu bütçe konusunun önemini vurgulamak istiyorum.

Sözlerimi bitirmeden önce, ben sizlerden özür dileyerek bir konuya daha dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, kürsüye bütün parlamenter arkadaşlarımız çıkıyor, muhalefetten olsun, iktidardan olsun. Zaman zaman, olayın akışı içerisinde konuşma üslubu sertleşebiliyor, parlamenter geleneklerde hepsi var bunların; ama, özellikle bir konuda düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Eleştiriler çerçevesinde ya da övgüler çerçevesinde bu kürsüde konuşan bir sayın bakanın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir sayın bakanı olduğunu, üslubuna -hiçbir zaman, yanlış bir anlam çerçevesi vermek istemiyorum, ama- çok özen göstermesi gerekiyor. Sayın Bakanın konuşmasından aldığım üç-dört tane not var. Yani, söylediği şeyler "indi mi, bindi mi" efendim "babalar gibi sattık." Bunu özel sohbetlerinizde, arkadaş sohbetlerinizde kullanabilirsiniz, ama, siz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir sayın bakanısınız; bu kürsüde size yöneltilen ağır eleştiriler de olsa, belli bir üslup çerçevesinde yanıt vermek zorundasınız. Yani, daha sevimli gözüküyorum diye bir ifade ya da bir beklentiniz varsa, bilmiyorum, bu alkışlar sizi yanıltmasın Sayın Bakan. Yani, çok sevimli bir üslup olmuyor. Bu kürsünün, bilhassa bakan düzeyinde kullanılmasında, belirli bir çizgiye çok özen göstermemiz gerekiyor.

Ben, belki haddimi aşarak bu hatırlatmada bulundum.

Danışma Kurulunun lehinde olduğumuzu ifade ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Koç.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Şimdi tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

II. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

81

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1.- 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2005 Mali Yılı Genel ve Katma Bütçeye Dahil Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1252; 1/1236, 3/1139; 1/1237, 3/1140) (S.Sayısı: 1269, 1270, 1271) (Devam)

A) MALİYE BAKANLIĞI (Devam)

1.- Maliye Bakanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Maliye Bakanlığı 2005 Mali Yılı Kesinhesabı

B) KAMU İHALE KURUMU (Devam)

1.- Kamu İhale Kurumu 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

C) GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Gelir İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

D) ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) GELİR BÜTÇESİ (Devam)

BAŞKAN - 5'inci maddeyi okutuyorum:

Bağlı cetveller

MADDE 5- (1) Bu Kanunun 1 inci maddesi ile verilen ödeneklerin dağılımı (A),

(2) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri tarafından ilgili mevzuata göre tahsiline devam olunacak gelirler (B),

(3) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri gelirlerine dayanak teşkil eden temel hükümler (C),

(4) Bazı ödeneklerin kullanımına ve harcamalara ilişkin esaslar (E),

(5) 5018 sayılı Kanuna ekli (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan idare ve kurumların nakit imkanları ile bu imkanlardan harcanması öngörülen tutarlar (F),

(6) 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri uyarınca verilecek gündelik ve tazminat tutarları (H),

(7) Çeşitli kanunlara göre bütçe kanununda gösterilmesi gereken parasal sınırlar (İ),

(8) Ek ders, konferans ve fazla çalışma ücretleri ile diğer ücret ödemelerinin tutarları (K),

(9) 11/8/1982 tarihli ve 2698 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Okul Pansiyonları Kanununun 3 üncü maddesi gereğince Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yönetilen okul pansiyonları öğrencilerinden alınacak pansiyon ücretleri (M),

(10) 7/6/1939 tarihli ve 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu uyarınca milli müdafaa mükellefiyeti yoluyla alınacak;

a) Hayvanların alım değerleri (O),

b) Motorlu taşıtların ortalama alım değerleri ile günlük kira bedelleri (P),

(11) 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinin yıl içinde edinebilecekleri taşıtların cinsi, adedi, hangi hizmetlerde kullanılacağı ile 5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Taşıt Kanununa tabi kurumların yıl içinde satın alacakları taşıtların azami satın alma bedelleri (T),

(12) Kanunlar ve kararnamelerle bağlanmış vatani hizmet aylıkları (V),

işaretli cetvellerde gösterilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 5'inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının bu maddesi, Bütçe Kanunu'na ekli cetvelleri düzenlemektedir. Örneğin Bütçe Kanunu'na ekli (A) cetveli, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kurumlara verilen ödenekleri; (B) cetveli, merkezî yönetim bütçesinin gelir tahminlerini; (C) cetveli, merkezî yönetim bütçesinde yer alan gelirlerin dayanağı olan mevzuatın hükümlerini düzenlemektedir. Diğer cetveller de, maddede belirtildiği gibi, bütçeyle ilgili diğer düzenlemeleri içermektedir. Görüldüğü gibi madde, esasen bütçenin tümüne yönelik bir madde niteliğindedir. Bütçe Kanunu'nun ekli cetvellerinin hepsini bir araya getirip değerlendirdiğimizde, bütçeye ilişkin bir değerlendirmeyi yap

82

mak mümkün olur. Ben, bu nedenle, maddeye ilişkin değerlendirmemi yaparken merkezî yönetim bütçesinin tümüne yönelik bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Türkiye, IMF destekli olarak yedi yıldır bir istikrar programı uygulamaktadır. Bu uygulamanın üç yılı AKP öncesi dönemde, son dört yılı da AKP hükûmetleri döneminde geçmiştir. Şimdi, 2007 yılı bütçesiyle beraber, Türkiye, IMF destekli olarak bir sekizinci programın uygulamasına girmektedir. Doğal olarak, burada iktidar adına konuşan arkadaşlarımız ve yine Hükûmet adına konuşan Sayın Maliye Bakanı, bu dört yıllık dönemin değerlendirmesini yaparken iktidarlarını, hükûmet dönemlerini öne çıkaracak rakamları, icraatları ortaya koyacaklar, ancak beklenen şudur: Bu rakamlar, bu icraatlar ortaya konulurken gerçek olan rakamlar, doğru olan rakamlar ortaya konulsun. Yoksa, sunulan rakamların, söylenen hususların hiçbir inandırıcılığı kalmaz.

Ben burada Sayın Maliye Bakanını dinlerken, İktidar Grubu adına konuşan bazı arkadaşlarımı dinlerken, doğrusu, onlardan bazı rakamları duyarken şaşırdığımı ifade etmeliyim. Sayın Maliye Bakanı, İktidar Grubu adına konuşan bazı arkadaşlarımız, 2002 yılı rakamları ile -ki, AKP'nin hükûmet olmadan önceki yılıdır, önceki Hükûmetin son yılıdır- 2006 yılı rakamları kıyaslandı ve 2006 rakamları verilerek "Hangisi daha büyük?" şeklinde Genel Kurula da bir soru sormak suretiyle, bir aritmetik dersi alır gibi, Hükûmetin icraatları ortaya konulmaya çalışıldı.

Değerli arkadaşlar, şimdi, Sayın Maliye Bakanımız diyor ki: "Biz ek bütçe yapmadık, ek bütçe yapmak işleri kötü yönetmektir."

Değerli arkadaşlar, ben gayet iyi hatırlıyorum, bu Hükûmet, şimdiki Sayın Bakan buraya bir ek bütçeyle geldi ve 2004 yılında, bu Hükûmet, bir ek bütçe çıkardı. Önceki hükûmetler çıkarmadı mı ek bütçe? Onlar da çıkardı. Önceki Hükûmete bakarsanız, o da 2001 yılında bir ek bütçe çıkardı. Şimdi, eğer, ek bütçe çıkarmayı hükûmetin bir icraatı olarak, hükûmetlerin olumsuz icraatı olarak alacaksak, olayı buradan değerlendireceksek, iki hükûmet de birer tane ek bütçe çıkarmış, ne farkı var? Hiçbir farkı yok.

Devam ediyorum: Sayın Maliye Bakanı ek bütçe çıkarmayı sözünde durmamak olarak anlıyor. Yani, daha önce Parlamentoya gelmişsiniz, bir bütçe kanun tasarısını yasalaştırmışsınız, sonra bu bütçenin içine sığamamışsınız, gelip Parlamentoya bir ödenek daha istemişsiniz, ek bütçenin anlamı bu. Şimdi, ben Sayın Maliye Bakanına sormak istiyorum: Siz 2007 yılını da kapsayacak orta vadeli bir mali plan ilan ettiniz. Orta vadeli mali planda 2007 yılı bütçesi için öngördüğünüz rakam 189 milyar YTL'ydi, kamuoyuna, herkese duyurdunuz. Resmî Gazete'de yayımladınız, 2007 bütçesinin büyüklüğü 189 milyar YTL olacak. Bu bütçe ne kadardır? 204,9 milyar YTL, 205 milyar YTL. Nerede kaldı sözünde durmak? Durmadınız.

2007 yılı bütçesi için, 2007 yılı için hangi büyüme oranını ilan ettiniz daha önce orta vadeli mali planda? Yüzde 7. Bu bütçe, görüştüğümüz bütçenin büyüme hedefi nedir? Yüzde 5. Olmadı Sayın Bakan, sözünüzde durmadınız.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür değerli arkadaşlar. Vergi yükünden diğer rakamlara kadar, Hükûmet, orta vadeli mali planda ilan ettiği hedeflerin hiçbirisine uymamıştır. Konuyu buradan değerlendirmek yanlış olur. Maliye bakanlarına düşen, daha ciddi rakamlarla kamuoyunu, Parlamentoyu ikna ekmektir.

Konuşulması gereken konu, bu Hükûmet ne kadar bir büyüme sağlamıştır, enflasyonda nereye gelmiştir, bunu konuşmak gerekir değerli arkadaşlar. Bu Hükûmet, 2002 yılında başlayan büyüme sürecini devam ettirmiştir. Bunda bir tereddüt yok. 2001 krizinden sonraki program, 2002 yılında, yüzde 8'i aşan oranda bir büyümeyle sonuçlanmış ve aynı büyüme eğilimi şimdi devam ediyor. Ancak, büyüme sonucunda ulaştığımız rakamı değerlendirirken burada gerçekçi olmayan rakamları verirsek bu da doğru olmaz.

Değerli arkadaşlar, büyümeyi değerlendirirken, gayrisafi millî hasılada geldiğimiz noktayı değerlendirirken daima sabit fiyatları almak gerekir. Enflasyonu arındırmazsanız, döviz kurundaki değişikliklerden arındırmazsanız yanlış yerlere varırsınız. Şimdi, arkadaşlarımız diyor ki: "183 milyar dolarlık millî geliri 390 milyar dolara çıkardık." Bunu geçen gün de konuştuk. Evet, dolar cinsinden baktığımızda rakam budur.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Akif Bey, şimdi keyifleri bozmayın yani!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Ama sabit fiyatlarla baktığımızda, bakın, o rakamlar da yine Hükûmetin yayımlamış olduğu 2007 Yılı Programı'nda yer alıyor. Sabit fiyatlarla baktığımızda, AKP'nin Hükûmet olduğu 2002 sonundan dört yıl daha geriye gidiyorum, 1998 ile 2006'yı kıyaslıyorum, gayrisafi millî hasıladaki artış oranı yüzde 19,7'dir değerli arkadaşlar. Yani, bu kadar fedakârlık, bu kadar çok vergi ödemek, bu kadar kamu harcamalarından kısmak, işte, her sene yüzde 6,5 oranındaki faiz dışı fazlayı tutturma çabamız, sonuçta bizi, sekiz yılda ancak gayrisafi millî hasılayı yüzde 20 oranında büyütme noktasına getirmiştir değerli arkadaşlar.

Şimdi, hangi rakam büyüktür, hangi rakam küçüktür. Ben de, Sayın Bakanın yöntemini benimsemek suretiyle sizlere birkaç rakam sormak istiyorum. Esasen Sayın Bakana bunu tabii ki sormak istiyorum. Bakın, tarımsal destekler konusunda Hükûmetin icraatlarını değerlendirmiştik, şimdi biraz daha somut bir adımla başka bir

83

şeyi söylemek istiyorum. Şu, 2007 Yılı Programı'nın 79'uncu sayfasında -Bakanlar Kurulunun programıdır bu- tarım ürünlerinin fiyatları var. Burada, 26 tane tarım ürününün 2003 ila 2005 yılı fiyatları var, ortalama alım fiyatları düzenleniyor. Bu 26 tane ürünün 15'inde fiyat düşüşü var. 2005 yılındaki fiyat 2004 yılına göre daha az. Yine, bu 15 ürünün 5 tanesinin fiyatı 2003'ten de daha düşük. Bakın, burada, buğdaydan pamuğa, kuru incirden kayısıya kadar birçok ürünün fiyatındaki düşüşler yazılı. Ben şimdi size soruyorum, 2003'ün buğday ortalama alım fiyatı YTL/ton cinsinden 353 lira, 2005 yılında bu 332 liraya düşmüş. Şimdi hangisi büyük acaba, 332 mi, 353 mü?

Bu örnekleri, değerli arkadaşlar, saydığım ürünlerin hepsinde söyleyebilirim. 2006 yılı rakamları burada olmadığı için, onları size söyleyemiyorum.

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - 2005'te buğday 385 bin liraydı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Efendim, bakın işte, Bakanlar Kurulunun yayımladığı programı okuyorum. Eğer, bunlar yanlışsa, Sayın Maliye Bakanı buna yanlış diyebilir. Geçen gün, burada yer alan, kendi imzasını taşıyan bir rakamı yanlış olarak sundu.

Değerli arkadaşlar, bunlar doğru değerlendirmeler değil, doğru değerlendirmeler burada, devletin resmî rakamlarında. Ben de bu rakamları kullanıyorum. Tam 5 ürün 2003 yılına kıyasla 2005 yılında daha düşük bir fiyatla alım bulmuş devlet tarafından. Ortalama alım fiyatı, destekleme primleri dâhil değil, hem 2003'te dâhil değil hem 2005'te dâhil değil.

Değerli arkadaşlar, enflasyonda neredeyiz? Enflasyonda bu Hükûmet 2006 yılı enflasyon hedefini yüzde 5 olarak ilan etmişti. Gerçekleşme ne olacak? Yüzde 10 düzeyinde. Yüzde 9,86; 9,90; 9,96 tahminleri yapılıyor. Evet, 10 mu büyük 5 mi büyük?

Evet, yani enflasyonda yüzde 100'ü aşan oranda bir sapma var. Bu Hükûmet enflasyonu nereden devraldı? Yüzde 29,7'den. 2002 yılı yıl sonu enflasyonu yüzde 30 değil, yüzde 29,7'dir. Geldiğimiz nokta yüzde 10. Yani dört yılda yüzde 29,7'yi yüzde 10'a indirmişiz.

Esasen fena gitmiyordu. 2006 yılının Mayıs, Haziran ayındaki çalkantı olmasaydı belki o hedefe ulaşacaktık. Peki, işler yolunda giderken birden neden bozuldu değerli arkadaşlar? Bunun üzerinde durmak gerekiyor. İşte bu noktada Hükûmetin değerlendirme eksikliği var. Hükûmet şu an sıcak paranın yarattığı bir rüyanın içerisinde. Bunu bozmak istemiyor.

Döviz kuru, mayıs, haziranda 1,6'ya çıktı dolar, şimdi tekrar 1,42'lere, 43'lere, o düzeylere düştü ve hepimiz rahatladık, sanki sorun düzeldi gibi oldu.

Değerli arkadaşlar ama, faiz o zaman 13,7'lerde idi, şimdi faiz yüzde 21'lerde. Faiz inmedi. Döviz indi ama faiz inmedi. Risk burada. Risk burada değerli arkadaşlar, bu risk aynen devam ediyor, Hükûmetin bu riski değerlendirme niyeti yok.

Bakın, bu bütçe, geçen gün ifade ettim, tekrar ifade edeceğim, faiz dışı harcamalara baktığımızda, yüzde 17,8 oranında artış öngörüyor. Bir yandan da, bu bütçeyi, Sayın Bakan, enflasyonla mücadele bütçesi olarak nitelendiriyor. Gayrisafi millî hasıla 2007'de hangi oranda artacak? Yüzde 12,3. Millî geliri yüzde 12,3 oranında artırmayı düşüneceksiniz, ama, faiz dışı harcamaları yüzde 17,8 oranında artıracaksınız. Bunun inandırıcılığı olmaz. Bir şartla belki olabilirdi; bunun finansmanını eğer burada görebilseydik olurdu. Finansmanına bakıyoruz; vergi yükünde artış var. 2006 yılında yüzde 24,5 olan vergi yükü, 2007 yılında yüzde 25'e geliyor. Gayrisafi millî hasılanın yüzde 0,5'i kadar. Yani, rakamsal tutarı 3,1 milyar YTL. Eğer, bu bütçe samimi bir bütçeyse, toplum, vatandaş 2006 yılında ödediği vergiden, enflasyonu ve büyümeyi… O payı düşüyorum, ona düşeni zaten ödeyecek, onun üzerine, 3,1 milyar YTL daha ilave vergi ödeyecek.

Evet, Sayın Bakan "Yeni vergi yok." diyor. Yeni isimle bir vergi yok. Acaba, bu, mevcut vergilerin oranlarının artırılması anlamına mı geliyor? Bunu da sormak istiyorum.

Gelir vergisinde yüzde 20'yi aşan oranda hasılatı değerlendirmek gerekir. Diğer vergi kalemlerindeki artışı değerlendirmek gerekir.

Değerli arkadaşlar, bir riske daha değinmek istiyorum. Bakın, genellikle çok konuşulmamış bir riskin üzerinde durmak istiyorum; KİT'ler. KİT'lerde ne oluyor, ne bitiyor, Hükûmet, bu konuda Parlamentoyu, toplumu bilgilendirmiyor. Ben, bu konuda, yine, Hazine Müsteşarlığının rakamlarına dayanarak sizlere bilgi vermek istiyorum.

KİT sisteminin iki grup borcu var: Birinci grup, vergi, SSK ve Hazineye olan diğer borçlar. Bu borçları IMF de izliyor. O nedenle, bu borçların miktarına baktığımızda, burada bir anlamlı artış görmüyoruz, burada işler fena değil gibi gözüküyor. Ama, öte taraftan, KİT'lerin ticari bankalara olan borçlarına baktığımızda, piyasaya, şahıslara olan borçlarına baktığımızda ve KİT'lerin birbirlerine olan borçlarına baktığımızda, olağanüstü artış görü

84

yoruz. KİT'lerin toplam borç stokundaki artış, 2002 yılı sonuna kıyasla, 2005 sonu itibarıyla -2006 rakamlarını Hazine Müsteşarlığı sayfasına koymadığı için kullanamıyorum- yüzde 85 oranında artmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.

TÜFE dört yılın kümülatifinde yüzde 53 düzeyinde artarken KİT'lerin toplam borcu yüzde 85 oranında artmışsa, bu, ciddi bir uyarıdır.

Bunun alt kalemine bakıyoruz: KİT'lerin ticari bankalara olan borçları 2002'den 2005 sonuna yüzde 1.260 oranında artmıştır değerli arkadaşlar. KİT'lerin görev zararları, banka sisteminde, bu şekilde, bir şekilde gizlenecektir değerli arkadaşlar. Bir dönemin kötü alışkanlığının bu dönemde de tekrar ettiğini bilmenizi istiyorum.

KİT'lerin özel şahıslara borcu 2002'de 2,2 milyar YTL'den 2005 sonunda 7 milyar YTL'ye, yani 7 katrilyon TL'ye çıkmıştır. Artış yüzde 318.

KİT'lerin birbirlerine olan borçları 7,5 milyar YTL'den 14 milyar YTL'ye çıkmıştır. Yüzde 87 oranında bir artış var.

Değerli arkadaşlar, eğer, hangisi büyük hangisi küçük açısından değerlendirirsek, KİT'lerde durum olağanüstü ölçüde ciddidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim, son cümlelerinizi rica ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Son cümlelerimi söylüyorum.

Ama, maalesef, bu bütçede bu ciddiyeti görmüyoruz.

Kamu finansmanındaki gizlenen açıkların önemli bir bölümü buradadır. Bu, birikmiş, ertelenmiş, bir şekilde gizlenmiş açığın faturasını, bir gün, toplum olarak hep beraber çekeceğiz. Bunu da dikkatinize sunmuş oldum.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Anavatan Partisi Grubu adına, Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan.

Buyurun efendim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nda, 5'inci madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 2007 yılı bütçesine baktığımız zaman, Sayın Hükûmetin her şeyi tozpembe göstermesine rağmen, her şeyin, maalesef, rakamlara, sokağa baktığımızda delik deşik olduğunu, milletin cebinde para kalmadığını, esnafın, köylünün, memurun, emeklinin perişan bir durumda olduğunu görmekteyiz. Yani, deveye sormuşlar: "Boynun neden eğri?" Demiş ki "Nerem doğru ki!" misalinde olduğu gibi.

Değerli arkadaşlar, ateş düştüğü yeri yakar. Siz millete, mağdur kesimlere, mağdur milyonlara neyi anlatırsanız anlatın, o, acı ve ıstırap içerisinde olduğu müddetçe sizlerin bu süslü püslü sözünüze asla ve katiyetle inanmayacaktır. Çünkü, yanan ve acı çeken o mağdur ve mazlum kitlelerdir değerli arkadaşlar.

Bakın, esnafla ilgili bazı rakamlar vermek istiyorum değerli arkadaşlar. Şimdi, piyasa stres endeksine göre, 2002 yılında ayda ortalama 41.562 senet protesto edilirken, bu yılın ağustos ve eylül aylarında protesto edilen senet sayısı ilk defa 100 bini aşmıştır değerli arkadaşlar. Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı şudur değerli arkadaşlar: Esnaf siftah yapmadan kepenk indiriyor değerli arkadaşlarım. Esnaf Bağ-Kur primlerini ödeyemiyor, esnaf elektrik ve su paralarını ödeyemiyor, esnaf SSK primlerini ödeyemiyor değerli arkadaşlar. Gerçekten, esnafımız permeperişan bir durumdadır.

Şimdi, diğer bir rakamı vermek istiyorum. Bankaların bildirdiği karşılıksız çek sayısı 2002 yılında ayda ortalama 61.914 düzeyinde seyrederken, bu yıl aylık ortalama bu rakam 82.585'e çıktı. Bu, peki, esnafın çok mağdur ve perişan bir durumda olduğunu göstermiyor mu? Eğer her işin çözümü rakamlardaysa, işte, rakamlar meydanda arkadaşlar.

Merkez Bankasının iktisadi yönelim anketinde, son bir ayda alacak tahsilatında meydana gelen gecikmenin bir önceki aya göre seviyesiyle ilgili soruya "daha yüksek" diyenlerin oranı, 2002 yılından bu yana "daha düşük" diyenlerin sürekli üzerinde seyretti değerli arkadaşlar.

Bunlar ankettir, anketler hemen hemen doğru çıkan rakamlardır değerli arkadaşlar.

85

Ocak 2002'deki düzeyi 100 kabul edilerek oluşturulan endeks, bu yıl, eylül sonu itibarıyla, 156 seviyesine yükseldi. 2002 yılı Ocak ayında 100 olan stres endeksi, 2001 krizini izleyen aylarda özellikle protestolu senet sayısında Aralık 2002'de 97,3'e indi. 2002 yılında özellikle enflasyonun beklenmedik şekilde düşmesiyle birlikte piyasadaki stresin de azaldığını gösteren endeks, 2003 yılında protestolu senet ve karşılıksız çek sayısında artışla birlikte 118,6'ya yükseldi. 2004 yılı özellikle karşılıksız çek sayısındaki artışla birlikte ödememe eğiliminin oldukça arttığı bir yıl olarak da kayıtlara geçmiştir, bunu herkes biliyor.

Değerli arkadaşlar, protestolu çek ve ödenmemiş senet sayısının artması, küçük esnafın nakit sıkışıklığına düştüğünün en açık göstergelerinden birisidir. Bunun nedeni de çok açıktır. Hükûmetin aksatmadan uyguladığı ekonomi politikalarının basit bir göstergesi olarak, sektörler, global aktörlerin eline geçti. Şimdi büyük balık küçük balığı yutuyor ve kimsenin elinden bir şey gelmiyor arkadaşlar. Piyasadaki durgunluk ve nakit sıkışıklığı piyasanın huzurunu ve tüccarlar arasındaki güvensizlik ortamını da tetikliyor. Bu çok tehlikeli bir durumdur. İşte, Hükûmetin açıkladığı tablolarda görünmeyen gerçek budur. Global oyuncuların yol açtığı gaz birikmesinin "ekonomide işler iyiye gidiyor" nameleriyle boşaltılması da mümkün değil.

Sonuçta piyasanın yaşadığı stres de ekonomideki hastalıkların göstergesidir. Eylül ayı stres endeksi 156'ya yükselmiş. Bu oran kriz sonrasından bile yüksek değerli arkadaşlar, ilk defa. Ekonomiyi yönetenlerin buna dikkat etmesi gerekmektedir. Bizim süslü püslü, esnafımızın, köylümüzün süslü püslü laflara karnı toktur, çünkü, açlığı, yoksulluğu, acıyı çeken kitlelerdir.

Değerli arkadaşlar, peki, bu şartlarda ekonomiyi yönetenler ne yapıyorlar, bir de buna bakalım. Kredi kartı borcu nedeniyle hacizli olan insan sayısı 574 bin. 2002'de vatandaş tüketici kredisi ve benzeri nedenlerle 6,6 katrilyon borçluyken, bugün bu rakam 64 katrilyon Türk lirasıdır. 10 katlık bir borçlanma artışı insanlar üretemiyor, kazanamıyor anlamına gelmektedir.

Şimdi soruyorum: Bu iş nereye kadar gider? 94 krizi 8,5; 2001 krizi de 9,5 milyar dolarlık cari açık nedeniyle çıkmıştı. Oysa, şimdi bu rakam 30 milyar değerli arkadaşlar. Şimdi belki biraz daha fazla yükselmiştir diye düşünüyorum. Ve millî gelire oranı yüzde 8,5. Sanıyorum, uluslararası rantiyeye yüzde 1,3 civarında bir faiz vererek oluşturduğunuz bu suni cennetin mini bir ters rüzgârla Türkiye'yi cehenneme çevireceğini biliyorsunuz. İşte, değerli arkadaşlar, bizim burada haykırmamızın sebebi budur.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre milletvekilinin iki görevi vardır: Birisi yasama görevi, birisi de denetleme görevidir. Biz milletvekilleri, sade milletvekilleri, burada konuştuğumuz zaman, bu iki görevimizi yerine getirmek için konuşuyoruz. Demokrasi gereği konuşuyoruz. Bakınız, Avrupa parlamentolarında çok daha sert eleştiriler vardır. Hükûmetler, Avrupa hükûmetleri bunlara dayanırlar değerli arkadaşlar.

Benim bugünkü konuşmamda, değerli arkadaşlar, konuşmadan sonra Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler, burada çıkıp, bana hakaret etti, işte, "Ağzını çalkalasın beni anmadan önce, Sayın Başbakanı anmadan önce…" Değerli arkadaşlar, ben ağzımı çalkalayacak ne yaptım ki, ben burada kamu adına çıktım, yani, bu söz, ağzını çalkalama sözü demokrasi terbiyesine yakışmıyor. Bir.

İkincisi: Milletvekilliği sıfatına yakışmıyor değerli arkadaşlar. Bunu sizin hakikaten vicdanınıza arz etmek istiyorum. Ben kamu malını mı yedim ki, ağzımı çalkalayayım? Kimler kamu malını yediyse, kimler haksız olarak ihalelere gidip, 75 milyon insanın hakkını yediyse değerli arkadaşlar, onlar hem ağızlarını çalkalasınlar hem de kırk yıl çalışarak alınlarının terleriyle o mevcut bulunan vücudundaki etleri bir değiştirsinler, ondan sonra bana söz söylesinler değerli arkadaşlar. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Kim siyasi sıfatını kullanarak kamu malını yiyorsa kınıyorum ve lanetliyorum değerli arkadaşlar. Bunlar çok yanlıştır ve bu sözü de kendisine iade ediyorum. Gitsin kırk yıl Puro Sabunu'yla yıkansın ve temizlensin.

Değerli arkadaşlar, bir de, ben konuştuktan sonra buraya Adana Milletvekili -sevdiğim bir arkadaşımızdır- Sayın Recep Garip çıktı ve dedi ki: "Ben onun konuşmasına aldırmıyorum, kervan yürür…" Değerli arkadaşlar, elbette 4 Kasıma kadar bu kervan yürüyecektir. Ama, bu kervanı korumak için, bu kervanın etrafında muhafız değilim. Sayın Recep Garip'in kendisi bu kervana muhafızlık yapıyor. O söz kendisine aittir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özdoğan.

Şahsı adına, ikinci konuşmacı, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 5'inci maddesi üzerine söz aldım. Aslında, bu madde teknik bir madde. Sayın Hamzaçebi açıklarken ilk cümlesinde ifade etti. Bu, kanuna bağlı cetvellerle ilgili bir madde. A'dan V'ye kadar toplam 14 tane cetvel var. Bu cetvellerin nasıl işleyeceğiyle ilgili bütçe kanunlarında her zaman konulan bir madde. Özellikle (A) cetveli, bütçelerin nasıl harcanacağı; (B) cetveli, gelirlerin ne şekil

86

de toplanacağı, efendim, ücretlerin, fazla mesai ücretlerinin nasıl olacağı, ders ücretlerinin nasıl verileceği hakkında bilgiler veriliyor.

Değerli arkadaşlar, biraz önce Danışma Kurulu önerisi görüşülürken, muhalefetten bir milletvekili arkadaşımız, burada, geldi, Danışma Kurulunun önerisinin aleyhinde söz aldı, ama, maalesef, Danışma Kurulu aleyhinde konuşmayıp, bir iki cümleyi o şekilde söyleyip tamamen bütçeyle ilgili ve biraz önceki yaptığı konuşmayla da paralel bir konuşmayı, hatta, paralel de değil, yineleyen bir konuşmayı burada tekrar etti. Bakınız, ilk konuşmasında Maliye Bakanlığının yayımladığı yıllık ekonomik raporun 41'inci sayfasını söyledi. 41'inci sayfayı açtığımızda burada işsizlik oranlarıyla ilgili veriler var. Her ne hikmetse, 41'inci sayfayı açtı, bir baktı ki işsizlik oranları kendi aklındakiyle farklı. Hemen 41'inci sayfayı okumaktan vazgeçti, başka bir yeri okudu.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - 41'i okuyalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, 41'inci sayfayı okuyorum. Evet, Maliye Bakanlığı… Bu, herhâlde değil mi, doğru olan, sizin okuduğunuz?

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Evet. İşsizlik rakamları var, okuyalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - "İşsizlik oranı: 2003 yılı 10,5…"

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - "2004 yılı 10,3…"

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - "2005 yılı 10,3…"

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - "2005 yılı Haziran 9,1…" Başka kitap mı o?

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Yedi aylık o yalnız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Haziran diyorum.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hayır…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, haziran sonu diyorum

BAŞKAN - Efendim, karşılıklı konuşmayalım. Siz izahatınızı yapın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - 2006 yılı Haziran sonu 8,8.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şimdi, burada işine geldiği rakamları okuyorsun, işine gelmeyen rakamları söylemiyorsun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hayır. Ben iddia ediyorum ki yıl sonunda gene yüzde 10'un üzerinde olacak.

AHMET IŞIK (Konya) - "Cak"la, "cık"la olmaz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Kitap orada ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, yine yıl sonunda kasım istatistikleri yayımlandı. Kasım istatistiklerinde on bir aylık işsizlik rakamı 9,1 olarak TÜİK açıkladı.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hayır, yanlış biliyorsunuz Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Kandoğan…Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Bakın, ağustos, eylül, ekim, üç aylık ortalamadır o.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, lütfen müdahale etmeyelim efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Kandoğan, bakınız…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Ağustos, eylül, ekimin ortalamasıdır o rakam.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Aynı şey, aynı şey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şimdi, zaten rakamlar belirli dönemleri…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Ağustos, eylül, ekimin ortalamasıdır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Kandoğan, rakamlar belirli dönemleri alıp o şekilde değerlendirme yapıyor.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Efendim, yeni üç aylıklar başladı, siz bilmiyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bundan önce, bakın, 2005 ve 2006 yılının rakamlarını, Haziran rakamlarını söyledim size…

87

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Üç aylıklarda, ortadaki ayın rakamıdır o, eylül ayının rakamıdır o.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, müdahale etmeyin lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Tekrar okuyorum, tekrar okuyorum.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Okuyalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - 2005 ve 2006 yılı rakamlarını okuyorum.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Okuyalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Haziran sonu. Söylerken de haziran…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Efendim, yıllık okuyacaksınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yıllık yok, yıllık gelecek. Yıllık ne zaman gelecek biliyor musun…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Ben diyorum ki 2006 yüzde 10'un üzerine çıkacak ortalama.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Haziran sonu 9,1; haziran sonu 8,8. Sayın Kandoğan, on iki aylık rakamlar bu şekildedir.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hayır efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sizin biraz önceki okuduğunuz 2003, 2004, 2005 yılıyla ilgili, geçmiş on iki aylık…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …aralık-aralıktır.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bu da haziran-hazirandır.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Yıl sonu ne olacak, onu söyleyin.

AHMET IŞIK (Konya) - "Olacakmış!"

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şimdi, bakın Sayın Kandoğan, istihdam, 2003 yılında 21 milyon 147 bin. 2006 yılı Haziranda 23 milyon 200 bin.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Doğru.

AHMET IŞIK (Konya) - Kardeşim, sen müneccim misin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yaklaşık istihdamda 2 milyon 053 bin kişilik artış sağlanmış.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - 1 milyon 954 bin kişi de işsiz olmasına rağmen iş aramıyor. 1 milyon 954 bin…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şimdi, bakın, bir de bir şey söylediniz. İstihdam üzerindeki vergi yüklerini…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …istihdam üzerindeki yüklerin çok olduğundan bahsettiniz. Haklısınız…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Bakan söyledi onu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Haklısınız. Biz de Plan Bütçe Komisyonunda hem muhalefetteki milletvekili arkadaşlarımız hem de iktidardaki milletvekili arkadaşlarımız, bunun fazla olduğunu ifade ediyoruz. Siz biliyor musunuz Nisan 2003 tarihine kadar sanal asgari ücret vardı. Bunu bilir misiniz siz?

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Onun bilmediği bir şey yok!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - İş adamları, iş âlemi sigorta primi ödeyen herkes 1 Nisan sendromunu yaşardı. O 1 Nisan sendromunda, 2003 yılı itibarıyla söylüyorum, 1 işçi üzerinden yaklaşık 75 milyon lira, işveren asgari ücret üzerinden fazlasıyla bedel öderdi ve 1 Nisan şakası diye işverenler kendi aralarında yaparlardı. Biz, o dönem içerisinde, eğer yanlış hatırlamıyorsam… Arkadaşlardan rakamları istedim, ama, henüz gelmedi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Başkan, izin verirseniz…

BAŞKAN - Efendim, konuşmanızı tamamlayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - O rakamları aldıktan sonra, o zaman 300 milyon Türk lirası olan asgari ücretin brüt rakamı, tahmin ediyorum, 450 milyon lira üzerinden sigorta primine esas olan taban ücretti. Bunun üzerinden yüzde 21 işveren hissesi, yüzde 14 işçi hissesi ve diğer iş güçlüğü, meslek riskleriyle beraber yüzde 35, yüzde 37'lere çıkardı. Bu asgari ücreti, iş âlemindeki çok büyük sıkıntıya çıkan bu noktayı, biz, işçilerin üzerinden ve iş âleminin üzerinden bu fazlalık yükü aldık ve şunu araştırdım, inceledim, sordum: Bugüne kadar as

88

gari ücretin işveren üzerine, asgari ücret üzerindeki sigorta ve diğer primlerin yükünü hiçbir hükûmet dile getirmemiş. İlk defa 58'inci ve 59'uncu hükûmetler, asgari ücret üzerindeki yüklerin çok olduğunu dile getirmiş.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Ne olmuş dile getirmiş de? Vergi yükünü de bir söyler misin?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, bugüne kadar…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - İstihdam üzerindeki vergi yükünü söyler misiniz? Yüzde kaç, bir söyler misiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - İstihdam üzerindeki vergi yüzde 49,2; toplam yük, vergi yükü değil, toplam yük yüzde 49,2…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Netini söyler misin bana?

FARUK ÇELİK (Bursa) - Böyle bir usul var mı Sayın Başkan?

BAŞKAN - Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Başkan, biz, burada münazara yapmıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Bana soruyor…

BAŞKAN - Size sormuyor…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Niye size sorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ben, size söylüyorum, sormuyorum size.

BAŞKAN - Siz dinleyin…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Lüzumsuzluğun bu kadarı fazla canım! Bu Meclis bir kişi için çalışmıyor… Adamın asabını bozmayın!

BAŞKAN - Sayın Elitaş, süreniz tamamlandı, son cümlelerinizi rica ediyorum efendim

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Son cümlelerinizi rica ediyorum.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Gelsin, o anlatsın…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Anlattıkları hep yanlış. İşin enteresan tarafı, biz aynı okuldan mezun olduk.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hepsini yanlış söylüyor…

BAŞKAN - Müdahale etmeyelim Sayın Kandoğan, lütfen… Ayıp oluyor efendim, siz de konuştunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Anbarcıoğlu, biz, aynı okuldan mezun olduk, okuldaşız. Aynı hocalardan eğitim aldık.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Nasıl kaymakamlık yapmış bu ya?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şimdi, iki gündür Sayın Kandoğan'ı izliyorum, iktisat bilgilerimi yenileme ihtiyacı hissedeyim mi diye düşündüm; ama, hocalarımdan Allah razı olsun, bize iyi şeyler öğretmişler, değerli kardeşim yanlış şeyler öğrenmiş.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Öyle mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Ben 50 tane rakam söyledim orada, bir tanesini yanlış söyledim mi? 50 tane rakam söyledim ben orada…

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Şimdi, sorular, yine bir dakika içerisinde sorulacak. Baştan okuyorum: Sayın Aslanoğlu, Sayın Ekmekcioğlu, Sayın Işık, Sayın Gazalcı, Sayın Baloğlu ilk beş.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakanım, 56 milyar dolar döviz rezervinden bahsediyoruz. Bu paranın bir maliyeti var, tabii, Türkiye'ye bir maliyeti… Ülke ekonomisi açısından söylüyorum. Tabii, Merkez Bankası özerk bir kurumdur, ama, bu paralar önemli bir maliyetli olmasına rağmen, acaba nerelerde değerlendirdiğini biliyor musunuz? Bu konuda bilginiz varsa…

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

Sayın Ekmekcioğlu…

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

89

Sayın Bakana bir sorum var. Millî Eğitim Bakanı, öğretmenlerin ek ders ücretleri saat başına 3,5 YTL'yi 10 YTL yapmak için hazırlıklar yapıldığını defalarca kamuoyuna duyurdu, ama, Maliye Bakanı olarak sizin 1,5 YTL'lik bir artışa izin verdiğinizi dünkü görüşmelerde Sayın Bakan söyledi. Yani, öğretmenlere verilen ek ders ücretlerini sizin tutumunuz yüzünden 10 YTL değil, 5 YTL olduğunu belirtti.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Bakan aynen böyle söyledi.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Evet.

Öğretmenlerimiz bu kadar ekonomik bunalım içindeyken 1,5 YTL'lik bir artışı nasıl uygun buldunuz? Bu tasarıyla belirlenmiş ek ders ücretlerinde 2007 yılı içinde bir artış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ekmekcioğlu.

Sayın Işık, buyurun.

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Bakanım, Türkiye, Dünya Bankasından kredi kullanan ülkeler arasında 2004 yılında birinci, 2005 yılında ise ikinci olmuştur. Bu durumu neye bağlamaktasınız? Gelişmekte olan ülkeler açısından Türkiye'nin konumunu tanımlar mısınız?

Diğer sorum: Önceki dönemlerde bütçe giderleri hedeflenenin üstünde, bütçe gelirleri ise hedeflenenin altında gerçekleşmekteydi, hatta yüzde 49'lara varan sapmalar söz konusuydu. Bu noktada 2006 bütçe açığını yorumlar mısınız?

Son olarak, Vodafone'un Türkiye piyasasına girişini, Finansbankın yüzde 46 hissesini Yunanistan'dan bir sermayenin almasını nasıl değerlendirmektesiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Gazalcı…

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim sorum Sayın Bakana, tütün ve Tekel üzerine. 2002'de Türkiye'de tütün üreticisi ve tütün rekoltesi kaçtı, 2006'da bunlar ne kadardır?

Türk tütünlerinin kullanma oranına göre yabancı sigaralardan vergi alınırken, bunu siz kaldırdınız. Türk tütününü koruyordu bu. Niçin kaldırdınız?

Tekelin kimi şubelerini kapatıyorsunuz. Benim bölgemde örneğin, çok tütün üretilen Eşme, nitelikli tütün üreten Güney gibi yerleri niye kapatıyorsunuz? Buralarda dünyanın en güzel tütünleri yapılıyor. Tekel yabancılara satılırsa, Türk tütüncülüğünün ve Tekel üreticilerinin durumunu daha güç günler beklemiyor mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Sayın Baloğlu…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakana bir sorum var: Antalya'da her yıl turizm mevsimi sonunda turistik tesislerin bir bölümü kapanıyordu. Bu yıl ise, geçen yıllarla kıyaslanmayacak kadar çok sayıda tesis kapandı. Tabii, açılışlarda tören yapılıyor, ama, kapanışlarda tören yapılmadığı için kimsenin haberi olmuyor. Sayın Bakan da burada sektördeki gelişmeden bahsediyor. Resmî açıklamalara göre 120 bin, sektör örgütlerinin tespitlerine göre 150 bin kişi yalnız Antalya'da işsiz kaldı kasım ayı sonunda.

Şimdi, Sayın Bakan, kürsüye çıkıp işsizliği azaltmaktan bahsediyorsunuz. İstihdam alanları açmadan işsizliğin azaltılmayacağını herkes biliyor. Var olan tesisler de kapanıyor. Sadece Antalya'daki bu çoğu genç 150 bin insanın çaresizliği karşısında Hükûmet olarak bir planınız var mı? Onların çaresizliğine, umutsuzluğuna bir umut verecek misiniz buradan? Ne yapacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baloğlu.

Sayın Kaptan, kısa bir süremiz var, ama buyurun.

OSMAN KAPTAN (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, TÜPRAŞ'ın özelleştirilen yüzde 14,76'lık hissesi Danıştayca iptal edildi. Bu konuda yargı kararı uygulanıp, özelleştirilen hisseler geri alındı mı? Yargı kararı uygulanmadıysa, sebebi nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaptan.

Sayın Bakan, buyurun.

90

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu, Merkez Bankasındaki rezervlerin 56 milyar olduğunu söyleyip, bu rezervlerin nerelerde kullanıldığını, değerlendiğini söylüyor. Ufak bir düzeltmeme müsaade ederse, bu, 59 milyar dolar civarında. Bu, tabii, Merkez Bankasının rezervleri. Dolayısıyla, bunun idaresine de, nerelerde kullanacağına da Merkez Bankası karar veriyor ve Merkez Bankası, hepinizin bildiği gibi bağımsız bir kuruluş ve para politikaları Merkez Bankası tarafından yürütülüyor. Bu rezervleri de Merkez Bankamızın en uygun yerlerde kullandığına ben inanıyorum, ama, esas bilginin Merkez Bankasından alınması icap ediyor.

Sayın Ekmekcioğlu, Millî Eğitim Bakanlığının öğretmenlere ek ders ücretinin 5 YTL verildiğini, hâlbuki bunun 10 YTL verilmesi icap ettiğini, işte, Maliye Bakanı yüzünden de 5 YTL verildiğini söylüyor. Bunlar, tabii…

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Millî Eğitim Bakanı söyledi Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Millî Eğitim Bakanı…

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Burada söyledi.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Evet, ben Millî Eğitim Bakanının ağzından böyle bir şey duymadım. Yani, yeniden de tutanakları alıp okumam lazım, ona da imkânım yok, ama, öğretmenlerin ek ders ücretlerinin artırılması olsun, diğer hususlar olsun, bunlar Hükûmetimizin politikaları, Hükûmet tarafından karar verilir, bir.

Şimdi, 10 YTL niye 15 değil, 15 niye 20 değil… Bunun ucu açık, ama, burada Hükûmetin bir politikası var.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Bakan, 1,5 YTL artış yaptınız ama.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Eldeki imkânların azamisi hesaplanarak veriliyor burada ve bunu da o zamanlar defalarca anlattık, hesaplarını da anlattık. Burada, ben, ne kadar bize ek yük getirdiğini, ilave yükler getirdiğini, hepsini anlattım.

AHMET IŞIK (Konya) - Artış yüzde kaç?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ama, biz, her şeye rağmen, öğretmenlerimize daha fazla da vermek isteriz, ama, eldeki imkânlar bir de var. Ha, eskisi gibi, eldeki imkânlar şu kadar, ver verebildiğin kadar, borç al ver. Ama, ondan sonra, onun acısını, gene, o zam yapılan kesimler çekiyor. Biz, bunu anlatmaya çalışıyoruz, sürekli olarak anlattığımız bu.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Peki, niçin açıkladı 10 YTL'yi Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - O bakımdan, o zaman, oturursunuz, yani, şuna şu kadar ne vermedin, buna bu kadar ne vermedin… Onun ucu yok tabii, söylersiniz, ama, bunun bir hesabı var, bir de eldeki imkân meselesi var.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Bakan, bunun hesabını bilmiyor mu Millî Eğitim Bakanı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, değerli arkadaşlar, bakınız, hem diyorsunuz ki, bu bakan söylerken bazı şeyler söylüyor, ondan sonra da ona üzülüyorsunuz hem de boyuna laflar atarak beni birtakım şeylere zorluyorsunuz. Ben, şimdi, sizin söylediğiniz ölçüler içerisinde size cevap vermeye gayret ediyorum.

Yine, Sayın Işık, çok özür dilerim, birinci sorunuzu tam alamadım, ama, bütçe giderleriyle bütçe gelirleri arasındaki farkları, geçmiş yıllara, geçmiş hükûmetlere göre bir mukayese ettiğinizde nasıl bir neticeye varıyorsunuz, diye bir soru sordunuz.

Sayın Işık, ben, onu, bütçe sunuş konuşmamda, Maliye Bakanlığının sunuş konuşmasında bilhassa belirtmeye gayret ettim. Evet, bütçe giderleriyle bütçe gelirleri arasındaki ilgi ve rabıtayı iyi kuramazsak, yani bütçeyi iyi idare edemezsek, iyi kurup bütçeyi iyi idare edemezsek, bu milletin yıllardır çekmiş olduğu çileleri tekrar bu millete çektiririz. Bu nedir? Eğer senin giderlerine yahut da gelirlerine göre giderlerini ayarlayamazsan, o zaman işte bütçe açıklarıyla karşılaşıyorsunuz. Bütçe açıkları neyle karşılanıyor? Bütçe açıkları borçlarla karşılanıyor. Borçlarla karşılandığı zaman, herkese el açmak mecburiyetinde kalıyorsunuz bir defa. İkincisi, ülkenin riskini artırıyorsunuz, faizler çok yükseliyor. Faizler yükseldiği zaman, bu faizler… Ödenemeyecek yüksek faizlerle ne yatırımlar yapılabiliyor ne de borçlular o faizleri ödeyebiliyorlar ve ülkede büyük bir kriz ortaya çıkıyor. Aynen 2000-2001 yılında çıkan krizler gibi, aynen 1994 yılında çıkmış kriz gibi, aynen daha önceki yıllarda çıkan krizler gibi. Türkiye krizlerden bir türlü kurtulamıyor. Sebebi, bütçe açıklarının önlenemez olmasındandır ve ilk defa, o bütçe açıkları artık hükûmetlerimiz zamanında tarihe karışıp gidiyor.

Peki, çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

91

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Bizim sorularımız ne oldu?

BAŞKAN - Efendim, süremiz doldu, yazılı cevap verebilirsiniz.

Şimdi, madde üzerinde iki önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Birinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Cetvelde yer alan taşıtların, 2007 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 5. maddesine bağlı (T) işaretli Cetvelin (Özel Bütçeli Kuruluşların 2007 Yılında Edinebilecekleri Taşıtları Gösterir Cetvel) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Bölümüne eklenmesini arz ve teklif ederiz.

R. Kerim Özkan Osman Özcan Nail Kamacı

Burdur Antalya Antalya

Osman Kaptan Feridun Baloğlu Kemal Kılıçdaroğlu

Antalya Antalya İstanbul

Sıra Taşıtın Nerede

Kurumu No Cinsi Diferansiyel Adet Kullanılacağı

Mehmet Akif Minibüs Üniversite

Ersoy Üniversitesi T-5T-10T-2 (Sürücü Dahil 4x2 1 hizmetlerinde

en fazla 15 kullanılmak üzere (Hibe)

kişilik)

Midibüs Üniversite

(Sürücü Dahil 4x2 hizmetlerinde

T-10 en fazla kullanılmak üzere (Hibe)

26 kişilik)

T-2 Binek Otomobil 4x2 Üniversite

hizmetlerinde

kullanılmak üzere (Hibe)

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2007 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 5'inci maddesine bağlı (E ) Cetvelindeki (13) numaralı fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Faruk Çelik Ünal Kacır Hamit Taşcı

Bursa İstanbul Ordu

Naci Aslan Öner Gülyeşil İsmail Bilen

Ağrı Siirt Manisa

"13.a) Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı bütçesinin 07.81.35.00-09.8.8.00-1-07.1 tertibinde yer alan ödeneği vakıf üniversitelerinin bilimsel ve teknolojik araştırma projelerini desteklemek amacıyla kullanmaya ve buna ilişkin harcama esas ve usullerini belirlemeye Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı yetkilidir.

b) Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı bütçesinin 07.81.35.00-01.4.2.00-1-07.1 tertibinde yer alan ödeneğin kullanımı ve harcanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemeye Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı yetkilidir."

BAŞKAN - Bu ikinci önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Bakan, katılıyor musunuz?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Anayasa'nın bütçe görüşmelerini düzenleyen 162'nci maddesinin "…değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oya konur." hükmü gereğince önergenin gerekçesini okutacağım.

Gerekçe:

Bilim ve teknoloji alanındaki hedeflere ulaşmak amacıyla, vakıf üniversitelerinin Ar-Ge projelerini desteklemek için DPT Müsteşarlığı bütçesinde yer alan ödeneğin, DPT'nin ekonomik ve sosyal politik politika üretimi amacıyla yürüteceği ve/veya destekleyeceği araştırma projeleri için ayrılan ödenekten farklı amaçlara sahip olması nedeniyle, fıkranın yukarıdaki şekilde iki ayrı bende ayrılması ve ikinci bentte yer alan ödeneğin kullanı

92

mında karşılaşılan zorlukların giderilmesini sağlamak üzere DPT Müsteşarlığına yetki verilmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Cetvelde yer alan taşıtların 2007 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısının 5. maddesine bağlı (T) işaretli cetvelin (Özel Bütçeli Kuruluşların 2007 yılında Edinebilecekleri Taşıtları Gösterir Cetvel) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi bölümüne eklenmesini arz ve teklif ederiz.

R. Kerim Özkan (Burdur) ve arkadaşları

Sıra Taşıtın Nerede

Kurumu No Cinsi Diferansiyel Adet Kullanılacağı

Mehmet Akif Minibüs Üniversite

Ersoy Üniversitesi T-5 (Sürücü Dahil 4x2 1 hizmetlerinde

en fazla 15 kişilik) kullanılmak üzere (Hibe)

Midibüs Üniversite

T-10 (Sürücü Dahil 4x2 hizmetlerinde

en fazla kullanılmak üzere (Hibe)

26 kişilik)

T-2 Binek Otomobil 4x2 2 Üniversite

hizmetlerinde

kullanılmak üzere (Hibe)

BAŞKAN - Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Üniversite hizmetlerinde kullanılmak üzere, söz konusu taşıtlara ihtiyaç duyulmaktadır.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Bakan, maliyet getirmiyor, niye katılmıyorsunuz?

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, hibe bunlar hibe.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Hibe, Sayın Bakanım. Arkadaşlar, bunlar hibe.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Hibe, arkadaşlar bunlar. Üniversiteye verilecek hibe araba bunlar.

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

6'ncı maddeyi okutuyorum:

Yeni tertip, gider ve gelir kalemleri açılması

MADDE 6- (1) İlgili mevzuatına göre, yılı içinde hizmetin gerektirdiği hallerde Maliye Bakanlığınca belirlenecek esas ve usuller çerçevesinde merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin ekli (A) işaretli cetvellerinde yeni tertipler, (B) işaretli cetvellerinde yeni gelir kodları ve (F) işaretli cetvellerinde yeni finansman kodları açılabilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)

Şahsınız adına olan isteğinizi de birleştiriyorum.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe kanununun 6'ncı maddesine geldik. Öncelikle, bütçe konusunda şu soruyu kendimize sormalıyız: Türkiye, 2000 yılından iti

93

baren-aslında 98, ama- stand-by anlaşmaları içinde IMF bütçeleri yapıyor. Türkiye, sekizinci yıldır yüksek faiz dışı fazlalar veren, yani, dolayısıyla, toplumun gereksinimi olan sağlık, eğitim, kırsal, tarımsal destekler gibi harcamalarda, yatırım harcamalarında kısıntı yaparak borç ödeme programını sürdürmeye çalışıyor. Dolayısıyla, burada sorulması gereken soru şudur: Acaba, halkın çektiği bütün bu özveriler amacına ulaşıyor mu? Yani, amaç nedir? Bu istikrar programının amaçları arasında enflasyonun düşürülmesi vardı. Bunun, tabii, esas itibarıyla kura bağlı bir hedef olarak gerçekleştiğini bugüne kadar gördük. Kurdaki sapma enflasyonu da saptırdı. Faizlerin düşmesi hedefi vardı. Cari açığın, IMF'nin 2002 yılındaki programına bakarsanız, bu yıl öngörülen cari açığın ne kadar düşük olduğunu görürsünüz. Cari açığın düşürülmesi vardı hedefler arasında, borçların düşürülmesi vardı. Yani, biz, niye faiz dışı fazla veriyoruz? Niçin, bütçenin borçlar hariç, daha doğrusu faiz harcamaları hariç, gelir-gider dengesinin gelir fazlası vermesini istiyoruz? Çünkü, borçları tıkır tıkır ödemek için.

Peki, Türkiye, acaba bu programı uygularken bu hedeflere ulaştı mı ve özellikle de borçları azaldı mı? Çok hızla baktığınızda görüyorsunuz, -burada çok söylendi- enflasyon birdenbire hedefin 2 katına çıktı, ama bizim ücret hedefleri, ne yazık ki, hedeflenen yüzde 5'lik, 4'lük enflasyonlara göre ayarlanıyor. Faizler tekrar tepetakla gitti, yüzde 22'leri aştı. Cari açık çok yüksek bir noktaya geldi. Bakınız, burada bütçe açılış konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı söyledi. Cari açık ile büyüme arasındaki ilişki çok kritik bir noktada. Türkiye ilk dokuz ayda 27 milyar dolarlık bir büyüme gerçekleştirmiş, ancak bu dokuz ayda verdiği cari açık 25,5 milyar dolar olmuştur. Yani, aslında bir birimlik büyüme için verilen cari açık yüzde 94 oranındadır. Siz bu ekonomiyi devraldığınızda, yani, 2002 yılı sonunda, 2002 yılında bir birimlik büyüme için verilen cari açık yüzde 4,3 idi, geldiğiniz nokta yüzde 94'tür. Arada devasa bir fark, bir uçurum var.

Evet, Sayın Bakanın da orada olmadığı gözüküyor.

Geçen sene yüzde 37,5'a çıkmıştınız, yani, bir birimlik büyüme için verdiğiniz cari açığa baktığınızda yüzde 37,5 idi 2005'te, bu sene yüzde 94 oldunuz. Türkiye 2000 yılında büyük bir cari açık verip krize sürüklendiğinde bu oran yüzde 66'ydı. Yani, bunun tam 1,5 katına ulaşmış durumdasınız. Dolayısıyla, burada çok büyük bir başarısızlık öyküsü var.

Bir başka mesele borçlar. 2002 yılı itibarıyla dolar bazında kamunun iç ve dış borçları toplamı ile özel sektör dış borçlarının toplamı 200 milyar dolar idi. Şu an ulaşılan nokta, 2006 yılında, 350 milyar dolardır. Yani, 150 milyar dolarlık bir artış vardır ve bu artışın kabaca yarısı özel sektör dış borçlar artışı, diğer yarısı da kamunun iç borç artışıdır.

Ancak, bu arada, borsada (İMKB'de) işlem gören yabancı hisselerin portföyünü de alırsak 350 değil, 380 milyar dolar rakamını baz almak gerekir. Yani, 2002'de 200 milyar dolardan 2006'da 380 milyar dolarlık bir borç yükü, baskısı altına ekonomiyi sokmuş durumdasınız. Bunun getirdiği büyümenin nasıl içeriksiz, nasıl dışa bağımlı, nasıl her an kopabilir, kırılabilir, kırılgan bir büyüme olduğunu da dikkate alın. Zaten bu büyüme içeride istihdam yaratmıyor. Bu büyüme, bizim ithalat yaptığımız -o ithalatta büyük patlamalar yapıyoruz biliyorsunuz- ülkelerde istihdama yol açıyor. Yani, başka ülkelerde istihdam yaratan ilginç bir büyümeyi götürüyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, Türkiye, bugün üç açığı bir arada yaşayan bir ekonomi. Tasarruf, yatırım açığı var bu Türkiye'de. Kamu açıkları var, her ne kadar Bakan burada bütçe açıkları konusunda bize birtakım hikâyeler anlatıyor olsa da. Dış açık var. Üç tane açığı bir arada yaşıyor.

Bize benzer hiçbir dünya ekonomisinde -benzer dediğim, işte Hindistan, Çin, Brezilya, Arjantin- hiçbirinde, gelişmiş ülkelerin de Amerika hariç hiçbirinde üç açığın bir arada olduğu başka bir ülke yoktur. Türkiye'yi kırılgan yapan da zaten budur. Şimdi, Amerika'yı tabii, karşılaştırmıyoruz, çok farklı bir ekonomi ve kendi parasıyla borçlanan bir ekonomi. Dolayısıyla, Türkiye'nin, bugün, öyle "dolar bazında kişi başına 2'ye katladık" falan, bu tür hikâyelerle kendini avutması imkânı yoktur. Kişi başına hane halkında 10 kat borçluluk artışı vardır. Siz, burada, kişi başına 2 kat bir gelir artışından bahsediyorsunuz. Bir reel devalüasyon durumunda anında çökecek olan bir hikâyeyi burada anlatıyorsunuz.

Bakın, ben, size başka bir şeyden bahsedeyim bütçenin tekniğiyle ilgili. IMF'ye verdiğiniz son niyet mektubunun on sekizinci paragrafında, IMF'ye, yeniden, tekraren "Kamu maliyesinde şeffaflığın artırılmasına büyük önem verilmektedir." diyorsunuz. Acaba öyle mi?

Değerli arkadaşlarım, kamu maliyesinde saydamlık var mı yok mu, birkaç örnek vereyim. Bu, 6'ncı maddeyi de ilgilendiriyor, 11'i, 14'ü, birçok maddeyi ilgilendiriyor. 2007 bütçesi, ödenek aktarmaları ve yeni tertip açma konusunda Maliye Bakanlığına yetki vermek bakımından yeni usuller icat ediyor. Şimdi, bu tür ödenek aktarmaları, yeni tertipler açma eskiden beri vardır, ancak burada yeni usuller var.

Bakınız, biliyorsunuz geçen yıl Maliye Bakanı -2005 yılı için söylüyorum- birtakım düzenlemeler yapmıştı. Örneğin, Sağlık Bakanlığının alacağının -ki 3,5 katrilyondu, bunu önce 2 katrilyona indirip daha sonra- silinmesini sağlamış ve bir bütçe gideri olarak görünmez kılmıştı. Dolayısıyla, burada IMF'in sağlık harcamalarını azaltın talimatına da, bir anlamda bütçe oyunuyla -bütçe tekniği demiyorum- yanıt verilmişti. Şimdi, bu yıl farklı bir bütçe oyunuyla karşı karşıyayız. Buna göre, Maliye Bakanının yetkileri genişletiliyor. Maliye Bakanının, bu,

94

ödenek aktarma, yeni tertip açma yetkileri bütçe maddeleriyle ilgili olsa bir şey demeyeceğim, ama verilen yetki, bütçenin eki (E) cetvelinde sürdürülen bir yetki. Dolayısıyla, 2006 yılında bu defa yapılmış olan sağlık giderlerine ilişkin önemli bir tutarın 2006 bütçesinde gösterilmemesine olanak sağlanmaktadır. Bunun sonucunda da, 2006 yılı bütçesinde bütçe açıklarının gizlenmesinin önemli bir adımı atılmaktadır. Yani, burada övünülen o bütçe açıklarını azalttık öyküsünün ne kadar içi boş olduğunu gösteren bir başka unsur da bu.

Bir başka örnek: Bütçe Yasası'nın 11'inci maddesinin beşinci fıkrasıyla, 2007 yılında hazine taşınmazlarının satışından elde edilecek gelirlerin, Karayolları Genel Müdürlüğünün bölünmüş yol, devlet yolu veya il yolları bakım ve onarımında veya kamulaştırma işlerinde kullanılması olanağının getirilmesidir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bütçede Karayollarına 2,1 milyar yeni Türk lirası bir ödenek ayrılıyor, ama Bayındırlık Bakanı, müteahhit alacaklarını... Müteahhitler bölünmüş yol alacaklarını alamıyorlar Türkiye'de. Onlara şunu diyor: "Merak etmeyin, 2,1 ödenek var, ama, yıl sonunda bu 4,5 milyar YTL'ye çıkacak." Yani, "2 katından fazla artacak" diyor. Bu nasıl iştir? Yani, biz burada Parlamento olarak 2,1'i onaylıyoruz, ama, Bakan, Plan ve Bütçede 4,5 milyar olacağına dair söz veriyor. Bu nasıl saydamlık? Verdiği söz de şöyle: Yani, biz, birtakım kamu arsalarını vesaire satacağız ve buradan elde ettiğimiz özelleştirme vesaire gelirlerle bunu ödeyeceğiz, diyor. Yani, birden çok şey yıkılıyor. Bir, bütçede burada saydamlık ortadan kalkıyor; iki, belli gelirlerin belli giderlere tahsisi yoluyla, ademitahsis ilkesi, bütçenin, çiğnenmiş oluyor. Kaldı ki, bu elde edilen gelirlerin acaba yıl sonu bütçesinde gösterilip gösterilmeyeceğini de, sonradan eklenip eklenmeyeceğini bilemiyoruz. Yani, onları da pekâlâ öbür yıla aktarma imkânı vardır ve dolayısıyla, 2007 bütçesini de, tekrardan, olduğundan daha küçük bir açıkla kapanıyor göstermek mümkündür. Tabii, o arada iktidarda kalırsanız.

Başka örnekler de var kuşkusuz. Yani, kamunun biriken çok sayıda yükümlülüğü var, bunların gizlenmesi, benzer şekilde. Tabii, bu, idarenin mali raporlamasında uluslararası standartlarına uymama yoluyla yapılıyor. Gene "genellik" ilkesi çiğneniyor. Yani, örneğin, yerel yönetim ve fonlara aktarılan paylar bir ay eksik, bir ay geriden gösteriliyor. Böylece, yaklaşık 1,3 milyar yeni Türk liralık, yani yaklaşık 1 milyar dolarlık bir pay aktarımı 2006 bütçesinde gösterilmeyerek bir anlamda 2006 bütçesi de 1,3 milyar yeni Türk lirası buradan da eksik gösterime tabi tutuluyor. Dolayısıyla açık gizleniyor.

Öte yandan, emeklilere vergi iadesi, biliyorsunuz, 2005 yılında çıkarılan düzenlemeyle 2006'da son olarak ödendi, 2005 için 2006'da ödeme yapıldı, ama 2006 yılında da bütçe dışına çıkarılarak gizlendi. Bunu da ekleyin, o 1,3 dediğim gizlenen miktar 2,5 milyar yeni Türk lirasına çıkıyor. Nerede şeffaflık, nerede saydamlık? Hani açık azalmıştı? Bütün bunları bir üst üste koyarsanız, bütçenin gösterilen açığının 3 katı bir açıkla aslında kapandığını görürsünüz. Yani, bütün bunlar halının altına tozları süpürmekten başka bir anlama gelmiyor. Yani, aslında IMF mi kandırılıyor, Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaşları mı kandırılıyor, hepsi beraber mi kandırılıyor? Buna bir yanıt… Ama, her hâlükârda kesin olan bir şey var: Yasama organı kandırılıyor. Buna, tabii, kayıtsız olan iktidar partisi milletvekilleri var. Bunu üzülerek görüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir başka konu, saydamlığın Kamu İhale Yasası'nın delinmesi yoluyla da deliniyor olmasıdır. Kamu yatırımlarının dağılımına baktığınızda bir şey görüyorsunuz. 2002 yılı itibarıyla Türkiye'de kamu yatırımlarının yüzde 50'si konsolide bütçedir, yüzde 23'ü de yerel yönetimler yatırımıdır. 2006 sonuna geldiğimizde konsolide bütçe ya da artık merkezî yönetim bütçesi dediğimiz şey yüzde 40,7'dir -toplam kamu yatırımlarının- yerel yönetim yatırımıysa yüzde 41'e çıkmıştır, yani aşmıştır. İşte, Ali Diboları besleyen kaynaklar burada. Yani, merkezî yönetim bütçesinden daha büyük bir kamu yatırımı olanağı, miktarı yerel yönetimler üzerinden yapılır duruma gelmiştir ve burada da önemli ölçüde Kamu İhale Kanunu dışına çıkarma teşebbüsleriyle birlikte.

Tabii, bu arada KÖYDES ve BELDES'ten de bahsetmek gerekir. 14'üncü madde kapsamında bunlar yeniden düzenleniyor ya da tekrar yer veriliyor. Biliyorsunuz, aslında, KÖYDES 2005'te başlatıldı, 2006 yılı bütçesinde yer aldı, şimdi de BELDES'le karşı karşıyayız. BELDES konusunda, yani Belediyelerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi dediğimiz bu BELDES'te, aslında, belediyeleri de dışlayan bir mekanizma önerilmişti. Ödeneklerin, belediyeler aracılığıyla değil de, il özel idareleri ve köylere hizmet götürme birlikleri aracılığıyla yapılması kararlaştırılmıştı. Bereket, Plan ve Bütçe Komisyonundaki arkadaşlarımız, bunu, belediyeler aracılığıyla olması yönünde düzelttiler. Ama, değerli arkadaşlarım, bakınız, şimdi, burada önemli olan KÖYDES'tir. Yani, 2 milyar yeni Türk lirası ödeneği var; BELDES'in sadece 300 milyon yeni Türk lirası ödeneği var. Bu 2 milyar yeni Türk lirası ödeneği olan KÖYDES'in, iki kanalla, yani il özel idareleri ve köylere hizmet götürme birlikleri aracılığıyla bu ödenekleri aktarması mümkün. Çok ilginç bir şey var, paradoks, çelişkiden bahsedeyim. Eğer, KÖYDES'in bu ödenekleri il özel idaresi aracılığıyla aktarılıyorsa Kamu İhale Kanunu'na tabi. Ama, yok, köylere hizmet götürme birlikleri aracılığıyla aktarılıyorsa Kamu İhale Kanunu'na tabi değil. Dolayısıyla tahmin edeceğiniz gibi, daha ziyade, köylere hizmet götürme birlikleri aracılığıyla aktarılıyor, böylece, ihale dışında, Kamu İhale Yasası dışında bırakılıyor ve böylece, Ali Dibolar, bol bol, her yerde -bizim sermaye, bizim sermaye, iktidarın sermayesi- palazlandırılıyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yok öyle bir şey.

95

OĞUZ OYAN (Devamla) - Şimdi, sizin nedir bu Kamu İhale Yasası'ndan istediğiniz? Bunu şimdiye kadar 6 kez değiştirdiniz. 11 maddesini tamamen değiştirdiniz, 36 maddesinde fıkra değiştirdiniz, 14 maddesinde bent değiştirdiniz. Daha ne istiyorsunuz? Bu Kamu İhale Kanunu'nu, hâlâ, tamamen devre dışı bırakmaya çalışıyorsunuz. Aslında, Karayolları ve belediyeleri tümüyle bu Kamu İhale Yasası dışına çıkarmak için teşebbüsünüz oldu, bereket versin, bu engellendi, püskürtüldü. Ama, değerli arkadaşlarımız, Belediye Kanunu'na koyduğunuz hükümle, siz, belediyelerin yatırım projelerini beş yıla yaygın, sâri yüklenmelere girişme imkânı vererek bunu aşındırıyorsunuz. Yıpranan Tarihî ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması Kanunu'nda, yine, Kamu İhale Kanunu'nun dışına çıkarıyorsunuz.

Hâlen Bayındırlık Komisyonunda görüşülen Dönüşüm Alanları Yasa Tasarısı'nda, yine, Kamu İhale Kanunu'nun dışına çıkararak aynı keyfîliği, aynı denetim dışında kalma arzularınızı yerine getirmeye çalışıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Belki, son yıl, biraz daha, kamu kaynakları, nasıl birtakım rant aktarma kanallarıyla birtakım yerlere aktarılır hesabını yapıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu yol, yol değil. Yani, bunu tekrar söylüyorum: Bunlar, devri sabık yapılacak konulardır. Yani, bunlar, kesinlikle hesabının sorulması gereken konulardır. Çünkü, bu kaynaklar, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün fertlerinin katkıda bulunduğu vergi ve benzeri gelirlerle sağlanmaktadır. Bu kaynakları böylesine savurma hakkına, böylesine denetimsiz kullanma hakkına sahip değilsiniz. Burada, yasama organı olarak bizim denetim hakkımızı engelleme hakkına sahip değilsiniz.

Bakın, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nda yaptığınız değişikliklerle, geçen sene, TRT'yi, TMSF'yi, TOKİ'yi merkezî yönetim bütçesi dışında bıraktınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, lütfen, son cümlenizi alabilir miyim.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Dolayısıyla, yasama organı denetimi dışına çıkardınız. Şimdi, buna yeni yeni örnekler eklemek istiyorsunuz.

Buradan, biz, ana muhalefet olarak uyarı görevimizi yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Ama, bunların sadece tutanaklarda kalmayacağını da burada tekrar hatırlatmak isterim.

İlginiz için çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Anavatan Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Hüseyin Özcan, buyurun efendim.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Kanun Tasarısı'nın 6'ncı maddesinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri; sayın bakanlar ve Hükûmet yetkilileri çıkıyor, diyor ki "Bütün köylere su götürdük, yol götürdük." ve bunlarla övünüyor. Oysa, Toroslarda Silifke'nin köylerine gidin, yazın o sıcakta -inan edin ki- köylüler "su" diye bağırıyor. Su yok, hem içme hem sulama suları yok. Orada yapılacak şey, Göksu boşa akmasın, Berdan Barajı suyu boşa akmasın, bir de Lemas çayı boşa akmasın. Eğer orada ufak bir çalışma olduğunda, bu köylülerin hem içecekleri su hem de kullanacakları sular için yeteri kadar su da var, yeter ki oraya hizmet gitsin. Hep çıkıp…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Bu sene programa aldık onları Hüseyin Bey.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Programa alınsın. Siz seçim yatırımı olarak diyorsunuz ki, programa alınacak diye ama, dört yıldan beri niye programa alınmadı da, seçim yılı gelirken, programa aldık diye bunların artık oylarına da ipotek koymaya başladınız. Evet, evet.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - O oyları siz alırsınız!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Bu, sadece Silifke'nin, Gülnar'ın, Erdemli'nin köyü değil, Toroslardaki bir sürü köyler gerçekten hem sulama sularıyla ilgili hem de içecek suları yok. Türkiye'nin çok yerlerinde su sıkıntısı çekilmektedir. Hele bu sene de yağmurların yağmaması belki bütün şehirlerimize de su sıkıntısı getirecektir. Dileğimiz, bir an önce yağmurun ve karın yağarak insanların sıkıntıdan kurtulmaları gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, kara yollarında 15 bin kilometre duble yol yapıyoruz, dendi. Oysa, maalesef, yaptığımız yolların çoğu şimdiden artık arızalandı.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - 6.500 kilometre yapılan yol.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Müteahhitlerine sorduğumuzda, 2,5 milyar dolar civarında devletten alacaklarını söylüyorlar.

96

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Alıyorlar.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Söylüyorlar.

TOKİ müteahhitlerine sorduğumuzda, "Bizler faizle çalışıyoruz." diyorlar. Yani, nereye ödüyorsunuz, nerenin hesabını kapattınız? IMF mantığı içerisinde, IMF desteği içerisinde çalıştığınız sürece, bütün kurumları borçlandıracaksınız.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Sizin mensubu olduğunuz parti de IMF'yle çalıştı.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Görülen o ki, devleti de borçlandırdınız. 100 milyar dolar civarında da, bu dört buçuk yıl içerisinde, maalesef, ülkemizi dolandır...

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Dolandırma yok, dolandırma.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - ...borca -dolandırma yok- borç batağına sürüklediniz.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Borç yiğidin kamçısı.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, "eğitim" diyoruz, millî eğitimde 200 binin üzerinde belki öğretmen ihtiyacımız var. Bir sürü, üniversiteyi bitiren öğretmenlerimiz, maalesef, başta beden eğitimi öğretmenleri olmak üzere, felsefe, resim, teknik öğretmenler de, bir sürü, üniversiteyi bitiren öğretmenlerimiz, maalesef tayin bekliyor, iş bekliyor ve aileleri artık öyle bir noktaya gelmiş ki, aileleriyle kavgalı duruma düşmüş bu gençlerimiz. Bir an önce millî eğitimde atılım yapmak zorundayız. Belki, millî eğitim bu Hükûmetin en fazla bütçesinden faydalanan gibi görünüyor ama, maalesef, Türkiye'deki bugün eğitim sistemimizin ortalamasına baktığımızda, hepsini hesaba kattığımızda, ilkokul dört seviyesinde eğitim seviyemiz. Ama, bu gerçekten 21'inci yüzyılda Türkiye'mize yakışmıyor. Bunu bir an önce oranı yükseltmenin yollarını arayıp, bütün öğretimi, öncelikle bayanlarımızdan, genç kızlarımızdan başlamak üzere, eğitim ve öğretim seferberliğini başlatmak zorundayız.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Yükselteceğiz.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Bu insanlar, eğer bugün hâlâ 7,5 milyon civarında insan, bayanlar okuma yazma bilmiyorsa, geçmiş hükûmetlerin de, geçmişteki millî eğitime gerçekten kulak vermeyen anlayış ve yöneticilerin suçu da vardır. Hele bu dört buçuk yıl içerisinde ise, sizlerin vebali daha fazla büyüktür. Niye derseniz? Mademki millî eğitimde sıkıntı var, fiziki olarak altyapıyı çoğaltalım ve kira yöntemiyle okul sayısını artıralım ve zaten öğretmenlerimiz var, yeteri kadar yetişmiş öğretmenlerimiz var, hem bunların bilgisinden, birikiminden, çabasından faydalanalım hem de 30 kişilik, 40 kişilik, 50 kişilik sınıfları daha aşağıya çekelim.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - 26'ya çekeceğiz.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Gönlümüz istiyor ki 20 kişi, 17 kişi olsun, ama, maalesef…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Biz 40'tan 26'ya çekeceğiz.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - 26'yı dahi bugün en büyük başarı sayarız, ama, maalesef, 40 civarında.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Özel okullarda 23.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Özel olabilir. Herkesin parası yok. Eğitim eşitsizliği zaten almış yürüyor. Bunun için, biz, eğitim seviyesini yükseltmek… Özel okullarla mukayese ettiğinde...

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - 100 bin derslik yaptık, 100 bin…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Bugün öyle aile var ki, Sayın Milletvekilim, inan edin, varoşlara gittiğinizde, bir ailede 5-6 tane öğrenci var. Sabahleyin bir çocuk aynı ayakkabıyı veyahut da aynı elbiseyi giyiyor, öğleyin de farklı kardeşi elbiseyi giyen, Mersin'de yaşadığım… Seçim bölgemde, gerçekten, bunlar yaşanıyor. Bunun için, değerli arkadaşlar, eğitime önem vermek zorundayız.

Üniversiteler konusunda sıkıntılarımızın olduğu, üniversitelerimizin hâlâ kadrolarının noksan olduğu, personelinin noksan olduğu, ödeneklerinin noksan olduğu bir gerçektir. Biz eğer üniversitelerimizi yeteri kadar öğretim görevlileriyle, öğretim üyesiyle, personeliyle, hizmetiyle, araç ve ar-ge çalışmaları konusunda çalışmalarını daha serbest hâle getirmek için bütçelerini artırdığımızda, bu öğretim üyelerimizin ve diğer çalışan insanların da yaşam seviyelerini daha fazla yükseltmiş oluruz.

Değerli milletvekilleri, biz üniversitelerimizi gerçekten sahiplenmediğimiz sürece, üniversitelerimizde, artık, yetişen çocuklarımızın mağduriyetini… Ve bitiren öğrencilerimizin, yüzde 30'a yakın öğrencimiz ise, maalesef, işsiz, perişan. Asgari ücretle iş arayan bir sürü üniversite mezunlarımız var.

Değerli arkadaşlar, bir de seçim bölgemden bazı örnekler, özellikle çiftçilerin yaşamış olduğu… Sayın Bakanımla da konuştum. Bu narenciye geçen yıl da başımızı gerçekten -yıllardan beri- ağrıtan bir sıkıntı içerisinde. Sayın Bakanım, 100 dolar civarında destekleneceği söyleniliyor. Oysa, mahsul dönemi artık yavaş yavaş bitiyor. Ekimde ve eylülde bunun da desteği verildiğinde bu çiftçi belki rahat borcunu öder ve sıkıntı içerisinde olmaz, bahçelerini söker duruma gelmezdi ve faizlerini sıkıntı içerisinde, tarlasını satarak, perişan durumda, hatta tarla

97

sını satmayıp, bu faizleri gönül rahatlığıyla ödeyebilirdi. Hâlâ bugün olmuş, acaba neden açıklanmıyor, merak ediyoruz.

Bölge milletvekilleri, AKP bölge milletvekilleri tonda 100 dolara çıkarıldığını söylüyorlar ama, 100 dolar dahi bugün limona yetmiyor; çünkü, limon işçiliğini bilmiyorum bilenler var mı, dikeninden dahi insanlar limon toplamakta sıkıntı çekiyor ve karşılığını da alamıyorlar mahsullerinden.

Değerli arkadaşlar, köylülerin bu sıkıntısını, özellikle narenciyenin sıkıntısını, narenciye bölgesinde yaşayan insanlar biliyor, çiftçiler biliyor, köylüler biliyor. Ama, bu fiyatların geç açıklanması, acaba tüccarın bu insanları sıkboğaz elinden alacağı mahsulü, sonradan 100 dolara çıktığında, daha farklı para kazanacağının bir işareti mi? Yoksa, bunun için mi bekletiliyor? Köylü bunları soruyor. Bence, zaman kaybetmeden, 100 doların dahi az olduğunu söylüyoruz; ama, bir nebze de olsa bu çiftçilerin çığlıklarını giderir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, her şeyi tozpembe gösterdik, ama Avrupa Birliğine gideceğiz diye bir sürü, Kızılay meydanlarında miting yapar gibi gösteriş yaptık, 17 Aralıkla ilgili. Ne oldu sonuçta? Sonuçta Avrupa Birliği öyle dayatmalarla geldi ki, ulusal değerlerimizi bile zedeleyecek bir anlayışta, bize dayatmalar yaratmaya çalıştı. Hani Berlusconi vardı ya, şu meşhur "arkadaşım" diyen, Berlusconi ne oldu, nerelerde? Bu Berlusconi'den medet umuyorduk, hani Bush'tan medet umuyorduk, ne oldu da, Avrupa Birliğinde bir Kıbrıs konusunda dahi bir adım atmayan Rumlara herhangi bir ses çıkarmadılar? Neden geri kabuğumuza çekildik? İki yıldan, üç yıldan, hatta dört yıldan beri Avrupa Birliğine gireceğiz diye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen konuşmanızı tamamlayınız efendim.

MURAT YILDIRIM (Çorum) - Yeter.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet, bitmesini -çabuk- istiyorsunuz, çünkü, biraz rahatsız oldunuz. Köylülerin derdi olunca, üniversitenin derdi olunca, Avrupa Birliği konusundaki Rumlarla ilgili sıkıntılarımızın olduğunu söylediğimizde sizlere, tabii, dert yükü oluyor. Korkmayın, dertlenmeyin. Türkiye, Avrupa Birliğine elbette gidecek, ama, onurluca gidecek, hiç kimseye taviz vermeden gidecek, bunu böyle bilin. Yoksa, Berlusconi'nin sırtına el atmak, Putin'e gidip de gizli anlaşmalar yaparak insanların cebinden 10 milyar dolar civarındaki Mavi Akım'a para verip onları zengin eden anlayışla bu işin yürümeyeceğini halk da görüyor, bizler de görüyoruz. Benim Anavatan olarak düşüncelerimiz, ulusal değerlerimize sahip çıkarak Avrupa Birliğine gireceğiz, ulusal değerlerimizden ödün vermeden onurluca oturup pazarlık yapacağız, teslimiyet politikası içerisinde yokuz. Türkiye'de insanların mutluluğu için elimizden gelen her çeşit çabayı göstereceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son cümlenizi alabilir miyim.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Bu işler lafla olmuyor.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Bu, içtihat olayı değil, bir anlayış olayı; onlara inanma, millete inanç olayıdır. O millete güveniyoruz. O millet, gelecek ki bir gün, sizin bu çok olan sandalye sayınızı belki de geçmişteki olanların durumuna düşürecektir.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Millet bizim yanımızda.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Bu dileklerle bütün halkımızı ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özcan.

Şahsı adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Osman Sali, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; 2007 yılı Bütçe Tasarısı'nın 6'ncı maddesiyle ilgili olarak huzurunuzdayım. Hepinize saygılar sunuyorum.

2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu'nun 6'ncı maddesi, ilgili mevzuatına göre, yılı içinde hizmetin gerektirdiği hâllerde Maliye Bakanlığınca belirlenecek esas ve usuller dâhilinde merkezî yönetim kapsamında kamu idarelerinin ekli (A) işaretli cetvellerinde yeni tertipler, (B) işaretli cetvellerinde yeni gelir kodları ve (F) işaretli cetvellerinde yeni finansman kodları açılması imkânını getirerek, kamu idarelerinin bütçe uygulamalarında esneklik sağlamaktadır.

Analitik bütçe sınıflandırmasında bütçe, tüm sınıflandırmalarda kullanılan kodların en detaylı düzeyinde hazırlanmaktadır. Bütçe, gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerekse Meclis Genel Kurulunda fonksiyonel sınıflandırmanın 1'inci düzeyinde oylanmaktadır. Bütçe, kurumsal sınıflandırmanın her 4 düzeyini, fonksiyonel sınıflandırmanın 3 düzeyini, finansman tipi sınıflandırmayı ve ekonomik sınıflandırmanın ilk 2 düzeyini içerecek şekilde kanunlaşmakta ve uygulanmaktadır. Harcamaların gider kaydı ise bütçenin hazırlanmasında olduğu gibi ayrıntı düzeyinde izlenmektedir.

Analitik bütçe sınıflandırması, 2006 yılından itibaren merkezî yönetim kapsamı dışındaki kamu idarelerinde de uygulanmaya konulmuştur. Böylece, genel yönetim kapsamındaki tüm kamu idarelerinin faaliyetleriyle ilgili mali planlarıyla raporlarının uluslararası standartlara uygunluğu sağlanarak konsolide edilebilir hâle getirilmesi,

98

performans esaslı bütçelemeye temel teşkil etmesi sağlanmıştır. Ayrıca, bu yolla kamu mali yönetiminde saydamlık ve hesap verilebilirlik güçlendirilmiştir.

Yeni bütçe sınıflandırması, karar vericilere kararların sağlıklı bir şekilde verilmesi için uygun bir ortam sağlamakla birlikte, bütçe uygulamalarında esnekliğin artırılması da gerekli görülmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütçe yönetiminde kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğunun güçlendirildiği, görev, yetki ve sorumluluklarının artırıldığı, bütçe sınıflandırmasının ayrıntılı bir şekilde uygulandığı, bütçe işlemlerinin büyük oranda elektronik ortamda yapıldığı yeni kamu mali yönetim sisteminde kamu idarelerine, yeni gider tertipleri, gelir ve finansman kodları açılması konusunda yetki verilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu yetki, kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğunun bir gereği olduğu gibi söz konusu idarelere bütçe uygulamalarında önemli bir esneklik de sağlamaktadır.

İşin özeti şudur değerli arkadaşlar: Madde, sınırlamaları belli, ihtiyat ve tedbir içeren bir maddedir. İhtiyaç duyulduğunda uygulanacaktır. Örneğin, Sosyal Güvenlik Kanunu'nun uygulanma imkânının ortadan kalkmasıyla birlikte idarelerin sağlık giderleri bütçelerinde yeni düzenlemeler bu maddeye dayalı olarak yapılacaktır. Bu, aynı zamanda, şeffaflığı ve hesap verilebilirliği de sağlamaktadır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sali.

Sayın milletvekilleri, konuşmalar tamamlanmıştır.

On dakika süreyle soru-cevap kısmına geçiyoruz.

