2008 MALÎ YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE

KANUNU TASARISI İLE 2006 MALÎ YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU

TASARISI’NIN PLAN VE BÜTÇE

KOMİSYONU GÖRÜŞME

TUTANAKLARI

 

BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyonkarahisar)

BAŞKANVEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ : Hasan Fehmi KİNAY(Kütahya)

KÂTİP : Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)

 

------------O----------

 

12.11.2007

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

- ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

- Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı

 

S Ö Z  A L A N L A R

 

BİRİNCİ OTURUM

 

 

 

Faruk ÇELİK Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

Bursa

Harun ÖZTÜRK

İzmir

Mehmet YÜKSEL

Denizli

Mehmet GÜNAL

Antalya

Hasip KAPLAN

Diyarbakır

Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

Trabzon

Necdet ÜNÜVAR

Adana

Emin Haluk AYHAN

Denizli

Mustafa ÖZYÜREK

İstanbul

Mehmet Zekai ÖZCAN

Ankara

 

 

İKİNCİ OTURUM

 

 

 

Alaattin BÜYÜKKAYA

İstanbul

Gürol ERGİN

Muğla

Mustafa KALAYCI

Konya

Cahit BAĞCI

Çorum

Münir KUTLUATA

Sakarya

Gültan KIŞANAK

Diyarbakır

Erkan AKÇAY

Manisa

 

 

SORULAR

 

 

 

Harun ÖZTÜRK

İzmir

Ali Osman SALİ

Balıkesir

Erkan AKÇAY

Manisa

Mehmet GÜNAL

Antalya

Bülent BARATALI

İzmir

Gürol ERGİN

Muğla

Mustafa KAVAKCI

Konya

Ömer Faruk ÖZ

Malatya

Abdulkadir AKGÜL

Yozgat

Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

Trabzon

Necdet BUDAK

Edirne

İbrahim HASGÜR

İzmir

Cahit BAĞCI

Çorum

Mustafa ÖZYÜREK

İstanbul

Münir KUTLUATA

Sakarya

Faruk ÇELİK Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

Bursa

 

 

MADDELER

 

 

 

Kapanma Saati  16:27

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

12 Kasım 2007 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 10.15

BAŞKAN : Sait AÇBA (Afyonkarahisar)

BAŞKAN VEKİLİ : Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ : Hasan Fehmi KİNAY (Kütahya)

KÂTİP : Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)

-----0-----

BAŞKAN - Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, Değerli Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın değerli temsilcileri, diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, basınımızın ve televizyonlarımızın değerli temsilcileri; hepinizi Başkanlık Divanı adına saygıyla selamlıyorum.

12  Birleşimin Birinci Oturumunu açıyorum.

Gündemimizde,  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.

Öncelikle, bütçelerle ilgili sunuşunu yapmak üzere Sayın Bakana söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

Yarım saatlik süre veriyorum Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK  (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın  Başkan.

Sayın Başkan, Plan ve Bütçe Komisyonunun sayın üyeleri, değerli basın mensupları; 2008 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşülmesi dolayısıyla, Bakanlığımızın çalışmaları ve projeleri hakkında bilgiler sunmak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Bu vesile ile yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Toplumun büyük kesiminin ekonomik ve sosyal yaşamını yakından ilgilendiren çalışma hayatı, sürekli çözüm bekleyen sorunları da bünyesinde barındırmaktadır. Çalışma barışının sağlanması ve verimliliğin artırılması bakımından, çalışma hayatının yeni şartlara göre sürekli düzenlenmesi büyük önem arz etmektedir.

Çalışma ortamı ve koşullarının iyileştirilmesi, işçi ve işveren ilişkilerinin sağlıklı ve ulusal hedeflere uygun şekilde sürdürülmesi için politikalar üretmek Bakanlığımızın en önemli görevlerinden birisidir.

Dünyada hızlı bir değişim söz konusudur.  Bakanlığımız, çalışma hayatı ve istihdam alanlarında gelişmiş olan ülkelerin standartlarını yakalama amacıyla etkin, verimli, kaliteli ve katılımcı bir hizmet sunmaya yönelik olarak yaptığı düzenlemelerle çağdaş topluma yaraşacak uygulamalara devam etmektedir.

Çalışma hayatının özünü çalışan ve çalıştıran kesimlerin oluşturması, ilişkilerin sürekli değişim ve gelişim göstermesi; sosyal tarafların görüş, öneri ve tekliflerinin asgari müşterekte buluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Bu görüş, öneri ve katkılar Bakanlığımız çalışmalarında dikkatli, sağlıklı ve objektif olarak değerlendirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli  milletvekilleri; 2821 sayılı Sendikalar Kanunu çerçevesinde, ülkemizde 155 işçi sendikası, 3 işçi konfederasyonu ile 1 işveren konfederasyonu faaliyet göstermektedir. Bakanlığımız 2007 Temmuz istatistiğine göre 3 milyon 91 bin 42 işçi sendika üyesidir. Sendikalaşma oranı  ise yüzde 58,40’dır.

4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’na göre kurulmuş sendika sayısı 74, konfederasyon sayısı ise 5’tir. İstatistiklere göre toplam kamu görevlisi sayısı 1 milyon 617 bin 410 olup, bunlardan 855 bin 463’ü sendika üyesidir. Sendikalaşma oranı ise yüzde  52,89’dur.

2007 yılı Eylül sonu itibariyle, kamu ve özel sektör olmak üzere toplam 1.010 işçiyi kapsayan 16 işyerinde grev yapılmış, lokavt uygulamasına ise gidilmemiştir. Kamu ve özel sektör olmak üzere toplam 393 bin 113 işçi ve 8 bin 226 işyerini kapsayan toplu iş sözleşmesi imzalanmıştır. Resmî arabuluculuk çalışmalarıyla 222 bin 266 işçi ve 2 bin 851 işyerini kapsayan 423 uyuşmazlık sonuçlandırılmıştır. Yüksek Hakem Kurulunca toplam 8 bin 867 işçiyi kapsayan 95 toplu iş sözleşmesi sonuçlandırılmıştır. Aralık 2002 döneminde brüt 250 YTL olan asgari ücret, bugün itibariyle brüt 585 YTL’ye yükselmiş  beş yıllık dönem içerisindeki artış oranı yüzde 134 olmuştur.

Değişen şartlar, AB ilerleme raporu ve ILO normları göz önünde bulundurularak Bakanlığımızca 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile   2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda değişiklik öngören tasarı taslakları hazırlanmıştır. Taslaklar sosyal diyalog mekanizması içinde 25 Ekim 2007 tarihinde gerçekleştirdiğimiz “Üçlü Danışma Kurulu” toplantısında ele alınmıştır. Çalışmalar katılımcı bir anlayışla tamamlandıktan sonra 2008 yılında Başbakanlığa sunulacaktır.

İlgili tüm kesimlerin, kurum ve kuruluşların görüşlerini de alarak hazırlamış olduğumuz Hava İş Kanunu Tasarısı’na son şekli verilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuştur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yabancıların Türkiye’deki çalışmalarının izne bağlanması ve bu yabancılara verilecek çalışma izinlerinin düzenlenmesi ile ilgili usul ve esaslar 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir.

 

Anılan Kanun’un yürürlüğe girmesinden bu yana Bakanlığımızca yürütülen uygulama ve politikalarla gerek ulusal istihdamımıza ve ekonomimize gerekse kayıt dışı istihdamla mücadeleye önemli katkılar sağlanmıştır.

Gerek ilk başvurularda gerekse çalışma izni verilmiş yabancıların çalışma izni uzatma başvuruları sırasında, firmaların ulusal ekonomiye ve yerel işgücünün istihdamına olan katkılarını kanıtlayıcı belgelerin ibrazı zorunlu tutulmaktadır.

Vasıfsız yabancı işgücü talepleri kabul edilmemektedir.

Meslekî eğitim alanının dışında görev yapacak yabancılar ve kilit personel statüsünde istihdam edilecek yabancılarla ilgili çalışma izin işlemlerinin daha çabuk sonuçlanması ve uygulamada meydana gelen aksaklıkların giderilmesi amacıyla Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde yer alan bazı hükümlerin Kanuna eklenmesiyle bir kanun tasarısı hazırlanmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilerek Cumhurbaşkanlığına sunulmuştur. Ancak 5665 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun 22’nci dönemde Sayın Cumhurbaşkanı tarafından 7 ve 8’inci maddelerinin bir kez daha görüşülmesi için TBMM’ne geri gönderilmiştir. Tasarı, gerekli düzenlemeler yapılmak üzere Bakanlığımızca yeniden ele alınarak gerekli çalışmalar  başlanılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ülkemizin geleceği olan çocuklarımızın eğitim görmesi ve geleceğe hazırlanması gereken çağlarında, çalışma yaşamında bulunmaları kabul edilebilir bir durum değildir. Çocuk işçiliği sorununun öncelikle çözümlenmesi gereken bir problem olduğunun bilincinde olan Bakanlığımız çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürmektedir.

Ülkemiz, çalışma yaşamının öncelikli risk grubu olan çocuk işçiliğini önlemeye yönelik olarak 1992 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile imzaladığı protokol ile Çocuk Emeğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programına (IPEC) ilk aşamasında katılarak bu konudaki kararlılığını ortaya koymuştur. Ülkemiz, çocuk işçiliği konusuyla ilgili mutabakat zaptını ILO ile imzalayan ilk altı ülke arasındadır.

Türkiye’ de Eğitim Yoluyla Çocuk İşçiliği ile Mücadele  (Tarladan Okula) Projesi 2004-2008 yılları arasında 6 ilde (Ağrı-Ankara-Gaziantep-Şanlıurfa-Elazığ-Mardin) uygulamaya konulmuştur.

Proje kapsamında, Ağustos 2007 sonu itibariyle  3 bin 750 aile ile görüşme yapılmış,  1.358 öğretmenin katıldığı eğitim programı düzenlenmiş, 6. 900 çocuğa ulaşılmış ve 3 bin  çocuğumuz eğitim faaliyetlerinden faydalandırılmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; günümüz teknolojisi ve çalışma koşullarında iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak, çalışanların hayat seviyesini yükseltecek,  istihdamı ve verimli çalışmayı geliştirecek tedbirleri almak ve çalışma barışını korumak Bakanlığımızın öncelikli görevleri arasında yer almaktadır. Bu görevlerimizi yerine getirirken sosyal tarafları bilgilendirmenin, onlarla işbirliği ve dayanışma içinde olmanın son derece önemli olduğunun bilincindeyiz.

Bu kapsamda: 4857 sayılı İş Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından, 21 adedi Avrupa Birliği direktiflerinin uyumlaştırılması ile hazırlanmış olan toplam 33 adet iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili yönetmelik yayımlanmıştır.

2003 yılından bu yana yayımlanan ve yeni bir yaklaşımı esas alan yönetmeliklerle, işyerlerinde genel bir önleme politikasının geliştirilmesi, iş sağlığı ve güvenliği koşullarının sürekli iyileştirilmesi hedeflenmiştir. İşin her aşamasında risk değerlendirmesi yaklaşımı ile tehlikelerin tespiti ve buna göre alınacak tedbirlerin belirlenmesi, çalışanların işyerinde karşılaşabilecekleri riskler konusunda bilgilendirilmelerine ilişkin düzenlemeler getirilmiştir.

16 Aralık 2003 tarihinde yürürlüğe konulan İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nin şekil yönünden Danıştay tarafından yürürlüğünün durdurulmasının ardından yaşanan hukuki süreç devam etmektedir. Bütün çalışanların iş sağlığı ve güvenliği yönünden koruma altına alınması, sağlık ve güvenlik hizmetlerinden yararlanmasının sağlanması amacıyla yapılacak yasal düzenleme çalışmaları sosyal taraflarla birlikte devam ettirilmektedir.

  Piyasaya güvenli ürünlerin arz edilmesi,  çalışanların ve diğer kullanıcıların sağlığının gözetilmesi ve haksız rekabetten kaynaklanan ekonomik kayıpların ortadan kaldırılması amacıyla Avrupa Birliği yeni yaklaşım mevzuatı ile uyumlu olarak kişisel koruyucu donanım ürünlerinin piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetleri başlatılmıştır.

   2007 yılında Ankara, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Kayseri ve Konya olmak üzere 6 ilde kişisel koruyucu donanım üreten veya pazarlayan 70 kuruluşta piyasa gözetim ve denetimi gerçekleştirilmiştir.

Ulusal iş sağlığı ve güvenliği politikası, ülkemizde iş sağlığı ve güvenliğinde sosyal taraflar, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ile diğer ilgili kurumları bir araya getirerek iş sağlığı ve güvenliği konusunda ihtiyaç, öncelik, politika ve stratejileri belirlemek, tarafların görüş ve düşüncelerini açıklamalarını sağlayan bir platform oluşturmak üzere 2005 yılında kurulan “Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi”  2006–2008 yıllarını kapsayan bir politika dokümanı yayımlamıştır. İş sağlığı ve güvenliği konusundaki ulusal öncelikler ve 2008 yılının sonuna kadar ulaşılması planlanan hedefler şunlardır:

Politik Hedefler: AB normlarına uygun bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun çıkarılması,

İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemelerin bütün çalışanları kapsaması ve bütün işyerlerine yaygınlaştırılması,

İş sağlığı ve güvenliği hizmet birimlerinin etkin hale getirilmesi.

Uygulama hedeflerimiz: İş kazaları sayısının yüzde 20 azaltılması,

Ülkemizdeki meslek hastalıkları tanı sistemlerinin geliştirilmesi,

Ülkemizde kamu eliyle yürütülen iş sağlığı ve güvenliği teknik destek hizmetlerinin yüzde 20 artırılmasıdır.

Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının uygulanması ve sanayileşmenin yol açtığı sağlık ve güvenlik sorunlarının çözümü için sunulan hizmetlerin yaygınlaştırılmasını, çalışanların sağlık ve güvenlik koşullarının iyileştirilmesini ve toplumun duyarlılaştırılmasını hedefleyen Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliğinin Güçlendirilmesi (İSAG) projesinin birinci ayağı  2004-2006 yıllarında gerçekleştirilmiştir.

İSAG Projesinin ikinci aşaması olarak Ankara ve Kocaeli laboratuarlarımıza gezici laboratuar alımı için sözleşme imzalanmıştır. 2007 yılı sonuna kadar teslimatı yapılacak laboratuar araçları ile özellikle ülkemizdeki işyerlerinin yüzde 98’ini oluşturan KOBİ’lere yerinde ve daha hızlı iş sağlığı ve güvenliği hizmeti verilebilecektir.

Ayrıca, Avrupa Birliği ile sürdürülen işbirliği çerçevesinde, 2007 yılı Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) kapsamında 3 adet proje önerisi AB Komisyonuna sunulmuş olup ön kabulü alınmıştır.

Projelerden ilki: Türkiye’de İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Koşullarının İyileştirilmesi Projesi olup, özellikle maden, inşaat ve metal sektöründe faaliyet gösteren işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği açısından çalışma koşullarının iyileştirilmesi, iş sağlığı ve güvenliği kayıt sisteminin yapılandırılması, tanıtım ve eğitim faaliyetleri ile toplumsal bilincin geliştirilmesi amaçlanmıştır.

 “İş Sağlığı ve Güvenliği Merkezi-İSGÜM Bölge Laboratuvarlarının Geliştirilmesi Projesi” ile İSGÜM bölge laboratuvarlarının geliştirilmesinin yanı sıra ölçüm ve analizlerin uluslararası standartlara uygun yapılabilmesi için teknik destek alınacaktır.

Son uluslararası proje ise; “Kişisel Koruyucu Donanım Piyasa Gözetimi ve Denetimini Desteklemek İçin Laboratuvar Kurulumu Projesi” olup İSGÜM’de bir test merkezi kurulması planlanmaktadır.

Komşularımız ve özellikle Türk Cumhuriyetleri olmak üzere bazı bölge ülkelerinin katılımıyla iki yılda bir ülkemizde “Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Bölgesel Konferansı” düzenlenmekte olup, 2008 yılında  5. Bölgesel Konferans organize edilecektir.

Ülkemizin temel sektörleri arasında önemli bir yer teşkil eden inşaat ve maden gibi özel riskler taşıyan sektörlerimizde ilgili sosyal taraflarla birlikte iş sağlığı ve güvenliği kampanyaları düzenlenmektedir. Bu kapsamda Bakanlığımız ile Maden Mühendisleri Odası arasında “Madencilik Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliği Koşullarının İyileştirilmesi” konusunda bir protokol imzalanmıştır

İş sağlığı ve güvenliği kampanyamızın tanıtım basın toplantısını madencilikte en önemli ilimiz olan Zonguldak’ta gerçekleştirdik. Zonguldak Valimiz ve beraberindeki heyetle birlikte Kozlu Müessesesine bağlı kömür ocaklarında yerin 560 metre altına inilerek işçilerin çalışma şartları ile iş sağlığı ve güvenliği konusundaki tedbirleri bizzat yerinde inceleme imkanı buldum.

Bakanlık olarak sosyal ortaklarımızla beraber sorunları bulunan sektörlerimizde benzer çalışmaları sürdürmek kararlılığındayız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çalışma hayatının denetim ve teftişi devlete ait bir ödev ve yetkidir. Devlet çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izler, denetler ve teftiş eder. 5690 sayılı Kanun ile onaylanan 81 sayılı Sanayi ve Ticarette İş Teftişine İlişkin Uluslararası Sözleşmeye dayanılarak 3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Kuruluş Kanunu’nda yer alan bu ödev ve yetki, İş Teftiş Kurulu Başkanlığına bağlı iş müfettişleri tarafından yerine getirilmektedir. 

2007 yılının ilk 9 ayında; iş müfettişleri marifetiyle 1.425.280 işçinin çalıştığı 52.877 iş yerinde “işin yürütümü” ve “iş sağlığı ve güvenliği”ne yönelik denetimler gerçekleştirilmiştir. Denetimler sonucunda, mevzuata aykırı davranan iş yerleri hakkında toplam 28 milyon 646 bin YTL idari para cezası uygulanmıştır.

İş Teftiş Kurulu tarafından iş yerlerinde 4.829 iş kazası incelemesi yapılmıştır. 4.955 işçinin maruz kaldığı bu kazalarda 737 ölüm, 2.705 yaralanma, 982 uzuv kaybı vakası tespit edilmiştir.

2007 yılının ilk 9 aylık döneminde işverence iş sözleşmesi sona erdirilen 31. 925 işçi ile ilgili olarak 19. 495 iş yeri hakkında inceleme yapılmıştır.

4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanuna aykırı uygulamalar nedeniyle 945 yabancıya 950 bin YTL, 690 iş yerine 6 milyon 105 bin YTL idari para cezası işlemi uygulanmıştır.

Genel ve inceleme teftişleri dışında seçilen alan ve sektörlere yönelik olarak da proje denetimleri gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede iş sağlığı ve güvenliği yönünden:

Yapı İşyerleri ile Çimento Fabrikalarında İş Sağlığı ve Güvenliği Denetim Projeleri ve Tuzla Özel Tersaneler Bölgesi Proje Denetimi tamamlanarak değerlendirme raporları yayınlanmıştır.

Maden İşletmelerinde İş Sağlığı ve Güvenliği ile 2’inci Tuzla Özel Tersaneler Bölgesi Proje Denetimleri tamamlanarak genel değerlendirme raporları  hazırlanmıştır.

Gemi Söküm İşyerleri, Bitkisel Yağ Üretimi Yapılan İşyerleri, Deterjan Üretimi Yapılan İşyerleri ile Pamuk, Çırçır ve Paketleme İşyerlerinde Proje Denetimlerinin uygulamasına geçilmiştir.  Bu projelerin bu yıl içerisinde tamamlanması planlanmaktadır.

Yabancı uyrukluların izinsiz istihdamını önlemeye yönelik çalışmalarla, Deri İş Kolunda Faaliyet Gösteren İşyerlerinin denetlenmesi ve Çay Manipülasyonu, Çay Fabrikaları Depolama ve Ambalajlama Projelerine ilgili grup başkanlıklarımızca devam edilmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yurt dışında 3 milyonu Avrupa Birliği üyesi ülkelerde olmak üzere yaklaşık 3,8 milyon vatandaşımız ikamet etmektedir. Bunun dışında, sayıları 1 milyon 350 bine yakın vatandaşımız da bulunduğu ülkenin vatandaşlığına geçmiştir.

Yurt dışına Türk iş gücü göçünün kırk dört yılı aşkın gelişim sürecinde, vatandaşlarımızın karşılaştıkları sorunlar nitelik ve kapsam olarak şekil değiştirmiş ve çeşitlenmiştir.

Bu çerçevede, yurt dışındaki vatandaşlarımızın çalışma, sosyal güvenlik, entegrasyon, ikamet, aile birleşimi konuları başta olmak üzere hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi, Türkiye’ye kesin dönüş yapmış olan vatandaşlarımızın daha önce bulundukları ülkelerdeki haklarının korunması ve takibi için, yabancı ülke makamları ile yakın iş birliği kurularak sorunların öncelikle idari yöntemlerle çözümlenmesi için gayret gösterilmektedir. Bunun yeterli olmadığı durumlarda vatandaşlarımızın yargı ile ilgili sorunları da takip edilmektedir.

Federal Almanya ve Hollanda Çalışma Bakanlıkları ile Bakanlığımız arasında; vatandaşlarımızın başta entegrasyon olmak üzere, mesleki eğitim, istihdam ve sosyal güvenlikleriyle ilgili sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalar yapmak üzere kurulan bakanlıklar arası Ortak Çalışma Gurupları faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları ile Bakanlığımız arasındaki mevcut yoğun ilişkilerin daha da geliştirilmesi için gayret gösterilmektedir. Bu kapsamda bu ülkelerdeki vatandaşlarımızın istihdamının artırılması, çalışma ve sosyal güvenlik alanındaki sorunlarının çözümlenmesi için girişimlerimiz sürdürülmektedir.

Bu yakın iş birliğinin bir göstergesi olarak, Azerbaycan ve Kazakistan ile uzman değişim programlarımız hayata geçirilmiş olup, karşılıklı bilgi aktarımı ve iş birliğine devam edilmektedir.

Diğer taraftan Ukrayna, Slovenya ve Suriye ile İş Birliği Anlaşmaları imzalanması konusunda hazırlık çalışmalarına 2007 yılı içerisinde devam edilmiştir.

Yurt dışındaki vatandaşlarımızın hak ve çıkarları ile ilgili olarak görevlilerimizce başta TRT-INT ve Türkiye’nin Sesi Radyosu yayınları olmak üzere, yurt dışında baskısı yapılan gazete ve dergiler vasıtasıyla gerekli bilgilendirmeler yapılmaktadır. Bilgilendirme çalışmalarımızın önemli bir ayağını da vatandaşlarımızın oluşturdukları derneklerde düzenli olarak gerçekleştirilen bilgilendirme toplantıları oluşturmaktadır.

Ülkemize kesin dönüş yapmış veya ülkemize geçici bir süre için gelmiş bulunan vatandaşlarımız ile bunların aile fertlerinin, çeşitli sorularını cevaplandırmak ve sorunlarına yardımcı olmak amacıyla 2001 yılında Bakanlığımızda kurulan YURT-DANIŞ birimi faaliyetleri 2007 yılında da sürdürülmüş olup, 3 bini aşkın vatandaşımızın şahsen veya dilekçe vererek ya da telefonla yapmış oldukları başvurularında kendilerine gerekli yardım sağlanmıştır.

Ülkemiz Uluslararası Çalışma Örgütünün  56 sözleşmesine taraf bulunmaktadır. Bu sözleşmelerden 22’sinin Uygulama Raporları bu yıl içerisinde ILO’ya göderilmiştir. Bu raporların dışında ILO sözleşmelerinin uygulanması ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası sendikalar tarafından Uluslararası Çalışma Örgütüne yapılan başvuru ve şikayetlere ilişkin Hükûmet görüşlerimiz hazırlanarak ILO’ya gönderilmiştir.

Avrupa Sosyal Şartı’nın uygulanmasına ilişkin 14’üncü Ulusal Rapor hazırlanmış ve Avrupa Konseyine iletilmiştir.

Avrupa Konseyi Sosyal Korumaya İlişkin Karşılaştırmalı Bilgi Sistemi (MISSCEO)’nin Avrupa Konseyi üyesi olan, ancak AB üyesi olmayan ülkelerin uzmanlar düzeyindeki toplantısı bu yıl Bakanlığımız ile Avrupa Konseyinin iş birliğinde 2-3 Temmuz 2007 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilmiştir. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile kamu mali yönetiminde yeniden yapılanma gerçekleştirilmiş ve kurumlarda stratejik yönetim sistemi oluşturulmaya başlanmıştır. Bu kapsamda 2009-2013 dönemini kapsayan Bakanlığımız stratejik planı Aralık 2007’de tamamlanarak Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığına gönderilecektir.

Kayıt dışı istihdamla mücadele:

Bilindiği üzere, ülkemiz ekonomisinin en önemli problemlerinden biri yüksek oranlarda seyreden kayıt dışı istihdamdır. Kayıt dışı istihdamın önlenmesi amacıyla Bakanlığımızca, “Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele (KADİM) Projesi’ hazırlanmış ve Bakanlığımız Strateji Geliştirme Başkanlığı bünyesinde Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele Koordinatörlüğü kurulmuştur.

Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele Projesi, ILO, AB ve OECD ülkelerinin bu alanda yürüttükleri mücadelelerin ortak uygulama araçları olan eğitim, bilgilendirme ve bilinçlendirme faaliyetleri, işveren üzerindeki mali yüklerin hafifletilmesi, bürokratik işlemlerin azaltılması, kamu kurumları ve ilgili taraflar arasında koordinasyonun sağlanması ve etkin ve caydırıcı denetim yöntemlerinin icrası faaliyetlerinin eş zamanlı olarak uygulanması ile istenilen sonuçlara ulaşılabileceği gerçeğinden hareketle bütüncül bir bakış açısı ile hazırlanmıştır.

Kayıt dışı istihdamla mücadele çalışmaları, üst seviyede koordinasyon, sosyal taraflarla ortak hareket, toplumsal mutabakat, belirlenmiş amaç ve hedeflere yönelik kararlı uygulamalar ve operasyonel sorumluluğun özel bir çalışma grubu tarafından üstlenilmesi halinde başarılı sonuçlar verecektir.

KADİM Projesi’ni uygulamaya koyduğumuz Ekim 2006 tarihinden itibaren, 26 Şubat 2007 tarihinde 81 il vali yardımcısının ve Bakanlığımız yöneticilerinin katılımı ile “Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele Koordinatör Vali Yardımcıları” toplantısı yapılmıştır.

2007 yılı içerisinde Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele Koordinasyon Kurulu I. ve II. toplantılarını gerçekleştirilmiştir.

Proje takvimi uyarınca 2006 yılı Ekim –2007 yılı Eylül ayları arasında 126 bin 10 iş yeri ziyareti yapılmış, toplam 608 bin 36 çalışan bilgilendirilmiştir. Yapılan ziyaret ve denetimler sonucunda 39.258 kişinin kayıt dışı çalıştığı tespit edilmiştir. Bunların 276’sı yabancı kaçak işçi statüsündedir.

Projede şu ana kadar 79.400 kişiye sigortalılık bilincinin artırılması, yabancı kaçak işçi çalıştırılmasının ülke ekonomisine zararları ve kayıt dışı çalışmanın neden olacağı olumsuz sonuçlar konularında eğitim verilmiştir.

Son beş yılda genel makro ekonomik iyileşmelerin yanı sıra izlemekte olduğumuz kayıtlı istihdama geçiş politikası sonucu kayıt dışı istihdam oranı azalmaya başlamış ve yüzde 52,1 den yüzde 48,9’ a düşmüştür.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bilindiği üzere, 3 Ekim 2005 tarihinde gerçekleştirilen Hükümetler Arası Konferans sonucu, Türkiye ile AB arasında müzakereler resmî olarak başlamıştır. AB ile ilişkiler çerçevesinde başta sosyal politika ve istihdam olmak üzere pek çok alanda aktif rol üstlenen Bakanlığımız, etkin ve katılımcı bir anlayışla çalışmalarını sürdürmektedir. Bu amaçla, başta doğrudan sorumlu olduğumuz “Sosyal Politika ve İstihdam” başlıklı 19. fasıl ile “İşçilerin Serbest Dolaşımı” başlıklı 2. fasıl olmak üzere Bakanlığımızın sorumluluk alanına giren AB Müktesebat fasıllarında tarama süreçleri tamamlanmıştır.

“Sosyal Politika ve İstihdam” faslında başarılı geçen tarama sürecinin ardından Avrupa Komisyonu tarama sonu raporunu göndermiştir. Sosyal Politika ve İstihdam alanında müzakerelerin başlayabilmesi için iki açılış kriteri getirilmiştir. Bu açılış kriterlerinden ilki sendikal hakların genişletilmesidir. Bakanlık olarak bu açılış kriterinin yerine getirilmesine yönelik çalışmalarımıza hız verdik. Konuşmamın başında bahsettiğim üzere 2821 ve 2822 sayılı Kanun’larda değişiklik çalışmaları devam etmektedir. Bu fasıldaki diğer bir açılış kriteri ise Avrupa Birliği Müktesebatının kabul edilmesi ve uygulanmasına yönelik bir eylem planının Avrupa Birliğine sunulmasıdır. Bu çalışmamızın da 2008 yılı içerisinde tamamlanmasını planlıyoruz. Her iki açılış kriterinin yerine getirilmesi sonrasında bu alandaki müzakereler başlayabilecektir.

Bakanlığımızın sorumlu olduğu diğer bir alan olan “İşçilerin Serbest Dolaşımı” faslında ise tarama sonu raporu Avrupa Birliği Komisyonundan henüz iletilmemiştir.

Avrupa Birliği üyelik sürecinin bir diğer önemli ayağı ise AB Fonlarının kullanımı ile ilgili düzenlemelerdir. Avrupa Komisyonu 2007–2013 yılları arasında aday ülkelere yapacağı mali yardımları yeni bir düzenleme altına almıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Katılım Öncesi Mali Aracı olarak adlandırılan bu yeni düzenlemenin amacı aday ülkeleri tam üyeliğe hazırlamaktır. Söz konusu düzenlemenin Kurumsal Kapasitenin Geliştirilmesi, Bölgesel ve Sınır Ötesi İş birliği, Bölgesel Kalkınma, İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi ve Kırsal Kalkınma olmak üzere beş bileşeni bulunmaktadır.

Bakanlığımızın yönetim otoritesi olarak sorumlu olduğu İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi bileşeninin amacı, aday ülkeleri Avrupa İstihdam Stratejisi ve Lizbon Stratejisi çerçevelerinde Avrupa Sosyal Fonu kullanımına hazırlamak, Avrupa sosyal politikası alanındaki uygulamalara yakınlaştırmak ve bu amaçla uygun yapıları ve sistemleri kurmaktır.

Bakanlığımız IPA İnsan Kaynakları Bileşeni kapsamında ilgili birimler ve diğer kamu kurumlarıyla iş birliği içerisinde İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Operasyonel Programının yazım çalışmalarını tamamlamıştır. Söz konusu belgenin 2007 yılı sonuna kadar imzalanması beklenmektedir.

IPA kapsamında yıllık yaklaşık 50 milyon Avro tutarındaki AB fonlarının yönetimi ve ilgili çalışmaların yürütülmesi Bakanlığımızca sağlanacaktır. Bu çerçevede, Operasyonel Programda yer verilecek öncelik alanlarına ilişkin faaliyetler projeler vasıtasıyla gelişmişlik düzeyi düşük 43 ilimizde uygulanacaktır. Bu kaynak özellikle istihdamın arttırılması, kayıt dışı istihdamın önlenmesi, yoksullukla mücadele ve yaşam boyu öğrenme gibi alanlardaki projelere destek olmak amacıyla kullanılacaktır.

Bakanlığımız koordinatörlüğünde yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadele alanında ise yaklaşık 60 kurum ve kuruluşun etkin katılımıyla ve Avrupa Komisyonu ile ülkemizde yoksullukla mücadele stratejisine temel oluşturacak olan “Ortak İçerme Belgesi”ni hazırlamaktayız.

Bu strateji belgesinin 2007 yılı sonunda Türkiye ve Avrupa Komisyonu tarafından imzalanmasını bekliyoruz. Belge yoksul vatandaşların ve özel ihtimama ihtiyaç duyan kişilerin eğitim, sağlık, istihdam, konut, sosyal güvenlik, sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler gibi alanlarda sunulan hizmetlere daha kolay ve kapsamlı biçimde ulaşabilmesini temin etmek üzere mevcut durumu, sorun alanlarını ve bu alanlara yönelik olarak atılması gereken adımları ortaya koymaktadır. Bu amaçlara yönelik olarak ülkemiz adına kısa, orta ve uzun vadeli taahhütleri içeren belgenin izleme ve değerlendirme mekanizmaları da planlanmış durumdadır. Belgenin 2007 yılı sonunda imzalanması ve 2008 yılı Eylül ayında Avrupa Komisyonuna söz konusu belge kapsamında sağlanan gelişme ve ilerlemelere ilişkin bir rapor sunulması öngörülmektedir. 

Bakanlığımız görev alanları ile ilgili konularda AB programlarına katılımın 2008 yılında da aktif olarak sürdürülebilmesi için gerekli girişimlerde bulunulmuştur. Bu çerçevede, yoksulluk, sosyal dayanışma ve ayrımcılıkla mücadele ile kadın erkek eşitliği ve istihdamı teşvik konularının birleştirildiği Sosyal Dayanışma ve İstihdam Topluluk Programına 2007-2013 yılları arasında da aktif katılım sağlanabilmesi için Bakanlığımız gerekli hazırlıklarını tamamlamış ve söz konusu programa katılım başvurusunu yapmıştır. Söz konusu programa katılıma ilişkin belgelerin 2007 yılı sonuna kadar imzalanması beklenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9 Temmuz 2007 tarihinde Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezinin yeni binası hizmete açılmıştır.

Bakanlık çalışanlarının, sosyal tarafların, işverenlerin yükümlü oldukları hizmetleri üretmeleri için istihdam etmek zorunda oldukları meslek gruplarının eğitim ihtiyaçlarının karşılanması ile toplumun sağlık ve güvenlik eğitimine katkı sağlanması hedeflenmiştir.

4 ana başlık altında toplanan eğitim faaliyetleri şunlardır:

Çalışma hayatı, sosyal güvenlik, iş sağlığı ve güvenliği, seminerleri,

Toplam kalite, sosyal diyalog, eğitimcilerin eğitimi, eğitim metodolojileri, gelişim yönetimi, stratejik planlama ve özel eğitimleri,

İşyerlerinde ilk yardım organizasyonu, ergonomi, sigarasız işyerleri, proje döngüsü yönetimi sürekli eğitimleri,

İlk yardım, iş güvenliği uzmanlığı, işyeri hekimliği, işyeri hemşiresi/sağlık memuru sertifikasyon eğitimleri.

1 Ocak-30 Eylül 2007 tarihleri arasında döner sermaye marifetiyle 24 özel sektör, 13 kamu sektörü olmak üzere toplam 37 işyerinde iş sağlığı ve güvenliği, çalışma hayatı ve sosyal güvenlik, ilk yardım konularında eğitimler düzenlenmiştir. Bu eğitimlerde bin 453 kişi bilgilendirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, Sosyal Güvenlik Kurumu, 20 Mayıs 2006 da  5502 sayılı Kanunla kurulmuştur. Kurumun temel amacı, sosyal sigortacılık ilkelerine dayalı, etkin, adil, kolay erişilebilir, aktüeryal ve mali açıdan sürdürülebilir, çağdaş standartlarda sosyal güvenlik sistemini oluşturmaktır.

Kurum faaliyete başladığı tarihten itibaren çalışmalarını, devredilen SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığının faaliyetlerinin birleştirilmesi ve kurumsal dönüşümü ile sosyal güvenlik reformunun önemli bileşenlerinden olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun hayata geçirilmesi üzerine yoğunlaştırmıştır.

Bu çerçevede, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu,. 31 Mayıs 2006 tarihinde kabul edilerek, 16 Haziran 2006 tarihli Resmî Gazetede yayınlanmış, ancak bu Kanun’un bazı maddeleri Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 2006 tarihli kararı ile iptal edilmiş, iptal kararının değerlendirilmesi ve yeni düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla Kanun’un 1 Ocak 2007 olan yürürlük tarihi 1 Ocak 2008’e ertelenmiştir.

Yürütülen çalışmalar sonucunda, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu üzerinde yapılması düşünülen değişiklikleri içeren Kanun taslağı, 25 Ekim 2007 tarihinde Üçlü Danışma Kurulu toplantısında sosyal tarafların görüş ve önerilerine açılmıştır, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelere sunulmuştur.

Bakanlığımız, yasama faaliyetinin daha verimli ve nitelikli olması açısından yasa taslaklarının, önceden siyasi partilerimizin ve sosyal tarafların görüşlerine açılmasını bir politika olarak benimsemektedir. Sosyal taraflardan gelecek görüş ve öneriler değerlendirilmek suretiyle 5510 sayılı Kanun’a ilişkin değişiklik tasarımız Kasım 2007 sonuna kadar TBMM gündemine taşınacaktır.

