Türkiye Büyük Millet Meclisi

TBMM GENEL KURUL TUTANAKLARI
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
24. Dönem 3. Yasama Yılı
96. Birleşim 24/Nisan /2013 Çarşamba
Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Önceki Sayfa Başlangıç Bitiş Sonraki Sayfa
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
Tutanak toplam 52 sayfadır.

24 Nisan 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 96'ncı Birleşimini açıyorum.

YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Muhammet Bilal Macit'e aittir.

Buyurunuz Sayın Macit. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 23 Nisan üzerine gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'de biz millî bayramları kutlarız. Dünyada ise kimi ülkelerin bayramlarının yanında millî günleri de vardır. Millî bayramlar, millî anmalar farklı sayılarda olabilir ancak millî gün bir tanedir. Amerika Birleşik Devletleri'nin millî günü 4 Temmuzdur, Bağımsızlık Deklarasyonu'nun ilanı. Fransızların ise 14 Temmuz yani Fransız Devrimi'nin başladığı Bastille'ın basılması günü. Bugünün o ülkenin millî şahsiyetini en halis şekilde temsil ettiği kabul edilir, aynı şekilde, birleştirici günüdür de.

Türkiye'de kutladığımız resmî bayramlardan hangisi millî gün olabilir dersek, 23 Nisanın diğer dört sembole nazaran çok daha hakiki anlamda bir millî gün olmaya yakın olduğunu düşünüyorum. Bir millî ortaklığı ve millî iradeyi ifade etmektedir çünkü ve bugünün demokrasisini de.

Hepimizin de bildiği gibi, Ankara'da 23 Nisan 1920 günü toplanan Meclis, bir taraftan, ocak ayında İngilizler tarafından dağıtılan Meclisin bir devamıydı. Öyle ki orada yarım kalan gündemler hemen Ankara'da görüşülmeye başlanmıştı. Ancak öte yandan, ismi Meclisi Mebusan değildi. Önce Büyük Millet Meclisi ve 1921'den itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisiydi yani bir bakımdan bir kurucu meclisti de. Öneminin farkındaydı, sadece, İstanbul'dan toplanamadığından sürgünde toplanmış olarak görmüyordu kendisini.

İlk Meclis, üzerinde henüz kiremitleri dahi olmayan bir binaydı. Mazhar Müfit Kansu'nun aktardığına göre Ankara'da halk, evlerinin kiremitlerini sökerek getirmiş ve binanın üstü bu şekilde kapatılmıştı. Elektrik bulunmadığı gibi lüks lambası da yoktu ve aydınlanma gaz lambalarıyla sağlanmaya çalışılıyordu. Kâtiplerin önlerine geceleri mum dikilirdi. Ses ve görüntü cihazlarının olmadığı o yıllarda hararetli tartışmaların yapıldığı o Mecliste tutanaklar itinayla tutulur ve saklanırdı.

Ama bu Meclisi asıl farklı yapan, Meclisin kompozisyonudur. İlk Meclisin ne kadar renkli olduğu sıkça dile getirilmiştir. Çok farklı düşünsel, kültürel ve sınıfsal kökenlerden insan aynı mücadele için bir araya gelmişti. Ahmet Demirel'in o Mecliste çalışmış Hıfzı Velidedeoğlu'ndan aktardığına göre "İlk Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin giyim ve kuşamları, yaşları, düşünsel yetenekleri ve görgüleri başka başka ve çok değişikti. Beyaz sarıklı ve beyaz veya kara sakallı, cüppeli, eli tespihli hocalarla, pırıl pırıl üniformalı genç subaylar, yazma veya şal sarıklı aşiret beyleri, külahlı ağalar, tarikat babaları ve kavuklu çelebilerle Avrupa'da yükseköğrenimlerini yeni bitirmiş, batı kültürüyle yetişmiş, Kuvayımilliye kalpaklı, nokta bıyıklı, modern giyimli gençler yan yana oturuyorlardı. Gerçi mebusların kıyafetleri ve kafaları renk renkti fakat gönülleri ve amaçları birdi."

İlk Meclisin egemenlik ilkesi hâkimiyetimilliyedir. Bu tam da tanımsız kalmış egemenlik ilkesi, nitekim Kasım 1922'de saltanatın lağvından hemen hemen tam bir yıl sonra 29 Ekim 1923'te cumhuriyetin ilanına kadar da yönetimin adı olacaktır. Bu şiardan kastedilen yürütme ve yasamanın her ikisinin Meclisin uhdesinde olduğu, hatta o dönemin olağanüstü şartlarında aynı ilkeye dayanarak istiklal mahkemeleri örneğinde olduğu gibi yargı için de kendini en üst merci gördüğü bir yönetim biçimidir.

1

Önceki Sayfa Sonraki Sayfa