Herkesin bir dakika içerisinde sorularını sormalarını rica ediyorum. Bir de madde oylandığında, ekrandaki isimler silinecektir. Ancak yeni maddenin okunmasıyla yeniden cihaza girilmesi gerekiyor, hem bir haksızlığı önlemek hem de durumu iyi takip edebilmemiz bakımından.

Değerli arkadaşlarımıza bu hususu arz ediyorum.

Sayın Atila Emek, buyurun.

ATİLA EMEK (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, esnafın iş yapamadığı için işini bıraktığı, narenciye, sebze, meyve üreticisi başta olmak üzere çiftçinin perişan olduğu, turistik tesislerin kapandığı, işsizliğin ülkemizin temel sorunu olmaya devam edip gençlerimizin mutsuz ve umutsuz olduğu, ihalelerde ve özelleştirmelerde yolsuzluğun olağan hâle geldiği Türkiye'mizde, görevini yapmış, vicdanı rahat bir Maliye Bakanı olduğunuzu söyleyebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Emek.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakanım, önce 36 ilde, sonra 13 ilde uygulanan Teşvik Yasası'yla, bu illerimizde kaç yatırımcıya arazi tahsis edilmiştir? Bu illerimizde ne kadar fabrika veya üretim tesisi yapılmıştır, kaç kişiye istihdam sağlanmıştır? Bunu yazılı da verebilirsiniz efendim. Özellikle Bingöl, Bitlis, Tunceli, Şırnak, Ardahan, kalkınmada çok öncelikli yörelerimize, acaba buralara tesis gitmiş midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Sayın Ekmekcioğlu, buyurun.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana bir soru yöneltmek istiyorum. Tasarının (E) cetvelinin 62'nci maddesinde yer alan hüküm ile "Tedavi yardımlarına ilişkin faturaların 31/12/2006 tarihine kadar ödenmeyenlerin Maliye Bakanlığı bütçesindeki ödenekten ilgili kurum bütçelerinde yeni açılacak tertiplere ödenek aktarmaya Maliye Bakanlığı yetkilidir." denilmektedir. Bu tedavi giderlerinin harcamalarında sadece eczacıların ilaç bedeli karşılığında devletten alacakları 350 milyon YTL'yi bulmuştur. Bu bedelleri ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz? Bütçe açığını küçük göstermek için mi bu ödemeleri 2006 yılında yapmayıp 2007 yılına aktardınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ekmekcioğlu.

Sayın Güyüldar…

HASAN GÜYÜLDAR (Tunceli) - Sayın Başkan, Sayın Maliye Bakanıma iki sorum olacak.

Yürürlükte olan Teşvik Yasası'nın amacı, geri kalmış illerde, bölgelerde kalkınmaya, gelişmeye, işsizliğe çözüm için yatırımcıyı çekip bu illerde yatırım yapmaktır.

Birinci sorum: Teşvik Yasası'ndan dolayı Tunceli'de ne yatırım yapan var ve ne de müracaat eden hiç kimse olmadı. Sayın Bakanım, ne düşünüyorsunuz?

99

İkinci sorum: Anlaşılıyor ki çıkardığınız teşvikten Türkiye'nin en geri kalmış ili Tunceli faydalanamıyor. O zaman bu Yasa'da Tunceli ve benzer iller için bir iyileştirme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güyüldar.

Sayın Tüzün…

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aracılığınızla, Sayın Bakana iki sorum olacak.

Bildiğiniz üzere, Türkiye'de üç binden fazla belediye var. Özellikle belediyelerden alacaklarınızı hangi kriterlere göre yapıyorsunuz? Bu belediyelerden alacakları özellikle iktidar partisi kanadına biraz daha müsaade ediyor musunuz? Bu alacaklarınızın adet olarak hangi belediyenin parasına ne kadar blok koyduğunuzu, bu iktidar partisi veya diğer muhalefet partilerinden ne kadar olduğunu öğrenmek istiyorum.

Diğer bir sorum, özellikle üniversitelerin, örneğin Ankara Üniversitesinin nakitlerine Bakanlıkça bloke konulmuştur. Neden özellikle üniversitelerin nakit ödeneklerine bloke konulmuştur? Konulan bu blokeler ne zaman kaldırılacaktır? Amaç burada, üniversiteleri zor durumda bırakmak mıdır, diye söylüyorum?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tüzün.

Sayın Gazalcı…

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Demin, Sayın Bakana tütün ve Tekelle ilgili sordum, bir yanıt almadım. Sayın Işık'ın sorularına hep yanıt verdi. Sanıyorum, yazılı verecek.

Bu kez de okul satışlarıyla ilgili bir soru sormak istiyorum Sayın Bakan. Bizim Millî Eğitim Bakanı okullara sahip çıkmayarak, sizin elinizle, sizin aracılığınızla okul satışlarını gündeme getirdi ve ilki de, İstanbul'da Gedikpaşa İlköğretim okulunu sattınız. Bu paranın karşılığı şimdi… Yeni okullar satacak mısınız? Yeni cinayetler işleyecek misiniz eğitim bakımından? Hemen, sözde, siteler kuracaktınız. Büyük kompleksler kuracaktınız…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Başkan, lütfen müdahale edin, cinayetten bahsediyor. Cinayet işleyen yok.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Yani, okulları satarak bu okul sitelerini ne zaman kuracaksınız? Satmaktan vazgeçecek misiniz? Bu okullar bir tarihtir, bir kimliktir, satmayın diyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Sayın Bakan, buyurun.

Beş dakika süreniz var.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Atila Emek, bir tablo çizerek, kendi gönlüne göre, düşüncesine göre bir tablo çizerek…

ATİLA EMEK (Antalya) - Ülkenin gerçeği bu Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ondan sonra buna, "Gönlünüz rahat mı? Gönlü rahat bir Maliye Bakanı mısınız?" dediniz.

Sayın Emek, benim bütçe konuşmamda Maliye olarak ve Maliye Bakanı olarak, tabii, bu Hükûmetin bir üyesi olarak, Hükûmetin genel yaptıkları içerisinde âcizane benim de Maliye Bakanı olarak neler yaptığımızı ortaya koyduk. Yıllar yılı büyük açıklar veren bu bütçelerin artık açık vermez duruma getirilmesi gönlünü rahat ettirir mi ettirmez mi bir insanın?

ATİLA EMEK (Antalya) - O kesimlere yansıyan bir durum olmaz o kesimler ıstırap içindeyse Sayın Bakanım, takdir milletimizin. Siz de bir kendinizi değerlendirin.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bu ülkenin her sene yüzde 8'lere varan büyümesinin sağlanması bu Maliye Bakanını sevindirir mi sevindirmez mi?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN(Burdur) - O büyüme dışarıya gidiyor gibi Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bu ülkede hem bütçe mali disiplini sağlayıp hem de vergileri indiren bir Maliye Bakanı olmak insanı mutlu eder mi etmez mi?

ATİLA EMEK (Antalya) - Esnafın durumu, çiftçinin durumu, ihalelerdeki yolsuzluklar ne olacak?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Çiftçilere, bütün tarımda uğraşan çiftçilere geldiğimizde 1,8 milyar YTL yardım yapılırken, bu yardımı 5,2 milyar YTL'ye çıkarmak Hükûmetin bütün üyeleriyle birlikte beni de mutlu eder mi etmez mi?

ATİLA EMEK (Antalya) - Çizdiğiniz pembe tablolar o insanları mutlu etmiyor.

BAŞKAN - Sayın Emek, karşılıklı konuşmayalım lütfen. Sayın Emek, karşılıklı konuşmayalım.

100

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ben dinledim.

Asgari ücret 184 lirayken 380 liraya çıkarmak insanı mutlu eder mi etmez mi?

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Açlık sınırı ne kadar Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii, ben sizleri bir muhalefet partisinin mensubu olarak anlayışla karşılıyorum, ama, siz de bizim artık yaptıklarımızı bir görün yani.

Sayın Aslanoğlu, hazine yerlerinin teşvik dolayısıyla verilmesinden dolayı ne kadar yatırım yapıldı, ne kadar kişiye istihdam sağlandı ve ekonomiye ne kadar katkıları olduğu şeklindeki…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Bu Yasa'yla…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Benim yazılı olarak verdiğim bütçe konuşmasında onlar detaylarıyla var, ama, daha detaylı, şehir şehir isterseniz, onları da size yazılı olarak sunalım Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Teşekkür ediyorum.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Ekmekcioğlu'nun, eczacıların bu ilaç paralarıyla ilgili bir sorusu oldu.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, eczacıların reçeteler karşılığında vermiş olduğu ilaçlar bir kontrole tabi tutuluyor. SSK'daki kontrol sistemi ayrı, Emekli Sandığında ayrı, efendim, diğer, Bağ-Kur'da ayrı şekilde bunlar tetkik ediliyor ve bu tetkikler neticesinde de bu alacakları tahakkuka çevriliyor.

Şimdi, bunların bütün bu işlemleri zaman zaman da vakit alıyor tabii.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Altı ay falan sürüyor Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bu vakit alırken de bunların alacakları kendilerine göre birikiyor, fakat, bütçede bir alacağı gözükmüyor. Ama, bu aradaki birikimleri, biz yıl sonuna doğru biraz daha hızlandırıyoruz ve sonunda, aralık sonunda veyahut ocak başında ne kadar bunlar tutmuşsa, bunların paraları hemen ödeniyor ve öyle tahmin ediyorum ki, ocak içerisinde, bu arkadaşlarımızın herhangi bir alacağı da kalmayacak şekilde ödemeler de yapılacaktır kendilerine, her sene de böyle oluyor bu.

Sayın Gürdal, Tunceli'de, Tunceli'nin Teşvik Yasası'ndan… (CHP sıralarından "Güyüldar" sesleri) Hepiniz ayrı söylüyorsunuz siz de yani. Bu nasıl?

FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Güyüldar…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Güyürdal, peki. Tekrar tekrarlıyorum, Sayın Güyürdal, Tunceli'de… (CHP sıralarından "Güyüldar" sesleri)

ATİLA EMEK (Antalya) - Güyüldar, Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Evet, isterseniz konumuza gelelim. Ben, sayın arkadaşımızın da tekrar alayım ismini de bir daha sefere çok daha iyi telaffuz etmeye gayret edeyim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Hasan Güyüldar.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Güyüldar, evet.

Bazen, benim de soyadım tam telaffuz edilemiyor. Artık, kusurumuza bakmayın.

Evet, Tunceli yararlanamıyor. Tabii, bazı yerlerimiz bu Teşvik Yasası'ndan oldukça iyi yararlandılar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Üç yer…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bu, rakamlarla ortada. Birinci organize sanayi bölgesi doldu, ikinciyi açtılar, üçüncüyü açtılar; fevkalade. Bazı bölgelerimizde de, bazı nedenlerden dolayı gelişemiyor. Yani, eğer terör hadiseleri çok cereyan edince, yatırımcı da biraz psikolojikman kendini geri de çekebiliyor. Yani, o da bir neden olabiliyor. Bu tam bir neden demiyorum, ama, bu da bir neden olabiliyor. Ama, gönlümüz, Tunceli'deki yatırımların da artırılması. Tunceli veyahut da buna benzer diğer illerimizde yapmış olduğumuz şu yatırım teşviklerinden bir netice, bir bakalım, alalım. Onlarla ilgili olarak da ileride tekrar ayrı birtakım önlemler daha düşüneceğiz Hükûmet olarak.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Üç yıl oldu. Demek ki olmuyor artık başka bir şey.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Yok, değil. Ümitsiz değiliz.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan. Süremizi çok geçtik. Bundan sonraki sorulara yazılı cevap verebilirsiniz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Peki, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7'nci maddeyi okutuyorum:

101

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Mali Politikaya İlişkin Hükümler

Gerektiğinde kullanılabilecek ödenekler

MADDE 7- (1) Personel Giderlerini Karşılama Ödeneği:

Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerine konulan ödeneklerin yetmeyeceği anlaşıldığı takdirde, ilgili mevzuatının gerektirdiği giderler için "Personel Giderleri" ve "Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" ile ilgili mevcut veya yeniden açılacak tertiplere, Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.1 tertibinde yer alan ödenekten aktarma yapmaya,

(2) Yedek Ödenek:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.6 tertibinde yer alan ödenekten, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerinde mevcut veya yeniden açılacak (01), (02), (03), (05) ve (08) ekonomik sınıflandırma kodlarında yer alan tertipler ile çok acil ve zorunlu hallerde (06) ve (07) ekonomik sınıflandırma kodlarında yer alan tertiplere aktarma yapmaya,

(3) Yatırımları Hızlandırma Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.3 tertibinde yer alan ödenekten, 2007 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar hükümlerine uyularak, 2007 Yılı Yatırım Programının uygulama durumuna göre gerektiğinde öncelikli sektörlerde yer alan yatırımların hızlandırılması veya yılı içinde gelişen şartlara göre öncelikli sektör ve alt sektörlerde yer alan ve programa yeni alınması gereken projelere ödenek tahsisi veya ödeneklerinin artırılmasında kullanılmak üzere genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin projelerine ilişkin mevcut veya yeniden açılacak tertiplere aktarma yapmaya,

(4) Doğal Afet Giderlerini Karşılama Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.5 tertibinde yer alan ödeneği, yatırım nitelikli giderler açısından yılı yatırım programı ile ilişkilendirilmek kaydıyla genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin her türlü doğal afet giderlerini karşılamak amacıyla mevcut veya yeniden açılacak tertiplerine aktarmaya,

(5) Belediyelere Yardım Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.76-1-05.2 tertibinde yer alan ödeneği, belediyelere yardım olarak kullanmaya,

Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri -bir dakika arkadaşlar, cihaza girmeyin, açıklama yapacağım- yeni madde üzerinde arkadaşlarımızın cihaza girebilmeleri için mikrofonların boş olması gerekiyormuş. O bakımdan, maddeyi okuttum, şimdi cihaz boşalıyor, girebilirsiniz bir iki saniye sonra.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika veriyorum.

Kapanma Saati: 22.07

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşimi'nin Altıncı Oturumu'nu açıyorum.

1269 sıra sayılı Bütçe Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının 7'nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Algan Hacaloğlu.

Sayın Hacaloğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım, 2007 yılı Merkezî Bütçe Kanunu'nun 7'nci maddesi üzerine şahsım ve Grubum adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada bu yüce Meclis çatısı altında bir AKP'li milletvekili arkadaşımıza ait aile şirketinin, özelleştirmeden tesis satın almasıyla ilgili tartışmayı ibretle izledik. Gerek bu tür tartışmaların gerekse son dört yılda ülkemizde ihale vurgunlarının artışında bu Meclisin AKP kanadının, siyasi ahlak yasasını kabul etmemiş, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasına yanaşmamış olmasının büyük payı vardır. CHP iktidarında, bu açık, ancak, yasal kılıf uydurulmuş vurgun düzenine kesinlikle son vereceğiz. Başbakan Sayın Erdoğan'ın dört elle sarıl

102

dığı milletvekilliği dokunulmazlığını kesinlikle kaldıracağız. Tüm dosyalı milletvekillerinin bağımsız yargı önünde aklanmalarını, tüm dosyalı bakanların Yüce Divanda hesap sorulması yolunun açılmasını kesinlikle sağlayacağız. Bunları söyleyerek girmek istedim, çünkü son defa konuştuğumda son sözlerimi söylerken yarım kalmıştı, bunun önemini bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum.

Tartışmakta olduğumuz yasa maddesinde, personel, yatırımların hızlandırılması, doğal afet giderleri ve belediyelere yardım konularında ek ödenekler kapsanmakta. Personel giderlerinin karşılanması için yedek ödeneğe ihtiyacınızın olacağını hiç zannetmiyorum. Zira, memurlarımıza haklarını vermek, refahtan pay almalarını sağlamak gibi bir kaygınızı bugüne değin ortaya sergilemediniz. Devlet Planlama Teşkilatının 2007-2009 dönemini kapsayan katılım öncesi ekonomik programda "ücretler ve emekli maaşları hedeflenen enflasyonla uyumlu olacaktır" ibaresi yer almaktadır. Bildiğiniz gibi, 2007 yılı bütçe ve programında ise enflasyon hedefini yüzde 4 olarak belirlemiş bulunmaktasınız. Yani, gelecek yıl da memur yine yanacak, yine refahtan payını alamayacak.

Değerli arkadaşlarım, gene bu madde kapsamı içinde değinmek istediğim bir diğer konu afetler. Bugüne değin uygulamalarınızdan gördüğümüz şudur: AKP İktidarı, Hükûmet, afet olaylarına karşı duyarsızdır. Afet mağdurlarına karşı sosyal devletin sorumluluğunu Kızılayın çadırları, battaniyeleri ve sıcak yemeği olarak algılamaktadır ve bir de tabiatıyla, yandaş belediyelere kaynak aktarması şeklinde.

Biliyorsunuz, iki ay evvel bir sel felaketi yaşandı. Benim iki gün evvel Afet İşleri Genel Müdürlüğünden almış olduğum bilgiye göre, 7 ile toplam 1 milyon 210 bin YTL acil kaynak aktarılmış vaziyette. Diyarbakır'da 4 can kaybı var, 3-4 milyon YTL zarar var, gönderilen para 200 bin YTL. Hakkâri'de 3 can kaybı var, 100 ev tamamen çökmüş, gönderilen para 150 bin YTL. Mardin'de 14 can kaybı var, Karabas'ın muhtarının evi 4 kamyon tohumla beraber yok olmuş, gitmiş. Valilikte zabıt tutulmuş, tutanak tutulmuş ve denmiş ki: "Muhtarın kaybı sadece 75 bin YTL" kendisine verilen para 75 YTL ve Mardin'e giden toplam para da 70 bin YTL.

"Bu mu sizin sosyal devlet anlayışınız?" diye sormak istiyorum Sayın Bakan. Bu mu sizin, devletin, sorumsuz, kusursuz sorumluluk anlayışı? Bu mu sizin kara günde yurttaşa sahip çıkma anlayışınız? Gerçekten uygun kelime bulmaya çalışıyorum Sayın Bakan; bu kadar vicdansızlık, bu kadar sorumsuzluk olamaz.

Değerli arkadaşlarım, dört yıllık AKP İktidarında IMF talimatlarına, AB beklentilerine uyuldu. Hükûmet, bu uygulamasıyla tarımı köstekledi, çiftçiyi kaderine terk etti. Ülkemiz, tarım sektöründe 2002 yılında yüzde 6,9 oranında büyüdü. Oysa, AKP yönetiminde son dört yılda ise tarımda yıllık ortalama büyüme oranı sadece ve sadece yüzde 1,4 oldu. Doğal olarak bu genel büyümeye göreli olarak çok düşük kalan büyüme, kırsal kesimde yoksullaşmayı daha da derinleştirdi. Dört yıllık iktidarınızda devletten destekten yoksun kalan, kendi kaderine terk edilen, emeğinin karşılığını alamayan çiftçimiz giderek daha yoksullaştı. Şimdi, ben de Sayın Bakanımızın "bu mu büyük şu mu büyük" söylemine bir başka katkıda bulunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 1 litre mazot satın alabilmek için, 2002 yılında, köylü, çiftçi 4 kilogram buğday satmak zorunda kalırken, 2006 yılında 6 kilogram buğday sattı. 6 mı büyük 4 mü büyük? Keza, pamuk üreticisi, 1 adet traktör alabilmek için, 2002 yılında 23,6 ton pamuk satmak zorunda kalırken 2006 yılında 32,3 ton pamuk satmak durumunda kaldı. 32,3 mü büyük 23,6 mı büyük? Keza, bir örnek daha vermek istiyorum. Bunlar çok çoğaltılabilir, sizlerin önünüze altmış tane böyle örnek getirebilirim. 12 kilogramlık tüp gaz satın alabilmek için tütün üreticisi, 2002 yılında 4 kilogram tütün satmak zorunda kalırken 2006 yılında 5,6 kilogram tütün sattı. Soruyorum Sayın Bakan: 5,6 kilogram mı büyük 4 kilogram mı büyük?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Yurt dışı fiyatları nasıl?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bu gerçeklere kulağınızı tıkayarak, vicdanınızı körelterek ülkeyi yönetmeye çalışıyorsunuz, ancak yolun, kandırmacanın artık sonu geldi. IMF'ye, AB'ye şirin gözükmek için hayatını kararttığınız çiftçimiz sandıkta sizin de siyasi hayatınızı karartacak.

Değerli arkadaşlarım, 2006 yılında tarım kesimine, çiftçimize, gayrisafi millî hasılanın yüzde nokta 83'ü oranında bir destek vermeyi öngörmektesiniz. Biz, CHP iktidarında, 2007 Kasımından sonra en önemli hedef kitlemiz olarak belirlediğimiz tarım kesiminde çiftçiye, kırsal gelişme ve tarım destekleri için her yıl gayrisafi millî hasılanın yüzde 2'sini vermeyi bir parti politikası olarak benimsemiş bulunmaktayız. Bu, bizim çiftçimize taahhüdümüzdür.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - İktidar olursanız!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Olacağız, olacağız.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan "Yabancılara banka satıyorsunuz diye şikâyet ediyorlar; serbest piyasa ekonomisi bu, yeter ki gelsinler." diyor. "Türkiye'yi pazarlıyorum" diyerek yedi düveli dolaşmakta olan Sayın Başbakan, dünyada, dünya finans piyasalarında olup bitenlerden belli ki pek haberdar değil. Belli ki, yakın dostu Sayın Bush da kendisine bu konularda doğru, yeterli bilgiyi aktarmıyor.

Bildiğiniz gibi, yabancıların ulusal bankacılık sistemimiz içindeki payı giderek artıyor ve şu günlerde Sayın Başbakan Yardımcısının verdiği bilgiye göre, borsa dâhil yüzde 35,3'ken, önümüzdeki yakın dönemde yüzde

103

50'ye tırmanacak. Oysa, bildiğiniz gibi, benden evvel de zannediyorum bir arkadaşım da ifade etti, Avusturya ve Fransa'da bu oran yüzde 19, Danimarka'da yüzde 17, Hollanda'da yüzde 11, İspanya'da yüzde 10, İtalya'da yüzde 8, Almanya'da yüzde 5'tir. Peki, enayi mi bu piyasa ekonomisinin çok gelişmiş ülkelerinde, bu ülkeler, ulusal bankacılık sistemlerinin yabancılar tarafından kontrol edilmesine razı olmamaları, bunu kabul etmemeleri ve dahası, bu ülkeler yeni bünyelerine aldıkları Avrupa Birliği ülkelerine, yani son onlar ülkelerinin, on ülkenin ulusal bankalarını büyük ölçüde ele geçirdiler, hâkimiyeti devraldılar. Bugün Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovakya, Estonya'da yabancıların kontrolü yüzde 90, Polonya'nın ise yüzde 67. Onlar bitti, şimdi sıra bize geldi. Eski AB ülkeleri ellerini ovuyorlar. Peki, soruyorum, Sayın Başbakan ve Sayın Başbakan Yardımcısı bu tabloyu hiç değerlendiremiyor mu? Bunun Türkiye ekonomisine, insanımıza, ülkemize artısının ve eksisinin ne olabileceğini kestiremiyor mu?

Değerli arkadaşlarım, yüksek reel faiz dört yıldır ekonomimizde temel ekonomik enstrüman olarak kullanılmakta ve bunun ne şekilde, hangi amaçla bir enstrümana dönüştürüldüğünü diğer arkadaşlarım da ifade etti. Bu, IMF'nin de temel ilkelerinden, hedeflerinden biri; düşük kur, yüksek reel faiz ve sıcak paraya açık bir ortam ve bu çerçeve içinde enflasyonu indirebilme çabası. Ama bunun sosyal ve ekonomik, doğrudan ve dolaylı etkilerine karşı aciz kalmış olan bir ekonomi! Ve gene bildiğiniz gibi, bütün çabalara rağmen, gösterilmiş olan bütün özveriye rağmen reel faizler bugün günümüzde yüzde 13'lerin üstünde, 13,3. Bu bir dünya rekoru reel faizler açısından. Bunu taşımak mümkün değil. Değerli arkadaşlarım, AKP İktidarı, dört yılda, en son rakamlara göre, rantiye kesimine -kırk dokuz ayda yani- 131 milyar dolar, yani, 187 milyar 600 milyon YTL faiz ödedi. Bu ne demektir? Bu, günde ortalama 90 milyon dolar.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Keyfinden mi ödedi? Keyfinden mi ödedi? Mecburdu.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Ünal Bey, ne oldu?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Yani, iş, tabiatıyla, çok hoşnutsunuz…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Geçmişten öyle bırakılmış, ne olacak?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - …herkes memnun. Mesele, ekonomiyi bu noktadan çıkarmak. Ama bunu bilin, her gün 90 milyon dolar faiz ödüyoruz. Tabiatıyla, kimse keyfinden ödemiyor, ama beceriksizliğinden ödüyor…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Hayır.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - …ama IMF'ye teslimiyetten ödüyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Hayır.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - …ama ekonomiyi yönetmeyi bilemediğinden ödüyor. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Hayır, hayır…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Beceremeyen gitsin.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, son dört yıldır halkımızın ödediği vergilerin yüzde 59,3'ü faize gitti. AKP'nin faiz çarkı, fakirden varlık sahibine, halkın sırtından sermaye sahiplerine, yurt içinden, ulusal ekonomiden yurt dışına, sıcak para baronlarına varlık ve kâr transferi şeklinde dönmektedir.

AKP, dört yıldır, ulusal duyarlılıklardan yoksun, teslimiyetçi politikalarıyla çevirmekte olduğu bu faiz çarkı ile aslına rücu etmiştir. Tam anlamıyla rantiye kesiminin iktidarına dönüşmüştür.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bağımsızlığını yürekten destekliyoruz. Ancak, sizin iktidarınızda, Merkez Bankası kendi ülkesinde sözde bağımsız, dışarıda ise, ne yazık ki, IMF'ye karşı boğazına kadar bağımlı hâle geldi.

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, biz, IMF'yle teslimiyetçi ilişkiye, karşılıklı uyumlu irade beyanıyla son vereceğiz.

Gelecek on yıl bütçede kamu faiz dışı fazla oranını IMF'nin dayattığı gibi yüzde 6,5 olarak değil, yüzde 3 olarak belirleyeceğiz.

Sosyoekonomik kalkınma için daha çok kaynak yaratacağız.

Eğitime, sağlığa daha çok kamu kaynağı aktaracağız.

Değerli arkadaşlarım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum.

BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu, buyurun.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bu amaçla, tüm üretim güçleri harekete geçirilmelidir, KOBİ'ler ve KİT'ler ayağa kaldırılmalıdır, sabit sermaye yatırımları hızla artırılmalıdır, ileri teknoloji ve yüksek ücret düze

104

yinde sanayileşme, ülkemize özgü kilit sektörlerde dış rekabet gücü yüksek atılım hedef alınmalıdır. Kısaca, çözüm küreselleşme tuzağından ve IMF'ye teslimiyetten kurtulmamızdır, çözüm ulusal üretim ekonomisinin ayağa kaldırılmasıdır, çözüm sosyal devletin güçlendirilmesidir, çözüm, değerli arkadaşlarım, sosyal demokrasidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hacaloğlu.

Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Ankara Milletvekili Muzaffer Kurtulmuşoğlu.

Buyurun Sayın Kurtulmuşoğlu. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Sayın Kurtulmuşoğlu, süreniz on dakikadır.

Sayın konuşmacılara duyurulur: Konuşma süresinin haricinde ek süre verilmeyecektir. Teşekkürü süre içerisinde yaparsanız memnun oluruz.

Teşekkür ediyorum.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 7'nci maddesinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Son yedi yılda IMF politikalarını uygulayan Türk ekonomisinin başlıca ikilemi ve sorunu, büyümenin sürdürülebilmesi için yurt dışından sürekli sıcak para gelmesi ve kur baskısının bir ön şart olmasından kaynaklanmaktadır. Bu da, yüksek reel faizi sunma gerekliliğini doğurmakta, ancak yüksek reel faizler de kamunun borç yükünü iyice ağırlaştırmaktadır. Bu bakımdan, bizdeki büyüme, yurt dışından gelen sıcak para akımlarına bağlı, spekülatif yönlü gerçekleşme ile düşük kur, yüksek reel faiz sonucu ithalata bağımlı metodu içeren, istihdam yaratmayan bir büyümedir. Bu bakımdan, büyümeye rağmen işsizlik azalmamakta, aksine artmaktadır. Bu büyüme, işsizliğe çözüm, halka refah getirmediğinden fakirleştiren büyümedir. Bu nedenlerle, kurda yapılacak bir düzenlemeyle ihracatın önü açılacaktır. Ama, asıl mesele, Türkiye'nin kendi kaynaklarına ve ara malları üretimine dayalı teknoloji ve bilgi geliştirecek, gerçekleştirecek bir üretim ekonomisini bir an önce yürürlüğe koymasıdır.

Konuyu biraz daha açarsak, AKP Hükûmetinin üç buçuk yıllık, yani, dört yıllık icraatı sonucunda geldiği nokta ve o çok söylenilen ekonomik büyümenin de aslında iki nedenden kaynaklandığını görüyoruz: Yüksek cari açık ve iç-dış borçlanmadaki devasa büyüme. Gerçekten, bakıldığında, AKP'nin iktidara geldiği dönemde cari işlemler dengesinde yıllık bazda 37 milyonluk bir fazla vardı. Şu anda ise yıllık bazda 25,7 milyar dolarlık bir açık söz konusudur. Cari açıktaki bu tırmanış ise en çok ithalatın patlamasına dayalı -ekseriyetle lüks ve ara malların ithalatına- büyümeden kaynaklanmaktadır. İthalatımızın yüzde 70'lik bir bölümü üretimde kullanılan ham madde ve ara mallardan oluşmaktadır. Yüzde 15-20 arasındaki bir bölümü de üretim kapasitesinin artırılması için gerekli sermaye mallarından meydana gelmektedir. Yani, Türkiye'nin üretimindeki ithalata aşırı bağımlılık, ara malların ithalatına dayalı bir ekonomimizin olması, düşen döviz kurları, hızlı büyümeyle birlikte ithalatın da patlamasına yol açmıştır. Bir de buna, 2001 krizi sonrası gelen yüzde 6'lık eksi büyüme sonrası düşen kapasite kullanım oranlarının normalleşmesi eklenince aslında bir büyüme varmış gibi gözükmektedir. Bunu da en iyi, artan işsizlik rakamlarında görmekteyiz. Hatta, kapasite kullanım oranı da artık sabitleşmiş durumdadır. Bu itibarla, ekonomisi ve işsizlik rakamlarının birlikte büyüdüğü tek ülke konumundayız.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, yüksek reel faizle bastırılan düşük döviz kuru sonucu ithalat ucuzluğundan, ithalattaki patlama önce dış ticaret açığını sonra da cari işlemler açığını körükleyerek artırmaktadır. Rakamlarla ifade edersek, revizeli olmak üzere, 2003 yılında 6,8 milyar dolar, 2004 yılında ise 15,6 milyar dolar olan cari işlemler açığı, 2005 yılında 23 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir. 2006 yılında Mayıs, Haziran ve Temmuz ayındaki kurdaki dalgalanma sonucu TL'nin reel değeri yaklaşık yüzde 20 azalması ile bu açık 2006 yılı sonunda 32 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir. Şimdi ise, 30 milyar dolarlık bir rakamdan söz edilmektedir.

Yani, toparlarsak, cari açık, son üç yılda kümülatif olarak yüzde 44,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Yani, bu miktardaki bir cari açığın sürekli finanse edilmesi gerekmektedir. Cari açığın gayrisafi millî hasılaya oranları 2003'te yüzde 3, 2004'te yüzde 5,1; 2005'te 5,9; 2006'da ise kurdaki düzelmeye rağmen yüzde 6 oranıyla tehlike sinyalleri vermektedir. Bu da, Hükûmetin getirdiği bir siyasi, ekonomik ve sosyal belge niteliğindeki bütçenin gerçek ve samimi olmadığını, kâğıt üzerinde tahminlerden ibaret basit bir belge olduğunu göstermektedir.

Sayın Bakan, maliyeyi çok iyi bilen bir adam değilim, maliyeci de değilim çünkü.

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Bakan dinlemiyor ki zaten.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Ama, Sayın Bakan, bu ülkede -buraya geldiniz, günlerdir sizi dinliyorum, iktidarı da dinliyorum- ne kadar güzel her şey. Her şey tozpembe. Ben de böyle bir ülke istiyorum, böyle olmasını istiyorum ülkemin. Her şeyin tozpembe değil de, refahı güzel, geçimi rahat, çocuğunu okula gönderebilen, okul taksidini ödeyebilen, evine ekmek götürebilen bir ülke istiyorum ben de.

105

Ama, Sayın Bakan, "memura senede yüzde 4+yüzde 4" dediniz, artırım yaptınız. Söyler misiniz bana, 700 milyon maaş alan bir memur acaba kira mı verecek bununla, çocuğunu mu okutacak, çocuğunun ayağına ayakkabı mı alacak, elbise mi alacak Sayın Bakan? Bunu söyler misiniz bana?

Türkiye'de, Sayın Bakan, sadece, bu insanların yaşama şartını düzeltmek için iktidarlar burada bulunur. Ama, görüyorum ki dört senedir, enflasyon indi -hakikaten indi, doğrudur- istikrar da var da, fakat, ben cebime bakıyorum, para yok benim cebimde Sayın Bakan.

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Dolmuş parası da yok.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bütün harcamaları kredi kartıyla yaparsan tabii olmaz.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Bu bütçe niçin yapılır? Bütçeler, bir senelik, 73 milyon insanın refahta yaşaması, güzel yaşaması, insanca yaşaması için yapılır.

Sayın Bakan, insanın sağlığıyla oynadınız Sayın Bakan. Bir senede, sağlıkta üç defa fiyat değiştirdiniz. Sağlık Bakanına sorduğumda "Maliye Bakanı yapıyor" diyor. "O zaman senin ne işin var orada kardeşim?" dedim, "her şeyi Maliye Bakanına verelim." Zaten yapıyor, babalar gibi de bu ülkeyi yönetiyor. O zaman, Sağlık Bakanına lüzum yok.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Millî Eğitim Bakanına da gerek yok.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Sayın Bakan, insanın sağlığıyla oynanır mı Sayın Bakanım? Her şeyi anladım da, aç durabilir ama, bu hasta insanın ilacını alamasa Sayın Bakan… Siz diyorsunuz ki: "Sen bu ilacı alacaksın, bundan fazlasını alamazsın, ben sana bunu vermem."

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Daha önce hiç alamıyorlardı.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Bu nasıl tedavi usulü? Bu nasıl bir mantık? Bunu otuz beş-otuz altı senelik doktor olarak hiç anlamış değilim. Reçeteyi de bari siz yazın da maliye bürokratları, onlar tedavi olur nasıl olsa hastalar.

Sayın Bakan, emekliye ne verdiniz? Dul, yetime ne verdiniz söyler misin Sayın Bakan? Sayın Bakan, buraya geldiğinizde, çok güzel, güler yüzünüzle ve karşınızdaki arkadaşlarıma da bazen yarı tebessüm, yarı ısırır gibi laflarla burada her şeyi tozpembe göstermek güzel de, ama bir de gelin vatandaşa sorun Sayın Bakan, ne çektiklerini, neler çektiklerini bir görseniz. Tabii ki, ben çok siyaset yapıp da, efendim bunu size halk gösterecek, işte seçimde… Onlar benim işim değil. Benim işim halkımın mutluluğu, benim işim halkımın sağlığı, halkımın refahı, onları istiyorum ben sizden, iktidarda olduğunuz için istiyorum. İktidara talip olan herkes, ben bu ülkenin insanlarını huzur içinde, refah içinde yaşatacağım diye iktidara talip olunur bu ülkede…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Hocam dünle bugün nasıl?

MUZAFFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Ben iktidarları böyle kabul ediyorum ve böyle olmasını da istiyorum…

ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - Öyle zaten.

BAŞKAN - Sayın Kurtulmuşoğlu, teşekkür ediyorum.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Cihazımız bir dakika öncesinden yanıp sönüyor biliyorsunuz, bu süre içerisinde teşekkür edilmesi gerekir.

Peki, teşekkür ediyorum Sayın Kurtulmuşoğlu.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Fahri Keskin, Eskişehir Milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Keskin.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2007 Bütçe Kanunu Tasarısı'nın ek cetvelinin 7'nci maddesi hususunda görüş ve düşüncelerimi arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2007 bütçesi Hükûmetimizce hazırlanan beşinci bütçedir. Cumhuriyet tarihinde bunun bir rekor olduğunu göz önünde tutarsak, bu durum, ülkede sağladığımız istikrarın bir ifadesidir. Bütçeler, hükûmetlerin bir yıl içerisinde millete sunacağı kamusal hizmetleri, izleyeceği ekonomik ve sosyal politikaları ortaya koyar. Türkiye'de bir iktidar, ilk defa, seçime giderken seçim bütçesinden uzak durmaktadır, seçime giderken halkın menfaatleri dışında hiçbir popülizme yanaşmamaktadır. Başkasının verdiği ne olursa olsun bizi ilgilendirmiyor. Başkasının beş fazla vereceği dönemler bizimle kapanmıştır.

Bütçeleri ele alacak olursak, bütçeler, genelde gelir ve gider tahminlerine dayanan cetvellerdir, ama, bundan önceki uygulamalar o kadar farklı işlemiştir ki, bizden önce bütçe giderleri daima hedeflerin üstünde, bütçe gelirleri ise bu hedeflerin altında gerçekleşmişti. Ayrılan ödenekler senenin ortasında tamamlanmakta, geriye para

106

basmak için banknot matbaalarına emirler yağdırılmaktaydı. Bu ise enflasyon canavarını ülkede şahlandırmakta, garip gurebayı perişan etmekteydi. Bu tahminlerdeki yanılgı, öyle dönemler gelmiştir ki, yüzde 49'lara kadar uzanmıştır. Geçmişte, iyi hazırlanmayan ve iyi idare edilemeyen bütçeler yüzünden ülkemiz krize girdi, sosyal dengeler altüst oldu. Bedelini yüksek faiz olarak ödedik, hâlâ ödemekteyiz.

Geçmiş hükûmetlerde toplam vergiler faize bile yetmedi. Durum böyle olunca, diğer kamu harcamaları yüksek faizle borç alınarak gerçekleşti. Böyle bütçeler milletin sırtına yüktü. Biz, bu milletin sırtından bütçeyi yük olmaktan çıkarıp milletimizin hizmetine sunduk. Bu bütçeyle ülkemizde fakir fukaraya, engelliye, öğrenciye, garip gurebaya, dul ve yetime sahip çıkılmaktadır.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Fakir fukarayı unuttun yalnız.

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Ülkede yaşanılan bütün güzelliklerin altında ülkemizde yaşatılan istikrar ve güven ortamı yatmaktadır. Bundan, hepimizin mutluluk duyması gerekir. Hayalî hedeflerden uzak, gerçekçi tespitlerin ışığında, sosyal ve ekonomik yönü güçlü bir bütçe hazırlanmıştır. Geçmiş dönemlerde istifçilikten, faizden, stokçuluktan büyük kazanç sağlayanların, hiçbir yatırım yapmadan servetlerini katlayanların, rantiyecilerin sevmediği politikaları biz takip ediyoruz. Köşe dönme dönemine biz son verdik. (AK Parti sıralarından alkışlar)

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Ne zaman, ne zaman?

FAHRİ KESKİN (Devamla) - 2003'te, bizimle birlikte.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Adresler değişti, adresler.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Ya, en çok rantiyeci sizden çıktı. Hayret bir şey ya!

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Köşelerin adresi değişti.

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, biraz önce, işçilik ve işsizler rakamı üzerinde çeşitli konuşmalar oldu. Eğer devraldığımız dönemdeki oranı bile muhafaza etmiş olsak her yıl 800 bin kişiye biz iş bulmuşuz demektir; her yıl, 800 bin kişi, bu ülkede işsizler ordusuna katılıyor.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - İnanıyor musun, inanıyor musun? Söylediklerine inanıyor musun?

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Bütçemizin sosyal yönü büyük ağırlık taşır, temelinde insan vardır. İşte, birkaç örnek: Millî eğitime, bizim dönemimizde, en büyük pay ayrılmıştır. Geçen yılla bu yıl arasında da yüzde 29 artış göstermektedir. Dağıtılan kitapların sayısını size vereyim: Dört yılda 411 milyon. Dört yılda 100 bin derslik inşa edildi. Dört yılda 106 bin yeni bilgisayarlı okula girdik.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Yavaş, yavaş! Hayret bir şey ya!

FAHRİ KESKİN (Devamla) - 2006-2007 öğretim yılında liselerimizde de kitap dağıtımına başlandı. Üniversite öğrencilerine verilen kredi ve burs miktarlarında, bizim dönemimizde, görülmedik artışlar yaşandı.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Ne zaman?

FAHRİ KESKİN (Devamla) - 2002'de burs ve kredi alan 451 bin öğrencinin sayısı 725 bine çıkarıldı. Araştır, görürsün.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Ne zaman, ne zaman?

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Araştır, görürsün. Bu zaman.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Ne zaman?

FAHRİ KESKİN (Devamla) - 2002'de öğrencilere verilen 45 milyon lira 150 milyon liraya çıkarıldı bizim dönemimizde, AK Parti döneminde. Bunlarla, hepimiz gurur duymalıyız.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Hangi dönem?

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Hükûmetimizce, ihtiyacı olan vatandaşlara, sosyal yardım niteliğinde kömür dağıtımı yapıldı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Ne zaman, ne zaman?

FAHRİ KESKİN (Devamla)- Önceki dönemlerde kışı yorgan altında geçiren…

BAŞKAN - Sayın Keskin, teşekkür ediyorum.

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Baştan ilanı yaptım Sayın Keskin.

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, bırakın konuşsun!

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım…

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Bırak konuşsun!

107

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Gel de konuş, sen, buraya!

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, konuşsun lütfen…

BAŞKAN - Sayın Keskin, lütfen…

Teşekkür ediyorum.

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Yaptığımız icraatlardan bahsediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Keskin, lütfen… Teşekkür eder misin Sayın Kesin.

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Madde üzerinde, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Soru sorma süresi beş dakikadır, bir dakikayla da sınırlandırılmıştır.

Buyurun Sayın Işık.

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, özel…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, birinci sırada ben vardım efendim, birinci sırada ben vardım.

BAŞKAN - Hayır, Sayın Kılıç…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Hayır efendim, birinci sırada ben vardım orada. Listeyi aldım ben. Ahmet Işık ikinci sıradaydı.

AHMET IŞIK (Konya) - Sıramı verebilirim Sayın Başkanım.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Efendim, bizim ihtiyacımız yok da... Fakat, adil davranırsanız memnun olurum.

BAŞKAN - Sayın Kılıç, tamam, açılacak, ama, buradaki ekranda Işık birinci sırada görünüyor.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Hayır efendim, ben, listeyi ilk başta aldım.

BAŞKAN - Anlaşıldı Sayın Kılıç, açılıyor, bir saniye…

Buyurun.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Bakan, muhtarlara 260 TL maaş verilmekte, bunu da ancak Bağ-Kur primlerine yatırmaktadırlar. Hatta, çoğu, Bağ-Kur primlerini de ödeyemediği için milyarlarca borçları birikmiştir. Muhtarlara asgari ücret miktarında maaş ödemeyi ve Bağ-Kur primlerini ödemeyi düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Korucular, terörün önlenmesinde büyük görev yapmışlardır, ancak, bunlar, hâlâ sosyal güvenlikten yoksundur. Devlet, yıllarca sosyal güvenliksiz eleman çalıştırmaktadır. Bu ayıba ne zaman son verecek, korucuları sosyal güvenceye kavuşturacaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Başkan, dakikalar çalışmıyor.

BAŞKAN - Sayın Işık, buyurun.

AHMET IŞIK (Konya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, özel sektör yatırım talebi ve enerji fiyatları paralelinde artan dış ticaret açığı, cari işlemler açığının artmasındaki temel etken olmuştur. Cari açık ocak-ekim döneminde 28 milyar dolar düzeyinde gerçekleşmiştir. Enerjinin toplam faturası ise ocak-ekim döneminde 23,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. 2006 yılı sonunda enerji faturasının Türkiye'ye maliyetinin 28 milyar dolar olacağını düşünecek olursak, enerjideki fiyat artışlarının cari açığı büyük oranda etkilediği açıkça görülmektedir. Burada, Sayın Bakanım, cari açığın rakamsal büyüklüğü mü, yoksa, sürdürülebilirliği mi daha önemlidir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Bakan, Gelir İdaresi Başkanlığınca, 3 Aralıkta yapılan gelir uzmanlığı sınavında 70 ve üzeri puan alanlardan sadece 2.500 kişinin ataması yapılmıştır. Atamalar 83 puanda bırakılmıştır. Gelir uzmanlarına çok ihtiyacın olduğu bilinmesine ve Gelir Başkanının açıklamalarına rağmen, diğer, 70 ve üzeri puan alan adaylar neden atanmamıştır? Kalan bu adayların atamaları ne zaman yapılacaktır?

Gelir İdaresi Başkanı, 22 Aralıkta, gelir uzmanı ihtiyacının çok olduğunu, hatta birçoğunu diğer teşkilatlara kaptırdıklarını bildirmiş olup gelir uzmanı almaya devam ettiklerini ve devam edeceklerini, canlı yayında, televizyonda bildirmiştir. Buna göre, sınavda başarı sağlayan 70 puan üzerindeki gelir uzmanlarının mağduriyetlerini gidermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

108

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Sayın Özcan…

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sayın Bakan, sorum 1: Sözleşmeli öğretmenlere kadro verileceği bazı bakanlarınız tarafından açıklandı. Bu öğretmenlere kadroyu ne zaman vereceksiniz?

Sorum 2: Memur emeklileri için, ilk altı ayda 3 ve 4 zam öngörüyorsunuz. Doğal gazın yüzde 25, kiraların yüzde 20 arttığı bir ortamda, emekliler nasıl geçineceklerdir, açıklar mısınız?

3- Açlık ve yoksulluk sınırlarının ekonomik rakamları nedir? Sizin rakamlarınızla işçi sendikalarının ilan ettiği rakamlar arasında fark var mıdır? Varsa, hangisini savunuyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Sayın Öğüt, buyurun.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, şu anda Ardahan'da şiddetli kar yağıyor, televizyonda da alt yazı geçiyor. Yollar kapalı, özellikle Posof yolunda hastalarımız yolda kalmış. Ben, demin, ilçe başkanımızla görüştüm. Posof yolunun ve Şavşat yolunun kapalı olması ve diğer ilçelerin de kapalı olması, Ardahan Valiliği ve belediyelerin de araç gereç olmaması nedeniyle, hastalarımızın yollarda ölmesi söz konusudur.

Şimdi sizden istirhamım, yedi ay kar ve buzla mücadele veren Ardahan belediyeleri ve Valiliğine araç gereç ve maddi yardım acilen gönderme şansınız var mı? Hükûmet olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz, Ardahan'a yardım edecek misiniz? Ama, soruma, lütfen, tam ve net bir cevap verin, çünkü, şu anda can pazarı, insanlarımız yolda kalmış.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öğüt.

Sayın Öğüt, yalnız, Türkiye kar yağmasını istiyor, isterseniz Ardahan'dan bu tarafa doğru gönderin.

Teşekkür ediyorum.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Bizim yollarımız kapalı, yollarımız açılsın.

BAŞKAN - Sayın Ekmekcioğlu, buyurun.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum. Sayın Bakana bir sorum var.

Bakanlığınız 2006 yılı bütçesinin yedek ödenek tertibine konulan ödeneğin miktarı ne kadardır? Bu miktarın kamu idareleri ile özel bütçeli idareler itibarıyla dağılımı nasıl olmuştur? 2007 yılı için, Bakanlığınız bütçesinde öngörülen yedek ödenek miktarı ne kadardır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ekmekcioğlu.

Sayın Tütüncü, buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim Sayın Bakana iki sorum olacak.

Bir tanesi: Türkiye maliyesi 2007 yılında, her gün, 147 milyon YTL ya da dolar olarak 95 bin dolar faiz ödemesi yapacak. Biz, böyle bir hesap yaptık. Bu, doğru mudur?

İkinci sorum: Organize sanayi bölgelerinde, bazılarında büyük eksiklikler var. Doluluk oranı, Türkiye ortalaması yüzde 50'ler dolayında. Ancak, bazılarında hiç yatırım yok. Örneğin, Malkara ve Hayrabolu Organize Sanayi Bölgelerinde, bir kuruş dahi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tütüncü.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Önce, bir hususu belirtmek istiyorum Sayın Başkan. Şimdi, bu sorular… Bu okuduğumuz madde, bütçedeki ödenek türleri. Sayın Ekmekcioğlu'nun sorusu hariç, hiçbir soru bu maddeyle ilgili değil, ama, ben yine de cevap vermeye gayret edeceğim.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Muhtarların maaş ödemeleri yok mu Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Fakat, ben, değerli arkadaşlarımdan bir hususu özellikle belirtmek istiyorum: İlgili maddeyle sorular sorulursa, çok daha anlamlı olacak, bunu özellikle belirtmek istiyorum. Şimdiye kadar, maddelerle hiç alakası olmayan sorular soruldu, ben cevap verdim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

109

Yine de ben cevap vermeye devam edeyim, ama, arkadaşlarımız da buna dikkat ederlerse, çok daha iyi olacak bu görüşmeler. Onu arz etmek istiyorum.

Şimdi, Sayın Kılıç'ın muhtarlarla ilgili sorusuyla cevaplara başlamak istiyorum. Sayın Kılıç diyor ki: "Muhtarlar 260 lira alıyor, bu yetmiyor. Efendim, bunu biraz daha artırsak, muhtarlar için iyi olur."

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Onu da Bağ-Kur'a prim ödüyorlar Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Korucular için de, sosyal güvenliğe kavuşturulmasını söylüyor.

Ben, şimdi, bir şeyi arz etmek istiyorum: Değerli arkadaşlar, bu muhtarları, şimdiye kadar, bizim Hükûmetimiz hariç, hiç kimse düşünmemiş. Biz geldiğimizde -bakın, bir rakam vereyim- 97 lira alıyordu muhtarlar, 97…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Bağ-Kur primi ne kadardı Sayın Bakanım? Bağ-Kur primi de o kadardı.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Sayın Bakan, Bağ-Kur primi ne kadardı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bak, ben sizi dinledim, siz de beni dinleyin.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Siz beni dinleyin. Şimdi, birbirimizi dinlersek, daha iyi olur.

Şimdi, bu 97 lirayı biz 267 lira yapmışız. Gönül arzu eder ki, daha fazla verelim, 467 lira yapalım.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Bağ-Kur primi ne kadar oldu Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bağ-Kur primini ödeyebiliyorlar bu rakamla.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - O zaman ödemiyorlar mıydı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - O zaman ödeyemiyorlardı, evet, evet, ödeyemiyorlardı.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Söyleyin, o zaman ne kadar ödüyorlardı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Onun için de bende birçok dilekçe vardı.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Bakan, bütün dairelerin müdürleri, amirleri, herkes, gidince köyde muhtarın yanına gidiyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, eldeki imkânlar ölçüsünde, biz, bütün bu iyileşmeleri yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz; memurumuza da işçimize de emeklimize de muhtara da korucuya da hepsine devam edeceğiz, bunu bilin. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Aldığı maaşı prim olarak öderse bedava mı çalışacak Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ama, hesaplı gitmek mecburiyetindeyiz değerli arkadaşlar, bunu anlatmaya çalışıyorum. Yoksa, borç alarak, onun maaşını artır, bunun maaşını artır, git borç al, git onun kapısına el aç, git bunun kapısına el aç… Ondan sonra, o maaşını artırdığımız kimseler, o artan enflasyonun altında ezilerek…

UFUK ÖZKAN (Manisa) - En iyi yaptığınız şey o zaten, el açmak.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - …en büyük çileyi çekerler. Şimdiye kadar yapılan buydu, bunu yapmak istemiyoruz. Bizim, şimdi, yaptığımız artışlar reel artışlar oluyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ah ona bir akılları erse!

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - En iyi yaptığınız şey borç almak!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, korucular için, korucular için tedavi söz konusu değildi, sağlık hizmeti söz konusu değildi.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - En iyi yaptığınız şey borç almak!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Biz, şimdi…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sosyal güvenliksiz eleman çalıştırmak doğru mu Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Biz, bunları getirdik, korucuların durumunu daha iyileştirdik.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Primlerini karşılamıyor muhtar maaşları.

BAŞKAN - Sayın Şahin, lütfen…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Maaşlarını artırdık.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Hayır efendim, laf atıyorlar oradan!

110

BAŞKAN - Sayın Şahin, lütfen…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bir dinleyin canım…

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Kaç paraydı, kaç para oldu?

BAŞKAN - Sayın Bakana soru…

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Ama, Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Şahin…

Sayın Bakan, buyurun siz, lütfen…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, hem maaşlarını artırdık korucuların hem onlara tedavi imkânları getirdik, ilaç imkânları getirdik, devamlı surette iyileştiriyoruz ve iyileştirmeye de devam edeceğiz.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Bakan, yirmi yıldır çalışan korucu var sosyal güvenliksiz. Bunlar, emekli olamayacaklar mı?

BAŞKAN - Sayın Kılıç…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Işık, enerji açığıyla ilgili olarak, cari açıkla ilgili olarak, enerji faturasının bunun üzerindeki etkilerini sordu. Çok önemli bir soru bu.

Değerli arkadaşlar, cari açık diyoruz, her çıkan, bizi eleştirmek için, cari açık şu kadar arttı, cari açık bu kadar arttı… Şimdi, Türkiye'nin kendine özel durumu var. Bir defa, cari açık ne kadar olursa olsun, şu anda, şu andaki görünüm, Türkiye için bir tehlike, bir risk değildir, bunu herkes bilsin. Neden? Çünkü, cari açığı finanse edilebilir mekanizmalar çok fazla harekete geçti. Bunların en başında da, doğrudan yabancı yatırım… 1 milyar civarındaydı Türkiye'de, şimdi 20 milyarları konuşuyoruz. Ama, bir de, dünyadaki enerji fiyatlarının artışını iyi hesaplamamız lazım. Bütün dünyada oldu bu fiyatlar. Çünkü, biz enerjiyi dışarıdan ithal eden bir ülkeyiz maalesef. Bizim petrolümüz yok, -işte, az bir petrolümüz var- doğal gazımız yok. Hatta, kömürü bile, bazı şeyler için, elektrik üretim tesisleri için dışarıdan getiriliyor.

BAŞKAN - Sayın Bakan, süre tamamlanmıştır.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Peki. Diğerlerine yazılı olarak cevap vereceğim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Gelir uzmanları…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkan, insanlar yolda kalmış… Yolda kalmış hasta var, ölüyor, ama, siz hâlâ konuşturmuyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Öğüt, oturur musunuz lütfen.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Siz hiç yolda kalan…

BAŞKAN - Oturur musunuz Sayın Öğüt, lütfen.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Bu Mecliste konuşmayıp da nerede konuşacağız?

BAŞKAN - 8'inci maddeyi okutuyorum:

Özel bütçeli idarelere Hazine yardımı

MADDE 8- (1) Özel bütçeli idarelere, 5018 sayılı Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin bütçelerinin ilgili tertiplerinden bu idarelerin nakit ihtiyaçları dikkate alınarak yapılacak Hazine yardımı tahakkukları, Hazine yardımı ödeneğinin bulunduğu kamu idarelerinin ödemelerini yapan merkez muhasebe birimlerince ödenir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, soru sormak için şimdi cihazlara girebilirsiniz.

Buyurun.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Yüksel Çorbacıoğlu, Artvin Milletvekili.

Buyurun Sayın Çorbacıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakikadır.

CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, on gündür devam eden bütçe görüşmelerinde herkes bir şeyler söylemeye çalışıyor. İktidar, 2007 bütçesini ve dört yıllık icraatlarını kendi açılarından değerlendiriyor; bizler de, muhalefet olarak kendi açımızdan değerlendiriyoruz.

111

Yalnız, Sayın Bakan, çok maharetli bir şekilde rakamları oynatıyor, rakamlara takla attırıyor, topluyor, çıkarıyor, bir şeyler yapıyor, sonuçta zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkıyor. Baktığınızda çok güzel rakamlar. Bu anlamda, AKP doğru bir Maliye Bakanı bulmuş, yani, bunu kabul ediyoruz, rakamları çok güzel anlatıyor. Fakat, ben sonuca gelmek istiyorum. Şimdi, bazı rakamlar var, mesela, -Bakanın konuşmalarından aldım, ayın 15'inde yaptığı konuşma- tarımda istihdam, 2002 yılında yüzde 34,9; 2006'da yüzde 29,2. Düşmüş.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) - Hedef bu.

YÜKSEK ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Hedef bu, güzel.

Şimdi, siz bu istihdamı tarımda düşürürken, bunlara, hizmet sektöründe veya sanayi sektöründe veya bilişim sektöründe, o çağdaş dediğiniz sektörde istihdama aldınız, kabul ettiniz, orada istihdam yaratınızda mı bunu azalttınız?

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) - İşsizlik azalıyor.

YÜKSEK ÇORBACIOĞLU (Devamla) - "İşsizlik azalıyor." Tabii, ben bir şey söyledim sözlerimin başında, rakamlara çok güzel takla attırıveriyorsunuz.

Efendim, mesela, iç borçlanmada faiz oranı, iktidarı devraldığınızda yüzde 62, şimdi yüzde 18 diyorsunuz. Fakat, enflasyon değerlerini hiç söylemiyorsunuz. İstediğiniz zaman TL cinsinden rakamları belirtiyorsunuz, istediğiniz zaman yüzde cinsinden veriyorsunuz, istediğiniz zaman enflasyonu veriyorsunuz. Ben de, mesela, esnaf ve sanatkârların hesabını size anlatayım. İster misiniz?

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Anlat, anlat.

YÜKSEK ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Şimdi, bakın, Sayın Bakan, 15 Aralık bütçe sunuş konuşmasında, 2002 yılında… 2002 başında enflasyonu yüzde 73,2 olarak açıkladı, bu konuşmasında var. Bugün enflasyonu, 2006 enflasyonunu da tek rakamlı olarak açıkladı, yüzde 10, 10'un biraz altında.

Peki, şimdi esnaf, sanatkârlar hesabını yapalım. Sayın Bakan diyor ki: "Esnaf, sanatkârların kredi faizleri 2002'de yüzde 47'ydi, şimdi yüzde 13. Aslında, buna, kooperatif payı, birtakım şeyler eklendiğinde yüzde 20'ye kadar çıkıyor ama, bırakın, bütün bunları bir tarafa bırakalım. Şimdi, burada, iyileştirdiğiniz rakamı, Bakanın deyişine göre, 47'den 13'e indirdiği, başarı olarak anlattığı rakamı enflasyonla karşılaştıralım. 2002 yılında yüzde 73 enflasyon var, faiz yüzde 47, enflasyonun altında. Şimdi enflasyon ne? Sayın Bakanın demesine göre yüzde 9. Faiz ne? 4 puan üstünde. Şimdi, değerli arkadaşlar, o zamanki esnaf mı mağdur, şimdiki esnaf mı mağdur? Eğer enflasyonu yok sayarsanız, çok rahatlıkla, 47'yi 13'e indirdik, size… Gayet güzel bir hesap ortaya koyarsınız.

Peki, bir de çiftçi hesabı yapalım. Yine, yüzde 73 enflasyonun olduğu dönemde çiftçilerin tarım kredi faiz oranı ne kadar? Yüzde 59, yine enflasyonun altında. Evet, peki, şimdi ne kadar? Yüzde 17,5.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Enflasyonu, yüzde 30'la devraldık.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Ha, bir dakika. Eğer enflasyon yüzde 30 ise bunu açıklayacaksınız. Gelip burada "devraldığımızda yüzde 30." diyeceksiniz. Oradan demeyeceksiniz. Ben bunu söylemeye çalışıyorum. İstediğiniz yerden cımbızla alıp rakamları koyuyorsunuz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Öyle zaten.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Hangisi öyle?

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Yani, arkadaşlar, bizi kandıramazsınız; esnafı, çiftçiyi, kimseyi kandıramazsınız. Ama, işin kötüsü, kendinizi kandırmaya çalışıyorsunuz. Doğru yapmıyorsunuz.

Şimdi bu rakamlara baktığımızda, sanal iktidar… Pardon, sanal istikrar… Sanal iktidara geleceğim. Sanal istikrar var. Yani, istikrardan bahsediyorsunuz.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Doğru söylüyorsun, iktidar sanal.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Bu rakamlar, istikrar değil, sanal istikrar. Tabii, sanal istikrar nerede olur? Sanal iktidarda olur. Diyeceksiniz ki şimdi: "Sanal iktidarın... Yani, ne demek istiyorsunuz?"

ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - Sanal muhalefet var, o ne yapacak?

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Sanal muhalefet!

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Efendim, onu seçim zamanı göreceğiz.

ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - Sanal muhalefet var, sanal!

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Sanal iktidar şu: Eğer, siz, bütçenizi, yedi yıldır uygulanan IMF politikaları doğrultusunda, her yıl imzaladığınız stand-by'lara göre düzenlerseniz, buna siz değil dışarıdan birileri karar verir, veriyor demektir. Şimdi, dışarıdan birisi karar veriyorsa… Kararı kim verir? İktidar. İktidar dışarıdaysa -yani ben, tanımlama olarak söylüyorum sanal iktidarı açıklamak için- o zaman ne demek oluyor? Siz, sanal iktidarsınız.

112

Değerli arkadaşlar, çıkardığımız birtakım kanunlar var. Bunlardan özellikle, Malatya Milletvekilimiz Sayın Mevlüt Aslanoğlu, Sayın Bakana "Bu 5084 sayılı Teşvik Yasası ne durumda?" diye sordu. Biliyor musunuz, Artvin'de, 5084 sayılı, bu, Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile İlgili Yasa ile ilgili bir tek başvuru var. Ne zaman? 2005'in Ekim ayında. Ben de bir milletvekili olarak uğraşıyorum, orada istihdam olsun, yatırım olsun, üretim olsun diye. Bugüne kadar beceremedik arkadaşlar. Yani, bir kanun çıkardınız, on dört aydır, o kanunun, vatandaşlara, insanlara tanıdığı, o teşvik kapsamına aldığınız Artvin ili gibi illere tanıdığı hakları on dört aydır kullanamıyoruz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Biz kullanıyoruz.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Tebrik ediyorum kullanıyorsanız. Ben de bunu söylüyorum. Niye kullanamadığımız konusunda da içime kurt düşüyor, şimdi "Biz kullanıyoruz." diyorsunuz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Beceri meselesi…

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Beceri midir, bilemiyorum, ama, bu başvuru yapan arkadaşımızın, 2004 yılında Cumhuriyet Halk Partisi belediye başkanı adayı olduğunu açıklayayım, buradan söyleyeyim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sanal onlar, sanal… Nakil, nakil, İzmir'den geliyor hepsi.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yapılan yatırımlardan bahsettiniz, baraj yatırımlarından bahsedildi Enerji Bakanlığı bütçesi görüşülürken. Barajlarla ilgili önemli bir şey söylemek istiyorum yine ilimle ilgili. Artvin, şu anda, baraj yatırımlarının, hatta Türkiye'nin en büyük yatırımlarının yapıldığı il. Yani, yatırımlara bakarsanız, bu dört yıllık süre içerisinde ya ikinci oldu ya üçüncü ya dördüncü oldu yatırım miktarları açısından. Ama, burada yapılan, mesela, işletmeye alınamayan Borçka Barajı bir yıldır aksadı. Bir yıllık aksamasının sebebi, yolların, Artvin- Borçka yolunun yapılmaması. Orada çok eziyet çekiyor vatandaş. Ayrıntıya girmiyorum, yani, altı-yedi yıldır sıkıntı içerisindeyiz. Ama, bu bir yıllık gecikmenin bedeli, o bir yıl geciken enerji üretiminin faturası 60 milyon dolar.

Deriner Barajında da aynı sorun var. Deriner Barajı, dünyada ikinci yüksek baraj. 242 metre kotunda bir baraj, beton baraj yapılıyor. Bu barajla ilgili, 1998 yılından sonra yapılan harcamalar yaklaşık 1 milyar dolara geldi. Ne kadara gerçekleşir bilemiyorum, ama, 1,5 milyar dolar civarında gerçekleşecek bu barajın yapımı. Sizin Hükûmetinizin… Devlet Planlama Teşkilatı ne yaptı biliyor musunuz 2006 yılında: "Bu baraj fizibil değildir." diye bir rapor yazdı. Ondan sonra, onu çözmeye çalışıyorsunuz. Şimdi, bir barajla ilgili 1 milyar dolara yakın para harcadıktan sonra "fizibil" demek ne kadar mantıklı? Peki, bunu yaptığınız için, siz bu barajı bir yıl geciktirdiğinizde bunun maliyeti ne kadar biliyor musunuz? Ürettiği enerji miktarına bakarsanız yıllık kaybımız 200 milyon dolar. Arkadaşlar, bunlar yönetim hataları ve bunları siz yapıyorsunuz.

Merkez Bankasıyla ilgili, yine, Sayın Aslanoğlu bir soru sordu "58-59 milyar dolarlık Merkez Bankası döviz rezervi var…" Bunun maliyetini sordu. "Yüzde kaç faizle biz bu rezervi oluşturuyoruz, sonra bu parayı, nerede, ne kadar faizle tutuyoruz?" Bunun içine girerseniz -içeride değil- dışarıdan finans sektörünün Türkiye'yi nasıl soyduğunu çok net görürsünüz. Şimdi, buradan nereye geleceğim: Sizin Hükûmetiniz çıkıp diyor ki: "Efendim, bizim, Merkez Bankası rezervimiz, işte, 58-59 milyar dolar seviyesinde. Güçlü bir Merkez Bankamız var" diyor, sahipleniyor. Burada soru sorduğumuzda, "Merkez Bankasının parasını nasıl değerlendiriyorsunuz, maliyetiniz ne?" deyince "Efendim, orası özerk, oraya karışamayız." Hani, biliyorsunuz bu deve kuşu hikâyesini, anlatmaya gerek yok, vaktim yok. Deve kuşu gibi davranıyorsunuz. Arkadaşlar, ya yük taşıyın ya uçun!

Şimdi, değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan Türkiye'nin hukuk devleti olduğundan bahsetti…

Bu arada, bir şeyi daha söyleyeceğim: Bu rakamlara takla attırılıyor ya, bu ihracat ithalatı anlatırken başarılı başarılı anlatıyorsunuz, ama şunu söylemiyorsunuz: İthalatın ihracata oranı nedir? İthalatın ne kadarını ihracat karşılıyor? Devraldığınız dönem, 2002'de, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 70, bugün, 2006'da yüzde 60, düşmüş. Buraya bakacaksınız, ithalat - ihracat dengesine bakacaksınız, oradan başarılı olup olmadığınıza karar vereceksiniz. Yoksa "ihracatımız 30 küsur milyon dolardan işte 84-85 milyon dolara çıktı…" Bunu, başarı olarak söylerseniz olmaz.

MEHMET CEYLAN (Karabük) - Çok başarı, çok.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Efendim, ithalatın karşılama oranı başarı mı, cevap verin?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - İthalatın kalemlerini söyler misiniz?

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Şimdi, kalem defteri bırak bir tarafa. Kalem defteri bırakın.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Sen cevap ver! Sen cevap ver!

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, Başbakan ne diyor…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Biraz sonra çıkınca cevap veririm.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Verirsiniz.

113

BAŞKAN - Sayın Demirbağ…

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Çık da göreyim o zaman!

BAŞKAN - Sayın Şahin…

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Çık, orada konuş!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Gel arkaya, cevap vereyim.

BAŞKAN - Sayın Şahin, lütfen…

Sayın Demirbağ…

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Çık orada konuş!

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, aynen okuyorum, Başbakan diyor ki: "Türkiye'nin tam bir hukuk devleti olabilmesi, insan hak ve hürriyetlerinin eksiksiz uygulanabilmesi için büyük hukuk reformları gerçekleştirdik. Özellikle ne yaptık: Ceza Yasası, Ceza Muhakemesi Yasası, İnfaz Yasası, bunları yaptık." Ama, şunu da söylüyorum: Yine, aynı Hükûmet, bu Mecliste yaptığı bütün bu yasalar daha yürürlüğe girmeden geri adımları attı. Bunları teker teker sayacak vaktim yok. Onu da siz yaptınız.

Yine, Başbakan şöyle bir şey söylüyor: "Artık, yattığı yerden para kazananlar dönemi bitti." Ne dönemi başladı? "Alın teriyle çalışarak, yatırım yaparak para kazanma dönemi başladı."

Hayır, arkadaşlar, o dönem başlamadı, şimdi ne dönemi başladı biliyor musunuz: Alın teriyle çalışılarak, yatırım yapılarak üretilen malların, özelleştirme adı altında, birilerine peşkeş çekme dönemi başladı. O dönemi iyi niteleyin, yanlış nitelemeyin.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yanlış, yanlış!

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Peki, efendim, dış politika konusunda, yani, söylenecek çok şey var, ama bu İktidarı ben çok iyi hatırlıyorum, bugüne kadar çözemediğiniz sorunları "biz, hemen çözeceğiz" diye işin içine girdiniz, bir şey yok, iyi, yüzümüze gözümüze bulaştı. Şimdi, Kıbrıs sorunuyla uğraşıyoruz. Yani, ısrarla muhalefet size diyor ki -çok net bir şey söyleyeceğim- Kıbrıs sorunu AB müzakerelerinin konusu olamaz, yapmayın. Bu, BM, Birleşmiş Milletler nezdinde, o platformda çözülmesi gereken bir sorundur, orada çözelim, ama siz ille de AB sürecine, o 17 Aralıkta attığınız imzaya bakarsanız görürsünüz, sonra gelip burada bayram yaptık, o, işte Kızılay'da yaptığınız bayramın sonucu ne oldu, nereye geldik? Yani, önümüz açık mı tıkalı mı arkadaşlar? Niye bu sıkıntıyı yaratıyorsunuz?

Şimdi, ekonomik çalışmalarımızı, bütçemizi kısaca şöyle tanımlayabilirim, yani, sizin bütçenizin amacı, sizin ekonomik amacınız şu: Borç borçla ödenir; çünkü rakamlar bunu gösteriyor. Yani, rakamlara baktığınızda, dört yılda 150 milyar dolara yakın borç yüklemişsiniz iç-dış borç olarak.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Kaynak göster.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Dinle, dinle.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Niye? Efendim, borç borçla ödeniyor, problem burada.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Senin vazifen laf atmak mı? Dinle… Otur bakalım.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Borç, eğer üretimle ödenirse, o zaman borcunuzu azaltmaya başlarsınız. O zaman 225 milyar dolarlardan aldığınız iç-dış, kamu-özel sektörün tüm toplam borcunu yavaş yavaş aşağıya doğru indirmeye başlarsınız. Ama, dört yılda sizin yaptığınız bütçeyle, ekonomi politikasıyla o 225 milyar doları 375 milyar dolarlar seviyesine çıkardınız.

Değerli arkadaşlar, sürem bitiyor. Ben, iki tane soru sormak istiyorum: Biri, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun 29/8/2006 tarihinde 30 ilde 64 noktada Maliye, Gümrük, jandarma, emniyet, sahil güvenlik, bunlarla beraber yaptığı, 39 firmanın 1.102 akaryakıt tankında inceleme yapılmış bu akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili. 288 numune TÜBİTAK'a gönderilmiş ve oradan büyük kısmı standartlara uymadığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çorbacıoğlu, teşekkür ediyorum.

Sürenin uzatılmayacağını söylemiştim baştan Sayın Çorbacıoğlu.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Ben burada değildim o zaman.

MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkanım, çok yanlış bir uygulama.

BAŞKAN - O zaman teşekkür için açıyorum, sadece teşekkür için; buyurun.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Bir, bu raporu Hükûmet takip etsin diyorum.

114

Bir de, Toplu Konutun emlak pazarlama şirketi var. Bu şirketin yüzde 51 payı Amerikalı birinin veya bir şirketin olduğu söyleniyor. Bu doğru mu? Bu yüzde 51 hissenin sahibini -burada söylüyorum ilgililere ulaşması amacıyla- Sayın Başbakanımız tanıyor mu? Tanıyor ise, nasıl tanıyor? İyi mi bu insan, kötü mü? Varsa buna cevap verebilecek -Başbakan olur, Sayın Bakan olur veya yetkili hükûmet mercileri olur- bu konuda da bir cevap vermenizi diliyorum.

Aslında söylenecek çok şey var ama, süremizi de aştım. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çorbacıoğlu.

Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen İbrahim Özdoğan, Erzurum Milletvekili.

Buyurun Sayın Özdoğan.

Sayın Özdoğan, süreniz on dakikadır.

Ek süre verilmeyecektir Sayın Özdoğan, duyurulur.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde, 8'inci maddede, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, AK Partinin iktidar oluşundan yaklaşık olarak dört yılı geçkin bir zaman oluştu, bugüne kadar milletimizin yüzü bu iktidardan maalesef gülmedi. Sayın Başbakanın seçim meydanlarında "Üç yılın sonunda yavaş yavaş cebinize bir şeyler girecektir." demesine rağmen, maalesef bu dört yıllık süreç içerisinde milletimizin cebinden yavaş yavaş bir şeylerin çıktığını gördük. Tabii, şimdi 2007 yılı bütçesini görüşüyoruz. Bunun nedenleri vardır, neden bu hâle geldik? Bu konudaki fikirlerimi, görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, birtakım ülkelerde yoksulluk hep vardır ve giderek de bu yoksulluk artar. Yoksulluğun artması bir tesadüf değildir. Bu mesele, siyasi iktidarların bir tercih meselesidir veya kötü yönetim meselesidir. Kendi tercihlerine uygun olarak uyguladıkları politikaların ürünüdür.

İçi boşaltılan bankaların bedelini yakın geçmiş zamanda gariban halkımız ödemiştir, bir nedeni budur değerli arkadaşlar. Bu iktidar sayesinde halkımızın sırtına bindirilen bu rakam 50 milyar dolardır.

Bugünkü Hükûmet ise, yoksulluğu önlemeyi, evlere kömür ve gıda dağıtımıyla sınırlı olarak görmektedir. Üstelik milletin parasıyla AK Partinin propagandasını yapmaktadır. Tabii ki, bu da, çok çirkin bir usuldür.

Her ülkede belirli kaynaklar vardır ve bu kaynaklar da sınırlıdır. Önemli olan bu kaynakları iyi yönetmektir. İşte, AK Partinin beceremediği, bu iyi yönetme meselesidir.

Değerli arkadaşlar, gaye yoksulluğu önlemektir. AK Parti İktidarı toplumun büyük kesimine bu kaynaklardan pay vermemektedir.

Bu iktidar döneminde çiftçiye verilen destek gerilemiştir, taa, dörtte 1 oranında aşağı yukarı, gerilemiştir ve çiftçi fakirleşmiştir.

İşçi ve işçi emeklisi sefil bir hayata itilmiştir.

Memur ve devlete yıllarını harcayan emekli, açlık ve sefalete itilmiştir. Emekli aylıkları enflasyonun altında kalmış ve emekli yok olmuştur.

Esnaf, vergi ve harçların çokluğu ile Bağ-Kur primlerinin yüksekliği yüzünden yok olma durumuna gelmiştir. Aldığını satamaz durumdadır ve sattığını yeniden yerine koyamaz duruma gelmiştir.

Ülke sathında, bu iktidar döneminde, her yıl yüz binlerce esnaf kepenk kapatmaktadır. Tabii ki, yüz binlercesi de kepenk açıyor; ama, kapatılan kepenk sayısı daha fazladır değerli arkadaşlarım. Bunu, devletin Türkiye İstatistik Kurumu bize bildirmektedir.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Sizi hangi parti getirdi Meclise?

BAŞKAN - Lütfen sayın milletvekilleri. Hatibe söz atmayalım.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Beni millet getirdi, millet. Millet getirdi.

Yazıklar olsun, sende fetişist bir düşünce var, fetişist. (AK Parti sıralarından gülüşmeler) Yazık yazık!.. Hiç sana yakıştıramıyorum. Demokrasi kültürü yok sende.

BAŞKAN - Sayın Özdoğan, lütfen…

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Beni buraya getiren millet buradan da gitmemi istedi, onun için gittim.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Genel merkezin önünde düğmenizi ilikleyip perende attığınız günleri unuttunuz mu?

115

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Haşa!.. Haşa!.. Perende atanları ben iyi biliyorum. Ben il başkanlığı yaptım, emeğimle geldim.

Değerli arkadaşlar, AK Parti ve Sayın Başbakan ise, bu olumsuzlukları laiklik panzeriyle nötralize etmeye ve örtmeye çalışmaktadır.

Bakın, son Millî Eğitim Bakanlığı Şûrasına, imam-hatiplilerin haklarına meydan okuyan TÜSİAD Başkanına Sayın Başbakan suskun kalmıştır, hakkını arayan çiftçiye "Al ananı git." demiştir ve yine, Erzurum'da, çiftçiye "Bu millet, yatıp kalkıp sizin için mi çalışacak?" demiştir, bizzat kulaklarımla duymuşumdur.

CAHİT CAN (Sinop) - Çiftçi olmadığı anlaşıldı onun.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - "Askerlik yan gelip yatma yeri değil." diye şehit ve gazilerimizden, bütün Türk Silahlı Kuvvetlerimizden pek çok konuda azarı eksik olmayan Sayın Başbakanımız, TÜSİAD Başkanına neden bir laf olsun etmez? Bunu, milletimize sormak istiyorum.

AK Parti, egemenlerin iktidarı mıdır yoksa değerli arkadaşlar; Sayın AK Partililer soruyorum sizlere? Yoksa, ezilen, itilen, kakılan, hakkı yenen varoşlardaki sessiz çoğunluğun mu iktidarıdır; size soruyorum? Varoşlardaki sessiz çoğunluğa da soruyorum, göbeği şişkin patronlara da soruyorum.

Sayın Başbakan… Şimdi, soruyorum tekrar: Sizi, iktidara, ülkenin kaymağını yiyen patronlar mı getirdi, yoksa, itilip kakılan o imam-hatipliler, o muhafazakâr, dinî değerlerine bağlı yoksul ve orta direk mi getirdi; buradan soruyorum? Hem çoğunluğun var, bu imam-hatipliler ve başörtü konusunu neden dört yıldır çözemedin; bunu da sormak istiyorum? Yazık değil mi o insanlara!

CAHİT CAN (Sinop) - Siz çözdünüz mü?

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Seçim yılında hadiseyi tekrar ısıtıp gündeme getiriyorsunuz. Artık başörtü mevsimi geldi, dindarlık mevsimi geldi değerli arkadaşlar.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Senden başka kürsüde konuşan yok.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Dinî değerleri siyasi emellerine alet etme. Bu asil millet bu yalancı dolmaları asla yutmayacaktır, çünkü, çok tecrübe sahibi olmuştur.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) - Kendi de gülüyor. O söylediğine sen de gülüyorsun, sen de inanmıyorsun.

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Söylediğine kendin gülüyorsun.

BAŞKAN - Sayın Kastal… Lütfen, Sayın Kastal…

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Yok… Ben verdiğim örneğe gülümsüyorum, verdiğim örneğe.

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - İnandığın gibi konuş.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ama yapamadınız. Fatma Hanım, kardeşim, yapamadınız… Yapamadınız…

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Kendin gülüyorsun söylediğine.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Yaptınız mı yapmadınız mı? Yapamadınız. Milletime de soruyorum buradan, yapamadınız.

BAŞKAN - Sayın Özdoğan, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Niye gülüyorsun o zaman?

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Kendin inanıyor musun?

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bakın, dinî değerler kullanmak değerli arkadaşlar günahtır. Siz iktidarsınız, kullanmayın. Ya yapın şu meseleyi, biz de sizi alkışlayalım.

CAHİT CAN (Sinop) - Ayeti hadis okuyorsun.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Yapsanız okumam. Cahitciğim, yapsanız okumam ayeti hadisi. Yapmadığınız için okuyorum. Neden…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Bunları yapamadığın için mi ayrıldın?

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Evet, bir nedeni de odur.

Bakın, bir şey söyleyeyim: Çünkü, siz, artık bu kesimlerin hükûmeti değilsiniz. Holdinglerin ve patronların hükûmeti oldunuz değerli arkadaşlar.

Bugün AK Parti İktidarından en çok faydalanan değerli arkadaşlar, geçmişte Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a "Bu muhtar bile olamaz." ve iktidar olmadan önce en ağır hakaretleri eden göbeği şişkin patronlar bugün yalakalık yapıyorlar. Ben, eminim ki bu patronlar Sayın Başbakanı yine de sevmiyorlar. Ama, tabii ki, çoğunlukla büyük bir iktidarsınız, şimdi sizin yanınızda bulunmak mecburiyetindedirler. Dostunuzu düşmanınızı iyi bilin. Ben size bunu anlatmak istiyorum. Bunu elbette ki siz de iyi biliyorsunuz.

116

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Dost acı söyler, doğru söyler!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Siz biraz da şu vatanın, şu Anadolu toprağının gerçek insanlarının faydalanmasını sağlayacak politikalar yapın arkadaşlar. Bunu istiyorum.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - İbrahim Bey, Doğru Yol'dan da mı onun için ayrıldın?

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bak, bir şey söyleyeyim…

BAŞKAN - Sayın Terzibaşıoğlu, lütfen…

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bak, onun cevabını vereyim, onun cevabını vermek istiyorum: Sayın Vahit Kiler de burada söyledi, benim olmadığım bir zamanda, bende bir kabahat, bir suç bulamadı, üç parti değiştirmişim.

Değerli arkadaşlar, ben hiçbir partiye...

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Üç değil, iki.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - İki diyelim, iki olsun. AK Partiyi de sayıyor ya.

Ben hiçbir partiye göbeğimden, menfaatlerimle bağlı değilim. Kim ki, milletime ihanet ederse, ben her partiden ayrılırım. Bunu da milletim duysun.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Doğru Yol da mı ihanet etti?

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Evet, o da ihanet etti.

Eğer sizler gibi göbeğimden partilere bağlı olsaydım, siyaseten rant yeseydim, paçamı bu ranta kaptırsaydım, sizin gibi ben de ayrılmazdım. Ama, alnım ak, yüzüm açık benim.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Sizi Genel İdare Kuruluna almış olsalardı kalacak mıydınız orada?

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Milletime ihanet eden her partiden ayrılırım; bunu unutmayın, bunu hiçbir zaman unutmayın.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Sizi Genel İdare Kuruluna alsalardı, kalacak mıydınız?

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Müdahale etmesinler Hatibe Sayın Başkan.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bakın, bir Erzurum türküsü vardır arkadaşlar, fakir fukarayı öyle tekmelediniz ki… Ne diyor burada:

"Evvel yarin sevgilisi ben idim,

Şimdi daldalardan bakan ben oldum."

Bu, Türkiye genelinde:

"Evvel yarin sevgilisi ben idim,

Şimdi uzaklardan bakan ben oldum."

İşte, fakir fukara, sizi iktidara getirenler uzaklardan bakıyor. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özdoğan, teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Alaattin Büyükkaya, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Büyükkaya. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 8'inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlarım.

Bu madde, biliyorsunuz, özel idareli kurumlara 5018 sayılı Kanun'a göre, hazineden karşılıksız yardım yapmayı düzenliyor ve bunun ödeme şeklini belirleyen bir madde. Son derece açık ve 2006 yılında, bu maddeye göre, yaklaşık 10 milyar 842 milyon YTL'lik de ödenek ayrılmış durumda. Bu ödeneğin önemli bir kısmı da şu ana kadar kullandırılmıştır. Ve bu ödenekte en büyük pay ise iki kuruma ait: Emekli Sandığı 5 milyar 487 milyon YTL ve Yükseköğretim Kurumu da 3 milyar 684 milyon YTL.

Şimdi, ben bu maddelerle ilgili kısaca söylemek istiyorum. Geçen gün, biliyorsunuz, Anayasa Mahkememiz, Emekli Sandığına mensup kamu görevlilerini dikkate alarak Sosyal Güvenlik Yasası'nı iptal etti ve -geçen gün de bunu Mecliste ifade ettim, bu ödenekten de görüyorsunuz, en büyük pay oraya ait- bu ülkenin vatandaşları sadece kamu görevlileri, işçisi, memuru, esnafı, işvereni bu ülkenin vatandaşı değil, onlar eşit hakka sahip olmak durumunda değil. Ve Emekli Sandığı mensupları toplam sosyal güvenlik sistemi içinde sadece yüzde 15 paya sahip, ama, açığın yüzde 42'sini teşkil ediyor.

117

Bunu sürekli söylemek zorundayız, çünkü, unutmayalım ki, bu, çoğunluğun azınlığa para aktarması demektir. Dolayısıyla, bu noktayı bu millete iyi anlatmalıyız. Kurumlarımıza da anlatmalıyız. Adalet ve hak yerini bulacaksa, mutlaka bunları söylemeliyiz.

Sonra, Yükseköğretim Kurumuna da bunu buradan seslenmeliyiz. Biz diyoruz ki: "Üniversite kurduk, haydi aç." Sağlık Bakanımız bu kürsüden söylüyor, diyor ki: "Doktora ihtiyacımız var, kontenjanınızı artırın; uzman hekime ihtiyaç var, artırın." Ama, diyorlar ki: "Efendim, ödeneğimiz yok." Ödeneği kuruşuna kadar kullandırıyor bu Hükûmet. Dolayısıyla…

Şimdi, bir muhalefetteki arkadaşımız şunu söyledi: "Siz, evet, büyük bir iktidarsınız." dedi. Doğru, biz büyük bir iktidarız.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Kim dedi ya?