Diğer taraftan, Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamında olan sigortalı, emekli ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere sağlanacak sağlık yardımlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esasları düzenleyen “Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği” 15 Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Uygulamaya koyduğumuz tebliğ ile sağlık hizmetlerinde uygulama birlikteliği getirilmiştir.

Bu çerçevede, üniversite hastanelerine müracaat: Yeni uygulama ile Emekli Sandığı mensupları gibi SSK’lılar ve BAĞ-KUR’lular da Kurumla sözleşmeli üniversite hastanelerine doğrudan gidebilecekler ve tedavi giderleri Kurumca bu sağlık tesislerine ödenecektir.

Bütün sosyal güvenlik kapsamındaki vatandaşlarımıza sözleşmeli özel sağlık tesislerine ayaktan ve yatarak tedavilerde doğrudan müracaat edebilme imkânı sağlanmıştır.

1 Ocak 2008 den itibaren yatan hastalara kullanılacak ilaç ve malzemelerin hastanelerce temin edilmesi zorunluluğu getirilerek hasta ve hasta yakınlarının ilaç ve malzeme temininde yaşadıkları sıkıntılar önlenecektir.

Tansiyon, şeker hastalığı, kolesterol benzeri gibi uzun süre ilaç kullanılmasını gerektiren hastalıklarda rapor ve sadece bir kez reçete düzenlenmesi yetecektir. Bu şekilde hastalar, iki yıl boyunca ilaçlarını her seferinde reçete yazdırmadan doğrudan eczaneye giderek üçer aylık miktarlarda alabileceklerdir.

Yeni uygulama ile hastanın daha önce almış olduğu raporlu ilaçlar bitmeden 7 gün öncesinden de ilaçlarını alabilmelerine imkân verilmiştir. Böylece farklı zamanlarda biten ilaçlar için ayrı ayrı reçete yazdırmaya ve eczaneye gitmeye gerek kalmamıştır.

 

Sosyal güvenlik kapsamındaki vatandaşlarımızın, sigortalıların şehir içi ve şehirlerarası ambulans bedelleri ödenecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bir on dakika daha ekliyorum. Mümkünse, biraz daha toparlayalım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım, sağ olun.

Sosyal Sigortalılar da BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı mensupları gibi, tüm diş tedavileri için devlet hastaneleri ve sözleşmeli üniversite hastanelerinden sevk alarak özel muayenehane ve sağlık tesislerine gidebileceklerdir. Özürlü vatandaşlar ise özel muayenehane ve sağlık tesislerine sevk almaksızın doğrudan gidebileceklerdir.

Özel diyaliz merkezinde tedavi gören hastalar için hastaya kullanılması gerekli görülen tüm ilaçlar diyaliz merkezlerindeki ilgili hekimce yazılabilecektir. Bu sayede hastaların diyaliz dışında kullanmaları gereken ilaçları için ayrıca sağlık tesislerine gitmelerine gerek kalmayacak ve hasta mağduriyeti önlenecektir.

Sağlık Uygulama Tebliği ile tüm SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı mensuplarına motorlu malul arabası temini imkânı getirilmiştir.

Sözleşmeli sağlık tesislerinde yapılan sünnet giderleri sağlık kurulu raporuna gerek olmaksızın ödenecektir.

1 Ocak 2008 tarihinden itibaren sağlık tesisleri tarafından tetkik ve tahlil için hastalar kapı kapı dolaştırılmayacak, hastaneler özel merkezlerden hizmet alarak tüm tetkik ve tahlilleri bünyelerinde yapacaklardır.

 

Kurumun sağlık hizmetleri alanında gerçekleştirdiği fark yaratan diğer faaliyetlerinden bazıları da şunlardır: MEDULA Sistemi. Sağlık hizmeti sunan ve buna ilişkin bilgiyi üreten kurumlardan, hasta muayene, tetkik ve tedavi verilerinin elektronik ortamda toplanması ve ödeme işlemlerinin kısa sürede ve doğru olarak gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla MEDULA sistemi kurulmuştur.

“MEDULA-medikal ulak” sistemi, Sosyal Güvenlik Kurumu ile anlaşmalı özel hastaneler tarafından 15/06/2007 tarihinde kullanılmaya başlanmıştır. Aynı tarih itibariyle Sağlık Bakanlığı hastanelerinde de hak sahipliği sorgulama işlemlerinde MEDULA sistemi kullanılmaya başlanılmış olup, 1/09/2007 tarihinden itibaren tetkik ve tedavi verileri de elektronik ortamda gönderilmeye başlanmıştır.

MEDULA sistemiyle sağlık hizmeti kullanımına ilişkin bilgiler elektronik ortama alınarak;

Kişilerin hak sahipliğinin sorgulanabilmesi,

Sağlık hizmetinden en iyi şekilde yararlanılabilmesi,

Sağlık hizmet sunucularının bütün süreçlerde kaliteli veri üretebilmeleri,

Geleceğe yönelik sağlık harcaması tahminleri yapılabilmesi,

Risk analizlerinin yapılabilmesi,

Harcama kalemlerinde değişikliklerin takip edilebilmesi,

Kapsamlı ve çapraz istatistiki bilgilerin alınabilmesi,

Geri ödemelerin hızlı ve doğru olarak yapılabilmesi sağlanacaktır.

Hazırlanan ortak bir liste ile tüm kurumların ilaç uygulamaları ile provizyon sistemleri tekleştirilmiştir.

Tıbbi malzeme bilgi bankası çalışmalarına başlanılmış ve Türkiye’de kullanılan yerli veya ithal bütün tıbbi malzemelerin kullanıldığı alanlara göre sınıflaması yapılarak, barkodları ile kayıt altına alınması sağlanmıştır.

Birçok gelişmiş ülkede yatan hastalar için uygulanan teşhise bağlı gruplama sisteminin pilot çalışmasına sekiz değişik yapıda hastanede başlanılmış ve bu çalışmalardan elde edilen çıktılar doğrultusunda pilot uygulamaya gönüllü olarak kırk yeni hastane daha eklenmiştir.

Kurumun sigorta hizmetleri alanında gerçekleştirdiği yeniliklerden bazıları da şunlardır:

Sigortalılarımıza ve işverenlerimize verilen sosyal sigorta hizmetlerinin daha etkin ve kolay ulaşılabilir olması amacıyla birbirini takip eden bir çok proje ve uygulama hayata geçirilmiştir. Bu kapsamda; e-bildirge, e-borcu yoktur, e-rehberlik, on-line prim tahsilatı, e-evrak, proje ve uygulamaları geliştirilerek sürdürülmektedir.

Sigortalı ve işverenlerimizin kurumla ilgili işlemlerini kolaylaştıran taşra birimlerindeki kuyruk ve gecikmekleri önlemeye dönük, ayrıca ilgili birimlerimizin sosyal sigorta alanında esas fonksiyonu olan prim tahsilatı ve emeklilik işlemlerine odaklanmalarını sağlayan, sigortalı ilk işe giriş bildirgeleri, vizite kağıtları, iş kazası bildirimleri ile sigortalının istirahatli olduğu dönemde çalışmadığına dair bildirimlerin İnternet ortamında alınması yönündeki çalışmalarımız da devam etmektedir.

Emeklilik işlemlerinde aylık bağlama süreçlerinin kısaltılması, sigortalı kayıtlarının düzeltilmesi amacıyla yürütülen faaliyetlerimizden, birden fazla sigorta sicil numarası olanların tek sicil numarasına indirilmesi, SSK’ya tabi sigortalıların değişik işyerlerinde birden fazla olan sigorta sicil numaralarının teke indirilmesi çalışmaları yüzde 90 oranında tamamlanmış bulunmaktadır.

Hatalı olarak başka sigortalıların hizmet kayıtlarında görülen sigortalı hizmet kayıtlarının düzeltilmesi kapsamında yaklaşık 300 bin hatalı kayıt düzeltilmiş olup çalışmalar devam etmektedir. 

Askerlik borçlanması işlemlerinin bilgisayar ortamında yürütülmesine ilişkin programlar işletime açılmıştır.

Hizmet aktarma ve güncelleme programları web tabanlı olarak yeniden işletime konularak sigorta müdürlüklerinin kullanımına açılmıştır.

2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu’na tabi sigortalıların işlemlerinin bilgisayar ortamında yürütülmesine ilişkin program hazırlatılmış ve test ortamında işletime açılmıştır.

Akıllı Kart Projesi kapsamında; sigorta kayıp ve kaçaklarının engellenmesi, sigorta işlemlerinin hızlandırılması, veri kayıplarının önlenmesi amacıyla TÜBİTAK ile işbirliği yapılarak elektronik kimlik kartı ar-ge projesi imzalanmıştır.

Bu projeye 4 Temmuz 2007 tarih ve 2007/16 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile Sağlık Bakanlığı ve Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü gibi kamu kurumlarının da dahil olmasıyla, vatandaşın sabit bilgilerinin tutulduğu bir vatandaşlık kartının oluşturulması hedeflenmektedir. 2008 yılı Ocak ayı içerisinde bir pilot ilde Sağlık Bakanlığı hastanelerinde yaklaşık 10 bin sigortalıyı kapsayacak şekilde uygulamaya geçilmesi ve daha sonrada yaygınlaştırılması öngörülmektedir.

Ölüm aylığı bağlanmasında kolaylık; sigortalı olarak çalıştığı işten ayrıldıktan sonra ölen sigortalıların hak sahiplerinin ölüm aylıkları, sigortalının en son çalışmasının geçtiği sigorta müdürlüklerince bağlanmakta iken, 31/05/2007 tarihinden itibaren hak sahiplerinin ikamet ettikleri ildeki sigorta müdürlüklerince bağlanmasına başlanmıştır.

3201 sayılı Kanun’un uygulama yönetmeliğinde değişikliğe gidilerek yurda kesin dönüşün tekrar tarifi yapılmıştır. Aylık talebinde bulunan sigortalılardan hangi belgelerin isteneceği ve aylıkların bağlandıktan sonra yurda kesin dönüşle ilgili kontrollerin nasıl yapılacağı, aylığı bağlanan sigortalıların yurt içi ve yurt dışında ne gibi belgeleri ibraz edecekleri düzenlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5434’e tabi iştirakçilerin On-Line Kesenek ve Emeklilik Projesi Programına işlerlik kazandırılmıştır. Haksız ve yersiz aylık ödemelerinin önüne geçilmiştir.

Yapılan çalışmalar sonucunda Bağ-Kur da 21 bin 96, Emekli Sandığında 13. 047, SSK da 45.290 kişi olmak üzere toplam 79.433 kişiye yersiz ödeme yapıldığı tespit edilmiştir. Yersiz ödemelerin tespiti sonucunda yıllık toplam 352 milyon YTL, haksız ödeme önlenmiştir.

Aktif ve Pasif Sigortalı Kayıtlarının Karşılaştırılması; devredilen SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı aktif ve pasif sigortalı kayıtları kendi içerisinde çapraz kontrole tabi tutulmuştur.

Mükerrer sigortalı kayıtları ile iptal edilmesi gereken kayıtların tespiti yapılmış ve kurumlara ait pasif sigortalı kayıtları Gelir İdaresi Başkanlığı kayıtları ile karşılaştırılarak sosyal güvenlik destek primi yükümlüsü olması gereken sigortalıların tespiti sağlanmıştır. 

2008 yılında önceliklerimiz arasında yer alan kayıt dışı ile mücadele kapsamında diğer çalışmalarla birlikte kamu kurum ve kuruluşları ile veri paylaşımı konusunda protokoller yapılmıştır. Bu protokollerden Gelir İdaresi Başkanlığı İle Yapılan Protokol uyarınca; e- ildirge ile e-Beyanname’nin birleştirilmesi, iş yeri tescili ve vergi mükellefiyetinin tekleştirilmesi, muhtasar beyanname kayıtlarının kurum ünitelerinde on-line görüntülenmesi, maliye yoklama fişlerinin kurum ünitelerine gönderilmesi, KDV iadesi mahsubu bilgilerinin on-line görüntülenmesi, Bağ-Kur sigortalılarına ait vergi mükellefiyeti bilgilerinin kurum ünitelerinde görüntülenmesi, böylelikle bu sigortalılarımızın emeklilik, sağlık karnesi verilmesi ve vizesi gibi işlemlerinde yaşadıkları aksaklıkların giderilmesi, SGK ve Gelir İdaresi Başkanlığı kayıtlarının karşılıklı olarak paylaşılması öngörülmüş olup bu konuların hayata geçirilmesine ilişkin çalışmalar devam etmektedir.

Kurumun 2007 yılı yatırım programına ait bilgilere gelince; 2007 yılı Yatırım Programı ile sağlık sektörüne 10 milyon 550 Bin YTL, turizm sektörüne 8 milyon YTL, diğer kamu hizmetleri (DKH)’nin sosyal hizmet ve yardımlar sektörüne 6 milyon YTL,  iktisadi ve ticaret sektörüne 86 milyon 450 bin YTL, olmak üzere toplam 111 milyon YTL, ödenek verilmiş, bu ödeneklerden Eylül 2007 sonu itibariyle toplam 11 milyon 965 bin YTL harcama yapılmıştır.

Kurumun mali durumuna ilişkin bilgiler dağıtılan kitapçıklarda tablolarla bilgilerinize sunulmuştur.

Kurumun gelirlerinin Ağustos 2007 itibariyle 35 milyar 867 milyon YTL, giderlerinin  53 milyar 415 milyon YTL, finansman açığının ise 17 milyar 549 milyon YTL olduğu görülmektedir.

Kurum gelirlerinin 2007 yılı sonunda yaklaşık 56 milyar YTL, giderlerinin 82,5 milyar YTL, finansman açığının ise yaklaşık 26,4 milyar YTL olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

2008 yılı gelir tahmini 62,7 milyar YTL, gider tahmini 91,5 milyar YTL olup finansman açığı da 28,8 milyar YTL olarak öngörülmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumunun; 2006 yılında gayrisafi millî hasılanın (GSMH) yüzde 3,1’i olarak gerçekleşen toplam açığın, 2007’de  yüzde 4,2, 2008’de ise yüzde 4’ü olarak gerçekleşmesi beklenmektedir.

2006 yılında GSMH’nın yüzde 4’ü kadar olan toplam bütçe transferi rakamı ise, 2007’de yüzde 5’3ü, 2008’de ise yüzde 5’1’i olarak gerçekleşmesi beklenmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumunun 2006 yılında 17,6 milyar YTL olarak gerçekleşen sağlık harcamasının, 2007 yılı revize program rakamlarıyla yıl sonunda 20,3 milyar YTL olması beklenmektedir.

2008 yılında ise sağlık giderlerinin 23 milyar YTL olması öngörülmektedir.

2006 yılında SSK’lı statüsünde kişi bazında aylık alanların sayısı 4 milyon 510 bin 701 kişi iken; yüzde 3,4 artarak 2007 yılının ilk sekiz aylık döneminde 4.666.166 kişiye ulaşmıştır.

Aynı dönemde aktif/pasif oranı 2,17’den 2,09’a düşmüştür.

1479 sayılı Kanun’a tabi aktif sigortalıların kişi bazında aylık alanların sayısı 2006 yılında 1.753.025 kişi iken; yüzde 2,2 oranında artarak, 2007 yılının ilk sekiz aylık döneminde 1.792.353 kişiye ulaşmıştır.

Aynı dönemde aktif/pasif oranı 2,13’den 2,12’ye düşmüştür.

5434 sayılı Kanun’a tabi aktif sigortalıların kişi bazında aylık alanların sayısı 2006 yılında 1.649.998 kişi iken; yüzde 2 oranında artarak 2007 yılının ilk sekiz aylık döneminde 1.683.819 kişiye ulaşmıştır.

Aynı dönemde aktif/pasif oranı 1,62’den 1,59’a düşmüştür.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı) toplam aktif sigortalı sayısı; 2006 yılında 14.821.617 iken; yüzde 0,5 artışla 2007 yılının ilk sekiz aylık döneminde 14.895.711 kişiye ulaşmıştır.

Sosyal Güvenlik’ten kişi bazında gelir ve aylık alan toplam kişi sayısı; 2006 yılında 7.913.724 iken; yüzde 2,9 artışla 2007 yılının ilk sekiz aylık döneminde 8.142.338 kişiye ulaşmıştır.

Sosyal Güvenlik aktif/pasif oranı 2,04 den 1,99’ a düşmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işsizlik tüm ülkelerin başlıca sorunlarından biri durumundadır. Akademik çalışmalar, ulusal ya da küresel düzeyde araştırmalar ve raporlar göstermektedir ki, gelişmişlik seviyesi ne olursa olsun bütün ülkeler bu ciddi sosyoekonomik sorunla karşı karşıyadır.

Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO’nun Küresel İstihdam Eğilimleri Raporu’na göre, geçtiğimiz yılda da küresel düzeyde toplam işsiz sayısı artmıştır. Resmî tahminlere göre dünya genelinde işsizlik oranı yüzde 6,3, toplam işsiz sayısı ise 195 milyondur. Bu sayıya düzenli ve yeterli çalışamayanlar da eklendiğinde, dünya genelinde 500 milyon civarında insan ya hiç çalışmamakta ya da eksik çalışmaktadır.

Bildiğimiz gibi bu sorun, ülkeleri ve toplumları yalnızca ekonomik değil, siyasal ve sosyal olarak da olumsuz etkilemektedir. Sürekli değişen iş gücü piyasası koşulları karşısında işsizliğin giderek artması ve ülkeler ekonomik olarak büyürken bunun istihdama tam yansımaması, toplumsal huzursuzluklara da davetiye çıkarmaktadır.

Ülkemizde işsizlik; her yıl iş gücüne eklenen yüz binlerce gencimizin istihdamının güçlüğü, küresel sorunlar, geçiş ekonomisi olmaktan kaynaklanan sorunlar ve iş gücünün mesleki yeterliliğinin düşük olması gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır.

Bilindiği üzere, Türkiye 2003’ten bu yana etkileyici bir ekonomik büyüme gerçekleştirmiştir. Ortalama yüzde 6-7 seviyelerinde bir ekonomik büyüme yakalanmıştır. Ancak bu büyümenin istihdama yansıması arzulanan düzeyde gerçekleşmemiştir.

Türkiye İstatistik Kurumunun 15 Ekim 2007 tarihinde açıkladığı son istatistiklere göre, ülkemizde toplam kayıtlı işsiz sayısı 2 milyon 296 bin kişi; işsizlik oranı ise yüzde 8,8’dir. Geçen yılın aynı dönemine göre değişmeyen işsizlik oranı aslında; nüfus ve iş gücündeki sürekli artış, tarım istihdamındaki hızlı azalış, mesleki eğitimdeki yapısal sorunlar ve uluslararası rekabet düşünüldüğünde, genel ekonomik istikrarın istihdama da olumlu yansıdığını göstermektedir.

İstatistiki veriler işsizliğin daha çok kentlerde ve genç yaş grubunda, 15-24 yaş grubunda yoğunlaştığını göstermektedir. Bu veriler, ülkemizde istihdamın ve iş gücü piyasalarının genel sorunlarına da ışık tutmaktadır.

İşsizlik sorununu aşmak için Hükûmetimiz ekonomi politikasının temeline; ekonomik büyümenin yanı sıra büyümenin istihdama yansımasını sağlayacak “istihdam odaklı büyüme”yi koymuştur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gelişen dünya koşulları, hızla değişen teknoloji, bilgi ekonomisi, küreselleşme, artan uluslararası rekabet ve değişen iş gücü piyasasının talepleri; istihdama katılmak kadar istihdamda kalmayı da günden güne zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, istihdamı artırmaya ve işsizliği azaltmaya yönelik diğer politikaların yanı sıra, aktif ve pasif iş gücü politikalarının etkin şekilde uygulanması da ülkeler açısından büyük önem taşımaktadır.

Aktif iş gücü politikaları, iş gücünün mesleki eğitimi, beceri kazandırma, mesleki rehberlik ve kariyer danışmanlığı, iş kurmaya destek sağlama ile mesleki rehabilitasyon tedbirlerini içermektedir. Pasif iş gücü politikaları ise işsizlik sigortası, ücret garanti fonu, kısa çalışma ödeneği ve özelleştirme mağdurlarına yönelik uygulamalar gibi işsiz kalmanın olumsuz etkilerini en aza indirecek çalışmaları ifade etmektedir.

Aktif ve pasif iş gücü politikalarının etkin şekilde uygulanmasında, kamu istihdam kurumlarına önemli görev düşmektedir. Yeniden yapılandırılan ve görev alanı genişletilen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - ...ülkemiz kamu istihdam kurumu İŞKUR, klasik iş ve işçi bulmaya aracılık hizmetlerinin yanı sıra, iş gücü piyasasını izleyerek aktif ve pasif iş gücü programlarını etkin bir şekilde uygulamakta ve ülkemizde işsizlik sorununun çözümüne yönelik önemli projeler yürütmektedir.

2007 yılı ocak-eylül döneminde İŞKUR’a, 524.335 kişi iş isteğiyle başvurmuş, özel ve kamu işyerlerinden 142.596 açık iş intikal etmiş ve 73.324 kişi işe yerleştirilmiştir. Dönem içinde 57.635 kişi İŞKUR aracılığıyla yurt dışına gönderilmiştir.

Aynı dönemde toplam 5.749 kişinin katıldığı 391 iş gücü yetiştirme kursu düzenlenmiştir. Bu kurslara katılan 3.193 kursiyerin istihdamı sağlanmıştır. Ayrıca işsizlik ödeneği almaya hak kazanmış işsizlere yönelik düzenlenen 203 iş gücü yetiştirme kursuna 3.121 sigortalı işsiz katılmıştır.

Bakanlığımız koordinasyonunda yürütülmekte olan istihdamın geliştirilmesine yönelik çalışmalar kapsamında, özürlü istihdamını kolaylaştırıcı uygulamalar üzerinde e özellikle durulmaktadır. Bu kapsamda, özürlü ve eski hükümlülere yönelik düzenlenen 394 kursa 11. 061 kursiyer katılmıştır. 2007 yılı ocak-eylül döneminde toplam 12.157 özürlü ve 3.642 eski hükümlü kamu ve özel sektörde bir işe yerleştirilmiştir.

İŞKUR’un 40 ilde faaliyet gösteren 43 Meslek Danışma Merkezinden, 2007 yılı ocak-eylül döneminde toplam 43.669 kişi yararlanmıştır. 24 ildeki 27 İş ve Meslek Danışmanlığı Servisinde, 2007 Eylül sonu itibariyle 2 bin 13 kişi ile bireysel danışmanlık görüşmesi yapılmış ve 469 okulda 59.306 öğrencinin katıldığı sınıf görüşmeleri gerçekleştirilmiştir.

Bilindiği üzere, yapılan yasal düzenlemelerle özel istihdam bürolarının kurulmasına imkân sağlanmıştır. Uygulamanın başladığı 21 Mart 2004 tarihinden bugüne kadar 251 özel istihdam bürosu açma izni verilmiştir. İzin alan bürolardan 36 tanesi kendi isteği ile faaliyetlerine son vermiş, 4 büronun ise yapılan denetimler sonucu izni iptal edilmiştir. Hâlen aktif olarak faaliyetlerine devam eden büro sayısı 211’dir. Bu büroların istihdamı artırıcı hizmetlerini daha aktif sunmaları konusunda yasal ve idari düzenlemeler üzerinde şu anda çalışmaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İŞKUR; 4447 sayılı Kanun kapsamında sigortalı işsizlere işsizlik ödeneği ödemekte, sağlık sigortası, danışmanlık, işe yerleştirme ve mesleki eğitim hizmetleri vermektedir.

İşsizlik Sigortası ödemelerinin başladığı 2002 yılı mart ayından 31 Ekim 2007 tarihine kadar; toplam 1.028.836 kişi işsizlik ödeneği almak için kuruma başvurmuş, bunlardan 922.328 sigortalı işsiz, işsizlik ödeneği almaya hak kazanmıştır. Bu kişilere Ekim 2007 ayı dahil toplam 1 milyar 251 milyon 914 bin YTL ödeme yapılmıştır.

31 Ekim 2007 tarihi itibariyle, İşsizlik Sigortası Fonu gelirleri; 9 milyar 817 milyon YTL işçi ve işveren primi, 3 milyar 281 milyon YTL devlet katkısı, 10 milyon YTL idari para cezası ve 17 milyar 787 milyon YTL faiz olmak üzere toplam 30 milyar 895 milyon YTL olarak gerçekleşmiştir. 1 milyar 476 milyon YTL tutarındaki işsizlik sigortası giderleri ile 8 milyon YTL tutarındaki ücret garanti fonu gideri düşüldükten sonra, fonun toplam varlığı bugün itibariyle 29 milyar 411 milyon YTL’dir.

Ücret Garanti Fonu; işverenin ödeme güçlüğüne düştüğü hallerde, işçilerin iş ilişkisinden kaynaklanan son üç aylık ücret alacaklarını karşılamak amacıyla oluşturulmuştur. Ücret Garanti Fonu’nun geliri, işverenlerce işsizlik sigortası primi olarak yapılan ödemelerin yıllık toplamının yüzde 1’idir. Fonun kuruluşundan 31 Ekim 2007 tarihine kadar Ücret Garanti Fonu’ndan toplam 8 milyon YTL ödeme yapılmıştır. Fon varlığı bu gider düşüldükten sonra 59 milyon YTL’dir. Ücret Garanti Fonundan bugüne kadar 2.075 kişi yararlanmıştır.

Genel ekonomik kriz veya zorlayıcı nedenlerle, faaliyetini tamamen veya kısmen durduran işverenin işçilerine, işsizlik sigortasından Kısa Çalışma Ödeneği ödenmektedir. 2007 yılında 40 kişiye 22 bin YTL, kısa çalışma ödeneği ödenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstihdamın geliştirilmesi ve işsizlikle mücadelede çok önemli görevler üstlenen İŞKUR’un kurumsal kapasitesini güçlendirerek, etkin, süratli ve çağdaş hizmet sunan bir kurum kimliğine kavuşması amacıyla, kuruma mali kaynak ve teknik destek sağlayan; kurum hizmetlerinin internet ortamından 7 gün/24 saat sunulması, daha etkin ve hızlı eşleştirmelerin yapılabilmesi, iş ve meslek bilgilendirme süreçlerini yaygınlaştırılması, iş gücü piyasası bilgi sistemi oluşturularak bu bilgilerin paydaşlarımızla hızlı ve güvenilir bir şekilde paylaşılması, kurum hizmetlerindeki bürokratik işlemlerin azaltılması projeleri uygulanmaktadır.

2002-2005 yılları arasında uygulanan Özelleştirme Sosyal Destek Projesi (ÖSDP)’nin devamı niteliğindeki ÖSDP-2, 2006-2008 yıllarını kapsayacak şekilde uygulanmaya konmuş olup, 30/09/2007 tarihi itibariyle 236 proje onaylanmış, 4.795 katılımcıya ulaşılmıştır. Bu katılımcıların 2.565’inin işe yerleştirilmesi beklenmektedir.

Ayrıca İŞKUR tarafından; İş gücü Analiz ve Tahmin Sisteminin Oluşturulması Projesi, Yetiştirme Yurdu Çıkışlı Genç Kızların İstihdamına Yönelik Proje, Bilişim Çırakları Projesi, Özel İstihdam Bürolarının İşleyişi ve Denetimi  Projesi, Bölgesel Düzeyde İnsan Kaynakları Geliştirilmesi Projesi, Türkiye İçin İş gücü Piyasası Envanteri Modeli ve İnsan Gücü Planlaması Projesi, İŞKUR’un Kurumsal Yapısının Güçlendirilmesi, Özürlüler İçin Gelişmiş Bir İstihdam Stratejisi ve Mesleki  Rehabilitasyon Projesi, Aktif İstihdam Tedbirleri ve Yerel Düzeyde Türkiye İş Kurumu’na Destek  Projesi, Bölgesel İstihdamı Teşvik Politikalarının Değerlendirilmesi Projesi gibi projeler de uygulanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan işsizliğin önlenmesi, üretim ve istihdamın arttırılması ve kayıtlı istihdamın geliştirilmesi amacıyla Bakanlığımızca, ilgili bakanlıkların ve kuruluşların önerileri, işçi ve işverenlerin ihtiyaçları doğrultusunda, istihdam üzerindeki mali ve sosyal yüklerin azaltılması, işsizlik sigortası fonunun yeniden düzenlenmesi ve istihdamı geliştirici diğer önerileri kapsayan “İş gücü Piyasası Yapısal Dönüşüm ve İstihdamın Geliştirilmesi Planı” hazırlanmıştır.

Bu Planda öncelikle bir durum tespiti yapılmış, sonra çözüm önerileri kısa ve orta vadede yapılabilecek düzenlemeler şeklinde belirlenmiştir.

Bu çalışma ile; özürlü ve eski hükümlü gibi zorunlu istihdam yükümlülüklerinin hafifletilmesi, iş yeri hekimi ve iş güvenliği personeli çalıştırılması ve sağlık birimi kurulması gibi işveren yükümlülüklerini hafifletici yeni düzenlemeler yapılması, işsizlik sigortasından yararlanma koşullarını genişleterek ve ödenek miktarını artırarak iş gücü piyasası güvenliğinin sağlanması, mesleki eğitime ağırlık verilerek nitelikli iş gücü oluşturulması, genç işsizliğin azaltılmasına yönelik teşviklerin yürürlüğe konulması hedeflenmektedir.

İstihdam paketi olarak bilinen bu çalışmada; iş gücü piyasasındaki yapısal katılıkların giderilmesi ve istihdam maliyetlerinin azaltılması amaçlanmaktadır.

Tasarı üzerinde çalışmalarımız devam etmekte olup yıl sonuna kadar TBMM’ye sunulması planlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mesleki Yeterlilik Kurumu, Avrupa Birliği müktesebatıyla uyumlu ulusal yeterlilik sistemini kurmak üzere, 21/09/2006 tarih ve 5544 Sayılı Kanun ile çalışma hayatımıza kazandırılmıştır.

Kurum, 26/12/2006 tarihinde faaliyetlerine başlamış olup, sosyal diyalog çerçevesinde işçi, işveren, meslek kuruluşları ve ilgili tüm kamu kurumları ile işbirliği yaparak görevlerini gerçekleştirmektedir.

Ulusal yeterlilik sistemiyle, iş gücünün uluslararası düzeyde geçerli olan yeterlilik belgelerine sahip olmaları sağlanacak, mesleki eğitim-istihdam bağı güçlendirilerek emek arz ve talebinin dengelenmesine yardımcı olunacaktır.

Bu amaçla faaliyetlerini sürdüren kurum, “Türkiye’de Ulusal Yeterlilik Sisteminin ve Mesleki Yeterlilik Kurumunun Güçlendirilmesi Projesi”ni hazırlamıştır. Proje ilgili mercilerce onaylanmıştır. Tamamına yakını AB hibesi ile finanse edilecek olan 11 Milyon Avro bütçeli proje 2008–2011 yılları arasında uygulanacaktır.

Sayın Başkan, Plan Bütçe Komisyonun değerli üyeleri; son olarak; incelemelerinize sunulan Bakanlığımız, bağlı ve ilgili kuruluşlarımızın 2008 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nda yer alan ödenekleri bilgilerinize sunmak istiyorum.

Bakanlığımızın 2008 yılı toplam  bütçesi 28 milyar 967 milyon 437 bin YTL’ dir.

Bakanlığımız Merkez Birimlerine (Hazine Yardımları hariç) 96 milyon 978 bin YTL,

Bağlı kuruluşumuz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezine 2 milyon 577 bin YTL,

İlgili kuruluşlarımızdan, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’ na, Sosyal Güvenlik Kurumunun finansman açığı için 28,8 milyar YTL,

Türkiye İş Kurumu’ na 62 milyon 882 bin YTL, cari transfer, 1 milyon YTL, sermaye transferi öngörülmektedir.

Mesleki Yeterlilik Kurumunun 2008 yılı Gider Bütçesi 5 Milyon 255 Bin YTL, Gelir Bütçesi  5 Milyon 255 Bin YTL’ dir.

Bakanlığımız ve ilgili kuruluşumuz Mesleki Yeterlilik Kurumunun 2008 Yılı Bütçe Kanunu Tasarılarını onaylarınıza arz eder ülkemize ve milletimize hayırlı olması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakana çok teşekkür ediyoruz.

Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Bakan, kurum bütçeleriyle ilgili görüşmelere geçiyoruz.

Öncelikle Sayın Bakanım, bürokratları tanıyalım. Yeni arkadaşlar da var, kendilerini tanıtırlarsa. Sayın Müsteşardan başlamak üzere, buyurun.

(Bürokratlar kendilerini tanıttı)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyoruz.

İlk söz Sayın Öztürk’ün.

Buyurun Sayın Öztürk.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Bakanlığımızın kamu kurum ve kuruluşlarımızın ve basınımızın değerli temsilcileri, komisyonumuzun değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İşsizlik, uzun yıllardır ülkemizin birincil ve en önemli sorunu olmayı sürdürmektedir. İstikrar içinde bir büyüme gerçekleştirememiş olmamız ve zaman zaman yaşadığımız krizler, artan nüfusa iş imkânı yaratmamızı zorlaştırmış ve işsizlik her geçen yıl katlanarak artmaya ve toplumsal barışı tehdit etmeye devam etmiştir. Önümüzdeki yıllarda da, yüzde 7’lerin üzerinde, yatırıma ve üretime dayalı bir büyümeyi sürekli kılamazsak, sorunun üstesinden gelmemiz ya da hiç değilse hafifletmemiz mümkün olamayacaktır. Özellikle 2001 krizinden sonra makroekonomik dengeleri yeniden tesis etmek üzere devreye sokulan istikrar programının, izleyen yıllarda da fazla bir değişiklik yapılmadan sürdürülmesi, bizi, yatırım ve üretim yönü ihmal edilmiş, ithalata ve bir ölçüde canlılığını koruyan inşaat sektörüne dayalı bir büyüme modeline mahkûm etmiş ve ne yazık ki sağlanan büyüme ile orantılı bir istihdam artışı sağlanamamıştır. Bunun böyle olduğunu sadece biz söylemiyoruz. Hükûmet de 2008 programında, kendisi de bu gerçeğin altını çiziyor. Hükûmet 2002-2006 döneminde sağlanan ortalama yüzde 7.2’lik büyümeye karşın, istihdam artışının yüzde 0.7’de kaldığını, bunu bir ölçüde tarım sektöründeki çözülmeye bağlayarak itiraf etmektedir.

Şu halde, Hükûmet de bu teşhiste buluştuğuna göre, bugüne kadar izlediğimiz ve sürdürülebilir olmadığını ifade ettiğimiz büyüme modelinde bazı değişiklikler yapma ihtiyacı bulunmaktadır. Bunun için Hükûmet, yatırım ve üretim artışını sağlayacak ortamı hazırlamak üzere gerekli çalışmalara derhal başlamalıdır. Sorunları her seferinde yeniden hazırlanan eylem planlarına ertelememelidir. Borç faiz ödemelerinin bütçenin dörtte 1’ini alıp götürmesinin önüne geçecek önlemler mutlaka geliştirmelidir. Daha uzun yıllar, faiz dışı fazla yaratmaya devam ederek borç yükünü azaltacağız yaklaşımı, kamunun sunduğu ve sunması gerektiğine inandığımız eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik gibi temel hizmetlerin sunulmasında sıkıntılara yol açacak, kamu hizmetlerinin devlet tarafından gerektiği gibi yerine getirilememesinin yarattığı boşluklar da başka çarpıklıkların ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Borç faiz yükünün azaltılmasına yönelik alınacak önlemlerle yüksek reel faiz düşük kur sarmalı mutlaka kırılmalıdır. Bu durum, dış ticaret açığı ile cari açık üzerinde düzeltici etki yaratacaktır. Dünyadaki likidite bolluğundan faydalanarak ülkemize çekeceğimiz yabancı sermayenin, sıcak para şeklinde spekülatif amaçlı ya da kurulu tesisleri satın almak için değil, yeni yatırım ve üretim için, ihracat artışı sağlamak için gelmesini sağlamalıyız. Yabancı sermayenin yeni teknolojiler getirmesini sağlayacak önlemlerle ülkemizin rekabet gücünü geliştirmeliyiz. Ancak bu suretle gelecek yatırımlar, hem sağlıklı büyümenin motoru olacak hem de istihdam artışı sağlayacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu genel girişten sonra, ülkemizin karşı karşıya olduğu istihdam ve işsizlik sorununun boyutları üzerinde durmak istiyorum.

İşsizlikle ilgili olarak kamuoyuna açıklanan verilerin, sorunu olduğundan küçük göstermesi, bize bir şey kazandırmayacağı gibi sorunu çözmek üzere acil önlemler almamızı ve uygulamaya koymamızı da geciktirecektir.İstatistiki verilerle ilgili yapacağım değerlendirmeler, genel olarak AKP Hükûmeti dönemine ilişkin olmakla birlikte, bazı uygulamaların geçmişten bu yana sürdürüldüğünü de kabul etmeliyiz.

Nüfus artış hızı son yıllarda düşüş eğilimi göstermekle birlikte, işsizlik sorununun giderek büyümesinde hâlâ önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle izlenen politikaların nüfus planlamasına yönelik teşvik ve caydırıcılıkları içermesi gerekirken, Hükûmet gelir vergisi kanununda yaptığı son bir düzenlemede ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde indirim uygularken, fazla çocuk sayısına avantaj sağlayan bir tutum içinde olmuştur.

