2008 MALÎ YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE

KANUNU TASARISI İLE 2006 MALÎ YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU

TASARISI’NIN PLAN VE BÜTÇE

KOMİSYONU GÖRÜŞME

TUTANAKLARI

 

BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyonkarahisar)

BAŞKANVEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ : Hasan Fehmi KİNAY(Kütahya)

KÂTİP : Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)

 

------------O----------

 

09.11.2007

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

- MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI

- Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi

- Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü

- Yükseköğretim Kurulu

- Üniversiteler

 

S Ö Z  A L A N L A R

 

BİRİNCİ OTURUM

 

 

 

Hüseyin ÇELİK Milli Eğitim Bakanı

Van

İsa EŞME Yüksek Öğretim Kurulu Başkan Vekili

 

Esfender KORKMAZ

İstanbul

 

 

İKİNCİ OTURUM

 

 

 

Hüseyin ÇELİK Milli Eğitim Bakanı

Van

Harun ÖZTÜRK

İzmir

Mehmet Zekai ÖZCAN

Ankara

Erkan AKÇAY

Manisa

Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

Trabzon

Ömer Faruk ÖZ

Malatya

Esfender KORKMAZ

İstanbul

Ferit Mevlüt ASLANOĞLU

Malatya

Münir KUTLUATA

Sakarya

Ali Osman SALİ

Balıkesir

Mustafa ÖZBAYRAK

Kırıkkale

Bülent BARATALI

İzmir

Kerem ALTUN

Van

Emin Haluk AYHAN

Denizli

Mehmet GÜNAL

Antalya

Mustafa KABAKCI

Konya

Fatma Nur SERTER

İstanbul

Osman ÇAKIR

Samsun

Muharrem İNCE

Yalova

Mustafa ÖZYÜREK

İstanbul

Necdet BUDAK

Edirne

Necdet ÜNÜVAR

Adana

Cahit BAĞCI

Çorum

İbrahim HASGÜR

İzmir

Necat BİRİNCİ

İstanbul

Rüstem ZEYDAN

Hakkari

 

 

SORULAR

 

 

 

Harun ÖZTÜRK

İzmir

Alaattin BÜYÜKKAYA

İstanbul

Sadık BADAK

Antalya

Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

Trabzon

Mehmet GÜNAL

Antalya

Erkan AKÇAY

Manisa

Ferit Mevlüt ASLANOĞLU

Malatya

Mustafa ÖZYÜREK

İstanbul

Mustafa KALAYCI

Konya

Cahit BAĞCI

Çorum

İsa EŞME Yüksek Öğretim Kurulu Başkan Vekili

 

Hüseyin ÇELİK Milli Eğitim Bakanı

Van

Harun ÖZTÜRK

İzmir

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

 

 

 

MADDELER

 

 

 

Kapanma Saati  21:22

 

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 10.14

BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyonkarahisar)

BAŞKAN VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ: Hasan Fehmi KİNAY (Kütahya)

KÂTİP: Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)

 

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli Millî Eğitim Bakanımız, Millî Eğitim Bakanlığımızın değerli temsilcileri, diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, basınımızın ve televizyonlarımızın değerli temsilcileri; Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

11’inci Birleşimin Birinci Oturumunu açıyorum.

Gündemimizde Millî Eğitim Bakanlığı, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı, Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü, Yükseköğretim Kurulu ve üniversiteler bütçeleri yer almaktadır.

Öncelikle, Millî Eğitim Bakanlığı, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı, Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü bütçelerini sunmak üzere Millî Eğitim Bakanımıza söz vermek istiyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkanı, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli katılımcılar, değerli basın mensupları; 2008 yılı Millî Eğitim Bakanlığı; Yükseköğretim Kurumu ve yüksek öğretim kurumları, yani üniversiteler; Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi, Kredi Yurtlar Kurumunun bütçesini sunmak üzere huzurunuzdayım.

Sözlerime, bütün değerli milletvekili arkadaşlarıma saygılarımı sunarak başlamak istiyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığının, daha doğrusu eğitimin bütçesi üzerinde spesifik rakamlara geçmeden önce bazı tespitlerde bulunmak istiyorum. Bildiğiniz gibi, dünyanın çeşitli ülkeleri özellikle eğitim bütçelerini son yıllarda artırdılar. Aynı eğilim ve aynı anlayış bizim ülkemizde de var. Biz, eğer dünya ile yarışmak gibi bir hedefe sahipsek -ki böyle bir hedefimiz var- ve kalkınmış dünyayı yakalamak, kalkınmış ve medeni bir dünyanın bir parçası olmak gibi bir niyetimiz varsa -ki var- Atatürk’ün bize göstermiş olduğu çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak gibi bir iddiamız varsa -ki var- eğitime, yani istikbalimize daha çok yatırım yapmak ve bu meseleyi önemsemek, daha fazla önemsemek zorundayız. İşte bu anlayıştan hareketle, Hükûmetimiz 2003 yılından itibaren ülkenin imkânları elverdiği ölçüde millî eğitime ve eğitime daha fazla kaynak ayırmaya çalışmaktadır.

Yansıdan göreceğiniz gibi, 2002 yılında eğitim bütçesinin konsolide bütçe içerisindeki payına baktığınız zaman, yüzde 7,5 ile başlıyor. Buna yükseköğretim bütçesi, biliyorsunuz dâhil değil, bir yükseköğretim bütçesi sağ tarafta görülüyor. Yüzde 7,5’la başlanmış ve şu anda bunu yaydığınız zaman, özellikle, rakamları görüyorsunuz, 2003’te, 2004’te, 2005’te, 2006’ta ve 2008’e doğru sürekli olarak bir artış trendi var. Yükseköğretim bütçesinde de yine aynı artışı görmek mümkün -teker teker rakamları zikretmeyeceğim, zaten arkadaşlarımız izliyorlar- 2,5’tan 7,3’e doğru bir tırmanış var.

Öte yandan, gayrisafi millî hasılanın artışıyla mukayese ettiğiniz zaman, gayrisafi millî hasıla yüzde 155,4 gibi bir artış göstermişken, konsolide bütçe yüzde 127’lik bir artış göstermişken 2002 ile 2008 arasında, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi yüzde 207 büyümüş, YÖK bütçesi yüzde 193’lük bir büyüme kaydetmiş.

Şimdi, aynı yıllarda, baktığınız zaman -diğer bakanlıkların bütçelerindeki bazı artışla veyahut da diğer bazı kuruluşların bütçelerindeki artışla mukayese etmeniz açısından üç örnek veriyoruz- Millî Savunma Bakanlığının bütçesi aynı süre içerisinde yüzde 61, Emniyet Genel Müdürlüğünün bütçesi yüzde 171 ve Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesi ise yüzde 86’lık bir büyüme kaydetmiş.

Peki, Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri ile bir karşılaştırma yaptığımız zaman, burada durum nedir? Ona bir bakalım. Öncelikle, kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasılaya baktığınız zaman, bu ülkeler içerisinde millî geliri en düşük olan ülke Türkiye’dir, gördüğünüz gibi. Fakat öte taraftan, bu ülkelerin, tüm eğitim kademeleri için, kişi başına harcamasına baktığınız zaman, millî geliri Türkiye’den daha yüksek olduğu hâlde -mesela Brezilya’da, mesela Rusya Federasyonunda- kişi başına yapılan harcama bizden daha alttadır.

Tabii, zaman zaman, özellikle eğitim üzerine konuşan eğitim uzmanı, eğitimci bazı insanlar genellikle bazı mukayeseler yaparken bu uluslararası göstergeleri bizim kullandığımız gibi kullanıyorlar. Ancak, şu yorumlarda bulunuyorlar: “Efendim, OECD ülkeleri içerisinde en az payı ayıran biziz; OECD ülkeleri içerisinde öğretmen maaşlarının en düşük olduğu ülke Türkiye’dir; OECD ülkeleri içerisinde öğrenci başına yapılan harcama şöyledir.” şeklinde bazı yorumlar yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, şüphesiz ki, Türkiye kalkınmış bir ülke değil, Türkiye kalkınmakta olan bir ülkedir ve millî gelirimizin ne kadar olduğunu ve bizim hangi sırada olduğumuzu OECD ülkeleri arasında, bulunduğunu eğer bilirsek, bunun farkında olursak ve söylemlerimizi ve yorumlarımızı da bu çerçeve içerisinde yaparsak, bu çok daha anlamlı olacaktır.

Bildiğiniz gibi, 2008 yılı mali bütçesinde yatırım bütçesi düşmüştür. Malumunuz, birçok gelirde meydana gelen azalmadan dolayı, sadece Millî Eğitim Bakanlığının yatırım bütçesi değil, birçok kuruluşun yatırım bütçesi, konsolide bütçedeki yatırım bütçesi düşmüştür. Bunun da sebepleri üzerinde şüphesiz ki, Sayın Maliye Bakanımız özellikle bütçeyi takdim ederken, gerekli açıklamaları yapmıştır. Ben bütçenin geneli üzerinde bu anlamda bir yorum yapmayacağım, çünkü bu benim işim değil. Ama, 2008 yılı bizim, Millî Eğitim Bakanlığının konsolide yatırım bütçesine baktığınız zaman, buradaki rakam malumunuz, 1,296 katrilyon gibi bir rakam. Ancak, millî eğitime, eğitime yapılacak tek yatırım konsolide bütçe değildir. Bizim, iktidara geldiğimizden beri, özellikle eğitim yatırımlarıyla ilgili olarak bir kaynak çeşitlendirmesine gittik. Bütçe dışında, konsolide bütçe dışında da birçok kaynağı eğitime ayırdık. Biliyorsunuz, bu süre içerisinde “Eğitime Yüzde 100 Destek Kampanyası” çerçevesinde eğitime sağladığımız katkılar -bunu parasal bir katkı olarak almıyoruz, yani para almıyoruz, insanlar harcama yapıyorlar- yaklaşık 2,5 katrilyondur. Yani, yaklaşık 2 milyar dolarlık gibi bir ek katkı sağlanmış.

Bu arada, yine bizim, meseleye verdiğimiz önemden dolayı; Sayın Başbakanımızın, hepimizin meseleyi birinci, en önemli ve öncelikli meselemiz olarak gündeme getirmemizden dolayı ve özel idare kaynaklarını artırmamızdan dolayı il özel idarelerinin eğitime ayırdığı kaynakta da ciddi bir artış meydana gelmiştir.

Bu arada, TOKİ, Millî Eğitim Bakanlığına iki türlü okul yapmaktadır. Özellikle, fiziki altyapı oluşturmada TOKİ’nin millî eğitime çok ciddi katkıları vardır. Birincisi, toplu konut bölgelerinde sosyal donatı alanı içerisinde bilabedel ilköğretim okulları, anaokulları ve liseler inşa ederek, ortaöğretim kurumları inşa ederek, Millî Eğitim Bakanlığına bilabedel, hiçbir ücret almadan bize bu okulları devretmektedir. Ama bu sene yaptığımız bir şey daha var. 2007 yılı içerisinde TOKİ ile yaptığımız bir sözleşme sonucunda, karşılığını beş yılda ödemek üzere, TOKİ ile bir protokol imzaladık ve TOKİ bize 1 katrilyonluk okul yapacak ve bunu biz beş yıl içerisinde ödeyeceğiz. Malumunuz, TOKİ vatandaşa ev yapıyor, konut üretiyor ve bu konutları on yıl içerisinde geri ödemesi yapılmak üzere vatandaşa veriyor, tahsis ediyor. Biz de kendilerine “Madem ki vatandaşımıza konut yaparken, onlara on yıllık bir opsiyon tanıyorsunuz, on yıllık süre içerisinde ödemelerini istiyorsunuz; bize de okul yapın, size beş yıl içerisinde ödeyelim.“ dedik. Dolayısıyla, bize 1 katrilyonluk okul yaptıkları zaman, her yıl bizim kendilerine ödememiz gereken para yaklaşık 200 trilyondur. Bunu beş yıl içerisinde ödeyeceğiz.

Yansıda gördüğünüz gibi, bizim konsolide yatırım bütçemiz 1,296 katrilyon görünüyor, ama öte taraftan 1,418 katrilyonluk bir özel idare katkısı var. Malumunuz, 222 sayılı Köy ve Eğitim Yasası gereği, 222 sayılı Yasa’dan kaynaklanan özel idarelerin mükellefiyetleri var. Her il özel idaresi bir önceki yıl gerçekleşen bütçesinin yüzde 20’sini asgari eğitime ayırmak zorundadır. Dolayısıyla, il özel idarelerimizin eğitime ayırdıkları katkılar, özellikle ilköğretim okullarının inşası, donatımı açısından ayırdıkları katkılar gerçekten çok büyük katkılardır ve dediğim gibi, son yıllarda bu geometrik olarak artmıştır. Bu da çok önemli bir kaynaktır.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, malumunuz Millî Eğitim Bakanlığı adına bir fon çalıştırıyor, bu fonu nemalandırıyor ve iki yılda bir burada biriken paraları Millî Eğitim Bakanlığına aktarıyor. 2003-2007 yılları arasında yaklaşık 650 trilyon Türk lirası İMKB’den Millî Eğitime aktarılmıştır ve bununla Millî Eğitim yatırım yapmıştır. Gelecek 2008 yılında, yani, 2008 yılı bütçesi kapsamında değerlendirilmesi gereken yine ciddi bir meblağı Millî Eğitim Bakanlığına aktarması söz konusudur İMKB’nin. Bu miktar da yaklaşık 300 trilyonluk bir kaynaktır.

“Eğitime Yüzde 100 Destek” kampanyasını, dediğim gibi, yani, aşağı yukarı, böyle bir hesap yapıyoruz, bu tutar mı tutmaz mı, o ayrı bir olay. Bu bir tahmini rakamdır, 600 trilyonluk gibi buradan bir kaynak bekliyoruz. Avrupa Birliğinden, malumunuz, aldığımız hibe kaynaklar var. Üye ülke olmadığımız için, tabii ki, aldığımız kaynaklar yaptığımız projeler çerçevesinde verilen  kaynaklardır. Geçenlerde 31 Ekim 2007 tarihinde Avrupa Birliğinden aldığımız kaynaklarla, hibelerle yaptığımız yüz elli üç okulun toplu açılışını Adıyaman ilinin Kahta ilçesinde yaptık. Yüz elli üç okulu birden eğitim öğretime açmış olduk. Bundan  sonraki süreçte de bu Avrupa Birliği fonlarından yararlanmaya devam edeceğiz. Tabii, aldığımız krediler var, onlar bütçenin içerisinde olduğu için onları zikretmiyorum, Dünya Bankası kredileri vesair. Eskiden bütçe dışında ilave bir kaynak olarak veriliyordu, şimdi bütçenin içine alındığı için onlar üzerinde ayrıca durmuyorum.

Telekom özelleştikten sonra, bizim de onlar arasında yaptığımız bir görüşme sonucunda her yıl yaklaşık 100 trilyonluk gibi bir kaynağı Millî Eğitim Bakanlığına tahsis ediyorlar ve bununla yine fiziki altyapı oluşturmaya çalışıyoruz. Telekomun yapıp bize teslim ettiği okul sayısı şimdi bir haylidir, geçmiş yıllarda 200 trilyonluk bir kaynak ayırdılar, bu sene de 100 trilyonluk bir kaynak aktaracaklar.

Ayrıca, Millî Piyango İdaresi, yine çok büyük olmasa da, bir kaynağı Millî Eğitim Bakanlığına okul yapmak üzere tahsis ediyor.

Böylelikle, konsolide bütçemizdeki yatırım miktarı 1,2 katrilyon gibi görünse de, 1,3 katrilyon gibi görünse de, haddizatında 4 katrilyona yakın 2008 yılı içerisinde yatırım yapılması söz konusudur.

Diyeceksiniz ki, “Eğitime Yüzde 100 Destek”te bu 600 olmaz da 300 gerçekleşebilir. İlle de gerçekleşecek gibi bir iddiamız yok. Ama, siz bu rakamı buradan çıkarsanız bile, “Eğitime Yüzde 100 Destek”i sıfır bile kabul etseniz, yine 3,4 katrilyona yakın bir yatırım yapılması söz konusudur. Dolayısıyla, Millî Eğitim yatırımlarının azaldığı, yatırım bütçesinin azaldığı şeklindeki yorumlar konsolide bütçe açısından doğrudur, konsolide bütçeyi konuştuğunuz zaman bu doğru bir tespittir. Ama, gerek tüm kamu kaynakları gerekse de eğitime yapılan dışarıdan ve özellikle vatandaş katkıları, diğer dışarıdan katkılarla birlikte bunu düşündüğünüz zaman, aslında eğitim bütçemizde, eğitimimizin yatırım bütçesinde bir azalmadan söz etmek mümkün değildir değerli arkadaşlarım. Bütün eğitimi burada ele alıyorum, yükseköğretim vesair hepsi dâhil olmak üzere.

Eğitim bütçesinin, eğitimin yatırım bütçesi ile cari harcamalar arasındaki yüzdeliklere ve dengeye baktığınız zaman, Türkiye bu konuda tabii genç bir nüfusa sahip olmasından dolayı, ciddi manada, bütçesinden ciddi bir bölümünü yatırıma ayırıyor. Yüzde 22,2’lik bir payla aslında Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri içerisinde başa oynayan bir ülkedir. Bu dezavantaj mıdır, avantaj mıdır diye sorgulanabilir. Çünkü, İngiliz Millî Eğitim Bakanı bana bir toplantıda “Sayın Bakan, bu yıl yapmamız gereken on okul vardı, çok şükür ki ihaleleri yaptık, bitirdik ve rahatladık.” dediğinde, ben tebessüm etmiştim. Çünkü, bizim neredeyse bir ilçemizde her yıl yapılan okul sayısı on ve onun üzerindedir. Ben tabii, binlerle rakamlar ifade edince hayretler içerisinde kaldı. Bu şundan kaynaklanıyor değerli arkadaşlarım: Tabii, Türkiye, dediğim gibi, genç bir nüfusa sahiptir. İngiltere’de istemediğiniz kadar okul var, Londra’da kapısına kilit vurulmuş onlarca okul görürsünüz, öğrencisi yok. Biz de öğrenci çok, ama öğrencilerimiz için istediğimiz miktarda, maalesef, fiziki altyapı ve mekân bulamıyoruz. Bu, dediğim gibi, Türkiye’nin bir gerçeğidir.

Değerli milletvekilleri, Alman Filozof’u Hegel’in güzel bir sözü var, der ki: “Mimari, sükûnet hâlindeki felsefedir.” Yani, mimari suskun felsefedir, mimariyi cisimleşmiş felsefe, tecessüm etmiş felsefe diye de nitelendirebilirsiniz. Bir milletin bedii zevkinin, bir milletin estetik kaygılarının cisimleşmiş şeklidir mimari. Bizim, biliyorsunuz, cumhuriyet kurulurken de bir “Ulus mimarisi” dediğimiz bir mimari var. Siz buna “neo-klasik mimari” diyebilirsiniz, başka şeyler diyebilirsiniz, ama Birinci Meclis Binası her ne kadar cumhuriyetten önceyse de, o yapıyı sürdüren, Ulus’tan Sıhhiye’ye kadar çok güzel mimari örnekler vardır. Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde, ne yazık ki, biten bir mimari özellik vardır.

Bu mimari tarzın özelliği şudur: Osmanlı-Selçuklu mimarisinden, yani, bizim kendi mimarimizden çizgiler taşır, ama modern mimariyle bir sentez oluşturmuştur ve çok güzel örnekleri vardır. Fakat, daha sonra ihtiyaç öncelikli olarak, ekonomik kaygılarla, biz, hükûmet konaklarımızı, devlet hastaneleri ve hastanemizi, postanemizi, üniversitemizi ve adliye saraylarımızı ne yazık ki, bu estetik zevkten yoksun bir şekilde, sadece ihtiyaç öncelikli olarak inşa etmişiz ve çok çirkin binalar ortaya çıkmış, beton yığınından ibaret olan binalar ortaya çıkmış. İşte biz, bu estetik kaygıdan da hareket ederek, mademki devletlimiz, mademki kamu yatırım yapıyor, hiç olmazsa insanın yüzüne gülen, bizden izler taşıyan, modern mimariyle ciddi bir sentez oluşturan yeni projeler geliştirelim dedik.

Şimdi, burada, şu anda yansıda gördüğünüz, bu kırk bir çeşit projeden sadece bir tanesidir. Millî Eğitim Bakanlığının eski tip projeleri vardı. Biz arkadaşlarımızla toplandık ve onları “tipsiz proje” ilan ettik. Hakikaten tipsiz projelerdi. Okul dediğinizin insanın yüzüne gülmesi lazım, çocuklarımız oraya giderken kendisiyle okul arasında bir sıcaklık hissetmesi lazım. Dediğim gibi, gördüğünüz bu okuldan var mı Türkiye’de? Şu anda şu gördüğünüz okuldan en az elli, altmış adet yapıldı, Mardin’in Kızıltepe ilçesinden, Van’dan Ankara’nın Sincan’ına kadar, İstanbul’a kadar Türkiye’nin dört bir yanında. Yani, sadece bu mimariden, sadece bu tipten söz ediyorum. Bunun, dediğim gibi, kırk başka çeşidi var. Bununla ilgili, biz buna genel konseptte “Gelenekten Geleceğe” dedik. Gelenek ve geleceği birleştiren yeni bir okul mimarisiyle halkımızın karşısındayız. Bunun örneklerini sizlere de takdim etmekten ayrıca zevk duyuyorum.

Şimdi, bu gördüğünüz yine yeni bir projemiz.

Bu arada, değerli milletvekilleri, şu anda bitirdiğimiz ve öğrencilerimizin hizmetine sunduğumuz -iktidara geldiğimizden beri- derslik sayısı yüz on iki bin otuz sekizdir. Bu arada, inşaatı devam eden okullar var, derslikler var, biz bunu buraya yazmadık. Maliye Bakanlığının yatırım ödeneklerindeki kesintisinden dolayı, maalesef, bunların bir kısmını 2007 içerisinde bitirme şansımız olmayacak, ama 2007 sonuna kadar bir hayli bitecek olan dersliğimiz de vardır. 2008’e giderken o net rakamları da ayrıca Meclisimizle paylaşacağım.

Bu arada, dört yüz doksan adet spor salonu yaptık. Eğitim sadece dersliklerden ibaret değildir. Öğrencilerimizin sosyal, kültürel faaliyetlerini yapacakları alanlara ihtiyacı vardır. Özellikle bu genç insanların enerjilerini boşaltacakları, sağlıklı nesiller olarak yetişmeleri için spor salonlarına ihtiyaç vardır. Her okulumuzun bir spor salonu var mıdır? Üzülerek söylüyorum, yoktur. Her okulun bir spor salonu yoktur, ama şöyle bir tedbir getirdik: Bir genelge yayımladık, birbirine yakın olan okulların eğer birinin spor salonu varsa, -birbirine 100 metre, 200 metre, 300 metre, 500 metre mesafede okullarımız var, birinde spor salonu varsa- o spor salonunu müşterek olarak kullanmaları için bir düzenleme yaptık. Eskiden bir okula ait bir spor salonu varsa, müdür bey kapıyı kilitleyip anahtarı cebine koyuyordu icabında, sadece kendi öğrencilerine kullandırıp diğerlerine kullandırmıyordu. Böyle bir genelge getirdik.

Aynı şeyi biraz sonra yurtlar bahsinde de belki söyleyeceğim, ama burada yeri gelmişken  söyleyeyim “ortaöğretim yurdu” kavramını getirdik. Daha önce A lisesinin, B lisesinin yurdu vardı, ticaret liselisin yurdu, Anadolu lisesinin yurdu, genel lisenin yurdu şeklinde yurtlar düzenlenmişti. Bir bakıyorsunuz, bir yurtta 100 öğrenci kalıyor, fakat yurdun kapasitesi 200, ama yanı başında diğer lisenin öğrencileri dışarıda, dar gelirli, sabit gelirli, kırsal kesimden gelen, eğiteme ihtiyacı olan birçok insan bu yurt imkânından yararlanamıyordu. Biz bu A okulunun, B okulunun, A lisesinin, B lisesinin yurdu kavramını bir tarafa ittik. “Ortaöğretim yurdu” diye bir şey vardır ve birinde boşluk varsa diğer öğrenciler de bundan yararlanabilirler. Ancak, şöyle bazı hâller vardır ki, diyelim ki bir Anadolu öğretmen lisemiz -eskiden köy enstitüsü olarak kullanılıyordu- şehir dışındadır, 20-30 kilometre şehrin veya ilçenin dışındadır, orada  sadece o okulun öğrencileri kalabilir. Oradaki atıl kapasiteyi ortadan kaldırmak pek mümkün olmuyor, ama diğerlerinde bunları yaptık arkadaşlar. Doksan üç adet de çok amaçlı salon bu süre içerisinde faaliyete sokuldu. Üç yüz kırk yedi adet ortaöğretim yurdu, kız ve erkek ortaöğretim yurdu olmak üzere, gençlerimizin emrine sunulmuştur. Değerli milletvekilleri, bu çok sosyal devlet olma özelliğimiz açısından son derece önemlidir, eğitimde fırsat eşitliği anlamında çok önemlidir. Niçin çok önemlidir? Çünkü, kırsaldaki çocuklarımız ilköğretim okullarını bitirdikten sonra, eğer yurdu olan bir ortaöğretim kurumunun sınavını kazanmazlarsa ortaöğretime devam edemiyorlar. Böylelikle, ilköğretimden ortaöğretime geçerken ciddi anlamda kayıp-kaçakla karşı karşıya kalıyoruz. Yine 2007 yılı içerisinde, malumunuz, yapılan seçimlerden önce yayımladığımız seçim beyannamesinde, AK Parti olarak yayımladığımız seçim beyannamesinde ve hükûmet programında, her ilçemizde hiç olmazsa bir erkek yurdu ve bir  kız yurdu kurmak gibi bir hedefimiz var. Şu anda birçok ilçemizde yurtlarımız var, ama bunu daha da artırmak istiyoruz. Bu arada kız yurtlarının sayısı bir hayli arttı. Bazı sivil toplum kuruluşları, bazı basın yayın organları da yaptıkları kampanyalarla buna destek oldular. Bunu özellikle sevindirici bir gelişme olarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, yükseköğretim gençliğimiz, malumunuz, 1961’den beri Kredi Yurtlar Kurumunun kendilerine sunduğu yurtlardan yararlanıyor. Biz bu süre içerisinde, yani 2003-2007 arasında elli beş adet yükseköğretim yurdunu hizmete açtık. Öncelikli ve ağırlıklı olmak üzere otuz iki yeni üniversitenin kurulduğu illerde yeni yurt planlamaları yaptık. Şu anda projesi devam eden, ihale aşamasında olan, inşaatı devam eden yurdun dört bir yanında bir hayli yurdumuz var. Bu yurtlarda temel özelliklerden birisi şudur: Bu yurtları biz sıradan yurtlar olarak inşa etmiyoruz, koğuş sistemi zaten yok. Artık, bizim hedefimiz 3 kişilik odalar, tek kişilik, 2 kişilik olarak da istisnai olarak var, ama 3 kişilik odalar. Banyosu, tuvaleti içerisinde olan, âdeta suit odalar yapıyoruz ve bunları çocuklarımıza, gençlerimize tahsis ediyoruz.

Kredi ve Yurtlar Kurumunun bütçesi faslında zaten bunu göreceksiniz, 2003 ile 2007 arasında, 2008 arasında en fazla bütçe artışı olan kuruluşların başında Kredi ve Yurtlar Kurumu gelmektedir. Bu hem verilen burs ve kredi miktarının arttırılması, adedinin artırılması hem de yatırım bütçesinin artırılmasından kaynaklanıyor.

Bu, yine yeni bir projemiz, bu gördüğünüz okul tipi yeni bir projemiz. Bu arada Eğitime Yüzde Yüz Destek kampanyasından söz etmiştim, geçen süre içerisinde Eğitime Yüzde Yüz Destek kampanyası çerçevesinde yirmi dört bin derslik inşa edilmiş ve Türk milliî eğitimine kazandırılmıştır.

Bu arada değerli milletvekilleri, malumunuz, ülkemizin hem altı hareketli hem üstü hareketlidir. Üstteki hareketlilik göçlerden kaynaklanan bir hareketliliktir. Maalesef, Karadeniz’de öyle yerleşim birimleri vardır ki, orada çok güzel okullarımız vardır ve nüfus taşınıp gittiği için, öğrenci olmadığı için o okullarımız bomboştur. Sadece Doğu Karadeniz’de, Karadeniz’de değil Anadolu’nun birçok yerleşiminde de, maalesef, Doğu’da, İç Anadolu’da, Güneydoğu’da da bu manzarayla karşılaşmak mümkündür. Biz işte bu problemi gördüğümüz için… Bir de deprem kuşağı içerisindeyiz. Türkiye’de neredeyse Karaman-Konya bölgesini hariç tutarsanız, Türkiye’nin tamamı deprem kuşağındadır, birinci, ikinci, üçüncü dereceden olabilir, ama, neredeyse Türkiye’nin tamamı deprem kuşağındadır ve bir deprem esnasında okullar yıkıldığı zaman… Bu başka şeye benzemiyor, vatandaşın evi yıkıldığı zaman onları okullarda geçici olarak barındırmak mümkün. Ama, çocukların uzun boylu eğitimin dışında kalmaması gerekiyor. Biz Bingöl’de bunun acısını yaşadık. Onun için, çelik konstrüksiyon, eksi 50 derece-artı 50 derece  soğuğa ve sıcağa dayanabilen, on kere bile sökülüp takıldığı zaman deforme olmayan bir okul modeli geliştirdik ve şimdiye kadar bundan iki posta üretimini yaptık, Anadolu’nun çeşitli yerlerine bunun sevkıyatını yaptık. Bundan sonraki hedefimiz, bu okullardan bir kısmını üretip belli bölgelerimizde bunları depolamak. Anında, bir afet esnasında, Allah korusun bir deprem esnasında bunları derhal götürüp, alt betonu döküldükten sonra, bir hafta on gün içerisinde bu okulları monte edip faaliyete geçirebiliyorsunuz. Şimdiye kadar, bu tür taşınabilir okuldan yüz elli tanesi faaliyete geçirildi, bundan sonra da buna devam edeceğiz. Görünümü itibarıyla ve konforu itibarıyla kesinlikle diğer okullarımızı aratmayan okul türleridir.

Bu arada, Millî Eğitim Bakanlığındaki teknolojik altyapıdan söz etmek istiyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, bugün dünyada en çok kullanılan kısaltmalardan birisi ICT’dir. Tabii, bu ICT İngilizce kısaltmadır, Türkçesi “Bilgi ve İletişim Teknolojileri”dir. Türkiye’de iletişim altyapısı, şükranla yâd etmem gerekiyor, merhum Turgut Özal zamanında iletişim altyapısı birçok Avrupa ülkesini aratmayacak şekilde çözüldü, ama bilgi altyapısı, bilgi teknolojisi altyapımız neredeyse emekle düzeyindeydi, hiç yoktu dersek haksızlık yapmış oluruz. Hükûmetimizin üzerinde durduğu en önemli hususlardan birisi de bu bilgi teknolojilerini ve bilgi iletişimi altyapısını sağlamış olmasıdır ve Millî Eğitim Bakanlığı bu işe öncülük etmiştir. Şu anda okullarımızın yüzde 95’inde geniş bant internet bağlantısı vardır ve okullarımızın yüzde 95’inde bilgi teknolojisi sınıfı vardır, yani 20+1 olmak üzere,  15+1 olmak üzere, okulun büyüklüğüne göre bilgisayar laboratuvarları vardır ve çocuklarımız  buralardan yararlanmaktadır.

Bu arada tabii, bunun getirdiği e-devlet uygulamaları var ve e-projelerimiz var, “e” ile başlayan projelerimiz var değerli arkadaşlarım. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Brown Üniversitesi her yıl bir e-devlet raporu yayımlıyor. 2007 yılında Brown Üniversitesi yedincisini yayımladı. Brown Üniversitesinin yayımladığı e-devlet raporunda, Türkiye Almanya’nın önüne geçerek dünyada sekizinci sıraya yerleşti. Bunu basın yayın organlarında da zaten  bulabilirsiniz. Brown Üniversitesinin yayımladığı bu raporda, gerçekten Türkiye’nin çok ciddi bir sıçrama yaparak sekizinci sıraya gelmiş olması çok anlamlıdır, çok önemlidir ve Millî Eğitim Bakanlığı da buna öncülük etmiştir. Niçin? Çünkü, personelimizle ilgili her türlü iş ve işlemler elektronik ortamda yapılıyor, artık bütün sınav sistemimiz, kayıt sistemimiz elektronik ortamda yapılıyor. Ben bütün bu “e” ile başlayan projeleri teker teker anlatırsam çok zamanınızı alacağım endişesiyle, sadece bunların başlıklarını burada sizlere arz ediyorum ve bunu geçiyorum.

Değerli milletvekilleri, eğitimin en önemli ayaklarından birisi de müfredattır. Malumunuz, fiziki altyapı, teknolojik altyapı, yani, donatım, araç gereç, müfredat, öğretmen ve öğrenci bir araya geldiği zaman gerçek anlamda eğitim olur. Yani, beş unsuru bir araya getirmek zorundayız. Bunlardan birisi de müfredattır. Bildiğiniz gibi, bizim ilköğretim müfredatımız 1967’de hazırlanmış bir müfredattı. Dünyadaki gelişmelere, maalesef, ayak uyduramayan, ekonomiye duyarlı olmayan, demokrasiye duyarlı olmayan, üretime duyarlı olmayan, ezbere dayalı, öğretmen merkezli, öğrencinin kendisini gerçekleştirmesine ve geliştirmesine meydan vermeyen, sorma-sorgulamayı esas almayan, analiz-sentez yapma, muhakeme etme gücünü ve öğrencinin kabiliyetini ön plana çıkarmayan bir müfredat sistemimiz vardı, bu müfredat sistemi tepeden tırnağa ilköğretim okulları için değiştirilmiştir. Özellikle liselerde, şu anda yansıda gördüğünüz derslerin müfredatı değiştirilmiştir. 9’uncu sınıflarda tarih, fizik, kimya, biyoloji derslerinin müfredatı değiştirilmiştir. Bütün liselerde, genel liselerde, akademik liselerdeki müfredat da bu süreç içerisinde tamamen değiştirilecektir. “Konstraktif” dediğimiz, inşacı, öğrencinin kendisini gerçekleştirebileceği, geliştirebileceği, öğrenci merkezli, birey merkezli bir eğitim modelini bu anlamda yerleştirmeye çalışıyoruz ve ders kitapları da bu paralelde yazıldı ve yazılmaya devam ediyor.

Türkiye’nin bir başka önemli meselesi, malumunuz, mesleki ve teknik eğitim meselesidir. Mesleki ve teknik eğitim biz göreve başladığımızda yüzde 28’lik bir orana sahipti, şu anda yüzde 35’lik bir orana sahiptir. Hükûmetimizin programında 2012 yılı için yüzde 50’lik bir hedef konulmuştur. Ona mutlaka ulaşmak zorundayız. Eğer bir ülkede ihracat varsa üretim olmak zorundadır, üretim varsa ara elemanın çok çok daha fazla olması gerekiyor, iyi yetiştirilmesi gerekiyor. Biz de, iş dünyasının ihtiyaçlarına cevap veren, sektörlerin aradığı, gerçek anlamda aradığı ara elamanı yetiştirmek için kolları sıvadık. Başta, TOBB, TESK, TİSK gibi, Türk-İş, Hak-İş, Disk gibi işçi kuruluşlarını da içine alan, sosyal paydaşlarla, sosyal ortaklarla birlikte birçok proje hayata geçirdik ve geçen dönem özellikle mesleki ve teknik eğitimin ciddi bir sıçrama yapması için, müfredat dâhil, bir altyapı oluşturduk ve dört bir kusur modül hazırlandı ve mesleki ve teknik eğitim modüler bir yapıda yeniden yapılandırıldı ve bu çabamız bundan sonraki süreçte devam edecektir. Mesleki ve teknik eğitimi sağlam bir zemine oturtmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, bu arada altı yüze yakın dersin müfredatının değiştiğini, ders kitaplarının buna göre hazırlandığını da huzurunuzda iftiharla ifade etmek isterim.

Bu arada, tabii, fiziki altyapıyla birlikte teknolojik altyapıyla birlikte, donanım ve dokümantasyonla ilgili olarak yine ciddi çabalar sarf edilmiştir. Beş bin dokuz yüz elli fizik, kimya, biyoloji ve fen laboratuvarı, bin kırk altı adet mesleki uygulama laboratuvarı, dört yüz altmış altı adet yabancı dil laboratuvarı kurulmuş ve birçok okulumuzun eğitim, araç ve gereci modernize edilmiştir. Önümüzdeki günlerde Kültür ve Turizm Bakanlığıyla birlikte ciddi bir kampanya başlatacağız, her okulun mutlaka öyle veya böyle bir kütüphanesi olsun gibi bir çabamız ve niyetimiz var, ama, bu süre içerisinde dört bin üç yüz yetmiş dört yeni okul kütüphanesi kurduk ve bunlar şu anda gençlerimize, çocuklarımıza hizmet ediyor.

Eğitimin bir diğer ayağı, şüphesiz ki değerli milletvekilleri, öğretmendir, insan kaynaklarımızdır. Dünyanın en modern okullarını da yapsanız, bunları en son teknolojiyle donatsanız da, dünyanın en harika müfredatını da hazırlasanız, burada asli unsur, esas olan unsur insandır, insan kaynağıdır, öğretmendir. Çünkü, çok muhteşem bir arabaya sahip olabilirsiniz, ama eğer onun kaptanı istediğiniz özelliklerde değilse o arabadan istediğiniz verimi alamazsınız. Dolayısıyla, bu insan kaynağı meselesi son derece önemlidir. Hükûmetimiz döneminde 2003 yılından beri, kamunun kullanımına tahsis edilen, kamunun kullanmasına serbest bırakılan kadroların mutlaka yüzde 50 veya daha fazlası eğitime ayrılmıştır, bunun bir kısmı yükseköğretime kullandırılmıştır, bir kısmı Millî Eğitim Bakanlığı tarafından kullanılmıştır.

Bu arada, kadrolu, sözleşmeli öğretmen atamaları, usta öğreticiler ve diğer personelin seyrini yine yansıda görüyorsunuz. Bütün bunlar bir araya geldiği zaman, Millî Eğitim Bakanlığında 2003-2007 arasında 306 bin insanın bu anlamda istihdam edildiğini, bunlardan bir kısmı, özellikle usta öğreticilerin bir kısmı 2003’te başlayan 2007’ye, 2008’e, 2010’a kadar da devam edebilir, zaman zaman bunlar değişebilir de, ama bu kadrolar kullanılmaktadır.

Yine, zaman zaman kamuoyunda, basın yayın organlarında 4/B ile atanan sözleşmeli öğretmenlerimizle, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesine göre atanan öğretmenlerle ilgili bazı iddialar ortaya atılmaktadır, bazı haksız değerlendirmeler yapılmaktadır. Ben bununla ilgili olarak özellikle siz değerli Komisyon mensuplarını ve milletvekili arkadaşlarımı bilgilendirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 4/B kapsamındaki öğretmenlerin diğer öğretmenlerimizden özlük hakları itibarıyla bir farkları yoktur. Birisi SSK’lı, birisi Emekli Sandığına mensuptur. Eğer sosyal güvenlik reformu hayata geçmiş olsaydı bu fark da bugün olmayacaktı. Dolayısıyla, burada, efendim bazıları diyor ki: “Tayin hakları yoktur. Eş durumundan mazeret tayin hakları yoktur.” Yok böyle bir şey. Zaten bu 4/B uygulamasında öğretmen atamamız son iki yılın ürünüdür. Kadrolu bir öğretmenimiz de taşrada bir yere tayin edildiği zaman, eğer stajyerlik dönemini geride bırakmazsa, orada yönetmeliklerin tespit ettiği belli yıllar kalmazsa, iki yıl, üç yıl gibi orada kalmazsa kadrolu öğretmenin de tayin isteme hakkı yoktur. Dolayısıyla, zaman zaman bu öğretmen arkadaşlarımızın kendilerini hakikaten mağdur hissedecekleri şekilde çok yanlış bir üslup kullanılmaktadır. Bunun tashih edilmesi gerekiyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Niye o zaman farklı yapıyorsunuz? Aynı yapın şunu.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Müsaade edin ona da biz karar verelim. Her hükûmetin bir programı var.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Doğru bilgilendirmiyorsunuz.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Kaynak milletindir, devletindir, hükûmetin değil.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, müdahale etmeyin lütfen.

Sayın Bakan, siz devam edin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Politikalar hükûmetindir, bu farkı öğrenseniz fena olmayacak.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Ama kaynaklar, devletindir, milletindir.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Ona şüphemiz yok.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Hükûmet istediği gibi keyfi harcayamaz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Kimse keyfi harcamıyor.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, değerli arkadaşlar, lütfen…

Sayın Bakan, devam edin siz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın 4/B kapsamındaki öğretmenlerimiz… Biz öğretmenlerin atamalarını yaparken, kadrolu veya sözleşmeli öğretmen ataması yaparken KPSS’den aldıkları puanları esas alıyoruz ki, KPSS sınavlarını, bildiğiniz gibi, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi yapıyor, Millî Eğitim Bakanlığının bu konuda hiçbir müdahalesi söz konusu değil. Puan üstünlüğü esasına göre tayin edilmiş olan kadrolara, tespit edilmiş olan kontenjanlara, medyanın gözü önünde, elektronik ortamda atama yapılmaktadır. 4/B statüsünde olan bir öğretmen arkadaşımız eğer kadrolu öğretmen olmak istiyorsa buna müracaat etme hakkına sahiptir. 4/B atanmadan önce sahip olduğu gibi, 4/B kapsamında çalışırken de bunu yapma hakkına sahiptir, bir engel söz konusu değildir. Nitekim, 4/B kapsamında başlayıp da kadrolu olan öğretmenlerimizin sayısı binlercedir. Bu konuda bir engelleme, bir kısıtlama söz konusu değildir. Kadrolu öğretmenler atanırken puanları bir parça daha yüksektir, sözleşmeli öğretmenler birkaç puan daha alttadırlar. Dolayısıyla, burada bir haksızlık, birine yapılan bir kayırma söz konusu değildir, bu kapı herkese açıktır. Bunun detaylarına girerek ben huzurunuzu çok işgal etmek istemiyorum, ama bütün detaylarını da ayrıca arkadaşlarımla paylaşabilirim.

Değerli milletvekilleri, bizim öncelikli alanlarımız vardır. Bunlardan birisi okul öncesi eğitimdir. Okul öncesi eğitimin bizim öncelikli alanımızın olmasının sebebi şudur. Malumunuz, Türkiye’de çocuklar yedi yaşına girerken okula başlıyorlar, fakat, birçok uzman, birçok pedagog bu yaşın çok geç olduğu kanaatindedir ve bu yaşın çok daha erkene alınması gerektiği üzerinde duruluyor. Çünkü, kırk sekiz ile yetmiş iki aylık arasında olan çocukların zeka gelişim düzeyi maksimum düzeydedir. Bu yaştaki çocuklar kendilerine verilen bilgileri, kendilerine kazandırılmaya çalışılan becerileri âdeta mıknatıs gibi kapmaktadırlar. Dolayısıyla, okul öncesi eğitim bizim öncelikli alanlarımızdan birisidir. Hükûmetimiz iş başına geldiği zaman, yüzde 11 olan okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranımız 2007 yılında yüzde 26’ya çıkmıştır ve hükûmetimizin hedefi, hükûmet programındaki hedefimiz 2012 yılı için asgari yüzde 50’ye varmaktır, yüzde 50’lik bir okul öncesi eğitim oranına ulaşmaktır.

Yine bu arada, 2002 yılı sonunda, 2003 yılı başında yüzde 27 olan yükseköğretimdeki okullaşma oranı, örgün eğitimdeki okullaşma oranı yüzde 36’ya çıkmıştır. Tabii, bu da aslında tatmin edici değildir, bu da yeterli değildir. Bunların detayları üzerinde ayrıca durabiliriz.

Bu arada hayat boyu eğitim, ömür boyu eğitim dediğimiz bir dünyada şu anda herkesin üzerinde çok durduğu bir eğitim tarzı vardı. Çünkü, değişen teknolojiyle birlikte mesleklerin vasfı değişmektedir. Biz, mesleklerin özellikleri değiştikçe sürekli eğitim diye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bir on dakikalık süre içerisinde tamamlarsanız.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Daha hızlı gitmeye çalışacağım.

BAŞKAN – Buyurun.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Bu yetişkin eğitim meselesi de yine öncelikli konularımızdan birisidir. Gerek okuma-yazma kursları ile okuma-yazma bilmeyen insanımıza okuma-yazma öğretmek gerekse de halk eğitim merkezlerinde, mesleki eğitim merkezlerinde, çıraklık ve yaygın eğitim merkezlerinde bu alanda ciddi kurslar düzenlenmektedir. Bundan sonraki süreçte de bunu daha yaygınlaştırarak sürdüreceğiz.

Değerli milletvekilleri, özürlüler yasasının çıkmasıyla birlikte aslında özürlü yavrularımızın, çocuklarımızın eğitiminde çok çok ciddi gelişmeler sağlanmıştır. Bildiğiniz gibi, şu anda eğer bir özürlü evladımız devletin açmış olduğu bir özürlüler okuluna gidemiyorsa, bulunduğu yerde bir özürlüler okulu yoksa, bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine gidiyorsa öğrenci başına 388 YTL aylık aileye yardımda bulunuyoruz. Tabii, bununla birlikte, özürlü öğrencilerimizi evlerinden alıp evlerine teslim ediyoruz. Bazı yatağa bağlı hastalıklarda öğretmeni eve gönderip çocuklarımızın eğitimini yapıyoruz.

Bu arada, üstün zekâlı, bilim adamı olabilecek, sanat adamı olabilecek öğrencilerimizin de özel eğitime malumunuz tabi tutulması lazım. Biz, bilim ve sanat merkezlerini de 43’e ulaştırdık. 43 bilim ve sanat merkezimiz var. Bunlar, malumunuz diploma programı yapmıyor, okuldan sonra öğrencilerimize ekstra eğitim verilen kurumlar hâlindedir buralar.

Bu arada rehberlik sistemini, reaktif olan rehberlik sistemini proaktif şekle getirdik. Rehberlik araştırma merkezlerimizin sayısını da 77’den 190’a çıkardık. Bunu da çok önemsiyorum.

Özürlü yavrularımızın bir kısmı, malumunuz, özellikle görme engelliler özel kitaplar, Braille Alfabesiyle yazılmış kitaplar kullanıyorlar. Sadece görme engelli çocuklar için kabartma harflerle üretilmiş ve basılmış kitap sayısı 272 çeşittir. Bunları da ücretsiz ders kitabı çerçevesinde kendilerine veriyoruz.

Bu ilköğretim ve ortaöğretimde yatılılık uygulaması malumunuz yine Türkiye’ye özgü modellerden birisidir, güzel bir modeldir. Fakat, 2002 yılının sonunda, 2003 yılının başında bir öğrencimizin iaşe ve ibate bedeli, yani bir günlük yeme içme ve barınma bedeli olarak bütçeden tahsis edilen para 1,42 YTL idi. Bu, şu anda 2008 bütçesiyle birlikte 5,8 YTL’ye ulaştırılmıştır. Öğrencilerimizin üç öğün en iyi şekilde beslenmesi için bence yatılı okullar için alınmış hayati kararlardan birisidir. Bu artışı özellikle takdirlerinize sunuyorum.

Öğrenci bursları 12,63 YTL idi, şimdi, bu, 2008 kapsamında 65 YTL’ye çıkarıldı. Ki, bu, çok ciddi bir artıştır. İlköğretim ikinci kademe ve ortaöğretim burslarından söz ediyorum, yükseköğretim bursları değil malumunuz. 90 küsur bin öğrenciye bu burslar verilirken şimdi 150 bin öğrenciye veriliyor.

Şartlı nakil transferini… Biliyorsunuz, dar gelirli, çok fakir olan insanlar kendi çocuklarına cep harçlığı bile veremiyorlar. Çocuk annesinden cep harçlığı istiyor ve çoğu zaman anneler boynu bükük kalıyorlardı. Bu şartlı nakil transferinden de şimdiye kadar sadece eğitime ayrılan para yaklaşık 674 trilyon Türk lirasıdır. Bu, önemli bir meblağdır.

Çocuklarımızın özellikle sosyal ve kültürel faaliyetlere katılımını, millî bilinçle yetişmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bu çerçevede Çanakkale ve Cumhuriyet gezilerini düzenledik. Her yıl 10 bin yavrumuz bundan yararlanıyor. Yıldızlı otellerde kalıyorlar. Bu, hem bir tarih gezisidir hem bir coğrafya gezisidir hem bir turizm, kaynaşma gezisidir. Hakkârili ile Edirneliyi Çanakkale’de buluşturuyoruz, seksen vilayeti Çanakkale’ye taşıyoruz. Millî mücadelemizin geçtiği Samsun’dan başlayan, Amasya’ya, Erzurum’a, Sivas’a, oradan Afyon’a uzanan yine millî mücadele serüvenimizin geçtiği topraklarda da öğrencilerimiz gezdirerek bu millî bilinci teşvik etmeye çalışıyoruz.

Yükseköğretimde de malumunuz 45 olan burs ve kredi 150 YTL’ye çıkmıştır. 2008 yılında ise bu 180 YTL olmuştur. Değerli arkadaşlarım, 5102 sayılı Yasa çerçevesinde de bütün kamuda dağınık olan ve kaynak israfına yol açan, dublikasyonlara yol açan bütün burslar, belediyeler hariç bütün kamu bursları Kredi ve Yurtlar Kurumunun bünyesinde toplanmıştır.

Hem öğretim üyesi yetiştirmek hem kamunun nitelikli eleman ihtiyacını karşılamak üzere yurt dışına her yıl mastır ve doktora için 1.000 öğrenci göndermeye karar verdik. Bunun geçen sene ilk postasını gönderdik, bu sene ikinci postasını gönderiyoruz. Bu, bence alınmış en önemli kararlardan birisidir. Çünkü, daha önce 50 öğrenci, 100 öğrenci gönderiliyordu. Bu, küreselleşme sürecinde, Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığı sürecinde mutlaka yapılması gereken bir şeydi. Bunun Millî Eğitim Bakanlığına yıllık yaklaşık maliyeti 40-50 trilyon civarındadır. Ama, ben bunun kesinlikle gecikmiş bir teşebbüs olduğunu şahsen düşünüyorum.

Bu arada, öğretmenlerimize sağlanan özlük haklarında iyileşmeler var. Malumunuz ek ders ücreti 3,5 idi, şimdi 5,7 YTL. Enflasyondan arındırılmış olarak 2003-2007 arasında öğretmenlerimizin maaşlarına reel artış olarak, net artış olarak yüzde 40’lık bir artış yapılmıştır. Enflasyon oranı hepinizin malumudur.

Şimdi, öğretmen maaşlarını AB ve OECD ülkeleriyle karşılaştırdığınız zaman… Şimdi, söze başlayan bazı değerli eğitimciler veyahut da bu konuda söz söyleyen insanlar “Finlandiya’da öğretmenin maaşı şu kadardı, Türkiye’de şu kadardı.” şeklinde bir mukayese yapar. Bir ülkenin millî gelirini, bir ülkenin satın alma gücünü, o ülkedeki hayat standardını, paranın alım gücünü hesaba katmadan yapılan bu mukayeselerin doğru sonuçlara ulaşmayacağını düşünüyoruz. Ama, ille de böyle bir mukayese isterseniz, bizim 600 küsur bin öğretmenimizin gayrisafi millî hasıladan aldığı paya bakarsanız aslında bu ülkeler arasında Türkiye’nin başı çektiğini göreceksiniz.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Dolar mı, YTL mi Sayın Bakan?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Dolar, dolar…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Gözükmüyor buradan.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Onu biraz yukarı taşısanız?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Efendim, bakın bu altta ABD doları şeklinde… ABD doları.

Diğer taraftan, öğretmenlerimizin diz üstü bilgisayara sahip olması, öğretmenlerin konut sahibi olması için yine teşebbüslerimiz var. 2.788 daire bitirilmiştir. Yine TOKİ’yle çalışmalarımız devam ediyor. Önümüzdeki süreçte de öğretmenlerimizin özellikle büyük şehirler başta olmak üzere konut sahibi olması için gayretlerimiz olacak.

Bu arada bir rakamı yanlış söyledim. 2008 bütçesinde kredi ve burs 180 değil, 160 YTL arkadaşlar, onu düzeltiyorum.

Bu arada, yine kırsalda öğretmenlerimizin çalıştıkları yerde kalmalarını sağlamak amacıyla daha fazla lojman yapmamız gerekiyor. Lojman kapasitemizin yeterli olmadığını her vesileyle ben de ifade ediyorum ama. 1.440 lojman yapılmış, 89 öğretmen evi açılmış.

7’si vakıf üniversitesi olmak üzere Türkiye’de 2003-2007 arasında 39 yeni üniversite kurulmuştur. Mevcut üniversitelerimiz de bu 39 üniversitenin dışında. İstanbul Üniversitesi gibi, Gazi Üniversitesi gibi, Selçuk Üniversitesi gibi, ne bileyim Kars-Kafkas Üniversitesi gibi eskiden olan 53 üniversite bünyesinde de 100 fakülte, 45 lisans eğitimi, dört yıllık eğitim yapan yüksekokul ve 20 enstitü açılmıştır. Malumunuz, meslek yüksekokulları üniversite senatolarının kararı ve YÖK’ün kararıyla kuruluyor, onları burada zikretmiyorum.

Üniversitelerimize sağlanan kadrolardan söz etmek istiyorum. Burada profesör, doçent, yardımcı doçent, öğretim görevlisi, okutman, uzman, araştırma görevlisi kadrolarının, bu arada, yıllara göre seyrini görüyorsunuz. 76 bin olan 2002-2003 öğretim yılında öğretim üyesi ve öğretim elemanı sayımız 89.265’e çıkmıştır. Bu yeterli midir? Şüphesiz yeterli değildir, daha fazla öğretim elemanı ve öğretim üyesi yetiştirmemiz gerekiyor.

Bu arada 17’nci Millî Eğitim Şûrası toplanmıştır, hayati kararlar almıştır.

Ortaöğretime geçiş modelimiz. Malumunuz bu OGES dediğimiz, OKS dediğimiz model. Ortaöğretim kurumlarına giriş sınavı sekiz yılın sonunda bir kez iki saat yapılıyordu ve bunun geri dönüşü yoktu, bunun tekrarı söz konusu değildi. Çocuklarımızı özellikle ergenlik çağına girdikleri bu yaşta çok ciddi bir bunalıma sokuyordu. Bu sistem yeniden ele alınmıştır. Bunun detaylarına girmeye zamanım yok.

Bu arada, ilk defa başlattığımız şeyler var. Özellikle gecekondularda, özellikle kenar mahallelerde kısmen de olsa mevziî ve mahallî olarak ihtiyaçları gezici anaokulları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bir beş dakikada tamamlayalım.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Beş dakikada bitiriyorum.

Ücretsiz ders kitabı uygulaması iktidara geldiğimizden beri devam ediyor. Bu süre içerisinde yaklaşık 571 milyon adet ders kitabı dağıtılmıştır. Sadece ders kitabını vermekle yetinmiyoruz. Özellikle müfredatını değiştirdiğimiz bazı derslerin öğrenci çalışma kitaplarını ve öğretmen kılavuz kitaplarını da ilk defa dağıttık ve okulların açıldığı gün bütün çocuklarımız ders kitaplarına kavuşuyor. Bunu sürekli olarak ekonomik temelde ele alanlar var. Bu projenin değerli arkadaşlarım esas getirdiği fayda ekonomikten ziyade okulların açıldığı gün kırsal kesimin en ücra köşesinde herkesin aynı anda kitaba sahip olmasıdır. Bir baba olarak, ben, Ankara’da milletvekiliyken kendi çocuklarımın kitaplarını bir ayda temin edemiyordum. Kırtasiye kırtasiye dolaşıyorsunuz. Diyor ki: “Bunu özel sektör hazırladı. Bunu Millî Eğitim basacak. Bu geldi, bu gelmedi…” Ama, bu işin esas parasal konudan ziyade, ekonomik tarafından ziyade bu işi tertip düzene sokması bence çok daha önemlidir. Bunun üzerinde özellikle durulması gerekiyor.

Öğretmenliği kariyer meslek hâline getirdik. Bu malumunuz, uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik uygulamasıyla 100 bine yakın öğretmenimiz bu unvanlara sahip oldular. Bu arada öğretmen kalitesini artırmak için Anadolu öğretmen liselerini… Göreve başladığımda Anadolu öğretmen lisesi sayısı 103 adetti, şimdi 179 Anadolu öğretmen lisemiz var. Bunu 200 Anadolu öğretmen lisesine çıkarmayı hedefliyoruz. 24 yeni fen lisesi, 6 Anadolu güzel sanatlar lisesi, 370 genel lise, 410 Anadolu lisesi. Bunların bir kısmı süper lise adıyla idi, bir kısmı da sıfırdan açılmıştır. Sosyal bilimler lisesi ilk defa bizim dönemimizde kurulmuş, spor liseleri ilk defa bu dönem açıldı. 653 meslek lisesi ve 2.074 meslek lisesi bölümü açılmıştır.

Açık öğretimde yeni bir hamle yapıyoruz. Malumunuz, ilköğretimi bitirip liseye gitmeyen, gönderilmeyen maalesef kızlarımız, erkeklerimiz var. Bunlar hiç olmazsa açık liseye devam etsinler diye sadece eskiden kent merkezlerinde olan kayıt bürolarını, takip bürolarını bütün il ve ilçe merkezlerine yaygınlaştırıyoruz, bu süreci başlattık ve en kısa sürede 900 küsur ilçe ve il merkezinde bunların faaliyete geçeceğini buradan bildirmek isterim.

Değerli arkadaşlar, biz, okullarımızın tabelalarını… Biliyorsunuz şehirlerde ciddi bir tabela kirliliği vardı. Bir bakıyorsunuz sarı üzerine mavi, mavi üzerine kırmızı, kırmızı üzerine beyaz… Kimin canı nasıl istiyorsa o şekilde tabelalar asıyordu. Bunun bir standardı yoktu. Biz renklerine varıncaya kadar, okulöncesi eğitim, ilköğretim, genel liseler, mesleki ve teknik okulların hepsini farklı renkleri, ebadından, öğretmenin, müdürün kapısındaki levhaya varıncaya kadar kurumsal kimlik kitabı hazırladık.

Bazı arkadaşlarımız bunun bir kaynak israfı olacağını söylediler. Fakat, biz kesinlikle bunun bir kaynak israfı olduğunu düşünmüyoruz. Tertip düzenin, standartlar getirmenin, ahengin, güzelliğin, estetiğin şüphesiz ki bir bedeli vardır. Bu, bedelsiz olmaz. Ama, herkes bu uygulamadan çok memnundur.

Ben, burada diğer detaylar var, bunlar üzerinde durmak istemiyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; netice itibarıyla 2008 yılı Millî Eğitim, Yükseköğretim bütçesi, tabii Kredi Yurtlar Kurumu bizim bütçenin içerisinde, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi malumunuz YÖK bünyesinde, ayrı bir başlık altında geçiyor. Bütün buradaki rakamlara baktığınız zaman iyileşmeler vardır. Ama, ben, eğitimin problemsiz bir alan olduğunu, dikensiz gül bahçesi olduğunu hiçbir zaman söylemedim.

Bu arada burada mukayese olsun diye söylüyorum. Hollanda’nın 2,5 milyon öğrencisi için ayırdığı bütçe 20 milyar avrodur değerli arkadaşlarım. 2,5 milyon öğrenci için 20 milyar avro ayrılıyor. Bunu şöyle bizimkiyle mukayese ettiğiniz zaman bizim Hollanda düzeyinde para ayırmamız için bizim konsolide bütçeden eğitime 205 katrilyon para ayırmamız lazım. Bu söylediğim 2007 yılı rakamlarıdır. Bizim 2007 yılında sanırım bütçemiz 204 katrilyondu, 205 bile değil. Dolayısıyla, şu anda Almanya’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin eğitime ayırdığı bütçe yaklaşık olarak Türkiye’nin konsolide bütçesi kadardır. Bir ülkenin sahip olduğu millî gelir, bir ülkenin sahip olduğu kaynaklar ne kadar artarsa şüphesiz ki başta eğitim olmak üzere diğer alanlara da fazla kaynak ayırma şansına sahip olurlar. Biz de ekonomideki ortak iyileşmelere paralel olarak ekonomide ciddi manada gelişmeler oldukça bunu başta eğitim olmak üzere, sağlık olmak üzere, adalet ve güvenlik olmak üzere devletin asli görevleri olan bu alanlara aktarmayı varlık sebebimiz sayıyoruz. Hükümetimiz bu konuda son derece duyarlıdır.

Tekrar altını çiziyorum, üniversitelerimizin de, Millî Eğitim Bakanlığının da bütçesinin yeterli olduğu gibi bir iddiam yok. Ama, Millî Eğitim bütçesi yine diğer bütün bütçeler içerisinde bir numaradır. Göreceli olarak en fazla pay millî eğitime ayrılmıştır. Ama, bu, bizim Avrupalılarla yarışmamız için yeterli bir bütçedir, yeterli bir kaynaktır şeklinde eğer bir iddiada bulunursam bu doğru olmaz. Ama, dediğim gibi biz eğitimin ihtiyaçlarını, sektörlerin ihtiyaçlarını ülkenin imkânlarıyla örtüştürmek zorundayız.

Birileri bize şunu söyleyebilir: “Kardeşim, yani para yoksa basın, dağıtın.” Aklı başında ekonomiden anlayan hiçbir insan böyle bir iddiada bulunmaz. Bizim yapmamız gereken, ülkemizdeki ekonomik pastayı büyütmektir ve bu pastadan da bütün sektörlere, bütün alanlara daha fazla pay ayırmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum ve 2008 yılı bütçemizin hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakana çok teşekkür ediyoruz.

Şimdi, Yüksek Öğretim Kurulu ve üniversite bütçelerini sunmak üzere, Yüksek Öğretim Kurulu Başkan Vekili Sayın Eşme’ye söz veriyorum.

Sayın Eşme, on beş dakikalık bir süre içinde özetlerseniz.

YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU BAŞKAN VEKİLİ İSA EŞME – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Sayın Başkan, Bütçe Plan Komisyonunun saygıdeğer üyeleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.

Önce, Yüksek Öğretim bütçesi ve yükseköğretimle ilgili sorunlarımızı açıklamak üzere fırsat verdiğiniz için teşekkür ederim.

Sayın Bakan rakamları kısmen verdi, ama ben de bazılarını özetlemek istiyorum. Bildiğiniz gibi, bugün üniversite sayımız 115’e çıkmıştır, fakülte sayımız 767, yüksekokul sayımız 268, meslek yüksekokulu sayımız 522 ve enstitü sayımız 389 olmuştur. Öğrenci sayımız 2,5 milyona yakındır. Öğrencilerimizin yüzde 25’i ön lisans, yüzde 68’i lisans, yüzde 7’si ise lisans üstü eğitim yapmaktadır.

Hepinizin bildiği gibi, üniversitelerin asli görevlerinden birisi öğretim üyesi yetiştirmektedir. Öğretim üyesi yetiştirmek için bizim iki kaynağımız bulunmaktadır. Bunlardan birisi yurt içi lisans üstü programları, bir diğeri de gerek 1416 sayılı Yasa gereği gerekse 7547 sayılı Yasa’nın 30’uncu madde gereği yurt dış burslu kontenjanıdır.

Mesela, 2005-2006 rakamları var benim elimde, yurt içindeki durum hakkında bilgilendirmek istiyorum. 2006 yılında biz 24 bine yakın yüksek lisans öğrencisi mezun etmişiz ve 3 bine yakın doktora, 2.300 civarında da tıpta uzmanlık alanında mezun vermişiz. Geçen sene bir uygulama başlattık, özellikle yeni açılan doğudaki ve güneydoğudaki üniversitelerimiz için çok önemli bir gelişme, üniversiteler kendi arasında bir birlik kurdular. Biz kısaca buna ÜNİP diyoruz, Üniversiteler Arası İşbirliği Protokolü imzalandı ve kendi akademik güçlerini birleştirerek doktora ve yüksek lisans programlarını açmaya başladılar.

Yurt dışı öğretim üyesi yetiştirmeyle ilgili rakamlardan söz etmek istiyorum. Biliyorsunuz iki kanal var, birisi Millî Eğitim Bakanlığı birisi YÖK’ün doğrudan gönderdiği sayılar. 1994-2005 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı 1.755 eleman göndermiş ve bunların yüzde 52,42’si başarılı olarak geri dönmüş. 1987-2005 arasında da YÖK 3.776 burslu öğrenci göndermiş, bunların yüzde 70.26’sı geri dönmüş. Burada tabii verimlilik oranı YÖK’ün gönderdiklerinde daha fazla görülüyor.

Bize tahsis edilen burslarla ilgili birkaç rakamdan söz edeyim. 1993’te 1.380 kontenjan verilmiş YÖK’e 30’uncu madde kapsamında, sonra 500’e indirilmiş bu, 300’e indirilmiş, 200’e indirilmiş ve nihayet son yedi sekiz yılda 80 civarında kalmış. Tabii, üniversite sayısı, fakülte, bölüm, program sayısı artarken Yüksek Öğretim Kuruluna verilen bu oranın azaltılması bazı sorunlara da yol açmıştır. En son, Sayın Bakanın da belirttiği gibi, 1416 sayılı Yasa gereği 1.000 civarında geçen sene öğrenci gönderilmiştir. Gerçi burada yargıya intikal eden bir durum da olmuştur bildiğiniz gibi. Yüksek Öğretim Kurulunun ve üniversitelerin bilgisine başvurulmadan programlar belirlenmiştir. Ama, sonuç olarak yargı sonucu çözmüş ve bir protokol yaptık Millî Eğitim Bakanlığıyla. Geçen sene ve bu sene bu protokol kapsamında 1416 sayılı Yasa’ya göre geçen sene 1.000, bu sene de sanıyorum Yüksek Öğretime ayrılan 1.000 civarında, toplam 1.500’dür. Böylece, bu sorun da büyük ölçüde aşılmış durumdadır.

Basına sık sık yansımaktadır, bazı köşe yazarları bu basındaki dayanaksız haberleri de fırsat bilerek Yüksek Öğretim Kurulunu, özellikle üniversitelerimizi suçlamaktadır, Türk üniversiteleri ilk 500 arasında niye yer almamaktadır diye. Bu, bilindiği gibi Çin’deki bir üniversite tarafından yapılan bir araştırmadır. 2006’da biz iki üniversitemizle, Hacettepe ve İstanbul Üniversitemizle, 2007’de beş üniversitemizle, Bilkent, Çukurova, İstanbul Teknik, İstanbul ve Sabancı üniversitelerinde ilk 500 arasında yer aldık.

Tabii, üniversitelerin akademik performansını daha iyi değerlendiren, daha çok itibar edilen kuruluş ISI dediğimiz enstitüdür, Amerika’daki enstitüdür, Bilimsel Bilgi Enstitüsü diyebiliriz kısaca Türkçe biz buna. Bu Enstitünün açıkladığı raporlara göre toplam makale üretme sayısında 1981’deki sıramız 41’miş, 1990’da 40, 1995’te 34, 2000’de 25, 2005’te 20 ve 2006’da 19’uncu sıraya kadar yükseldik.

Şu ayrıntıyı da vermek istiyorum: Türk üniversiteleri dünyada en çok makale üreten 19’uncu ülke olmanın dışında, 1981-2005 arasında yayın sayısını 25 kat artırmış, yayınlara yapılan uluslararası atıf sayısındaki artış ise 46 kat olmuştur.

Tabii, yayın performansı için araştırmacı sayısı da son derece önemlidir. Bizim tam zamanlı araştırmacı sayımız 28 bin civarındadır. Ama, bizim nüfusumuzdan çok daha az olan Romanya’daki bu sayı 32 bin, mesela Almanya’daki bu sayı 480 bin civarındadır. Yani, 1.000 araştırmacı başına yayın sayısı söz konusu olduğu zaman Türk üniversitelerinin performansının daha üstlerde olduğu açıkça görülebilmektedir. Ama, şöyle bir handikabımız da vardır: Amerika’da araştırmalar üç beş yıl sonra ürüne dönüşebilmektedir. Bu yıl Avrupa’da on on beş yıldır. Ama, Türkiye’de araştırmanın ürüne dönme süresi maalesef çok daha uzundur. Bunun da en büyük nedenlerinden biri de üniversitelerin iş dünyasıyla, sanayiyle iş birliğinin zayıf olmasıdır.

Yine, Türk üniversitelerinin dünya üniversiteleri arasındaki durumunu belirleyen bir başka parametre daha vardır, o da Bologna sürecisidir. Türkiye bu sürece 2001 yılında girmiştir. 2007 raporuna göre Türkiye sekiz öncelik alanının dördünde Bologna ülkelerinin ortalaması üzerinde not almıştır. Son iki yılda 33’üncü sıradan Almanya ile birlikte aynı düzeye yükselmiştir, 9’uncu sıraya yükselmiştir.

Kalite notumuz 2005’te 2 idi -5 üzerindendir bu değerlendirme- 2007’de 4,17’ye yükselmiştir. Ortalamamız 3,44’ten 4,17’ye yükselmiştir.

Hemen şunu da belirtmekte yarar görüyorum. Gerek Bologna sürecindeki performans gerekse ilk 500 üniversitesine girme durumumuz, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan coğrafyada Türkiye’nin bu başarısını paylaşan bir başka ülke de bulunmamaktadır. Yani, ilk 500’e giren tüm üniversiteler Türkiye’dedir, 19’uncu sırada olan tek ülke Türkiye’dir. Yine Bologna ülkeleri arasında en başarılı olan bu coğrafyada Türkiye’dir.

Yükseköğretimin finansman konusu hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Sayın Bakan bazı rakamları verdi, ama ben onun dışındaki bazı ayrıntılara değinmek istiyorum. Bilindiği gibi, yükseköğretimin üç ayrı finansman kaynağı bulunmaktadır. Bunlardan birisi bütçedir, doğrudan doğruya hazineden aldığımız katkı. İkincisi döner sermaye ve nihayet öğrenci katkı payları ve özel gelirler. En son rakamlara göre bütçeden aldığımız oran yüzde 51, döner sermaye yüzde 36, diğer bölüm ise öğrenci katkı payları ve özel gelirlerdir. Burada öğrenci katkı payının toplamdaki oranı ise yüzde 4 civarındadır. Yani, bu, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça küçüktür.

2002-2008 arasındaki bütçe rakamlarına baktığımızda Yüksek Öğretim bütçesinin öyle zannedildiği kadar artış göstermediği hemen dikkati çekmektedir. Sayın Bakanımız özellikle 2005’ten itibaren Yüksek Öğretime ayrılan bütçede büyük rakamların olduğunu belirtti. Ancak, şöyle bir ayrıntı vardır burada: 2005 yılından itibaren bilindiği gibi döner sermaye ve diğer gelirler bütçeye dâhil edildi. Bu dâhil ediliş nedeniyle sanal bir artış görüldü. Ama, bizim için önemli bir parametre de YÖK bütçesinin, yani üniversiteler bütçesinin toplam Millî Eğitim bütçesindeki oranıdır. 2002’de bu oran 25, 2003’te 25, 2004’te 23, 2005’te 21, 2006’da 21, 2007’de 20,1 ve nihayet 2008’de 19,7. yani, MEB bütçesindeki payımız oransal olarak dikkat edilirse düşmektedir. Tabii, ben burada doğrudan doğruya hazineden verilen katkıları dikkate aldım bu hesabı yaparken.

Öğrenci başına harcama hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Diğer ülkelerle mukayese elbette çok doğru olmayabilir. Ama, yine de fikir edinebilmek için mesela 2002 rakamlarında Türkiye öğrenci başına yükseköğretimde 1.460 dolar ayırırken OECD ortalaması 10.000 dolar civarındadır. Bize en yakın Yunanistan 4.000 doların üzerindedir. Bugün ise, 2007 rakamlarını söylüyorum, toplam bütçede örgünde 4.095 YTL’ye yükselmiş ve toplam öğrenci sayısı, yani açık öğretim de dâhil edilirse bu rakam 2.684 olmuş.

Bütçedeki durumun en önemli yansıması öğretim üyesi ücretleridir. Bugün itibarıyla, yani 2007 rakamları için söylüyorum, kıdemsiz bir profesör, yani yeni bir profesörün maaşı net olarak 2.370 YTL, doçentin 3’üncü derecede 1.483, yardımcı doçentin 1.410, araştırma görevlisinin 1.080 YTL.

Devletin diğer kadrolarındaki emsallerle karşılaştırılırsa özellikle araştırma görevlilerinin çok büyük bir mağduriyet içerisinde olduğu görülür. Mesela bugün yeni mezun bir sınıf öğretmeni ek ders ücretiyle beraber bildiğim kadarıyla 1.200 YTL civarında bir ücret almaktadır. Tabii ki bu da azdır. Ama, araştırma görevlilerinin hiçbir yan katkısı yoktur aldıkları maaşa, çok büyük bir mağduriyet yaşamaktadır. Yıllar itibarıyla eğer karşılaştıracak olursak, mesela on yıl önce bir profesör, bir genel müdür, bir kıdemli albay maaşına eşitken aradan geçen on yıllık sürede akademisyenler aleyhine büyük bir düşme söz konusu olmuştur.

Ben YÖK’e verilen özellikle açıktan atama kadrosuyla ilgili bilgi vermek istiyorum. Bizim en büyük sorunlarımızdan birisi kadro sorunumuzdur. Tabii, öğretim üyeliğinin fidanlığı bildiğiniz gibi araştırma görevliliği kadrolarıdır. 1998’de açıktan izin verilen öğretim görevlisi kadrosu 5.000. Diğer yılları sırayla söylüyorum: Sonra 5.500’e çıkmış, 4.000 olmuş 2000’de, 2001’de 4.250, 2002’de 4.250, 2003’te 1.410, 2004’te 1.410. 2005’te tamamen durdurulmuş Başbakanlık genelgesiyle, yargı yoluyla çözülmüş. Ama, bize toplam idari ve akademik kadro olarak 4.000 kadro verilmiş. Bunun 2.051’i akademik. Onun da tabii çok daha küçük bir oranı araştırma görevlisi. 2006’da toplam idari ve akademik 2.000, 2007’de toplam yine 2.000 idari ve akademik. Yani, yükseköğretimdeki program sayısı, üniversite sayısı, fakülte sayısı hızla artarken öğretim üyeleri için bir fidanlık olarak kabul ettiğimiz araştırma görevliliğinin yıllar itibarıyla bu kadar bir düşüş gösterişini tabii izah etmekte zorluk çekmekteyiz.

Tabii, iş sadece bununla da sınırlı değil. Bilindiği gibi diğer kamu kurumlarında da ayrılanların yerine önce yüzde 80 oranında ancak eleman alabiliyorduk, bu yüzde 50’ye indirildi.  Bu durum üniversitelerimizde çok büyük bir personel kaybına yol açmıştır. Özellikle yeni açılan üniversitelerimiz bu anlamda çok büyük sorun yaşamaktadır, hem akademik kadro bakımından hem idari kadro bakımından.

Geçtiğimiz aylarda, özellikle yaz aylarında yine kamuoyunun dikkatini çekmiş olmalı, tıp fakültesi hastanelerinde çok büyük sorun yaşadık. Şu anda tıp fakültesi hastaneleri döner sermayeleri krizin eşiğindedir. Bunun başlıca nedenlerinden birisi de şudur: Tıp fakültesi hastaneleri başvuruda bulundu Sağlık Bakanlığına, yüzde 15 olan Hazine giderini yüzde 1’e indirilmesi konusunda. Karar bizim üniversite hastanelerimiz için değil de, Sağlık Bakanlığı hastaneleri için çıktı. Orada bu oran yüzde 1’e indirildi, ama biz halen maalesef yüzde 15.

Yine, uygulanan ücret politikaları nedeniyle hastanelerimizdeki, özellikle hemşire ve diğer yardımcı hizmet personelinin neredeyse 3’te bire yakını diğer kurumlara, Sağlık Bakanlığına ve özel hastanelere geçti ve Anadolu’daki üniversitelerimiz, özellikle çok büyük bir kan kaybına uğradı. Mesela Yüzüncü Yıl Üniversitemizin Tıp Fakültesinde Sağlık Bakanlığı kriterlerine göre dört yüz küsur hemşire olması gerekirken, bu sayı şu anda 124 civarındadır ve son bir yıl içerisinde yüzün üzerinde personel kaybına yol açmıştır.

Bu rakamları verdikten sonra şu noktayı da özellikle belirtmek istiyorum: Biliyorsunuz Türkiye’nin en büyük sorunlarından birisi de üniversite önünde yığılmadır. Üniversite, arz-talep arasında çok büyük uçurum vardır. Aradaki fark işte 1 milyon 700 bin civarında öğrenci geçen sene sınava girdi, lisans kontenjanlarımız 200 bin, ön lisans kontenjanlarımız 200 bin, açık öğretimde kontenjan sınırlaması olmamakla birlikte ona da 200 – 250 bin civarında öğrenci kayıt yaptırmaktadır. Bu yığılma ÖSS’yi çok önemli hale getirdi ve ÖSS’nin önemli olması da orta öğretim sistemini, maalesef felç etti.

Bu nasıl aşılır? Bunun aşılmasının tek yolu: Üniversitede kapasite yaratmaktır. Tabii, bu kapasite yaratmanın bir yolu yeni üniversite açmaktır, ama yeni üniversite açmadan önce öğretim üyesi yetiştirmezsek, alt yapıyı oluşturmazsak, kapasite artırımını sağlayamıyoruz. Bakınız, yeni 32 üniversite açıldı, ama yeni bir kapasite artırımı sağlayamadık. Yeni açılan üniversitelerimizde şu anda 4 bin civarında öğretim görevlisi var, gazetelere ilan veriyorlar, 19 bin küsur öğretim elemanına ihtiyaç var. Ama, öğretim elemanı kolay yetiştirilemiyor. Keşke az önce bahsettiğimiz rakamlar yani ar-gör kadroları dört binlerden binlere indirilmek yerine, beş binlere, on binlere, on beş binlere çıkarılmış olsaydı, biz dört, beş yıl içerisinde öğretim üyelerini yetiştirir ve bugünkü üniversitelerimizin öğretim üyesi sıkıntısı olmazdı.

Öğretim üyeliği bu ekonomik koşullarda cazip değildir. Nitelikli lisans mezunları araştırma görevliliğini tercih etmemektedir. Eğer biz öğretim üyeliğini cazip hale getirirsek ve ar-gör kadroları başta olmak üzere kadro sorunu yaşamazsak, yeni açılan üniversitelerimizin tabii ki, bu sorunu kısa zamanda aşılabilir. O vakit üniversite önündeki yığılmayı da önlemiş oluruz.

Çok teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Biz teşekkür ederiz.

Buyurun Sayın Esfender Korkmaz.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, Sayın YÖK Başkan Vekili, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar ve değerli basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, konuşmama üç başlık altında yapmaya çalışacağım. Birincisi, Sayın Bakanın eğitime ayrılan kaynaklarla ilgili verdiği bilgiler. İkincisi, eğitimde kaynakların etkin kullanımını bu Hükûmet sağlayamadı. Üçüncüsü, bu nedenle ortaya çıkan beyin göçünün ortaya çıkardığı kaynak kayıplarıdır.

Şimdi, bu üç başlık altında konuşmaya çalışacağım, ama bütçenin geneliyle ilgili Hükûmetin… Özel eğitimde Bakanlığın özürlülere verilen eğitimin başarılı olduğunu söylüyorum ve kendilerini de kutluyorum bu açıdan.

Değerli arkadaşlar, şimdi, Sayın Bakanımız eğitime ayrılan kaynaklarla ilgili bilgi verdi, ancak bu bilgi DPT’nin 2008 yılı Programındaki bilgilerle çelişiyor. Biliyorsunuz DPT, Dokuzuncu Kalkınma Planını hazırladı. Şimdi, tabii devletin iki kurumu arasında bilgi kirliliği olması, icraatta birtakım sorunlar ortaya çıkarır. Yani, bilgi alt yapısının eksik olması yahut çelişkili olması, icraatta de önemli sorunlar ortaya çıkarır.

Bakın, şimdi, arkadaşlar, Sayın Bakanın kaynakların artırımı ile ilgili 2002 ile 2006 arasındaki mukayesesine: DPT’nin 2008 Yılı Programının 239’uncu sayfasındaki tabloya bakarsak: Diyor ki, eğitime ayrılan kaynaklar 2002 yılında gayrî safî millî hâsılanın yüzde 4.4’ü idi, 2006 yılında 4.1’e geldi. Şimdi, demek ki, eğitime ayrılan kaynaklar AKP İktidarı döneminde azaldı. Tabii, bunun azalmasının nedenini de Sayın Bakan söyledi. Neden azaldı, çünkü mümkün mertebe eğitim hizmetlerini özel sektöre siyasi iktidar yaptırmaya bakıyor.

İkincisi: Tabii, bu kaynakların azalması yanında yatırım göstergelerinde de olumsuz bir mukayese var. Sayın Bakan dedi ki “OECD ülkelerinde yerimiz iyi, AB ülkeleriyle yarışıyoruz.” Ama, bakın arkadaşlar, yine 2008 Yılı Programına yine bakarsanız, 206’ncı sayfasına bakarsanız, orada diyor ki, ben bir yatırım göstergesi olarak alıyorum çağımızda, öğrenci başına düşen bilgisayar sayısı, AB’nin 27 ülkesi itibarıyla 11.4, AB’ye yeni giren ülkeler, Doğu Avrupa ülkeleri 7.1, Türkiye 4.1. Yani, AB’ye yeni giren, Doğu Blokundan ayrılıp yeni giren ülkeler de Türkiye’den yüksek.

Şimdi, burada, tabii, eğitime ayrılan kaynakların böyle bakkal hesabıyla karşılaştırılması olmaz arkadaşlar. Şimdi, bir defa eğitimde zaten kaynaklar kıt, bunların iyi planlanması lazım. Böyle bir planlama yok eğitimde. Şimdi, neden olmadığını söyleyeceğim.

Öte yandan eğitimde ideolojik yaklaşım, ideolojik pencereden bakmak da ön plana çıktığı için burada birtakım özel sektörde veya özel sektör dışında birtakım ideolojik yaklaşımlar ortaya çıkıyor. Örneğin, tarikatların yurtlar yapması gibi birtakım sorunlar ortaya çıkıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu eğitime ayrılan az kaynakların etkin kullanımı çok önemli. Zaten yetersiz, ama bunların da daha yararlı ve daha etkin kullanılması gerekiyor. Şimdi, bir defa orta öğretimde bu kullanılmıyor, çünkü bir eğitim planlaması, bir insan gücü planlaması yapılmıyor. Neden yapılmıyor? Şimdi söylediğim gibi, eğer ideoloji ön plana çıkarsa, bunu yapamazsınız. Yani, imam hatip tartışmasına, türban tartışmasına girerseniz bunu yapamazsınız. Öncelikli sorun eğitim olmazsa, bunu yapamazsınız.

Şimdi, kaynaklar özel sektöre kaydırılıyor, yani devletin eli kolu bağlı “özel sektör yapsın” deniyor. Ne yapıyor vergi muafiyeti tanınıyor. Şimdi, arkadaşlar, yani vergi muafiyeti demek devletin parasıyla okul yapmak demektir. Onun yanında da bir o kadar kaçırsa ne yapacaksınız?! Peki, yani devletin parasıyla hibe yapılır mı arkadaşlar? Adam devletin parasıyla okul yapıyor, yani devlette onun tamamını vergiden düşüyor ve dolayısıyla okul yapıldı oluyor. Yani, devletin parasıyla hibe yapılır mı? Hibe yapan adam cebinden yapar, vergisini de verir yahut belirli standartlar içinde yararlanır. Onun için bu uygulama çok yanlış. Bu uygulama orta öğrenimi, eğitimi plansızlığa itiyor ve içinden çıkılmaz duruma sokuyor.

Şimdi, yükseköğrenimde neden planlama yapılmıyor? Aslında yükseköğrenimde insan gücü planlaması yapılması lazım. Şimdi, YÖK Başkan Yardımcısı “Bazen biz yapıyoruz” diyor, ama yapamazsınız. Sayın Başkan Vekili yapamazsınız. Niye yapamazsınız, çünkü kadrolar siyasi iktidarın elinde, yani size kadro vermezse… Demin söylediniz araştırma görevlisi kadrosu vermezse, nasıl insan gücü eğitim planlaması yapacaksınız? Sayın Bakan yeni kadro veriyor musunuz ki, demir İsa Bey vermediğinizi söyledi ve vermediğiniz de ortada. Farklı amaçla veriyorsunuz kadroları, farklı üniversitelere farklı yaklaşımlarla veriyorsunuz. Hiçbir şekilde objektif kadro dağıtımı olmadı.

Şimdi, yurt dışına gönderilen öğrenciye, yükseköğretim öğrencisini eğer Millî Eğitim Bakanlığı tayin ederse, elbetteki siz planlama yapamazsınız. Bu mahkeme kararıyla dönse de, amaç ve hedef bellidir. O zaman ne oluyor? Ortaya bir, yani siz bir insan yetiştiriyorsunuz zar zor, devlet fedakârlık ediyor, millet vergisinden oluyor, insan yetişiyor, ama bu da yurt dışına gidiyor. Türkiye yetiştirdiği vasıflı uzman beyinlerin yüzde 60’ını kaybediyor arkadaşlar. Bir ülkenin yetişmiş bir insan kaybetmesi, bir fabrika kaybetmesi gibidir.

Eğitim bir beşeri yatırımdır. Bu hazır yatırımı siz başka ülkelere devrediyorsunuz. Neden; Türkiye’de bu kadar yüksek beyin kaybı, beyin gücü oluyor? Şimdi, bir defa alt yapı yok. Ar-Ge’ye bakın, orada AB ortalaması gayrî safî millî hâsılanın 1.74’ü, Türkiye’de 0.79’u. Özel sektör zaten her şeyi devletten almaya alışmış, onun için özel sektör diyor ki  “devlet yapsın” zaten yeteri kadar yapmıyor. Peki, siz yetişmiş uzman elemanınızı, üniversite araştırma görevlisini yahut akademik personeli de yurt dışına gönderemiyorsunuz. Bakın, arkadaşlar Maliye Bakanlığında bütün meslek mensupları iki sene yurt dışına gidiyor. Yani, üniversitelerde hangi araştırma görevlisi gitti, hangi akademik kadro gitti? Yani, düşünün ki, meslek memurları garantiliyor yurt dışına gitmeyi, ama üniversite personelinin böyle bir yurt dışına gitme gibi, ihtiyacı olduğu halde, böyle bir imkânı yok.

Şimdi, tabii, insan gücü planlaması yapılmadığı için bazı mesleklerde fazlalık var, bazı mesleklerde de… İşte doktor eksik, ziraat mühendisi, elektrik mühendisi fazla. Tabii bu bir yerde kaynak israfıdır, kaynak kaybıdır.

Şimdi, Türkiye’den beyinler, insanlar neden göçüyorlar? Çünkü, ekonomik, sosyal ve siyasi risk yüksektir. Neden siyasi risk yüksek; Türkiye ABD’yi dış siyasette çıpa olarak kullanıyor, ekonomide AB’yi çıpa olarak kullanıyor. Türkiye’de siyasi istikrar olur mu arkadaşlar? Türkiye’de kayıt dışı din eğitimi var. Din istismarı var. Peki, olur mu o zaman, Türkiye’de risk olmaz mı? Peki, laiklik. Türkiye’de laiklik konusunun arkasından dolaşılıyor. Elbetteki Türkiye’de risk olacaktır.

Arkadaşlar, bunların çözümünü hepimiz biliyoruz. Çözümü, önce siyasi iktidarın ekonomik, sosyal ve siyasi felsefesini ve programını değiştirmesidir. Günü kurtarmakla, böyle bakkal hesabıyla, birtakım yanlış bilgilerle ne eğitimi yönetebiliriz ne de devleti yönetebiliriz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ederiz.

Değerli arkadaşlar, 13.30’da toplanmak üzere oturumu kapatıyorum.

Kapanma Saati: 11.45

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.36

BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyonkarahisar)

BAŞKAN VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ: Hasan Fehmi KİNAY (Kütahya)

KÂTİP: Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)

----- 0 -----

 

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Bakanımız; 11’inci Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkan, başlamadan müsaade ederseniz, bürokratlarımızı tanıtmak istiyorum:

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Taahhüdümüz vardı, aradan sonra diye.

Bürokrat arkadaşlarımızı tanımanız açısından kendilerini takdim ediyorum: Solumda oturan Sayın Mehmet Temel Bey, Müsteşar Vekilimiz; sağımda oturan Prof. Dr. İrfan Erdoğan, Talim Terbiye Kurulu Başkanımız; Prof. Dr. İsa Eşme, YÖK Başkan Vekili; Prof. Dr. Abdülsamet Aslan, Müsteşar Yardımcımız; hemen arkasında Sayın Nurettin Konaklı, Streteji Geliştirme Başkanımız; Sayın Remzi Kaya, Personel Genel Müdürümüz; Sayın İbrahim Er, İlköğretim Genel Müdürümüz; Sayın Hasan Albayrak, Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürümüz; Sayın Mehmet Altunay, ÖSYM Genel Sekreteri; Sayın Prof. Dr. Ünal Yarımağan, ÖSYM Başkanımız; Haluk Balcı Bey, YÖK Strateji Geliştirme Daire Başkanı; Emin Gürkan, Ortaöğretim Genel Müdürümüz; Halis Koyuncuoğlu, Burslar ve Yurtlar Daire Başkanımız; Hüseyin Çalık, Yükseköğretim Genel Müdürümüz; Mahmut Tuncel, Projeler Koordinasyon Merkezi Başkanımız; Salih Altınay Yatırım ve Tesisler Daire Başkanımız; Orhan Ergün Bey, Strateji Geliştirme Daire Başkanımız; Hüseyin Acır Bey, Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürümüz, Aziz Eren, Yayınlar Dairesi Başkanımız; Mehmet Altınsoy, Eğitim Teknolojileri Genel Müdür Yardımcımız.

Buyurun Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Komisyonumuzun değerli üyeleri, Yükseköğretim Kurulumuzun değerli temsilcisi, Bakanlığımızın ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızın ve basınımızın kıymetli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, konuşmasına bütçeden millî eğitime ayrılan payın yıllar itibarıyla nasıl arttığının nominal rakamlarla verdi ve gayrisafi millî hasıladan millî eğitime ayrılan payın nasıl arttığını da satın alma gücü paritesine göre hesaplanan kişi başına millî geliri esas alarak yaptığı bir hesaplamaya dayandırdı. Demek ki, burada kıyaslamada o rakam durumu daha iyi gösteriyormuş. Elbette Sayın Bakan da istediği rakamı kullanabilir. O, kendisinin takdiri.

Ancak, rakamlarla durumu ne kadar iyi göstermeye çalışsak da hepimiz biliyoruz ki, bu bütçe rakamlarıyla devletin aslî görevleri arasında yer alan millî eğitim hizmetlerinin aksatılmadan yürütülmesi, artan nüfusa paralel altyapı yatırımlarını yapması mümkün görünmüyor. O zaman sizin yapamadığınız okul ve yurtları içinde tarikat ve cemaatlerin de yer aldığı özel sektör yapmaya başlar.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Arkadaşlar, bu ne demek, bunu biraz açar mısınız? Yasal mevzuat çerçevesinde kurulmuş bir şeye nasıl  böyle dersiniz?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – O kadar açık ki, zaten… (Karşılıklı konuşmalar)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Biz beş yıldır burada dinliyoruz, söylemeye devam edecekler.

BAŞKAN – Tamam.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Bu da Anayasa gereği devletin üstlendiği görevi yerine getirememesi ve eğitimde tekliğin aşındırılması anlamına gelir. Ben bu hususa dikkati çektikten sonra gerek gayri safi millî hasıladan millî eğitime ayrılan payın yetersizliği gerekse hükümetin bugüne kadar kamuoyuna mal olmuş beyanları dolayısıyla hükûmetin millî eğitim politikasını tek tek irdelemek yerine Demokratik Sol Parti olarak millî eğitim politikamızı nasıl görmek istediğimiz üzerinde durmak istiyorum.

Konuşmamı hükümetin sözleşmeli öğretmen çalıştırma uygulamasının hukukî durumuna değinerek tamamlayacağım.

Değerli arkadaşlar, biz DSP olarak eğitim politikaları sonucunda nasıl bir nesil yetiştirmemiz gerektiğini ifade etmek için diyoruz ki, gelecek nesiller Atatürk’ün ulusal egemenlik ve demokrasiyi, bağımsızlıkla özgürlüğü, milliyetçilikle halkçılığı, Türk Ulusu ile Türkiye’yi ve yurtta barışla dünyada barışı bütünleştiren ulusallıkla çağdaşlığı, düşünce özgürlüğü ile inanç özgürlüğünü  bağdaştıran din, mezhep ve soy ayrımcılığını tek bir ulustan olmanın bilincinde önleyen, insanlık, ulus ve toplum anlayışına bağlı yurttaşlar olarak yetiştirilmelidir diyoruz. Öğretmen eğitimi desteklenerek istihdam ve hizmet içi eğitim yeniden düzenlenmeli, sürekli sözleşmeli öğretmen uygulamasına son verilerek tüm öğretmenlerin kadrolu olmaları sağlanmalıdır.  Ana-baba, eğitim sistemine dahil edilmelidir. Eğitim yaşam boyu tüm halkımızın hakkıdır ve parasız olmalıdır. 0-2 yaş grubundaki çocuklarımız için kreş eğitimi, 3-5 yaş grubundaki çocuklarımız için yuva eğitimi yaygınlaştırılmalı, ailelere kreş ve yuva eğitimi süresince her türlü parasal ve idari destek verilmelidir.

Zorunlu temel eğitime 6 yaşında başlanmalı ve okul öncesi dahil 12 yıl olmalıdır. İlköğretimde özellikle kırsal ve yoksul kesimlerin olduğu yerlerde yatılı ilköğretim bölge okulları ile pansiyonlu ilköğretim okullarının sayıları artırılmalıdır. Eğitimde sadece fırsat eşitliği değil, olanak eşitliği de sağlanmalı, hiçbir bölgemizde zorunlu eğitim kapsamında olup da bundan yararlanamayan tek bir çocuk kalmamalıdır. Eğitimin bireyleri yıldırma ve harcama gibi bir amacı olamaz. Bu nedenle eğitimin her kademesinde okul terk sorununu ortadan kaldıracak politikalar üretilmelidir.  Çocuklarımızın ilgi ve yetenekleri bilimsel testlerle ölçülerek hangi meslek dalında daha başarılı olacakları saptanarak orta öğretimde en uygun branşa yönlendirmeleri sağlanmalıdır. Yeni bir orta öğretim sistemi modeli olarak avlulu orta öğretim sistemi ile tıpkı üniversite yerleşkeleri gibi askeri okullar dışında tüm orta öğretim kurumları tek çatı altında toplanarak çok programlı liseler haline dönüştürülmelidir.

Eğitimle ülkenin kalkınma hedefleri arasında bağlantı kurulmalı, mesleki teknik ve orta öğretime ağırlık verilerek mesleki ve teknik eğitimi özendirici aşağıdaki önlemler alınmalıdır.  Yatılı meslek teknik eğitimine önem verilmeli, mesleki eğitim temel geliştirici ve yaşam boyu mesleki eğitim olarak yeniden tanımlanmalı, sanayi, meslek, okul ilişkilerinde vergisel özendirmeler getirilmeli, meslek yüksekokullarında dört yıllık fakültelere geçiş AB normlarına uygun hâle getirilmeli, meslek okulları mezunlarının üniversiteye girişte kendi alanlarıyla ilgili bölümlere girişleri özendirilip desteklenmeli, meslek okullarının döner sermayeleri yeniden yapılandırılmalı, mesleki eğitim, burs, yurt içi ve yurt dışı staj ve teknolojik yenileme destekleriyle özendirilmelidir.

ÖSS sınavı kaldırılmalı ve her isteyen gencin yüksek öğretim görmesi sağlanmalıdır, öğrencilerimizin çağdaş ve özgür bir yüksek öğretim görmeleri için her öğrenciye kayıt anında yurt, burs ve kredi olanakları sağlanmalı, yurtlar öğrencilerin rahat bir akademik ortamda yaşanabilir bir düzeyde olmalıdır. Burs ve krediler bir öğrencinin rahatça ve kimseye muhtaç olmadan geçinebileceği miktarlara yükseltilmeli, bütün bunlar öğrenciye okul kayıt anında verilecek tek bir akıllı kart üzerinden takip edilmelidir. Üniversitelere mali, idari ve bilimsel özerklik tanınmalı, üniversitelere siyasi iktidarların etki, baskı ve müdahalesinden koruyacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Üniversitelerimize sürekli destek verilmeli, parasal kaynak ve öğretim elemanı sorunları çözülmelidir. Açık öğretim sisteminin uzaktan eğitim için geliştirilmiş olan yeni teknolojilerle nitelik ve niceliği artırılmalıdır.

Sosyal yapının vazgeçilmez bir olgusu olan sporun yurttaşlarımıza bir yaşam biçimi olarak benimsetilmesi için, gerekli önlemler alınmalı, eğitim sisteminin her kademesinde okul sporları, spor yapan öğrenciler satranç ve zeka oyunları desteklenmelidir.

Değerli arkadaşlar, şimdi de bakanlığın sözleşmeli öğretmen istihdamı üzerinde durmak istiyorum.  Anayasamızın 128’inci maddesinde devletin kamu iktisadi teşebbüs ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerin memurlar ve kamu görevlileri eliyle görüleceği ve memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği öngörülmektedir. Anayasa’da sözü edilen kanunlardan biri olan 657 sayılı Kanun’un 4/a maddesinde de mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın devlet ve diğer kamu tüzel kişilerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerinin ifası ile görevlendirilenlerin bu kanun uygulamasında memur sayılacakları hükme bağlanmaktadır. Aynı kanunun 4/b maddesinde ise birinci fıkradaki genel kurala istisna getirilerek kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan zaruri ve istisnai hâllere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde ve geçici sürelerle sözleşmeli personel istihdam edilebileceği hükme bağlanmıştır. 4/b fıkrasının devamında Hükûmet 2006 yılında yaptığı düzenlemeyle istisnaya da istisna getirerek zaruri ve istisnai hâllere münhasır olmadan geçici iş ve geçici sürelerle olması kaydı aranmadan Millî Eğitim Bakanlığında norm kadro sonucu ortaya çıkan öğretmen ihtiyacının kadrolu öğretmen istihdamıyla kapatılamaması hâllerinde öğretmenlerin de sözleşmeli çalıştırılabilecekleri yolunda bir düzenleme yapmıştır. Kanaatimce istisnanın da istisnası şeklinde yapılan bu son düzenleme Anayasa’mızın 128’inci maddesine aykırılık teşkil etmektedir.

Anayasa’ya aykırılığını bir an için ihmal edelim. Böyle bir durumda dahi düzenleme Bakanlığın bu maddeye göre sözleşmeli personel istihdam edebilmesi için önümüzde norm kadro sonucu ortaya çıkmış öğretmen ihtiyacının kadrolu öğretmen istihdamı ile kapatılamamış olması gerekmektedir. Oysa, gerçekten Bakanlık norm kadro sonucu ortaya çıkan öğretmen ihtiyacının tamamını KPSS sınavını kazanmış öğretmen adayları arasından karşılayabilecek durumdadır. Bu nedenle Bakanlığın sözleşmeli öğretmen istihdamı uygulaması yukarıda belirtilen Anayasa ve 657 sayılı Kanun hükümlerine aykırıdır.

Anayasal ve yasal durum böyle olmasına rağmen iş güvencesi ve sendikal hakları olan öğretmenlerden gerektiği gibi verim alınamadığı, verimli çalışmayan öğretmenler için bir yaptırım uygulanamadığı, öğretmen açığı olan yörelere atamanın yapılamadığı, bütçeye daha az yük getirdiği gibi bazı masumane gerekçeler sığınarak yukarıdaki hükümleri zorlayarak farklı yorumlayıp sözleşmeli öğretmen istihdamı yoluna gittiğinizi söyleyebilirsiniz. Ancak, hiçbir gerekçe yaygın işsizlik ortamından yararlanarak düşük ücrete çalışmaya razı öğretmen adaylarının iş güvencesinden yoksun bir şekilde üstelik yasa hükümlerinde zorlanarak çalıştırılmaları girişimini haklı gösteremez.

Değerli arkadaşlar, iktidar olarak, bir taraftan farklı statülerde istihdamın gerek çalışırken gerekse emeklilikte yarattığı ücret adaletsizliklerinden söz edeceksiniz, diğer taraftan dönüp farklı statüler yaratmaya devam edeceksiniz. İşte, bu olmaz. Ve bu durum iktidar için önemli bir samimiyet sınavı olmuştur. İster 657 sayılı Yasa’nın 4/b, 4/c maddelerine göre olsun, ister başka usullerde olsun, son yıllarda yaygınlaşan sözleşmeli personel istihdamı ileriye yönelik eşitsizlikleri biriktirmeye devam etmektedir. Sonuçta, siyasetçi olarak ne yapıyoruz? Nasreddin Hoca’nın hikayesinde olduğu gibi çalışana önce merkebini kaybettirip sonra buldurarak sevindiriyoruz. Tabii, bu arada da seçimlerde oyunu alıyoruz. Hükûmetin seçim öncesi sürekli kadroya geçirdiği geçici işsizler tam bu örneğe uygun görünüyor.

Değerli arkadaşlarım, Bakanlık bütçesinin hayırlı olmasını diler ve yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk’e.

Sayın Özcan…

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Bakanım, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Aslında Millî Eğitim Bakanlığımızın son beş yılındaki gelişmeleri aslında Sayın Bakan sabah teferruatlı anlattı. Ben bu konulara değinmek istemiyorum. Çünkü, gerekenleri söyledi. Yalnız, burada ben yükseköğretimle ilgili kafama takılan konuları sizle paylaşmak istiyorum. Şimdi, burada esas sıkıntı, bizim ortaöğretimde geçmişte üniversiteye yetiştirecek kalitede öğrenci herhâlde yetiştirememişiz. Yani bu görünüyor. Çünkü bu PİSA testinde de ortaya çıkmıştır. Yani, uluslararası öğrenci değerlendirme programında Türk öğrencilerinin Meksika’dan sonra 27 ülke arasında en sonuncu olması bunu göstermektedir. Demek ki bizim ortaöğretim geçmişte başarılı olmamıştır. Dolayısıyla geçmişten övünmek, işte, “eskiden şöyleydi, şimdi böyle oldu” demek doğru değil. Sayın Bakan da sabah anlattı. Yani, bu programda, müfredatta ciddi bir değişiklik yapıldı. Umuyoruz ki, bundan sonraki böyle testlerde Türk öğrencilerinin artık başarılı olmasıdır. Burada sorun tabii ki üniversiteye katılma konusudur. Yani, Türkiye ‘de işte meslek eğitimiyle genel lise arasındaki orantısızlık ve genel liseden mezun olanların hepsinin tabii üniversiteye girmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Esas olan bugün eğer birikim olmasa genel liselerden mezun olanların üniversitedeki kontenjanları düşündüğümüzde herhangi bir açık yok. Eğer genel lise 380 bin civarında öğrenci mezun ediyorsa üniversiteler de herhâlde 400 bin civarında, açık öğretimle beraber alıyorlar diye düşünmek mümkündür. Demek bir açık yoktur. Açığa sebep olan geçmişteki birikim ve öğrencilerin istediği fakülteyi seçememesidir. Yani, öğrencilerin yaklaşık, bir ankete göre yüzde 60’ı kaydolduğu fakülteden başka fakülteye geçmek için bir istekte bulunmuş olmasıdır. Dolayısıyla bunların gelecekte kaldırılması gerekmektedir. Çünkü bu şekilde giderse o zaman bu özel dershanecilik dediğimiz sektörün devamlılığına sebep olur. Çünkü, bunu bir katma değeri yoktur Türkiye’de ve bugün özellikle orta gelirdeki, dar gelir gruplarındaki ailelerin yüksek bir rakamda bu özel dershanelere kaynak aktarmaktadır. Bunun önünün kesilmesi için ortaöğretimin kalitesinin artırılması ve bu meslek liselerine olan talebi artıracak sistemi geliştirmek ve genel liselerden üniversiteye gidenlerin önünü biraz daraltmak gerekmektedir ve bunun için de Hükûmetimiz, Millî Eğitim Bakanlığımız son derece başarılıdır.

Burada şunu da belirtmek istiyorum: Büyümeyle çok yakın bir ilgisi vardır. Sabahki konuşmada da, demin arkadaşımızın yaptığı konuşmada da eğitime yapılan harcamalara baktığımızda aslında kamunun eğitime yaptığı harcamalar Türkiye’de ciddi boyuttadır. Yani, yüzde 4,3 civarına ulaşmıştır. Hâlbuki bugün komşumuz Yunanistan’da bu 3,5 civarındadır. Yani, kamunun eğitime aktardığı kaynağın gayrisafi millî hasıla içerisindeki oranı bizden düşüktür. 3 milyon civarında vatandaşımızın yaşadığı Almanya’da da bu yüzde 4 civarındadır. Demek ki o zaman belki Avrupa’nın genelini düşünmesek bile birçok ülkeden millî gelir içerisindeki pay olarak baktığımızda millî eğitime daha fazla kaynak aktarmaktayız. Bu aslında çok olumlu bir gelişmedir.

Burada demin de ifade ettiğim gibi, problemi üniversite noktasında düşünmek lazım. Üniversitelerin de işte 115’e ulaştığını görüyoruz sayısının. Bu yeterli midir değil midir de tartışılabilir. Aslında üniversitelerin devamlı artırılmasında fayda var. Fakat, kalitesinin de tutturulması gerekir. Bugün beni çok rahatsız eden konu şudur: Bugün diyelim bir bilgisayar mühendisliğine talebi olan öğrenci yüksek puan istemektedir. Ama, öyle üniversiteler var ki, öyle fakülteler veyahut da vakıf üniversiteleri var ki, bunlar çok düşük puanla bu fakültelere girmek isteyen öğrencileri alabilmektedir. Bu aslında adaletsizliktir. Yani, insanın maddi durumu iyiyse, düşük puan almakla kaliteli bir fakülteden mezun olma imkânı verirken, diğerini ise zorlamaktayız. Burada bunun önüne geçmek lazım. Yani, fakülteler arasında kaliteyi çok açmamak lazım ve puan sıralamasına bakıldığında çok düşük puanla çok daha iyi bir fakülte branşına girmesinin önünü açmak gibi bir duruma giriyoruz. Ben bunun da önlenmesini talep ediyorum ve Millî Eğitim Bakanlığının geçmişten bugüne kadar yaptığı başarılı çalışmalardan dolayı Sayın Bakanı ve kadrosunu tebrik ediyorum, bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özcan.

Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, muhterem Komisyon üyeleri, Millî Eğitim Bakanlığının çok değerli bürokratları, değerli YÖK temsilcileri; muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî Eğitim Bakanlığı gibi çok büyük ve önemli bir bakanlığımızın bütçesini görüşüyoruz ve 2008 bütçesini incelediğimizde, personel giderleri ve sosyal güvenlik kurumlarına ödenen devlet primlerine ayrılan tutarın bütçe giderlerinin neredeyse yüzde 80’ine yaklaştığını görüyoruz. Derslik, eğitim araç giderleri, burslar, hizmet içi eğitim gibi diğer kalemlere ait eğitim giderlerine ayrılan tutarın ne kadar az olduğu da görülmektedir.

Tabii, geçmiş yıllara baktığımızda, Millî Eğitim Bakanlığının yatırım bütçesinin konsolide bütçeye oranının yüzde 1,31’lerden 2006 yılında yüzde 0,71’e indiğini; yine Millî Eğitim Bakanlığı yatırım bütçesinin konsolide bütçe yatırımlarına oranının yüzde 22,34’ten 2006 yılında yüzde 12,87’ye; yine yatırım bütçesinin Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine oranının da yüzde 17,18’den yüzde 7,49’a düştüğünü de görüyoruz. Mevcut imkânlar çerçevesinde bu nispetlerin düşüklüğü belki bütçe imkânlarının kısıtlılığıyla izah edilmeye çalışılıyor.

Tabii, bu arada ben Sayın Bakanın dikkatine sunmak istediğim bazı birkaç hususu da dile getirmek istiyorum.

Tabii, bu fırsat eşitliği adı altında ve OKS şeklinde ifade ettiğimiz ortaöğretim kurumlar sınavının kaldırılıp yerine seviye belirleme sınavı sistemi getirildi. OKS’de sınava dâhil olan dersler hangileriydi, şimdi hangileri? Bildiğimiz kadarıyla, buna İngilizce’de ilave edildi. Tabii, bu yabancı dilin sınava eklenmesindeki asıl amaç nedir diye doğrusu merak ediyoruz. Elbette karşı değiliz. Yani, yabancı dil bilgisi de test edilebilir. Fakat, bunun fırsat eşitliğini engelleyen önemli bir faktör olduğunu da düşünüyoruz. Edirne’den Van’a Anadolu’nun bütün okullarının eğitim imkânlarını göz önüne aldığımızda, tabii, çocuklarımızın hepsinin bu yabancı dil öğrenme imkânına sahip olamadığını, ancak, mesela, özel okullardakilerin otomatik olarak daha şanslı hâle geldiğini, gelebileceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla, Van’da, Manisa’da ilçe ve kasabalardaki ve ülkenin diğer yerlerindeki okullarda yabancı dilin ne kadar öğretildiği hepimizin malumu. Ve bu durum ayrıca, veliler ve öğrencileri özel okula yönlendiriyor ve okullar arasında âdeta bir ayrımcılık sonucuna getiriyor. Fırsat eşitliği adı altında getirilen bu OKS sınavının bilakis fırsat eşitliğini ciddi manada zedelediğini düşünüyoruz. Ayrıca, bu seviye belirleme sınavı dershaneleri de artıracaktır. Sisteme yönelik kursların açılmaya başlandığını da öğreniyoruz. Ve en önemli hususlardan birisi olarak da, bu seviye belirleme sınavının zeki öğrencileri seçmeye yönelik bir sınav değil de, parası olan, özel ders almış öğrencileri âdeta seçmeye yönelik bir sınava dönüşme tehlikesine dikkati çekmek istiyoruz. Ayrıca, öğrencilerin üç yılda bir yaşadığı bu sınav stresini de her yıla dönüştürerek bu sınav stresini de üçe çıkarmış bulunmaktadır.

Bir de, bu öğrencilere parasız kitap veriliyor. Doğru bir uygulama. Biraz evvel Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi, konuya sadece ekonomik olarak da bakmamak lazım. Biz şahsen öyle bakmıyoruz. Yani, neticede 15-20 YTL’dir bu. Buna ekonomik olarak bakmıyoruz da, Sayın Başbakanımız ekonomik olarak bakıyor. Yani, muhtelif seçim propagandalarında “Bedava kitap veriyoruz.” diyerek bu 15-20 YTL’lik kitap yardımlarını çok fazla dile getirdiğini de hatırlıyoruz. Ama, biz ekonomik olarak bakmıyoruz, doğru bir uygulamadır.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sadece ekonomik olarak bakmamak… Ekonomik tarafı var şüphesiz. Ama, en önemli tarafı o değil.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Evet.

Şimdi bu kitapları veriyoruz, güzel. Yalnız, bu kitapların kat be katı öğrencilerden temizlik parası, yakıt parası, güvenlik ve benzeri adlar altında okul yönetimleri tarafından öğrencilerden toplanıyor. Hatta zaman zaman kamuoyuna yansıdığını da biliyoruz, bu parayı veremeyen öğrencilerin sınıflarda isimleri zikredilerek teşhir ediliyorlar.

Diğer bir husus da, yaklaşık iki yıldır bu meslek liselerinde modüler şeklinde ifade edilen kitapla eğitim değil, kitapsız, değişik bir eğitim sistemi. Acaba bu modüler sistem Talim Terbiye Kurulu tarafından onaylandı mı ve sınıf geçme sistemi modüler sisteme uygun mudur şeklinde bir soruyu da yöneltmek istiyorum Sayın Bakana.

Tabii, Sayın Bakanımızın muhtelif televizyon kanallarındaki söyleşilerinde özel okullara gidecek öğrencilerin teşvik edilmesi gerektiğini dile getirdiğini hatırlıyoruz. Olabilir, özel okullara elbette ki karşı değiliz. Yalnız, mevcut okullarımızın, örneğin, genel liselerden üniversiteye girişin yüzde 5 seviyesine düştüğü dikkate alırsak, asıl Millî Eğitim Bakanlığı bütün enerjisini mevcut okulların kalitesini ve seviyesini yükseltmeye harcamalı değil midir diyoruz.

Bir de, okullarımızdaki müfredatların çok sık değiştiğine tanık oluyoruz. Âdeta her Millî Eğitim Bakanı değişikliğinde neredeyse bir sistem değişikliğine gidiliyor ve müfredatlarda da çok sık değişiklikler oluyor. Doğrusu, veliler okullarda çocuklarının neler öğrendiğini de merak ediyor, bizler de, veli olarak bunları takip ediyoruz. Bu değiştirilen müfredatlarda çokkimlikli dünya vatandaşı yetiştireceğiz diye aile kavramından uzak, toplumdan uzak bir müfredat âdeta geliyor endişesi taşıyoruz. Örneğin, sosyal bilgiler 4’üncü sınıf kitabında bazı üniteler çıkarıldı; “Aile, okul, toplum hayatı” diye bir ünite vardı. “Toplumun temel unsuru aile, Ailenin yapısı ve önemi, Aile bireyleri.” Bu ünite çıktı. Aynı kitapta “Tarih, Yurdumuz, Tarihte Anadolu” başlıklı çok sayfalı bir ünite vardı. Bu da çıkarıldı. Yine sosyal bilgiler 5’inci sınıf kitabında “Vatan ve millet sevgisi, Milleti oluşturan öğeler, Dil birliği, Tarih birliği, Yurt birliği, Kültür birliği, Ülkü birliği, Türk milletinin özellikleri” gibi hususların çıkarıldığını görüyoruz. Yani, bu milletin özelliklerini çocuklarımıza öğretmekten rahatsız mı oluyoruz? “Cumhuriyete nasıl kavuştuk?” diye ilkokul 5’inci sınıfının sosyal bilgiler kitabının önemli bir kısmını kapsayan ünite vardı, bu da çıkarıldı. Bu ünitede Mondros Ateşkes Anlaşması, Kurtuluş Savaşı, Türk inkılabı ve önemi, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, Atatürk’ün hayatı, ilkeleri, yani, tamamen cumhuriyete nasıl kavuştuğumuzu ayrıntılarıyla anlatan bir ünite. Bu ünitenin dört beş sayfaya indirilip geçiştirildiğini görüyoruz. Türkiye’yi işgal eden kuvvetlerin isimlerini kitaplarımızda artık göremiyoruz. Yani, İngilizler, Fransızlar, Yunanlıların bu ülkeyi işgallerini ders kitaplarında artık göremiyoruz.

Yine, 5’inci sınıf sosyal bilgiler 4’üncü ünitede “İslamiyet’in doğuşu, yayılışı, Türkler” ünitesi vardı. Yine bu ünitenin tamamen çıkarıldığını görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – İşsiz öğretmenlerimizin sayısı neredeyse yüz binleri buluyor. Türkiye’de üniversiteye giren 18 öğrenciden beş tanesi iş bulabiliyor. Yani, 100 öğrencinin 18 tanesi üniversiteye giriyor. 18 öğrencinin de ancak 5’i iş bulabiliyor. Gerçekten Türkiye’de en büyük sıkıntılardan birisinin de plansızlık olduğunu görüyoruz. Ülke olarak bizim neye ihtiyacımız var, kaç sınıf öğretmenine ihtiyacımız var, kaç İngilizce öğretmenine veya kaç fen fakültesi mezununa ihtiyacımız var? Türkiye’deki üniversitelerin planlamayı buna göre yapmaları gerekmiyor mu? Türkiye’de 30 bin civarında ziraat fakültesi mezunu ve 20 bin civarında veteriner fakültesi mezunu âdeta boşta geziyor. Ama, biz her yıl yine binlerce üniversite öğrencisi alıyoruz.

Tabii, eğitim deyince çocuklarımızın sadece iyi matematik, fizik, İngilizce bilmesi yeterli değil. Çocuklarımızın ruh ve beden sağlığı da çok önemli. Ayrıca, mutlaka müfredat bu ruh ve beden sağlığına göre de düzenlenmelidir. Beden eğitimi sayısı artırılıp ders saati mutlaka artırılmalıdır. Bugün beden eğitimi mezunu olan öğretmen adaylarımız boşta geziyor. Bu öğretmenlerimizin de bu derslerde mutlaka değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kredi Yurtlar Kurumuyla ilgili de bir iki hususu dile getirmek istiyorum. Hakikaten başta Sayın Genel Müdür Albayrak olmak üzere fedakârca çalışan bir Kredi Yurtlar Kurumu personeli var. Bunların gerek yurtların kalitesinin yükseltilmesi için ve diğer hususlar için ne kadar fedakâr bir çalışma gösterdiklerini biliyoruz. Ancak, yurtların sayısının ve kapasitesinin de artırılması bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktadır ve Kredi Yurtlar Kurumunun gerek yurt sayısı itibarıyla gerek kapasite itibarıyla gerekse de kalitesinin daha da yükseltilmesi dileğiyle sözlerime burada son veriyor, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Akif Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, YÖK’ün Sayın Başkan Vekili ve bürokrasinin değerli temsilcileri; Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK ve üniversiteler bütçeleri gerçekten çok titizlikle üzerinde durmamız, değerlendirmemiz gereken bütçeler. Bu çerçevede benim asıl değerlendirmek istediğim konu, Türkiye eğitime ne kadar kaynak ayırmaktadır? Türkiye, ayırdığı bu kaynağa kıyasla, yaptığı harcamalara kıyasla beklediği sonuçları eğitim sisteminden alıyor mu? Bu sonuçlar toplumun, ekonominin ihtiyaçlarına uygun mudur ve neler yapmalıyız? Esasen ortaya koyacağım sorunlar neler yapılması gerektiğini kendiliğinden gösterecektir.

Değerli arkadaşlar, eğitim harcamalarının birtakım özellikleri var. Sosyal faydası sosyal maliyetinden yüksek olan harcamalardır ve bu özelliği nedeniyle de, beşerî sermayeyi iyileştirmek suretiyle ekonomide verimliliği artıran harcamalardır. Yine, eğitim harcamaları kamunun, özellikle kamu öncülüğünde fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik olarak devletin sosyal yanını gösterdiği bir harcama türüdür. İşte bu nedenler; biraz önce sözünü ettiğim iki neden artı fırsat eşitliğini sağlayacak bir harcama niteliğinde olması devletin eğitim harcamaları içerisinde, eğitim sektörü içerisinde önemli bir görev üstlenmesini gerektiriyor.

Eğitime ayırdığımız kaynağın büyüklüğüne baktığımızda, kamu ve özel eğitim harcamalarını topladığımızda, Türkiye OECD ülkeleri içerisinde eğitime çok ciddi düzeyde kaynak ayıran bir ülke konumundadır. Türkiye’nin ayırdığı toplam kaynağın gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 6,8 düzeyindedir. OECD ortalaması 5,9’dur. Bu çok önemli bir orandır. Ve ülkeler itibarıyla bir değerlendirme yaptığımızda, Türkiye, Kore ve Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra eğitime en yüksek kaynağı ayıran ülke konumundadır. Ancak, bu eğitim harcamalarını iki başlık altında incelediğimizde, yani, kamu eğitim harcamaları ve özel eğitim harcamaları diye ikiye ayırdığımızda tablonun diğer ülkelerden, OECD ülkelerinden çok farklı olduğunu göreceğiz. Kamu ve özel eğitim harcamaları olarak ikili bir ayırıma tabi tuttuğumuzda, Türkiye’deki 6,8’lik harcamanın yaklaşık 2,5 puanlık kısmının özel eğitim harcamalarından geldiğini, 4,3’lük kısmının -ki, bu 4,3’lük oran 2002 yılı oranıdır, bugün bu oran biraz daha aşağıdadır, biraz sonra ona geleceğim- kamu eğitim harcamalarından geldiğini görürüz. İşte problem buradadır. Türkiye, kamu eğitim harcamaları yönünden diğer ülkelerle bir kıyaslamaya tabi tutulduğunda o kadar iyi durumda değildir. Türkiye, kamu eğitim harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranında OECD ortalamasının altındadır. Hatta bu konuda piyasa ekonomisini benimsemiş veya eğitimde özel kesimin öncü olduğunu zannettiğimiz ülkelerin bile çok gerisinde kalmıştır.

Değerli arkadaşlar, kamu eğitim harcamaları dediğimizde durum şöyledir Türkiye’de: Türkiye’de 1997 yılında son on yıllık dönemin en ciddi düzenlemeleri yapılmıştır eğitim konusunda. İlköğretimin sekiz yıla çıkarılması birinci önemli düzenlemedir. Yine bu çerçevede yapılan çok önemli bir düzenleme olarak eğitime ayrılan kaynakların artırılması amacıyla birtakım yasal düzenlemeler yapılmıştır ve eğitime ayrılan kaynaklar o güne kadar ayrılmış olanların çok üzerine çıkarılmıştır. Oranlar olarak bunu ben sizlere vermek istiyorum. Örneğin, 97 yılında kamu eğitim harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 3,8 iken, bu oran 1998’de hemen 4,2’ye çıkmıştır. 99 yılında 4,7 olmuştur bu oran. Bunu istisna kabul ediyorum. Çünkü, 99 yılı ekonominin küçülme yılıdır. Kamu eğitim harcamaları nominal olarak sabit kalsa bile, gayrisafi yurt içi hasıla küçüldüğünden dolayı oran yükselebilir. Ondan sonra 2000, 2001, 2002 yıllarında bu oranın 4,3’ler düzeyinde olduğunu görüyoruz. Örneğin, 2002 yılında 4,3’tür. İşte problem bundan sonraki dönemde ortaya çıkıyor. Yani, AK Partinin hükûmet olduğu bu dönemlerde bu 4,3’lük oranın aşağıya indiğini görüyoruz. En son 2006 yılı oranı yüzde 4’tür. Tam oran 4,02. 2007 gerçekleşme oranını henüz bilmiyoruz. 2008 yılı için, yani, bu tartıştığımız, görüştüğümüz bütçeyle ilgili olarak Hükûmetin bize verdiği oran 4,1’dir. Yani, biz, Sayın Bakanın bütün vermiş olduğu rakamlara, bütün yapmış olduğu çalışmalara rağmen hâlâ eğitime ayrılan kamu kaynağı açısından 98 yılı düzeyini veya 2002 yılı düzeyini geçebilmiş değiliz. Bu önemli bir meseledir. Çok derslik yaptığınızı söyleyebilirsiniz, okul yaptığınızı söyleyebilirsiniz, öğretmen ataması yaptığınızı söyleyebilirsiniz, ama, cebinizdeki paraya kıyasla, yani, millî gelire kıyasla bir artışa gidebilmiş değilseniz, demek ki çok önemli bir değişiklik yapmamışsınız.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Özel sektör harcamalarını koymuyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, ama, söylüyorum. Onu baştan söyledim. 6,8’lik oranın 4,3’ü kamu eğitim harcaması. Özel sektör demiyorum, özel eğitim harcaması. Yani, kamudaki eksikliği, kamunun eğitim harcamasındaki eksikliğini, kamunun üstüne düşen görevi yapmaması nedeniyle öğrenciler dershaneye gönderiliyor, özel okula gönderiliyor, başka kuruma gönderiliyor veya okulun birtakım harcamalarını öğrenci velileri üstleniyor. Bütün bunların hepsi özel harcamalar içerisine giriyor. Tabii ki özel okul yatırımları da bunun içerisindedir.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Özel okul, ayrıca dershane…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Ama, eğer özel okul harcamalarında, özel eğitim harcamalarında biz Amerika’dan daha yüksek bir orana sahibiz diye övünecekseniz, bu övünmeyi ben size bırakıyorum. Biz o konularda herhâlde liberalizmi veya piyasa ekonomisinin şampiyonu olmuş ülkeleri geride bırakmış olduysak bunun bir övünç değil bir üzüntü vesilesi olması gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, toplam rakam olarak alalım. 6,8’lik ciddi bir harcama yapıyoruz millî gelirimize kıyasla. Peki, iyi bir sonuç alıyor muyuz? Yani, eğitimin sonuçları bizim arzu ettiğimiz, toplumun, ekonominin beklediği sonuçlar mıdır? İşte eğitimli öğrencilerde, eğitimle gençlerde veya üniversite mezunu gençlerde en yüksek işsizlik oranı Türkiye’de diyoruz. Neden Türkiye’de? Çünkü, ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli personel ile bizim okullarımızın veya üniversitelerimizin mezun ettiği nitelikli eğitimli gençler arasında bir uyum yok. Bir yandan işçi arayan bir sanayi sektörü, bir yandan da işsiz birçok gencimiz, milyonlarca gencimiz. Birinci sorun burada.

Değerli arkadaşlar, ikinci sorun, ortaöğretim sonuçları. Bakın, Sayın Bakanı doğrudan ilgilendiren ortaöğretim sonuçlarında biz iyi bir yerde değiliz. Sayın Zekai Özcan PISA sınavlarından örnekler verdi. Aynı konuda ben de örnek vereceğim. Türkiye evrensel temel eğitim yolunda okullaşma oranını 97 yılında yapılan reformlardan sonraki atılımlarla yüzde 80’lerden kısa sürede 90’lara çıkarmıştır. Tabii ki bu Hükûmetin de okullaşmada yaptıkları vardır. O kadar yatırım yapılıyor. Ancak, sonuçta fotoğraf o kadar başarılı değil. 22 yaşındaki gençlerin, özellikle kızların yüzde 85’inin tam ortaöğrenime sahip olması şeklindeki AB hedefinin çok çok uzağındayız, çok uzağındayız değerli arkadaşlar.

Yine aynı konuda devam ediyorum. 2005 yılı itibarıyla 20-24 yaş arası gençlerde ortaöğretim diploması oranı bizde yüzde 39’dur.  Bu oran AB için yüzde 78’dir. Lizbon Gündemi’yle belirlenen 22 yaş gençlik için bu hedef yüzde 85’tir. Yani, ne AB’nin bugünkü düzeyi olan yüzde 78 ne Lizbon Gündemi’yle belirlenmiş olan yüzde 85’lik hedefine kısa sürede ve orta vadede ulaşmamız söz konusu değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Eğitime ayırdığımız, kamunun ayırdığı kaynak artırılmadığı sürece bizim o hedefi yakalamamız söz konusu değil.

PISA sınavı sonuçları. Bakın, Aralık 2004’te yayımlanan bir çalışmanın sonuçları var elimde. Daha yeni tarihli olan varsa Sayın Bakan sunarlarsa memnun olurum. Orada Türkiye’deki 15 yaşındaki gençlerin yüzde 52,3’ünün 6 derecelik öğrenme yeterliliği göstergesinin birinci düzeyinin ötesine geçemediği görülmektedir. AB ülkelerinde bu düzeyde kalan öğrenci sayısı yüzde 16,6. Yani, toplamda büyük bir harcama, gelirimize kıyasla önemli bir harcama yapıyoruz eğitime. Ama, almış olduğumuz sonuç, uluslararası kıyaslamalar, değerlendirmeler bunun başarılı olmadığını gösteriyor.

Ekonomide ihtiyaç duyulan eğitimli, nitelikli personelin eğitim sistemimiz tarafından sağlanamıyor olması yine ülkemizin çok önemli bir sorunudur.

Türkiye, okul öncesi eğitimde yine geride kalmıştır. Çok çok sembolik, düşük oranlarda bir okul öncesi eğitim harcamamız vardır. Okul öncesi eğitim harcamaları yine eğitimde kaliteyi artıran ve ileride yapılacak eğitim harcamalarının miktarını azaltacak olan bir harcama türüdür. Orada da yine son derece gerilerdeyiz değerli arkadaşlar.

Şimdi Hükûmetimizin bu sene faiz dışı fazlayı yüzde 5,5’a indirdik derken aslında yaptığı şudur: “Ben artık vergi toplayamıyorum, gelir toplayamıyorum.” Rakamları bütçenin tümü üzerinde konuştuk, gelir bütçesi üzerinde ayrıca konuşacağız. Türkiye 2005 yılı vergi gelirinin gerisine düşmüştür; millî gelire oran olarak 2005 düzeyinin gerisine düşmüştür. İşte vergi toplayamayan Hükûmet, kayıt dışını vergileyemeyen Hükûmet eğitime ayrılan kaynağı da artıramıyor veya sağlığa ayrılan kaynak artırılamıyor. Yani, yüzde 5,5’a inmek vatandaşın artık daha az vergi ödemesini sağlamaya yönelik bir özel…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Sadece harcama vergilerinde…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayır. Bakın, Sayın Büyükkaya, konuşuruz. Kurumlar Vergisi hasılatına bakın, oran…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Onlar da hedefler tutmuş efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayır, siz bakın. Oran yüzde 30’dan 20’ye indiği anda millî gelire oran olarak Kurumlar Vergisi hasılatı 0,6 puan inmiştir, hemen inmiştir. Oradaki azalışı işte ÖTV’yle Hükûmet telafi etmeye çalışıyor. O da derde deva değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet Akif Bey…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, temel problem buradadır. Eğitime ayıracağımız kamu kaynağını artırmak zorundayız. Aksi takdirde bu konuda mesafe almamız mümkün olamaz. Gelin bunu yapalım, bunun çözümlerini bulalım.

Bir iki küçük konuya değinerek sözlerimi bitirmek istiyorum Sayın Başkan. Kredi Yurtlar Kurumunun yurt konusundaki atılımları, çalışmaları son derece güzel ve okul zamanı, kayıt zamanı bütün öğrencilerin yurtlara kaydolması şeklindeki çabalarından dolayı Kredi ve Yurtlar Kurumunu ayrıca kutluyorum.

Öğretmen atamalarıyla ilgili olarak da Sayın Bakana bir soruyu sormak istiyorum. Beden eğitimi öğretmenleri Sayın Bakanın da bildiği bir sorundur. İşte belki eğitim sistemimizde ele alınması gereken konulardan birisidir. Bir yandan beden eğitimi öğretmeni olabilecek nitelikte gençler yetiştiriyoruz, öte taraftan bu gençlerimizi öğretmen yapamıyoruz. İşte harcama yapıyoruz, ama elde ettiğimiz sonuç bizim ihtiyaçlarımıza uygun değil. Beden eğitimi öğretmenleri bir örnek. Bunun gibi başka acaba diğer eğitim dallarında atama bekleyen genç veya öğretmen aday adayı diyelim, sayımız nedir? İhtiyacımız nedir ülke olarak? Eğer bunları öğretmen olarak atayamayacaksak beden eğitimi veya başka dallarda eğitimli genç yetiştirmeye gerek var mı? Burada bir politika değişikliği söz konusu mudur? Ben Sayın Bakanın bu konudaki görüşlerini merak ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Ömer Faruk Öz, buyurun.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri, Millî Eğitim Bakanlığımızın ve YÖK’ün değerli temsilcileri, değerli basın mensupları; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Ben konuşmama başlamadan önce Millî Eğitim Bakanımızın tamamıyla kendi projesi olan il il dolaşarak, illerin millî eğitimle ilgili gerek fizikî altyapı gerek eğitim kadrosu gerek yurt, her konuda ihtiyaçlarını belirlemek üzere bir check-up projesi geliştirmiştir. Bunlardan sonuncusu da, bu hafta içerisinde ilimiz Malatya’da yapmıştır. Kendisinden önce, bir müsteşar yardımcımızın başkanlığında genel müdürlerimizi Malatya’ya göndermiş, Malatya’nın en ücra köyüne kadar bu bürokratlarımız sorunları yerinde tespit etmiş, teşhis konulmuş, inanıyorum ki tedavi sürecinde de en kısa zamanda gereği yerine getirilecektir. Bu uygulamadan dolayı Sayın Bakanımızı ve değerli bürokratlarını kutluyorum.

Tabii, Millî Eğitim Bakanlığımızın yapmış olduğu hizmetler gerçekten eskiyle mukayese edilmeyecek ölçüde hızlıdır. Yüzde 100 eğitime katkı proje,i hakikaten çok önemli projedir. Bununla ilgili tabii şunu belirtmek istiyorum: az önce bir konuşmacı arkadaşımız, bunun yüzde 100 vergiden düşülmesi sebebiyle, dolayısıyla, bu zaten devlete girmeden gidiyor dedi. Benim bildiğim kadarıyla, bu vergi matrahından dikkate alınıyor. Vergi matrahı da daha önce yüzde 30’du, daha sonra kurumlar vergisinin düşmesiyle bu rakam yüzde 20’ye düşmüştür.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Matrahtan indirimi kastetti.

BAŞKAN – Ama, doğrudan vergiden dedi herhâlde.

ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) – Doğrudan değil matrahtandır, bu da gelecek vergilerde yüzde 20 veya yüzde 30…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sonuç olarak vergiden bir miktar indirirsiniz.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Tabii, vergiden bir miktar iniyor ama matrahtan inmiyor.

ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) – Ama, her hâlükârda, kamu kaynağı da olsa bile kamu kaynağının en önemli birimi olan millî eğitimde kullanılması bence manidardır, doğru bir uygulamadır, onu belirtiyorum.

Müfredattaki düzenlemeler hakikaten çok önemlidir, o açıdan da Sayın Bakanımız ve ekibini kutluyorum. Ama bu müfredattaki yenilikler bence güncelleştirilmeye devam edilmelidir, on uda özellikle talep ediyoruz.

Kitapların ücretsiz dağıtılması noktasında tabii birçok spekülasyonlar yapıldı. Bunun ekonomik boyutunun yanında, ben aynı zamanda bir öğretmen eşiyim, dolayısıyla, millî eğitimle de az çok bir bağlantımız var.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Az çok değil, çok bağlantınız var.

ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) – Evet, doğrudur.

Okulların ilk açıldığı günlerde o öğrencilerin, öğrenci velilerinin  kitapları bulma noktasındaki yaşadığı sıkıntıları bizatihi biliyorum. Öğrenci velilerinin birçoğu öğretmenleri aracı etmeye çalışıyorlardı “ya şu kitapların bulunması noktasında yardımcı olur musunuz” diye veya bir önceki sınıftan, eski kitapları toplamakla meşgul oluyorlardı. Bu uygulamayla, hamd olsun bu problem de çözülmüş oldu.

Bunun yanında, tabii ki millî eğitimdeki sorunlar bitmiş değildir, bunlar uzun vadede yapılması gereken şeylerdir. Her şeyden önce, 12 Eylül patentli 82 Anayasası’ndan kurtularak çağdaş dünyanın gereklerine ve günümüz insanını beklentilerine uygun, sivil, özgürlükçü, kurumlar arası ilişki ve hiyerarşik yapının da belirlendiği, milletin değerlerine uygun yeni bir Anayasa hazırlanarak yürürlüğe konulmalıdır. Yeni Anayasa hazırlanırken mutlaka YÖK reformu tamamıyla dikkate alınmalıdır.

Katsayı adaletsizliği mutlaka kaldırılmalı, ki bu bir ideolojik yaklaşımla gündeme gelmiştir. Sırf imam-hatip liselerinin yüksekokul öğrenimlerini önlemek için çıkarılan bu konu, meslek liselerimizin ve dolayısıyla iş dünyasındaki ara eleman ihtiyacımızı gerçekten yok etmiştir. Bu dönem içerisinde bu sayı yüzde 37’lere çıkmıştır, ama şunu özellikle belirtmek istiyorum: Meslek liselerindeki bu oranın yüzde 70’lere kadar çıkması gerekmektedir. Bu olaylara ideolojik yaklaşmamak lazım. Benim bildiğim kadarıyla, imam-hatip liseleri gündeme geldiğinde, meslek liselerinin yüzde 10’unu ancak teşkil ediyorlardı, yüzde 90’ı endüstri meslek liseleri, turizm meslek liseleri, iletişim liseleriydi. Ben sadece bir örnek vereceğim:Benim yeğenim İstanbul Aydın Doğan Anadolu İletişim Meslek Lisesini birincilikle bitirdi, Türkiye genelinde 1.068’inci oldu ama ancak bir özel okula yerleştirebildik. Bu, meslek liselerine uygulanan katsayıdan kaynaklanıyor. Bu adaletsizliğin mutlaka, ideolojik yaklaşımlardan kurtularak düzeltilmesi gerekmektedir.

Ülkemizin sahip olduğu insan kaynaklarının etkili kullanıma imkân sağlayacak ve beyin göçünü içten dışa değil, dıştan içe gelecek şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.

Katılımcı demokrasinin gereği olarak sivil toplum örgütlerinin, idarelerin karar alma sürecinde mutlaka yer almaları gerekmektedir.

Üniversite çalışanlarına görevde yükselme eğitim bir sistem hâline getirilerek uygulanmalıdır.

Yine Millî Eğitim Bakanlığımızın uzman ve baş öğretmenlik kadroları sayı 2’ye çıkartılarak periyodik olarak muntazaman yerine getirilmelidir.

Kalkınmada öncelikle yörelerdeki eğitim çalışanlarına mutlaka mahrumiyet tazminatı ödenmelidir.

Kadınların okuma ve çalışma özgürlüğünü engelleyen kılık kıyafetle ilgili uygulamalar kaldırılmalıdır.

Anayasa’nın 24’üncü maddesine uygun olarak okullarda inanç v e ibadet özgürlüğü güvence altın alınmalıdır.

Daha önce gündeme getirilen, belli sayıda, zeki ve ihtiyaç sahibi Anadolu çocuklarının Millî Eğitim Bakanlığının da desteğiyle özel okullarda okuması yolunda gerekli altyapı mutlak hazırlanmalıdır.

YÖK’e ayrılan bütçeleri şöyle bir incelediğimde yıllar itibarıyla, 58’inci ve 59’uncu Hükûmetler döneminde bütçeler artırılarak devam etmiştir. Ama şunu özellikle belirtmek istiyorum: YÖK ve üniversitelerdeki harcamaların mutlaka kamuoyunu aydınlatacak şeffaf bir şekilde harcama yapılması gerektiği konusunda kamuoyunda ciddi endişeler bulunmaktadır. Bunun da şeffaf bir şekilde denetime açık olması taleplerimizdir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Aynı yöntemle denetleyin, onu da Sayıştay denetler, millî eğitim de Sayıştay denetler.

ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) – Ama sonuçta, gerekli işlemin yapılması için YÖK onayı gerekmektedir Değerli Hocam. YÖK onayı da bir türlü çıkmadığı için hiçbir soruşturma yapılamamaktadır.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Biliyorsunuz, yolsuzluklarla ilgili bundan önceki Hükûmet döneminde hiçbirine müsaade etmedi daha şu ana kadar.

ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) – Son 2002 olabilir, ama 1999’a geri vardığımızda…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Onlar daha da yüksekti, 2002’de de yüksekti.

ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) – Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşlarının ÖSYM kanalıyla KPS puanından almış oldukları memuriyet alımlarının aynı şekilde, aynı metotla üniversitelerde uygulanması gerekmektedir.

Ben, daha özgürlükçü, daha demokratik üniversitelerin bu ülkemizde yer alması gerektiğine kesinlikle inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle Millî Eğitim Bakanlığının, Yükseköğretimin ve ÖSYM’nin, Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü bütçelerinin hayırlı olması temennisiyle hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu…

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, iki dakika izin verirseniz…

BAŞKAN – Efendim, vereceğim, bir müsaade ederseniz.

Yok.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Bir yanlış anlaşılma var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yanlış anlaşılma yok da yanlış bir ifade var ama düzeltildi, Akif Bey düzeltti efendim.

ESFENDER KORKMAZ(İstanbul) – Kendi ifadem olduğu için müsaade ederseniz düzelteyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, şimdi, şahıs yaparsa, kurumlar vergisi, bir kurum olarak okul yapmak şart değil, şahıs yapar, yüzde 35 gelir vergisi yani matrahtan dolayısıyla indirir.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – En yüksekten.

ESFENDER KORKMAZ Devamla) – En yüksekten tabii, 1 milyon yatırıma yapan adam yüzde 20’den mi vergi verecek? Demek ki, 1 milyon yatırım yapsa 350 bini vergiden gidiyor, devletten gidiyor, gerisi kendisinden gidiyor. Yani, adam gelir vergisi olarak, tabii ki özel şahıs yapıyorsa. Şimdi, arkadaşlar, bir adam adına okul yapıyor, köyüne okul yapıyor. Peki, bir de devlet buna katılıyor? Ne diye o zaman… Devletin işi ne? Devlet vergi alıp okul yapacak. Dolayısıyla…

BAŞKAN – Hocam, teferruata girmeyelim, düzelttiniz, tamam.

ESFENDER KORKMAZ Devamla) – Devletin işi başka, vergi alıp okul yapacak devlet.

BAŞKAN – Şimdi tartışma konusu olacak, teşekkür ederiz.

ESFENDER KORKMAZ Devamla) – Peki, teşekkürler.

BAŞKAN – Ferit Mavlüt Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, değerli arkadaşlarım, Millî Eğitim Bakanlığının değerli yöneticileri, YÖK’ün değerli yöneticileri, değerli basın; hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın Bakanım Malatya’ya hoş geldiniz, ben de söylüyorum ama naçizane şunu söylüyorum. Bakanım yok burada galiba. Sadece şunu söylüyorum: Hepimizin Bakanı, Türkiye’nin Millî Eğitim Bakanı, ama herhangi bir ile gittiği zaman, o ilin tüm milletvekillerine haber vermek o Bakanlığın görevdir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – O AKP’nin Bakanı olarak görüyor kendisini, niye devletin Bakanı yapıyorsun?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – AK Partinin Bakanı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bir kez…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – AKP’nin Bakanı olarak görüyor kendisini, bırak öyle kalsın.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Boşu boşuna Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanı payesini vermeyelim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Peki efendim.

Değerli arkadaşlarım…

BAŞKAN – Nerenin bakanı oluyor Mustafa Bey?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – AKP’nin Bakanı.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – AK Parti…

BAŞKAN – Hayır efendim, onu yanlış söylüyorsunuz. Bakan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Bakanıdır, bunu düzeltirim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ben Anayasa’yı okumuyorum, uygulamaya bakıyorum.

BAŞKAN – Siz  zaten Anayasa dışında hareket ediyorsunuz, buyurun hareket etmeye devam edin.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Peki niye çağırmıyor? Bir muhalefet milletvekilini niye davet etmiyor da sadece AKP’li milletvekillerini çağırıyor?

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Milletvekili nerenin milletvekili?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bakan Bey cevap versin.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Cumhuriyet Halk Parti milletvekilleri nerenin milletvekili? Türkiye’nin değil mi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Arkadaşlar, ben bu Parlamentonun bir milletvekiliyim, Malatya halkı beni seçmiştir, bu benim en tabii hakkımdır. Eğer Malatya halkına saygı gösteriyorlarsa, ki kimse saygısızlık yapamaz, bunu her kim yapmışsa… ben bunu söylüyorum ve dikkat ettiyseniz sadece hatırlattım. Bundan sonra gittiği zaman, bu ne valinin görevi ne bilmem kimin görevi, ilgili bakan bir ile gittiği zaman, sadece Millî Eğitim Bakanını söylemiyorum, en azından o ilin milletvekillerine haber vermek devletin geleneğidir.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Yanlış değil, doğru.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Hangi bakan nereye gidiyorsa, onun özel kalemi…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Laubalilik yapıyor Sayın Aslanoğlu.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Devlet geleneği mi kaldı Mevlüt Bey?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sayın Bakan cevap versin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, süremi çalıştırmayın.

BAŞKAN – Valla şu anda çalışıyor. Atışmayın, konuşun, devam edin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben sustum efendim.

BAŞKAN – Zaten sizin saatinize de iki dakika sonra bastım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ben sustum efendim.

BAŞKAN – Devam edin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, önce müfredattan başlayacağım. Değerli arkadaşlarım, hepimizin çocuğu var. Bu çocuklar bizim çocuklarımız, Türkiye’deki tüm çocuklar hepimizin çocukları. Bu çocukları, temel bilgiler vermek, temel bilgilerle donatmak tabii Millî Eğitimin görevidir, ancak şunu söylüyorum: bir taraftan çağdaş dünya diyoruz, küreselleşen dünya diyoruz ve dünyayla entegre olacak bir Türkiye diyoruz ve bir şekilde donanımlı çocuklarımız diyoruz: Küreselleşen dünyada eğer küreselleşen ekonomilerden pay alamıyorsan, küreselleşen dünyanın altında ezilirsin. Onun için, küreselleşen dünyada eğer siz bir şekilde ekonomi pastasından pay almadığınız sürece, o ülkelerde ekonomik kalkınmayı yaratamayız. Bizim kendi ekonomik dinamiklerimiz eğer bizi idare etmiyorsa, dışarının pastasından pay alamadığımız sürece bir yere gidemeyiz. Bunun da tek yolu var, yetişmiş, lisan bilen çocuklarımız. Ben bunu her zaman söylüyorum, her zaman söyleyeceğim arkadaşlar. Bunun acısını çeken bir insan olarak, ben otuz beş yaşından sonra lisan öğrenmeye gittim. Bankada genel müdür yardımcısıydım, arkadaşlarım ikişer lisan bilirdi, ben bakardım, bunun acısını ben yaşadım. Gelin, geleceğin dünyasında, hiç değilse bugünden itibaren, siz yaptınız demiyorum, dün de böyleydi ama yarın böyle olmasın. Bu çocuklarımız için, mutlaka., ilköğretimden lise sona kadar bir yabancı dili, üniversitelerde ikinci yabancı dili bu çocuklarımıza öğretirsek, biz o zaman bu ülkeyi çağdaş medeniyetler seviyesine taşımanın görevini yapmış oluruz. Bugünün Türkiye’sinde, yarının Türkiye’sinde, lisan bilmeyen bir toplum dünyayla entegre olamaz arkadaşlar.

Yine, Sayın Bakanımın kitapçığında eğitim fırsat ve imkân eşitsizliğini gidereceğiz deniliyor. Arkadaşlar, sonuna kadar, eğitimde fırsat ve imkân eşitliği kaldırılmıyor burada, yabancı dille eğitim gören okullar dışında, yabancı dille eğitim veren birkaç üniversite -ciddi üniversiteden bahsediyorum- dışında, fırsatı hep bu insanlar yakalıyor. Bakın, bir avukat, bir doktor, hangi meslek grubuna bakarsanız bakın, eğer bugünün Türkiye’sinde en büyük davaları kim alıyor, lisan bilen özel hukuk büroları alıyor arkadaşlar. Bugünün dünyasında, doktor olarak baktığınız zaman, dünyayla entegre olan bir doktor, belki en iyi doktor diye ona gidiyor insanlar. Eğer dünyayla entegre değilse o kadar, bir şekilde ekmeği daha zor kazanıyor. Onun için, bir yerinden başlayalım arkadaşlar buna. Beş yıl sonra başlayalım, on yıl sonra başlayalım, ama ilköğretimden itibaren bunun hazırlığını mutlak yapmalıyız. Özel okullardan başlayalım, yani bir özel okul açılacaksa ilköğretimde zorunlu kılalım, bugünden zorunlu kılalım, bu koşulla özel okul açılsın arkadaşlar. Ben her zaman bunu söyleyeceğim. Her zaman, sonuna kadar, çocuklarımız için, geleceğimiz için bunu söyleyeceğim. Eğer lisan bilmeyen bir gençlik oluşturursak, dünyanın ekonomik pastasından pay alamayız ve hep bugünden daha kötü oluruz. Bir kez daha bunu bir görev olarak söylemek istiyorum. Geçen dönem, hatırlarsanız Meclis Genel Kurulu bir önergemi kabul etti, ama bir şekilde bu kanun gelmedi. Yine vereceğim ve ben tüm milletvekili arkadaşlarımdan hassaten rica ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, ikinci bir konu üniversitelerimiz. Bu çocuklar hepimizin çocuğu. Ama geçtiğimiz süreçte, baktığımızda, hiç burada, birbirimize karşı gerçekçi olalım, maalesef, üniversitelerimize yeterince eğilinmedi, üniversitelerimiz dikkate alınmadı, üniversitelerimiz kaderine terk edildi, üniversitelerimizin döner sermaye bütçeleri yok edildi. Üniversitelerimizde, özellikle top fakültelerimizde çalışan sağlık memuru, ebe, hemşire, temizlik şirketi ihaleleriyle hastanelerde çalıştırılmaya başlatıldı.

Değerli milletvekilleri, hastalar bizim, çocuklar bizim. Buna hakkımız yoktur. YÖK burada, Yüksek Öğrenim Genel Müdürlüğü burada, hepsinin elinde, o üniversitenin kadro ihtiyacı olacağı belli arkadaşlar, ebesi de belli, hemşiresi de belli, öğretim görevlisi de, hepsinin norm kadrosu besbelli. Ama her nedense, ne hikmetse, biz, hastalarımızı ve çocuklarımızı yok etme pahasına, maalesef, geçtiğimiz süreçte bunu başaramadık. Döner sermayeler tamamen, temizlik şirketi kadrosu adı altında ihale edilen işçiler için kullanılıyor. Döner sermaye, üniversitenin bilimsel araştırma yapmak üzere oluşturulmuştu. Tabii, bir başka olay da, yine üniversitelerimiz, özellikle Bağ-Kur, SSK ve Emekliği Sandığından bir sürü alacaklarını alamadıkları zaman elleri kolları bağlı kalıyor arkadaşlar ve sonuçta, bu Türkiye’de bir vakıadır. Gelin, hangi üniversitemizin hangi kadroya ihtiyacı varsa bunu vermek bizim, Hükûmetin görevidir arkadaşlar. Bırakın araştırma görevlisini, örneğin ebe, hemşire, sağlık memuru gibi KPS sınavından -dikkatinizi çekiyorum- verilecek kadrolar dahi verilmiyor arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, bizim hastalarımızı, bizim çocuklarımızı yok etmeye hiçbirimizin hakkı yoktur. Bunu bir kez daha dikkatinize getiriyorum.

Tabii, vakıf üniversiteleri çoğalıyor. Demin söylediğim gibi, yabancı dille eğitimi en azından bu vakıf üniversitelerinin, başlangıçta, örneğin geçen dönem beş vakıf üniversitesi kuruldu Meclis kapanırken. Bir şekilde zorunlu kılmak zorundayız.

Değerli arkadaşlar, Kredi Yurtlar Kurumuna teşekkür ediyorum. Ama bir sistem oluştu. Sayın Bakanım, Malatya’da İnönü Üniversitesinde, 1992 yılında Kredi Yurtlar Kurumuna on yıl önce bir hibe ettik. Geçen yılın yatırım programın alındığı belirtildi ama bugüne kadar herhangi bir inşaata başlanmadı ve yine, YÖK tarafından Bakanlığınıza gönderilen… Malatya bir tarım kenti, ziraat fakültesi yaklaşık dört yıldır her nedense…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – … izin verilmedi, bilgilerinize sunuyorum.

Sayın Bakanım, bir önergemiz var, değişik üniversitelerin değişik önergeleri var. Ben önergenin içeriğini açıklıyorum. Bir tanesi, 400 bin lira. Otuz yaşında arabalarla üniversitenin elemanları şehre inmeye çalışıyor, bir gün o arabalardan uçacaklar. Bir, servis ücreti, bir de 5 milyon elektrik borcu var, TEK üniversitenin tüm elektriğini kapatacak. Bunun için takdirlerinize sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Kutluata, buyurun efendim.

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, bürokrasimizin kıymetli temsilcileri, kıymetli basın mensupları; bugün Türkiye’nin en önemli meselesini görüşüyoruz. Bu konuyu görüşmeye Sayın Bakanın sunumuyla başladık. Sayın Bakanın sunumu sırasında verdiği bilgiler itibarıyla kimisini memnuniyetle kimisini hayretle bazısını hüzünle izledim. Ancak, Sayın Bakanın bir bilim adamı olması dolayısıyla daha verimli bir görüşme ortamı oluşturabilmek bakımından, eğer bu bilgileri bize daha önceden ulaştırsaydı ve bugün yapılanların felsefesi, yapılanların mantığı ve mantık içinde, bu çok ciddi sorunumuzda nereden nereye gelmekte olduğumuza dair bir değerlendirme yapmış olsaydı, eminim bizim katkılarımız da daha fazla olabilecekti. Ancak, bu sunum içinde dikkatimi çeken, duyduğum, daha doğrusu, sunum sırasında bir noktayla meşgul olurken sunumun bir kısmı akıp gitmiş oldu bu bilgiler daha önce bizde olmadığı için, ama okullaşma., ilköğretim öncesi eğitim, meslekî eğitimdeki artış oranları, birçok bilgi var ki bunlarla sevinç duymak lazım. Ancak, ben, Türkiye’nin eğitim sorununun bütün bunların dışında bir yaklaşım ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Bütün bütçelerin görüşülmesinde söylüyorum, koskoca Türkiye’nin koskoca bakanlıklarının faaliyetlerini alt alta dizdiğimiz zaman elbette birtakım güzel tablolar ortaya çıkıyor. Yıldan yıla, verilen rakamlardaki birtakım gelişmelerin bizi mutlaka tatmin etmesi gerekmiyor. Sayın Bakan, Millî Eğitim Bakanıdır. Mevcut siyasi iktidarın iktidara geldiği tarihte doğan çocuklar bugün okula başlama yaşına gelmiştir. Dolayısıyla, Türkiye’de birtakım rakamlar birbirine eklenecektir ama bu bizim esas derdimize ne ölçüde deva olmaktadır buna bakmak gerekiyor.

Yine, Sayın Bakan sunumu sırasında güzel bir değerlendirme yaptı: “Bina, altyapı, müfredat yetmiyor, en önemli konu öğretmen” dedi. Elbette bu sıralama ve önem sırası fevkalade önemlidir, ancak bu önem sırası burada bitmemesi gerekiyor. Öğretmenle de mesele bitmiyor. Buraya ilave olarak hedefi koymamız lazım. Türkiye’de bütün topluma mal olmuş olmak şartıyla, Türkiye nasıl bir toplum yapısı, nasıl bir eğitim seviyesi istiyor? Bu hedefi müştereken belirleyebilmek için milletimize layık gördüğümüz kalkınmışlık düzeyini ve bunun dünya durdukça devam ettirilmesinin şartları konusunda bir fikrimiz olması lazım. O yüzden, bazı Avrupa ülkeleriyle, verilen rakamlara göre fena olmadığı görülen birtakım harcama bütçelerinin veya birtakım tahsisatların yeterli olduğu kanaatine varmanın kafi olmadığını düşünüyorum. Hollanda’yla kıyaslarız, doğrudur, ama bu bizim açığımızı, bizim eksiğimizi kapayabilecek bir konu değildir, çünkü Türkiye bu anlamda fevkalade bir gecikme içindedir. Ayrıca, beşeri kaynak konusundaki ve beşeri kaynağın diğer bütün kaynaklar açısından bir ülkenin zenginliği, fakirliğinin ölçülmesi bakımından esas unsur olduğunu dikkate aldığımız zaman, Türkiye’nin en büyük açığının bu olduğunu, beşeri kaynağın, insanları çağın özelliğine göre donatmakla telafi edilemeyeceğini bu açığın, buna yine, bildiğimiz anlamda birtakım hedeflerle donatılmasının eklenmesi gerektiğini biliyoruz. Bu yüzden, bu açıdan değerlendirmek mecburiyetindeyiz bütün bu yaklaşımları.

Şimdi, eğitim sistemimizin ortaya koyduğu sonuçlara bir bakalım ve buna göre bir değerlendirme yapalım ve eksiklerimizi görmeye çalışalım.

Hâlâ okuryazarlık oranlarının tartışıldığı bir yapı içindeyiz maalesef. Bu sıkıntılarımızı gündeme getirirsek, bugünün veya dünün meselesi olmak ibaret olmadığını, bunun Türkiye’nin topyekûn gecikmişliğinin bir izahı olduğunu görürüz. Hâlâ okuryazarlık oranlarıyla durumu ifade etmeye çalışıyoruz ve bu konuyla meşgulüz. Bilgi ve teknoloji üretemeyen bir üniversite yapısına sahibiz. Üniversitelerimiz, kendinden kaynaklanmayan bir sonuç olarak, şu anda bilgi ve teknoloji üretecek durumda değildir, bunların bilgi üretme konusundaki durumları ayrı bir konudur, yetiştirdikleri öğrencilerin hayata bakış konusunda ne derece ümit içerisinde oldukları ayrı bir konudur. Öğrencilerimize ve velilerimize birkaç yıl süren bir dershane mecburi hizmeti koyulmuş bir yapıyla karşı karşıyayız. Türkiye’de üniversitelerin yetersizliğinden kaynaklanan dershane sistemi, öğrenci ve velileri birkaç yıl süren böyle bir mecburiyetle, hizmetle karşı karşıya bırakmıştır. Şimdi, eğitim sistemimizi tartışırken ilköğretimle ilgili söylenenler doğrudur, yükseköğretimle söylenenler bir anlam ifade etmektedir, ama ortaöğretim, yükseköğretimdeki yetersizliklerin olumsuz etkisi altında âdeta patolojik bir yapıya kavuşmuştur. Yani, yükseköğretim yapımızdaki yetersizlik, eğitim sistemimiz aşağıya doğru tahrip etmekte ve ortaöğretim kurumlarımı eğitim gören gençlerimiz açısından, üniversiteye girme noktasında âdeta ayaklarına bağ olarak görülmesine sebep olmaktadır. Dolayısıyla, dershane sistemini bir anlayışa bağlamadıktan sonra, dershane sistemini devam edebilir bir sistem olarak gördükten sonra bütün bu düzenleme gayretlerimizin çok verimli olamayacağını bilmemiz gerekiyor.

Sistemimizin bir başka kronik rahatsızlığı ve her tarafa olumsuz etkiler icra eden bir özelliği, yabancı dilde eğitim konusudur. Dünyanın hiçbir ciddi ülkesinde görülmeyen, bir sömürge anlayışının devamı olan yabancı dilde eğitim sistemi, sistem olarak en zeki gençlerimizi, en özellikli gençlerimizi almakta, belirli yerlere toplamakta ve orada malul hâle getirmektedir. Piyasanın talep ettiği adam görüntüsü altında, Türkiye’nin beşeri kaynakları açısından en parlak zekâların oralarda bir eğitime tabi tutulması ve sırf zekâlarından kaynaklanan başarılarını da bu okullar amal etmek suretiyle Türkiye’de böyle bir yanlış yapılanmanın içerisindeyiz. Türkiye’de bütün gençlerimize en erken yaşlardan itibaren mutlaka yabancı dil, ciddi yabancı dil eğitim vermemiz şart, ancak yabancı dilde eğitim denilen bir zülden Türkiye’nin kurtulması lazımdır. Bu acaba hakikaten piyasaya adam mı yetiştiriyor, Türk toplumunun yetişmiş adam ihtiyacını mı karşılıyor, bunu çok iyi değerlendirmek zorundayız. Bu açıdan da, yine sistem tartışması çerçevesinde meseleyi alıp, Sayın Bakandan herhangi bir değerlendirme duyabilmiş değiliz. Bu “Hem böyle gidip hem de beşerî kaynaklar önemlidir. Biz, insan kaynaklarımıza şu anlamda sahip çıkıyoruz.” demenin fazla anlam ifade etmeyeceğini bilmek mecburiyetindeyiz.

Efendim, üniversite sistemimiz, üniversitelerimizin yetersizliğinden kaynaklanan bu olumsuzluğun önüne geçebilmek için neler yapılıyor, ne yapmalıyız? Ona bir bakmak lazım. Bir süre önce, benim içinde, bütün sorunlarını yaşadığım bir sistem olarak Türkiye’de şöyle bir kanaate varmıştım; veliler, insanlar evlat sahibi olacakları zaman çocukları doğacağı zaman iki şeyi merak ediyorlardı: Bir tanesi cinsiyeti, bir tanesi de üniversiteye girip giremeyeceği. Sonra, ultrasondaki gelişmeler sonucu cinsiyeti önceden öğreniliyor, şimdi, üniversiteye girip giremeyeceği ve o yüzden doğduğu andan itibaren kreşlerden başlamak üzere bütün ilköğretim sistemi dâhil olmak üzere, üniversiteye giriş hesabına dayalı bir anlayış ve bu anlayışı kamu kurumlarının yetersizliği, dolayısıyla özel sektörün rekabet anlayışına değil, kendisini takdimle veliye ulaşma imkânlarına terk ettiğimiz zaman bu yapıdan da gerektiği gibi faydalanamadığımızı ve bu anlamda da gençlerimizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kutluata bir saniye.

Üç dakika ilave süre veriyorum.

Buyurun.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Bu anlamda da bir verimsizliğin içinde olduğumuzu bilmemiz gerekiyor.

Efendim, üniversite rakamlarına bakıyoruz: Türkiye’de 85’i kamu olmak üzere 115 tane üniversiteye ulaştık. Sayı olarak gayet güzel bir rakamla karşı karşıyayız. Herkes üzerinde bir düşünsün. Vakıf üniversiteleri adı altındaki özel üniversitelerin Türkiye’ye getirdiği ne olmuştur? Fiziki yatırım mı? Öğretim üyesi yatırımı mı? Eğitimin kalitesini yükseltmek mi? Rekabeti getirmek mi? Yoksa, yükseköğretimdeki yetersizlikten ortaya çıkmış rant ile vakıf adı altında varlık sürdürmek midir? Vakıftan, biz, birtakım gelirlerin bir işe vakfedilmesini anlıyoruz. Öğrenci üzerinden para kazanarak, götürülecek bir sistemin hangi…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Sabancı üniversitesi sadece 500 milyon dolar….

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Bakın, Alaattin Bey, 30 tane özel üniversiteden söz ediyoruz. Bunların hepsi, üniversite hocalarını transfer etmek suretiyle devletin yapamadığını ders yükü olarak yapıp, yürütmektedir. Bunların içinde, Sabancı Üniversitesi şu kadar yatırım yaptı demek, eğer, öğretim üyesine yaptı diyor iseniz…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Hayır, öğretim üyesine değil.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – O zaman, öğretim üyesi yatırımı olmadan üniversite eğitimini tartışmanın sağlıklı bir yol olmadığını pekâlâ… Lütfedip onu da yapmasınlar isterseniz!

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Onu yapıyorlar… Şimdi, onu da yapıyorlar.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – İsterseniz, oraya girmeyelim. Orada da…

BAŞKAN – Sayın Büyükkaya…

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Peki, Alaattin Bey.. Bir anlayış farklılığımız var, ona, şimdi, burada girmeyelim; ama üniversite dediğiniz, eğer kendi öğretim üyesini yetiştirmiyor ise bunu niye üniversite yapıyoruz? Bunların çoğuna yüksekokul statüsü yetmez mi Sayın Bakan? Bir yerden yetişmiş öğretim üyesini alacak veya piyasada yetişmiş öğretim özelliği olan insanları devşirip öğretim yaptırılacak ise bilgi üretilmiyorsa, adam yetiştirilmiyorsa, burada yapılacak olanın… Yani, bu kurumların çoğuna yüksekokul statüsünün yeteceğini ve özel sektörün dinamizminden, üniversite eğitimimiz açısından faydalanabilmek için üniversite olmayı ciddi şartlara bağlamanın gerekli olduğunu söylüyorum. Bunların içinde Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi gibi kendi kurumlarına da adam yetiştirme ve Türkiye’de yasalara varıncaya kadar etkili olma şansı olan birtakım yerleri kastediyorsak, bunun üzerinde, Alaattin Bey’in tekrar düşünmesini tavsiye ediyorum. Çünkü, Koç Üniversitesi… Oraya girmek istemiyordum, Sayın Başkan toleransınızı rica ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Koç Üniversitesi, İstanbul Boğazı’nın sırtlarına üniversite binasını yaptıktan sonra, kanununu çıkartmak suretiyle yasalaştırdığını biliyoruz, yani, söylemek istediğim ortada yetersizlikten doğan bir rantın bölüşülmesine bir şekilde ya alet olmak ya göz yummak ya görmezlikten gelmek şeklindeki uygulamalar yerine bu işin çözümüne yönelmeliyiz diye düşünüyorum.

Çok az kaldı Sayın Başkan. Bu ara sokağa Alaattin Bey yüzünden dalmış olduk.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Kusura bakmayın.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) –  Şimdi, bu 115 üniversitemizle ilgili genel kanaatimi kısaca belirttikten sonra yayın sayılarıyla ilgili çok önemli bir derdimizi, Türkiye’nin derdini hepinizin gözlerinin önüne sermek istiyorum.

Efendim, yayın sıralamasında 1981 yılında 41’den, şu anda 19’uncu sıraya yükselmişiz. YÖK’ten sonra yayınlar sayı ile ölçüler hâle geldi, bunu hepimiz biliyoruz. Sonra, biz, bunun uluslararası düzeyde ne kadarının kayda girdiğini, ne kadarına atıf yapıldığı konusunda böyle bir rakam geliştirdik. Buralara doğru gelindi. Yalnız, bu çalışmaların çoğuna bakın, bunların; bireysel, terfi maksatlı çalışmalar olduğunu görürsünüz. İş, sayıya döküldüğü için -âdeta ileride kiloya dökülürse daha fazla şaşıracağız- böyle bir yapı oluştu. Ben, birçok sınavda adayları “Bu yazıyı niye yazdın? Bu kitabı niye yazdın? Bu makaleyi niye yayımladın?” diye hesaba çekmek mecburiyetinde kalmışımdır. Bizim yayın sayısı diye gördüğümüz bu rakamların, herkes bilsin ki, çok büyük kısmı keçiboynuzu esnafında birtakım çalışmalardır. Ne kadar çiğnerseniz çiğneyin bir damla bal alamayacağınız şeylerdir. Bunlar, kişisel terfilerle ilgilidir, ama 19’uncu sırada olmanıza rağmen, atıf noktasında 35’inci sıradayız. Üstelik, bunların bir kısmının, son zamanlarda Türkiye’ye, Türkiye’nin lehine olmayan bazı ilgilerin artmasından ötürü başvurulan, rakamlarına bakılan kaynaklar olduğunu da hiçbir şekilde gözden uzak tutmayalım.

Yurt dışında 1982 yılında UNESCO yayınlarında gördüğümüze göre 47 bin civarında öğrencimiz varmış; şimdi, tahmin ediyorum 60 bine yakın gencimiz yurt dışında okuyor. Bu gençlerin kimisi Türkiye’deki sistemin kapasite yetersizliğinden, kimisi başka sebeplerden yurt dışında eğitim görüyor, dolayısıyla, bir anlamda –dünyaya- bazı ailelerimizin yurt dışında çocuk okutacak duruma gelmesiyle konunun ilgisi olmakla birlikte, bir kısmı zorunluluktan okuyor. Ama, bir an için, bu 50-60 bin gencin, devletin veya Bakanlığın, yani Türkiye’nin bir planlaması dâhilinde yurt dışına gönderildiğini, bunların lisansüstü eğitim yapmakta olduklarını düşünecek olsak, 50-60 bin genç 1000’er öğretim üyelik 50-60 tane büyük üniversitenin temeli demektir. O açıdan, YÖK’ün rakamlarına bakıyorum: Yılda 3 bin civarında doktoralı eleman yetiştiriyoruz deniliyor. Bu piyasanın ihtiyaçları da dikkate alınırsa, 1.000 öğretim üyesiyle açılabilen bir üniversiteyi göze alırsanız, Türkiye’de üniversite açacak kaynağı hâlâ oluşturamıyoruz, geliştiremiyoruz demektir. O yüzden konuya: 1- Üniversite eğitiminin kendi önemi, 2- Yetersizliklerin millî eğitim sistemimize verdiği şişkinlik ve zararla ele almalıyız ve diğer taraftan bu yolu geliştirmek varken, üniversite sayısını sağlıklı şekilde artırmak varken, Türkiye bunu yapabilecekken, öğrencileri sistem dışında tutmak üzere geliştirdiğimiz harika metotlarla, her sene 1 milyonun üzerinde genci çöpe atar gibi elimizin tersiyle sistemin dışına atmak ve onu üniversiteye girememesi hâlinde üretimin hiçbir yerinde, üretim sistemine dâhil olamayacak pozisyonda tutmak hepimizin, Türkiye’nin, bu işin yönetiminde olanların en büyük kabahatidir. O gözle bakmak gerekiyor.

Çok geniş bir konu. Ben, bu yönüyle almak istedim ve bu açıdan da dertlerimizin müşterek olduğunu biliyorum, ancak, Bakanlıktan felsefe, yaklaşım, çerçeve ve işin stratejik boyutunun iyi kavrandığına yönelik işaretler bekliyoruz. Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kutluata, sözünüzü kesmek istemedim, ama süreyi çok aştık. Beş dakika ilave vermiş olduğumuz süreye ilaveten kullandınız.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Onun farkındayım. Teşekkür ediyorum. Ben, böyle bir zarurete karşılık daha önceki günlerde çok da söz almadığımı bilmenizi istiyorum. Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Şimdi Sayın Sali.

Buyurun Sayın Sali.

ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii alan geniş bir alan ve herkesin de fikir beyan etmesinin mümkün olduğu bir alan. Tabii, kırk sene önce, bu ülkede yabancı dil öğretilemiyordu, şimdi de öğretilemiyor. Hatta, bizim yurt dışında yaşamak durumunda olan vatandaşlarımız, yabancılara Türkçe öğretmeyi daha kolayca hallediyorlar. Tabii, bu bir eğitim, meslek konusudur. Burada fazla bir şey diyecek değilim, ama, kırk sene önce dünyanın bütün ülkelerinin başkentlerini de ezberlediğimi biliyorum.

Değerli arkadaşlar, ben, bu komisyonda Millî Eğitim Bakanlığı görüşmelerinde çokça eleştirel konuşmalar yapmış birisiyim. Konulardan birisi bir sene şuydu, şöyle başlamıştım: “Yarısı 4 olan sayının 2 fazlası kaçtır?” diye başladım. Bu, bir ilkokul birinci sınıfın, birinci döneminin son çeyreğinde çocuklara sorulmuş bir soruydu. Ders kitaplarında yer alıyordu. Sonra, ortaokul kitaplarından da soru getirdim, liseden de getirdim. Şu anda onları hatırlamıyorum, ama birisi fizik, birisi kimyaydı. Sonra da şöyle dediğimi hatırlıyorum “Ey talim terbiyeciler, siz, bu kitapları hiç okumuyor musunuz?” Yarısı 4 olan sayının 2 fazlası kaçtır? Tekrar ediyorum. Beş sene önce, birinci sınıfın, birinci yarıyılının son çeyreğinde ders kitabında yer alan ve çocuklara sorulan bir soruydu. Sayın Bakan da dedi ki “Bu müfredatı değiştireceğiz.” Gerçekten değişti. Tabii, bazı kavramlar kullandı burada; konstraktif, proaktif, interaktif filan gibi. Bunların zannederim Türkçe kavramlarını da bulmamız mümkündür diye düşünüyorum.

Evet, ders kitapları değişti gerçekten. Ben, bir veli olarak bu konuda müteşekkirim. Bu, çocukların katılımcılığını esas alan bir yapı. Tabii, bir yargılama olarak almayalım, ama, insan eğitimi zor bir konu. Hizmet içi eğitimlerde, öğretmenlerimize bu konu herhâlde anlatılıyordur. Öğretmenlerimizin de bu müfredat değişimine ayak uydurmalarını hızlandırmaları gerekir. Sonuçta, bir şekilde ayak uydurulacak ama hızlanmakta yarar var.

Bu arada, değerli arkadaşlar, bir çelişki ortaya çıktı. Millî Eğitim Bakanlığı müfredatı değiştirdi. Bireyi esas alan, çocukların katılımını esas alan bir müfredatı ortaya koydu. SBS sistemini ortaya koydu, ama, çocuklar dershanelerde hâlâ eski sisteme göre ders almaya devam ediyorlar. Yani, genellemek istemem, ama, bildiğim kadarıyla, dershaneler bu konuda küme düşmüş durumda. Hâlâ, otobüs hızları, efendim musluk hesapları, işçi hesapları, dershanelerde soruluyor. Tabii, anlayabildiğim kadarıyla, takip edebildiğim kadarıyla çocuklarımızı dershanelere göndermemize gerek yok. Öyle bir durum ortaya çıkacak, ama, veli psikolojisidir; acaba yanlış bir şey mi yaparım diye yine çocuklarımızı dershanelere göndermeye devam ediyoruz. Millî Eğitim Bakanlığının bu konuda yasal bir müdahale imkânı varsa bu konuya el atılması gerektiği kanaatindeyim.

Değerli arkadaşlar, yine çok eleştirdiğim bir konu şuydu: Sayın Bakan, baş öğretmen, uzman öğretmen projelerini anlattığında “Ne baş öğretmen istiyorum ne uzman öğretmen, sadece öğretmen istiyorum.” demiştim. Bu sorun da çözüldü. Efendim, zorunlu hizmet bölgeleri, ilçeler seviyesinde belirlenmekle öğretmen dağılımı da ciddi şekilde halledildi, çözüldü. Bu hususta da tabii ki teşekkür ediyorum. Okul yatırımları zaten konuşuldu.

Değerli arkadaşlar, Millî Eğitim Bakanlığı değişime açık bir Bakanlıktır, değişim kültürüne sahiptir. Zaman zaman bu değişim hızı artıyor, zaman zaman da azalabiliyor, ama, on beş sene önce de değişime ayak uydurmaya çalışan bir Bakanlığımızdı. O yönden olumlu bir yaklaşım olarak bunu değerlendiriyorum. Tabii ki, son zamanlarda bu değişim hızının arttığını da esasen düşünüyorum. Bu bakımdan da olumlu görüyorum, yani, ben ders kitapları ya da müfredatın, çok değişmesinden şikayetçi de değilim. Arkadaşlarımız, müfredat konusunda, eğitim konusunda tabii ki tecrübeli insanlardır, öyle olması gerekiyordur. Bizim değerlendirmelerimiz, benim şahsi değerlendirmelerim, tabii ki, daha çok eğitim yönetimiyle alakalı olmak durumundadır.

Değerli arkadaşlar, burada, öğretmenevleriyle alakalı bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Tabii, Anadolu’nun küçük yerlerinde otel vesaire olmadığı için çoğu zaman bizim de sığınabildiğimiz, kalabildiğimiz mekânlardır öğretmenevleri. Misafirhanecilik olarak da bakmamamız gerekmektedir. Şimdi, Sayın Bakan okullardan bahsetti: Tip okul projelerinden ve bunun tipsiz olduğunu söyledi. Şahsen ben de aynı kanaatteyim ve öğretmenevleri için -yeni yapılanları bilmiyorum ama en azından eskiden kalanlar için- aynı kavramı kullanmak durumundayım. Bu öğretmenevlerimiz de tipsiz öğretmenevleridir. Aynı odada efendim beş-altı tane öğretmenimizin beraber kalmak, ikamet etmek zorunda olduğu yapılar durumundadır. Bu bakımdan, diğer öğrenci eğitimine ya da yaygın eğitime verdiğimiz önemin artık sırası gelmiştir, fiziki yatırım olarak sırası gelmiştir diye düşünüyorum esasen. Öğretmenevlerimizi ya yenilemek suretiyle veya ciddi bir tadilat suretiyle ele almakta yarar olduğu kanaatindeyim. Dediğim gibi, buralara misafirhane olarak da bakmamamız lazım. Şimdi, internet ulaşımının, Sayın Bakanın söyleminden yüzde 95’e ulaştığını öğrenmiş durumdayız, ama, bu birimler anlamında mı yoksa mevcut öğrenci kapasitesi itibarıyla mı bilemiyorum, ama, yine bilemediğim bir şeyi daha belirtiyorum: Bu dijital sistemin yaygınlaşma hızı ne olacak? Onu da bilemiyorum, ama dijital telefon sisteminin ulaşmadığı okullarımızdan internet bağlantısı yapılamamakta ve bu on-line işlemler yürütülemediğinden öyle söyleyeyim; köy öğretmenlerimiz, bu öğretmenevlerine gelerek veya Millî Eğitim Müdürlüğüne gelerek, buralardaki internet sisteminden ya da bilgisayar sisteminden yararlanma ihtiyacındadırlar. Bu bakımdan, öğretmenevlerini fiziki yatırımlar olarak ele alırsak, buralarda, öğretmenevlerinde de zannederim birer bilişim sınıfı, bilgisayar teknoloji sınıfı kursak yanlış bir şey olmaz kanaatindeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ALİ OSMAN SALİ (Devamlar) – Çok kısa, birkaç konu değerlendireceğim Sayın Başkanım.

Bu sözleşmeli öğretmenlik sistemini -efendim, iş hayatım itibarıyla bu işe emek vermiş birisi olarak değerlendirmemi yapmam gerekiyor- canıgönülden destekliyorum. Sözleşmeli doktor, sözleşmeli ebe, sözleşmeli hemşire, efendim neyse, hizmet erbabının tamamını 4/B diye kategorize etmek yerine, bütün kamudaki hizmet erbabının sözleşmeli olarak istihdamından yana bir kişiyim. Bunu canıgönülden de destekliyorum.

Değerli arkadaşlar, Millî Eğitim Bakanlığı değişime açık bir Bakanlığımız dedim. Burada, bir talebimi iletmek istiyorum: Taşra teşkilatlarında iktisat, hukuk veya sosyal bilim alanlarında yetişmiş, lisans öğretimi görmüş vatandaşlarımızın istihdamında yarar olduğu kanaatindeyim. Bunu da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Son değerlendirmem şu arkadaşlar: Müfredat konusu. Ortaöğretimle yüksek eğitim ya da üniversite eğitimi arasındaki diyalog sorunu belli sebeplerle önümüzde duruyor. Mesleki ve teknik eğitim açısından, özellikle önümüzde duruyor. Yine, yaptığım konuşmalardan birisinde şöyle demiştim en son cümle olarak: Benim kızımın suçu ne? Benim kızımın suçu devam ediyor, üstelik de şu şekilde devam ediyor: Mesleki, teknik eğitim. Hatta bir şey söyleyeceğim. Bir müdire hanım bana şunu demişti: “Bu çocuğu, bu okula doğru getirdiğinden emin misin?” Yani “ikinci sınıf” özellikle vurgulayarak söylüyorum, mesleki eğitim okulları, teknik eğitim okulları, belli bir dönem için, ikinci sınıf vatandaşların öğrenme ve eğitim kapasitesi düşük çocukların okulları olarak algılandı bu yükseköğretim sorunundan dolayı, bunu doğrulamıyorum; artı, efendim, eğitim alanında devam etsin düşünülüyor olabilir. Sayın YÖK Başkanımız da burada. Geçen sene de benzer bir değerlendirme yapmıştım, bu çocuklar iyi eğitilmiyor diye ÖSS-A grubundan sınava sokuyoruz, sosyal bilim alanında sınava sokuyoruz, ama, gittiği okulda da diferansiyel matematik dersi koyuyoruz ortaya. Tabii, burada hakkaniyete uymak lazım; üniversiteler bağımsızdır, özerktir, hiçbir itirazım yok, ama, üniversitelerin de bu müfredatlarına bakmaları lazım. Daha somutlaştırmam gerekirse; bir meslek eğitimi, teknik mesleki eğitimden geçmiş bir çocuk A grubu sınava giriyor, ama, B grubu sınava girmiş çocukların gördüğü dersler gösteriliyor, sonra da bu çocuklardan tabii ki verim bekliyoruz. Efendim, ihtiyaca uygunluğun ötesinde çocuğun eğitimle alakasını zayıflatıyoruz, yani “Yarısı 4 olan sayının 2 fazlası nedir? sorusuyla “Efendim, bunlar sadece sosyal bilim alanındadır, fen bilimlerinden hiçbir şey anlamazlar.” dediğimiz çocuklara da üniversitenin ikinci sınıfında diferansiyel matematik dersi koyuyoruz, ileri derecede fizik dersi koyuyoruz önlerine. Bunu da Yüksek Öğretim Kurulunun en azından, tabii ki, üniversitelerin tercihlerine diyeceğim bir şey yok, ama paylaşabileceği kanaatindeyim.

Bütçelerin hayırlı olması temennisiyle saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Mustafa Özbayrak, buyurun.

MUSTAFA ÖZBAYRAK (Kırıkkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de eski bir üniversite mensubu olarak, daha çok Türkiye’de yükseköğretim kurumları hakkında konuşmak istiyorum. Önce, şunu içtenlikle ifade etmek istiyorum ki, biz, bugünkü yükseköğrenimde, dünya ligindeki yerimiz itibarıyla, maalesef, hak ettiğimiz yerde değiliz. Üniversiteleşme konusunda çok geç kaldığımızı söyleyerek de sözlerime başlamak istiyorum.

Bugün, 85 olan üniversite sayısına bizim 1990 yılına varmadan ulaşmamız gerekirdi. Türkiye, genç nüfusu, üniversite çağına gelmiş öğrenci sayısı, sosyal ve ekonomik gelişimi ve bölgeler arası gelişmişlik dengesini sağlamak, ayrıca, belki en önemlisi de ekonomimizin ve sosyal hayatımızın ihtiyacı olan eğitimli iş gücünün yetiştirilmesi açısından üniversiteleşme probleminin çoktan halledilmesi gerekiyordu. Bu nedenle, son iki yılda açılan 29 üniversite son derece isabetli bir karardır, ancak, bu üniversitelerin çok ciddi problemleri vardır. Öncelikli problemleri, fiziki altyapıları ve öğretim kadrosunun yetersizliği problemleridir. Fiziki altyapı, makul bir zaman diliminde tamamlanacak şekilde bir master planla halledilmelidir. Aynı şekilde, öğretim kadrosu da yine makul bir süre içinde, gelişmiş üniversitelerin desteğiyle, gerekirse yurt dışında prestijli üniversitelerle, ikili anlaşmalarla, bu kadro yetiştirilmeli ve bir an önce üniversitelerine dönmeleri sağlanmalıdır.

Burada, bir başka garabete dikkatinizi çekmek istiyorum: Sayın YÖK Başkan Vekilinin konuşmasının üçüncü sayfasında Tablo 2’de “Türkiye’de Yurt Dışı Yüksek Lisans ve Doktora Programlarından Yararlananlar” diye bir tablo var. Orada, Millî Eğitim Bakanlığının dönemi 1994-2005 arası… Ama, YÖK’ü 1987’den başlatıyorsunuz. Azıcık bilimsel nosyonu olan insanlar, bu tip tabloların hiçbir işe yaramadığını çok iyi anlarlar, dolayısıyla, bu tablonun hiçbir geçerliliği yoktur. Siz, eğer, başlatacaksanız, bunu da 1994’ten 2005’e kadar başlatmalıydınız ki, biz, sizin döneminizde veya aynı dönemlerde ne kadar adam yetişmiş öğrenmeliydik.

Ancak, asıl problem, üniversitelerin üretkenliği, ekonomik ve sosyal hayata olan pozitif katkısıdır, maalesef, üniversitelerin sahip olduğu imkânlarla paralel bir üretkenlik içinde değildir. Daha 1994 yılında, üniversitelerin çoğunda, akademik araştırma sonuçlarının yayımlandığı profesyonel yayımlara dahi ulaşılamamaktaydı, ama, özellikle son on yılda, internet ortamında yayınlanan bu dergilere erişim son derece kolaylaşmış; dolayısıyla, tüm dünyadaki araştırma sonuçları görülebilmekte, araştırmacılarımız kendi sahalarındaki literatürü takip edebilmekte, dünya araştırma konusunda nerede, nereye gidiyor, kolaylıkla görebilmektedir. Bu durum, özellikle, laboratuvara ihtiyaç duymayan bilim dallarında araştırma ve geliştirme için çok önemli bir faktördür.

Bir başka problem, özellikle yeni kurulan üniversitelerdeki öğretim elemanlarının ders yüküdür. Bunun dünyadaki standardı altı saat olmasına rağmen, bu, Türkiye’deki bazı üniversitelerde otuz-otuz beş saate ulaşmaktadır, dolayısıyla, hafta da otuz-otuz beş saat ders veren bir öğretim elemanından üretkenlik beklemek imkânsızdır. Ancak, göreceli olarak daha eski olan, altyapısı daha iyi olan üniversitelerde durum dünya ortalamalarına yakındır, dolayısıyla, bu üniversitelerdeki öğretim elemanlarının, yeni kurulan üniversitelerdeki muadillerine göre daha üretken olmalarını beklemek hakkımızdır. Özellikle, son üç yılda TÜBİTAK aracılığıyla verilmeye başlanan araştırma bursları, üniversitelerimizin önemli bir eksikliği olan araştırma için para bulamama mazeretini ortadan kaldırmıştır. Bu konuda hâlâ alınacak çok mesafe olmasına rağmen, bu tür fonlar üniversitelerimizin en büyük problemlerinden birinin çözümü için çok önemli bir katkıdır. Buna, Avrupa Birliği araştırma fonlarına dâhil olarak Altıncı ve Yedinci Çerçeve Programları’na başvuruların açılması ayrıca başka bir maddi kaynak kapısı açmıştır. Bütün bu problemlerle, yol gösterici, koordinatör rolü oynamak yerine, bu üniversiteleri a’dan z’ye kontrol etmeye kalkınca verimlilik düşmekte, çok kolaylıkla halledilebilecek problemler çözümsüzlüğü mahkûm edilmektedir. Burada, Yüksek Öğretim Kurulunun Türk yükseköğretimindeki rolü üzerinde durmak gerekiyor. Ayrıca, ilave olarak, biz, burada, YÖK Başkan Vekilini değil de YÖK Başkanını görmek ve söyleyeceklerimizi Sayın Başkanın dinlemesini arzu ederdik.

Bugünkü hâliyle, YÖK benzeri bir kuruluş dünyanın hiçbir ülkesinde mevcut değildir. Biliyorsunuz, YÖK bir darbe anayasası ürünüdür ve asıl amacı Türk üniversitelerini zapturapt altına almaktır. Doğrusu, YÖK bu görevini layıkıyla yerine getirmiş -üniversitelerin özgürlüğün kalesi olması gerekirken ki, tüm dünyada bu böyledir- Türkiye’deki üniversiteler, maalesef, tüm özgürlüklerin bastırıldığı, eğitim-öğretim araştırma ile uğraşması gerekirken öğrencilerin kılık kıyafet, sakal bıyıklarıyla uğraştığı yerler olmuştur. Bu tür utanç verici görüntüler, maalesef, bu kurumun Türkiye’ye yaşattığı görüntülerdir. Rektörler neredeyse kral yetkileriyle donatılmış, bunun sonucunda, hemen her gün basına yansıyan keyfi uygulamaların önü açılmıştır.

Yeryüzünün hiçbir ülkesinde görülmeyen bir başka uygulama ise üniversite sınavlarında kat sayı uygulaması diye garabet bir uygulama ile her yıl binlerce günahsız genç sadece gitmek zorunda kaldığı veya tercih ettiği lise eğitimi için cezalandırılmaktadır. Bu, büyük bir keyfilik ve zulümdür.

Bir başka ciddi problem ise akademik yükselmelerde karşılaşılan keyfiliktir. Doçentlik sınavında yayın sayısı ve kalitesi tamamen jürinin takdirine bırakılmaktadır. Bu durumda, on beş-yirmi adet uluslararası yayını olan “Science Citation Index”e giren adaylar doçent olamamakta, iki-üç yayını olanlar ise aynı sınavda doçent olabilmektedir; maalesef, bu tip garabet şeyler de görüyoruz.

Bütün dünyada akademik yükseltmeler çok sıkı, belli standartlara bağlanmış ve üniversitelerin kendisine bırakılmıştır, dolayısıyla, mağduriyet ve keyfiliklerin önüne geçilmiştir. Profesörlüğe yükseltmelerde hepten keyfilik hakimdir. İlginçtir ki, hiçbir uluslararası yayını olmayan, herhangi bir “research track”ı olmayan ya da araştırması olmayan, bütün hayatı derslerine vermekle geçen elemanlar profesörlük kadrosuna atanmaktadır. Bu, aynı zamanda, üniversitelerimizin, yayın ve araştırma konusunda neden çok gerilerde olduğunun bir açıklamasıdır. YÖK’ü, hemen, bugünkü statüsünden çıkarıp sadece koordinasyon işlevi gören, üniversite elemanlarının özlük haklarını düzenleyen bir kuruma dönüştürmek gerekmektedir. Üniversite rektörlerinin seçimi, Türkiye’de maalesef çok fazla medyatik hâle getirilmiş. Rektörler gereksiz yere yıpratılmakta ve maalesef YÖK’ün baskısı sonucu, belki de hiç uğraşmak istemedikleri eğitim, öğretim ve araştırma faaliyetlerine hiçbir katkısı olmayan tali işlerle enerjilerini tüketmektedirler. Üniversite rektörleri, gelişmiş batı ülkelerinde olduğu gibi bir şirketin başına “CEO” seçer gibi projeleriyle, vizyonlarıyla, yaptıklarıyla, yapacaklarıyla tartılarak bir mütevelli heyeti ya da olmazsa Meclisimiz tarafından seçilmeli ve makul bir süre sonra da performansına bakarak ya görevine devam etmesi sağlanmalı ya da görevden alınmalıdır. Seçilme sayısı sınırı olmamalı, başarılı rektörler başarılı oldukları müddetçe görevde kalabilmelidir.

Araştırma kültürü hızla yaygınlaştırılarak üniversiteler sanayi ve ekonomi ile buluşturulmalı ve ekonomik, sosyal hayatımız için itici bir motor gücü görevi üstlenmeleri sağlanmalıdır. Üniversite elemanı olmak maddi olarak da cazip hâle getirilmeli, daha başarılı ve daha kabiliyetli elemanlar üniversitelere çekilmelidir. Belki, bu konuda söylenecek daha çok şeyler var, ama, benim bu 10 dakikalık zaman dilimi içerisinde söyleyeceğim özetle bunlar.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Baratalı, buyurun.

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli bürokratlar, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanın konuşmasını dikkatle dinledim, geçen yılki tartışmaları da dikkatle okudum. Sayın Bakan, konuşmasında okul, yurt, derslik yapımlarında, diğer tesislerin yapımında epeyce uzun bilgiler verdi; devletin yanında, bunları yapanlar içinde de İMKB’yi, hayırseverleri, eğitime destek girişimlerini, yerel yönetimleri ve TOKİ’yi saydılar. Bu arada, il özel idarelerin de kaynaklarının arttığını ifade ederek onların da eğitime destek verdiklerini söylediler. Gerçekten, geçen sene kabul ettiğimiz 5216 sayılı Kanun gerek Belediye Kanunu ve gerekse 5393 sayılı İl Özel İdare Kanunu’nda biz yerel idarelere bu tür görevleri verdik. Ancak, sanıyorum, Sayın Bakanın atladığı bir konu var, gerçi konsolide bütçe içinde yatırımların azaldığını siz de ifade ettiniz, ama, yerel yönetimlerin kaynaklarının artması, Sayın Bakan, görevleri arttı, fakat kaynakları hiç artmadı. Hatta, AKP İktidarları döneminde yerel yönetimlerin genel bütçe gelirlerinden aldıkları pay bütçelerde ki, biliyorsunuz, bütçelere bütçe dışından hiçbir şey konulamaz, kural konulamaz, devamlı azaltılmıştır. Ben, güncelleşme dışında, yerel yönetimlerin yetkilerini, kaynaklarını artıran hiçbir yasanın Parlamentoya geldiğini görmedim, geçen dönem, bizzat yerel yönetici olarak da, hukukçu olarak da baktım. Bu bir yanılgıdır. Umarım, dilerim, geçen dönem Başbakanlığa kadar gelebilen, ama Parlamentoya gelemeyen yerel yönetimler gelirlerinin ve kaynaklarının artmasıyla ilgili yasa gelir. Ama, bu karşın, özellikle İzmir’de, bu arada, Ömer Faruk Bey’in, Malatya Milletvekilimiz… Zaman zaman check-up gezilerine çıkıyormuşsunuz Sayın Bakan, yurt içinde, turlarına. Ben, İzmir’e de bir check-up gezinizi rica ediyorum. Çünkü, İzmir’de hakikaten yatırımlar çok kötü gidiyor.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – İki yıl önce yaptım.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Yani, çok olmuş Sayın Bakan. Hayırsever yatırımları falan olmazsa, İzmir bir felaket. Dershane sayısında da felaket, okullaşmada da bir felaket. Neden, İzmir bütçe gelirlerinin, Kocaeli’nden sonra 2’cisini sağlayan tahakkukta ve toplamada, tahsilatta. Bakın, 2007 Eylül ayına kadar, yüzde 90’dan fazla bütçe gelirinin sağlandığı bir yer İzmir. 10 verip 2,5 alabilen bir yer. İzmir Milletvekilimiz Sayın Yemişçi de burada. Kendisi VOP’un eski başkanı. Bu nedenle, 10 verip 3 bile alamayan bu check-up gezilerine de İzmir’in bir şekilde dâhil edilmesini diliyorum ben Sayın Bakan. Çünkü, hakikaten, İzmir’in üzerinde dolaşan söylentiler, bu seçimlerde de maalesef inatçı İzmirliler çok, o söylemleri de ortadan kaldırmadılar. Yani, Sayın Başbakanımızın öyle bir ifadesi olmuştu, “İzmir’in üzerindeki söylemleri kaldıracağız.” demişti. Ama, İzmirliler çok inatçı, maalesef, bu seçimlerde de, hatta oy gerileterek AKP’ye maalesef, bu söylemi de pek yerine getirmediler. O nedenle, yüzde 2,5-2,3 oranında oy kaybetmiştir AKP bu seçimlerde.

Millî Eğitimin yapamadığı şeyleri kıt kaynaklarına rağmen, Sayın Bakan, İzmir’in belediyeleri yapıyor. Bunu size arz ediyorum. Çünkü, İzmir’in 200 eğitim tesisinin –orta öğretimdeki- muhakkak depreme karşı güçlendirilmesi gerekiyor. Hangi okulları yaptınız, bilemiyorum, ama, büyük bir sıkıntımız var bu konuda. Onu da ifade etmeye çalışıyorum.

Diğeri, Yüksek Teknoloji Enstitüsüyle ilgili düşüncelerimi ifade etmek istiyorum İzmir’de. Bildiğiniz gibi İzmir’de 3’üncü üniversite. Benim Belediye Başkanlığı yaptım zamanda ve yerde kurulmuştu, 1992’de. 2 yüksek teknoloji kurulmuştu; birisi Gebze’ydi, birisi bizim üniversitemizdi. Adı İzmir Yüksek Teknoloji olmasına rağmen, Urla içerisinde kurulmuştur. Teknoloji Enstitüsü, araştırma yoğun teknik alanda lisansüstü eğitim ağırlıklı yüksek öğrenim kurumlarını simgelemektedir, bildiğiniz gibi. Amaçlarından birisi ise, teknoloji transferi yerine, yeni teknolojiler üretmedir, kaynak kullanımı açısından. 1997-1998 akademik yılında 7 yüksek lisansa, 2 doktora programında toplam 145 öğrenciyle başlayan eğitim 2007-2008 akademik yılında 1.514 lisans, 670 lisansüstü öğrenciyle 9 programda lisans, 24 programda yüksek lisans ve 8 programda doktora eğitimi olarak sürmektedir. Yine, 737 lisans ve 582 lisansüstü öğrenci mezun edilmiştir. Daha çok graduate denilen lisansüstü için kurulmuş bir üniversitemizdir, ödüller almıştır, öğrenciler yetiştirmiştir. Üretilen bilginin sanayiye aktarılması konusunda ürünün ve üretime dönüştürülmesi konusunda patent ofisi kurmuştur. Yine, 35 bin dönüm bir kampus alanı vardır. Bunun içinde de, İzmir’e kurulan 2 teknoloji bölgesinden 1 tanesi oradadır. Şu anda, kurulan bir şirket aracılığıyla 39 şirket buraya gelmiştir. Fakat, altyapısı, İzmir’e çok uzak olması nedeniyle, çok kötüdür. Urla Belediyesinin destekleriyle suyu ve kanal işlerini görmesine karşın, en azından sportif ve sosyal tesisler yapılamamaktadır. Bu arada, ben de, diğer arkadaşlarım gibi, Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürüne başvurduğumuz her olayı yerine getirdiği için –tabii, uygun olanları- ve 500 yurdu oraya yaptırdığı için, tabii size de, çok teşekkür ediyorum. Medikososyal bölümleri yapılamamıştır, bitirilmesi gerekmektedir. Ama, her şeyden de önemlisi bu kadar kırsal alana gitmiş olmasına rağmen, bir de 2005  depremini geçirdiği için en fazla himayeye mahzar olan üniversitelerin başında gelmektedir diye düşünüyorum. Bu konuda bir önergemiz var; değerli arkadaşlarım ve Sayın Bakan desteklerse çok mutlu olacağımı da bu arada ifade ediyorum.

Daha önce konuşan Sayın Malatya Milletvekilimiz çok güzel şeyler söyledi. Bunlardan bir tanesi de, yani epeyce güzel şeyler söyledi; yeni anayasanın yapılması, üniversitelerde kılık ve kıyafetin serbest bırakılması ve buna benzer şeylerden bahsetti. Kendisi burada yok, ama, ben herhalde basını takipte biraz yavaş davrandığını hissediyorum Değerli Arkadaşımızın. Aslında, Millî Eğitim Bakanlığı, bırakın üniversitelerde orta öğretimde bile türbanlı kurslar yapıyor. Sayın Bakan, bu haberi gördünüz mü, bilmiyorum? Soru önergesi olarak vermiştim, size.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Çanakkale mi?

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Yok, İzmir’de bu. Bir örneği de Mısır’da Sayın Bakan.

Şimdi, nasıl yapılıyor diye sorarsanız, burada ben söylemişim. Bir CD’yle İngilizce öğretmenlerine, diğer öğretmenlere kurs vermek için bir CD dolaştırılıyor. Bu CD Amerikan patentli, Amerikalılarla beraber yapıyorsunuz, ama, çok ilginçtir. CD’yi izlediniz mi, bilmiyorum? Hizmet alan ve hizmeti veren bütün insanlar türbanlı Sayın Bakan. Yani, bu Selma Yiğitalp Lisesi’nde 3-7 Eylül tarihleri arasında bu sene bu yapıldı. Benim bilgim oldu, bana bilgi verdiler. Daha sonra da, Kıbrıs Şehitleri İlköğretim Okulu’nda 10 ila 14 Eylül tarihleri arasında böyle bir kurs düzenlendi. Onun için, bu kurslar nasıl yapılıyor, nasıl düzenleniyor,? Millî Eğitim Bakanlığımızın elinde kendisi böyle bir CD yapma olanağı yok mu? Niye bizi Mısır’la falan karıştırıyorlar? Mısır’da, biliyorsunuz, bazı örgütler var. Yani, Allah korusun, bunlar önce millî eğitimi, sonra da yargıyı ele geçiriyorlar. Yani, bize örnek olmaması gereken bir yer Mısır. Filipinler de var gerçi içinde. Ama, neden biz AB ülkelerinden böyle bir CD’yi elde etmedik veya böyle bir CD oralarda da kullanılıyor mu? Pek bilemiyorum. Ama, çok ciddi bir şekilde üzerine eğildiniz mi, bilemiyorum? Ben, soru önergesini vereli epeyce olmuş. Yani, 8/10/2007 tarihinde vermişim. Size ne zaman geldi, bilmiyorum? Ama, ben Değerli Arkadaşımızın içinin rahat etmesi için söylüyorum. Bırakın üniversitede, ortaöğretim de bile böyle türbanlı kurslar verilebiliyor. Önce, öğretmenlerimiz bu kursları alıyorlar, sonra bütün yurt sathına bu İngilizce öğretmenlerimiz aldığı bu bilgileri ve CD’leri dağıtacaklar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Bitiriyorum. Sağ olun, çok teşekkür ederim.

Böylelikle, bu sorun da halledildikten sonra, sivil anayasaya geçeceğiz, YÖK’ü kaldıracağız, Üniversitelerarası Kurul YÖK’ün yerine geçecek. Sanıyorum, adım adım, yavaş yavaş, salam dilimi şeklinde, bunlar alıştıra alıştıra, sindire sindire yapılacak diye düşünüyorum. En büyük örnek budur Sayın Bakan.

Diğeri, sorularım çok olacağı için, ben geri kalan süremi, soruyu da daha sonra kullanmak üzere, soru olarak kullanmak istiyorum.

İlk sorum YÖK Başkan Vekilimize. Sayın Başkan, hiçbir kamu görevinde yüz kızartıcı bir suçtan mahkûm olan kimse veya aldığı bir kesin yargı kararı sonucu kamu hizmetlerinden müebbeten mahkûm olan bir kimse kamu hocalığını alamaz, hele üniversite profesörü olamaz. Ama, elimde belge var. Prof. Dr. Temel Dağoğlu rüşvet almak suçundan 3 sene 9 ay küsur kesin hapse, milyarlarca lira para cezasına ve kamu hizmetinden müebbeten memnuniyete çarptırıldığı hâlde, İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalında profesör olarak göreve atanmıştır. Bunu bilgilerinize sunuyorum ve hayretle bunu karşılıyorum. Neden olmuştur? Kim yapmıştır? Nasıl böyle bir yerde vücut bulmuştur? Bilemiyorum.

Diğeri, diğer komisyon arkadaşlarımdan da bir ilham geldi. Siz, kamu yönetiminde üniversite hocalarına ve öğrencilerine vücut dilinden anlama dersi veriyor musunuz? Bunu da merak ediyorum. Yani, böyle bir ders var mı? Vücut dilinden anlama dersi var mı? Onu da merak ediyorum.

Sorularıma, diğer soru hakkımda devam edeceğim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

Sayın Kerem Altun, buyurun.

KEREM ALTUN (Van) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri, çok değerli bürokrat arkadaşlarım, değerli basın; Millî Eğitim Bakanlığımızın 2008 yılı bütçesi üzerinde konuşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Fransızlar “İnsan alışkanlıklarının esiridir.” derler. Muhalefet, işin tabiatı gereği, eleştirecektir. Çünkü, eleştirmek onlar için alışkanlık hâline gelmiştir. Buna da saygı duyuyoruz.

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Alışkanlık değil, muhalefetin görevidir eleştirmek.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz de yasamanın bir üyesisiniz. Bakanı denetlemekle görevlisiniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Denetleme görevimiz var bizim.

KEREM ALTUN (Devamla) – Sizi saygıyla dinledim. Aynı saygıyı sizden beklemek istiyorum.

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Saygıyı zaten sunuyoruz. Ama, bizim denetleme görevimiz vardır.

KEREM ALTUN (Devamla) – Olaylara görmek istediğimiz gibi bakmak yerine, daha rasyonel, daha objektif, ülke menfaatlerini ön planda tutan bir bakış açısıyla bakmak ve değerlendirmek, katkı sunmak, demokrasi kültürü açısından önem taşımaktadır.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Onun takdirini bize bırakın. Onun ölçüsünü biz takdir edelim.

KEREM ALTUN (Devamla) – Olaylara önyargısız bakmak, yaklaşmak, etkili bir iletişimle mümkündür.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – O bizim takdirimizdir. Siz kendi görevinizi yapın.

KEREM ALTUN (Devamla) – Etkili bir iletişim sağlıklı insan ilişkilerinden geçer. Sağlıklı insan ilişkileri ise empati kurmayı gerektirir, hoşgörü ister, dostluk ister, güven ister, şeffaflık ister, adalet ister.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Muhalefet milletvekillerini çağırmayarak mı yapacaksınız bunu!

KEREM ALTUN (Devamla) – Size, bir halk masalından empatiyi anlatmak istiyorum. Minik bir masal anlatacağım size.

Göğsü kınalı bir kuş varmış. Gök gürlediği zaman, tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da “Korkudan kırk katar yağım eriyor” dermiş. Bir gün, birisi demiş ki “Sen kendin beş dirhem gelmezsin, nereden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?” Bunun üzerine kınalı serçe şu cevabı vermiş: “Herkesin kendine göre dirhemi, kantarı var. Siz ne anlarsınız!”

Değerli Başkan, Değerli Bakanım; cumhuriyet döneminde millî eğitim sistemini çağın gereklerine göre yenileme adına bugüne kadar nicel ve nitel anlamda önemli çalışmalar yapılmış ve aşamalar kaydedilmiştir. Ancak, hayatın her alanında ve sektörlerin pek çoğunda olduğu gibi, eğitim hizmetlerinin sunumunda da birtakım güçlüklerin yaşanmakta olduğu bilinmektedir. Eğitim sistemimizdeki bu güçlükler eğitime erişim ve eğitimin kalitesi ana konularında yoğunlaşmaktadır. Eğitime erişim sorunu kapsamında okullaşma oranları ve bölgelerarası farklılıkların olduğunu görmekteyiz. Kalite sorunu kapsamında ise fiziki altyapı yetersizlikleri, müfredatın güncellenmesi, öğretmen niteliklerinin geliştirilmesi ve eğitim materyallerinin müfredatla uyumu gibi hususların öne çıkmakta olduğu malumlarınızdır.

Elbette ki, bu güçlüklerin en önemli sebepleri ülkemizde hızlı nüfus artışı, kırsal kesimden şehirlere olan göç ve sınırlı bütçe imkânlarıdır. Zaman içerisinde biriken bütün bu güçlüklerin aşılması ve eğitim sistemimizin hak ettiği seviyeye gelmesi amacıyla, Sayın Millî Eğitim Bakanımızın güçlü önderliğinde reform niteliğinde, cumhuriyet döneminin uzun soluklu projelerine imza atılmakta olduğunu memnuniyetle görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bu dönemde, öncelikle toplumumuzun eğitime bakışında bir zihniyet değişimi yaşanmıştır. Artık, herkes bilmektedir ki, eğitim işi sadece Millî Eğitim Bakanlığına bırakılamayacak kadar önemlidir. Devletimiz, özel sektörümüz, sivil toplum kuruluşlarımız ve hayırsever vatandaşlarımız, yazılı ve görsel basının da içinde yer aldığı tüm taraflar eğitim sisteminin sorunlarını birlikte çözme iradesini ortaya koymuşlardır. Bu iradenin sonucudur ki, yeniden bir eğitim seferberliği anlayışıyla hayata geçirilen “Eğitime Yüzde Yüz Destek Kampanyası” “Haydi Kızlar Okula Kampanyası” “Bilgisayarlı Eğitime Destek Kampanyası” gibi projeler hayırsever vatandaşlarımız ile kurum ve kuruluşların büyük ilgisine mazhar olmuş ve bu kampanyalardan beklenen sonuç alınmıştır. Alınmaya devam edilmektedir. Bu projelere katkı sağlayan tüm hayırseverlere huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Devlet-millet iş birliği sayesindedir ki, Eğitime Yüzde Yüz Destek Kampanyası’yla 24 bin derslik inşa edilmiş, 9 bin civarında okulun onarımı ve donatımı yapılmıştır. Okula gitmeyen ve çeşitli sebeplerle eğitim sisteminin dışında kalan kız çocuklarımızın okullaştırılması amacıyla UNICEF iş birliğiyle ortaklaşa yürütülen Haydi Kızlar Okula Kampanyası kapsamında 280 bin civarındaki kız çocuğumuz okullaştırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilgi toplumlarında insan kaynağının en önemli becerisi bilgiyi yönetmek olacaktır. Öğrencilerimizin gelişen teknolojiyi tanımaları ve kullanmaları bilgi topluma geçiş sürecinin hızlandırılması bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla, öğrencilerimizin İnternetin sağladığı fırsatlardan yararlanarak bilgiye ulaşabilmelerinin temini için tüm okullarımıza İnternet erişiminin sağlanması yönündeki çalışmaları kamuoyu memnuniyetle takip etmekte. Ayrıca, bu kampanyaya da büyük destek sağlamaktadır.

İlk ve ortaöğretimde son beş yılda 112 bin derslik yapıldığı görülmektedir. Türkiye genelinde okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında toplam 440 bin civarında derslik bulunduğu dikkate alındığında son beş yılda hizmete sokulan derslik sayısının önemli bir oranı oluşturduğu gözlemlenmektedir. Bazı illerden birkaç tane örnek vermek istiyorum.

Ağrı ilinde 2002 yılına kadar yapılan derslik sayısı 2.077 iken, 2003-2006 yılları arasında bu ilde hizmete sokulan derslik sayısı 1.156’dır.

Kocaeli ilinde 2002 yılına kadar yapılan derslik sayısı 5.377 iken, 2003-2006 yılları arasında bu ilde hizmete sokulan derslik sayısı 3.319’dur.

Diyarbakır ilinde  2002 yılına kadar yapılan derslik sayısı 5.700 iken, 2003-2006 yılları arasında bu ilde hizmete sokulan derslik sayısı 2.200’dür.

Sayın Başkan, Komisyonumuzun değerli üyeleri; son beş yılda okullaşmada büyük bir atılım olduğu görülmektedir. Okul öncesinde eğitimde okullaşma oranı yüzde 11’lerden yüzde 26’lara çıkarılmıştır.

İlköğretimde yüzde 96,4 ortaöğretimde 86,6 oranına ulaşılmıştır.

Ulusal eğitim politikaları incelemesi Türkiye’de teme eğitim, OECD uzmanlar raporu ile Dünya Bankası eğitim sektörü çalışma raporunda eğitime erişimde son yıllarda büyük bir ilerlemenin kaydedilmiş olduğu ve siyasi otoritenin bu konulardaki kararlılıkların etkileyici bulunduğu özellikle vurgulanmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; iyi bir eğitimin ancak iyi şartlarda ve uygun ortamlarda verilebileceği anlayışıyla okullarımızın fiziki yapılarına özel bir önem verilerek okul yapılarında yıllardır kullanılan hantal ve estetik olmayan projeler yerine geçmişin sanat yapılarını da yansıtan gelenekten geleceğe anlayışını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

KEREM ALTUN (Devamla) – Yeni farklı okul projelerinin geliştirilmiş olması, sosyal devlet olmanın bir gereği olarak ilk ve ortaöğretim öğrencilerine 2003 yılından bu yana 570 milyonun üzerinde ders kitabının ücretsiz olarak dağıtılması, şartlı nakit transferi, öğrenci pansiyonları, öğrencilerin yemek ve barınma ücretlerinin artırılması kamuoyunda memnuniyetle karşılanmaktadır.

Ülkemizin sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılayabilecek üyelik sürecinde bulunduğumuz Avrupa Birliği normlarıyla uyumlu, eğitim ve istihdam dengesini destekleyen bir eğitim sistemi için genel ve mesleki teknik ortaöğretimin eş zamanlı olarak yapılandırılması çerçevesinde 59’uncu Hükûmet döneminde hayata geçirilen ortaöğretimin yeniden yapılandırılması büyük reform niteliğindedir.

Eğitim sisteminin bir bütün olarak ele alınarak nasıl bir insan modeli sorusunun cevaplandırılmaya çalışıldığı program geliştirme çalışmaları önemli bir yer tutmaktadır.

Okullarımızda kırk yıldır uygulanmakta olan ilk ve ortaöğretim programları yenilenmiştir. Yeni program yaklaşımıyla öğrencilerimizin okuyan, inceleyen, araştıran, soran, sorgulayan, düşünen, analitik bakabilen, eleştiren, eleştirel bakabilen, kendisiyle, ailesiyle, toplumuyla barışık, toplumun değer yargılarına sahip, millî kimliğine duyarlı, evrensel kültürlere de saygılı bir gençlik yetiştirme modeli esas alınmıştır.

Ayrıca, öğrenci merkezli eğitim anlayışıyla da bireysel özellikler dikkate alınmış, bilimsel düşünme ve iletişim kurma becerisine sahip, öğrenmeyi öğrenmiş bireyler için eğitim süreci her aşamada birey katılımını sağlayacak şekilde yapılandırılmıştır.

Rehberlik sistemi yeniden yapılandırılmıştır.

Edebiyat ve sosyal bilimler alanında ilgi ve yetenekleri üst düzeyde olan öğrencilerin bu alanda yetiştirilmesine yönelik olarak açılan sosyal bilimler liseleri eğitim sistemimizde bir ilktir.

Gençlerimizin beden eğitimi ve spor alanında temel bilgi ve beceri kazanmaları için ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yetişmelerini sağlamak amacıyla spor liseleri bu dönemde açılmıştır.

Fen liseleri bütün illere yaygınlaştırılmıştır.

“En iyi okul, evime en yakın okul.” anlayışından hareketle, öğrencilerin hem en yakın okula kayıtlarının sağlanması, veli ve öğrencilerin servis derdinden kurtulması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  3 dakika ek süreyi verdik yani.

Buyurun.

KEREM ALTUN (Devamla) – Mahalle ve semt sakinlerinin kendi okullarına sahip çıkma duygularının geliştirilmesi, öğrenci potansiyeli itibarıyla homojenliğin sağlanması ve kayıt parası şeklinde ifade edilen olumsuzlukların önlenmesi amacıyla ek kayıt sistemine geçilmiş olması memnuniyet vericidir.

Özel bir ihtisas mesleği olan öğretmenlik mesleğinin niteliğini yükseltmeye yönelik çalışmalar kapsamında sürdürülen öğretmenlik yeterliliklerinin belirlenmesi çalışmalarının yanı sıra, öğretmen yetiştirme sisteminin yeniden sorgulanarak bu konuda Yüksek Öğretim Kuruluyla ortak bir çalışmanın yürütülmesinde yarar görülmektedir. Bu anlamda, Millî Eğitim Akademisinin bir an önce kurulması, bu yöndeki çalışmalara katkı sağlayacaktır.

Sonuç olarak, Hükûmetimizin bütçede en büyük payı eğitime ayırmış olması eğitime verdiği önemi ortaya koymaktadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Millî Eğitim Bakanlığımızın bu güzel proje ve çalışmalarına imza atan başta dur durak bilmeden gecesini gündüzüne katan Sayın Bakanımız başta olmak üzere, çok değerli bürokratlarına ve bütçenin hazırlanmasında emeği geçen bütün değerli arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum. Bütçenin millî eğitim sistemimize, öğretmenlerimize ve tüm çalışanlara hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Emin Haluk Ayhan, buyurun.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonun değerli üyeleri, kıymetli bürokrat arkadaşlar ve basın mensupları; sizlere saygılar sunarak sözlerime başlıyorum.

Eğitim konusu profesyonel alanımın dışında olmakla beraber hem bir kamu maliyecisi hem bir veli hem de bir siyasetçi olarak, 2008 yılı programını incelerken tespit ettiğimi bazı hususları sizlerle öncelikle paylaşmak istedim.

Hükûmet tarafından eğitim sisteminin temel problem alanlarını eğitime erişim ve eğitimin kalitesi olarak kabul edildiğini görüyoruz ve ikiye ayrılıyor böylece. Hepimizin bildiği üzere, erişim sorunu olarak okullaşma oranları ve bölgesel farklılıklar ortaya çıkıyor.

Diğer taraftan da, fiziki altyapı kifayetsizliği, müfredatın yenilenmesi, öğretmen niteliklerinin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi ise eğitimin kalitesi olarak yorumlanıyor.

Eğitimin her kademesine istenilen düzeyde ulaşılamadığı açıkça beyan edilirken, mali kaynakların erişime yönelik kullanıldığını, bu nedenle de eğitim kalitesindeki düzelmenin kifayetsiz olduğu da açıkça beyan ediliyor. Özellikle, ilköğretim ve mesleki ve teknik eğitim konularında okullaşma oranlarında yeterli gelişmenin sağlanamadığı da oradaki, tablolardaki rakamlardan görülüyor. İstanbul il genelinde, ortalama, derslik başına düşen öğrenci sayısının, kent merkezinde 55 olduğu da görülüyor. Tekil eğitimde öğrenim gören öğrencilerin, toplam öğrencilerin ancak yüzde 45’i olduğu da ifade ediliyor. Kamu eğitim harcamalarının yurt içi hasılaya oranında önemli bir değişiklik maalesef gerçekleştirilememiştir. Buna ilave olarak gelişmiş ülkelerde bu oran karşılaştırılması yapılırken, 25 Avrupa Birliği ülkesi ve OECD ülkeleriyle karşılaştırırken, o ülkelerin öğrenci sayıları ile yurt içi hasıla büyülükleri dikkate alınmadan karşılaştırma yapılmaktadır. Yoksa yurt içi hasılanın binde 1’leri kadar olan değişikliklerin bir şeyi ifade etmeyeceği ortadadır.

Yükseköğretimde merkezî ve bürokratik bir yapının olduğu cihetiyle, finansman yapısı, kalite değerlendirme ve hesap verilebilirlik sisteminin kurulamaması, öğretim üyesi başına öğrenci sayılarının yüksek olması ve fizikî altyapının yetersizliği, etkileyen sorunlar olarak sayılmaktadır. Böyle bir hususun, Millî Eğitim Bakanlığında da farklı olduğunu söylemek mümkün değildir. Şayet AKP, iktidar olduğu yılların başında yeterli bir kadro planlaması ve tahsis olmuş olsa idi doktorasını bitiren binlerce eğitimci yetiştirme imkânı ve planlama yapma imkânı da ortaya çıkardı.

Diğer taraftan, liselerin dört yıla çıkarılmasıyla ortaya çıkan derslik ve eğitimci açığının önceden planlanamaması, yeni bir iş yaparken ortaya çıkabilecek problemlerin önceden görülememesinin de yönetim zafiyetinin olduğunu gösterir.

Diğer taraftan, veli olarak karşılaştığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Oğlumun özel okullar için sınava gireceğinde müracaat formunun ya Etimesgut’tan ya da İncek’ten temin edildiğini öğrendiğimde gerçekten hayretler içinde kalmıştım. Bunu da Sayın Bakanla paylaşmak istiyorum. Bu husus, uygulamanın ne kadar rasyonel olduğunu bize gösterebilir.

Eğitim için ayrılan kamu yatırımlarının 2008 yılındaki gelişmenin de çok parlak olmadığı vakıadır. Eğitimi, kamu yatırımları dışında çözmeye çalışmak belki bir yöntem olabilir ama kamu yatırımlarındaki problem sadece eğitim alanında değildir, bunu, geçmiş günlerde kamu sabit sermaye yatırımlarının gelişimine baktığımız zaman, aşağı yukarı bütün sektörlerde benzer gelişmelerin olduğunu gördük.

Diğer taraftan, eğitim-istihdam ilişkileri daha dinamik bir yapıya kavuşturulmalıdır. Böylece, bireyler daha çabuk amaçlarına ulaşıp iş bulma yoluna gidecekler, istihdamları kolaylaşacak, nitelikli iş gücü temininde problemi olan sanayi de problemini daha kolay çözmüş olacaktır. Buna ilave olarak da üniversiteler, bu açıdan daha da fonksiyonel hâle getirilebilir. Genel olarak, bütün birikmiş sorunların hepsinin kısa bir sürede çözülmesinin mümkün olmadığı bir vakıadır, bir gerçektir ancak âdeta, her şeyi çözdüğünü iddia eden bir iktidarın, “Cumhuriyet hükûmetlerinden daha fazla şey yaptık” demesi, insan mantığına sığdırılabilecek bir söyleyiş biçimi de değildir. İnsan gücü planlaması yapılması ve bunun bir devlet politikası olarak sürdürülmesi gerekir.

Bir diğer husus, velilerin, Türkiye’de, öğrencilerle birlikte mecburi hizmet yapma gibi bir zorunluluklarının ortaya çıkmasıdır. Veliler, bu durumdan kurtarılmalıdır. Bunu ortadan kaldıracak ne yapılmıştır? Derslikleri açabilirsiniz ama nitelikli bir eğitim vermeyi başaramadığınızda bir sonuç almamış oluyorsunuz.

Özel eğitim harcamaları ve dershane müessesi de sistemin rasyonel kullanılmadığı bir alandır. Kamuda zaten yeterli faydayı sağlayamazken özel sektör ve dershaneler de kamuya benzemiş, onlar da sınavla öğrenci almaya başlamışlardır. Dershaneler aynı şekilde davranmaktadırlar. İş hayatı ve mesleki ve teknik eğitim arasında ilişki, iletişim ve etkileşim de mutlaka geliştirilmelidir.

Millî eğitim sisteminin başarılı olup olmadığını anlamının bir yolu da çıktılara bakmaktır. Millî eğitimin genel amaçlarına baktığımızda, birincisi, millî eğitimin bütün bireylerinin, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Türk milletinin millî ve ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş vatandaşlar olarak yetiştirmektir. İkincisi, beden, zihin, ahlak ve ruh duygu bakımlarından da dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüslere değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan, yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmektir. Üçüncüsü, ilgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamaktır.

Bu amaçların ne ölçüde gerçekleştirildiği önemli bir tartışma konusudur. Sokaklarında uyuşturucu, kapkaç, hırsızlık, yaralama ve çok çeşitli ahlaki, mala ve cana karşı suçların alabildiğince yaygınlaştığı okullarımız ve çevrelerinde çetelerin cirit attığı bir tabloda, çocuklarımızın eğitiminde ne kadar başarılı olduğumuz tartışılır bir mahiyettedir. Millî birliğimiz ve bütünlüğümüz, üniter yapımızın bozulmaya çalışıldığı süreçlerde de eğitim sistemimizin kanunda yazılı amaçlara ulaşmada ne ölçüde etkili olduğu iyi değerlendirilmelidir.

Bu vesileyle, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin hayırlı olması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz efendim, hassas bir şekilde zamana riayet ettiğiniz için.

Sayın Mehmet Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Komisyonumuzun değerli üyeleri, Millî Eğitim Bakanlığının değerli bürokratları, değerli basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, Sayın Bakanının konuşmasını dinlerken bir ara dedim, acaba, Bayındırlık Bakanlığının falan bütçesini mi dinliyorum diye çünkü sürekli teknik kapasiteden, okullardan, binalardan bahsetti. Millî eğitimin en önemli unsuru olan eğitimdeki öğretmen yetersizliğimizden, öğrencilerin sorunlarından, ben, pek fazla bir şey göremedim. Pembe tabloları seviyorum, AKP’nin bütün bakanları da sağ olsun bize bu pembe tabloları hep gösteriyorlar ama eski bakanımızın –rahmetli- lafı aklıma geldi yani “Okullar olmasaydı ne güzel yönetirdim” diye. Asıl burada nicelik tabii ki önemli ama nitelik meselelerinin çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Asli unsur olan, öğretmen ve öğrencilerin…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Pembe tablo çizeceksiniz galiba.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Mor tablo çizeceğim efendim.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Seviyorum dediniz de onun için.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani, pembe hoşumuza gidiyor ama karın doyurmuyor yani geleceğe yönelik umudumuzu kaybetmek istemiyoruz da mevcut sorunları tespit etmeden de geleceğe yönelik şeylerden sadece umutla beslenmemiz mümkün değil. Dolayısıyla, ben de en son yaptığım iş olan öğretim üyeliği vasfından dolayı biraz daha eğitimle ilgili de birkaç şey söylemek şimdi de öğrenci velisi olarak tabii ki ilköğretimin de sorunlarını görüyoruz ama hepsini birden…

Asıl, yine dikkatinizi, bu işin felsefesine anlayışına çekmek istiyorum. Şimdi, ilköğretim okullarına baktığımız zaman, her sene gazeteler kayıtlarla beraber bu para tartışmasını yapar. Bu, tersinden baktığınız zaman, kaynakların yetersiz olduğunun bir göstergesidir, biz de sürekli olarak yaşıyoruz ama asıl, öğretmen atamalarına bakarsınız, köylere gidersiniz, öğretmen açığını görürsünüz. Rakamlara baktığınız zaman, yaklaşık 180 bin boşta duran öğretmen vardır, bir 10 bin kadar daha Bakanlık atamayı düşünüyordu, yaklaşık 170 bin olsa önümüzdeki yıl sonu itibarıyla da 62 bin daha öğretmen adayının mesleki eğitim fakülteleri ile fen edebiyat fakültelerinden mezun olması bekleniyor. Yani, yıl sonu, bizim, temmuzdan itibaren 262 bin yaklaşık öğretmen fazlamız var bekliyorlar. Bakanlığın öğretmen açığı ne kadar bilmiyorum, bürokrat arkadaşlarım, yaklaşık 20 bin civarında diyorlar. Yıllık sirkülasyon da 16-17 bin emekli olan ve ayrılan oluyor, 20 bini bulmuyor. Bu durumda, bu kadar bekleyen insanı nasıl öğretmen yapacağımız, öğretmen adaylarımızı, bunun planlamasıyla ilgili bir şey var mı, bu çocuklarımız böyle bekleyip duracaklar mı? Çünkü, bütün vekillerimizin, iktidar, muhalefet, her atama döneminde, önüne birçok talep formları geliyor. Öncelikle bunun planlanmasının, tabii ki teknik olarak okul, derslik sayısı, elektronik işlemlere yatkınlık, e-devlet kapsamındaki uygulamaları önemsiyoruz ama öncelikle, öğretmen altyapısının yeterli olmasının tartışılması gerektiğine inanıyorum.

Okullarda maddi olarak imkânsızlıklar devam ediyor. Tabii ki bütçeye bakıyorsunuz, değerli arkadaşlarım, hepsi bahsettiler, gelirden alınan paya da bütçenin artış oranlarına da değindiler ama bu durumdan, arkadaşlar, ne okul idarecileri memnun ne öğretmenler memnun ne veliler memnun. Okul müdürü, ıkına sıkıla geliyor, size bir şey söyleyecek, söyleyemiyor. Öğretmen, işte okul aile birliği toplantısı, yok öğrencinin durumu diyor, kenarda, hafiften, size böyle utanarak bir talepte bulunuyor. Bundan, ne öğrencilerimiz ne öğretmenlerimiz ne de idarecilerimiz hiçbirisi memnun değil ama yapmak zorundalar, okulun da işlerinin dönmesi gerekiyor.

İlköğretimle ilgili, şimdi, burada, birkaç örnek var ama yani ne kadar, siz, öğrencilere yardımda bulunuyoruz, reformlar yapılıyor deseniz de kitapların ücretsiz dağıtılması, evet, bir vakıa olsa da maalesef, okulların durumunda genel olarak, bir, maddi olarak sorunlarına çözüm olma anlamında yeterli kaynak sağlanamıyor çünkü zorunlu giderlerinin de merkezî bütçeden karşılanmadığını biliyoruz. Onun için, hocalarımız ve idarecilerimiz sık sık bizlere başvurmak zorunda kalıyorlar.

Yükseköğrenimle ilgili de Sayın Başkan Vekilimiz buradalar, birkaç hususa değinmek istiyorum. Kendileri de belirttiler, ben, normal strateji belgesinden alıp bir rapor vardı ama konuşma metnine de koymuşlar. Öğretim üyelerinin durumunu, en son yaptığım iş olan öğretim üyeliğinden dolayı arkadaşlarımın taleplerini de dile getirmek istiyorum. Yeni üniversite kuruldu, 115 tane toplam üniversitemiz oldu ama hiçbirinde yani profesör yetersizliğini biliyoruz ama araştırma görevlisi yetiştirebilecek bir ortam yok ve Sayın Başkan Vekili de ifade ettiler, zaten, yeterli kadro da verilmiyor, son yıllarda, özellikle, neredeyse 3’te birinin daha altına düşmüş durumda. Eğer, şu anda, araştırma görevlisi ve yardımcı doçent olarak yetiştirdiğimiz arkadaşlarımız olmazsa birkaç sene sonra bu kurduğumuz üniversitelerin de atıl hâle geleceğini yani beklenen amaca ulaşamayacağımızı, beklenen performansı sergileyemeyeceğimizi belirtmek gerekiyor. Yani, YÖK’ün eksikleri yok mudur? Vardır ama sadece, suçlayarak da bu işi çözmek mümkün değil. Teknik imkânlarını, nasıl, ilköğretimde, ortaöğretimde aynı şeyi tartışıyorsak kadrolarını yeterli düzeyde tutmadığımız zaman bir süre sonra zaten arkadan gelen öğretim elemanı bulmakta zorlanıyoruz. Bunun önemli bir nedeni de tabii, sadece, kadro yetersizliği değil, tersinden de bakmak lazım, maddi imkânsızlıklar. Sayın Başkan Vekilimizin konuşma metninde de yer alıyor değerli arkadaşlarım, 97 yılında, baktığınız zaman, albayın, hâkimin ve profesörün aldığı maaşlar -derecelerine, şimdi girip vakit kaybetmiyorum- aynıyken şu anda makas ciddi ölçüde açılmış. Burada, öğretim üyeliği, bir meslek olarak cazibesini yitirmiş durumda değerli arkadaşlar. Öğretmenler için de beklendiği şekilde olduğu söylenemez, hadi öğretmenlerde yine bütçe kısıtına bakarlar, sayıya bakarlar, belli ölçüde artırım zorunluluğu olabilir ama biz, bu arkadaşlarımızın ekonomik geçim kaygısıyla gerektiği gibi araştırma yapamadığını ve ek ders peşinde koşarken, özellikle, araştırma görevlilerinin bu işi yapmalarının, yardımcı doçentlerin kendilerini geliştirmelerinin mümkün olmadığını biliyoruz.

Bu çerçevede, öğrenci alımında, planlamada da aksaklıklar olduğunu görüyoruz, en önemlisi de zaten, öğretmen adayı fazlalığında görülüyor. Bu çerçevede, hem YÖK’ün hem de Millî Eğitim Bakanlığının bir inisiyatif alarak üniversitelerin kadroları belirlenirken bu konuda hassasiyetli olması gerektiğine inanıyorum.

Diğer bir husus, değerli arkadaşlarım, Kredi Yurtlar Kurumunun durumu. Bütün, iktidarı, muhalefeti, bütün milletvekili arkadaşlarımızın, okullar açılacağı zaman, yurtlarla, burslarla ilgili çok yoğun taleplerle karşılaştığını biliyoruz. Fiziki imkânların yetersiz olduğu doğrudur ama eğitimde, özellikle, öğrenci yurtları konusunun çok hassas olduğunu, kız öğrencilerimizin çok daha mağdur durumda olduğunu biliyoruz. Eğer, bu konulara daha fazla kaynak ayrılırsa kendilerinin de daha iyi barınma imkânlarına kavuşacağını söyleyebilirim.

Diğer bir husus, yine, Bakanlıktaki birtakım kadrolaşmalarla, atamalarla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Benim, somut bir bilgim var. Sayın Bakan burada yok ama değerli bürokrat arkadaşlarım eğer, bu konuda not alabilirlerse birazdan Sayın Bakanımız cevap da verebilir. Bazı atamalarda partizanca davranmalar görüyoruz, duyuyoruz demiyorum, görüyoruz, tespit ediyoruz. Ben, size, bir tane örnek vermek istiyorum: Daha önce, yine, Sayın Bakan göreve başlar başlamaz atanmış olan Ticaret ve Turizm Eğitimi Genel Müdürümüz vardı, ben de hemşehrim olduğu için Antalya milletvekili olarak Sayın Bekir Turgut, isim de verebilirim, bürokrat arkadaşlarımız tanıyordur. Kendisi, mahkeme kanalıyla görevine iade edildi. Biz de bürokratlık yaptık yerimize gelen arkadaşlarımız da oldu, devir-teslim de yaptık ama hiç öyle bir şey duymamıştık. Şimdi, bir odayı bırakın, bir sandalye dahi kendisine gösterilmedi, yerine atanan arkadaşımız geldi, görevden yürütmeyi durdurma alınmasına rağmen gelirken… Şimdi, bunlar, bürokrasi, sürekli bir iş değerli arkadaşlarım, ben de alındım, AKP iktidara geldiği zaman ilk alınanlardan birisiyim. Bürokraside normaldir, arkadaşımıza yerimizi devrettik, normal bir devir teslim töreniyle bıraktık gittik, gelen adam da odaya oturur ki bu aynı iktidarın iki bürokratı arasında olması gereken bir şey. Buralarda biraz siyasi davranıldığı bizlere iletiliyor. Bu konuda, eğer, benim bir yanlış bilgim varsa ki mahkeme kararı da cebimde duruyor onu da size takdim edebilirim. Bu konularda daha hassas olunmasını istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Toparlıyorum…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Diğer önemli bir husus ise az önce Sayın Bakanın da belirtmiş olduğu müfredat yenileme çalışmaları kapsamında, Millî Eğitim Bakanlığının bastırmış olduğu kitaplarla ilgili önemli bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum değerli arkadaşlar.

Şimdi, bu Talim ve Terbiye Kurulunun incelemesinden geçiyor bu kitaplar, çok önemli çünkü çok büyük miktarlarda basılıyor ve önemli bir rant kaynağı. Burada, kitapların çok geç incelendiği, neredeyse bir yılı bulan, bazı kitapların müracaattan sonra değerlendirilmediği, bu çerçevede Yayıncılar Birliği üyesi olmayanların da resmî bir kurum olmamasına rağmen, Birlik aracılığıyla yazışmalarının yapıldığı, bundan dolayı da gecikmelerin olduğu söyleniyor. Asıl şey, bu, basına da yansıdığı için rahatlıkla söyleyebilirim hatta Sayın Bakan tarafından soruşturma mevzu da yapıldı, buradaki kitap incelemelerine ilişkin. Ben, sizin dikkatinize çok önemli bir şeyi sunup sonra konuşmamı tamamlayacağım. Bir komisyon inceleme yapıyor değerli arkadaşlar, 94 veriliyor bir kitaba, somut olarak notunu da söylüyorum, birkaç küçük düzeltme istiyorlar. Bunun arkasından, bu değerlendirme yapılıyor, aynı şekilde, hiçbir şey yapılmadan ilgili yayıncı tarafından Bakanlığa düzeltmeleriyle beraber geri gönderiliyor arkadaşlar. Başka bir komisyon, tekrar, bu düzeltilmiş şeklini inceliyor, verilen not kaç biliyor musunuz? 39, yanlış duymadınız, 39, yani 94 alıp eksiklerini tamamladıktan sonra almış olduğu not, nasıl oluyor da bir değerlendirme kriteri olan bir kurumdan iki tane ayrı komisyon, birisi 94 verirken ötekisi 39 veriyor ben bunu anlamakta zorlandım, bilmiyorum bürokrat arkadaşlarımız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bitirdim Başkanım son cümlemi söylüyorum.

Tabii, burada, bunun üzerine -Sayın Bakanı suçlamamak lazım- soruşturma açtırıyor ama sadece, bir-iki arkadaşımızın yerini değiştirip başka bir komisyona veya kurum içinde bir yere veriyor, bu konu böyle kapanıyor.

Bu önemli, neden önemli? Çünkü çok büyük hem rant olarak büyük bir kaynak var hem de bu kitaplar bizim çocuklarımıza… Kalitesi açısından önemli bir sorunumuz var. Eğer, böyle inceleniyorsa o zaman içeriğiyle ilgili birçok milletvekili arkadaşım bir şeyler söyledi, onlardan da endişe duymamız gerekiyor.

Geriye kalan hususları sorularda görüşmek üzere teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Günal.

Sayın Kabakcı.

MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkanım, Sayın Divan, Sayın Bakanım, Millî Eğitim Bakanlığı ve bağlı kuruluşların sayın bürokratları, sayın basın mensupları; sözlerime başlamadan ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, mimari konuda olsun eğitimin içeriği konusunda olsun yaptığı sunumda yeni şeyler söyleyen değerli Millî Eğitim Bakanımıza hem teşekkür ediyor hem tebrik ediyorum. Ayrıca, Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürüne ve Yüksek Öğretim Kurumu Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanına, yaptığı hizmetlerden dolayı çok teşekkür ediyorum.

Değerli hazırun, konuşmama başlamadan önce, sizinle, bizatihi yaşadığım üç hadiseyi paylaşmak istiyorum: Yıl 1981, Federal Almanya’da, Regensburg diye bir şehirde, Gerhardingerschule diye bir okuldayız. Okul yeni başlamış. Okul müdürü bizi çağırdı. Biz, orada, Türk öğrencilere ders vermek üzere görevli öğretmeniz. Okul müdürü dedi ki: “Mustafa Bey, biraz sonra biz sene başı duası için kiliseye gideceğiz. Allah’a inanmayanlar için de aşağıda genel ahlak bilgisi dersi var. Lütfen, Türk çocuklarını alın ve oraya inin.” Ben dedim ki: “Efendim, bizim, Allah’a inanmadığımız doğru değil, biz Allah’a inanıyoruz.” O zaman “Sizin bir ibadet yeriniz var mı?” dedi. “Efendim, bizim, Diyanet İşleri Başkanlığımıza bağlı bir camimiz var.” “O zaman, lütfen, çocukları alın ve sene başı duası için, öğrencilerinizle beraber camiye gidin, ilgili görevliniz sene başı duası yapsın.”dedi. Dedim ki: “Diğer öğretmen arkadaşlara da bunu söyler misiniz lütfen.” Görevli olduğumuz yerdeki diğer iki arkadaş çağırıldı, kendilerine aynı şeyler tekrarlandı. Öğretmen arkadaşlardan bir tanesi dedi ki: “Efendim, biz, Türkiye’ye bağlıyız ve biz, böyle bir şey için camiye gidemeyiz.” Okulun müdürü Hans Bayer -ki vefat etti şu anda- dedi ki: “Burası Federal Almanya Cumhuriyeti ve Bavyera yasaları, sizi ibadethaneye gitmeye mecbur ediyor. Eğer sizin inancınız müsait değilse, çocukları içeriye koyun, siz dışarıda bekleyin ama oraya götürmek sizin vazifeniz.” Biz, Hrıstiyan okul müdürünün zorlamasıyla camiye kadar gittik, sene başı duasını yaptık. İstemeyen öğrencilerimizi de genel ahlak bilgisi dersine katılmak üzere okulda bıraktık. Anekdotun biri bu. Hiç yorum katmıyorum, sadece anlatacağım ve susacağım.

İki: Öğretmenliğe başladıktan altı ay sonra. Almanya’da teftiş sistemi değişik. Müfettiş yani teftiş edecek zattan size bir mektup geliyor, deniliyor ki: “Filan tarihte, filan saatte sizi teftiş için geleceğiz. Lütfen, bütün hazırlığınızı yapın.” Sınıfa giren Alman müfettişin, buradaki eğitim sisteminde olduğu gibi öğrencilere soru sorma alışkanlığı yok. Sadece, sınıfın gerisine oturuyor üç saat, sizin en son eğitim tekniklerini kavrayıp kavramadığınıza, bilgi olarak yeni şeyleri takip edip etmediğinize bakıyor ve üç saatin sonunda sizi çağırıyor, diyor ki: “Siz, şunları takip etmişsiniz, iyi bir öğretmensiniz veya şunlarda eksikleriniz var.” Ondan sonra, sözleşmenizin yenilenmeme ihtimali var beğenilmezseniz. Müfettiş bana geldi, altmış dakikalık bir dersimi sonuna kadar dinledi. Dersin sonunda beni çağırdı, üç saati beklemedi, dedi ki: “Mustafa Bey, Türkiye’den geleli ne kadar oldu?” “Üç ay oldu efendim.” dedim. “Efendim, siz doçent misiniz?” dedi. “Hayır efendim.” dedim. “Burası üniversite mi?” dedi. “Hayır efendim.” dedim. Dedi ki: “Bir Alman öğretmenin altmış dakikalık derste konuşma hakkı on beş dakikadır. Siz Türkler konuşmayı seversiniz, yeni de geldiğiniz için size toleransla yirmi beş dakika süre vermiştim. Siz, altmış dakikalık derste kırk beş dakika konuştunuz. Siz bu şartlarda biz bu sınıfta öğretmenlik yapamazsınız. Onun için sizi sınıftan alıyoruz efendim.” dedi ve üç aylık bir eğitimden sonra, bir sınıfta özgür irade nasıl geliştirilir, altmış dakikalık derste on beş dakika konuşularak ders nasıl yapılır, üç ay sonra öğrendim. Gittiğimde, on beş yıllık öğretmendim. Daha ne mi öğrendim Almanya’da? Almanya’da, sınıfın kapısını çalarak girmeyi öğrendim, bu, bizim için bir ayıp ama sınıfın kapısını -samimi olarak- çalarak girmeyi öğrendim çünkü daha önce sınıfın kapısını aniden açmak, içeriye girmek, öğrencileri suçüstü yakalamak ve suçluları idare etmek çok daha avantajlıydı. Eğitimimiz böyleydi çünkü. Başka neyi öğrendim? Öğrencim gelince ayağa kalkmayı, önümü iliklemeyi, hatırını sormayı öğrendim.

En son anlatacağım hadiseyi de anlattıktan sonra konuşmama geçeceğim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Daha geçmediniz mi?

MUSTAFA KABAKCI (Devamla) – Geçmedim daha Mustafa Bey, geçmedim çünkü bu konuda epey konuşacak konum var, gerçekten var.

Ailece oradayım. Küçük kızım Gülperi -şu anda büyüdü- anaokuluna gidiyor. Bir gün geldi, gözleri dolu dolu “Baba” dedi. “Buyur kızım.” Çok özür diliyorum, ben siyah diye tercüme edeceğim de onun diliyle söyleyeyim. “Biz niye garayız?” dedi. “Hayırdır kızım.” dedim. “Bizim bir kere saçlarımız ve kaşlarımız çok gara, onun için ben oraya gitmeyeceğim bundan sonra, onlar hep sarı.” dedi. Efendim, kızımız, sarıların içinde komplekse girmesin diye, garaların çok olduğu Türkiye’ye geldik. Derken, bizim kız ortaöğretimi bitirdi, üniversiteye gitti. Derken, üniversite imtihanlarından, başörtüsünden dolayı polis zoruyla dışarıya çıkarıldı. Onunla beraber, garaların ülkesinde daha gara olarak arabaya bindik, eve kadar –buna inanın, bunu sadece ajite etmek için filan anlatmıyorum- beraber, birbirimizin yüzüne bakmadan ağladık. O günden beri hiç kimseye kin duymadık, hiç kimseyi tenkit etmiyoruz. Bizim, bu ülkeden başka gidecek hiçbir ülkemiz yok. O kızım okumadı, liseden sonra bıraktı, şu anda onun kızı var, onun kızının hür olarak okuyacağı günleri beklemeye devam edeceğim bu ülkede ve hiçbir şekilde… Bakın, bunu, sadece propaganda için değil, hiçbir kişiye kalben kırgın değilim, kızım da kırgın değil. Bu ülkenin insanlarını seviyoruz ve bu ülkede, bir gün, birbirimize inanacağımız günleri bekliyoruz. Bir gün, bu ülkede, birbirimizden şüphe etmeyeceğimiz, birbirimizin söylediklerine değil kafasındaki düşünceleri okuyacağımız günleri terk ettiğimiz günleri hasretle bekliyorum. Yani, bir gün “sen demek istedin ki” diye başlayan bir konuşmanın terk edildiği bir ülkeyi samimi olarak özlüyorum.

Efendim, bütün dünyada, siyasetçilerin esas görevi problem çözmektir. Türkiye’de siyasetçilerin, oluşan bir gelenekten dolayı yaptığı şey, maalesef, problem çıkartmaktır ve Türk milleti, hiçbir dönemde, problemler çıkararak siyasetçilerin önüne gelip yaa ne olur şu problemi çözün, bir siyasetçi olarak bunu söylemek zor ama maalesef, bütün problemler Ankara’da üretilmiş, ya bürokrasi tarafından ya politikacılar tarafından milletin önüne getirilmiş, konmuş ve millet, her seferinde sandıkta cevabını vermiş, çözmezseniz gelecek sefere daha da azalacaksınız demiştir.

Efendim, eğitimde ne yapmalıyız? Eğitimde, şu anda fark edilen en korkunç şey, eğitimin eğitim tarafı süratle zayıflıyor değerli eğitimciler. Eğitimde, gitgide öğretim merkezli olmaya başladık. Bu, bu ülke adına bir kayıptır. İnsanlara, bilgisayar öğretebilirsiniz, çok iyi matematikçi yapabilirsiniz ama bugün, birinci sınıf İnternet, bilgisayar öğrettiğimiz insanların, hesaplardan para çalmasını engelleyemiyoruz. Esas olan, bir milletin çocuklarına şahsiyet kazandırmaktır. Esas olan, bir milletin çocuklarının aynı olaylar karşısında aynı tavrı koyabilmesini temin etmektir ve eğitim, yeniden eğitim merkezi hâline gelmelidir bu ülkede.

Efendim, eğitimin yönünü belirlerken ki Sayın Bakanın bahsettiklerinden gerçekten heyecanlandım, ülkemizin geleceği inşallah çok daha güzel olacak, eğitimde:

1-Yeniden, bu ülkede, çalışmayı kutsamalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, tamamlarsanız.

MUSTAFA KABAKCI (Devamla) – Efendim, daha konuşmaya başlamadım.

Ama şöyle bir şey: Eğitim, bu ülkede yeniden çalışmayı kutsamalı. Bakın, şu anda, bu ülkede, maalesef, çalışma niyetinde olmayan büyük bir topluluk var. Ben, aynı zamanda şu anda eğitimi bıraktım, yaklaşık on yıldır sanayiciyim, 110 kişi çalıştırıyorum. Gelenlerin hepsinin birinci vasfı şu: Ben, dünyanın en kıymetli varlığıyım, benim kıymetimi bilmek üzere ey herkes hazırlanın, benim kıymetimi bilin, çalışmaya filan gerek yok. Böyle bir nesille varabileceğimiz hiçbir yer yok. Çalışmayı yeniden kutsamalıyız.

Yeniden neyi kutsamalıyız? Meslek sahibi olmayı yeniden kutsamalıyız. Bir millet düşünün, padişahı bile padişahlığının yanı sıra marangozluk yapıyor. O milletin çocukları bugün geliyor bize, ne istersen yaparım diyor. Böyle bir şey olmaz. Yeniden, mesleği kutsamalıyız, genel liselerden yeniden dönmeliyiz.

Başka ne yapmalıyız? Güveni yaygınlaştırmalıyız, birbirimize samimi olarak güvenmeliyiz. İş Bankası yayınlarından, Francis Fukuyama bir kitap yayımladı, kitabın adı “Güven” ve yapılan 40 ülkedeki araştırmada, devlet olarak millete, millet olarak devlete, insan olarak birbirine güvenmeyen insanlar sıralamasında, Brezilya’dan sonra ikinci sırada gösteriliyoruz. Bu, bizim için bir kayıptır ve biz, yeniden, güveni yaygınlaştırmalıyız. Yeniden, birbirimizi kucaklamalıyız, yeniden yan yana durmalıyız, millet olarak eğitimde bir hedefi belirlemeliyiz. Yönlendirme, kesinlikle üniversite önüne kadar gelmemeli. Yönlendirme, ilköğretimden itibaren başlamalı, birinci sınıf çocuklarımızı, bir çocuğun zeki veya akıllı olup olmaması, kabiliyetli olup olmaması, onun bir tercihi değil. O çocuğu, ilköğretimden itibaren yönlendirmeliyiz, onları üniversite imtihanlarına mecbur etmemeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alalım, devamını pazartesi…

MUSTAFA KABAKCI (Devamla) – Pekâlâ, devam ediyorum.

Dışarıdaki sistem kurulmuş, dünyada bilinmeyen bir şey yok. Beşinci sınıftan itibaren, çok zeki olan çocuklar ayrılıyor, üniversite imtihanı olmayan okullara sevk ediliyor. Eğer, öğretmen yanlış değerlendirme yapmışsa giden çocuklar üç ay sonra geldiği okula iade ediliyor, öğretmenin de öğretmenlik vasfı bir müddet sonra hataları üst üste yaparsa elinden alınıyor. Altıncı sınıfta, meslek yüksekokuluna gidecek o çocuklar seçiliyor, ara hizmeti verecek çocuklar, onlar da öyle yönleniyor. Altıncı sınıftan sonra, herkes bir meslek öğrenmeye mecbur ediliyor yani dünyanı keşfetmenin filan bir yolu yok. Biz ne yapıyoruz? Çocuğu alıyoruz, ilkokulu okutuyoruz, ortaokulu okutuyoruz, liseyi okutuyoruz, üç saatlik bir imtihandan sonra çocuğun bütün hayatını karartıyoruz, sokağa terk ediyoruz. Bu yapılan zulümdür ve bunu bir an önce engellemeyen hepimiz, bu işin sorumluluğu sırtımızda kalacaktır.

Çok özür diliyorum, yaklaşık bir yirmi sayfam var ama. Süreyi aşmamak için…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yazılı alalım onları biz!

BAŞKAN - Şimdi, onları yazılı olarak alalım biz.

MUSTAFA KABAKCI (Devamla) – Peki, süreyi aşmamak için özür diliyorum, dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bütçemizin, memleketimize, milletimize, geleceğimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Böyle, uzun konuşması olanları yazılı olarak da alabiliyoruz.

Sayın Serter.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Teşekkür ederim söz verdiğiniz için.

Sayın Başkan, Sayın YÖK Başkan Vekili, komisyon üyeleri ve saygıdeğer milletvekilleri; burada, gerçekten, Türkiye’nin geleceğini konuşuyoruz, Millî Eğitim bütçesini konuşuyoruz, milyonlarca çocuğumuzun kaliteli eğitim alabilmesinin önünün nasıl açılacağına ilişkin değerlendirmeler yapıyoruz. Ben, konuşmaları, özellikle yükseköğretim bütçesiyle ilgili sınırlı tutmaya çalışacağım. Yükseköğretim bütçesiyle ilgili rakamlar Sayın Bakan tarafından açıklandı ve yükseköğretim bütçesinde önemli artışlar olduğuna ilişkin birtakım saptamalar yapıldı burada. Oysa, bir gerçek var, o gerçeğin altının önemle çizilmesi gerektiği inancındayım. Üniversitelerin bütçeleri dediğimiz olay, üç kaynaktan beklenir. Bunlardan bir tanesi, devletin ayırdığı kaynaktır. İkincisi, öğrencilerden toplanan katkı paylarıyla oluşan gelirlerdir. Üçüncüsü de döner sermaye gelirleridir. Geçtiğimiz yıl, üç yıllık bütçe uygulaması başlatıldı ve bu süre içerisinde, önce öğrenci katkı payları dediğimiz eğitim, sağlık, spor bütçesi üniversitelerin, esas bütçesiyle birleştirildi.

Değerli milletvekilleri, bu meblağ, yüzde 15’lik bir meblağdır yani üniversitelerin yüzde 15’lik gelirleri ana bütçeye katılmış ve daha sonra da üniversite bütçesinde bir artış olduğu yolunda istatistiksel bilgiler yayınlanmıştır. Yani, burada gerçekler açık bir biçimde ne yazık ki çarpıtılmaktadır. İkinci ana kaynak olan döner sermaye gelirlerinin de zannediyorum geçen yıl açıklandığına göre, bu yıl olmasa bile önümüzdeki yıldan itibaren üniversite bütçesine dâhil edileceği, böylece yüzde 35’lik bir artışın da oradan gerçekleştirildiğine ilişkin bir kamuoyu aldatmacası yaratılacağı açıkça ortadadır. Üniversitelerin nasıl olmasına ilişkin görüşlerinizi ifade ediyorsunuz. Üniversitelerle ilgili ciddi şikâyetlerden burada söz ediliyor. Ama, bütün bunları söylerken üniversitelerin ne bütçelerine bir katkı yapılıyor ne de üniversitelere gerekli personel ataması gerçekleştiriliyor. Yani, siz, elini kolunu bağladığınız devlet üniversitelerinden, dünyanın en iyisi olmasını bekliyorsunuz. Böyle bir uygulamayı, acaba, dünyada hangi ülkede var da Türkiye’ye örnek gösteriyorsunuz?

Üniversitelerde, çok ciddi, üniversite hastanelerinde bir personel sorunu var, sağlık personeli sorunu var. Seçimlerden önce, geçici işçi statüsünde çalışmakta olanların devlet memuru kadrosuna geçirileceğine ilişkin vaatlerde bulunuldu üniversitelere. Ne oldu? Memur kadrosuna geçirmek yerine, bunlar 4/B’den sözleşmeli olarak görevlendirildiler ve bunların aldığı ücret, döner sermayeden üniversitelere ödettirildi yani üniversiteler, zaten olmayan kaynaklarına çok ciddi bir ikinci ek yük getirdiler.

Şimdi, üniversitelerin kadro sorunu var. Üniversite hastanelerinin, özellikle sağlık personeli sorunu var ve sağlık personelinin devlet tarafından karşılanmaması sebebiyle hizmette bir kalite düşüklüğü ister istemez kendini gösteriyor. Bunun arkasında, acaba, başka bir gizli gündem maddesi mi vardır? Bunun, herkes tarafından düşünülmesi gerektiği kanısındayım. Siz, üniversite hastanelerini, kaynak ayırmayarak ve personel tayini yapmayarak, açtığınız özel hastanelerle rekabet edemez duruma getirerek ya da Sağlık Bakanlığı hastaneleri karşısında da ekonomik olarak dezavantajlı duruma getirerek, acaba, zaman içinde tasfiye etmeyi mi düşünmektesiniz? Tıpkı Amerika’da olduğu gibi, tıpkı Kanada’da olduğu gibi, üniversitelerin, tıp fakültelerinin, özel hastanelerle, akredite hastanelerle anlaşmalı olarak, onlara para ödeyerek eğitim faaliyetini sürdürmesi gibi bir gündem mi yavaş yavaş yürürlüğe sokulmaktadır? Bu konu, Türkiye’nin geleceği ve yükseköğretimi açısından da son derece önemlidir çünkü herkesin bildiği açık bir gerçek şudur ki tıp fakültesi olan üniversiteler, döner sermaye gelirleri nedeniyle ayakta durabilmekte, hizmet kalitesi yaratabilmektedirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürede tamamlarsanız.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Döner sermaye gelirleri, üniversitelerdeki bilimsel araştırmalara sağlanan kaynağın yaklaşık yüzde 80’inini oluşturmaktadır.

Son olarak bir konuyu düşünmenizi rica ediyorum. Devlet okulları yerine özel okulları ve özel eğitim kurumlarını öne çıkaran, devlet üniversiteleri yerine özel vakıf üniversitelerine kaynak transferi yapan, devlet üniversitelerinin hastaneleri yerine özel sağlık kurumlarına hasta transferi yapan bir anlayışın Türkiye’deki son uygulaması, zannediyorum, tıp fakültesi hastanelerini çökertmektir. Sayın Bakan “Devlet memurundan aydın olmaz.” demişti ve bunu kendi Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Eğitim Bakanlığı web sitesinde yayınlanmış bir haberdir bu, devlet memurundan aydın olmayacağının kanıtı, devlet okullarının ve devlet üniversitelerinin tasfiyesi midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Serter.

Sayın Çakır.

OSMAN ÇAKIR (Samsun) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Komisyonun değerli üyeleri, Yükseköğretim Kurulunun ve Millî Eğitim Bakanlığının değerli yöneticileri; bir eski rektör olarak yükseköğretim sistemimizin üzerinde uzun süre konuşmak mümkündür ancak bize tanınan beş dakikalık süre içerisinde, özellikle yükseköğretimle ilgili bir konuyu vurgulamak istiyorum. Yasalarımıza göre, vakıflar, kazanç amacına yönelik olarak yükseköğretim kurumları kuramazlar ve 2547 sayılı Yasa’ya göre, vakıf üniversitelerinin kurulması, yönetimi, denetimi görevlerini Yükseköğretim Kuruluna vermiştir ancak Yükseköğretim Kurulunun, bugünkü durumda 115 toplam olarak, 85’i devlet, 30’u vakıf olmak üzere, 115’e ulaşan üniversiteleri, bu yapısıyla nasıl denetleyeceği büyük bir endişe konusudur.

Şimdi, yüksek bilgilerinize bir şey sunmak istiyorum: İstanbul Bilgi Üniversitesi, Laureate International Universities adlı kuruluşla, uluslararası bazda akademik iş birliği anlaşması imzaladığını, 2006 Kasım ayının son günlerinde kendi web sitesinden duyurmuştur. Aynı haber içinde “Laureate”in birçok ülkede üniversite sahibi olduğu ancak Bilgi Üniversitesiyle yapılan iş birliğinin stratejik ortaklık olduğu belirtilmiştir. Söz konusu bu şirketin adı “Laureate Education International Corporation” olup eski adı Sylvan ve merkezi Baltimore’de olan “Nasdaq”a kote kâr amaçlı bir yükseköğretim şirketidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde hisseleri borsalarda alınıp satılan bir şirkettir. “Laureate Education International Corporation” şirketi, bu konuyu kendi web sitesinde, 22 Kasım 2006 tarihinde “Laureate Türkiye’nin önde gelen özel üniversitelerinden biriyle ortaklık kuruyor.” başlığıyla vermiş ve “Laureate”in Bilgi Üniversitesinin eğitsel, yönetsel ve öğrenci hizmetleri alanlarında hizmet sağlayan bir şirkete yatırım yaptığını duyurmuştur. Bu duyuruda, ne stratejik ortaklık ibaresi geçmekte ne de bir iş birliği benzerliğine atıfta bulunmaktadır.

Şimdi, çok iyi bilinmektedir ki Türk yükseköğretim pazarının büyüklüğü, önemli ölçüde yabancı yükseköğretim şirketlerinin iştahını kabartmıştır. Bu duyuruyu müteakip, Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı, 10 üyeli mütevelli heyetinin, aniden, üyelerinin yarısını değiştiriyor yani üyelerin 5 tanesini değiştiriyor. 5 yeni üyenin isim ve görevleri de şöyledir: Douglas L. Beeker, Laureate Education Şirketinin Başkanı ve CEO’su; Ralph Appadou, yine Laureate’in sahip olduğu bir enstitünün okulunun müdürü; Miguel Carmelo, Laureate Eğitim Şirketinin sahip olduğu “Universidad Europea”nın Başkanı; Robert Zentz adlı birisi de Laureate Education Şirketinin “Senior Vice President”ı yani rektör yardımcısı statüsünde ve Rıfat Sarıcaoğlu diye bir Türk vatandaşı da Türk Fransız Ticaret Derneğinin Fransa Cumhurbaşkanına yazdığı mektuptan anlaşıldığı üzere, Laereate’in Orta Doğu bölgesi operasyonundan sorumlu başkan yardımcısı olduğu söyleniyor ve arkasından Bilgi Üniversitesinin mütevelli heyeti de bu süreç içinde hemen üç üyesini değiştiriyor.

Şimdi, merak ediyoruz, Laureate Education Şirketinin Bilgi Üniversitesine veya bu üniversitenin bağlı olduğu vakfa yaptığı yatırım miktarı ne kadardır? Bu, ticari bir yatırım mıdır, hisse devri midir yoksa hibe midir? Eğer yatırım ticari ise bu yatırım ne şekilde geri dönecektir? Eğer Laureate Education Şirketinin web sitesinde sözü edilen yatırım yükseköğretimin tamamen dışında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN ÇAKIR (Devamla) – Bir dakika daha Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

OSMAN ÇAKIR (Devamla) – “Laureate”in bu kadar sayıda üst düzey yöneticisinin üniversite vakfı ve üniversitenin yönetiminde yer almasının anlamı nedir?

Yaklaşık 1 milyon 700 bin-1 milyon 800 bin öğrencinin üniversite sınavına girdiği ve kapılarında beklediği bir dönemde, sadece 400 bin civarında öğrencinin üniversiteye girdiği bir ortamda, 1 milyon 400 bin öğrencinin üniversiteye girmek için yollar aradığı bir ortamda, yükseköğretim hizmetlerinin ticaretine dair büyük bir pazar oluşmuştur. Tam anlamıyla rekabete açılması için de bu şirketler büyük çabalar sarf etmektedir. Kâr amacı güden yükseköğretim şirketleri, bu kampanyanın doğal olarak baş destekçisidir. Türkiye de dünyanın en büyük yükseköğretim pazarlarından biridir. Laureate, kendi açısından haklı nedenlerle ülkemize girmek istemektedir ve bunu kendi web sitesinde de anlaşılır bir şekilde ima etmektedir. Bilgi Üniversitesi ile Laureate Şirketinin kurmuş olduğu bu ortaklığın, Türk yükseköğretim pazarını hiçbir hazırlık olmaksızın, herhangi bir düzenleyici mekanizma kurulmaksızın, yasalara uygun olmayan bir biçimde ve kendi yükseköğretim kurumlarımız açısından da haksız sonuçlar doğuracak bir şekilde acaba bir ortaklık mı kurulmuştur? Yükseköğretim Kurulu, yükseköğretim denetim kurulları, bu olayı incelemekte midir, bunun üzerinde durmakta mıdır? Bu, eğer iyi izlenmediği, gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, önümüzdeki günlerde bunun benzerleri ortaya çıkacaktır ve belki de vakıf üniversitelerimizin bir şekilde yabancı şirketler tarafından kâr amaçlı olarak satın alınması gündeme gelecektir. Bu, fevkalade önemli bir konudur. Bu konu, yasalar bakımından mümkün değildir. Bunun için, Yükseköğretim Kurulu Denetleme Kurulunun bu konunun üzerine önemle eğilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü, kanunen kâr amaçlı olarak yükseköğretim kurumu kurmak, işletmek, Anayasa’mıza ve yasalarımıza göre mümkün değildir.

Sözlerimi burada tamamlıyorum, hepinize çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakır’a teşekkür ediyoruz.

Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, değerli bürokratlar; hepinize saygılar sunuyorum.

Öncelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Sayın Bakanın, eğitimle sorumlu en üst kişinin, en üst bir komisyonda “tipli proje”, “tipsiz proje” diye bir tanımlama yapmasını çok yadırgadığımı söylemek istiyorum. Çünkü, estetik yapılı okullardan ya da prefabrike binalardan söz ederken ben, Bakandan şu konuşmayı yapmasını beklerdim: Maliyet etkililiği yaptırdık, o okullarda fiziksel özürlü çocukların eğitime erişimleri daha kolay olacak ya da olmayacak neyse, yapılan yatırım ile oluşturulan derslik sayısı arasındaki bağlantı şudur, yatırımın net okullaşma oranına katkısı şu kadardır, ayrıca eğitimin kalitesine katkısı şudur, çocuğun okula aidiyet duygusunu artırır ya da artırmaz. Bir yatırım bu şekilde değerlendirilir. Yoksa “tipli proje”, tipsiz proje” diye bir sokak tanımlamasıyla okul projelerinden bahsedilmesini çok yadırgadım.

Ayrıca, Sayın Bakanın söylemleriyle eylemleri arasında o kadar büyük farklılıklar var ki Türkçeden başka dillerde sözcük kullanmayı çok seven Sayın Bakanımız, dünkü basın açıklamasında şöyle diyor: “Referans değil performans.”

Bakın, sayın milletvekilleri, elimde, el yazısıyla yazılmış bir kâğıt var. Kazım Demiröz, İl Genel Meclisi Üyesi, AKP’li; Mehmet Yıldızlı, Belde Başkanı. El yazısıyla yazıyorlar, diyorlar ki, şu okula şu müdür, şu okula şu müdür yardımcısı, üstte de atama listesi diyor. Bunu yapıyorlar, Millî Eğitime gönderiyorlar, bu atamaların hepsi yapılıyor. Yani, il genel meclisi üyeleri, bu ülkede hangi okula kimin müdür olacağına, demek ki referansla müdür olunuyor burada, performansla değil. İşte, el yazısı, bunların hepsi de olmuştur. İsterlerse Sayın Bakana bunu veririm.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Bu, bir skandal o zaman!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Tabii ki skandal.

Yine, ayrıca, iki yıl önce, 2005’in kasımında, Plan ve Bütçe Komisyonunda Sayın Bakan konuşuyor. Diyorum ki Sayın Bakana, “Sayın Bakan, görev süresi beş yılı geçen okul müdürlerini görevden alıyorsunuz, niye bunu yapıyorsunuz, niye yer değiştiriyorsunuz?” diyorum. Diyor ki: “İşletme körlüğü oluyor ve çıkar ilişkilerine giriyorlar.” diyor. Ben, Sayın Bakana, bir eski öğretmen olarak hatırlatıyorum, Sayın Bakan, beş yılınız doldu, sizin de her an işletme körlüğüne ve çıkar ilişkilerine girme ihtimaliniz belirmiştir, tıpkı okul müdürlerinde belirdiği gibi. Bu, benim iddiam değil, Sayın Bakanın iddiası, kendisine bunu iletiyorum.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – O, öğretmenler için.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben de bir öğretmenim Alaattin Bey.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, az önce, Sayın Milletvekili, Ticaret Turizm Genel Müdürüyle ilgili, görevden alınan Bekir Turgut’la ilgili bir şey söyledi.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bir Bakan… Siz, milletvekilisiniz, her yere imza atar mısınız? Bence, bir Bakanın atacağı imza da çok önemlidir. Size, Bakanın imzası olan bir resmî yazıyı okumak istiyorum: “Bakanlığımız Hizmet İçi Eğitim Dairesi Başkanı iken ilgi makam onayıyla Müsteşar Yardımcısı olarak görevlendirilen Sadettin Sapaz’ın, Millî Müdafaa Caddesi No: 6, Kat: 6’da bulunan Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğü makam odasında yürütmesini olurlarınıza arz ederim.” Müsteşar Vekili arz ediyor, Bakan da olur veriyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, yani, kimin, hangi odada oturacağına Bakan mı karar veriyor? Çok önemli bir imza bu, çok önemli bir belge bu. Olay şu: Bekir Turgut’u kendisi göreve getiriyor, sonra, evrakta tahrifat yapıldığı bilindiği hâlde görevden alıyor. Demek ki Türk hukuk sisteminde, Türkiye’deki yönetim sisteminde, bir bürokratı göreve getirirken önceden istifa almak diye bir şey var mı? Özal’ın armağanı bu ülkeye bu, demek ki hepiniz, siz, istifalarınızı verdiniz Bakana, hepinizin istifası var. Önceden, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Öner Güney’i de bu şekilde görevden aldı. Mahkeme kararıyla, evrakta tahrifat yapıldığı…

SADIK BADAK (Antalya) – Böyle konuşma olmaz!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Aynen öyle oldu, mahkeme kararı var, ben söylemiyorum Sayın Vekilim.

TURGUT YEMİŞCİ (İzmir) – Konuşma hakkı olmayan birinin böyle konuşması olmuyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Mahkeme kararı var, mahkeme kararını konuşuyorum, iftira atmıyorum bürokratlara. Öner Güney’le ilgili mahkeme kararı var. Bekir Turgut’la ilgili de evrakta tahrifat var. Sonra, mahkeme kararıyla geri dönünce odasını vermemek için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İnce, ek sürede tamamlayın lütfen.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

Ayrıca, bakın, değerli arkadaşlarım, kim kimi kandırıyor? Millî eğitim teşkilatının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili taslakta şöyle diyor Bakan: “Müsteşar Yardımcısı sayısını 5’i indireceğiz.” Şu andaki Teşkilat Kanunu’nda, Müsteşar Yardımcısı sayıyı 7’dir ama fiilen 1’i Müsteşar Yardımcısının vekâleten yürütmesine rağmen 8 Müsteşar Yardımcısı vardır yani şu andaki görevlendirme yasaya uygun değil. Bıraktım 7’yi, 8 tane var ama Sayın Bakan, millî eğitimi yeniden yapılandıracağı zaman 5’e düşürecekmiş. Madem 5’e düşüreceksen niye 8 yaptın diye adama sormazlar mı? İşte, ben, söylemle eylem arasındaki farklılıklar olarak bunları söylüyorum.

Ayrıca, şunu da belirtmek istiyorum: Değerli bürokratlar aday olabilirler, milletvekili seçilen arkadaşlarımız oldu ama AKP’den aday adayı olanlar, hepsi bir üst göreve gelirken MHP’den aday olan ve CHP’den aday olmak isteyenler hepsini eğitim uzmanı olarak, çok alt görevlerde geri gönderdi. Bu, demokrasiye uygun bir davranış değildir.

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Yanlış bunlar, söyledikleriniz yanlış!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Nasıl yanlış? Veli Kılıç, Talim Terbiye Kurulu üyesiydi, MHP’den aday adayı oldu, eğitim uzmanı olarak geri döndürüldü.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Bakan gelirse cevap verir!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinden aday olmak isteyenlere aynı şey yapıldı. Bütün bunlar… (Gürültüler)

BAŞKAN – Evet, devam edin siz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Millî Eğitim Bakanlığı, bugün, hukuksuzlukla, adaletsizlikle yönetilmektedir, keyfilikle yönetilmektedir. Bunlar sürdüğü sürece, bu hukuksuzluk, bu adaletsizlik sürdüğü sürece, Türkiye’nin eğitiminde ciddi şeyler bekleme şansımız yoktur.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Sayın Özyürek, buyurun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, Komisyonumuzun saygıdeğer üyeleri; YÖK’ün Başkan Vekili, Millî Eğitim camiasının değerli temsilcileri ve basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, Millî Eğitim Bakanlığı gibi önemli bir Bakanlığın bütçesini saatlerdir burada tartışıyoruz. Sayın Bakanın, kısa süreli işleri olabilir ama uzun zamandır Sayın Bakan yok. Şimdi, bu gündemi belirlerken Sayın Bakanların iş durumu, seyahat durumu, her şey dikkate alınıyor. Lütfetsinler de senede bir gün gelip şurada otursunlar yani o hâle sokuluyor ki yani milletvekilleri, önemli değil canım, biz zaten ne yaptığımızı biliyoruz, istediğimiz yaptık, onlar konuşurlar, konuşurlar, bırakırlar havası yayılıyor. Bu, sadece muhalefet partisi olarak bize saygısızlık değil, sizlere de saygısızlık. Ne işi var acaba şu anda Sayın Bakanın? Uzun zamandır burada yok.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – YÖK Başkanı da hiç gelmedi buraya!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – YÖK Başkanı da yok, onun da burada olması lazım.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Beş senedir hiç gelmedi, sorulara cevap vermedi.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Onun da olması lazım. Hayır, benim söylediğimin alternatifi bir şey söylemiyorsunuz, onun da olması, onun da olması lazım.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada, çok şikâyetler dile getiriliyor. Yani, iktidar partisindeki arkadaşlarımız da şikâyet ediyorlar.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, artık, beşinci yılını doldurmuş bir iktidar partisinin, şikâyet etme hakkı yoktur. İşte, arkadaşlarımız, okullarda eğitim özgürlüğü yok diyorlar, türban yasağı var diyorlar. Ee, peki, bunları kim çözecek değerli arkadaşlarım? Siz, beş yıldır iktidardasınız, yüzde 47’yle iktidara geldiniz, hâlâ şikâyet ediyorsunuz. Böyle bir şey yok. Hem iktidarın nimetlerinden yararlanacaksınız hem muhalefetin avantajlarını kullanacaksınız, böyle bir şey, ikili sistem olmaz. Sizin, artık, şikâyet etme hakkınız yok. Siz, icraat makamındasınız, ne şikâyetiniz varsa söyleyin Hükûmete yapsın. Gelip burada, başkalarını töhmet altında bulundurmak doğru değil.

Şimdi, tabii, her bakan gibi, Sayın Bakan da arkadaşlarımın ifade ettiği gibi, pembe tablolar çizdi. Bunlara alışkınız biz, belki, işin doğasında da bir ölçüde var ama şöyle bir genel olarak baktığımızda, biz, millî gelirimizin yüzde 4’ü civarında bir kaynağı eğitime ayırıyoruz. Bu, anaokulundan üniversiteye kadar hepsine ayırdığımız kaynak. Şimdi, bu kaynaklarla çok iddialı hedefler ortaya koyuyoruz. Sayın Bakan teşrif ettiği için teşekkür ederim kendisine. Şimdi, Hükûmet Programı’nda diyorsunuz ki: “Okul öncesi okullaşma oranını yüzde 50’ye çıkaracağız.” Güzel. Büyük, iddialı bir hedef. “İlköğretimde yüzde 100’e çıkaracağız.” Güzel, iddialı bir hedef. Ortaöğretimde yüzde 90’a ulaştıracağız diye çok önemli bir hedef ortaya koyuyorsunuz, ama ayırdığınız kaynaklar -yani bunların hepsi önümüzdeki rakamlarda da var, Sayın Bakanın sunuşunda da var- ama, ayırdığımız kaynaklarla, ne yazık ki, bu hedeflere ulaşmak mümkün değil. Onun için millî eğitime çok daha anlamlı, önemli kaynaklar ayrılması gerekir.

Şimdi, okul öncesi eğitim, küçük çocukların, üç-dört yaşındaki çocukların eğitimi, gerçekten, son derece önemli, ama, şu anda bizim 2008 Programı’na baktığımızda 641 bin öğrenciye bu eğitimi verdiğimiz orada yazılı. Şimdi, bir araştırma yapılmış, bu araştırmaya göre deniliyor ki: Okul öncesi eğitime ayıracağınız bir lira, ekonominize 7 lira olarak döner. Yani, eğitimin en önemli bölümü burasıdır. Ama, ne yazık ki, biz bu konuyu yeteri kadar algılayamıyoruz. Bu sadece Bakanlık olarak, icra olarak değil, vatandaşlarda da… Hatta bunu, o okullara, yuvalara gönderdiğimiz çocukların bir şey öğrenmesi değil, sadece oyun oynaması veya meşgul edilmesi gibi algılıyoruz. Oysa buraya önemli şekilde kaynak ayırmamız lazım ve bu küçük çocuklarımızı burada mutlaka en iyi şekilde eğitmemiz lazım.

İlköğretimde şu anda okullaşma oranı yüzde 92 görülüyor resmî rakamlara göre. 1 milyon 111 bin öğrenci ilkokullara gidemiyor. Bunların, tabii, önemli kısmı, 667 bini kız çocuklarımız, geri kalanı da erkek çocuklarımız. Bu, genel ortalama. Bazı illerde okula gidemeyen çocuklarımızın sayısı ise yüzde 30’lar civarında oluyor. Bu da gösteriyor ki, bizim, Hükûmet Programı’nda öngörüldüğü gibi yüzde 100 ilkokul eğitimi verebilmemiz için çok daha fazla kaynak ayırmamız gerekiyor.

Ayrıca, çok önemli bir sorunumuz, derdimiz, hâlâ devam ediyor. İlkokullarda yüzde 54 oranında ikili eğitim var: Sabahçı-öğlenci. Ve yüzde 5 oranında da birleştirilmiş sınıf eğitimi var. Şimdi, birleştirilmiş sınıftaki eğitimin, doğrusu, ben çözülmüş olduğunu zannediyordum, bu bütçe konuşmasını hazırlarken hayretle gördüm... Ben ilkokulda okurken gerçekten birleştirilmiş sınıflarda okurduk. Öğretmen hepimizi sınıf sınıf bir yere oturturdu. “Sen başla bakalım: a,b,c… Sen başla: Coğrafya…” filan. Beşinci sınıfla birinci sınıf aynı sınıfta, aynı derslikte eğitim görürdük. Tam bunu tespit ederken bir televizyon haberine rastladım. “Nasıl yapıyorsun?” diye soruyorlar öğretmene. Öğretmen diyor ki: “Bu tahtayı beşe bölüyorum. Buraya birinci sınıftakiler, burada ikinci sınıftakiler. Onlar a,b,c yazıyor, öbürü matematik problemi çözüyor filan.” “Zor olmuyor mu?” diyorlar öğretmene. “Çok zor ama, ne yapalım?” diyor. Artık, Türkiye gibi bir ülkede hâlâ böyle beş sınıfı tek derslikte okutuyor olmak… Bu en çok da Erzurum’da ve Urfa’da çok yoğunlukla varmış. Artık, Sayın Bakan, umarım, gelecek bütçede bu sorunu çözmüş olarak buraya gelirsiniz. Herhâlde bu zor bir iş değildir. Bu, bir miktar kaynak ayırma, bir miktar öğretmen tahsis etme meselesidir. Tabii, giderek… Şimdi, yüzde 54 oranında ikili eğitim de gerçekten, artık, aşılması gereken bir noktadır.

Değerli arkadaşlarım, ben Türkiye’nin sağlık ve eğitim sorunlarını çözecek kaynağı olduğuna her zaman inanırım. Bunları çözmüyorsak, bu bizim öncelik sıralamasında yaptığımız hatadan kaynaklanıyor. Mesela, İstanbul’u herkes zanneder ki, çok gelişmiş,  her bakımdan sorunları çözülmüş, hayır. İlkokul düzeyinde, belki, dersliklerde en çok öğrencinin bulunduğu okullar ne yazık ki İstanbul’da.

Şimdi, ortaöğretime baktığımızda, burada da yüzde 86 civarında bir okullaşma oranı var. Hükûmet Programı’nda bunun yüzde 90’a çıkarılması öngörülüyor. Tabii, bunların hepsi ulaşılabilir hedefler. Hükûmet Programı’nda hayal kuruyorsunuz demiyorum, ama buna uygun ödenekleri, buna uygun kaynakları ayırmamız lazım. Tabii, ortaöğretimde esas sorunlarımızdan biri de genel liselerle mesleki teknik liselere öğrencileri kaydıracak önlemleri hep beraber almamız gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, yükseköğretimle ilgili tablo gerçekten çok daha kötü görünüyor. 2007 yılında 17 yeni üniversite açmış olmamıza rağmen ayırdığımız ödenekler aşağı yukarı aynı düzeyde, çok az fark var. Şimdi, YÖK Başkan Vekili de açıkladı. 17 yeni üniversite açmış olmamıza rağmen 2008 yılında öngördüğümüz kadro sayısı 2 bin kişiden ibaret, idari personel olarak, akademik personel olarak. Yurt dışına gönderdiğimiz akademik personel sayısı son derece düşük. Yani, YÖK’ün, üniversitelerimizin temel sorununun kadro sorunu, akademik personel sorunu olduğunu hep söyledik. Burada, Hükûmetin getirdiği üniversite açma yönündeki her öneriyi biz destekledik. Muhalefet olarak da destekledik, hatta yeni yeni üniversiteler açılmasını istedik, ama sadece kanun çıkarmak sadece bir binada insanları toplamak yetmiyor, oraya yeteri kadar personel… Bu personel de ithal edilemeyeceğine göre, kendi üniversitelerimizde elemanları hızla yetiştirmemiz lazım. Onun için artık YÖK’le tartışmamız var, bilmem ne, her şeyi bir kenara bırakıp YÖK’ün kadro ihtiyacının karşılanması, içeride ve dışarıda eleman yetiştirilmesinin hızla sağlanması gerektiğini düşünüyorum.

Üniversiteye bağlı tıp fakültesinin sorunlarını arkadaşlarım anlattılar, yaşayarak da görüyoruz, biliyoruz. Gerçekten içler acısı durumdalar. Bazı hastanelerimize zaman zaman haciz geldiğini hepimiz biliyoruz. Bu, döner sermayeden kesilen yüzde 15’lik pay döner sermaye gelirlerini son derece azaltmıştır, düşürmüştür ve hizmet yapamaz hâle gelmişlerdir. Ayrıca, ebe-hemşire konusu, Sağlık Bakanlığına gidenler, ayrılanlar nedeniyle büyük sıkıntı hâline gelmiştir ve hizmet alımı yoluyla temizlik personelini, koruma personelini sağlık hizmetlerinde kullanıyor duruma geçmek son derece yanlıştır.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce de anlatıldı, bir yabancı üniversitenin mevcut bir üniversitemizle ortaklık kurmak suretiyle Anayasa’nın temel hükümlerine aykırı davrandığına dair her türlü bilgi verildi. Bir de Alfred Üniversitesi vardı, dün -galiba- kapatıldığını memnuniyetle gördüm. Bu konuda bir soru önergesi de vermiştim, ama uzunca bir süre bu üniversitede… Yani, birisi tutuyor, işyeri açar gibi, dükkân açar gibi üniversite açıyor. Yani dükkân açarken bile hiç yoksa belediyeden filan bir izin alınır. Bunlar hiçbir yerden izin almadan koca koca harflerle yazıyorlar Alfred Üniversitesidir diye, paraları toplamaya başlıyorlar. Bir süre sonra, şimdi kapandığı zaman oraya para yatıran insanların durumu ne olacak? Yani, devletin devletliğini bilmesi lazım. Kurallara, Anayasa’ya, yasalara uygun davranması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, bir konuyu bilginize sunmak istiyorum: Şimdi, şikâyet ediyoruz, işte, öğrencilerimiz Kuzey Irak’a gidiyor, orada eğitim görüyorlar diye. Şimdi, Irak’taki, Kuzey Irak’taki tüm öğrencileri de bizim üniversitelerimizde olabildiği kadar geniş sayıda eğitmenin mutlaka bir yolunu bulmamız lazım, bu dayanışmayı gerçekleştirmemiz lazım. Şimdi, YÖS sınavlarıyla bunun alındığını arkadaşlarım söylediler, ama o sınavlarda iki dil geçerli oluyor. Birincisi İngilizce, ikincisi Türkçe. O zaman başka ülkenin insanlarının gelip bizim üniversitelerimizde -İngilizce bilmiyorsa, Türkçe bilmiyorsa- eğitim şansı olmuyor. O nedenle, özellikle, Irak’la ilişkilerimizin gerginleştiği, sürekli “Bizim hedefimiz orada yaşayan insanlar değil -onlar bizim kardeşlerimizdir- bizim hedefimiz oradaki teröristlerdir.” dediğimiz bir aşamada oradaki insanlarla iyi ilişkiler kurmak, oradaki halkı kazanmak için üniversitelerimizde kontenjan ayırmak ve onların bu kontenjanlardan yararlanmalarını sağlamak çok yerinde olur diye düşünüyorum.

Millî Eğitim Bakanlığı çok önemli bir bakanlık. Buraya ne kadar kaynak ayırsak yeridir. Burada çalışan insanları tatmin etmek gerekiyor. Hâlâ ikinci hizmet yapan, işportacılık yapan öğretmenlerin verdiği bir eğitimden yeteri sonucu almamız mümkün değil. Üniversitelerdeki hocalara verilen ücretleri biraz önce arkadaşlarım söylediler. Gerçekten bu paralarla geçinmenin kolay olmadığını biliyoruz. O zaman ne oluyor? Ya vakıf üniversitelerine hızlı bir kayma oluyor, devlet üniversiteleri çöküntüye uğruyor veya özel sektörde iş yapıyorlar. Yapsınlar ama, gerçekten, koşa koşa üniversiteye gidip ders verip hızlı bir şekilde çıkan hocalarımız var. Çünkü vakti yok, gidip başka bir özel sektörde çalışıyor. Oysa, üniversite eğitimi, hepinizin çok iyi bildiği gibi, sadece orada ders vermek, amfide çocukların ders dinlemesi değil. Hocalarla öğrenciler arasında bir dayanışmayı, bir kaynaşmayı da sağlamak gerekiyor. Onun için de hocalarımıza, öğretmenlerimize daha insanca yaşayacakları, görevlerini huzur içinde yapacakları bir ücret imkânı sağlamak gerektiğini düşünüyorum. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin ve üniversite bütçelerimizin hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özyürek.

Sayın Budak…

NECDET BUDAK (Edirne) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli komisyon üyeleri, değerli bürokrat arkadaşlar, sevgili basın; hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Tabii, gerçekten, eğitim, en önemli Bakanlığımız diyebileceğimiz noktada bir bakanlık. Şunu da söyleyeyim: Burada, ben aslında zaman da geç olduğu için çok konuşmayı da düşünmüyordum ama, bir akademisyen olarak, kendimi biraz da eğitimden nasibini almış bir insan olarak sorumlu hissettiğim için konuşma ihtiyacı duydum. Şimdi, buradaki konuşmaları, tek tek aynı konuları tekrar etmekten çok, ben bazı değinilmemiş konulara mümkün olduğu kadar değinip -Sayın Bakanımızın zaten bilgileri var ama- katkıda bulunmak istiyorum.

Bir kere, ben, öncelikle, Sayın Millî Eğitim Bakanımıza ve bürokrat arkadaşlara geçtiğimiz son dönemde göstermiş oldukları performanstan, katkılarından dolayı -ve bilgileri derli toplu- gerek Genel Kurulda gerekse komisyonlarda Türkiye’nin her bir iliyle yakından ilgilendikleri için kendilerine teşekkür ediyorum. Gerçekten, Türkiye’de bilim-teknoloji sınıfları olsun, okul projeleri olsun, eğitim-öğretimle ilgili çalışmalar olsun, okul öncesi eğitimin başlatılmasından, bugünkü şartlı nakit yardımlarına, fiziki altyapıya, elektronik projelere, yani, e-mail ortamındaki, bilgisayar ortamındaki projelere kadar gerçekten ciddi bir atılım var, ama eğitim ne kadar tartışılsa sorunların bitmesi mümkün değil. Hani, burada Almanya’dan bahsedildi, Almanya’da bugün anlattığımız sistemi Almanlar şu anda terk etmeye başladılar. Türkiye’de de müfredatla ilgili konular gündeme geldi. Zaten yaşam değişiyor, eğitimle ilgili, bilimle, teknolojiyle ilgili dünya doğal olarak bir değişim süreci içerisinde. Türkiye’yle ilgili de beş yıldan sekiz yıla girildi. Mesela burada hiç dile getirilmeyen bir olay -Sayın Bakanın notlarında okuduğum kadarıyla- hiç değinilmeyen bir konuyu gündeme getirmek istiyorum: Yani, bir kere, bizim Türkiye’de zorunlu eğitimin on iki yıla çıkartılması konusunda bu parlamento döneminde çalışmalara başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda, inanıyorum ki, Sayın Bakanımızın da çalışmaları var.

Bir başka konu, hiç dile getirilmeyen: Tarımda kırsal nüfusun azalmasıyla birlikte… Köylerde ilköğretim okulları var, binaları valilikler, köy muhtarlığı, kooperatiflere vesaire kiralama gibi bazı çalışmalar yapılıyor ama, inanın ki, köylerimize gittiğimiz zaman kendi okuduğumuz okulları tanımakta zorlanıyoruz, bu biraz içimizi acıtıyor, çünkü o sıralarda okuduk, oradan yetiştik. O bakımdan, bunlarda, böyle, biraz daha kontrollü bir şekilde, valilik, il özel idaresi, millî eğitim müdürlükleri aracılığıyla bir düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyorum. Sanırım bazı düzenlemeler de var.

Bunun dışında, üniversiteye girmeden önce, çok basit olarak da şunu söyleyeyim: Bir kere, biz, geçtiğimiz dönemde olsun, bu Parlamento döneminde olsun, iktidar-muhalefet, Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili gurur duymamız gereken en önemli olay -Avrupa Birliğinin de yapamadığı, birçok ülkenin yapamadığı- bütçede en önemli payın Millî Eğitim Bakanlığına ayrılmasıdır. Geçtiğimiz yıl Avrupa Parlamentosunda, Avrupa Birliği bu Anayasa çalışmalarında Amerika Birleşik Devletlerini de örnek göstererek… Çünkü Amerika’da bir kitap yayımlanınca tercümesi yapılıyor, sonra Avrupa’da yayımlanıyor, sonra biz de Avrupa’dan takip ediyoruz. Ama, orada da, Avrupa’da da tartışılan konu, bilim ve araştırmanın, eğitimin bir numaralı bütçe olması yönünde. O bakımdan, Türkiye’nin bunu yakalamış olması, çok geç de olsa, bence bu Parlamento döneminde, AK Parti İktidarı döneminde ve iktidar-muhalefetin desteğiyle bu başarı var. Bizim, burada, tek yürek bir şekilde, bu eğitimle ilgili finansmanı bütçeden desteklememizin, önemli olduğunu düşünüyorum.

Üniversiteyle ilgili, bir kere, ben, şunu söyleyeyim: Ben 2002 yılında, yani profesör olmadan 1,5 sene öncesine kadar asistan maaşıyla yaşamımı yürüttüm ve asistan maaşı, araştırma görevlisi maaşı gerçekten çok düşük. Ama, burada, bu araştırma görevlileri de yeni üniversitelerin altyapısı bakımından çok önemli. Bugüne kadar yani bunlarda ihmâlkârlık olmuş. Gerçekten araştırma görevlilerinin sayısının artırılması… Fakat, bugüne kadar da sanırım geçtiğimiz yıl uygulamaya girildi. Üniversitelere bakın, bir bakarsınız ki bir profesörün soy ismi, bakıyorsunuz oğlu da üniversitede, akrabaları da üniversitede. Tıp fakültesinde doktor olmuş, vesaire… Bunları şimdi yavaş yavaş ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bizim, sınav sistemiyle, merkezî sınav sistemiyle Türkiye’deki başarılı gençlerin önünü açmamız lazım. Başarılı olan çocukların bileğinin hakkıyla önünü açmamız gerekiyor. Türkiye’nin her bir köşesine, hepsi bizim vatanımızın evladı, bu çocuklara bu imkânı sağlamamız gerekiyor.

Yine, yurt dışı eğitimi ben çok önemsiyorum. Yurt dışı eğitimle ilgili Millî Eğitim Bakanımızın dile getirdiği sayıda gerçekten artış da var ve ben bunu kutluyorum, ancak şu da var: Ben Amerika Birleşik Devletlerinden burs alarak okudum ve Amerika’da gördüğüm şu: Her ne kadar beyin göçünden bahsediliyorsa da Amerika’da matematik biliminde yüzde 51’i Hindistan kökenliler, işte, biyoteknolojide, fen bilimlerinde Çinliler. Önemli olan, onlar yine o kimliği orada taşıyorlar, yani, ben dereceyle mezun olduğum zaman Türk bayrağımı önüme koyuyorum. O bakımdan Türklerin, bizim üniversiteye giremeyen gençlerimizin -bizim sınavımız, lise eğitimimiz gerçekten zor-  sadece Türkiye’de üniversite eğitimi ya da üniversite sonrası eğitim için Türkiye’deki koşulları zorlamaktan çok, özellikle üniversitenin, yani YÖK’ün bu gençlerimize yurt dışı kanallarını açmanın yollarını göstermesi ve teşvik etmesi gerektiğini önemsiyorum. Bu konuda Çin’i de örnek alabilirsiniz, başka örnek ülkeler de var. Onların yaptığı şey, lise 3’e geldiklerinde öğrenciler TOEFL’dan 550’yi geçiyorlar. Benim 557 TOEFL skorum. Geçmek için gece gündüz çalıştık, ama kendi koşullarımızda ve çok zor koşullarda. Ben şanslıydım, ama Türkiye’de çok gencimiz var, bu potansiyeli kullanması ve yurt dışına açılması… Orada öğrenim gördükten sonra zaten dünyayı gezip gördüğünüzde bakıyorsunuz ki, kendi ülkenize dönme ihtiyacını hissediyorsunuz, kökünüz burası, ama oradaki başarılar Türkiye adına yazılıyor. Tıp alanındaki yurt dışındaki bir başarı yine Türkiye’ye yazılıyor. Onun için bizim, Türk gençlerini sadece YÖK’ün, Millî Eğitim Bakanlığının burslarıyla değil, Amerika’daki üniversitelerin bursları, uluslararası vakıfların bursları, uluslararası araştırma enstitülerinin burslarına da başvurmaları konusunda motive etmemiz   ve bu kanalların, bu hizmetin üniversiteler aracılığıyla verilmesi gerekiyor ve ben inanıyorum ki, üniversitelerde bu anlamda danışma büroları yok, bunların geliştirilmesi lazım.

Ben süremi zamanında tamamlamak istiyorum. Edirne Milletvekili olarak bir iki konuya temas etmek istiyorum. Edirne, Sayın Bakanım, sizin bakanlığınız döneminde -belki tesadüf de olabilir, bilimsel nedenini bilmiyorum- ortaöğretim kurumları giriş sınavında biz Edirne olarak ya Türkiye’de devamlı birinci oluyoruz ya da ikinci oluyoruz ya da ilk üçte yer alıyoruz. Fakat, üniversiteye giren öğrencilerimize baktığım zaman orada performansımız ciddi bir şekilde düşük. Bununla ilgili çalışmalar yapıyoruz, Bakanlığımızdan da destek alıyoruz, ama bunun bir araştırma konusu olduğunu düşünüyorum. Bu konuda da Millî Eğitim Bakanlığımızın desteklerini talep ediyorum. Çünkü orada çok kaliteli öğrencilerimiz var Edirne’de, lütfen, yani diğer illerimizde de muhakkak var, ama Edirne’de devamlı birinci olmamıza rağmen üniversitede kötü olmamızın nedenini bilmiyorum.

Bir de, Sayın Bakanım, bu öğretmen tayinleriyle ilgili, özellikle ortaöğretimde öğretmenler kendi memleketlerine dönmek istiyorlar. Eş durumundan vesaire. Fakat, kendi memleketlerine döndüklerinde biraz işi gevşetiyorlar. Bu konuya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Yine, Sayın Bakanım, Türkiye geneli ve Edirne’den de gelen bir talep olduğu için dikkatinize sunmak istiyorum. Bakanlığımız tarafından çıkarılan yönetmelik çerçevesinde usta öğreticiler okul öncesi eğitim kurumlarında öğretmenlik görev ve sorumluluğu içerisinde diğer örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ise beceri öğretimi ve uygulamalarında iş ve teknik eğitimi, seçmeli dersler ve branşlarında atölye, meslek derslerinin okutulmasında görevlendirilmiş durumdalar. Ancak, bu usta öğreticilerin gerek bilinçli ve bilgili insan yetiştirme gerekse öğrencilerin yetenekleri ışığında uygun bir alan ve mesleğe yönlendirilmesi gibi çok önemli bir misyonu olması dolayısıyla, bu kişilerin özlük haklarında mevcut imkânlar ölçüsünde düzenlemeler yapılmasını bizden talep ediyorlar. Bu konuya da değinilmediği için bunu da dile getirmek istedim.

 Son olarak da Sayın Bakanım, siz Türkiye’yi geziyorsunuz, İzmir’e iki yıl önce gittiniz, daha önce Edirne’ye geldiniz bu check-up gezileri için. Bunun ben çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, Edirne’mizde 14 tane okul var, açılış için bekliyor. Tabii, siz okul açmak için yetiştiremiyorsunuz. Bunlar  çok gecikmiş, birikmiş problemler. İnşallah bir fırsatta da bu okulu açıyoruz. Ayrıca, Türkiye’de ilklerden olan bilişim lisesini hep birlikte millî eğitime destek kampanyası çerçevesinde yaptık. Bir yıl bitti, yurdu yanına yapıldı, ikinci yıl eğitime geçti, ama sizin yoğunluğunuz nedeniyle açamadık. İnşallah bunu da gerçekleştiririz.

Ben, bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz.

Sayın Ünüvar, buyurun.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli bürokratlar, kıymetli basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, eğitim gerçekten de çok önemli olduğu için bütün üyelerimiz konuşmak istiyor. İnsanların sabrı da azalmış durumda, ama önümüz hafta sonu tatili. Sayın Bakanımız da biraz rahatsız, geçmiş olsun diliyorum. Ama eğitim bütçesini de konuşmadan geçmek olmaz.

Eğitim gerçekten çok önemli, gelişmişlik endeksinin de çok önemli göstergelerinden bir tanesi. İnsani gelişmişlik endeksinde sağlık, eğitim, insanların ileri yaşam beklentisi, şüphesiz çok önemli göstergeler ve bunda da biz 2001’e göre 2006 Dünya Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda 96’ncı sıradan 92’nci sıraya indik. Dört basamak yukarıya çıktık. Gerçekten eğitim ve sağlıkta yapılan çabaların meyvesini aldığımızı gösteriyor. 2007 raporu henüz yayımlanmadı. Dolayısıyla bizim eğitimi bir bütün olarak görmemiz gerekiyor, yani, sıfırdan mezara kadar eğitimi bir bütün olarak görmemiz gerekiyor artık.

Okul öncesi eğitimle ilgili şöyle bir temel kanaat var. İlk altı yaş, insanların yaşamın ileri evrelerinde karakterini belirleyen en önemli dönem. Dolayısıyla, ben Sayın Bakanımızın okul öncesi eğitim çabasını çok yürekten destekliyorum. Yüzde 11’lerden yüzde 25’lere çıkması çok önemli. Bunu daha da artırmamız lazım. Daha büyük hedefler var. Biz ya anne-babayı eğiteceğiz o yaşlarda veyahut da çocukları eğitip belki o çocuklar anne-babalarının alamadığı eğitim sebebiyle onları eğitecekler. Dolayısıyla bir toplumsal eğitim çabası olmuş olacak.

İlk ve ortaöğrenimde de bilişim seferberliği, okul seferberliği, bilgisayar donanımı çok önemli, ama bilgiye doğru şekilde erişimle ilgili de, şüphesiz öğretmenlerin de eğitimi son derece önemli. Bir de okul öncesi dönem ve ilk ve ortaöğrenimde mutlaka çocukların oyun açlığını da giderecek, yani oyunu da eğitimin bir parçası hâline getirecek bir yöntemi de mutlaka bulmamız lazım. Rahmetli Atalay Yörükoğlu Amerika’daki anılarından bahsederken, bir gün, sürekli gidip geldiği yol üzerinde okul öğrencilerinin sürekli dışarıda oynadığını filan görmüş, sonra merak edip girmiş. “Siz nasıl, ne zaman eğitim veriyorsunuz?” “Biz eğitimi böyle veriyoruz” şeklinde bir yaklaşım olmuş. Tabii, inovasyonu teşvike yönelik, bilim ve teknoloji ağırlıklı derslerin yanında pratik derslerin de ağırlıklı olması, çocukların içindeki hem o oyun hem de araştırmacı, mucit yönünü de ortaya çıkaracak çok önemli bir seferberliktir. O yüzden tebrik ediyorum Sayın Bakanımızı.

Yine, ortaöğrenimle ilgili sosyal bilimler lisesinin açılması son derece önemli, yani, bizim sosyal bilimlere yönelik, o yönde kabiliyeti olan gençlerimizin oraya yönlendirilmesinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Ama Türkiye’nin geleceğinin, değerli üyeler, ben mesleki eğitimden geçtiğini düşünüyorum. Mesleki eğitimin -gerçekten çok önemli- hem lise-üniversite arasındaki hem üniversite-lise-sanayi arasındaki işbirliğini gerçekleştirecek, işsizlikle gerçek bir mücadele, sanayinin de kaliteli ara elemanı teminine yönelik son derece önemli bir politik yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda da Sayın Bakanımızın hassasiyetine gerçekten çok yakından şahitlik eden birisiyim.

Milletvekili olarak Sayın Bakanımızdan ilk talebim: Tabii, seçim bölgem olan Ceyhan’da çok önemli bir enerji üssü var, petrokimya tesisleri, tersaneler kurulacak, gemicilik ve denizcilikle ilgili çok önemli sanayi tesisleri kurulacak. Orada buna yönelik bir mesleki lise açar mısınız şeklindeki yaklaşımıma Sayın Bakanım son derece duyarlı davrandı. Sayın Teknik Öğretim Genel Müdürü Hüseyin Acır  Bey’i bizzat oraya gönderdi, beraber toplantı yaptık ve o ilk toplantımızda sanayiciler, şehrin sivil toplum kuruluşları ve kaymakamıyla beraber yaptığımız toplantıda okul açma kararı aldık. Şimdi, biz oraya, okula öğrenciler yerleştirdik. Dört yıl sonra bu gençler okulu bitirdikleri zaman bir meslek sahibi olacaklar ve dört yıl sonra da orada sanayi tesisleri de ortaya çıktığı zaman hem onlara iş hem de sanayi tesislerine uygun eleman temini açısından çok önemli bir faaliyette bulunmuş olacaklar. O yüzden Sayın Bakanımıza hassaten daha önce teşekkür etmiştim, ama komisyon huzurunda da teşekkür etmeyi, bunun da tutanaklara geçmesi adına çok önemsiyorum.

Tabii, pek çok üyemiz, okul-dershane ikileminden bahsetti. Dershanecilik artık bir sektör oldu maalesef. O sektörü, artık okulun kalitesini artırarak belki, en azından o ikilemi ortadan kaldırmaya matuf çabaları ben de destekliyorum. Üniversiteye giriş sınavının yıllara yayılmış olması da çok önemli gerçekten. Ama şöyle bir gerçek de var: Bizim de çocuklarımız tabii, ilk, ortaöğrenimde, bir kısmı da şimdi üniversitede okuyorlar. Çocuklar ilkokul beşinci sınıfı bitirdikten sonra bir yarış atı gibi koşturmaya başlıyorlar ve ailelerin pek çoğu da onları ciddi ileride çok prim getirecek bir yatırım aracı gibi görme eğiliminde. Bu ikilemden de kurtarmak lazım. Belki ileride inşallah sınavsız üniversiteye giriş imkânı olursa, en azından bu yaklaşımı da temin etmiş olacağız.

Üniversiteyle ilgili de birkaç kelamda bulunmak isterim. Rahmetli Cahit Arf çok ünlü, dünya çapında bir matematikçimiz, üniversiteler için “ileri lise” tanımı yapardı. Ama geldiğimiz noktada, belki yükseköğretim kurumu ilk yapılandığı dönemde çok iyi niyetle yapılanmış olabilir, ama, sonra gördük ki artık şu anda, Sayın Bakanımızın seçim bölgesi Van’da ataerkil bir yapı var, yani, ailenin büyüğü her türlü kararı alır, küçükler de onu uygular, ama, görüyoruz ki, üniversiteler de maalesef ataerkil bir yapı var, yani, yukarıdan aşağı ciddi katı bir hiyerarşik yapı ve bilimsel gelişimi de engelleyen bir yapı söz konusu. Dolayısıyla, üniversitenin yeniden yapılandırılması çok ciddi bir zaruret var. Belki üniversiteleri ihtisaslaşmaya yöneltmek lazım, yani, biz sürekli üniversiteler açıyoruz, Türkiye’de daha çok sayıda üniversitenin açılması gerektiği kanaatindeyim, ama, acaba bazı üniversiteleri açarken illa teknik, sosyal veya bir başka alanda ihtisaslaşmaya yönelik, belki de o açıldığı yörenin özelliklerine uygun, yani, tekstilin yoğun olduğu yerlerde tekstile yönelik veya bir başka sanayi kuruluşunun yoğun olduğu bölgede ona yönelik üniversiteleşme olabilir mi, belki bu önemli.

Bir de üniversitelerde öğretim üyesi yetiştirilmesiyle ilgili Sayın YÖK Başkan Vekili ifade ettiler. Burada da şöyle bir yöntem olabilir mi, bilmiyorum. Seracılıkta şöyle enteresan bir yöntem var: Önce fide diye ifade edilir Adana, Mersin’de, yani, küçük fidanı yetiştirirsiniz, daha sonra da seraya nakledersiniz. Bizim çok üniversitemiz var, gelişmiş üniversitemiz var. Onlarda acaba yeni açacağımız üniversitelerin öğretim elemanlarını böyle fidan şeklinde yetiştirip, üç beş yıl daha sonra da asıl yerine göndermek mümkün olabilir mi? Belki böyle bir yöntemi de düşünmek gerekir diye düşünüyorum.

Belki bazı şehirlerimizi üniversite kenti hâlinde yapabiliriz. Dünyada pek çok örnek var. Örneğin Amerika’da Albany var. Küçük bir şehir, ama her tarafta üniversite, adım başı üniversite söz konusu. Belki bunları da bu anlamda yönlendirebiliriz.

Sayın Eşme, tıp fakülteleriyle ilgili bir şey söyledi. Yani, konuşmamda şüphesiz bir başka konuşmacıya cevaben konuşmak istemem, ama, elimdeki bilgileri de aktarmayı vazife addediyorum. Tıp fakültelerinin döner sermayelerinden bahsetti yüzde 15’lik hazine kesintisi olduğunu söyledi. Biz Sağlık Bakanlığı Müsteşarıyken şöyle bir şey önermiştik Maliyeye: Biz de normal sektördeki herhangi bir üye gibi vergimizi verelim, bizden hazine kesintisi almayın, üniversiteden de almayın, yani, başka bir araştırma ödeneği kesintisi de almayın şeklinde bir yaklaşımda bulunmuştuk, ama, Maliye bunu kabul etmedi, tabii kendine özgü birtakım yaklaşımları var, ama, bazı vakıf üniversitelerinin yeri geldiği zaman özel sektörün avantajlarını, yeri geldiği zaman da devlet üniversitelerinin avantajlarını kullandığı gerçeğini de göz ardı edemeyiz. Onlar da o avantajları kullanıyorlar, ama, üniversitelerimizde de performans sistemine geçmemiz gerekiyor. Üniversitelerde her alanda performansı ölçebiliriz. Bazı bölümlerde patendi, bazı bölümlerde sağlıkla ilgili konularda Sağlık Bakanlığı biz bunu yaptık ve çok başarılı olmuştuk, böyle bir döner sermayeyi performansa dayalı hâle getirebiliriz.

Hemşire sayısının azlığıyla ilgili de Sayın Hocam bir ifadede bulundu. Ben şunu söyleyeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlarsanız…

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – Tamam Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Hemşire sayısı da artırılmalı gerçekten, çünkü, Türkiye’de kişi başına düşen hemşiremiz de çok az. Bir yandan elimizde çok sayıda üniversiteye girmeye çalışan gençlerimiz var, öbür yandan işte doktorumuz eksik, hemşiremiz eksik. Onları birazcık artırmamız gerekiyor. Bu anlamda sağlık eğitim fakültelerine YÖK‘ün bakış açısı çok enteresan. Onları mesela kapatmaya çalışıyor veya canlandırmamaya çalışıyor. İki tane sağlık eğitim fakültesi var, ama, öte yandan hemşire eksiğiyle ilgili şikâyetler oluyor.

Sayın Serter, zannediyorum gitti, bir gizli gündem mi var filan demişti Sağlık Bakanlığı 4/B uygulamasıyla ilgili. Herhangi gizli gündem filan yok. Ben de Sayın Ali Osman Sali gibi hemşirelerimizin, doktorlarımızın sözleşmeli statüde çalışmasının daha verimli olduğunu düşünüyorum, yani, böyle olmadığını düşünen üyelerimiz mutlaka çıkacaktır ama, bizim bunu da yönlendirmemiz gerekiyor.

Şimdi, tabii, tıp fakülteleri aslında 270-280 milyon civarında yapılan poliklinik hizmetlerinin yaklaşık 10 milyon, 15 milyon civarındaki bir sayısını karşılıyor, yani, üniversite hastaneleri ve özel sektör de 10-15 milyon civarında, yine yüzde 85’i civarında Sağlık Bakanlığı karşılıyor. Dolayısıyla acaba onlara hasta mı aktarmak açısından böyle bir şey yapılıyor. Ben Sağlık Bakanlığı Müsteşarıyken böyle bir amaç yoktu. Bir hafta sonra da Sayın Sağlık Bakanımız gelecek, o da açıklayacaktır, ama, böyle bir gizli gündem olmadığını söyleyebilirim.

Son olarak da şunu Sayın Başkanım arz edip kapatmak istiyorum: Bizim çok ciddi ölçüde doktor ihtiyacımız var ve doktorları yetiştirecek olan da tıp fakültelerimiz. Gelişmiş tıp fakültelerimiz de var. Enteresan geçen yılki Sayın Sağlık Bakanımızın -Sayın Başkanım, bir dakikada hemen toparlıyorum efendim- bütçe konuşmasındaki bir slayt, belki burada uzaktan görünmüyor olabilir ama, çok enteresan. 1986 yılında 1.875 tane öğretim üyesi varmış tıp fakültelerimizde, yani, profesör, doçent ve yardımcı doçent olarak. Bu ÖSYM yıllığından aldığımız bir rakam ve o zaman 5.231 tane öğrenci alınmış. Hâlbuki yirmi yıl sonra tıp fakültelerindeki öğretim üyesi sayısı 9.020’ye çıkmış, asistan 3 binden 10 bine çıkmış, öğretim üyesi 1.875’ten 9.020’ye çıkmış ama alınan öğrenci sayısı 4.697.

Burada şöyle bir ikilem var: Biz x,y,z gibi gelişmemiş illerle üniversite açalım, gecekondu fakülteleri mi açalım şeklinde tırnak içinde ifade ediyorum, böyle serzenişte bulunuluyor. Ben şöyle bir pratik öneride bulunmak istiyorum komisyonumuza: Yani, bizim Hacettepe, Ankara Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Gazi Üniversitesi çok sayıda öğretim üyesine sahip. Bu arkadaşlara Kırşehir’e gidin, Kırıkkale’ye gidin deseniz bile, evini barkını terk etmek istemiyor, ama, bizim Ankara’nın içinde ikinci bir tıp fakültesi, üçüncü bir tıp fakültesi açmamıza hiçbir engel yok. Onlar evini, yerini, arabasını, çocuklarının okul durumunu değiştirmeden, ikinci, üçüncü tıp fakültelerini açabiliriz, çünkü, bu gerçekten önemli. Çünkü, bugün açma kararı aldığınız zaman en azından altı yıl sonra doktor olacaklar. Dolayısıyla bakanlar bunu kendi iktidar süreleri içinde istiyor olamazlar. İnşallah AK Parti tekrar tekrar iktidara gelir, ama, bunu bir ülke problemi, bir devlet problemi olarak görüp ona göre mutlaka pozisyon almamız gerekiyor. Bu ülkemizin geleceği açısından gelecekte daha sağlıklı, daha eğitimli nesiller için böyle bir karar almamız şarttır diyorum.

Millî Eğitim Bakanlığı bütçemizin hayırlı olması temennisiyle, herkese hayırlı akşamlar diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünüvar’a.

Sayın Bağcı…

CAHİT BAĞCI (Çorum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakanım, komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli bürokratlar ve basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Son konuşmacılardan birisi olmam nedeniyle pek çok konuya değinildiği için kısaca eğitimle ilgili ve yükseköğretimle görüşlerimi bildirip kapatmak istiyorum.

Sayın Bakanımız sunuş konuşmasında 20 milyona yakın genç nüfusa, öğrenci nüfusa yönelik olarak son beş yılda yapılan çalışmaları, kaynak çeşitlendirilmesini ve eğitim alt yapısı konusundaki çalışmaları dile getirdiler. O nedenle, bu özverili çalışması nedeniyle kendisini ve ekibini kutluyorum. Hakikaten mesleki eğitim alanında özellikle modüler yapıya geçilmesi, Sanayi Bakanlığımızla iş birliği içerisinde ara eleman ihtiyacını çözmeye yönelik yürütülen çalışmalar ve mesleki eğitimin reel sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikte eleman ihtiyacı karşılamaya yönelik çalışmaları, öğretmenlerimizin sınıflandırılması ve en önemlisi de siyasilerin ve özellikle seçilmiş milletvekillerinin en çok uğraştığı alanlardan birisi olan öğretmen atamalarıyla ilgili konuda ülkemizi rahatlatması, bir sistematiğe bağlanması öğretmen atamalarının, şaibeden uzak ve herkesin ikna olduğu bir sistemle öğretmen atamalarının yapılması ve akabinde de terfilerin, ikincil mevzuat düzenlemeleriyle terfilerin de belli bir sistematiğe bağlanması ülkemizde eğitim alanında, eğitim kuruluşları alanında yerine getirilen son derece güzel, olumlu çalışmalardır diye düşünüyorum.

Bu arada, kişisel olarak, Sayın Bakanımıza, karşılaştığım ve iki arkadaşımın çocukları nedeniyle karşılaştığım ve benim de zaman zaman dinlediğim, üzüldüğüm bir durumu aktarmak istiyorum. Bu da otistiklerle ilgili ülkemizde, ki, bu, doğrudan belki Sayın Bakanlığımızın ilgi alanı olmamakla birlikte, hizmet üretilmesi açısından Bakanlığımızı ilgilendirdiği için. Bu alandaki çalışmaların, bu alandaki hizmet kalitesinin sıkıntılarının olduğudur. İki arkadaşımın çocuğu da otistiktir ve her iki arkadaşım her yıl farklı okulları dolaşmaktan son derece bitap düşmüşlerdir. Özel eğitim kurumlarında aldıkları eğitimin kalitesini son derece yetersiz bulmaktadırlar. Belki bu şu anda bu alanda yükseköğretim kurumlarımızın bu alandaki ihtiyacı karşılayacak düzeyde bir eleman, insan gücü yetiştirme konusunda bir sıkıntıdan kaynaklanıyor olabilir, ama, Türkiye’de özel eğitim alanında da çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorum.

Sözlerime uzatmadan, yükseköğretimle ilgili kısımda eski bir akademisyen olarak ben de birtakım sözler söylemek istiyorum. Bunlardan birincisi, akademik ilerleme konusunda akademisyenlerimizin yabancı yayın yapma konusundaki zorunluluk veyahut da bir koşul hâline getirilmesidir. Ben de YÖK burslusu olarak yurt dışında eğitim almış birisiyim. Bu alanda yayın yapmanın ne kadar zor olduğunu buradaki akademisyen arkadaşlarımız da biliyorlar. Yurt dışı yayınlarda bekleme sürelerinin de dikkate alındığında bu alandaki güçlükler ortada. Kaldı ki akademik ilerlemede yurt dışı yayın yapmanın, yurt içi yayın yapmayla birlikte kıyaslandığında 3 katı fazla puanla puanlandırılması, ülkemizdeki bilgi birikiminin, bilginin içerden daha çok dışarı için önemli olduğu gibi bir his, bir düşünce bende uyanmaktadır. O nedenle ülkemizdeki bilimsel yayın yapan mekanizmaların, dergilerin, özellikle fakülte ve enstitü dergilerinin belli bir sistematiğe bağlanarak akademik kurullar kurularak yurt dışı derecesinde bir değerlendirme sistemine tabi tutularak bilginin içerde paylaşımının da daha önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Değinmek istediğim bir diğer husus, YÖK–TÜBİTAK arasındaki geçtiğimiz dönemde yaşanan gerginliktir. Bu gerginliği hakikaten iki kamu kuruluşu, bu ülkeye hizmet etmek üzere görev yapan iki kamu kuruluşu arasındaki bu gerginliği ülkemize yararlı olmaktan çok, zarar getirdiği kanaatini taşıyorum ki, bu zaman zaman gerek Bakanımız gerek Başbakanımız ve diğer akademik çevreler tarafından dile getirilmiştir ve özellikle geçtiğimiz dönemde 2000-2006 arasındaki Avrupa Birliği fonlarını kullanma, yani, 6’ncı Çerçeve Programı’ndaki başarısızlığımız ortadadır. Bunun faturası, bunun sebebi YÖK-üniversite arasındaki gerginlikten kaynaklanmaktadır. Üniversitelerimizin TÜBİTAK’la iş birliği sınırlandırılmıştır, engellenmiştir. Bu durumun 7’nci Çerçeve Programı’nda yaşanmamasını diliyorum ve üniversitelerimizin TÜBİTAK’ın koordine ettiği bu programa dâhil olmaları ve Avrupa Birliği çerçevesinde, Avrupa Birliği fonlarının ülkemizde kullanılması ve bilgi paylaşımını, Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki muadil kuruluşlarla iş birliği içerisinde çalışmalarını son derece önemsememiz gerektiğini düşünüyorum.

Değinmek istediğim bir diğer husus, eğitimde kalite sorunu ve akademik yükselmelerdeki keyfilik konusudur. Hepinizin bildiği gibi akademik yükselmelerde doçent olduğu hâlde araştırma görevlisi doktor olarak çalışan pek çok arkadaşımızın olduğu malumlarıdır. O nedenle, akademik yükselmelerdeki bu keyfiliğin de ortadan kaldırılması gerekir. Bir bilim kurulu tarafından doçent ilan edilen bir kişinin uzun yıllarca araştırma görevlisi doktor olarak derslere girmesinin engellenmesi, son derece yanlış buluyorum ki, bu bir hayli akademik kariyere sahip öğretim elemanı arkadaşımız bu durumdadır üniversitelerimizde.

Değinmek istediğim bir diğer husus, YÖK’le üniversiteler arasındaki bilgi paylaşımı ve web tabanlı bilgi toplama sisteminin kurulmasına yönelik bir öneridir. Bilindiği üzere Millî Eğitim Bakanlığımız tarafından İLSİS isimli bir web tabanlı bilgi sistemi işletilmektedir. Benzer program YÖK’le üniversiteler arasında ve diğer kurumların paylaşacağı veri bilgi akışını sağlayan, paylaşımını sağlayan bir sistemin de bir an önce DPT ve TÜBİTAK tarafından projelendirilerek, YÖK tarafından kurulması gerekmektedir.

Ücretler konusunda, YÖK Başkan Vekilinin söylediğine aynen katılıyorum. Araştırma görevlisinden profesöre bu bizim ülkemizin akademik kadrolarının geleceğimizi emanet ettiğimiz akademik insanların, akademik kadrolarının ücret durumlarının düzeltilmesi gerekmektedir. Kaldı ki, üniversitelerimizin de üç büyük ilde yoğunlaştığını hepimiz biliyoruz ve her dönemde yeni üniversite kurulmaktadır. Taşra üniversitelerinin cazip hâle getirilebilmesi için ayrıca bu üniversitelerde görev yapanların farklı ücretlendirmeye gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bilindiği üzere olağanüstü hâl döneminde böyle bir uygulama yapılmaktaydı, şu anda yeni kurulan üniversiteleri cazip hâle getirebilmek için ücretlendirmede bir farklılaşmaya gidilmesi gerekmektedir.

Sözlerime son verirken, Millî Eğitim Bakanlığımız ve bağlı ilgili kuruluşların, üniversitelerimizin bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Bağcı’ya teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, eğer konuşmaları, şimdi üç arkadaşımıza daha söz vereceğiz birisi komisyon üyesi olmak kaydıyla, bundan sonra tabii özellikle üniversitelerimizin bütçe oylamaları oldukça zaman alıyor, bir buçuk saate yakın bir zaman kaybımız söz konusu olacak. Kısa sürede bitirebilmemiz için konuşmalarımızı lütfen özetleyerek bu katkıyı sağlarsanız çok teşekkür ederiz Divan adına.

Şimdi, İbrahim Hasgür’e, bu şartlarda, kısa bir konuşma yapma imkânı veriyorum.

Buyurun.

İBRAHİM HASGÜR (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Millî Eğitim Bakanım, değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, saygıdeğer bürokratlar, değerli basın mensupları; konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Gerek 59 ve gerekse 60’ıncı dönem Hükûmetlerimiz sosyal sektörler içinde eğitimi en öncelikli sektör olarak kabul etmekte ve genel bütçeden de en büyük payı eğitime ayırmaktadırlar. Bu geçen dönemde böyle olduğu gibi bu dönemde de böyle olmuştur. Bazı arkadaşlarımız millî gelirden ayrılan payın yeterli olup olmadığı konusunda görüşler ileri sürdüler. Tabiatıyla bu mali disiplin içerisinde ayrılabilen en azami pay yine de Millî Eğitime ayrılmıştır. Geçmişle mukayese ettiğimiz takdirde kamu eğitim harcamalarının gayrisafi millî hasılaya oranı 2005’te yüzde 4, 2006’da yüzde 4.1, 2007’de yüzde 4.3’tür. Bu oranlar tabii şüphesiz Avrupa Birliği ortalamalarının altındadır, fakat, geçmişle mukayese ettiğimiz zaman ve son beş yılda gayrisafi millî hasılada meydana gelen 2,5 kat artış dikkate alındığında bu oranlardaki artışın azımsanmayacak miktara tekabül ettiği de gözden uzak tutulmamalıdır.

Bu ayrılan paylarla Millî Eğitim Bakanlığımız yapabildiği kadar hem kamuyu hem de özel sektörü harekete geçirerek millî eğitim camiasında bugüne kadar gerçekten yapılamayan son derece büyük reformları gerçekleştirmiş, büyük yatırımlar yapmıştır. Bu hiç kimse tarafından yadsınamaz. Sadece Sayın Bakanımız da tam manasıyla anlatma imkânı bulamadı zaman kısıtlığından dolayı, ana başlıklar hâlinde ifade etti. Herhâlde cevaplar kısmında yine de söyleyecektir, ama, ana başlıklar olarak biz eğitimde, eğitimin üç sac ayağı olarak öğrenciyi, öğretmeni ve aileyi kabul edecek olursak, öğrenciyle öğretmenin bir arada olduğu, eğitim müesseselerinin son derece yetersiz imkânlarla geçmişte hizmet verdiklerini göz önünde tutarsak, bu imkânların iyileştirilmesi, öğrencinin ve öğretimin daha kaliteli eğitim almasına yol açıp açmadığı konusunda ilerlemeler olmuş mudur bu yatırımların? Tabiatıyla tabii ki olmuştur. Nasıl olmuştur? Özellikle öğrenciler açısından bakıldığında eğitime erişimin açısından son derece katkı sağlanmıştır, ders kitaplarının ücretsiz dağıtılması geçmişte hiçbir hükûmetin aklından değil hayalinden bile geçemediği bir projeydi. Bunu Hükûmetimiz gerçekleştirmiştir. Yani, kıskanmamak lazım bunu, takdir etmek lazım böyle bir şey yapılmışsa.

Yine aynı şekilde “Haydi kızlar okula” kampanyası, yani, bu kampanyayla 280 bin kız öğrenci okula getirilmiştir, yani, bu yoktu Türkiye’de, gelmiyordu çocuklar, okula getirilemiyordu. Bunlar çeşitli desteklerle okullara getirilmiştir.

112 bin derslik yapılmıştır. Bunun içerisinden yaklaşık 24 bin özel sektör tarafından yapılmıştır, yüzde yüz eğitime destek kampanyaları, değişik kuruluşların, hayırsever iş adamlarının vesairesiyle. Bu da azımsanacak bir rakam değildir. Toplam rakamın yüzde 21’ine tekabül eder. Bu da çok önemli bir rakamdır. Üniversitelerde örnek teşkil etmesi bakımından son derece önemli bir rakamdır. Demek ki, Millî Eğitim Bakanlığımız halkımızla bütünleşerek pek çok imkânı seferber edebilmiştir. Üniversitelerimizin eksikliği de bu istikamettedir. Yani, üniversitemiz maalesef bulundukları yerlerde halkımızla bütünleşememekte, sivil toplum kuruluşlarıyla bütünleşememekte, üniversiteleri halka açamamakta, dolayısıyla çeşitli sıkıntılar çekmektedir. Üniversitelerimizin bütçesini, yaklaşık, hâlâ yüzde 55’lik kısmı devletten karşılanmaktadır, döner sermayeden ve diğer özel gelirlerden kazandıkları son derece geri kalan kısmıdır.

Şimdi, millî eğitim bütçesi konusunda, Millî Eğitim Bakanlığımızın yaptıkları konusunda daha fazla konuşmayı abesle iştigal kabul ediyorum. Millî eğitimde gerçekten bizim yaptıklarımız devrim niteliğinde hizmetlerdir ve bunun hakkında söz söylemek gerçekten abesle iştigal olur. Yani çağ atlatmıştır Sayın Millî Eğitim Bakanımız ve onun kadrosu, bu memlekette olmayan, senelerce yapılmayan hizmetleri gerçekleştirmiştir. Bir kere bunu herkesin takdir etmesi lazım. Ama, yeterli midir? Yeterli değildir. Yani, biz durmak yok, yola devam diyoruz. Felsefemiz bu bizim. İnşallah daha ilerisini yapacağız. Yaptıklarımızın daha fazlasını yapacağız. İnşallah Avrupa Birliğinin ortalamaları olan bu değerleri bu ülkede gerçekleştireceğiz.

Şimdi, bakın, okul öncesi öğretim 2002-2003  yılında okullaşma oranı yüzde 11.7’miş, bizim devraldığımız yıllarda, ama, 2006-2007 eğitim öğretim yılında bu yüzde 25’e yükseltilmiş. Bu azımsanacak bir başarı değildir arkadaşlar. Aynı şekilde ilköğretimde yüzde 90’dan yüzde 96.4’e çıkarılmış geçen yılın rakamına göre söylüyorum. Ortaöğretimde yüzde 76’dan yüzde 86.6’ya çıkarılmış. Yükseköğretimde yüzde 35’ten yüzde 46’ya çıkarılmış. Yani devraldığımızda bizim 45-46 tane üniversitemiz vardı. Şimdi biz bunu 2’ye katladık. Ha, diyeceksiniz, bina açmakla, rektör tayin etmekle oluyor mu? Olmuyor. Ama, bizde bir söz vardır: “Kervan yolda düzülür.” diye. Bu işler bütün açılan diğer üniversitelerde hep aynı şekilde olmuştur. Hepsi önce böyle birer bina birer rektörle başlamıştır, ama, arkasından gelmiştir. Bütçe imkânları hazırlanmıştır, öğretim üyeleri bulunmuştur. İlk açıldığında taşradaki üniversiteleri düşünelim. Sayın Özal zamanında açılan Kütahya Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi vesaire falan filan. Bunların son derece kısıtlı imkânları vardı. İnşallah bunlar da aşılacaktır. Yeter ki üniversitelerde, Millî Eğitim beraber, bir bütün içerisinde, aynı zamanda tabii ki iktidar ve muhalefeti bir bütün içerisinde. Nasıl şimdi üniversitelerin bütçelerine şunları şunları ilave edelim diye herkes böyle imza dolaştırıyor. Neden? Bütün bu üniversiteler bizim üniversitelerimiz. Bütün bu eğitim kurumları bizim eğitim kurumlarımız ve bunları beraber kalkındıracağız.

Evet, sadece mesleki eğitim konusunda sıkıntılarımız vardır. Neler olmuştur? Mesleki eğitimin ortaöğretim içindeki payı 95 yılında yüzde 42.3’imiş, bu oran 2002-2003 öğretim döneminde okul türleri arasında farklı katsayı uygulamasının etkisiyle yüzde 32.3’e kadar gerilemiş. Yapılan çalışmalar neticesinde 2002’den sonra meslek yüksekokullarına sınavsız geçiş uygulamalarının başlatılması özellikle bunun da etkisiyle bu oran artmaya başlamış, 2006-2007 öğretim dönemi itibarıyla bu yüzde 36.8’e yükselmiş. Bununla beraber ilköğretimden ortaöğretime geçiş sisteminin öğrencilerin ilgi, beceri ve kabiliyetlerini dikkate almaktan uzak olması, ilköğretimde etkin bir yönlendirme sisteminin kurulamamış olması ve mesleki eğitim öğrencilerinin yükseköğrenime geçmedeki dezavantajlı durumları mesleki eğitimin ortaöğretim içindeki payının artmasını engellemiştir. Pek çok faktör var. Bunların içerisinde en önemlisi üniversiteye girişteki katsayı uygulamasıdır. Bu yadsınamaz bir gerçektir.

Bakın, katsayı uygulamasını kaldırın, üniversitelere eşit olarak hepsi girsinler, bu oran birden, hemen yüzde 15, yüzde 20 artar ve geçmiş hükûmetlerimizin o dönemde buna sebebiyet veren hükûmetlerimizin bir yüzkarasıdır. 1999’da yapılan uygulamayla meslek yüksekokullarının önüne engel getirerek, aniden, bir iki ayın içerisinde bir kanun çıkarmak suretiyle bu okullardan mezun olan öğrencilerin üniversiteye eşit şartlarda girmesi engellenmiştir, bu tarihin, sadece Türkiye’de değil, dünyada millî eğitim camiasında bir devletin vatandaşına yapabileceği en büyük zulümdür. İnsanların kazanılmış hakkı vardır.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Beş yıldır niye kaldırmadınız?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Sizlerin sayesinde efendim, olmuyor.

İnsanların kazanılmış hakkı vardır. En azından dersiniz ki…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Beş yıldır iktidardasınız.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Bir saniye efendim, dinleyin lütfen.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – İktidar değil misiniz?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Mütehammil olun.

Biz değiştireceğiz, hedefimiz bu.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Öyle mi? Peki.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Mani olmayın eğer şey yapacaksanız.

BAŞKAN – Sayın Hasgür, siz komisyona hitap edin.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Her şeyi yapıyorsunuz da bunu niye yapamıyorsunuz?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hayır, eleştirmeye lüzum yok, düzeltin.

BAŞKAN – Sayın Hasgür, süreniz bitmek üzere.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – 1999’da bunu çıkarırken en azından şu söylenebilirdi: Şu anda okuyanlar bundan muaftır, bundan sonra girecek olanlara üniversiteye girişte farklı katsayı uygulanacaktır. Böyle bir şey yapılmamıştır. Kazanılmış hak diye dünya hukuk literatürüne geçmiş bir genel hukuk kaidesi vardır. Hiç kimseyi siz geçmişte attığı bir adımdan dolayı cezalandıramazsınız ve geçmişteki kazanılmış haklarını elinden alamazsınız, ama, bu, maalesef, bu ülkede 28 Şubat süreci dolayısıyla o sürece çanak tutan belli iktidarlar tarafından maalesef gerçekleştirilmiştir. Bu tarihe kara bir leke olarak bu hükûmetlerde ortaklık eden bütün partilerin kayıtlarına geçmiştir ve bunun hesabı, inşallah, bir gün sorulacaktır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – 58 ve 59’uncu Hükûmetler de dahil, hâlâ çözemediler.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Evet, bunun dışında üniversitelerden biraz bahsetmek istiyoruz.

Şimdi, efendim, üniversitelerimizde, bakın, şu anda mevcut üniversitelerimizde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hasgür…

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Bir saniye efendim, bitireceğim.

…mevcut durum itibarıyla söylüyorum, yeni açılan üniversitelerin tabii bir şeyi yok, artık üniversitelerimiz, maalesef, bugün eğitim kalitesi son derece düşük, yani, öğretim üyesi ihtiyacı olsa da olmasa da, para ihtiyaçlarını ileri sürseler de sürmeseler de, artık eğitim ve öğretimin dışında her şeyin yapıldığı müesseseler hâline gelmişlerdir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Mesela… Mesela…

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Yolsuzluk, intihal, her türlü irtikabın gerçekleştirdiği yer olarak.

Bakın, tam 47 üniversite hakkında Kamu İhale Kurumu…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – İntihal konusunda çok haklısınız. Eski Başbakan Müsteşarı da…

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Efendim, evet, onu da söyleyeceğim.

Sayın eski Müsteşarımız hakkında bu derece hassas olan YÖK, ama, başkaları intihal yaptıkları zaman hiç sesini çıkarmamaktadır. Bakın, ben isterse vereceğim, Sayın YÖK Başkan Vekili burada. Yapılan o kadar çok intihal var ki.

Bakın, eğer İnternet kullanabiliyorsanız Sayın Özyürek, lütfen, bir girin. Üniversiteler…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yok kullanamıyorum. Siz not verirseniz bana, bakarım.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) –Bakın, yazın, girin “Google”a. “Üniversiteler ve intihal” “Üniversiteler ve yolsuzluk” diye iki tane anahtar kelime yazacaksınız. Size tam 500 bin tane kaynak gönderiyor. 500 bin tane… Türkiye’deki üniversitelerde bunlar.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir de “AKP ve yolsuzluk” yazın. Ben de ona baktım.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Bir saniye efendim, bir saniye…

Sen kimin tarafındasın ya? Sen de zulme uğramış bir adamsın Mehmet Bey, yapma böyle.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Böyle konuşamazsın ama. İki yanlış bir doğru etmez.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Üniversitelerde, yani, üç oyla beş oyla rektörler tayin edilirse, olacağı budur. Siyaset, tarafgirlik almış yürümüştür.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Zulüm…

BAŞKAN – Arkadaşlar…

Bir dakika müsaade eder misiniz? Hocam kusura bakmayın.

Bu karşılıklı konuşmaya döndü, olmaz böyle şey.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Tamam Hocam, bitiriyorum.

BAŞKAN – Çabuk bitirelim bunu efendim.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Tabii, bitiriyoruz efendim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, zulmün anlamını sordum da “Görevden alma” dedi. Ooo, biz yüzlerce zulme uğradık o zaman.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Şimdi, efendim bakın. Verilen ilanlara kadar, üniversiteye alınacak elemanlarda verilecek ilanlara kadar bu, maalesef, bu yolsuzluk, bu adam kayırma, tarafgirlik, fişleme artık böyle şüyu bulmuştur.

Yani, açıyorsunuz, Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörünün kasasında filan adam şucu, filan adam bucu, bilmem nerede şucu diye adam istihbarat raporlarıyla öğretim üyesi tayin ediyor. Var mı efendim böyle bir şey? Üniversite bu. Özgür ortam, fikir ortamı. Üniversite adı üstünde. Üniversitede fikir tartışmaları serbestçe yapılır. Her fikirden, herkese ihtiyaç vardır. Ne demeye efendim, bu şucu bu bucu diye insanları ayırıyorsunuz, kategorize ediyorsunuz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sizin belde başkanınızın müdür atadığını biraz önce gördük. Ona da bir gelin bakalım.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Tahammül edin efendim. Biz siz konuşurken hiç müdahale etmedik.

BAŞKAN – Mustafa Bey…

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Evet, bakın, ilanlara bakın efendim. Şimdi, fen bilimleri eğitiminde yardımcı doçent alacakmış Demirci Eğitim Fakültesi. Diyor ki, özellik yazmış buraya: “Öğrenme halkası yaklaşımı konusunda doktora yapmış olmak.” Efendim, bu son derece sınırlı, son derece spesifik bir konudur bu. Yani, Demirci Eğitim Fakültesinde ders verecek yardımcı doçentin bu konunun uzmanı olmasına ne gerek var?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, ikinci süre de bitti.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) –Arkadaşımız özel bir üye olduğu için beş dakika daha ek süre verin.

BAŞKAN – Size iki dakika daha bir süre vereyim, toparlayın efendim.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Şimdi, aynı şekilde…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Başkan, başkasına yapmıyorsunuz.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Neyi yapmıyorsun. Sana kaç dakika verdi?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yok canım…

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Yok tabii. On beş dakika, yirmi dakika konuştun.

BAŞKAN – Hocam…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Şu anda benim toplam konuşma süremi aştın.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Öğren, öğren, bak…

Efendim, eski çağ tarihine yardımcı doçent alınacakmış fen edebiyat fakültesine. Diyor ki: “İslam öncesi dönemde Türk heykelciliği konusunda çalışmaları bulunmak.” Efenim, eski çağ tarihinde Türk heykelciliği konusunda çalışmaları bulunmak, ne alakası var. Yani, öyle bir spesifik tarif yapıyor ki, sadece o konuda çalışması olan bir adam var orada, o adamı alacak. Başka yok. Çünkü, eski çağ tarihi konusu o kadar geniş bir konu ki, o konuda yayınları olan bir sürü adam geldiğinde ve bunların yayınları bu arkadaştan çoksa, mecbur onu alacaklar.

Yani, bakın efendim burada bir tane, iki tane değil, onlarca var.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Çoğaltıp dağıt sen.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Tabii, tabii…

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Ayakkabı numarasını da soruyorlar mı?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Tabii, soruyor.

Evet, şimdi, efendim bakın, 30 bini aşkın abonesi bulunan uluslararası matematik dergisi: Applied Mathematics and Computation diye bir dergi bu, meşhur bir dergi. Ağustos sayısında editör, bu derginin editörü diyor ki: “Türk matematikçilerin intihal içeren makalelerini yayımladığım için geçmişte, çok özür diliyorum, ancak farkına vardım.” Bakın efendim, takip edin. Yüzlerce böyle, bir tane, iki tane değil. Ben sadece altı sayfa, örnek olsun diye çıkardım, getirdim buraya. Arzu edenler varsa, dağıtabilirim.

Sabırlarınız için çok teşekkür ediyoruz. Tabii, bunlar üniversitelerimizin eksikleri. Yani, biz, bunlardan, Türkiye’de eski bir üniversite mensubu olmaktan dolayı, bunları duyduğum zaman gerçekten hicap duyuyorum.

BAŞKAN – Efendim, teşekkür etmiştik.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Bunları şey yaptığımızdan, gururlanaraktan, övünerekten anlatmıyoruz. Çok teşekkür ediyorum.

Hayırlı günler.

BAŞKAN – Sağ olun, biz teşekkür ederiz.

Sayın Necat Birinci.

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, YÖK Başkan Vekili, değerli bürokrat arkadaşlarım, basının değerli mensupları; doğrusu ben konuşma beklemiyordum, ama, iki üç cümle söyleyip, iki örnek verip bitirmek istiyorum.

İki şey beni çok üzdü, çünkü, burada konuşulanların hemen hemen hepsinde Sayın Bakanla birlikte en yakın mesai arkadaşı olarak birlikte yürüdük ve benim de sorumluluğum var. 2006-2007 senesi arasında yürütülen projelerin indeksini getirdim. Neler yapıldı, bunlar yazıldı. 67 projeyi her hafta, bütün bürokratlarım, arkadaşlarımızla görüşerek, sıkı şekilde takip ettik ve sonuçlandırdık.

Şimdi, değerli milletvekilleri, olayların içinde yaşarken neyin yapıldığını, işi gerçekleştirenler de kolay kolay fark edemezler. Bunların topluma yansımaları, ancak, aradan zaman geçtikten ve perspektif genişledikten sonra farkına varabiliriz. Eğitim, bunun için son derece önemlidir.

Bir, bizi kadrolaşmakla itham ettiler. Sayın Bakanım da bilmiyor… Bakanım diyorum, çünkü, müsteşarı olarak, Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı olarak çalıştım. Geldiğimde müsteşarın elinde anahtarı bulunan bir kasayı bana teslim ettiler ve anahtarıyla beraber. Bir buçuk sene bunu açmadım. İlgimi çekmedi, çünkü, bir projeyle gelmiştik. Dosyamızda yapılması gerekenler vardı. Bir gün dedim “Yahu, şunu aç.” Açtım. 4 tane büyük klasör ve Türkiye’deki bütün millî eğitim müdürlerinin, merkez bürokraside bütün arkadaşlarımın, bütün ilçe millî eğitim müdürlerinin, il millî eğitim müdür yardımcılarının ve okul müdürlerinin fişleri. Türkiye’nin 28 Şubat sürecinde ne büyük sarsıntıdan geçtiğini orada görerek irkildim ve bunu, bir arkadaşım hâlâ evinde soba yakıyordu, arabaya koydum, kapısını çaldım ve “Şunları yakalım.” dedim.

Şimdi, bakın…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Resmî belge mi?

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Hayır, özel.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Niye alıp gitmemiş bunları.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Efendim, yapmayınız. Fişlemelerin resmîsi var mı? Yani, siz tecrübelisiniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Özel bir şeyse alıp götürür. Çok inandırıcı değil.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Ama, bakınız. Yapılacak olan bütün işlemleri o dosyalara bakarak yapıyorlardı. Biz mazimizi temizledik ve ak sayfa açarak Millî Eğitim Bakanlığında çalışmaya başladık.

Bizi kadrolaşmakla itham etmek, büyük haksızlıktır ve şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum, cumhuriyet tarihi içinde değil, ittihat terakki döneminden bu yana eğitimde en tarafsız, ideolojik olmayan ve partizanca davranmayan bir yönetim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Propagandanın bu kadarı fazla.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Ben yaptım çünkü.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Biraz fazla.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Bunu ben yaptım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Biliyoruz, biliyoruz nasıl kadrolaştığınızı. Çok iyi biliyoruz.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – İkincisi…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yargı kararlarını uygulamadığınızı çok iyi biliyoruz.

BAŞKAN – Mustafa Bey, müdahale etmeyelim.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Tabii, mahkum da oldum. Söylüyorum, ben yaptım diyorum.

Bakınız, değerli arkadaşlar, şimdi, beyefendi, değerli milletvekilim bir arkadaşıma “Onu biz biliriz. Nasıl davranacağımızı biz biliriz. Siz susunuz, biz söyleyelim.” dediniz. Ayın şeyi siz söylüyorsunuz. Yapmayınız. Yapmayınız, biraz önce de öyle oldu. Tahammül edelim.

Arkadaşlar, elimde ilerleme raporu var 7 Kasımda şey yapılan. Sadece övülen, sadece değerlendirilen Millî Eğitim Bakanlığının yaptıkları. Bu da önemli bir ölçüttür.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – O zaman, doğru yapıp yapmadığınıza bir daha bakın.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Yine söz atıyorsunuz. Lütfen, dinlemeyi öğreniniz, adap öğreniniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hocam, siz de hocalık yapmayınız.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Ben hocalık yaparım, çünkü, kırk sene hocalık yaptım.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hocalık yapmayın.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Böyle karşılıklı konuşursanız, ben hocalık yaparım, çünkü, benim hocalık damarlarımdadır.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Evet, evet; ama, bize ders veremezsiniz siz.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Dersi alacak herkese veririm efendim. Alan gelsin.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bizim hiç ihtiyacımız yok.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Ama, dinlemesini öğrenin efendim.

BAŞKAN – Mustafa Bey, lütfen. Bakın, uzadıkça uzuyor işte bu iş.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Siz söz istemeyene bile söz verirseniz, uzar.

BAŞKAN – Nereden biliyorsunuz söz istemediğini. Burada kayıtlı kimin söz istediği.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Bu konuda bir örnek vereceğim. Sayın Divan, bu örneği verip, bırakıyorum. Projelerin hepsi anlatıldı. Cumhuriyet değil, başlangıcından, modern okulların ilk dersliğinden bugüne kadar yapılan derslik sayısı 440 bin civarındadır. Cumhuriyet demiyorum, 1848’den bu yana… Bunun 112 bini şu beş senede yapılmıştır.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sultan Osman’dan beri yapılandan daha fazlasını…

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Hayır efendim. Abdülaziz’den beri, Abdülmecit’ten beri.

Siz güzel konuşuyorsunuz, gelin sohbet edelim, ama, burası bir bütçe alanı. Burada kurallar vardır, kurallara uyalım.

BAŞKAN – Hocam, teşekkür edelim mi Hocam size?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz de onu hatırlatmak istiyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Bakan bunların hepsini anlattı. Konuşması da gayet güzeldi. Yan desteğe de ihtiyacı yoktur. O anlattı.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Ben Hocasıyım, konuşmasında benim payım vardır.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Siz onu sonra biraz daha eğitirsiniz.

BAŞKAN – Hocam tamam mı?

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Şimdi, efendim, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi… Millî Eğitim Bakanlığı, eğitim, ülkelerin geleceğinin şekillendiği alandır. Bu alan üzerinde tatsız, gereksiz, kırıcı, objektif olmayan davranışlar yanlış olur ve son derece heyetinize teşekkür ederim. Muhalefet sıralarına teşekkür ederim. İlk defa son derece makul, son derece ayağı yere basan, son derece realist bir bütçe görüşmesi oldu. Ben beşincisine katılıyorum. Bu bakımdan kendilerine teşekkür ederim. Bu sataşmalar da işin her hâlde yorgunluk tarafıdır.

Her şey anlatıldığı için ben fazla konuşmayacağım, ama, şunu sormak istiyorum Sayın YÖK Başkan Vekilimize: YÖK bünyesi içinde kendisi hakkında soruşturma açılıp, YÖK Başkanlığının izin vermediği, Danıştayın da bu vermemeye bağlı kaldığı kaç kişi vardır? Bunların sayısını öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Hocam. Sağ olun.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Ben beş senedir soruyorum, bu soruya cevap vermediler.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yazılı olarak verirler her hâlde.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Beş senedir soruyorum, cevap vermediler.

BAŞKAN – Sayın Zeydan, buyurun efendim.

RÜSTEM ZEYDAN (Hakkâri) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, değerli milletvekili arkadaşlarımız, YÖK’ün Sayın Başkan Vekili, saygıdeğer bürokratlar, sevgili basın; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sözün bittiği yer midir, yoksa sözün başladığı yer midir, çok iyi kestiremedim. Ben yedi yıl Sektörler Arası Çocuk Kuruluna başkanlık eden bir arkadaşınızım. Değişim ve gelişim gösteren yavrularımızdan ve ülkemizin geleceğinde söz ediyoruz zannediyorum. Yani, ülkemizin eğitiminden, ülkemizin yarınlarının konuşulduğu bir bütçe üzerinde görüş teatisinde bulunuyoruz, ama, bugünün resmini de mutlaka görmek lazım. Bugünün resmini değerlendirirken dünü mutlaka bugünle mukayese etmek lazım diye düşünüyorum. Çünkü, dününü hatırlamayanlar, bugününü yaşayamazlar, yarınlarını asla hayal bile edemezler.

Dünden bugüne ne değişmiş, bir görelim. Kısa ve özet olarak arz edeceğim:

Okul öncesi eğitimde, arkadaşlarımız da değindiler, okullaşma oranları yüzde 11’lerden, çok şükür ki, bugün yüzde 25’lere gelmiştir.

“Haydi kızlar okula.” kampanyasıyla, özellikle temsil ettiğim ilin, Hakkâri ve Doğu, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin çok önemli bir sorunu, bu kampanyayla ülke genelinde 280 bin kız çocuğu okula kavuşmuştur ve 350 adete yakın pansiyon ve yurt binası yapılmış, 112 bin derslik ülkemize kazandırılmıştır.

Kalkınmada öncelikle illere temininde güçlük çektiğimiz personel diye tabir ettiğimiz çok çeşit ve branşta, gerek sınıf öğretmeni gerek branş öğretmeni anlamında da sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerimizi bu kalkınmada öncelikli illerde görevlendirmişiz.

Beş yıldır ilköğretimde ücretsiz ders kitapları dağıtılmış, ortaöğretimde bir yıldır ücretsiz ders kitapları yavrularımızın sıraları üzerine konulabilmiştir.

Kırsal kesimde bunlar da yetmemiş, yatılılık, bursluluk, taşımalı eğitim yaygınlaştırılarak günümüz getirilmiştir ve memnuniyetle ifade ediyorum ki, 5,5 katrilyon Doğu ve Güneydoğu illerine yapılan yatırımın yüzde 30’a yakını, Millî Eğitimin yatırımlarıdır.

Şartlı nakit transferiyle taşımalı eğitime çok anlamlı bir destek sağlanmıştır.

Eğitime yüzde 100 destek programı çerçevesinde hayırsever kişi, kurum ve kuruluşlar tüzel kişilikler ve ülkenin diğer hayırsever kurumları eliyle eğitime katkı sağlanmıştır.

Teknolojik altyapı ve bilişim teknolojileri anlamında da tüm okullarda, sekiz derslikli ve üzeri tüm okullarda bilgisayarlı teknoloji sınıfları ve ADSL hızlı internet bağına kavuşturulmuştur.

Rahmetli Nusret Fişek Hocamın çok anlamlı bir lafı vardır: “Mükemmele ulaşmayı herkes ister, ama, lütfen mükemmele ulaşacağım diye ulaşabileceklerimizi, fırsatları elden kaçırmayalım.”

Yükseköğrenimle ilgili de birkaç şey arz etmeme müsaade edeniz. Üniversiteler arası giriş sınavlarında kalkınmada öncelikli illerdeki yavrularımıza -bakınız dikkatinizi çekmek istiyorum, Doğu ve Güneydoğu illeri demiyorum- mutlaka pozitif ayrımcılık yapılmalıdır. Üniversiteye girişlerde -Sayın Bakanımızın da bu konuda bir ham çalışması vardır, kendisine müteşekkirim- mutlaka artı puanlarla bu sınavlara hazırlanmalıdır.

Kuruluş aşamasındaki ve kurulacak yeni üniversitelerde öğretim kadrolarına atanacak öğretim elemanlarının özlük haklarını mutlaka pozitif ayrımcılık anlamında değişik düşünebilmeliyiz. Yani, tazminat farklılıkları, diğer kalkınmış bölgelere göre en az yüzde 300, yüzde 400 oranında artırılmalıdır.

Eğitimde fırsat ve imkân eşitliği dedik. Bu anlamda, Millî Eğitim Bakanımız ve ekibi kalkınmada öncelikli illere büyük katkı sağlamışlardır.

Sayın Bakanım, ben bu salona bürokrat ve teknokrat olarak çok girdim, ama, ilk kez milletvekili arkadaşınız olarak bu sıralarda bir kıskançlık ifademi arz etmeme müsaade edin. Yakın oturduğum arkadaşlarımın çoğu kendi illerindeki üniversitelerle ilgili Plan Bütçe Komisyonuna eksiklikleriyle ilgili istekleri ve arzuları oldu. İnşallah, sizin sayenizde Hakkâri Üniversitesinin de önümüzdeki yıl içerisinde altyapısıyla birlikte realize edileceğine yürekten inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Millî Eğitim Bakanlığımızın, ilgili ve ilintili kuruluşların bütçesinin memleketimize, milletimize hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyor, hepinize sevgi dolu saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Eğer fazla değilse soruları da alalım, ondan sonra yemek molası vereceğiz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yemek arası vermeyelim, bitirelim.

BAŞKAN – Bizim şekerimiz düştü efendim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yemek arasız devam edelim.

BAŞKAN – Sorular geçiyoruz.

Birinci sırada, Harun Öztürk, buyurun.

Çok kısa rica edeceğim mümkünse.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Aracılığınızla iki sorum olacak.

Birinci sorum: 5 Kasım 2007 tarihinde, yani, bu pazartesi günü Personel Genel Müdürlüğü tarafından 81 il örgütüne yazılı bir talimat gönderiliyor. Bu internet sitenizde yer alıyor. Bu yazıda sözleşmeli öğretmenlerin maaşlarının da her ayın 15’inde, kadrolu öğretmenlerde olduğu gibi, peşin ödenmesi gerektiği ifade ediliyor.

Elbette, sözleşmeli ve kadroluları arasında bu yönde bir farklılık oluşmaması için çaba gösterilmesini takdirle karşılıyorum. Ancak, bu yazışmaya niye gerek duyulduğunu düşünmeden edemiyorum. Sorunun Maliye Bakanlığı görevlilerinin peşin ödeme için yasal dayanak istemiş olmasından kaynaklanmış olabileceği bir ihtimal. Gerçek böyle midir? Yoksa, başka bir nedeni var mıdır?

Söz konusu Başkanlık yazısının bir paragrafında “Sözleşmeli öğretmenlerin aylık ücretlerinin, kadrolu öğretmenlerle eş zamanlı ödenebilmesi için, personelin maaş bordroları çalışılmış gibi düşünülerek, her ayın 15’inden önce yapılmak suretiyle ilgili kurumlara gönderilmesi sağlanacak ve aylık ücretler her ayın 15’inde öğretmenlerimize peşin olarak ödenecektir.” denilmektedir. Buradaki “…personelin maaş bordroları çalışılmış gibi düşünülerek her ayın 15’inden önce yapılmak suretiyle…” ibaresini hukuka uygun bir ifade olarak değerlendiriyor musunuz? Yasal düzenleme yoksa çalışıldıktan sonra düzenlenmesi gereken bir bordronun çalışılmış gibi kabul edilip, önceden düzenlenmesini istemek kanunsuz bir emir olmuyor mu?

İkinci sorum: Sayıştayın 2006 yılı uygunluk bildiriminde sorumluluk gerektiren ödenek üstü sarfiyat sütununda Bakanlığınızla ilgili olarak 370,1 milyon YTL tutarında ödenek üstü bir sarfiyat görülmektedir. Bu personelle ilgili harcamaların dışında bir sarfiyattır.

Sayıştay bu miktarla ilgili olarak tamamlayıcı ödenek verilip verilmemesinin Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirinde olduğunu ifade etmektedir. Söz konusu miktarın ana kalemler itibariyle mahiyeti konusunda Komisyona bilgi verilmesini beklediğimi ifade ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Alaattin Bey, buyurun.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aracılığınızla birkaç soru sormak istiyorum YÖK Başkan Vekiline. Aslında bu soruları daha öncedir, beş senedir sorduğum soruları tutanaklardan okuyacağım, 104 ve 105’inci sayfada.

YÖK’le ilgili çeşitli sorular soruyorum ve bu sorduğum soruların hiçbirine bugüne kadar cevap verilmedi. Hiçbirine… Geçen sene de aynı şeyleri söyledim, hatta Başkan Vekilimiz “Hemen, en kısa zamanda. Hata ettik. Cevap vereceğiz.” dedi. Bugün yine cevap yok, hiçbirine cevap verilmedi. En kısa zaman her hâlde, anlaşılan elli sene de en kısa zaman bir devlet hayatında. Bunun, en kısa zamanın ne olduğunu öğrenmek istiyorum ve devam ediyorum.

Gerek Millî Eğitim Bakanlığımıza bağlı kuruluşlarda gerekse YÖK ve YÖK’e bağlı kuruluşlarda ve üniversite ve onlara bağlı kuruluşlarda kaç tane sosyal tesis ve lojman vardır? Bunlar için -son üç yıl diye sormuşum, artık son beş yıl diyelim- beş yılda yapılan toplam harcamalar ne kadardır ve ilgili kuruluşların bütçesi içinde yüzde kaçlık bir paya isabet etmektedir?

Diğer bir soru: Üniversitede okuyan öğrencilerimiz, kamu görevlisi statüsünde midir? Bunlara kamu görevlisi muamelesi mi yapılmaktadır?

Son beş yıl içinde baş örtüsü sebebiyle üniversitelerde okuyan, yani, buralarda okuduğu halde, derslere alınmayıp, öğretim hakkını kaybeden kaç öğrencimiz vardır?

Yine, son beş yıl içinde baş örtüsü sebebiyle lise ve yükseköğrenim kurumlarına giremeyen kaç öğrencimiz vardır? Tabii, liseyi bitirip de giremeyen manasında söylüyorum. Aynen okuduğum için…

BAŞKAN – Toparlarsanız…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Hemen söyleyip, bitiriyorum efendim, zaten kısa.

Son beş yılda meslek okullarından mezun olup üniversiteye girme oranı nedir?

Son olarak da şunu söylüyorum: 2005 yılında bu soruyu sormuşum, tekrar ediyorum. DSP, MHP ve ANAP Hükûmeti döneminde YÖK’le ilgili bir araştırma komisyonu kurulmuş. Bu araştırma komisyonunda 73 üniversite incelenmiş, dosyaları ve bunlarla ilgili 33 tane yolsuzluk dosyası tespit edilmiş. Bunlar için savcılık soruşturma izni istemiş, YÖK’e göndermiş. Bunlardan kaçına soruşturma izni verdiniz diye soruyorum?

Bunların cevabını beş senedir bekliyorum. Şimdi, tekrar ediyorum. Evet, bunların cevabını vermeyi düşünüyor musunuz?

Cumhurbaşkanına soruyoruz cevap veriyor, Meclis Başkanına soruyoruz cevap veriyor. Bakanlarımıza soruyoruz, cevap veriyor. Acaba, YÖK Başkanının, YÖK’ün statüsü nedir? Bu devlet dışı mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Badak…

SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkanım, Avrupa’da bulunan vatandaşlarımızın çocukları artık üniversiteli. Yüz binlerce üniversite çağında çocuğu oluştu. Almanya’da üniversite kurmak üzere geçtiğimiz yıllarda bir anlaşma yapıldığını hatırlıyorum. Bu konudaki gelişme nedir?

Bir de, İngilizce, özellikle bilişim dilinin İngilizce olmasından sonra bir ortak dünya dili hâline geldi. Bu konuda ülkemizde gerekli özen gösteriliyor çocuklarımıza İngilizce öğretilmesi için. Fakat, bunun yanında ülkemiz için son derece büyük potansiyel, ekonomik potansiyel arz eden iki ülke var: Rusya ve Çin. Rusça ve Çince dillerinin öğretilmesi için de özel bir çalışma yapılabilir mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Özyürek konuşmasında değindiler, ben o konuya ilişkin bir soru sormak istiyorum. Alfred Üniversitesi… Bir yabancı üniversite İstanbul’da bir şube açıyor, öğrenci kabul ediyor, para kabul ediyor. Sayın Özyürek kapatıldığına ilişkin bir duyum aldığını, haber aldığını söyledi. O konu doğru mu? Birincisi onu sormak istiyorum.