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) - Büyük bir iktidar olduğumuz için zaten, Türkiye'yi bir yerden alıp bir yere taşıdık. Dün, gerçekten çok mutlu olduğum bir söz söyledi Avni Doğan arkadaşım. Evet, birileri hâlâ Onuncu Yıl Marşı'nı öğrenmeye çalışırken, biz, yüzüncü yıl marşını besteliyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Türkiye'yi oraya taşıyoruz. Onun için gerçekten büyük bir iktidarız.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Büyükkaya.

Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Soru sorma süresi beş dakikadır.

Sayın Kılıç, buyurun.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Bakan, Malatya'da Gümrük Müdürlüğü var. Havaalanımız da yeterli, havaalanımızın pisti de yeterli. Durum böyle olduğu hâlde Sayın Bakan, Malatya Havaalanı bir türlü uluslararası uçuşlara açılamıyor. Bununla ilgili olarak acaba Hükûmetiniz ve sizler Malatya Havaalanı'na uluslararası uçuş yönünden izin verecek misiniz? Bu bir.

İkinci husus Sayın Bakan: Malatya ili Doğanşehir ilçesinde Söğüt beldesine bir küçük çaplı bir baraj yapma söz konusu idi. Bununla ilgili bir gelişme var mı?

Yine, Doğanşehir ilçemizin Gövdeli Belediyesinde lise binası yapılmış, ancak henüz öğretime açılmamış, bina orada bomboş duruyor, lise için de izin verilmiyor. Bununla ilgili acaba Hükûmetin bir izni olacak mı veya bu liseyi açacaklar mı? Bina orada çürümeden kurtulacak mı? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Sayın Işık, buyurun.

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanıma şu iki soruyu yöneltmek istiyorum: Sayın Bakanım, Dünya Bankasından kredi kullanan ülkeler arasında Türkiye 2004 yılında birinci, 2005 yılında ise, ikinci olmuştur. Bu durumu neye bağlamaktasınız?

Gelişmekte olan ülkeler açısından Türkiye'nin konumunu tanımlar mısınız?

Son sorum: 2006 Ocak ve Ekim ayını baz aldığımızda, bu bandı baz aldığımızda, yurt dışından gelen toplam doğrudan sermaye ile yurt dışına çıkan toplam sermayeyi kıyaslar mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Ekmekcioğlu…

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakana iki sorum var. Birinci sorum: Tekel ürünleri olan sigara ve içkideki ÖTV oranının yüksek olması, sahte içki ve sigara üretimini artırmaktadır. Halk sağlığını yakından ilgilendiren bu sorunun giderilmesi için ÖTV oranında indirim yapmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Kaçak sahte akaryakıttan milyonlarca YTL'lik vergi kaybı ortaya çıkmaktadır. Kaçak sahte akaryakıttan kaç YTL'lik vergi kaybı vardır? Kaçak sahte akaryakıtı önlemek için Bakanlığınızın yaptığı bir çalışma var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ekmekcioğlu.

Sayın Güyüldar, buyurun.

HASAN GÜYÜLDAR (Tunceli) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

118

Sayın Bakana iki sorum olacaktır. Tunceli ve ilçelerini ulaşımda Elâzığ'a bağlayan Pertek Köprüsü, Keban Barajı yapılırken sulara gömüldü. Otuz yıldan beri ulaşım feribotla sağlanıyor. Geceleri risk nedeniyle feribot çalıştırılmadığı için Tunceli, Pertek ve Hozat'ta hayat duruyor.

Birinci sorum: Sayın Başbakanın bu köprünün yapımı için sözü olmasına rağmen bir faaliyet daha olmamıştır. Sayın Bakanım, bu köprüye 2007 yılı içinde ödenek ayıracak mısınız?

İkinci sorum: Tunceli'de terörden zarar gören vatandaşlarımız hak etmiş olduğu tazminatlar zamanında ödenmediği için mağdur olmuşlardır. İçişleri Bakanlığına intikal eden Tunceli'deki terör mağdurlarının tazminatlarını 2006 yılı içinde ödeyecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Baloğlu…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: Konuşmasında, sanki, kaymakamları, idare amirlerini muhalefet eleştiriyormuş gibi, onları korur bir havada birtakım şeyler söyledi. Oysaki, Antalya'da İl Özel İdaresinin birtakım hizmetlerinde, bu hizmetleri AKP İlçe Başkanı açıklıyor kendileri yapmış gibi. Kaymakamlar bir figüran durumuna düşürülüyor. Örnek istiyorsa kendisine kırk tane örnek veririm. İnek dağıtımı yapılıyor, AKP İlçe Başkanı düzenliyor töreni. Başka işleri de o yapıyor.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Yok öyle bir şey.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Bakan, kaymakamlarınıza, valilerinize sahip çıkacağınızı söylediniz, onları bizim eleştirdiğimizi söylediniz. Alanya'daki uygulama sizin bilginiz içinde mi gerçekleşiyor? Birincisi bu.

İkincisi: Onuncu Yıl Marşı'nı söyleyemeyenler ya da söylemeyenler yüzüncü yıl marşını nasıl söyleyecekler? Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baloğlu.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gelir uzmanlarıyla ilgili soruma cevap alamadım. Onun hakkında cevap istiyorum.

Sayın Tarım Bakanımız da buradayken, Sayın Bakanım, veteriner hekimlerle ilgili olarak maaşlarında yeterli artış yapamadık. Bu konuda bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Sayın Kılıç'ın Malatya'da havaalanı uluslararası uçuşa açılacak mı; Malatya'da, ismini tam alamadığım bir ilçede lise yapılmış…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Doğanşehir ilçesi.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Doğanşehir ilçesinde lise açılacak mı ve Malatya'yla ilgili diğer soruları var. Tabii, ben, yine aynı şeyi söylüyorum, bunların hiçbirisi ilgili maddeyle alakası yok Sayın Başkanım. Yani, bu konuda da, ben, şimdi tabii ilgili bakanlardan bunların şeylerini alayım, size bildireyim, yazılı olarak bildireyim. Onun dışında başka bir şey…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Ben cevap veririm Sayın Bakan. Öğrenci sayısı yeterli olduğunda açılacak.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Efendim?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Öğrenci sayısı yeterli olduğunda lise açılacak.

BAŞKAN - Sayın Demirbağ, lütfen…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Öğrenci sayısı yeterli beyefendi. O çevrenin merkez bir lisesi. Vara, yoğa konuşmayın.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Işık, Dünya Bankasındaki kredilerde daha önce birinci olduğumuzu, bu sene de ikinci olduğumuzu söyledi. Demek ki, bizden daha fazla kullanan bir ülke daha çıkmış, o da birinci olmuş. Ama, şunu özellikle belirtmek istiyorum ki, Dünya Bankasının kriterlerine uyan güven ve istikrarı gösteren ve ekonomik şartları gösteren Türkiye'nin kredibilitesi fevkalade yüksektir. Dolayısıyla, Dünya Bankası da bize kredi vermek için oldukça gayret de sarf ediyor, onlar da. Ama, Türkiye, artık, ihti

119

yacı kadar… Her krediye de "aman, ihtiyacım var, alacağım" şeklinde bir yaklaşımımız çok şükür yok. O eski günler hep geçti, geride kaldı. İnşallah, tarihe gömülür, bir daha da onları yaşamayız. O bakımdan, kredibilitemiz fazla olduğu müddetçe, onlar bize vermek isteyecekler; ama, biz de uygun şartlı olanları kabul edeceğiz. Bütün politikamız da budur.

Şimdi, Sayın Ekmekcioğlu "Tekel ürünlerine sigarının ÖTV oranında bir indirim yapmayı düşünüyor musunuz?" diyor. Hayır, düşünmüyoruz, yani, kolay kolay da düşünmeyiz. "Yurt dışına göre daha fazla" diyor. Yurt dışına göre de fazla değil.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Zaten Tekeli yok ettiniz!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Daha gideceğimiz yol var yani orada.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Zaten Tekeli yok ettiniz!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Yurt dışındakilerle eğer kıyaslarsak, gideceğimiz yol var.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Zaten Tekeli yok ettiniz, sayenizde Tekel olmadı Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Evet, Tekel, tarihinde ilk defa böyle kâra geçiyor bizim zamanımızda. Onu da iyi takip edin. Tekelle ilgiliyseniz, iyi bilirsiniz bunu.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - İlgiliyiz tabii…

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Tekelin ocağını batırdınız döneminizde.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - "Kaçak akaryakıtı önlemekle ilgili olarak ne yaptınız?" Kanun getirdik, kanun var.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Hangi kanun?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Evet, akaryakıttaki kaçaklığı önlemeyle ilgili kanun getirdik.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Önlediniz mi Sayın Bakanım, akaryakıttaki kaçakçılığı önlediniz mi?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Önlemeye başladık, önlemeye başlıyoruz. Ayrıca da enerji…

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Ne zaman başlıyorsunuz? Dört sene geçti…

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Vazifeniz Tekeli yok etmekti, yok ettiniz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Kaç koldan…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, sabredin, Sayın Bakan cevap veriyor sorularınıza.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bak, kaç kişi konuşuyorsunuz hep bir ağızdan.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Çok önemli bir konu…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Kaç kişi hep bir ağızdan konuşuyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Bakan…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bütün televizyon da görüyor yani.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Kaçak akaryakıtı önlediniz mi önlemediniz mi?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ya, yapmayın…

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Yakalanıyorsunuz, ağzınızla yakalanıyorsunuz…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Niye yanıt vermiyorsunuz? İneklerle…

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) -Tek başıma sordum, bana yanıt vermedi. Niye yanıt vermiyorsunuz süre olduğu halde?

BAŞKAN - Sayın Çakır… Yok.

Sayın Gazalcı…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, devam edebilir miyim bir ikisine? Bitti mi?

BAŞKAN - Devam etmiyorsunuz diye şey yaptık Sayın Bakan.

Buyurun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Yalnız, bu kadar, ben konuşurken Sayın Başkan, hep bir ağızdan bana müdahale ediyorlar, söz atıyorlar, ben ne yapayım? Bir şiir okuyayım bari size müsaade ederseniz.

120

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Şiir dinlemeye gelmedik. Sayın Bakan, siz bana yanıt verin.

BAŞKAN - Sayın Bakan, siz, sayın milletvekillerinin sordukları sorulara cevap vereceksiniz, karşılıklı konuşmayacaksınız.

Buyurun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Şiir dinlemek istemiyoruz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Vereceğim, ama, aynı şekilde bana cevap vermiyor…

BAŞKAN - Buyurun, şiirinizi okuyun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - O zaman, Sayın Güyüldar'ın sorusuna cevap vereyim. Keban Barajı'ndaki o köprüyle ilgili olarak Sayın Başbakan, ne dediğini, onu bilmiyorum, ama, yalnız şunu biliyorum ki, Sayın Başbakanımız bugüne kadar verdiği bütün sözleri tutmuştur.

HASAN ÖREN (Manisa) - Sayın Bakan, dokunulmazlık hariç.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bütün sözleri tutmuştur. Eğer bunun sözünü de verdiyse, bu da bilin ki yapılacaktır.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Sayın Başkan, süre var.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Baloğlu terör mağdurları için…

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Gazalcı'ya söz verdiniz, tekrar Bakana söz verdiniz!

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Şahin…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - …bir ödeme yapıldı mı diye sordunuz.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Ben de soru soracağım!

BAŞKAN - Sayın Şahin, lütfen, uyarıyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda olduğunuzu hatırlatıyorum Sayın Şahin.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Sayın Başkan, Gazalcı'ya söz verdiniz, dönüp Sayın Bakana söz verdiniz.

BAŞKAN - Başkanlık Divanına o şekilde hitap edemezsiniz, lütfen! İndirir misiniz elinizi!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Henüz Meclise intibak edememiş.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Terör mağdurları için ödeme yapılmıştır. Daha yeni ödemeyi yaptık Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Bakan, süre tamamlandı.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Onu da arz etmek istiyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9'uncu maddeyi okutuyorum :

Yatırım harcamaları

MADDE 9- (1) 2007 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında herhangi bir projeye harcama yapılamaz. Bu cetvellerde yer alan projeler ile ödeneği toplu olarak verilmiş projeler kapsamındaki yıllara sari işlere (proje kredisi ile sağlanacak olan projelerden kurulu gücü 500 MW üzerinde olan baraj ve hidroelektrik santral projeleri ile Gebze-Haydarpaşa, Sirkeci-Halkalı Banliyö Hattının İyileştirilmesi ve Demiryolu Boğaz Tüp Geçişi İnşaatı Projesi kapsamındaki işler hariç) 2007 yılında başlanabilmesi için proje veya işin 2007 yılı yatırım ödeneği, proje maliyetinin yüzde onundan az olamaz. Bu oranın altında kalan proje ve işler için gerektiğinde projeler 2007 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar hükümlerine uyulmak ve öncelikle kurumların yatırım ödenekleri içinde kalmak suretiyle revize edilebilir.

(2) Silahlı Kuvvetler bütçesinin programlarında (03) ekonomik sınıflandırma kodunda yer alan savunma sektörü, altyapı, inşa, iskan ve tesisleriyle NATO altyapı yatırımlarının gerektirdiği inşa ve tesisler ve bunlara ilişkin kamulaştırmalar ile stratejik hedef planı içinde yer alan alım ve hizmetler Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının vizesine bağlı olmayıp, 2007 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer almaz.

(3) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin yatırım programında ödenekleri toplu olarak verilmiş yıllık projelerinden makine-teçhizat, büyük onarım, idame-yenileme, tamamlama ile bilgisayar yazılımı ve donanımı projelerinin detay programları ile alt harcama kalemleri itibarıyla tadat edilen ve edilmeyen toplulaştırılmış projelerinin alt harcama kalemleriyle ilgili işlemlerde 2007 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar hükümleri uygulanır.

121

(4) 2007 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projelerden ilgili Bakanın onayı ile il özel idarelerince valinin yetki ve sorumluluğunda gerçekleştirilmesi uygun görülenlerin bedelleri, münhasıran proje ile ilgili harcamalarda kullanılmak üzere hizmetin ait olduğu il özel idaresine ödenir. Mahalli hizmet niteliği taşıyan işler, bu fıkrada belirtilen esaslar çerçevesinde program ve proje safhasında da valilerin yetki ve sorumluluğuna devredilebilir.

(5) Dördüncü fıkraya göre yürütülecek projelerin etüt, keşif ve kontrollük hizmetlerinin ilgili bakanlık ve genel müdürlüğün il teşkilatlarınca ihale edilmek suretiyle yaptırılması ve bedellerinin ödenmesi, valinin onayı ile il özel idarelerince gerçekleştirilir.

(6) 2007 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yıl içinde yapılması zorunlu değişiklikler için 2007 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Kararda yer alan usullere uyulur.

BAŞKAN - Soru sormak isteyen sayın milletvekilleri lütfen cihazlara girsinler.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Enis Tütüncü, Tekirdağ Milletvekili.

Sayın Tütüncü, hem Grup adına hem de şahsınız adına söz isteğiniz olduğu için süreniz on beş dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 9'uncu maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi bu yeni günde -şu anda 25 Aralığa girdik- en iyi dileklerimle, sevgi ve saygılarla selamlıyorum.

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Hayırlı günler, hayırlı günler…

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Sözlerime başlamadan önce, 7'nci madde üzerindeki soru sorma esnasında sehven, 95 milyon dolar diyeceğime 95 bin dolar ifadesinde bulundum. Zabıtlarda düzeltilmesi için…

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Biz onu yorumlamıştık zaten.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Evet. Çünkü, 147 milyon YTL, 95 milyon dolar eder. Teşekkür ederim, sizler de yorumladınız. Bunun zabıtlardan, tutanaklardan düzeltilmesini rica ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9'uncu madde, yatırımlarla ilgili bir madde. Türkiye'de ekonomik büyüme çabalarını engelleyecek en büyük sorunun, kanımızca, kamu sabit sermaye yatırımlarının Türkiye'de son derece düşük olmasıdır.

Bakınız, bugün görüşmekte olduğumuz bu tasarının, kanun tasarısının 8'inci sayfasını açınız, kitapçığın 8'inci sayfasını açınız ve burada ekonominin genel dengesi tablosu var, bu tabloya 2002 ve 2003 sütunlarını ekleyiniz. Şöyle bir manzarayla karşılaşacaksınız: Kamu sabit sermaye yatırımlarının gayrisafi millî hasılaya oranı, 2002 yılında, yüzde 6,1. Bu oran, 2003 yılında yüzde 5,3'e düşmüş, 2004 yılında bu oran 4,6'ya düşmüş. 2005, 2006 ve 2007 yıllarında, sürekli olarak, kamu sabit sermaye yatırımlarının gayrisafi millî hasıla içindeki oranı, 2002 düzeyinin sürekli olarak altında kalmış.

Şimdi, bu tespiti yaptıktan sonra, ikinci olarak, kamu sabit sermaye yatırımlarının sektörel dağılımını ele alınız. 2007 yılında, tarım, eğitim ve sağlık sektörlerine yapacağınız kamu sabit sermaye yatırım paylarının düşük olduğunu göreceksiniz. Hem de bu düşüklük, daha bir yıl önce yürürlüğe soktuğunuz Dokuzuncu Plan'ın hedeflerinden de oldukça düşük.

Bakınız, kamu sabit sermaye yatırımları içinde tarımın payı, 2007 yılı için yüzde 7 olarak programlanmış. Oysa, planın yıllık ortalama hedefi yüzde 10,2. Yani, tarıma, toplam kamu sabit sermaye yatırımları içinde yüzde 3,2 daha az yatırım ayırıyorsunuz. Aynı şekilde, eğitim, eğitim payı, yüzde 12,1 olacak bu 2007 bütçesine göre. Oysa, plan hedefiniz sizin yüzde 19,1 ve ne yazık ki, sağlıkta da kamu sabit sermaye yatırımlarını, 2007 yılında, plan hedefinden yaklaşık 2,5 puan daha düşük yapıyorsunuz. Böyle bir şey kabul edilebilir mi değerli milletvekilleri?

Tarım, eğitim ve sağlık gibi son derece stratejik sektörlerde ve Adalet ve Kalkınma Partisinin vizyonu açısından, iddiası açısından son derece önemli görülen bu üç sektörde kamu sabit sermaye yatırımlarının böylesine düşük olması kabul edilebilir mi? AKP İktidarının ilk günlerinden itibaren kamu sabit sermaye yatırımlarının önemini size anlatmaya çalışan milletvekili arkadaşlarınızdan biriyim. Ecevit Hükûmeti ile Abdullah Gül Hükûmeti zamanında, toplam tutarı 20 katrilyon lirayı aşan -2006 fiyatlarıyla hesapladık bunu- 1.602 yatırım projesini elediniz, geri kalan yatırım projeleri de çok yavaş yürüyor. Projelerin tamamlanma süreleri yeteri ödenek ayrılmaması nedeniyle uzuyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konu şu açıdan önemli: Bakınız, kamu sabit sermaye yatırımlarını ihmal etmek demek, ülkeyi geleceğe dönük olarak gizli, ama çok ağır bir borç yükünün altına sokmak demektir.

122

Ne yazık ki, dört yıllık iktidarınızda, farkında olmadan, Türkiye'yi ileriye dönük, gizli, ama çok ağır bir borç yükü altına soktunuz ve 2007 yılında da bu yanlışınızı sürdürüyorsunuz.

Bakınız, bu nedenle enerji, ulaştırma gibi fiziki altyapı yatırımlarında, eğitim ve sağlık gibi sosyal altyapı yatırımında, ar-ge (araştırma-geliştirme) faaliyetleri, teknopark gibi teknolojik altyapı yatırımlarında ve tarımsal altyapının rehabilite edilmesi, sulama tesislerinin, drenaj, toprak toplulaştırma, erozyonla mücadele gibi yatırımların mutlaka ve mutlaka geciktirilmeden yapılması gerekiyor ve bu alanlarda kamu, kamu sabit sermaye yatırımları çerçevesinde bir yatırım seferberliğine bir an önce sokulmalıdır.

Bakınız, geçen yılki bütçe görüşmesinde de bu konuya değindim, Avrupa Birliğinin on beş ülkesi, gelişmiş on beş ülkesi, kişi başına 100 dolar kamu sabit sermaye yatırımı yapıyor ise -ki yapıyorlar- biz ancak 19 dolar yapabiliyoruz. Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlarım? Yine, Avrupa Birliğinin bu gelişmiş on beş ülkesi, kilometre kare başına eğer 100 dolar kamu sabit sermaye yatırımı yapıyorlar ise, Türkiye ancak 15 dolarlık kamu sabit sermaye yatırım yapabiliyor. Böyle devam ederse, değil yabancı sermayenin gelmesi, korkarız, yerli sermayenin de yurt içinde kalması zor olabilir. Eğer, Avrupa Birliğinin güçlü ülkeleri 100 dolarlık kamu sabit sermaye yatırımı yapıyorsa, bizim 150 dolarlık, 200 dolarlık kamu sabit sermayesi yapmamız gerekir ki, aradaki bu gelişmişlik farkını kapatalım. Bilmem anlatabiliyor muyum AKP dönemindeki yanlışınızın, Türkiye'nin geleceğini nasıl ipotek altına almakta olduğunu, bilmem anlatabiliyor muyum sayın milletvekilleri.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakınız, bizim hesaplamalarımıza göre, Türkiye'nin, Avrupa Birliği standartları çerçevesinde, yılda 1,5 milyon kişiye istihdam yaratması lazım; yani, önümüzdeki on yıllık dönemde 15 milyon kişiye istihdam olanağı yaratılması gerekiyor Türkiye'de. Böylesine iddialı bir hedefi nereden çıkarıyorsunuz diye bana sorabilirsiniz. Bakınız, 2000 yılında, Avrupa Birliğinin on beş ülkesi toplandılar ve on yıl içinde iş gücüne katılma oranlarının yüzde 70'e çıkarılmasını kabul ettiler. Şu anda Avrupa Birliğindeki üyelerin iş gücüne de katılma oranlarının önemli bölümü yüzde 70'in altında. Şimdi, biz Türkiye'deki iş gücü katılma oranlarına bakıyoruz, Türkiye'deki işsizlik miktarına bakıyoruz ve önümüzdeki on yıllık dönemde her yıl iş gücü piyasasına katılacak iş gücüne bakıyoruz ve işte burada Türkiye'nin önümüzdeki on yıl içinde Avrupa Birliği standartları çerçevesinde 15 milyon kişiye iş yaratmak mecburiyetinde olduğu ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bakıyoruz, bu bütçe, 2007 bütçesi, yatırımlar düzeyiyle, ne yazık ki, bir iddiası ve vizyonu olmayan bir bütçe konumunda. Ha, 2007 bütçesi böyle de, 2006 bütçesi farklı mıydı, 2005 bütçesi farklı mıydı? Yani, AKP İktidarında sürekli olarak kamu sabit sermaye yatırımlarının hem gayrisafi millî hasıla içindeki oranı düşmüştür hem de bütçe içinde sabit sermaye yatırımlarının oranı düşmüştür. Bakınız, 2007'de yatırımlar reel olarak 2006 yılına göre yüzde 7 azalacaktır. Azalma öngörüyorsunuz, böyle bir şey olabilir mi?

Yine, merkezî yönetim bütçesine baktığımızda, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki sabit sermaye yatırımları, 2002 yılında yine gayrisafi millî hasılanın, yani, millî gelirin oranı olarak yüzde 3,31 iken, 2007'de yüzde 1,92'ye indiğini üzüntüyle tespit ediyoruz. Böylesine büyük bir yanlışı nasıl sürdürüyorsunuz Sayın Başkan, değerli milletvekilleri? Böylesine büyük bir yanlışı nasıl sürdürüyorsunuz, sürdürdünüz ve sürdürüyorsunuz? Çünkü, olan, işsizlik vurgunu altında perişan edilen insanımıza, özellikle de gencimize oluyor. Genç insanlardaki işsizlik oranı yüzde 33.

Bakınız, burada bir konuya da açıklık getirmek istiyorum: Ne yazık ki Hükûmetin, burada bizim bütün uyarılarımıza rağmen, hem işsizliğin miktarı konusunda kafası karışık hem de açlık ve yoksullukla mücadele eden insanımızın sayısı konusunda kafası karışık. Yani, yüzde 9,5; yüzde 10 dolayında işsizlik oranlarından söz ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, bugün, Avrupa Birliğinin en güçlü ekonomilerinde, örneğin Almanya'da işsizlik oranı yüzde 9,7'dir, bunu biliyor musunuz? Fransa'da işsizlik oranı yüzde 9,5'tur, bunu biliyor musunuz? Peki, o zaman yüzde 9,5; yüzde 8,1; yüzde 9,9'luk… Türkiye'de sizin iddia ettiğiniz işsizlik oranları eğer geçerliyse, gerçek ise, biz demek ki, işsizlik sorununu yıllardan bu yana hep abartmışız! Yani, bizim işsizlik sorunumuz, bir Fransa'nın, bir İtalya'nın, bir Almanya'nın işsizlik sorunundan oransal olarak daha düşük ise, bizim hiçbir sorunumuz yok değerli arkadaşlarım! Böyle bir şey var mı? Yok. O zaman ne olacak? Bu işsizlikle ilgili kafamızı netleştireceğiz. İşsizlik sorununu, biz, Avrupa Birliği standartlarıyla, Avrupa Birliği gözlükleriyle arıyoruz. Olmaz böyle şey. Bizim hesaplamalarımıza göre, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işsizlik oranı yüzde 18,5'tur en az, Ağustos 2006 rakamlarıyla -TÜİK'ten hesap ediyoruz- yani, her 100 kişiden, sizin ifadeniz, 10 kişi işsiz, ama, her 100 kişiden bize göre, en az 20 kişi işsiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Tamam efendim, teşekkür edeceğim o zaman.

BAŞKAN - Teşekkür için buyurun Sayın Tütüncü, lütfen.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum. Gerçekten, bu yanlışı sürdürdük, sürdürmeyelim. Yanlış hesap Bağdat'tan döner. Öyle sanıyorum ki, dönecektir.

123

Bu bütçenin ve 9'uncu maddenin hayırlı olmasını, yine de, diliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tütüncü.

Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Muzaffer Kurtulmuşoğlu, Ankara Milletvekili.

Sayın Kurtulmuşoğlu, buyurun. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bütçeler sosyal içerikli olur, hazırlanırken. Bütçeler yatırımcıl olur. 365 milyar borcu olan bütçenin dış borç ödemeli olur göstergesi. Sosyal içerikli olması için bütçenin… Sağlığa ayrılan payı geçen seneye göre, yüzde 1 eksilmiş. Genel sağlık sigortası denildi -tabii ki, şimdi yok- orada da bir eksilme var, altı ay uzatılacakmış.

Dış borç ödemesi, neyle ödeyeceksiniz bu borcu? Geliriniz yok. Peki, yatırım… Yatırımsız istihdam olur mu? Yatırım olmazsa nasıl işsizliği önleyeceğiz? Ülkeyi inşaat sahası yaparsanız, ülkeyi barajlarla donatırsanız, ülkeyi hidroelektrik santralleriyle donatırsanız işsizliği önlersiniz. Şimdi, bir bakıyorsunuz Türkiye'de yatırım yok. Türkiye'de niye yatırım yok? Millî sermaye yurt dışına gidiyor, Romanya'ya, Bulgaristan'a gidiyor; fabrikalar açıyor orada, iş sahası açıyor. Bunun sebebini acaba hiç incelediniz mi?

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) - Eskidendi o.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Niye oraya gidiyor da Türkiye'de fabrika kurmuyor, açmıyor, istihdam yaratmıyor? Çünkü, orada gerekirse arsayı bedava veriyorlar…

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Burada da veriyorlar.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - …gerekirse SSK primlerini almıyorlar, gerekirse elektrik ve suyu yarı alıyorlar, yeter ki sen gel benim ülkeme, benim insanlarıma iş ver, aş ver diyor.

EYÜP FATSA (Ordu) - Burada da aynı Muzaffer Ağabey.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Hocam, biz de veriyoruz zaten.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Sevgili arkadaşlarım, tabii ki biliyorum, bu ara tenkit etmeyeceğim, ben, bu ara kıyaslama yapacağım. Tenkit kolay…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sen kıyasla, ben de kıyaslayacağım.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - …ama yol da göstermek mecburiyetindeyim.

Ben, Çalışma Bakanına, devamlı, yan yana geldiğimizde "şu SSK primlerini indirelim, bakınız, şu asgari ücretten vergi almayalım Sayın Bakan…"

Maliye Bakanı da yok ya, Tarım Bakanı herhâlde…

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - O söyler ona.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Şimdi, sevgili arkadaşlarım, dört senede özelleştirmeden 18 milyar dolar para kazandık dediniz.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Öyle diyoruz.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Doğru, hakikaten 18 milyar. Sağ olun, neyimiz varsa sattınız, verdiniz. Ne yaptınız bu 18 milyarı? Söyler misiniz bana, borç mu verdiniz, yatırım mı yaptınız, yenisini mi yaptınız, bu sattığınız malların karşılığında yeni bir yatırım mı yaptınız, ne yaptınız?

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Her taraf şantiye.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - İktidara gelirken Türkiye'nin iç ve dış borcu 200 milyar dolardı. Dört senede borç 365 milyar dolara çıktı. Yani, dört senede 150 milyar borç daha ettiniz. Zannedersem, bu arada da 90 milyar milyar da faiz ödediniz.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Gayrisafi millî hasılayı söyle.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Sevgili arkadaşlarım, bir iktidar ki, çok ayıp, "kömür dağıttım, yiyecek dağıttım şu kadar" demek…

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - O da mı suç?

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Fakir, fukaranın hakkını yedirmeyeceğim diye söyleyen Sayın Bakan, hakikaten kömür dağıttı, Allah razı olsun. Bir sosyal devletin, kömür dağıtmak, yiyecek dağıtmak görevidir, ama asıl mesele…

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Yollar da yaptık Hocam.

124

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - …bu insanlara balık yemeyi değil, balık tutmayı öğretmek mecburiyetindeyiz. Sevgili arkadaşlarım, balık tutmayı öğreteceğiz ve bunu da nasıl yapacağız? Buna iş vereceğiz, onu da söylüyorum sevgili arkadaşlarım.

Sevgili arkadaşlarım, çok laf atarsanız, ben belki şaşırırım, yanlış da söylerim, yapmayın.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Ben buradayım Hocam, rahat ol.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Ayıp olur sevgili arkadaşlarım.

Sevgili arkadaşlarım, 185 milyar dolar veya Türk lirası bütçe var deniyor, 204'e bağlamak için 17 milyar lira para ekleniyor, yani açık bütçe.

Şimdi, sevgili arkadaşlarım, sosyal içerikli, bütçenin, olması lazım dedik. Herkesin ağzında, 7 veya 8 milyon kişi engelli var deniyor, ama normalde bu süreğen hastalıklarla birlikte olan bir engelli grubu, normalde 2-3 milyon engelli var. Şimdi, bu engellilere, ayda, evinde bakılıyorsa 385 milyon lira yardım ediliyor, eğer kurumda ise bu 2 katına çıkarılıyor. Teşekkür ederim. Hiç yoktan iyidir. Doğruya doğru. Eskiden hiç yoktu, şimdi var.

Peki, o evinde duran engelliyi, 385 milyon lira para veriyoruz, bu arabayla gidecek, gelecek veya bakıma muhtaç ise, diğer, evinde iki tanesi birden ise daha fazla, yani kurumda imiş gibi düşünebilsek daha iyi olmaz mı?

Sayın Bakan, kaç kişi sordu cevap verilmedi, Türkiye'nin göz bebeği ve ülkemizin kalkınması için, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun kalkınması için GAP'a ne yaptık?

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Hah, onu söyle işte.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Sevgili arkadaşlarım ne yaptık GAP'a? Bu GAP'ı niye bıraktık bu yarı yolda? Bunu söyleyin sevgili arkadaşlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu GAP eğer faaliyete geçerse ülkemizde zarar mı ederiz acaba?

MEHMET NEZİR NASIROĞLU (Batman) - Urfalılar seviniyor ağabey.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Urfalılar alkışladı.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Kim olursa olsun, benim 73 milyon insanımın hepsi birdir; gerek Urfa'da olsun gerek Mardin'de olsun gerek Edirne'de olsun gerek Karadeniz'de olsun, ne fark eder, hepsi insandır. Ama, mühim olan, bu yatırımları, bugüne kadar yapılmış, yarım kalmış tesisleri bir an evvel bitirmekte yarar vardır diye düşünüyorum; çünkü, bizim oraya yaptığımız yatırımlarda tüyü bitmemiş insanların hakkı vardır. Bunu heba etme lüksümüz yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kurtulmuşoğlu, teşekkür ediyorum.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Bir dakikayı vermeyecek misiniz?

BAŞKAN - Süre tamamlandı, sadece teşekkür için açıyorum. Lütfen…

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Evet, sevgili arkadaşlarım, söylenecek çok eksiğimiz var. Elbette ki, dört senede bu iktidar hiçbir şey yapmadı dersem, o yanlışlık olur, beni üzer.

MAHFUZ GÜLER (Batman) - Allah razı olsun.

ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - Doğru söze bravo.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Ama, sevgili arkadaşlarım, Avrupa Birliğine girme aşamasında millî hasıla kişi başına 5 bin dolar düşüyor demek çok da iç açıcı değildir. Avrupa Birliğinde, millî hasılanın en az 15, 20, 25, 30 bin dolar olduğu yerde, Türkiye'nin bununla övünmesi, bence, biraz abes kaçıyor gibi geliyor.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Artıracağız, artıracağız, 10 bin dolara çıkaracağız.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Sevgili arkadaşlarım, bu bütçenin ülkemize, milletimize ve hepimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu saatten sonra beni bu sabrınızla dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Hoşça kalın. (Anavatan Partisi ve AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kurtulmuşoğlu.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ünal Kacır, İstanbul Milletvekili.

Sayın Kacır, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 9'uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

125

Az önce burada konuşan değerli hemşehrim Muzaffer Kurtulmuşoğlu Ağabeyimi pek üzmek istemem. Kendisini de çok severim, kendisi bunu bilir. Sağ olsunlar, kendisi buradan öyle konuşuyorlar ki, sanki mensubu bulundukları parti bu ülkede hiç iktidar olmamış. Bize diyorlar ki: "Haydi, bu borçları nasıl ödeyeceksiniz?"

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Yeni geldi, onun ne suçu var!

ÜNAL KACIR (Devamla) - Evet, değerli hemşehrim, sizin mensubu bulunduğunuz parti, son on yıla, bizden önceki son on yıla damgasını vuran bir parti en azından. Daha fazla da, son on yılından bahsedelim ve son on yılını bırakalım, son beş yılına bakalım. Yani, 1999 yılında borç faizi olarak 11 katrilyon ödüyordunuz. İktidara geldiniz, iktidar ortağısınız, 11 katrilyon faiz ödüyordunuz 1999'da, 2000'de 20 katrilyona çıkardınız, 2001'de 41 katrilyona çıkardınız, 2002'de 52 katrilyona çıkardınız ve biz geldiğimizde, sizden kalan borçtan dolayı 2003'te 59 katrilyon faiz ödemek zorunda kaldık.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Onu çıkaran bakanların yarısı şu anda sizde, sizde. Sizin bakanlarınız.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Evet, şimdi, siz bize bu borçları miras olarak bıraktınız ve ondan sonra bize "Siz rantiyecilere bu kadar para aktarıyorsunuz…" Bu grafik böyle 10'dan başlayıp 59'a çıktığı gibi devam etseydi, bugün ülkenin durumu çok feci olurdu, ama, Allah'a şükürler olsun ki AK Parti iktidara geldi ve yüzde 70'ten faizi yüzde 20'lere çektik. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) - Kaç para ödeyeceksiniz 2007'de? Faiz oranı ne?

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Ünal Bey, 75 katrilyon ödeyeceksiniz, 75 katrilyon.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, her 1 puan 2 katrilyona tekabül ediyor.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - 2007'de 53 milyar dolar faiz ödeyeceksiniz, 53 milyar dolar.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Biz 50 puan aşağı çekmişiz. Demek ki, her yıl 100 katrilyon civarında bu ülkeye kazandırmışız. Şimdi, bu şartları görmemezlikten gelemezsiniz.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Kacır, borç ne kadar arttı, borç?

ÜNAL KACIR (Devamla) - Şimdi, biz bu faizleri ödedik, ödedik ama ülkede gayrisafi millî hasılayı o oranda artırdık ki, şimdi, 2002'de yüzde 78 olan kamu net borcunun gayrisafi millî hasılaya oranı bizim dönemimizde 70'e, 63'e, 55'e, 50'ye indi. Ee, bunu göreceksiniz.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinden çok değerli arkadaşlarım burada görüşlerini söylediler. Sayın Hacaloğlu diyorlar ki: "Biz iktidara gelirsek…"

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Hangi iktidar?

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - "Gelince." "Gelirsek" değil "gelince."

ÜNAL KACIR (Devamla) - "Biz iktidara gelirsek -ya, öyle bir şey olması pek muhtemel değil ama- faiz dışı fazlayı..."

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Hadi oradan…Hadi oradan…

ÜNAL KACIR (Devamla) - "…faiz dışı fazlayı yüzde 3 tutacağız."

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sen muhalefette bile olmayacaksın.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Tamam, bu bir görüştür, ama, yine Cumhuriyet Halk Partisinden değerli bir arkadaşım da diyor ki -Sayın Yüksel Çorbacıoğlu- "Siz borcu borçla ödüyorsunuz."

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Yalan mı?

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sizin her tarafınız borç.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli dostum, borcu borçla ödemek istemiyorsanız faiz dışı fazlayı yüksek tutmanız lazım ki, borcu borçla ödememiş olasınız. Siz faiz dışı fazlayı aşağı çektikçe, borcu borçla ödemek zorunda kalırsınız. Bu matematiktir, bunu bilmeniz lazım.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Kimin iktidar olduğuna bağlı o.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Onun için, değerli arkadaşlar, yine deniliyor ki: Siz memura ne verdiniz, siz emekliye ne verdiniz, siz muhtara ne verdiniz?

Değerli dostlar, işte, bakın...

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Muhtarlar sizi köyden kovalayacaklar.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Muhtarlarımıza, 98 lira 2002 yıl sonu itibarıyla alırlarken, enflasyona göre artış olsaydı, 143 lira olurdu, ama biz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Tam yerinde kestiniz.

263 lirayı çok mu görüyorsun Sayın Kacır?

126

ÜNAL KACIR (Devamla) - Benden önceki milletvekillerine verdiğiniz bir dakikalık süreyi talep ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Kacır, hak olarak talep ediyorsanız hakkınız değil, ama teşekkür için açıyorum sadece.

Buyurun.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Muhtarlara enflasyon oranında verseydik 143 lira alabilirlerdi, ama biz 269 lira vermişiz.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Muhtarlar sizi bekliyorlar köylerde (!)

ÜNAL KACIR (Devamla) - Yani 126 lira daha fazla vermişiz, yani yüzde 88 daha fazla vermişiz.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Muhtarlar sizi köyde bekliyorlar Sayın Kacır(!)

ÜNAL KACIR (Devamla) - Muhtarlar bunu biliyor, hiç kendinizi yormayın.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Aldıkları maaş Bağ-Kur primini karşılamıyor.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Şimdi, muhtarlarımızın ödediği Bağ-Kur primine gelince: Evet, biz, yeni çıkardığımız ve altı ay erteleme zorunda kaldığımız yasa yürürlüğe girdiğinde, 250 lira falan değil, 188 lira Bağ-Kur primi ödeyecekler. Onun için o sıkıntıları da büyük oranda giderilmiş olacak.

Eğer bize bu borçlar kalmasaydı, biz çok daha iyisini verebilme imkânı bulabilirdik. Ama, yavaş yavaş bunları da hallediyoruz.

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Fındıkçıları perişan ettiniz.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Zamanınız kalmadı, zamanınız!

ÜNAL KACIR (Devamla) - Halkımız bunu görüyor, takdir ediyor; sizler de görmelisiniz, takdir etmelisiniz diyorum.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Kacır, zamanınız kalmadı, ne zaman yapacaksınız?

ÜNAL KACIR (Devamla) - Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Haydi seçime gidelim, haydi!

BAŞKAN - Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. Soru sorma süresi beş dakikadır.

Sayın Baloğlu, buyurun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, sağ olun.

Turizm sektörü 2006 yılında en kötü dönemini yaşadı. 2007 yılı için de fazla bir umut görünmüyor. Sektör temsilcileri feryat ediyorlar, sorunlarına çare bulunmasını istiyorlar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak çözümler getiriyoruz, ama, Hükûmet sadece çöküşü seyrediyor.

Sayın Bakana soruyorum: Türkiye turizmindeki bu gerilemenin giderilmesi için çözüm önerileriniz var mı, bir hazırlığınız var mı? Somut olarak soruyorum: Geçici ya da sürekli vergi indirimleriyle turizm sektörünün nefes almasını sağlamayı düşünüyor musunuz, yoksa, bu kötü gidişe seyirci mi kalacaksınız?

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Tarım Bakanına mı sordun sen bunu?

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Maliye Bakanına soruyorum tabii, Tarım Bakanına değil Sayın Başkan.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Bir yanlışlık olmasın o işte.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baloğlu.

Sayın Ekmekcioğlu…

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Sayın Bakana bir sorum var.

Merkezî yönetim bütçesi yatırım harcamalarının 2007 yılında gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 1,87 oranında öngörülmüştür. 2006 yılında 12,5 milyar YTL düzeyinde belirlenen kamu yatırımları, IMF'yle yürütülen program çerçevesinde sunulan bütçe tasarısıyla 10,8 milyar YTL'ye düşürülmüştür. Bu düşüş adalet, sağlık, savunma, eğitim gibi temel kamu hizmetlerinin sunum düzeyini ve kalitesini doğrudan olumsuz şekilde etkilemektedir. Yatırım harcamalarındaki bu düşme veya diğer bir ifadeyle, bazı yatırım harcamalarının ertelenmesi ileride çok daha büyük yatırım harcamaları yapılması sonucuna yol açmayacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ekmekcioğlu.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

127

Gerçi ilgili Bakanımız yok, ama, Gelir İdaresiyle ilgili bir sorum olmuştu. Yazılı bir metin varsa Sayın Bakanımızdan cevabını isterim, çünkü, çok bekleyen var sorunun cevabını.

Ayrıca, meslektaşlarımız veteriner hekimlerle ilgili Maliye Bakanımıza bir sorum olmuştu. Onun da cevabını alamadım. Sayın Bakanımız açıklarsa sevinirim.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Özkan…

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Kısa kısa sorularım olacak.

Tarım sektörüne, çiftçiye verilen mazotun litre fiyatı kaç para? Denizcilik sektörüne, balıkçıya verilen mazotun litre fiyatı kaç para? Mazotun vergisiz rafineri çıkış fiyatı kaç para? Tarım primleri ne zaman ödenecek? Son tarihi söyler misiniz?

Akaryakıt kaçakçılığını önlemek için Bakanlar Kurulundan oluşturulan bu üst kurulun en son ne zaman toplandığını ve bu akaryakıt kaçakçılığını önlemek için en son almış olduğu kararın ne olduğunu söyleyebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, merkezî yönetim toplam borç stokunun yapısında YTL cinsinden -oransal olarak soruyorum- 2002 sonu itibarıyla ne kadardı, 2006 sonu itibarıyla ne kadardır?

Yine, 2002 yılı sonunda ülkemizde faaliyette bulunan yabancı sermayeli firma sayısı kaçtı? 2006 itibarıyla bu rakam kaçtır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Bayındır…

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Öncelikle, ben bu bütçenin halk için yapılmış bir bütçe olduğuna inanmıyorum. Bu bütçenin yatırım bütçesi olduğuna hiç inanmıyorum. Bu bütçenin, rantçıya, rantiyeciye ve faiz için yapılmış bir bütçe olduğunu biliyorum.

Sayın Bakan, dört yıldır iktidarınızda yüzde 2,5'luk zamlarla memuru, memur emeklisini, işçiyi, işçi emeklisini ve Bağ-Kur'luyu mağdur ettiniz. Ev kirası artışlarıyla kıyasladığınızda, verdiğiniz zamların, memurlara ve bu saydığım kesimlere verdiğiniz zamların ne kadar komik olduğunun farkında mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bayındır.

Sayın Bakan, buyurun.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, birer dakika değil miydi efendim? Beş dakikada dört soru soruldu.

BAŞKAN - Sayın Kılıç, 6 kişi soru sordu, süre tamamlandı. Neye itiraz ediyorsunuz, anlaşılır gibi değil.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, müsaadenizle, tabii ki, Sayın Tarım Bakanı da orada oturabilir, ama sorulara cevap verme noktasında Sayın Maliye Bakanı esas konunun muhatabı olarak, dinlenmesi bittiyse, buraya gelirse mutlu oluruz. Uyarmanızı rica ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Başkan, bu Başkanlığın sorunu değil. Sayın Bakan, zannediyorum ihtiyacı vardı ki, gitti.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Somali heyetiyle görüşüyor Sayın Başkan, Somali heyetiyle görüşüyor.

BAŞKAN - Sayın Bakan, buyurun.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Özkan'ın sorusuyla başlayacağım. O, daha önce soru sorduğunu, iki soru sorduğunu ve cevap alamadığını söylemişti. Gelir uzmanlarıyla ilgili, gelir uzmanlığı konusunda 2.500 kişilik bir ihtiyaç daha önce söz konusu idi ve bunun için de 2.500 tane de kadro vardı. Burada, tabii, bildiğiniz gibi, puanlama usulüyle bu tür sınav yapılıyor ve puanlama usulüyle bunlar atanıyor. 83 puanda kontenjan doldu. Yani, 83 puana kadar gel

128

di, onda doldu. Eğer, kadro temini söz konusu olduğunda, bunlar, tekrar yeni sınavla bir daha bunların gelmesi söz konusu olacak.

Veteriner hekimlerle ilgili, onların maaşlarının düzeltilmesiyle ilgili olarak da bir çalışma yapılıyor şu anda. Neticesi alındığında, o, kamuoyuna açıklanacaktır.

Ben, Sayın Başkan, diğer soruları yazılı olarak cevaplandıracağım.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sayın Başkan, böyle söylüyorlar, ama, yazılı da cevap gelmiyor.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Cevap verilmiyor Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Öğüt... Yok.

Sayın Demirbağ, soru soracak mısınız?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Kamacı…

NAİL KAMACI (Antalya) - Öyle bir şey yok.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Ünlütepe… Yok.

Sayın Özcan…

Sayın Kılıç…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Bakanım, Malatya Şeker Fabrikası özelleştirme kapsamındaydı. Özelleştirme İdaresi, fabrikanın arazilerinin önemli bir kısmını Malatya Belediyesine ve bir kısmını da Diyanet İşleri Başkanlığına bedelsiz olarak devretti. Bu devir sırasında, fabrikanın giriş yolu, derin su kuyuları, fabrikanın deşarj ve kanalizasyon hatları, pancar depolama ve yıkama alanları da devir içindeydi. Bu karar, Danıştay 13. Dairesi tarafından yürütmenin durdurulması şeklinde bir kararla şu anda durduruldu. Sorum şu Sayın Bakan: Fabrikanın çalışmasını engelleyecek bu özelleştirme kararında ısrarcı olacak mısınız? Önemli istihdam sağlayan ve pancar üreticileri için önemli olan ve hâlâ kâr eden bu fabrikayı kapatacak mısınız?

Bir de şu sorum var Sayın Bakan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Sayın Sağ…

KEMAL SAĞ (Adana) - Efendim, ben, Sayın Bakana bir özel öneri getirmek istiyorum, Tarım Bakanımıza. Hem bütçeyi ilgilendiren bir konu.

Adana'da narenciye dalında kaldı. Gelin, bütçeye bir katkı yapalım, fakir fukara, hani diyoruz ya, garip gureba da biraz narenciye yesin. Biz Adanalılar olarak bu narenciyeyi ücretsiz vermeye hazırız, yeter ki Tarım Bakanlığı ya da Hükûmet bu narenciyenin toplama ve nakliye masrafını üstlensin. Var mısınız buna Sayın Bakanım? Benim önerim bu.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sağ.

Sayın Bakan, buyurun.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sayın Sağ'ın önerisini değerlendireceğiz. Diğer soruları yazılı cevaplandıracağım.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10'uncu maddeyi okutuyorum:

Resmi taşıtlara ilişkin hususlar

MADDE 10- (1) Bu Kanuna ekli (T) işaretli cetvelde yer alan taşıtlar, ancak çok acil ve zorunlu hallere münhasır olmak kaydıyla ilgili bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile edinilebilir.

(2) Vakıf, dernek, sandık, banka, birlik, firma, şahıs ve benzeri kuruluş veya kişilere ait olup 237 sayılı Kanun kapsamında bulunan kurumlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşlarınca kullanılan taşıtların giderleri için kurum bütçelerinden hiçbir şekilde ödeme yapılamaz.

129

(3) Türk Silahlı Kuvvetleri (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) ile Emniyet Genel Müdürlüğüne kurum, kuruluş, dernek ve vakıflarca hibe edilecek taşıtlar, (T) işaretli cetvelde gösterilmesine gerek bulunmaksızın Bakanlar Kurulu kararı ile edinilebilir.

(4) Emniyet Genel Müdürlüğüne ait taşıtlar, 12/4/2001 tarihli ve 4645 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde (T) işaretli cetvelde gösterilmesine gerek bulunmaksızın, cinsi ve adedi İçişleri Bakanının talebi ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine alınacak Bakanlar Kurulu kararında belirlenmek kaydıyla 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi olmaksızın mübadele yoluyla yenileri ile değiştirilebilir. Aradaki fiyat farkı, Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı gelirlerinden karşılanır.

(5) Türk Silahlı Kuvvetlerine (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) ait taşıtlar, 30/5/1985 tarihli ve 3212 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde (T) işaretli cetvelde gösterilmesine gerek bulunmaksızın, cinsi ve adedi Milli Savunma Bakanlığının (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı için ise İçişleri Bakanlığının) talebi ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine alınacak Bakanlar Kurulu kararında belirlenmek kaydıyla 4734 sayılı Kanuna tabi olmaksızın mübadele yoluyla yenileriyle değiştirilebilir. Aradaki fiyat farkı, kantin gelirlerinden veya bağış yoluyla (Jandarma Genel Komutanlığı için Jandarma Asayiş Vakfı gelirlerinden) karşılanır.

(6) Türk Silahlı Kuvvetlerine (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dahil) ait taşıtlardan, trafiğe tescil tarihi itibarıyla en az 10 yaşını doldurmuş olanlar, (T) işaretli cetvelde gösterilmesine gerek bulunmaksızın, cinsi ve adedi, ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığının kararıyla, 4734 sayılı Kanuna tabi olmaksızın ve satılacak taşıt sayısı satın alınacak taşıt sayısından az olmamak ve satın alınacak taşıt sayısı Milli Savunma Bakanlığı için 30 adedi, İçişleri Bakanlığı (Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı için) için ise 10 adedi geçmemek üzere mübadele yoluyla yenileriyle değiştirilebilir ve aradaki fiyat farkı, bütçeden karşılanabilir. Bu fıkrada yer almayan hususlar hakkında 3212 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.

BAŞKAN - Soru sormak isteyen sayın milletvekilleri lütfen cihaza girsinler.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, Yaşar Tüzün, Bilecik Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Tüzün, süreniz on beş dakikadır.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Yasa Tasarısı'nın 10'uncu maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçe yasa tasarısının bu maddesiyle, resmî taşıt edinilmesi ve kullanılmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmektedir. Yine, aynı yasayla, taşıt kullanabilecek makamlar da belirlenmiştir. Bugün tüm kamu ve kuruluşlarına baktığımızda, 237 sayılı Yasa âdeta yok sayılmakta, resmî hizmette kullanılmak amacıyla tahsis edilen araçlar sanki özel hizmete tahsis edilmiş gibi kullanılmaktadır.

Resmî taşıtların kullanım biçimindeki bu pervasızlık, vatandaşlarımızda büyük tepkiye yol açmaktadır. Bu durumu fark eden bazı kamu kuruluşları, yaptıkları hatayı gizlemek ve kamuoyu baskısından kurtulmak için resmî plakalı araç kullanmaktan vazgeçip, vakıf, dernek, sandık ve benzeri kuruluşlar aracılığıyla edinmiş oldukları sivil plakalı araçları kullanmayı tercih etmişlerdir. Biz, her sene bütçe görüşmelerinde konu ile ilgili madde ilave edip, resmî taşıt edinilmesi ve kullanılmasına ilişkin usul ve esasları belirliyoruz. Ancak, hiç kimse bu esaslara uymuyor. Uymak bir yana, tam tersine hareket ediliyor.

Geçenlerde gazetelerde gördük, bir ilin valisi üçüncü makam arabasını alıyor. İki makam aracı bulunan vali, 335 bin YTL ile üçüncü bir makam aracı almıştır. Söz konusu makam aracı İçişleri Bakanlığının bilgisi dâhilinde aldığını belirten vali, makam aracının markasını ve maalesef modelini de bizzat belirlemiştir.

Şimdi sizlere soruyorum değerli arkadaşlar: Nüfusunun büyük kısmı açlık sınırı altında yaşayan, kışın köy ve ilçelerle ulaşımının kesildiği, kışın hatta öğrencilerinin tezek yakarak ısındığı bir ilde, hizmete ve ilgiye muhtaç ile tahsis edilen ödeneklerle tam tamına 335 bin YTL gibi oldukça yüksek bir fiyata lüks makam aracı alınmasını haklı kılacak ne gibi bir gerekçesi olabilir? Makam aracının İçişleri Bakanının bilgisi dahilinde alındığı vali tarafından da bizzat açıklanmıştır. İlin gelişmesi ve vatandaşlara hizmet verilmesi amacıyla tahsis edilen ödeneklerin, keyfî ve lüks harcamalara sarf edilmesine Bakanlık nasıl onay vermiştir?

Değerli arkadaşlarım, AKP'nin tasarruf anlayışı bu mudur? Bakınız, bu gazetede çıkan haberden sonra bizzat takip ettim, ilgilendim, bunun doğruluk derecesinin ne olduğunu öğrenmek istedim. Valiliğe ait makam aracıyla 4x4 cipi yavaş bulan ve "misafirleri havaalanına yetiştiremiyorum" diyen Erzurum Valisi Celalettin Güvenç yeni Mercedes aldırdı. İçine buzdolabı ve aksesuarlar eklenen otomobilin fiyatı 355 bin YTL.

Değerli arkadaşlarım, bu nasıl tasarruf, bu AKP'nin tasarruf anlayışı bu mu?

130

Yine, bir il millî eğitim müdürümüz, yine bir bankayla yapmış olduğu sözleşme gereği, kendisine 100 bin YTL'lik araç aldırmış ve bankadan 340 bin YTL tutarında nakit para alarak, bunun nerede ve ne şekilde kullanılacağını tüm kamuoyuna, basına ve kendi bulunduğu seçim bölgesindeki insanlara hesabını vermeden, böyle bir sözleşmeyi yapmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarruf genelgesiyle, baktığımızda, buna benzer, Türkiye'nin birçok ilinde, maalesef, makam araçları bu şekilde kullanılmaktadır. Bundan şu anlaşılıyor: O kadar zengin bir ülkeyiz ki, ekonomimiz o kadar güzel ki, şehir içerisinde başka araç kullanacak resmî daire müdürümüz, köylere giderken başka araç kullanacak. Dünyanın hiçbir ülkesinde bizde olduğu kadar resmî araç yoktur. Buna, bahsettiğim olaylara, birçok ilde de karşılaşabiliyoruz.

Sözüm ona, gelen hükûmetler -AKP İktidarı da dâhil- tasarruf yapıyoruz adı altında, işçi, memur, emekli, çiftçi ve esnaf ücretlerinden kesip, belirli bir kesime maalesef saltanat sürdürüyorlar. Öyle değil mi arkadaşlar? Bunlar birer saltanat değil midir? Bunlar sizlerin gözü önünde, bizlerin gözü önünde olmuyor mu?

Şimdi sizlere soruyorum: Osmanlı'nın çöküş sebeplerinden biri neydi? Aşırı savurganlık ve aşırı saltanat düşkünlüğü değil miydi? Şimdi de durum maalesef aynı, o günlerden pek farkı yok. Savurganlık aynı, saltanat düşkünlüğü aynı. Bence Osmanlı'nın son dönemi gibi, AKP İktidarı da son dönemini yaşamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bir başka konu, hizmet satın almak suretiyle kiralanan binek araçlarının kullanılmasındaki yaşanan savurganlıktır. Bütçe olanaklarıyla kiralanan araçlar, özel işlerde kullanılarak yasa ihlal edilmektedir. Kiralanan araçlar sivil plakalı olduğu için, suistimal oranı daha yüksek olmaktadır. Bunlara belediyeleri de ekleyebiliriz. Belediyelere baktığımızda, durum daha da vahimdir.

Buradan, valilere, kaymakamlara ve kurum amirlerine seslenmek istiyorum, ayrıca da Hükûmete seslenmek istiyorum: 237 sayılı Yasa, yukarıda belirttiğim gibi, birçok şekilde ihlal edilmektedir. Kurumların idarecileri, maalesef, suç işlemektedirler. Lütfen, başta Bakanlık ve Meclis olarak da bu konunun takipçisi olunuz. Taşıt Yasası'nın bütün kurallarını uygulayınız. Aksi durumda, göz önüne gelen bu sorunları görmezlikten gelmek, görevi suistimalden başka bir şey değildir. Unutulmamalıdır ki, harcanan bu paralarda, yapılan bu savurganlıklarda tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı vardır, kıt olan kaynaklar israf edilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, gelelim diğer bir konuya. Vergiyi bile mevzuat düzenlemesi yaparak değil, tehdit yolunu kullanarak toplamayı marifet sayan bir iktidar oldunuz. Yaptığınız yanlış, zorla vergi toplanmaz. Çaresiz esnafı da daha fazla üzmeyin, mükellefi daha fazla sıkıştırmayın. Vergiyi toplayamazsınız dedik, inat ettiniz, mükellefleri bizzat vergi dairelerine çağırarak, sıkıştırarak, tehdit ve şantaj yoluyla matrahlarını artırdınız. Siz, ne yaptığınızı bildiğinizi ve maalesef, bildiğinizi okumaya devam ediyorsunuz. Mükelleflerin işleri, maalesef içler acısı. Ekonomik durumu da dikkate almadınız. Telefon tehdidiyle, inceleme tehdidiyle, zorla vergi toplamaya devam ediyorsunuz. Esnaf ve sanatkârımızın durumu gerçekten içler acısı. Bakınız, bir örnek vereceğim: Yine, mahallî gazetede esnaf ve sanatkârımızın temsilcisi olan Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı basına şöyle bir beyanat vermiş: "Çalışarak iflas eden esnaflar." Sayın Bakanım, otuz üç senelik esnaf olduğunu, dürüst, çalışkan nice otuz üç senelik esnafların çalışarak iflas ettiklerini gözlemlediğini, Hükûmet yetkililerinin pembe tablo çizerek her şeyi çok iyiymiş gibi göstermeye çalıştıklarına anlam veremediğini, ya gerçekleri görmediklerini veya görmek istemediklerini, diye ifade kullanıyor. "Çalışarak nasıl iflas edildiğinin üniversitelere tez olarak konulması gerektiğine inanıyorum." diyor. Bilecik ilinin Osmaneli ilçesindeki Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanının maalesef acı bir itirafı: "Osmaneli'de esnaf icralık, çiftçi icralık, en çok iş yapan kurum icra müdürlüğü." diyor. "En çok iş yapan un fabrikaları ve fırınlar. Üç ekmek alan beş ekmek almaya başladı, çünkü, çocuklarımıza katıksız ekmek yedirir olduk." diyor. "İyi ekonomi bu ise vay hâlimize." Bunu diyen, Esnaf ve Sanatkârlar Odasının bir Başkanı değerli arkadaşlar. Maalesef, esnafımız bu noktada.

Gelelim diğer birkaç konuya. Maliye Bakanlığımızın özellikle Millî Emlak Genel Müdürlüğüne bağlı hazine arazilerinin kullanımı. Özellikle, 22'nci Dönem Parlamentosunda ve 59'uncu Hükûmetin birçok isteğini bu Parlamento olmasa da, AKP'nin oylarıyla buradan birçok yasa çıkardık. Bunlardan bir tanesi de TOKİ'ye devredilen haklar. Toplu Konut İdaresi, Millî Emlak Genel Müdürlüğüne bağlı birçok arsayı çok ucuz fiyatlarla alıp, buralarda inanılmaz bir şekilde kooperatifler ve süper lüks villa, tripleks, dubleks gibi daireler yaparak, çok yüksek fiyatlara satmaktadır. Böylece, Hazinemize bağlı, Millî Emlak Genel Müdürlüğüne bağlı arsalar Maliye Bakanlığına çok düşük fiyatla gelip, Toplu Konut İdaresine inanılmaz bir şekilde rant sağlandığı gözlenmektedir. Değerli arkadaşlarım, elbette, Toplu Konut İdaresi de bu devletin, bu ülkenin bir kurumudur. Burada kuruluş amacı, sosyal devlet ilkesine uygun, ihtiyacı olan dar gelirli vatandaşa konut üretmesidir. Buradan, Hazineden aldığı çok düşük fiyatlara aldığı arsalara çok lüks villa, dubleks, tripleks gibi evler yapıp pahalı bir fiyata satmasını da uygun görmüyoruz, Millî Emlak Genel Müdürlüğünün bu konudaki girişimlerinin yetersiz olduğunu görüyoruz. Bu konuya acilen çözüm bulunmasını talep ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bir konu da, özellikle TÜSİAD'ın son günlerde yapmış olduğu açıklamalara da değinmek istiyorum. TÜSİAD, elbette, Türkiye'de büyük bir sivil toplum örgütünün temsil edildiği yerdir; ancak, TÜSİAD, her zaman hükûmetlerin stepnesi olmuştur, yani arka lastiği gibi çalışmıştır. Özellikle, 20'nci Dönem Par

131

lamentosunda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak gündeme getirdiğimiz "Bankaların içi boşaltılıyor. Bankalar birilerine peşkeş çekiliyor, şu anda bankaların, 3 milyar dolardan daha fazla, içerisinin boşaltıldığını görüyoruz, tespit ediyoruz." dediğimizde "Siz bu uyumu bozuyorsunuz, siz erken seçim istiyorsunuz." diyerek, bu tür açıklamalar yapmışlardı. Geldiğimiz günlerde, yine, erken seçimin ekonomiyi bozacağını ve çeşitli zararlar vereceğini, açıklama yaparak, Türkiye'nin gündemine getirmişlerdir. Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisinin, 20'nci Dönem Parlamentosuna yaptığı, tespit ettiği "Bankaların içerisi boşalıyor." dediğinde zararın 3 milyar dolar olduğunu, ancak sürenin uzaması, seçimin kısa zamanda yapılmamasından dolayı, bu rakam maalesef 50 milyar dolarlara çıkmıştır. Şimdi aynı durum, aynı sıkıntı yine söz konusudur. Dolayısıyla, Türkiye'de en kısa zamanda ve acilen bir genel seçimin yapılması Türkiye'nin çıkarınadır. Çünkü, hepinizin de bildiği gibi, Meclis bir anlamda tıkanmıştır, Meclis çalışmaları yerine getirilememektedir ve Hükûmet de bağlı bulunduğu, kendi içerisinde bulunduğu bürokratları maalesef çalıştıramamaktadır. Bu Parlamento bu dönemki sürecini tamamlamıştır ve en kısa zamanda, 2007 yılının içerisinde Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce de Türkiye'nin seçime gitmesinde gerçekten büyük fayda bulunmaktadır. Dolayısıyla, Hükûmetin stepnesi durumunda bulunan bu tür sivil toplum örgütlerinin değil, Türkiye'nin gerçeklerini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının gerçeklerini dikkate alarak bu uygulamayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tüzün, buyurun.

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sonuç olarak, çıkarmış olduğumuz kanunların birçoğu gerek Cumhurbaşkanından gerekse Anayasa Mahkemesinden geri dönüyor. Öyleyse, bu maddeye baktığımızda, özellikle, bu bütçenin 10'uncu maddesinde Anayasa'ya aykırılıklar gözükmektedir. Bu bütçenin geneline baktığımızda, 2007 bütçesi, memurun, işçinin, sanayicinin, çiftçinin, kısacası dar gelirlinin sorununa çözüm bulamamaktadır. O nedenle, en kısa zamanda bu ülkenin genel seçime gitmesi hepimiz için büyük fayda sağlayacaktır diye düşünüyor ve yine de bütün…

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - TÜSİAD'cıları kızdırıyorsun!

ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - 4 Kasımda yapılacak inşallah, merak etme.

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - 2007 yılı içerisinde bu Parlamentonun başta sizlerden ve ülkenin bu sorunlarından kurtulmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tüzün.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili.

Sayın Elitaş, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yasanın 10 uncu maddesi, biraz önce değerli arkadaşımızın ifade ettiği gibi, kamu kesiminde kullanılan taşıtların nasıl alınacağı, nasıl tasarruf edileceği, nasıl değiştirileceği hakkında bir düzenleme yapıyor. Yasanın (T) cetvelinde ifade edilen bu düzenlemede -biraz önce değerli arkadaşımız ifade ettiler- bazı kurum ve kuruluşlar, vakıf ve dernekler aracılığıyla kendilerine yapılan bağışların masraflarını, giderlerini kendi bünyeleri içerisinden, bütçelerinden karşılayarak daha farklı model araçları, ihtiyaçlarının dışında olan araçları alma imkânını ortaya çıkarıyordu. Maddenin ikinci bendinde, bu şekilde yapılan tasarrufların, edinimlerin, araçların kullanılması hâlinde hiçbir şekilde masraflarının, giderlerinin bütçeden karşılanamayacağını, kurum bütçesinden karşılanamayacağı, şeklinde bir hüküm koyarak bunu engelleme yoluna gitmiştir.

Sayın Tüzün kardeşimiz, meseleleri tek tek güzel ifade ettiler, ama son yedi sekiz dakikası biraz tribünlere şeklindeydi. İlk beş dakikası da güzel konuşmaydı, tebrik ediyorum kendisini.

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sen kendi görüşünü anlat.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ama, gerçekten, değerli kardeşimizin, özellikle son söylediği cümleler içerisinde çelişki de var. Diyor ki: "TOKİ, hazine arazilerini çok ucuz fiyatla alıp villalar yapıyor, lüks lüks evler yapıyor, çok pahalı fiyatlarla satıyor." TOKİ'nin zaten yapması gereken, ucuz fiyata değil, aldığı hazine arazisi üzerindeki o yapacağı gayrimenkulleri çok yüksek fiyata satıp kaynak temin etmek.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Parayı nereye harcayacak?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Tüzün, siz belediye başkanlığı yapmış arkadaşımızsınız. Bu kaynakları temin ederken dar gelirli, sabit gelirli vatandaşlarımıza da bedavaya yakın konut teminini sağlamak. İşte Kayseri'de ilk defa yaptırdığımız, Değerli Meclis Başkan Vekilimizin memleketi olan Pınarbaşı'nda 192 tane toplu konut yaptırdık. Şu anda 200 tane daha toplu konuta talep var. Pınarbaşı ilçemiz, nüfusu 12 bin olan, merkez ilçesi 12 bin olan bir ilçemiz, merkez nüfusu. Burada bile hâlâ 200-300 konuta talep varsa TOKİ yaptığı işi hakkıyla yerine getiriyor demektir.

132

Değerli arkadaşlar, biraz önce konuşan arkadaşımız Sayın Çorbacıoğlu, Sayın Bakanla ilgili bir konuşmayı yaparken, "15 Aralık tarihindeki bütçe sunuş konuşmanızdaki sayfadan alıyorum." dedi. Aldığı sayfa, 12'nci sayfanın son satırı. Orada diyor ki: "2002 yılı başındaki enflasyon oranı yüzde 73,2."

Değerli arkadaşlar, yazılan yazıları da, lütfen, dikkatli dinleyelim. Gecenin bu saatinde, belki, araştırmalarımızda, incelemelerimizde, kontrol ederken, rakamların karışması veya yılların karışması ortaya çıkabilir, ama, burada açık ve net ifade ediliyor: "2002 yılı başında enflasyon oranı yüzde 73,2'dir." Bu 2002 yılı sonundaki enflasyon oranının ne olduğu, hem Sayın Başbakan tarafından hem Maliye Bakanımız tarafından hem de yetkili arkadaşlarımız tarafından açık ve net ifade ediliyor. 2002 yılı sonundaki enflasyon yüzde 29,7'dir, yüzde 30'dur. Ama, 2002 yılında Hükûmetin hedefi yüzde 22'ydi.

Şimdi, bütçeler, Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi, değerli muhalefet temsilcisi arkadaşlarımızın da açıkça söyledikleri gibi, bütçeler, mali disiplini sağlayabildiği sürece önemli bütçelerdir. Şimdi, sizlere, bakınız, 1983 yılından 2006 yılına kadar toplam yirmi dört yılda yapılan bütçelere bakıyoruz. İlk defa 1986 yılında 500 bin lira açık vereceğiz, diyen bütçe, hedefte 500 bin lira olan bütçe 513 bin lira açık vermiş. Hedefe en yaklaşan bütçe bu, 1984. Bir de 1993 yılında bütçe 191 milyon lira açık hedefi koymuş, 150 milyon lira açık vermiş.

2003 yılından itibaren baktığımızda, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin bütçesi, 2003 yılından itibaren baktığımızda 45 milyar YTL açık vereceğiz, derken, 40 milyar açık vermiş. 2004 yılında yine 45 milyar açık vereceğiz, demiş, 30 milyar açık vermiş; 2005 yılında 29 milyar YTL açık vereceğiz diye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

... bütçe hedefi yapmışız, 8 milyar YTL açık vermişiz; 2006 yılında 14 milyar YTL açık vereceğimizi öngörmüşüz, ama, inşallah, bu senenin sonunda, herhâlde, 3 milyar YTL'nin daha da altında olacak diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, 2007 yılı hedefimiz…

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Özelleştirmeleri koy, özelleştirmeleri, 12 katrilyon…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Deveciler, 2007 yılı hedefimiz 15 katrilyon lira açık vereceğiz, ama bundan önceki yapılan örnekleri değerlendirdiğimizde 2007 yılı hedefi de, ümit ediyorum, inşallah, 10 katrilyon liradan daha aşağı olacak diye düşünüyorum.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Satmadık kuruluş bırakmadınız!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakınız Sayın Deveciler, bugüne kadar gösterilen gelenek, mali disiplin, kamu gelirlerini iyi bir şekilde toplayabilmek ve milletin alın terini en uygun yere ve en sağlam yere gönderebilmek, harcayabilmek bütçe disiplininin en önemli özelliğidir diye düşünüyorum.

Bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - 3 katrilyon da arsa satışlarından geldi, onları söyle!

BAŞKAN - Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır. Soru sorma süresi beş dakikadır.

Sayın Ekmekcioğlu, buyurun.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakana bir sorum var: Maddenin beşinci ve altıncı fıkralarında, Emniyet Genel Müdürlüğü ile Türk Silahlı Kuvvetlerine ait taşıtların yenileriyle değiştirilmesi hâlinde aradaki fiyat farkının polis ya da jandarma vakıfları tarafından karşılanmasına yönelik düzenlemeler yer almaktadır. Bütçe hizmetlerine yönelik olarak bu tür vakıfların kaynaklarının kullanılması normal karşılanabilir, ama, diğer taraftan yapılan işlemlerin bütçe hesaplarına yansıtılmamasının bütçe birliği ve genelliği ilkesi ile mali saydamlığa aykırı özellikler taşıdığını düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ekmekcioğlu.

Sayın Kılıç…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Bakan, biraz önce yerinizde Tarım Bakanı vardı, bu nedenle Tarım Bakanına yönelik bir soru hazırlamıştım.

Malatya Doğanşehir Söğüt köyünde 100 çiftçiye ikişer inek verilmişti Sayın Bakan. İki inek için de köylüler 4.328 YTL borçlandırılmışlar. Sayın Bakan, gebe olduğu belirtilerek verilen ineklerin önemli kısmı kısır çıkmış.

133

Yine, cins inek olduğu belirtilerek verilen ineklerin başka köylerden toplanarak verildiği köylüler tarafından belirtiliyor.

Genel ve yerel seçimlerde oylarını da sizin partinize veren bu insanlar kandırıldıklarını söylüyorlar Sayın Bakan. Söğüt köylülerinin sorunlarının çözümü için bir çaba gösterecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Sayın Işık…

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanıma şu sorularımı yöneltmek istiyorum: Sayın Bakanım, son dört yıl içerisinde gerçekleştirilen reformlar, kamu mali yönetim ve kontrol sistemini uluslararası standartlar noktasına taşımış mıdır?

Diğer sorum: Kamu mali yönetiminde kaynak kullanımında etkinliği artıracak temel mekanizmalardan birisi olan performans esaslı bütçeleme anlayışı ne zaman uygulamaya konacaktır?

Son sorum: Vergi politikası ve vergi yönetimi konusunda değişiklikler yapılırken, mali disiplin ve yapısal değişiklikler ne kadar dikkate alınmaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, paranın kaynağını, akışını, dağılımını kontrol eden bir bakanlığın başındasınız. Verdiğiniz paralarla, memur maaşı anlamında yatırıldıkları bankalardan promosyonlar sağlanmaktadır. Bu promosyonlar, ancak hak sahibi olan memurlar lehine değil, ilgili daire müdürlüklerinin isteğine göre kullanılmaktadır. Bu kullanımlar bazen bilgisayar, bazen araba, bazen de para olmaktadır. Bu promosyonları hak sahiplerine dağıtmayı bir genelge ile düzenlemeyi düşünür müsünüz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Sayın Gazalcı…

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaklaşık 150 dönüm üzerine altmış yıllık çam ağaçlarının bulunduğu bir alanda kurulu Denizli Sümerbank İplik Fabrikası, on yıl önce 7 milyon dolara özelleştirildi, satıldı Denizliler "Denizli'ye bırakın." dediği hâlde ve aradan geçen zamandan sonra Denizli Belediye Meclisi, muhalefet üyelerinin karşı çıkmasına karşın imar değişikliği yaptı ve birinci derecedeki deprem kuşağı olan Denizli'de 10 kat verildi. Oradaki Sümer İlköğretim Okulu da taşındı. Yapılan değişikliklerle bugün orada yeni bir proje için başvurduğu söyleniyor ve oraya otel…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, teşekkür ediyorum.

Sayın Baloğlu…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Maliye Bakanımız kürsüde konuşurken öyle bir tablo çizdi ki, buna Türkiye'de yaşayanlar inanmaz ama, uzaydan izleyenler varsa, bu topraklarda sizden önce bir Maliye Bakanının yaşayıp yaşamadığını, bir hükûmetin var olup olmadığını merak edecekler. Her şeyi kendinizin yaptığını söylüyorsunuz. Bu bütün bakanlara bulaşan bir siyasi tavır oldu. Sizden önce bu ülkede hiç hükûmet gelip geçmedi mi? Hiç kimse bu ülkede bir taş üstünde taş koymadı mı? Barajlar yapmadı mı? Bu kadirbilmezliğin nedenini açıklar mısınız Sayın Bakan?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baloğlu.

Sayın Bakan, buyurun.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Sayın Başkan, yedi saniye vardı.

BAŞKAN - Hatırlattığınız için teşekkür ediyorum.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, Sayın Ekmekcioğlu'nun sorduğu soruyu cevaplandırmak istiyorum. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Silahlı Kuvvetlere ait taşıtlardan kullanıldıktan sonra yıprananlar mübadele yoluyla (T) cetvelinde gösterilmeksizin değiştirilebilir. Bu suretle ortaya çıkan fiyat farkı, Türk polis teşkilatı veya Jandarma Asayiş Vakfından veya askerî kantin gelirlerinden karşılanmaktadır.

134

Sayın Kılıç, Malatya Doğanşehir Sögüt köylüleriyle ilgili olarak, daha ziyade Tarım Bakanımızı ilgilendiren sorular sormuşlardır. Konuştuğumuz maddeyle bir ilgisi olmadığından dolayı cevaplandırmam mümkün değil.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Bakan burada diye sormuştum.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Işık, gerçek reformlar -daha doğrusu yapısal reformları burada kastediyorsunuz- bir ülke ekonomisi için fevkalade önemlidir. Bir ülkede ekonomik birçok başarılar kazanabilirsiniz. Yalnız, bu başarıların kalıcı olmasını sağlamak için muhakkak surette bu yapısal reformları tamamlamanız lazım, yapmanız lazım. Yapısal reformlar yapılmadan, o ülkenin görünümünün düzelmesi ve ekonomik başarıların kalıcı olması mümkün değildir. Türkiye, hem ekonomik başarılara imza atmıştır hem de yapısal reformlarla bunları kalıcı hâle getirmiştir. Dolayısıyla, dünya üzerindeki yahut da finans dünyası üzerindeki ve ekonomiyle ilgili dünyadaki Türkiye'yi izleyenler açısından Türkiye fevkalade görünümünü düzeltmiştir. Görünümünü düzeltmesinin en büyük göstergesi de ülkemize son zamanlarda gelen doğrudan yabancı sermaye miktarının artmasıdır. Bu, bunun en önemli göstergesidir.

Onun dışında…

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Hangi fabrikayı kurdu doğrudan yabancı sermaye? Nerede istihdam, nerede üretim?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Değerli arkadaşlar, tabii, gelen bu yabancı sermaye, doğrudan yabancı sermaye bu ülkeye giren paradır. Bu ülkeye giren para, muhakkak surette yatırıma döner.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Özelleştirmeye geliyorlar, konut almaya geliyorlar, başka bir şey yapmıyorlar.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ama kısa vadede ama uzun vadede veya orta vadede, muhakkak surette, bu ülkeye giren para… Zaten, bu ülkenin en önemli sorunlarından bir tanesi sermaye birikiminin azlığıdır. Az olan sermaye birikimini tamamlayabilmek için yabancı sermaye şarttır. Yabancı sermayenin gelebilmesi için de o ülkenin düzelmesi lazım, ekonomik görünümünün düzeltilmesi lazım. Bu, fevkalade önemlidir.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Hyundai geldi, kaçtı gitti. Niye kaçtı o?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - İkincisi, mali disiplinle ilgili olarak sorduğunuz "Performans kriteri ne zaman başlar?" diye. Bu, biliyorsunuz, kamu idaresindeki yaptığımız reformlara bağlıdır. Fakat, onların bir kısmını yapamadık. Bir kısmını yaptık, bir kısmı da yukarıdan geri döndü. Dolayısıyla, istediğimiz hâlde bazı reformlar, maalesef yapılamadı. Ama, yakın zamanda bizim hedefimizdir bu, bir an önce bizde performans kriterine geçilecektir.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Lojman nasıl, rahat mı lojman? Milletvekili lojmanlarını çürütüyorsun, kendin lojmanda oturuyorsun ya iki lojmanda birden, rahat mı lojman? (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın İnce, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) - Niye canım!

BAŞKAN - Sayın İnce… Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) - Kendisi lojmanda oturuyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın grup başkan vekillerine ben bu durumu arz etmek istiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Niye çıkmıyorsun?

BAŞKAN - Sayın Bakan, lütfen, siz sorulara cevap verir misiniz.

Sayın İnce, lütfen…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Özkan'ın sorduğu memurlar lehine promosyonlarla ilgili, bununla ilgili bir çalışma yapılıyor. Zaten, bununla ilgili de, Sayın Başbakan Yardımcımız, bu konulardan sorumlu Sayın Mehmet Ali Şahin Bey de bu konuda bir çalışma yapıldığını belirtmiştir.

Sayın Gazalcı "Sümerbank İplik Fabrikası on sene önce satıldı. Ondan sonra da, işte, bugünlerde de belediye tarafından imar değişikliği yapıldı. Yeni de bir proje uygulanıyor." diye söyledi. Tabii, oradaki mahallî belediyenin yaptığı bir tasarruftur bu. Demek ki bazı durumlar görüldü ki, bunlar da yapıldı. Orada da bunlar yapılırken, meclis kararlarıyla çıkıyor.

BAŞKAN - Sayın Bakan, süre tamamlanmıştır.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Baloğlu'nun sorusuna da, maddeyle ilgili olmadığı için…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Işık'ın sorusu maddeyle ilgili miydi Sayın Bakan?

135

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.24

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşimi'nin Yedinci Oturumu'nu açıyorum.

1269 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının 11'inci maddesini okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Bütçe Uygulamasına İlişkin Hükümler

Aktarma ve ekleme işlemleri

MADDE 11- (1) a) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerinin "Personel Giderleri" ile "Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" tertiplerinde yer alan ödenekleri, Maliye Bakanlığı bütçesinin "Personel Giderlerini Karşılama Ödeneği" ile gerektiğinde "Yedek Ödenek" tertibine; diğer ekonomik kodlara ilişkin tertiplerde yer alan ödenekleri ise 5018 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın Maliye Bakanlığı bütçesinin "Yedek Ödenek" tertibine aktarmaya,

b) Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinden, hizmeti yaptıracak olan kamu idaresinin isteği üzerine bütçesinden yıl içinde hizmeti yürütecek olan idarenin bütçesine, fonksiyonel sınıflandırma ayrımına bakılmaksızın ödenek aktarmaya ve bu konuda gerekli işlemleri yapmaya,

c) Milli Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı arasında cari yıl içinde yapılan hizmetlerin bedellerini karşılamak amacıyla varılacak mutabakat üzerine, ilgili bütçeler arasında karşılıklı aktarma yapmaya,

ç) (c) bendinde belirtilen bütçelerde yer alan Silahlı Kuvvetlerin tek merkezden yönetilmesi gereken ikmal ve tedarik hizmetleri ile bir fonksiyona ait bir hizmetin diğer bir fonksiyon tarafından yürütülmesi halinde ilgili ödeneği, fonksiyonlar arasında karşılıklı olarak aktarmaya,

d) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için 2007 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karara uygun olarak yılı yatırım programında değişiklik yapılması halinde değişiklik konusu projelere ait ödeneklerle ilgili kurumlararası aktarma yapmaya,

e) Kamu idarelerinin yeniden teşkilatlanması sonucu, bütçe kanunlarının uygulanması ve kesin hesapların hazırlanması ile ilgili olarak gerekli görülen her türlü bütçe ve muhasebe işlemleri için gerekli düzenlemeleri yapmaya,

Maliye Bakanı yetkilidir.

(2) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler, aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin yüzde yirmisine kadar kendi bütçeleri içinde ödenek aktarması yapabilirler. Bu idarelerin yüzde yirmiyi geçen diğer her türlü kurum içi aktarmalarını yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

(3) a) Özel bütçeli idareler ile düzenleyici ve denetleyici kurumların (B) işaretli cetvellerinde belirtilen tahmini tutarlar üzerinde gerçekleşen gelirler ile (F) işaretli cetvellerinde belirtilen ödenekleştirilmeyen finansman karşılıklarını ve gerçekleşen finansman fazlalarını, idare ve kurumların bütçelerinin mevcut veya yeniden açılacak tertiplerine ödenek olarak eklemeye Maliye Bakanlığınca belirlenecek esas ve usuller çerçevesinde kamu idareleri yetkilidir.

b) Sermaye ödenekleri, 2007 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar hükümlerine göre yılı yatırım programıyla ilişkilendirilir.

(4) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri arasındaki kaynak transferleri ödenek aktarma suretiyle yapılır. Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idareler ve kurumlar arasındaki diğer kaynak transferleri tahakkuk işlemleriyle gerçekleştirilir. Bu işlemler karşılığı tahsil edilen tutarlar, bir taraftan (B) işaretli cetvellere gelir, diğer taraftan (A) işaretli cetvellere ödenek olarak kaydedilir.

136

(5) Hazine adına tescilli bulunan ve Karayolları Genel Müdürlüğünün mülkiyetinde iken 5018 sayılı Kanunun geçici 12 nci maddesi gereğince Hazine adına tescil edilmesi gereken taşınmazlar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunup da tescil edilmeye elverişli olan taşınmazlardan Bayındırlık ve İskan Bakanlığının talebi, Maliye Bakanının teklifi ve Başbakanın onayı ile tespit edilenlerin satışından elde edilecek gelirleri, genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir, diğer taraftan bölünmüş yol veya Devlet ve il yolları yapım, bakım ve kamulaştırma hizmetlerinde kullanılmak üzere Karayolları Genel Müdürlüğü bütçesine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir. Sermaye ödenekleri, 2007 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar hükümlerine göre yılı yatırım programıyla ilişkilendirilir.

BAŞKAN - Soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin cihaza girmeleri duyurulur.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Birgen Keleş.

Buyurun Sayın Keleş.

Süreniz on beş dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 11'inci maddesi konusunda Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ve kendi görüşlerimi aktarmak için söz almış bulunuyorum ve yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Bütçe tasarısının 11'inci maddesi bütçe ödenekleri arasında aktarmaları ve bütçe ödeneklerine yapılacak eklemeleri içermektedir. Maddenin 1'inci fıkrasında "5018 sayılı Kanun'un 21'inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan sınırlamalara tabi değildir" denilmektedir.

Bu sınırlamalar nedir, diye baktığımızda şunu görüyoruz: Üçüncü fıkra "Personel giderleri tertiplerinden, aktarma yapılmış tertiplerden -daha önce aktarma yapılmış olan tertiplerden- ve yedek ödenekten aktarma yapılmış tertiplerden, diğer tertiplere aktarma yapılamaz" demektedir.

Aslına bakarsanız, bu kısıtlamaların kaldırılması, sınırlamaların kaldırılması çok doğru değildir. Neden? Çünkü, personel giderlerine zaten dokunmamak gerekir, onlar hesap kitap sonucunda oraya konduğu için ve insanların gelirleriyle ilgili olduğu için. Kendisine aktarma yapılan ödeneklerden -bu ister yedek ödenek olsun isterse diğer tertipler olsun- aktarma yapılması da doğru değildir, çünkü, bu, şeffaflığı zedeler, şeffaflık ilkesiyle bağdaşmaz ve bütçe yapılırken ortaya konulan Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesine de aykırıdır.

