Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI SAYIN BÜLENT ARINÇ'IN TV 8'DE "BAKIŞ" PROGRAMINDA EMİN PAZARCI'NIN SORULARINA VERDİKLERİ CEVAPLAR (1)

(24 Şubat 2003)

SORU : Sayın Başkan uluslararası meşruiyet şartından bahsediyorsunuz. Uluslararası meşruiyetin şartı nedir?

ARINÇ : Çok önemli günlerdeyiz. Kamuoyu bugünlerde çok hassas. TBMM, Başbakanlıktan gönderilen tezkereleri görüşür ve bu konuda bir karar var. Bu kararlarda Resmi Gazete'de yayınlanır ve yürürlülüğe girer. Sadece Irak olayları ile ilgili bir tezkerenin gönderilmesi söz konusu değil. Bundan öncede pek çok sebeple tezkereler geldi. Benden önceki Meclis Başkanları onları gündeme aldı, üzerindeki görüşmeleri takibende Meclis kararı olarak yayınlandı ve yürürlülüğe girdi. Tabii birkaç aydan bu yana Türkiye'nin siyasi alanda ve dış politikada hemen hemen tek konusu Kıbrıs ve Irak'tır.

Kıbrıs konusunda bir silahlı çatışma ihtimali çok zayıf olduğu için veya hemen hiç olmadığı için bütün gözler Irak'la ilgili gelişmelere çevrildi. Anayasanın iki maddesi vardır ki; savaş ilanı ile ilgilidir. Bir tanesi TBMM'nin görevleri arasında Anayasanın 87. Maddesi "Savaş ilanına TBMM karar verir" diyor. Yine bu konu ile ilgili olan ikinci madde 92. Maddedir. Daha çok onu tartışıyoruz. 92. Maddenin başındaki cümle, aynen "Uluslararası hukukun meşru kabul ettiği şartlarda, TSK'nın yabancı bir ülkeye gönderilmesine veya yabancı ülke askerlerinin Türkiye'de bulunmasını TBMM yetki ve izin olarak Hükümete verebilir" diyor. Uluslararası hukukun meşruiyeti maddenin başındadır.

Bununla ilgili çok yorumlar var. Kısaca herkesin anlayabileceği veya herkesin kabul edeceği bir biçimde görüşmemiz lazım. Çünkü bu iki kere iki dört şeklinde yazılı bir kural olsaydı, zaten biz bunu baştan dikkate alırdık ve gündeme koyup koymama konusunda bize bir yetki verilmişse, biz onu o zaman uygulardık. Şimdi bazı siyasetçiler şunu söyledikleri için ifade ediyorum: " Böyle bir tezkereye önce Meclis Başkanı baksın, uluslararası hukukun meşruiyeti yoksa bunu kabul etmesin ve gündeme koymasın" diyorlar.

SORU : Meclisin böyle bir yetkisi var mı?

ARINÇ: Hayır, benim böyle bir yetkim yok. Ben Başbakanlıktan gelen tezkereyi Meclise sunmakla görevliyim. Bu konuda ret veya kabul kararı vermek Genel Kurulun işidir, milletvekili arkadaşlarımızın yapacağı bir sorumluluktur. Aynen birincisinde, bundan 10-15 gün evvel yaptığımız gibi ikinci veya üçüncü tezkereler ki -gelmemesi için büyük bir temenni içindeyiz- gelince ben sadece Genel Kurulu yönetmek ve bu tezkerenin oylaması sonucunda hasıl olacak kararı almak mecburiyetindeyim.

Şimdi burada temel iki kıstas konulmuş; bir tanesi bir ülkenin yabancı bir saldırıya maruz kalması ve buna karşılık vermek istemesi. Yani meşru müdafaa durumunun varlığı, uluslararası hukukun da meşru kabul ettiği şartlardan birisidir. Bir ülke yabancı bir ülke veya silahlı güç tarafından bir taarruza maruz kalmışsa veya güçlü bir biçimde kalma ihtimali varsa bu onun bu yetkileri kullanması için kafidir. İkinci konu da; biliyorsunuz BM'ye iki yüz civarında ülkenin üyeliği vardır ve orada 15 kişilik bir Güvenlik Konseyi vardır, daimi ve geçici üyeleri vardır. Bugüne kadar BM yasası gereğince Güvenlik Konseyi "Burada bir kötü ve haksız fiil var, bana üye olan ülkeler bütün güçleri ile bunu önlemek zorundadırlar" derse, 1991'deki Körfez Savaşı'nda olduğu gibi üye ülkelerin de ona katılma mecburiyetleri vardır.