Esasen izinsiz olarak bir üniversitenin kurulması, şube şeklinde de olsa kurulması nasıl mümkün olabiliyor? Yetkili makamlar buna nasıl izin verebiliyor? Bunu sormak istiyorum.

Anayasa’ya göre mümkün değil. YÖK’ün iznini almaksızın bu üniversitenin kurulması mümkün değil. Şimdi, kapatılmış olması bence sorunu ortadan kaldırmıyor. Bu izinler, bu üniversiteye nasıl verilmiş acaba? Kim vermiş? Verenler hakkında bir işlem yapılıyor mu? Yapılacak mıdır? Birinci sorum bu.

İkinci sorum İstanbul Üniversitesiyle ilgili. İstanbul Üniversitesinin 2008 yılı bütçe tasarısı önümde. Buradan bir iki cümleyi izninizle okumak istiyorum. Hizmet gerekçesi sayfasında, ki, tasarının ilk sayfası ve ilk cümlesi olacak şimdi okuyacağım cümle. Bu sayfada yer alan ilk cümle şu: “Kuruluşu İstanbul fethine kadar gerilere götürülebilen İstanbul Üniversitesi, geçirdiği aşamalardan sonra medreseden darülfünuna dönüşmüş, 20’nci yüzyıl başların da ise yeni birtakım düzenleme değişiklikleri konu olmuştur.” Ben bu cümlenin özellikle son kısmından hiçbir şey anlamadım. İmla hatası, cümle düşüklüğü olan bir cümle.

İkinci paragrafta şöyle bir cümle var: “Türkiye’nin en eski, en köklü yükseköğretim kurumu olan İstanbul Üniversitesi hem ulusal hem de uluslararası bilim ve eğitim katkılarından yetiştirdiği bilim adamları ve öğrencileriyle haklı bir övünç duymaktadır.” Ben yine bir şey anlamadım. “Bilim ve eğitime katkılarından” demek istiyor. Ondan sonra bir virgül her hâlde koyması lazım, ama, Türkiye’nin en eski ve en köklü üniversitesi bize sunmuş olduğu bütçe tasarısında bu hataları yapabiliyor.

İkinci cümleyle sınırlı olsaydı yine söylemeyecektim. Bu sayfayı ve devamını okuduğumuzda çok sayıda bir imla hatası, cümle düşüklüğü olduğunu sizler de göreceksiniz. İstanbul Üniversitesi gibi gerçekten Türkiye’nin en eski, en köklü, potansiyeli, akademik kadrosu son derece güçlü olan bir üniversiteye yakışmıyor. Üniversitenin potansiyeli bu değil, ama, şimdi demek ki bu bütçeyi hazırlayan üniversite yönetimi bu Türkiye’nin en eski, en köklü üniversitesine atılım yaptırmak, onunu performansını artırmak, onun sorunlarını çözmek yerine her hâlde günlük işlere dalmış çarklar nasıl olsa döner düşüncesiyle işi oluruna bırakmış bir yönetim anlayışına sahip.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Dört dakika oldu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Sayın YÖK Başkan Vekilimiz bu konuda değerlendirme yapmayı düşünüyor mu acaba? İkinci sorum bu.

Üçüncü sorum şu: Trabzon bir eğitim kenti olarak nitelendirilen bir kenttir. Yani, Trabzon’un coğrafik konumu ve potansiyeli bu unvanı almaya en azından uygun olan, müsait olan bir kenttir. Trabzon’un böyle bir iddiası da vardır. Karadeniz Teknik Üniversitesi Türkiye’nin en eski, en köklü üniversitelerinden biridir ve Trabzon başka üniversiteleri de taşıyabilecek, kurabilecek, oluşturabilecek güçtedir.

Bu yönde bir vakıf, bir üniversite teşebbüsünde bulunmuş durumda. Avrasya Üniversitesi veya Doğu Karadeniz Üniversitesi adıyla olabilecek, tabii ki, YÖK’ün ve Hükûmetin uygun görmesiyle. Başvurusu YÖK’te bulunuyor. Ben bu yeni yasama döneminde YÖK’ten ve Sayın Millî Eğitim Bakanımızdan Trabzon’u eğitim kenti unvanına taşıyabilecek bu üniversite oluşumu konusunda destek rica ediyorum ve bu üniversitenin mütevelli heyetiyle ve alt yapısıyla da bu teşebbüs hâlindeki üniversitenin bunun gerçekleştirebileceğini düşünüyorum.

ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Özel üniversite mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, vakıf üniversitesi.

Sorularım bunlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Mehmet Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aracılığınızla, bir soru Sayın Millî Eğitim Bakanımıza, bir soru Sayın YÖK Başkan Vekiline. Ama, bütün arkadaşlarımın ve basın mensuplarımın, bu soracağım iki sorunun ne kadar birbiriyle kopya gibi olduğuna dikkat etmelerini istiyorum; birisi YÖK Başkan Vekilimize, birisi Sayın Bakanımıza.

Önce, Sayın Bakana kısa bir hatırlatma yapayım, arada çıkmıştı çünkü ben bu konuyu arz ederken. Ticaret Turizm Öğretimi Genel Müdürü Sayın Bekir Turgut’un atanmasına ilişkin. Sayın Bakanım siz yoktunuz, onun için kısaca söyleyeyim. Millî Eğitim Bakanlığının Millî Müdafaa Caddesi 6 numaradaki ek binasında şimdiye kadar hiç müsteşar yardımcısı odası olmuş mudur bir ay öncesine kadar, iki ay öncesine kadar? Olmadıysa, ikinci sorumuz, Millî Eğitim Bakanlığında oda tahsisleri Bakan oluruyla mı yapılıyor, yoksa, 19.9 tarihli, sizin yapmış olduğunuz Sayın Sadettin Sabaz’ın onun yerine atanıp odaya oturulmasını nasıl izah edersiniz?

Şimdi, YÖK Başkan Vekiline soracağım sorunun da benzerliğine bakınız efendim. Gazi Üniversitesi mensubu olduğum daha önce İktisadi İdari Bilimler Fakültesinin Dekanı yine aynı şekilde, yanlış atama sonunda mahkeme kararıyla dönüyor. Aynen, tıpkısının aynısı. Mahkeme kararıyla yine odasına oturması gerekiyor. Sayın Rektör bunu hazmedemiyor ve eski Dekanı, yerine atanan Dekanı aynı odaya, bu sefer danışman sıfatıyla oturtturuyor.

Şimdi YÖK Başkan Vekilimize de aynısını soruyorum: Orada makam tahsisleri doğrudan rektörün kanaatiyle mi yapılır -burada eski dekanlık yapmış hocalarımız da var- dekanlığın dekanlık makamı dekan tarafından mı yapılıyor?

Bu soruları uzatmak mümkün ama, ben hem soruyu soruyorum hem de arkadaşlarımın hepsinin dikkatine sunuyorum. İşte bu, istemediğimiz kişinin aynı şekliyle “Burada biz sizi istemediğimiz sürece duramazsınız.” mantığının sonucu oluyor. İki tarafa da aynı şekilde soruyorum: Bu konularda yapılan bir işlem var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, tabii, Manisa sürekli sanayisi artan ve sürekli göç alan bir ilimiz. 2007 yılı itibarıyla baktığımızda 4 milyon YTL civarında bir ödenek alabiliyor çeşitli ihtiyaçları ve yatırımları için. Tabii, okul, ek bina, elektrik, su, sıra gibi ihtiyaçları sürekli artan bir ilimiz, Millî Eğitim ihtiyaçları bakımından. Zannederim… Bunu da kesinlikle, bunu da eleştiri maksadıyla da söylemiyorum Sayın Bakanım, herhangi bir kasıt da yok. Fakat, Manisa’nın ihtiyaçları değerlendirilirken, diğer illerle kıyasla yeniden gözden geçirilmesinde fayda mülahaza ediyorum.

Yine Manisa’da üstün yetenekli çocukların eğitim gördüğü bilim ve sanat merkezi var. 23 Nisan İlköğretim Okulunun çatı katında eğitim yapıyor. Bu bilim ve sanat merkezine ilişkin arsa ve proje hazır ve geçen yıldan da hatırladığımız kadarıyla bu arsası ve projesi olan eğitim merkezlerinin inşaatının yapılacağını düşünüyoruz ve 2008 yılında bu yapılacak mı diyoruz?

Bir de yine 100 ilköğretim okulunda bilgisayar laboratuvarı dediğimiz bilgi teknolojisi sınıfı yapılması gerekiyor. 2008 yılı için acaba bu bilgisayar laboratuvarları da yapılacak mı 100 ilköğretim okulunda?

Yine son bir sorumuz: Şimdi 2007 yılı içerisinde yaptığımız milletvekili genel seçimlerinde aday adayı ya da aday olmuş Millî Eğitim mensupları tekrar göreve dönmeleri sırasında başka illere ve unvanlara atanmışlardır. Bunlara örnek olarak, Talim ve Terbiye Kurulu üyesi Milliyetçi Hareket Partisinden aday adayı olmak üzere istifa eden Veli Kılıç, dört alt görev olan eğitim uzmanlığı görevine atanmış, aynı kurul üyeliğinden istifa ederek seçime AKP’den giren Zübeyir Yılmaz ise aynı göreve yeniden getirilmiştir. İstanbul Millî Eğitim Müdür yardımcılarından Hikmet Yıldırım ve İzzet Şahin, Milliyetçi Hareket Partisinden aday olmak için istifa etmişler, tekrar göreve dönüşlerinde Yalova Armutlu ve Bolu Dörtdivan ilçelerine sürgün edilmişlerdir. Bunu bir partizanlık olarak değerlendiriyoruz. Acaba bu arkadaşların durumları yeniden gözden geçirilecek mi?

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakanım, YÖK ve Millî Eğitim Bakanlığı, gençliğimizin iki tarafı. Geçtiğimiz beş yıl süreçinde yapmadınız. Acaba, bu beş yıllık süreçte YÖK Başkanı, YÖK üyeleri, tüm üniversite rektörleriyle, en az senede iki kez, onları dinlemek, onların sorunlarına çözüm bulmak için bir araya gelecek misiniz?

İki: Geçen yıl üniversitelerimizin en azından ebe, hemşire, teknisyen, tekniker gibi kadrolarında hiç yardımcı olmadı Hükûmetimiz. Ancak, seçime bir ay kala iki üniversitemiz, Konya Selçuk ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesine kadrolar verdiniz.

Özellikle soruyorum: Son derece en sorunlu olan üniversitelerden biri olan Malatya İnönü Üniversitesinin ebe, hemşire, sağlık memuru, sağlık teknisyeni gibi kadro ihtiyacı için Hükûmetiniz kanun teklifini destekleyecek mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özyürek…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim kısa bir sorum var: Türkiye’de okuyan yabancı uyruklu öğrencilerin sayısı nedir, üniversitelere dağılımı nedir? Irak’tan Türkiye’de okuyan öğrenci sayısı nedir, hangi üniversitelerde okumaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kalaycı.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, “Meslek lisesindeki gençlerimiz hesaplarını kışa göre yapsınlar, yaz çıkarsa bahtlarına.” demiştiniz. Aradan yazlar geçti, kışlar geçti, meslek liselilere verdiğiniz bu müjde ortada kaldı. Meslek liselilerin kat sayı sorununu çözmeyi düşünüyor musunuz? Bunun bedelini, meslek liselilerin yanı sıra sanayicimiz, ülkemiz ödüyor. Yoksa, Başbakanın dediği, ne bedeliyse onu ödemeye hâlâ hazır değil misiniz?

İkinci sorum: Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda yine ruhban okulu konusu yer aldı. Ruhban okulunu açmayı düşünüyor musunuz? Bu okulun açılması Tevhidi Tedrisat Kanunu’na aykırı değil midir?

Son sorum: Millî Eğitim personelinin asgari geçim şartlarına sahip olmadığını görmekteyiz. Öğretmenlerimizin çoğu ek iş aramak durumunda kalıyor. Personelin ekonomik durumlarının düzeltilmesi ve hayat standartlarının yükseltilmesi konusunda bir çalışmanız var mı, yoksa, yine her yıl Öğretmenler Günü’nde olduğu gibi, almadıkları ek ders ücretlerinin artışıyla mı geçiştireceksiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Bağcı.

CAHİT BAĞCI (Çorum) – Sayın Başkan, aracılığınızla, YÖK Başkan Vekiline iki soru yöneltmek istiyorum.

Birinci sorum: Erasmus kapsamında üniversitelerimiz tarafından seçilerek yurt dışına gönderilen öğrencilerimize üniversite harçlar bütçesinden ek ödeme yapılmasına yönelik bir çalışma yapılmakta mıdır?

İkinci sorum: Üniversite toplulukları üniversite yaşamı içerisinde son derece önemli yer tutmaktadır. Aynı şekilde, üniversite harçlar fonundan ülkemizde özel üniversitelerde ve yurt dışındaki üniversitelerde olduğu gibi öğrenci topluluklarına ödenek aktarılmasına yönelik bir çalışma yapılmakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, sorular da tamamlandı. İlk önce, Yükseköğretim Kurulu Başkan Vekiline söz vereceğim.

Sayın Eşme, on dakikalık süre içerisinde cevaplayabildiklerinizi cevaplayın, kalanları zaten yazılı olarak talep ediyoruz.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Cevap vermeyecek zaten.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Nereden biliyorsun?

YÖK BAŞKAN VEKİLİ İSA EŞME – Vereceğim, vereceğim… Ben iki yıldır buradayım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Alaattin Bey, belki bu sefer verecek.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sen ne verdin  oraya, sen üniversitelerine bir şey verdin mi?

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu… Sayın Aslanoğlu…

YÖK BAŞKAN VEKİLİ İSA EŞME – Efendim, teşekkür ederim. Zamanım çalışıyor bir taraftan, izin verirseniz konuşayım.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Ne verdin, ne aldın meselesi olur mu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Hayır, soru ayrı.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, müsaade edin… Müsaade edin…

Buyurun.

YÖK BAŞKAN VEKİLİ İSA EŞME (Devamla) – Önem sırasına göre, bendeki belge durumuna göre bazı sorulara öncelik verdim.

Önce, 47 üniversiteyle ilgili, Kamu İhale Kurumunun bir suçlama konusundan bahsetti Sayın Milletvekilim. Gerçekten de 6 Şubat 2007’de üç gazetede böyle bir haber yer aldı. Biz hemen, haberin çıktığı gün Kamu İhale Kurumu Başkanını aradık, kendi evraklarımıza baktık, üniversitelerden 12 dosya var bu anlamda şikâyet dosyası, onlar incelemede. Kamu İhale Kurumu dedi ki: “Bizim böyle bir beyanımız olmadı, İnternet sitesinden zaten açıklama da yaptık. Bizim bu yetki alanımızda değildir. Haber tamamen dayanaksızdır.” Tabii, bu haberler doğru da kabul edilebiliyor bazen, bunun çok örnekleri var, zamanımız olmadığı için ayrıntısına giremeyeceğim. Üniversitelerde bu nevi soruşturma söz konusu olduğu zaman bu hemen incelenmektedir. Mesela, Sayın Necat Birinci Hocam da buna benzer bir soru yöneltti. YÖK tarihinde, YÖK Başkanının soruşturma açılmasına karar verdiği dört dosya için soruşturma açma kararı vermiş üst yargı. Onun dışında 2006 yılında, sadece 2006 yılında YÖK Başkanlığı…

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Kaçına vermiştir ama?

YÖK BAŞKAN VEKİLİ İSA EŞME (Devamla) – Dördüne sadece…

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – “Verdi” diyorsunuz.

YÖK BAŞKAN VEKİLİ İSA EŞME (Devamla) – Hayır vermemiş. Dördüne vermiş…

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Ötekilere vermemiş…

YÖK BAŞKAN VEKİLİ İSA EŞME (Devamla) – Ötekilere vermedi.

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Neden vermedi?

YÖK BAŞKAN VEKİLİ İSA EŞME (Devamla) – Gereksiz görmüş.

YÖK Başkanlığı da yalnız 2006 yılında 90 inceleme ve soruşturmaya izin vermiş. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa –tabii, yazılı cevap da vereceğiz- bir yıl içerisinde intihal nedeniyle görevine son verilen öğretim elemanı sayısı da 28 civarındadır. Son derece ciddi ele alınmaktadır. Ama, yükseltmelerde bazıları birbirini de ihbar etmektedir. Bunlar asılsız çıkabilmektedir. Hem üniversiteler arası kurulda hem de YÖK bünyesinde etik komisyonları vardır, bunlar, bu şikâyetleri ayrıntılı olarak incelemektedir.

Bir başka soru: İstanbul Üniversitesinde cezalı birisinin, daha doğrusu, mahkeme kararıyla kamu görevinde çalışmaması gereken birisine görev verildiği, Temel Dağoğlu hakkında bir soru yöneltildi. Bu ihbar bize de geldi yazın ve hemen ciddiye aldık. İmzasızdı ama ekinde mahkeme dosyası vardı. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne yazı yazıldı kişiye özel ve o yazıdan cevap gelmemesi üzerine bugünlerde kendisine tekit yazılacaktır. Böyle bir ihbar aldık ve gereken işlemi yaptık hakkında.

Alfred Üniversitesi ile ilgili biz basından böyle bir duyum alınca bunu ihbar ettik. 14/9/2007’de İstanbul Valiliğine bu üniversitenin faaliyetinin durdurulması konusunda talepte bulunduk, aynı tarihte savcılığa da…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Tarihi bir daha söyler misiniz.

YÖK BAŞKANVEKİLİ İSA EŞME (Devamla) – 14/9/2007’de. Çünkü, bir üniversiteye ya da şubesi açılabilmesi için mutlaka Yükseköğretim Kuruluna başvurması gerekiyor. Biz de tabii Hükûmete gönderiyoruz bu öneriyi. Böyle bir başvuru olmadı bize. Yasal olduğu için İstanbul Üniversitesine bildirdik. Ayrıca, İstanbul Cumhuriyet Savcılığına da aynı tarihte suç duyurusunda bulunduk. Yine 22/10/2007’de de adı geçen kurumun İnternet sitesine erişimin engellenmesi konusunda Valilikten talep edildi, böyle bir görüş talep edildi. Ama, kurum, her nasılsa 25 Ekim 2007’de açılış töreni yaptı. Dünkü gazetelerden okuduğumuz kadarıyla tabelaları sökülmüş, ama ne durumda olduğunu bilemiyorum tabii.

“Akademik yükseltmeler hak edilmeden yapılıyor.” şeklinde bir görüş ortaya atıldı ve bir de benim konuşma metnimdeki bir tablodan söz etti bir sayın milletvekilim. Bu tablo, TÜBA’nın bir raporundan alınmıştır. Kaynak yazılmamış, o bizim kusurumuz tabii. TÜBA, “Türkiye’de doktora eğitiminin durumu üzerine görüşler 2006” şeklinde. TÜBA yayınları son derece ciddidir. Ciddi olduğu için strateji raporuna girmiş bu tablo, ben de oradan bunu almıştım. Yalnız şu kadarını söyleyeyim: Akademik anlamda burada gönderilenlerle başaranların oranları söz konusu olduğu için, tabloda bana göre herhangi bir hata da yok, TÜBA’da doğru bir bilgi vermiş burada. Ama, aynı yıllardaki bilgiler verilseydi çok daha şık olurdu.

Yine soruların önemli bir kısmı öğretmen yetiştirmeyle ilgili, bunların atanmalarıyla ilgili. Tabii, atanma konusunda Sayın Bakanım bilgi verecektir, ama, ben sadece bu konudaki yaklaşımımız hakkında sizi bilgilendirmek istiyorum: Öğretmen yetiştirmede, biz bir kere, müfredatları, Millî Eğitim Bakanlığıyla bir paralellik olması bakımından 2005’te yeniledik. Yenileme sırasında, dönemin Talim Terbiye Kurulu Başkanı ve yine dönemin İlköğretim Genel Müdürü de bizim aramızda yer aldı ve o programlarla örtüşecek şekilde 21 program yenilendi.

Bizim kontenjanlarımız, istihdam imkânlarıyla orantılıdır, hâlihazırdaki kontenjanlarımız. 37.375’miş mesela 2007 kontenjanımız. Bir önceki yıl kontenjanlarda 10 bin civarında bir azaltmaya gittik, basında eleştirildik, “Kapıda bu kadar öğrenci varken neden kontenjanları azaltıyorsunuz.” dediler ama, mezunlarımızın da bazı alanlarda istihdam oranları oldukça düşüktü. İlköğretimde daha çok atanma şansları olduğundan, ilköğretim kontenjanlarını 22.450, ortaöğretim 3.038, genel ortak alanlar da 12 bin. 29 bin kişi atanmış geçen sene.

Sayın milletvekillerim, hepiniz bilirsiniz ki, bütün alanlarda her mezunun atanması diye bir şey söz konusu değildir, bu imkânsızdır da. Eğer biz atanma ihtimaline göre belirlersek kontenjanları -zaten bugün lisans kontenjanlarımız düşük diyoruz, 200 bin civarında- ola ki bu kontenjanların 50-60 bine kadar inmesi gerekir. O bakımdan, istihdam ayrı şey, üniversitedeki kontenjanlar ayrı şeydir. Biz kontenjanları daha çok… Tabii ki Türkiye’nin şartlarını düşünüyoruz ama, öğretim üyesi ve fiziki altyapıyı da dikkate alıyoruz. Yani, parametreler birden fazladır diye düşünüyorum.

Vakıf üniversiteleriyle ilgili sorular geldi. Bildiğiniz gibi, 30 vakıf üniversitemiz var. Bunların bünyesinde 162 fakülte, 37 yüksekokul, 36 meslek yüksekokulu var. 123 bin civarında öğrenci var burada.

“Öğretim üyesi yetiştirilmiyor.” dendi. Bunların 10’unda doktora programları vardır, yani, kendi öğretim elemanlarını kendileri yetiştirmeye başlamışlardır. Yine 10 civarında vakıf üniversitemiz devlet yardımı almaktadır. Devlet yardımı oranı toplam bütçelerinin yüzde 3’ünün altındadır; tekrar ediyorum: Devlet yardımı oranları toplam bütçelerinin yüzde 3’ünün altındadır, yüzde 2-3 civarındadır ve devlet yardımı da öğretim üyesini yetiştirmeye özendirici şekilde düzenlenmiştir. Bu statüye girmeyenler zaten devlet yardımı alamamaktadır.

Bunların bilimsel aktivitelerinin olmadığı ileri sürüldü. En çok yayını olanlardan ilk 4 üniversitenin tamamı vakıf üniversitesidir. İlk 15 üniversitenin de 7’si vakıf üniversitesidir. Ama, hepsi yayın bakımından başarılıdır diyemeyiz. Son 10 üniversitenin 9’u yine vakıf üniversitesidir. Yani, vakıf üniversitelerinin bir bölümü çok başarılıdır, ama önemli bir bölümü de bu anlamda başarısızdır.

Takdir edersiniz ki, tüm üniversiteleri aynı statüde alamazsınız. Bir milletvekilim de ifade etti, bazı üniversiteler eğitim öğretim öncelik verir, bazı üniversiteler de araştırma geliştirme faaliyetlerine öncelik verir. Bu alanda bir sorun yoktur. Vakıf üniversiteleri devlet üniversitelerinden farklı olarak her yıl denetlenmektedir, rutin olarak denetlenmektedir. Şu anda, YÖK’ün denetleme kurulu üyeleri İstanbul’daki vakıf üniversitelerini denetlemektedirler. Biz bu denetleme raporlarını da YÖK genel kurulunda değerlendiririz, eksiklerini bildiririz.

Buna bağlı olarak da Bilgi Üniversitesiyle ilgili bir soru yöneltildi. Bu soruya yazılı olarak cevap vereceğiz. Bize bu intikal etti, böyle bir durum. Kendilerine soru soruldu, ama soruşturma safhasında. Bu soruya yazılı olarak cevap vereceğiz.

Hemşire yetiştirme konusu ve “Sağlık eğitim fakülteleri niye kapatıldı?” dendi. Sağlık eğitim fakülteleri -biliyorsunuz, istihdam sorunu vardı- bunlar, üniversitelerin de görüşleri alınarak sağlık bilimleri fakültelerine dönüştürüldü ve üniversiteler eğer bize teklifte bulunurlarsa, hemşirelik bölümleri de bu fakülteler bünyesine alındı. Biz hemşire yetiştiren bu fakültelerin kontenjanlarını artırmak için büyük çaba harcadık, ama, tabii ki öğretim üyesi sayısı nedeniyle istediğimiz oranlara yükseltemedik.

Tıp fakültesi kontenjanlarında sorun yaşandığının farkındayız. 14 yeni tıp fakültesi açıldı bir yılda. Ben tabii tıpçı değilim, YÖK genel kurulundaki üyelerimizin bir bölümü tıpçı. Onlarla bu konu tartışıldığında hep şu söyleniyor. Temel bilimler var biliyorsunuz tıp fakültelerinde bir de de klinik bilimleri vardır. Temel bilimlerde 40-50 öğrenciye ders verilir, ama, diğer safhada bir öğretim üyesi 2-3 öğrenciyle ilgilenmektedir. Burada kontenjanı belirleyen sadece öğretim üyesi sayısı değildir, yatak sayısı önemli, hastanenin durumu önemli, işte hemşire sayısı önemli. Bu olanaksızlıklar nedeniyle kontenjanlar istediğimiz kadar artırılamadı.

Bir başka husus daha var. Aramızda tıpçı olanlar var, onlar daha iyi anlayacaklardır. Bazı tıp fakültelerimiz aktif eğitime geçti. Aktif eğitim, maalesef, kontenjan artırımını engelliyor. Bu ne kadar doğrudur, değildir, tabii, o tıpçıların işi. YÖK genel kurulunda, gerek Hükûmet kanadından gelen gerek üniversiteler arası kuruldan gelen arkadaşlarımız var, bunlar,  aktif eğitimin bir seçenek olarak tıp fakültelerinde bulunmasından yana hep görüş bildiriyorlar.

Mesleki eğitimle ilgili birçok soru yöneltildi. ..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÖK BAŞKANVEKİLİ İSA EŞME (Devamla) – Sayın Başkan, izin verirseniz…

En son 2007 üniversiteye giriş rakamlarına göre 471.590 meslek lisesi çıkışlı öğrenci sınava girmiş, bunların yüzde 25,8’i ön lisansa, yüzde 2,23’ü lisansa, yüzde 18,6’sı da açık öğretime yerleşmiş. Örgün öğretime yerleşenlerin oranı yüzde 28. Bu, genel liselerden çok daha yukarıda bir orandır.

Ama, burada şöyle bir sorun var: Meslek lisesi öğrencilerinden başarılı olanlar dört yıllık lisans programlarında okumak istiyorlar. Ancak, aldıkları eğitim nedeniyle, bunlar akademik eğitim yapan mühendislik programlarında başarılı olamıyorlar, girişte de başarılı olamıyorlar.

Bakınız, geçen yılki verilere göre, hiç kat sayı uygulaması olmasaydı bile, fen alanında yalnız 15 öğrenci 15 fazla soru yapabilmiş, kritik rakam odur. Burada asıl önemli olan, yüksek öğretimde meslek liselerinin de okuyabileceği dört yıllık uygulama ağırlıklı lisans programlarının eksikliğidir. Mesela, Yıldız Üniversitesinin çekirdeği böyleydi, benim yaşıma yakın olanlar bilirler, 60’lı, 70’li yıllar böyleydi. Bu üniversite, maalesef, diğer statüye dönüştü. Ama, hâlihazırda YÖK şu anda yüksek öğretimde yeni bir kulvar açıp, meslek liselerinin okuyabileceği uygulama ağırlıklı lisans programları hazırlığı içerisinde. YÖK’ten geçti, hazırlıklarımız bitmek üzere, bu ayın sonunda Millî Eğitim Bakanlığına sunacağız bu çalışmamızı.

Yalnız, mesleki eğitime katkıda bulunmak istiyorsak, kat sayının da ötesinde bazı problemlerimiz var. 3308 sayılı Yasa kapsamına alınsın diyoruz meslek yüksekokul öğrencileri. Nedir bu yasa? 3308 sayılı Yasa, meslek lisesi öğrencilerine stajda birçok imkânlar tanıyor, ama bu imkânlar meslek lisesi öğrencilerine tanınmıyor.

Bir başka husus: Meslek yüksekokullarında bugün 68 öğrenciye 1 öğretim elemanı düşüyor. Ortaöğretim de ise 13-14 öğrenciye. Ortaöğretimdeki doğrudur, ama, meslek yüksekokullarındaki rakam, gerçekten de Avrupa standartları da karşılaştırıldığında son derece olumsuzdur. Bu da tabii kadro verilmesini gerektirmektedir.

Biz diğer sorulara -soruların tamamını not aldık- tutanaktan da bunları alarak yazılı cevap  vermek istiyoruz.

Çok teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eşme’ye.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Benim sorularıma da cevap verecek misiniz? Beş yıldır vermediniz. Ben beş yıldır soruyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Önümüzdeki beş yılda tamam…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Bu size bir daha dönemde milletvekili olma garantisi getirir.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Öyle mi? Onu ayrı düşünelim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz, sorulara cevap vermeden önce, değerli arkadaşlarımın özellikle müzakereler esnasında dile getirdikleri bazı hususlar var, bunlara açıklık getirmek istiyorum, daha sonra sorulara cevap vereceğim.

Sürem yirmi dakika mı efendim?

BAŞKAN – Yirmi dakika Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Peki, çok teşekkür ederim.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, değerli arkadaşlarımızın, gerek iktidar kanadından gerekse muhalefet kanadından müzakerelerde katkıları olan, önerileri olan, eleştirileri olan arkadaşlarım oldu. Hepsine çok teşekkür ediyorum, hepsinin katkı sağladığını düşünüyorum.

Ancak, müsaade ederseniz, yanlış anlaşılmalara yol açan veya eksik bilgiden kaynaklanan veya itham mahiyetinde olan bazı ifadeler var, bunları cevaplandırmak istiyorum.

Sayın Esfender Korkmaz Bey, özellikle, bizim Eğitime Yüzde Yüz Destek Kampanyası’ndan söz ederek, devlet parasıyla, yani, devlete verilecek vergilerle hibe olamayacağını, yani, devletin sırtından hayırseverlik olamayacağını ifade etti. Bu, ilk defa duyduğumuz bir şey değil.

Herkesin şunu bilmesi gerekiyor: İş adamlarımız bir okul yapacakları zaman yaptıkları bütün harcamayı gider olarak gösterebiliyor. Ancak, bu giderleri tahakkuk etmiş vergiden düşmüyorlar, vergiye esas olan matrahtan düşüyorlar. Hâl böyle olunca, değerli iş adamlarımız yaptıkları seyahatleri de gider gösteriyorlar, yaptıkları bu tür harcamaları da gider gösteriyorlar, onu da matrahtan düşüyorlar. Ayrıca, şöyle bir hesap yapayım ben size: Kurumlar vergisi daha önce malumunuz yüzde 30’du, yüzde 20’ye düşürüldü Hükûmetimiz döneminde. Somut bir rakam olsun diye söylüyorum; 1 trilyon harcayarak bir okul yapan bir iş adamımız 800 milyarını cebinden öder, 200 milyar vergiden kesilir. Ayrıca, o iş adamımız yaptığı bütün harcamalardan dolayı KDV öder. İş adamlarının ciddi bir eleştirisidir, “Biz madem okul yapıyoruz, hibe ediyoruz, niçin KDV ödüyoruz?” şeklinde.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Onu sonra mahsup edersin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Netice itibarıyla, tekrar altını çiziyorum: Eğer bu insanlar bu okulları yapıyorlarsa ve beşte 4 oranında kendileri katkıda bulunuyorsa, bütün muhalefete mensup milletvekilleri de devlet bütçesinden, kamu bütçesinden eğitime daha fazla para aktarılmalıdır dediler. Şimdi bu kamu bütçesinden de gidiyorsa beşte 1 oranında gidiyor. Bu, alkışlanması gereken bir şeydir ve dolayısıyla, bu sayede, bu bir psikolojik bir rahatlama getirmiştir ve iş adamlarımız, gerçekten, Sayın Başbakanımızın, bizim, hepimizin teşvikleriyle, davetiyle, sağ olsunlar, hamiyetperver olan insanlarımız, sadece kendi kopup gittikleri veya yaşadıkları illerde değil, hiç ilgileri olmayan illere okullar yapmışlardır. Bu vesileyle, onları da aslında şükranla ve bir kısmını rahmetle yad etmemiz lazım. Mesela, rahmetli Kadir Has  her sene bana telefon ederdi, “Ben bu sene dört okul daha yapacağım. Sayın Bakan, nereye yapacağımı siz söyleyin.” derdi. Mesela, Hüsnü Özyeğin, çoğunluğu geri kalmış olan illerimizde 18 tane sadece yurt yaptı, birçok okul yaptı ve yapmaya devam ediyor. Sadece bu isimleri belki çok ilginç isimler olduğu için zikretmem gerekiyor. Bursa’da İnegöl’de bir iş adamımız 35 milyon dolarlık şu anda bir ilk, ortaöğretim ve mesleki eğitim kampüsü inşa ediyor ve bunu bitirdikten sonra Millî Eğitime verecek. Hatta ben kendisine dedim ki: –adı da Mehmet Yıldız, burada  reklamını da yapayım, Starwood firmasının sahibi- “Mehmet Bey, ben gazeteciyi göndereyim, sizinle röportaj yapsın, bu güzel davranışınızın, bu asil davranışınızın Türkiye’ye örnek olması gerekiyor.” “Vallahi, Sayın Bakanım gerek yok, bana ‘Oduncu Mehmet’ diyorlar, ben öyle kibar laf etmesini bilmem, gelmesin.” dedi.

Ee, şimdi bu insanlar bunları yapıyorsa bunların alkışlanması gerekiyor, bunların takdir edilmesi ve tebrik edilmesi gerekiyor. Tabii, Esfender Hocamız bir iktisat profesörüdür, aslında bunu bildiğini sanıyordum ama, bilmiyorsa da…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sonra düzelti siz yokken.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Peki efendim.

Sayın Harun Öztük Bey, 4/B kapsamında öğretmen çalıştırmanın yasaya aykırı olduğunu, Anayasa’ya aykırı olduğunu, bunun kesinlikle olmaması gerektiğini söyledi.

Harun Bey, Türkiye bir hukuk devletidir. Eğer bir yanlışımız varsa, bu yargıdan döner. Ama, bu arada zatıalinize şunu söylemek istiyorum: 57’nci Hükûmet döneminde iktidarın büyük kanadı DSP’ydi ve Millî Eğitim Bakanı DSP’li bir bakandı. DSP 4/C’yle çalıştırıyordu. Bu şu anlama geliyor: 4/C’yle çalışanlar on ay çalışıyorlar, iki ay istirahat ediyorlar, tekrar başlıyorlar. Dolayısıyla, birbirimizi gereksiz yere bence itham etmeyelim. Bu 4/B’yle çalışan insanlar, eğer bugün 4/B’yle çalışmamış olsalardı bu insanlar boş olacaklardır, atama bekleyen diğer arkadaşları gibi boş olacaklardı. Bunu özellikle belirtmek istiyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – C’den B’ye geçmişler, sonra bir de A’ya geçerler.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Neyse efendim. Mesele şu… Ve Sayın Özcan’ın, Zekai Bey’in PISA’yla ilgili bir hatırlatması var.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, PISA, OECD tarafından yapılan bir sınavdır ve Millî Eğitim Bakanlığı ilk defa bizim Hükûmetimiz tarafından biz müracaat ettik ve biz ülke olarak PISA programına dâhil olabilmek için para ödüyoruz. Çünkü, bundan önce böyle bir sınav yapılmadığı için çocuklarımızın performansını da görmemişiz. Bizim yüzümüze ayna tutsunlar diye biz para verdik bu işe.

Fakat, sonradan ortaya çıkan şey şudur: Oradaki Türkiye’nin ve Türk çocuklarının başarısızlığının sebebi şudur: Siz çocuklara dersi Farsça veriyorsunuz, ama, soruları Arapça soruyorsunuz. O çocuk o sınavdan geçemez. Bizim şimdiki uyguladığımız müfredat, PISA’nın dayandığı temel mantıktır. Yani, eğitim-öğretim farklı, sınav şekli farklıysa çocuklar başarılı olamaz. Bizim bu eski müfredatımıza göre yetişmiş olan çocukların PISA programından başarılı olmasını biz zaten beklemiyorduk.

2006 yılında son sınav yapıldı, sonuçları henüz açıklanmadı. Ama, yeni müfredatında sabahtan akşama meyve vermesini beklemek safdillik olur. Eğitim yatırımları uzun vadede meyve verir, tıpkı meyve ağacı gibidir bunlar. Buna sabretmeniz gerekiyor. Bu, bozulan bir yola bir kat sathi asfalt kaplama yapmaya benzemez veya sıcak asfalt dökmeye benzemez, akşam dökersiniz sabah pırıl pırıl olur. İnsana yapılan yatırımlar uzun vadeli yatırımlardır ve bunun meyvelerini hep birlikte göreceğiz.

Sayın Erkan Akçay Bey’in bazı tespitleri ve eleştirileri var. Ben öncelikle, müfredatla ilgili olarak “İslamiyet’in doğuşu kitaptan çıkarıldı, cumhuriyetin kuruluşu şu kitaptan çıkarıldı.” şeklinde bazı tespitleriniz var. Ben, zaman almamak için buradan teker teker okumayacağım.

Değerli arkadaşlarım, eskiden bizim ilköğretim müfredatımız beş sınıflı ilkokul programına göre yapılmıştı. İlkokul vardı Türkiye’de, ortaokul vardı. İlköğretim adına bir müfredat yoktu. Biz 97’de sekiz yıllık kesintisiz eğitim yasasını çıkardık ama, biz bir yamalı bohça oluşturduk, ama bunun altyapısını hazırlamadan bunu yaptık, müfredat altyapısı hazırlanmamıştı ve biz bunu sekiz yıllık ilköğretim programına göre yaptık, 4.  sınıfta sizin “Yoktur” dediğiniz diyelim ki bir program, bir bakıyorsunuz ki, işte, bakın, şimdi mesela “İslamiyetin doğuşuyla ilgili olan” dediğiniz bölüm altıncı sınıfın kitabındadır, “Cumhuriyetin kuruluşu” bir başka kitapta olabilir.

İlköğretimde de bunu uzmanlar hazırlıyor arkadaşlar. Ben siyasi olarak keyfime göre bunu hazırlamıyorum, somuttan soyuta giden bir müfredat anlayışı benimsenmiştir. Küçük çocuklar önce somutu algılarlar, daha sonra soyuta doğru giderler. Bu mantıkla hazırlanmıştır, yoksa İslamiyetin doğuşunu önemsememek, cumhuriyetin kuruluşunu önemsememek gibi kesinlikle bir yaklaşım olamaz. Ama bir bütün olarak olaya bakılmadığı için böyle bir kanıya varılıyor Değerli Milletvekilim.

Şimdi “Seviye belirleme sınavları getirdiniz.” dedi Sayın Akçay. “Peki bu, kırsaldaki çocukların, İngilizce ders alamayan çocukların aleyhinde olmaz mı? Bu bir onlar için dezavantaj olmaz mı?” diye sordu.

Değerli Milletvekilim, biz dördüncü, beşinci sınıftan itibaren çocuklarımıza İngilizce ders veriyoruz ve biz çocuklarımızı altıncı, yedinci, sekizinci sınıftaki müfredattan sorumlu tutuyoruz. Altı, yedi, sekizinci sınıftaki çocuklarımız mutlak surette taşıma merkezlerine, yani branş öğretmenlerinin bulunduğu yerlere gider eğitim görürler.

Ha, şu olabilir: Bir okulumuzda İngilizce öğretmeni eksikliği olabilir, ama bu matematik için de geçerlidir, bu Türkçe için geçerlidir. Dolayısıyla böyle bir dezavantaj söz konusu değil.

Başka bir şey: Biz İngilizceyi niye dahil ettik? Bu ülkede değerli arkadaşlarım, on bir yıl boyunca, yani belki ilk üç sınıfı dahil etmeyin, sekiz yıl boyunca, dokuz yıl boyunca yabancı dil dersi aldığı hâlde beş cümleyi peş peşe kuramayan çocuklarımız var ve bu konuda dünyada belki en kötü ülkelerden birisiyiz. Biz öğretmeni derse sokuyoruz, kitap veriyoruz, gayret gösteriyoruz ve çocuklar İngilizce öğrenmiyor. Niye öğrenmiyor, sebebini hiç merak ettiniz mi? Çocuk şöyle diyor: “Bana OKS’de sorulmayan soru benim için vakit kaybıdır. Bu bana gereksizdir, faydası yoktur.” Onun için beden eğitimi de gereksizdir, müzik de gereksizdir, resim de gereksizdir, yabancı dil de gereksizdir, bilgisayar da gereksizdir, teknoloji ve tasarım dersi de gereksizdir. Biz çocuklarımızı sadece test çözme yöntemleri öğretilen bir âdeta objeler hâline getirdik. Bu sınav mantığı ortadan kaldırılmıştır ve eğer çocuk, ben yabancı dilden sorumluyum, bunu bilirse buna çalışır altıda da yedide de sekizde de.

Peki, efendim, bu sınav stresini biz bir yıldan alıp üç yıla getirdik diye düşünürseniz, bu böyle değil. Olay şudur arkadaşlar: Bir çocuğa “Şu 100 kiloyu kaldır.” derseniz, kaldırmakta güçlük çeker, ama  biz diyoruz ki 25, 35, 40 hâlinde 3 torbaya bölerseniz onu kaldırır ve onu okula bağlayan, müfredata bağlayan bir sınav ve öğretim anlayışı getiriyoruz ve ben yaptığım canlı yayınlarda dershanecilere çağrıda bulundum, velilere çağrıda bulundum, dedim ki: Çocuklarınız en iyi şekilde okullarına devam ederse, öğretmenlerini dinlerse sınava gitmelerine gerek yoktur, ama bu bir psikolojik şeydir, acaba ben eksik mi yapıyorum, acaba çocuğuma karşı sorumluluğumu yerine getirmiyor muyum diye yine gönderiyor.

Bakın “İlköğretim başarı puanı” diye bir şey var, yüzde 25 oranında katılıyor, yüzde 5 davranış notuyla birlikte yüzde 30 oranında katılıyor, fakat yabancı dilin, arkadaşlar, çarpanı 1’dir, Türkçe, matematiğin çarpanı 4’tür, sosyal bilgilerin ve fen bilgisinin çarpanı 3’tür. Aynı ağırlıkta etki etmiyor yabancı dil, ama şunu göreceksiniz: Bakın, üniversiteye girerken de çocuklarımıza yabancı dil sorusu sorulmuyor biliyor musunuz. Eğer bir yabancı dil puanıyla alan bir programa müracaat ederseniz yabancı dil puanıyla girersiniz. Aksi takdirde, şimdi lisedeki  öğrenci “Eğer üniversite sınavında bu bana sorulmuyorsa bu gereksizdir.” diyor, o dersi almış gibi yapıyor. Bu açıdan bu seviye belirleme sınavlarının, yani bizim OKS yerine getirdiğimiz bu sistemin, ben özellikle değerli eğitimci arkadaşlarım tarafından daha bir bütüncül anlayışla değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu modüler sistemden bahsettiniz “Modüler sistem Talim Terbiyeden geçmiş midir?” Evet, geçmiştir. Ders kitabı yerine modüller okutulmaktadır. Bu, Amerika’nın keşfiyle ilgili bir olay değil, bu, dünyanın, medeni dünyanın, kalkınmış, bu konuda başarmış olan dünyanın yaptığı bir şeydir.

Şimdi, bir de yine dediniz ki: “Sayın Bakan enerjisini özel öğretim kurumlarını teşvik etmeye harcamasa da devlet okullarına…” Arkadaşlar, ben “Özel okullar da bu memleketteki genel eğitimin bir parçasıdır, bu da özendirilmelidir.” dediğim zaman çok fazla enerji harcamıyorum. Bakın, ben dün Malatya’daydım, ben sabahtan akşama kadar devlet okullarını açtım, devletin yaptığı okulları açtım, bugüne kadar 550 bin bilgisayar devlet okullarına gönderilmiş, 112 bin derslik devlet okullarıdır, tepeden tırnağa bugüne kadar yaptığımız bütün faaliyet ve gayret devlet okullarına yapılmıştır. Yani, özellikle bu özel okul saplantısını bir tarafa bırakmamız lazım. Rusya’da yüzde 10’a çıktı özel okulun eğitim içindeki payı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bende saplantı yok Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Sizin için söylemiyorum, yani bazı insanlarda ne yazık ki var.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Konuşmamın başında da ifade ettim, yani özel okullara karşı da değilim. Onu da ifade edeyim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Bir de, Değerli Milletvekilim, “Sık sık müfredat değişiyor.” dediniz. Sık sık müfredat değişmiyor, bizim değiştirdiğimiz müfredat kırk yaşındaydı. O günden bu yana köprünün altından çok sular geçti, dünyada baş döndürücü değişimler yaşandı, ama bizim müfredatımız yerinde sayıyordu, değişmesi gerekiyordu ve değiştirilmiştir. Buna emin olmanızı istiyorum.

Öte taraftan, Sayın Hamzaçebi’nin beden eğitimi öğretmenleriyle ilgili bir sorusu var. Değerli Vekilim, beden eğitimi dersi dördüncü ve beşinci sınıfta 1 saatti, biz bunu 2 iki saate çıkardık. Şimdi her branş öğretmeni, daha doğrusu üniversitelerden mezun olan ve ataması yapılmayan her branş mensupları -ateş düştüğü yeri yakar- iş bulamadığı zaman kendi branşının öncelikli ve önemli olması gerektiğini söylüyor. Bizden “Daha fazla adam atayın.” diyorlar. Biz, ihtiyaca göre bu atamayı yapıyoruz, bir oranla atama yapıyoruz ve iddia ediyorum, son yirmi yıla bakın en fazla beden eğitimi öğretmeni benim Bakanlığım döneminde atanmıştır. Bu, sadece beden eğitimcilere mahsus değil, birçok branş için de bu böyledir.

Sayın Aslanoğlu “Yabancı dil ilköğretimden başlasın.” dedi. Yabancı dil dördüncü sınıfta başlıyor Sayın Aslanoğlu. Birinci, ikinci, üçüncü sınıfta biz çocuklara okuma yazma öğretiyoruz, dört işlem öğretiyoruz, temel hayat bilgilerini veriyoruz.

Bu arada Sayın Özyürek’in sorusuna da, daha doğrusu konuşmasında sarf ettiği bazı sözlere de açıklık getireyim. Birleştirilmiş sınıf uygulaması ille de maddi sıkıntıdan kaynaklanmıyor. Bir köy düşünün, Doğu Karadeniz’in bir köyünü düşünün, insanlar göçmüş gitmiş, köyde sadece 12 çocuk var. Bu 12 çocuğun 3’ü birinci sınıfta, 3’ü ikinci sınıfta, diyelim ki 6’sı da üçüncü sınıfta. Şimdi siz her çocuk için 3 kişiyi bir sınıfa, 3 kişiyi bir sınıfa, 4 kişiyi bir sınıfa sizin maddi imkânlarınız, fiziki altyapınız müsait olsa da koyamazsınız. Bakın bunları taşıyabiliriz, biz birleştirilmiş bütün sınıfları kapatabiliriz, ama bir, iki ve üçüncü sınıftaki çocukların kapatılması şu sonucu getirir: O tek derslikli köy okullarının kapatılması köyde tüten bir bacayı ortadan kaldırır. Biz her köy okulunun aynı zamanda köyün sosyokültürel hayatına ciddi bir katkı olduğuna inanıyoruz ve her köy okulunun orada bir deniz feneri gibi durması gerektiğine inanıyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ama çoğu yerde kapalı zaten.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Hayır, başka bir şey söylüyorum. Ben bir genelge yayımladım, “Bir, iki, üçe giden 10 öğrenci bile varsa okulu açık tutalım ve bir öğretmen tayin edelim.” dedik. Birleştirilmiş sınıf uygulaması yapan, ha Şanlıurfa’da, bazı yerlerde imkânsızlıktan dolayı bazı birleştirilmiş sınıf uygulamalarımız var, ama çoğunluğu dediğim gibidir Sayın Vekilim, bunu bilmenizi istiyorum.

Sayın Başkan, hemen geçiyorum.

Sayın Eşme söyledi, efendim…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bir de ikili tedrisatla ilgili?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Bizim Hükûmetimizin hedefi zaten biliyorsunuz 30 kişilik sınıflar ve tekli tedrisata ulaşmaktır. Bunu bir yılda şüphesiz ki yapamayız, 2012 yılına kadar böyle bir hedef koyduk. O konuda sizinle aynı fikirdeyiz.

“Vakıf üniversiteleri öğretim üyesi yetiştirmiyor.” şeklinde bir eleştiri var. Değerli arkadaşlarım, bir şeyin altını çizmemiz lazım. Vakıf üniversiteleri Türkiye’de yeni bir olaydır. Bakın, özel televizyon kanalları kurulduğu zaman bunların yüzde 99’u elemanlarını TRT’den aldı, fakat TRT’den geçen bu insanlar zamanla kadroları yetiştirdiler, geliştirdiler ve şimdi özel televizyonlar başka tarafa, başka yerlere eleman yetiştiriyorlar. Bu bir kuruluş sürecidir, bunu yadırgamayın. Ama, İsa Bey de söyledi, bakın, Türkiye’de en fazla yayın yapan, bir, iki, üç diye sıraladığınız zaman vakıf üniversitesidir. “En az yayın yapan 10 üniversitenin 9’u da vakıftır.” dedi. Devlet üniversitelerinin de çok iyi olanları var, iyi olmayanları var. Neticede meseleyi böyle değerlendirmek lazım.

Bu yurt dışına gönderdiğimiz öğrencilerle ilgili arkadaşlarımızın işte “50 bin midir, 60 midir?” Arkadaşlar, 70 binin üzerinde çocuğumuz yurt dışında eğitim yapıyor. Bakın, bu Türkiye’ye mahsus bir şey değil, dünyada 2 milyon öğrenci kendi ülkesinin dışında eğitim yapıyor. Bu, artık kendi ülkesinin dışında eğitim yapmak bir dezavantaj değil, bunun detaylarını daha sonra konuşabiliriz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Biz de “Sayısı artsın.” diyoruz zaten.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Bu 70 bin öğrencinin de, arkadaşlar, 30 bine yakını Kıbrıs’tadır. Kıbrıs’taki öğrencileri çektiğimiz zaman Kıbrıs üniversiteleri çöker.

Bazı okullarda İnternet bağlantısı olmadığını arkadaşlarım, Ali Osman Sali Bey söyledi. