Konu:Bdp Grubu Önerisi
Yasama Yılı:3
Birleşim:15
Tarih:01/11/2012


BDP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cezaevlerinin sorunları, 12 Eylül askerî darbesinin meşhur 5 no.lu Askerî Cezaevinden Mamak'a, Mamak'tan Ulucanlar'a ve şimdi de Şakran'a ve bütün F tipi cezaevlerine, Kandıra'ya, Tekirdağ'a, her tarafa, bugün aynen, aynı baskı ortamı, aynı sorunlar devam ediyor. Bugün, Şakran Cezaevinde, bir adli hükümlü, daha önce cezaevi baskılarını protesto etmek amacıyla bedenini ateşe vermişti ve bugün öldüğü haberi geldi. Adli bir hükümlü bu.

    

    

Yine, açlık grevleri bugün 51'inci gününde. İnsanlık, vicdan, adalet, sağduyu, bütün bunların sınavda olduğu saniyeler yaşıyoruz. Bu açlık grevlerinin cezaevi sorunlarıyla ilgisi, siyasi konjonktürle de ilgisi aynı zamanda vardır. Tecridin kaldırılması, yine, ana dilde eğitim gibi hem hukuki hem insani hem siyasi taleplerin, olabilirliği olan taleplerin konuşulması karşısında iktidarın suskunluğundan öte saldırgan bir tutum içine girmesi kabul edilemez.

    

    

Mecliste Şırnak Milletvekilimiz Sayın Faysal Sarıyıldız, 15 Ekimde açlık grevine dayanışma amacıyla başlamıştı. Bugün, basın açıklamalarında Mardin Milletvekilimiz Gülser Yıldırım'ın da açlık grevlerindeki tutsakların sağlık durumlarına dikkat çekmek için açlık grevine başladığı açıklaması geldi. Ne diyor? Elli bir gündür açlık grevinde olan tutsakların sağlık durumlarının her geçen gün daha da tehlikeli bir hâl aldığını belirten Yıldırım, bir tutsağın ölümünün tüm insanlığın, vicdanların, adaletin de ölümü olacağını kaydediyor. Yine, Siirt Cezaevinde seçilmiş Belediye Başkanı Çağlar Demirel de açlık grevine başladı. Yani bu açlık grevleri? Sayın Başbakan her ne kadar "1 kişi" diyorsa da Sayın Başbakanın söylediği sözleri aynı dakikalarda Sayın Adalet Bakanı yalanlıyor ve toplam 66 cezaevinde 683 kişinin açlık grevinde olduğunu ifade ediyor.

    

    

Bunun dışında, CHP heyetleri dört tane cezaevine gittiler ve Sayın Başbakanın bütün iddialarını yalanladılar, "Orada yiyorlar." gibi yapılan açıklamaların da gerçeği yansıtmadığını... Bugün Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Bolu Cezaevinde. Bolu Cezaevine de aynı heyet gitmişti, basın açıklamasıyla raporlarını açıkladılar. Sadece onlar değil herkes ayakta, herkes bu kritik anlar karşısında bir çözüm için bir çaba içinde. Bakın, dünyaca tanınmış aydınlar, Noam Chomsky'den Michael Taussig'e, Judith Butler'e kadar, Sayın Büşra Ersanlı'ya kadar herkes yapıcı bir diyalog çağrısında bulunuyor, yapıcı bir diyalog ve Hükûmete uyarıda bulunuyorlar, "Bu insanlık trajedisinde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Adalet Bakanı da şahsen sorumludur, bütün siyasi Hükûmet ve iktidar bu konuda yapıcı diyalog çabası içinde olması gerekir." diyor. Zorla müdahalenin risklerine dikkat çekiyorlar, 2000'li yıllarda zorla müdahale sonucu 122 kişinin açlık grevlerinde öldüğüne dikkat çekiyorlar. Yine, bu diyalog konusunda çok net görüşler ileri sürülüyor. Türkiye devletine Taussing diyor ki: "Lütfen, bu cesur tutukluların sağlık ve refahı için derhâl harekete geçiniz." Yine, Butler'in destek mesajında "Türkiye Hükûmeti, yaşadıkları adaletsizliği hayatlarını tehlikeye atarak teşhir eden bu tutuklularla ciddi diyaloğa girmelidir." diyor.