Şimdi sizin sorunuz açısından bir; meşru müdafaa durumu var mı? İkincisi böylesine bir BM Güvenlik Konseyi kararı yani yaptırımı olan bir karar var mı?

SORU : Yeni bir karar yok şu anda. Peki geçmişte alınan 1441 Sayılı bir karar var. Bu karara bakarak uluslararası meşruiyet şartı vardır demek mümkün müdür? Bu karar bugünü de kapsar mı?

ARINÇ : Ona şöyle cevap vereyim. Bu 1441 Sayılı kararın, ABD'ye doğrudan Irak'a müdahale hakkı verip vermeyeceği konusu tartışılıyor. Oysa bu karar BM Silah Gözlemcilerinin Irak'ta kimyasal veya nükleer silahla ilgili bulguları tespit edip etmemesi ile ilgilidir. Bununla ilgili zaten komisyon çalışıyor ve bildiğim kadarıyla şu ana kadar iki rapor verdi. En son görev süreleri de 1 Mart'a kadar uzatıldı. Bu görevleri belki devam edecek belki devam etmeyecek. Ama bunun içerisinde fiili bir müdahale hakkı yok. Kişisel kanaatimce 1441 Sayılı karar fiili bir müdahale imkanı tanıyan bir karar değil.

SORU : BM'nin şu anda bir kararı yok. Peki milletvekilleri ne yapacak?

ARINÇ : Arkadaşlarımızı ilgilendiren tezkerenin hukuki olup olmadığı konusudur. Yani üstünde şu meşruiyeti taşır, bu meşruiyeti taşımaz diye bir tezkere olmayacağına göre, Hükümette genel kabul olarak mutlaka Anayasanın gösterdiği biçimde bir tezkere göndermek zorunda olduğuna göre bunun böyle olup olmadığına karar verme yetkisi TBMM Genel Kuruluna aittir. Müzakere şeklimizi de dinleyenler biliyorlar, zaten örneği de geçtiğimiz günlerde görüldü. Bunun üzerine tartışmalar yaşanacaktır. Gönderilen tezkerenin değiştirilerek kabulü imkanı da var.

SORU : Önergelerle değiştirilebilir mi?

ARINÇ : Bizzat Hükümetin vereceği önerge ile de değiştirilebilir. Kabul görürse üyelerin vereceği önerge ile de düzeltilmesi mümkündür. Tabii nasıl geleceğini bilmediğimiz için nasıl düzeltileceğini de söylememiz mümkün değil. Ama bu konuda bir imkanın olduğunu ifade etmek istiyorum. Şüphesiz geldiği gibi kabul de ret de edilebilir.

SORU : Kişisel kanaatinizce, BM kararı olmadan gelecek bir tezkere Anayasanın aradığı uluslararası meşruiyet şartını yerine getirir mi getirmez mi?

ARINÇ : Anayasanın bana verdiği yetki ile cevap veririm. Yani 92. Maddedeki unsurları taşımayan bir tezkere geldiği takdirde benim arkadaşlarım hangi partiden olursa olsun, milletvekilleri olarak buna ret cevabı vermeleri lazım. Çünkü biz Anayasal bir yetkiyi kullanıyoruz. Yani Meclise ait bir yetkiyi Hükümete izin olarak devrediyorum. Bu izin toptan olamaz, ucu açık olamaz, "Al sana verdim, istediğin gibi kullan" diyemeyiz. Bu şartları taşıyıp taşımadığı konusunda milletvekillerimizin ikna edilmesi gerekir. Yaptıkları iş, kullandıkları oy, söyledikleri sözler her ne kadar bir sorumsuzluğu gerektirse de bunun vicdani bir karar olarak ortaya çıkması için milletvekilleri ant içtikleri yemin metninde ne varsa onu yerine getirmelidirler.

SORU: Bu çok önemli bir açıklama.