İstihdamda önemli bir diğer noktanın mesleki eğitim olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Ancak, mesleki eğitim konusu, son yıllarda getirilip başka tartışmalara kurban edildiği için, bu konuda ne yazık ki hepimiz istememize rağmen arzu edilen gelişmeyi kaydedemediğimizi söylemeliyiz. Nitekim, Temmuz 2007 iş gücü istatistiklerine baktığımızda, genelde yüzde 8.8 olarak açıklanan işsizlik oranının, lise ve dengi meslek okulu mezunları arasında yüzde 11.6, yüksekokul mezunları arasında yüzde 10.3 ve okuryazar olmayanlar arasında yüzde 3.4 olduğunu görmekteyiz.

Bu alanda, bir taraftan mesleki eğitimin ağırlığını artırmak üzere iş gücü piyasasının talepleri ile uyumlu bir eğitim politikasını sanayi kesimini de devreye sokarak geliştirirken, diğer taraftan herhangi bir meslek edinmeden iş gücü piyasasına girmiş olan milyonlarca işsizimizi bir meslek sahibi yapma konusunda her türlü çabayı göstermeliyiz.

Bu uygulamanın içinde, elbette en başta İŞKUR ve onun uygulamakta olduğu aktif iş gücü programları, daha aktif bir hale getirilerek yer alacaktır. Bu programların olmazsa olmaz tarafları arasında Millî Eğitim Bakanlığı, üniversiteler, sanayiciler ve MEKSA Vakfı gibi mesleki eğitimle ilgilenen sivil toplum kuruluşları olmalıdır.

Mesleki eğitimin geliştirilmesi konusunda, geçmişte TSE’nin muhalefeti dolayısıyla uygulamaya sokulamamış olan 5544 sayılı Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanunu ile Mesleki Yeterlilik Kurumu kurulmasının yasalaştırılmış olmasını da olumlu bir gelişme olarak değerlendirdiğimi ifade etmeliyim.

Eğitim sanayi işbirliği açısından 3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu önemli bir kanundur. Ancak çok iyi niyetle getirilen müesseselerin açıklarından yararlanmak isteyenler her zaman çıkacaktır. Bu yasa uygulanırken de “Çıraklık” adı altında, yasanın amacını aşan bir şekilde emeğin uzun yıllar sömürülmesine  izin verilmemelidir. Bununla şunu kastediyorum: Çıraklık eğitiminin özel durumlarda daha önce çıraklık eğitimi almayanlar için on dokuz yaşından sonra da devam edeceğine ilişkin yasada yer alan düzenlemenin suistimal edilmemesi yönünde denetimlerin yapılmasına gerektiğine işaret etmek istedim.

İŞKUR tarafından uygulanmakta olan aktif iş gücü programların finansmanı konusunda, çalışırken işini kaybeden işsizlerin mesleki eğitim ve yeni meslek edinmelerinde İşsizlik Sigortası Fonundan yararlanmalarında herhangi bir sıkıntı bulunmamaktadır. İş gücü piyasasına yeni girenlere yönelik yapılacak çalışmalarda fon kaynaklarının kullanılması konusunda ise işçi ve işveren temsilcilerinin onaylarını alarak yasal bir değişiklik yapılması gerekmektedir.

Ayrıca, yıl içinde işini kaybedenlerin sayısı çok yüksek rakamlara ulaşmışken, bunlardan sadece yaklaşık 100 bininin işsizlik ödeneğine hak kazanabilmesi, düzenlemeyi yaparken, geçmişte bazı fonlardan ağzımız sütten yandığı için yoğurdu üfleyerek yemek istememizden kaynaklanmıştır. Büyük kısmı yüksek reel faizler dolayısıyla oluşmuş olsa da, fonun mevcut kaynakları bugün daha çok işsizin  işsizlik ödeneğinden yararlanmasına imkân verebilecek durumdadır. Bu nedenle, işsizlik ödeneğine hak kazanmada aranacak koşullarda bir yumuşamaya gidilmesi mümkün görülmektedir. Keza işsizlik sigortası ile ilgili işçi, işveren ve devlet primlerinde de bir indirim yapılabilecekmiş gibi görünüyor. Hükûmetin de bu konularda düzenleme yapma hazırlığı içinde olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede getirilecek önerilere, DSP olarak biz de destek vereceğimizi ifade edebilirim. Ancak fonda biriken kaynağın başka amaçlarla özel sektöre aktarılması şeklinde bir düşünce içinde olunmamalıdır.

Bu arada, ben de elli yıldır bir türlü çıkartılamayan İşsizlik Sigortası Yasasının 57’nci Ecevit Hükûmeti döneminde çıkartılmış olmasından duyduğum mutluluğu ifade etmeliyim. O dönemin Genel Müdürü olmam dolayısıyla yeri gelmişken, hem o zamanki hem de uygulamayı özverili olarak sürdüren bugünkü İŞKUR mensuplarını tekrar kutluyor ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Sayın Başkan, sayın üyeler; şimdi biraz da işsizlik rakamları üzerinde durmak istiyorum. 2006 ve 2002 yılları arasındaki istihdam ve işsizlikle ilgili bazı rakamlara daha önceki konuşmalarımda  zaman zaman işaret ettim. Şimdi, 2002 yılı 2’nci çeyreği ile 2007 yılı mayıs ayı arasındaki beş yıllık dönemdeki gelişmeleri değerlendirmek istiyorum. 2007 yılı mayıs ayını almamızdaki amaç, 2005 yılından önceki yıllarda ikinci çeyrekle ilgili, yani, 2005 yılından sonra ikinci çeyrekle ilgili başka denk dönem olmaması nedeniyledir. Söz konusu beş yıllık dönem içinde aktif nüfus 4 milyon 488 bin kişi artmış, bunun 3 milyon 147 bin kişisi iş gücüne, yani işsizliğe dâhil edilmeyen gruba atılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, ek süre veriyorum.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkan, bugüne kadar herhangi bir istismar etmediğimi de düşünerek, eski görev yaptığım kurum olması hasebiyle de fazla istismar etmeden  toparlamaya çalışacağım.

BAŞKAN – Tamam, üç dakika ek süre verdim.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Üç dakikanın üzerine iki dakika daha istirham edeyim.

BAŞKAN – Neyse, üç dakikayı kullanın.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Peki.

Geri kalan 1 milyon 341 bin kişi iş gücüne dâhil edilmiş ve hemen hemen tamamı 1 milyon 334 bin kişi olarak istihdam edilmiş görünmektedir. Başka bir deyişle, istihdam edilmeyen aktif nüfusun tamamı iş gücüne dâhil edilmeyenler grubuna atılmıştır.

Söz konusu beş yıllık süre içerisinde toplam istihdam 1 milyon 334 bin kişi artarken, tarım kesiminde 1 milyon 513 bin kişilik azalma olmuştur. Net istihdam artışında ağırlık hizmetler sektöründeki artıştan kaynaklanmıştır. Bu dönemde sanayi sektörünün beş yıl içerisinde sadece 475 bin kişilik istihdam yaratabilmesi ve neredeyse inşaat sektöründeki 375 bine yakın olması dikkat çekmektedir.  Beş yıl içerisinde ortalama istihdam artışı 267 bin kişidir. 2008 yılında çıta biraz yükseltilmiş ve 425 bin hedefi gösterilmiştir. Ancak, aktif nüfusa katılan her yıl 700-900 bin arasındaki kişiye ve ayrıca yıllardır biriken işsizlere istihdam yaratacağımız göz önüne alınınca hedefin yetersiz olduğu görülecektir.

İşyeri durumuna göre istihdamdaki değişmeye de elimizde 2006 yılı sonu itibariyle veri olduğu için 2002-2006 dönemini esas alarak dört yıllık döneme baktığımızda tarlada çalışanların sayısında 1 milyon 427 bin kişi ve kamuda çalışanların sayısında da 207 bin kişi azalma olmasına karşılık, net istihdam –daha önceki konuşmalarımda ifade ettiğim gibi- 976 bin kişilik artmıştır. Bu dönemdeki dört yıllık ortalama artış da 244 bin kişidir. Ancak, bu dönemdeki artışın düzenli işyerlerinden ağırlıklı olarak gelmesini önemsediğimi ifade etmeliyim.

Esas aldığımız son beş yıl içinde, iş aramamakla birlikte bulduğunda derhal iş başı yapacağını söyleyenlerin sayısı 2002 yılında 944 bin kişi iken, bu sayı 2007 yılının aynı döneminde 1 milyon 880 bin kişiye çıkmıştır. Haziran 2007 itibariyle iş arama sürelerinin uzunluğuna baktığımızda, 730 bin işsizin bir yıl ve daha uzun süredir iş arıyor olmalarına rağmen iş bulamamış olmaları işsizliğin kronik bir hâl alıyor olmasının önemli bir göstergesidir.

Açıklanan rakamlar işsizliğin incelenen dönemde Türkiye genelinde yüzde 9.3’den yüzde 8.9’a gerilediğini göstermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) - Aynı dönemde gençler arasındaki işsizlik ise yüzde 16.9’dan yüzde 17.5’e çıkmıştır.

İşgücüne dâhil olmayanların nedenlerine göre dağılımına baktığımızda, iş bulduklarında iş yapmaya hazır olanların payının 2002’de yüzde 4.2 iken 2006 yılında yüzde 7.8’e çıktığını görmekteyiz. Aşağı yukarı ikiye katladığını görüyoruz.

TUİK’in açıkladığı resmi işsizlik rakamlarının hesabında dikkate alınan iş gücüne katılma oranı önem taşımaktadır. İş gücüne katılma oranının bir puan düşük alınması, otomatik olarak işsiz sayısını yaklaşık 525 bin civarında daha az göstermektedir. 2006 yılı sonunda yüzde 48 olarak alınan iş gücüne katılma oranına göre işsiz sayımız 2 milyon 446 bindir. Bu işsiz sayısını 1980 yılındaki iş gücüne katılma oranımızı esas aldığımızda  10 milyon 169 bin olarak, 2000 yılındaki iş gücüne katılma oranını esas aldığımızda 6 milyon 191 bin olarak, AB ortalamasındaki iş gücüne katılma oranını esas aldığımızda da 14 milyon 354 bin olarak hesaplamaktayız.

Görüldüğü gibi iş gücüne katılma oranının yıllardır azaltılarak bugüne kadar geldiğini görmekteyiz. Yapmamız gereken gerçeği saklamaya yönelik rakam oyunlarını bir kenara bırakıp, işsizliğin gerçek boyutunu doğru tespit etmek ve sorunu çözmeye yönelik acil önlemleri bir an önce devreye sokmaktır.

Değerli Başkan, Değerli Bakan; kayıt dışı istihdamın çok önemli olduğunu biliyoruz. Şu anda yaklaşık resmî istihdam rakamlarımızın 11 milyonunun kayıt dışı olduğunu görüyoruz ve bu kayıt dışı rakamın tarım kesimini bir tarafa bırakırsak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, tamamlarsanız…

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

…5 milyon 619 bininin tarım dışında olduğunu görüyoruz. Önümüzdeki günlerde Sayın Bakan da ifade ettiler, Sosyal Güvenlik Yasasını tartışacağız. Dolayısıyla, bizi içine düştüğümüz bazı yükler yanlış yollara sevk etmemeli, değişik seçenekleri de düşünmemiz gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bu 5 milyon 619 bin kişinin yarısını kayıt altına almayı başarabildiğimiz takdirde bugün hazineden SSK’ya yapılan transferin 8 ile 10 milyar YTL tutarındaki kısmını bununla karşılayabileceğiz. Bunu da afaki bir rakam olarak söylemiyorum. Şu anda 9 milyon iştirakçiden SSK’nin topladığı prim gelirleri belli. Dolayısıyla, yaklaşık 3 milyon kayıt dışını kayıt altına alabildiğimizde bu 10 milyar YTL’ye ulaştığımızı göreceğiz.

Ben sabrınız için teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

Sayın Yüksel, buyurun.

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, değerli bürokratlarımız, Plan ve Bütçenin değerli komisyon üyesi milletvekili arkadaşlarım, değerli basın mensupları; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız yükü oldukça ağır ve Sayın Bakanımızın konuşma metni de gördüğümüz gibi 38-40 sayfaya kadar gidebilen bir metin, daha da uzatılabilir ve oldukça yoğun bir konuşma dönemi geçti. Biz burada sosyal güvenlik alanında Bakanlığımızın almış olduğu radikal kararlardan dolayı Bakanlığımız ve personeline ayrıca teşekkür ediyoruz. Tabii, her şeyin bir anda  düzeltilmesi mümkün değildir. Zira, yıllarca büyük bir güç olarak kullanılan Sosyal Güvenlik Kurumu çok erken yaşta yapılan emekliler sayesinde büyük bir yük getirmiş bütçemize ve devletimizin sırtında sanki önemli bir kambur hâline gelmiş, açıkların giderilmesinde kullanılan bir fon hâline gelmiştir. Bu yanlış uygulamadan dönüp toplumumuzun bütün kesimini kucaklayan hâle gelebilmek için oldukça sıkıntılı günler geçiren ülkemizde geçtiğimiz yıllarda Sosyal Güvenlik Kurumu bir çatı altında toplanmış ve BAĞ-KUR, SSK, Emekli Sandığı arasındaki farklılık, ayrıcalık ortadan bir nebze olsun kaldırılmıştır. Şu anda bilhassa sağlık hizmetleri konusunda yapılan yeni uygulamalar da vatandaşımız tarafından takdirle karşılanmaktadır. Çünkü, sosyal devlet olmanın en büyük özelliklerinden bir tanesi de mutlaka Sosyal Güvenlik Kurumunun bütün toplumu kapsayan, onları kucaklayan bir özelliğe sahip olmasıdır. Sosyal güvenlik ve sağlık sisteminin getirdiği yükler bütçemizi zorlayan en önemli kalemlerdendir. Fakat, devletin yüklenmesi gereken de en meşru, en hayırlı, en öncelikli görevinin vatandaşlarımızın zor gününde, yaşlılığında ve hastalığında yanında olmasıdır.

Sosyal güvenlik sistemi devlet ile vatandaş arasındaki en önemli bağdır. Bu nedenle iki noktanın altını çizmek istiyorum. Birincisi sosyal güvenlik sistemimiz kadın, erkek, çocuk, bütün vatandaşlarımızı kapsayacak duruma getirilmeli, bu hedefe odaklandığımızda aktüeryal sorun çıkması gayet tabiidir. Devletin yeri, görevi burada ortaya çıkmaktadır. Önümüzdeki on yıl içinde devlet desteğinin sürmesini doğal karşılamamız gerekir. Çünkü, Türkiye’de iş gücü katılım oranı yüzde 48 civarındadır. Bu oran AB ülkelerinde ise yüzde 70 civarındadır. Göç, eğitim, tarım kesimindeki çalışanların oranı ve sayısının yüksek olması bu konuda ülkemizin diğer gelişmiş ülkeler gibi kamu desteği olmadan toplumun tamamını kapsaması imkânsız gibidir. Vatandaşlarımızın tamamını sosyal güvenlik şemsiyesi altına almadan kalkınmadan refah devletinden söz edemeyiz. Sosyal devlet anlayışının en temel unsuru burada yatmaktadır.

Bir de erken emekliliğe mutlaka son verilmelidir ki, yeni uygulamalar bunu göstermektedir. Erken emekliliğe son verirken de kademeli bir geçiş yapılmalıdır. İsveç ya da Danimarka gibi ülkeler ölçü alınmamalıdır.

Diğer önemli noktalara gelince, herhangi bir nedenden dolayı sigorta olmamış ya da primlerini aksatanların gerekli bedeli tazminiyle birlikte, faiziyle birlikte ödemelerine mutlaka kolaylık getirilmelidir. Bu konuda ödenecek ceza faizi belli bir kritere bağlanmalıdır.

Fakir Fukara Fonuna yapılan destekler hem insanların siyasi olarak istismarına açıktır hem de bağımlılık kültürü yaratan sosyal dokuyu yaralayan bir yönü vardır. Fakir Fukara Fonu önüne insanların gelmemesi, birikmemesi için tedbirler alınmalıdır. Bu tedbir sosyal güvenlik sistemidir. Fakir Fukara Fonu sosyal güvenlik şemsiyesinin genişlemesinde kullanılmalı, sosyal güvenlik sistemine paralel olarak büyütülen fakir fukara fonları hem toplumları hem de bireylere saygınlık kazandırmamaktadır. Sosyal güvenlik sistemi özürlülere ve çocuklara karşılıksız hizmet ve destek verebilmelidir.

Sosyal güvenlik sisteminin kaynakları uzun yıllar bütçe açıklarının finansmanında kullanıldı, düşük faizlerle değerlendirildi, yüksek enflasyon toplanan primleri eritti. Sosyal güvenlik sistemi kaynakları şu anda açık, şeffaf biçimde ulusal ve uluslararası piyasalarda işletilebilmelidir, bağımsız fonlar şeklinde değerlendirilmelidir. Emekli kesimi ve emekliliği yaklaşmış olan vatandaşlarımızı tedirgin eden en önemli konulardan birisi çalışan emekliden kesilen sosyal destek primidir. Emekli maaşlarının çok düşük olduğunu kabul etmek zorundayız ve en çok genç yaşta erken emekli olan binlerce insanımız var. Son dönemlerde daha önceki dönemlere göre almış olunan emekli maaşları ikiye, üçe katlasa da yine de içinde bulunduğumuz şartlar içerisinde bu insanlarımız için yeterli gelmemektedir. Bunlar emekli oldukları hâlde çalışmak zorunda olan insanlarımız genç yaşta genellikle çalıştığı yerlerde düşük ücret almaktadırlar. Emekli olup da çalışmakta olanlardan kesilen destek primi makul düzeyde yeniden düzenlenmelidir.

Yine, işsizlikle ilgili konuya geldiğimizde, Avrupa ülkelerine göre en genç nüfusa sahip olmamız  bizlere önemli bir ve aynı zamanda zor görevler veriyor. Her yıl mevcut işsiz nüfusumuza 1 milyona yakın yeni iş arayanlar ilave olmaktadır. Buna rağmen yıllık işsizlik oranı ise yüzde 8 ile 10 arasında gidip gelmektedir. Bu da gösteriyor ki, işsizlik oranını aşağılara çekebilmek için yeni yatırım, üretim ve istihdam alanlarının yaratılması, istihdamı, üretimi teşvik eden, onlara yönelik yatırımların teşvik edilmesi, desteklenmesi hedeflenmelidir. Uluslararası rekabette üreterek ihracat yapan sanayicilerimizin ayakta kalabilmeleri, işletmelerinin hayatiyetlerine devam edebilmeleri için bir şekilde istihdamın üzerindeki yükler hafifletilmelidir.

50 ve üzerinde işçi çalıştıran işletmelerimizde zorunlu çalışanlar, çalıştırılması gereken avukat, doktor ve benzeri gibi personeller, ayrıca ilave bir yük getirmekte ve bu şikâyetlerin giderilmesi konusunda da sanayicilerimiz için küçük de olsa olumlu bir gelişme beklenmektedir.

Değerli Başkanım, Değerli Bakanım; yine Sosyal Güvenlik Kurumu içinde bulunduğumuz dünyada insanlarını en zor günlerinde kucaklayan bir kurum olmakla zor görevler ifa etmektedir. Bu anlamda karşılaştıkları zorlukları aşabilmeleri için hep kendilerine her konuda destek vermemiz, çalışanlarının gece gündüz yapmış olduğu mücadelede başta Sayın Bakanımız olmak üzere bütün bürokratlarımızı bu konuda canı gönülden destek veriyoruz ve önümüzdeki dönemde sosyal güvenlik yasası çıkması konusunda da yine bu desteğimiz devam edecektir.

Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, sevgi ve saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Yüksel’e teşekkür ediyoruz.

Sayın Günal, buyurun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, Sosyal Güvenlik Kurumunun sayın başkanı, değerli bürokratlar ve basınımızın değerli mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Daha önceki günkü görüşmemizde Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi konuşulurken bir şeyden bahsetmiştim  “Sayın Bakan icracı bir bakanlık gibi konuşuyor.” diye. Bugün Sayın Bakanın konuşması maalesef belki de çok uzun olduğu için asıl önemli yere geldik, galiba süre bitti. Asıl istihdam kısmı, işsizlik kısmı, onunla mücadele kısmına günümüzün asıl konusu olması gereken kısma değinemedik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. Biraz uygulanan projeler gerçekten önemli. Tabii, bu ülkemizin en önemli meselelerinden birisi. Üzerinde popülist söylemlerle ve bir polemik anlayışıyla çözülebilecek bir şey değil, onu biliyoruz. Ama, müsaade ederseniz bu sorunun çözümünün çok zor olduğunu da biliyoruz. Ama, sorunu açıkça tartışmadan, yani, sadece kanun yaparak çözebileceğiz gibi algılamak da doğru değil. Ben bu rakamsal bazı değerlendirmelere girmeden önce bu sorunun ciddiyeti konusunda Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanımız Sayın Eyidemir’in geçen sene bu vakitler yaptığı bir değerlendirme var TİSK’in seminerinde. Kendisi sorunun çözümünün bütün tarafları içerdiğini, işçiyi, işverenle  devleti ve mükemmel bir çözüm olmayacağını söylüyor ve konuşmasını bitirirken diyor ki: “Arkadaşlar bir tarım arazisini iskana açacağımız zaman herkes oradan yol geçmesini ister, ama, herkes kendi tarlasından geçmesini istemez. O yolu ister, ama, kendi tarlasından geçmesini istemez. Yani, bütün kesimlerin katlanması gereken fedakârlıklar vardır.” der. Ama, benim de uygulamadan bildiğim bir şey var. Eğer kamulaştırma yaparken siz gelip vatandaşa o yolun önemini anlatırsanız veya o geçen yolun birinin tarlasına geldiği zaman U yaptırmadan, dümdüz, olması gerektiği gibi geçirirseniz ve herkes de bilirse ki bu güzergâhtan başka bir alternatif yoktur, o zaman kanunun kestiği parmak acımaz der. Dolayısıyla, burada önce tabloyu net olarak ortaya koyup çözümü üzerine hep beraber odaklanmamız lazım. Kanunun değişen, daha doğrusu geri gönderilen maddelerinde de zaten bu tip uzlaşmazlıklar olduğunu ve şimdi sevinerek görüyoruz ki bütün sivil toplum kuruluşlarıyla ve diğer ilgili kesimlerle görüşülerek ve Meclis Başkanlığımızla diğer kanunlarda da böyle bir şey olacağını önceki haftaki görüşmelerimizde bize iletti. Böyle bir sürece girileceği görülüyor.

Şimdi, burada az önce söylediğim gibi diğer rakamlarda olduğu gibi hemen biz şunu yaptık, bunu… Bu sorun duruyor ve kendi verdikleri rakamlara baktığımız zaman da görülüyor. Ben kendim söylemeden birkaç tane 2008 yılı programından birkaç tane de yine sizlerin bize sunduğu konuşma metninin içerisinde geçen birkaç hususa dikkat çekmek istiyorum. Sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilgili mevcut durumu anlatırken 2008 yılı programının 63’üncü sayfasında şöyle deniliyor: “1999 yılında başlatılan sosyal güvenlik reformu sonrasında 2000 yılında düşen ve izleyen yıllarda yeniden artış trendine giren sosyal güvenlik kuruluşlarına yönelik bütçe transferlerinin yurt içi hasılaya oranının 2007 yılında yüzde 5,13 seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir.” Bu oranın bir önceki yıla göre gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 1,16’sı oranında artmasında 2006 yılında SSK ve Bağ-Kur prim borçlarının yeniden yapılandırılması sonucu elde edilen gelirlerin düşmeye başlaması ve yeniden yapılandırmadan yararlanan kişilerin emekli olmaları sonucu sigorta giderlerinin artması ve emekli aylıklarına yapılan ödemeler diye devam ediyor. Yani, şu anda durumumuz iyiye değil kötüye doğru rakamsal olarak gidiyor. Mevcut durumda bunu görüyoruz. Yine GSMH’ye oranlara baktığımız zaman da mutlak rakamlara baktığımız zaman da önümüzdeki yılda –ki, üç yıllık bütçeler yapıyoruz- çok da şu anda sorun çözülüyor gibi gözükmüyor.

Yine, Sayın Bakanın konuşmasında burada rakamlar çok net şekilde açıklar devam ediyor. 2008’de 28,8 olarak ki, bütçe transferleri açısından 37, oradaki artış daha da fazla. Dolayısıyla bu soruna bizim bir çözüm bulmamız gerekiyor. Tabii bu aktüeryal denge, uzun yapısal dönüşümler, ama, bir tarafta da başta söylediğim gibi, sosyal güvenliğin dışında çalışma kısmı var Bakanlığımızın. Yani, istihdamın artırılmasına ilişkin işsizliğin azaltılmasına ilişkin bazı önlemlerin alınması gerekiyor. Neden? Çünkü, aktif-pasif oranına baktığımız zaman 2,04’ten 1,99’a düştüğünü, yani, aktifteki artışın çok fazla olmadığını görüyoruz. Nasıl yapacağız? Aktif iş gücü programlarıyla diyoruz. Bunu artırabilmemiz için de işsizlikle mücadele stratejisinin çok daha geniş katılımlı bir şekilde ve bütün kesimleri içeren şekilde, istihdamı artıracak şekilde uygulanması gerekiyor. İstihdamla ilgili başlıkta şimdi biz söylediğimiz zaman değerli komisyon üyesi iktidara mensup arkadaşlarımız hemen kızıyorlar. Dolayısıyla yine konuşmadan okuyayım isterseniz: “Bildiğimiz gibi, bu sorun, istihdam -işsizlik sorunu yani- ülkeleri ve toplumları yalnız ekonomik değil siyasal ve sosyal olarak da olumsuz etkilemektedir. Sürekli değişen iş gücü piyasası koşulları karşısında işsizliğin giderek artması ve ülkeler ekonomik olarak büyürken bunun istihdama tam yansımaması toplumsal huzursuzluklara da davetiye çıkarmaktadır. Geliyoruz Türkiye kısmına. Ülkemizde işsizlik her yıl iş gücüne eklenen on binlerce gencimizin istihdamının güçlüğü, küresel sorunlar, geçiş ekonomisi olmaktan kaynaklanan sorunlar ve iş gücünün mesleki yeterliliğinin düşük olması gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır.” Alttaki paragrafta “Bilindiği üzere, 2003’ten beri etkileyici bir ekonomik büyüme gerçekleştirmiştir Türkiye, ortalama yüzde 6-7 seviyelerinde bir ekonomik büyüme yakalanmıştır. Ancak, bu büyümenin istihdama yansıması nispeten zayıf kalmıştır.” Değerli arkadaşlarım, biz söylediğimiz zaman hemen karşı… Bu bir tespit. Tabii ki zaten istihdam yaratmayan büyüme dediğimiz şey de bu. Çözümü ne? Yine Sayın Bakanımız konuşma metninde bu bölümün son paragrafında söylüyor. İşsizlik sorununu aşmak için hükümetimiz ekonomi politikasının temeline ekonomik büyümenin yanı sıra büyümenin istihdama yansımasını sağlayacak istihdam odaklı büyümeyi koymuştur. Bu ne demek? Eğer biz istihdamda sıkıntı yaşıyoruz, işsizliği azaltmada sıkıntı yaşıyoruz. Biz bunu tespit olarak söylüyoruz  değerli arkadaşlarım. Şimdi peki bunu nasıl önleyeceğiz? Önümüzde aktif iş gücü politikaları diyoruz. Neleri içerdiğini de Sayın Bakanımız konuşmasında ana başlık olarak söyledi, ama, sadece hedef olarak bu yeniden yapılandırma projesinin başladığını ve burada temel hedeflerini sıralayabildi. Biz yine az önce söylediğim çerçevede yapıcı muhalefet anlayışı, ülkemizin temel meselesinde önemli olan polemik yapmak değil, temel çözüm önerilerimizi de bu çerçevede paylaşmak istiyorum. Ama, burada bazı somut şeyleri demin Sayın Aydemir’in konuşmasında söylediğim gibi, anlatmamız gerekiyor. Bu bir fedakârlık ve yük paylaşımı olmak zorunda. Bazı kesimlere daha fazla yük binecek, bazılarına daha az yük binecek. Aksi takdirde bu ortamda bu açıkları azaltmamız göründüğü gibi mümkün değil.  Her yıl artarak devam ediyor.

Çözüm önerilerine geçmeden önce bir tespitimi daha paylaşmak istiyorum. Daha önceki bakanlıkların bütçesi görüşülürken konuşmuştuk. Özellikle kamu net borç stokunun hesaplanmasında düşülen işsizlik fonu varlıkları vardır. Burada bakıyoruz, yapılan ödeme 1,3; 251 küsur neyse, 2002’den bu tarafa toplam varlık 29,4 civarında, yanlış hatırlamıyorsam, konuşma metninizde de var. Bu amaca uygun olarak kullanılması için bir şeyler yapılması gerekiyor Sayın Bakanım. Dolayısıyla, bunun, az önce bahsettiğimiz aktif iş gücü programlarında mademki işsizlik fonu olarak ödemede sıkıntımız var, birtakım mevzuatları tespit etmede veya başvurularda, bu fonun bizim kamu net borç stokunu düşük göstermek için, oraya dahil etmek yerine amaca uygun olarak kullanılması özellikle de az önce iş gücünün mesleki yeterliliğinin olmadığını söyledik, temel sorunlardan bir tanesi. O zaman, bunların mesleki yeterliliğini artıracak birtakım projelere İŞKUR aracılığıyla veya Bakanlık aracılığıyla topyekûn bir istihdam projesi olarak asıl bu iş ekonomiden sorumlu bakanlardan ziyade işin politikasını ve felsefesini oluşturma kısmı, tüm kesimlerle bunu birlikte yapma kısmı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımıza düşüyor diye düşünüyorum. Bu çerçevede bizim mesleki eğitimle beraber YÖK ile Yüksek Öğretim Kurumlarının programlarının birleştirilmesi ve sanayi-üniversite işbirliğiyle beraber sanayiye ara eleman yetiştir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, aktif iş gücü politikaları dedik. Bu çerçevede eğitim sistemiyle iş gücü piyasası arasında az önce söylediğim anlamda ciddi bir işbirliğinin oluşması gerekiyor. Burada da hep söylediğimiz üniversite-sanayi işbirliği sadece üniversitenin orada proje açması değil, mesleki eğitime yönelik eğitim programlarında da bunları ara eleman yetiştirmeye yönelik olarak yeniden iki yıllıkların gerekirse dört yıllık fakültelere dönüştürülmesiyle yüksekokullara bir düzenleme yapılması gerekiyor. Artı, bunun dışında, değerli arkadaşlarım, asıl iş gücüne ilişkin olarak da mesleki eğitim beceri İŞKUR’un bazı projelerinin olduğunu biliyoruz, ama, bunlar yeterli gelmiyor. Az önce bahsetmiş olduğum, yaklaşık elimizde 29 milyar YTL’lik bir fon var. Bunun gerekirse kanun değişikliği yapılarak iş gücünün niteliğinin artırılması ve aktif politikaların desteklenmesi konusunda harcanması gerektiğini düşünüyorum. Artı, yoksulluktan en fazla etkilenen kesim eğitim düzeyi düşük, daha çok tarım ve ormancılıkla uğraşan veya kendi hesabına veya yevmiyeli işçi olarak çalışan kesim. Bunlar için yine özel, tarım dışı sektörlerde de istihdam edilmelerini sağlayacak mesleki beceri, eğitim kurslarının düzenlenmesi ve en önemlisi de şu anda gündemimizde olan gazilerin, şehit ailelerinin terörle mücadele ederken mağdur ve malul olanların –ki, özürlülerle ilgili az önce Sayın Bakan bazı projelerden bahsetti, onları da dahil ederek- özellikle işe yerleştirilmelerinde ve üretime katkıda bulunmalarında fayda sağlayacak projelerle desteklenmesi gerektiğine inanıyorum ve bu duygu ve düşüncelerle… Bu konu çok derin, ama, bu konunun özellikle bütün kesimlerle paylaşılarak muhalefetle, iktidarla, işverenle, işçiyle birlikte kanun tasarılarının tartışılarak Türkiye’nin geleceğinde önemli bir sorunu çözebilmek için hep beraber işbirliği içerisinde olması gerektiğini düşünüyorum.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum, bütçemiz hayırlı uğurlu olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli üyeler, değerli bürokratlar, değerli basın mensupları; bugün gerçekten önemli, ama, ülkemizde 70 milyon insanımızı çok yakından ilgilendiren sağlık ve sosyal güvenlik sistemi üzerinde görüşme yapıyoruz. Bu konuda düşünce ve kaygılarımızı ortaya koyarken gerçekten ülkenin sorunu, hepimizin sorunu olan bu konuda objektif verileri ortaya koyarak birtakım stratejik planlama ve önümüze gelecek sosyal güvenlik reformu konusunda da şimdiden herkesin kafasının biraz daha açık olmasının gereği olduğunu düşünüyorum. Sosyal güvenlik reformu kapsamına girmeden önce bir gerçeğin altını çizmek istiyorum. Devletin özelleştiremeyeceği en önemli iki alan vardır: Birisi sağlıktır, birisi de eğitimdir. Devletin sosyal güvenlikte katkısını esirgemeyeceği ve özelleştiremeyeceği en önemli alanlardan birisi yine sosyal güvenliktir, yine sağlıktır. Zaten, Anayasa’mız bu konuda 60’ıncı maddeyle sosyal güvenlik bakımından korumayı yine 61 ve 62’nci maddelerde de gerekli tedbirlerin alınması gerektiği yükümlüğünü ortaya koymuştur. Biraz geçmişe döndüğümüz zaman -değerli bürokratlar hepsi çalışmaların içindedir, bilirler- ülkemizdeki cari açık, borçlanma yükleri konuşulduğu zaman hemen sosyal güvenlik açığı büyük ölçüde öne çıkıyor. Tabii, sosyal güvenlik açığıyla beraber batık bankaların açıklarını da konuşmakta yarar var, geçen yıllar içinde. Bir taraftan SSK, bir taraftan Bağ-Kur, bir taraftan Emekli Sandığı, bir taraftan devlet hastaneleri, bir taraftan SSK hastaneleri, bir taraftan her birisinden ayrı ayrı uygulamalar, bürokrasi ve korkunç bir israf, korkunç bir denetimsizlik ve arkadaşlarımız değindi, haksız emeklilikler, maaş almalar. Evet, böylesi bir durumda bu gerçekleri görerek, yani, ülkemizin Avrupa Birliği reformları özellikle de ekonomik-sosyal alandaki başlıklar, ön müzakereler de dikkate alındığında Türkiye’nin bir istikrara kavuşması, ekonomik olarak bir raya oturabilmesi için önümüzdeki süreçte sosyal güvenlik reformu bakımından ne yapabiliriz, bürokrasiyi nasıl azaltabiliriz, dağınık bakanlıkları teke nasıl düşürebiliriz. Sağlığı, emekliliği, sosyal güvenliği üç ara başlıkta nasıl merkezileştirebiliriz, bürokrasimizi daha etkili ve yetkin gelişmiş alanlarına uygun nasıl geliştirebiliriz, e-devlet alanında elbette ki tek karttan projelere kadar ar-ge araştırmalarının en ciddi yapılacağı bu alanda nasıl çalışabiliriz?

Ben, gerçekten şunu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum. Biz, SSK primlerine ucuz kredi aracı olarak kullanmasaydık, adam gibi kullanabilseydik…  Kızacaksınız belki ama “adam” kelimesi ağzımızda alışkanlık oldu, bayanlar. İnsan gibi kullanabilseydik mi diyecektik. Gerçekten bunu tasarrufta değerlendirebilmiş olsaydık rakamlar bize şu an SSK’nın değil batık, 19 milyarın üzerinde bir parası olabileceğini gösteriyor. Şimdi, devlet garantör sıfatını ve bu yükümlülüğünü mutlak surette yerine getirmek zorunda. Zaten, Devlet Planlama Teşkilatının hazırlamış olduğu raporlarda bu sistemin neden açık verdiği, bu sistemin neden sağlıksız olduğu konusunda temel veriler var. Bu temel verilerin içine af uygulamaları, süper emeklilik, erken emeklilik sayabiliriz elbette ama bütün bunların içinde çöküşe getiren bu sebeplerde ben tabii ki 59 ve 60’ıncı Hükûmeti kalkıp burada sorumlu tutmak gibi bir insaf sınırlarını aşmak istemiyorum. Bu, önceki Hükûmetten son yirmi otuz yılın, yani, hepsinin ortaklaşa sorumluluğu ve ortaklaşa çözümü de ortak olmak zorundadır. Bu, ülkenin temel sorunu. Bu temel sorunu çözeceksek bir gerçeğin altını bir kere hepimiz kabul etmeliyiz ki, sosyal güvenlik özelleştirilemez. Sosyal güvenlik projelendirilirken özel hastaneler, özel dershaneler ve özel üniversiteler gibi kapı aralama dehşet sıkıntılara getirir bu ülkede bizleri. Yani, devlet bu alanda yükümlülüğünden kaçınmayacak ve özellikle bu sistemi kurarken bu sistemin özerk yapılandırılmasında çok çok dikkatli olması, onun anayasal sorumluluğu gereğidir. Sanıyorum, yeni anayasa taslağında da biraz bakabilme imkânım oldu. Ama, yeni anayasa taslağında daraltılmış bir sosyal hukuk devletiyle de karşılaşsak bile bu sosyal güvenlik problemini hiçbir şekilde gidermiyor. Kayıt dışı ekonomide özellikle 12-13 milyon civarında sigortalı edilmeyen, prim ödeyemeyen ve bu açığın da yüzde 20 kadarının da sağlık güvencesi altında olmadığı dikkate alınacak olursa biraz daha bu kayıt dışılık konusunda ciddi bir denetimin yapılması ve kaynak artırımı yoluna hem gidilmesi hem kayıt dışı kalanların sağlık problemlerinin çözülmesi, farklı kaynaklardan, yeşil karttan en kısacası bunun karşılanmaması yoluna gidilmesi doğru olacaktır. Şu anda tabii ki benim de kafam karışıyor. Sayın Şimşek diyordu ki, ekim ayında sosyal güvenlik reformunu getireceğiz. Ekim gitti, kasımdayız şu an. Sayın Bakan aralık başında açıklamaları oldu sosyal güvenlik reformunu Meclise getireceğiz şeklinde. Sanıyorum, Anayasa’nın iptal kararı vermesinden sonra o altı aylık süre olayı da dikkate alınarak biraz da seçim ortamına denk geldi, ama, bu sefer de yerel seçimlere denk gelecek. İnşallah ona kurban gitmeden 2008’de bu sosyal güvenlik reformunun örgütlenmesini bir bakanlık bünyesine alabildiği genel sağlık sigortasını bir genel müdürlük, emeklilik sigortasını yine bir merkezî yapı, sosyal hizmet ve yardımlarını da merkezîleştirdiği bir noktaya getirdiği bir çalışma içinde olunacak. Bizler böylesi bir sosyal güvenlik reformunda emekçilerin ve çalışanların, memurların ve işçilerin hak kaybına uğramamak kaydıyla onların enflasyon, hayat pahalılığı, TÜFE karşısında zarar görmemeleri kaydıyla emekçi insanlarımızın kaldı ki 9 bin işgününe mahkûm edip 58-60 ve üstü yaş emeklilik sınırı da dayatıldıktan sonra 2025 yılı hedefli projesinde en azından mevcut emeklilerimizin daha da sosyal refahını azaltılmaması ve korunması için yapılacak çalışmalarda biz elimizden gelen desteği esirgemeyeceğiz. Çünkü, inanıyoruz ki, 17 milyon çalışanı olan ülkemizde işçisi, memuru, Bağ-Kurlusu ve bunların hepsi ne yazık ki hayat pahalılığı ve hele hele bugünlerde yapılan ekmek zammı, su zammı, petrol zammı, akaryakıt zammı, elektrik zammı, telefon zammı, artırılacak ÖTV’ler, artırılacak dolaylı vergiler karşısında bu proje hayata geçerken mutlak surette emek cephesini, çalışan insanları koruma konusundaki kararlılığımızı bu çalışmalar Mecliste görüşüldüğünde biz bunu ifade etmeye çalışacağız. Popülist olmadan hortumlanan  devlet kaynaklarına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - …sıkıntıya sokan çalışmalardan ders alarak ve Avrupa’daki standartları da dikkate alarak elbette ki aktüeryal hesaplar yapılırken bütçe hesapları açıklanırken bütün günahını da emekçilerin sırtına yığmadan, gerçekten sağlıklı yapılacak bir çalışmada biz bu katkıyı sunmaya hazırız ve çok açık altını çizerek söylüyoruz ki, yakın zamanda aile koruma hekimliğinden tutun da kadının sağlık konusunda -çok farklı arkadaşlarımız anlattı- İŞKUR’un çalışmaları, işsizlik oranı ve tabii ki bizi dehşetle çarpan en yüksek işsizlik oranının 18-30 yaş arası olması. Yani, yeni okulunu bitiren gençler, üniversite mezunu işsizler ordusu, yani, askerliğini yeni bitirmiş, yeni ev kurmak, yeni hayat kurmak aşamasında olan insanlarımızın işsizliği o dehşet vericidir. Elbette ki, hesap yaparken devlet, devlet baba olduğunu unutmayacak. Bu alanda üçte 1 oranında katılım katkı payını esirgemeyecek bir yükümlülüğü olduğunun özellikle altını çizerek vurgulamak istiyoruz. Şimdiden bütçenin ve ileride Hükûmetin Meclise getireceği sosyal güvenlik reformunun inşallah uzlaşarak, konuşarak geçmesi de sağlanarak halkımıza, ülkemize hayırlı olacağını umuyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN- Teşekkür ederiz.

Sayın Hamzaçebi, buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, bürokrasinin çok değerli mensupları; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gibi çok önemli bir kurumun bütçesini görüşüyoruz. Doğal olarak, bu bütçe çerçevesinde sosyal güvenlik politikalarını ve sosyal devlet anlayışını değerlendirmek uygun olur diye düşünüyorum. Devletin sosyal vasfı, sosyal özelliği, sosyal güvenlik sistemleriyle ortaya çıkar. Sosyal güvenlik sisteminin genişliği ve bu sistemden yapılan ödemelerin yaygınlığı ölçüsünde sosyal devletin güçlü olup olmadığına ilişkin değerlendirmeler yapılabilir. Sosyal devlet, diğer adıyla refah devleti insanlığın çok önemli bir buluşu. Tarihi 17’nici yüzyıla kadar giden ulus devletin 20’nci yüzyılda geldiği aşama, vardığı nokta sosyal devlet olmuştur. Yani, diğer adıyla refah devleti olmuştur. Refah devleti ve ulus devlet de esasen karşılıklı etkileşim içerisinde olmuştur. Yani, sosyal güvenlik sistemlerinin varlığı, sosyal devletin güçlü olması ulus devleti güçlendiren bir olgu olmuştur. Bütün mensupların, o toplumun mensuplarının sadece ulusal konularda değil, savaş gibi veya büyük afetler gibi konularda değil, ama işsizlik gibi, güçsüzlük gibi, yaşamda karşılaşılan riskler gibi konularda da bir arada olması ulus devleti son derece güçlendirmiştir. Refah devleti, bugün geldiğimiz noktada hem ülkemizde hem de dünyada büyük bir krizin içerisindedir ve bu kriz daha çok finansal kriz olarak algılanmaktadır. Sosyal güvenlik sistemlerindeki dayanışma anlayışının gerektirdiği harcamalar bu sistemlerin sağladığı gelirler ve bu sistemlere Hükûmetlerin yapmış olduğu transferlerle kıyaslandığında harcamalarla gelirler arasında büyük bir açık ortaya çıkmaktadır. Bu açık 80’li yıllarda dünyada tartışılmaya başlanmış ve finansal kriz de ilk olarak bu yıllarda ortaya çıkmaya başlamıştır.

Biz bugün hâlâ bizim sosyal devlet anlayışımızı, sosyal güvenlik sistemimizi bu kriz veya sosyal güvenlik sisteminin açığı çerçevesinde tartışıyoruz. Gerçekte sosyal devletin krizi finansal krizin de çok ötesindedir. Henüz biz bunları toplum olarak tartışmaya başlamadık. Çünkü, finansal kriz diğerlerinden çok daha öncelikli bir hâle gelmiştir. 80’lerdeki finansal krizin uç göstermeye başlamasıyla birlikte onun ardından hemen sosyal devletle piyasa ekonomisini karşı karşıya getiren sosyal devletin yaptığı ödemelerle veya sosyal devletin vatandaşlara verdiği haklarla piyasa ekonomisinin erdemlerini karşı karşıya getiren, bunları karşılaştıran bir anlayış ortaya çıktı. Bir anda devletçi bir anlayış diyebiliriz. Bir yandan da buna karşılık liberal bir anlayış söz konusuydu. Bu, sosyal devletteki ideolojik krizi yarattı. Yani, sosyal devletin bu kadar geniş olmasına gerek yok. Piyasa her şeyi düzenleyebilir. Sosyal devletin harcamalarını azaltalım. Sosyal devletin harcamalarının azalması bireyi daha çok mutluluğa götürür. Sosyal devlet bireyi tembelleştirir, onun yaratıcılığını öldürür gibi bir anlayış ortaya konuldu sosyal devlete karşı. Öte yandan, sosyal devleti savunan anlayış da gelinen noktayı, varılan noktayı maksimum en iyi nokta, en optimal nokta olarak algılayıp onu muhafaza etmek buradan bir adım daha olsa geriye gitmemek gibi bir anlayışın içerisinde kaldı. Şu an geldiğimiz noktada sosyal devletin ulaştığı noktayı savunan anlayışla piyasa ekonomisini daha hâkim kılmaya çalışan, sosyal devleti zayıflatmaya çalışan bir anlayışın karşılıklı mücadelesini görüyoruz. Ancak, konuyu bu iki alternatif arasında esasen değerlendirmek, bu iki alternatife sıkışarak değerlendirmeyi de doğru bulmuyorum. Çünkü, ne gelinen nokta sosyal devlet açısından ideal bir noktadır ne de bugünkü tasarımlanan şekliyle hem Türkiye’de hem dünyada sosyal devlet bu şekliyle devam edebilme şansına sahiptir. Her iki halde de sosyal devleti yeniden tasarlamak gerekmektedir. Örnek vereceğim; bugünkü sosyal güvenlik sistemleri çalışanlar arasındaki bir sosyal dayanışmayı düzenlemektedir ve bugünkü sosyal güvenlik sistemlerinin temelinde bir dönemin tam istihdam toplumu vardı. 1970’lere kadar en ideal dönemini yaşamış olan tam istihdam toplumu 80’lerden sonra yoktur ve sosyal güvenlik sistemleri tam istihdam toplumunun, tam istihdam varsayımının çalışanlar arasındaki dayanışmasını esas almıştır. Bunun üzerine kurgulanmıştır. Şimdi, hem Türkiye’de hem dünyada uzun süren işsizlikler vardır. Uzun süren işsizlikler sosyal güvenlik sisteminin konusu değildir, sigortaladığı bir konu değildir. Bugünkü işsizlik sigortası uzun süreni işsizliğe karşı ne Türkiye’de ne dünyada bir çözüm sunmamaktadır. Bu, çok önemli bir olgudur. Yine, bir sosyal dışlanma konusu vardır. İşini kaybeden, işi olmayan bir kişi toplumdan dışlanmaktadır, toplumun hiçbir faaliyetine katılmamaktadır. Dışlanma çok önemli bir sorundur. Yine, sosyal güvenlik sistemleri bu dışlanmayı çözecek özelliklerle, araçlarla donatılmış değildir.

Yine sosyal güvenlik sisteminin içindeki sorunlardan bir örnek vermek istiyorum, hem Türkiye’de hem dünyada. Yaşlıların bağımlılık problemi. Yaşlı, sosyal güvenlik sisteminden bir emekli maaşı alıyor, ama, bir başkasının yardımını alamadan, o yardım olmaksızın yaşama şansına sahip değil. Sosyal güvenlik sistemi bu riski, bu problemi çözebilecek bir araca sahip değil veya bir yaşlının uygun çevrede yaşama hakkı, bir astım hastası Karadeniz’de emekli olmuş, doktor raporuna göre o iklimde yaşamaması gerekir, bir başka iklimde yaşaması gerekir. Bu, yine çağın önemli bir problemidir, sosyal güvenlik sistemi bunu çözebilecek bir araca sahip değildir, çünkü, bu sistem sadece çalışanlar arasındaki bir dayanışmayı düzenliyor. Bunu esas alıyor ve bu çalışanların zaman zaman işsiz kalmaları haline ilişkin birtakım araçlar öngörüyor. İşte, bir felsefi kriz de var. Aslında sadece finansal kriz değildir sosyal devletin hem Türkiye’de hem dünyada yaşadığı kriz. Bir finansal krizin ötesinde bir felsefi krizdir. Çalışanlarla çalışmayanları bir araya toplayacak yeni bir dayanışma anlayışı, yeni bir toplumsal sözleşme gerekiyor. Oysa, bizim bugün Türkiye’de tartıştığımız sosyal güvenlik sistemlerinin çok büyük bir açığı var. Bu açık sürekli bütçeden yapılan transferleri artırmaktadır. O halde buna bir önlem almak gerekmektedir. Biz yanlış bir varsayımla tartışıyoruz. Esasen sosyal güvenlik sistemlerine diğer ülkelerde yapılan transferleri dikkate alırsak, bizim ülkemizde halen yapılan transferlerin boyutunun çok da yüksek olmadığı ortaya çıkacaktır. Buradan sakın şu sonuca ulaştığım anlamı gelmesin: “Bırakalım bu sistem böyle devam etsin” şeklinde bir anlayışa sahip değilim. Bu sistem böyle devam ederse, ilerideki yükümlülüklerle mevcut gelirler kıyaslandığında bugünkünden çok daha derin bir finansal krizin içerisine bizim sosyal güvenlik sistemimiz girecektir. Ancak, tartıştığımız konuların, esas aldığımız sorunların çok sınırlı olduğunu söylemek için biraz bu geniş perspektifi çizme ihtiyacı duydum.

Değerli arkadaşlar, insan çalıştığı için değil, üyesi olduğu toplumun, vatandaşı olduğu ülkenin bir üyesi olduğu için her türlü ödemeye layıktır. Bir kere bu anlayışa gelmemiz lazım. Geçenlerde burada bir komisyon üyesi arkadaşımız bir değerlendirme yaptı, “devlet yardım yapmaz” şeklinde bir ifade kullandı. İlgili Sayın Bakan da “sosyal devlet yardım yapar” dedi üzerine basa basa. Sanıyorum, ilgili konuşan arkadaşımız, benim biraz önce ifade ettiğim görüşü söylemek istedi, onun düşüncesi nedir bilemiyorum ama.

GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Vatandaşlık geliri bağlamında.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, vatandaşlık geliri.

İnsan, içinde yaşadığı toplumun üyesi olduğu için, devlet ona bir ödeme yapmakla yükümlüdür. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi de bunu görür. Devlet yardım yapmıyor aslında vatandaşına. Devlet, o vatandaşına, yaşama hakkının karşılığı olarak bir ödeme yapmak zorundadır. Bunu uygulayan birçok ülke var. Bakın, vatandaşlık geliri, yaşam geliri, asgari gelir adı altında uygulayan birçok ülke var. Bir örnek vereceğim ben size: 1970’lerde Kanada’nın Quebec eyaletinde bir referandum yapılır Quebec’in bağımsızlığı yönünde. Referandumdan “hayır” oyu çıkar. Çünkü, vatandaşlar, Kanada’daki güçlü sosyal devletin vatandaşlara sağladığı haklardan vazgeçmek istemezler. Bağımsızlık halinde veya özerklik halinde, biz bu hakları elde edemeyiz endişesine kapılırlar ve o referandum reddedilir. Onun için, ben şimdi Hükûmete öneriyorum: Tüm işsizlere, tüm vatandaşlara bir vatandaşlık geliri. Tüm işsizlerden başlayabiliriz. Tüm vatandaşlık geliri işin ikinci aşamasıdır, ama, tüm işsizlere, böyle, Sosyal Güvenlik Kurumu aracılığıyla veya yeşil kart aracılığıyla falan değil, tüm işsizleri sosyal güvenlik şemsiyesi altına alarak, onlara bu toplumun üyesi olduğu için bir vatandaşlık gelirini ödemeliyiz. Sayın Bakanım, bunun hesabını yaptırın, inanın çok büyük bir rakam olmadığını bunun göreceksiniz. Sadece ödemenin aylık miktarına karar verilecektir. O aylık miktarın bugün asgari ücretin bir miktar altında dahi tespit edilecek olması halinde, bu ödemenin çok yüksek rakamlara ulaşmayacağını, bütçeye çok büyük yük getirmeyeceğini göreceksiniz. Bir genel değerlendirme yapmanızı ve bunu projeleriniz arasına almanızı ben ülke adına diliyorum.

Değerli arkadaşlar, gündemimizdeki acil sorunlara gelirsek, Türkiye’de tabii sosyal devlet neden tehlike altında? Sosyal devlet küreselleşme nedeniyle tehlike altında. Küreselleşme, sermaye hareketlerini serbest bırakıyor, her ülkenin sermaye için daha uygun yatırım ortamı yaratma arzusu, isteği, sermayenin o ülkelere gitmesine neden oluyor. Daha uygun yatırım ortamı, daha düşük vergiler, daha düşük sigorta prim oranları demektir. Yani, küreselleşme, bizatihi sosyal devleti yaralayan, onu tehlikeye atan bir sonucu beraberinde getiriyor. Bugün yükselen Asya ekonomilerinin rekabeti, oradaki ucuz işçilik, işte, dünyadaki emek gelirinin yükselmesinin önündeki en büyük engeldir. Dünyada yaratılan gelir içerisinde finansın payı yükseliyor, finans olağanüstü yükseliyor, sanayi ve hizmetler sektörünün payı çok ciddi bir artış içinde değil, ama sabit kalan veya azalan tek gelir emek geliri. Yani, sosyal güvenlik prim matrahı dünyada artmıyor, azalıyor. Sosyal güvenlik sisteminin finansal krize girmesinin nedenlerinden birisi de budur.

Bizdeki durumda budur. Şimdi, bizim sosyal güvenlik prim oranlarına baktığımızda, dünyadaki en yüksek oranlardan birine sahibiz. İstihdam vergileri olarak olayı toparlarsak, Gelir Vergisi artı sigorta primleri, işsizlik sigortası kesintisi, hepsini toplayalım, bunun imalat sanayinde bir işçi maliyetine oranı yüzde 42,7’dir. OECD içerisinde birinciyiz. Her bütçede hemen hemen bunu söylerim. Buna karşılık bizim topladığımız sosyal güvenlik prim hasılatının gayri safi yurt içi hasılaya oranı, en son rakamlar 2004 yılı OECD rakamlarını veriyorum, yüzde 7,5’tur. Avrupa Birliği ortalaması yüzde 12’lerdedir. Yani, hem çok yüksek prim oranlarına sahibiz hem topladığımız primin millî gelire oranı son derece düşük. Demek ki burada bir yanlışlık var. Prim oranlarını düşürmek zorundayız. KADİM projesini iyi niyetli, ama sonuç alacak bir proje olarak görmüyorum. İşte, hükümette istihdam vergileri konusunda çıkan tartışmayı da bu çerçevede değerlendirmek lazım. Bir Sayın Bakan “istihdam üzerindeki primi 5 puan indirelim” diyor, bir başka sayın bakan da “hayır, indiremeyiz, bütçemiz müsait değil diyor.”

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) -  O konu kapandı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Henüz kapanmış değil.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – İndirilmeden kapanmaz ki.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – 2008’i bekleyin demişti.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Eğer o şekilde kapandıysa, kapandı.

BAŞKAN – Evet, Akif Bey, bir toparlayalım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, efendim, indirmek zorundayız. İndirmek zorundayız ama, Sayın Bakan “bütçe imkânları izin vermiyor” diyor. Her ikisi de gerçek. İndirmek zorundayız. Hakikaten bütçe imkânları da izin vermiyor. Demek ki, kayıt dışını vergilemek zorundayız. Kayıt dışı, tabii, bugünden yarına hemen vergile, hemen prim oranını indir meselesi değildir. O kadar kolay bir iş değil, ama, bunun için gerçekten güçlü bir siyasal irade gerekiyor. Kayıt dışından destek almayan bir siyasi anlayış lazım. Ancak o hükûmetler, o siyasi iktidarlar kayıt dışını vergileyebilir. Bugün Türkiye’de bu iradeyi ben görmüyorum. Hükûmet bugüne kadar, hem 58’inci Hükûmet Programında, hem 60’ıncı Hükûmetin üç aylık eylem planında, kayıt dışını vergileme konusunda iddialı hedefler koymuş olmasına rağmen, bu konuya bir adım atmış değildir. Yani, denetim yaptık, 39 bin tane kayıt dışı işçi tespit ettik açıklamasını ben bu çerçevede elde edilmiş bir başarı olarak görmüyorum. On yıl önce de vergi denetimlerinin sonuçlarına bakın, sosyal güvenlik sisteminde yer alan denetim elemanlarının denetim sonuçlarına bakın,o miktarda kayıt dışı istihdamı tespit etmişlerdir, ölçü bu değildir. İş gücüne katılma oranı düşerken -bu Hükûmet döneminde düşmüştür- kayıt dışı istihdamdaki azalmayı, kayıt dışını önledik şeklinde sunmayı doğru bulmuyorum. Bakın, kadın işçide istihdama katılma oranı, iş gücüne katılma oranı olağanüstü düşüyor. Genelde zaten düşüyor. Bunun oranlarını çok verdik, tekrar rakama boğmak istemiyorum. O düşüyor. Çocuk işçilikte azalma yok, artış var ve işletmeler kayıt dışına yönelmiş. Küreselleşme karşısında rekabeti, küreselleşmenin yarattığı olumsuz rekabetten kurtulabilmek için buralara gidiyorlar. Büyümenin istihdam yaratma kapasitesine bakıyoruz, hükûmet övünüyor. Tabii ki, yüksek büyümeden biz de övünürüz. Son dört beş yılda ortalama yıllık büyüme  oranı 6,9’dur, ama istihdamdaki artışa bakıyoruz, 1,4’tür. Demek ki, büyümenin istihdam yaratma kapasitesi yüzde 20’dir. 89-2002 dönemine bakın, AKP öncesi dönem, uzun bir dönemi alıyorum, yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 3,2’dir, istihdam yaratma kapasitesi 1,4’tür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Popülizm yapılmış demek ki.

BAŞKAN – Toparlayalım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yani, o dönem büyüme yüzde 40 oranında istihdam yaratırken, bu Hükûmet döneminde yüzde 20 oranında istihdam yaratmıştır. Bunu sosyal güvenlik sisteminin bir sorunu olarak da görmemiz gerekir. İstihdam azalıyorsa, kayıt dışında bir azalma yok ise sosyal güvenlik sistemi çok büyük bir açmazla karşı karşıya demektir.

Değerli arkadaşlar, işsizlik sigortasının bir aylık faiz geliri bir yıllık giderini karşılayacak büyüklüktedir. Rakamlar ortada. Sadece faiz gelirini söylüyorum, tüm gelirlerini söylemiyorum. Bugün, işsizlik sigortası fon varlığı olağanüstü rakamlara ulaşmıştır. Fonun tüm gelirlerine kıyasla, yapılan ödemeler yüzde 4’ler düzeyindedir. Türkiye çok büyük bir işsizlik sorunuyla karşı karşıya. Bunu biraz daha açalım, musluğu gevşetelim, ama özellikle de işgücü verimliliğini artırmak için bu fonu kullanalım. İşini kaybeden insanın iş özelliklerini, meslek özelliklerini artırmak veya mesleği olmayan düz işçinin de meslek sahibi bir beceri olmasını sağlamak için bu fonu kullanalım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sözlerimi burada bitiriyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sağ olun, teşekkür ederiz.

Sayın Necdet Ünüvar.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) - Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının değerli bürokratları, değerli basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlıyorum.

Tabii, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı aslında önemi en yüksek bakanlıklardan birisi. Benden önce konuşan konuşmacı arkadaşlar da bunu değişik şekillerde vurguladılar. İstihdamla, işsizlik problemiyle birebir ilgilenen bir Bakanlık. Çalışma hayatı ve çalışma barışı yine bu bakanlığın uhdesinde. Sosyal güvenlik başlı başına bir konu. Aslında işçi sağlığı da -Sayın Bakanım konuşmasında vurguladı- son derece önemli bir konu. Bir de şimdi Mesleki Yeterlilik Kurumu var. Yani, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gerçekten, hem önemi hem de ilgi alanı itibariyle son derece geniş bir bakanlık. Sosyal politikalar tabii, toplumsal adaletin sağlanmasında, toplumsal barışın tesisinde son derece önemli bir Bakanlık, ama, ben Sayın Hamzaçebi’ye katılıyorum. İşin felsefesini konuşmak lazım, ama, yakıcı gerçekleri de bizim görmemiz gerekiyor. Yani, bugün yaşadığımız kayıt dışı çalışma, vergi yükünün ağır olması, hatta konuşulmayan aile içi ücret ödemesi, tarım sektöründe özellikle elden ödemeler veya sanayide elden ödemeler, bunlar, tabii, hepsi konuşulması ve çözüm bulunması gereken konular, ama şu gerçeği muhakkak görmemiz gerekiyor: Hani, malum, çok bilinmeyen bir fıkradır ama, konumuzla ilgili olduğu için bunu anlatmayı uygun görüyorum. Babasıyla oğlu lokantaya gitmiş, lokantanın girişinde “sen ye, torunun ödesin” şeklinde bir yazı görmüş. Ondan sonra rahat rahat yemişler. Bir müddet sonra çıkacakken, iyi günler deyip tam ayrılacakken, lokantanın sahibi demiş ki: “Beyefendi, hesap lütfen.” falan demiş. “Ne hesabı” demiş. “Hani burada öyle bir yazı var ya.” “Siz kendi yediğinizi değil, dedenizin yediğini ödeyeceksiniz” demiş.

Şimdi, bugün Sayın Çelik, dün Sayın Başesgioğlu, belki ondan önceki Sayın Bakan da, aslında, bir gerçeği görmemiz lazım, 1991 yılındaki yanlış sosyal güvenlik politikalarının bedelini ödüyor. Yani, o zaman erkeklerde emekliliğin 43’e, kadınlarda 38’e indirilmesi ki, son derece, yani, beklenen yaşam süresinin arttığı bir dönemde indirilmiş olması çok ağır bir yük yüklemiştir, bunu görmemiz lazım. Tabii, devlette devamlılık esastır. Yani, iyilerde de devamlılık, kötülerin izale edilmesinde de devamlılık esastır. Dolayısıyla, bizim bu yakıcı gerçekleri görüp, ona göre bir politika geliştirmemiz gerekiyor. Tabii, ülkemizin sadece, o 1991 yılındaki yanlış sosyal güvenlik politikası değil, ondan önceki süreçte de, yetişkin nüfusun istihdama yönlendirilmesi noktasında da birtakım problemleri olmuştur, ama, şu anda zannediyorum yine bir Sosyal Güvenlik Kurumu, Birol Beyden önceki Başkanımızın sunumunda, yanlış hatırlamıyorsam, 2023 yılında Türkiye’deki yaşlı nüfus, Avrupa’daki yaşlı nüfusla oransal olarak neredeyse eşit hale gelecek. Bu dönem, yani, şu içinde bulunduğumuz 2007-2008 yılı, aslında yetişkin nüfusun istihdam anlamında, aktif pasif oranı açısından uygun bir fırsat oluşturuyor, ama, biz o fırsatları değerlendirebilecek miyiz? Yatırım ortamının iyileştirilmesi -şüphesiz, Sayın Hamzaçebi’ye katılıyorum- SSK priminin makul seviyeye getirilmesi, insanların kaçırmayacakları bir vergi oranının belirlenmesi son derece önemli. Bütün bunlar, tabii, ülkemizde işgücü arzını artıracaktır. Yani, nüfusun çalışan nüfusa oranını şu anda üçte 1 gibi biliyorum ben. Avrupa’da yüzde 50 civarında. Bu iş gücü arzını artıracaktır. Bunları yapmamız lazım.

Tabii, bizim esasında İŞKUR’la ilgili de söylemem gereken bir şey var. Tabii, onlara birçok müracaat oluyor. İŞKUR’un çok yoğun bir şekilde çalıştığını biliyorum ama, özellikle, gerek belki o fonlar kullanılabilir mi bilmiyorum ama, insanların mesleki edindirme noktasında birazcık daha aktif olmasını bekliyorum, yani, biraz daha aktif olunabilir diye düşünüyorum. Çünkü, bir başka gerçek, 15 ila 19 yaş arasında gençlikte atalet diyebileceğimiz, yani, ne okuyan ne çalışan nüfus oranı gerçekten çok, OECD ülkesi ortalamalarının oldukça üstünde. Yine, bendeki bilgiler, bu oranın kadınlarda yüzde 44, erkek nüfusta yüzde 22 civarında olduğunu, OECD ortalamasının da yüzde 8 olduğunu biliyorum. Dolayısıyla, bizim o gençleri uygun mesleki eğitime yönlendirebilirsek, zannediyorum hem sanayin istediği kıvamda elemanı yetiştirmiş olacağız, onlara da iş bulacağız. Çünkü, devletin fonksiyonunu ben imkânla ihtiyaç arasındaki ilişkiyi doğru bir şekilde uygulaması, doğru bir şekilde tatbik etmesi olduğunu düşünüyorum. Belki İŞKUR buna benzer çalışmaları muhakkak yapıyordur, ama, böyle bir çalışma yapılıyorsa da bunu artırmak gerekir diye düşünüyorum.

Tabii, burada hep, dördüncü defadır bu Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşuyorum, mesleki eğitime yönlendirmemiz lazım. Meslek liselerinin mutlaka hem sayısını artırmamız lazım hem de sanayinin, ülkemizin ihtiyacı olan evsafta eleman yetiştirilmesi noktasında yönlendirmemiz lazım. Hatta, sadece onu değil, yükseköğrenimi de buna göre organize etmemiz lazım. Zira ülkemizde eğitim ile istihdam arasında da maalesef, Avrupa’dakinden daha farklı bir dengesizlik söz konusu. Yani, uygun eğitimi alıyor ama uygun istihdamı bulamıyor. Bu noktada da mutlaka çalışmak gerekiyor.

Ben, vaktimin elverdiğince, tabii, şüphesiz genel sağlık sigortası… Bir sağlıkçı olarak o konuya da girip, o konuda da görüşlerimi ifade etmem lazım. Bununla ilgili bir karmaşa söz konusuydu, ama, geçen 58’inci ve 59’uncu Hükûmet döneminde  o karmaşayı ortadan kaldırmaya yönelik bir sistematik çalışma yapıldı. Önce SSK hastaneleri, Sağlık Bakanlığı hastaneleri birleştirildi, daha sonra Sosyal Güvenlik Kurumu oluşturuldu, SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur gibi farklı, hem prim toplama hem hizmet sunma anlayışında olan kurumlar birleştirildi, ama, maalesef, tam istenildiği seviyede o kurumun kurumsal niteliğine henüz kavuşamadığını görüyoruz, ama, önümüzdeki dönemde, zannediyorum o yaşanan sıkıntılar da izale edilip, sağlık hizmetinin ve sosyal güvenlik hizmetinin uygun şekilde yapılacağını göreceğiz.

Tabii, Sosyal Güvenlik Kurumumuz gerçekten son derece önemli çalışmalar yapıyor. Öncelikle hizmetlerin kayıt altına alınması noktasında Medula sistemini getirdi ki, son derece önemli. Çünkü, herhangi bir hizmetin uygun bir şekilde denetlenebilmesi için mutlaka onun kayıt altına alınması gerekiyor. Yani, hem kayıt altına alınma hem de ona uygun denetim mekanizmasının geliştirilmesi, çağdaş sigortacılığın gereğidir, ama, ben, Sosyal Güvenlik Kurumunun birazcık daha sahayla birebir, hatta, Ankara’daki üst düzey bürokrasinin sahayla daha yakın çalışmasının uygun olduğunu düşünüyorum. Sağlık Bakanlığında Müsteşarlığım döneminde bir saha koordinatörlüğü sistemi getirmiştik, bundan oldukça verimli sonuçlar aldık. Sayın Sağlık Bakanımız da mutlaka belki bundan bahsedecektir ama, Sosyal Güvenlik Kurumunun da sahayla bu denli ilişkisini birazcık daha geliştirmesinin hem problemleri görme hem de problemleri çözme mantığını geliştirme açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

Tabii, Sağlıkta Dönüşüm Programında aile hekimliği ve genel sağlık sigortası son derece önemli. Sevk zinciri çok önemli, ama, burada şu gerçeği de görmemiz lazım işin felsefesini konuştuğumuz için. Düzce’de bunu yapmıştık Sağlık Bakanlığında. Sevk zinciri koyduk, ama, çok işlemedi. İşlememesinin sebebi, birinci basamakla ikinci basamak arasındaki çağdaş ülkelerdeki ileri, gelişmiş ülkelerdeki sistemin oranın olmaması. Yani, Türkiye’de birinci basamak sağlık hizmetleri maalesef yeterli değil. Hem sayı olarak hem de kalite olarak yeterli değil. Aile hekimliği sistemiyle, bu sayıyı ve kaliteyi artırmaya çalışıyor Sağlık Bakanlığı. Bunlar belli bir orana geldiği zaman, mutlaka uygun bir sevk zincirinin kurulması şarttır. Zira, insanlar hastalandıkça veya ihtiyaç duydukça hastanelere gidiyorsa, o zaman hem hastanelerin iş yükü artıyor hem de hastaların maliyeti artıyor. Çünkü, ikinci basamaktaki sağlık hizmetleri maliyeti birinci basamağa göre 4-5 kat daha yüksektir. Dolayısıyla bu da sağlık harcamalarını artırıyor, ama, aile hekimliği sistemi bütün ülkede uygulanır hale geldiği zaman, bu sevk zinciri de mutlaka gündeme gelecektir. Sadece kısıtlayalım dediğiniz zaman da kısıtlamak mümkün olmuyor. Çünkü, yanlış dizayn edilmiş bir tabloyu anında düzeltemiyorsunuz. Yani, bir ressam bile onu anında düzeltemeyebiliyor. Bunun da zaman içinde düzeleceğini düşünüyorum.

Tabii, bununla ilgili sağlık uygulama tebliği var, bütçe uygulama tebliği şeklinde uygulanıyordu ve Maliye Bakanlığının yayınladığı bir tebliğdi ve Sağlık Bakanlığı görüş alıyordu. SSK, Bağ-Kur başlangıçta bu sistemin içinde değildi. Daha sonra SSK ve Bağ-Kur sistemin içine girdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi Sosyal Güvenlik Kurumumuz sağlıkta uygulama tebliği yayınlıyor. Bu tebliğ de aslında bilimsel nitelikte, bilim adamlarından oluşan bir kurul ve Sosyal Güvenlik Kurumu, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı birlikte, üniversitelerden hocalarla birlikte hazırlanıyor, ama her zaman tam istenilen ölçüde, gerçekçi bir sağlıkta uygulama tebliği mümkün mü? Mümkün olmuyor. Çünkü, ihtiyaçlar artıyor, insanların talepleri artıyor, yeni teknolojiler gündeme geliyor ve bütün bunlar esnek bir uygulama modeliyle ve çağın gerektirdiği, günün gerektirdiği şartlara uygun şekilde uygulanıyor, ama sağlıkta uygulama tebliğinde, bildiğim kadarıyla son iki üç yıldır fiyatlarda herhangi bir güncelleme olmuyor. Zannediyorum bu 2008 yılı için bir güncelleme söz konusu olacaktır. Tabii, burada bir fark konusu da söz konusu. İnsanlar sağlık hizmetlerini kamu veya özel sektör eliyle alıyor. Kamuda da devlet hastaneleri var, üniversite hastaneleri var, bir de vakıf üniversite hastaneleri var, onları da kısmen kamu sınıfına sokabiliriz. Bir de özel sektör var, ama, insanları özel sektöre yönlendirdiğiniz zaman, özel sektörle kamunun hizmet anlayışında şüphesiz, en azından hizmetin getirisi anlamında birtakım farklılıklar var. Kamu, kâr amacı gütmeyen, gelen her hastaya bakmak durumunda, gerektiği zaman sevk etme noktasında en son, nihai çözüm bulabileceği hizmet alanları olması hasebiyle, birazcık daha kıt kaynaklarla daha verimli hizmet sunma mantığını ön plana çıkarıyor, ama özel sektörde şüphesiz, o verdiği hizmetin bir getirisinin de olması gibi bir durum söz konusu, ama bunun sınırsız bir fark alma şeklinde sunulması, kamu vicdanını da açıkçası çok tatmin etmiyor, kamu vicdanında da birtakım sevimsiz olayları yaşamamıza sebep oluyor. Onun için, özel sektörün bilhassa otelcilik hizmeti ve teknoloji gerektiren birtakım hizmetleriyle ilgili sınırlı bir fark almasını zannediyorum Sosyal Güvenlik Kurumu da çalışıyor. Bu fark almanın sınırsız olması, nihayetinde, o hizmeti alan insanların bir müddet sonra belki istediği sağlık hizmeti almasına yol açıyor olabilir, ama, o aldığı hizmetin karşılığını ödeme noktasında katastrofi diyebileceğimiz ciddi bir sıkıntıya girebiliyor. Tabii, bu da, başta siyasetçiler olmak üzere, toplumda yönetim kademesinde olan veya yönetim kademesinde olmayıp da toplumun problemleriyle kafa yoran insanları ciddi ölçüde sıkıntıya sokabiliyor. Dolayısıyla, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığımız özel sektörün vereceği hizmetlerle ilgili ciddi ölçüde çalışma yapıyor. Sağlık Bakanlığının yaptığı çalışmalarla da bu çalışmaları özdeş bir hale getirmeye çalışıyor. Uzun dönemde belki şöyle bir özet yapabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Sosyal Güvenlik Kurumu yıllar içerisinde biriken problemlere çözüm bulma noktasında gerçekten günün gerektirdiği bilgi birikimini en azami ölçüde kullanarak vatandaşımızın istediği sosyal güvenlik ve sağlık hizmetlerini alma noktasında ciddi ölçüde çalışıyor. Üniversitelerle, bilim adamlarıyla, kamu kurumlarıyla, özel sektörle birlikte çalışıyor, ama, burada sorumluluk belki Sosyal Güvenlik Kurumunda, ama herkesin üzerine düşeni en uygun şekilde, vatandaşlık bilincini asla kaybetmeden, sadece verdiği hizmetin mali karşılığını almak değil, aynı zamanda bu optimum, yani sunulan hizmetle alınan karşılık arasındaki optimum dengeyi sağlama noktasında azami sorumluluğu getirmesi gerektiği kanaatindeyim.

Ben, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünüvar’a.

Sayın Ayhan.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonun sayın üyeleri, kamunun değerli çalışanları ve kıymetli basın mensupları; hepinize saygılar sunarak sözlerime başlamak istiyorum.

Sosyal güvenlikle ilgili olarak Hükûmet hazırlıklı olduğu imajını ortaya koymaya çalışırken, hâlâ belirsizliklerin olduğu vakıadır. Bunun en belirgin örneğini 2008 yılı programında görmekteyiz. Burada, 2008 yılı yürürlüğe gireceği hedeflenen sosyal güvenlik reformuyla ilgili olarak yapılan çalışmaların devam etmesi nedeniyle, reform parametrelerinin tam olarak belirlenmemesi dolayısıyla, 2008 yılı finansman dengelerinin hazırlanmasında reformun etkilerinin dikkate alınmadığı belirtilmektedir. Sağlık harcamaları kapsamında sadece sosyal güvenlik kuruluşlarının sağlık harcamalarının dikkate alındığı da ifade edilmektedir.

Bir diğer husus, sosyal güvenlik kurumlarının gelir ve gider dengesine baktığımız zaman, 2006 yılında 17,7 milyar YTL iken, bu, 2007 yılında 26,5 milyar YTL’ye yükseleceği görülüyor. 2008 hedefi ise 28,8 milyar YTL, böyle hedefleniyor. Sosyal güvenlik kurumlarının gelir-gider farkı ise yurtiçi hasılanın 2006 yılında yüzde 3,1’inden yüzde 4’üne yükseliyor. Kanunun yürürlüğe girmesi halinde de bu açığın, yurt içi hasılanın içindeki payının daha da yükselmesinin kaçınılmaz olduğu da ifade ediliyor.

Sağlık harcamalarının kontrol altına alınamaması nedeniyle “seçim rüşveti” olarak addedilen yeşil kartlar da iptal edilmeye başlamıştır.

Bakanlık bütçesinde cari transferlerin önemli ölçüde artacağı da görülüyor. 2007 yılında cari transferlerin başlangıç ödeneğini ağustos sonu itibariyle 2,5 milyar YTL aştığını ve 2007 yılında 15,5 milyar YTL olan başlangıç ödeneğinin 28,9 milyar YTL’ye yükseleceği de görülüyor. Böyle bir yapının da izah edilmesi gerekir. Sosyal güvenlik sisteminin bugün geldiği nokta itibariyle ciddi bir reformun yürürlüğe konmasını gerektirdiği açıktır. Bugün 1,9 kişiye karşın SSK’da 1 kişi emekli maaşı almaktadır. Bu rakam Bağ-Kur’da 2,1, emekli sandığında 1,6’dır. Aktüerya dengesi iyi kurulamadığı zaman, bu işin sonunun çok iyi olmayacağı da açıktır.

Türkiye’de aktif-pasif oranı 1,9-2 düzeyindedir. Dışarıdan finansman ihtiyacı duymayacak bir sosyal güvenlik sisteminde bu oranın 4 düzeyinde olması gerekir. Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin finansman sorununun bir bölümü gelir azaltıcı, bir bölümünün de harcama artırıcı uygulamalardan kaynaklandığı ortadadır. Gelir azaltıcı etkenleri prime esas kazançların düşük gösterilmesi, prim tahsilat oranının düşüklüğü, af uygulayarak prim ödeme eğilimlerinin azalması, prim ödemeyenlerin gecikme cezalarına af uygulanması, kayıt dışı istihdam fazlası sayılabilir. Gider artırıcı etkenler ise, ortalama ömür beklentisindeki yükselme, aktüerya dengelerinin dikkate alınması, sağlık harcamalarının artışları, erken emeklilik olarak özetlenebilir.

Esasen, AKP, sosyal güvenlikle ilgili yasanın uygulamasını bir anlamda ertelemiştir, seçim öncesi yürürlüğe koyma cesaretini de gösterememiştir.

Kamu kesimi yapısal reformları tamamlamadan, kamu mali dengesinin orta ve uzun dönemde sürdürülebilir bir hâle gelmesi mümkün değildir.  Tabii ki bunun önemli bir unsuru sosyal güvenlik sisteminden kaynaklanmaktadır, kısa bir sürede çözülmesi de güçtür.

Mevcut sosyal güvenlik kurumlarının sorunlarının finansman, örgütlenme, yönetim ve altyapı sorunları olarak özetlenmesi mümkündür. Finansmanla ilgili sorunları, gider artırıcı ve gelir azaltıcı sorunlar olarak ayırabiliriz.

Örgütlenmede ise sosyal güvenlik alanında faaliyet gösteren çok sayıda farklı kurumun bulunmasıdır. Dağınık yapı koordinasyonun sağlanmasını güçleştirmektedir. Kişilerin hak ve yükümlülüklerinin farklılaştığı bir sosyal güvenlik sistemi maalesef ortaya çıkmıştır. Mevzuatın karışık olması, aşırı bürokrasi, kurumların etkin çalışmasını da engellemektedir.

Şimdi, istatistiklerin güvenilirliğinde birtakım problemler vardır. Yabancı çalışanlar ülkede önemli sayıya ulaşmıştır ve kayıt dışının azaltılmış olması mümkün gözükmemektedir.

Büyüme ile istihdam rakamlarını mukayese ettiğimizde -biraz önce de ifade edildi- bizim büyümenin istihdam yaratmadığı maalesef görülmektedir.

Sayın Bakan söyledi, işsizlik gençlerde daha çok diyor. Zaten problemin esası da burada, okumuşlarda, eğitim almışlarda da işsizlik oranı yüksek.

Bölgesel İstihdam Teşvik Projesi’nden bahsedildi. Bu konuda detaylı ne yapıldığı hususunda komisyonun bilgilendirilmesinde yarar olduğu kanaatindeyim.

İstihdam üzerindeki mali yüklerin azaltılması, çalışması esnasında özürlülerin sıkıntıya gireceği kanaatindeyim. Sayın Bakanın konuşmasında, kitapçığın, iş gücü piyasası, yapısal dönüşüm ve istihdamın geliştirilmesi, esasen özürlü istihdamı açısından sıkıntı doğuracaktır.

Şimdi, oradaki ifadelerden, iş yerinde hekim, iş güvenliği personeli çalıştırılması, sağlık birimleri kurulması yükümlülüğünün hafifletilmesi, bunları dikkate aldığımızda yapısal değişimin gerçekte ne anlama geldiğini çok açık ve net bir şekilde görmek mümkün olabilir.

Biraz önce ifade ettim, gelişmiş ülkelerde ve diğer ülkelerde büyüme ve istihdam artışına dikkat ettiğinizde, bizdeki büyümenin hakikaten sıkıntılı olduğunu görmekteyiz, istihdam açısından, istihdam yaratmamaktadır.

Vatandaşların geleceğinden emin olması ve yüksek standartlı bir hayat sürdürmesi için, bütün nüfusu kapsayacak şekilde nimet-külfet dengesinin esas alınmasını gerektirecek bir sigorta sistemi şart, herkesin kabullendiği bir hadise.

Yapılan düzenlemelerle içinden çıkılmaz hâle getirilen ve uygulaması sürekli ertelenen sosyal sigorta sistemi, hukuki boyutu itibariyle uygulanabilir, ilgili taraflarca kabul edilebilir ve mali boyutu itibariyle de sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Sosyal sigorta sisteminin bilgi teknolojileri altyapısı güçlendirilmeli, tam otomasyona geçilmeli, hak kaybını ve mükerrer yararlanmayı önlemeli, erişilebilir ve sürdürülebilir hizmet sunan bir yapı oluşturulmalıdır.

Sağlık hizmetlerinde ilaç ve tıbbi malzemelerin fiyatlandırılmasında, maliyet ve kalite kontrolünde Sosyal Güvenlik Kurulunun aktif rol üstlenmesi de sağlanmalıdır.

Emeklilik Sigortası Kurumu, aktüeryal denge içinde etkili ve özerk bir yapıda yönetilmelidir. Fon yönetimi etkinleştirilmeli, herkes sisteme katkısı ölçüsünde emekli aylığı almalı ve emeklilerin artan refahtan pay alması da sağlanmalıdır.

Sigortasız çalışma ve çalıştırma önlenerek aktif sigortalı sayısı artırılmalı, bu suretle hem emeklilik sigortasının sürdürülebilirliği sağlanmalı hem de sigortalının mağdur edilmesi önlenmelidir. Güvenceli bir şekilde esnek çalışma yöntemleriyle uygulamaya konulmalı, çalışma hayatı ve sosyal sigortalarda bu yönde gerekli düzenlemeler de yapılmalıdır.

Çalışma mevzuatı, işçi ile işveren haklarının dengeli bir şekilde korunması yanında, işin korunmasını da dikkate alan politikalar ışığında yeniden tanzim edilmelidir.

Sendikal haklar çağdaş normlara uygun hâle getirilmelidir. Memur kavramı yeniden tanımlanmalı ve daraltılmış bir memur kavramı dışındaki çalışanların çağdaş sendikal haklara kavuşturulması da temin edilmelidir.

Çalışma hayatındaki problemlerin çözümünde ve çalışma barışının tesis edilmesinde önemli bir sosyal uzlaşma müessesesi olan Ekonomik ve Sosyal Konsey etkin bir şekilde işletilmelidir.

Ben, bakanlığımızın bütçesinin hayırlı olması dileğiyle, hepinize tekrar saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, teşekkür ediyoruz.

Sayın Özyürek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli bürokratlar ve basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çalışma Bakanlığı gibi, hem istihdamla ilgili konularla yakından ilgili hem de sosyal güvenlik konusuyla birebir sorumlu bir bakanlığın bütçesini görüşüyoruz.

İstihdam konusunda arkadaşlarım çok şey söylediler, her vesileyle de bunu konuşuyoruz, çünkü Türkiye'nin en önemli sorunu işsizlik sorunudur. Zaten vatandaşlar arasında yapılan anketlerde birinci sorun olarak işsizlik çıkmaktadır.

Şimdi, ekonomide birkaç yıldır belli bir büyüme, yüzde 6’yı geçen bir büyüme olmasına rağmen, istihdamdaki artış yüzde 1,3; 1,4 civarındadır. Öyle anlaşılıyor ki, bizim uyguladığımız politikalar, bizim uyguladığımız kalkınma ve büyüme politikaları istihdam yaratmamaktadır. Onun için, istihdamı geliştirecek politikalara ağırlık vermek, öncelik vermek gerekiyor. Sayın Bakanın konuşmasında da “Aktif İstihdam Politikaları” başlığında bunlara bir ölçüde değiniliyor.

Yine, bugün veya dünkü gazetelerimizde vardı, Türkiye'de en çok işsizin olduğu kentlerimiz Diyarbakır, Adana, Mersin olarak belirtiliyor. Şimdi, uygulanan bunca teşvik politikasına rağmen, çeşitli iddialı projelere rağmen, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde işsizliği aşağı çekmede, yoksulluğu küçültmede bir başarı sağlayamadığımız açık. Bu bölgeler gibi bu bölgelerden göç alan Adana, Mersin gibi illerimizde de işsizlik giderek artmaktadır.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde teşvik politikalarıyla işsizliğin azaltılacağı kanısında değiliz, çünkü bu politikalar yıllardır uygulanıyor ve yıllardır, burada, teşvik unsurunu esas alan paket üstüne paket açıyoruz, fakat işsizlik azalmıyor, aksine artıyor. Öyleyse, bu bölgelerde kamu eliyle mutlaka yatırım yapılmalıdır.

Bunun dışında, işte, Sayın Başbakan bir Diyarbakır gezisinde “İstanbul’da iş yapan hemşehrilerinize söyleyin, gelsinler burada yatırım yapsınlar.” gibi söylemler, işte “Buraları normal teşvik kapsamına aldık.” söylemleri, iddiaları sorunu çözmüyor. Öyleyse, bu olaya daha uzun süre seyirci kalamayız, yüzde 50’lere varan işsizliği yok sayarak yolumuza devam edemeyiz. Öyleyse, kamu, devlet, doğrudan o bölgeye müdahale edecek, yani doğrudan yatırımlar yapacak, yeni iş yerleri açacak. Bunu mutlaka gerçekleştirmek gerekiyor.

Bir diğer önemli nokta, değerli arkadaşlarım, genç işsizliğinin çok yüksek olması. İşsizlik rakamlarına sizleri boğmak istemiyorum, o konudaki itirazlarımızı biz hep gündeme getirdik. İş gücüne katılma oranının gittikçe düşüyor olması ve artık iş bulmaktan umudunu kesmiş olanların da iş aramayanlar arasına dahil edilmesi sonucu yüzde 10’lar civarında bir işsizlik telaffuz ediyoruz, ama bunun fiilen çok yüksek olduğunu hepimiz biliyoruz. Zaten bu konuları rakamlarla değil, sahada gözleyerek de görüyoruz. Kahvelere gidiyorsunuz, dört beş yıldır iş arayan yükseköğrenim görmüş gençlerimizi görüyorsunuz. Hepimizin kapısında, hepimize, her gün, acaba oğluma, kızıma bir iş bulabilir miyiz diye gelen insanları görüyoruz, yani işsizlik, özellikle genç insan işsizliği çok yoğun ve çok yüksek.

Burada da, yine, kendiliğinden, yani bizim genel bakışımız hep şöyle olmuştur: Ekonomi büyüdüğü zaman işsizlik de azalır, ama ekonomi büyüyor, işsizlik azalmıyor. Öyleyse, bu konularda da bilinçli politikaların ortaya konulması, işsizliği azaltan, istihdamı artıran yöntemlerin mutlaka uygulamaya konulması lazım. Arkadaşlarım bir kısmına değindiler, Sayın Bakanın konuşmasında da var. Söylem olarak, belki, yöntem olarak aramızda çok büyük farklar yok, ama uygulama olarak, sonuç itibariyle aramızda büyük farklar olduğu anlaşılıyor.

Yine, istihdamı konuşurken kayıt dışı istihdamı konuşmamak mümkün değil. Ne yazık ki çok yüksek bir kayıt dışı istihdamla Türkiye karşı karşıya. İşverenler, işte, sosyal güvenlik primlerinin, vergi oranlarının yüksekliği nedeniyle kayıt dışı istihdamı teşvik etmekte, ona itibar etmektedir. Gelen işçiye, en gelişmiş müesseselerimizde bile uzunca bir süre deneme adı altında, çeşitli adlarda sigortasız bir çalışma dönemi geçiriliyor. Zaten tekstil gibi, tarım gibi pek çok sektörümüzde ise neredeyse sigortalı çalışmak istisna hâline gelmiştir.

Bu konuda, bugüne kadar ne yazık ki hiçbir adım atılmamıştır. Bundan önceki Hükûmetin Acil Eylem Planı’nda da vardı, bu Hükûmetin Programı’nda da var, kayıt dışı istihdamla mücadele konusu, ama bu konularda hiçbir adım atılamamıştır.

Geçen dönem ekonomiden sorumlu, Hazineden sorumlu Bakan olan Sayın Ali Babacan “Yani samimiyetle söylememiz gerekir ki kayıt dışı ekonomiyle mücadelede başarılı olamadık.” demişlerdir. Zaten bu konulardaki başarı, başarısızlık birbirimizi ikna edecek güzel sözlerle çözümlenmez, sektörler itibariyle kayıt dışılığa, kayıt içi çalışanlara bakmakla olayı net bir şekilde ortaya koyabiliriz.

Şimdi, tabii, kayıt dışı istihdamın pek çok nedeni var, ama bu nedenlerden biri de çalışan üzerinde, istihdam üzerindeki yüklerin yüksekliğidir. Değerli arkadaşım Akif Hamzaçebi ifade etti, yüzde 42’yi aşan bir yükle karşı karşıyayız. Hükûmet de bunun yüksekliğini kabul ediyor. Nitekim, sayın bakanlar arasında sosyal güvenlik primlerinin 5 puan indirilmesi konusunda bir tartışma sürüyor. Bu konunun esas sorumlusu Sosyal Güvenlik Kurumunun Başkanı burada, Sayın Bakan burada. Acaba sosyal güvenlik primlerindeki 5 puanlık indirim 2008 yılında gerçekleşecek midir, yoksa bir başka bahara, 2009’a, 2010’a mı kalacaktır? Bu konuda Sayın Bakan net bir açıklama yaparsa memnun oluruz, çünkü diğer bakanlar biraz sizin sırtınızdan bu vaatte bulunuyorlar, sonunda bu Sosyal Güvenlik Kurumunun açıklarından siz sorumlusunuz, bunu düşünmek zorundasınız.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Harun Öztürk’ün de ifade ettiği gibi, rahmetli Ecevit Hükûmeti döneminde çıkmış olan bir İşsizlik Sigorta Fonu var ve burada 29 katrilyona varan bir fon birikmiş durumda, ama bu İşsizlik Fonu’ndan, gelirinden sadece yüzde 4’ü işsizlik sigortası olarak ödenmektedir. Bu işsizlik sigortasından yararlanma koşullarının iyileştirilmesi, kolaylaştırılması ve miktarının mutlaka artırılması gerekir, hem çok ağır koşulları var o işsizlik sigortasından yararlanmanın hem de miktar çok düşük. Onun için, bunca fon var, bu amaçla kurulmuş bir fon...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Onun için, bunu kolaylaştıran ve miktarı artıran bir düzenlemeyi, herhâlde mutlaka yapmamız gerekiyor.

Şimdi, bu Sayın Bakanın konuşmasında, sendikalaşma oranının, işçiler açısından yüzde 58,4 olduğu yazılı konuşmasının 1’inci sayfasında.

Şimdi, ben rakamlara baktım, yani çalışan insan sayısı, işçi statüsünde çalışan insan sayısı 12 milyon civarında ve sendikalı işçi sayısı da 3 milyon civarında olduğuna göre, yüzde 58 rakamına nasıl ulaşılıyor? Benim bilmediğim bir hesaplama yöntemi mi var? Onu öğrenmek istiyorum.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Memurları katmıyor musunuz?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Hayır, memurlar dışında, onu da vermiş Sayın Bakan konuşmasında, ayrı bir şey var.

Şimdi, bu Sosyal Güvenlik Kurumunun e-bildirge, online prim tahsilatı çalışmalarını memnuniyetle karşılıyorum. Bunlar önemli, artık çağdaş yöntemlerdir. Herkesin kâğıtları doldurup, gidip kuyruğa girmesi döneminin bütünüyle ortadan kalkması gerektiğini düşünüyorum.

Yine, Sayın Bakanın konuşmasında, 79 bin kişiye yersiz, haksız emekli maaşı ödendiğini ve bunları engellediklerini söylüyorlar. Bu sık sık karşılaşılan bir durum Sayın Bakan acaba nedir? Niçin bu kadar sürekli haksız yere şey ödüyoruz? Yani, ölümler nedeniyle mi oluyor, takip sistemimizde bir aksaklık mı var? Bu konuda da bir bilgi verirseniz çok sevinirim.

Şimdi, Sayın Bakanın konuşmasında, 20’nci sayfada bir açıklama var: “1 Ocak 2008 tarihinden itibaren sağlık tesisleri tarafından tetkik ve tahlil için hastalar kapı kapı dolaştırılmayacak, hastaneler özel merkezlerden hizmet alarak tüm tetkik ve tahlilleri bünyelerinde yapacaklardır.” Yani, şu anda, siz beş yıldır hastaları kapı kapı dolaştırıyor musunuz? Buradaki açıklamanızdan o anlaşılıyor. Tabii, 2008’den itibaren dolaşmaktan kurtulmaları da önemli bir şeydir ama, beş yıldır dolaştırmak…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Artık dolaştırmıyoruz, geçmişte dolaşıyorlardı.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Ee, işte yazmışsınız buraya, dolaştırıyoruz diyorsunuz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Geçmişte çok dolaşıyorlardı.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Neyse, Sayın Bakan açıklar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Efendim, Sayın Halil Aydoğan’ın bir görevi var, sayın bakanlara yandan destek çıkar hep.  Hâlbuki, sayın bakanlarımız çok güzel…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bakın, geçen bana takıldınız “Halil Aydoğan’ın mevsim rahatsızlığı mı var, niye takılmıyor?” diye.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – O laf atmak için değil, konuşma için söyledik, yani siz söz alır konuşursanız mutlulukla dinleriz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hayır hayır, onun için söylemedim, çelişki olmasın konuşmalarınızda diye.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Tamam.

Yani, benim bir şikâyetim yok da, sayın bakanlar, özellikle grup başkan vekilliği de yaptı, hitabeti çok güzeldir, onun için sizin ayrıca desteğinize ihtiyacı olduğunu ben zannetmiyorum.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sizin bu kanaatinize ben de katılıyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Tamam, çok güzel. Bu da güzel, peki.

Şimdi, primlerde, Bağ-Kur ve sosyal sigortalar primlerinin tahakkuk tahsilat oranlarına baktığımızda, burada önemli düşüşler yaşanıyor Sayın Bakan. Tabii, sizin esas geliriniz, bu kurumu ayakta tutan geliriniz primlerin zamanında tahsilidir. Bu düşüşe karşı ne düşünüyorsunuz? Geçmişte olduğu gibi yine birikmiş sigorta primleri mi var? Bir af veya yeniden yapılandırma filan düşünüyor musunuz? Böyle bir ihtiyaç var mı?

Yine, biriken prim alacaklarına baktığımda, belediyelerin çok büyük borçları var. Onlara dönük nasıl bir sistem? Onlara bir tahkim de uygulandı, bir konsolidasyon da yapıldı, ama, yine, çok ciddi şekilde birikmiş.

Şimdi, Sosyal Güvenlik Tasarısı’nı, reformunu tekrar Kasım ayında getireceğinizi söylüyorsunuz. İnşallah, bu sefer sosyal taraflarla bir uzlaşmayı sağlarsınız. Geçen dönem, biz, burada çok ciddi katkı sunduk, çok önemli eleştiriler getirdik, ama bunlara çok önem verilmeden bir tasarı getirildi ve Anayasa Mahkemesinden döndü. Hem çalışanların kazanılmış haklarını koruyan, gözeten hem Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini dikkate alan ve burada, muhalefet olarak, bizim, büyük bir özveriyle aylarca yaptığımız katkıları dikkate alan bir tasarıyı getirdiğiniz takdirde, buradan çok kolaylıkla geçer. Bu olmadığı takdirde, yine, çok uzun tartışmaları hep beraber yaşarız ve yanlış yaparsak da, bu, bir yerlerden mutlaka döner.

Bir de, bu sık sık gündeme geliyor…

BAŞKAN – Sayın Özyürek, son cümlelerinizi alalım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Hemen tamamlıyorum.

…kıdem tazminatlarıyla ilgili bir düzenlemeniz var mı?

Yine, 2008 Programı’nda, çeşitli resmî belgelerde esnek çalışma yöntemlerinin geliştirileceği söyleniyor. Bu konularda bir tasarı getirecek misiniz? Bir düşünceniz var mı? Bunları da öğrenirsek mutlu olurum.

Çalışma Bakanlığının bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Saygılar sunarım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özyürek’e.

Sayın Özcan.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Bakanım, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın çok geniş kapsamlı kuruluşları var. Ben bunlara girmeyeceğim, özellikle sosyal güvenlik reformu nasıl olsa tekrar gündemimize gelecek. Dolayısıyla, o konuya girmeyeceğim ama, Akif Beyin, sosyal güvenlik kapsamı dışındakilere yapılacak yasal düzenleme noktasında bakıldığında, önce bu sosyal güvenlik sisteminin kurulması lazım, yani, emeklilik sigortasının, sağlık sigortasının bir defa oturması lazım ki ikinci ayak buna sıra gelsin, çünkü bu oluşmadan ikinci etaba geçmenin zor olduğunu kabul etmek durumundayız.

Ben, burada, esas olan çalışma hayatıyla ilgili çok eleştiri geldi. Tabii, bu çalışma hayatı konusunda, hem istihdama katılım oranı noktasında hem iş gücüne katılım oranı noktasında bakıldığında, aslında 2006 sonu itibariyle, 2002’den aldığımızda, son derece olumlu gelişmeler oldu, ama nedense bazı konuşmalarda buna vurgu yapılmıyor, sadece istihdam artışı geneline bakılıyor. Hâlbuki Türkiye'nin büyük bir problemi var. O problem ne? O problem, prim ödeyenlerin sayısının çalışma çağındaki nüfusa olan oranının düşük olmasıdır. Bu geçmişten beri Türkiye'nin esas problemidir ve bu yüzde 27 civarındadır ki, bu çok düşüktür. Bugün Mısır’da bile yüzde 31’dir, yani AB ülkelerinde bu yüzde 80’in üzerindedir. Dolayısıyla, sıkıntı buradadır. Yani, prime esas çalışanların azlığı noktasında bakıldığında neler olmuştur, onu kurgulamak lazım. Bir defa 2002 ile 2006 sonu itibariyle prim gün sayısı net yüzde 36 artmıştır, bu çok ciddi bir artıştır.

Şimdi, tabii, bunu görmeden, acaba kayıt içerisindeki ve esas olan SSK tabanındaki bu gelişmeyi mutlaka tespit etmemiz lazım, yani yüzde 36 oranındaki bir artış -ki, Türkiye'de yılda 1,39 civarında nüfus artışı oluyor- çalışabilir çağ nüfusunu 1,7 diye düşündüğümüzde, yani yüzde 4-4,5 civarında çağ nüfusu artıyor, fakat yüzde 36 prime esas gün sayısında artış oluyor. O zaman, demek ki Türkiye çok iyi yoldadır.

Buradaki tabii hep atlanan nokta şu: Türkiye'deki gizli işsizliğin aslında ücretli hâle dönmesi söz konusu edilmiyor. Hâlbuki, Türkiye'de ciddi oranda bir gizli işsizlik vardı, tarım sektöründeydi bu ve bunlar ücretli hâle geldi ve esas olan, demin ifade ettiğim prime esas olan gün sayısının artması veya prime katılma noktasında önemli olan budur.

Şimdi, Türkiye'de bir konjonktürel işsizlik esas, temel sorundur, ama biz bunu biliyoruz ki 1999 ve 2001 krizleri aslında buna büyük bir darbe vurmuştur, çünkü kriz noktalarında bu histeri terimiyle açıklanan, yani doğal işsizliğin cari işsizliği takip etmesi noktasında bakıldığında, esas olan bu krizler sonucunda işlerini kaybedenlerin, uzun süre tekrar işlere geçme noktasında bir zorluk çektiğidir. Şimdi, bunu da kabul etmek lazım. Demek ki, Türkiye'deki krizler, üst üste gelen krizler, Türkiye'de konjonktürel işsizlik noktasında ciddi bir darbe vurmuştur ve bu aşılmaya çalışılmaktadır.

Bir taraftan, siz, orta vadede, bizden önce, yani 2002’den önce, on beş sene yüzde 72 enflasyonla yaşadığınız bir ortamdan birden tek rakamlı hanelere dönüyorsunuz. Bu doğaldır ki, yani, bu Philips’in teorisinde de budur, yani orta devredeki, kısa devredeki enflasyonla mücadeledeki işsizliği artırır. Esasında artırır denmesine rağmen, Türkiye'de tam tersi olmuştur. Şimdi, doğal işsizlik 1980 ile 2000 yılları arasında ortalama yüzde 8’dir. Demek ki, Türkiye'de bu doğal işsizliği böyle kabul etmek doğrudur. 2000’lerden sonra yüzde 10’lara çıkmıştır, yüzde 10 bandına ulaşmıştır.

Şimdi, dolayısıyla, biz, hem ekonominin büyümesi -ki, bu son beş senenin ortalaması, 6,9’dur- hep bunu ifade ediyorum, cumhuriyet tarihinin en sürekli büyümesidir ve bunun yarattığı istihdam vardır. Şimdi, ben, onlara değinmek istiyorum. Bu istihdam ücretlilerde 2 milyon 38 bin artmıştır, yani 2002 ile 2006 sonu itibariyle. Hâlbuki genel istihdamdaki artışa baktığınızda, 967 gözüküyor. Yani, 2002 ile 2006 sonundaki genel istihdam artışı 970 bin civarındadır. Hâlbuki ücretlilerdeki artış 2 milyon 38 bindir. Bu çok ciddi bir artıştır.

İkincisi, tarımda 1 milyon 370 bin kişi tarımdan çözülmüştür. Şimdi, siz, bunlara iş buluyorsunuz ve ücretli hâle getiriyorsunuz. Ücretlilere de baktığımızda, 2002’de yüzde 42’di bunların oranı, şimdi yüzde 49,3’e çıkmıştır.

Ücretsiz aile işçisi dediğimiz, yani gizli işsizlik dediğimiz, özellikle tarım kesimindeki oran 2002’de neydi? Yüzde 20,9’du, yüzde 14,2’ye düştü. Temmuza baktığımızda daha da düşmüştür.

O hâlde, demek ki Türkiye'deki istihdamın yapısı değişmektedir ve ciddi anlamda, özellikle sosyal güvenlik reformundan sonra ve onun tabanını oluşturacak olan primlere esas olacak olan bunlardır. O hâlde kimse şunu söyleyemez ki, ben şunu şöyle iddia ediyorum, tarım kesimindeki tarım dışı istihdamın artışı Türkiye'de yüzde 16,13 olmuştur, yani dört senede tarım dışındaki esas olan da bunu kabul etmek lazım. Hiçbir toplum, bugün dünyada gelişmiş ülkelerde tarımın payı yüzde 3’tür. Peki, bizde yüzde 33,5’ten yüzde 20’lere düşmüştür. Demek ki, tarımla, bu tarımdaki gizli işsizlikle mücadelenin yolu budur. O hâlde, tarım dışındaki esas artış olan yüzde 16 bugün hiçbir ülkede olmamıştır.

Genelde İspanya’da çok övünülen yüzde 3,9 civarında istihdam payı almıştı. İrlanda’da da bir noktada böyledir. Halbukî Avrupa’nın birçok ülkesinde istihdamda düşmeler olmuştur. Yani, burada ciddi bir artış olan İrlanda ile İspanya’dır. Bunun dışında, Türkiye’yle yarışma noktasında Avrupa’da hiçbir ülke yoktur. Ama, biz bunu, gizli işsizleri kabul etmediğimiz sürece, sadece genel istihdama baktığımız sürece, deriz ki, tamam Türkiye’de yüzde 1,4 civarında istihdam artışı olmuştur, çok düşüktür. Yani, sanki ekonomi büyüyor, fakat, istihdam sağlanmıyor gibi bir yanlışa kapılırız. Ben, zaman zaman da bazı bakanlarımızla…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Avrupa Birliği de aynısını söylüyor, sadece biz söylemiyoruz.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Avrupa Birliği bu noktadan bakıyordur. Yani, şimdi, şu yanlışı görmemiz lazım: Tarım dışında Türkiye’de kimse diyor mu ki, yüzde 1,4 artış olmuştur. Yüzde 16 artış olmuştur. Peki, Türkiye’deki toplam çalışabilen nüfus artışı yüzde 5’in altındadır. Böyle bir oranda… Dört sene için söylüyorum ve bu tarım dışı artışı yine dört sene için söylüyorum, beşinci seneyi katmıyorum buraya. Demek, o hâlde, Türkiye’deki istihdamda bir problem yoktur. Bunu bazı Hükûmet sözcülerimiz de farklı söylüyor. Herhâlde, bu genel istihdam düzeyi noktasında baktığı için söylüyor ve ben bunu doğru bulmuyorum.

Şunu da söyleyebiliriz: Tarım dışını da bir tarafa bıraksak bile ücretli işçilerdeki artışın genelini topladığımız zaman yüzde 9,5 civarında olmaktadır. Bu da çok ciddi bir artıştır. Yani, tarım dışını kabul etmeseniz bile, ücretli işçilerin toplam istihdamla arasındaki oranı bulduğunuz zaman yüzde 9,5’tir ki, demek ki, şunu çok rahat söyleyebiliriz ki, Türkiye’de istihdam noktasında son derece olumlu bir gelişme vardır. İşsizlik genelde azalmamıştır, bu doğrudur. Dediğim sebeplerden azalmamıştır. Yani, 10,3 bandından yüzde 10’un biraz altına düşmüştür. Bu noktadan bakıldığında, aslında, çok olumludur ve tabii ki, enflasyonla mücadelenin uzun devrede bu istihdamın artışını doğal olarak artıracağı da doğrudur. Yani, biz, bu krizlerden kurtulduğumuz için ekonomi büyüdüğü sürece konjonktürel işsizlik de azalacak ve dolayısıyla doğal işsizlik oranına Türkiye inecektir. Yani, bu, geçmişte olduğu gibi, yüzde 8’ler bandına inmesi mümkündür ve hedef de budur.

Şimdi, burada, Avrupa’ya biraz değinmek istiyorum. Avrupa’da da aslında istihdamla büyük mücadele yapılmıştır. İşte, denmiştir ki: “Hedef 2010’da yüzde 70 olsun.” Ama, buna ulaşma ihtimalleri yoktur. İşte, kadınların istihdam oranında yüzde 60 hedefi oluşturulmuştur. Yine, orada da çok gerideler. 54-64 yaş arasındaki istihdama katılma oranında da yine hedefleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

O hâlde, demek ki, dünyada da istihdamla ilgili bir problem var. Zaten, dünyada, bildiğiniz gibi, sanayi kesiminde 1990’lardan beri ciddi bir düşüş vardır bütün gelişi ülkelerde. Tarım kesiminde zaten ciddi bir düşüş olmaktadır. Yani, bugün, Amerika’da 1,6’ya inmiştir; Avrupa’da 3,5 civarındadır. Dolayısıyla, dünyanın da geliştirdiği sistemde, sadece hizmet sektöründe büyük bir yarış vardır. Türkiye’de de son dört seneye baktığımızda, gerçekten hizmet sektöründe de büyük bir yükseliş görüyoruz. Sanayide bir düşüş olmamıştır. Aksine, az da olsa yükselme olmuştur. Özellikle son iki senedir inşaat sektöründe ciddi bir artış olmuştur.

Burada, kayıt dışı konusuna da değinmek istiyorum. Türkiye’de kayıt dışıyla mücadelede belki istenen olmamış gibi gözüküyor, ama, biz, geldiğimizde yüzde 52’nin üzerinde olan kayıt dışı yüzde 48’e inmiştir. Tabii ki, burada esas olan ücretlerdeki kayıt dışı da önemlidir. Yani, hep, bizim burada konuştuğumuz toplamda bir kayıt dışıdır. Hâlbuki, ücretlerdeki kayıt dışı oranı yüzde 23’tür. Demek, esas olan, zaten bizim esas almamız gereken de kayıt dışında yüzde 23 oranıdır. Tabii ki, bu gelişmiş ülkelere göre çok yüksektir. Bununla mücadele çok ciddi yapılmalıdır. Zaten, kayıt dışını kayıt altına aldığımız takdirde… Aslında bir hesap yapmıştım, gerçi bunu Sosyal Güvenlik Yasası’nda konuşmak mümkündür, ama, bugün bu açıkları düzeltmek için Türkiye’nin 28 milyon civarında istihdama ulaşması lazım; ki, bu açıkların azalması katkı verilmeden olsun. O hâlde, demek ki, ücretlilerin sayısının ciddi bir şekilde artarak ve tabanın da genişletilmesi lazım.

Çok tartışılan bu beş puanlık SSK indirimi konusuna değinmek istiyorum. Bu çok ciddi bir karardır. Bu kararı verirken de tabii zamanlamasını iyi yapmak lazımdır. Böyle erken, evet, biz bunu hemen başlatalım demek de doğru olmayabilir. Çünkü, neticede, siz ciddi bir açık veriyorsunuz genel bütçenizde ve bu açığınızı da siz iki yolla karşılayabilirsiniz. Yani, ya borç edebilirsiniz, borcun faizine katlanırsınız ya da vergileri yükseltebilirsiniz ki, KDV’yi yükseltirsiniz, onun da sınırına gelmiştir, daha artırma imkânınız yoktur. Yoksulu daha çok ezersiniz. O hâlde, bu açıkların çok iyi düşünülmesi lazım. Yani, siz prim indirdiğinizde eğer istihdam artabiliyorsa ve bu istihdam artışı indirdiğiniz primin belli bir kesimini karşılıyorsa, buna karar verirsiniz. Tabii ki, o da ekonomik bakanların arasındaki ciddi bir çalışma neticesinde olacaktır. Yoksa “Biz primi  birden indiriyoruz, ne güzel yaptık.” demek doğru olmayabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Peki, teşekkür ediyorum.

Bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özcan’a.

Değerli arkadaşlar, Değerli Bakan, 14.30’a kadar ara veriyorum.

                                                                                                                          Kapanma Saati: 13.36

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.47

BAŞKAN: Sait AÇBA

BAŞKAN VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

                                                                SÖZCÜ: Hasan Fehmi KİNAY (Kütahya)                                                               

KÂTİP: Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)

-----0-----

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Bakanımız; 12’nci Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Söz sırası Sayın Büyükkaya’da.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, çok değerli Komisyon üyeleri, değerli bürokratlar, değerli basın mensupları; önce, hepinize saygılar sunuyorum.

Tabii, sosyal güvenlik noktasında çalışma hayatıyla ilgili düzenlemeleri arkadaşlarımız uzun uzun anlattılar. Bu konuda sağlanan iyileşmeleri de, hele Sayın Özcan’ın açıklamaları sanıyorum ki, hepimizi tatmin edecek seviyede idi. İş gücü piyasasındaki gelişmeleri, nereden, ne kadar iş gücünde istihdam sağlandığını rakamlarla ve örneklerle anlattı. Dolayısıyla, benim bunlara ilave edecek herhangi bir şeyim yok. İstihdamdaki, yani “büyüme istihdam yaratmıyor” sözünün doğru olmadığını rakamlarla ifade etti.

Burada, Türkiye’nin en büyük problemi sosyal güvenlik açığı. Maalesef, bu açık geometrik olarak da sürekli büyüyor. Türkiye’nin, ki, faiz çemberi büyük ölçüde bu dönemde kırıldı ve faiz harcamalarının bütçe içerisindeki ağırlığı da, milli gelir üzerindeki payı da büyük ölçüde artık kontrol edilebilir noktaya geldi. Ama, sosyal güvenlik açığı bu tarzda gitmesi hâlinde Türkiye’nin en ciddi problemlerinden biri. Şu anda da en ciddi problemlerinden biri. Ama, geometrik olarak büyüyecek en önemli problemlerinden biri olduğu açıkça görülüyor.

Bunu, bundan önceki konuşmalarımda da, geçen yılın bütçelerinde de ifade etmiştim. En büyük sıkıntı sosyal güvenlik açıklarında Emekli Sandığı ile ilgili açıklardan kaynaklandığı ortada. Çünkü, Emekli Sandığı mensupları sosyal güvenlik içerisinde yer alan sayının sadece yüzde 16’sına denk geldiği hâlde açığın yüzde 46’sını teşkil etmekteler. Dolayısıyla, burada bütün Türkiye’de yaşayan her vatandaş bizim ülkemizin vatandaşıdır ve eşit vatandaşlardır. Dolayısıyla, sosyal güvenlikte de herkesin eşit şartlarda, aynı şartlarda sosyal güvenlikten yararlandığı bir sistemin kurulması ülkemiz geleceği açısından büyük önem taşıyor ve bu açıkta mutlaka bir denge kurulmalıdır. Tabii ki, şu söylenebilir, söyleniyor da: Bütün sosyal güvenlik kurumlarına bütçeden belli transferler yapılıyor. Evet, doğrudur. Ancak, bizim gibi genç bir ülkede hele hele çalışma hayatının genç nüfusun bu kadar büyük olduğu bir ülkede bu sosyal güvenlik açığının izahı yoktur. Ha, bunun izahı var: Geçmişte yapılan yanlışlıkların faturasını ödüyoruz. Biliyorsunuz, sosyal güvenlikle ilgili ki, artık, Süleyman Demirel döneminde, o Hükûmet döneminde yaş haddi indirilerek genç emekliler ülkesi hâline getirildik ve bugün o düzenlemenin bugüne kadarki faturası yaklaşık 500 milyar dolarlık bir maliyet getirmiştir. Bunun eğer faiz cinsinden de değerlendirildiği zaman, bu civarlarda bir bütçemize, ekonomimize yük getirmiştir. Bunun mutlaka önünü kesmek zorundayız ve ben buradan basınımıza da, kamu kuruluşlarına da, yargımıza da, herkese sesleniyorum: Bu düzenleme yapılmıştır. Anayasa Mahkemesinin tabii ki, saygıyla karşılıyoruz aldığı kararı. Ama, kararı saygıyla karşılamak ayrı bir şey, kararın doğru veya yanlış olduğunu söylemek ayrı bir konudur. Burada biraz önce belirttiğim gibi, unutmayalım ki, SSK’lısı da, Bağ-Kur’lusu da, tarım işçisi de bizim ülkemizin vatandaşıdır. Sadece kamu emeklilerini düşünerek bir konuda karar verilemez. Böyle bir düzenleme, hiçbir zaman için bunun doğru olduğu söylenemez. Dolayısıyla, burada, mutlaka bir Anayasa Mahkemesinin kararı doğrultusunda da zaten diğer sosyal kesimlerin de, Sayın Bakanımız da konuşmasında ifade etti görüşleri de alınarak bir tasarı sevk edilecek ve böylece, sosyal güvenlik açıkları konusunda, bundan sonraki gelecek kuşaklara fatura ödetmeyecek bir düzene mutlaka geçmemiz gerekiyor, bir dengenin kurulması gerekiyor. Yoksa, sadece tek yanlı bir sistem ve kamu kaynaklarının belli bir kesime aktarıldığı bir sistemin doğru bir sistem olduğunu hiç kimse iddia edemez. İnşallah, bu konudaki düzenlemeyle birlikte Türkiye’nin gelir ve gideri daha dengeli, mali disiplinin sağlandığı bir ekonomik düzene de geçmiş olacağız.

Ben, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesinin hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Yapılan çalışmalardan dolayı da kendilerine teşekkür ediyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Büyükkaya.

Sayın Ergin.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, saygıdeğer milletvekilleri, değerli bürokratlar, sevgili basın mensubu arkadaşlarım; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Ben de, bugün görüşmekte olduğumuz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerine görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum.

Konuşmamı birkaç başlık altında yapacağım. Bunlardan birincisi, kayıt dışı çalışma olayı.

Değerli arkadaşlarım, gerçi, benden önce konuşan Özcan Bey arkadaşım kayıt dışında yüzde 50’lerin üzerinden yüzde 48’lere inildiğini söyledi ama, hepimiz biliyoruz ki, Türkiye’de, bugün en az kayıtlı çalışan kadar da kayıtsız çalışan vardır ve Başbakanlığın “Internet” sitesindeki KADİM Projesi bekleneni verememiştir, yalnızca bir proje olarak kalmıştır.

Kayıt dışı çalışma, bir yandan, sigorta primleri ile  vergi gelirlerinde kayba yol açıyor. Öbür yandan, toplumda 20 milyonu aşan bir kitleyi de sosyal güvenliksiz bırakıyor.

Ben, burada, Hükûmetin özellikle sendikasızlaştırma ve taşeronlaşma politikaları üzerinde de konuşmak istiyorum. Kayıt dışıyla mücadelede sendikalaşma çok önemli bir süreci oluşturmakta. Maalesef, Hükûmet, izlediği ekonomik ve sosyal politikalarla sendikasızlaştırmayı özendirmektedir. Bu anlayış, bir yandan, örgütlü toplum olmayı engellemekte. Öte yandan, geniş kitlelerin hak arama talebinin önüne konulan en büyük engellerden biri olmaktadır.

Sendikasızlaştırmanın tabii, en önemli ayaklarından biri taşeronlaştırmadır. Taşeronlaştırma, işçilerin yaşam boyu asgari ücrete mahkûm edildiği ve bu yolla pek çok sosyal haklarının elinden alındığı bir yapıdır. Bugün, ne yazık ki, taşeron aracılığıyla en fazla işçi çalıştıran ise kamu sektörüdür. Bu işçilerin kıdem tazminatı alma hakları da yoktur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız, maalesef, bugün için düzenin yalnızca seyircisi konumunda kalmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, geçen dönem çıkardığımız ve Anayasa Mahkemesi tarafından bir kısım maddeleri iptal edilen Sosyal Güvenlik Yasası’nın ise hazırlanmasında eksiklikler olduğu için bu noktaya varılmıştır. Umuyorum ki, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri de dikkate alınarak, bir toplumsal uzlaşma arayışı içinde bu yasayı tekrar görüşürüz ve yasalaştırırız.

Bu arada, önemli bir konu, AKP Hükûmetinin özellikle bir kısım bakanlarının sendikaları ele geçirme politikası içerisinde yer almış olmasıdır. Buna çok ciddi bir örnek olarak Çevre ve Orman Bakanlığını verebilirim. Nitekim, geçmişte Türk-İş’e bağlı işçileri Hak-İş’e bağlı sendikaya kaydırma çalışmaları son derece zulüm derecesine varan baskılarla yapılmıştı ve ben de o dönemde o günün bakanına konuyla ilgili görüşlerimi yazılı olarak, bir telgrafla da bildirmiştim. Bunlar yanlış işlerdir. Bunlara Hükûmet kanadının hiçbir şekilde müdahil olmasını doğru görmek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, iş sağlığı ve iş güvenliği konusunda da zaman zaman sıkıntıların ortaya çıktığını, özellikle televizyonlarda göçük altında kalan işçilerle hep birlikte izlemekteyiz. Özellikle, yeraltı maden işletmeciliğinde iş sağlığı ve iş güvenliğinin yeterince sağlanmadığını hepimiz biliyoruz. Bu bakımdan, özellikle, Maliye Bakanlığından sonra en büyük denetim grubuna sahip olan Çalışma Bakanlığının bu alanda daha başarılı olma zorunluluğu vardır.

Çocuk işçiliği konusu Türkiye’miz için hepimizin bildiği gibi çok önemlidir. Çocuk işçiliği göç, yoksulluk, eğitim düzeyinin yetersizliği gibi pek çok konuya bağlanabilir. Ama, bu gerçek Türkiye’de bugüne kadar önlenememiştir.

Türkiye’de önemli bir konu da, kadının çalışma yaşamının dışına itiliyor görüntüsünün ortaya çıkmış olmasıdır. Nitekim, 2002 yılında kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 27,9 iken, bu rakam 2006 Mayıs ayında yüzde 25,8’e gerilemiştir. Yani, TÜİK’in verilerine göre, çalışma yaşındaki kadınların önemli kısmı çalışmaktan vazgeçmiştir. Bunun nedeni üzerinde durmak gerekir. Acaba, bunun nedeni, bu kadınların ailelerinin bu süreç içerisinde maddi koşulları düzeldiği için mi çalışmaktan vazgeçtikleri, yoksa, başka nedenlere mi dayalı olduğudur.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan arkadaşlarım, özellikle Sayın Hamzaçebi vatandaşlık hakkından söz etti. Bunu, tabii, değişik biçimlerde de kurgulamak mümkündür. Özellikle, aile yardımları sigortasının da kurulmasının bu konuda bir çözüm olacağını düşünmekteyiz. Çünkü, artık, Türkiye’nin sadaka ekonomisinden çıkması gerekmekte. Yoksullukla mücadelede insanı ve aile onurunu rencide etmeden çözümler bulunması, ortaya konması gerekmektedir. Özellikle, bu aile yardımları sigortası konusu 1971 yılında Parlamentodan geçen bir kanunla kabul edilmiştir. ILO’nun Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesini 1971 yılında kabul etmekle birlikte, Türkiye’miz, bu sözleşmenin gereğini otuz altı yıl gibi bir süre geçmiş olmasına rağmen bugüne kadar yerine getirmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, tabii, burada özellikle işsizlik konusuna değinen arkadaşlarım, özellikle Sayın Özcan, aslında Türkiye'de istihdamda bir sorun olmadığını, bu konuda olumlu gelişme olduğunu, ancak işsiz sayısının da azalmadığını vurguladı. Bu arada, Sayın Büyükkaya da Sayın Özcan’ın hepimizi tatmin eden bir konuşma yaparak “Büyüme istihdam yaratmıyor.” sözünün doğru olmadığını söylediğini ifade etti, ama ben şimdi, Sayın Bakanın bugünkü konuşmasından bir cümle okuyarak bugüne kadar ki büyümenin istihdam yaratmadığının Bakanlıkça da kabul edildiğini ortaya koymak istiyorum. Şöyle söylüyor Sayın Bakan: “İşsizlik sorununu aşmak için Hükümetimiz ekonomi politikasının temeline ekonomik büyümenin yanı sıra, büyümenin istihdama yansımasını sağlayacak istihdam odaklı büyümeyi de koymuştur.” diyor. Yani bu Hükûmet için söylüyor, bundan önceki hükûmetlerin ekonominin temeline büyümenin istihdama yansımasını sağlayacak istihdam odaklı büyümeyi koyamadığını itiraf ediyor. Onun için değerli arkadaşlarım, yani biz burada şu şöyle olmuştur, bu böyle olmuştur demeyeceğiz. Doğrular neyse onları ortaya koymaya çalışacağız, maalesef doğrular da bu yönde gelişmektedir. Zaten gerek bakınız yine Sayın Bakanın istihdamla ilgili sunuşunda İLO’dan verdiği rakamlarda gerekse bizim araştırmalarımızda ortaya konan rakamlarda da Türkiye'de büyümenin aslında ortaya koyabileceği, istihdam sorununu çözücü etkiyi koyamadığını görmekteyiz. Bunu yine -eğer yanlış hatırlamıyorsam- Sayın Hamzaçebi, rakamsal olarak ortaya koymuştu, geçmişte ve bugün Türkiye'de bir birim büyümenin ne kadar istihdam sorununu çözücü etkide bulunduğunu söylemişti ve bunun bugün yarı yarıya azalmış olduğunu ifade etmişti.

Şimdi, niye böyle oluyor, yani büyüme oluyor da niye istihdam sorununda çözüme gidilemiyor diye baktığımız zaman arkadaşlar, çok net, açık görünen konu, bir: Türk parasının ciddi anlamda değerinin yüksek tutulmuş olması ve bunun sağladığı da özelde ara malı ithalatı. Bu çok önemli, yani bundan ötürü Türkiye'de istihdam sorununu çözemeyeceğiz böyle gittiği sürece. Türkiye maalesef, Türk parasının değerini gereksiz yere yüksek tutmakta ve yüksek faiz politikasıyla da yine bu yanlışı desteklemektedir. Bunun ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Kayıt dışı konusunda daha fazla bir şey söylemeye gerek yok, hepimiz kayıt dışının ne kadar yaygın olduğunu net ve açık olarak görmekteyiz. Bunun da nedenlerini zaten Sayın Bakan da konuşmasında ifade etmiş. O nedenlerin ortadan kaldırılması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, ben sözlerimi Avrupa Birliğine sözü getirerek tamamlamak istiyorum, ama ona geçmeden önce, şu, tarımda 1 milyon 370 bin kişinin ayrılışının sanki olumlu bir gelişme gibi olduğunu gösterenlere yanıt vermek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, 1 milyon 370 bin kişi Türkiye'de hangi keyfinden ötürü, anasını, babasını, çoluğunu, çocuğunu, toprağını bıraktı da toprağından geçti. Türk insanı, Türk köylüsü toprağına bağlıdır arkadaşlar, kolay kolay toprağından ayrılmaz ve onu bir yerde ar meselesi yapar. Siz, 1 milyon 370 bin kişiyi toprağından uzaklaştırmışsanız bununla övünmeniz gerçek ironik bir durumu ortaya koymaktadır diyorum.

Ve Avrupa Birliği Komisyonu Raporu’na sözü getirmek istiyorum, çünkü Sayın Bakan da Avrupa Birliğiyle ilgili çalışmalara sunuşunda yer vermiş. Arkadaşlar, hepimiz biliyoruz Avrupa Birliği, bize Türk iş gücünün Avrupa’da serbest dolaşımına kalıcı kısıtlamalar getirebileceğini söylemiştir. Bu konuda bizim Bakanlığımız ne yapmaktadır? Bunu sormak istiyorum ve şunu söylüyorum: Avrupa Birliğinin birlik olarak oluşmasının temelinde iş gücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı yatmaktadır. Burada Türkiye'nin de Avrupa Birliğiyle birleşme durumunda en fazla önemseyeceği konu, iş gücünün dolaşımıdır. Ama iş gücü engelleniyorsa bu artık kurulduğu anlamdaki anlamıyla bir Avrupa Birliğini ifade etmekte midir ve Türkiye'nin bu Birliğe girişinde bir yarar bu anlamda görülebilir mi diyorum.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ergin’e.

Sayın Kalaycı…

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonumuzun saygıdeğer üyeleri, değerli bürokrat arkadaşlarım, sayın basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’mız ile güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkı ve bu güvenliğin sağlanmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınması konusundaki uygulamalar yıllar itibarıyla irdelendiğinde eşitlik ve adalet ilkesinin gerektiği şekilde yerine getirilmediği, sosyal güvenlik sisteminin karşı karşıya kaldığı sorunların ve açmazların giderek büyüdüğü gözlenmektedir. Türkiye'de sigortalılar ve bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin üç ayrı sosyal güvenlik şemsiyesi altında toplanmış olması ve bu kuruluşlar arasında sigortalama işlemleri ve emeklilik uygulamaları başta olmak üzere ortaya çıkan norm ve standart farklılıkları yapısal bir sorun hâline dönüşmüştür.

2006 yılında çıkarılan 5502 sayılı Kanun’la sosyal güvenlik kuruluşları aynı çatı altında toplanmış, 1/1/2007 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülen 5510 sayılı Kanun’la daha önce üç sosyal güvenlik kuruluşu tarafından değişik kanunlara göre yürütülmekte olan sosyal sigorta ve sağlık sigortası uygulamaları yerine yeni düzenlemeler getirilmiştir. Ancak her iki kanunun da gerekli altyapı oluşturulmadan ve toplumun tüm kesimlerinin görüşleri alınmadan hazırlanmış olması birçok sorunu beraberinde getirmiştir.

Anayasa Mahkemesince bazı maddeleri iptal edilen 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğü önce 1/7/2007 tarihine, daha sonra da 1/1/2008 tarihine ertelenmiştir. Mevcut gelişmelere göre Kanunun 2008 başında da yürürlüğe girmeyeceği anlaşılmaktadır. Böylece, kurumsal birleşmeyi düzenleyen 5502 sayılı Kanun yürürlüğe girmesine rağmen onun tamamlayıcısı niteliğindeki 5510 sayılı Kanun açıkta kalmıştır.

Sosyal güvenlik sistemimizin genel durumu irdelendiğinde sisteme kaynak sağlayan aktif sigortalıların oranı düşük, kaynak tüketen pasif ve bağımlı sigortalıların oranının yüksek olduğu, diğer bir ifadeyle sistemin kaynak tüketimi ağır basan sığ bir yapıya sahip olduğu görülmektedir.

1980 yılında sosyal güvenlik kurumlarının aktif-pasif dengesi 4’ün üzerindeyken, 2006 yılında 2,03’e kadar düşmüştür. Sosyal güvenlik kurumlarının finansman açıkları sürekli artış göstermiştir. 2005 yılında 23,3 katrilyon liraya kadar yükselmiş, 2006 yılında oteller ve diğer gayrimenkul satışlarından ve prim borçlarının yeniden yapılandırılmasından sağlanan geçici nitelikteki gelirlerin katkısıyla biraz azalarak 22,9 katrilyon lira olmuştur.

Bu açıkların kapatılması amacıyla genel bütçeden yapılan transfer tutarının millî gelire oranı 2005 yılında yüzde 4,7’ye kadar yükselmiş, 2006 yılında yüzde 4,2 olmuştur.

Bu olumsuz yapının oluşmasında kayıt dışı istihdamın önemli bir etkisi bulunmaktadır. İşsizliğin önemli düzeylerde bulunması, ucuz iş gücü temininin yanı sıra sigortasız işçi çalıştırılmasını da kolaylaştırmakta, iş bulabilen ancak alternatifi her zaman hazır olan işçiler işini kaybetme kaygısıyla sigortasız çalışmaya boyun eğebilmektedirler.

İşverenleri sigortasız işçi çalıştırmaya yönelten faktörlerin biri ise, prim oranlarının yüksekliğidir. Kayıt dışı istihdamın önlenmesi konusunda etkin yapısal tedbirler alınmalı, bilgi işlem teknolojisinden de yararlanılarak ilgili kamu kurum, kuruluşları ve meslek odaları arasında sağlıklı bir bilgi akış sistemi ve koordinasyon sağlanmalıdır.

Bunun yanı sıra güçlü bir denetim mekanizması oluşturulmalıdır. Bu arada, kayıt dışı istihdamı teşvik edici nitelikteki uygulamalardan kaçınılmalı, bir projeksiyon dâhilinde prim oranları düşürülmelidir.

Sosyal güvenlik sisteminin prim alacaklarının süresinde tahsil edilememesi ise bir başka önemli sorunu teşkil etmektedir. Bu konuda sık sık yeniden yapılandırma ve prim alacaklarını taksitlendirme uygulamalarına gidilmesi, sürekli bir af beklentisine girilmesine, dolayısıyla tahsilatlarda aksamalara yol açılabilmektedir. Bu bakımdan prim tahsilatına işlerlik kazandırılması için kalıca tedbirler alınması önemli bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sosyal güvenlik bütçesini en fazla ağırlaştıran unsurların başında sağlık harcamaları gelmektedir. Sağlık harcamalarının ağırlıklı kısmını ise ilaç ve tıbbi malzeme giderleri oluşturmaktadır. Önemli boyutlarda bulunan ilaç ve tıbbi malzeme harcamaları konusunda alınacak her tedbir, yapılacak her tasarruf sisteme önemli kazançlar sağlayacaktır. Bu itibarla, gerçekçi bir ilaç fiyatlandırma sistemi kurulması, ilaçların etken madde miktarı ve hacim yönünden ruhsat formuna uygunluğu da dâhil olmak üzere etkin bir kontrol mekanizması oluşturulması, kuruluşlar arası iş birliği ve koordinasyona dayalı sağlıklı bir reçete ve fatura kontrol sistemi kurulması önem arz etmektedir.

Sosyal güvenlik sisteminin karşı karşıya kaldığı ağır sorunlar ve kaynak sıkıntısı sonuçta emekli aylıklarına da olumsuz bir şeklide yansımaktadır. Emekli Sandığına tabi olarak üst düzey kadrolardan emekli olanlar bir yana bırakılacak olursa, genel olarak aylıkların yetersiz düzeyde kaldığı, hatta çeşitli sosyal kesimlerce açlık ve yoksulluk sınırı olarak hesaplanan tutarların altında bulunduğu ve emeklilerin memnuniyetsizlik içinde olduğu görülmektedir.

Diğer yandan, sosyal güvenlik kuruluşlarının emekli aylık alt ve üst sınırları arasındaki farklılık nedeniyle daha yüksek emekli aylığı ödeyen kuruma geçiş eğilimi artmakta, kamu kesiminde ise çalışanların özellikle emeklilikten önce yüksek ek göstergeli ve tazminatlı bir göreve gelmek için yoğun bir çaba içine girdikleri gözlenmektedir. Zor hayat şartları karşısında aylıkların. emeklilerin daha onurlu bir şekilde yasamasını mümkün kılacak seviyelere yükseltilmesi yönünde etkin tedbirler alınmalı ve genel yasal düzenlemelere gidilmelidir.

Ayrıca, yapılan düzenlemelerle içinden çıkılmaz hâle getirilen ve uygulaması sürekli ertelenen sosyal sigorta sisteminin hukuki boyutu itibarıyla uygulanabilir, ilgili taraflarca kabul edilebilir ve mali boyutu itibarıyla sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; reform çalışmalarında, sosyal sigortalarda tek çatı düşünülmüş, ancak primsiz rejim düzenlenmemiştir. Sosyal yardım ve hizmetler sistemi sağlıklı bir şekilde kurulmaz ise sosyal sigorta sistemi sağlıklı bir şekilde işlemeyecektir. Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğü taşıdığı ada karşın 2022 sayılı Kanun ile kısmen sosyal tazmin kapsamında olan ödemeleri yapma görevini üstlenmektedir. Dolayısıyla hâlen bu konuda faaliyette bulunan devlet kurumları varlıklarını sürdürecek, mevcut çok başlılık yine devam edecektir. Hâlbuki tek çatı uygulaması sosyal yardım ve hizmetler için de bir gerekliliktir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yardıma muhtaç, yaşlı, kimsesiz, güçsüz, özürlü ve özel ilgiye muhtaç vatandaşlara yönelik olarak hâlen farklı bakanlıklar ve kuruluşlar tarafından yürütülmekte olan sosyal yardım ve sosyal hizmet programlarının çağdaş ve entegre bir sistem olarak tek çatı altında yeniden yapılandırılmasını savunmaktayız.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bir an önce yürürlüğe girmesini temenni ettiğimiz genel sağlık sigortasından yoksulların, muhtaçların yararlanabilmesinde ortaya çıkabilecek sorunlara kısaca değinmek istiyorum. Kanun 68’inci maddesinde katılım payı alınmasını ayrıntılı olarak düzenlemiştir. Buna göre katılım payı, ayakta tedavide hekime ve diş hekimine verilecek muayene ücretinde muayene başına 2 YTL olarak belirlenmiştir. Ortez, protez, iyileştirme araç ve gereçlerinde katılım payı, 72’nci maddeye göre belirlenecek sağlık hizmeti tutarları üzerinden yüzde 10 ile yüzde 20 oranları arasında olmak üzere tespit edileceği; ayakta yapılacak tedavilerde kullanılacak ilaçlardaki katılım payının da yine sağlık hizmeti tutarları üzerinden yüzde 10 ile yüzde 20 oranları arasında olmak üzere tespit edileceği belirtilmiştir. Sevk zincirine uymadan diğer basamaklardaki sağlık hizmeti sunucularına başvuru hâlinde katılım payı ve oranları yüzde 50 artırılarak uygulanacaktır.

3816 sayılı Kanun gereğince tedavileri yeşil kart verilerek devlet tarafından karşılananlar, vatansız ve sığınmacılar, 2022 sayılı Kanun gereğince kendilerine altmış beş yaş aylığı bağlananlar ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişiler, ödedikleri katılım paylarını 3294 sayılı Kanun’a dayanarak geri alabileceklerdir, ancak bu sayılanlar zaten muhtaç ve sınırlı gelire sahip olanlardır. Bunlara önce katılım payı ödetmek sonra da 3294 sayılı Kanun’a dayanarak iade etmek uygulamada pek de gerçekleşemeyecektir.

Bugüne değin yeşil kartlının böyle bir sorunu yoktu. Doğrudan bedava yararlanırdı, ama şimdi yeşil kartlılar doğrudan yararlanamayacak. Birinden ödünç bulacak, yararlanacak, sonra da bu parayı vakıftan isteyecek. Bundan sonra, bu düzenleme dikkate alındığında, cebinde parası olmayan yeşil kartlı herhangi bir sağlık hizmetinden yararlanamayacak. Yoksullar bazı durumlarda oldukça yüksek bedellere ulaşacak katılım bedellerini sınırlı gelirleriyle nasıl ödeyeceklerdir? Bunun yerine, ödemenin doğrudan 3294 sayılı Kanun’a göre yapılması çok daha kolay, pratik ve mantıklı olacak, gereksiz formalite, zaman ve para kaybı önlenecektir.

Tekrar, Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilecek olan tasarıda bu hususların dikkate alınması dileğiyle sözlerime son verirken, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kalaycı.

Sayın Bağcı…

CAHİT BAĞCI (Çorum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli üyeler, Bakanlığımızın değerli temsilcileri ve basın mensupları; hepinize saygılar sunuyorum.

Sözlerimin başında, Sayın Bakanımıza yeni görevinde ve Sosyal Güvenlik Kurumunun Başkanıyla, Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlarına ve ekibine başarılar diliyorum.

İş gücü piyasası ve istihdamla ilgili kısaca, ben de değerli üyelerin yapmış olduğu değerlendirmelere katkı vermek üzere bazı şeyler söylemek istiyorum. İş gücünün eğitim seviyesinin ve niteliğinin düşüklüğü ile istihdam arasındaki ilişkinin zayıflığı ve rekabet gücü ve istihdam yaratma kapasitesinin sağlanamaması bizim bu alandaki, çalışma yaşamı içerisindeki en temel sorunlarımızdan birisi olarak gözükmektedir düşüncesindeyim. Özellikle istihdamın artırılması, işsizliğin, kayıt dışı istihdamın azaltılması, sosyal içerme konusunda ve kadınların ve dezavantajlı grupların istihdamının artırılması amacıyla esnek çalışma biçimine geçilmesinin gereği sanıyorum ortadadır. Bu çerçevede iş gücü piyasasındaki esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması ve önündeki engellerin kaldırılarak bu çalışma biçimlerinin teşvik edilmesi ve sosyal güvenlikle ilişkilerinin kurulması gerektiğini düşünüyorum. Bu çerçevede 4857 sayılı iş Kanunu ile sosyal güvenlik mevzuatında değişiklikler yapılarak kısmi süreli çalışma biçiminin uygulanmasını kısıtlayabilecek engellerin de ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Sayın Bakanım, değerli üyeler; bugüne kadarki bakanlıklarla ilgili yapılan bütçe görüşmelerinde hepimizin hemfikir olduğu, sanıyorum hemfikir olduğu, bir husus, iş dünyasının talep ettiği nitelikteki iş gücünün yetiştirilmesiyle, eğitimle istihdam arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi hususu zaman zaman gündeme gelen, en çok dile getirilen hususlardan birisi olmuştur. Bu çerçevede etkin bir iş gücü piyasası analizinin yapılması, kısa, orta, uzun vadede ihtiyaç duyulan iş gücünün ve niteliklerinin tespit edilmesi gerektiği sürekli dile getirilen hususlardan birisi hâline gelmiştir bugüne kadarki bütçe görüşmelerinde.

Buradan ben şöyle bir sonuç çıkartıyorum: Bu alanda iş dünyasının talep ettiği nitelikteki iş gücünün yetiştirilmesine yönelik olarak Millî Eğitim Bakanlığımız, Sanayi ve Ticaret Bakanlığımız, Yüksek Öğretim Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, meslek kuruluşları, işçi ve işveren sendikaları arasında bu alanda bir çalışmaya gidilmesi gerektiği görülmektedir. Bu çerçevede sanıyorum, başlangıç olarak ekonomik ve sosyal konseyin, iş dünyasının talep ettiği nitelikteki iş gücünün ve önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyacağımız insan gücünün planlanması eğitilmesi ve iş yaşamına kazandırılması konusunda ekonomik ve sosyal konsey ilgili taraflarla birlikte ve ilgili aktörlerle birlikte harekete geçerek etkin bir iş gücü piyasası analizine yönelmesi, böyle bir ihtiyacın karşılanması gerekmektedir.

Dile getirmek istediğim bir diğer husus: İş arayanlar ile boş işlerin eşleştirilmesi, işverenin talep ettiği nitelikteki iş gücünün buluşmasını sağlayacak bir istihdam bürolarına geçiş sürecine bir an önce geçmemiz gerektiği hususudur. Bilindiği üzere, birçok Avrupa Birliği üyesi ülkede istihdam büroları açılmış ve bu istihdam bürolarında iş arayanlarla boş işlerin eşleşmesi veyahut da reel sektörün talep ettiği nitelikte iş gücünün buluşmasına aracılık eden mekanizmalar olarak faaliyet göstermektedirler. Bu husus Dokuzuncu Plan’da da “İş Gücü Piyasasının Geliştirilmesi” başlığı altında, plan dönemi hedefi olarak ortaya konulmuş ve istihdam kurumlarının etkinliğinin artırılması hedeflenmiştir.  Belki bir soru olarak Sayın Bakanım bu konuyu değerlendirmesine alabilir.

Değinmek istediğim bir diğer husus: TÜİK istihdam ve kazanç anketlerine göre 2000 yılı ikinci çeyreğinde imalat sanayisinde haftalık normal çalışma süresi 45 saat, tüm sektörlerde de ortalama, esas işte haftalık fiilî çalışma süresi 43,8 saat iken 2005 yılında bu rakamın 51,4 saate yükseldiği görülmektedir. Biz biliyoruz ki çalışma yaşamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde modernleşmeyle birlikte, gelişmeyle birlikte çalışma sürelerinde de bir kısmi azalmaya gidildiği ve yasal çalışma süreleriyle, sözleşmeye dayalı çalışma süreleri arasında da oransal olarak bir azalma meydana geldiği görülmektedir. Ancak ülkemizde çalışma sürelerinin giderek arttığı şeklinde bir değerlendirme yapmak zorunda kalıyoruz, ki zaman zaman siyasi çalışmalarımızda da bu hususun özellikle asgari ücretli olarak çalışan kesimde fiilî çalışma sürelerinin giderek on saat, on iki saat ve haftalık altmış saate varan bir çalışma süreleriyle karşı karşıya kalındığı görülmektedir. Dolayısıyla bu hususun değerlendirilmesi, iş gücünün, emeğin bir anlamda sömürüsü olarak nitelendirebileceğimiz bu durumun tekrar incelemeye tabi tutulması, gözden geçirilmesi ve emeğe bir haksızlık varsa, ücretlendirilmeyen bir kısım varsa, çalışma sürelerinde ücretlendirilmeyen bir kısım varsa bunun da İŞKUR tarafından tespit edilerek ilgili işverenin hakkında işlem yapılması, uyarılması ve ücretlendirilmeyen bir çalışma süresinin, emeğin önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyor, Bakanlığımız bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Bağcı’ya teşekkür ediyoruz.

Sayın Kutluata

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, saygıdeğer üyeler, Sayın Bakan, değerli bürokratlar, basınımızın değerli mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, konuşan arkadaşlarımı dinledikçe konuşma silsilemi biraz değiştirmek zorunda kaldım, ama birçok konuya kenarından köşesinden de olsa temas edilmiş oldu.

Efendim “Lizbon Stratejisi” diye adlandırılan yaklaşımla Avrupa Birliği bilindiği gibi 2010 yılında dünyanın en rekabetçi ve en dinamik bilgi toplumu olma hedefini benimsemiş bulunuyor. Zaten rekabetçi olan, zaten dinamik olan, zaten rekabet gücü olan bir yapıyı dünyanın en önde geleni yapmaya gayret eden bir yaklaşımın içinde bulunuyor ve bununla ilgili yapacaklarını, bu kısa süre içerisinde yapacaklarını sıralarken diyor ki: Genel istihdam oranını yüzde 70’e çıkaracağız ve şu anda yüzde 66; kadınların istihdam oranını yüzde 60’a çıkaracağız, şu anda yüzde 59’a yakın.

Bu rakamlara Türkiye açısından bakacak olursak genel istihdamın bizde 45 küsur olduğunu, kadın istihdamının da yüzde 24 civarında olduğunu görürsek, aradaki farkları da dikkate alırsak Avrupa Birliğinin önüne koyduğu hedeflerin bize birtakım eksiklerimizi iyice ikaz etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Yine bu yapılacaklar arasında birçok husus sıralanıyor: Yirmi iki yaş grubunun en az yüzde 85’inin lise mezunu olması, üç yaşına kadar çocuklara verilecek hizmetlerdeki artış üç-altı yaş arasındaki eğitim durumunun daha artırılması vesaire. Ve sonunda birçok husus sayıldıktan sonra deniliyor ki: AB ülkelerinde bu hedeflere ulaşabilmek için, Avrupa Birliği ülkelerinde aktif istihdam politikaları uygulamaya başlanmıştır ve aktif istihdam politikalarının da özünü ekonomide yeni açılan iş alanlarına işsizleri yerleştirmekten ziyade, ekonominin talep ettiği iş gücünü önceden hazırlamak suretiyle bu aktif ortamı oluşturmak olarak ifade ediyor ve buradaki bunun içinde saydığı tedbirler hayat boyu  eğitim, okul sonrası eğitim vesaire. Ama burada önemli olan ekonominin ihtiyaç duyduğu iş gücüne bu dinamizmi verme meselesi.

Daha önceki bakanlıkların, ilgili bakanlıkların bütçeleri görüşülürken Türkiye'de de iş gücünün vasıf kazanması, mesleki eğitimin yaygınlaştırılması vesaire, bu tedbirleri biz burada konuştuk, ama Türkiye'de dikkat edersek istihdam konusunu ele aldığımız zaman, öbür tarafta ekonominin ihtiyaç duyduğu iş gücü denilirken, burada âdeta iş gücünün ihtiyaç duyduğu bir ekonomi anlayışına ulaşmalıyız diye bir zaruret ortaya çıkıyor. Bunu şunun için söylüyorum…

 Bakın efendim, birkaç noktaya temas etmek istiyorum. Büyümenin istihdama yansıması konusunda Sayın Başbakanın “Bunu gerektiği gibi sağlayamadık.” ifadeleri vardır. İhracattan sorumlu Devlet Bakanı “Düşük kur bizi her bakımdan tahrip ediyor.” demektedir devamlı. Yine Sayın Maliye Bakanı bu salonda cari açığın ciddi risk olduğunu ve ihracata dayalı büyümeye geçmek zorunda olduğumuzu, geçeceklerini söylemişlerdir. İhracata dayalı ekonomi ile de kastettiği ihracat rakamının 100 milyar doları aşmış olması filan değildir, doğrudan doğruya üretimi canlandıracak bir ekonomi anlayışını ifade etmeye çalışmıştır.

Şimdi, bugün sunumunu dinlediğimiz Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız da benzer ifadeler kullanıyor: “Altı, yedi büyüme tutturduk ama gerektiği gibi yansımadı istihdama.” diyor ve yine Sayın Bakan “İşsizlik sorununu aşmak için Hükûmetimiz ekonomi politikasının temeline ekonomik büyümenin yanı sıra büyümenin istihdama yansımasını sağlayacak istihdam odaklı büyümeyi koymuştur.” diyor.

Tabii bu ne anlama geliyor filan, bu konularda açıklama isteyeceğiz, ama ben burada çok ciddi bir çelişkiye temas etmek istiyorum. Bütün bu söylenenler kabine üyeleri ve kabinenin tamamı tarafından dile getirilen ifadeler doğrudur ve biz bunları söylüyoruz zaten, ama bugün görüyorum ki, Komisyonumuzun iktidara mensup 2 kıymetli üyesi aynen “Büyümenin istihdama yansımadığı doğru değildir.” diyerek bunun tersini söylemektedirler.

Ben şimdi Sayın Bakana, bizlere daha çok kulak vermesinin kendileri için daha yararlı olacağını söylüyorum, çünkü, burada bir, bir tarafta öyle algılanıyor ki yapılanlar yeter, bir tarafta öyle algılanıyor ki biz yapılanı yeterli bulmuyoruz, Hükûmet üyeleri de bunu “Evet, doğru, çözmeye çalışacağız.” diyor. Onun için, işin bu noktası üzerinde biraz durmakta büyük yarar olduğunu düşünüyorum.

Bütün bu nominal gayrisafi millî hasıla rakamlarını bir tarafa bırakırsak, dolar kuru düşüklüğünden ortaya çıkın şişkinliklerin hepsini bırakırsak, hepimizin hem fikir olduğu, müttefik olduğu bir nokta, büyümenin 7’ye yakın, yıllık, ortalama olarak beş yılda gerçekleştirilmiş olmasıdır. Yüzde 35’lik büyümeye karşılık, Türkiye’de istihdamdaki artışın, toplam istihdamdaki artışın 21 milyon 350’den -aşağı yukarı böyle bir rakam- 22 milyon 330 gibi, yani, 1 milyona yakın bir artış gösterdiğini görüyoruz. Bunun da yüzde 4,5 civarında bir istihdam artışı olduğunu görüyoruz. Yani, yüzde 35 ekonomik büyümenin arkasından yüzde 4,5’luk bir istihdam büyümesini normal bir yol kabul etmek doğru değildir. O  zaman, rahatsızlık nerededir, sıkıntı nerededir ona bakmak mecburiyetindeyiz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Tarımdaki çözülmeyi dikkate almıyorsunuz.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Şimdi, bunu dikkate almak mecburiyetindeyiz. Ona da geleceğim efendim. O zaman, başından beri söylediğimiz şudur: Şimdi, bunu, birkaç arkadaşımızın temas ettiği, enflasyonla mücadele, tarım kesimindeki istihdam boşalması, aktarılması gibi konularla irtibatlandırmak istiyorum. Şimdi, kullanılan ifade hâlen, farkında olduğumuz gibi, enflasyonla mücadeledir. Enflasyonla hâlâ mücadele hâlindeyiz. Enflasyonla mücadele, ekonominin belli bir döneminde, zorunluluk hâlinde başvurulması gereken bir yoldur ve öyle de olmalıdır, ama, ömür boyu enflasyonla mücadeleyle bir ekonominin gitmeyeceğini hepimiz bilmeliyiz. Burada, düşen rakamların bizi tatmin etmesi, olayın kökünü ve derinliğini göremememize sebep olur. Hatırlayınız, 2001 yılında yüzde 70’e yakın olan, 69 küsurlardaki enflasyon 2002 yılında yüzde 30’ların altına inmişti, yani, 40 puan inmiştir. 2006 enflasyonu yüzde 10’a yakındır, 2007 enflasyonunu yüzde 6,5 olarak alıyoruz. Demek ki, uygulanan mecburi sıkı politikayla enflasyon zaten bir düşüş sürecine girmişti. Şimdi, mühim olan, enflasyonla mücadele değil, enflasyonun mücadelesiz ekonominin genel dengelerinin sağlıklı oturması sonucu düşmüş olması sonucunu bekliyoruz, ki her şey yerli yerine otursun, ama, biz, hâlâ enflasyonla mücadele etmek zorundayız. Evet, doğrudur. Peki, bu enflasyonla mücadele sözü bize yürütülen büyüme stratejilerinin veya büyümeyi gerçekleştiren arızi sebeplerin üzerinde durmamızı ikaz etmiyor mu oraya dikkat etmek lazım. Dikkat ediniz, enflasyonla mücadele, meşhur tıp cerrah esprisinde olduğu gibi, ameliyatın başarılması önemli değildir, hastanın sağlığına kavuşması lazımdır. Ameliyat başarılı oldu ama hasta öldü gibi bir şey espriden öteye gitmiyor. Enflasyonla mücadele ediyoruz. Ne zamana kadar? Ömür boyu. Peki, bunun tahribatları? Ömür boyu sürecek demektir. O yüzden, enflasyonla mücadeleyi ve enflasyonunun düşürülme sürecini, lütfen, üretimdeki artışlarla, maliyetlerdeki düşüşlerle mukayese etmeden, bu ithalata dayalı enflasyon düşüklüğüyle yetinmemeliyiz. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Sağ olun Sayın Başkan.

Ben, yetinilmemesi gerektiğini düşünüyorum, ama, her rakamdan biz kendimize burada bir teselli payı, övünme payı çıkaracak olursak, müşterek noktalarımızın çok az olacağını söylemek istiyorum.

Tarımdan aktarılan nüfus konusu: Böyle bir rakam dönüyor ortada, ama, tarımdan giden nüfusun nereye gittiğine dair sağlıklı rakamlara ulaşmadan, bu, kimseyi tatmin etmeyecektir. Çünkü, genel görüntü bellidir, bir de hizmet sektörüne adam kaydırmak gibi Türkiye’de bir eğilim vardır. Eğer hizmet sektörüne gittiyse bu nüfus, hangi hizmet sektörlerine gitti, hizmet sektöründeki yapay şişmelerin de Türkiye için çok sağlıklı olmadığını görüyoruz.

Yine bir arkadaşımız, “İstihdamda düzelme var, işsizlik azalmıyor, azalma yok.” dedi. İstihdamın kendi yapısı içindeki bazı değişiklikleri bu anlamda olumlu saymak mümkün, ama, bizim derdimiz, sonuç itibarıyla işsizliğin azalmasıdır. Ama bunu, daha önce de bir vesileyle ifade ettiğim gibi, işsizliğin şu miktarda azalmasından ziyade işsizlik meselesini, istihdamdaki yetersizlik konusunu, biz insanımızın üretime katılamıyor olmasıyla izah edecek olursak, o zaman, bu küçük oranlarla teselli olmak yerine, baştan söylediğim, içine girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği rakamlarıyla kıyaslamanın daha yerinde olacağını düşünüyorum.

Burada, ekonominin genel gidişi, ekonominin sağlıklı, doğru değerlendirilebilmesi ve ekonomide yapılacak olanların bütçesini görüştüğümüz Bakanlığın bütün sorunlarıyla çok yakından ilgili olduğunu biliyoruz. Eğer sağlıklı bir büyüme yoksa, ne çalışan kesim mutlu olacaktır ne çalışamayan kesimin iş bulması mümkün olacaktır ne emeklinin geliri kâfi olacaktır ne de ömür boyu sağlık harcamalarından sorumlu olan Bakanlığın yükü azalacaktır. Dolayısıyla, her dengenin kendi içinde ne hâle geldiğini, yıllar itibarıyla ne hâle geldiğini, statik bir yapı içerisinde inceleyip oradan birtakım rakamlar bulup fena değildir demek mümkün, ama, Türkiye’nin genel yapısına bakmak suretiyle işi kökten çözecek mekanizmalarda sağlıklı bir anlayışa kavuşmamamız hâlinde, hep, bu geçici tedbirlerle tartışacağımızın bilinmesi gerekir.

Ben, bu anlamda, zamanımı da bitirdiğim için, sosyal sigortalar konusuna, sosyal güvenlik sistemimize ve sağlık sigortasına girmeye vakit bulamadım.

Müsamahanız için teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kutluata.

Sayın Kışanak.

GÜLTEN KIŞANAK (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Sayın Komisyonun değerli üyeleri, değerli bürokratlar ve basın mensupları; ben, bu konudaki konuşmama da yine kadınlar açısından biraz bakarak başlamak istiyorum, çünkü, kadın istihdamının giderek azaldığına dair genel bir kanı var, rakamlar da bunu ortaya koyuyor ve önümüze getirilen bütçede de bunu gidermeye dönük önlemleri çok göremiyoruz. Ben bu konuda, hani genel politikaları artık çok konuşmaktansa, somut bir iki öneri yapmak istiyorum.

Birincisi, ev içi tüm işler, özellikle de çocuk ve yaşlı bakımı kadınların görevi olarak algılanır. Oysa, bu, tüm toplumun yüklenmesi gereken sosyal bir sorumluluktur. Çocuklarımıza ve yaşlılarımıza karşı sadece kadınlar sorumlu değildir. Bu sosyal sorumluluğun gereği olarak, devletin de ciddi önlemler alması gerekiyor. Bu konu şu nedenle önemli: Kadın istihdamını en olumsuz etkileyen faktörlerin başında yaşlı ve çocuk bakımı geliyor. Eğer bir ailenin çocuğu bakıma muhtaç düzeyde, o yaştaysa, bir kreş ücretini karşılamak yerine kadını işten çıkartmayı tercih ediyor genellikle aileler. Sanırım kadın istihdamını bu nedenle en olumsuz etkileyen faktörlerden birisi.

Bunun için alınabilecek birçok önlem var. Bunlardan en önemlisi, şu andaki yasalarımız 150 ve daha fazlası kadın işçi çalıştıran iş yerlerine kreş açma yükümlülüğü getirmektedir. Bu rakamın kendisi oldukça yüksektir, çünkü, kadınlar daha çok küçük işletmelerde hatta kayıt dışı işlerde çalışmaktadırlar. Bu nedenle bu rakamın aşağıya çekilmesi gerekiyor. Ayrıca, bunun sadece kadın işçi değil toplam çalışanlar açısından değerlendirilmesi gerekiyor, çünkü, çocuğa bakmak sadece kadının sorumluluğu değil, o çocuğu birlikte doğuran, birlikte büyüten erkeğin de sorumluluğudur. Erkek işçilerin de çocuklarını bırakacak bir kreşe sahip olmaları, kadınların çalışma imkânını sağlayacaktır. Bu nedenle, öncelikle, mevcut yasalardaki kreş açma zorunluluğundaki bu 150 rakamının hem aşağıya çekilmesini hem de sadece “kadın işçiler” değil “tüm çalışanlar” olarak düzeltilmesini öneriyorum. Ayrıca, kamunun bu konudaki sorumluluklardan kaçınmaması gerektiğini ve kamu kurumlarının da son tasarruf tedbirleri kapsamında kreş, yurt, benzeri şeyleri kapatması öngörülüyor. Bundan vazgeçilmesi ve kamu kurumlarının da kreş uygulamasını devam ettirmesi, artırması, bu konuda kapasiteyi güçlendirmesi gerekiyor. Ayrıca, bu konuda alınabilecek bir başka somut önlem, eğer bu konuda bir özelleştirme yaklaşımı benimseniyorsa, devlet bu konuda sorumluluk üstlenebilir, belli bir gelir diliminin altında çalışan kadınların çocuklarına ve yaşlılarına bakım ücreti, belli bir miktarda bakım ücreti devlet tarafından karşılanabilir. Eğer biz özel önlemleri almazsak, kadın istihdamı, ülkemizde işsizliğin bu kadar yoğun olduğu bir ülkede tabii ki öncelikle kadınlar işsiz kalacaktır ve kadın istihdamını artırmak mümkün olmayacaktır.

Ben, bir başka konuya daha gene somut bir şeyle değinmek istiyorum, çünkü, bizde genel bir kanıdır. Devlet yasa yapar, ama, bu yasaların tanınırlığı, bilinirliği, uygulanması, uygulanma düzeyi nedir, etkinlik düzeyi nedir? Bu konuları da sorgulamak gerekiyor. Bu konuda çok somut bir örnek vereceğim. Örneğin bizim önümüze getirilen Sayın Bakanımızın sunuşunda, kayıt dışıyla mücadele konusunda yapılan denetimlerden bahsediliyor. Somut bir örnek: Diyarbakır’da bir yıldır devam eden bir grev var. Bunun öyküsünü size anlatmak istiyorum. Gözde Tekstil İnşaatta çalışan 500 işçiden 305 işçiyi üye kaydeden Türkiye Tekstil, Örme ve Giyim Sanayi İşçileri Sendikası, Bakanlığa da başvurarak söz konusu iş yerinden yetki belgesi almıştır. Bu, 2006 yılında olmuştur. Tam yetki belgesi alır almaz, söz konusu işveren, adını değiştirmiş, Gevran Tekstil yapmıştır. Bunun üzerine, bir kez daha Çalışma Bakanlığına başvurulmuş, yine, yetki tespiti yaptırılmış, yetki belgesi alınmıştır. İşveren mahkemeye başvurmuş, yetki belgesinin iptal edilmesini istemiştir, ama, bu davayı kaybetmiştir. Yargıtaya temyize gitmiştir, orada da kaybetmiştir. Yani, yetki belgesi geçerli sayılmıştır. Arkasından, sendika bir kez daha, 12/07/2006 tarihinde bir kez daha Çalışma Bakanlığına başvurarak kesin yetki belgesi istemiştir. Bakanlık, yine yetki belgesi vermiştir. Buna rağmen sendikayla toplu sözleşme görüşmelerine oturmayı reddeden işverenle bir uzlaşma yolu bulunması için sendika, resmî arabulucu tayin edilmesini istemiştir. Bakanlık resmî arabulucu da tayin etmiştir. Resmî arabulucu sürecinden de bir sonuç alınamamıştır ve işçiler greve çıkmışlardır. İşçiler greve çıktıktan sonra söz konusu işveren bu işçileri işten çıkartmış, yerine, yasalara aykırı olduğu hâlde, yeni işçi almıştır ve Bakanlık müfettişleri bunu da tespit etmiştir. Yani, yasalara aykırı olarak grevdeki işçilerin yerine işçi alındığını tespit etmiştir. Hatta bununla da kalınmamıştır, söz konusu iş yerinde gece vardiyasında çocuk işçi çalıştırıldığı tespit edilmiştir. Hatta bununla da kalınmayarak söz konusu iş yerinde kayıt dışı işçi çalıştırıldığı, gene, iş müfettişleri tarafından tespit edilmiştir. Ama, bütün bunlara rağmen, bütün yasal yollar denenmesine rağmen, şu anda, o işçiler işten çıkartılmış durumdalar ve iş yerindeki grevin hiçbir anlamı kalmamış, bu insanlar perişan bir vaziyettedirler. Sanırım bu konu, Sayın Bakanımızın dikkatine de getirilmiştir. Ben bu öyküyü kısaca şu nedenle aktarmak istedim: Biz, yasalarımızın uygulanırlığındaki etkinliği artırmak, bu konudaki sorumluluklarımızı da yerine getirmek zorundayız.

Ben, bir başka somut bir şeyden bahsetmek istiyorum. Bu, genel olarak istihdamı artırmak için sosyal güvenlik payının düşürülmesi konusunda. İşte, 1 kaç puan düşürülmesi konuşuluyor. Tabii ki bunun, genel olarak, özellikle açık veren bir sosyal güvenlik sisteminde, zor bir konu olduğunu hepimiz biliyoruz, ama hiç değilse şunu kademeli olarak yapamaz mıyız? İşsizliğin çok yüksek olduğu bölge illerinde kademeli bir puan indirmeye gidilemez mi? Ya da hiç değilse yeni iş yeri açanlara, istihdam yaratanlara böyle bir uygulama yapılamaz mı? Bu gibi bir adım atma önlemleri alınarak bu yolun açılması gerektiğini düşünüyorum.

Bir başka konuya, gene… Süremiz kısıtlı, onun için böyle somut şeylerle, birer cümle değinerek geçiyorum. Tarım işçileri sorunu gerçekten önemli bir problem. Geçen gün Tarım Bakanlığımızın bütçesi görüşülürken de bu konuyu gündeme getirdim. Sayın Bakanımız buradayken bir kez daha öğrenmek istiyorum. ILO’nun, (Uluslararası Çalışma Örgütü) 184 sayılı Sözleşmesi’ni -tarım işçileriyle ilgili olan sözleşmesini- Hükûmetimiz ne zaman imzalamayı düşünüyor ve bu konuda yasalarımızla da uyumlu hâle ne zaman getirmeyi düşünüyor? Bu yönde bir ipucu göremiyoruz. Bunun çok önemli bir sorun olduğunu, şu anda tarımdaki istihdamın tamamen, yani, sadece 50’den fazla işçi çalıştıran kamu işletmeleri hariç, hiçbir yerde sosyal güvenlik şemsiyesi yoktur, yani, milyonlarla ifade edilen işçi sosyal güvenlik şemsiyesi dışındadır. Üstelik de bu, mevsimlik işçiler sorunu nedeniyle çok ciddi de bir sosyal yara hâline gelmiştir. En azından bunların barınma sorunları bu tür yasal düzenlemelerle önüne geçilebilecek sorunlardır diye düşünüyorum.

Çok kısa, yine bir şeye değinmek istiyorum. Bu kamu kurumlarının taşeronlara iş yaptırması konusu da gerçekten ciddi hak gasplarını gündeme getirmektedir. Özellikle kamu kurumlarında hizmet alımı yoluyla iş yaptırılmasının teşvik edildiği bir sistemle yüz yüzeyiz. Bu konuda da çok somut bir örnek vereceğim: Diyarbakır Bağlar Belediyesi temizlik işçisi, hizmet alımı yoluyla aldığı temizlik işçilerine süt parası ödediği için davalık olmuştur. Normal kadrolu işçilerine verdiği birçok sosyal hak varken, asgari ücretle çalıştırdığı temizlik işçilerine sözleşmede artı süt parası koyduğu için hakkında soruşturma açılmıştır. Yani, bu, taşerona iş yaptırmanın ne kadar ciddi sıkıntılar yarattığını, bu konudaki yasalarımızın da daha hakkaniyet ölçülerinde, hak gasplarını önleyecek şekilde yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Bir de son olarak sözlerimi şöyle bitirmek istiyorum: Önümüze bir sosyal güvenlik reformu paketi gelecek. Bu, uzun süredir kamuoyunun tartıştığı bir konu. Artık, ben, kamu işçilerinin de, kamu çalışanlarının da grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkına kavuşturulması gerektiğini, bu yasal düzenlemede bunun da önünün açılması gerektiğini düşünüyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Akçay, buyurun efendim.

ERKAN  AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, çok değerli Plan Bütçe Komisyonu üyeleri, Çalışma Bakanlığının değerli mensupları, değerli bürokratlar, değerli basın mensupları; muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sosyal güvenlik, sosyal devlet ve modern devlet anlayışının bir gereğidir. Sosyal güvenlik reformuna ilişkin iki yasa tasarısı hazırlandı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu 20 Mayıs 2006 tarihinde yasalaşarak yürürlüğe girdi. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ise 16 Haziran 2006 tarihinde yasalaştı. Ancak, Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 2006 tarihinde Yasa’nın bazı maddelerini iptal etmesi üzerine Hükûmet, bir çözüm geliştirmek amacıyla Yasa’nın yürürlük tarihini 2008 yılı başına erteledi. Bu iki yasanın genel amaçlarına baktığımızda, genel sağlık sigortasının hayata geçirilmesi, diğer sosyal sigorta kollarının birleştirilerek tek bir emeklilik rejiminin oluşturulması, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı gibi üç temel işleve ilişkin hizmetlerin, çağdaş, etkin ve vatandaşların günlük hayatlarını kolaylaştıracak şekilde sunulmasına imkân sağlayacak yeni bir kurumsal yapının oluşturulmasının amaçlandığını görüyoruz.

Genel sağlık sigortasıyla, SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı, kamu çalışanları ve yeşil kartlılar olmak üzere beş farklı standartta sunulan kamunun sağlık finansmanı hizmetlerinin birleştirilerek tüm vatandaşlara eşit kapsam ve kalitede sağlık sigortacılığı hizmeti verilen bir yapıya dönüştürmeyi amaçladığını görüyoruz. Hükûmet bu birleştirme yasasıyla tek çatı modelini getirmeyi düşünürken ve bu amaçla yola çıkılırken ve önceden SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı olarak üç kurum varken, şimdi bir de Sosyal Güvenlik Kurumunun da âdeta dörtlü bir yapıya dönüştüğünü, dörtlü bir yapı hâline neredeyse geldiğini görüyoruz. Yine bu tek çatı altında sosyal güvenlik politikasını birleştirirken, Türkiye İş Kurumunu ve işsizlik sigortası konusunu bu çatının altında göremiyoruz ve bir yılı aşan bir süre içinde Sosyal Güvenlik Kurumunun teşkilatlanmasını tamamlaması gerekirken bu teşkilatlanma çalışmalarının yavaş yürüdüğünü görüyoruz. Değerli milletvekilleri, yapılacak her işin, ele alınan her konunun, atılacak her adımın önce bir felsefesi olur, sonra bir politikası olur ve üçüncü olarak da uygulaması olur. Üç ayrı yapıda yıllardır devam eden sosyal güvenlik kurumlarının yönetimlerinin, bir devletin bir tane sosyal güvenlik politikası olur, onu da bir tek kurumu yönetir anlayışı nedeniyle Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur, Emekli Sandığının “Sosyal Güvenlik Kurumu” adı altında birleşmesi doğru bir yaklaşımdır, doğru bir politikadır. Ancak, bu anlayışın politikalarının ve uygulamasının amaca yönelik olarak oluşturulup oluşturulmadığı konusunda endişelerimiz vardır. Teşkilatlanmada bugüne kadar kat edilen mesafe ve yeni yürürlüğe girecek Sosyal Güvenlik Yasası bu endişemizi artırmaktadır. Acaba daha iyi yönetilebilir, verimli, rasyonel, kayıt dışılığı önleyen, karmaşayı gideren, sosyal devleti daha etkin ve verimli hâle getiren bir yapıya mı gidiyoruz; yoksa, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sosyal güvencelerinin daha da zayıflayacağı, sosyal güvenlik finansmanında açıkların daha da artacağı bir yapı mı oluşuyor? Bu soruyu ciddi bir biçimde inceleyip tartışmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik kurumlarının “açık” şeklinde ifade ettiğimiz  finansman ihtiyacına baktığımızda, 2001 yılında 5,7 milyar YTL olan açığının 2006 yılında 21,6 milyar YTL’ye çıktığını görüyoruz. Yine, sosyal güvenlik kurumlarına yapılan transferlerin de yıllar içerisinde artarak 22,8 milyar YTL’ye vardığını ve gayrisafi millî hasıladaki nispetinin de yüzde 3,5’lardan yüzde 4,1’lere geldiğini görüyoruz. Tabii gayrisafi millî hasıla içerisinde sosyal güvenlik transferlerinin rakamını bir olumsuz faktör olarak algılamıyoruz, sadece, bu durumun kötü bir durumu ifade etmeyip, ancak, bu oranın verimli bir rasyonel bir şekilde mi oluştuğunu düşünmemizde fayda olduğunu dile getiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu konuşmamda benim dikkati çekmek istediğim bir önemli husus da, 2008 yılı bütçe gerekçesinin 213’üncü sayfasında yer alan sağlık harcamalarının yıllar itibarıyla seyrini dikkatlerinize sunmak istiyorum: 1 nolu tabloya baktığımızda, merkezi yönetim bütçesindeki genel tedavi ve sağlık hizmetleri giderlerinin 2004, 2005 ve 2006 yılları itibarıyla normal ve çok az artış izlediğini, genel ilaç giderlerinin ise 2004, 2005 ve 2006 yılında azalarak, bir azalan seyir izlediğini görüyoruz. Yeşil kart sağlık giderlerinde de ciddi bir artış var. Bu artışın da ilaç giderlerinden ziyade sağlık kurumlarındaki tedavi giderlerinden oluştuğunu görüyoruz. Sosyal güvenlik kurumlarının tedavi ve ilaç giderlerine baktığımızda ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz. Sosyal Sigortalar Kurumunun tedavi ödemelerinin 2004, 2005 ve 2006 yılları içerisinde arttığını ve bilhassa 2004 yılında 3,9 milyar YTL olan tedavi ödemelerinin 6 milyar YTL’ye çıktığını görüyoruz; bu, çok yüksek bir orandır. Ayrıca, yine, Sosyal Sigortalar Kurumunun ilaç ödemelerinin 2004, 2005 ve 2006 yılları itibarıyla çok ciddi bir artış seyri izlediğini ve bu ilaç ödemelerinin gittikçe arttığını görüyoruz. Oysa, Emekli Sandığında, tedavi ödemelerinde çok azalan, az sayıda artan bir seyir söz konusu, ilaç ödemelerinde ise tam aksine azalan bir seyir söz konusu. Örneğin, 1,5 milyar YTL’den 1,6 YTL ve 1,2 milyar YTL’ye gerilemiş. Bağ-Kur tedavi ödemelerine baktığımızda da, normal seyirde tedavi giderlerinin az bir artışla seyir izlediğini görüyoruz, ilaç ödemelerinin de azalan bir seyir izlediğini görüyoruz, yani, ilaç ödemeleri giderleri Bağ-Kurda azalmış, Emekli Sandığında da azalma var, fakat, tam aksine, Sosyal Sigortalar Kurumunun ilaç ödemelerinde ve tedavi giderlerinde çok ciddi bir artış var.

Şimdi, biraz evvel, doğru bir politika olarak belirlediğimiz bir konunun, örneğin Sosyal Güvenlik Kurumunun veya bir sağlık politikası olarak ele alalım, bir ülkenin bir tane sağlık politikası olur, onu da elbette ki Sağlık Bakanlığı yürütür. Bu çerçeve içerisinde, hastanelerin Sağlık Bakanlığına bağlı olması kadar doğal bir mantık da olamaz. Bu çerçeveden baktığımızda, Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerinin Sağlık Bakanlığına bağlanarak devlet hastaneleri statüsüne getirilmesini doğru görebiliriz, ancak, önemli olan, tabii, bir de netice. Buradan vardığımız sonuç, SSK hastanelerinin devlet hastanelerine devriyle birlikte tedavi ödemelerinin ve ilaç ödemelerinin de çok ciddi biçimde arttığını görüyoruz. Benim dikkati çekmek istediğim ve üzerinde ciddi olarak tartışıp, değerlendirme yapılmasını arzu ettiğim husus budur.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçesinin hayırlı, uğurlu olması dileğiyle sözlerime burada son veriyor, muhterem heyetinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz.

Hemen, kısaca, özet olarak soruları da alalım.

Buyurun Sayın Öztürk, sorunuzu alalım.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla, üç sorum olacak.

ILO Genel Kurulunda, ülkemizin sendikal özgürlükler, toplu görüşme ve grev hakkıyla ilgili uygulamaları, onayladığımız ILO sözleşmelerine uygun olmadığı gerekçesiyle eleştirilmektedir. Son olarak, AB tarafından 7 Kasım 2007 tarihinde yayınlanmış olan İzleme Raporunda da sendikal haklar konusunda, ister AB normlarına ister ILO’nun ilgili sözleşmelerine uyma konusunda olsun, Türkiye’nin yeterli çabayı göstermediği yönünde eleştiriler yer almaktadır. Sayın Bakan, söz konusu değişiklikleri, sosyal tarafların mutabakatını aldıktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine getireceklerini belirttiler. Ancak, önceki Sayın Bakan da bu konuda, seçimlerden önce, ILO toplantısı sırasında eleştirileri cevaplandırırken, sosyal tarafların mutabakatını alabilirlerse ve seçime giden yasama organının çalışma gündemi elverirse yasalaştıracaklarını ifade etmişti. Sosyal taraflar arasında mutabakat sağlanmasını biz de son derece önemsiyoruz, ancak, mutabakat sağlanamayan noktalar, İşçi ve işveren temsilcileri arasında ise ve belli noktalara indirgenmişse hâlâ tam bir mutabakatın ortaya çıkması beklenilmeli mi? AB’nin sosyal politikalarına uyum konusunda işveren tarafının aceleci olunmaması gerektiği yönündeki görüşlerini kamuoyuyla paylaştıklarını biliyoruz, siz de bu görüşe katılıyor musunuz?

İkinci sorum, sanayimize rekabet gücü kazandıracak kalemlerden biri olarak ifade edilen iş gücü maliyetinin aşağıya çekilmesi için vergi ve prim yüklerinin diğer ülkeler düzeyine çekilmesi gerektiği görüşüne biz de katılmaktayız. Ancak kayıt dışı istihdamın yaygınlığını ve SSK’nın gelir-gider dengesini dikkate alarak yapılacak düzenlemenin kayıt dışının kayda alınmasıyla bağlantılı olmasını ve adımların karşılıklı atılması gerektiğini düşünmekteyiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, soru faslınız beş dakikayı geçti, onu rica edeceğiz, kısa olsun sorular efendim. Yani böyle mektup okur gibi soru olursa biz bitiremeyiz.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Onun takdirini bize ve Komisyona bırakın Sayın Başkanım, mektup filan değil.

BAŞKAN – Efendim, Komisyona bırakıyoruz takdirini iki dakika içinde bitecek.

Buyurun.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Hazırlıklarının önceki hükûmet dönemlerinde yapıldığı bilinen ve AKP Hükûmetleri döneminde yasalaştırılan yeni İş Yasası’nın benimsediği hususlardan birisi de esnek çalışma yöntemi olmuştur. Düzenleme sırasında esnek çalışmanın küreselleşmenin dayattığı rekabet koşullarına uyum sağlamamıza katkı vereceği ve istihdam artışı sağlayacağı ifade edilmişti. Acaba Bakanlık olarak dört, beş yıllık uygulamanın bu yönde bir iyileşmeye hizmet ettiği konusunda bir değerlendirmeniz oldu mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Sali buyurun.

ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, üç tane sorum var. Birincisi; terörle mücadele kapsamında malul hâle gelen er ve erbaşlardan çalışmaları hâlinde yüzde 30 sosyal güvenlik destek primi, yüzde 20’de maluliyete dayalı istihdamla alakalı olmak üzere yüzde 50 prim kesilmektedir. İş verenler malul durumdaki kişileri çalıştırmaktan kaçınmaktadır. Bunların da muharip gaziler gibi –bu maluliyet kapsamında aldıkları maaşın- kabul edilip normal sigortaya tabi tutulması gerekmez mi?

İkincisi; ilk işe girişlerde bir kadro için puan durumuna göre, KPSS puan durumuna göre İş ve İşçi Bulma Kurumu 2 kişiyi göndermektedir. Oysa öncelikli işe girişlerde de aynı şekilde kişiler gönderilmektedir. Puan sırasında yüzde 50’lik şansa sahip olan adaylar öncelikli işe girişlerle birlikte yüzde 25’lik, yüzde 25’e kadar inen bir şansa sahip olmaktadırlar. Bu bakımdan öncelikli işe girişlerle KPSS’ye dayalı işe girişlerde ayrı bir uygulama yapılması düşünülüyor mu?

Üçüncü sorum; iş kazalarında uzuv kopması hâlinde konu çok aciliyet kazanmakta ve mikrocerrahi operasyonları için iş verenler veya çalışanlar bulabildikleri en yakın hastaneye –bu işi yapan hastaneye- gitme ihtiyacı içinde olmaktadırlar, oysa sözleşme kapsamında birçok faaliyet sözleşme kapsamında değerlendirilmeyerek ilgililer faturaları ödemek durumunda kalmaktadır. İş kazalarıyla alakalı mikrocerrahi müdahalelerde kapsamlı sözleşmelerin yapılması düşünülüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz evvel ki konuşmamda ifade etmiş olduğum, merkezî yönetim bütçesindeki bazı genel ilaç giderleri bir azalış seyri izler iken Emekli Sandığı ve BAĞ-KUR’un gerek tedavi ödemeleri gerek ilaç ödemelerinde ya çok az bir artış ya da önemli miktarda azalış var iken Sosyal Sigortalar Kurumunun tedavi ödemelerindeki ve ilaç ödemelerindeki bariz artışın, bu 19 Ocak 2005 tarihli ve 5283 sayılı Yasa ile SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri arasındaki bağı, buradaki farkı nasıl yorumlarsınız, bu ciddi bir yüktür? Bu konudaki görüşlerinizi rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

İki sorum olacak Sayın Bakana. Bir; konuşma metninde geçen akıllı kart uygulaması vardı, biz, bunu geçmiş dönemde, sadece sağlığa ilişkin olarak çıkarılacak olan yasanın -Sayın Aydemir de, o dönemde şahittir- ertelenmesini sağlamıştık. Şimdi buradan, ben tam net bir şey alamıyorum “Sağlık Bakanlığına ilave nüfus vatandaşlık işleriyle koordinasyon sağlandı” deniliyor. Ama bu mernis kapsamında bir tek vatandaşlara verilecek akıllı karttan mı bahsediyoruz yoksa sağlık, sosyal güvenlik sistemi için ayrı bir şeyden mi bahsediyoruz? Onu tam olarak algılayamadım. Aksi takdirde, yine bir dağınıklık olacak. O konuda biraz daha bilgi verebilirlerse sevinirim.

Diğer bir husus; en önemli konu olarak yine konuşmamda belirttiğim işsizlik fonunun varlıklarının bu söylediğimiz mesleki eğitimle beceri kazandırma, yani istihdam edilebilirlik çalışmalarıyla ilgili somut projeler var mı? Sadece hedef olarak bir iki şeyden bahsedildi, biraz daha somut olarak bir şeyler varsa, bu paranın nasıl değerlendirileceği konusunda da bilgi almak isteriz.

Teşekkür ederim, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Baratalı.

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, iki sorum olacak. Bunlardan bir tanesi; geçen dönem sosyal güvenlik yasalarıyla kabul ettiğimiz çok doğru bir uygulama olan belediye başkanlarımızın emekli maaşlarındaki düzenlemeydi. Fakat, maalesef, bu bir türlü yürürlüğe giremiyor. Sizce bu düzenleme ne zaman başlayabilir? Onu bir sormak istiyorum.

Diğeri de; İtibari hizmet zamlarıyla ilgili itfaiyecilerin ve zabıta memurlarının, yani belediyedeki çalışan kamu ajanlarının, resmî elbise giymelerine karşın, gerek orman muhafaza memurları gerek askerler, emniyet görevlileri ve buna benzer diğer görevliler gibi alamadıkları bir itibari hizmet zamları var veya “yıpranma zamları” da buna diyebiliriz. Bu konuda itfaiye erleri için yılda altı ay karşılığı zabıta memurları için de yılda üç ay karşılığıyla ilgili olmak üzere kanun teklifleri vermiştim ve bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Ergin.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Benim de üç tane sorum var. Birincisi; kamu çalışanları sendikaları ile toplu görüşmeler niye yapılmaktadır? Hiçbir sonuç vermediğini, hiçbir anlam taşımadığını gördüğümüz bu toplu görüşmeler bu sendikalara gerekli toplu sözleşme, grevli toplu sözleşme hakkı verilmedikçe tamamen göstermelik olmaktan öteye geçebilir mi?

İkinci sorum; 1 milyon 370 bin tarım işçisi hangi sektörlerde çalışma olanağı bulmuştur?

Üçüncü sorum; sunuşunuzda “Resmî tahminlere göre dünya genelinde işsiz sayısı 195 milyondur. Bu sayıya düzenli ve yeterli çalışmayanlar da eklendiği zaman dünya genelinde 5 yüz milyon civarında insan ya hiç çalışmamakta ya da eksik çalışmaktadır.” diyorsunuz. Sorum şudur: Türkiye’de de resmî olarak bildirilen işsiz sayısı düzenli ve yeterli çalışmayanlar eklendiği zaman ne kadar olmaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Kabakcı.

MUSTAFA KAVAKCI (Konya) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanıma bir şey sormak isterim.

Şimdi belli bir sayıda işçi çalıştırdıktan sonra bir özürlü ve hükümlü alma mecburiyeti oluşmaktadır. Bu, iş yerlerimize ciddi bir sıkıntı vermektedir. Bu, bir dayatma olmaktan çıkarılmalıdır diye düşünüyorum. Bu konuda bir düşüncemiz var mı? Kıdem tazminatı yerine normalde işsizlik sigortası ikame edilecekti, şu anda ikisi de geçerli. Bunlardan mesela kıdem tazminatının kaldırılmasıyla ilgili bir hazırlığınız var mı?

Toplumumuzda çalışma duygusu gitgide zayıflamaktadır, mesela benim sahibi bulunduğum 110 kişinin çalıştığı işletmede çalışanlara “Sizi serbest bıraksak, sigortanızı ödesek ne yaparsınız?” diye soru sorduğumuz zaman hepsi eve gidip yatacaklarını ifade ediyorlar. Milletimizde şu anda çalışma duygusu neredeyse bir mecburiyet hâline gelmiştir. Bir kampanya hâlinde, yeniden, çalışmayı sevdirmek gibi bir düşüncemiz oldu mu, böyle bir kampanya düşünür müsünüz? Hem verimliliği artırma hem de çalışmayı yeniden kutsama gibi bir kampanya başlatabilir miyiz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

Sayın Öz.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanımıza iki soru yöneltmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi; bölgesel asgari ücret uygulamasına geçilebilir mi? Büyük şehirlerde malum asgari ücrette geçim sıkıntısı söz konusu olabilir, ama birçok bölgemizde mevcut asgari ücretin altındaki ücrette çalışmak isteyen insanlarımız mevcuttur. Böyle bir düzenleme yapılabilir mi? Bunun getirisi götürürsü ne olur? Birinci sorum bu.

İkincisi de; belli bir prim ödeyen kişilerin -eskiden mesela beş bin iş günüydü, eski İş Kanunu’na göre- istekleri hâlinde ayrılmaları ve emekli olmaları durumunda da ödedikleri prim oranında maaş ve ücret alma konusunda böyle bir özgürlük olabilir mi? Bir insan on beş, yirmi sene çalışıyor, çalışmak istemiyor, yani insan dünyaya bir defa geliyor biraz da içinden geldiği gibi yaşamayı da arzu ediyor. Ama kendisini otuz, otuz beş sene aynı işi yapma zorunluluğunda hissediyor. Belli bir süre sınır konur mutlaka; beş bin, on bin iş günü neyse, bunun haricinde kişi isterse ayrılıp ödediği prim oranıyla bağlantılı olarak bir sosyal güvencesi ve maaşı işleyebilir mi? Bu konuda bir aktüerya hesabı yapılmış mıdır? Bununla ilgili cevap verirseniz sevinirim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

Sayın Akgül.

ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım; esnaf ve sanatkârların sorunlarına bir önceki görevinizde de oldukça yoğun ilgi gösterdiğinizi biliyoruz. Bütün esnaf ve sanatkârların sorunlarını sizlerle paylaşmıştık. Ancak bu konuya da bir yaklaşım gösterirseniz üç milyonun üzerindeki esnaf ve sanatkarın ve BAĞ-KUR emeklilerinin bir kez daha gönlünü kazanırsınız.

Sayın Bakanım, bu BAĞ-KUR emeklilerinden kesilen sosyal güvenlik destekleme primi var, bu, devlete fazla bir katkı getirmemektedir. Yüzde 33 oranında yapılan bu kesinti BAĞ-KUR emeklisi için önemli bir külfet, bunu Bakanlığınız döneminde aşağı çekme imkânınız olursa veya kaldırırsanız esnaf ve sanatkârlar ve BAĞ-KUR emeklileri için oldukça önemli bir hizmet yapılmış olacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sorularım şunlar: Birinci sorum şu; Sosyal Güvenlik Yasası’nda bir değişiklik öngören yasayı, Hükûmet Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirmek suretiyle yasalaştırdı. Bir problemi gideriyordu, basında yer alan habere göre emeklileri ilgilendiren bir konudaki, yasadaki açık gideriliyordu, bu haberde bu boşluğu fark eden müfettişin bir başka göreve verildiği şeklinde bir cümle vardı, acaba bu doğru mu? Onu merak ettim.

Asıl sormak istediğim konu şu: Sayın Bakanın konuşmasının yirmi yedinci sayfasında sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider karşılaştırmalarını gösterin bir tablo var, bu tabloda yer alan rakamlar ile 2008 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Tasarısı’na ilişkin olarak Devlet Planlama Teşkilatının Plan ve Bütçe Komisyonuna verdiği tablolardaki rakamlar arasında fark var, örnek veriyorum: 2006 yıl sosyal güvenlik sisteminin açığı Sayın Bakanın konuşmasında 18 milyar YTL iken DPT’nin tablosunda bu, 18,5 milyar YTL’dir. Yine 2007 yılı sonu DPT tahminî 25,9 milyar YTL iken Sayın Bakan bunu bize 26,4 milyar YTL olarak sunmuştur. Bu şekilde birçok rakamın uyumsuzluğu var, hangi rakamı esas almamız gerekir, doğrusu hangisidir? O konuyu Sayın Bakandan rica ediyorum.

2006 yılı görev zararı olarak Maliye Bakanlığı kamu hesapları bülteninde sosyal güvenlik kurumlarına 6,2 milyar YTL’lik bir ödeme söz konusu. Bu ödeme bütçe transferleri olarak Sayın Bakanın konuşmasında yer alan 22,8 milyar YTL’lik ödeme içerisinde midir, yoksa onun dışında bir kalem midir? Onu merak ediyorum.

Bir de; bir sorunu gündeme getirerek Sayın Bakana soruya ilişkin olarak bir soru sormak istiyorum. Sorun şu: Değerli arkadaşlar, seracılık üretiminde Türkiye'nin çok büyük bir avantajı var, hepimizin bildiği gibi, gerek sahip olduğumuz iklim koşulları gerek jeotermal enerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarındaki zenginliğimiz Türkiye’ye seracılıkta çok büyük bir potansiyel sağlıyor. Ama hâlen biz bu potansiyeli çok iyi değerlendirebilme noktasında değiliz. Bu konuda çok daha… Özel sektörün tabii ki yatırımları var, ancak bu sorunları aşabilirsek, şimdi dile getireceğim sorunu da aşabilirsek, yatırımların çok daha artabileceği kanaatindeyim. Sorun şu: Bayındırlık Bakanlığının 10 Mart 2007 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanmış, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı mimarlık ve mühendislik hizmet bedellerinin hesabında kullanılacak 2007 yılı yaklaşık yapı birim maliyetleri hakkındaki tebliğde, birim maliyet hesapları gösterilmiş durumda. Dolayısıyla bir yapının yaklaşık toplam maliyetini buna göre hesaplayacağız, ilgililer buna göre hesaplayacak ve bu hesaplanan tutar üzerinden yapı denetim hizmet bedeli ve SSK primleri ödenecektir. Ancak seracılıkta teknoloji yoğun seralarımız var, teknoloji yoğun seraların uygulamasında bu tebliğ sorun yaratıyor. Teknoloji yoğun seraya bu tebliği uyguladığımız takdirde ödememesi gereken, gerçekte hakkaniyete uygun olmayan bir prim ödemesiyle seracılar karşı karşıya kalıyor. Konu Bayındırlık ve İskan Bakanlığına intikal etmiş, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı bu tip seralarda keşif bedeli dikkate alınarak prim matrahı belirlenebilir, prim keşif bedeline istinaden hesaplanabilir şeklinde bir görüş vermiş. Ama uygulamada Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının ilgili birimlerinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığının vermiş olduğu bu görüşü dikkate almadığı görülmektedir. Böyle olursa o teknoloji yoğun serada işçilik gerekmeyen birçok hizmet için, birçok imalat için gerçekte olmayan bir primin ödenmesi söz konusu olmaktadır, bu da seranın maliyetini yükseltmektedir. Ben konuyu Sayın Bakanın dikkatine sunuyorum. Ülkemizdeki seracılığın önünü açabilmek açısından bu sorunu düzeltilebilir olarak görüyorum ve Sayın Bakanın dikkatine sunuyorum. Bana bu talep Sera Yatırımcıları ve Üreticileri Derneğinden gelmiş olan sektöre yönelik bir taleptir, çok haklı gördüm. Komisyonunda dikkatine sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederiz.

Sayın Budak.

NECDET BUDAK (Edirne) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım; benim tek bir sorum var. Bir kere çiftçilerimizle ilgili, BAĞ-KUR’lu çiftçilerimizle ilgili. Geçtiğimiz dönemde Bakanlığımızın BAĞ-KUR’lu çiftçilerle ilgili yapmış olduğu yeniden yapılandırmayla ilgili gerçekten çiftçilerimizin hem maaşlarında artışlar oldu hem de köy yerinde, yani çiftçilerimiz bu maaşlarla bir nefes alma şansına sahip oldular. Çiftçilerimizin, köylerdeki gezilerimizde BAĞ-KUR’la ilgili sordukları sorulardan birisi; bu yapılandırmadan yararlanamayanların, tekrar böyle bir yapılandırmanın bu dönemde olup olmayacağı, ama bundan daha da önemlisi çiftçilerimiz bir ürünü sattıklarında fişlerinde “yüzde 1 BAĞ-KUR kesintisi” yazıyor ve bu para yüzde 1 anlamında onların hesabından kesiliyor. Bu kesilen hesabın nereye gittiği konusunda çiftçilerimiz tam bir bilgi sahibi değiller. Bunu ben araştırdığımda sizlerden bilgi aldığımızda bu paranın kendi hesaplarına geçtiği yönünde, ama çiftçilerin BAĞ-KUR hesap numaralarını vermeleri gerekiyor. Burada bir muallak var, hemen hemen her köyde –Edirne’de- gittiğimizde çiftçilerimiz bu soruyu sordular. Bu konuyla ilgili çiftçilerin aydınlatılmasına ihtiyaç var. Bunu ben gündeme getirmek istedim, bunu dikkatinizi çekmek için söz aldım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Hasgür.

İBRAHİM HASGÜR (İzmir) – Sayın Bakanım, benimde iki tane sorum var. Bunlardan birincisi; bir komisyon üyemizin ifade ettiği gibi konuşmanızın otuz ikinci sayfasında ortalama yüzde 6-7 seviyelerinde bir ekonomik büyüme yakalandığını, ancak bu büyümenin istihdama yansımasının nispeten zayıf kaldığını, devamında da “ekonomik büyümenin yanı sıra büyümenin istihdama yansımasını sağlayacak istihdam odaklı büyümeyi Hükûmetimiz ekonomik politikasının temeline koymuştur” şeklinde bir ifadede bulunuyorsunuz. Gerçekten burada böyle bu son beş yıllık dönemde Hükûmetimizin gerçekleştirdiği ekonomik büyümenin istihdama etki etmediğini mi savunuyorsunuz yoksa başka bir şeyi mi kastediyorsunuz? Sizin başka bir şey kastettiğinizi biz biliyoruz, ama herhâlde bu biraz kapalı kalmış, avukata avukatlık yapmak istemediğimiz için bizzat sizin savunmanızı uygun gördüm.

Bir başka sorum da; malum olduğu üzere, Avrupa Birliği ülkelerinde bizdekinin biraz daha tersine eskiden beri uygulanan iş sağlığı ve iş güvenliği alanında işletmelere ödül verilmesi ve bunun dışında da sürekli teşvik mekanizmaları uygulanması söz konusu. Biz de tabi daha çok ceza ağırlıklı iş sağlığı ve iş güvenliğinde uygulamalar var. Ama Avrupa Birliği normlarına göre iş sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı yeniden düzenleniyor. Bir tüzük hazırlandı, herhâlde Danıştaydan durduruldu, ondan sonra yönetmelikler hazırlandı. Bunlarda değişik tabipler odası ve mühendisler odasının talepleri doğrultusunda yine Danıştaydan böyle bir durdurma şeyi oldu. Acaba yeni iş sağlığı ve iş güvenliği mevzuatında bu yönde birtakım uygulamalar konusunda çalışmalarınız var mı, teşvikler, ödüllendirmeler, iş sağlığı ve iş güvenliğinde vazifesini yapan işletmelere karşı?

BAŞKAN – Evet, teşekkürler.

Sayın Bağcı.

CAHİT BAĞCI (Çorum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Sayın Bakanımıza bir soru yöneltmek istiyorum. İlk işe başlamalarda iş veren uygulamasının üç ile altı ay arasında değişmekte olduğu gözlemlenmektedir. Bu uygulamalarda iş verenin tahakkuk ettirdiği ücrette yaklaşık olarak asgari ücretin yarısına denk gelmektedir. Zamanla bu süreçte iş verenin asgari ücretin yarısına işçi temini gibi bir işçi sirkülasyonu temini tercih ettiği uygulamadan gözlemlenmektedir. Dolayısıyla bu uygulamalar İŞKUR denetiminde yapılmakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Özyürek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İşçi emeklileri arasında önemli farklar var. Bu, her zaman işçi emeklilerinin şikâyetine konu olmaktadır. Bir intibak yasası hazırlığı içinde misiniz?

Bir diğer konu; prim borcu olan BAĞ-KUR’lular –biliyorsunuz- sağlık yardımından faydalanamıyorlar buna bir çözüm bulmayı düşünüyor musunuz?

Arkadaşımız da sordu, destek primleri -zannediyorum- şu anda yüzde 10 olarak uygulanıyor, yüzde 33’ü Anayasa Mahkemesi iptal etmişti. Bunu tekrar yüzde 33’e çıkarmak için bir ısrarınız olacak mı?

Basın mensuplarının yıpranma sürelerinin, son hazırladığınız taslakta kaldırıldığına dair haberler var, bu, doğru mudur? Gerçekten basın mensuplarına tanınan bu yıpranma sürelerini kaldıracak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Kutluata.

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Efendim, benim kısa bir sorum var. Sayın Bakan, iş yeri kimliği konusu, daha önce hekimlerin aldığı lisansı tabipler birliği veriyordu, sonra Bakanlığınız bunu vermeye başladı. Şu anda da bu sistem işliyor mu işlemiyor mu? bu anlamda tahmin ediyorum bir açık var, Bakanlık tabiplere iş yeri hekimliği lisansı vermesi konusunda hazırlıklarını sürdürüyor mu, yoksa tıkanıklık nereden geliyor? Onu öğrenmek istiyorum?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Evet, değerli arkadaşlar, sorular da tamamlanmıştır.

Sayın Bakan şu ana kadar ortaya konan görüş, eleştiriler ve çok sayıda sorular var.

Sayın Bakanım, süresi içinde tamamlayabilirsek kalan sorulara da, şüphesiz, yazılı olarak cevap verme hakkınız var.

Evet, buyurun Sayın Bakanım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tüm katkı sağlayan, değerlendirme yapan milletvekili arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii biz milletin bakanıyız, biz, hepimiz milletin milletvekilleriyiz, milletin vekilleriyiz. Dolayısıyla bu sorumluluk içerisinde üslendiğimiz sorumluluğun gereği olarak bütün konuları bütün şeffaflığıyla, bütün açıklığıyla yazmak, söylemek ve konuşmak durumundayız. Bu çerçevede 2008 yılı bütçesiyle ilgili bu anlayış içerisinde, bütün bu şeffaflık içerisinde görüşlerimizi arz ettik. Siz de o çerçevede değerlendirmelerinizi yaptınız, tekrar teşekkür ediyorum.

Şimdi, konuşmalar esnasında not aldığımız bazı hususlar var, onlardan başlamak istiyorum. Öncelikle istihdam konusu yoğun bir şekilde tartışıldı ve istihdam tabii başlı başına ele alınırsa bir netice elde etmek mümkün değildir. istihdamın pozitif veya negatif yönde seyri diğer ekonomik faaliyetlerle, diğer ekonomik faktörlerle direkt olarak ilgilidir. Bunu belirtmek istiyorum ve konuşmaların hemen başında Harun Bey belirtmişti, ücret gelirinde vergi indirimi gerçekleştirildi diye, doğrudur. Geçen yıl 22’nci Dönemde 193 sayılı Gelir Kanunu’nda bir değişiklik yapılmıştı. Ama bunu bir nüfus artışını teşvik olarak değerlendirmenin ne derece doğru olduğunu takdirlerinize sunuyorum. Yıllardır asgari ücret üzerindeki yüklerden hepimiz şikâyet ederiz, bu anlamda yapılan bir düzenlemeyi bu çerçeveden, asgari ücret seviyesinde geçimini sürdüren insanlara bir katkı, bir destek, bir el atma şeklinde değerlendirilmesi daha doğru olur diye düşünüyorum.

Bir diğer konu; genç nüfus tabii toplumlar için avantajdır, ülkeler için avantajdır. Biz geçmiş yıllar itibarıyla otuz, kırk yıl için olaya bakarsak ve uyguladığımız politikalar açısından konuyu ele alırsak bunu bir avantaj olarak, ne yazık ki, değerlendirememişiz. Ama biz bunu avantaj görmeliyiz. Bu anlamda da bir endişe duymaya gerek yok diye ifade ediyorum.

Şimdi istihdamla ilgili ne yapıyoruz? İstihdamla ilgili çok yoğun ve seri olarak iş gücü analizlerini gerçekleştireceğiz ve iş gücü piyasasının hangi meslekte neye, nerede, nasıl elemana ihtiyaç var konusunda çok yoğun bir çalışma olacak, bir kampanya diye de bir soru da soruldu, evet, bununla ilgili bir kampanyayı da 2008 itibarıyla başlatmış olacağız. Ve aldığımız sonuçları dikkat ederseniz bugün itibarıyla illerde istihdamla ilgili birçok bakanlıkların kurulları var veya “çalışma ofisi” diyebileceğimiz uzantıları var bakanlıkların bunları önümüzde dönem içerisinde, istihdam paketi içerisinde il istihdam kurulu diye tek bir kurul altında toplamayı uygun buluyoruz ve o çerçevede istihdam sorununa el atmayı düşünüyoruz. Şimdi istihdamın gelişmesi için işsizlik fonundan önemli bir kaynağı fonun amacına uygun bir şekilde kullanacağız bunu da ifade etmek istiyorum ve aktif iş gücü piyasaları çerçevesinde bu kaynak en rasyonel şekilde değerlendirilecektir.

Bir diğer değinilen konu; TÜİK ile ilgili değerlendirmeler tabi gerek işsizlik gerekse birçok konularla ilgili bu kamu kurumu araştırmaları gerçekleştiriyor. Bu araştırmaları dün de yapıyordu, bugün de yapıyor, yarın da yapacak ve bunun ilkeleri, kuralları bellidir, Avrupa standartlarında bir çalışmayı gerçekleştiriyor. Bu konuyu tartışma konusu yapmayı da ben şahsen uygun bulmuyorum, gerek dün gerek bugün gerek yarın itibarıyla bu çalışmaların çok sağlıklı yürütüldüğü bilgisi bizde var, inanıyorum ki ilgili arkadaşlar da bunu tespit etmekte zorlanmazlar.

İstihdamın üzerindeki yüklerin hafifletilmesiyle ilgili olarak, özellikle özürlülerle ilgili işyerinde 50 kişi çalıştıranlarla ilgili bir endişe dile getirildi, bu 50 sayısı ortadan kalkarsa acaba zorunlu istihdamla ilgili bir sıkıntı meydana gelir mi şeklinde bir değerlendirme yapıldı. Kota sistemini muhafaza edeceğimizi bu konuyla ilgili burada ifade etmek istiyorum. O anlamda bir sıkıntı yok. Yalnız, özürlülerin istihdamını teşvik babında işveren payının Hazine tarafından karşılanmasıyla ilgili bir çalışmamız var şu anda istihdam paketi içerisinde. Bunu gerçekleştirme çabası içerisinde olacağız. Tabii bunların hepsini birlikte gerçekleştireceğiz. Bildiğiniz gibi, kamuda özürlü kotası yüzde 4, özel sektörde yüzde 3 şeklinde uygulanıyor. Bu teşviki, işveren primini karşılama durumunda, inanıyorum ki, özürlülerin istihdamında daha bir hızlı ivme kazanmış olacağız.

Yine istihdam üzerindeki yüklerin hafifletilmesiyle ilgili olarak iş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı çalıştırılmasıyla ilgili bir esneklik getiriyoruz. Hizmet alımının yapılabileceği şeklinde bir düzenleme, hizmet alımı anlayışını bu noktada ikame etmek istiyoruz. Bu da inanıyorum ki, işverenler açısından önemli şekilde değerlendirilen konulardan bir tanesidir.

Şimdi, Mehmet Günal Bey “Sosyal güvenlik açıkları artıyor.” dediler, doğru söylediler. Ama, biz de bu sosyal güvenlik reformunu bu amaçla yaptığımızı burada ifade etmek istiyorum. Reformla birlikte uzun vadede şu anda gayrisafi millî hasılaya 4,2 oranında olan sosyal güvenlik açıklarını yüzde 1’in altına indirme hedefine dönük bir çabadır, bir reform çalışmasıdır. Bunu, tabii siyasi gözle, politik gözle ele alacak olursak, aslında iktidar partisi açısından çok getirisi olmayan, hiç getirisi olmayan, aksine götürüsü olan bir tablo, siyasi anlamda bir risktir. Ama, Türkiye’de siyasetçiler bu riski göze almalılar, yani Türkiye’nin böyle gelip böyle gitmeyeceği anlayışıyla olaya bakmamız gerekiyor ve gelecek nesillerimizi düşünerek bu konuda atılması gereken adımlar doğru ise bence muhalefet-iktidar ayırımı da yapmadan bu doğru adımları birlikte atmamız gerekiyor. Tabii, kısa vadede bu konuyla ilgili istihdamın artırılması, kayıt dışı istihdamın azaltılması, israf ve suistimallerin önlenmesi kısa vadede sisteme çok şey kazandıracaktır, sistemin açıklarını giderme konusunda önemli katkılar, açıkları azaltıcı katkıları gerçekleştirecektir.

Hasip Bey ”Sosyal güvenlik sistemi özelleştirilmemeli” şeklinde bir yorum getirdi. Böyle bir şey gündemimizde yok, böyle bir şey de söz konusu olmadı; ama, olan şey şu: Sağlık sektöründe özel sektörden hizmet alımı gerçekleştiriliyor şu anda. Bu özel de bizim, kamu da bizim, yani bu kaynakların insan sağlığına dönük kullanılması konusunda atılmış bir adımdır. Ayrıca, özel sektörden istifade ederek, özel sektörle hizmet alımı gerçekleştirerek rekabeti sağlamak ve hizmetin kalitesini artırmaya dönük bir çalışma olduğunu, bir çaba, bir gayret içerisinde olduğumuzu da bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

İşsizlik oranının 18-30 yaş arasında daha bir yoğunluk kazandığı doğrudur. Bunu bizler de ifade ediyoruz. Bunların işe girişlerini kolaylaştırıcı tedbirler üzerinde yine bu istihdam paketi üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yani, 18-30 yaş arasında işe gireceklerle ilgili işe girişi kolaylaştırıcı işveren açısından daha cazip hâle getirici tedbirler ve önlemler üzerinde çalışmalarımızı sürdürdüğümüzü ifade etmek istiyorum.

İstihdamla ilgili bizim sunuşta ifade ettiğimiz cümlelere atıfla ilgili birçok şey söylendi, siyaseten bunları saygıyla karşılıyorum, tabii ki bunlar söylenecek, bizler de bunlara tahammül veya bunları varsa istifade edilmesi gereken noktaları istifade etmemiz gerekiyor. İstihdam yüzde 7’lere varan büyümeye rağmen yeteri kadar, ki tam ifadesiyle, “Ancak bu büyümenin istihdama yansıması nispeten zayıf kalmıştır.” demek daha güzeli aramaya dönük bir ifadedir. Yoksa, bir olumsuzluğu ortaya koymak, olumsuz bir gidişin ifadesi değildir. Daha güzeli aramaya dönük bir ifadedir ki, şuradan da rakamlarla vermek istiyorum, o da şu: Büyüme oranı yüzde 6, 2006 yılı sonu itibarıyla söylüyorum, istihdamda olan artış oranı ise 1,29. Yani bu ifadenin amacı, bu 2 olsa iyi olurdu 1,5 olsa iyi olurdu, daha iyi olurdu anlamımdaki bir ifadedir. Ayrıca şunu ifade edelim: İşsizlik oranını sabit tutmak istesek, Türkiye’nin yüzde 5,5 büyümesi gerekiyor. Sürekli 5,5 büyüyeceğiz ki işsizlik oranımızı sabit tutabilelim. Burada eğer istihdamda yeni iş gücü diye tabir ettiğimiz yılda 650 bin, 750 bin genç nüfusu istihdam etme imkânını bulabiliyorsak, sistemimiz ve ekonomik yapımız bunu absorbe edebiliyorsa bunu küçümsemek doğru değildir. Buradaki ifadeler samimi ifadelerdir ve daha iyiyi yakalayama, daha güzeli yakalamaya dönük ifadelerdir. Kaldı ki, az önce Zekai Özcan Bey’in ifadelerine de bu anlamda aynen katılıyorum. İfadeler doğru ifadeler, ama bizimle çelişir bir görüntü arz etmesi de doğru değildir. Bu konuda bakış açımızın aynı olduğunu ifade etmek istiyorum. Peki, neden bu böyle? Yani 1,29 niye 2 olmuyor, niye 1,5 olmuyor? Tabii, Türkiye yapısal bir dönüşümün içerisinde, daha iyi işler yaratma peşinde, katma değer üreten bir mekânda çalışması konusunda bir çaba var, atıl bir noktadan iş gücünü alıp katma değer üreten bir noktaya taşıma çabasında Türkiye. Bu yapısal değişim ve dönüşüm ve ayrıca çok önemli gördüğüm otomasyona yönelme var Türkiye’de, bunun da getirdiği dezavantajlara rağmen, Türkiye istihdamını bu sahada gerçekleştirmeye devam ediyor.

Şimdi, Akif Bey tabii önemli değerlendirmeler yaptı, buna ben katılıyorum, ilk değerlendirmelerine; fakat “tüm işsizlere vatandaşlık geliri verilmeli” şeklinde bir talepte bulundular. Hükûmet olarak biz herkesin asgari bir gelire sahip olması konusunda çaba gösteriyoruz, bütün çabalarımız da bu istikamette. Yani, bu asgari gelir herkese verilmeli, sosyal devlet olmanın amacı da zaten bu, çabalar da bu istikamette. Önümüzdeki dönemde, bu sosyal güvenlik reformundan hemen sonra, şu anda çalışmalarımız da devam ediyor, Sosyal Yardımlar ve Primsiz Ödemeler Kanun Tasarısını inşallah burada ele alacağız. Onu da yasalaştırdığımız zaman sosyal yardımları tek elden ve kriterleri belirlenmiş, kime, hangi orandaki kişiye sosyal amaçlı kamunun eli uzanacak bunları tespit eden düzenlemeler yapılacak ve inanıyorum ki o süreç içerisinde bu bahse konu sosyal devlet olma özelliğimiz bir kat daha genişlemiş, bir kat daha fonksiyonunu icra etmiş olacak.

“Reformda belirsizlik.” Haluk Bey’in ifadesi. Şimdi, tabii bu reformun parametreleri Hükûmet Programı hazırlanırken henüz ortada yoktu, daha reform yasalaşmadı. Bu anlamda bu parametrelerimiz netleşmediği için finansal analizler mevcut duruma göre yapıldığından dolayı bu rakamları da mevcut duruma göre biz ortaya koymak durumundayız. Olabilecek, olacak, olması muhtemel durumlara göre biz bu değerlendirmeleri yaparsak, onun çok daha sağlıksız olacağı düşüncesindeyim. Süreç itibarıyla planladığımız gibi, kasım ayı içerisinde, bu ayın sonunda Plan Bütçe Komisyonunda bu tasarının görüşülmesini istiyoruz ve bütçe öncesinde de Genel Kurulda ele alabilirsek, 1/1/2008 öncesinde yasalaştırmış olacağız.

Bununla ilgili bir şey daha ifade etmek istiyorum. Konuşmamın bir bölümünde ifade ettim, yasama faaliyetlerinin nitelikli olmasından yanayız, yasama faaliyetlerine milletvekillerinin katkı sağlamasından yanayız, sivil toplum örgütlerinin katkı sağlamasından yanayız. Bunların gerçekleşebilmesi ise olaya bakışınızla direkt ilgilidir. Biz, sosyal güvenlik reformuyla ilgili taslağı siyasi partilerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, ilgi duyan kesimlere bizzat elimizle ulaştırdık. Bundan sonraki yasama faaliyetlerimizde de, büyük ihtimalle öncelikli istihdam paketi gelecektir, yine bunu da belki bir ay öncesinden, belli bir süre öncesinden, komisyona gelmeden, Meclise sevk edilmeden bu paketlerin bu yasama faaliyetlerinin muhalefet tarafından ve ilgililer tarafından irdelenmesinde fayda var. Çünkü, amacımız, muhalefetiyle, iktidarıyla, sivil toplum örgütleriyle hepimiz bu ülkenin geleceğine bir artı tuğla koyma çabası içerisindeyiz. Ben o inançtayım, hiç kimse yanlış amaçlı bir siyasi parti kurmaz, hiç kimse yanlış amaçlı, yıkım için bir sivil toplum örgütü oluşturmaz düşüncesiyle, pozitif bir yaklaşım içerisinde olmamız gerekiyor. Bu amaçla kurulan ve oluşturulan, oluşan siyasi partilere de eğer hükûmet etme, yönetim erki elinizdeyse bence bu imkânın tanınmasından yanayım ve bundan sonra da çalışma sistemimizi bu anlayış üzerine bina edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Şimdi, sigortalılığın artırılması konusunda Mustafa Özyürek Bey’in bir sorusu oldu. Şimdi 1999-2002 yılları arasında sigortalı sayısı yüzde 4,35 oranında artmıştır. Ama buna karşılık 2002-2006 yılları arasındaki sigortalı sayısı artışı yüzde 58,03’tür. Yani, bu dönemde sigortalı sayısı, rakam olarak verecek olursak, 3 milyon 30 bin kişi sigortalıya dâhil olmuştur.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sendikalı?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Sendika değil efendim, sigortalı sayısıyla ilgili bu. Sendikayla ilgili de şunu ifade edeyim: Sendika Kanunu çerçevesinde Bakanlığımıza işverenlerce bildirilen çalışan işçi sayıları var, sendikalarca bildirilen üye sayıları var. Bunların oranlarından çıkan yüzde 58. Onu tabii şu anda çalışanlarla oranlamak açısından o doğru değil. Buradaki bizim yüzde 58 oranımız işverenin verdiği sayı ile sendikaların vermiş olduğu sayının oranı açısından ifade ediyorum.

Teşvik uygulamalarının bir netice vermediğini ifade etti arkadaşlarımız istihdam açısından. Teşvik kapsamında olmayan illerde sigortalı sayısındaki artış, sayı olarak 2003 yılında 4 milyon 859 bin 514 kişi sigortalıyken 2007 yılında 7 milyon 132 bin 464 kişi olmuş, artış sayısı 2 milyon 272 bin 950, oran olarak da yüzde 46,8. Nerede? Teşvik kapsamında olmayan iller. Teşvik kapsamında olan illerde ise 2003 yılında 755 bin 724 kişi sigortalıyken 2007 yılında 1 milyon 255 bin 304’e, sayı olarak da 499 bin 580’e çıkmış, artış oları yüzde 66,1. Türkiye geneli itibarıyla, oran olarak söylüyorum yüzde 49,4 2003 ile 2007 arasındaki artış gerçekleşmiştir.

Yine Sayın Özyürek ‘in “yersiz gelir ve aylık ödemelerin kesilmesinin nedenleri nelerdir, neden bu aylıklar veriliyor veya neden bu aylıklar kesiliyor? diye bir sorusu oldu. Bununla ilgili de hak sahibi olmayan, vatandaş ölmüş ama hak sahibi olmayan sözde varisleri tarafından alınan maaşlar tespit edilmiş ve bunlar kesilmiş. Yine hak sahibi eş veya kız çocukları evlenmişler, ama maaş almaya devam etmişler, bunlar tespit edilmiş. Bir de mevzuat gereği olmaları gerektiği hâlde birden fazla dosyadan aylık alanlar tespit edilmiş bunlar kesilmiş. Onların toplamını da konuşmamda ifade etmiştim.

Sayın Ergin’in soruları vardı. Özellikle başka arkadaşlarımız da temas ettiler buna. Kadın istihdamındaki oranların düşüklüğü konusu, doğrudur yüzde 24-26 civarında. Şimdi, baktığımızda eğitimli kadınların iş gücüne katılım oranları yüzde 70, demek ki yapısal sorunlarla karşı karşıyayız. Bu eğitim işini halletmemiz gerekiyor, hallettiğimiz zaman bu oranın da çok ciddi şekilde yükseleceği bu rakamlarla önümüzde duruyor. Umuyorum “Haydi Kızlar Okula” kampanyaları ve eğitime sağlanan gerek bütçe gerekse tüm destekler, yani özel sektör ve kamu destekleri bu sorunu çözme konusunda ciddi şekilde katkı sağlayacaktır.

Yine, Gürol Bey’in bir sorusu vardı. Taşeronlaştırma ve sendikasızlaştırma konusu, şimdi İş Kanunu’nun 2’nci maddesinde gayet net bir işverenin alt işletmeye hangi işleri verebileceği yazılı, net bir şekilde bunlar belli ve bu konuda da müteselsil sorumluluk getirilmiş. Yalnız taşeron değil bu işin esas sahibinin de sorumlu olduğu net bir şekilde ifade edilmiş. Bu konuda bize gelen tüm şikâyetlerle ilgili gerekli incelemeler bizim tarafımızdan yapılmaktadır, ama günümüzde karşı karşıya bulunduğumuz örgütlenmenin önündeki önemli engellerden biridir, bunu kabul etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla, sendika yasalarıyla ilgili yapacağımız çalışmalarda örgütlenmenin önündeki engellerin tümden kaldırılması konusunda çalışmadan yana, burada taraf olacağımızı ifade ediyorum.

“Madenlerde İş Sağlığı ve Güvenliği Kampanyası” başlatılmıştır, konuşmamda bunu da ifade ettim. Bizzat 560 metre yerin derinliğine indim ve kömür madenini kaynağından çıkaran işçi kardeşlerimizle birlikte olduk. Milletvekili arkadaşlarımıza tavsiye ediyorum, orasını görmeden dünyanın ne olduğunu anlamanın da zor olacağı düşüncesindeyim, orasını ziyaret etmekte fayda var diye ifade ediyorum. Yani, denizin 560 metre altına inmekte fayda var, orada da bir dünya var, orada da yaşayanlar var ve onların iş güvenliği, iş sağlığıyla ilgili hepimizin yapması gereken işler var. Bunların gereğini de yapmamız gerektiği inancındayım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Arkadaşlarımız da bakan olunca gidecekler zannediyorum, inşallah.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sizin hiç şansınız yok o zaman.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Eskiden birçok bakanlar da gitmemişler, yani mesele bakanlık meselesi değil. Doğrudur, bizim üstlendiğimiz sorumluluk onu gerektirdiği için ilk önce oraya gittik. Yani, madem bu anlamda bir sorumluluk bize yüklendi, bunun gereği neyse bunun en uç noktasına gitmemiz gerekirdi, o bilinçle gittik.

Akif Bey’in sera üreticilerimizle ilgili karşılaşılan problemi müfettişler inceleme yapıyorlar ve gereken gerçek asgari ücret belirlemesi yönünde işlemler şu anda devam ediyor. O konu bana da iletildi, bizzat geldi arkadaşlar, o konuyla ilgili incelememizi ve neticelendirmesini gerçekleştireceğiz.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, beş dakikada toparlayabilirseniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

Birçok soru var, bunlardan biri yeşil kartla ilgiliydi. Yeşil kart 1992’den bugüne, yani çıktığı günden bugüne 14 milyon 587 bin 930 kişiye yeşil kart verilmiş. Yeşil kartı aktif olarak kullanan şu anda 8 milyon 591 bin 949 kişi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Seçimden sonra iptal edilen sayı ne kadar?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bakınız, bunu seçim meydanlarında siyasiler kullanabilir, politik manevralar olarak kullanabilir, ne kurumun ne Bakanlığımızın ne hiçbir bürokratın ne hiçbir siyasinin böyle bir yanlışın içerisinde olmayacağını bilmenizi istiyorum. Bu öteden beri yapılan değerlendirmeler, incelemeler ve tetkiklerin neticesinde gelinen bir noktadır. Diğer tüm sosyal güvenlik birimlerinde, kurumlarında da aynı çalışmalar devam etmektedir, az önce bahsettiğimiz mükerrer maaş almalar, haksız yere maaş almaya devam etmelerde olduğu gibi.

Birçok soru da sosyal güvenlikle ilgili. Eğer müsaade ederseniz, onlarla ilgili yoğun tartışmaları önümüzdeki süreç içerisinde burada gerçekleştireceğiz, onları burada konuşuruz.

Sosyal güvenlik destek primiyle, esnaflarla ilgili bir soru geldi, Kadir Bey bu soruyu sordu. Onunla ilgili yeni yasada düzenleme çok daha farklı bir şekilde bir mağduriyet söz konusu değil.

İtibari hizmet zammıyla ilgili, fiilî hizmet zammıyla ilgili olarak Avrupa standartlarında yeni bir düzenleme geliyor taslakta, onu da burada tartışacağız veya bundan öncesinde gerek siyasi partilerden gerekse tüm sivil kuruluşlardan değerlendirmelerini istedik, orada bir haksızlık söz konusuysa onu telafi etmeye hazırız. Ama, Türkiye’de şartlar, teknoloji gelişiyor, yeni iş kolları ortaya çıkıyor, mevcut iş kollarındaki çalışma koşulları değişiyor, o hâlde fiilî hizmet zammı da bu konuda yeniden ele alınmalı, burada bir kesimi, bir tarafı mağdur etme gibi özel bir bakış hiçbir zaman olamaz, en makulü, en doğruyu da zaten Komisyonumuz çalışmalarında ortaya koyacaktır.

Evet, değerli arkadaşlar, ben katkılarınızdan dolayı çok teşekkür ediyorum. Çok soru var, bu soruları da inşallah yazılı olarak sizlere takdim edeceğim.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Bakana çok teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2008 Mali Yılı Bütçesinin fonksiyonlarını okutuyorum:

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(10 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2006 mali yılı kesinhesabını okutuyorum:

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 2006 mali yılı kesinhesabını okutuyorum:

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2008 Mali Yılı Bütçe Kanun Tasarısının programlarını okutuyorum:

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B cetvelini okutuyorum:

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece, gündemimizdeki kurum bütçeleri kabul edilmiştir; hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Tüm değerli üyelerimize, Sayın Bakana ve Bakanlığın temsilcilerine, bürokratlara teşekkür ediyoruz.

Bugünkü çalışmamız sona ermiştir.

 

Kapanma Saati: 16.27