Bu iktidar döneminde, aslında şeffaflık büyük ölçüde zedelenmiş durumdadır. Örneğin, 2006 yılı sonuna kadar düzenlenmiş olan ve ödenmemiş olan tedavi giderleri, 2006 yılı bütçesinde görülmemektedir, 2007'ye aktarılacaktır.

Ödenek aktarma ve eklemeleriyle ilgili hükümler 11'inci madde kapsamında ele alınması gerekirken, bunların bir kısmı (E) cetveline taşınmıştır. (E) cetvelinin, örneğin, 59'uncu maddesi, Ulaştırma Bakanlığı bütçesine, çeşitli koşullar gerçekleştiği takdirde, ödenek eklemeye Maliye Bakanını yetkili kılmıştır. Oysa, (E) cetveli, yetki verilen ve yetki veren bir cetvel değildir. Orada, bazı açıklamalar yapılmaktadır ancak.

2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı'nda bazı gelir ve giderlerin özel hesaplarda ele alınması öngörülmektedir. Bu konuda, (E) cetvelinde bir düzenleme yapılmıştır. Bunun için de Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır. Bu da, aslında, şeffaflık ilkesine aykırıdır.

Bazı gelir ve giderler, bütçenin gelir ve gider kalemleriyle ilişkilendirilmeden muhasebeleştirilmektedir. Bunların miktarı gerçi eski yıllara nazaran azalmıştır, ama 2007 yılı bütçesinde de söz konusudur. 16, 18 ve 21'inci maddelerde, fonlarla ilgili işlemlerde, bağış, hibe ve yardımlara ilişkin işlemlerde ve görev zararlarıyla ilgili hesaplarda, devlet hesaplarına veya bütçeye gelir-gider kaydetmede gene Maliye Bakanı yetkili kılınmıştır. Çok büyük yetkiler üstleniyor Maliye Bakanı her zaman olduğu gibi. Bu da şeffaflık ilkesine aykırıdır.

Ama, 11'inci maddenin bir 5'inci fıkrası vardır ki, ben bunun üzerinde durmak istiyorum değerli arkadaşlarım. 11'inci maddenin 5'inci fıkrası, Karayolları Genel Müdürlüğünün mülkiyetinde iken, 5018 sayılı Kanun'un geçici 12'nci maddesi gereğince, yani Karayolları merkezî bütçenin içine alındığı için, hazine adına tescil edilmesi gereken taşınmazların hazine adına tescil edilmesini öngörmektedir; ama, ayrıca, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunup da, tescil edilmeye uygun olan taşınmazların, Bayındırlık ve İskân Bakanının talebi, Maliye Bakanının teklifi ve Başbakanın onayıyla tespit edilenlerin satışından elde edilecek gelirlerin genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir, diğer taraftan da bölünmüş yol veyahut da devlet ve il yollarının bakım, yapım ve kamulaştırma hizmetlerinde kullanılmasını öngörmektedir. Aslında, 11'inci maddede öngörülen hazine arazilerinin satışından elde edilen gelirlerle bunun kara yolları için kullanılması, yapılacak olan harcamaların tam olarak görülmesine engel olacak olan bir hükümdür. Yıl sonunda bunların gelir ve ödenek kayıtları yapılabilir tabii ki ve yapılacaktır, ama, ne var ki, bütçe Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılırken ve bütçe yılı başında bunlar bütçe içinde görülmeyecektir.

137

Sayın Bayındırlık Bakanı bütçe çalışmaları sırasında, Karayolları Genel Müdürlüğüne ayrılan ödeneğin bu yıl 2,4 milyar yeni Türk lirası kadar eksik olduğunu, arazi satışlarından elde edilen gelirle bu miktarın telafi edileceğini söylemişti. Yani, bir miktar ek ödenek sağlamak için ucu açık bir imkân tanınmaktadır. Aslında, tabii, böyle bir yetkinin Meclis tarafından kullanılması gerekir. Bunun Maliye Bakanı tarafından kullanılması da Anayasa'ya aykırıdır.

Sayın milletvekilleri, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkındaki Kanun, ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlamak olarak tanımlamıştır amacı; ama, hiçbirisi geçerli değildir, çünkü, bir defa, verimlilik artışı mülkiyetle bağlantılı bir şey değildir. Giderlerde azalış da arazi satarak, hazine arazilerini elden çıkararak ve ekonomiyi ve bütçeyi bu kuruluşların yapacakları katkıdan mahrum ederek gerçekleştirilemez.

Şimdi, öte yandan, yabancı sermayenin eline geçen kârlı kamu kuruluşlarında girdilerin artan oranda yurt dışından karşılanması ve fiyatların yüksek tutulması, yurt dışına aynı zamanda bir değer transfer edilmesini ortaya çıkarmaktadır. Bu da, yurt içindeki katma değeri olumsuz yönde etkileyecek olan bir durumdur. Ayrıca, yabancı sermayenin yurt dışına yapacağı transferler vardır tabii, kâr transferleri vardır. Bunlar çok yüksek miktarlara ulaşabilir ve o zaman da kârların büyük bir miktarlara ulaşması ödemeler dengesinde baskı yaratabilir. Ama, Türkiye'de biz, nedense, daha doğrusu iktidar, bu tür etkileri hiç dikkate almadan özelleştirme kararlarını, satış kararlarını çok rahatlıkla vermektedir.

Sayın milletvekilleri, özelleştirmede yapılan büyük hatalardan bir tanesi, bir amaç olarak benimsenmesiydi. Bunu daha önce de söyledik. Şimdi, özelleştirilen kuruluşlar, özelleştirilecek kuruluşlar ve satılacak bankalar biraz azaldığı için olsa gerek, iktidar bütün ilgisini arazilere yöneltmiştir. Üç tane yasa çıkarmıştır, biliyorsunuz, toprak satışını serbestleştiren. Bunlardan biz de hepsi için Anayasa Mahkemesine başvurduk. 4875 sayılı Yasa üç buçuk yıl olduğu hâlde henüz karara bağlanmadı. 5444 en son yasadır. Bu, on ay geçtiği hâlde karara bağlanmadı. Bunlardan sadece 4916 karara bağlandı, o da bir buçuk yıl sonra.

Şimdi, bunlardan başka çeşitli adlar altında hazine arazilerinin satılmasını öngören yasa hükümleri vardır, çeşitli yasalarda yer alan. Ayrıca, okul binaları ve hastaneler gibi birçok kamu taşınmazı da satmak üzere Maliye Bakanına devredilmiştir. Biraz kara mizah gibi geliyor bu. "Baba baba her şeyi satarım." diyen Maliye Bakanımıza bütün arazileri teslim etmiş oluyoruz. Tabii, bu, biraz da kurda kuzu teslim etmek gibi bir şey. Çünkü, en kısa sürede bunları elden çıkaracağından hiç kimsenin kuşkusu yoktur.

Şimdi, yabancıya toprak satışının bir kısmı ekonomik ve sosyal tesislerin özelleştirilmesi kanalıyla yapılan satışlardır. Burada, değerli arkadaşlarım, özelleştirilen kuruluşların mülkiyetinde bulunan maden arazileri, limanlar, çok sayıda lojman da bunlarla birlikte satılmaktadır, özelleştirme çerçevesinde. Tabii, yerli-yabancı ayrımı yapmadığımız için yabancıların eline de geçmektedir. Yatırım yapacağını söyleyen girişimcilere araziler bağışlıyoruz. Bu yatırımlar gerçekleşmediği takdirde veyahut da gerçekleştikten sonra işletmeye son verdikleri takdirde bunların ne olduğu belli değildir.

Endüstri bölgeleri, nitelikli endüstri bölgeleri yoluyla çeşitli arazileri bağışlıyoruz yerli-yabancılara. Üstelik, İmar Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Çevre Kanunu, Maden Kanunu gibi yasaları dikkate almadan bu işi yapıyoruz, devlet muhasebe kurallarına da uymadan yapıyoruz. Üstelik de Cargill olayında olduğu gibi, tarım arazilerini de pekâlâ endüstri bölgesi olarak ilan edebiliyoruz. TOKİ'ye ev yapması için geniş araziler bağışlıyoruz. Lüks evler yaptığı için, bu arazileri tabii lüks evleri alma kapasitesi olan kişilere bağışlamış oluyoruz.

Önce Belediye Kanunu'nda yapılan bir hükümle, daha sonra da yeni bir yasa çıkartarak, kamu arazilerine ve özel arazilere el konulmasına ve bunlarda, proje yapılarak, hem kentin bazı ihtiyaçlarının karşılanmasını, ama hem de büyük ölçüde rantlar sağlamasına imkân tanımış bulunuyoruz, Kentsel Dönüşüm Yasası'yla. Bu yetmiyor, dönüşüm alanları kanunu teklifi ortaya çıkıyor. Her türlü sınırları kaldıran bir teklif bu ve imar planı bulunsun-bulunmasın, kentsel ve kırsal alanlarda bütün arazilere ve taşınmazlara el konulmasına ve geliri ileriye dönük rant dağıtımını amaçlayan birtakım değişiklikler yapılmasını mümkün kılıyor. Henüz ortalarda dolaşmayan, ama, gizli olarak hazırlanmakta olan bir de taslak var. Bu, durumu daha da serbestleştiriyor, daha doğrusu, kamu sektörünün istismarını daha da genişletiyor.

Şimdi, sayın milletvekilleri, gerek yukarıdaki bu düzenlemeler ve gerek bu uygulamalar ve girişimler, biraz önce değinmiş olduğum, çok sayıda kanunda yer alan düzenlemeler, hazine arazilerinin satışını da tıpkı özelleştirmede olduğu gibi, Hükûmetin benimsediğini ve ne pahasına olursa olsun hazine arazilerini satma kararları içerisinde olduğunu gösteriyor.

Şimdi, 2007 yılındaki 11'inci madde de bunun en son örneği. Yapılan ve hiçbir şekilde savunulmaması gereken düzenlemeler, her birinde kamuoyuna hoş göstermek için bir bahaneyle ileri sürülüyor. Bu 11'inci maddedeki bahane de kara yollarının yapımı meselesidir. Gerçi, ödeneğin biraz düşük tutulduğu açıktır, ama, bu ödenek karşılandıktan sonra geri kalan satıştan elde edilen gelirlerin ne olacağı belirsizdir.

138

Şimdi, değerli arkadaşlarım, aslında özelleştirme gelirleri ve arazi satışından gelirler bütçe açıklarının kapatılmasında kullanılmaktadır. Bütçe açıklarının kapatılmasında kullanılacağı bazen -bu 11'inci maddede olduğu gibi ve Telekom olayında olduğu gibi- açıkça itiraf edilmektedir, bazen de borçlar ödenmektedir, ama borç ödendiği zaman neyin borcu ödeniyor? Cari işlemler açığından kaynaklanan borç ödeniyor, bütçe açığından kaynaklanan borç ödeniyor. Dolayısıyla, ilk zamanlarda, Özelleştirme Yasası çıktığı zaman şiddetle reddedilen "bütçeye ekleme yapılacaktır, bütçe giderleri harcanmasında kullanacaktır" görüşü, ne yazık ki, gerçeklik kazanmıştır ve bütçe açığını kapatmak için özelleştirme gelirleri kullanılmaktadır.

Aslında başarı olarak gördüğü, Hükûmetin, özellikle Maliye Bakanımızın sık sık övündüğü bütçe açığının azaltılmasının ardında, bazı yasal düzenlemelerle çok önemli harcama kalemlerinin bütçe dışına çıkarılması vardır, bazı harcamaların ertelenmesi, eksik gösterilmesi gibi uygulamalar vardır, özelleştirmeden ve hazine arazilerinden satılan, elde edilen gelirin de bütçe açıklarının kapatılmasında kullanılması vardır.

Sayın milletvekilleri, Anayasa'ya göre doğal kaynaklar ve servetler devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunlar, hükûmetin tasarrufu altında olarak görülmemelidir. Toprak, miktarı çoğaltılamayan bir üretim aracıdır, bir doğal kaynaktır. Çoğaltılamadığı, yeniden üretilmediği için de çok özenle kullanılmalıdır, gelecek nesiller gözetilerek kullanılmalıdır. Hükûmetin yaptığı, sürdürülebilirlik diye bilinen ve dilden düşmeyen, Çevre Kanunu'na da konulmuş olan ilkeye ters bir uygulamadır aynı zamanda; çünkü, bu satışın bir sonu gelecektir ve bu satışlarla belli bir performansı sürdürebilmek mümkün değildir. Tabii, eğer, "benden sonrası tufan" diye düşünmüyorsanız. Benim kişisel kanaatim, "benden sonrası tufan" diye düşündüğüdür Hükûmetin.

Yabacıya toprak satışına tepki gösterdiğimizde, bazı bakanlar "Yabancılar toprağı alıp götürecekler mi?", "Sırtlarına vurup götürecekler mi?" diye yanıt vermektedirler. Tabii, ciddi olmayan bir yanıt. Kuşkusuz götürmeleri söz konusu değildir. Ancak, vatandaşları kendi ülkelerinde istedikleri yerlere girip çıkamaz hâle getirebilirler, kıyılardan, en güzel yerlerden yararlanamaz hâle getirebilirler, istedikleri yerde, arzu ettikleri ekonomik faaliyette bulunamaz hâle getirebilirler. Eğer çok merak eden varsa, çok basit bir örnek olarak Paris Caddesi'ne gitmenizi öneririm; Amerikan Büyükelçiliğinin Paris Caddesi'ni ne hâle getirdiğini çok rahatlıkla görebilirsiniz.

Sayın milletvekilleri, hiçbir ülke topraklarını satacak kadar kendisini zengin görmemektedir. Bazı ülkeler, örneğin İngiltere, yıllardır toprağı satmak yerine uzun vadeli olarak kiralamayı tercih etmektedir ve bunu bir ulusal politika hâline getirmiştir. İngiltere ve İskandinavya ülkeleri, toprakları kiralamaktadırlar. Birçok merkezî ve yerel yönetim, birçok ülkedeki; toprakları satarak değil, tam tersine toprakları satın alarak ve kamulaştırarak toprak varlığını artırmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Keleş, lütfen toparlar mısınız.

Buyurun.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Filistinlilerden toprak satın alarak kurulan İsrailliler, kendi özel durumları söz konusu olduğunda ayılmışlardır ve farklı davranmaya başlamışlardır. Özel mülkiyete konu yapmamaktadırlar kırsal alanlarını, kendi vatandaşlarına bile.

Doğal kaynakları, gelecek kuşaklara, teslim aldıklarından daha az olmayan bir şekilde ve daha kötü durumda olmadan teslim etmek bence her kuşağın en önemli sorumluluğudur, görevidir. Toprak satışını, tıpkı özelleştirme gibi, ne pahasına olursa olsun yerine getirilmesi gereken bir hedef olarak görmek Hükûmetin bir anlayışıdır. Ancak, gelecek kuşakların hakkını gasbeden bir anlayıştır.

Millî Eğitim Bakanı geçen gün bütçede konuşurken dedi ki: "Bizim yaptıklarımıza sizin hayal gücünüz erişemez." Ben hiç bu kadar tasvip ettiğim bir görüşünü görmedim Millî Eğitim Bakanının. Gerçekten de sizin yaptıklarınıza bizim hayal gücümüz erişemez. Çünkü, ne ülke topraklarını bu şekilde elden çıkarmayı hayal edebilirdik ne kamu kuruluşlarını yabancılara teslim etmeyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Keleş.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - …hayal edebilirdik ne de eğitim ve sağlık gibi en temel hakları paralı hâle getirmeyi hayal edebilirdik. Bu liste aslında çok uzayabilir, ama sürem doldu.

Ben, bu düşüncelerinizden ve politikalarınızdan en kısa sürede caymanız dileğiyle -her ne kadar umut etmesem de- size, yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Keleş.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Terzibaşıoğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

139

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 11'inci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, önce, yaklaşmakta olan Kurban Bayramı'nızı ve yeni yılınızı şimdiden kutluyorum, hayırlara vesile olmasını diliyorum, sağlık, mutluluk ve başarı diliyorum hepinize.

Ayrıca, iki gün önce çok ağır bir karaciğer transplantasyonu ameliyatı geçiren başkan vekillerimizden Ali Dinçer Bey'in sağlığına bir an önce kavuşmasını diliyorum. Ailesine ve mensubu olduğu Cumhuriyet Halk Partisine geçmiş olsun diyorum. (Alkışlar)

MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Milletvekillerine de…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) - Milletvekillerine de söylüyorum, arkadaşınız olduğu için.

Değerli arkadaşlarım, elimde iki tane tutanak var. Bunlardan biri 21/4/1925 tarihli. Bu tutanakta Kurtuluş Savaşı'ndan sonra madalya alanların listesi var. Altında da Büyük Atatürk'ün imzası var.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, cumhuriyetimiz kuruldu, Büyük Önder Atatürk çok büyük önderlik yaptı ve birçok şehit verdik. Şehitlerimizin gıyabında ailelerine madalyalar verildi, gazilerimize madalyalar verildi. Bu listede, Allah'a şükürler olsun ki, benim dedemin ismi var: Muğla'dan Karahafızzade Hakkı Efendi.

Ben, inanıyorum ki, burada başka arkadaşlarımızın da ataları, dedeleri ve akrabalarının içinde, aynı şekilde, madalyayla, İstiklal Harbi Madalyasıyla taltif edilenler var.

Bu yüce Meclis, değerli arkadaşlarım, Sevr Anlaşması'nı yırtan, parçalayan bir Meclistir, gazi Meclistir. Ama, ne yazık ki, dün, bu Mecliste, bir arkadaşımız, çok talihsiz bir beyanda bulunmuştur. Muharrem İnce Bey -şu anda Meclise girdi, salona girdi- şöyle diyor: "Evet, sizde hâlâ Sevr özentisi var da ondandır Öner Bey." Öner Beye cevap veriyor, o laf atınca.

Değerli arkadaşlarım, bu Mecliste, asla ve asla, Sevr özentisi olan hiçbir milletvekili yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ben, Muharrem Bey'in yerinde olsam, söz alırım, gelirim, buradan özür dilerim. Maksadımı aştım, özür dilerim demelidir.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Yapacak, yapacak onu!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Sinop) - Muharrem Bey, özür dile!

MUHARREM İNCE (Yalova) - Millî Eğitim Bakanına sor onu!

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım…

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Yapacak, yapacak, özür dileyecek!

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, cumhuriyet tarihinin, evet, en önemli gelişmelerini AK Parti yapmıştır, seksen üç yıllık cumhuriyet tarihinin. Gene dün bir arkadaşımız, 1950'ye kadar, 1938'e kadar Büyük Atatürk, ondan sonra da, gene bizim de takdir ettiğimiz Sayın İnönü'nün -o da millî kahramandır- Başbakanlık yaptığını ve bu başarıların sadece bize ait değil, o dönemlerde de başarı olduğunu söyledi. Ben, buradan, birkaç rakam vereceğim. Bu, yıllarca, bizim çocukluğumuzda da lafı edilen rakamlardır. Cumhuriyet Halk Partisi, 1950'de iktidarını teslim ederken 146 ton altın bıraktı denilir. Bakın, bugünün değerleriyle, 146 ton altın, 2,979 milyar dolar yapıyor. O günün gayrisafi millî hasılası da 2,9 milyar dolar. O günün gayrisafi millî hasılası da 2,9 milyar dolar. O günden bugüne Türkiye nerelere gelmiş? Bugün, gene kasamızda…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Senin o hesaplara aklın ermez. Böyle hesap olmaz. Öyle hesap olmaz.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) - Bunları bilin de moraliniz düzelsin.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - O yanlış hesap. O hesabı yapamamışsın sen. Maliye Bakanına sor, o hesap doğru mu yanlış mı.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) - Bugün, kasamızda 2,242 milyar dolar değerinde gene altın var ve 60 milyar dolar var kasamızda. Bu da 3 bin ton altın yapıyor. (CHP sıralarından "Borç, borç" sesleri)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Borç ne kadar? Borç ne kadar Terzioğlu? Terzibaşı…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, gayrisafi millî hasılamız 390 milyar dolar.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Borç ne kadar?

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) - 2,9… 390 milyar dolar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Terzibaşıoğlu, buyurun.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Rakamları çarpıtma, çarpıtma. Kafana taş düşer.

140

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, KÖYDES'le ilgili çalışmalarımız devam ediyor; milletimiz çok memnun. Bazı arkadaşlarımız dediler ki: "Siz oradan yakınlarınıza rant sağlıyorsunuz." Evet, Muğla'da… (CHP sıralarından "Doğru" sesleri)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Dedenin kemiklerini sızlatıyorsun.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) - Muğla'da parke ihalelerinin yüzde 90'ını Cumhuriyet Halk Partisinin il başkanı ve…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Bileğinin hakkıyla, bileğinin hakkıyla…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) - …ve Gökova Belediye Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisinindir ve Milas ilçesinin Cumhuriyet Halk Partili Başkanı almaktadır. Hepinizi bilgilendiriyorum.

Saygılar sunuyorum, iyi akşamlar diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - İftira etme… Dedenin kemikleri sızlar.

BAŞKAN - Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Ne dedin? "Dede…" diye, ne dediniz? (AK Parti sıralarından "Gel, boş ver" sesleri)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - "Dedenin kemikleri sızlar" dedim.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Sözünü geri al.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Bir şey demedim ben sana.

BAŞKAN - Seyfi Bey, lütfen oturur musunuz. Seyfi Bey…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Sözünü geri al. Çık dışarı!

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Oradan bağırma, buraya gel…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Demek ki yalan konuştun…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Çık dışarı!..

BAŞKAN - Seyfi Bey…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Biraz sonra savaş çıkacak! Savaş kararı alıyor Meclis!

BAŞKAN - Sayın Ekmekcioğlu, buyurun.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum. Sayın Bakana bir sorum var.

Maliye Bakanlığı gelir ve gider bütçesi sunuş konuşmasında Halk Bankasının özelleştirilecek yerler kapsamında olduğunu belirtti. Milyonlarca esnaf ve sanatkâr ve KOBİ'lerin de rahat bir nefes alacak bankaya ihtiyacı olduğu açıkça ortadadır. Bu bankamızı özelleştirme kapsamından çıkarıp esnaf bankası yapmayı düşünüyor musunuz? Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ekmekcioğlu.

Sayın Işık…

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bugün 25 Aralık 2006, İsmet İnönü'nün ölüm yıl dönümü nedeniyle kendisini rahmetle anıyorum. Aynı şekilde, Mustafa Kemal Atatürk ve diğer dava arkadaşlarını da rahmetle anıyorum.

Sorum: Sayın Bakanım, ülkelerin ekonomi politikaları ve bu kapsamda vergileme, tüm dünyada yaşanan rekabetten etkilenmektedir. Türkiye'ye bu durum hangi yönde yansımaktadır?

Diğer sorum: Bütçe açıklarının düşürülmesi ve kamu borç yükünün azaltılması politikasının özel sektör yatırımlarına etkisi nedir?

Son sorum: Stratejik Planlama ve performans esaslı bütçeleme çalışmaları hangi aşamadadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Badazlı…

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma izninizle soruyorum:

Sayın Bakanım, dört yılda geldiğimiz noktaya baktığımızda, ülkemizin dünyanın en büyük on ekonomisi içine beş yıla varmadan ulaşacağını düşünüyorum; katılıyor musunuz?

Alanya Dim Barajı'nı ne zaman bitiriyorsunuz?

Gazipaşa Gökçeler Barajı'na ne zaman başlıyorsunuz?

141

Kalkan'da Eşen Karaçay Barajı'na ne zaman başlayacaksınız?

Antalya'da kruvaziyer liman işimiz ne oldu?

Burdur-Antalya treni ne zaman başlayacak?

Antalya-Kemer duble yolundaki tünelleri ne zaman açacaksınız?

Adliye kavşağına ek ödenek gitti mi?

Turizmi nasıl geliştireceksiniz? Sektörde mevsimlik çalışan ve kışın boşta kalan personele nereden maaş ödemeyi düşünüyorsunuz?

Tütünden kotasyonu kaldırmak için, 73 milyonun ortak kasasından destek verip artan tütünleri yakmayı mı yoksa sigara tüketmeye insanları özendirecek kampanya yapmayı mı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Badazlı.

Sayın Baloğlu'nun yerine Sayın Özkan, buyurun.

UFUK ÖZKAN (Manisa)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tekelin tütün sigara bölümünü, yani satamadığınız bölümünü özelleştirme kapsamından çıkartmayı düşünüyor musunuz? Türk tütününü desteklemeyi düşünüyor musunuz? Ülkemiz yabancı ülkelerden tütün ithalatı yapıyor mu, yani yabancı ülke tütüncülerinin ürettiği tütünü Türkiye'ye getiriyor mu? Bu konularda cevabınızı bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Sayın Özcan, buyurun.

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sayın Bakan, illerdeki Tekel müdürlerinin kaçak takibi işleri, görevleri ellerinden alındı. Bunun yerine 200 kişilik bir kurul kuruldu. Kaçakları bunlar denetleyecek. Görünen o ki, Tekel kaçak aramıyor, kurul da görevini yapmadığı için Türkiye kaçak cenneti hâline geldi. Bundan rahatsızlık duyuyor musunuz ve yeni bir düzenleme yapacak mısınız?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Sayın Akbulut, buyurun.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Sayın Bakanım, 2007 yılı bütçesinde KÖYDES için 2 milyar YTL, BELDES için de 300 milyon YTL ödenek ayrılmış. Geçen yıl KÖYDES için ayrılan paralarla önemli hizmetler yapıldı. İnşallah bu yıl BELDES için ayrılan paralarla nüfusu 10 binden az olan belediyelerin su ve yol ihtiyaçları karşılanabilecek. Ancak, sayıları fazla olan bu belediyeler için ayrılan 300 milyon YTL'nin yeterli olacağı kanaatinde değilim. Yıl içinde ihtiyaç duyulursa ilave ödenek aktarılabilecek mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akbulut.

Sayın Gazalcı, buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben demin sorumu yarım bırakmıştım, onu yarım cümleyle bir bitireyim: Efendim, belediye imar değişikliklerine "normal" diyorsunuz ama, sizin çok iyi bildiğiniz Ofer ortaklığı orada yeni bir Sümerpark projesi kuruyor.

Şimdiki sorum Sayın Başkan: Bu tütün yerine benim memleketimde şaraplık üzüm yetiştirilmeye başladı. Ama, siz, şaraba bir kerede yüzde 118 ÖTV koydunuz, bir de üstüne KDV ve bu yıl şaraplık üzümler bağlarda kaldı ya da çok ucuz fiyata gitti. Ben size birkaç kere soru önergesiyle, bu vergileri indirecek misiniz dedim. Kurumlar vergisini indiriyorsunuz; ama, o, ekmeğini üzümden çıkaran insanların ya da şarapçılıkla uğraşanların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Ekmekcioğlu, "Halk Bankasının özelleştirme kapsamından çıkarılıp bir esnaf bankası hâline getirilmesi düşünülüyor mu?" diye soru sordu. Halk Bankası, zaten şu anda verdikleri krediler dolayısıyla tamamen KOBİ'lere, esnaflara kredi veren ve bu yönde portföyü çok geniş olan bir bankamız ve bu portföyü dolayısıyla da ayrı bir değeri haiz olan bir bankamız. Bu özelleştirme olsa da bu portföyünü kaybetmesi mümkün değil ve bunun aynı fonksiyonları özelleştirilse de devam edecek bir bankamızdır, onu belirtmek isterim.

142

Sayın Işık, "Bütçe açıklarının düşürülmesi özel sektör yatırımlarına ne gibi faydası oldu?" diye sordu. Bütçe açıklarının fazla olması, Türkiye'de, bilhassa Türkiye'de yatırımları, özel sektörün ihtiyacı olan kaynakları kamuya çekmek demek. Nasıl oluyor? Bütçe açığı olduğu zaman bunu devlet borç almak suretiyle karşılıyor ve bu borcu hem yurt içinden alıyor hem yurt dışından alıyor. Yurt içinden devletin borç alması demek, o kredi kaynaklarının… Türkiye'nin belli bir kredi yapısı var, belli bir imkânı var, onu devlet alıyor. Devlet aldığı zaman özel sektöre herhangi bir kaynak kalmıyor veyahut da çok az kalıyor. Çok az kalınca özel sektörün yatırım kabiliyeti, yatırım imkânı azalıyor. Yatırım imkânı azaldığı zaman iki yönlü yatırım yapamıyor. Bir, hakikaten kaynak yok, nereden bulacak? Az olan, kıt olan kaynakların da fiyatları artıyor, çünkü devlet almaya başladığı zaman borcu faizler yükseliyor. Faizlerin yükselmesi, o yüksek faizlerle yatırım yapılamıyor, bir de kaynaklar kıtlaşınca iyice yatırım yapılamaz hâle geliyor. Dolayısıyla, bizim Hükûmetimiz zamanında bu, devletin iç borçlanmalarının biraz daha az olması veyahut da yeni borçlanmalara gitmemesi, bu arada da bankacılık reformu sayesinde devletin kaynaklarının fazla artmasından dolayı ve faizlerin de düşmesinden dolayı özel sektör yatırım yapar hâle geldi ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en büyük yatırımlar gerçekleşti ve bu kalkınma oldu, boşu boşuna olmadı bu kalkınma. Bu yatırımlar gerçekleştiği için oldu ve şu anda yapılan yatırım ki, bu sene 110 milyar YTL'nin üzerindedir yatırım yapılan toplam yatırım. Onun yüzde 75-80'i özel sektöre aittir. Özel sektörün yapmış olduğu yatırımlar da daha verimli ve ekonomiye daha büyük katma değer getirdiği için, Türkiye'nin kalkınma oranı da yüksek oluyor.

Stratejik araştırmalarla ilgili olarak da… Biz, şimdi, bütün devlette artık, Stratejik Araştırmalar Başkanlığını kurduk. Her bir birim kendi bütçesiyle ilgileniyor ve o kendi bütçesiyle ilgilendikten sonra, bir de onların koordinasyonu yapılmak suretiyle, bütçede daha büyük bir verimlilik sağlanıyor. 5018 sayılı Kanun'la beraber bu sisteme de geçmiş bulunuyoruz.

Sayın Fikret Badazlı, Antalya'yla ilgili birçok sorular sordu. Ben onların büyük bir kısmını not aldım, ama, artık, kendisine yazılı olarak cevaplandıralım.

Fakat, bu arada, adliye kavşağına ek ödenek verdik biz. Adliye kavşağıyla ilgili problemi çözüyoruz.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Ne kadar?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - 3 trilyon zannediyorum.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - 10 trilyon gerekiyor Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Belli bir şey içerisinde onları da ödeyeceğiz tabii. 10 milyonu verip de hemen orasının bitecek hâli yok. Yani, ne kadar harcanacaksa o kadar veriyoruz.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - On sekiz aydır sürüncemede.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bir de, tabii "tütünleri yakmaya devam edecek misiniz?" Biz, çok şükür… Tütünler ihtiyaç kadar alındığı için, yakacak bizde tütün değil, ama eski tütünleri maalesef yakmak zorunda kalıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Bakan, süre tamamlanmıştır.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bu da milyonlarca YTL ve milletin parası maalesef yanıyor eski kötü politikaların neticesi olarak.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Pazarlamayı beceremiyorsunuz tütünü yakıyorsunuz Sayın Bakan. Tütüncü mü kaldı piyasada!

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "2007 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı"nın 11 inci maddesinin 1 numaralı fıkrasına aşağıdaki (f) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Faruk Çelik Ünal Kacır Hamit Taşcı

Bursa İstanbul Ordu

Telat Karapınar Fahri Keskin

Ankara Eskişehir

"f) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerinin "Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" tertiplerinde yer alan ödenekleri, bu idarelerin bütçelerinde mevcut veya yeniden açılacak "Tedavi ve Cenaze Giderleri" tertiplerine aktarmaya; 5018 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın "Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" tertiplerine aktarma yapmaya ve bu tertiplerdeki ödenekleri Maliye Bakanlığı bütçesinin "Yedek Ödenek" tertibine aktarmaya,"

143

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Anayasa'nın bütçe görüşmelerini düzenleyen 162'nci maddesinin "değişiklik önergeleri üzerinde ayrıca görüşme yapılmazsızın okunur ve oya konur" hükmü gereğince önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin personelinin ilaç ve tedavi giderlerinin, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümlerine göre, 01.01.2007 tarihinden itibaren genel sağlık sigortası kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanması öngörüldüğünden ilgili kurumların bütçelerinde "Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" tertiplerine genel sağlık sigortası için ödenek tefrik edilmiş ve "Tedavi ve Cenaze Giderleri" için ödenek öngörülmemiştir.

Ancak, Anayasa Mahkemesi 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun bazı maddelerinin yürürlüğünün durdurulması ve bazı maddelerinin ise iptali yönünde karar almıştır. Anayasa Mahkemesinin bu kararı sonucunda, 2007 yılında kamu görevlilerine ilişkin olarak idare bütçelerinde tefrik edilen "Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" ödeneklerinin kullanımında ve tedavi ve cenaze giderlerinin idarelerce ödenmesinde meydana gelebilecek ihtiyaçları karşılamak amacıyla aktarma işlemleri yapılması gerekecektir.

Yapılan bu düzenleme ile 2007 yılında kurumlar tarafından ödenmesi gereken ilaç ve tedavi giderlerini karşılamak amacıyla kurum bütçelerinin "Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" tertiplerinde yer alan ödeneklerin, kurum içinde mevcut veya yeniden açılacak "Tedavi ve Cenaze Giderleri" tertiplerine aktarılmasına imkan sağlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12'nci maddeyi okutuyorum:

Geçici hizmet karşılığı yapılacak ödemeler

MADDE 12- (1) 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri;

a) Arızi nitelikteki işleriyle sınırlı kalmak koşuluyla yıl içinde bir ayı aşmayan sürelerle hizmet satın alınacak veya çalıştırılacak kişilere yapılacak ödemeleri,

b) İlgili mevzuatı uyarınca kısmi zamanlı hizmet satın alınan kişilere yapılacak ödemeleri,

c) 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun 25 inci maddesi gereğince aday, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere yapılacak ödemeleri,

ç) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (C) fıkrası gereğince çalıştırılan geçici personele yapılacak ödemeleri,

bütçelerinin (01.4) ekonomik sınıflandırma kodunda yer alan ödenekleri aşmayacak şekilde yaparlar. Söz konusu ekonomik koda, bütçelerin başka tertiplerinden (bu ekonomik koda ilişkin tertiplerin kendi arasındaki aktarmalar hariç) ödenek aktarılamaz ve ödenek üstü harcama yapılamaz. Ancak, özelleştirme uygulamaları nedeniyle iş akitleri feshedilenlerden 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (C) fıkrası hükmü çerçevesinde 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinde istihdam edilecek personel için gerekli olan tutarları ilgili tertiplere aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin sisteme girmeleri duyurulur.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen Yavuz Altınorak, Kırklareli Milletvekili.

Buyurun Sayın Altınorak.

Süreniz on beş dakikadır Sayın Altınorak.

CHP GRUBU ADINA YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Maliye Bakanlığı gelir bütçesi 12'nci madde olan "Geçici hizmet karşılığı yapılacak ödemeler" konusu hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

144

Değerli arkadaşlarım, 12'nci madde, Kanunda belirtilen kurum ve kuruluşlarda geçici görevle çalıştırılacak 4/C geçici görevli, sözleşmeli personel, mevsimlik işçi, aday, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrenciler personele eğitim hizmeti karşılığı yapılacak ödemeleri kapsamaktadır.

Kamu hizmetlerimizi yürüten kadrolu personele aynı işi, hatta iş akdi feshi korkusuyla daha çok çalışan, sosyal haklardan yoksun düşük ücretli insanlarımız için Hükûmetimizin kayda değer bir çalışmasını göremiyoruz. Bu emekçilerimiz hem geçim kaygısı hem de yılın son ayında işten çıkarılarak bir sonraki aya tekrar işsiz kalma kaygısı içerisinde önlerini görmeden yaşamaya çalışmaktadırlar. Bu sıkıntılarla yaşamlarını sürdürmeye çalışırken hem kendilerine hem de devletlerine olan güvenlerini bu şartlar altında devam ettirmeleri imkânsız görünmektedir.

Değerli arkadaşlarım, sevgili milletvekilleri; geçici işçilerimiz, memurlarımız, çiftçilerimiz, emeklilerimiz, dul ve yetimlerimiz, kısacası, ülkemizde yaşayan tüm insanlarımız huzur ve refah içinde olurlardı. Geleceklerinden endişe ve kuşku duymayan bir toplum ve gençlik olurdu. Her yıl, üniversiteleri bitiren yüz binlerce öğrenciye istihdam olanağını destekleyen teşvikler gündeme getirilir ve bunlarla ilgili önlemler alınırdı. Ama, bugün, görüyoruz ki, bunlarla ilgili bir iyileştirme çalışmaları söz konusu değil. Bunu görmemek de mümkün değil. Ama, şunu bilmenizi istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında biz bunları gerçekleştireceğiz ve tüm yurttaşlarımızın mutluluğunu tesis edecek projelerimizi uygulamaya koyacağız.

Değerli arkadaşlarım, her şeyden önce, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti olarak, yolsuzluklarla mücadele edilmiş olabilse idi, önüne geçilmiş olabilse idi bugün bunları konuşuyor olmayacaktık. Merak ediyorum, yolsuzluğun damarlarına girilecekti, ne oldu? Zannediyorum, dört yıldır yolsuzluğun damarları bulunamadı herhâlde? Bu yüzden de, bugün, Türk çiftçisi perişan durumdadır. Avrupalı çiftçinin yaklaşık on ikide 1'i kadar tarımdan destek alabilmektedir. Buğday üreticisi perişan. Ayçiçeği üreticisi perişan. Çeltik üreticisi perişan. Pancar üreticisi perişan. Sahi, değerli milletvekili arkadaşlarım, pancar fiyatları 2005 yılında ton başına 99 YTL iken, 2006 fiyatları 89 YTL'ye düşürüldü. Ne oldu da 89 YTL'ye düşürüldü? Bunu gerçekten merak ediyorum.

Yine, zeytinci perişan. Pamuk üreticisi perişan. Narenciye üreticisi perişan. Et ve süt üreticisi perişan. Fındık üreticisi perişan. Allah aşkına, bu ülkede memnun olan bir kesim var mı?

Yine, sormak istiyorum: Bu sektörde, yani, tarım işçisi ve tarımda geçici olan işçilerle ilgili olarak bugüne kadar Hükûmetimizin yeterli bir çalışması var mıdır? Bunu, gerçekten merak ediyorum ve öğrenmek istiyorum.

Ulu Önderimiz Atatürk'ün milletimizin efendisi olarak nitelediği köylümüzün, çiftçimizin alın terinin, ellerinin nasırının, patlamış dudaklarının, ayağının çamurunun hakkını nasıl ödeyeceksiniz?

Bu mudur her defasında çatısı altına sığındığınız, sığındığımız Müslümanlık? Hiç mi korkmuyorsunuz kul hakkından? Nasıl vereceksiniz bunların tümünün hesabını? Hani, insanımıza, halkımıza hizmet etmek Hakk'a hizmet etmek idi?

En azından kendi seçim bölgem olan Kırklareli'den, ilk altı ayında, 10 bin kadar insan icralık olmuştur. Her geçen gün bu sayı artmaktadır ve artmaya devam etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu insanlar, herhâlde, evlerine icra getirirlerken mutlu olmuyorlar, zorunlu olmasalar, sıkıntı içerisinde olmasalar evlerine icra getirtmezler.

Bu konuyu iki açıdan değerlendirmek lazım:

Birinci konu, bu insanlar, bu konuma düşmüş insanlar, gerçekten zor durumda olan insanlar. Eğer zor durumda olmasalar, bir aile reisi, eşinin ve çocuklarının karşısında, evinin içinde bulanan malzemelerine ipotek getirecek, haczettirecek konuma düşer mi?

İkincisi ise, eğer gerçekten bunlar bu anlamda bir icrai takibe girmiyorlarsa, kötü alışkınlık olarak değerlendiriliyor ise, bu, yine, daha da kötü. Demek ki, milletimize ve yurttaşlarımıza Hükûmet olarak iyi hizmetler vermiyoruz, Hükûmet olarak iyi örnek olamıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, sevgili milletvekilleri, yine, ilimde yaşanan bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

İLYAS ÇAKIR (Rize) - Bunları yarın konuşuruz ya!

YAVUZ ALTINORAK (Devamla) - Konuşuruz da, bunlar çok önemli.

Değerli arkadaşlarım, 7/12/2006 tarihinde, Adalet ve Kalkınma Partisi İl Binasına, ilimizde bulunan, birleştirmeyle beraber iki tane devlet hastanesinde çalışan 100 adet geçici işçi partiye zorla ve teklif edilerek getirtiliyor ve burada kendilerine propaganda çalışması yapıldıktan sonra partiye üye olmaları zorlanıyor. Bu arkadaşlarımızın bir kısmı işlerini kaybetmeme korkusunu yaşayarak zorla Adalet ve Kalkınma Partisine üye yapılıyorlar, bir kısmı da korkudan üye oluyor, bir kısmı da üye olmadan partiden çıkıp gidiyorlar.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - İnanma, yalan!

YAVUZ ALTINORAK (Devamla) - Hayır…

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Kesinlikle yalan!

145

YAVUZ ALTINORAK (Devamla) - Efendim, hayır. Bunları size belgelerim.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Ya, yok…

YAVUZ ALTINORAK (Devamla) - Belgelerim.

Şimdi ben sizlere soruyorum: Sizin işçilerimize, geçici işçilerimize bakışınız böyle mi? Bu mu Adalet ve Kalkınma Partisinin adaleti?

MURAT YILDIRIM (Çorum) - Maddeyle ilgili mi?

YAVUZ ALTINORAK (Devamla) - Madde efendim, madde bu. Geçici işçilerden bahsediyoruz. Geçici işçilere nasıl iş verdiğinizi ortaya koyuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; Hükûmetiniz ülkemizde her şeyin doğru ve düzgün gittiğini beyan ediyor, pembe tablo çizmeye devam ediyorsunuz, böbürleniyorsunuz. Pekâlâ biliyorsunuz ki ülke gerçekleri, hayatta yaşananlar böyle değil. Kirasını ödeyemeyen, okula giden çocuğuna ayakkabı alamayan, kırtasiye malzemesini alamayan, şans eseri iş bulan, ama, sosyal haklardan mahrum, aldığı asgari ücretle ancak peynir, ekmek alabilen, kısacası yoksulluk ve çaresizlik içerisinde kıvranan acıklı manzara pekâlâ sadece benim bölgemde değil, ülkemizin bütün bölgelerinde yaşanmaktadır.

İşte gerçeklerimiz: 2003 yılından bu yana tüketici kredileri yüzde 672 artmış, konut kredileri 2.662 artmış, diğer tüketici kredileri 256 artmış, kredi kartı harcamaları yüzde 195 artmış kredi kartı düzenlemesini getirdiğimiz hâlde, toplam bireysel krediler yüzde 410 konumuna gelmiş. Bu kredileri kullandırmak Hükûmetin bir lütfu olarak değerlendirmeyin lütfen.

Değerli arkadaşlarım, faizler diğer ülkelerde yüzde 2 iken, ülkemizde yüzde 23 konumundadır. Bankalarımızın birçoğu yabancı bankaların eline geçmiş, bu bankalar da ticari kâr maksadıyla kredileri kullandırmaktadır. 2003 yılından bu yana ferdî kredi borcu ödenmemiş kişi sayısı yüzde 479 artmış. Kredi kartını, az önce de ifade ettim, yeniden yapılandırma yapıldığı hâlde yüzde 533 artmış. Her ikisini oluşturan Merkez Bankasının kara listesindeki kişi sayısı da yüzde 527 artmış.

Değerli arkadaşlarım, 2002 Ocak-Ekim döneminden, 2006 Ocak-Ekim dönemine göre, karşılıksız çek sayısı yüzde 115, protesto edilen senet sayısı yüzde 121, protesto edilen senet tutarı yüzde 113 artmış. Yine sosyal güvenlik açıkları yüzde 138, benzin fiyatları yüzde 102, mazot fiyatları yüzde 122, gübre fiyatları yüzde 130 artmıştır. Bu ne demektir? İşlerin iyi gittiğini ifade edebilir misiniz? Bu bir göstergedir.

Değerli arkadaşlarım, ülkede, gasp, hırsızlık, fuhuş ve buna benzer suçlar anormal derecede artmış. Tüm bunlar memleketin hâlinin iyi olmasından mı kaynaklanıyor? Herhâlde insanlarımız bunu zevk için yapmıyor sanıyorum, zorunluluktan ve açlıktan yaptığına inanıyorum. Maalesef, ülkemizi bu hâle getirdiniz. Ülkemizde boşanma sayısı dört yıl önce 30 bin aileyken, maalesef, bugün, 2006 yılında, 90 bin aile konumuna gelmiş. Bu insanlar ailelerini ve yuvalarını neden yıkıyorlar?

Değerli arkadaşlarım, zannediyorum ki, insanlarımız bunları görüyor, insanlarımız bunları canlı olarak yaşıyor. Azarlama ve pazarlama ile bu işlerin olmayacağı açık ve seçik ortada. Bunun aksini hiçbiriniz iddia edemezsiniz. Erken genel seçim kararı alırsanız, inşallah, bunu hep beraber göreceğiz. Almazsanız da önemli değil, ilk yapılacak olan genel seçimlerde harro merroyu göreceğiz. Bunu böyle bilmenizi istiyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Tekrar eder misin, neyi?

YAVUZ ALTINORAK (Devamla) - Özelleştirilen kurumlara gelmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, özelleştirilen kurumlarda çalışan yaklaşık 51 bin personelden 14 bininin iş akitleri feshedilmiş özelleştirme nedeniyle, kalan personelin bir kısmı istifa etmek, bir kısmı da emekli olmak zorunda kalmış. "Bu mu adaletiniz" diye sormak istiyorum. Hiç düşündünüz mü ne oldu işsiz kalan bu insanlar, aileleri, çoluk ve çocukları? Her gün gazetelerde birçok haber okuyoruz, okuyorsunuz: Kredi kartı borcu ödenememiş, ödenememiş kira borçları… Kısacası, geçim sıkıntısı nedeniyle dağılan aileler, cinnet geçiren insanlar ve kendi ailesine bile zarar verebilen yurttaşlarımız. Özelleştirmelerin halka arza yoluyla yapılmış olması bunları engelleyeceğine inanıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabii, konuşacak o kadar çok şey var ki. Ama, zamanımız da daralıyor. Ben bir kısmını da atlamak istiyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, alım gücü sıfıra düşen vatandaşın durumu da esnafa yansımıştır. Birçok esnaf arkadaşımız siftah bile yapmadan kepengini indiriyor, Bağ-Kur ve sigorta borçlarını ödeyemez duruma gelmişlerdir, Bağ-Kur ve sigorta primleri yeniden yapılandırılmış olduğu hâlde. Ve bu insanlarımız vergilerini nasıl ödeyeceklerini kara kara düşünür hâle gelmişler. Bu hazin tablo sonunda da yeşil kart sayısında patlama yaşanıyor değerli arkadaşlarım.

146

Kadrolu kadrosuz, asgari ücretle sözleşmeli geçici çalışan emekçilerimizin sorunlarını çözmek bir yana, bir yandan açtığınız Kamu Personeli Sınavı atamalarını bile usulüyle yerine getiremediniz. Maalesef, bu böyle, belgeleri ortaya koyarız arzu ederseniz ve aynı konular bu Meclis çatısı altında da yaşanmaktadır.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Önerin var mı Sayın Altınorak?

YAVUZ ALTINORAK (Devamla) - Çok…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Altınorak…

YAVUZ ALTINORAK (Devamla) -Toparlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

YAVUZ ALTINORAK (Devamla) - Kısacası, değerli arkadaşlar, Hükûmetiniz tarafından çözüme ulaştırılamayan birçok sorun var. Bu sorunları sıralamaya kalksak zaman yetmeyecek. Ama, ben çok kısa ve öz olarak şunları ifade edeyim:

Derinleşen yoksullaşma, yaygınlaşan işsizlik, çökertilen sosyal devlet, artan eşitsizlikler karşısında dayanma gücünü giderek yitirmekte olan halkımız patlama noktasına gelen sosyal ve toplumsal barışımız büyük sıkıntı içerisindedir ve bu sebeple ve bu duygularla ben sözlerimi burada sonlamak istiyorum.

Sizler, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak inanıyorum ki, bu sorunları da çözemeyeceksiniz. Çözme fırsatını da bulamayacaksınız. Bu düşüncelerle yaklaşan yılbaşını ve Kurban Bayramı'nızı kutluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Altınorak.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Cüneyit Karabıyık, Van Milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Karabıyık.

CÜNEYİT KARABIYIK (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyanın önemli bir coğrafyasında stratejik önemi haiz bulunan ülkemizin sürekli istikrarın sağlandığı, örnek bir ülke konumuna gelmesi, son derece elzemdir.

Ekonomiden hukuka, toplumsal hayatın her alanında gerçekleştirdiğimiz yapısal reformlar, istikrarın kalıcı hâle getirilmesi doğrultusunda atılan önemli adımlardır. İstikrar, içindeyken değerinin fazla bilinmediği, ancak kaybedildiğinde ne olduğu anlaşılan bir değerdir.

3 Kasım 2002 seçimleriyle birlikte temin edilen güven ortamında Türkiye ekonomisi 2005 yılında yüzde 7,6 oranında büyürken ve öngörülen yüzde 5'lik büyüme hedefini 2003 ve 2004 yıllarında olduğu gibi aşmıştır. Türkiye ekonomisi, 2003-2005 döneminde yılda ortalama 7,8 olarak artmıştır. Bu büyüme performansı kişi başına düşen millî gelir rakamlarında da kendini göstermiştir. 2002 yılında 2.598 dolar olan kişi başına gelir, 2007 yılında 5.550 dolara ulaşacaktır ve buna kesinlikle inanıyoruz. Satın alma gücü durumuna göre ise kişi başına 2007 yılında 9.662 dolar seviyesine ulaşacaktır.

İktidarımız döneminde, çalışanlarımıza, emeklilerimize, çiftçilerimize, esnafımıza ve yardıma muhtaç vatandaşlarımız ile bazı önemli sektörlere yönelik icraatlarımız hakkında da biraz sizlere bahsetmek istiyorum. Demin arkadaşımızın söylediği gibi değil, rakamlarla size bahsetmeye çalışacağım. Bakınız, en düşük memur maaşı 2002 Aralık ayında 392 YTL iken 2006 Kasım ayında 765 YTL'ye çıkmış, artış yüzde 95,2 olmuştur. Net asgari ücret 2002 Aralık ayında 184 YTL iken 2006 Kasım ayında 380 YTL'ye çıkmış, artış yüzde 106,5 olmuştur, arkadaşlar. En düşük SSK emekli aylığı 2002 Aralık ayında 257 YTL iken 2006 Kasım ayında 477 YTL'ye çıkmış, artış ise yüzde 85,6 olmuştur. En düşük Bağ-Kur esnaf emeklisi aylığı 2002 Aralık ayında 136 YTL iken 2006 Kasım ayında 349 YTL'ye çıkmış, artış ise yüzde 156,9 olmuştur. En düşük Bağ-Kur çiftçi emeklisi aylığı 2002 Aralık ayında 69 YTL iken 2006 Kasım ayında 232 YTL'ye çıkmış, artış ise yüzde 235,8 olmuştur. En düşük memur emekli aylığı 2002 Aralık ayında 357 YTL iken 2006 Kasım ayında 620 YTL'ye çıkmış, artış ise yüzde 74 olmuştur değerli arkadaşlarım. Altmış beş yaş aylığı 2002 Aralık ayında 24 YTL iken 2006 Kasım ayında 69 YTL'ye çıkmış, artış ise yüzde 183,2 olmuştur.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Seçim moduna girmişsin, rakamları ezberle, iyi ezberle.

CÜNEYİT KARABIYIK (Devamla) - Muhtar aylığı ise 2002'nin Aralık ayında 97 YTL iken 2006 Kasım ayında 260 YTL'ye çıkmış, artış ise yüzde 174,1 olmuştur.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - İmam bile bordro yaktı, imam, imam!.. İmam bile bordro yaktı sokakta.

CÜNEYİT KARABIYIK (Devamla) - Bu oranlar ve rakamlar, çalışan emekli ve diğer dar gelirli vatandaşlarımızın durumlarının 2002 yılına göre iyileştiğinin bir göstergesi olmuştur.

147

Ha, diyeceksiniz ki, yapılan iyileştirmeleri yeterli buluyor musunuz? Elbette kâfi bulmuyoruz. Ancak, ileriki yıllarda ülke ekonomisinin iyileşmesi oranında, çalışan ve emekli insanlarımıza da aynı oranda bu oran da yansıtılacaktır.

Bu arada saygıdeğer arkadaşlarım, bütün vatandaşlarımızın yaklaşmakta olan Kurban Bayramlarını kutluyorum. Ayrıca, 2007 yılının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

CÜNEYİT KARABIYIK (Devamla) - …milletimize mutluluk ve saadet vesilesi olmasını dilerken, ayrıca, şu anda hastanede yatan Sayın Başkan Vekilimiz Ali Dinçer'e de acil şifalar diliyorum, ailesine ve partisine de iyi dileklerimi diliyorum. (Alkışlar)

Diğer taraftan, 2007 yılı bütçesinin, ülkemize, milletimize ve halkımıza iyilikler getirmesini, hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize en derin saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Karabıyık.

Madde üzerinde, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Baloğlu…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, size dört soru sordum ben bugün, hiçbirine yanıt vermediniz.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Bakan yok ki…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Zaten, şu anda salonda da yoksunuz, ama, zabıtları belki okursunuz. Siz bu tavrınızı sürdürün, ben sormaya devam edeceğim. Bu tavrınızı da bir siyasi nezaketsizlik olarak değerlendirip bir tartışma başlatmayacağım.

Sorum şu: Sizin de aralarında bulunduğunuz AKP'li bakanlar, övünmede sınır tanımıyorlar, ama, muhalefetin sorularına yanıt vermeye gelince sınırlar koyuyorlar, neden?

Bir de şunu sormak istiyorum: Benim sorularıma burada yanıt vermeyebilirsiniz, kaçabilirsiniz, ama, halk, sizi sokakta yakaladığı zaman, onlara da yazılı yanıt vereceğim diye kaçacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baloğlu.

Sayın Işık…

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sorum şu: Konut açığı ve çarpık kentleşmenin önüne geçmek ve ucuz konut üretimini sağlamak amacıyla Toplu Konut İdaresine ne kadar arsa devredilmişti? Devredilen arsaların toplam değeri nedir?

Son sorum: Yine, kalkınmada öncelikli elli dört ilde yatırımların artması ve işsizliğin azalmasına destek vermek için, hazineye ait arazi ve arsaların yatırımcılara bedelsiz devrine imkân veren 5084 sayılı Kanun kapsamında, ne kadar taşınmaz yatırımcılara bedelsiz devredilmiştir? Bu devrin sağlayacağı istihdam sayısı ve yatırım miktarı öngörünüz nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii ki, Sayın Maliye Bakanına sormak istiyorum, ama, Sayın Çevre ve Orman Bakanımız da yanıtlayacaktır diye düşünüyorum.

İktidara geldiğinizde, Sayın Genel Başkanınız, milletvekillerinin lojmanda değil de halkın içinde oturması gerektiğini açıkladığında, biz de bunu sevinçle karşıladık ve gereğini yerine getirdik hep birlikte. Son günlerde, Maliye Bakanıyla ilgili bir duyum almaktayım, kendisinin Maliye Bakanlığının iki lojmanında birden oturduğu şeklinde. Bu doğru mudur? Bu doğruysa, uzaktan da bir hemşehrisi olarak bundan üzüntü duymaktayım ve kendisini savunmak istiyorum, ama, savunamıyorum. Lütfen açıklar mı bu iki lojmana kaç para ödüyor?

Peki, milletvekilleri halkın içinde oturması gerekiyorsa, Maliye Bakanının halkın içinde oturmamasının nedeni nedir? Halktan korkuyor mu? Korkuyorsa, neden korkuyor? Bunları açıklarsanız çok sevinirim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Sayın Gazalcı…

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

148

Sözleşmeli öğretmenleri sormak istiyorum. Aslında, bunlar, kamuoyunda sözleşmeli öğretmen diye biliniyor, ama, öğretmen değil, geçici statüde memur. Başbakan, geçici işçilerin kadroya alınacağını söyledi. Acaba memurlar, geçici memurlar ve sözleşmeli öğretmenler de alınacak mı? Ben, bu mesleği yaralayan sözleşmeli öğretmenlerin, gerçekten, bir an önce kadroya alınmasını istiyorum.

Son olarak da, yükseköğretimdeki 10 YTL'lik ücret hiç artırılmadı. Acaba bu arkadaşların ücretini artırmayı Hükûmet düşünüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Ben de Sayın Maliye Bakanımıza sormak istemiştim, ama, kendisi yok. Tabii, Çevre ve Orman Bakanımız da herhâlde yanıtlayabilir, ama, siz de yanıtlayabilirsiniz Sayın Başkan.

Mülga 1475 sayılı İş Yasası'nın 37'nci maddesi olağanüstü hâllerde çalışma şartlarını düzenliyor idi. İçtihatlara da konu olmuş. Savaş hâlinde, ancak, Büyük Millet Meclisi, çalışma süresini on dört saate kadar çıkarabilir idi. Biz milletvekilleri olarak, seçilmiş insanlar olarak, burada, fazla çalışmaya tabi tutulabiliriz, ama, buradaki personelin, uzmanların, diğer kamu görevlilerinin fazla mesailerinin ne kadar olduğunu hepimiz biliyoruz. Sabah saat dokuzdan, şu saate kadar geçen süre yaklaşık on altı saat. Öyle gözüküyor ki, bir sekiz-on saat daha burada çalışmaya devam edeceğiz. Bu, savaş hâlinde bile, bir Meclisin ya da bir ülkenin insanlarının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - …çalışma koşullarını aşan bir süre. Kime savaş ilan ediyoruz onu öğrenmek istiyorum?

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Sayın Bayındır, buyurun.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sayın Başkan, teşekkürler.

Benim sorum da Sayın Maliye Bakanına. Birazdan gelip cevaplandıracaktır.

Sayın Bakanın kamuoyunu aylarca meşgul eden iki tane kaçak villası vardı İstanbul'da. Daha sonra bu villaları yıktığını söyledi ve Koruma Kuruluyla da birlikte, oradaki belediye başkanının da yardımıyla, kaçak villalarının yerinin kaçak olmadığı söylendi. Kamuoyu çok merak ettiği için soruyorum, Sayın Maliye Bakanı, kaçak villanızın son durumu nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletvekili lojmanlarının boşaltılması ve milletvekillerinin halkın arasında oturması, elbette ki, takdir edilecek bir husustur. Çünkü, milletin vekillerinin milletten ayrı olması, milletten farklı yerlerde, farklı statülerde olması elbette ki şık değildir ve boşaltılan milletvekili lojmanları Toplu Konut İdaresine devredildi. Toplu Konut İdaresi de oldukça iyi bir rakam, benim bildiğim yüzde 58'le -takribî olarak, herhâlde, Toplu Konut İdaresine 400 küsur trilyon gelir getirecek şekilde- müteahhide verildi ve orada, güzel bir site yapılacak. Tabii, Toplu Konut İdaresi, buradan elde edecek olduğu gelirle de, maaşıyla asgari ücretlinin bile çok rahatlıkla alabilecek olduğu konutları yaparak, sosyal devlet olmanın gereği, alt gelir gruplarına, buradan daire temin etmek…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Kahvehaneyi geçti arka taraf, kahvehaneyi. Bakanı bile dinlemiyorlar.

NAİL KAMACI (Antalya) - Zaten çok çalışmanın sonucu budur.

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir saniye…

Arka sıralardaki sayın milletvekilleri, lütfen…

NAİL KAMACI (Antalya) - Ama, normal artık. Bu saatten sonra yüksek sesle konuşmaları normal.

BAŞKAN - Sayın Gündüz, lütfen. Lütfen… Sayın Bağış…

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan, Maliye Bakanının lojmanını sordum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Değerli arkadaşlar, Maliye Bakanının lojmanına takılıp kalmak ve bunun üzerinden siyaset yaptığını zannetmek, başlı başına, bir milletvekili için acizliktir, onu söyleyeyim. (CHP sıralarından gürültüler)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Oturuyor mu oturmuyor mu? Milletvekilleri oturmuyor bir şey olmuyor…

149

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen… Soru sordunuz, Sayın Bakan cevap veriyor.

NAİL KAMACI (Antalya) - Yorum yapıyor.

BAŞKAN - Sabredin lütfen.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Böyle bir şey olamaz!

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Utanacak yerde, böyle cevap veriyor.

BAŞKAN - Sayın Bayındır, soru sordunuz, Sayın Bakan cevap veriyor.

NAİL KAMACI (Antalya) - Yani, yorum yapıyor Sayın Başkan.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - O bir ahlak meselesi!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Işık'ın 5084 sayılı Teşvik Kanunu'na göre, ne kadar, gerçek ve tüzel kişiye arsa tahsis edilmiştir diye, bedelsiz tahsis yapılmıştır diye sorusuna: 9,5 milyon metre kare arazi verilmiş olup, 1,8 milyar YTL yatırım ve 14.253 kişilik istihdam öngörülmüştür.

Sayın Başkan, diğer sorulara yazılı olarak cevap vereceğiz.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Başka soru? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13'üncü maddeyi okutuyorum:

Ödenek devir ve iptal işlemleri

MADDE 13- (1) a) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin (özel ödenekler ve 03.9-Tedavi ve Cenaze Giderleri ekonomik kodunda yer alan tertipler hariç) mal ve hizmet alım giderleri ile ilgili tertiplerinde yer alan ödeneklerden yılı içinde harcanmayan kısımları, hizmetin devamlılığını sağlamak amacıyla ödeneklerinin yüzde otuzunu aşmamak üzere ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye,

b) Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin tanıtmaya ilişkin 21.01.36.00 ve 21.01.36.63 kurumsal kodu altında bulunan (03) ekonomik koduna ilişkin tertiplerinde yer alan ödeneklerden harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertiplerine devren ödenek kaydetmeye,

c) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu bütçesinin 40.08.33.00-01.4.1.00-2-07.1 tertibinde yer alan ödenekten harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertibine devren ödenek kaydetmeye,

ç) İlgili mevzuatı gereğince özel gelir kaydedil mek üzere tahsil edilen tutarları, idare bütçelerinde söz konusu mevzuatta belirtilen amaçlar için tertiplenen ödenekten kullandırmak üzere genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydetmeye ve bütçelenen ödenekten gelir gerçekleşmesine göre ilgili tertiplere aktarma yapmaya, yılı içinde harcanmayan ödenekleri (2006 yılından devredenler de dahil) ertesi yı l bütçesine devren gelir ve ödenek kaydetmeye, bu hükümler çerçevesinde yapılacak işlemlere ilişkin esas ve usulleri belirlemeye,

Maliye Bakanı yetkilidir.

(2) Sermaye ödenekleri, 2007 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar hükümlerine göre yılı yatırım programıyla ilişkilendirilir.

BAŞKAN - Soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin şimdi sisteme girmeleri duyurulur.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ufuk Özkan, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Özkan, süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA UFUK ÖZKAN (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yoğun bir bütçe maratonunun sonuna gelmek üzereyiz. Bugün öğleden sonra, görüşmelerle sona erecek ve önceki bütçelerden farkı olmayan beşinci ve sonuncu AKP bütçesini oylayacak ve sizler kabul ederken, bizler reddedeceğiz.

Maalesef, bu bütçe de bundan önceki AKP bütçeleri gibi, toplumumuzun geniş kesimlerini, işçiyi, köylüyü, memuru, emekliyi, gençleri, işsizleri, ezilmişleri, yoksulları, engelli vatandaşlarımızı umutsuzluğa sürükleyen bir AKP ve IMF bütçesi. Bu bütçe, diğerlerinde olduğu gibi borç ve faiz bütçesi, kısır döngü bütçesi. Fakat, sizler, bunu yine görmeyecek ve bu teslimiyetçi borç-faiz bütçesini kabul edeceksiniz ve ülkenin geleceğini borç-faiz sarmalına mahkûm edeceksiniz.

150

Halkımız, sizlere, dört yıl önce oy verirken, gerçekten büyük bir beklentiyle oy verdi. Toplumun geniş kesimlerine, beklentilerine cevap verecek söylemlerinizle iktidara geldiniz. İnsanlarımız, sizden, alın terinin karşılığını bekledi, bunun söylemini buldu, işsizliğin azalacağını umut etti, ucuz mazotu alabileceklerini umut etti, dokunulmazlıkların kalkarak yolsuzlukların biteceğini umut etti, "türban bizim namusumuzdur" diyerek türban çözümünü sizlerin çözeceğini zannetti. Ama, iktidara geldiniz…

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Siz çözün!

UFUK ÖZKAN (Devamla) - Siz çözeceksiniz. Anayasa'yı değiştirecek çoğunlukta milletvekilisiniz, söz verdiniz, sözünüzü yerine getiriniz.

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Siz de o halkı temsil ediyorsunuz.

UFUK ÖZKAN (Devamla) - "Türban bizim namusumuzdur." diyen sözü sizler söylediniz.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan, iktidara geldikten sonra, üç yıl müsaade istedi vatandaşlarımızdan ve dedi ki: "Üç yıl sonra, her şey bir öncekinden daha iyi olacak." Beşinci yılımızı doldurduk. Tamamladığımız…

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) - Olmadı daha…

UFUK ÖZKAN (Devamla) - Elbette, biraz sonra anlatacağım. Tanıdığınız, bildiğiniz bir üslupla size bahsetmek istiyorum, söylemek istiyorum.

Nereden nereye? Kapkaç, gasp… Maalesef, gasp, küçük şehirlerimize kadar indi. Mafyalaşma okullarımıza kadar geldi. Yolsuzluk, peşkeş çekmek, sahtecilik, kaçakçılık, uyuşturucu, fuhuş, çocuk pornosu, terör, genel ahlaki erozyon, Ali Dibolar, Oferler, Galatportlar, esnafımızın perişanlığı, siftahsız kapanan dükkânlar, köylümüzün yoksulluğu, gençlerimizin umutsuzluğu, 20 milyona yaklaşan yoksulumuz, 1 milyona yaklaşan açlık sınırındaki vatandaşımız, bizim insanlarımız.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Kim yazmış?

UFUK ÖZKAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, bu bütçenin, geçmiş dört tane AKP bütçesinden farklı olmadığını söylüyorum, nedenini size açıklamak istiyorum. 28 Aralık 2004 tarihinde Sayın Başbakanın yapmış olduğu bütçe konuşmasından bir paragrafı size okumak istiyorum: "Ben, masa başındaki bütün rakamlardan çok, araziye, sahaya, esnafın yüzünün gülüp gülmediğine bakarım. Kepengi açarken ve kapatırken hangi duygular içinde esnafımız, benim için önemli olan budur." Değerli arkadaşlarım, esnafı ben geziyorum, Anadolu'nun çeşitli yerlerini geziyorum. Esnafımızın, hangi duygularda dükkânı açıp kapattığını, sizler de, en az benim kadar iyi biliyorsunuz.

Bir alıntıyı da, yine, Sayın Başbakanın aynı bütçe konuşmasından, çiftçilerimizle ilgili düşündüğü desteklemeyi anlatarak size söylemek istiyorum: "Bildiğiniz gibi, doğrudan gelir desteği araziye verilmekteydi. 2005 yılından itibaren, doğrudan gelir desteği, ürün ve üretim bazında ödenecektir." Değerli arkadaşlarım, 2007 bütçesini görüşürken, bunun gerçekleşmiş olduğunu bana söyleyebilir misiniz? Doğrudan gelir desteği, hâlâ, dönüm başına verilmiyor mu?

Bakın, sosyal politikalarınızdan da size bir örnek vermek istiyorum. Yine, sosyal politikalarınızı, sizin basınınızdan, sizin yazdığınız bir evraktan, matbuadan söylemek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentinde, Ankara'da bastığınız bir evraktan ve başkent halkından bahsediyorum. 300 bin aileye 50'şer kilogramlık gıda, 120 bin aileye kömür, 100 bin çocuğa kırtasiye malzemesi, 100 bin çocuğa ayakkabı, 100 bin çocuğa kaban dağıttığınızı, 60 bin vatandaşımıza, her gün, ücretsiz ekmek dağıttığınızı ve sadece 2004 yılında sosyal projelerinizden ve sosyal yardımlardan faydalanan kişi sayısının 18 milyon olduğunu söylüyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, 2002 yılından 2004 yılına gelinceye kadar, 2002 yılından daha iyi durumdaysa vatandaşlarımız ve bu yardımı daha az aldılar ise sosyal politikalarınız başarılı olmuştur. Ama, gelin görün ki, o günden bugüne, sizin yoksullaştırmış olduğunuz insanlar, bir ekmeğe mahkûm olan insanlar oradan gidip ücretsiz ekmek alma mecburiyetinde ve durumunda kalmıştır.

Değerli arkadaşlarım, peki, yine sizden, hep sizden gidiyorum, hep konuştuklarınızdan gidiyorum. Sayın Maliye Bakanımız 2005 bütçesinde ne söylemiş, bir de ona bakalım mı, 2005 yılında işsizlik için ne konuşmuş, ne söylemiş: "Önümüzdeki üç yıllık dönemde, 1 milyon 650 bin insanımıza iş kapısı açılacaktır." Bu kadar kesin, net bir cevap, cümle, "açılacaktır, 1 milyon 650 bin kişiye." 20 Aralık 2004 yılında yapmış olduğu konuşma ve bu konuşmayla şunu ifade ediyorlar: Aslında, Türkiye'de, her yıl yeni işe aday olan insan sayısı yaklaşık 1 milyon kişi. İşsizliği ortadan kaldırabilmek için, senede 1,5 milyon insanımıza iş bulmak mecburiyetindeyiz ki, işsizliği azaltılabilelim. Siz, üç yılda 1 milyon 650 bin insanımıza, vatandaşımıza iş bulacağınızı söyleyerek, aslında, işsizliği çözemediğinizi, burada, maalesef, itiraf ediyorsunuz.

20 Aralık 2004 tarihinde yayımlanan, yine, sizin, Türkiye bülteninizden, tarımla ilgili bir bölümü okumak istiyorum, işsizlikle ilgili: Tarım sektöründeki istihdamın 3,3 puan azaldığını, buna karşılık hizmetler sektörünün 2,5 puan arttığını söylüyorsunuz. Peki, yüzde 0,8'lik çalışanımız ne oldu?

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Emekli oldu.

151

UFUK ÖZKAN (Devamla) - Bunlar, emekli mi oldu ya da -sizin tarıma vermiş olduğunuz o müthiş destekten- tarımdan ayrılan, tarımı bırakan vatandaşlarımız tatile mi çıktı?

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Emekli oldu.

UFUK ÖZKAN (Devamla) - Evet, değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan bu bütçe konuşmasında da şunu ifade ediyor, diyor ki: "2002 yılında 8.100 tane traktör satılmışken, 2005 yılında satılan traktör sayısı 39.570." Değerli arkadaşlarım, 39.570 tane satılan traktör, gerçekten ihtiyacı olan çiftçimizin aldığı traktör değildir. Traktör alan vatandaşımız, önce, kendi traktörünü borcunu ödeyebilmek için satmış, daha sonra, traktörden aldığı paranın yarısını peşinat yapmış -ama sayenizde daha uzun borçlanarak- tekrar traktör almış.

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Kime satmış?

UFUK ÖZKAN (Devamla) - Gelin, göreceksiniz.

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Kime satmış?

UFUK ÖZKAN (Devamla) - Başka bir ihtiyaç sahibine satmış, ama, borçlandırmışsınız.

FARUK ÇELİK (Bursa) - Bu tutmadı.

UFUK ÖZKAN (Devamla) - Geleceksiniz, göstereceğim. Traktörlerin galeride olduğunu ve insanlarımızın borcunu ödemek için traktör satıp borçlandığını size göstereceğim.

Değerli arkadaşlarım, 2007 yılını konuşurken, sizin bütçeniz, yine vaatler ve pembe tablolar içeriyor. Gerçek öyle mi?

Değerli arkadaşlarım, gerçekten toplumumuz ciddi bir yoksulluk sürecinde, ama, sizin çevrenizde böyle değil. Çünkü, sizler ve yandaşlarınız zenginleşirken, Türkiye'nin zenginleştiğini zannediyorsunuz. Yandaşlarınız zenginleşirken vatandaşlarımız sefilleşiyor, farkında değilsiniz. Bu bütçeyle, toplumun büyük bir kesimini göz ardı ederken, faizciye, yan gelip yatana para kazandırmaya devam ediyorsunuz. Kırk yedi aydır, günde 90 milyon dolar faiz öderken, 2007 yılı için, günde 95 milyon dolar faiz ödemesini öngörüyorsunuz. Tarımsal destekte, 2006 yılının doğrudan gelir desteğini ödeyemediğiniz bir ortamda, önümüzdeki yıl 58 milyar YTL faiz ödemesini, büyük bir marifetle, burada söylüyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, bu yükü yine dolaylı vergiler ile ücretliler, zar zor geçinenler ve tüketicilerden çıkaracaksınız ve adaletten, kalkınmadan bahsederken, dolaylı vergileri yüzde 69'a çıkardığınızı unutacaksınız. Bu mu adalet, bu mu kalkınma? Maliye Bakanı, vergiyi tabana yaymayı düşünürken kayıt altına almayı acaba düşünüyor mu?

İşbaşına geldiğiniz günden bugüne kadar, kayıt dışının, sahteciliğin, kaçakçılığın en çok para kazandığı dönemi yaşatıyorsunuz. Akaryakıtta, içkide, sigarada sahteciliğin ve kaçakçılığın bir türlü önüne geçemiyorsunuz. Bunun tek sebebinin yüksek ÖTV ve KDV olduğunu, maalesef, göz ardı ediyorsunuz. Aylarca çalıştığımız Akaryakıt Kaçakçılık Komisyonunun çalışması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özkan, lütfen…

UFUK ÖZKAN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Teşekkür ederim.

Maalesef, yolsuzluklar konusunda samimi davranmadınız. Size, burada, şu anda, vakitten dolayı gösteremedim, Acil Eylem Planı'ndaki dokunulmazlık ve yolsuzluklarla ilgili söylemlerinizi; yine, Hükûmet Programı içinde, Sayın Başbakanın, dokunulmazlıkların kalkacağıyla ilgili ifadesine açıp bakacaksınız, göreceksiniz.

Sayın milletvekilleri, dokunulmazlıkları kaldırmadıktan sonra yolsuzluk ayağını kıramazsınız. Yolsuzluk ayağını kıramadıktan sonra yoksulluğun önüne geçemezsiniz ve bunları yapmadıktan sonra samimiyetinizi bize ifade edemezsiniz. Elbette, vatandaşımız, sandıkta, unuttuğunuz sözlerin ve unuttuğunuz vaatlerin hesabını size soracaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle, yaklaşan Kurban Bayramı'nızı tebrik ediyor, yeni yılınızı tebrik ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Sedat Pekel, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Pekel. (CHP sıralarından alkışlar)

SEDAT PEKEL (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz aldığım 13'üncü maddeyle ilgili görüşlerime geçmeden önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, ödenek ve devir iptal işlemlerini düzenleyen 13'üncü maddenin (b) bendi, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinde kullanılmayan yurt dışı tanıtımıyla ilgili bir ödeneğin devrini öngörmektedir. Turizmde, 2006 gelirlerine baktığımızda, yaklaşık yüzde 5'lik bir düşüş yaşandığını görmekteyiz. Türkiye'nin daha

152

planlı ve etkin bir tanıtma politikasına ihtiyacı net bir şekilde ortaya çıkmış, AKP İktidarı süresince imaj kaybeden, kuş gribi, karikatür krizi, papaz cinayeti gibi olaylar karşısında çaresiz kalan turizmde, tanıtımın önemi daha iyi anlaşılmıştır.

Değerli milletvekilleri, Kültür ve Turizm Bakanlığının bir kısım ödenekleri devredilirken, bir kısım ödenekleri de, ne yazık ki, yerlerine ulaşmamaktadır. Balıkesir ve Bandırma Kültür Merkezi inşaatlarının ödenek yetersizliği içinde çürümeye terk edilmiş durumları, bunun en somut örneğidir. Sayın Bakan "Göreve geldiğimde yüz elli tane kültür merkezi inşaatı vardı. Ben, bunların hepsini bitirmeye çalışıyorum, bazılarını da, belediyeler alırsa, devrediyorum." diye açıklamalarda bulunsa da her iki inşaat da çürümeye yüz tutmuştur.

Bilindiği gibi, kültür merkezleri, yurttaşlarımızın sosyal ve kültürel iletişim kurmasını, kültürel ve sanatsal faaliyetlerin en az birkaçının üretilmesini ve bunların bütününde ulusal kültürün yaşatılmasını sağlamaktır. AKP İktidarı, ödenekleri es geçilen ve belediyelere bir türlü devredilmeyen bu iki kültür merkezini gözden çıkarmakta, ulusal kültürümüze Balıkesirlilerin katkısını da bir ölçüde engellemektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkeyi iyi yönetemeyen AKP İktidarı, esasen çok sınırlı olan yatırımları da iyi yönlendirememektedir. Yatırımların kısıtlanması nedeniyle, ülke ekonomisi, istihdam yaratamayan bir büyümeyle karşı karşıyadır. 2007 bütçesi büyüklüklerine göre, yüzde 6,5'luk faiz dışı fazla hedefine ulaşabilmesi için yatırım bütçesinde önemli kısıtlamaya gidilmiştir. AKP Hükûmeti, yatırım yapmak yerine IMF'ye verdiği sözleri tutmak için gayret sarf eden bir hükûmet konumundadır. AKP İktidarı, bütün hazırladığı bütçelerde olduğu gibi, 2007 bütçesinde de halkın ihtiyaçlarını ve ülkenin geleceğini gözeterek gerekli düzenlemeleri yapmamış, IMF direktifleriyle hazırlanan bu bütçede de yatırımlara gereken payı ayırmamıştır.

Sayın milletvekilleri, AKP Hükûmetinin, yatırım fakiri, ödenek cimrisi bir iktidar olduğu çok açık bir şekilde ortadadır. Balıkesir ve ilçeleri Türkiye ekonomisinde büyük ölçüde önemli bir yer edinmesine karşın, hak ettiğini, maalesef, alamamaktadır. Balıkesir, 2004 yılı itibarıyla, iller bazında, genel bütçe gelirlerine, yaklaşık 500 trilyon vergi ödeyerek Türkiye 17'ncisi olmuş, ama buna karşılık, 2005 yılında yatırım programında yaklaşık 138 milyon lira ödenek ayrılmıştır. Yani, Balıkesir'imiz, ödediği vergilerin ancak yüzde 27'sini ödenek olarak geri alabilmiştir.

2006 yılının ilk onbir ayına baktığımızda, tahakkuk eden vergi 1 milyar 47 milyon YTL; tahsil edilen ise, 766 milyon YTL'dir. Buna karşılık, 2006 yılı yatırım programına baktığımızda, Balıkesir'e yatırım için ayrılan miktar 131 milyon 168 bin YTL'dir. Bu rakamlarla ortaya koyduğumuz gerçek şudur ki, Balıkesir hak ettiğinin karşılığını alamamakta, AKP Hükûmetince ihmal edilip, âdeta cezalandırılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AKP İktidarının yatırımlarla ilgili verdiği ama tutmadığı sözlere bakacak olursak: Balıkesir Üniversitesi Bandırma İktisadi İdari Bilimler Fakültesi inşaatına 93'te başlanılmış, dört yıllık AKP döneminde verilen tüm takvimli sözlere rağmen henüz bitirilememiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Pekel, lütfen…

SEDAT PEKEL (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

SEDAT PEKEL (Devamla) - AKP'li bölge milletvekili arkadaşlarım, son olarak, fakülte inşaatının 2007 yılında bitirileceği sözünü vermişlerdir. Başbakan Yardımcısı Sayın Abdüllatif Şener'e sorduğumda, Sayın Bakan yazılı olarak verdiği yanıtta, 3,5 milyon YTL'ye ihtiyacı olan projeye 2007 için 50 bin YTL ödenek tahsis edilmesinin planlandığını belirtmiş ve projenin 2009 yılında tamamlanabileceğini tahmin ettiklerini ifade etmiştir. Görüldüğü gibi, AKP Hükûmetinin yatırımlar konusunda çelişkileri bulunmakta, iktidar halka da çeşitli bilgiler vermektedir.

Sayın milletvekilleri, sözlerime son verirken, iktidarınız döneminde, Balıkesir ve ilçeleri başta olmak üzere, tüm ülkede bitirileceğine söz verdiğiniz ama bitiremediğiniz birçok kamu yatırımı çürümeye yüz tutmuştur. Bütçeye koyduğunuz kısıtlı ödeneklerle ülkeyi bir yatırım mezarlığına dönüştürmek üzere olduğunuza dikkat çekiyor, IMF dayanaklı yatırım fakiri bu bütçenin de halkımız için yeni bir hayal kırıklığı yaratacağına inanıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlarken, yüce Türk milletinin yeni yılını ve Kurban Bayramı'nı içtenlikle kutluyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Pekel.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Alaattin Büyükkaya, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Büyükkaya.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; merkezî yönetim bütçesinin 13'üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

153

Bildiğiniz gibi, bu madde ödenek, devir ve iptal işlemlerine ait hükümleri kapsamaktadır ve nasıl devredileceği bu maddede izah edilmektedir bütçe uygulamaları açısından.

Ben, tabii, uzun şeyler bu saatte söylemek istemiyorum, ancak TÜBİTAK'la ilgili bir cümleyi söyleyerek sözlerimi tamamlamak istiyorum. TÜBİTAK, kurulduğu günden 2005 yılına kadar TÜBİTAK'a aktarılan para 1 milyar 800 milyon dolar. Son iki senede bizim buraya tahsis ettiğimiz para ise 1 milyar 165 milyon dolar.

Şimdi soruyorum: Çağdaş olmak, medeni olmak, ilme önem vermek ne demektir? Sanıyorum ki sadece bu rakamlar bunu izah etmeye kâfi.

Bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Büyükkaya.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Baloğlu…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Maliye Bakanı burada değiller ama, bütün bakanlara soruyorum: Sizden önceki hükûmetlerin yaptığı binlerce kilometrelik yolu ortasından ikiye bölüp yanlarını da biraz genişleterek duble yol diye sunma kurnazlığını ya da sizden önce yüzde 86'sı tamamlanan Antalya-Alanya karayolunun sadece yüzde 7'sini dört yılda zar zor tamamladıktan sonra, dört kez açılış tarihi vermeyi nasıl yorumluyorsunuz?

Diğer sorum şu: Göbels'in yaşamını ve propaganda anlayışını anlatan kitaplardan kaçını okudunuz?

FARUK ÇELİK (Bursa) - Sayın Başkan, Allah aşkına, Bayındırlık bütçesi görüşülmüyor ki.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Bir daha sorayım mı efendim?

Göbels'in yaşamını ve propaganda anlayışını anlatan kitaplardan kaçını okudunuz?

Teşekkür ederim.

FARUK ÇELİK (Bursa) - Maddeyle alakası ne? Bu kadar istismar olur mu?

BAŞKAN -Teşekkür ediyorum Sayın Baloğlu.

Sayın Bayındır, buyurun.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim sorum da yine Sayın Maliye Bakanına.

Sayın Maliye Bakanıma, ben, kamuoyunun çok duyarlı davrandığı ve cevabını da ısrarla aradığı birkaç soruyu sormak istiyorum.

Sayın Maliye Bakanının naylon fatura yolsuzluğuyla ilgili son durumu nedir? Bunu merak ediyor kamuoyu, bir.

İkincisi: Yine, Maliye Bakanımızın ve çocuklarının mısır ticareti ve pastörize yumurta işlerindeki son gelişmeler nelerdir? Kamuoyu bunu da merak ediyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bayındır.

Sayın Işık, buyurun.

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Kara paranın aklanmasıyla mücadele alanında, uygulamada karşılaşılan sorunlar ve yasal eksiklikler dikkate alınarak hazırlanan 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun 18/10/2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yasa'yla aklama suçunun yanı sıra, terörün finansmanı suçuyla ilgili şüpheli işlem bildirimini alma, bunları değerlendirme, gerekli araştırma ve incelemeyi yapma Maliye Bakanlığına verilmiştir. Bu kapsamda Bakanlığın faaliyetleri nelerdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Tamamen maddeyle ilgili bir soru.

2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın "… yükseköğretim kurumları ile ilgili işlemler" başlıklı 15'inci maddesinin (2) numaralı bendiyle, "Kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler" başlıklı 30'uncu maddesinin (a) bendindeki hükümlerle üniversitelerde özel ödenek ve özel gelir uygulaması sona erdirildi biliyorsunuz. Bunun yerine öz gelir kaydetme uygulaması getirildi. Bu uygulama, 2007 yılında da devam etti

154

rilmektedir. Bütçe kanunlarıyla getirilen öz gelir uygulaması yükseköğretim kurumlarının yatırım ödeneklerinde ve bazı cari harcamalarında azalmaya neden olmaktadır. 5217 ve 5234 sayılı Yasalar, 5018 sayılı Kanun'dan sonra yasalaşmıştır. Bu yasalar, 5018 sayılı Yasa'nın nasıl bir mali sistem öngördüğü bilinerek yapılmış yasal düzenlemelerdir. O zaman sakıncalı olmayan şey, bugün neden sakıncalı olmuştur? Sorum bu.

Bu uygulamanın 5018 sayılı Kanun'un getirdiği bir uygulama olduğu mazeretine sığınmadan, üniversitelerin özerklik ve yatırım ödenekleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Sayın Demirbağ.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma bir soru sormak istiyorum.

Sayın Bakanım, Millî Savunma Bakanlığı 2006 yılı bütçesinden 2007'ye devrolan ödenek var mıdır?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Melik…

MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın Bakan, hazine arazilerinin satışını düzenleyen 4070 sayılı Yasa'nın süresi 19 Temmuzda sona ermişti. Ancak, Şanlıurfa ilinde bu Yasa'dan çok az sayıda kişi yararlanabildi. Birçok kişi yasal sürenin bitiminden çok önce tasarruf ettikleri arazileri satın almak için müracaat ettiler, ancak bugüne kadar bir cevap alamadılar.

Urfa'da, Bakanlığınızdan verilen gizli bir emirle Şanlıurfa ilinde hazine arazilerinin satışının durdurulduğuna dair bir söylenti vardır. Bu iddia doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Melik.

Sayın Gazalcı…

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Denizli ve çevresinde küçük dokumacı esnafı son yıllarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Birçokları tezgâhlarını hurdacıya verdi, işsiz kaldı. Geri kalanlar da, hurda iplik kullanıyorlar yaşama savaşı vererek, elektrik faturalarını, Bağ-Kur primlerini, pazar bedellerini, vergilerini ödeyemiyorlar.

Bu esnafı kurtarmak için uzun vadeli, düşük faizli kredi vermeyi ve başka önlemler almayı düşünüyor musunuz?

Son sorum: Yükseköğretim ödeneklerinin, tasarruf nedeniyle, ne kadarını kestiniz ve bu kesinti sırasında, bunlar, bunun ne kadarını kullandı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Baloğlu'nun duble yollarla alakalı sormuş olduğu soru tabii Bayındırlık Bakanlığını ilgilendirse de, Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde her konuda soru sorulması normal addedildiğinden, bu soruyu normal soru olarak kabul edip bunu cevaplamak istiyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Anormal soru mu Sayın Bakanım? Yani, normal soru.

FARUK ÇELİK (Bursa) - Anormal sorular da var yani.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın milletvekilleri, Hükûmetimizin ülkemizdeki sosyal farklılıkların, kalkınmadaki farklılıkların ortadan kaldırılmasına yönelik olarak bütün bölgelerde, herhangi bir ayrım yapmadan başlatmış olduğu duble yol çalışmaları bugün yaklaşık 7 bin kilometreyi bulmuştur. Bu yapılan duble yol çalışmaları uzun yıllardan bu tarafa… Halkımızın şehrine, ilçesine rahatlıkla ulaşabileceği, sağlıklı bir şekilde ulaşabileceği imkânlar ancak bizim Hükûmetimiz zamanında mümkün olabilmiştir. Duble yolların yapılmasıyla, insanlarımız daha güvenli seyahat etmekteler ve yapılan duble yollarda trafik kazalarının azaldığını da biliyoruz. Yapılan istatistikler bunu da ortaya koyuyor.

Duble yollarla alakalı olarak şunu da ifade etmek istiyorum: Ülkenin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine, en büyük ilinden en küçük iline kadar ve o illerin içerisindeki ilçelerle il arasındaki yahut da ilçelerin kendi arasındaki ulaşım ağının son derece modern hâle geldiğini, Bitlis'ten Van'a, Batman'dan Şırnak'a, Siirt'e, Denizli'ye, Uşak'a, İzmir'e, ne tarafa giderseniz gidin, Türkiye'nin dört bir tarafında, yapılan duble yol çalışmalarını görmek mümkündür.

155

Tabii, bu duble yol çalışmaları, Türkiye'nin uzun yıllardır yapması gerektiği hâlde bir türlü beceremediği en temel altyapı yatırımlarından birisidir; çünkü, yol demek, medeniyet demektir. Yol, şehirlerin ve bölgelerin kalkınmasında fevkalade önemli olan bir çalışmadır. Bu fasıldan olmak üzere, uzun yıllar sürüncemede kalan Karadeniz duble yolunun AK Parti hükûmetleri tarafından fevkalade ödeneklerle desteklendiğini ve sadece Karadeniz'i değil, Karadeniz'i aynı zamanda Doğu Anadolu Bölgesi'ne de bağlayan, Erzurum'a, oradan Ağrı'ya, oradan İran'a bağlayan çok önemli bir yol olduğunu da burada ifade etmekte fayda görüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Savunma Bakanlığı ödeneklerinden, önceki yıllarda olduğu gibi, 2006 yılından 2007 yılına devredilecek ödenek tutarı ortaya çıkacaktır; ancak, kesin tutarı yıl sonunda belli olacaktır.

Diğer sorulara da yazılı olarak cevap vereceğim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, bu kapsamlı cevabınızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

14'üncü maddeyi okutuyorum:

Mahalli idarelere yapılacak Hazine yardımları

MADDE 14- (1) Maliye Bakanlığı bütçesinin;

a) 12.01.31.00-06.1.0.07-1-05.2 tertibinde yer alan ödenek, 13/1/2005 tarihli ve 5286 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesi çerçevesinde, il özel idareleri ve büyükşehir belediyelerinin gelirlerine ilişkin yeni bir kanuni düzenleme yapılıncaya kadar bu idarelere devredilen personelin aylık ve diğer her türlü mali ve sosyal haklarına ilişkin ödemeler ile diğer cari giderler için il özel idarelerine veya büyükşehir belediyelerine,

b) 12.01.31.00-06.1.0.08-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (KÖYDES) kapsamında köylerin altyapı ihtiyaçları için il özel idareleri ve/veya köylere hizmet götürme birliklerine,

c) 12.01.31.00-06.1.0.09-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Belediyelerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (BELDES) kapsamında nüfusu 10.000'in altında olan belediyelerin altyapı ihtiyaçları için belediyelere,

tahakkuk ettirilmek suretiyle kullandırılır.

(2) Birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerinde yer alan ödeneklerin, 2007 Yılı Yatırım Programında belirlenmesini müteakip il ve belediye bazında dağılımı, kullandırılması, izlenmesi ve denetimine ilişkin esas ve usuller, Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır.

BAŞKAN - Soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin sisteme girmeleri rica olunur.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Algan Hacaloğlu.

Sayın Hacaloğlu, buyurun.

Süreniz on beş dakikadır Sayın Hacaloğlu.

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan yasa tasarısının 14'üncü maddesi üzerinde şahsım ve Grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, biraz evvel söz almış olan AKP'li değerli milletvekili arkadaşımın, TÜBİTAK'a son dönemde yapılmış olan kaynak aktarımı üzerinde bir tespitte bulunmak istiyorum. Tabiatıyla, teknolojik yapılanma, araştırma geliştirmeye destek, TÜBİTAK'a destek, benzeri kuruluşlara destek; bu önemli, bunun yapılması lazım, devlet buralara daha çok kaynak aktarması lazım. Ancak, ondan önemli bir başka konu var: Devlet, öncelikle hukuk devleti olmanın bilinci içinde, hukuk devleti kavramlarına saygı içinde bu aktarmaları yapmalıdır. Aksi hâlde, hiçbir şekilde başarıya ulaşamazsınız.

Değerli arkadaşlarım, hepimizin bildiği gibi, bir süre önce Anayasa'ya ve üniter devlet yapımıza aykırı olan düzenlemelerle, merkezî yönetimi genel yetkili olmaktan çıkarıp, özel yetkili kılmak istediniz. Şimdi, bu çabalarınızdaki asıl amacınızın, yerel yönetimlere daha fazla kaynak aktarmak olmadığı görülmekte. Merkezî yönetimi etkisizleştirmekteki asıl amacınızın, ihaleler yoluyla rant kanallarını yerel yandaşlara aktarmak olduğu görülmekte.

Hatay'da yeşerip, giderek İstanbul, Çorum, Trabzon, Sinop, Karaman, Kırklareli, Sakarya, Hakkâri illerini de etkinlik alanı içine alan, aldığı ifade edilen Ali Dibo vakaları bunun en somut göstergeleridir.

Değerli AKP'li milletvekili arkadaşlarım, herkesin bildiği gibi bir Anadolu deyimi vardır: "Minareyi çalan kılıfını uydurur." Öyle derler. Siz de, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nu, son yıllarda, defaatla değiştirdiniz. Bu değişikliklerle Kamu İhale Kurumunun sorumluluk alanını kuşa çevirdiniz. Bu Kurumu, âdeta göstermelik bir yapıya dönüştürdünüz. Pazarlık usulünü âdeta temel ihale yapısına dönüştürdünüz, yani, minareye kılıfı uydurdunuz.

Değerli arkadaşlarım, Hataylıların Ali Diboculuk olarak adlandırdığı, ihale paylaşımındaki eş, dost, aile dayanışması Kamu İhale Kanunu kapsamında olmayan, bu nedenle genelde pazarlık usulüyle gerçekleştirilecek

156

olan KÖYDES ve BELDES projelerini de açıkça tehdit etmektedir. 2006 yılında KÖYDES'e verilen 2 milyar YTL'nin çok büyük bir kısmı il özel idareleri aracılığıyla değil, köylere hizmet götürme birlikleri aracılığıyla kullandırılmıştır. Bilindiği gibi, köylere hizmet götürme birlikleri eliyle yapılan ihaleler İhale Kanunu'na tabi değildir. Buna ilaveten, Sayıştay, henüz, çok sayıdaki küçük ilçe ve belde belediyelerinin ve mahalli idare birliklerinin hesaplarını denetleyememektedir, o kapasiteyi henüz oluşturmamıştır. Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi örgütleri olarak KÖYDES ve BELDES projelerini çok yakından izleyeceğiz. Bunların yeni Ali Dibolara kaynak oluşturmaması için Hükûmeti bu kürsüden bu geç saatte duyarlılığa davet ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, 2005 yılında açılan 116 bin kamu ihalesinden, bugün benden evvel de ifade edildiği gibi, hatta, bir AKP'li milletvekili arkadaşımın da ifade ettiği gibi, 2.135'i hakkında Kamu İhale Kurumuna şikâyet geldi. Şikâyetlerde bir önceki yıla oranla yüzde 47'lik bir artış kaydedildi. Bu, sadece medyada yer almadı, sadece İnternet web sitelerinde yer almıyor; aynı zamanda, Avrupa Birliğinin son ilerleme raporunda da ayrıntılarıyla, Kamu İhale Kurumunun eksiklikleriyle yer almakta. Ancak, şu tespiti herhâlde yapmak gerekiyor: Dönmekte olan çok açık ihale bağlama ve paylaşma düzenine rağmen, müteahhitlerimiz, genelde çok da bu süreçten şikâyetçi olmamakta. Muhtemelen, katırları ürkütmeyeyim anlayışı içinde belki bir gün bana da nasip çıkar diye beklemekte, konuyu Kamu İhale Kurumuna taşımamaktadır. Kamu İhale Kurumu da kendisine doğrudan yapılmayan şikâyetleri bir inceleme konusu hâline getirmemekte. Burada araştırma, Meclis araştırması konusu hâline gelen konularda dahi gerekli duyarlılığı ortaya koymamaktadır. Bu koşullarda, Kamu İhale Kurumu, âdeta kör ve sağır; sadece önüne gelenle ilgilenmekte. Hatay'da başlayan ve "Ali Dibo" olarak adlandırılan ihale ahlaksızlığı ayyuka çıkınca, sonunda Kamu İhale Kurumu el atmak zorunda kaldı ve incelediği 186 Ali Dibo dosyasından 145'inde mevzuata aykırılık tespit etti. Bu duyuldu.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Yuvacık ne oldu, Yuvacık?

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sonucunda ne dedi?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - İnceleme resen başlatıldığı için sır değil.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ne dedi sonucunda?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Medyada yer aldı. İlgili kuruluşlara gönderdi gereğinin yapılması için.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ne dedi, sonuç ne? Var mıymış suçlu?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Onu göreceğiz. Eğer ilgili kamu kuruluşları da üzerinde yatarsa hepimiz bir bardak su içeceğiz. Buradan yargıyı da sorumluluğa davet ediyoruz tabiatıyla. Hem kamu kuruluşlarını, ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarını hem de yargıyı davet ediyoruz.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Anlattım.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Sayıştayı sor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Raporun sonucu ne? Ne demiş sonuçta?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Efendim, biraz evvel ifade ettim, minareyi çalan kılıfını uydurur. Sizin de yaptığınız odur.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Allah, Allah!

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Sayın Hacaloğlu, Sayıştay denetimini…

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Sayın Başbakan, olayın üzerine gitmek yerine, bu olaya ilk parmak basanlardan Hatay Milletvekili Fuat Geçen'i partisinden ihraç etmekle yetindi, Ali Diboları inkâr etti.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - İftirayı kim yaparsa…

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Sonuçta Kamu İhale Kurumu, Hatay Ali Dibo incelemesini yaptığına bin pişman oldu. Geçen yıl ilköğretim okulları ihalelerinde ihalelere fesat karıştırılmasına duyarsız kalan, 62 ihaleye duyarsız kalan Kamu İhale Kurumu, şimdi de bu konudaki ürkek tavrının basına yansımasından birkaç gün sonra Hükûmete kendini affettirme arayışına girdi. 15 Aralık 2006 tarihinde yaptığı basın açıklamasıyla gerçekleri kamuoyuna yüksek sesle duyurmak yerine, incelediği 187 dosyanın toplam ihalelerin ancak yüzde 4'ünü oluşturduğunu vurgulamaya özen gösterdi.

Gerçekler ortadadır. Kamu İhale Kurumu, tam AKP İktidarına yakışan göstermelik bir kuruma dönüşmüştür. Kamu İhale Kurumu, pasif tutumuyla, ihale vurgunlarına âdeta koruyucu şemsiye görevini yapmaktadır.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - O bahsettiğin ihaleler, Yuvacık'ın zekâtı olamaz!

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Kafasını kuma sokmuş, kamu ihalelerine fesat karıştırılmasına, ihalelerin AKP yandaşı firmalar arasında kapışılmasına, uygun fiyat kisvesi altında pahalı tekliflere göz yumulmasına, böylece hazinenin talan edilmesine âdeta göz yummaktadır.

157

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Sayıştay raporlarına ne diyeceksiniz? Sayıştayı da mı hafife alıyorsunuz? Kabul etmiyor musunuz Sayıştayı?

BAŞKAN - Sayın Poyraz, lütfen…

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Sayın Başbakan uyguladıkları…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Hafif oluyor ama canım.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, siz de çıkar konuşursunuz…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Yüz otuz beş yıllık Sayıştay…

BAŞKAN - Sayın Poyraz, lütfen…

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan uyguladıkları teşvik sisteminin başarılı olduğunu, girişimcilerin mevcut teşvik sisteminden çok memnun olduklarını ifade ediyor. Uygulamada olan teşvik sisteminin etkin olmadığı, yatırımcıyı özendirmek ve yönlendirmek için yeterli olmadığını herkes biliyor. Sayın Başbakanın söyledikleri gerçeği yansıtmıyor. Her şeyi her yerde teşvik anlayışı, hiçbir şeyi hiçbir yerde desteklememe, teşviki selektif bir anlayışla uygulamama sonucunu yaratıyor ve bu sistemin doğal sonucu olarak, 2003-2006 döneminde teşvik alan yatırımların, projelerin dağılımına bakıldığı zaman, Marmara Bölgesi'nde tüm projelerin yüzde 37,4'ü yer alırken, Doğu Anadolu'da ancak yüzde 4'ü, Güneydoğu Anadolu'da ise sadece yüzde 6,8'inin yer aldığı görülmektedir. Yani, teşvik, yatırımcıyı, girişimciyi, yerli olsun yabancı olsun, Doğu, Güneydoğu Anadolu'ya, Bayburt'a, Kastamonu'ya, Ordu'ya ve diğer geri kalmış yörelerimize götürmeye yeterli olmuyor.

Değerli arkadaşlarım, tabiatıyla, maddenin konusunu oluşturan KÖYDES ve BELDES gibi projelerin kaynak aktarımlarının, organizasyonların başarıya ulaşması, nüfusu 10 binden küçük yerleşim bölgelerinde ve köylerde ve kırsalda, en geri kalmış yörelerde kalkınmanın sağlanması, kalkınmada dengesizliklerin giderilmesi hâlinde başarıya ulaşma şansı daha yüksek olacaktır. O nedenle, zamanım olmadığı için ayrıntıya girmeyeceğim, ama, defaatle bu kürsüden ifade ettiğimiz gibi, ülkemizin kalkınmada geri kalmış yörelerinin, Doğu'nun, Güneydoğu'nun, Orta Karadeniz'in ve iç Doğu Anadolu'nun özellikle, ülkemizin gelişmiş bölgeleri düzeyine çıkarılması, taşınması Türkiye'nin iç barışının, sosyal barışının, dengelerinin, genel refahının geliştirilmesi ve güvence altına alınması için önemli bir koşul olarak önümüzde durmaktadır.

Tabii, bu arada, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, burada şampiyonluğunu yaptığınız, defaatla dile getirdiğiniz özelleştirmede ne kadar büyük başarılar elde ettiğinizi sık sık vurguladığınız alanda, özelleştirmelerin, geçmişte, Doğu Anadolu'da özellikle hayvancılık konusunda, Güneydoğu Anadolu'da ise tarım konusunda nasıl bir çöküntü yarattığını umarım başınızı önünüze koyar düşünürsünüz.

Tabiatıyla, sizlerden buralarda yeni yatırım, devlet kanalıyla yeni beklentiler içinde değiliz, yeni yatırımlar beklentisi içinde değiliz. Ama, şunun altını çizmek istiyorum: Göstermelik kaynak aktarımlarıyla özellikle ülkemizin geri kalmış bölgelerinde bir değişimi, bir kalkınmayı sağlamak mümkün değildir. Muhakkak oraya kamu kaynağını götürmeniz, muhakkak orada iş yaratacak, aş yaratacak, oranın sosyal ve ekonomik kalkınmasına katkıda bulunacak yatırımları geliştirmek, yaşama geçirmek zorundasınız.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan bu bütçeden, tartışmakta olduğumuz bütçeden, fakire fukaraya sahip çıkan bütçe olarak söz etti. Tabii, bütçede dolaylı vergilerin toplam vergilere oranı -arkadaşlarım ifade ettiler- yüzde 59,8'den 69,6'ya çıkmışsa, eğer bütçede toplumumuzun ezilen kesimleri, memurlar, emekliler, çalışanlar için, ülkemizin geri kalmış bölgeleri için gerçek anlamda yaptırımlar, öneriler yoksa, sosyal devleti ayağa kaldıracak düzenlemeler yoksa, kalkıp da siz bu bütçeyi fakirin fukaranın bütçesi olarak tanımlayabilir misiniz? Yoksa bu bütçe, günde 90 milyon dolarlık faiz ödemelerinizle beslenen rantiye kesiminin bütçesi midir değil midir? Yoksa, Oferlere, şeyhlere kıyak yapmak isteyenlerin bütçesi midir değil midir? Özelleştirme ve ihale vurgunlarından nasiplenenlerin bütçesi midir değil midir? 2/B arazilerinden pay kapmak isteyenlerin bütçesi midir değil midir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu, lütfen… Buyurun.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bunun değerlendirmesini size bırakıyorum.

Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hacaloğlu.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Fahrettin Poyraz, Bilecik Milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün görüşmeler sırasında, Kamu İhale Kurumu hakkındaki maddede, çıktık, burada Kamu İhale Kurumunu konuşurken, yine "benim oğlum bina okur, döner döner gene okur" anlayışı çerçevesinde, artık hakikaten, halk tabiriyle, gına gelmiş olan bir konu gene gündeme getirildi.

158

Biz de belgelerle konuştuk. Dedik ki: Biz inanıyoruz ki, bu Mecliste görev yapan her milletvekili hakikaten ahlaklıdır, hakikaten kanunlara, yasalara saygılıdır, insan haklarına saygılıdır. Değil mi? İtirazı olan var mı?

Peki, insan haklarının en birinci ögesi nedir? Bir insan suçluluğu ispat edilene kadar masumdur. Bir insan yargılanmadan hiç kimse onun hakkında hüküm veremez.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Yargılanmıyor ki!

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Niye alınıyorsunuz ki?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - İzin verin…

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sizden mi bahsettim, siz niye alınıyorsunuz?

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Yargılanmaktan kaçarsa ne olacak?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Arkadaşlar…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Binayı kim okur!

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Bakın, yargılansın, aklansın, tamam.

BAŞKAN - Sayın Ercenk, lütfen… Sayın Ercenk…

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Yanlış şey söylüyor Sayın Başkan.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, ben temel haklardan bahsediyorum, buna bile itiraz ediyorsunuz.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Tabii itiraz ediyoruz.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Etmeye devam edin o zaman, bu millet görüyor.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Çık mahkemenin önüne, aklan.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Arkadaşlar, mahkemenin önüne çıkılmış.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Nerede çıkılmış?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Bakın, bugün de gösterdim. Bu önümdeki, gördüğüm şey, gösterdiğim şey, soruşturma no: 2006/2163. Takipsizlik no: 2006/2413. İhbar eden: Süleyman Sarıbaş, Anavatan Partisi Grup Başkan Vekili, Malatya Milletvekili. Şikâyet olunan: Sadullah Ergin, AK Parti Grup Başkan Vekili, Hatay Milletvekili. Konu: Aynen, sizin, bitmeden, ısrarla söylediğiniz Ali Dibo konusu.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sonuç ne olmuş? Devam edin, ama, itirazı var onun.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Demek Ali Dibo diye bir konu var.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Hayır, Süleyman Sarıbaş'a göre var. Süleyman Sarıbaş'a göre var. Sonuç, sonuç… (CHP sıralarından gürültüler) Mahkeme kararı nedir? Sonuç… Sonucu okuyorum. Eğer yasalara saygılıysanız, mahkeme kararına saygılıysanız, işte size sonuç.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - İtirazı okur musun?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Okuyorum…

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - O, birisi… 145 tane daha var.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Ohoo…

Arkadaşlar…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Fuat Geçen nerede?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - "Toplanan delillerin değerlendirilmesi, ceza hukuku anlamında fesat karıştırılmış bir ihale bulunmaması -artı- hiç kimse hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına…"

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Fuat Geçen dinliyor.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Kardeşim, o mahkeme kararı değil, savcının dava açmaya…

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Arkadaşlar, savcı, devletin savcısı, dava açmaya yeterli bir delil bulmuş olsaydı, zaten davayı açardı.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - İtiraz edildi ona.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Size, savcının takipsizlik kararını getiriyoruz, kabul etmiyorsunuz. Kamu İhale Kurumunun kendi kararını getiriyoruz, bu sefer de diyorsunuz ki, "Ya, Kamu İhale Kurumuna baskı yaptınız." Ya, Kamu İhale Kurumunun üyeleri, kanunda açık hüküm var, kimse talimat veremez, kimse baskı yapamaz. Kamu İhale Kurumuna güvenmiyorsunuz, mahkemeye güvenmiyorsunuz…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - 170 tane ihaleyi iptal etti Kamu İhale Kurumu.

159

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Neye güveniyorsunuz o zaman siz, neye inanıyorsunuz siz?

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Mahkeme değil o, savcı o, mahkeme değil, dikkat et!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Arkadaşlar, savcı, mahkemenin bir unsurudur.

BAŞKAN - Sayın Poyraz, lütfen, Genel Kurula hitap edin.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Eğer bunu bilmiyorsanız, siz, hukuku da bilmiyorsunuz.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Mahkeme değil o, karıştırma.

BAŞKAN - Sayın Ercenk…

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Hayır, hiç boşuna konuşmayın. Eğer savcının takipsizlik kararına itibar etmiyorsanız…

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Ya, itiraz edildi ona, itiraz edildi.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - …siz, mahkemeyi de bilmiyorsunuz, hukuku da bilmiyorsunuz. Kusura bakmayın arkadaşlar, hiç kusura bakmayın.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Peki, Yuvacık Barajı ne oldu?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Bu konuyla ilgili olarak ne zaman gelirseniz o zaman konuşacağız. (CHP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, değerli arkadaşlar, biz, her zaman şunu söylüyoruz: AK Parti olarak, alnımız ak. Hakikaten, kamu kaynağının kullanıldığı yerde her zaman için yanlışlık olabilir, suistimal olabilir. Varsa elinizde geçerli bir belgeniz, buyurun, burada, bütün Meclis olarak takipçisi olalım. Ama, yalancı çoban hikâyesi, hep aynı şeyler, hep aynı şeyler…

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Senin kendi milletvekilin istifa etti, ihraç ettiniz adamı.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Artık, inanın, size bu grup inanmıyor.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Fuat Geçen'e sorsana!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Size bu millet inanmıyor. Eminim ki, sizin kendi içinizde de…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Çok kötü başladın sen siyasete!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - …size inanmayan çok arkadaşlarınız var. Ben sözü fazla uzatmıyorum.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Niye gocunuyorsun?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Siz, gene, binaları, aynı, benim oğlum bina okur, döner döner gene okur hesabı, okumaya devam edin. Biz de çıkacağız, burada, her defasında doğruları söylemeye devam edeceğiz. İşte mahkeme kararı. İşte, belgeler.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Mahkeme kararı değil o.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Doğruları söylemiyorsunuz ama.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Belgeniz varsa, gelin konuşun. Mahkûm olmuş olan varsa, gelin konuşun.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sen mahkeme kararıyla savcılık kararını karıştırıyorsun.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Son cümle. Arkadaşlar, Kamu İhale Kurumuna itibar etmediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Yahu, mahkeme kararı değil o. İtiraz edildi…

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, arkadaşımızın niye gocunduğunu anlayamadım. Herhâlde bir yarası var!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yaramız filan yok. Yaramız filan yok. Ama, size şunu söylüyoruz: Yanılgıyı düzeltiyoruz, mahkeme kararına itibar etmiyorsunuz. Hiç olmazsa Sayıştay kararlarına itibar edin.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Mahkeme kararı değil o, on defa söyledik.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Yüz otuz küsur yıllık bir kamu kuruluşu buradaki gerek belediye gerek muhasebe müdürlüğünü gerek diğer kamu kurumlarını hepsini denetlemiş ve hiçbirinde sizin iddia ettiğiniz hususlarla ilgili olarak bir suç unsuru bulmamış, savcılıklara suç duyurusunda bulunmamıştır. Varsa elinizde Sayıştayla ilgili olarak bir belge, getirin onu konuşalım.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayıştaya nasıl gitti bu acaba?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Yoksa, size kolay gelsin diyoruz.

160

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sana kolay gelsin!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Siyasetten öte bir şey yapmıyorsunuz. Bunu bu Meclis de görüyor, halk da görüyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Nasıl inanmadığın şeyi savunduğunu halk görüyor.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Poyraz.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Işık…

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum. Üç kısa sorum olacak.

Bir tanesi KÖYDES projesiyle ilgili. Sayın Bakanım, 2006'da 2 milyar YTL, 2007'de yine 2 milyar YTL ayrılmıştır. Bu alanda kaydedilen mesafeyi yeterli görüyor musunuz?

Diğer bir sorum: Kayıt dışılıkta 2002 yılına nazaran 2006 yılında hangi noktaya gelinmiştir? Gelir İdaresi Başkanlığının kayıt dışı ekonomiyi gelişmiş ülkeler seviyesine indirebilme öngörüsü nedir?

Son olarak: Akaryakıt satışlarında iç akışı hızlandırmak ve doğru bilgi girişini temin etmek amacıyla geliştirilen taşıt kimlik birimi uygulamasına tam olarak ne zaman geçilecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Demirbağ…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanıma bir soru sormak istiyorum.

Sayın Bakanım, demin de arkadaşlarımız sorarken ifade ettiler bu duble yollarla ilgili olarak. Türkiye'yi doğudan batıya, güneyden kuzeye yol ağı olarak ören ve daha önce çift yol olarak yapılan, yani, bir gidiş bir geliş olarak yapılan ve rampa ve virajlı yollarda özellikle, önde bir kamyon gittiği takdirde, karşıdan yoğun trafik olduğunda, saatlerce, kilometre 10'la, 20'yle seyrederken trafikte… Geçen iki üç yıl içerisinde, Başbakanımızın talimatıyla, hedef olarak 15 bin kilometre duble yol ağının yapılmasına start verildi, başlanıldı. Önümüzdeki yıl, 2007 yılı içerisinde duble…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - …yollar için ayrılan ödenek ne kadar? Bu konuda bilgi almak istiyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Demirbağ.

Sayın Tüzün…

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Benim de, aracılığınızla, Sayın Bakana, Hükûmete bir sorum var.

Sayın Bakana, Hükûmete şöyle bir sorum olacak: Hazine garantisiyle yapılan ve Bozüyük-Mekece kara yoluyla ilgili dış kredi kullanıldı, Japon yeniyle bu yolun ihalesi yapıldı; maalesef, gerçekleşme oranı çok zayıf, bu projenin, şu an, yüzde 10 gerçekleşme oranı söz konusu. Bu konuda yapmış olduğumuz araştırmalar, bu projeye ayrılan ödeneğin başka bir ile kaydırıldığı konusunda duyumlarımız var. Bu konu doğru mudur? Bu konuda, geçmişte, Bayındırlık ve İskân Bakanlığına yazılı soru önergemiz vardı, bugüne kadar cevaplandırılmadı. Eğer Hükûmetimiz bu konuda bizi bilgilendirirse çok sevinirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tüzün.

Sayın Özkan…

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

KÖYDES projelerinin İhale Kanunu'na tabi olmaması yanında, bu projelerin denetiminde de zayıflıklar söz konusudur. Sayıştayın, henüz, çok sayıdaki küçük ilçe ve belde belediyelerinin ve mahallî idare birliklerinin hesaplarını denetime tabi tutmadığı bilinmektedir. Tutarları küçük sayıdaki ihale, eş dost kayırması yapılması gerçeği karşısında, daha sık kontrol ve denetim mekanizmalarının devreye sokulacağını, KÖYDES ve BELDES projelerinde olduğu gibi, denetim ve kontrolün en zayıf olduğu birimlerde İhale Yasası'na bağlı olmadan, eş dost kayırmacılığının yaygınlaştırmak istenmesi manidardır. 2006 yılında ihale edilen KÖYDES projesi kapsamındaki işlerin ne kadarı il özel idareleri aracılığıyla, ne kadarı Köylere Hizmet Götürme Birliği aracılığıyla kullandırıldı?

Teşekkür ederim.

161

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Sayın Baloğlu, buyurun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakana sorum şu: Bu bütçeye köylerin ve küçük belediyelerin altyapılarının desteklenmesini amaçlayan KÖYDES ve BELDES projeleri için 2,3 milyar YTL ödenek ayrıldı. KÖYDES projesinde kullandırılacak ödenekler il özel idareleri veya köylere hizmet götürme birlikleri aracılığıyla kullandırıldı geçmişte. 2006 yılında kullanılan 2 milyar YTL'nin çok büyük bir kısmı il özel idareleri değil, köylere hizmet götürme birlikleri aracılığıyla kullandırıldı. Köylere hizmet götürme birliklerinin yaptığı ihaleler İhale Kanunu'na göre değil, İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmeliğe göre ihale edilmektedir. Bu çerçeve içinde KÖYDES ve BELDES projelerindeki harcamaların kontrol ve denetimindeki bu zayıflıkları nasıl gidermeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baloğlu.

Sayın Keskin, buyurun.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Sayın Bakanım, 1920 ile 2003 yılları arasında, seksen üç yılda köy yollarında asfaltlanan miktar 90 bin kilometre. Bizim bu yıl yaptığımız KÖYDES projesiyle bunun yüzde 20'sini gerçekleştirmiş olduk. Bu işteki…

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Siz kimsiniz? Bakan mısınız siz?

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Nasıl?

Bölge müdürlüklerinin kapatılarak KÖYDES projelerinin il özel idareleri tarafından gerçekleştirilmesindeki yararı bütün millet hissediyor. Buna katılıyor musunuz?

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Katılmıyor!

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Keskin.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KÖYDES, Hükûmetimizin 2006 yılında uygulamaya koyduğu çok önemli bir projedir. KÖYDES'le, bugüne kadar Türkiye'de pek çok köyümüzün sağlıklı ulaşım yolu olmadığını, içecek suyu olmadığını tespit ettiğimizden, en temel insani ihtiyaç olan yol ve su açısından köylerimizin, ülkemizin yedi coğrafi bölgesinde bilaistisna bu hizmetlere kavuşturulması için 2006 yılı içerisinde 2 katrilyon, 2007 yılı içerisinde bir o kadar daha ödenek…

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Taşeronları kim Sayın Bakanım, taşeronları? Kime verdiniz?

BAŞKAN - Sayın Meral… Sayın Meral, lütfen…

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Hayır, hayır… Kime verdiler?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; istatistikleri kendisi tutsun da getirsin buraya Sayın Meral, biz bakalım, ona göre cevap veririz.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Orada çalışan işçiler benim üyemdi, onların sırtından hangi taşeronların para kazandığını biliyorum.

BAŞKAN - Sayın Bakan, lütfen siz sorulara cevap veriniz.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - KÖYDES kapsamında yapılan çalışmalar, aslında Türkiye'nin bugüne kadar alması gereken, ama başka kara deliklere giden ödenekler, paralar, buharlaştırılan bankaların kaynakları, şimdi köylüye su olarak, yol olarak gidiyor. Bu, çok önemli bir adımdır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Biz, şunu hedefliyoruz: 2007 sonunda Türkiye'de yolu ve suyu olmayan köy kalmayacak.

Su dediğimiz zaman, sadece köyün meydanındaki çeşmeden akan suyu kastetmiyoruz elbette ki; sağlıklı, içilebilir su, herkesin evindeki çeşmesinden akan suyu kastediyoruz. Niçin köye hizmet götürme birlikleriyle bu işler yapılıyor?

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Çubuk'un köylerinde su yok, Allah'tan korkun.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sorular sulandı Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen sabredin, Sayın Bakan cevap veriyor sorularınıza.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Değerli arkadaşlar, bakın, köye hizmet götürme birlikleri marifetiyle… (CHP sıralarından gürültüler)

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Reklam yapıyor Sayın Bakan, sorulara cevap vermiyor.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - İcraatın içinden…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

162

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Gerçekleri söylediğimiz zaman bazılarının hoşuna gidecek, bazılarının hoşuna gitmeyecek. Muhalefetin elbette ki hoşuna gitmeyecek. Niye? Bu yatırımlar, bu hizmetler, çünkü, köylünün, milletin gönlünü kazanan hizmetlerdir.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Göreceğiz seçimlerde onu.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Köye hizmet götürme birlikleri marifetiyle yapılan bu çalışmaların esas hedefi şudur:

Değerli arkadaşlar, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na göre bir ihalenin yapılıp, yer tesliminin yapılması neredeyse işin süresinden daha fazladır. Yani, kırk günde yapılacak bir yol için, kırk gün sürecek bir ihale için, yapımı kırk gün sürecek bir iş için ihalenin doksan gün olduğunu, Kamu İhale Kanunu'ndan doğan sürelerin doksan gün olduğunu, itirazlar vesaire dediğiniz zaman, bazen yılı içerisinde o ihalenin yapılamadığına ben pek çok yapmış olduğumuz ihalede tanık oldum. Bu fasıldan, Türkiye'nin 81 ilindeki hava kalitesinin izlenmesiyle alakalı kurmaya çalıştığımız izleme ağının, 2005 yılı içerisinde ihalesini tamamlayamadık. Niye? Kamu İhale Kurumunun süreleri bize kifayet etmedi. Birisi itiraz etti, 2006'ya kaldı.

Şimdi, Türkiye'nin zamanı çok iyi kullanması lazım, Türkiye'nin kaynaklarını çok iyi kullanması lazım. Bizim burada bir taraftan il özel idareleri marifetiyle, bir taraftan da köye hizmet götürme birlikleri marifetiyle yapmış olduğumuz iş, vatandaşımızın, köylümüzün ayağına hizmeti en kısa zamanda, en süratli şekilde, en verimli şekilde götürmektir.

BAŞKAN - Sayın Bakan, süre tamamlanmıştır.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

UFUK ÖZKAN (Muğla) - Sayın Bakan, diğer sorulara herhâlde yazılı cevap alırız değil mi?

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15'inci maddeyi okutuyorum:

TÜBİTAK ve yükseköğretim kurumları ile ilgili işlemler

MADDE 15- (1) Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı bütçesinin 38.01.02.00-09.9.9.00-2-05.3 (Öğretim Üyesi Yetiştirme Projesi) tertibinde yer alan ödenek, bu proje kapsamında lisansüstü eğitim veren yükseköğretim kurumlarına, mal ve hizmet alımlarında kullanılmak üzere, görevlendirilen öğrencilerin sayıları ve öğrenim alanları dikkate alınarak tahakkuk ettirilmek suretiyle ödenir. Ödenen bu tutar karşılığını bir yandan ilgili yükseköğretim kurumunun (B) işaretli cetveline öz gelir, diğer yandan (A) işaretli cetveline ödenek kaydetmeye ilgili yükseköğretim kurumu yetkilidir.

(2) 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 46, 58, ek 25, ek 26 ve ek 27 nci maddeleri ile 19/11/1992 tarihli ve 3843 sayılı Kanunun 7 nci maddesi uyarınca tahsil edilen tutarlar ve diğer gelirler, ilgili yükseköğretim kurumu bütçesine öz gelir olarak kaydedilir. Kaydedilen bu tutarlar karşılığı olarak ilgili yükseköğretim kurumu bütçesine konulan ödenekler, gelir gerçekleşmelerine göre kullandırılır. (B) işaretli cetvelde gelir kodları itibarıyla tahmin edilen gelirleri aşan öz gelir tahsilatları karşılığı kadar (A) işaretli cetveline ödenek eklemeye Maliye Bakanlığınca belirlenecek esas ve usuller çerçevesinde yükseköğretim kurumları yetkilidir.

(3) Yükseköğretim kurumu bütçelerinde öz gelir karşılığı olarak ilgili yükseköğretim kurumu bütçesinin (A) işaretli cetvelinde fonksiyonel sınıflandırmanın dördüncü düzeyinde tertiplenen ödenekler arasında aktarma yapılamaz.

(4) Yıl içinde eklenen sermaye ödenekleri, 2007 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar hükümlerine göre yılı yatırım programıyla ilişkilendirilir.

(5) TÜBİTAK ve yükseköğretim kurumlarının bütçe ödeneklerinin kullanılması, tertipler arasında aktarma yapılması ve diğer bütçe işlemlerinin gerçekleştirilmesi konusunda esas ve usuller belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Soru soracak sayın milletvekillerinin sisteme girmeleri rica olunur.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı.

Sayın Gazalcı buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

15'inci madde üzerine Grubum adına ve kişisel söz aldım. Düşüncelerimi sabahın bu saatinde açıklamaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, benim konum, 15'inci madde, TÜBİTAK ve yükseköğretim kurumlarıyla ilgili işlemleri ilgilendiriyor.

163

TÜBİTAK, bilmiyorum duymayan kalmadı, bir hukuk skandalı, bir büyük deprem, bir AKP klasiği. Yani, AKP'nin hukuka bakışı TÜBİTAK'ta ve yükseköğretimde uygulamalarıyla ortaya çıkıyor.

Şimdi, burada, biraz önce AKP sözcüsü Sayın Alaattin Büyükkaya "TÜBİTAK kurulduğundan bu yana 1 milyar 800 milyon dolar para verildi oraya, ama biz geldik, iki yılda 1 milyar 765 milyon oldu, fark işte bu." dedi.

Ben, tabii, rakama bir şey söylemiyorum, ama değerli arkadaşlar, önce hukuk, önce adalet… Bir de, fazla para verilmiş olsa bile, bu para harcanabiliyor mu? Türkiye'nin yararına kaç proje için kullanıyor, kaç projeyi uygulayan araştırmacıya bu para veriliyor? İçten söylüyorum, bakın, araştırma önergesi de var. TÜBİTAK'ı bir araştıralım. Sizin döneminizdeki projeler nelerdir, kimlere para verildi? Ve yönetimden önce oraya para verilmezken, siz oraya hukuk dışı atadığınız yönetimden sonra nasıl para yağdırdınız? Kimi üniversitelere de âdeta onlara ders vermek için "Gidin oradan para alın." dediniz.

Yine bir arkadaşım, az önce burada konuşan Bilecik Milletvekili Sayın Fahrettin Poyraz, hukuk dedi, belgelerle gelin dedi. Tabii, zaman çok ilerledi, ben çok gergin bir konuşma yapmak istemiyorum ama, TÜBİTAK'la ilgili tam beş mahkeme kararı var elimde.

Değerli arkadaşlar, bakın, bir dost uyarısı, Başbakanınızdan size, bu işe bulaşan herkese; bu TÜBİTAK bir gün gelir, sizin başınızı çok ağrıtır. Çünkü, beş mahkemede, Anayasa Mahkemesi kararı da var içinde, idare mahkemelerinin kararları da var, mahkeme kararlarından yürütmeyi durdurma kararları alındı, uygulanmadığı için tazminat elde edildi, mevcut yönetimin orada hukuki olmadığı söylendi. Değerli arkadaşlar, başka ne olsun, ne yapılsın?

Bakın, izninizle Anayasa'nın 138'inci maddesinin bir bölümünü yavaş yavaş size okumak istiyorum ve dinlemenizi diliyorum: "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare -yani siz, yönetim- mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez."

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - 1982 yılından beri var bu.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ben hukukçu değilim. İçinizde hukukçular var. Ama, burada Türkçe yazılmış. "Mahkeme kararları geciktirilemez." diyor "Uygulanmak zorunda." diyor. Ama, elimizde tam beş tane mahkeme kararı var TÜBİTAK'la ilgili.

Şimdi, bir gazeteci çok güzel benzetmiş: "TÜBİT-AK" diyor. Belki siz de okudunuz. TÜBİT-AK. TÜBİTAK'a… Yani, ben hiçbir zaman AK Parti demedim; ama, bir kez söyleyeyim bu sabahın saatinde, TÜBİTAK'ı AK Partiye benzettiniz demek istiyor o yazısında. Çok da yakışmıştı, çok da benzemişti; çünkü, burada bir ısrar var, burada, gerçekten bir hukuk skandalı var…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Siz geçmiş uygulamalarınızla karıştırıyorsunuz.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - …Anayasa'yı ve yasaları yerine getirmemek var.

Bak, ben bağırmıyorum, söz atmadım, atmam, siz de beni dinleyin lütfen.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Atmıyorsun, sen?

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Evet.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Acaba?

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bu konu tez olur değerli arkadaşlar. Bakın, bu konu, TÜBİTAK konusu ileride üniversitelerde tez olur.

Şimdi, değerli arkadaşlar, TÜBİTAK'ın öyküsünü -bizi bu saatte dinleyen var mı yurttaşlarımızdan, bilmiyorum; ama… (AK Parti sıralarından "Yok" sesleri)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Müsterih ol, hiç kimse izlemiyor.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - …yoktur mutlaka, ama- ben, size bir kere daha anlatmak istiyorum izninizle.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Biliyoruz.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Biliyorsunuz o zaman.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Biliyoruz, biliyoruz.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Yani, şunu biliyor musunuz?

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Anladık Hocam.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Yani, orada…

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Hepsini anladık Hocam, yorma kendini.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Öyle mi, peki.

164

Yani, TÜBİTAK'ın 278 sayılı özerk bir yasası olduğunu, 1990'da kurulduğunu, Bilim Kurulunun başkan ve 12 kişilik üyeden oluştuğunu, bunların dört yılda bir seçildiğini ve bir kez daha seçilebileceğini biliyorsunuz.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Biliyoruz.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Orada, eski Başkan Profesör Doktor Namık Kemal Pak'ı, görev süresi dolmadan, bakın, Bilim Kurulu seçerek başkan olarak sundu.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Hocam, biliyoruz dedik.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bakın, o zaman o kararı Cumhurbaşkanına götürmek zorundaydı Sayın Başbakan. Bak "hukuk" diyorsunuz ya burada az önce… Bir görev suçu işlendi arkadaşlar, sümen altı edildi ve o seçilmiş olan kişinin kararı Cumhurbaşkanına götürülemedi. Ne oldu biliyor musunuz? Yönetim kurulu da…

FARUK ÇELİK (Bursa) - Konuyu bilmiyorsunuz siz.

BAŞKAN - Sayın Çelik, lütfen…

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Sayın Grup Başkan Vekili, asıl siz bilmiyorsunuz ve Sayın Çelik, lütfen, Grup Başkan Vekiline yakışır bir şekilde dinleyin beni. Ben size anlatmaya çalışayım bakın. (AK Parti sıralarından gürültüler)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - O zaman sen de milletvekiline yakışır şekilde konuş!

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Peki… Peki… Peki…

BAŞKAN - Sayın Demirbağ… Lütfen hatibi dinleyelim.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, Başkanın seçimini Cumhurbaşkanına göndermediği için, sümen altı ettiği için adamın süresi doldu. Bir süre sonra, orada kargaşa yaratmayayım diye Başkan ayrıldı, ayrılmak zorunda kaldı. Bilim Kurulu üyelerinin kimileri de aynı şekilde seçildi, ama o da götürülmedi. Sonra, siz, 2003 yılında, buraya, bir kez -hükûmet- yetki almak için bir yasa getirdiniz Sayın Çelik, anımsayın onu. O yasa, buradan, sizin oylarınızla, maalesef, geçti, biz, hayır, yapmayın, etmeyin, dediğimiz hâlde. Önce Cumhurbaşkanı geri gönderdi. Siz, onu dinlemediniz. Tekrar gitti. Anayasa Mahkemesine gitti konu, bakın. Anayasa Mahkemesi sırasındayken, siz, oraya, daha önce orada görev yapmış insanları atadınız. Nasıl olsa, Anayasa Mahkemesi geriye doğru işlemiyor diye, Sayın Nükhet Yetiş'i başkan olarak atadınız, Bilim Kurulu üyelerini atadınız. Savcı da o sıra ek bir süre istedi, yürütmeyi durdurma kararı çıktığı hâlde. Ama, Cumhurbaşkanı onaylamadı, Anayasa Mahkemesinin sonucunu bekledi. Anayasa Mahkemesi de iptal edince, geri gönderdi Sayın Yetiş'in kararını.

Bakın, değerli arkadaşlar, içinizde dinleyenler var, izleyenler var. TÜBİTAK dosyası benim elimde, kabarık. Bakın, bu konu gerçekten çok önemli. Mahkemeden, Sayın Pak, yürütmeyi durdurma kararı aldı, hakkında açılan bütün dosyalardan takipsizlik kararı aldı. Mahkeme kararı uygulanmıyor diye mahkemeye verdi, tazminat davasını, 7 milyar lirayı kazandı. Bakın, ayrıntıları hep biliyorum, ama, ben sizin zamanınızı almak istemiyorum.

Peki, sonuçta ne oldu değerli arkadaşlar?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Kaçıncı defa anlatıyorsun?

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Yükseköğretim Kurumunun tanımadığı bir TÜBİTAK yönetimi, mahkemelerin ehliyetli bir yönetim diye kabul etmediği bir TÜBİTAK yönetimi. Şimdi siz diyorsunuz ki: Biz oraya para verdik, o para orada her zamankinden daha çok.

Bakın, Sayın Çelik bana diyor ki: "Siz bu konuyu bilmiyorsunuz." Ben tam üç kez bununla ilgili soru önergesi verdim. Bir tanesinin tarihi 2003. Mehmet Ali Şahin yanıt verdi. Dedi ki Mehmet Ali Şahin buradaki yanıtında: "Sayın Pak hakkında soruşturma var. O soruşturma kalktığı zaman, eğer aklanırsa atayacağız." Bakın, burada. Bu soru önergesini de verebilirim. Bunu 2003'te vermişim.

İkinci soru önergesi, 22/11/2004, mahkeme kararlarını niçin uygulamıyorsunuz diye. Sayın Mehmet Ali Şahin oturup kendisi yanıt vereceğine, Sayın TÜBİTAK Başkanına, yani, orada hukuksuz olarak oturan yönetime götürmüş soruları. Yetkisi olmadığı hâlde Sayın Nükhet Yetiş'in burada sorulara verdiği yanıt var, yani, kendi kendisini aklayan. Tabii, Mehmet Ali Şahin'in üst yazısı var, ama, bir şeylik yapılmış ve burada geçiştirilmiş değerli arkadaşlar.

Üçüncü soru önergem 2005 yılında. Bakın, buna yanıt yok, birçok arkadaşlarıma verildiği gibi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, hukuk diyorsunuz, adalet diyorsunuz, yasa diyorsunuz, mahkeme kararı diyorsunuz. Peki, daha ne olsun, daha ne yapılsın? Anayasa Mahkemesi karar vermiş, idari mahkemeler karar vermiş, normal hukuk mahkemeleri karar vermiş, adam hakkında takipsizlik kararı vermiş, siz diyorsunuz ki: Hayır, ille böyle olacak.

Değerli arkadaşlar, başımızı kuma sokmayalım, birbirimize kızmayalım. Bakın, göreceksiniz, ileride bu TÜBİTAK konusu sizin başınızı ağrıtır. Hukuku çiğneyenler hukuk duvarına çarparlar. Tarih bunu böyle gösteriyor. TÜBİTAK konusunda ayrıntılı elimizde dosyalar var. İsterseniz, araştırma önergesi verdik, onun üzerinde bir kere daha araştırabiliriz, ama burada bir hukuksuzluk var, burada bir haksızlık var.

165

Verilen paralara gelince: Bakın, değerli arkadaşlar, "vizyon" diyorsunuz, vizyon. Şimdi, bilim, bilim insanlarının işidir, araştırma da araştırmacıların işidir. İlle ben istediğim gibi bilim yapacağım, siyasetçi olarak ben yönlendireceğim, derseniz, bilime de ülkenize de haksızlık etmiş olursunuz. TÜBİTAK genç bir kuruluş, bakın, ama tam büyüyeceği bir sırada siz oraya bir müdahale ettiniz ve ille de dediniz ki: "Ben atayacağım oraya."

Ah, burada Ertuğrul Yalçınbayır olsaydı!

Değerli arkadaşlar, bakın, o Başbakan Yardımcısıydı, konuyu biliyor. Sayın Gül zamanında, "Ya, bir hükûmet değişikliği olacak, o değişiklikten sonra yapılsın." diyor Ertuğrul Yalçınbayır TÜBİTAK'tan gelen arkadaşlara. Değerli arkadaşlarım, on beş yıl sonra Türkiye'nin önceliği bilim ve araştırma konusunda neyse, onun öne çıkarılması gerekir. Başka ülkelerde böyle oluyor. Yoksa, milyar dolarlar boşa gitti demeyeceğim, ama yerini bulmaz. Yani, biz, hangi konuda tasarımımız var, hangi konuya öncelik veriyoruz, bunun ortaya çıkması gerekir.

Bakın, TÜBİTAK'ın elinde "Vizyon 2023" diye cumhuriyetin yüzüncü yılına ilişkin bir proje vardı. Salt yönetim, daha önceki yönetim böyle bir proje ortaya koydu diye bu proje rafa kaldırıldı.

Değerli arkadaşlarım, yazıktır, günahtır; bir süreklilik vardır, hele araştırma ve bilim konusunda.

Bakın, üniversitede… Söylüyoruz, söylüyoruz, "şu kadar verdik, bu kadar verdik..." Siz biliyor musunuz, bunların birçokları maaşa gidiyor? Eğitim gibi, sağlık gibi temel hizmetler, yavaş yavaş özel kesime havale ediliyor, bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılıyor. Benim alanım eğitim, en azından orada biliyorum. Bütçenin yüzde 63'ü personel maaşına gitti.

Daha dün burada Darwin'in… Bugün kaç yere sordum, kaç uzmana sordum "Darwin'in böyle bir sözü var mı?" diye. Varsayalım ki… Ben bulamadım ama… Burada, kalktı, Millî Eğitim Bakanı Darwin'i kötüledi, kuramını bilim kitaplarından çıkarmaya kalktı.

Arkadaşlar, biz eleştiriyoruz diye kenetlenmeye kalkmayın, biz eleştiriyoruz diye her şeyi karşı cepheden görmeyin. Eğer gerçekten hukukçu olarak bakacaksanız, araştırmacı olarak bakacaksınız, yahu şu üniversiteler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gazalcı.

CAHİT CAN (Sinop) - Darwin'i mi savunacağız?

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Darwin'i mi savunalım?

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bakın… Neyse… Bunu madem biliyorum diyorsunuz, bugün beni çok etkileyen bir şeyden söz etmek istiyorum size. Sayın Melih Aşık'ta okudum, usta gazeteciden. Bir zaman, 1926'da -bakın, vizyona bakın- "Seyr-i Türkiye: Karadeniz" diye bir proje. Gemiye bindirmişler Türkiye'nin, cumhuriyetin ürünlerini, bütün dünyayı dolaştırmışlar, Avrupa'yı dolaştırmışlar ve Avrupa basını gerçekten hayran kalmış bu gezici müzeye, Türkiye'nin o zaman ilerlediği, katettiği şeylere. Bir zaman eğitimde de böyle yapılmıştı cumhuriyet döneminde. Yani, tabii, çok yıllar geçti, ama, değerli arkadaşlar, işte bu. Yani, gelişeceksiniz, dünyaya açılacaksınız, projeleriniz olacak, gerçekten vizyonunuz olacak. Ama, sizin pencerenizden değil. Üniversiteleri üniversiteye bırakacaksınız özerk olarak. Özerk bilim kuruluşlarına dokunmayacaksınız. Siz siyasallaştırıyorsunuz, siz hukuku çiğniyorsunuz, Anayasa'yı çiğniyorsunuz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Size mi bırakacağız?

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Akla ve bilime karşısınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Ben teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Darwin ne oldu, Darwin?

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Beni dinlediğiniz için bu saatte, hepinize teşekkür ediyorum. Laf atan arkadaşlarıma da…

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Abdurrahman Anik, Bingöl Milletvekili.

Sayın Anik, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ABDURRAHMAN ANİK (Bingöl) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜBİTAK ve Yükseköğretim Kurumuyla ilgili madde üzerinde kişisel görüşümü açıklamak üzere huzurunuzdayız. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

166

Eğitim, temel bir insan hakkı olarak evrensel ölçekte kabul görmektedir. Bunun altında yatan en önemli etken, eğitimin insan kişiliğinin tüm yönleriyle gelişmesinde çok önemli bir faktör ve insanların kendilerini ispatlamaları ve özgürleşmeleriyle doğrudan ilişkili bir süreç olmasıdır.

Eğitim ve öğretim, her ülke için en önemli ve öncelikli bir yatırım olmaktadır. Özellikle, nüfusunun büyük bir bölümü gençlerden oluşan bir ülke için daha hayati bir önem kazanmaktadır. Genç nüfusumuzu iyi bir eğitim, öğretim, çağın bilgi ve teknolojisiyle donatabilsek, bu bizler için en büyük yatırımdır ve en büyük sermayedir.

Büyük ve güçlü devlet olmanın yolu, eğitilmiş insan gücü, kalifiye eleman, dünyayı bilen, dünyayı tanıyan gençlerin yetiştirilmesiyle mümkün olmaktadır. Türkiye, yıllardır, siyaseten ve iktisaden kapalı bir model benimsemiştir. Klasik devlet anlayışı hâkim olmuştur. Bu anlayış, Türkiye'nin potansiyelini, ne yazık ki, harekete geçirememiştir.

Üniversiteler sorun üreten yerler değil, toplumun sorunlarının çözümünde yol gösteren ve bilgi öğreten kurumlar olmalıdırlar. Bizler, üniversitelerde ideolojinin tartışılması yerine, üniversitelerimizin başarı durumlarını sorgulamalıyız. Bunun tedbiri, çaresi nedir, bunu tartışmalıyız.

Değerli arkadaşlar, 2002 yılında, yükseköğretimde öğrenci başına 1.463 dolar harcama yapılırken, 2005 yılında bu oran 3.072 dolara yükselmiştir. Şunu ifade etmeliyim ki, AK Parti iktidara geldiği yıldan beri bu oran her yıl artmış, artış göstermektedir.

AK Parti İktidarıyla birlikte eğitimde seferberlik başlatıldı. Öğrenci burs miktarları yüzde 189, 2006 yılında eğitime ayrılan pay 16,5 milyar YTL oldu. Bilimsel araştırmalar için ilk kez iktidarımız döneminde yüksek kaynaklar ayrıldı. Sadece geçen yıl TÜBİTAK'a Türkiye'nin ar-ge çalışmasının gelişimi için tam 456 milyon YTL kaynak ayrıldı. Bütün bunlara rağmen, maalesef, YÖK ve üniversitelerimiz baskıcı bir yönetim tarzı sergilemektedir. İnsanların tutum ve tavırlarına göre YÖK Kurumu ve diğer yandan üniversitelerimiz tavır değiştirmektedirler. Bu yüzden de pek çok üniversite öğretim üyesi ve öğrencilerimiz zaman zaman dışlanmakta, sürülmektedirler. Bu çağ dışı ve antidemokratik tutum artık sona erdirilmelidir. Bilimsel olarak biz neredeyiz, bunu tartışmamız ve buna çözüm getirmemiz gerekir.

Değerli arkadaşlar, şunu unutmayalım ki, millî eğitimdeki en önemli değişim ve gelişim 58 ve 59'uncu hükûmetler döneminde olmuştur. Artık, günün şartlarına uygun, çağın insanını yetiştiren, araştıran, sorgulayan, üreten, bilimsel düşünen, sosyal beceri ve çevreye duyarlı öğrenciler ve eğiticiler yetiştirebilen bir müfredatın uygulamasıyla gerçekleşir.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Okullarda her gün cinayet var, kavga var. Okula gidemiyor çocuklar.

ABDURRAHMAN ANİK (Devamla) - Ülkemizde üniversitesi olmayan çok az il kalmıştır. Bunlardan biri de Bingöl ilimizdir. Hâlen ilimizde, 1983 yılında Elâzığ Mühendislik Fakültesi bünyesinde eğitime başlayan, 1987 yılında zor şartlar altında Bingöl'e taşınan meslek yüksekokulu mevcuttur. Şu an, bu okulumuz, Sayın Bakanımızın katkılarıyla, geçici olarak lise binasında eğitime devam etmektedir. 2006 yılı içerisinde Fırat Üniversitesi Senatosunda alınan karar doğrultusunda Bingöl iline fen-edebiyat ve veterinerlik fakülteleri kurulması kararlaştırılmıştır ve bu karar YÖK'e bildirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Anik, buyurun.

ABDURRAHMAN ANİK (Devamla) - Bingöl'de 2 yüksekokul ve 1 ziraat fakültesi mevcuttur. Mevcut yüksekokulun bir tanesi dört yıllık yüksekokul olup binası olmadığı için öğrenci alımı yapılamamıştır. Yüksekokulun diğeri ise meslek yüksekokulu olup dokuz bölümü vardır. Ziraat fakültesinin öğrenci henüz kaydı yapılmamıştır. Öğrenci alınması için yüzde 90'ı tamamlanmış bulunan binanın bitirilmesi gerekmektedir. 2007 yılı içerisinde 3 milyon YTL'ye ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle burada Sayın Bakanımızdan bu desteği talep ediyorum.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Senin derdin bizden de çok.

ABDURRAHMAN ANİK (Devamla) - Ziraat fakültesinin mutlaka aktif hâle getirilmesi gerekmektedir. Bingöl'de üniversite kazanma oranı bölge şartlarına göre yüksek olup, civar illerde okuyan birçok öğrencimiz mevcuttur. Mali durumu zayıf olan ilimiz gençleri kendi illerinde eğitimlerine devam etmek istemektedirler.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Dört yıl yapamadılar mı?

ABDURRAHMAN ANİK (Devamla) - Sözlerime bir Çin atasözüyle son vermek istiyorum: "Bir yıllık varlık istersen buğday, on yıllık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDURRAHMAN ANİK (Devamla) - …varlık istersen ağaç, yüz yıllık varlık istersen insan yetiştir."

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Anik.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

167

Sayın Baloğlu, buyurun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, ilk soruyu sanıyorum Sayın Ayva soracaktı, ben ondan sonra soracaktım.

BAŞKAN - Buyurun, siz sorun Sayın Baloğlu. Sayın Ayva'ya vereceğim.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Peki efendim, teşekkür ediyorum.

2007 bütçesinin 15'inci maddesinin beşinci fıkrasında, TÜBİTAK ve yükseköğrenim kurumlarının bütçe ödeneklerinin kullanılması, tertipler arasında aktarma yapılması ve diğer bütçe işlemlerinin gerçekleştirilmesi konusundaki esas ve usulleri belirlemeye Maliye Bakanı yetkili kılınmıştır. Çok önemli bir yetki veriliyor, Sayın Maliye Bakanı bu madde görüşülürken burada yok.

Sorum şu: Diğer bütçe işlemlerinden kastedilen nedir? Geçen yıl bütçe kanununda böyle bir yetki verilmemişti, bu sene niye ihtiyaç duyuldu? "Diğer bütçe işlemleri" ifadesiyle Maliye Bakanına geniş yetkiler verilmesi, çerçevesi çizilmemiş, esasları belirlenmemiş bir alanda, hiçbir sınırlamaya bağlı olmaksızın, geniş yetkiler tanımak suretiyle, yasama yetkisinin devri anlamına gelecek bir düzenleme yapılmakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baloğlu.

Sayın Ayva, buyurun.

LOKMAN AYVA (İstanbul) - Sayın Bakanım, ben, özürlü maaşlarının aylığa dönüştürülmesi hakkında sormak istiyorum. Biliyorsunuz, 2002'nin 1 Aralığında 24 YTL aylık alan, 24 milyon lira aylık alan özürlü vatandaşlar, şu anda, 1 Aralık itibarıyla, yüzde 70'in altında sakat olanlar 150 milyon, üstünde sakat olanlar da 229 milyon aylık almaktadır ve eğer her iki özürlü de evliyse, 458 milyon ayda eve para girmektedir, eğer üçe bölünürse, aylık şekline dönüştürülürse. Eğer anne babanın sosyal güvencesi yok ve özürlü çocuğu varsa, bunlara da ayda 150 milyon lira verilmektedir.

Dolayısıyla, bu muhteşem durumla ilgili olarak özürlü vatandaşların talebi şu, diyorlar ki: "Biz, artık, bunu ayda alıp, taksitle bilgisayar alıp, ADSL'ye abone olmak istiyoruz, efendim, cep telefonu almak istiyoruz." vesair. Yani, Türkiye artık değişiyor. Bunu aylığa dönüştürmeyi düşünüyor musunuz? Bir.

İkinci soru da, süre varsa…

BAŞKAN - Süre yok Sayın Ayva.

Teşekkür ediyorum.

Sayın Gülyeşil.

ÖNER GÜLYEŞİL (Siirt) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, yerel yönetimlerle ilgili yaptığımız yasal düzenlemeler, yapısal reformlar ve kaynak transferi, kamuoyumuzun gerçekten takdirini kazanmıştır. Belediye Yasası, Özel İdare Yasası, Büyükşehir Belediye Yasası, KÖYDES, bunların örnekleridir.

Sorum şu: 2002 yılında yerel yönetimlere bütçeden ayrılan pay, gayrisafi millî hasılanın yaklaşık yüzde 3'ü civarında iken, 2006 yılında gerçekleşen oran kaçtır? 2007'de gayrisafi millî hasıladan ve bütçeden ayrılacak olan pay yüzde kaçtır?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Meral…

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayın Başkanım, müsaadenle, Sayın Bakanıma iki sorum olacak.

Karayollarının kısılan bütçesi, kuruluşa ait arsaların satışıyla kapatılacağı ifade edilmiştir. AKP, Ali Dibo yöntemiyle sorunları pratik çözmektedir. Acaba bu arsaların alıcısı ve satılan arsaların yerleri belli midir? Bir.

İkincisi: İstanbul'un en güzel yerinde Dubai Şeyhine verilen çifte köşkün arsaları da buna dâhil midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Meral.

Sayın Işık…

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Bakanım, ülkemizdeki özelleştirme uygulamalarında işçilerin ve ailelerin mağdur edilmemesi bağlamında, 2004/7898 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla, 1992 yılından sonra özelleştirilen kuruluşlarda çalışan ve işini kaybedenlerin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında geçici personel statüsüyle işe yerleştirilmesi kararı verilmiştir. Bu karara istinaden bugüne kadar 13.500 kişi işe yerleştirilmiştir. Bunların dışında Devlet Personel Başkanlığına atama teklifleri yapılan kaç personel vardır?

168

Diğer sorum: 2003-2006 yılları arasındaki özelleştirmelerde ne kadar kamu hissesi, ne kadar işletme, kaç liman, ne kadar varlık ve gayrimenkul satışı ve işletme hakkı devri gerçekleştirilmiştir? Hâlen özelleştirme kapsamında kaç kuruluşumuz bulunmaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Altınorak…

YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Aracılığınızla, Sayın Orman ve Çevre Bakanımıza çok samimi bir soru sormak istiyorum ve samimi bir şekilde de cevap almak istiyorum.

Sayın Bakanım, Maliye Bakanımız Sayın Kemal Unakıtan'ın Çavuşbaşı'ndaki kaçak villalarını yıktığını ve aynı arazi üzerine yeni villa yaptırdığı duyumunu almış buluyoruz. Bu arazinin 2/B kapsamındaki bir arazi olduğunu da biliyoruz. Bu arazi üzerinde inşa edilen villalara, Acaristanbul konusunda çok iddialı açıklamalar yapan bir Orman Bakanı olarak, müdahale etmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Altınorak.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Maliye Bakanının söz konusu arsası 2/B arsası değildir, tapulu arazisidir. Kaldı ki, bu 2/B arazisi olduğu zannedilen yer, tapulu arazi olup 2/B arazisi olmamakla birlikte, gerek Anıtlar Kurulu ve gerekse Belediye İmar Müdürlüğü tarafından gerekli yasal prosedür doğrultusunda düzenlemeler yapılmış, normal, yasal olarak ruhsatını almıştır.

Diğer soruları yazılı olarak cevaplayacağım Sayın Başkan.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Keyfe keder değiştirildi yani!

BAŞKAN - Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma bir soru sormak istiyorum. Bugünlerde basınımızın da gündeminde olan Kocaeli-Gebze bölgesinde susuzluk hâkim. Bu susuzluğun en büyük sebeplerinden birisi de Yuvacık Barajı diye ifade ediliyor. Yuvacık Barajı'nın yağmur sularıyla dolan bir baraj olduğu, basından okuduğumuz kadarıyla. Şu anda da Devlet Su İşleri bu baraja su getirmek için büyük faaliyet gösteriyor.

Yine, basından takip ettiğimiz çerçevede, baraja Devlet Su İşlerinin katkılarıyla su gelse dahi, bu barajdan tüketilecek sudan İngiliz müteahhit firmanın kaynak temin edeceği yolunda söylentiler var. Bu konuyla ilgili eğer Sayın Bakanımız bilgi verebilirlerse memnun olurum.

Teşekkür ediyorum.

Bir de buna paralel olarak, bu Yuvacık Barajı'na 4 milyar, 5 milyar dolar civarında para harcandığı söyleniliyor. Bu parayla ne kadar KÖYDES yapılabilirdi, ne kadar köy yolu yapılabilirdi, ne kadar köye içme suyu götürülebilirdi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

Sayın Özkan…

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balıkesir-Dursunbey-Alaçam köyünde ve bu orman köyleri gerçekten bir doğa harikası, fakat Alaçam köyündeki orman işletme binaları boşaltılmış ve tam bir perişanlık içinde. Bunları onarmayı acaba Bakanlık düşünüyor mu? Bu köy yolları dört yıldır hiçbir onarım yapılmamış. Yine aynı şekilde, Manisa-Alaşehir-Karadağ köyünün yolunda traktör bile zor gidecek durumda. Manisa-Akhisar-Kömürcü köyündeki bir mahallesinde içme suyu yok, traktörle buralara su getiriyorlar. Iğdır'ın Melekli beldesinde, Kastamonu'nun Abana'sında, Daday'ında, Çanakkale'nin Küçükkuyu'sunda görüştüğümüz bütün vatandaşlarımız, maalesef, her geçen gün bir önceki günü aradıklarını ve ülkemizin geriye gittiğini ifade ediyor. Hatta vatandaşlarımız bir tekerlemeyle "Bu Hükûmet dışarıda verici, içerde gerici, yakında da gidici" diyorlar. Sizler katılıyor musunuz? (AK Parti sıralarından "öyle bir şey yok" sesleri)

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Kim söylüyor? Öyle bir şey yok.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Vatandaşlar söyledi bunu.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Buyurun Sayın Bakan.

169

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Kimse öyle bir şey söylemedi.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Bana söylediler.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli merkez ilçe Yuvacık sınırları içerisinde 1986 yılında Devlet Su İşleri tarafından 15 milyon dolara ihale edilen projenin takribi olarak yüzde 60'ı tamamlanmış idi, Yüksek Planlama Kurulu marifetiyle devredildi. Yap-işlet-devret modeliyle, o günkü İzmit Büyükşehir Belediyesinin de ortak olduğu, yabancı ortakların da ve Türkiye'deki büyük firmaların da ortak olduğu bir konsorsiyumla bu proje yapıldı.

Bu proje planlanırken yanlış planlandı ve ne Türkiye'de ne de dünyada eşi benzeri olmayacak büyük ve fahiş rakamlara mal oldu. Bu konuyla alakalı Sayıştay raporları, teknik üniversitelerin raporları ortaya bir şey koymuştur: Türkiye'nin pek çok ilinde 1 liraya yapılan iş, burada, ya 10 veyahut da 20 liraya yapılmıştı. 10-20 kat gibi rakamların söz konusu olmuş olduğu bu Yuvacık Barajı…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Yakışıyor mu yani? 10 kat, 20 kat…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Biraz evvel dört buçuk saat cevaplandırıldı.

BAŞKAN - Sayın Milletvekileri… Lütfen Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - 2 belediye başkanı yalanlıyor.

BAŞKAN - Sayın Çetin…

Sayın Bakan, siz soruları cevaplayın, buyurun.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Yani, biraz gerçekçi olun.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Bu Yuvacık Barajı'nın, evet, ne büyük, ne fahiş rakamlara mal olduğunu burada zamanım elverirse size ifade edecektim, ama zamanım elvermedi.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu"nun 15 inci maddesinin 3 numaralı fıkrasında yer alan "arasında" ibaresinden sonra gelmek üzere "(09.6.0.05- Öğrencilerin Sağlığına İlişkin Giderler fonksiyonuna yapılacak olanlar hariç)" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Faruk Çelik Ünal Kacır Hamit Taşcı

Bursa İstanbul Ordu

İsmail Bilen Naci Aslan

Manisa Ağrı

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Uygun görüşle takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Anayasa'nın, bütçe görüşmelerini düzenleyen 162'nci maddesinin "…değişiklik önergeleri üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oya konur." hükmü gereğince, önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa Mahkemesi 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun bazı maddelerinin yürürlüğünün durdurulması ve bazı maddelerinin ise iptali yönünde karar almıştır. Anayasa Mahkemesinin bu kararı sonucunda, 2007 yılında üniversite öğrencilerinin ilaç ve tedavi giderlerinin ödenmesinde meydana gelebilecek ihtiyaçları karşılamak amacıyla bu tertiplerden aktarma işlemleri yapılması gerekecektir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda…

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Arayacağım Sayın Koç.

…maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 05.00

170

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 05.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, hepinize hayırlı sabahlar diliyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşimi'nin Sekizinci Oturumu'nu açıyorum.

1269 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının 16'ncı maddesini okutuyorum:

Fonlara ilişkin işlemler

MADDE 16- (1) Türk Silahlı Kuvvetlerine stratejik hedef planı uyarınca temini gerekli modern silah, araç ve gereçlerle gerçekleştirilecek savunma ve NATO altyapı yatırımları için yıl içinde yapılacak harcamalar, 7/11/1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanunla kurulan Savunma Sanayii Destekleme Fonunun kaynakları, bu amaçla bütçeye konulan ödenekler ve diğer ayni ve nakdi imkanlar birlikte değerlendirilmek suretiyle Savunma Sanayii İcra Komitesince tespit edilecek esaslar çerçevesinde karşılanır.

(2) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden ikinci fıkra hükümleri gereğince tespit edilecek tutarları, Emniyet Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden helikopter ve uçak alımına ilişkin tutarları, Gümrük Müsteşarlığına (Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü) bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden motorbot alımına yönelik tutarları, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen ödeneklerden motorbot alımına yönelik tutarları Savunma Sanayii Destekleme Fonuna ödemeye Milli Savunma, İçişleri ve Sağlık bakanları ile Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir.

(3) Savunma Sanayii Destekleme Fonundan Hazineye yatırılacak paraları bir yandan genel bütçeye gelir, diğer yandan Milli Savunma Bakanlığı bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve geçen yıllar ödenek bakiyelerini devretmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili Rasim Çakır.

Sayın Çakır, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RASİM ÇAKIR (Edirne) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 16'ncı maddeyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Sabahın bu saatlerinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Anadolu ve Trakya coğrafyasında kurulu olan Türkiye Cumhuriyeti, tabii ki, dünyada en kritik bir coğrafyada bulunmakta. O nedenle, gerek kendi güvenliği gerekse bölgedeki güvenliğiyle ilgili modern bir silahlı kuvvetler beslemek, barındırmak ve yaşatmak durumunda.

Savunma Sanayii, ülkemizin dünü, bugünü ve yarınıyla, güvenliğimizle ilgili en önemli kurumlarımızdan bir tanesi.

Değerli arkadaşlarım, yalnız, silahlı kuvvetlerimize modern harp silah ve araçları almak ne kadar önemliyse, o modern harp silah ve araçlarını kullanacak olan personelin eğitilmesi, yaşam standartlarının yükseltilmesi ve sosyal güvenliklerinin, sosyal refahının artırılması da en az modern harp silah, araçları kadar önemli. Maalesef, 2006 yılı içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz, gerek silahlı kuvvetlerde görev yapan astsubay ve subayların gerekse uzman çavuşların gerekse şehit ailelerinin ve gazilerin sosyal statüleriyle ilgili, özlük haklarıyla ilgili vermiş olduğumuz yasa teklifleri, maalesef, değerli AKP milletvekili arkadaşlarımızın oyuyla reddedilmiştir. Biz üç kez, bu yasaların öncelikli olarak Genel Kurulda görüşülüp bu kesimlerin özlük haklarının geliştirilmesine ihtiyacı bulunduğunu ifade etmiş olmamıza rağmen, maalesef, başarılı olamadık ve astsubay arkadaşlarımız ve emekli astsubay arkadaşlarımızın, maalesef, umutlarının en yükseldiği bir noktada umutlarının kırılmasına sebep olduk. Her ne kadar ciddi ve önemli çalışmalar yaptıysak da bu bir yıllık süre içerisinde, ama maalesef, yapmamız gereken bu türden birtakım çalışmaları da yapamamanın ezikliği içerisindeyiz. Diliyorum, önümüzdeki yıl biz, yine bu yasa tekliflerini öncelikli olarak görüşülmek üzere gündeme getireceğiz.

171

İnşallah, sizler de destek olursunuz, bir taraftan modern bir orduya sahip olurken, diğer taraftan o ordudaki personelin özlük haklarının daha gelişmiş, daha mutlu bir biçime ulaşmasına hep birlikte sebep oluruz.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz günlerde bu kürsüde Yalova Milletvekili Muharrem İnce arkadaşımın sizlere yönelik bir eleştirisi oldu. Bu, "Sevr özlemi" sözüyle başlayan bir eleştiriydi. Sizler bunu hakaret olarak aldınız, tepki gösterdiniz, ama, bu çok ciddi bir siyasi eleştiriydi. Bu eleştiri, sadece Yalova Milletvekilinin eleştirisi değil, sokaktaki milyonlarca insanın eleştirisiydi.

FARUK ÇELİK (Bursa) - Yahu, yapma şimdi sabah sabah!

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Ve bu eleştirinin biz burada tercümanlığını yaptık ve sizlere iletmiş olduk. Eğer böyle bir iddianız yok ise…

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Atma, atma…

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Bu dönemde, bu dört yıllık süre içerisinde, değerli arkadaşlarım…

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - CHP'ye neler diyorlar sokakta?..

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Vakıflar Yasası'na biz mi oy verdik?

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Ne alakası var?

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Bu dört yıllık süre içerisinde, Yabancıların Toprak Edinme Kanunu'na biz mi oy verdik?

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Bu maddeyle ilgili konuşsun Sayın Başkan.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Bu dört yıllık süre içerisinde, değerli arkadaşlarım, banka sisteminin önemli bir bölümünün Yunanlılara satılmasına biz mi evet dedik?

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Sayın Başkan, maddeyle ilgili konuşsun.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Bu dört yıllık süre içerisinde, bu ülkede "alt kimlik, üst kimlik" tartışmalarını biz mi açtık? Eğer bu verdiğiniz oyların arkasındaysanız, Eve Dönüş Yasası'na verdiğiniz oyların arkasındaysanız...

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Arkasındayız.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - …o zaman, bizim yapmış olduğumuz ve bu ülkenin insanlarının yapmış olduğu eleştirilere kulak vereceksiniz ve tepki göstermek yerine, hepiniz aynaya gidip bakıp, kendi kılığınızı kıyafetinizi bir kez daha gözden geçireceksiniz.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Hepsinin arkasındayız, var mı bir diyeceğin? Hepsinin arkasındayız.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Bunun yanında, değerli arkadaşlarım, yine, çok değerli bir milletvekili arkadaşım "Siz Onuncu Yıl Marşı'nı ezberlemeye çalışırken, biz yüzüncü yıl marşını yazmaya çalışıyoruz." diye çok gururla bir laf söyledi. (AK Parti sıralarından "Doğru, doğru" sesleri)

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Doğru, çok doğru; doğru söyledi.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Allah korusun… Onuncu Yıl Marşı bir cumhuriyet marşıdır, yüzüncü yıl marşı da bir cumhuriyet marşı olacaktır. Eğer o Yüzüncü Yıl Marşı, sizler gibi bir anlayış tarafından yazılırsa, Allah ülkeyi korusun…

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Allah senden korusun!

RASİM ÇAKIR (Devamla) - …zannediyorum o marş, bir cumhuriyet marşı olmaktan çıkacaktır, zikir ayinlerindeki çıkan seslere benzer sesler hâline gelecektir.

RECEP GARİP (Adana) - Ağzından çıkanı kulağın duysun ya!

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Saçmalama, saçmalama!

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Bütçeyle ilgili… Bizler siyasi görüşlerimizi söylüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bütçeyle ilgili en önemli eleştirilerimden bir tanesi de: Yaptığımız bütçe, biz oy versek de vermesek de Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütçesidir.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Hangi hayırlı işe oy verdiniz? Nereye oy verdiniz? Hangi hayırlı işe oy verdiniz?

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Bu bütçe, ne Maliye Bakanının bütçesidir ne AKP'nin bütçesidir; çünkü o bütçeye, bu ülkede yaşayan, siyasi görüşü ne olursa olsun, bütün yurttaşlar vergi vererek katkıda bulunur, katkı sağlar. Ama maalesef sizler, yapılan bütçeyi sanki Maliye Bakanının bütçesi, sanki AKP'nin bütçesi gibi algılayarak…

YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - Sağ cepten alacaksın sol cebe koyacaksın!

172

RASİM ÇAKIR (Devamla) - …Edirne'de Cumhuriyet Halk Parti belediyesine haciz göndererek, Uzunköprü'de Doğru Yol Partili belediyeye haciz göndererek…

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Doğru değil, bunların hiçbiri doğru değil.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Sayın Bakan cevabını verir.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Hiçbiri doğru değil.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - …Lalapaşa Belediyesinin kanalizasyonunun ve yolunun bizzat Maliye Bakanı tarafından yapılıp Süloğlu ve Keşan Belediyelerinin kanalizasyonunu İller Bankasından borçlanarak, halkın parasıyla yaptırarak, o belediyeye analık, bu belediyeye babalık yaparak, sizlere verilmiş olan bütçeyi, maalesef, siyasi görüşleriniz doğrultusunda kullanmak ve Cumhuriyet Halk Partili belediyelere hacizler göndererek, onların elini kolunu bağlamaya gayret ederek…

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Hiçbir ayırım yok. Hiçbir ayırım yapılmadı.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - …sanki o belediyeleri başarısız belediyelermiş gibi göstermeye çalışarak, bu yaptıklarınızdan da siyasi oy, siyasi hesap gayreti içerisindesiniz.

Değerli arkadaşlarım, bu, doğru değildir. Bu, böyle davranan hiçbir siyasi partiye böyle davranmak hayır getirmez, oy kazandırmaz. Bir taraftan Uzunköprü'de Doğru Yol belediyesi inim inim inlerken, bir taraftan Edirne'de Cumhuriyet Halk Partili belediye inim inim inlerken…

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Kim inletiyor?

RASİM ÇAKIR (Devamla) - …diğer taraftan kendi yandaşınız olan belediyelere açıktan paralar göndererek, her türlü katkıyı, her türlü yardımı yapmaya gayret ediyorsunuz.

Süloğlu Belediyesi, Sayın Maliye Bakanının kendi doğduğu ilçedir değerli arkadaşlarım. Süloğlu Belediyesindeki bütün vatandaşlar bu devlete vergi veriyor, askerlik yapıyor.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Ayırım yok.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Ama, soruyorum ben, bugüne kadar Süloğlu Belediyesine Sayın Bakan hangi katkıyı yapmıştır veya hangi katkıyı yapmayı düşünüyordur? Devletin kaynaklarını, adınıza yakışır bir şekilde, adil bir şekilde kullanmak mecburiyetindesiniz.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Ayırım yok, doğru değil.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Keşan Belediyesi, kanalizasyonunu yapıyor, İller Bankasına borçlanıyor, Keşan halkı borçlanıyor, devletten bir lira para yok ve o şekilde yapılıyor.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Bütün belediyeler öyle.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Hayır, bütün belediyeler öyle değil. Niye o zaman, Lalapaşa Belediyesinin kanalizasyonu ve yolları tamamıyla Maliye Bakanının desteğiyle yapılıyor? Kıskandığım için söylemiyorum, daha iyisi yapılsın. Daha iyisi yapılsın ama, analık babalık yapılmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hangi partili?

BAŞKAN - Sayın Çakır, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - AKP'li.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hayır, hayır; Süloğlu?..

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Hayır, Lalapaşa.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Süloğlu hangi partili?

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Süloğlu Cumhuriyet Halk Partili, evet.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Daha ne?..

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Bir lira para vermiyorsunuz, İller Bankasına borçlanıyor, halkı borçlanıyor ve o şekilde yapılıyor, parasını da halkı ödeyecek.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Ezbere konuşuyorsun.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Hiçbir şekilde ezbere konuşmam.

BAŞKAN - Şahsı adına, Urfa Milletvekili Vedat Melik.

173

Sayın Melik, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 Yılı Merkezî Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 16'ncı maddesi üzerinde kişisel görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin her zaman ve hangi siyasi iktidar iş başında olursa olsun çok güçlü bir silahlı kuvvetlere sahip olması gerektiği tartışılmaz bir konudur. Bu konu zaten yalnız ülkemizdeki bazı resmî kurumların değil, hepimizin yaşamının bir bölümünde görev aldığı Türk Silahlı Kuvvetlerinin bağrından çıktığı, halkımızın da tartışmasız kabul ettiği bir gerçektir. Ancak, bir silahlı kuvvetin, dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü, yalnız onun hâlihazırdaki vurucu gücüyle sınırlı değildir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü, Türkiye'nin ekonomik gücüyle bağlantılıdır. Çünkü ülke ekonomisi ne kadar güçlü olursa olsun silahlı kuvvetleri de o kadar güçlü olur. Bunun örneklerini kendi tarihimizde görebileceğimiz gibi, İkinci Dünya Savaşı'nda da açıkça görebilmekteyiz.

Osmanlı topraklarında yol bulunmaması, Osmanlı imalat sanayisinin ve buna bağlı olarak savaş sanayisinin olmamasının sonuçlarını hepimiz defalarca okuduk. Osmanlı orduları ne Medine'yi müdafaa ederken ne Süveyş harekâtında ne Filistin'de ne Basra cephesinde ne de Sarıkamış'ta komutanlarının kötü yönetimi veya askerlerinin çarpışmaktan kaçınmasından dolayı yenilmemiştir. Bu yenilgilerin tek nedeni, 90 bin şehit verdiğimiz Sarıkamış faciasında da olduğu gibi, devletin ilkel ekonomik yapısından kaynaklanan lojistik desteğin sağlanamamasıdır. İkinci Dünya Savaşı'nda da aslında yenilen Japon ordusu değildir. Gerçekte savaşın galibi, o yıllarda bile başta tarım ve sanayi olmak üzere Japonya'dan kat kat güçlü olan Amerikan ekonomisidir, Amerikan teknolojisidir, iyi eğitilmiş Amerikan insanıdır.

Değerli arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyup düşündüğünüz zaman, Türkiye'de böyle bir ekonomik yapıdan bahsetmek mümkün müdür? Ama, son bir haftadır yapmakta olduğumuz bütçe görüşmelerinde başta Sağlık, Millî Eğitim, Tarım ve Enerji Bakanlarının konuşmalarına baktığımız zaman, bizim bütün sorunlarımızın AKP İktidarıyla birlikte çözülmeye başlanmış olduğunu, ama bizim haberimiz olmadığını anlıyoruz.

Ama, bir de madalyonun diğer yüzüne bakmak gerekiyor. Aslında sorun çok, yalnız, zaman kısıtlı olduğu için ben sadece madalyonun bir bölümünden bahsetmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu ülkede, hâlen on binlerce ilköğretim çağında çocuk okula gidememektedir. Niye gidememektedir? Çünkü bunlar, aileleriyle birlikte yılın yarısını ülkenin değişik bölgelerinde geçici tarım işçisi olarak geçirmektedirler. Dört yıldır AKP Hükûmeti bu konuda bir arpa boyu dahi yol almamıştır.

Sayın Millî Eğitim Bakanı her konuşmasında "Haydi Kızlar Okula" kampanyasıyla okula başlattıkları kız çocuklarının sayısını vermektedir, ama, okula devam eden kız çocuklarının sayısını verememektedir. Çünkü, yalnız kız çocuklarının değil, erkek çocuklarının da okula gönderilememesini veya gidememesini salt sosyokültürel nedenlere bağlamaktadır; çünkü, konudan ya haberi yoktur ya da ilgilenmemektedir.

Bakın, ben size bu konuyla ilgili bir örnek vermek istiyorum. 26 Ocak 2006 tarihinde, yani on bir ay önce ben Sayın Millî Eğitim Bakanına bir soru yöneltmişim ve demişim ki: Ceylanpınar Tarım İşletmesinde yaşayan göçerlerin çocukları herhangi bir okula gidemiyorlar. Bu soruna nasıl bir çare bulmayı düşünüyorsunuz? Kısaca verdiği cevap şudur: "En kısa sürede çözeceğim, o bölgeye prefabrik bir okul yaptıracağım." Biz bu konuyu Urfa'da da takip ettik. İlgili müdürlerle her görüşmemizde "Tamam, biz Sayın Bakanımızdan talimat aldık, yaz aylarının sonunda ihaleyi yaparak 2006-2007 yılında bu çocukları öğretime başlatabileceğiz." demişlerdir. Bu çocukların geçen yılki sayıları 550'dir. Bu konuyu bize ileten göçer ailelerine de, devletin bakanı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL BİLEN (Manisa) - On gün sonra açılıyor.

BAŞKAN - Sayın Melik, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - O seyyar okul açıyor, onu da söyleyeceğim.

…söz verdi, hiç merak etmeyin, bu yıl okulunuza kavuşacaksınız, dedik; ama, on bir ay geçtiği hâlde Sayın Bakan bu okulu açamadı. Birinci sömestr bitmek üzereyken, çocuklar ilk yarıyı bitirmek üzereyken Sayın Bakan geçen gün diyor ki: "Müjdem olsun, on gün sonra onlara seyyar okul göndereceğim."

Değerli arkadaşlar, söz konusu çocuklar da, Türk vatandaşları gibi sırası geldiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev alacaklardır. Çağımızda güçlü bir ordu için başta kalkınmasını sağlamış bir ekonomi ve bunun için de iyi eğitilmiş fertler gerekir. Ülkemizdeki fertlerin, yarın güvenlik güçlerimizde görev alacak fertlerin iyi eğitilip eğitilmediğinin cevabını da sizlere bırakıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, şahsı adına, Edirne Milletvekili Necdet Budak.

174

Sayın Budak, buyurun. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

NECDET BUDAK (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16'ncı maddeyle ilgili şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Millî Savunma Bakanlığı bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum.

Tabii, burada, milletvekili arkadaşımız bu maddeyle ilgili olarak konuşulması gerekenlerden çok Edirne'yle ilgili söyledi. Ama, bu maddeyle ve Edirne'yle ilgili olan DFİF olayı var Maliye Bakanlığımızın ve Trakyabirlik'in 110 bin ayçiçeği üreticisi var, 180 trilyon DFİF kredi borcunu AK Parti Hükûmeti, Sayın Maliye Bakanımız, bu Grup sildi. Ben, Edirneli olarak, Trakyalı olarak bu Gruba teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - CHP'li seçmene teşekkür et sen.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Sana oy verenlere teşekkür et.

NECDET BUDAK (Devamla) - Ayrıca… Ayrıca… Ayrıca, Keşan CHP Belediyesi…

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - CHP'li delegelere teşekkür edeceksin.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Seni milletvekili yapan Edirnelilere teşekkür et.

NECDET BUDAK (Devamla) - Keşan Belediyesi, CHP, elektrik altyapısına 6,6 trilyonu bu Grup çıkardı ve…

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Seni birinci sıraya getirenlere teşekkür et. CHP'nin delegelerine teşekkür et.

NECDET BUDAK (Devamla) - …Trakya'da tek örnektir Keşan CHP Belediyesi, AK Parti Hükûmetinden 6 trilyon alarak, tüm elektrikler yer altına alındı. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Senin yüzün iki tane, iki yüzlüsün sen!

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Belediyeyle ne alakası var?

NECDET BUDAK (Devamla) - Keşan Belediyesi CHP belediyesi…

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Sen ne anlarsın CHP'den?

NECDET BUDAK (Devamla) - 3 trilyonluk hastane, 8 trilyonluk kültür sitesi, 6 tane köprü, Saros Körfezi turizm merkezi ilan edildi, doğal gazı geldi. Bunlar bu Grup sayesinde yapıldı. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Belediyeyle ne alakası var bunların, belediyeyle?

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Sana oy veren seçmenler oylarını haram ediyor!

NECDET BUDAK (Devamla) - Bir başka olay: Hamzadere Barajı, sekiz yıldır çivi çakılmıyordu, yüzde 1 fiziki gerçekleşme vardı. Geçen yıl 17 trilyon ödenek çıktı, yüzde 10 fiziki gerçekleşme oldu. Burası CHP belediyesinin alanı. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Kaymakamlarla gidiyorsun köylere ama, kaymakamlarla. Yalnız köylere gidemiyorsun.

NECDET BUDAK (Devamla) - Başka olay: Uzunköprü Belediyesi DYP belediyesi. Bu Grup Millî Piyango çekilişini DYP'li belediye için yaptı ve dünyanın en uzun tarihî taş köprüsü 14 trilyon liraya ihalesi yapıldı; DYP'li belediye. Bu Grup yaptı. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Belediyeyle ne alakası var onun? Belediye başkanını hacca gönderdiniz.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Sizi geçmiş, sizi!

NECDET BUDAK (Devamla) - Kanalizasyon, tüm ilçelerde parti farkı gözetmeksizin, Süloğlu dahil… Süloğlu Belediyesini söyledi, CHP'li belediye, doğru, Maliye Bakanımızın ilçesi…

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sen Edirne'ye giremiyorsun bile, Edirne'ye.

NECDET BUDAK (Devamla) - Milletvekilimizin ilçesi ve kırk yıldır tartışılan kanalizasyon bu Grubun sayesinde başlatıldı. Onun için ben Maliye Bakanımıza teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Ya, belediyeyle ne alakası var? Süloğlu halkıyla…

YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - Neyse, seçimlerden sonra gelirsin konuşursun bakalım orada.

NECDET BUDAK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Edirne Belediyesi CHP belediyesi. Edirne'nin içme suyu 1,3 trilyon, bu Grup yaptı. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Seni milletvekili de bu Grup yaptı. Seni dönek seni!

175

NECDET BUDAK (Devamla) - Edirne girişi, 3 trilyonluk Edirne girişi yolu AK Parti Hükûmeti tarafından yapıldı, CHP belediyesine yapıldı.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Tamamlanmadı, tamamlanmadı.

NECDET BUDAK (Devamla) - Tamamlandı.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Ödenek yok diye tamamlanmadı. Yalan söyleme.

NECDET BUDAK (Devamla) - Ayrıca, Edirne ilimiz Türkiye'deki en kirli illerden birisi. Maliye Bakanımız, BOTAŞ ve Enerji Bakanlığımızın katkısıyla 2007'de doğal gaza kavuşuyor. Bu da yine bu Grup sayesinde oldu. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Senin sayende daha da kirlendi Edirne.

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Ahlakını kirlettin, ahlakını.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Siyasi ahlakını kirlettin Edirne'nin.

NECDET BUDAK (Devamla) - Diğer bir olay: Edirne Belediyesi, CHP belediyesi, yağmur sulama sistemi bu Grup tarafından yapıldı. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bence, burada, hizmet anlamında konuşursak, ben çok daha sıralarım. Ama, uykunuzu da biraz açmış olduk. Şu var...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sende ahlak zaafı var, ahlak!

NECDET BUDAK (Devamla) - Şu var…

Değerli arkadaşlar, muhalefet milletvekili arkadaşımız, benim milletvekili arkadaşım, Edirne ile Ankara arasında soğukluk yaratırsanız, bu hizmetleri daha fazla yapmada biz güçlük çekeriz.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Ne yaptın ki? Ne yaptın?

NECDET BUDAK (Devamla) - Sizler burada katkıda bulunursanız, biz daha çok hizmet ederiz.

YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - Senin yapacağın hizmet kalsın zaten. Senden ne hizmet isteyeceğiz ya? Sen nesin ki, hizmet edeceksin sen?

NECDET BUDAK (Devamla) - O bakımdan, bu hizmetler...

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim mi...

YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - Sen yapsan yapsan kendine yaparsın! Başkasına ne yapacaksın?

NECDET BUDAK (Devamla) - Bakın, ben size bir şey söyleyeyim mi: Cumhuriyet değerleri üzerinden, manevi değerler üzerinden... Cumhuriyet değerlerimiz, manevi değerlerimiz hepimizin ortak değerleri.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sen hariç!

NECDET BUDAK (Devamla) - Ama, bu dönemde, öyle, Türkiye'de bir siyaset oluştu ki, bu değerler ortak değerler.

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Sen seçimde yaptığın konuşmaları aklına getir!

NECDET BUDAK (Devamla) - Bunlar üzerinden bedava siyaset bitti. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Eğer ülkemizi seviyorsak, bayrağımızı seviyorsak, Atatürk'ü seviyorsak, Müslüman'sak, bu ülke için hizmet edeceğiz ve çalışacağız.

Sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Bunlara "kara parti" diyen sen değil miydin! "Kara parti" diyen sen değil miydin, kara parti! "Kara parti" diyen sen değil miydin Necdet? Nasıl oldu da şimdi "AK Parti" oldu? "Kara parti" diye benimle beraber köy köy gezdin!

YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - Bizi sattı, yarın sizi de satacak!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, maddenin oylamasından önce, Komisyon Başkanlığının bir söz talebi vardır. Komisyona söz veriyorum.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın Başkanım, 16'ncı maddenin ikinci paragrafının ikinci satırının sonundaki "ikinci" kelimesinin "birinci" olması gerekiyor. Düzeltilmesini talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekli not alınmıştır.

Sayın Karapaşoğlu, teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

176

17'nci maddeyi okutuyorum:

Yabancı ülkelere yapılacak hizmet karşılıkları

MADDE 17- (1) Maliye Bakanı;

a) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yabancı ülkelere ve uluslararası kuruluşlara kiraya verilen veya bir hizmetin yerine getirilmesinde kullanılan kara, deniz ve hava taşıtlarından alınan kira veya ücret tutarlarını,

b) Türk Silahlı Kuvvetlerinin öğrenim ve eğitim müesseselerinde okutulan ve eğitim gören yabancı uyruklu subay, astsubay veya erlere yapılan giderler karşılığında ilgili devletlerce ödenen tutarları,

c) NATO makamlarınca yapılan anlaşma gereğince yedek havaalanlarının bakım ve onarımları için ödenecek tutarları,

aynı amaçla kullanılmak üzere bir yandan genel bütçeye gelir, diğer yandan yukarıda yazılı kuruluş bütçelerinde açılacak özel tertiplere ödenek kaydetmeye ve bu suretle ödenek kaydedilen tutarlardan yılı içinde harcanmayan kısımları ertesi yıla devretmeye yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Edirne Milletvekili Nejat Gencan.

Sayın Gencan, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NEJAT GENCAN (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Edirne milletvekilleri arka arkaya konuşma şansını kullandık herhâlde. Ben Necdet arkadaşımızın söylediklerinin bir kısmına cevap vereceğim ama, bir eleştiri şeklinde değil, onların yaptıklarının yanında yapamadıklarını söyleyeceğim.

2007 yılı merkezî yönetim bütçesinin 17'nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Şahsım ve Grubum adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "Yabancı ülkelere yapılacak hizmet karşılıkları" başlıklı 17'nci maddede, Maliye Bakanına, ilgili kuruluş bütçelerine ödenek kaydedilen tutarların yılı içinde harcanmayan kısımlarını ertesi yıla devretme konusunda yetki verilmektedir. Kısacası, ilgili kuruluşlara ödeneklerini sonuna kadar harcama konusunda bir uyarı maddesiyle karşı karşıyayız.

Bütçenin daha verimli olması açısından, bu şekilde özellik içeren maddeleri bütçenin geneline yaymalıyız. Aksi hâlde, kurumların bu ödenekleri yıl sonunda kullanma gibi bir zorunluluk içerisine girdiğini görmekteyiz.

Hükûmetin 2007 yılı içerisinde gerçekleştirmeyi öngördüğü harcamaları gösteren 2007 yılı bütçesinin görüşmelerini tamamlayarak bitirmek üzereyiz.

Ne yazık ki, bu bütçenin de, hiçbir reform içermediği, son dört yıldır yapılan bütçelerin devamı niteliğinde olduğunu hep birlikte görüyoruz. Bu bütçenin de neresinden tutacağımızı bilemiyorum. İşte size kayıp bir yıl daha önümüzde.

2007 yılı bütçesi ülkemiz için hayati önemde olan, sosyal ve ekonomik altyapının geliştirilmesi ve yenilenmesi, öncelikli yatırımların gerçekleştirilmesi, tarımda yeniden yapılanma, sosyal sektörlerde hızlı gelişme, istihdamın artırılması, bölgesel kalkınma gibi konuları dışlayan, bunların gerçekleşmesinde oldukça yetersiz kalan bir bütçedir.

2007 yılı bütçesinde, bütçe giderleri için 204,9 milyar YTL ödenek ayrılırken, bütçe gelirleri 188,2 milyar YTL olarak tahmin edilmektedir. En iyi ihtimalle bütçemiz 2007 yılında 16,7 milyar YTL açık verecektir. Faiz dışı bütçe fazlası ise, 36,2 milyar YTL olarak öngörülmektedir.

İşte, size, yatırımları kesin, bütçeyi kısın, harcamaları durdurun, önce benden aldığınız borçları ve faizlerini ödeyin diyen IMF etkisiyle hazırlanmış bütçe rakamları. Son beş yıldır IMF gözetiminde ve onayı alınarak hazırlanan bütçelerin değişmez ilkesi budur: Yüzde 6,5 faiz dışı fazla hedefi. Yeni bütçede faiz ödemelerinin dışında kalan ödeneklerden de yüzde 6,5 oranında bir kesintiyle para artırmak, tasarruf etmek zorundayız.

Bunu nasıl yapacaksınız? Harcamaları kısacaksınız, yatırımları, zaten olmayan yatırımları kısacaksınız, hatta ve hatta emeklinin maaşını, sağlık ve eğitim giderini, beslenmesini azaltacaksınız. Bunlar da yeterli olmayacak, değerli arkadaşlar, yeni vergiler ve zamları devreye sokacaksınız. Bütçenin gelir kaleminin temelini oluşturan vergi gelirlerindeki artış hedefinin enflasyonun 2 katı düzeyinde olması, yeni vergi artışlarının en somut göstergesidir. Elektriğe zam, doğal gaza zam, mevcut vergi oranlarında artış ve de yeni vergiler bizleri beklemektedir. Şimdi bu zamlara karşı çıkacaksınız. Sakın karşı çıkmayın.

Bu zamların dışında, sizlere, bütçenin ilginç bir gelir kaleminden bahsetmek istiyorum: Devlet, 2007 yılında 3,2 milyar YTL ceza kesecek, yani, gelir kalemine konulan bir ceza kalemi. Dikkat edin, ilgili birimler, her gün aldığı bir emirle göreve çıkacak, bugün bu kadar ceza kesilecek diye emirler yağdırılacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Maliye Bakanımızın 6 Ocak 2003 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan ifadeleriyle sizlere seslenmek istiyorum: Sayın Maliye Bakanımız şöyle diyor: "Biz, vergi adaletini

177

sağlamak istiyoruz. Verginin adil, oranlarının makul olmasını istiyoruz. Ancak, dolaysız vergiler yüzde 30'lara düşmüş, buna karşılık dolaylı vergiler yüzde 70'lere çıkmıştır. Dolaylı vergilerin oranının yüzde 70'lere çıktığı bir ülkede vergi adaletinden bahsedilmesi mümkün değildir. Bu çarpık yapıyı düzeltmek mecburiyetindeyiz. Bu yapı değişmedikçe hedeflere ulaşmak çok zor. Bu nedenle, gerçekleştireceğimiz vergi düzenlemeleriyle öncelikle bu yapıyı ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz." Bu sözler Maliye Bakanımıza ait. Sayın Bakanım, Avrupa Birliğinde dolaylı vergilerin oranı yüzde 50 civarı. 2007 yılı bütçesinin dolaylı vergileri yüzde 72. İşte, 2003'te söylediğiniz vergi adaleti 2007 yılında bu şekilde uygulanıyor!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son dört yıldır yapılan bütçelerde olduğu gibi 2007 bütçesinde de yatırım kalemlerinde azalmalar devam ediyor. İstihdamı artırmak için kamu yatırımlarının mutlaka artırılması gerekir. Özel sektörün yatırım yapmasını beklemek yeterli değildir. Özel sektörün 2006 yılındaki yüzde 14'lük yatırım artışına karşın 2007 yılındaki yatırım artışı, iyimser bir bakış açısıyla, sadece yüzde 6 olarak öngörülüyor. 2006 yılındaki kamu yatırımının yüzde 1,2'lik artışı sizce yeterli midir? Ülkemizdeki yüzde 10'ların üzerindeki işsizliği bu şekilde mi gidereceğiz?

Yatırımcı kuruluşların bütçeleri de düşürülüyor. Faiz ödemelerinin 52,9 milyar YTL'yi bulduğu 2007 yılı bütçesinde, 2006 bütçesinde 12,4 milyar YTL olan yatırım bütçesi 2007 yılında 12,1 milyar YTL'yle sınırlı tutulmuştur. Bayındırlık Bakanlığı bütçesi yüzde 5,3; Ulaştırma Bakanlığı bütçesi yüzde 19,2; Karayolları Genel Müdürlüğü bütçesi yüzde 14, Sağlık Bakanlığı bütçesi yüzde 12 oranında düşürülmüştür. Bu konuyu halkımızın takdirine bırakıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her ne kadar Hükûmet adına konuşan bakanlar ve milletvekilleri "seçim ekonomisi uygulanmayacak" deseler de bu bir seçim bütçesi ve seçim sandığının ipuçlarını bu bütçede görmekteyiz. Yeni sosyal güvenlik sisteminin finansmanı için 31,6 milyar YTL, köylerin ve küçük belediyelerin altyapılarının desteklenmesini amaçlayan KÖYDES ve BELDES projeleri için 2,3 milyar YTL, ayrıca mahallî idarelere ve fonlara 17 milyar YTL ödenek ayrılmıştır. Bunlar iyi gelişmeler. Umarız, bu kaynaklarla yapılacak projelerin uygulanması konusunda objektif kriterler hayata geçirilir. Seçim yatırımı harcaması ve yandaşlara kaynak aktarımı şeklinde hayata geçirilmemesini diliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 bütçesinde 1 milyar YTL olan yedek ödenek tutarının 2007 bütçesinde 2,3 milyar YTL'ye çıkarılmasını dikkatlerinize sunmak istiyorum. Artış oranı yüzde 130. Bu bütçede bundan başka bu şekilde artırılan hiçbir kaynak yok. Bu yedek ödenek, Maliye Bakanlığına, kime isterse, nereye isterse kullanmak üzere tahsis ediliyor. Tabii "bunun seçimle uzaktan yakından ilgisi yok" diyeceksiniz, ama, az önce Rasim arkadaşımın söylediği ve Maliye Bakanımızı överek cevap veren Necdet arkadaşımın konuşmalarını, ben, burada bir daha hatırlatmak istiyorum. Bunun bundan farklı kullanılmayacağını, ben de buradan bir daha söylemek istiyorum. Hep birlikte göreceğiz, özellikle bu ödeneğin kullanılmasında vücut dilinden anlama kriteri esas olacaktır.

2007 bütçesi de ne yazık ki, esnafımıza umut vermiyor, hayal kırıklığı ve umutsuzluk veriyor. İşte bu bütçeden esnafa en büyük müjde, 2007 yılının en büyük özelleştirme hedefi olan Halkbank'ın blok satışıdır. Takdiri esnafımıza bırakıyorum. Esnafımız, günü geldiğinde gerekli cevabı verecektir.

Seçim bölgem Edirne'de esnaf kan ağlıyor, çiftçi kan ağlıyor, sanayici kan ağlıyor, işsizlik almış başını gitmiş, gençler umutsuz, iş imkânı yok. Edirne ilimiz, sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında on altıncı sırada olduğundan, kalkınmada öncelikli iller arasında yer alamadı, alması da mümkün değil. Yatırımlardan hak ettiğini bu yüzden de alamıyor, fakat bazı ilçelerimizdeki gelir seviyesi Türkiye ortalamasının çok altında, hatta bin doların da altında. Bunu Necdet arkadaşımız bizden daha iyi biliyor. Bu çerçevede, il bazında kalkınmada öncelikli iller arasına giremiyorsak, o zaman sınıra yakın il veya ilçeler bazında kalkınmada öncelikli statüde değerlendirilmek istiyoruz Edirne olarak. Bu durumun göz ardı edilmesi yetmezmiş gibi, ilave olarak, sınır kenti olan Edirne'de sınır ticareti yasaklandı, yapılmıyor. Yetmezmiş gibi, yurt dışına çıkışlarda harç uygulaması tekrar geldi. Yetmezmiş gibi, yurt dışına çıkışlarda haftalık ve onun benzeri sınırlamalar geldi. Edirne halkı şaşkın. Neden cezalandırıldığını anlamaya çalışıyor, bir türlü anlam veremiyor. Sanayicimiz, ticaret erbabımız hareket kabiliyetini yitirmiş bulunmaktadır. Bölgemiz, ülkemiz ekonomisini olumsuz yönde etkileyen bu etkenlerden dolayı etkilenmektedir. Kişilerin seyahat etme özgürlükleri ihlal edilmektedir.

2007 yılı bütçesinde tarımsal destekleme tutarı 5,2 milyar YTL'dir. Tarımsal desteklemenin gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 0,84'tür. Bu oran, Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 2 ve 3 düzeyindedir. Çiftçimiz geçmiş bütçelerde olduğu gibi 2007 bütçesinde de desteksiz, korumasız bırakılmıştır. AB ülkelerinin kendi çiftçisine vermiş olduğu destek, bizim çiftçimize verdiğimiz destekten yaklaşık 20 kat daha fazladır.

Dünyada kendi kendine yeten ülkelerden biri olan Türkiye'yi, artık, kendi kendine yetemez noktaya getirdiniz. Şimdi, kendi kendini besleyemeyen bir ülke hâline gelen bir Türkiye var. 1980 yılından günümüze tarım

178

ürünleri ithalatı yüzde 58 oranında artmıştır. Değerlendirme yaparken bu hususları da göz önünde bulundurmanızı istiyorum. Tarım sektörünün, eğitim ve savunma gibi, bir ülkenin geleceği açısından stratejik öneme sahip olduğunu göz önünde bulundurma zorundasınız. Tarım kesiminde çalışan nüfusumuzun ürettiği ürünün tarlada kalmasına neden olacak fiyat politikalarını uygulayarak tarım kesiminin bu kadar fakirleşmesine seyirci kalmayacağız.

Evet, değerli arkadaşlar, burada bazı kriterler var, onları burada okumayacağım, ama ben sadece çeltik konusunda Necdet arkadaşımız 2002 yılından bu yana Edirne ilimize ödenen destekleme paylarının çok yüksek miktarlarda olduğunu söylüyor. Yani, 50 trilyondan 100 trilyon civarına çıktığını söylüyor. Ama ben sadece çeltikte Edirne ekonomisinin, yani Edirne ilinin 35-40 trilyon, sadece bu seneki fiyatlardan dolayı kaybettiğini söylemek istiyorum. Yani, vermiş olduğunuz 100 trilyonun bu çiftçinin cebinden tüccar veya satışta nasıl alındığının hesabını sizler vereceksiniz.

NECDET BUDAK (Edirne) - Çeltik fiyatı yükseldi, 750-800 oldu.

NEJAT GENCAN (Devamla) - Şimdi yükseldi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet, bu yüz kızartıcı yoksullaşma tablosu karşısında konuşmak yerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gencan, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

NEJAT GENCAN (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.

…utanmalı ve siyaseten gereğini yapmalıdır. Halkımız 3 Kasım 2002 seçimlerinde oy verirken, gelir dağılımında adalet, siyasetin yeniden yapılandırılması, dokunulmazlıkların kaldırılması, yolsuzluklarla mücadele edilmesi, toplumsal gerginliklerin ortadan kalkması gibi en temel konularda değişim istiyordu. Fakat, 2007 yılına geldiğimizde, Hükûmet, Avrupa Birliği dayatmaları dışında Türkiye'yi normalleştirecek hiçbir gelişmenin altına imza koymamıştır. Olası bir erken seçimde değişim kaçınılmazdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin bir yıllık yatırım beklenti, gelişme, büyüme umutlarını içeren 2007 bütçe yasa tasarısının umut vermediğini üzüntüyle ifade ediyor, ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızın…(AK Parti sıralarından gülüşmeler)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Kim izler bu saatte?

NEJAT GENCAN (Devamla) - Varsa, varsa. Biz erken saatlerde olacağı için öyle düşündük.

…yaklaşmakta olan yeni yıl ve Kurban Bayramı'nı kutluyor, sizleri de saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gencan.

Şahsı adına, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş.

Sayın Elitaş, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 17'nci maddesi üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yaklaşık, herhâlde on saat, on beş saate yakın bir süredir…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Bir o kadar daha olacak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - On beş saate yakın bir süredir bütçe üzerinde görüşmelere devam ediyoruz.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - On yedi saat…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Herhâlde on yedi saat olmuş, bir on saat daha bir süremiz var. Bu sürede, değerli milletvekili arkadaşlarımız ve bizler gerçekten konu hakkında faydalanmaya çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bir bütçenin bütçe olabilme özelliği, en temel özelliği istikrarlı, kararlı ve rakamlarının yıl sonunda tutmasıyla doğru orantılıdır. Daha önceki maddelerde yaptığım konuşmada, bugüne kadar, 1983'ten 2006 yılına kadar yapılan bütçeler içerisinde hiçbir hedefin gerçekleşmediğini veya gerçekleşmeye yaklaşan bütçeler olmasına rağmen, 2003 yılından itibaren yapılan bütçelerin tamamen hedeflerin altında ve kamuoyuna, piyasaya, bu bütçeyle ilgilenen bütün kurum ve kuruluşlara güven verdiğini ifade etmiştim.

Değerli arkadaşlar, 2002 yılı sonu itibarıyla rakamlara baktığımızda, kamu kesiminin borçlanma gereğinin 2001 ve daha önceki yıllarda yüzde 20'lere doğru gittiğini, yanlış hatırlamıyorsam, 2001 yılında yüzde 17, 2002 yılı rakamları burada, gayrisafi millî hasılanın yaklaşık yüzde 13'ü… 2003'ten itibaren kamu kesimi borçlanma

179

gereğinde bir iyileşmeyle karşı karşıya kalıyoruz. 2002 yılında gayrisafi millî hasılanın yüzde 4,7'si, 2003 yılında 9,4'ü, 2004 yılında yüzde 4,7'si ve 2005 yılında yüzde 0,9'u, yani, yüzde 1'den daha aşağı bir oranda kamu kesiminin borçlanma gereği olmuş. 2006 yılı önemli bir yıl. 2006 yılı bütçesi, hakikaten ilk defa kamu net borç ödeyicisi hâle gelmiş. Kamu kesimi borçlanma gereği, 2006 yılında, ilk defa eksiden, yani, teknik deyimle baktığımızda, şimdiye kadar saydıklarımı artı olarak varsayarsak, ilk defa 2006 yılında kamu kesimi borçlanma gereği olmamış, inşallah, yıl sonu rakamlarını belki bir ay sonra alacağız, yıl sonu rakamlarının kamu kesimi borçlanma gereğinin yüzde 3'ler civarında eksi olduğunu, borçlanma ihtiyacının olmayacağını göreceğiz.

Değerli arkadaşlar, 31 Aralık 2006, mübarek Kurban Bayramı. Bu vesileyle, tüm Türk milletinin, İslam âleminin mübarek Kurban Bayramlarını tebrik ediyorum, bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Çakır, buyurun.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakanımdan öğrenmek istiyorum: 2007 yılı bütçesini incelediğimizde, Edirne'nin Hamzadere Barajı'yla ilgili 4 milyon YTL'lik bir ödenek ayrıldığı görülmektedir. Sayın Bakanın, yıl içerisinde bu ödeneği artırmaya yönelik bir projesi, planı var mıdır?

İki: Yine, Enerji Bakanlığının bütçesi Plan Bütçe Komisyonunda görüşülürken sormuş olduğum soruya verilen cevapta, Edirne'nin giriş yoluyla ilgili, ihalesi tamamlanmış, altyapısı yapılmış, ödenek bulunduğunda bu yolu tamamlayacağız şeklinde bir yanıt aldım. Sayın Bakanın, bu yolun tamamlanmasına yönelik ödeneğin bulunmasında gayretleri olacak mı?

Bir de, Sayın Bakana sormak istiyorum: Hükûmetiniz, acaba, milletvekillerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çakır.

Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Günaydın Sayın Bakanım. Hoş geldiniz. İlk maddede sormuştum, yanıt alamamıştım. Geçtiğimiz hafta, buradaki konuşmanızda "Ücretlilerin fiş ve fatura toplama zulmüne 2007 yılında son vereceğiz." demiştiniz, ama, 20 Aralık 2006 tarihli Resmî Gazete'deki 259 sayılı tebliğinizle fişlerin toplanmasına ilişkin önemli ipuçlarını veriyorsunuz ve yayımladınız. Yani, ücretliler 2007 yılı içerisinde fiş toplayacak mı toplamayacak mı? Birinci sorum bu.

İkinci sorum da, yine, kasım ayının ilk haftasında, Sayın Başbakan özel iletişim vergisi oranının yüzde 25'ten yüzde 20'ye düşürüleceğini söylemişti. Aynı konu Ulaştırma Bakanınca da açıklanmıştı. Şimdi, bakıyoruz, abone olanlardan alınan özel iletişim vergisinin yüzde 7,8 artırılarak, 2007 yılı için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Işık…

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, Aralık 2006 tarihi itibarıyla IMF'ye olan borcumuz ne kadardır, 2002 yılı sonu itibarıyla ne kadardı?

2002 yılında kurulan şirket sayısı ile kapatılan şirket sayısı nedir? 2006 yılında yine kurulan şirket sayısı ile kapatılan ne kadardır?

Araştırma projelerine verilen destek… 2002 yılı ile 2006 yılını mukayese eder misiniz?

Son olarak, çiftçimize toplam tarımsal destek ödemesi 2002'de ne kadardı, 2006'da ne kadar olmuştur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Işık.

Sayın Koç…

HALUK KOÇ (Samsun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2005 yılında bütçe gelir ve gider rakamlarının bütçe kapsamındaki kurumların gelir ve giderlerini yansıtmadığı bilhassa Cumhuriyet Halk Partili sözcüler tarafından dile getirildi. Uygulanan ekonomik programın hedeflediği faiz dışı fazlaya ulaşmak için, başta Maliye Bakanlığı olmak üzere, merkezî kurumlar kamu hesaplarını bilinçli bir şekilde eksik gösteriyorlar ifadesi dile getirildi. Bu işlemler, bazı giderlerin tahakkuk ettirilmeyip bekletilmesi ve ertesi yıllara devredilmesi suretiyle olduğu gibi, çıkarılan çeşitli torba yasalara konulan hükümlerle gelir ve giderlerin bütçeye ilişkilendirilmeksizin muhasebeleştirilmesi şeklinde de olmaktadır. Birinci duruma en

180

iyi örnek, sağlık harcamaları, müteahhit borçları ve KİT görev zararları olurken, ikinci duruma örnek ise, emeklilere vergi iadesi, çeşitli KİT'lere veya kamu kurumlarına yönelik düzenlemeler iddiası yer aldı. Bunlara katılıyor musunuz katılmıyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Keskin, buyurun efendim.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Sayın Bakanım, serbest bölgelerin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunlardan sağlanan ülkeye yıllık katkı ne kadardır? Bunları geliştirmeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Keskin.

Sayın Anbarcıoğlu, buyurun.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, biraz önce muhalefetten bir arkadaşımız, CHP'li belediyelere yardım etmediğinizi, diğer partiden, bilhassa AK Partili olan belediyelere yardım ettiğinizi söyledi. Eğer bu doğruysa, Bursa'nın CHP'li Belediye Başkanı olan Harmancık ilçesine yardımı kim yaptı? Aynı şekilde, Göynükbelen beldesi, CHP'li bir belediye başkanımız vardır, oraya da sizin para gönderdiğinizi biliyoruz. Şu fotoğrafta da göreceksiniz, CHP'li Belediye Başkanı bana bu sene plaket verdi. Bunları siz göndermediyseniz, kimin tarafından gönderildiğini öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, buyurun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Çakır, "Edirne Hamzadere Barajı'yla ilgili olarak ayrılan ödeneğe ilaveten başka ödenek de verilecek mi?" diye soruyor. Hamzadere Barajı, Trakya için fevkalade önemli bir baraj. Sayın Necdet Budak'ın anlattığına göre, yıllardan beri de çivi çakılmamış bir baraj; fakat, Edirne'de, Trakya'da o baraj büyük çapta sulama olarak kullanılacak ve yüz binlerce hektar alan sulanacak burada ve oradaki sulamalar normal, arpa buğday gibi geleneksel mahsullerin değil, pirinç gibi sanayi ürünü, yani, daha değerli ürünlerin yetişmesine sebep olacağı için fevkalade de verimli bir baraj ve Hükûmetimiz de bu barajın yapımına önem ve öncelik veriyor. Dolayısıyla, aynen 2006 yılında olduğu gibi, Hamzadere Barajı'nın inşaatını daha ileri safhalara getirmeleri için Hükûmet elinden geleni yapacaktır bu konuda. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, Edirne giriş yolunun yapılıp yapılmaması meselesi. Karayollarına ait olan yollar Karayolları tarafından, bir defa, yapılır. Ama, büyükşehir ve diğer belediyelere ait yolları da belediyeler bize yaptırmaya kalkmasınlar. Her belediye kendi şehir içi yolunu kendisi yapar.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - O yol da Karayollarına ait Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Eğer Karayollarına aitse o yol, hiç şüpheniz olmasın, o yol yapılır. Ama, belediyeye aitse, belediye kendi vazifesini iyi bilsin ve o yolunu yapsın.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Karayollarına ait, Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Karayollarına ise, Karayolları yapar onu, hiç merak etmeyin.

NECDET BUDAK (Edirne) - Yaptık, bitti Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ama, belediyeyle ilgili burada bir sürü şeyler söylediniz Sayın Çakır. Şimdi kalkılıyor, devletin vergisi ödenmiyor, vergiler ödenmiyor, kalkılıyor, efendime söyleyeyim, başka işler de yapılmıyor... Devlet de vergisini alacak, ister belediye olsun, ister başka şey olsun.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - AKP'li belediyelerden alıyor musunuz?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Vergiler alındığı zaman, "Haciz geldi, şu geldi bu geldi…" Devlet vergisini alır.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - AKP'li belediyelere haciz gönderiyor musunuz Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ödemezse, devletin alacağı yolu vardır, ona göre uygun olarak alır. Yok, AK Parti belediyesi, yok CHP belediyesi gibi lütfen ayrımcılık yapmayın.

O Edirne'ye içme suyunu şu AK Parti Hükûmeti, şu grup yapıyor, Devlet Su İşleri yapıyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Necdet Bey açıkladı.

NECDET BUDAK (Edirne) - Yaptık, teslim ettik.

181

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Yani, çok isterseniz bir daha gelir bir daha açıklar. Edirne Milletvekili olduğu için o bilir.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - İyi talebe yetiştiriyorsunuz! Vallahi benziyor sana!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Evet, çok şükür size benzemiyor yani, bize benziyor.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Bize benzemediği için sizin tarafa geldi. O karakterler bize lazım değil.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Çetin… Bir soru sordun Sayın Çetin, bir dakika, dinle de onu cevaplandırayım.

Bakın, "Ücretliler, 2007'de fiş toplayacak mı toplamayacak mı?" 2007 yılında ücretliler, vergi iadesi için fiş toplamayacak, bu kesin. Ama, şimdi, tebliğ, mevcut durumu açıklıyor. Bununla ilgili olarak hazırlanan kanun tasarısı Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi. Yasa tasarısı kanunlaştığı zaman, zaten otomatikman -orada da belirtiliyor- 2007'de vergi iadesi almak için fiş toplanmayacak. 2006'da toplanılan fişlerin vergi iadeleri 2007 yılında yapılacak, ama 2007 yılında ayrıca onun için toplanmayacak, çünkü 2008 yılında asgari geçim indirimi tatbik edilecek.

Sayın Işık, önce size teşekkür ediyorum ve takdirlerimi sunuyorum, ekonomiyle ilgili can alıcı güzel sorular soruyorsunuz. Ama, son olarak sorduğunuz bu rakamlara dayalı soruları yazılı olarak cevaplandıracağım, onu, müsaadenize sığınarak yazılı olarak cevaplandıracağım.

BAŞKAN - Sayın Bakanım teşekkür ediyorum, süre tamamlandı.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18'inci maddeyi okutuyorum:

Bağış, hibe ve yardımlara ilişkin işlemler

MADDE 18- (1) Maliye Bakanı;

a) Yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan hibe olarak yıl içinde elde edilecek imkanların Yeni Türk Lirası karşılıklarını Hazine Müsteşarlığının teklifi üzerine gereğine göre bütçeye gelir veya gelir-ödenek-gider kaydetmeye,

b) Dış kaynaklardan veya uluslararası antlaşmalarla bağış ve kredi yoluyla gelecek her çeşit malzemenin navlun ve dışalımla ilgili vergi ve resimlerinin ödenmesi amacı ile bunların karşılığını, ilgili bütçelerinde mevcut veya yeniden açılacak tertiplere ödenek kaydetmeye ve gereken işlemleri yapmaya,

c) 2007 yılı içinde Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ihtiyaçları için yabancı devletlerden askeri yardım yoluyla veya diğer yollardan fiilen sağlanacak malzeme ve eşya bedellerini, bağlı (B) işaretli cetvelde açılacak tertiplere gelir ve karşılıklarını da bu bütçelerde açılacak özel tertiplere ödenek ve gider kaydetmeye,

yetkilidir.

(2) Türkiye - Avrupa Birliği mali işbirliği kapsamında sağlanacak mali imkanların karşılığı olarak ilgili idare bütçelerinde (05), (06) ve (07) ekonomik sınıflandırma kodlarında yer alan tutarların Ulusal Fona ödenmesine ilgili bakanlar yetkilidir. Bu ödenekler başka bir hizmet veya faaliyete tahsis edilemez. Ancak, bu tutarlardan ödeme esnasında kur farkı nedeniyle oluşan fazlalıklar ve ilgili projeler için harcanamayan kısımlar, Ulusal Fon hesaplarında tutulmaya devam edilir ve gerektiğinde bu Kanun kapsamındaki diğer idarelere ait projelerin eş finansmanı için kullanılabilir. Ulusal Fona ödeme işlemi Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın talebi üzerine ve projelerin finansman planlamasına uygun olarak en geç otuz gün içinde gerçekleştirilir.

(3) İkinci fıkra uyarınca Ulusal Fona ödenen bu tutarlar, 30/1/2003 tarihli ve 4802 sayılı Kanun kapsamında onaylanan Mutabakat Zabıtlarında yer alan hükümler çerçevesinde kullanılır.

(4) Mali işbirliği kapsamındaki projelerin yürütülmesine ilişkin çerçeve anlaşmada öngörülen nedenlerle Avrupa Komisyonuna iadesi gereken hibe, kur farkları ve benzeri türden doğabilecek ilave ödenek ihtiyacı, Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alan 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.6 tertibinden aktarma yapılmak suretiyle karşılanabilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Yalova Milletvekili Muharrem İnce.

Buyurun Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sabahın bu saatinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki rakamlara bakarak farklı şeyler söylemek mümkün. Nasıl ki "Sirkeci" diye yazıp "Sirkeci" diye de okuyabilirsiniz, "sirkeci" diye de okuyabilirsiniz, "Ödemiş" yazıp "Ödemiş" diye de okuyabilirsiniz, "ödemiş" diye de okuyabilirsiniz. Farklı şeyler anlaşılır bunlardan.

182

Biliyoruz tabii ki bütçeler, bilinen yasal gelirlerden oluşur, fakat zaman zaman da bunların içinde "hibe", "bağış" adı altındaki yardımlar da gelir olarak kaydedilir. Bu 18'inci madde de Maliye Bakanına bu yetkiyi veriyor. Bence belki de bu Meclisin en fazla tartışması gereken konulardan birisi bu, çünkü uluslararası alanda bu bağışlar, hibeler bu kadar masum olmaz. Bunları önce borçlandırırlar, sonra borcun bir kısmı hibe olur, bir bakarsınız ki faizi hibeyi geçmiş. Yani, avlanması gereken kuşun önüne konulan yem gibidir bazen. Hepimiz hatırlayalım, Osmanlı'yı Kırım Savaşı'na nasıl sürdüler? Dediler ki: "Buyur gir savaşa." "Paramız yok" dedi Osmanlı. "Aha sana para" dediler. Böyle borçlandık, böyle battık biz.

Değerli arkadaşlar, bir ülke için böyle baba ülkeler vardır, milletler için de baba bakanlar vardır, baba baba satanlar. İşte, derler ki bir ülkeye: "Bak, biz, baba bir ülkeyiz, size yardımda bulunuyoruz, bağışta bulunuyoruz." Ülkelerin içinde de yoksullara yardım eden babalar vardır tıpkı bu yoksul ülkelere, gelişmemiş ülkelere yardım eden baba ülkeler gibi.

Değerli arkadaşlar, burada dikkatli olmalıyız. Hepimiz biliyoruz ki kimse kimseye bedava para vermiyor. Bu noktadan sonra, mademki sabahın bu saatinde bir bütçeyi tartışıyoruz, bu rakamları bir de biz okuyalım. "Sirkeci" mi diyeceğiz, "sirkeci" mi diyeceğiz, buna bir bakalım.

Sayın Bakan, siz, dört yıllık iktidarınızda kamu borç stokunu yüzde 102,2 artırdınız ve 180,2 milyar dolara çıkardınız. Bu ülkenin toplam borç stokunu yüzde 70,5 artırdınız ve 373,9 milyar dolara çıkardınız.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Hocam uzmanlık alanında konuş.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Toplam dış borcumuz yüzde 48,7 arttı.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Şiir oku, şiir.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Cari açığımız 1,5 milyar dolardan 34 milyar dolara çıktı. Bu ülkedeki yabancıların bankacılık sistemindeki payı yüzde 31, sigorta sistemindeki payı yüzde 44'e çıktı. 25 milyar dolarlık özelleştirme yaptınız, bunun içindeki yabancıların payı 10 milyar dolar.

TMSF'nin 6 milyar dolarlık satışındaki yabancıların payı 4,3 milyar dolar. Kırk sekiz ay boyunca rantiyeci kesime 129,1 milyar doları aktardınız. Yani, faize aktardığınız buradaki para günlük 90 milyon dolar. Gerçek işsizlik oranı yüzde 16. İşte, böyle bir noktada bir bütçeyi tartışıyoruz. Bu bütçenin içinde işçi yok, çiftçi yok, köylü yok, esnaf yok.

Peki, değerli arkadaşlar, bu Parlamentonun sürekli olarak çok çalıştığını söylüyorsunuz, bence de çok çalışıyor, ama biraz boş çalışıyor.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Uyuyanlar var, baksana uyuyorlar.

MUHARREM İNCE (Devamla) - İşte size bir örnek vermek istiyorum.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Uyuyorlar arka tarafta.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Kimseyi ilgilendirmiyor o.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, biz, bu dönemde Cumhuriyet Halk Partisi olarak Anayasa Mahkemesine 88 dava açtık.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Niye ilgilendirmiyor, Meclisin itibarı söz konusu.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sana ne?

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Ben milletvekiliyim.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sen milletvekiliysen, burayı idare etme yetkisi sana ait değil.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın İnce, Genel Kurula hitap ediniz. Buyurun.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, neden boş çalışıyoruz dedim? Bakınız, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Anayasa Mahkemesine 88 dava açtık. Anayasa Mahkemesi bunların 37'sini görüştü. Görüştüğü 37 dava içerisinden 30 tanesini kısmen ya da tamamen iptal etti. Yani bizim açtığımız davaların içinde Anayasa Mahkemesinin görüşüp karara bağladıklarında yüzde 82'sinde, yüzde 83'üne yakın Cumhuriyet Halk Partisi haklı bulundu. Yani, bu 88 tane açtığımız davanın görüşülen 37 tanesinin yüzde 82 oranında Cumhuriyet Halk Partisi haklı bulunmuşsa, bu Parlamento tarihinde bunun bir başka örneği yok. Demek ki siz Cumhuriyet Halk Partisinin sözcülerinin bu yasalar burada görüşülürken eleştirilerini dikkate almış olsaydınız, bu 30 tane iptal gerçekleşmemiş olacaktı, bunları burada tekrar tekrar tartışmamış olacaktık, belki de bugün bu bütçeyi görüşürken çoktan evimize gitmiş olacaktık. Boş çalışıyoruz dememizin nedeni bu.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Boş çalıştırıyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Anayasa Mahkemesini biz mi çalıştırıyoruz? Sayılardan bahsediyorum, hâlâ diyorsunuz…

183

Değerli arkadaşlar, bakınız, bir de şuradan bakalım: Bütün iktidarlar iyi niyetle gelirler, bütün iktidarlar gelirken bu ülkenin sorunlarını çözmek isterler. Tabii ki siz de böyle geldiniz. Tabii ki siz de ülkenin sorunlarını çözmek için geldiniz. Halkı siz inandırdınız, halk sizi iktidar yaptı. Ama kendi arkadaşlarınız size ne diyor şimdi? Kendi arkadaşlarınız, sizinle aynı dünya görüşünü paylaşan köşe yazarları diyor ki, arkadaşlar diyor, siz halkın içinden çıkma insanlardınız, ama diyor, artık ciplere biniyorsunuz, sakallarınızı kestiniz, orman içindeki kaçak villalarda oturuyorsunuz diye kendi arkadaşlarınızdan eleştiri alıyorsunuz.

CAHİT CAN (Sinop) - Cipe binmek günah mı?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ben size şunu söylemek istiyorum…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Kim oturuyor orman içinde kaçak villalarda?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bir kısmınız, hepiniz değil tabii.

MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum) - İsmini söyle.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Şiir oku dedin de Halil Bey, sana bir şiir okuyayım, bak.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Ben demedim şiir oku diye.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sen dedin.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Hayır, ben demedim.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Hasan Dağı arpalıktır, eğer saban yürürse/Her derede bir değirmen, eğer suyu gelirse/Her köylüden birer tavuk, eğer köylü verirse/Güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse. (CHP sıralarından alkışlar)

Beğendin mi?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Ben demedim.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Yine şunu söyleyeyim: 70'li yıllarda moda bir şarkı vardı: "Ezilen Türk halkı/Ezen siz/Konu/Bal gibi bilirsiniz." diyordu. Siz de benim ne demek istediğimi bal gibi bilirsiniz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Sayın Hocam, şiirden siz, ekonomiden ben anlarım.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, yine bu noktada, Sayın Bakana da bir konuyu hatırlatmak istiyorum: Yıl 2004 10 Mart. Sayın Bakan, Sayın Unakıtan, siz, İzmir Ekonomi Üniversitesinde düzenlenen "Enflasyon Muhasebesi Paneli"ne katılıyorsunuz ve orada şu sözleri ediyorsunuz: "Efendim, seçimden önce zam yapılmazmış. Yahu milleti kandırmaya çıkmadık ki. Göreceksiniz, seçimlerden sonra da zam falan olmaz. Artık Türkiye değişti, şeffaflaştı."

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Doğru.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Doğru.

MUHARREM İNCE (Devamla) - "Bizde ne varsa öylece hepsini söyleyeceğiz. Milletimiz bilsin, ona göre de önlemini alsın. Biz, ne aldanan, ne aldatan olacağız."

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Doğru.

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - Doğru. Yanlış neresinde bunun?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bunu dediniz mi?

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - Yanlış neresinde bu cümlenin?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bak, tekrar edeyim Sayın Bakan. "Göreceksiniz, seçimlerden sonra da zam falan olmaz."

CAHİT CAN (Sinop) - Oldu mu?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Oldu mu olmadı mı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Olmadı.

CAHİT CAN (Sinop) - Olmadı.

MUHARREM İNCE (Devamla) - İki senedir hiç zam yapmadınız?

CAHİT CAN (Sinop) - Yapmadık.

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - Memur maaşlarına yaptık.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Kim aldanan, kim aldatan, ben size bunu buradan aktarmış olayım.

Yine, arkadaşlar, bakınız, bir başka konu: Hepimiz bunda sorumluyuz, siz daha fazla sorumlusunuz. Şimdi, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'na 369 trilyon lirayı ne yaptık?

SELAMİ UZUN (Sivas) - Sen uyuyup da mı geldin?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bir kısmını, 160 trilyonunu taşımalı eğitime…

184

FARUK ÇELİK (Bursa) - Bak, Muharrem, yanlış kâğıt okuyorsun, kâğıtları karıştırdın.

MUHARREM İNCE (Devamla) - 209 trilyonunu da ilköğretim…

FARUK ÇELİK (Bursa) - Gerçekten karıştırdın.

BAŞKAN - Lütfen Sayın Çelik, lütfen…

FARUK ÇELİK (Bursa) - Karıştırdın, söylediklerin birbiriyle tamamlanmadı.

BAŞKAN - Sayın Çelik, lütfen… Hatibe müdahale etmeyin.

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sayın Çelik, ben ne konuştuğumu biliyorum.

369 trilyonu vereceğiz. 209 trilyonu nereye? İlköğretimin kitaplarına. Bakın, arkadaşlar, sadece şunu söylüyorum size: Ben ısrar ettim bu kürsüden, biliyorsunuz, Sayın Başbakandan da randevu istedim. Hâlâ bekliyorum, vermedi, vereceğini de tahmin etmiyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Her isteyene randevu mu verecek Başbakan yani!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ben, her isteyen birisi değilim. Ben, 550 tane milletvekilinden birisiyim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Sen her isteyensin. Nesin?..

BAŞKAN - Sayın Demirbağ, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ama, sana bu aralar randevu vermeyeceğini söyleyebilirim. (Gülüşmeler) Ondan çok eminim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Sen kimin adına konuşuyorsun ya? Kimsin sen?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sen benim adıma konuşuyorsan, ben de senin adına konuşurum.

BAŞKAN - Sayın Demirbağ, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

Arkadaşlar, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sen bu aralar kapının önünde fazla gez bak, seçim yaklaştı. Ben sana onu söyleyeyim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Ben gezmem, âdetim değil. Hepsi bilir.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bakın, ben size…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - O sana mahsus.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ben size sadece şunu söyleyeyim: Bu bedava dağıtılan kitaplarla ilgili bu kürsüye her çıktığımda, konuyla ilgili bunu söylemeye devam edeceğim. Ben diyorum ki: Bu kitaplarla ilgili ihaleye çıkılırken bir teknik şartname var. Teknik şartnamede diyor ki: Amerikan Bristol karton olacak, sıcak tutkal olacak, şöyle cilt olacak… Şöyle şöyle diyor, sayıyor.

Bakın, ben…

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - Ne kadar güzel?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Evet, çok güzel.

Ben iddia ediyorum -bakın, iftira atıyorsam beni mahkemeye versin Sayın Bakan- teknik şartnameye uygun değildir bu kitaplar. Fakir fukaranın parasından… Fakir fukaraya kitap alalım. Hep birlikte alalım. Önceden de, zaten, yoksul aile çocukları için millî eğitim müdürlerinin yüzde 5, yüzde 10 bir kontenjanı vardı. Gelin, bunu yüzde 30 yapalım, 40 yapalım, 50 yapalım. Ama, ayda 100 milyar lira geliri olan insana bedava vermeyelim bu kitapları, parasıyla alsın.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Siz gelince öyle yaparsınız.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ama, diyorum ki: Daha da önemlisi, bu kitaplar…

SELAMİ UZUN (Sivas) - Bunu daha önce konuştun sen!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bu madde burada da var da onun için.

Bu kitaplar teknik şartnameye uygun değildir.

Ben, size, bunları, ısrarla burada söylemeye devam edeceğim. Siz de, tabii ki, burada, bu kürsüye çıkıp, bu ülkedeki işsizlerin, yoksulların, köylülerin, emeklilerin, küçük esnafın gözünün içine baka baka hormon yedirilmiş rakamları anlatacaksınız. Rakamları doğru konuşalım. Rakamlar yalan söylemez, ama, rakamlara yalan söyletilebilir. Bunu hepimiz biliyoruz. Hormonsuz rakamları burada konuşalım. Bu halk, belki de sabahın köründe… Tabii ki bizi burada izlemiyor olabilir büyük bir çoğunlu. Ama, bu ülkenin tutanaklarına geçsin, bu Meclisin tutanaklarına geçsin diye bunları söylüyorum.

FARUK ÇELİK (Bursa) - Yalova yola çıktı, geliyor.

185

MUHARREM İNCE (Devamla) - Faruk Bey, bak, sen Bursa'nın Milletvekilisin Sayın Grup Başkan Vekili. Israrla "Yalova" diyorsun, ama, istersen, Yalova'ya bir gel, bakalım Cumhuriyet Halk Partisi mi daha saygın orada, yoksa, senin partin mi daha saygın, şöyle sokakta bir gezelim. Gelebilir misin? Polis falan olmasın ama yanında. Şöyle bir gezelim, şöyle bir gezelim. Ben varım.

CAHİT CAN (Sinop) - Sen de Bursa'ya git.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bak, istersen şöyle yapalım…

BAŞKAN - Sayın İnce, lütfen Genel Kurula hitap edelim.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sayın Başkan, laf atınca cevap veriyorum.

…İstersen tarafsız kişilerce yaptıralım bunu. Sokaklarda gezelim. Var mısınız? Buna var mısınız?

FARUK ÇELİK (Bursa) - Kısa süre önce yapmıştık.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Kaç? Barajı geçiyor muydunuz?

FARUK ÇELİK (Bursa) - 28 Martta gelmiştik Yalova'ya.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Evet, geleceksiniz tekrar.

Peki, ben çok teşekkür ediyorum.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Şahsı adına Ağrı Milletvekili Naci Aslan.

Sayın Aslan, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

NACİ ASLAN (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Tasarısı'nın 18'inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği günden beri ekonomide bugüne kadar hiçbir hükûmet döneminde görülmemiş başarı elde edilmiştir. Her ne kadar birileri sadece muhalefet etmek için bazı gerçekleri görmezden gelmekte ise de, bu başarılar ekonomi ve siyasette yakalanan istikrar ortamı sayesinde gerçekleşmiştir.

İktidarımızdan önceki dönemlerde uygulanan savurgan, tutarsız ve yanlış politikalarla, maalesef, ağır vergiler, yüksek enflasyon, yatırım yapmayan, üretmeyen ve de borçlanarak başkasının sırtından gününü gün etmeye çalışan bir sistemin yükü, ekonomik krizlerle birlikte, hep millete negatif bir şekilde yüklenmiştir.

Değerli milletvekilleri, ben bütçenin matematiksel rakamlarından bahsetmek istemiyorum. Zaten bütçenin teknik yönüyle ilgilenen arkadaşlarımız bunları güzelce ifade ettiler.

Bizim Hükûmetimizin, eğitimde, ulaşımda, bütün dallarda başarı sağladığı Türkiye kamuoyunca bilinmektedir. Burada bazılarının çıkıp, matematik rakamları gerçekten alabora ederek, halkımızı kandırmaya yönelmeleri pek de iç açıcı değildir. Çünkü, halkımız, bir yerde, bu gibi muhalefetlerin... Ki, bizim iktidar partisi olarak da çok sevinmemiz gerekiyor; çünkü, gittikçe halkın nefretini kazanan ve halkla uzaklaşan ve iktidara da halkıyla bütünleşen bir ortam yarattığı için bizim aslında teşekkür etmemiz gerekiyor. Yani, bu arkadaşlarımıza kızacağımıza, onlara çok çok teşekkür etmemiz gerekiyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarımız, mesela, Millî Eğitimde 21 milyar yeni Türk lirası olarak bütçe ayrılmıştır. Bu, cumhuriyet tarihinde ilk defa bir Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi birinci sıraya yükselmiştir.

Şimdi ben bu arkadaşlarıma soruyorum: Acaba, cumhuriyet tarihinde hiç görüldü mü üç sene zarfında 100.272 derslik yapılsın?

Ve dolayısıyla, bizim çiftçimiz de, gerek hububat gerekse doğrudan gelir desteği prim desteklemesi 2002 yılında 1,868 milyar yeni Türk lirasıyken, bu Hükûmet 2007 yılında biliyor musunuz nereye çıkartmıştır? 5,250 milyar yeni Türk lirasına.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Zeytinyağı primi 11 kuruş! 11 kuruş zeytinyağı primi!

NACİ ASLAN (Devamla) - Yani, çiftçimize her konuda destekleme vermiş ve çiftçi borç faizlerini 59'dan 17,5'e çekmiştir ve çiftçimizin borçlarını yeniden yapılandırmıştır.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - 2006'da doğrudan gelir destekleri ödendi mi?

NACİ ASLAN (Devamla) - Aynı şekilde, esnafımıza destek vermiştir. Esnafımızın kredi limitini yükselterek, bugün 2,5 milyar yeni Türk lirasına çıkarmıştır. Yine, esnafımızın kredi faiz borcunu 49'dan 13 rakamlarına çekmiştir.

Değerli arkadaşlar, siz çıkıyorsunuz, burada rakamları altüst ediyorsunuz. Birbirimize çok saygılı, gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığına yakışır şekilde bu kürsüden hitap etmemiz gerekiyor. Yani, niçin demiyorsunuz 75'lerdeki enflasyon bugün tek rakama inmiştir? Niçin demiyorsunuz 50'ler üstü seyreden

186

bir faiz bugün 17'ler seviyesindedir? Bugün niçin demiyorsunuz ki tarımın istihdamdaki payı 34,9'dan 29,2'ye inmiştir ve bu sayede 441 bin kişiye istihdam sağlanmıştır? Niçin demiyorsunuz ki cumhuriyet tarihi boyunca 6.101 kilometre duble yol yapılmışken 2003 ve 2006 yılları arasında 12.660 kilometre duble yapılmıştır?

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - 6.500, 6.500… 12 bin nerede?

NACİ ASLAN (Devamla) - Niçin demiyorsunuz ki, arkadaşlar, aynı zamanda 54.754 kilometre de asfalt kaplaması yeniden yapılmıştır? Yani, biz gerçekleri halkımıza anlatmak zorundayız. Eskisi gibi değil.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Meydanlarda anlatacaksınız, meydanlarda…

NACİ ASLAN (Devamla) - Bakın, ben size bir şey söyleyeyim. Ben köylü çocuğuyum.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Enflasyon tek haneliyse faiz niye yüzde 21?

NACİ ASLAN (Devamla) - Müsaade et bağıran…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Faiz niye yüzde 21?

NACİ ASLAN (Devamla) - Saygı duyarım, bağırırsın da…

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Hâlâ faizcilere para kazandırıyorsunuz.

NACİ ASLAN (Devamla) - Müsaade edin, bir şey söyleyeyim.

BAŞKAN - Sayın Özkan…

Sayın Aslan, konuşmanızı tamamlayınız efendim lütfen.

Buyurun.

NACİ ASLAN (Devamla) - Hemen, hemen…

Eskiden, biliyorsunuz, köy ağası şehirden köye gelirdi. Sorarlardı: "Ne var ne yok ağam?" İşte, o onun Allah'ına, ne atarsa tutardı. Ama, şimdi öyle değil arkadaşlar. Dağ başındaki en ücra noktadaki vatandaşım televizyonun düğmesine basıyor, dünya gerçeklerini, dünya sorunlarını, hakikatleri gözüyle, kulağıyla görüyor ve işitiyor.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Ama, çay içecek parası yok.

NACİ ASLAN (Devamla) - Onun için, lütfen, uykuda olmayın, bunlardan vazgeçin. Gerçekten, eğer siz Türkiye Cumhuriyeti'nin bu mutlu gününü bizimle paylaşmıyorsanız ben gerçekten çok üzülürüm. Bir yurttaş olarak üzülüyorum.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Keşke mutlu olsalardı!

NACİ ASLAN (Devamla) - Dolayısıyla, ben AK Parti Hükûmetinin, gerek KÖYDES'i ile gerek BELDES projeleriyle halkımızın yanında yer almasından ötürü çok mutluyum. Halkım adına, bu Hükûmete ve bu Gruba teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Çetin, buyurun.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Bakanım, deminden yarım kaldı, o soruma devam edeceğim. Yani, bu, ilk kez abone olanlardan alınan özel işlem vergisinin yüzde 7,8 artırılarak 2007 yılı için 26 YTL'ye yükseldiğini açıkladınız. Bu, 20 Aralık tarihli Resmî Gazete'de var. Ama, bu konuda, hem Sayın Başbakan hem de Sayın Ulaştırma Bakanı oranın yüzde 25'ten yüzde 20'ye düşürüleceğini söylemişti. Siz, biraz evvel -yani, dün diyeyim, daha doğru olacak- "Bu indirme mi bindirme mi?" demiştiniz. Ben de sizin o üslubunuza uygun cevap istiyorum. Bu, vergiyi indirme mi yoksa bindirme mi? Bir.

İkincisi de: Ücretlilerin, fiş toplama, vergi iadesi uygulaması kaldırılacağına göre ve 2008'de özel asgari geçim indirimi uygulaması başlayacağına göre, 2007 yılındaki kayıpları ne olacak? Nasıl telafi edeceksiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Özkan, buyurun.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Az önce, arkadaşlarımız, tarıma verilen desteklerden bahsettiler. Ben, sayın Bakandan, zeytinyağına verilen 11 kuruş primin zeytinyağcıları mutlu edebileceğini düşünüyor mu? Bu 11 kuruş primle zeytinyağcıların dertlerine, problemlerine çözüm bulabilirler mi? Merak ediyorum, bunu soruyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Ercenk…

187

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tedbirli ve uyanık yöneticilerin görev yaptığı, aracı ihracatçı firmaların, tedarikçi ihracatçı firmaların düzenlediği belge ve faturaları gerçeğe aykırı olduklarını bilmeden kullanmaları, ticaretin katı kuralları içinde mümkün olabilir mi?

Mevcut düzenlemede, bu tür belge ve faturaların, bilerek veya bilmeyerek kullanılması ayrımı yapılmadan, aracı ihracatçı firmalar bakımından suç oluşturacağı kabul edilmişken, Kaçakçılık Yasa Tasarısı'nda "bilerek kullanma" ibaresinin korunmak istenmesinin gerekçeleri nelerdir?

Sayın Bakan, siz, milletvekili seçilmeden önce, herhangi bir aracı ihracatçı firmanın yönetiminde görev yaptığınızı hatırlıyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, buyurun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Şimdi, daha önce de burada, çeşitli defalar anlatmaya gayret ettim. Vergiler, bir nispi vergilerdir, bir maktu vergiler vardır. Maktu vergiler para olarak konulur ve bu maktu vergiler, gerek enflasyon karşısında erimesin diye gerekse aynı değerlerini korusunlar diye, burada -bizim Hükûmetimizden önce hazırlanmış kanun vardır. O kanun gereğince- her sene -enflasyon nispetine yakın bir nispet, onun bir formülü var, ona göre- yeniden değerleme yapılır; bu yeniden değerlemelere göre, maktu vergiler yeniden ayarlanır. Her sene bu yapılır, bizden önce de yapılıyordu, bizim zamanımızda da yapılıyor. Bunlar eskiden çok yüksekti. Neden? Enflasyon oranı çok yüksekti; 35'ler, 40'lar, 45'ler, bu derecede, tekrar bir ayarlama yapılıyordu. Ama, bizim zamanımızda, enflasyon giderek düştüğü için… Enflasyon, bu sene tahmin edilen çıkacak, 9 küsur civarında bir enflasyon çıkması bekleniyor, 10'a yakın. Fakat, maktu vergilerin o formüle göre hesaplanması neticesinde, yüzde 7,8 yeniden değerlenmeye tabi tutulur. Bu, enflasyon nispeti nazarı itibara alındığında, ondan bile düşük bir ayarlama yapılıyor burada. Şimdi, bu, artmış mı azalmış mı, indirme mi bindirme mi denildiğinde, bunun hesabı gayet kolay: Enflasyona göre çok yüksek yapılıyorsa burada bindirme vardır, enflasyon derecesinde yapılıyorsa indirme-bindirme yok, altında yapılıyorsa indirmedir. Bunun hesabı gayet kolay. Şimdi, bunu, tekrar bana sormanın gereği yok. Bir hesap yaparsınız, indirme mi bindirme mi bir bakın.

İkincisi, yine "2007 yılında fiş kaybı ne olacak?" Sayın Çetin, biz, şimdi, 2006 yılında toplanan fişlerin vergi iadesini 2007 yılında vereceğiz. 2006 yılında vermişiz, 2007 yılında veriyoruz; 2008 yılına gelince, 2007'de herhangi bir fiş toplanmadığı için, o da, asgari geçim indirimi dolayısıyla ücretliye daha iyi bir iyileştirme sağlıyoruz. Dolayısıyla, ne 2006'da ne 2007'de ne 2008'de ücretlinin bir kaybı ve mağduriyeti yoktur. Hesabı buna göre yaptığınız zaman doğru ortaya çıkıyor.

Sayın Özkan, zeytinyağındaki primi… Değerli arkadaşlar, prim ödemelerinde, biz, biliyorsunuz -hiç şimdiye kadar olmamış- diğer, buğday gibi, mısır gibi ürünlerde de prim ödemeye başladık ve bundan dolayı da bu prim ödemeleri, eskiyle yeniyi kıyasladığınız zaman, ülkemizde, önemli miktarda, prim ödemelerinde artma sağladık ve bunu da yaparken, her zaman söylediğimiz gibi, eldeki imkânların azamisini vermek suretiyle yapıyoruz. Gönül ister ki daha fazla verelim. Daha fazla vermenin de gayreti içerisindeyiz her zaman ve çiftçimizin yanında, şimdi, biz miydik bizden öncekiler mi?

Burada Naci Bey de anlattı. 2002 yılında çiftçilere ödenen bütün yardımlar 1,8. Şimdi, 2006 yılında ödediğimiz 5 milyar, 2007 yılında 5,250 milyar para ödüyoruz. Şimdi, ben hani, büyük mü küçük mü derken bunları kastediyorum. Bunu çiftçimiz biliyor. Ama, siz, verileni yeterli görmeyip çok şeyler isteyebilirsiniz. Muhalefet olarak o… Dilin kemiği de yok, yani, istemekte bir şey yok.

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Çiftçi istiyor Sayın Bakan. 11 kuruş yeterli mi değil mi?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Onu, siz de bir hesaplayın bakalım; daha önce ne veriliyordu, sonra ne verilmiş, bir hesaplayın.

Şimdi, Sayın Ercenk, herhangi bir suç işlendiğinde, değerli arkadaşlar, bütün ceza kanunlarında suç, bilerek, kasten işlenen fiillere ceza verilir; bilerek, kasten işlenmeyen filler, ceza kapsamında değildir.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Vergi kanunu hariç ama…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bu, Türkiye'de de böyle, başka yerlerde de böyle olması lazım. Ama, bizde öyle…

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sayın Bakan, vergi kanunu hariç.

188

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bakın, şimdi, öyle kanunlar çıkarılmış ki, bilse de bilmese de suçlu, kasıt olsa da olmasa da suçlu. Hangi demokratik anlayışa sığıyor bu?

TUNCAY ERCENK (Antalya) - İyi yöneticinin olduğu yerde olmaz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Hangi demokratik anlayışa sığıyor?

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Hele sizin gibi bu işi çok iyi bilen yönetimde hiç olmaz.

BAŞKAN - Sayın Ercenk, soruyu sordunuz, lütfen cevabını dinleyiniz efendim.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Gerçeğe aykırı beyanlarda bulunuyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ben, size şimdi misal vereceğim. Bir işletme, bir fabrika düşünün. Fabrikaya, ham madde veyahut da mamul madde girişleri, çıkışları, yarı mamulü, zamanında binlerle kamyon mal bırakıyor, binlerle kamyon mal taşıyor. Onun içerisinde bir tane kamyoncu, yanlış, sahte fatura kesse, iş sahibinin bundan haberi olur mu olmaz mı ve bu kamyoncunun sahte faturası da üç sene, dört sene sonra tespit edilse, bir kamyoncunun nakliye faturası veyahut da bir benzin faturası… Ondan sonra, bu kanuna göre, geliyor, o iş sahibinin, milyonlarla, milyarlarla ciro yapan iş sahibi ve milyon dolarlarla ihracat yapan o iş sahibini yakalıyorlar, doğru içeri. Neden? Sen, bu faturayı kullandın.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Ne ilgisi var Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bundan haberi olur mu olmaz mı? Bunlar düşünülmüyor. Şimdi, bu kanun kalsın da kalsın…

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Faturayı kamyoncu kesmiyor ki!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi, değerli arkadaşlar, buna hiç kimsenin göz yummaması lazım. O kanunlar, bugün şuna olur, yarın buna olur. Ama, burada, bütün vatandaşlara eşit muamele yapmak lazım, kasten, bilerek yapanların… Biz, şimdi, incelemeler yapıyoruz, kasten, bilerek yapanları da yakalıyoruz. Ama, git, sen, kasten, bilerek, hiç alakası olmayan adamları yakala ve onların kapısına kilit vurdur. Yazık, günah bu! Ne hukuka sığar ne vicdana sığar ne insanlığa sığar. Söylemek istenilen bu.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - 150 milyon dolarlık mesele bu.

BAŞKAN - Sayın Bakanım, teşekkür ederim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Evet, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 06.40

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 06.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşimi'nin Dokuzuncu Oturumu'nu açıyorum.

1269 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının 19'uncu maddesini okutuyorum:

Muhtelif gelirlere ilişkin hususlar

MADDE 19- (1) Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün yabancı ülkelere verdiği meteorolojik ürünlerin bedeli ve yabancı ülkelerden aldığı meteorolojik ürünlerinin diğer yabancı ülkelere veya yurt içindeki kişi ve kurumlara, yabancı ülkelerin de anılan Genel Müdürlüğün meteorolojik ürünlerinin diğer ülke ve kişilere satışından yıl içinde elde edilecek döviz cinsinden tutarlar, T.C. Merkez Bankası nezdinde açılacak özel hesaba yatırılır. Bu tutarlardan ilgili anlaşmalar gereğince yurt dışı kuruluşlara ödenmesi gereken tutarlar, bu özel hesaptan Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün talimatıyla T.C. Merkez Bankasınca transfer edilir. Geri kalan tutarlar, ilgili Genel Müdürlüğün talimatıyla T.C. Merkez Bankasınca döviz alış kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilerek Genel Müdürlüğün ödemelerini yapan muhasebe birimi hesabına aktarılır. Muhasebe birimi hesabına aktarılan bu tutarlar, genel bütçeye gelir kaydedilir.

189

(2) 2006 yılından önce katma bütçeli olan idarelerden 5018 sayılı Kanunla genel bütçe kapsamına alınanların ilgili mevzuatında belirtilen kurum gelirleri, genel bütçe geliri olarak tahsil edilir.

(3) 4/12/1984 tarihli ve 3096 sayılı Kanun kapsamındaki tabii kaynakların ve tesislerin işletme haklarının devrinden elde edilen gelirlerin tamamı genel bütçeye gelir kaydedilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Tunceli Milletvekili Hasan Güyüldar.

Sayın Güyüldar, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HASAN GÜYÜLDAR (Tunceli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2007 Mali Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu'nun 19'uncu maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlarken, yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle, üç temel düzenleme yapılmaktadır:

Birinci fıkrada, bütçenin genellik ilkesine aykırı olmakla birlikte, kurumlarla yapılan işlemlerin, Merkez Bankası nezdinde özel hesaplarda tutulması.

İkinci fıkrada ise, kurumların gelirlerinin genel bütçe olarak tahsil edilmesini düzenlemektedir.

Burada önem arz eden, üçüncü fıkrayla, 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu dışındaki kuruluşların elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı ve elde edilen gelirlerin tamamının, geçmişten farklı olarak, fon hesabı yerine genel bütçeye gelir kaydedilmesi öngörülmektedir.

Halbuki, ekonominin, değişen koşullarına ve ülkenin ihtiyaç duyduğu istihdam yaratan yatırımlara yönelik politikaların ve bunlara yönelik düzenlemelerin yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Örneğin, ilim Tunceli'de, sosyal hayata ve insan yaşamına yönelik önem arz eden bazı önemli hizmetlerin, kaynak yetersizliği, ödenek yoktur bahanesiyle yapılmadığını görüyoruz. Ödenek yetersizliğinden dolayı hiçbir yatırımın yapılmadığı Tunceli'de, ben, sadece, Sayın Orman Bakanının Maliye Bakanı adına bir soruya verdiği yanıtta "yol demek medeniyet demektir" sözü üzerine, Tunceli'deki ulaşımdan dolayı örnekler vermek istiyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Maliye Bakanı, bütçe açılış konuşmasında, 12 bin kilometre yol yapıldığını beyan etti. Sevinç duyuyoruz. Ancak, ilim Tunceli'de, 1 kilometre yol yapılmadı. Tunceli ile Elâzığ arasındaki devlet yolunun duble yol olarak yapılması düşünülüyordu. Sonuçta, 26 kilometreye düşürüldü. Bu 26 kilometrelik bölüm, düz, engelsiz ve bir buçuk-iki ayda bitirilecek bir yol olmasına rağmen, üç yıldan beri bu yol hâlâ tamamlanmadı. Sebebi: Ödenek yoktur. Nedeni ise: Çünkü, adı Tunceli olunca ödenek tükeniyor.

Bir ülkede, çağdaş yaşamın, medeniyetin ve hayatın her alanını kolaylaştıran hizmetlerin başında ulaşım gelir. Memleketin her noktasında, bu hizmetlerin yansız yapılması gerekirken, maalesef, Tunceli ilinde yapıldığını söyleyemeyiz. Ülkemizin güneyini, Kuzey Anadolu'ya, Trabzon'a bağlayan, doğuya, Erzurum'a bağlayan devlet yolu Tunceli'den geçmektedir. Tunceli-Erzincan arasındaki yol, gerçekten bir kâbustur. Biz, bu yolun yapımından vazgeçtik, ama, Pülümür ile Erzincan arasındaki 20 kilometrelik Mutu-Pülümür bölümü apayrı bir sıkıntı, stres yaratmaktadır. Ağır yük kamyonlarının geçtiği, otobüs işletmecilerinin ecel teri döktüğü bu yolda, Pülümür halkı, kışın özellikle, çok büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Örneğin, kışın, soğukta, hasta olan bir vatandaşımızın tedavi yeri olan Erzincan'a gidebilmesi, riskli olması nedeniyle, kışın mümkün değildir. Neden yapılmıyor bu yol? Sebebi: Ödenek yoktur. Nedeni ise: Çünkü Tunceli olunca ödenekler tükeniyor.

Bir diğer ilçemiz ise, Fırat üzerinde yapılan barajları besleyen Munzur suyunun doğduğu Ovacık ilçemizdir. Türkiye'nin en büyük millî parkı bu ilçemizdedir ve bu millî park, eşi benzeri olmayan bir doğal zenginliğe sahiptir. Turizm hazinesi olabilecek bu ilçemizin yaşadığı en büyük sorunlardan biri de yine maalesef ulaşımdır. Ovacık ile Hozat arasında 40 kilometrelik bir yol maalesef kapalıdır. Ovacık ile Hozat arasındaki vatandaşların ulaşım yolu Tunceli merkezinden sağlanmaktadır. Demek istediğim, yarım saatlik bir yol maalesef üç saatte alınmaktadır.

Geçen ay ülkemizde meydana gelen sel felaketinden dolayı Ovacık yolu kapandı ve Ovacık'la bağlantı kesildi değerli arkadaşlarım. Sebebi: Ödenek yoktur. Nedeni ise: Çünkü, söz konusu Tunceli olunca ödenekler tükenmiştir.

Tunceli'yle Elâzığ arasında bağlantıyı kuran en büyük sorunlardan biri de bütçe yetersizliği bahanesiyle yapılamayan Pertek Köprüsü'dür. Keban Barajı'nın yapıldığı yıllarda, Tunceli ile Elâzığ arasında birbiriyle bağlantıyı kurduran Pertek Köprüsü sulara gömüldü.

ABDULBAKİ TÜRKOĞLU (Elâzığ) - İhaleyi yapıyoruz, ihaleyi…

HASAN GÜYÜLDAR (Devamla) - Otuz yıldan beri, Elâzığ ve Tunceli halkı bu köprünün yapılmasını bekliyor.

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - Az kaldı, yapılacak.

190

HASAN GÜYÜLDAR (Devamla) - Tunceli, Hozat, Pertek sosyal hayatıyla, ticari hayatıyla Elâzığ'a bağlıdır ve bu ulaşım feribotla sağlanmaktadır. Fakat, geceleri riskli olması nedeniyle feribot çalışmamaktadır. Hasta olan bir vatandaşımız, biraz önce belirttiği gibi, kaderiyle baş başa kalacaktır. Sayın Başbakanımızın özellikle sözünü verdiği Pertek Köprüsü'nün maalesef şu saate kadar bir faaliyeti olmaması beni üzmektedir.

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - Projesi yapılmış…

HASAN GÜYÜLDAR (Devamla) - Ama, Elâzığ milletvekili arkadaşlarıma sonsuz güvenim var. İnanıyorum ki bu köprünün hayata geçmesiyle bu bölgemiz rahata kavuşacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi, gelelim şu meşhur teşvik hikâyesine. Bir sene arayla iki teşvik yasası bu Meclisten geçti. Bu Yasa'nın, ülkeye ne verdiğini, ne aldığını Sayın Maliye Bakanından öğrenmek istiyoruz. Ben, kendi ilim Tunceli'den bilgi vermek istiyorum: Bugün itibarıyla, Teşvik Yasası Tunceli'yi daha da geriye götürmüştür. Teşvik Yasası çıktığından bugüne kadar, yatırım yapmak için müracaat eden ne bir yatırımcı duyduk ne de bir müracaat eden vardır. Biz bu kürsüde, bunun böyle sonuçlar vereceğini, ilimizde değişen bir şeyin olamayacağını, Sayın Bakan yine o koltukta otururken kendilerine ilettik "30 işçi çalıştırmayı şart koşan bu Yasa'dan sonuç alamazsınız." dedik. Her yönüyle içeriği hatalı ve adaletsiz olan bu Yasa, illeri tüm yönleriyle aynı kapsama almıştır, illeri birbirine denk tutmuştur. Örneğin, Tunceli'yi, komşu il Elâzığ ve Malatya'yla bir tutmuş. Elâzığ'ın da, Malatya'nın da, hava yollarıyla, demir yollarıyla, üniversitesiyle, altyapısıyla, insan kaynaklarıyla hiçbir ihtiyacı olmamasına rağmen, Tunceli'nin hiçbir şeyi yoktur; ama, Tunceli'nin, bugün, Elâzığ'la aynı, eşit tutulmasından dolayı, maalesef, Tunceli'deki ticaret, hareket tamamıyla çökmüştür. Bu adaletsizliğin, bu haksızlığın mutlaka giderilmesine çok büyük ihtiyaç vardır.

Tunceli, Türkiye'deki, sanayide, ticarette iller sıralamasında sondan dördüncü, beşinci durumdaydı; ama, maalesef, bu Teşvik Yasası çıktıktan sonra, şu anda, sonuncu olmuştur. Tunceli'de bu Yasa'ya "teşvike engel yasası" diyorlar; oysa, bunun nedeni sorulmalıdır. Sayın Bakanın gelip bu kürsüde, Teşvik Yasası'nın bir muhasebesini yüce Meclise sunmasında yarar vardır. Tunceli ve aynı kaderi paylaşan diğer iller için Sayın Bakanın açıklamalarını bekliyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu koltuklarda oturan gelmiş geçmiş siyasi partiler "Doğu ve Güneydoğu'nun makûs talihini kıracağız." diyorlardı. İktidara geldiler. Halka vermiş oldukları sözlerin hiçbirisi yerine gelmedi ve ilk seçimde halktan öyle bir darbe aldılar ki, bir daha geri gelmemek üzere yıkılıp gittiler. Bu ülkeye verdikleri kin, düşmanlık, kan, gözyaşı ve sönen ocaklar. 3 Kasım 2002'de yeni bir iktidar görüyoruz bu koltuklarda.

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - 4 Kasımda bir daha göreceksiniz.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sırayla, acele etme!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım.

HASAN GÜYÜLDAR (Devamla) - Acil Eylem Planı'yla yeni iddialar, yeni hedefler. İşin adı acil eylem planı olunca, kalıcı bir toplumsal barış ve bir huzura ihtiyaç vardır. Çünkü, hasta kan kaybediyor, ölecek. Doğu ve Güneydoğu'ya bir istihdam ve yatırım projeleriyle, işinde gücünde olduğu bir ortamın sağlanmasına acil ihtiyaç vardır.

Evet, şimdi iktidarın beşinci yılındayız. Ne yapıldı değerli arkadaşlarım, ne oldu? Hasta daha da kan kaybediyor, ölmek üzeredir ve bir önceki dönemin yıkımından, feryadından daha da ağır bir tablo. Garp cephesinde değişen hiçbir şey yok; yine kan, gözyaşı ve sönen ocaklar.

Ülkemizde feryatlar, gözyaşı varsa, ölen gencecik gençlerimizden ocakları sönüyorsa, bu bütçeden bu facianın durdurulması için eğer bir kaynak aktarılmıyorsa ve bütçe katrilyon dolar seviyesinde de olsa, bir anlam ifade ettiğini ben sanmıyorum.

Bütçenin açılış konuşmasında Sayın Başbakan, Sayın Maliye Bakanımız, sanki ortalık güllük gülistanlıkmış gibi Doğu ve Güneydoğu'dan hiç bahsetmediler. O faciadan bir kelime konuşulmadı. Değerli arkadaşlar, demek ki, feryatlar, yıkımlar devam edecek.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Avrupa Birliği uyum yasalarından dolayı bu Meclisten kanunlar geçti, ama uygulamada ne bölge halkı bundan bir şey anladı ne de Avrupa bizi içine sindirdi. Anlaşılıyor ki, hepsi kâğıt üzerinde kalmış.

Bu sorunun çözümü koordinatör, yani memur tayin etmekle olmaz, artık bir şeyin farkına varmalısınız. Tehlikenin farkında olursanız ve vicdanınızı da bulunduğunuz makamla buluşturursanız bu yıkımı, bu acıyı durdurmak zorundayız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu kürsüde, terörden dolayı, zarar ziyan gören vatandaşlarımızdan dolayı yapmış olduğum konuşmada bazı gerçekleri dile getirmiştim. Acil olan, bölgenin sosyoekonomik yapısını gerçek bir araştırmayla masaya yatırıp hastayı ayağa kaldırmaktır. Bilinmelidir ki, halkın güvenini, desteğini kazanmadan hiçbir şey yapamazsınız. Yapılacak iş, vatan, millet, Sakarya edebiyatıyla değil, ayrım yapmadan gönülden halkı sevmek ve kucaklamak.

191

İki: şu anda yürürlükte olan bu aldatmaca Teşvik Yasası ile değil, arsa ve enerji avantajıyla, işçi sayısı aranmadan vergiden, sigorta priminden muaf kalmak kaydıyla, yeni krediler sağlamak kaydıyla ve bu kredilere muafiyetler tanımak kaydıyla, bölgede sektörel anlamda yöresel bir kalkınmayla işsizliği önlemektir birinci çözüm.

OSMAN ASLAN (Diyarbakır) - Bölgeye her şey yaparlar.

HASAN GÜYÜLDAR (Devamla) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bölge halkının gönlünü alan ve güven başlatan bir manevi sahiplenme başta iktidara düşer. Bölge halkının sevgisini, güvenini kazanırsak, emperyalist güçlerin gizli hesaplarla hazırladıkları böl-yönet-yut senaryoları boşa çıkacak ve ortalıkta dolaştırılan bu haritaları da halk yırtıp çöp sepetine atacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Güyüldar, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

HASAN GÜYÜLDAR (Devamla) - Ülkenin beklentilerini karşılamayan bu bütçeye olumsuz oy kullanacağımı belirtir, yüce Parlamentoyu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Şahsı adına, Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali.

Sayın Sali, buyurun efendim.

ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) - Sayın Başkanım, sayın arkadaşlar; tasarının 19'uncu maddesiyle ilgili olarak huzurunuzdayım. Hepinize saygı sunuyorum.

Madde üç hususu düzenliyor. Birisi: Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün ürettiği meteorolojik ürünlerin yabancı ülkelere satılması karşılığında elde edilen gelirler ve yabancı meteoroloji teşkilatlarının ürettiği meteorolojik ürünlerin satın alınması için yapılan harcamaların muhasebeleştirilmesiyle alakalı. Bunlar, metinde gördüğünüz üzere, Merkez Bankasında özel bir hesapta tutulacak ve buradan ödemeler yapılacak. Gelir fazlası da genel bütçe gelirleri içine aktarılacak.

Diğer husus: 5018 sayılı Kanun'la katma bütçe statüsünden çıkartılıp genel bütçe kapsamına alınan idarelerin yasalarda yer alan gelirlerinin tahsiliyle alakalı. Bunlar da genel bütçe gelirleriyle irtibatlandırılıyor.

Üçüncü husus ise: 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticaretiyle Görevlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamındaki tabii kaynakların ve tesislerin işletme haklarının devirlerinden elde edilen gelirlerin, devreden kuruluşa değil, mevzuatında, işletme hakkı devirlerinden elde edilen gelirlerin ilgili devreden kuruluş hesaplarına aktarılacağı öngörülüyor. Bu şekilde değil, bunun tamamının genel bütçeye gelir kaydedileceğine ilişkin hüküm yer almaktadır.

Maddenin hayırlı olması temennisiyle saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sali.

Sayın Yücesan, soru mu soracaksınız efendim?

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Evet efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yücesan.

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana soru sormak istiyorum.

Tasarının bu maddesinde yer alan üçüncü fıkrayla, 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticaretiyle Görevlendirilmesi Hakkında Kanun çerçevesinde, tabii kaynakların ve tesislerin işletme haklarının devirlerinden elde edilen gelirlerin tamamının, geçmişten farklı olarak, fon hesabı yerine genel bütçeye gelir kaydedilmesi düzenlenmektedir. Kamu yatırımları içinde enerji sektörü, AKP dönemi politikalarından en olumsuz etkilenen sektörlerin başında gelmektedir. Bu dönemde enerji sektörüne yönelik yatırımlar sürekli düşmüş, neredeyse yarı yarıya reel olarak azalmıştır. Bu gelişme ve ülkenin gelecek dönemi enerji ihtiyacı dikkate alındığında, bu şekilde elde edilecek kaynağın enerji sektörü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yücesan.

Buyurun Sayın Bayındır.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Maliye Bakanı çıkmadan keşke şu soruyu dinleseydi.

192

Türkiye'de, ilk defa ya da 2002 yılında iktidara gelen AKP İktidarı, ilk defa, geçen ay Kültür Bakanlığında çalışan 3.500 geçici işçiye maaş ödeyemedi. Yani bakanlık çöktü mü? Bundan sonra bir başka bakanlıkların da maaşı mı ödenemeyecek?

Sabahtan beri AKP milletvekillerinin övmeye çalıştığı bütçe, işçinin dahi maaşını ödeyemeyen bütçe mi diye soruyorum?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Meral, buyurun.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanımız gitti ya… Ben, bir konuyu özellikle ifade etmek istiyorum: Genelde Hükûmetimiz 2 bin geçici işçinin kadroya alınacağını ifade etmektedir. Bunun doğruluk derecesini öğrenmek istiyorum, bir.

İkincisi, ormanda, tarımda, şeker fabrikalarında, Tekelde, üniversitelerde birçok bölümde geçici işçi çalışmaktadır. Acaba, bu işçiler de daimî kadroya geçirilecek işçilerin arasında mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Meral.

Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım günaydın.

İhraç ürünlerinin, ihraç rakamlarının içerisinde ithal ürünlerinin payı ne kadardır? On dokuz çeyrektir Türkiye'nin büyüdüğü söyleniyor; bu büyümenin istihdama olumlu bir şekilde yansımamasının altında yatan sebepler nelerdir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Sayın Bakanım, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, özellikle enerji yatırımlarıyla ilgili soru soran Değerli Milletvekilimizin sorusunu tam olarak alamadım, arkadaşlar bunu alıp gerekli cevabı verecekler.

Bildiğiniz gibi, Kültür Bakanlığına bağlı olarak çalışan, daha doğrusu Kültür Bakanlığı DÖSİM'de, Döner Sermaye İşletmesinde çalışan işçiler var. Bugüne kadar bu işçilerin maaşları harfiyen ödenmiştir, ancak nakit akışından dolayı belki sene sonu olması hasebiyle bir gecikme olabilir.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - 15 Kasım…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Geçici işçilerle ilgili olarak, bu, Bakanlığın çöktüğü anlamına gelmez. Şimdi, bu tip şeyleri söylediğimiz zaman, buna dikkat etmemiz lazım. Bakanlığın çöküşü, bakanlıkların çöküşü, Türkiye'nin maliyesinin çöküşü, Türkiye'nin çöküşü anlamına gelir. Böyle bir şey söz konusu değil, herkes müsterih olsun. Türkiye dimdik ayaktadır ve yoluna devam ediyor emin adımlarla.

Sayın Meral'in sorduğu, özellikle kadroya alınacak işçilerle ilgili olarak soruya da şunu söylerim: Bu konuyla ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız ilgili kuruluşlarla koordinasyon hâlinde bir çalışma yapmaktadır. Yıllardan beri, bildiğiniz gibi, kadrolu işçi, geçici işçi, çeşitli statülerde kamu çalışanı var. Özellikle on-on bir ay çalışanlar var. Değişik statülerde çalışanlar var. Kampanya işçisi olarak çalışanlar var. Burada kampanya işçisi olan mevsimlik işçi dediğimiz işçiler belki ayrı tutulabilir. Netice itibarıyla bu henüz Bakanlar Kurulunda son şeklini de almış değil. Bu konuyla ilgili çalışma devam ediyor. Ama büyük çapta kamuda çalışan, geçici işçi statüsünde çalışan insanlar kadroya geçirilecek.

Üniversitelerimizde çalışan, özellikle temizlik işçisi adı altında alındığı hâlde hemşire olarak çalışan, başka statülerde çalışan insanlar var, kamu çalışanları var. Bunlarla ilgili olarak yapılan çalışmada da daha çok 4/B statüsüne girmeleri söz konusudur. Böyle bir çalışma var. Üniversitelerin aslında talebi de budur. Çünkü döner sermayelerinden onlara ücretler ödemektedirler. Son şekli alındıktan sonra ormanda, şekerde ve diğer kurumlarda çalışan kamu işçilerinin durumuyla ilgili olarak Bakanlar Kurulunda son sözü söylemeden bu konuda söylenecek her şey aslında gerçeği tam olarak yansıtmış olmaz. Ama bu konuda Hükûmetimiz inisiyatif almıştır. Özellikle yıllardan beri ve büyük bir endişeyle geçici işçi statüsünde çalışan işçi kardeşlerimizin çok önemli bir kısmı kadroya geçirilecektir. Ama "son söz şu kadar rakamdır" bunu söyleyebilmem için bunun son şeklini alması gerekiyor.

Sayın Kandoğan'ın, özellikle "İhracat içindeki ithalat ürünlerinin payı nedir?" şeklindeki sorusu teknik bir çalışma gerektiriyor. Kendisine yazılı olarak bu cevap verilecektir.

193

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sundum.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hayır, olmaz.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sunmadınız.

BAŞKAN - Kabul edenler…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Böyle bir şey olur mu?

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Böyle yasa olur mu Sayın Başkan, sunmadınız.

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Yasa yapıyoruz…

BAŞKAN - 20'nci maddeyi okutuyorum…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Böyle yasa olur mu Sayın Başkan? Sunmadınız Sayın Başkan.

BAŞKAN - Tartışmayınız.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sunmadınız Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Çetin, oturumu ben yönetiyorum, lütfen oturunuz!

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - 5 tane adamla yasa yapıyorsunuz. Ayıp!

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Herkes burada.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Bütçe bu.

BAŞKAN - O dediğinizi yapan birileri var; ama, ben değilim.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Bu kadar taraflı Başkanlık olmaz! Ayıp!

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Ayıptır ya! Karar yeter sayısı varmış, insan utanır!

BAŞKAN - 20'nci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ KISIM

Devlet Borçları ve Kamu İktisadi Teşebbüslerine

İlişkin Hükümler

Hazine garanti limiti ve borçlanmaya ilişkin işlemler

MADDE 20- (1) 2007 yılında, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre sağlanacak;

a) Garantili imkan limiti 3 milyar ABD Dolarını,

b) Hazine Müsteşarlığınca belirlenecek koşullar çerçevesinde ve elde edilecek kaynaklar Hazineye aktarılacak şekilde kamu kurum ve kuruluşlarınca ihraç edilecek sertifika, senet ve benzeri finansman enstrümanlarına sağlanacak garanti tutarı 2 milyar ABD Dolarını,

aşamaz.

(2) Birinci fıkranın (b) bendinde yer alan tutarı bir katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

(3) Bu Kanunun 1 inci maddesi ile belirlenen başlangıç ödeneklerinin yüzde birine kadar ikrazen Özel Tertip Devlet İç Borçlanma Senedi ihraç edilebilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu.

Sayın Hacaloğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 2007 yılı bütçe kanun tasarısının 20'nci maddesi üzerinde şahsım ve Grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu, bugün benim dördüncü konuşmam. Beni bir daha bu kürsüde göremeyeceksiniz. Bu yıl bir daha göremeyeceksiniz.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - İnşallah!

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Hacca mı gidiyorsun?

194

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - O nedenle, ben, sonda değil, başta hepinizin yeni yılınızı ve Kurban Bayramı'nızı kutluyorum. Ülkemize yeni yılda barış ve huzur diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, dört yılı sizin iktidarınızda olmak üzere, yedi yıldır uygulamada olan IMF politikaları, bugün, defaatla farklı boyutlarıyla ele alındığı şekilde, ülkemizin sorunlarını çözmekte yetersiz kalmıştır. Sosyal ayaktan yoksun olan bu politikalar, ne yazık ki, birçok soruna çare olamamış, aksine, sorunların önemli bölümünü bir nevi çözümsüzlük sürecine taşımış, sürüncemede bırakmıştır.

Bu politikalar sonucu, ülkemizde son dört yılda önemli ölçüde bir büyüme sağlanmış olmasına rağmen, iktisadın âdeta genel kurallarına ters düşerek belirli olumsuzlukları beraberinde taşımıştır. Nedir bunlar? Yine bunlar ifade edildi, ama, ben de, tekrar, birkaç cümleyle altını çizmek istiyorum: İş ve istihdama çare olunamamıştır, sosyal adalete katkı sağlamamıştır, sürdürülebilir, rekabet gücü yüksek bir yapılanmaya zemin oluşturamamıştır, sadece daha çok borç ve daha büyük işsizler ordusu yaratmıştır ve ülkemize ve halkımıza daha çok refah ve huzur değil, sadece daha derin yoksullaşma ve daha derin yaygın umutsuzluk kaynağı olmuştur.

Şimdi, sadece bunlarla da sınırlı değil, keşke böyle olsa. Bunların dışında, ekonomimizde kriz riski yaratan, dışsal kriz riski yaratan, ekonomimizin yumuşak karnını oluşturan, acil çözüm bekleyen çok önemli belirli sorunlar, dışsal sorunlar oluşmuştur. Ekonomimizde kriz riskini artıran bu dışsal sorunlar arasında -yine burada belirtildi, ilk defa değil- her geçen gün yeni rekor düzeylere tırmanan, hâlen gayrisafi millî hasılanın yüzde 13,7'sine ulaşmış olan ve 2002 yılından günümüze 23 kat artan cari işlemler açığı yer almaktadır. Keza, dört yılda yüzde 170 artarak âdeta patlayan tüketim malları ithalatı yer almaktadır. Keza, 2002 yılındaki yüzde 69,9'dan yüzde 60'a doğru gerileyen ihracatın ithalatı karşılama oranı yer almaktadır. Yine, dördüncü kalem olarak, son dört yılda 3 kata yakın artan ve günümüzde 111 milyar dolara tırmanan özel sektör dış borçları yer almaktadır ve nihayet, Kasım 2006, yani, son verilere göre 60,8 milyar dolara, tüm zamanların en üst düzeyine tırmanmış olan sıcak para yer almaktadır. Özetle, cari işlemler açığı, tüketim malları ithalatı, ihracatın ithalatı karşılama oranı, özel sektör dış borcu ve sıcak para. Bunların tümü bir arada, eş zamanlı olarak ekonomimizde çok ciddi bir dış risk oluşumuna neden olmaktadır. Bunlara yönelik politikaların her birini kucaklayacak, her birini dikkate alacak parametreler ve enstrümanlarla geliştirilmesi, uygulamaya konulması gerekir.

Değerli arkadaşlarım, AKP İktidarının reel ekonomiyi dışlayan, yüzde 6,5 oranında faiz dışı fazla sağlama, yetmediği takdirde borcu borçla çevirme anlayışıyla, IMF desteğinde yürütülen ekonomi politikaları sonucu dış borçlar giderek tırmanmış -bu yeni bir hikâye değil, bugün çok dinlediniz- ekonomimizin sırtında kambura dönmüştür.

Tarih düşmem gerekiyor, biraz evvel bir arkadaşım tadat etti, açıkladı, ben de iki tanesini belirtmek istiyorum. Ama, buna girmeden, Sayın Başbakanımız, geçen, en son bütçe üzerinde yaptığı konuşmada "'Türkiye'nin borcu çok.' diyorlar. Aldatmayın kimseyi. Unutmayın, borç yiğidin kamçısıdır." dedi.

Değerli arkadaşlar, Türk insanı doğuştan yiğittir. Ayrıca, kamçıya da ihtiyacı yoktur. Zaten, sizin yüksek zam, yüksek faiz, düşük ücret kamçınızdan insanlarımız yeterince nasibini alıyor. Bunun ötesi boş laftır. Boş lafa da işsizlik ve yoksullukla boğuşan halkımızın karnı toktur.

Evet, şimdi rakamlara girmek istiyorum. Hepsini değil, sadece iki zeminde vereceğim. 2002 yılından, 2006 yılı Kasım ayı sonuna kadar geçen dönemde kamunun toplam -iç artı dış, tüm kamunun, sadece merkezî yönetimin değil, tüm kamunun- borç stoku 2002 yılı sonuna göre, 88,3 milyar dolar artarak, yani, yüzde 50,5 oranında artarak dört yılda, 263 milyar dolara tırmanmıştır. 263 milyar dolar kamunun toplam borcu.

Diğer yandan, özel sektörde -bunun içine Merkez Bankası borçları dâhildir. Bizim rakamlar doğrudur; iki haftada bir de bunu bültenle yayınlamaktayız; kaynak da devlet resmî kaynaklarıdır- Türkiye'nin toplam borç stoku ise, 2002 yılı sonuna göre 154,7 milyar dolar, dört yılda yaklaşık her yıl ortalama 40 milyar dolar artarak, yani, yüzde 70,5 oranında artarak, günümüzde, 374 milyar dolara tırmanmıştır. Ülkenin, bugün, kamu-özel toplam iç-dış borcu toplamı 374 milyar dolardır. Bunun 193,6 milyar doları dış borçlardan, 180,3 milyar doları ise iç borçlardan oluşmaktadır. Hemen hemen eşit boyutlarda. Ama, kamunun dış borçları geriledi, özel sektörün dış borçları yükseldi.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Özel sektörün borcu niye bizim oluyor?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bu tablo, doğal olarak, halkımızın sırtındaki borç yükünü artırmaktadır. Hep biz... Burada her arkadaşımız çıktığında, AKP'li değerli milletvekili arkadaşlarımız çıktığında, "Kişi başına gayrisafi millî hasıla 2.500'den 5.500'e, 2.600'den 5.500'e çıktı." dediler, son tahmini belirttiler cari fiyatlarla. Hiç kimse sabit fiyatlarla rakam vermedi, cari fiyat… Şimdi ben de size bunun cari fiyatlarla borç tarafını veriyorum. Türkiye'nin toplam borç yükünden kişi başına düşen miktar 2002 yılında 3.164 dolardı, günümüzde ise 5.124 dolar. Gelir arttı, borç da arttı. Eş düzeyde arttı.

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Son dört yıl içinde mi bu?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bir omzunda gelir, bir omzunda borç. Hangisi -neyse, yorum yapmayayım- iyilik perisi, hangisi kötülük perisi, onu siz yorumlayın.

195

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Espritüel bir biçimde anlatmaya çalışıyor.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bugün son gün olduğu için espri de yapma çabası içindeyim.

Değerli arkadaşlarım, son dört yılda dış ticaret açığı 4 kat arttı. 2002 yılında 15,5 milyar dolar olan dış ticaret açığı günümüzde 53 milyar dolar. Yani, gayrisafi millî hasılanın yüzde 13,7'sine tırmandı. Yüksek bir rakam.

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Yeni bir şey söyleyin.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Tabii, burada bir rakamın altını çizmek istiyorum. Bugün gazetelerde vardı. Porsche satışları, lüks araç satışları çok patladı. Porsche için rakam veriyordu. Binek otomobillerin ithalatı yüzde 324 arttı. Buna dayanamaz Türkiye. Buna kesinlikle dayanamaz. Kesinlikle, tüketim malları, yarı dayanıklı veya dayanıklı tüketim malları ithalatına -kesinlikle- bir düzenleme getirmek lazım.

Burada bir de Sayın Tüzmen'e bir atıfta bulunmak istiyorum. Kendisi burada değil. Geçenlerde Dış Ticaret Bakanlığını anlatırken "yurt dışı müteahhitlik ve müşavirlik hizmetlerinden ülkemize 12 milyar dolar para girdi…" "Sayın Bakan, olamaz. Yani, bu rakamları, büyüklüklerini biliyoruz." "Hayır, öyle" filan… "Efendim, bu 1 milyar dolardan kesinlikle fazla değil." dedik. Hatta, talimat verdi yandaki değerli bürokratına, bana bilgi verecekti. Ses yok. Evet, yanıt kimden geldi? Hemen ertesi gün -bizden bir kopya, bir tüyo gitmedi- Bakana yanıt Müteahhitler Birliği Başkanından geldi. "Yurt dışı müteahhitlik ve danışmanlık hizmetlerinden ülkeye giren para yılda 700 - 800 milyon dolarda çakıldı kaldı. Kimse nedenini sormuyor." Böyle bir şey olamaz. Bu kadar havalı bir bakan, bence Kabinenin en havalı Bakanı. Ben, Sayın Unakıtan orada oturuyor diye döndüm. Unakıtan'dan daha havalı Bakanı, bu kadar gerçeklerden kopamaz.

Değerli arkadaşlarım, cari işlemler açığını herkes konuştu…

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Hangisi havalı? Karıştı, bilelim.

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Hangisi havalı, bilelim yani…

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Kürşad Bey.

Hükûmet "Cari açık hızla büyümenin bedelidir." diyor. Bu doğru değildir değerli arkadaşlarım. Bu, gerçeği çarpıtmaktır. Cari açık ihracata dayalı büyümeden değil, Hükûmetin düşük kur, aşırı değerli YTL, yüksek reel faiz politikası sonucu patlayan ithalattan ve dış fon girişlerinden kaynaklanıyor. Zira, ülkemizdeki son yılların büyümesi dış harcama kaynaklı büyümedir. Kesinlikle cari işlemler açığına yönelik bir politikanın geliştirilmesi lazım. Son günlerde basına yansıyan bir örnek olduğu için ifade etmiyorum. Bu kürsüden defaatla ifade ettik. Cari işlemler açığını sürdürülebilir düzeye çekmek, yabancı spekülatif paraya teslimiyete son vermek, yüksek reel faiz, düşük kur, döviz kuru ile sürdürülen saadet zincirini kırmak Cumhuriyet Halk Partisinin ekonomide en öncelikli hedeflerinden biridir.

Bu çerçevede, kısa vadeli spekülatif sermaye girişleri doğal olarak yasaklanamaz. Ancak, spekülatif amaçlı yabancı sermayenin ülkemizde kalış süresinin daha uzun bir vadeye yayılmasını özendirecek şeffaf ortam ve öngörülebilir koşullar yaratılmalıdır. Bu amaçla, ilk aşamada, eş zamanlı olarak çıkışların yavaş yavaş olmasını sağlayacak basamaklı, düşük düzeyli bir vergi ve süreli ve sürdürülebilir boyutlu bir mevduat koşulu getirilmelidir. Hemen akabinde girişlerin de vadenin uzamasını özendirecek düşük düzeyli bir vergi uygulamasına geçilmelidir. Bakınız, biz bu politikayı -açıp bakın Partimizin ekonomi bültenlerine- bir yıl evvel söyledik, bu boyutunu. Bunun uygulaması vardır, yeni yapılan da bunun çok benzeridir. Bazı sıkıntılar başlangıçta olsa bile kesinlikle aşılır.

Değerli arkadaşlarım, en son söyleyeceğim şey yabancı sermayeye ilişkin. Sayın Başbakan "On yıllar boyunca uluslararası yatırımı çekemeyen Türkiye sadece bu yılın ilk dokuz ayında 12,8 milyar dolar yatırım çekmeyi başarmıştır." dedi. Bunu da değerli arkadaşlarım ele almışlardı, bu konuyu da. Ülkeye giren para, yabancılara satılan ulusal bankaların, vatan topraklarının özelleştirilerek, yabancılaştırılan stratejik kamu tesis işletmelerinin parasıdır. Doğrudan sabit sermaye yatırımı olarak giren ise 2005 yılında sadece ve sadece 714 milyon dolardır, sanayiye girense 1 milyar 270 milyon dolardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, gerçekten, sorunlar geniş ve büyük ve bunu hafife alma eğilimini ben Hükûmette görmekteyim, ama, şunu belirtmek istiyorum: Eğer, erken seçimden kaçabileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. İstediğiniz kadar kaçın, halkımız ulusal çıkarlarımızı ayaklar altına alan hiçbir uygulamaya izin vermeyecektir. Bunun hesabını sizden soracaktır. Önümüzdeki aylarda, en geç kasımda yapılacak olan seçimde, üzülerek ifade ediyorum, sizi halkımız sandığa gömecektir.

Hepinize en içten sevgi, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Üzülmene gerek yok. Hiç üzülmeyin!

196

BAŞKAN - Şahsı adına, Mardin Milletvekili Beşir Hamidi.

Sayın Hamidi, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Mardin) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 20'nci maddesi olan Hazine garanti limiti ve borçlanmaya ilişkin işlemler ile ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu madde, özü itibarıyla, devlet kurum ve kuruluşlarının gerçekleştireceği yatırımların finansmanında kullanılmak üzere ihtiyaç duyduğu dış kredileri daha uygun koşullarda alabilmesi için Hazine garantisi verilmesinin üst limitini belirlemektedir.

1961 yılından itibaren Hazine garantisi uygulanmaktadır. 1992'den itibaren de bu borçların Hazine tarafından ödenmesi durumu ortaya çıkınca Hazinenin üstlendiği yük giderek ağırlaşması üzerine, bir üst limit getirilmiştir. Kamu Malî Yönetimi kapsamında disiplinin sağlanması amacıyla uygulanmaya konan garanti limiti, ilk olarak 1998 Yılı Bütçe Kanunu'nda yer almış ve böylece, garantiler, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisiyle çizdiği sınırlar çerçevesinde sağlanmaya başlamıştır.

2003 yılında 750 milyar dolar olan bu limit, yeni yatırımlar dolayısıyla geçen yıl 3 milyar Amerikan dolarına çıkarılmış, bunun 2 milyar doları kullanılmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; geçmiş uygulamalara baktığımızda Hazine garantisiyle iyi yapılmış işler olduğu gibi kötü örnekler de mevcuttur. "Nasıl olsa Hazine ödeyecektir" rahatlığı içerisinde rasyonel olmayan yatırımlar gerçekleşmiştir ve Hazinemiz üzerinde ciddi yükler oluşturmuştur. Esas olan, kurumlarımızın kendi saygınlıkları ve sağlam projelerle, Hazine garantisi olmaksızın krediyi bulabilmeleridir. Devlet, geçmişte hesabını kitabını biraz da böyle kaybetti.

AK Parti İktidarı, bu borçları da ödeyerek Türkiye'yi bugünkü başarılı ekonomik tablosuna kavuşturmuştur. Dolayısıyla yüksek oranda ülke büyüyor, enflasyon düşüyor, verim artıyor, millî gelir katlanıyor, ihracat patlıyor, devletin borçlanma gereği azalıyor, faizler düşüyor, fert başına millî gelir iki katına çıkıyor. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; CHP sıralarından alkışlar[!])

Bakın, 2002 yılında iktidara geldiğimizde, kamu net borç stokunun gayrisafi hasıla içindeki payı yüzde 90'lardaydı, bugün bu oran yüzde 49'dur. Ayrıca, borç stokunun çoğunluğu da TL cinsindendir, yüzde 62 gibi bir oran. Artık, TL, güçlü ve sağlam bir yatırım aracıdır. Ülke, değerini koruyan bir para birimine kavuşmuştur.

İktidara geldiğimiz zaman, bütçenin yüzde 60'ı faize gidiyordu. Türkiye, yeniden üretmeye ve hem de dünyaya üretmeye, üretene de destek olmaya başlamıştır. Türkiye'nin toplam dış ticaret hacminin 244,7 dolar olarak hedeflenmesini, üretimden gelen bir insan olarak, gerçekçi buluyorum. 2007'de, inşallah, ihracatımız 100 milyar dolar sınırını zorlayacaktır. Enflasyonun bu yılın sonunda tek haneli rakama inmesi sürpriz olmamıştır. Eğer becerikli ve akıllı bir yönetim anlayışımız olmasaydı, ne Türkiye bu noktaya gelirdi ne de örneğin, benim kentim, bölgem Mardin'de olumlu gelişmeler olurdu. Eğer AK Parti İktidarı olmasaydı, elli yıldır adı telaffuz edilen Ilısu Barajı'nın temeli atılmazdı, Mardin'de iki fakülte kurulmazdı…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Hasankeyf…

MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Devamla) - Bakanlar Kurulunda bu dönemde iki tane fakülte kararı çıktı ve iki tane fakültemiz kuruldu, Mardin Mimarlık Mühendislik Fakültesi ile Güzel Sanatlar Fakültesi. Hiç bölünmüş yolumuz olmayacaktı AK Parti İktidarı olmasaydı. Beyaz sularımız, bizim, boşa akardı, biz de susuzluktan kırılır kalırdık.

Evet, toplu konutu sadece hayal ederdik, ama, şimdi toplu konutlarımız bitti, 1.750 tane konutumuz Mardin'i süsledi, çağdaş bir kent görünümü verdi gerçekten, altyapısıyla, sosyal donanımıyla, peyzajıyla, yeşilliğiyle. Mardin'de kiralık ev bulamıyorduk. İstediğiniz kirayı verin, ev bulamazsınız, yok, yoktu çünkü.

Evet, Mardin merkezde yeni hastanemizi hizmete soktuk AK Parti İktidarı sayesinde. Ömerli ilçemizin, Derik ilçemizin, Dargeçit ilçemiz, Savur ilçemizin ve Mazıdağı ilçemizin hastanelerini hizmete soktuk. Vatandaşımız bundan çok mutlu, vatandaşımız bize duacıdır.

Evet, eğer biz bunları yapmasaydık, kaderine terk etmiş olacaktık o hastalarımızı. Okullarımız harabe, köylerimiz virane olurdu AK Parti İktidarı olmasaydı; ama, şimdi güzel okullar yaptık, okullarımızın hepsini, mevcutları da elden geçirdik. Köylerimize, KÖYDES sayesinde, yalnız bu sene, elli yıllık yapılan köy ve içme suyu kadar iş yaptık. Bütün elli yıl, cumhuriyet tarihi boyunca 500 kilometrelik yol yapılmış Mardin'e. Bu dönem, yalnız bu dönem, yalnız bu yıl 500 kilometre yol yaptık, bir o kadar da içme suyu yaptık.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Demek hepsi Mardin'e gitmiş!

MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Devamla) - Bilgisayarların adını bile bilmiyordu bizim çocuklarımız, AK Parti sayesinde bildi. Mardin, yine, eskisi gibi yılda 3-4 bin kişinin geldiği saklı bir medeniyet bahçesi olarak kalacaktı eğer AK Parti İktidarı olmasaydı. Oysa, şimdi, Mardin, bir turizm markası, yılda 400 bine yakın insan ziyaret ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

197

BAŞKAN - Buyurun, teşekkür edin.

MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Devamla) - Ne Türkiye ne Mardin geriye bakmayacaktır.

2007 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Aziz milletimizin yaklaşan Kurban Bayramı'nı tebrik ediyorum, yeni yılını kutluyorum, şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Hamidi.

Sayın Baloğlu, buyurun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, günaydın diyorum arkadaşlarıma.

Mardin'le ilgili bu müthiş gelişme karşısında gözlerim yaşardı. Ben bu duygularla, Bingöl'ün Yedisu ilçesine de yolun ne zaman yapılacağını soruyorum. Yedisulular her gün arıyorlar, "Yolumuz ne oldu?" diyorlar. Mardinlilere gösterilen bu büyük ilgi karşısında Yedisulular, Kiğılılar yollarının daha güzel olmasını istemek hakkına sahip değiller mi?

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Yol yapıldı, haberiniz yok.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Bakan…

O yoldan bahsetmiyorum.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Yol yapıldı.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Daha dün sabah aradılar. Gider birlikte bakarız, yapılmadı.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - İhalesi yapıldı.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Yol mu yapıldı, ihalesi mi yapıldı?

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Benim bahsettiğim yolun yapılmadığını siz de biliyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, soru anlaşılmıyor. Lütfen, arkadaşlar…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Efendim, benim dakikam gidiyor bu arada.

NAİL KAMACI (Antalya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Kamacı, lütfen…

Sayın Baloğlu, buyurun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, dolaylı vergilerin toplam vergi tahsilatı içindeki oranının bu dönemde yüzde 60'lardan yüzde 70'e çıktığı, hatta 2000'lerin başına göre yüzde 55'lerden yüzde 70'lere çıktığı dikkate alındığında, ücret geliri elde edenlerin kazançları bu anlamda da bir aşınmaya uğramaktadır. Bu nedenle, kat sayı artışlarının çalışanların artan vergi yüklerindeki kayıpları giderecek şekilde ayarlanması gerekmektedir. Kat sayı artışının sadece…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baloğlu.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, ama itiraz ediyorlar.

BAŞKAN - Benim yapacağım bir şey yok ki, otomatik kesiyor.

Sayın Kandoğan, buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma şu soruyu yöneltmek istiyorum: Sayın Bakanım, sizin yokluğunuzda, burada, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından bastırılıp okullara ücretsiz olarak dağıtılan kitapların teknik şartnameye uygun olmadığı şeklinde iddialar oldu. Bu konuyla ilgili sizin düşüncenizi almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Sayın Keskin…

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Sayın Bakanım, vergi kayıp ve kaçakları yönünden hangi bölgeler ve hangi illerimiz en ön plandadır? Bunlara hangi tedbirler düşünülmektedir?

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Kamacı, buyurun.

NAİL KAMACI (Antalya) - Sayın Başkanım, şimdi, özel sektörün 111 milyar dolar borcu olduğu söyleniyor. Özel sektör borçlarına Hazine garantisi var mıdır? Eğer ileride oluşacak olan bir kriz olursa, Hazine garantisi de var ise, bu özel sektör borçlarını kim ödeyecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

198

Sayın Bakanım, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Bingöl yollarıyla ilgili Sayın Baloğlu'nun sorusuna şöyle söyleyeyim: Bingöl, AK Parti İktidarı döneminde belki tarihinin en mutlu yıllarını yaşamaktadır. Bingöllülere sorarsanız bunu söylerler. Her alanda hizmetler maksimum düzeydedir ve bütün seçim sonuçları da bunu gösteriyor.

Öte taraftan, Sayın Kandoğan'ın sorusuna çok teşekkür ediyorum. Benim yokluğumda burada bir… Teknik şartnameye uygun olmadığı, ücretsiz ders kitaplarının teknik şartnameye uygun olmadığı ifade edilmiş.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Seçim sonuçlarıyla nasıl bağ kurdunuz Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Arkadaşlar, ücretsiz ders kitaplarının ihalesi bütün basının huzurunda, kameraların huzurunda çok şeffaf bir şekilde yapılmıştır, en ufak bir itiraz olmamıştır. Bununla ilgili olarak bütün dokümanlar herkese açıktır. Zerre kadar aykırılık olsa, biz bunun hesabını millet huzurunda, Meclis huzurunda vermeye hazırız. Bunu kim söylüyorsa…

MUHARREM İNCE (Yalova) - Ben söylüyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - …kesinlikle gerçeğe aykırı bir ifadede bulunuyor. Eğer böyle bir şey varsa, siz Kamu İhalesine müracaat edin, savcılıklara suç duyurusunda bulunun. Bu her zaman duyduğumuz klasik laflardan birisidir. Bunun hiçbir zemini yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Kitapları sakladım, kenarda tutuyorum. CHP iktidar olduğunda vereceğim savcılığa. Şimdi niye vereyim?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Keskin'in sorusuna… "Hangi bölgelerde kayıp kaçak fazladır?" Şimdi, şu ilimizde daha fazladır deyip, bu ili teşhir etmenin doğru olmadığını düşünüyorum, ama, vergi kayıp kaçaklarının önlenmesi için otomasyon başta olmak üzere, Maliye Bakanlığımız gerekli tedbirleri almaktadır.

Borçla, özellikle, özel sektör… Sayın Kamacı "özel sektörün borçlarını kim ödeyecek" dedi. Daha önce de konuşma yapan bir değerli arkadaşımızın söylediği şu var: Türkiye'nin borç stoku artıyor şeklinde bir ifade, malumu ilam etmektir. Borç stokunun arttığını biz biliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, ben bunu herkesin, sokaktaki vatandaşın evinde, şu anda belki bizi dinlemekte olan vatandaşımızın anlayabileceği bir örnekle açıklamak istiyorum ve şöyle bir örnek vermek istiyorum: Sayın Egemen Bağış bir devlet memuru, 1 milyar, ayda geliri var, 5 milyar borcu var. Sayın Eyüp Fatsa Bey'in bir tüccar olduğunu düşünün, 20 milyar, ayda geliri var, 50 milyar borcu var. Hangisinin borcu daha fazla?

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Belli…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Fatsa'nın borcu, Sayın Egemen'in borcundan yarı yarıya daha fazla. Sayın Egemen 1 milyar gelirine karşılık, aylık 1 milyar gelirinin 5 katı borçlanmış. Sayın Fatsa aylık gelirinin 2,5 katı borçlanmış demektir.

Biz de Hükûmeti devraldığımız zaman, Türkiye'de borçların gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 90'larla ifade ediliyordu, şu anda yüzde 49,6'dır arkadaşlar. (AK Parti sıralarından alkışlar) Evet, borçlarımız yüzde 49,6 artmıştır, ama, Türkiye'nin gayrisafi millî hasılası yüzde 100 artmıştır, 180 milyar dolardan 390 milyar dolara çıkmış. Bunu bildiğimiz hâlde, sürekli olarak tekrar ediyoruz ve bunun çok anlamı yok.

Saygılar sunuyorum.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayın Bakanım, asgari ücret ne kadar?

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 07.50

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 08.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER:Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşimi'nin Onuncu Oturumu'nu açıyorum.

1269 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

199

Tasarının 21'inci maddesini okutuyorum:

Görev zararları

MADDE 21- (1) Kamu iktisadi teşebbüslerinin 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 35 inci maddesi uyarınca doğmuş ve doğacak görev zararı alacakları ile 12/12/2001 tarihli ve 2001/3372 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile önceki yıllar kararları kapsamında üretilen şekerin, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'nin özelleştirme programına alındığı tarih itibarıyla sözleşmesi ve bağlantısı yapılmış olan dahilde işleme rejimi kapsamındaki satışlarıyla ihracatından doğan ve/veya doğacak görev zararları ile Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğünün (TMO) ilgili mevzuatında belirtilen esas ve usullere göre doğmuş ve doğacak görev zararı alacakları, avans olarak (TMO'nun 2004-2005 kampanya döneminde dahilde işleme rejimi kapsamında doğan ve/veya doğacak görev zararları hariç) Hazine Müsteşarlığı bütçesinde bu amaçla öngörülen ödeneklerden karşılanır.

(2) Türkiye İhracat Kredi Bankası Anonim Şirketinin politik risk kapsamında yapacağı tahsilatın ve Bankanın faaliyet kârlarından Hazineye tekabül eden temettü tutarlarının tamamı veya bir kısmı, Bankanın politik risk alacağına ve/veya ödenmemiş sermayesine mahsup edilebilir. Söz konusu mahsup işlemlerine Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; mahsup işlemlerini Hazine Müsteşarlığının teklifi üzerine, bütçenin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük.

Buyurun Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, bütçenin 21'inci maddesi olan görev zararlarını içeren maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Grubum adına yüce Meclisi ve sabahın bu saatinde bizi izleme durumunda olan hemşehrilerimi ve tüm izleyicileri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle, ben, Cumhuriyet Halk Partisine iyi sabahlar, AKP'li arkadaşlarıma da, İdare Amiri Sayın Burhan Kılıç'ın deyimiyle, hayırlı günaydınlar diliyorum.

BURHAN KILIÇ (Antalya) - Çok teşekkür ediyorum, sağ ol.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, görev zararları, daha çok, tarımsal desteklemelerde yapılan plansız, popülist desteklemelerden kaynaklanan birtakım sonuçların, kamu bankaları aracılığıyla yapılan birtakım desteklemelerin çok pahalı bir şekilde Hazinece ödenmesi sonucunda ortaya çıkan zararlardır. Dolayısıyla, tarım ve tarım desteklemesi ve tarım desteklemesinde alınan tavır ve davranışlar görev zararlarını çok yakından ilgilendirmektedir.

Bugün, tarım, hâlâ, ülkemizde 20 milyonu aşkın insanı üretimin içinde olmakla ilgilendiren ve tarımın yaptığı üretim ve üretimi tüketen insanları göze aldığımızda Türkiye'nin tamamını ilgilendiren bir konu. Dolayısıyla, tarımının sorunlarını halletmeyen hiçbir ülkenin kendi ülkesinin sorunlarını da halletmesi mümkün değil. Dolayısıyla, biz de Türkiye'nin sorunlarını, tarımın sorunlarını çözmeden hiçbir şekilde halledemeyiz. Dolayısıyla, tarımı doğru desteklemek, sürdürülebilir bir tarımı ve hayvancılığı ülkemizde devam ettirmemiz ve tarımımızı mutlaka globalleşen dünyada rekabet edebilir bir hâle getirmemiz gerekmektedir. Hâlbuki, geçtiğimiz yıllarda ve bugün de devam eden anlayışlar, tarımı, genellikle günübirlik, halkın geçim sorunlarını halletmesi çerçevesinde görmeleri nedeniyle, tarım bir sektör olarak pek görülmemiş ve bugüne kadar rekabet edebilir bir yapıya kavuşturulamamıştır. Önemli sorunları var tarımın. İşletme yapılarımız çok küçük ve işletme sayımız çok fazla, tarımda nüfusumuz fazla. Dolayısıyla, yaptığımız desteklerin tarımda yönlendirici ve mutlaka yapıyı rekabet edebilir bir hâle getirici nitelikte olması lazımdır. Hâlbuki, bugüne kadar, 5 lira benden, 5 lira benden daha fazla anlayışıyla tarım desteklenmiş veyahut da tarımda yaşayan insanların sadece karınlarını doyurma problemini halletmeleri açısından meseleye yaklaşıldığı için, bugüne kadar tarım modern bir anlayışta hiçbir zaman desteklenmemiştir. Bugün, tarım, her şeye rağmen, gayrisafi millî hasılaya yaptığı katkı ve esas olarak işlenen tarım ürünleriyle, sanayiye sağladığı hammaddeler nedeniyle ciddi bir sektör olmaya devam etmekte ve mutlaka çok ciddi bir şekilde ele alınması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği görüşmelerinde de hâlâ tarımın en kapsamlı kalem olması da buradan kaynaklanmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde tarımla uğraşan nüfusun yüzde 2,5-3'ler düzeyine inmesine rağmen, hâlâ kapsamlı bir şekilde ele alınması da tarımın ne kadar stratejik bir öneme sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Değerli arkadaşlarım, geçmişte, dediğim gibi, kamu bankaları aracılığıyla yapılan destekler, maalesef, ülkede tarım sayımlarının doğru yapılmaması ve nerede, neyi, ne kadar ürettiğimizin bilinmemesi ve bu nedenle üretiminde yapılan destekler de çok yanlış sonuçlar vermiş ve karşımıza çok büyük, ödenemeyen ve Hazineyi büyük yük altına sokan ve tarımın çok desteklendiği kanaatini uyandıran sonuçlar ortaya çıkmıştır. Örneğin, pamuğa bir ilimizde yapılan destekleme, bu rakamların doğru ele alınmamasından dolayı, bir de bakılmış ki, Türki

200

ye'de üretilen bir pamuk kadar bir ile destek verilmiş ve bu doğru kaynaklardan temin edilmediği için de, 4,6 trilyon yapılan destek, bir bakmışız beş yıl sonra katrilyonlarla ifade eden düzeyde görev zararı olarak karşımıza çıkmıştır. Dolayısıyla, mutlaka görev zararlarının önceden bütçede tarif edilmesi ve bütçeye konulması ve avans olarak üreticiye ödenmesi gerekmektedir. Bunu yapamazsak, bunu doğru gerçekleştiremezsek kesinlikle -dediğim gibi- doğru sonuçlara ulaşamayız.

Bugün tarım hâlâ, gerek işletme başına yapılan desteklemelerde gerek hektar başına yapılan desteklemelerde, Avrupa'nın onda 1'i ölçülerinde desteklenmektedir ve bugün Türkiye eğer gayrisafi millî hasılasının en az yüzde 3'ü kadar bir destek ayıramazsa tarımına ve bunu on yıl art arda sürdüremezse, inanın, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde tarım sektörünün çok büyük kalemlerinde tasfiye olması kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. Bugün gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'inin altında, yüzde 0,80'ler düzeyinde tarımda bir destekleme yapılmaktadır ve bu şekilde sonuç alınması, doğru sonuç alınması da kesinlikle mümkün değildir. Ve biz şunu söylüyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında kesinlikle ilk yıl gayrisafi millî hasılanın en az yüzde 2'si kadar bir oranda tarım desteklenmeye başlayacak ve bu, yıldan yıla artarak tarım sektörü kesinlikle rekabet edebilir bir işletme yapısına ve rekabetçi bir yapıya kavuşturulacak ve kesinlikle desteklemelerde selektif bir yöntem izlenecek. Yani, her ürün her yerde desteklenmeyecek. Bölgesel anlamda konular ele alınacak ve rekabet edebilir ürünlerimiz seçici bir şekilde desteklenecektir.

Değerli arkadaşlarım, görev zararlarını ele aldığımızda, bir de, tabii, ben şu İmar Bankasından bahsetmek istiyorum. Hepimizin bildiği gibi, AKP İktidarı döneminde el konulan İmar Bankası, Türkiye'deki sonuçları itibarıyla en kötü sonuçlar veren bir operasyondur. İmar Bankasında Türkiye'nin bankacılık tarihinde eşi görülmemiş sahtecilik olayları yaşandığı bir gerçektir değerli arkadaşlarım. Burada, hepimizin bildiği gibi, çifte kayıt yapılarak hesaplar gerçekleri yansıtmayacak biçimde sunulmuş, ilgili devlet kurumları yanıltılmış ve tabii, Hükûmet de zamanında el koymayarak bazı tedbirleri almakta geciktiğinden ve gereksiz de bazı kararlar aldığından, sonucunda Türkiye çok büyük bedelleri ödemek zorunda kalmış veya bedelleri ödemesi gerekenler ödememiş, tam aksine, ödememesi gereken halkımız ve Hazinemiz ödemiştir.

Değerli arkadaşlarım, örneğin, Halk Bankasına en büyük hesap hareketlerinin olduğu dönemde, hepimizin bildiği gibi, PETKİM özelleştirmesi yapılmış ve bu PETKİM özelleştirmesi, sadece yüksek fiyat verdi diye bu gruba verilmiş ve dolayısıyla, halkın İmar Bankasındaki mevduatlarını tutması önündeki tedirginlik ortadan kaldırılmıştır.

Yine, BDDK'nın görevi dolan iki üyesinden sonra bir üyesi de, hepimizin bildiği gibi, bir başka kuruma atanmış ve yerine adam atanmadığı için BDDK çalışamaz hâle gelmiş ve en büyük hesap hareketlerinin olduğu dönemde, yani hepimizin bildiği gibi off-shore hesaplardan normal hesaplara dönüldüğünün tahmin edildiği veya sahte, hayalî hesapların açıldığı dönemde İmar Bankasına el konulması gerekirken, bu dönemde Türkiye büyük zarara uğratılmış. Ama, en önemlisi ne olmuştur değerli arkadaşlarım, biliyor musunuz: Biz, İmar Bankasına el konulmadan bir gün önce burada bir kanun çıkararak mevduat sınırlamasını sınırsız hâle getirdik. Ne lüzum vardı? Diğer bankalarda bunu yapmazken, ticari mevduatı kapsam içine almazken, İmar Bankasında hiç gereksiz bir şekilde, anlamsız bir şekilde, tüyü bitmedik yetimin hakkını zamanı geldiğinde ararken, on kuruşun hesabını sorarken, İmar Bankasında, lüzumsuz yere, durup dururken sınırsız mevduat güvencesi getirilmiş ve -hesapları tam bilmiyorum, ama bildiğim kadarıyla- 3,5 katrilyon civarında Hazine zarara uğratılmıştır. Bunun hesabını kim verecektir? Bunun siyasi sorumluluğunun altından AKP İktidarı nasıl kalkacaktır değerli arkadaşlarım? Bu sınırsız mevduat güvencesi getirmenin gerekliliğinin nereden ortaya çıktığını, hangi grupların, hangi baskıları yaparak ticari mevduatları ve sınırlı mevduat güvencesini AKP Grubuna aldırdığının hesabını kim verecek? Bunun hesabını soracağız ve inanın bunu yapanların burnundan bunu fitil fitil getireceğiz. Bunu unutmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Ne zaman?

MEHMET NURİ AKBULUT (Erzurum) - Ne zaman getireceksiniz?

YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - Göreceksiniz ne zaman olduğunu.

BAŞKAN - Sayın Küçük, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu bütçe, -arkadaşlarım tekrar tekrar ifade etti, bu bütçe- kötü bir bütçe, en azından geniş toplum kesimlerini, üretim yaparak büyümek isteyenleri tatmin etmeyen, çiftçiyi, işçiyi, köylüyü, memuru, emekliyi ezen bir bütçe ve bu bütçeleri biz daha önceden tanıyoruz. Beşincisini yapıyoruz bu bütçenin ve inanıyorum sonuncusunu yapıyoruz. Bizim bir tek üzüntümüz var. Bu bütçenin iki ay Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında yaşanacak olması bizim en büyük üzüntümüzdür. En büyük üzüntümüzdür değerli arkadaşlar.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Hayal, hayal.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Daha ne o zaman, niye yoruyorsunuz bizi?

201

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Halkımıza şunu ifade ediyoruz…

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Hayal, hayal.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Telafi edeceğiz. Emekçilerin, işçilerin, köylülerin haklarını ilk bütçeden başlamak üzere telafi edeceğiz ve mutlaka geçmişte tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyenlerden de hesap soracağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Küçük, teşekkür ediniz.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Bu vesileyle, ben, buradan tüm izleyicilerin ve milletvekili arkadaşlarımın yaklaşan Kurban Bayramı'nı ve yeni yılını kutluyorum ve bu bütçenin son olmasını diliyorum, AKP Grubunun yaptığı son bütçe olmasını diliyorum ve...

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Hayal, hayal.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - ...hayırlı günaydınlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) - Hiç kuşkun olmasın, hiç kuşkun olmasın.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Seçimden önceki son bütçe, doğru.

BAŞKAN - Şahsı adına, Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım.

Sayın Yıldırım, buyurun.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) - Mehmet Ağabey, sarımsak fiyatları iyi, canını sıkma, gerisini boşver! (Gülüşmeler)

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayenizde.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizi izleyen bütün vatandaşlarıma iyi günler diliyorum, Meclise de "günaydın" diyorum.

Çok yoğun bir programla 2007 bütçesini tartışıyoruz, burada çok yoğun bir çalışma yapıyoruz. Şahsım adına da 21'inci maddede söz aldım. Bu madde de görev zararlarını kapsıyor. Şeker fabrikalarının, Ofisin ve İhracat Kredi Bankası Anonim Şirketinin görev zararlarını, yetkisini Maliye Bakanlığına veriyor.

Değerli arkadaşlar, bu maddeye diyeceğimiz bir şey yok. Ancak, bütün milletvekili arkadaşlarımın, Cumhuriyet Halk Parti milletvekili arkadaşlarımın, diğer muhalefet parti milletvekili arkadaşlarımın ve onlara beş dakikalık süreyle yanıt veren iktidar parti milletvekillerinin bu Mecliste sunduğu konuşmalarla ikili bir yapı oluşmuştur. Size göre, Türkiye aydınlık, Türkiye yolunda devam ediyor; işçi emeğinin karşılığını alıyor, çiftçi ürettiğinin karşılığını alıyor ve duble yollar yapılmış, 15 bin kilometre hedef seçilmiş, ancak 6.500 kilometresini yaptığınızın bile farkında değilsiniz, 12 bin kilometre olduğunu ifade ediyorsunuz. Karayolları bütçesine geçen yıla göre yüzde 14'e yakın bir payın daha az verildiğinin farkında değilsiniz. Geçen seneye göre KÖYDES projelerine 2 milyar lira ödenek ayırdığınızı, 2 katrilyon lira verdiğinizi, aynı değerde yine devam ettiğini söylüyorsunuz, ama, enflasyonla yüzde 10'unun uçup gittiğinin farkında değilsiniz. Ama, öyle görülüyor ki, sandıkta da AKP'nin sonunun geldiğinin farkında olmayacaksınız.

Değerli arkadaşlar, gerçekten Türkiye'nin sorunu çok büyük. Bakın, bugün Sayın Maliye Bakanı burada yok. Kastamonu'da hiçbir şey yapmadınız. Üç tane cumhuriyet hükûmetleri ne yaptı diyorsunuz; yollar yaptı, okullar yaptı, tarıma dayalı sanayi tesisleri kurdu, şeker fabrikaları yaptı. Bu raporda, Maliye Bakanlığı, özelleştirmenin kapsamında olduğunu ifade ediyor. Kastamonu'da da şeker fabrikası var, 315 bin ton şeker pancarı üretiyor. Geçen sene vatandaş 99 bin liradan sattı, bu sene 89 bin liradan parasını veriyorsunuz. El insaf! 89 mu büyük 99 mu büyük? Enflasyon da üzerine ekle, yüzde 20 gerilemiş durumda çiftçi. "Çare yok, kapatacağız, bu fabrikaları yok edeceğiz." diye baskı altında tutuyorsunuz.

Özelleştirme dediniz, Taşköprü Sigara Kâğıdı Fabrikası şu anda kapandı, üretim yapmıyor. Bununla ilgili soru önergeleri verdim, bakanın verdiği cevap çok açık. Diyordu ki: Üç yıl üretimde 30 milyon dolar üretim şartı vardı, bunu gerçekleştirmediğini ifade ettim ve bununla ilgili araştırma yapmasını, Maliye Bakanlığının denetmenlerinin görevlendirilmesini istedim. Sayın Bakanın burada verdiği cevaplara eş değer bir cevabı "Özelleştirme İdaresinde kayıtlara rastlanmamış" diye cevap verdi. Çok yazık, çok ayıp!

Ben Maliye Bakanlığına soru önergesi veriyorum, defterleri incele, ne kadar üretim yapmıştır, ne kadar kendir almıştır ve bölgede ne kadar üretim yapmıştır, ne kadar stopaj vergisi ödemiştir, diye soruyorum ve "kayda rastlanmadı" diyor. Sakın ha yanlış anlamayın, ama o kayıtlara biz rastlayacağız, bunun hesabını da soracağız ve ilk özelleştireceğimiz, özelleştirilen fabrikanın, ilk devletleştirilen fabrika da Kastamonu Taşköprü Sigara Kâğıdı Fabrikası olacaktır. Bunu açıkça taahhüt ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, çünkü, özelleştirme...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

202

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Olmadı, CHP'nin programına uymadı.

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Tamamlıyorum.

Özelleştirmeye karşı değiliz. Ama, üretimden alıkonmuştur. Üretimden alıkonulan… 62 milyon dolar Türkiye'nin kaynakları harcanan bir fabrikanın üretimden alıkonmasına vicdan müsaade etmez. Bunun vicdanı yoktur.

Sayın Bakan, Maliye Bakanı soru önergelerime kaçamak cevaplar vererek işi aldattı. Kastamonu'nun vekili olarak Taşköprülülerin, kendir üreticilerinin vekili olarak bu dünyada da, ahirette de Bakanın yakasını asla bırakmayacağım, hesabını soracağım. Ahirete inandığını düşünüyorum, ahirette de bunun hesabını ondan soracağım. Bundan hiç şüphesi olmasın.

Bakın, Tosya'nın çeltik üreticileri az önce beni arıyor. Geçen sene 1.500 lira - 1.600 lira olan, pirinç üreticileri, bugün 900 liraya - 1.000 liraya pirinçlerini zor satıyor. İthal ettirdiniz, 52 bin ton Mersin Limanı'nda kıyak yaptınız. Kime? Kime yaptınız, kime?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, teşekkür ederim.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Bitiriyorum efendim, son.

BAŞKAN - Lütfen, teşekkür cümlenizi alayım.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

Kime yaptırdığınız açık, kime yaptırdığınız açık.

Bakın, duble yollarda Hükûmet sınıfta kalmıştır, gerçekleşme yüzde 50'dir.

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, lütfen teşekkür ediniz.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Karayolları bunun sorunu değildir.

Hepinize saygılar sunuyorum. Bayramınız kutlu olsun, yeni yılınız kutlu olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Ünal Kacır.

Sayın Kacır, buyurun efendim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 21'inci maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Az önce buradan konuşan arkadaşımız, Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşımız özelleştirme konusuna değindi ve devletleştirileceğini söyledi bizim özelleştirdiğimiz kurumların.

HÜSNÜ ORDU (Kütahya) - Ve Taşköprü'ye mesaj verdi, seçmene.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bizim dönemimizde belki ilk defa televizyondan canlı yayınla özelleştirmeler yapılmıştır.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Nasıl yapıldığını anlatırız biraz sonra.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Şeffaf, açık özelleştirmeler.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - TÜPRAŞ'ta nasıl yapıldığını…

ÜNAL KACIR (Devamla) - Dolayısıyla, bizim dönemimizde yapılan özelleştirmeler…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Kuşadası nasıl gitti?

ÜNAL KACIR (Devamla) - …CHP tarafından devletleştirilebilir. Zaten, açıkça özelleştirmeye karşı olduklarını söyleyemiyorlar, devletleştirmeden yana olduklarını görüyoruz. O, onların görüşüdür. Halkımız da durumu görüyor.

Değerli arkadaşlar, AK Parti hükûmetleri olarak yaptığımız icraatların en iyileri bile burada gelinip tenkit ediliyor. Bunlardan bir tanesi de, biraz önce, bu kürsüden tenkit edildi: TOKİ. TOKİ'ye rant aktarıldığını, TOKİ'ye rant sağlandığını söyledi arkadaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız. TOKİ de bir devlet kuruluşu. TOKİ'ye rant aktarma diye bir şey düşünülebilir mi? TOKİ "lüks villalar yapıp, pahalıya satıyor" diye tenkit ediliyor. Ucuza mı satsaydık? Elbette ki lüks villaları değerinde satacaktık, çünkü, 220 bin konutu, biz, buralardan elde ettiğimiz gelirlerle yaptık. Fakire, fukaraya vereceğimiz, dar gelirliye, orta gelirliye vereceğimiz konutları da buradan yaptık.

YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - Eskişehir yolundaki konutları milletvekillerine veriyor ya.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Hazineden bir kuruş alınmadı.

203

ÜNAL KACIR (Devamla) - Hazineden, evet, bir kuruş alınmadı.

Şimdi, bakın, TOKİ ne yaptı? Ordu vilayetini düşünün, Giresun vilayetini düşünün. Bu vilayetler gibi on tane vilayet sayın ve bu vilayetler sanki yokmuş gibi kabul edin. İşte, bu vilayetler şimdi yeniden inşa edildi. İşte, bu kadar büyük iş yapmıştır TOKİ ve başarılı çalışmalardır bunlar.

Sözleri çok uzatmayacağım. Arkadaşlarımız diyorlar ki "bu dönem son bütçe." Evet, AK Partinin, belki Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk beşinci yıl bütçesi bu bütçe ve AK Partinin birinci döneminin son bütçesi. Ama, AK Partinin bu bütçeleri ikinci döneme referans olacak bütçelerdir. Şimdiden ikinci dönemimiz hayırlı olsun diyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Soru işlemi.

Sayın Baloğlu…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum.

Maddenin ikinci fıkrasıyla "Türkiye İhracat Kredi Bankası Anonim Şirketinin politik risk kapsamında yapacağı tahsilatın ve Bankanın faaliyet kârlarından Hazineye tekabül eden temettü tutarlarının tamamı veya bir kısmı, Bankanın politik risk alacağına ve/veya ödenmemiş sermayesine mahsup edilebilir." hükmü yer alıyor. Söz konusu mahsup işlemlerinin, bütçenin gelir ve giderleriyle ilişkilendirmeksizin, mahiyetlerine göre ilgili devlet hesaplarına kaydettirmeye de Maliye Bakanı yetkili kılınıyor.

Tasarının bu hükmünün, bütçenin gelir ve gider hesaplarıyla ilgi kurulmadan, mahiyetlerine göre ilgili devlet hesaplarına kaydettirme düzenlemesinin bütçenin şeffaflığı ilkesine aykırı olduğu düşüncelerine katılıyor musunuz?

Eğer bu kabul ediliyorsa, düzenlemeden "mahsup işlemlerinin, bütçenin gelir ve gider hesaplarıyla ilgilendirilmeden, mahiyetlerine göre ilgili devlet hesaplarına kaydetme" ibaresinin çıkarılması gerektiği biçimindeki eleştirilere katılıyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baloğlu.

Sayın Yücesan. Yok.

Sayın Bakanım, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, sorulara yazılı cevap verilecektir.

Arz ederim.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22'nci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ KISIM

Kamu Personeline İlişkin Hükümler

Katsayılar, yurt dışı aylıkları, ücret ve sözleşme ücreti

MADDE 22- (1) 657 sayılı Kanunun 154 üncü maddesi uyarınca, 1/1/2007-30/6/2007 döneminde aylık gösterge tablosunda yer alan rakamlar ile ek gösterge rakamlarının aylık tutarlara çevrilmesinde uygulanacak aylık katsayısı (0,04605), memuriyet taban aylığı göstergesine uygulanacak taban aylığı katsayısı (0,5864), yan ödeme katsayısı (0,01461) olarak; 1/7/2007-31/12/2007 döneminde ise aylık katsayısı (0,04739), taban aylığı katsayısı (0,61417), yan ödeme katsayısı (0,01503) olarak uygulanır.

(2) 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin (c) bendi uyarınca çalıştırılan sözleşmeli personelin ücret tavanı; 1/1/2007-30/6/2007 döneminde 2.403 Yeni Türk Lirası, 1/7/2007-31/12/2007 döneminde ise 2.480 Yeni Türk Lirası olarak uygulanır.

(3) Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2006 yılı Aralık ayına ilişkin olarak açıklanan 2003=100 Temel Yıllı Tüketici Fiyatları Endeksinin 2006 yılı Haziran ayı endeksine göre değişim oranının yüzde 2.5'i aşması halinde, aşan kısmı telafi edecek şekilde birinci ve ikinci fıkralarda yer alan ve 2007 yılının birinci altı aylık dönemine ait katsayılar ile ücret tavanını yeniden belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.

(4) İdarelerin yurt dışı kuruluşlarına dahil kadrolarında görev yapan Devlet memurlarının yurt dışı aylıkları, yeni kurlar ve yeni emsaller tespit edilinceye kadar, 2/4/2004 tarihli ve 2004/7356 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ek ve değişikliklerinde yer alan hükümlere göre ödenir.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına İstanbul Milletvekili Ali Kemal Kumkumoğlu.

Sayın Kumkumoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

204

Değerli arkadaşlarım, ben de önce hepinize günaydın diyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Ancak, gerçekten anlamakta zorluk çektiğim bir şey var. Şu görüşeceğimiz madde, değerli arkadaşlarım, memur maaşlarının ve kat sayılarının belirlenmesiyle ilgili düzenleme. Dün sabah başlayan çalışma bu sabah devam ediyor. Herkes, sadece bir mecburiyet olduğu için, yani şurada ne konuşuldu, ne söylendi, kim ne söyleyecek, bunun şu anda bu salonda bulunan arkadaşlarımız için hiçbir anlamı yok. Hiçbir şekilde insani olmayan bir çalışma düzenini, hangi sebeple olduğunu bilemediğim nedenlerle… Bir yasal zorunluluk yok, yarın, bugün bitmek diye bir mecburiyeti yok. "Ya maddeler üzerinde konuşmayın ya da maddeler üzerinde konuşacaksanız, işte böyle, işinize gelirse." Bakan burada yok, memur maaşlarını konuşacağız, Bakan burada yok. Sorular soruluyor, ilgili bakan burada yok; sorular soruluyor, Sayın Bakan doğal olarak diyor ki: "Bu sorulara yazılı olarak cevap vereceğiz."

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Kumkumoğlu, sen yeni geldin, Bakan buradaydı, yeni gitti.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Efendim, biliyorum ben Sayın Bakanın burada olduğunu. Ben yeni gelmedim, ben akşamdan beri buradayım, dünden beri buradayım ben.

Şimdi, değerli arkadaşlarım...

O zaman, çıkın, Sayın Başkan, lütfen bunu grubunuza bir sataşma diye alın; ben bunu, milletvekillerine yapılmış bir haksızlık, bütçe görüşmeleri üzerine düşürülmüş bir leke olarak görüyorum bütçe görüşmelerinin vatandaşın gözünden kaçırılabilmesi için. (CHP sıralarından alkışlar)

"Ya konuşmayacaksınız maddeler üzerinde ya da konuşacaksanız, yirmi dört saat boyunca hangi saate denk gelirse o saatte konuşacaksınız" yaklaşımı, kamuoyuna açık, vatandaşın bilgilendiği, bilgilenme hakkına saygı gösterilen bir bütçe görüşmesi olarak kabul edilemez. Çıkın o zaman gerekçesini buradan söyleyin. Niye bu bütçeyi bugün biz çıkarmak zorundayız? Bunu, lütfen... Bir milletvekili olarak ben de anlayabilmiş değilim.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Danışma Kurulu kararı.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Allah'ın emri mi?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Çıkar, onu burada açıklarsınız, Danışma Kurulu kararını.

Değerli arkadaşlarım, bakın, memur maaşlarını konuşacağız, memur maaşlarıyla ilgili artışları konuşacağız. Yüzde 2,5 artışı konuşalım mı? Yani...

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Değmez!

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Evet, değmez değil mi değerli arkadaşlar? Yüzde 2,5 artışı konuşalım mı?

Şimdi, dünden bu yana burada bir sürü rakamlar uçuştu; Türkiye şöyle büyüdü, şöyle gelişti, gayrisafi millî hasıla şöyle arttı, şöyle milyarlar dolarlar, şöyle katrilyonlar, bilmem ne falan. Peki kardeşim, memura ne veriyorsun? Yüzde 2,5. Hani büyüyorduk biz; hani o milyar dolarlar, hani o katrilyonlar? O milyar dolarlardan, o katrilyonlardan, o yüzde 100 büyümelerden, o 180 milyar dolardan 388 milyar dolara çıkan gayrisafi millî hasıladan memura düşe düşe yüzde 2,5 mu düşüyor değerli arkadaşlarım? Neye tekabül ediyor yüzde 2,5 hesap ettiniz mi hiç? Yani, bir öğretmen maaşında, Sayın Bakan, yüzde 2,5 neye tekabül eder bir söyleyebilir misiniz şimdi bulunduğunuz yerden, benim konuşmam bittikten sonra? Ve bu yüzde 2,5'un, yani bir öğretmen maaşına tekabül eden yüzde 2,5'un günlük yaşamımızda, mesela, sadece bir öğrencinin servis ücretine yapılan bu dönem başındaki zammı karşılayıp karşılamadığını bir Millî Eğitim Bakanı olarak söyleyebilir misiniz?

Değerli arkadaşlarım, bu sizi rahatsız etmiyor mu? Yani, bu rakamlara siz nasıl kendinizi inandırıyorsunuz. Eğer bu rakamlar doğruysa, bu haksızlığı nasıl kabul ediyorsunuz?

SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Son dört yılda yapılan değil bu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Evet, şimdi arkadaşlarımız diyor ki, boş…

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Tümden batırmışlar, biz bu kadar iyileştirebildik.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, TRT 3, akşam bütçe görüşmeleriyle ilgili rakamları spota getiren görüntüler veriyor. TRT bile yüzde 2,5+2,5'u herhâlde yani çok az görmüş ki, Hükûmete katkı olsun diye, en düşük maaş alan memurlar için bu yıl yüzde 4+4, diğer memurlar için 3+3 zam yapılacağına dair spottan rakamlar verdiler.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Enflasyon farkını niye söylemiyorsun?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Allah Allah! Ben Plan Bütçe Komisyonu üyesiyim. Yani, acaba ben mi yanılıyorum, bu 2,5+2,5 değildi de 3+3 veya 3+3 değildi de 4+4 müydü diye, ben mi yanılıyorum diye düşündüm ve tekrar kendi bilgilerimi birkaç arkadaşımdan test etme gereği duydum. Öyle ya, koca TRT, yani, bu ekranlarda yanlış bilgiyi kolay kolay aktarabilir mi? Üstelik de, rakamsal bir bilgiyi kolay kolay aktarabilir mi?

205

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Ama, ilk defa memurlar enflasyonun üzerinde artış alıyorlar Kemal Bey, bunu niye söylemiyorsun?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, bir defa şunu kabul edin: En çok eleştirdiğiniz gün hangi gündür? Kendinizi hep mukayese ettiğiniz gün hangi gündür? 2002'nin sonu, değil mi? Peki, siz 2002'nin sonunda uygulanan politikada neyi değiştirdiniz? 2002'de neyin uygulanacağına kim karar veriyordu, 2002'den bu yana neyin uygulanacağına kim karar veriyor?

Değerli arkadaşlarım, memura yüzde 2,5 zam verilmesini, AKP İktidarı mı belirledi? Kim bu politikaları şekillendiriyor?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Eskimolar mı belirliyor?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - IMF belirliyor efendim. Peki, 2002'deki politikaları kim belirliyordu? Yine IMF belirliyordu. Bana buradan Sayın Bakan, 2002'de iktidarı devraldıkları günden bu yana, IMF politikalarına karşı, "IMF önerdi ama, biz 'hayır bunu kabul edemeyiz' dedik ve onun karşısında kendi iddialarımızın gereği olanı yaptık." diyebileceği bir tek mali politika söyleyebilir mi? Herhangi bir bütçe döneminde bir tek…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Söyler tabii.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Evet, çıkar söyler.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Vergi barışı.

HASAN ÖREN (Manisa) - Onun dışındakilerin hepsini IMF mi yaptı?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Bir tek mali politika çıkıp şuradan söyleyebilir mi, Hükûmetin en önemli iddiası ve en çok övündüğü konuların başında, IMF'nin Türkiye için söylediklerini yaşama geçirmesi noktasındaki kararlı ve ısrarlı tavrıdır?

"Biz, söylenen politikalardan, istenen politikalardan hiçbir şart altında, toplum hangi zorlukları, hangi sıkıntıları çekiyor olursa olsun, hiçbir şart altında vazgeçmedik." iddiası, Hükûmetin başarısının, kendisini başarılı gösterebilmesinin en önemli argümanlarından birisidir. Nedir bu mesela: Yüzde 6,5 faiz dışı fazlayı, hatta yüzde 6,5'u da aşarak veriyor olmak, Hükûmet için en temel başarı noktalarından, referans noktalarından birisidir.

Değerli arkadaşlarım, daha çok faize para ödeyebilmek, bir iktidar için en önemli referans noktalarından birisi olabilir mi? Daha çok faiz öderken, memura daha az ücret vermek, bir iktidarın en önemli referans noktalarından birisi olur mu?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Enflasyon… Enflasyon…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Bakın, tekrar bu yıla dönüyorum; tekrar, bu yıla dönüyorum değerli arkadaşlarım.

Şimdi, bu yıl, Hükûmetin önerdiği enflasyon nedir?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Yüzde 5.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Evet.

Peki, memura ne veriyoruz?

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Yüzde 10.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Peki, Türkiye…

Yüzde toplam 5, Beyefendi. Önce ne verdiğini öğren. Önce ne verdiğini öğren.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Enflasyon farkıyla…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Peki, bu yıl Türkiye ne kadar büyüyecek? Enflasyona rağmen ayrıca ne kadar büyüyecek? Yani, hani gayrisafi millî hasılamız var ya, hani kişi başına düşen millî gelirimiz var ya, bu ne kadar artacak? Yüzde 5.

Peki, bu refah artışından, bu Türkiye'nin büyümesinden memura ne veriyorsunuz? Hiçbir şey. Niye? Sayın Bakan, niye? Niye, öğretmeninize, Türkiye'nin bu doğal büyümesinden, yani hepimizin birlikte yarattığı bu değer artışından öğretmene hiçbir şey vermeyi düşünmüyorsunuz? Bunun gerekçesi nedir değerli arkadaşlarım, kime anlatacak bunu?

Peki, hiçbirinizin aklına, iktidarınıza, Hükûmetinize, Hükûmetinizi oluşturan bakanlarınıza böyle bir soru sormayı…

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Onu düzeltiyoruz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Hani, çok bilen arkadaşlar var ya: Mesela Mustafa, sen bunu sorabilirsin. Çok bilen arkadaşlarınız var ya, bunun gerekçesini hiç olmazsa… Yahu arkadaş, biz bunu öğretmene nasıl açıklayacağız? Hiç mi içinizde ailesinde, anneniz, kardeşiniz, yakın komşunuz, arkadaşınız, memur olan kimse yok mu?

206

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Millet farkında.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Gelip size, "Yahu arkadaş, bak milletvekilisiniz, Türkiye'nin zorlukları olduğunu da anlıyorum. Ama, bu Türkiye bu yıl yüzde 5 büyüyecek. Buradan niye bize '0' veriyorsunuz?" dediği zaman, bu sorunun cevabını nasıl vermeyi düşünüyorsunuz? Yoksa, size göre böyle bir soru yok mudur?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Yanlış şeyler söylemişler.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, şimdi bakın, bir öğretmenin şimdi geldiğimiz gündeki maaşı, TÜİK rakamlarına göre 9'un 1'indeki bir öğretmenin maaşı 804 milyon lira, yirmi yıllık bir öğretmenin maaşı 900 milyon lira civarındadır. TÜİK'in rakamlarına göre, sadece mesela İstanbul'da yirmi yıllık bir öğretmenseniz şayet, İstanbul'da kira ortalaması TÜİK'in rakamlarına göre 451 milyon…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Yirmi yıllık öğretmenin maaşı nasıl 900 milyon oluyormuş?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Onu çıkar söylersin… Çıkar söylersin… Çıkar söylersin. Yani ne kadar beceriklisin! Nereden bileceksin?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Nereden, nereden biliyorsun yirmi yıllık öğretmenin maaşının 900 milyon olduğunu? Hayret bir şey!

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Şimdi, bu laf atmalarla bu gerçekleri kamuoyunun gözünden kaçırmak mümkün değildir. Yani, doğru bir şey yapmayı öğrenememişsiniz ama, vallahi, maşallah, şu konuşmacının insicamını bozma noktasında ve o konuşmanın etkisini kırma noktasında ne zaman bu kadar işi öğrendiniz… Bak hiç laf atmıyor. Çünkü, konudan uzaklaştım ya, işine gelmiyor. Hiç laf atmıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - O sana mahsus! O sana mahsus!

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, TÜİK'in rakamlarına göre, İstanbul'da kira bedeli 451 milyon TL'dir, TÜİK'in rakamlarına göre ortalama. Şu sizin iktidarınız döneminde… Yani ortalaması bu. Sizin iktidarınızda, en acil şeyleri söylüyorum: Zeytinin fiyatı yüzde 74,5; çayın fiyatı yüzde 94,5; patatesin fiyatı yüzde 88,8; kuru soğanın fiyatı yüzde 74,7; kira ücretlerinin artış oranı yüzde 90,9; 12 kilogramlık tüpün artışı yüzde 70, kömürde artış yüzde 109, ulaşımda artış yüzde 84.

Şimdi sizin…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Enflasyonu söylesene, enflasyonu. Niye onu söylemiyorsun?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Ha, enflasyon. Değerli arkadaşlarım, enflasyonun o sizin söylediğiniz rakamlarına daha sıra gelmeden, yani, bir öğretmenin maaşı, kira, ulaşım, yakıt, elektrik, su, eğer iki öğrenci varsa o ailede, iki öğrencinin servis parasında zaten para bitiyor. Ondan sonra enflasyon ne olur, nasıl harcarsın, artık, var sen onu düşün. Şimdi, bunlarla bu rakam bittiğine göre, bir öğretmenin, yani yirmi yıl boyunca bu ülkeye hizmet etmiş, yirmi yıl boyunca bu ülkeye yararlı gençler, yararlı bir nesil yetiştirebilmek için dişini tırnağına katıp mücadele etmiş, Anadolu'nun en ücra köşelerinden başladığı öğretmenlik mesleğine yirmi yıl sonra İstanbul'da devam etmeye çalışan bir öğretmenin kira, ulaşım, yakıt, elektrik, su, iki öğrencinin servis ücretinin ötesindeki harcamalarını neyle, nasıl yapacağının cevabını vermesi gereken, muhalefet partisinin milletvekili, muhalefet partisinin bu kürsüdeki sözcüsü değildir, şurada oturan Sayın Bakandır. Eğer bir arkadaşım bana doğru bir soru soruyorsa, onu bana değil, lütfen, oraya diyecek ki: "Sayın Bakanım, bak arkadaş böyle bir şey söyledi. Burada yemeğe içmeye hiçbir şey kalmamış. Bunlar nur mu yiyecekler?" Hani bizde "nur yemek" diye bir ifade vardır. Bu insanlar nur mu yiyecekler?

Ha, şimdi mesele nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlarım, hani bir zamanlar "Benim memurum işini bilir." diye bir anlayış vardı. Sizin anlayışınız aslında bundan farklı değil. Yani, şu ücreti verdiğin bir memurdan nasıl yaşamasını bekliyorsun? Ne yapacak bu memur kardeşim, söyler misiniz, bunun cevabını kim verecek? Bu memur ne yapacak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kumkumoğlu, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maaşı içerisinden mutfağına bir tek kuruş ayıramadan, maaşı zorunlu harcamaları nedeniyle biten bir öğretmene, iktidar partisi milletvekilleri, Sayın Bakan, sayın bakanlar ne önerirler, ne öneriyorsunuz?

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Ev alsınlar, araba alsınlar.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Yani, insanda biraz sıkılma olur tabii; eğer, bu şartlarda… Dalga geçiyor arkadaşımız "Ev alsınlar, araba alsınlar." artanıyla.

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Alıyorlar.

207

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Yani, evet, alıyorlardır herhâlde. Bilemiyorum, size yakın olan memurlar herhâlde işini bilen memurlardan, onlar alıyor olabilir de, buna bir itirazım yok. Size yakındırlar, işlerini de biliyorlardır. O bilinen, bildik, sizin aşina olduğunuz yöntemlerle, işte şu maaşla ev de alabiliyorlardır kendilerine göre. Neyle aldın? İşte bu maaşla aldım. Ama, benim bildiğim, namuslu, dürüst bir memurun, yaşamı boyunca harama el uzatmamış bir memurun bu maaşla değil ev almak, çoluğunun çocuğunun günlük nafakasını, günlük mutfak ihtiyacını bile karşılayabilme imkânı yoktur. Hiç olmazsa, bu acı gerçeği kabul edin. Evet, memura veremedik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Birazdan cevabı gelecek, gelecek!

BAŞKAN - Sayın Kumkumoğlu, on altı dakika oldu bakınız, konuşuyorsunuz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Toparlama diye bir şey yok, teşekkür için mikrofonunuzu açacağım, teşekkür ederseniz tamam, yoksa kapatacağım.

Buyurun, teşekkür ediniz efendim.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Bana değil Genel Kurula teşekkür edeceksiniz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Evet, teşekkür ederim. Bir cümle söylüyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, aslında sorun şudur: Hani sizin o "İki koyun güdemez." filan dedikleriniz var ya, bunları diyerek aslında kastettiğiniz asıl kesim memurlardır. Dolayısıyla, size göre memurlar, zaten olmaması gereken, memurlar, zaten hiçbir iş yapmayan çevrelerdir…

BAŞKAN - Sayın Kumkumoğlu, lütfen Genel Kurula teşekkür eder misiniz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - …dolayısıyla, bunlara bu bütçelerden herhangi bir artı vermenin bir anlamı yoktur. Ben, memurlarımızın hak ettiği, insanca yaşayabilecekleri bir ücreti alabilecekleri günlerin uzak olmadığına inanıyorum ve bu inançla, memurlarımıza en azından şu aşamada sabır dilemekten başka bir fırsatımız, imkânımız maalesef yoktur.

Sizin ve tüm yurttaşlarımızın gelecek Kurban Bayramı'nı ve yeni yılını kutluyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Amin. Yoklukları olmasın yeter.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Hükûmet adına, Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik.

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, bütün arkadaşlarımıza günaydın demek istiyorum.

Biraz önce burada Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan değerli milletvekilimiz "Türkiye'nin gayrisafi millî hasılası yüzde 100 arttıysa bu niye memura yansımıyor, öğretmene niye yansımıyor?" şeklinde beyanlarda bulundu.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle bir şeyin altını çizmek istiyorum. Özellikle öğretmenleri de örnek verdiği için, Millî Eğitim Bakanı olarak benim için bir vicdan borcudur bunu açıklamak. Bakın, bir hesap yapalım. Bir sefer, Sayın Kumkumoğlu'nun burada verdiği rakamlar, özellikle en düşük düzeyde ve en yüksek düzeyde maaş alan öğretmenlerle ilgili rakamlar doğru değil. Bakın, bizim dönemimizde, 1998 yılından beri hiç zam yapılmayan, ücret artışı almayan öğretmenlere yüzde 43 oranında ek ders ücreti zammı yapıldı. Bu, aşağı yukarı, öğretmen başına…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Maaşını söyler misiniz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade edin efendim… Öğretmen başına 100 milyon Türk lirası ediyor, 100 YTL ediyor.

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Herkes alıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bu, bir öğretmenin maaşında yüzde 10'luk artış demektir. 2002 yılında bütün devlet memurlarına ödenen 2,5+2,5 öğretmenlerimize ödenmiştir. Bu, aşağı yukarı şeyle birlikte, 40+40'la birlikte, biliyorsunuz bütün öğretmenlerimize, düşük gelirli devlet memurlarına 40+40 ödenmiştir, öğretmenlerimiz buna dâhildir. Yani, 2006 yılında öğretmenlerimize yapılan toplam ücret artışı yüzde 20'yi bulmaktadır. Peki, bu yeter mi? Bana sorarsanız, keşke Türkiye'nin imkânları çok çok daha iyi olabil

208

seydi de biz öğretmenlerimize 1.000 YTL değil, 2.000, 3.000 YTL maaş ödeyebilseydik. Bakın, değerli arkadaşlarım, bu ucuz politikaları…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Sayın Bakan, 804 milyon…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Memleket, çok, ucuz politikaları, bu popülizmi, memleket çok ağır ödemiştir, çok pahalı ödemiştir.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Yokluklar…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bir başka söyleyeyim. Bakın, 100 bin öğretmenimiz, 2006 yılında, 100 bin öğretmenimiz, bizim getirdiğimiz kariyer basamakları sistemiyle, uzman öğretmense ekstra 80 milyon para almıştır, başöğretmense maaşına 160 YTL, 160 milyon Türk lirası zam gelmiştir. Bu durumdaki öğretmenlerimizin 2006 yılında almış oldukları zam yüzde 30, başöğretmen yüzde 40 zam almış demektir; bir yılda aldıkları. Eğer, değerli arkadaşlarım şunu söylüyorlarsa: "Efendim, biz para basalım verelim memura, para basalım verelim işçimize, para basalım 'İşte kim ne verdiyse ben beş fazlasını veririm.' diyen zihniyet gibi…" Biz bunu yapabiliriz. Banknot Matbaasına emir vermek, belki en kolay şeydir.

İki: 2006 yılında, bildiğiniz gibi, ilk dilimde, temmuza kadar olan dilimde, bütün memurlarımıza yüzde 2,32 enflasyon farkı ödenmiştir. İkinci dilimde enflasyon hesabı, aralık sonu itibarıyla, ocak başı itibarıyla ortaya çıktığı zaman, yine bu fark da memurlarımıza ödenecektir. 2007'yle ilgili -biz 2007 yılı bütçesini konuşuyoruz- Değerli Milletvekilimiz, ısrarla, yüzde 5 zam yapıldığını söylüyor. Bu da doğru değil.

Şimdi, bir gün okulda öğrenci demiş ki: "Ben tarih hocasına öyle bir soru soracağım ki, kesinlikle bana cevap veremesin." Demiş ki: "Hocam, hangi padişahın kızının Kerbela'da köpekler tarafından yendiği iddia edildi?" Hoca demiş ki: "Evladım, padişah değil peygamberdi, Kerbela değil Kenan'dı..."

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Hepsi yanlış...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - "...kızı değil oğluydu, köpek değil kurt idi; ben bunun neresini düzelteyim?" demiş bu sefer.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Biz sizin nerenizi düzeltelim!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Şimdi bakın, 2007 yılında, değerli arkadaşlar, düşük gelirli memurlara 4+4 zam veriliyor, daha üst gelir grubuna sahip olan devlet memurlarına 3+3 zam veriliyor; artı, enflasyon farkı veriliyor.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Nerede yazıyor bu Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Şimdi, ısrarla "Hiçbir şey vermediniz..."

Bir başka şey söyleyeyim: Memurun aldığı buzdolabı yarı fiyatına inmiş, aldığı elektronik malzeme yarı fiyatına inmiş, birçok kalemde yarı fiyatına inmiş. Bunu niye söylemiyorsunuz?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Memurlar buzdolabı mı yiyorlar!

MUSTAFA ELİTAŞ ( Kayseri) - Laf atma önce, öyle diyordun, "Laf atma." diye...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, dört yılda enflasyonun toplam artış oranı yüzde 53,1'di, bir önceki yıla göre söylüyorum. Peki, bu yüzde 53'lük enflasyon artışına rağmen, en düşük memurun maaşı ne olmuş?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Ortalamasını söyler misiniz Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade edin efendim, ben size rakamları veriyorum Sayın Kumkumoğlu, yerinizde oturun lütfen.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Sen öğretmene ne veriyorsun, onu söyle!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, 2002 yılında en düşük memur maaşı 392 YTL'dir.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - En iyi bildiğin yeri söyle, öğretmeni söyle!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - 2006 yılında en düşük memur maaşı 765 YTL'dir; artış yüzde 95,2. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Ortalamayı söylesene!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, ortalama memur maaşı: 2002 yılında 578 YTL'dir, 2006 yılında 995 YTL'dir; artış yüzde 72,1.

Bakın, net asgari ücret, 2002 yılında 184 YTL'dir, 2006 yılında 380 YTL'dir; artış yüzde 6,5. En düşük SSK emekli aylığı, 2002 yılında 257 YTL'dir, 2006 yılında 477 YTL'dir; artış yüzde 85,6. En düşük Bağ-Kur esnaf emekli aylığı, bakın, 2002 yılında 136 YTL, 2006 yılında 349 YTL'dir; artış yüzde 156,9.

209

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Zengin olmuş!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Hani "Efendim, bizim gelirimiz yüzde 100 artarken memura yansıtılmadı." deniliyor ya, yansıtılmış mı? Bir de, bu artan gelirimizden ne oldu biliyor musunuz? 2002 yılında kim karar veriyordu? 57'nci Hükûmet karar veriyordu. 2003, 2004, 2005, 2006 yılının farkı şudur: AK Parti karar veriyor beyler, unutmayın! AK Parti karar veriyor! (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - IMF karar veriyor!

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Milletin gözünün içine baka baka…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Ve bakın, yüzde 156,9… En düşük Bağ-Kur çiftçi emekli aylığındaki artış ne kadar? (CHP sıralarından gürültüler) En düşük Bağ-Kur çiftçi emekli aylığındaki artış ne kadar arkadaşlar, biliyor musunuz? Yüzde 235,8. Yüzde 235,8!

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Açlık sınırı ne kadar Sayın Bakan, açlık sınırı?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - En düşük memur emekli aylığında artış yüzde 74. Altmış beş yaş aylığında artış 183,2. Bakın, şeref aylığı dediğimiz aylıkta artan, malumunuz bu gazilerimize, yüzde 85…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Açlık sınırı nedir Sayın Bakan, 4 kişilik bir aile için?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Muhtar aylığında artış yüzde 174,1.

Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığının bütçesi görüşülürken, değerli arkadaşlar, ben bir şey söyledim. Dediler ki…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Darwin'le ilgili bir şey söylemiştin, anlamadık, nerede, ne zaman demiş Türklere ilişkin bir şey? Hiçbir yerde bulamadık!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Darwin'le ilgili size ben bir konferans vereyim.

Değerli arkadaşlar, bakın, Millî Eğitim bütçesinde şunu söyledim…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Darwin'i bir anlat!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Dedim ki, Hollanda'nın eğitime ayırdığı bütçe 20 milyar avrodur. 20 milyar avro, 3,5 milyon insan içindir, 3,5 milyon öğrenci içindir. Eğer Türkiye'deki öğrenciye göre oransal olarak bir hesap yaparsanız, 204 katrilyon eğitime para ayırmanız lazım.

Şimdi, Türkiye, Hollanda kadar zengin değilse, Türkiye'nin gayrisafi millî hasılası oransal olarak eğer Hollanda gibi değilse, Belçika gibi değilse, bunun sorumlusu AK Parti midir? Biz, memleketi sefaletten varlığa çıkarıyoruz. Biz, vatandaşı yokluklardan varlığa çıkarıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Bırakın bu lafları. Boş laflara milletin karnı tok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Eğer, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlar şunu söylüyorsa: "Duble yol yapmayın. KÖYDES'e para ayırmayın, köy yollarına para ayırmayın…"

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Öğretmenlerin maaşını anlatsana sen.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - "…Vatandaşımız bataklıktan su içmeye devam etsin. TOKİ kesinlikle konut yapmasın…"

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Bütün bakanlar aynı rakamları, aynı söylemleri ezberlemiş. Bütün konuşmalar aynı. Aynı şeyleri söylüyorsunuz. Ezberiniz bozulacak Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - "…Türkiye tezekle ısınmaya devam etsin. Doğal gaz gelmesin." eğer diyorsanız, bu popülizmi yapmaya devam edin.

Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Şahsı adına, Osmaniye Milletvekili Sayın Mehmet Sarı.

Sayın Sarı, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET SARI (Osmaniye) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlar; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Kanunu'nun 22'nci maddesi üzerine şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla, sevgiyle, hürmetle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yirmi iki saattir buradayız. Sayın Bakanımız gerekli açıklamaları yapmıştır.

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Hep yanlış söyledi.

MEHMET SARI (Devamla) - 2007 yılı bütçesi, 2006 yılı bütçesi gibi yine yatırımlarla doludur.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Nereye bir yatırım, nereye bir fabrika yapıldı dört yılda?

210

MEHMET SARI (Devamla) - Yine kaymakamlarımıza, muhtarlarımıza, valilerimize çok iş düşecektir. Yatırımlar artacak, çalışmalar artacak ve Türkiye kalkınacak, Türkiye büyüyecek.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından alkışlar[!])

BAŞKAN - Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Baloğlu, buyurun efendim.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum, Sayın Bakana da içtenlikle teşekkür ediyorum; çünkü, Sayın Bakan bizi ve bütün ülkeyi aydınlattı. Benim aklımda hep bir soru vardı. Bu kadar az maaş artışına rağmen memurlar, işçiler niye bu kadar seviniyorlar? Öyle sanıyorum ki, böyle bir bakanları olduğu için seviniyorlar.

Akla ikinci bir soru geliyor, o da şu: Bu hâlde bu insanlar gülüyorsa, bunlar mazoşist falan mı? Acı çekmekten zevk mi alıyorlar? Sayın Bakan içine sindiriyor mu bu memur artışlarını? Hakikaten, gerçekten sindiriyor mu?

Bir de bir soru sormak istiyorum: Bütçe görüşülüyor. Sayın Maliye Bakanını ortalıkta görmüyoruz. Sayın Millî Eğitim Bakanı da duble yolları anlatıyor. Sayın Maliye Bakanının sağlık durumu hakkında bir açıklama yapacaklar mı?

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baloğlu.

Sayın Özcan, buyurun.

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Evet, maddenin üçüncü fıkrasında "Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2006 yılı Aralık ayına ilişkin olarak açıklanan 2003=100 Temel Yıllı Tüketici Fiyatları Endeksinin 2006 yılı Haziran ayı endeksine göre değişim oranının yüzde 2,5'i aşması hâlinde…" ifadesi yer almaktadır. Bu ifadeye bağlı olarak kat sayılar ile ücret tavanını yeniden belirlemeye Bakanlar Kurulunun yetkili olduğu belirtilmiştir.

Soru: Endekslerin bu biçimde hesaplanması, sosyal sonuçları olan fiyat artışlarını, yani satın alma gücündeki kayıplarını istatistik disiplinine göre ölçmeye uygun değildir. Endeksin hesaplama biçimi fiyat artışlarını gerçekten daha küçük olarak göstermek amacını taşımakta mıdır?

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özcan.

Sayın Meral, buyurun.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Teşekkür Sayın Başkanım.

Kamuda çalışıp özelleştirme sonrası birçok teşkilata dağıtım yapılan işçilerin 4/C maddeye göre müktesebatları elinden alınmıştır. Acaba, bu hakları geri iade edilmek isteniyor mi? Bir.

İki: Mecliste çalışan arkadaşlarımız, yine 4/C maddesine göre görev yapmaktadırlar. Bu arkadaşlarımız farklı farklı ücretler almaktadırlar. Arkadaşlar, eşit işe eşit ücret ilkesine, yapılan işlem aykırıdır. Acaba, burada çalışan arkadaşlarımız aynı ücret seviyesine getirilecek midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Meral.

Sayın Bakanım, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; öncelikle şunu söyleyeyim: Sayın Bakanın burada olmadığı söyleniyor. Öğretmenlerle ilgili yapılan maaş artışıyla ilgili bir arkadaşımız bir konuşma yaptı, devlet memurlarına yapılan artışların düşük olduğunu söyledi. Hükûmet bir bütündür, bütün bu kararların altında Hükûmetin bir üyesi olarak benim de imzam vardır. Burada sayın bakanlar Hükûmeti temsilen oturuyorlar. Ben de Hükûmeti temsilen burada oturuyorum ve bütün sorularınız… Sayın Bakan da burada olsa bazı sorularınıza yazılı cevaplar verilir, bazı sorularınıza sözlü cevaplar veriliyor. Burada aslında yadırganacak bir şey yok. İlk defa icat edilmiş bir yöntem de değil. Dolayısıyla, bu şekilde yaklaşmanızı doğru bulmuyorum.

Bir başka şey: Biraz önce yine arkadaşımız söyledi. Evet, bakın, 2002'nin sonunda IMF'nin Türkiye'den olan alacağı 22 milyar dolar düzeyindeydi. Bu 9 küsur milyara düşürülmüştür Hükûmetimiz döneminde.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Ama, dünya kadar malı sattınız, ödediniz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Devlette devamlılık esastır.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Nereden aldın o zaman bu parayı Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Daha önceki hükûmetler bir anlaşma yaptıysa ben bunu tanımam diyemezsiniz.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Fakir fukarayı kapının dışına koydunuz.

211

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Hayır, biz fakir fukarayı kapının dışına… Ve 4/C… Sizin sorunuza geliyorum…

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Parayı nereden aldın?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Meral, müsaade edin, sorunuza cevap vereyim.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Nereden buldun o parayı? Nereden buldun o parayı?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Gelirlerimizden ödedik.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Borç aldı, fabrikaları sattı.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Değerli arkadaşlar, özelleştirmeyle tazminatları ödenen, özelleştirmeden dolayı açığa çıkan işçilerle ilgili olarak, böyle bir taahhüt olmamasına rağmen, böyle bir mecburiyet olmamasına rağmen, Hükûmetimiz…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Onlar vatandaş değil mi? Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı değil mi onlar?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - İşsiz insanlar da yurttaş. İşsiz vatandaşımız da yurttaş. Şimdi, biz…

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Onları niye görmezlikten geliyorsunuz?

BAŞKAN - Sayın Meral, Sayın Çetin, lütfen efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Bakın, bunların yüzde 90'ı da Millî Eğitim Bakanlığında çalışıyor. 4/C'yle onların statülerinin elinden alındığını söylemek doğru bir iddia değil; çünkü, onlar zaten tazminatlarını alarak işten çıkmış olan insanlardı. Biz, onlara, kamuda, özellikle ihtiyaç hissettiğimiz alanlarda yeniden çalışma imkânı getirdik.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayın Bakan, yanlış ifade ediyorsun. Hayır, öyle değil Sayın Bakan.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Bilmiyorsunuz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - 4/C ile Millî Eğitim Bakanlığında çoğunluğu çalışıyor.

Saygılar sunuyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Daha önerge okutacağım Sayın Çetin, lütfen.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1269 sıra sayılı 2007 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 22. Maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Haluk Koç Mustafa Özyürek M. Akif Hamzaçebi

Samsun Mersin Trabzon

Birgen Keleş R. Kerim Özkan Mehmet Kartal

İstanbul Burdur Van

(5) Merkezi Yönetim Bütçesi kapsamındaki kamu idarelerinde memur, işçi, geçici personel, sözleşmeli personel veya diğer kamu personeli adı altında istihdam edilen personele 2007 bütçe yılında her ay aylıkla beraber peşin ödenmek ve damga vergisi hariç hiçbir kesintiye tabi tutulmaksızın 200 YTL tutarında ek ödeme yapılır. Bu amaçla tertipleri ve tutarları aşağıda gösterilen ödenekleri, kamu idareleri bütçelerine aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

Tertibi Tutarı

12.01.31.00-01.1 .2.00- 1 -09.1 552.119.000 YTL

12.01.31 .00-01.1.2.00- 1 -09.3 222.500.000 YTL

12.01.31.00-01.1.2.00- 1 -09.5 65.000.000 YTL

12.01.31.00-01.1.2.00- 1 -09.6 458.000.000 YTL

12.01.31.00-01.1.2.00- 1 -09.7 30.000.000 YTL

12.01.31.00-01.1.2.65- 1 -09.9 300.000.000 YTL

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

212

BAŞKAN - Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

2007 yılı MYBK Tasarısı ile memurların aylıklarına uygulanacak katsayının yılın ilk yarısında 0.04605, yılın ikinci yarısında 0.04739 olması öngörülmektedir. Buna göre, memur aylıklarının yılın ilk yarısında % 3, yılın ikinci yarısında da % 3 oranında artırılacaktır.

2006 yılının ikinci yarısının ilk üç ayında enflasyondaki artış oranı %1.8 olarak gerçekleşmiştir. Bakanlar Kurulu Kararı ile gerçekleştirilen katsayı artışı, memurların yılın ilk yarısındaki kayıplarını ancak karşılamaktadır. Dolayısıyla memur aylıkları 2006 yılının Temmuz ayından itibaren erimeye başlamış ve bu erime resmi rakamlara göre eylül ayının başında yaklaşık % 2 oranına erişmiştir. Enflasyon artışındaki trend, bu erimenin, yıl sonunda en az % 4 oranına ulaşacağını göstermektedir.

2007 yılının ilk yarısında memurların aylıklarına uygulanan katsayının % 3 oranında artırılması Ocak 2007'ye kadar olan % 4'lük kaybı bile karşılamayacaktır. Bu kayıp, 2007 yılının ilerleyen aylarında artarak büyüyecektir.

Ortaya çıkacak olan kayıp o kadar açık ki, bu yüzden Hükûmet, bu kaybın telafi edileceğini açıklamak zorunda kalmıştır. Bu nedenle 2007 MYBK Tasarısına bir hüküm koyarak, 2006 Aralık ayı ile 2006 haziran ayı arasındaki enflasyon artış oranı %2.5'i aşarsa, aşan kısmın telafi edilmesi için birinci altı aylık döneme ait katsayının Bakanlar Kurulunca belirlenmesi ilkesi benimsenmiştir.

Ancak belirtmek gerekir ki, enflasyon artışlarının katsayı artışlarından daha yüksek oranlarda gerçekleşmesi nedeniyle ortaya çıkacak olan kayıpları telafi etmek gerekçesiyle öngörülen bu uygulamalar, zaten zor koşullar altında geçimlerini sürdüren memurları koruyan, kollayan uygulamalar değildir. Çünkü, önce memurlar kayba uğramakta, sonra bu kayıp telafi edilmektedir. Ancak, telafi edilen noktada enflasyon nedeniyle yeni kayıplar oluşmaya başlamaktadır.

Bu nedenle zaten düşük ücretle çalıştırılan insanların önce enflasyona karşı kayba uğramalarını beklemeden ve geçmiş yıllardaki kayıplarını da telafi etmek için değişiklik önergesi hazırlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23'üncü maddeyi okutuyorum:

Kadroların kullanımına ilişkin hususlar

MADDE 23- (1) 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde belirtilen kamu idare, kurum ve kuruluşları; serbest memur kadrolarına 2006 yılında emeklilik, ölüm, istifa veya nakil sonucu ayrılan memur sayısının yüzde ellisini geçmeyecek şekilde açıktan veya diğer kamu idare, kurum ve kuruluşlarından nakil suretiyle atama yapabilir. Bu sınırlar içinde memur ihtiyacını karşılayamayacak söz konusu idare, kurum ve kuruluşlar için ilave 23.000 adet atama izni verilebilir.

(2) Hâkimlik ve savcılık meslekleri ile bu meslekten sayılan görevlere ve Tıpta Uzmanlık Tüzüğü uyarınca asistan kadrolarına yapılacak atamalar, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ek 1 inci maddesi ve 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun ek 1 inci maddesi uyarınca yapılacak atamalar, 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu kapsamında veya diğer ilgili mevzuata göre yapılacak askeri personel atamaları, emniyet hizmetleri sınıfında bulunan kadrolara yapılacak atamalar ile 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 22 nci maddesi ve 4/2/1924 tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun ek 29 uncu maddesi uyarınca yapılacak personel nakilleri birinci fıkrada yer alan sınırlamalara tabi değildir.

(3) İkinci fıkrada sınırlamalara tabi olmaksızın atama yapılabileceği belirtilen kadrolardan ayrılanlar ile 1/3/2006 tarihli ve 5467 sayılı Kanunla yeni kurulan üniversitelere devredilen memur sayıları birinci fıkrada öngörülen yüzde elli sınırının hesabında dikkate alınmaz.

(4) Birinci fıkra kapsamında 657 sayılı Kanunun 59 ve 92 nci maddeleri uyarınca yapılacak açıktan atamalar için Devlet Personel Başkanlığından izin alınması zorunludur.

(5) 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki cetvelde kadroları yer alan yükseköğretim kurumları; öğretim üyesi dışındaki boş öğretim elemanı kadrolarına, 2006 yılında emeklilik, ölüm, istifa, nakil, eğitimin tamamlanması veya başarısızlık sonucu kurumlarından ayrılan öğretim elemanı sayısının yüzde ellisini (araştırma görevlisi kadroları için yüzde yüzünü) geçmeyecek şekilde açıktan veya yükseköğretim kurumları ile

213

diğer kamu idare, kurum ve kuruluşlarından naklen atama yapabilir. Bu sınırlar içinde öğretim elemanı ihtiyacını karşılayamayacak söz konusu yükseköğretim kurumları için ilave 2.000 adet atama izni verilebilir.

(6) Tıpta Uzmanlık Tüzüğü uyarınca araştırma görevlisi kadrolarına yapılacak atamalar ile 8/4/1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun uyarınca yurt dışına eğitim amacıyla gönderilenlerden öğretim elemanı kadrolarına yapılacak atamalar, beşinci fıkrada öngörülen sınırlamalara tabi değildir.

(7) Öğretim üyesi kadrolarından ayrılan personel sayısı, Tıpta Uzmanlık Tüzüğü uyarınca atanmış oldukları araştırma görevlisi kadrolarından ayrılan personel sayısı ile 5467 sayılı Kanunla yeni kurulan üniversitelere devredilen öğretim elemanı sayısı beşinci fıkrada öngörülen yüzde elli veya yüzde yüz sınırının hesabında dikkate alınmaz.

(8) 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde belirtilen kamu idare, kurum ve kuruluşları ile 5018 sayılı Kanuna ekli (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, kadroları ile pozisyonlarının dolu ve boş durumu ile bunlarda meydana gelen değişiklikleri gösterir cetvelleri Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarının son günü itibarıyla düzenleyerek ilgili ayları izleyen ayın yirmisine kadar Maliye Bakanlığı ile Devlet Personel Başkanlığına gönderirler. Söz konusu bilgiler, ayrıca e-bütçe sisteminde Maliye Bakanlığına bildirilir.

(9) 1/1/2007 tarihi itibarıyla, 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 49 uncu maddesinde belirtilen oranları aşmış olan belediyeler ve mahalli idare birlikleri ile bunların kurdukları müessese ve işletmelerin boş memur ve sürekli işçi kadrolarına yapılacak atamalar hakkında anılan Kanunun geçici 1 inci maddesi hükümleri uygulanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Birgen Keleş.

Sayın Keleş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliğinin isteklerini "reform" adı altında gündeme getiren ve reform yapmakla övünen iktidarın gündeme getirmediği en önemli reformlardan bir tanesi personel reformudur. Nedense, dört yıldır personel reformuna iktidar yanaşmamıştır.

Tabii, yanaşmaması ve buna karşılık perakende bazı artışlar yapması -çok baskı unsuru oluşturan gruplara veyahut da kendi istediği gruplara- esasen bozuk olan personel düzenini daha da çarpık bir hâle getirmiştir. Aynı eğitimi görmüş insanlar, farklı dairelerde farklı maaş almakta, insanlar çalışırken aldıkları maaşla, hemen emekli oldukları zaman aldıkları maaş arasında büyük uçurumlar oluşmakta ve alt kademeyle üst kademe arasına büyük farklar girmektedir ve çok büyük haksızlıklara neden olmaktadır.

Diliyorum ki, bundan sonra iktidara geldiğimizde bu reformu gerçekleştirmek bize düşsün ve ciddi bir personel reformuyla, çalışan kesimleri bu adaletsizlikten kurtaralım, çünkü, dört yıldır yanaşmayan iktidarın bu bir sene içerisinde de yanaşmayacağını düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, bu görüştüğümüz 23'üncü madde, kadroların kullanımına ilişkin bir maddedir. Kadroların ne kadar artacağını belirtmekte ve söz konusu artış dikkate alınmadan getirilen ek olanakları da vermektedir. Bir diğer deyişle de, artan kadrolarla sınırlanmayan ek atamaları belirtmektedir. 23'üncü maddenin 5'inci fıkrasına göre, kadrolar 83 tarih ve 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin ekli cetvelinde bulunan yükseköğretim kurumlarında öğretim üyesi dışındaki, boş öğretim elemanı kadrolarına, 2006 yılında ayrılan öğretim elemanları sayısının yüzde 50'sini geçmemek koşuluyla, ayrılan araştırma görevlisi sayısının da yüzde 100'ünü aşmayacak şekilde açıktan, yükseköğretim kurullarından veya diğer kamu daire ve kurumlarından naklen atama yapılabilir, bu atamalar eğer yetmezse de 2 bin ek atamaya daha izin verilecektir, denilmektedir. 6'ncı fıkrada ise, "Tıpta Uzmanlık Tüzüğü'ne göre araştırma görevlisi kadrolarına yapılacak olan atamalarla, 1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun uyarınca yurt dışına eğitim amacıyla gönderilenlerden öğretim elemanı kadrolarına yapılacak atamalar, beşinci fıkrada öngörülen sınırlamalara tabi değildir." denilmektedir. Nedense, iktidar, bu yurt dışına gönderilen talebelerle fevkalade yakından ilgilenmekte, onlar uğruna yasa üstüne yasa çıkartmakta ve şimdi de bütçede, bundan sonra gidecek olanlarla ilgili -belki eskiye de teşmil edilir, bilemiyorum- yeni bir hüküm getirmektedir.

Şimdi, burada da, değerli arkadaşlarım, bu bütçedeki bu maddede de tıpkı 5535 sayılı Yasa'da olduğu gibi, yurt dışına eğitim amacıyla gönderilenlerin atanmasında eşitlik ilkesinden uzaklaşılmaktadır ve onların kadro artışındaki sınırlamalardan etkilenmemesi sağlanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, aslında, Hükûmet, yükseköğretim kurullarıyla da çok yakından ilgilidir. İktidara geldiği tarihten itibaren, yükseköğretim kurumlarının idari, mali, bilimsel özelliklerini zedelemek için, onlara müdahale etmek için elinden gelen hiçbir fırsatı kaçırmamıştır. Bunun tipik bir örneği, 5467 sayılı torba kanundur. Sayın Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen 5447 sayılı Kanun'dan sonra çıkartılan bu Kanun'da, biliyorsunuz, on

214

beş tane yeni üniversitenin kurulması düzenlenmektedir. Geçici 1'inci maddesinde de rektörlerinin iki yıl için Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanın önereceği üç isim arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçileceği öngörülmektedir. Bunun üzerine, Sayın Cumhurbaşkanı, hemen, geçici 1'inci maddenin, Anayasa'nın 2'nci, 11'inci, 123'üncü, 130 ve 131'inci maddelerine aykırı olduğu savıyla, iptali ve yürürlüğünün durdurulması için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi de bu başvuruyu kabul etmiş ve maddeyi iptal etmiş, yürürlüğü de durdurmuştur.

Şimdi, Anayasa'nın 130'uncu maddesi, kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerin devlet tarafından yasayla kurulmasını öngörmektedir. 130'uncu maddenin gerekçesi de, düzenlemesi yasaya bırakılan konuların bilimsel özerklikle birlikte düşünülmesini ve böyle değerlendirilmesini öngörmektedir. İptal edilen düzenlemeyse, rektörlerin belirlenmesinde üniversiteyi dışlayarak siyasi iktidarın yönetimi şekillendirmesine imkân verecek bir olanak getirmiştir. Dolayısıyla da, bilimsel özerkliğe aykırıdır. Ayrıca, kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla ve kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulabileceğini öngören 123'üncü maddeye de aykırıdır. Bunun dışında 2'nci, 11'inci ve 131'inci maddelere de aykırıdır. Bu nedenle de zaten iptal edilmiştir.

Şimdi, iktidar, TÜBİTAK kanalıyla bilimsel özerkliğe gölge düşürdüğü gibi, değerli arkadaşlarım, üniversitelere istedikleri kadroları yıllarca vermeyerek, ödenekleri gereksiz yere keserek üniversitelerin idari ve mali özerkliklerini de olumsuz yönde etkilemiştir, hâlâ daha etkilemektedir. İktidarın üniversitelerin bilimsel özerkliğini ve idari özerkliğini zedeleme girişimlerinin bir tanesi de 5535 sayılı Kanun'dur. İncelemekte olduğumuz 23'üncü maddenin 6'ncı fıkrasındaki hüküm, tıpkı veto edilen 5518 sayılı Kanun ve ardından da kabul edilen 5535 sayılı Kanun gibi yurt dışında eğitim görenlere yönelik olarak ayrıcalıklar getiren ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan bir düzenlemedir.

Sayın milletvekilleri, bağlantı olduğu için bu eski Kanun'a biraz değinmek durumundayım. Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ilk defa 5518 olarak çıkmış, fakat, sonra, 5535 sayıyı almıştır, vetodan sonra tekrar ele alınmasında. Lisans üstü eğitim amacıyla yurt dışında kalmaları gereken süre içinde öğrenimlerini tamamlayamamış olan, onun için de kadrolarıyla ilişkisi kesilenlere veyahut da kamu kurumuyla bir başka kuruma nakledilenlere, eğitiminin herhangi bir aşamasında her ne sebeple olursa olsun Türkiye'ye çağrılanlara (Türkiye aleyhine faaliyet göstermek veyahut da irticai faaliyet göstermek buna dâhildir.) lisans üstü eğitim ve öğretim amacıyla yurt içindeki bir üniversitede eğitimine başlamış, ama bunu tamamlayamamış ve bu nedenle de bağlantısı, kadrosuyla ilişkisi kesilmiş olanlara, eğitimlerinin herhangi bir aşamasında istifa etmiş olmaları nedeniyle kadrolarıyla ilişkisi kesilenlere, mecburi hizmete başlamayıp veyahut da başlayıp bırakanlara, yani sorumsuzca davrananlara, herhangi bir üniversitede görev yaparken yeniden atanmayarak üniversiteyle ilişkisi kesilenlere -dikkatinizi çekerim, bu çok kolay olacak olan bir şey değildir- doktora yapmayıp sadece master yapmışlarsa eğer, üniversite kapılarını açmaktadır; master bile yapmayanları da devlet memurluğuna atamaktadır, hem de özel koşullarda ve sınavsız olarak.

Hâlbuki, bakın, sayın milletvekilleri, yasalar ne diyor: 657 sayılı Yasa'nın 50'nci maddesinde "devletin kamu hizmet ve görevlerine devlet memuru olarak atanacakların açılacak devlet memurluğu sınavına girmeleri ve sınavı kazanmaları şarttır" diyor. 97'nci maddesi de, eğer görevlerinden ayrılmışsa insanlar "neden görevlerinden ayrıldığına bağlı olarak devlet memurluğuna ancak belirli süreler sonra tekrar atanabilirler" diyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yasa… O da yasa.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Yasa, yasa bunu diyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Anayasa değil ki, o da yasa.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Evet, o da yasa; ben de onu söylüyorum. Ben, bunlara keşke uyulsa diyorum. Müdahale etmeyin lütfen, ben bunlara uyulsa diyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - O da yasa, öbürü de yasa.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Lütfen müdahale etmeyin efendim.

BAŞKAN - Sayın Kacır, lütfen.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Hayret bir şey ya! 657 sayılı Yasa dedim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yasa yasaya aykırı olmuş.

BAŞKAN - Sayın Kacır, lütfen.

Buyurun Sayın Keleş.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Anayasa'nın 2'nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu; 10'uncu maddesinde ise, herkesin din, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrım gözetilmeksizin yasa önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye, aileye, zümreye ya da sınıfa ayrıcalık tanınmayacağı belirtilmiştir. Burada yapılan şey, ayrıcalık tanımaktır.

215

Anayasa'nın 70'inci maddesinde de diyor ki: Her Türk'ün kamu hizmetine girme hakkı vardır. Hizmete alınmada görevin gerektirdiği nitelikler dışında başka bir ayrım gözetilmeyecektir. Yani, şurada eğitim yapmış, burada eğitim yapmış gibi.

Anayasa'nın hukuk devleti ve eşitlik ilkeleri de, devlet memurluğuna girişte adaylara farklı muamele yapılmamasını öngörmektedir.

Sayın milletvekilleri, 5535 sayılı Yasa'da, yüksek lisans eğitimlerini sadece master düzeyinde yapmış olanlar herhangi bir nedenle Türkiye'ye çağrılanlar, mecburi hizmet yapmayanlar, yarım bırakanlar, kadrolarıyla ilişkisi kesilenler, görev yaparken yeniden atanmayanlar, üniversiteye dönme, olmadığı takdirde devlet memurluğuna dönme hakkına sahip kılınmışlardır 5535'le. Bu yapılırken de, söz konusu görevler için aranan nitelikler ve uygulanan atama yöntemlerinin uygulanmaması da öngörülmektedir ve unvan ve derece değişiklikleri yılda bir kez yapılması öngörüldüğü hâlde, bu sınırlama da dikkate alınmamaktadır ve "gerektiği kadar unvan ve derece değişikliği yapılacaktır" denilmektedir.

Şimdi, 5535 sayılı Yasa'da, yükseköğretim kurumlarına, tek tek müracaatlarla, başvurularla ilgilenme görevi verilmektedir. Hâlbuki, Yükseköğretim Kurulu genelde kural olarak birtakım kriterler koyar; buna karşılık, bölüm başkanı, ana bilim dalı başkanı, fakülte yönetim kurulu, dekan, rektör devre dışıdır. Hâlbuki, üniversitede çalışacak insanlar için bu kademelerde bağlantılı olmak fevkalade önemlidir.

Gerek üniversitede gerek devlet memurluğuna yapılacak olan atamalarda, 657 sayılı Yasa'nın 48'inci maddesinde belirtilen genel şartlar dışında, gerekli niteliklerin ayrılmayacağı ve mevcut yöntemlere uyulmayacağı açıkça belirtilmiştir. Şimdi, 5535'in 2'nci maddesi 53'üncü madde getirmektedir. Bu da yasa önünde eşitlikle çelişkilidir, adil değildir ve söz konusu niteliklere sahip olmayanların öngörülen kurallara da uymadan belirli yerlere ve nitelik isteyen yerlere atanmasını mümkün hâle getirmektedir. Hukuk devleti olmanın gerekleriyle de bağdaşmayacağı açıktır bu maddenin. Bu geçici bir maddedir diyerek işin içinden sıyrılmak mümkün değildir. Çünkü, bu anlayış 2007 yılı bütçe kanununda da vardır ve incelemekte olduğumuz maddede yerini almıştır.

2547 sayılı Kanun'un 33'üncü maddesi ve 1416 sayılı Kanun, yetişmiş öğretim elemanı ihtiyacını karşılamayı amaçlamaktadır değerli arkadaşlarım. Öğretim elemanlarının niteliğini yükseltmek yükseköğretim sisteminin en önemli sorunlarındandır, en önemli konularındandır. 87 yılından beri uygulanan yöntem, yurt dışına gönderilip de binlerce doları bulan harcamaları devlet tarafından karşılanan kişiler eğer başarılıysa bunları üniversiteye almaktır, başarısızsa da üniversiteyle olan bağlantılarının kesilmesidir.

5535 sayılı Kanun'da, Cumhuriyet Halk Partisinin de katkısıyla, başarısız olanlara yapılan harcamaların geri ödenmesinde büyük kolaylıklar sağlanmıştır, hem miktar olarak azaltılmış hem de yapılanması kolaylık sağlayacak şekilde olmuştur. Ancak, Hükûmet bununla yetinmemiş ve Anayasa'nın eşitlik ilkesini bozan 2547 sayılı Kanun ile 1416 sayılı Kanun'un "nitelikli öğretim elemanı yetiştirme" amacıyla da bağdaşmayan düzenlemelere yer vermiştir.

Şimdi, sonuç olarak, bu durumda, Hükûmet, kaliteyi değil kalitesizliği; sorumluluğu değil, sorumsuzluğu; kurallara uymayı değil, kuralları hiçe saymayı ödüllendirmektedir.

Kaliteye önem vermemek ve eşitlik ilkesini dikkate almamak, 23'üncü maddede karşımızdadır ve bunun 5'inci fıkrasında diyor ki: "…yükseköğretim kurumları boş öğretim elemanı kadrolarına, boşalan kadroların belli oranını geçmeyecek şekilde açıktan veya yükseköğretim kurumları ve diğer kamu idare kurum ve kurumlarından naklen atama yapabilir." diyor.

Değerli arkadaşlarım, üniversitede öğretim elemanı olmak, herhangi bir kurumda çalışan insanların yapabileceği bir iş değildir, daha farklı nitelikler isteyen bir iştir. 23'üncü maddenin 6'ncı fıkrasında diyor ki: "…1416 sayılı Yasa'yla yurt dışına eğitim amacıyla gönderilenlerden öğretim elemanı kadrolarına yapılacak olan atamalar, beşinci fıkrada öngörülen sınırlamalara tabi değildir." demektedir.

Bir defa, sayısal sınırlamanın dışına çıkartıyorsunuz. Sayısal sınırlamanın dışına çıkartılarak, aynı zamanda da tayinlerini garanti altına almış oluyorsunuz. Çünkü, sınırlamaya tabi olmadan, kaç kişi gelirse gelsin, onu alacaksınız demektir.

Ayrıca da "yurt dışına eğitim amacıyla gönderilenler" diyor. "Herhangi bir şekilde öğretimini tamamlayanlar" demiyor. Öğretimini tamamlayıp tamamlamadığı, hangi ölçüde tamamladığı veyahut da hiç tamamlamadığı belli değildir. Bu durumda, öngörülen kadro artış sayısıyla sınırlı olmayan söz konusu atamalar vardır. Ama, bunların hangi nitelikte olduğu da belli değildir. Yani, nitelik açısından da herhangi bir sınırlamaya tabi değildir; kadro bakımından olmadığı gibi nitelik açısından da herhangi bir sınırlamaya tabi değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, üniversitelerimizde, iyi yetişmiş, nitelikli ve başarılı öğretim elemanlarına ihtiyaç vardır. Avrupa Birliği ile olan ilişkiler bu ihtiyacı daha da önemli hâle getirmektedir. Aslında bugüne kadar bizim üniversitelerimiz çok iyi bir sınav vermiştir. Çünkü, dikkat ederseniz, hangi fa

216

külteden mezun olursa olsun, öğrencilerimiz yurt dışında, -burada sayılanlar hariç tabii- genelde çok başarılı olmaktadırlar tıpta, mühendislik alanlarında; ama, şimdi belirli koşullar aranmadan, kalite gözetmeden, açıktan, şu veyahut da bu kurumdan yapılacak atamalarla gelişmiş ülkelerdeki bilim adamlarıyla yarışan bir bilim adamı kadrosu veyahut da bilim kadını kadrosu yaratmak, ne yazık ki mümkün değildir. Hükûmet bence üniversiteleri artık rahat bırakmalıdır, onların idari, mali ve bilimsel özerkliğine saygı göstermelidir. Çünkü, üniversiteyi üniversite yapan bu özelliklerdir ve özerk oluşudur. Üniversiteler ülkenin geleceğidir ve onları belirli bir dünya görüşüyle şekillendirmek için cumhuriyet dönemi boyunca özenle yetiştirilen kadrolar ziyan edilmemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Bir cümle kaldı…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Keleş.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Hükûmetin yaptığı ise ne yazık ki, kalitesizliği, kuralsızlığı teşvik etmek ve Anayasa ile yasaları her zamanki gibi çiğnemektir.

Ben, hepinize teşekkür ediyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Keleş.

Anavatan Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Süleyman Sarıbaş.

Sayın Sarıbaş, buyurun efendim.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Çok değerli Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan bütçe kanununun 23'üncü maddesi hakkında Anavatan Partisi Grubu adına söz aldım. Yüksek heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, senelerdir Türkiye'de Kamu Personel Rejimi Kanunu'nun yeniden düzenleneceğini ve artık kamu kurumlarımızda kamu görevi yapan insanlarımızın, memurlarımızın yeni bir statüyle bir çalışma anlayışına doğru gidileceğini, bundan önceki hükûmetler de -ben 91'den beri takip ederim- sürekli dile getirirler. Ama, nedense, o günden beri hep çalışmalar devam eder. Bu iktidarda da, dört yıldır, kamu personel rejimi çalışmasının devam ettiği söylenir. Fakat, bir türlü sağlam bir kamu reformu, kamu çalışanları reformu tasarısı bu Meclisin önüne gelmemiştir.

Türkiye'de kamu adına çalışanlar, kamu adına ücret alanlar, kamu adına yetki kullananlar, 657 sayılı Yasa kapsamında çalışırlar, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında çalışırlar. Başka kanun hükmünde kararnameyle çalışanlar var. Türk Silahlı Kuvvetleri Kanunu'na göre çalışanlar ayrı, silahlı kuvvetlerimizin kanunları ayrı, personel çalıştırma kanunları. Hâkimler ve Savcılar Kanunu'muz, onlar ayrı bir kanunla çalışır. Kapsam içi sözleşmeliler vardır, kapsam dışı sözleşmeliler vardır. Bunların nasıl ücret aldıklarını, hangi anlamda çalıştıklarını… 4/B vardır, 4/C vardır, devam eder gider. Ne iş yaparsın? Devlet memuruyum. Neye göre çalışıyorsun? 4/C'ye göre çalışıyorum. Kimse 4/C'nin ne olduğunu bilmez veya 4/B'ye göre çalışıyorum, işte, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye göre çalışıyorum. Herkesin çalıştığı kanuna göre veya kanun hükmünde kararnameye göre bir statüsü vardır. Dolayısıyla, herkesin kullandığı yetkiler farklıdır. Ama, kimse bunlardan hiçbir şey anlamaz.

Şimdi, neden acaba devlet tek tip bir kanunla, yani, bir kamu personel rejimi kanunuyla bütün çalışanlarını aynı çatı altında, aynı kanunun çatısı altında tek bir yatay ve dikey skalayla çalıştırmak istemez? Bunu bir türlü anlamış değilim. Ben, fazla personel kanunlarını bilmem ama, ben inanıyorum ki, eğer 15 tane uzmanla 20 tane uzmanla oturup, on gün, on beş gün, bir ay çalıştığınız zaman, çok sağlıklı bir kamu personel rejimi yasasının hazırlanabileceği kanaatindeyim. Ama, bir türlü hazırlanmaz. Niye hazırlanmaz? Çünkü, bürokratlar bunun hazırlanmasını istemezler. Çünkü, bürokratlar, hele hele bunu hazırlamakla görevli olan Başbakanlık bürokratları veyahut da Maliye Bakanlığı bürokratları, hangi kanuna göre nereden ücret aldıklarını kimse bilsin istemezler. Onlar o kadar değişik kanallardan değişik kanunlarla ücret alırlar ki, kimse onların ne ücret bordrolarını ne başka bir şeylerini hesaplayamaz.

Bakın, çok değil, bundan daha beş altı ay evvel burada bir kanun geçirdik, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu, arkasından vali yardımcılarımızı, kaymakamlarımızı ilgilendiren, mülkiyelileri ilgilendiren, mülki birimleri ilgilendiren bir kanun geçirdik. O kanunların içinden bile -sonra gazetelerden öğrendim, ne kadar doğru bilemem- Maliye bürokratlarımız 700 milyon lira bir ek zam almışlar. Yani, hangi bakanlığın, hangi alanın personel rejimlerine bir düzeltmeyle ilgili bir şey gelse, tasarı gelse, mutlaka bir yerlerine bir şeyler ilave etmek suretiyle -ki biz anlayamayız, teknik bir konudur- kendilerine de bir şeyler ayırırlar. Dolayısıyla, bu derece bürokrasiye boğulmuş, bürokrasiye esir olmuş siyasi iktidarlar da, maalesef, bir personel rejimi yasası çıkartamazlar.

Değerli arkadaşlar, dünyanın her tarafında bir hayat standardı vardır, bir geçim standardı vardır. Bizde de Türk-İş zaman zaman bunları yapıyor, başka kurumlarımız yapıyor, TÜİK yapıyor. Bir kişi, dört çocuğuyla beraber kaç lirayla, karnını, aylık, doğurabilir, bir sınır vardır. Bu sınırı verirsiniz en alt memurunuza. Nedir en alt memurunuz? Devlet personel kanunlarına göre müstahdemdir, yani, Anadolu tabiriyle odacıdır. Bunun en üstü

217

kimdir? Başbakanlık Müsteşarı. Bütün dünyada, bütün gelişmiş ülkelerde, en alt sınır ile en üst sınır arası 6-7 kattır. Verirsiniz hayat standardını müstahdeminize, odacınıza -hizmetliye diyelim- hizmetlinize. 6-7 katını -6 kat veya 7 kat, siyasi iktidar olarak onu tayin edersiniz- en üst devlet memurunuza, Başbakanlık Müsteşarına verirsiniz. Ara kadroları dikey bir çizelge yaparsınız. Kendi içinde temininde güçlük çekilen veya özel yetenek şey yapanları da yatay skalayla ayarlarsınız, 1 metre karelik bir cetvel içerisinde bunun tamamını çözersiniz. Herkes, ne zaman ne alacağının, kimin nerede kaç liraya çalıştığının da gayet rahat hesabını yapar. Türkiye'de 3 milyona yakın kamu görevlisi var, ben, inanıyorum ki, bunlardan 2 milyon 900 bini ücretini hesaplayacak, bordrosunu yapacak durumda değil. Belki 100 bin tanesi, özel ilgi alanıdır, özel bilgi alanıdır, onlar hesaplarlar. Hangi kesintilerin olduğunu da bilmezler. Bir bakarsınız şu kadar kesilmiş, şu kadar bilmem ne olmuş. Şu kanundan şu kadar, şu yönetmelikten şu kadar, şu Bakanlar Kurulu kararından şu kadarla böyle bir arapsaçına dönen, çarşafa dönen ve çalışanı tatmin etmeyen, çalışanın güvenmediği, çalışanın ne aldığını bilmediği ve tatmin olmadığı bir kamu personel rejimi tasarımız var, kanunlarımız var.

Şimdi, 23'üncü maddede ne getiriyoruz? 23'üncü maddede emekli olan veya istifa eden veya boşalan kamu memurları kadrolarının yüzde 50'si kadar alıyoruz. Bunlara bazı kurumlarımıza özel istisna koymuşuz; silahlı kuvvetlerimizi, emniyet güçlerimizi, sağlık personelimizi, doktorlarımızı ve üniversitelerimizi bundan istisna tutmuşuz; bunun dışında da 23 bin adet yeni ek kadro.

Değerli arkadaşlarım, bir sistemi daha eleştireceğim, ama önümüzdeki maddede eleştireyim bu KPS denilen şeyi. Ben, karşı olduğum için söylüyorum, karşı olduğumu 24'üncü maddede anlatacağım.

Fakat, bu yüzde 50 kamu personelini azaltma politikası, bildiğiniz gibi, sizin politikanız değil, IMF'nın bu ülkeye dayattığı bir politika. Çünkü, daha az personelle, daha az bütçeden giderleri olursa, bütçe faiz dışı fazlalar artacak, kendilerine veyahut da çok uluslu şirketlerin bu ülkeden aldıkları faizlere para bulunacak, kendileri de rahat rahat, bu ülkeye daha rahat borç verebilecekler, bütçede bunun karşılığını gördükleri zaman. Onun için, diyorlar ki: "Siz, insanlarınıza iş, aş vermeyin, daha az çalıştırın." Çünkü, 2 milyon küsur bin kamu görevlimiz var, tahmin ediyorum genel çalışan ortalaması içerisinde yüzde 6,4. Avrupa Birliği ortalamasına bakıyoruz. Almanya'da 16, yani, çalışan nüfusun yüzde 16'sı kamu görevlisi olarak çalışıyor. Bizde kamu görevlisi olarak çalışanların sayısı 6,4; ama, daha hâlâ bize diyorlar ki: "Azaltın, personeliniz çok, azaltın, daha da azaltın." İşte, bu maddede "Emekli olanların yüzde 50'si kadarını tekrar istihdam edebilirsin veya başka kamu kurumlarından nakledebilirsin." diyor.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - 6,4 değil, 4,6.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - 4,6; ben 6,4 biliyorum, ters söylemişim, 4,6. Avrupa Birliği ortalaması 14, Almanya 16; 19 olan ülkeler var, Fransa 19. Şimdi, gelişmiş ülkeler, kamu personelini bu kadar yüksek oranda, çalışan nüfus içerisinde yüksek oranda istihdam ederken, bizim ülkemizde, IMF politikalarıyla, daha da azaltın. Yani, daha az öğretmen alın, 40 kişilik sınıflarda 1 öğretmen olsun -5 sınıf bir arada okuyan yerlerimiz var- daha az doktorunuz olsun, daha az, işte askeriniz olsun, daha az güvenlik görevliniz, polisiniz olsun, sizde kaos devam etsin... Niye, bizim öğretmen sayımız 2 katı olsa, 16-17 çocuğa, 20 çocuğa 1 öğretmen düşse; niye, bizim 700 kişiye 1 doktor düşeceğine 100 kişiye 1 doktor düşecek duruma gelsek; niye, biz de Avrupa ülkelerinin standartları kadar, ortalamaları kadar, hadi yüzde 16, hadi yüzde 14 değil ama, en az yüzde 10 civarında, çalışan nüfusumuzu, kamuda, hiç değilse bir güvenceyle istihdam etsek... Ha, bu, hükûmetlerin işine de gelir aslında. Ama, nedense IMF politikalarını aşamama, IMF politikalarına teslim olma, bu neticeyi doğurdu.

Bir kamu bankasının genel müdürü bana söylemişti. Dedim ki, niye yani, personel yok? Benim seçim bölgemde, bankada -Ziraat Bankası söyleyeyim adını- vatandaş kredi alacak -kredi günleri var onların- veyahut da tarımdan destek payı alacak, 4 tane memuru var, 4 tane.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Sarıbaş.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Niye almıyorsun kardeşim, niye yani, 10 tane memur niye almıyorsun dediğim zaman, bana, aynen şunu söyledi, dedi ki: IMF heyeti Türkiye'ye gelip, bankamıza geldiğinde ilk yaptığı iş, bilgisayara girip personel sayıma bakıyor. Bana kota koymuş: 20 bin. 20.001 olmuşsa, bu 1'i neden aldın diye bana soruyor -ki, o ya mahkeme kararıyla gelmiştir- ya başka bir sebeple gelmiştir- izah etmek zorunda kalıyorum.

Şimdi, benim millî bir bankamın personel sayısını, gelip bilgisayarında kontrol eden IMF var iken, bu kadar saça bu kadar tarak olur!

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Şahsı adına Trabzon Milletvekili Asım Aykan.

Sayın Aykan, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ASIM AYKAN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

218

Dün burada konuşan Erzurum Milletvekili arkadaşımız "Albayraklar" ismini zikretmek suretiyle, Sayın Başbakanımızın kız çocuğunun, Yeni Şafak gazetesinin sahibi ve Trabzon Limanı'nı işleten Albayraklarla irtibatlı olduğunu zikrettiler. Kayıtlara geçtiği için, onu düzeltmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu iki arkadaşımız da Trabzonludur, yakından tanıyorum. Bu bahsetmiş olduğu Albayraklarla, Sayın Başbakanımızın kız çocuğunun evlendirildiği Albayraklar arasında uzaktan yakından bir ilgi yok. Bunu her zaman söylüyorlar.

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Bunu bir türlü öğrenemediler!

ASIM AYKAN (Devamla) - Ayrıca bunun, bu kürsüye bu şekilde...

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - O zaman niye üzerine gidemiyorsunuz kardeşim?

ASIM AYKAN (Devamla) - Gidiyoruz, herkesin üzerine gidiyoruz biz.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Mahkeme kararını uygulayın, laf ortadan kalksın.

ASIM AYKAN (Devamla) - Biz herkesin üzerine gideriz, problem yok.

BAŞKAN - Sayın Meral, lütfen...

ASIM AYKAN (Devamla) - Bunun bu şekilde, aslı astarı olmayan bir şekilde kürsüye taşınmasının da etik olmadığını burada özellikle ifade etmek istiyorum ve bu arkadaşımızı kınıyorum, bu tavrından dolayı.

Arkadaşlar, Hükûmetimizin kadro kullanımıyla ilgili yıllar içerisindeki seyrini hep beraber izliyoruz. Tabii biz de daha fazla kadro kullanımını isteriz. Değerli arkadaşımız IMF'den bunun kaynaklandığını ifade ettiler. Olabilir, ancak, Türkiye'yi IMF politikalarına biz mahkûm etmedik.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Siz mahkûm ettiniz.

ASIM AYKAN (Devamla) - Biz oradan çıkarmaya çalışıyoruz.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Siz devraldınız ama, iyice mahkûm ettiniz!

ASIM AYKAN (Devamla) - Biz geldiğimiz zaman 24 milyar dolar IMF'ye borç vardı, şu an 9 milyar dolara indi. Biz oradan kurtarmaya çalışıyoruz. Sizlerin politikasıyla Türkiye IMF'ye mahkûm oldu maalesef.

Bütçe imkânları içerisinde değerli arkadaşlar, sözleşmeli eleman alma imkânı varsa, bakanlıkların bunu kullanmasında fayda olduğunu ifade ediyorum, çünkü yüksek tahsilli epeyce insanımız şu anda iş bekliyorlar, bilincindeyiz. Bu anlamda polis teşkilatımıza eleman alınmasının da doğru olduğu kanaatindeyim.

Değerli arkadaşlar, bu vesileyle bir tespit ve bir temennimi ifade etmek istiyorum. Tespitim şu: Büyük bir krizden sonra biz hükûmeti devraldık ve hem enflasyonu bir noktaya getirdik hem büyümeyi sağladık hem denge yakın bir bütçe oluşturduk hem de piyasanın çok aşırı derecede durgunluğa düşmesine meydan vermedik.

Değerli arkadaşlar, geçmiş bütün hükûmetler, hükûmet programlarını yaparken, enflasyonla mücadele edeceklerini söylemişlerdir. Peki, niye başaramamışlar? Çünkü, enflasyonla mücadele etmek bir siyasi bedel gerektirir, sandığa yansır, sokakta sizi yürütmez.

2000'li yıllarda, Trabzon'da Belediye Başkanıyken, Hükûmetin mensubu bir bakanımıza televizyonda soruluyor: "Şu enflasyon belasından bizi ne zaman kurtaracaksınız?" Verdiği cevap aynen şöyle: "Evet, biz bunu düşürürüz ama, Kunduracılar Caddesi'nden bizi yürütmezsiniz. Öyle bir durgunluk piyasada olur ki, biz, bunun sandıkta bedelini öderiz, ancak bu sebepten dolayı bunu bir anda düşürmek istemiyoruz." Yani, böylesine ağır bir krizden sonra bu ifade etmiş olduğum dört parametreyi, yani enflasyonu düşür, büyümeyi sağla, denge yakın bütçe oluştur, piyasayı da idare et meselesini, ancak güçlü bir hükûmet ve güçlü bir başbakan yapabilirdi, AK Partiye nasip oldu. Biz, bununla beraber bütün ekonomik dengelerin yerine geldiğini ifade etmek istemiyoruz, ama tarihimizde önemli bir olaydı, bu önemli olayda ciddi bir mesafe aldığımızı, özellikle burada vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, temennim de şudur: Tabii, kayıt dışıyla mücadele, her hükûmetin yine hükûmet programlarında zikretmiş oldukları husustur. Biz, 1854 yılında, Abdülmecit zamanında, Sadrazam Ali Paşa zamanında borçlanmışız. 1879'da, malumunuz, işin sonu kötüye gitti ve Düyunu Umumiye geldi. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu mevzu epeyce bizi meşgul etti. Daha sonra, geçen hükûmetler döneminde iç ve dış borçlarımızda ciddi artışlar oldu. İlk olarak AK Parti Hükûmeti döneminde bu mevzuda bütçeyi, yani iki yakasını bir araya getirmek için ciddi adımlar atıldı. O adımları küçümsememek gerekir. Daha da ileri atılması gereken adımlardır, buna katılıyorum.

Buradan, Hükûmetimize özellikle bir temennimi biraz önce ifade etmiştim, arz etmek istiyorum: Kayıt dışıyla mücadele bizim için hayati bir meseledir. Mustafa Kemal Atatürk'ün "Cephede kazandıktan sonra bunu iktisadi başarılarla taçlandırmadıktan sonra bağımsızlığımızı tam anlamıyla sağlayamayız." cümlesi çok önemlidir. Bunun bilincindeyiz. Dolayısıyla, kaydın içerisinde olan, vergisini veren, her türlü belgesini tanzim eden insana haksızlıktır kayıt dışıyla mücadele etmemek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

219

BAŞKAN - Sayın Aykan, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun.

ASIM AYKAN (Devamla) - Hükûmetimiz bu konuda ciddi bir mesafe katetmiştir. Maliye Bakanımız burada, kaç tane mükellefin bu dönemde kayıt altına alındığını ifade ettiler. Ciddi mesafe de alınmıştır. Ancak, istediğimiz noktada olduğumuzu biz de görmüyoruz. Daha da ileri noktada olmamız gerekiyor. Buna göre donanımımızı geliştirip, bir seferberlik hâline dönüştürüp… Türkiye'nin millî geliri yaklaşık 400 milyar dolar civarında, yüzde 25 civarında da kayıt dışı bir gelir olduğu söyleniyor. Bu vergilendirildiği zaman, Türkiye'nin daha çok sağlığa, daha çok altyapıya, daha çok eğitime, daha çok emeklisine maaş artışı sağlayacağını, imkân sağlayacağını özellikle vurgulamak istiyorum. Bu konuda Hükûmetimizin attığı adımları tebrik ediyorum, kendilerini kutluyorum.

Daha ciddi adımların atılması için yeni donanımlar geliştirilmesi gerektiğini ifade eder, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sayın Baloğlu…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Üniversitelerde açıktan atamalarla ilgili düzenleme 2003'ten beri tartışılıyor, her bütçe kanununda tartışılıyor. 2003 bütçesinde, bu konuda Maliye Bakanının iznine tabi tutulmuştu. 2004 ve 2005'te -öyle hatırlıyorum- bu atamalarda Başbakanlığın iznine tabi tutuldu. YÖK dava açtı, Danıştay 8. Dairesi iki kez karar verdi. Bunlardan birisi 5/7/2005'te, diğeri 24/8/2005'te. Başbakanlık işlemini durdurdu ve yürütmenin de durdurulmasına karar verdi ikinci bir kararla. 2006'da da bu tartışma sürdü. Şimdi, 2007 bütçesine şöyle bir hüküm kondu: "Öğretim elemanı ihtiyacını karşılayamayacak yükseköğrenim kurumları için 2 bin adet atama izni verilir." denildi.

Sorum şu: Atama izni YÖK tarafından mı verilecektir? Yoksa, geçmişte süregelen Anayasaya aykırı tavır sürerek, bu belirsizlik yüzünden, genelgeler yoluyla, Başbakanlıktan izin alma zorunluluğu sürdürülecek midir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ekmekcioğlu...

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakana iki sorum var: Maddede "2006 yılında emeklilik, ölüm, istifa veya nakil sonucu ayrılan memur sayısının yüzde 50'sini geçmeyecek şekilde, açıktan veya diğer kamu idare kurum ve kuruluşlarından nakil suretiyle atama yapılabilir. Bu sınırlar içerisinde memur ihtiyacını karşılamayacak söz konusu idare kurum ve kuruluşlar için ilave 23 bin adet atama izni verilir." ifadesi vardır.

Soru 1: Ayrılan memurların yarısı kadar nakil veya açıktan atama ile memur istihdamı kısıtlı koymak, mevcut memur kadrosunun fazla olduğu anlamına mı gelmektedir?

Soru 2: Nakiller için neden objektif kriterler getirilmemiştir? Kadrolaşmayı hızlandırmak için mi böyle bir yola başvurulmuştur?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Özcan, buyurun efendim.

OSMAN ÖZCAN (Antalya)- Soru 1: 2006 yılında emeklilik, ölüm, istifa veya nakil sonucu ayrılan memur sayısı ne kadardır? Maddeyle kurumlara bu sayının yüzde 50'sine kadar atama izni vermekle birlikte, ilave olarak 23 bin adet daha atama yapma imkânı vermektesiniz. Bu durum, "Kamuda istihdam edilen memur sayısı fazla, memur alınmak suretiyle kamunun yükü artırılmamalıdır." sözlerinizle çelişmiyor mu? Seçim yaklaşırken, bu kadar fazla kamuya personel almak, seçim politikası değil midir? Bu sizin çelişkiniz de değil midir?

Soru 2: Beş yıldır kamu personel kanununu çıkaracağız diye söz veriyorsunuz. Yapamayacağınız bir sözü niçin veriyorsunuz? Bunu nasıl izah edeceksiniz?

BAŞKAN - Sayın Meral, buyurun.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Müsaade ederseniz, Sayın Bakanıma bir sorum olacaktır. Öğretmen unvanına sahip bazı genç arkadaşlar bize gelerek, Türkiye'nin neresi olursa olsun çalışacaklarını, atama beklediklerini söylüyorlar. Acaba, bu arkadaşlarımıza atama yapıldı mı? Yapılmamışsa Sayın Bakanımız bunları ne zaman değerlendirecek?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Meral.

Sayın Özkan…

220

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sağlık Bakanlığında 4/B sözleşmeli hemşirelerle ilgili maaş, izin, eş durumu tayin hakkı ve kadro çalışmaları ne zaman düzenlenecek? Diğer bakanlıklarda da eşlerinden, çocuklarından ayrı kalan 10 binlerce aile 4/B'de yapacağınız düzenlemeyi bekliyorlar. Aksi hâlde, aileler dağılacak, çocuklar öksüz kalacak. Bu soruna ne zaman çözüm getirmeyi düşünüyorsunuz?

Ayrıca, sömestir döneminde Millî Eğitim Bakanlığına kadrolu, kadrosuz veya sözleşmeli kaç öğretmen almayı düşünüyorsunuz?

4/C kapsamındaki memurlar da şunu söylüyorlar: "C4 olmadan bizim sorunumuz çözülsün."

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özkan.

Sayın Tekelioğlu, buyurun efendim.

MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) - Sayın Başkanım, benim sorularım şöyle: Üniversitelere kadro verilmemesi gibi bir durum söz konusu mudur? Şimdiye kadar üniversitelere tahsis edilen akademik ve idari kadro sayıları nedir? Devletteki çeşitli kurumların kadro taleplerinin yerine getirilme oranı nedir? Kadrolara atamalarda bizim bildiklerimizin dışında bazı kriterler uygulanmakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tekelioğlu.

Sayın Bakanım, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; değerli milletvekillerimizin hepsinin hemen hemen sorduğu soru, biraz önce Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Birgen Keleş Hanımefendi'nin sorduğu, daha doğrusu ileri sürdüğü iddiaları da içeriyor. Doğrusunu isterseniz, ben Sayın Keleş'i dinlerken bir değerli milletvekilimizin bu kadar nasıl yanlış bilgilere sahip olduğuna ve bu yanlış bilgiler üzerine nasıl bu kadar yorum yapabildiğine de hayret ettim.

Şimdi, müsaade ederseniz, ben, bütün arkadaşlarımın sorularına teker teker cevap vereceğim. Bakın, şu düzenlemeyle, yani 23'üncü maddeyle getirilen düzenleme şunu içeriyor değerli arkadaşlar: Üniversitelerde öğretim üyesi kadrolarında herhangi bir kısıtlama yok. Profesör, doçent, yardımcı doçentler aynen atanıyor, burada bir kısıtlama yok.

İki: Bir üniversitede öğretim görevlisi, okutman, çevirici, uzman ve eğitim öğretim planlamacısı kadrolarına, yani bu akademik kadrolarına yapılacak olan atamada boşalan kadar, emekli olan kadar, ayrılan kadar yüzde 100 -diğer kamuda çalışanlara yüzde 50 iken üniversitelere bir âdeta ayrıcalık verilmiştir- atama yapabilirler. Bu da yetmezse, üniversitelerimize 2 bin ekstra kadro tahsis edilmiştir. Bunun kullanımı için de, üniversitelerin başvurusu üzerine, Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak YÖK tarafından bu atamalar yapılacaktır.

Şimdi, Sayın Keleş dedi ki, diğer arkadaşlarımızın sorularını da içeriyor: "Efendim, 1416 sayılı Yasa'yla yurt dışına gidenlere bir ayrıcalık tanınmış ve bu da, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırıdır. TUS sınavlarına gireceklere ayrıcalık tanınmış, DUS sınavlarına gireceklere, yani tıpta uzmanlık ve diş hekimliğinde uzmanlık yapan insanlara bu ayrıcalık getirilmiş." dedi.

Değerli arkadaşlarım, 1416 sayılı Kanun'la veya 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'nun 33'üncü maddesiyle yurt dışında doktora ve master yapmak üzere gönderilen insanlar devlete mecburi hizmetle mükellef olan insanlardır. Yani, siz, milyon dolarlarca para harcıyorsunuz onların yetişmesi için. Yasal süresi içerisinde eğer siz bunları kadrolara tayin etmezseniz, o mecburi hizmetleri ortadan kalkmış oluyor. Dolayısıyla, peki hangi kritere göre atanır deniyor? Yurt dışında doktora payesi almış, uluslararası üniversitelerde master payesi almış ve Yükseköğretim Kurulunun da kabul edeceği diplomaları taşıması hâlinde… Yani, bunu bilmeyecek ne var? Bunu, herkes bilir. Herhangi bir devlet memuru, herhangi bir vatandaş bunun böyle olduğunu bilir. Bunlara bir ayrıcalık getirmek veya Anayasa'nın eşitlik ilkesi söz konusu değil.

İki: Bir başka şey söyleyeyim: Bu ne demektir biliyor musunuz, burada sınır tanımamak: Üniversitelere ekstra personel atanması demektir. Hani üniversitelere personel verilmiyordu, diye şikâyet ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bir başka şey: Şimdi, bu naklen atamalarda "Efendim, naklen atama olur mu, herhangi bir devlet memuru gidip yükseköğretim kurumlarında nasıl çalışabilir?" deniyor. Bu kim için geçerli? Öğretim görevlisi, okutman, çevirici, uzman ve eğitim-öğretim planlamacısı. Öğretim görevlilerinin yüzde 80'i, 90'ı Millî Eğitim Bakanlığından geçer. Okutmanlar hakeza. Bana, haftada onlarca bu tür muvafakat isteme talepleri gelir. Neticede, İngilizce öğretecek olan bir kişi eğer okutmanlığa müracaat etmişse onun naklen oraya geçmesine de üniversiteler karar veriyor. Üstelik üniversitesi onun niteliklerini kabul ederse geçebilir. Başka türlü geçme şansı yok ki. Şimdi, nitelik açısından, efendim, biz kaliteye önem vermiyormuşuz, sorumluluğa değil, so

221

rumsuzluğa önem veriyormuşuz, naklen öğretim elemanı alınabilir miymiş, şeklinde yapılan yorumlar, kesinlikle doğru yorumlar değil.

Bakın, diğer Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım Sayın Baloğlu, Sayın Ekmekcioğlu'nun sorduğu soruyla Sayın Özcan'ın sorduğu soru biri biriyle çelişiyor. Şimdi, Sayın Özcan diyor ki: "Siz, bu kadar fazla kamu personeli alıyorsunuz, bu seçim yatırımı değil mi?" diyor.

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sizin sözünüze göre diyoruz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Diğer arkadaşlarımız da diyor ki: "Az alıyorsunuz."

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sizinki çelişki.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Peki, ben şunu söyleyeyim: Kamuda niye yüzde 50'sini…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sorum ondan değil Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Bir dakika…

Niye emekli olanların yüzde 50'si? Çünkü, değerli arkadaşlarım, bakın, kamuda özellikle elemanın niteliğini artırmak zorundayız. Vasıfsız insanlardan ziyade, artık, gelen modern teknolojiyle birlikte daha çok yeni teknolojilere uyum sağlayabilen personel atanıyor. Sonra, hizmet satın alınıyor. 4/B kapsamında, 4/C kapsamında insanların atanması söz konusudur.

Sayın Meral, öğretmen atamalarını sordu. Bakın, bu 23 bin ekstra tahsis edilen kadroda, her sene olduğu gibi aşağı yukarı yüzde 50'si Millî Eğitim Bakanlığına verilecek. Ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığından emeklilik yoluyla, naklen geçiş yoluyla ayrılanların yerine de yüzde 50 alınacak. Aşağı yukarı bu yüzde, emeklilik dolayısıyla kamuda boşalacak ve yerine alınacak eleman sayısı yaklaşık 25 bindir. 23 bin burada var, 2 bin yükseköğretim kurumlarına ekstra tahsis yapılıyor. Sayın Devlet Bakanımız Başbakan Yardımcımız Mehmet Ali Şahin, bunun yaklaşık 60 bin olacağını söyledi.

Şimdi "Kamuda eleman fazlası mı var?" diye soruluyor. Arkadaşlar, çok eleman demek, verimli bir iş ortamı demek değildir. Verimlilik ile çok insan istihdam etmek farklı bir şeydir. Altını çiziyorum "sözleşmelilik" diye bir statü var, "parttime" diye bir statü var, hizmet satın alma imkânı var, 4/B var, 4/C var. Bütün bu kapsamlarda da ayrıca alınıyor.

Dolayısıyla, Sayın Tekelioğlu'nun sorusuna da şunu cevap vereyim…

BAŞKAN - Sayın Bakanım, süre tamamlandı efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Bitiriyorum efendim, bir dakika istirham ediyorum.

Bugüne kadar Hükûmetimiz döneminde üniversitelere 16.100 kadro tahsis edilmiştir, Millî Eğitim Bakanlığı dâhil olmak üzere, ki, en fazla Millî Eğitime tahsis ediliyor. Diğer kamu kurumlarıyla mukayese ettiğiniz zaman, üniversitelere tahsis edilen bu kadro, oransal olarak, diğer kurumların hepsinden daha fazladır.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - 2000…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - 2000'den söz etmiyorum. 16.100…

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunacağım…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Yalnız, uyuyanları saymayın.

BAŞKAN - Bir dakika efendim… Sayın Kılıç, lütfen…

Arkadaşlarım, bakınız, burada bir siyaset kurumunun hep beraber temsilcileriyiz; konuşmalarımıza, üslubumuzu lütfen dikkat edelim. Yani, bu, her insanın beşerî olarak içinde bulunduğu bir şey.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Onlar Genel Kurul çalışmalarına dâhil olmuyorlar Sayın Başkan…

BAŞKAN - Lütfen… Lütfen… Yakışık almıyor bu tip şeyler, istirham ederim yani.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Efendim, burası otel değil ki…

BAŞKAN - Sayın Kılıç, lütfen… Bakınız, lütfen… İstirham ederim…

Maddeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

222

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 10.00

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 10.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli),Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşimi'nin On Birinci Oturumu'nu açıyorum.

1269 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Saygıdeğer milletvekilleri, yaklaşık olarak bir kırk beş dakika sonra, yirmi dört saattir çalışma takvimimiz devam etmektedir. Bu süre içerisinde, arkadaşlarımız, gerektiği şekilde yorulmuştur. Hepimiz açısından geçerli. Konuşmalarımız sırasında üsluplarımıza daha bir itinalı olursak, hepimiz açısından uygun olur kanaatindeyim.

İnşallah, hayırlısıyla, bugün bütçemizi tamama erdireceğiz, tamamlayacağız. Bugüne kadar katkısı olan bütün arkadaşlarıma ve bu saatten sonra da katkıda bulunacak bütün milletvekili arkadaşlarıma saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum.

24'üncü maddeyi okutuyorum:

Sözleşmeli personele ilişkin esaslar

MADDE 24- (1) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile 5018 sayılı Kanuna ekli (II) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri, döner sermayeler, belediyeler, il özel idareleri ve mahalli idare birlikleri ile bunların müessese ve işletmelerinde (Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olanlar hariç) ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı dışında kalan kuruluşlarda, sözleşmeyle çalıştırılacak personel hakkında 6/6/1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ek ve değişikliklerinin uygulanmasına devam olunur.

(2) 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde belirtilen kamu idare, kurum ve kuruluşlarında, ilgili mevzuatı uyarınca kadro karşılıksız, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ve ek geçici 16 ncı maddesi ile yükseköğretim mevzuatı uyarınca kullanılacak sözleşmeli personel pozisyonlarına ilişkin, unvan, sayı ve ücretler ile tip sözleşme örneği Maliye Bakanlığının vizesine tabidir. Kadro karşılığı çalıştırılan sözleşmeli personel için sadece tip sözleşme örneği vizesi yapılır.

(3) İkinci fıkrada belirtilen idare, kurum ve kuruluşların 2005 yılında vize işlemi yapılmış olup, 2006 yılında kullanılmaya devam olunan pozisyon ve tip sözleşme örnekleri ile 2006 yılında ilk defa vize edilmiş pozisyon ve tip sözleşme örnekleri, yeni bir vize yapılmasına gerek kalmaksızın 2007 yılında kullanılmaya devam olunur. Bu pozisyonlarda 2006 yılında istihdam edilen personelden, ilgili idare, kurum ve kuruluş tarafından 2007 yılında görevlerine devam etmeleri uygun görülenlerle, 2006 yılına ilişkin sözleşme ücretlerine 2007 yılı için yapılacak artışlar ilave edilmek suretiyle yeni sözleşme yapılır. Söz konusu pozisyonlarda birim, nitelik, unvan ve mevzuat uyarınca yapılması gerekenler dışındaki ücret değişiklikleri ve tip sözleşme değişiklikleri de Maliye Bakanlığına vize ettirilir. İsim bazında vizesi yapılan pozisyonlarda meydana gelecek değişiklikler de Maliye Bakanlığının vizesine tabidir. İlgili mevzuat hükümlerine dayanılarak istihdam edilecek yeni sözleşmeli personelin belirlenmesine yönelik herhangi bir işlem yapılmadan önce Maliye Bakanlığından izin alınması şarttır.

(4) Kanun, uluslararası anlaşma, Bakanlar Kurulu kararı veya yılı programıyla kurulması veya genişletilmesi öngörülen birimler ile hizmetin gerektirdiği zorunlu haller için ve yılı ödeneğini aşmamak kaydıyla yapılacak yeni vizeler dışında, 2006 yılı sözleşmeli personel pozisyon sayıları hiçbir şekilde aşılamaz. Yeni izin ve vize talepleri, Maliye Bakanlığınca Şubat, Mayıs, Ağustos ve Kasım aylarında değerlendirilir.

(5) 5393 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi çerçevesinde sözleşmeli personel çalıştırılması konusunda ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkra hükümleri uygulanmaz. Belediyeler, il özel idareleri ve mahalli idare birlikleri ile bunların müessese ve işletmelerinde, anılan Kanunun 49 uncu maddesi çerçevesinde sözleşmeli personel istihdamı mümkün olan hizmetlerde (anılan maddenin dördüncü fıkrasında sayılan unvanların dışında olmak ve o hizmet için ihdas edilmiş kadro bulunmamak kaydıyla kısmi süreli olarak çalıştırılacak sözleşmeli personel hariç) 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre ayrıca sözleşmeli personel istihdam edilemez. 5393 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi çerçevesinde sözleşmeli personel çalıştıran belediyeler, il özel idareleri ve mahalli idare birlikleri ile bunların müessese ve işletmeleri, sözleşme yeniledikleri veya ilk defa istihdam etmeye başla

223

dıkları sözleşmeli personel ile imzaladıkları hizmet sözleşmelerinin birer örneğini ve kadrolarının sözleşmenin yapıldığı tarihteki dolu-boş durumunu gösteren cetveller ile hizmet sözleşmesinde belirtilen ücretin tespitine ilişkin yetkili organ kararının birer örneğini 30 gün içinde Maliye Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığına göndermek zorundadırlar.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin.

Sayın Çetin, buyurun.

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 24'üncü maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 24'üncü madde, sözleşmeli personele ilişkin esasları düzenleyen bir madde. Ancak, ben, maddeye girmeden evvel, Sayın Meclis Başkan Vekilimizin de az evvel yaptığı uyarıyı da dikkate alarak, demokrasi ve Meclisin işleyişi konusunda birkaç cümle söylemek istiyorum.

Gerçekten, Mecliste, bu Büyük Millet Meclisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçeleri, geçtiğimiz yıllarda, otuz gün, daha sonra yirmi gün, sonra on beş gün aralıksız görüşmeler sürer ve o görüşmeler tamamlandıktan sonra, yılbaşında, o yılın bütçesi yürürlüğe girer idi. Bu yıl, bütçe, on güne indirildi ve bugün, özellikle dünden bugüne kadar geçen süre içerisinde… Dün saat 11.00'de başladık, şimdi de saat 10.00'u geçti, yirmi dört saate az bir zaman kaldı, ama, sabahın erken saatlerinde de Meclise geldiğimizi düşünür isek, böyle bir çalışma düzeninin, çalışma biçiminin, ne mülga 1475 sayılı İş Yasası'nda ne yeni yasada ne de herhangi bir yerde rastlanabilir bir çalışma düzeni olmadığını açıkça vurgulamak istiyorum Meclisin tutanaklarına da girmesi açısından.

Biz, seçimle gelen milletvekilleri olarak bu görevi yerine getireceğiz, bu Meclisten, bu bütçeyi, 2007 yılı bütçesini çıkaracağız, ancak, mülga 1475 sayılı İş Yasası'nın 37'nci maddesi, olağanüstü hâllerde, en fazla çalışma süresini Bakanlar Kurulunun saptayabileceğini, onun da insanın dayanma gücünün üzerine çıkamayacağını, içtihatlarda vücut bulmuş şekliyle de bunun, hiçbir surette on dört saati aşamayacağını, savaş hâlinde bile, belirlemiş idi.

Şimdi, ben, milletvekili arkadaşları bir kenara bırakıyorum. Bir yanda bürokratlar, diğer yanda kamu görevlisi arkadaşlar, 460 liraya, 500 liraya konunun da içinde, 657-4/C'ye göre çalıştırdığınız, Mecliste, personel de hiçbir ücrete tabi olmaksızın, onların fazla çalışma ücret hakları da yok… Yani, insan haklarına aykırı, demokrasiye aykırı, hukuka aykırı bu çalışma biçimini Meclise reva gören AKP Grup Başkan Vekillerini ve bu konuda katkısı olanları kınıyorum, böyle bir çalışma düzeni olmaz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Haluk Hoca'yı da kına!

İZZET ÇETİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bunun adına, çoğunluk diktası denir. Dikta kelimesi kullanılıyorsa, içinde faşizan baskı var demektir. Yirmi dört saatten bu yana Mecliste yaşanan tablo, Meclisi de küçük düşürmeye yönelik bir girişimdir. Arkalarda uyuklayan, oralarda, zor koşullarda, burada kendini tutmak zorunda hisseden milletvekili arkadaşlarımı ben anlıyorum, ama, onları anlamayan grup başkan vekillerine, o arkadaşlarımın, daha, yılbaşına bir haftanın var olduğunu hatırlatmaları gerektiğini de belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, çok kötü koşullarda çalışıyoruz, bugün özellikle.

Yani, bugün pazartesi, gelecek hafta bugün -Mecliste yürürlüğe girecek- Türkiye'de, yeni Bütçe Kanunu Tasarımız yürürlüğe girecek. Bugünü var, yarını var, yarından sonrası var, yani, evecek hiçbir şey yok. Sadece bir inat uğruna, bu çalışma biçimi bu Meclise reva görüldü. Bir daha olmamasını diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, üzerinde konuştuğumuz madde, sözleşmeli personele ilişkin. Tabii, bizim çalışma ilişkilerimizde, kamu hizmetlerinin, 657 sayılı Yasa'ya tabi devlet memurları eliyle, sözleşmeli personel eliyle, geçici personel ve işçiler eliyle yürütüleceği öngörülmüş. Bu istihdam şekilleri dışında, zaman zaman, hizmet alımı yoluyla doktor, avukat gibi belli ihtisas alanlarında -ki, sözleşmeliliğin esası odur- eleman çalıştırıldığı gibi, son yıllarda neoliberal politikaların dayatılması sonucunda artık hizmet alımı yoluna da gidilmiş; yani, bir kısım işler artık piyasadan da alınmaya başlamış.

Bunların dışında, KİT'lerde ise 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle, 657 sayılı Kanun'da belirtilen sözleşmeli personelden farklı bir sözleşmeli personel istihdamı daha geliştirilmiş.

Sözleşmelilikte istisna, değerli arkadaşlarım, özel meslek bilgisi ve uzmanlığa ihtiyaç duyulması, ikincisi de ihtiyacın memur tipi istihdamla karşılanamayacak olması durumunda, sözleşmelilik, istisnai olarak uygulanan bir durum idi. Özellikle son yıllarda ve özellikle de AKP'nin dört yıllık iktidarı döneminde, devlet memurluğu istisna, sözleşmelilik esas olan bir uygulama konumuna geldi.

Bu söylediğimi dört yıldan bu yana gündeme getiremediğiniz, ama, Kamu Yönetimi Temel Kanunu, yerel yönetimler kanunları, belediyeler, büyükşehir belediye ve il özel idareleri kanunlarıyla birlikte ele aldığımızda, kamu personel rejimi de eğer yürürlüğe girecek olur ise, gerçekten, kamu hizmetlerinin tamamının sözleşmeli

224

personel eliyle -Anayasa'mıza aykırı olmasına rağmen- gördürülmesi fikri, AKP'nin ya da Hükûmetin fikri değildir. Bu fikrin temelinde, o 23 Eylül 2003 tarihli Dubai Anlaşması vardır. Dubai Anlaşması hayata geçirilememiş olmakla birlikte, Sayın Başbakanla, Devlet Bakanı Babacan tarafından kabul edilen 8,5 milyar dolar kredi karşılığı çıkarılması taahhüt edilen yasalardır. 10'u temel yasa olmak üzere, bunların tamamı 34 yasadır. Bu yasaları bakanlarımızın, milletvekillerimizin biz hazırladık diye kürsüye çıkıp övünmelerinin hiçbir mantığı, geçerliliği yoktur. Bunun içinde Sosyal Güvenlik Reformu da vardır, bunun içinde Dünya Bankasıyla imzaladığınız ikinci faz kredi anlaşmasında, Çalışma Bakanının karşı çıktığı, devlet hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesi anlaşmaları da vardır.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, biraz evvel söyledim, bu sözleşmeliliğin dışında, bir de, 2003 yılında, döneminizde bir yasa çıkarttınız, eleman temininde güçlük çekilen yerlerde ve hizmet kollarında hizmet akdiyle sözleşmeli istihdam edilecek ve işçi sayılmayan personelin hizmet koşullarını düzenleyen bir yasa çıkarttınız. Bununla, sağlık personelinin, sözleşmeli olarak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere, ihtiyaç olan yerlerde istihdamını öngördünüz. Bununla birlikte, Millî Eğitim Bakanlığı da bilindiği gibi, öğretmen ihtiyacını, yine istisnai durumlar için öngörülmüş bir yasa maddesinden yararlanarak, biraz sonra değineceğim, pek çok sorunları yaşayan sözleşmeli öğretmenlerle karşılama yoluna gitmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, sözleşmeli öğretmen deyince, bir mesaj -sizlere de onlarcası, yüzlercesi gelmiştir- mesaj Gümüşhane'den geliyor, diyor ki: "4/B'ye tabi bir sınıf öğretmeniyim, sözleşmeliyim. Öğretmenlik mesleğini isteyerek seçtim. Benim gibi binlerce arkadaşım, sözleşmeli öğretmen olarak görev yapıyor. Yaklaşık bir buçuk senedir sözleşmeli öğretmen olarak çalışıyorum. Yaşadıklarım bazen benim canımı sıkıyor. Karşılaştığımız sorunlar yüzünden, bazen, derslere dahi tam olarak kendimizi veremiyoruz. Sözleşmeli öğretmenler hakkında yapılan iyileştirmeler sözden öte gitmeyince, doğal olarak, geleceğimizden endişe ediyoruz, ilk başta, geleceğimize güvenemiyoruz. Norm kadro açığı olan okullarda görev yapmaktayız ve sözleşme metninde 'yerlerine kadrolu personel atandığında sözleşme feshedilir' diye bir madde bulunmakta, bu yüzden, hepimiz diken üstündeyiz. Yine sözleşme metninde, yetersiz görüldüğümüzde sözleşmemizin feshedileceği yazılmakta; böylece, inisiyatif okul müdürlerine bırakılmaktadır. Bizler de, bu psikolojiyle, boynu bükük, kendine güveni olmayan öğretmenler olmaya itilmekteyiz. Yine, aynı kurumda görev yapmakta olduğumuz kadrolu çalışan öğretmen arkadaşlarımız arasında ezilmekte, o camia içerisine kabul edilmemekteyiz. Bağlı olduğumuz il veya ilçe millî eğitimlerde, sürekli, sorunlarla karşılaşıyoruz. Resmî Gazete'de yayımlanmış olan haklarımızı bile almakta zorluk yaşıyoruz ve alamıyoruz. Her il, hatta aynı ilin ilçeleri bile farklı uygulamalar yapmakta. Kimi arkadaşlarımızın maaşları farklı, kimilerinin ise, verilen hakları hizmet puanı alamamakta, eş durumu tayini haricinde hiçbir yere kıpırdayamamaktayız, çakılı personel olarak çalışmaktayız. "Öğretmenim" dediğimizde, ispatlayacağımız bir kimliğimiz bile yok. Bizlere hasta olmak da yasak. Ancak, doksan iş gününü doldurduğumuzda hasta olup doktora çıkabiliyoruz." Bu, 657 sayılı 4/B çalışan sözleşmeliler.

Bir de, yine sizin devri iktidarınızda övündüğünüz bir çalışma biçimini Türk Telekom'a, Oger'e teslim ettiniz. Değerli arkadaşlarım, ilk defa Türkiye'de yeni bir istihdam biçimi sizin döneminizde gerçekleşti. Telekom'da çalışan memurları kiralık memur olarak Oger'e verdiniz. Devlet memurları Oger'in hizmetinde, sanki kamu hizmeti görüyorlar. Böyle bir uygulama ilk defa görülüyor ve Telekom'un çalışanları, ülkemizin iletişim alanında büyük emek vermiş teknisyenleri, teknik elemanları bugün Oger'in yanında kamu görevlisi olarak çalışmaya devam ediyor sizin döneminizde.

Yine bir başka çalışma biçimi... Sayın Maliye Bakanımız yok, Millî Eğitim Bakanımız da -biraz evvel de söyledim- eksik bilgileri nedeniyle 657 4/C çalışanlarının durumlarını tam olarak kavrayabilmiş değil. Biraz evvel söylemiştim, bunların maaşları, tahsil durumlarına göre, ilköğretim 463, lise mezunu 525, üniversite mezunu 586 lira alıyor. Çalıştıkları her dört ay için iki günü geçmemek üzere hastalık izni… Yani, bunların da -biraz evvel söylediğim gibi- hastalanma hakları bile yok. Maaşları da… Dün işletmelerde, kamu kuruluşlarında kimi teknik eleman, kimi formen, kimi ustabaşı olarak çalışırken, bugün verildikleri Adalet Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ya da diğer kamu kuruluşlarında kendi mesleğiyle hiç ilgisi olmayan işlerde, üstelik de 1,5-2 milyar maaş alırken, yirmi yıl, yirmi dört yıl, yirmi beş yıl kıdemi olanlar bugün ya evrak getir-götür ya çay taşı veyahut da yerleri paspas yap gibi, kendi meslekleriyle ve onurlarıyla bağdaşmayacak işlerde çalıştırılıyor. Sayın milletvekili arkadaşlarım da, sayın bakanlar da "Onlar tazminatını aldı, onlara bir şey yapmayabilirdik." diyorlar, diyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, geçmişte bunun güzel örnekleri var 57'nci Hükûmet döneminde. Bunlar da Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, 657 4/C'ye göre çalışanlar. Bakınız, Mecliste 1.004 kişi, 657 4/C'ye göre çalışıyor. Dışarıdaki 13 bin kişi -657 4/C'likler- Meclisteki 4/C'likleri bile kıskanıyor. Burada çalışanlar da yanında çalışan emsal arkadaşlarıyla farklı ücret altında ezilerek çalışıyorlar.

225

Değerli arkadaşlarım, şimdi çıkıyorsunuz, bir haftadan bu yana, bakanlar, Başbakan, milletvekili arkadaşlar, ellerinizde rakamlar, "Oh, memurun maaşını şuraya getirdik, emekliyi buraya getirdik, enflasyon bu…" Bunları veriyorsunuz, bunlar sanal rakamlar, sizin rakamlarınız.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Siz ne yapıyorsunuz?

İZZET ÇETİN (Devamla) - Mutfak öyle değil, yaşam öyle değil.

Öyle anlaşılıyor ki seçim yaklaşmış, öyle anlaşılıyor ki yapmış olduğunuz toplantıda, papağan gibi herkes aynı şeyleri tekrar etsin, tekrarda yarar vardır, halkı biz böyle ikna edebiliriz.

Değerli arkadaşlarım, Karadeniz'de fındık üreticisi, Akdeniz'de narenciye üreticisi, batıda zeytin üreticisi, Orta Anadolu'da tahıl üreticisi perişan.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Pancar… Pancar…

İZZET ÇETİN (Devamla) - Dört yıl önceki buğday fiyatının altında buğday aldınız bu yıl. Ama, girdi fiyatları, geçtiğimiz 2002 yılında, iktidar olduğunuz dönem mazot 1.200 lira dolayındayken, bugün 2.250 liraya çıktı. Onu, hiçbir bakan burada gündeme getirmiyor veya borçları…

"Efendim, şey bu kadar büyüdü, pasta bu kadar büyüdü." Ya, millet kan ağlıyor, işçisi ağlıyor, esnafı ağlıyor, köylüsü ağlıyor, çiftçisi ağlıyor, dulu, yetimi ağlıyor, muhtarları bağırıyor.

Değerli arkadaşlarım, grup başkan vekilleriniz ne kadar zor günler geçirdi. Bunları ne kadar kısa süre içerisinde unutabiliyorsunuz?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Hesap kitap…

İZZET ÇETİN (Devamla) - Ne kadar kolay, halkı kandırabileceğinizi zannediyorsunuz? Sadece Millî Eğitim Bakanı, elinde belgelerle çıkıp, burada 4 kez rakamları papağan gibi okudu.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Mazot farkı ödendi.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Buna gerek yok. Yaşıyor insanlarımız; sizin döneminizi de yaşıyor, dünü de yaşadı, geleceği de yaşayacak.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - "Papağan gibi okudu." lafı olmadı.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Güzel ifade değil, hoş olmuyor.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Özür dilerim, benim ne demek istediğimi anladınız siz.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Güzel konuşma değil.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Yani, aynı şeyleri tekrar etti anlamında söyledim, düzeltiyorum.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Sağolun, teşekkür ederim.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Ben teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, bu ülke bizim. Ülkemiz için yapılan her olumlu girişimden, yapılan her yatırımdan, çakılan her çividen Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz mutluluk duyarız; bir işsizin iş bulmasından mutluluk duyarız; bir yoksulun yüzünün gülmesinden mutluluk duyarız; ama, bu, lafla olmuyor, bu lafla olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çetin, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Bunun gerçek manada hayat bulabilmesi için, demokrasi içerisinde, incitici olmadan, insanların onurunu, yardım, file file yardım yaparak ya da -kış geldi- kömür dağıtarak değil.

Bakın, bizim Kocaeli Büyükşehir… Ramazan ayı öncesinde, Bizim Kocaeli gazetesi "30 bin paket hazırlandı, yoksullara dağılacak" dedi. On beş gün evvel aynı Kocaeli gazetesi'nde sürmanşet haber diye: "10 bin koli yiyecek yoksullara ulaştırılamadı, çöpe atılıyor." Eğer, sosyal devlet yurttaşının onurunu düşünüyorsa o neye ihtiyaç duyarsa kendi ihtiyacını giderir. Açarsınız o yoksulun adına bir banka hesabı, yatırırsınız payına düşen parayı, gider, kendisi onurlu bir yurttaş olarak onu alır. Değilse, ben, devletin vergilerinden oluşmuş, Sosyal Yardımlaşma Dayanışmayı Teşvik Fonu'nun, yani Fak-Fuk-Fon'un ya da diğer ilgili kurumların bütçele