ARINÇ: Ben bütün arkadaşlarımızın da bu sorumluluğa müdrik olduğuna inanıyorum.

SORU : Şu anda BM kararı olmadığına ve saldırı gerçekleşmediğine göre?

ARINÇ : Ona şu anda biz karar veremeyiz. Ona karar verecek olan yer Meclis Genel Kuruludur. Arkadaşlarımız bu şartlar altında, bu iki maddeyi de buna benzer pek çok konuyu da değerlendirmeli. Çünkü bunlar birer tedbir mahiyetindedir. Vereceğimiz izin Hükümete doğrudan savaşa girme veya doğrudan bir fiili müdahalede bulunmak hakkını vermiyor. Ancak olası bir takım tehlikelere karşı, Hükümetin istediği bu izne, arkadaşlarımız "Doğrudur, meşrudur, makuldur" derlerse, tezkereye evet oyu verebilir.

SORU : Yapılan görüşmelerde Amerikan askerlerinin kabulü ve muhalif birliklerin Türkiye'de konuşlanmadan transit geçmeleri ve Türk askerinin Irak'a gönderilmesi konularını aynı şekilde mi mütalaa ediyorsunuz? Yoksa Türk askerinin Kuzey Irak'a gitmesinde meşruiyet şartları vardır mı diyorsunuz?

ARINÇ : İkisi birbirinden çok ayrı değil. Hatta daha önce kabul ettiğimiz tezkere ile de bağlı konular. Bu bahsettiğiniz iki konu üs ve limanların bir kısmının rehabilite edilmesi konusunda üç aylığına verdiğimiz yetki ile de bağlantılı. Bunlar bir bütünün parçaları. Dolayısıyla Hükümet bu bahsettiğiniz tezkereleri ayrı ayrı da getirebilir, birlikte de getirebilir. CHP'nin ve bazı siyasi partilerin temsilcileri, "Bizim askerimiz belli bir tedbir almak için Irak'a gitsin ama biz yabancı ülke askerini kabul etmeyelim" noktasındalar. Hatta hatırladığım kadarıyla Sayın Baykal, "Böyle tek başına bir tezkere gelirse bu Türkiye'nin güvenliği açısından doğrudur, biz buna olumlu oy veririz. Ama iki tezkere bir arada gelecek olursa ikisini de reddetmek durumunda kalırız" demişti. Sanıyorum Sayın Ağar'ın da buna benzer bir sözü oldu. Hükümet bunları birbirleri ile bağlantılı görüyor. Bilebildiğim kadarıyla bir tezkere göndermek zorunda kalırsa, ikisini birlikte gönderecek. Ben bunların birbirleriyle illiyyet bağı olduğunu düşünüyorum.

SORU : Türk askeri zaten Kuzey Irak'ta. Neye dayanarak gitti? Uluslararası meşruiyetten bahsediyorsunuz. Bazı anlaşmalar uyarınca Türk askeri oraya gidebilir deniyor ve gidiyor da. O açıdan ikisi birbirinden farklı şeyler mi diye sordum?

ARINÇ : Şu anda TSK'nın bulunduğu bölge, ileride bulunması gereken bölge değil. Yani eğer Kerkük'te, Musul'da ve Türkmen Bölgesi ile ilgili bir tampon oluşturulmak isteniyorsa veya olası bir harekatta TSK için de belli bir rol kabul edilmiş ve o görevi yerine getirmek için belli yerlerde konuşlandırılmak isteniyorsa bunun için bir izne ihtiyaç var. Ama şu anda zaman zaman PKK'ya karşı yapılmış olan harekatlar için TSK belli bir çizgide her zaman bulundu. Görevini yaptı, geriye çekildi. Bildiğim kadarıyla şimdi de yine o saha içinde belli miktarda asker gücü bulunduruyor. Bence izin için bir tezkere gönderilecekse Irak'ın daha içlerinde 32-36. Paraleller içerisinde de kalacak bölgelerde görev yapmak üzeredir.

SORU : Şahsi kanaatinize göre Türk askeri o bölgeye giderse sıcak çatışma ihtimali var mı?

ARINÇ: Şüphesiz var. Biz savaşın içinde rol almayacağız sözleri hem temenniden ibarettir hem de bu işin nerede başlayıp nerede biteceğini kimse bilemez. Yani böyle bombardıman yapılacak, şu kadar uçak, 80-100 binlerden 150-200 binlere çıkan bir asker gücü ve bunların içinde bir sıcak harp ve bu harbin içerisinde "Biz şurada duracağız ama bu tarafa karışmayacağız veya biz sadece şu görevi yapacağız ama atılan bize isabet etmeyecek veya biz atmayacağız" şeklindeki sözler şayet kamuoyunu teskin etmeye yönelik değilse, bizim televizyonda izlediğimiz harplere çok benzemiyor demektir.

SORU : Türkiye'de bulunan muhalif birliklere ilk tezkere izin veriyor muydu? Bunlar ne şekilde neden geldi?

ARINÇ: Bu konuda açıklama yapmaya yetkili makamların sözlerine itibar etmek lazım. Yoksa birtakım gazete ve basında bu konu speküla da edilmiş olabilir. Belki bir harp senaryosu olarak da gösterilebilir. Doğrusu bugünlerde basının bir kısmında bu savaş tamtamlarının çok fazla şiddetlendiğini ve halkın maniple edilmek istendiğini düşünüyorum. Bu belki bir itham olacak ama öylesine başlıklar, öylesine fotoğraflar görüyoruz ki, bunun yapılmaması lazım. Şunu söylemek istiyorum; sizin bahsettiğiniz olayla ilgili Genel Kurmay Başkanlığı'nın bir açıklaması oldu. Ben bu açıklamayı çok önemsiyor ve ciddiye alıyorum. Onlar gazetelerde yazılanların aksine bir silahlı gücün Türkiye'de bulunmadığını, araç ve gereçler itibariyle bir hazırlık olabileceğini ama kesinlikle yabancı bir askerin, silahlı olarak Türkiye'de bulunmadığını ifade ettiler.

Bizim Meclis olarak-tabii ben oy kullanamadığım için Meclisi kastederek söylüyorum- 308 oyla kabul edilmiş olan tezkere; zaten daha önce teknik elemanlara tanınmış olan bir imkanın şimdi askeri personel açısından da üslerde, limanlarda, havaalanlarında bir takım iyileştirmeler yapması ile ilgilidir ve süresi sınırlıdır. Dolayısıyla ben bunu yabancı askerlerin Türkiye'ye kabulü olarak anlamıyorum.

SORU: Türkiye'nin çıkarları, milletvekillerine bu tezkerenin kabulü şeklinde oy kullanmayı gerektirirse sizce tezkere Meclis'ten geçer mi, geçmez mi?

ARINÇ: Gönlümüzden geçen farklı olabilir. Ben savaşa karşı bir insanım. Bununla ilgili de kendime göre pozitif eylem yapıyorum.

SORU: Başbakan Abdullah GÜL, ABD Kongre Heyetine "Biz daha Meclis Başkanımızı bile ikna edemedik, ışıkları söndürerek eyleme katılıyor" dedi. Bu doğru mu?

ARINIÇ: Doğru. Ben bunu barışçı bir eylem olarak görüyorum. Bunun kimseye zararı yok ve bir bilinçlendirme meydana getiriyor. Çok da basit bir olay. Ama halk bunu çok severek, isteyerek ve doğru yapıyor. Benim pozitiften kastim budur. Konuşulabilir, söylenebilir, basit eylemler yapılabilir, insanlar bilinçlendirilebilir, sivil toplum örgütleri, kurumlar, kuruluşlar bu konuda düşüncelerini beyan edebilirler. Ama en kötüsü, negatif olanı Kadıköy'de yapılanlardır. Yani "Savaşa hayır" görüntüsü altında bir kısım provokatörlerin kendi çirkin emellerini gerçekleştirmek için masum insanlara zarar vermesidir. Umarım bir daha olmayacaktır. Ben bu tür görüntülerin hiç birisine "Evet" demiyorum. Bunlar kırarak, dökerek, söverek, aşağılayarak olmaz. Bilinçlendirme pozitif olarak olur ve onun mutlaka faydası vardır. Bunu bana soranlara da-gerçi Türkiye adına- "Bizler daha geri noktayız" diye ifade ettim. Şu anda savaş karşıtı hiçbir eylemimizde 5-6 kişilik kalabalık grupları geçemedi. Ama İngiltere bile 500 bin kişiyi toplayabiliyor.

Belki ABD biraz daha fazlasını toplayabildi. Bazı ülkelerde ise 1 milyon kişi sokaklarda yürüyor. Biz bu noktaya da gelebiliriz, gelmeliyiz. Bu hükümetin işini zorlaştırmaz. Bu halkın duygu ve düşüncelerini ifade etmesidir ve bu konuda müşterek bir bilinç oluşmasıdır. Bu sadece hükümetlere yön verir. Ama hükümetin ve milletvekillerinin işi sokakta anket yaparak karar vermek değildir. Bütün bunlardan kendilerine düşeni alırlar ama halktan daha fazlasını, Türkiye'nin geleceğini düşünürler. Bu olası harp ihtimalinin Türkiye'ye ne kazandıracağını, ne kaybettireceğini düşünürler ve bunu düşünürken sadece bugünü değil, belki coğrafyanın, rejimlerin şekillenmesiyle 10, 20, 30 yıl sonrasını düşünürler. Dışarıda kalmakla ne kaybedeceğimizi, içinde olmakla ne kazanacağımızı düşünürler ve kararlarını verirken, bu olan bitenlerin hepsini dikkate alarak en doğru kararı vermeye çalışırlar.

Bu bakımdan çok açık söyleyeyim; böyle bir tezkere geldiği zaman kabul edilirse de bu şartlar altında kabul edilmiş demektir. Hiç kimse milletvekili arkadaşlarımıza bir şey söylemesin. Ret edilirse de milletvekillerini kendi iradeleriyle ortaya koydukları bir karardır. Kimse buna kızmasın. Doğrusu budur. İhtimal nedir? İki ihtimalde yüzde elli, yüzde ellidir.

SORU: Sizin oy verme imkanınız olsaydı ne yapardınız?

ARINÇ: Anayasa gereğince oy kullanma hakkım yok. Olabilen bir şeyde de çok açıkça söylerdim. Ama birinci tezkere kabul edildikten sonra şunu samimiyetle ifade ettim. Bunu ben tekrar ediyorum; bu tezkereye hayır oyu veren CHP'ni haklı buluyorum. Buz tezkereye evet diyen AK Parti milletvekillerini de kendi açılarından haklı buluyorum. Önemli olan "Bu yanlış yaptı, bu doğru yaptı" demek değil. Bazı kanunlar görüşülürken kemdi düşüncem itibariyle "Bu yanlış, bu doğru yaptı" diyebilirim. Ama böyle bir tezkereye karşı milletvekili arkadaşlarımızın eleştiri olarak da kabulü yönünde oy kullanırken ortaya koydukları fikirler açısından da haklı oldukları yönler var. Dolayısıyla ben ne gelecek bilmiyorum ama gelen şeyin çok iyi irdelenmesini, tartışılmasını ve ona göre bir karar verilmesini arkadaşlarımdan istiyorum. CHP'li ve AK Partili arkadaşlarımız bu işin bilincinde. Umarım en hayırlı karar çıkar.

SORU: Kimine göre Türkiye bu işe balıklama atlamalıydı, para pazarlığı yapmamalıydı. Kimine göre de bunlar çok doğal. Sizce Türkiye'nin bu güne kadar bu konuda uyguladığı tavır doğru mu?

ARINÇ: Bu konuya gelmeden, son olarak tezkerelerle ilgili özellikle 1990 tarihinden sonra Meclis'te kabul edilmiş, bizim olayımıza da çok benzeyen bazı tezkerelerden misaller vermek istiyorum.

Bir tanesi 14 Ağustos 1990 tarihinde verilmiş; "Irak'ın Kuveyt'i işgali ve sonrasında meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle". Burada mesela şu kelime Sayın Akbulut'un imzasıyla teklif edilmiş "Ülkemize bir tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi maksadına münhasır olarak" sadece bununla kısıtlamışlar. Yani "Bize de bir tecavüz vaki olursa biz buna karşılık Meclisten yetki istiyoruz" demişler.

Milli Egemenlik Sitesi
Meclis Haber
Meclis TV
Saraylar
Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.