    

    

Burada, aydınlardan sanatçılara, bütün kamuoyunda çok ciddi tepkiler ve çağrılar var. Ben, edebiyatçı Vedat Türkali'nin ve sanatçıların çağrısındaki şu sözlerle Meclisin vicdanına seslenmek istiyorum: "Açlık grevlerini yok sayabilirsiniz, yok saydığınızda burun buruna gelmenize parmak kaldı. Bilinebilen zamanlardaki en masum taleplere sınır tanımaz kibrinizle karşı koyuyorsunuz. Siz, bu yeteneğinizi marifet sayıyorsunuz. İnsan ölümleri kibrinizi okşayan bir sevince dönüşmesin. İnandığınız her ne varsa yaşama hakkı adına orada durun. Yıllar boyu yürütülen inkâr politikalarının aleti olmaya bir son verin. Hiçbir zaman, hiçbir iktidar bu kadar az ve bu denli somut taleple karşılaşmadı, bu talebi karşılayın. Kendinizi bu kadar çok sevmeyin, biraz da insanı sevin. Artık anlayın, insanın direnme gücü karşısında ayakta kalabilen hiçbir iktidar yok. İnsan olmanın korkutucu bir tarafı da yok. İktidarın geçici yürütücüleri, lütfen, insan olun. Tutsaklara kulak verin, kibrinizin tutsağı olmayın. Vücudunu açlığa yatırmış her insan insanlığın direnci ya da ölümüdür. Gecikmeyin. Biz altında imzası olanlar en son ana kadar hak için, adalet için, barış için, özgürlük için konuşmaya devam edeceğiz. Bizden bu kadar uzak kalmayın. Üzmeyin, üzülmeyin. Öldürerek öldürmeyin."

    

    

Evet, Vedat Türkali'nin de içinde olduğu sanatçılar bu çağrıyı yapıyordu.

    

    

Hukukçu kuruluşlar da açıklamalarda bulundular. Geçmişte, 12 Eylül askerî darbesi döneminde yapılan hatalara dikkat çektiler, o zaman da "Bunlar gizli gizli yiyorlar." denilmişti.

    

    

Diyarbakır 5 no.lu Cezaevinde açlık grevlerinde ilk ölümler başladı. Sonra Şevket Kazan'ın Adalet Bakanlığı döneminde başladı, Tantan'ın döneminde 2000'li yıllarda başladı ve bu tehdit anlayışı hiçbir zaman çözüm getirmemiştir.

    

    

Bakın, kadın aydınlar diğer taraftan ses verirken ne diyorlar? Sayın Yaşar Kemal'in ifadelerine dikkat çekiyorlar "Bizler, bugün, insanların ölüm pahasına talep ettikleri demokrasiler de insan haklarının içindedir. Bir kişinin açlık grevinde ölmesini izlemek acıların en büyüğüdür. Bu, insanlığa yakışmaz. Ölümler engellenemezse vebali hepimizin olacaktır." açıklamasında bulunuyorlar.

    

    

Bütün arkadaşlarımız, milletvekilleri, partililerimiz, kamuoyu bugün ayaktadır. Yine bu taleplerin çerçevesinde 700 olan açlık grevi eylemlerinin bu talepler karşılanmadığı takdirlerde, binlerle, hem içeride hem dışarıda çok daha etkili eylemlerle kamuoyunu sarsacağının, bir gerçeğinin de altını çizmek istiyoruz.

    

    

30 Ekimde halk hayatı durdurabilmiştir, durdurabilmiştir. Halkın hayatı durdurduğu eylem tarzı hiçbir demokraside bu kadar da başarılı olmamıştır.

    

    

Değerli milletvekilleri, cezaevlerindeki durum için heyetlerin, milletvekillerinin, insan hakları savunucularının, Türk Tabipleri Birliğinin ve bütün duyarlı insanların çağrısı hepimizin çağrısıdır. Biz, bunu görerek, bilerek bu araştırma önergesini daha 8 Ekim tarihinde Meclise vermiştik. Meclis böylesine önemli konularda araştırma yapamayacaksa Şanlıurfa'da cayır cayır yanan mahkûmların manzaraları da Türkiye'den eksik olmayacaktır.

    

    

Size şunu ifade etmek istiyorum ki: Bugün Meclis İnsan Hakları Komisyonunun Bolu'ya gitmesi, 51'inci gününde açlık grevinin, çok geç kalmış bir davranıştır. İnsan hakları konusunda böyle kritik bir aşamaya sarkıtılması bunun kabul edilemezdir.

    

    

Bu duygularla, bu talebimize Meclisin duyarlılık göstereceğini düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

    

    

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaplan.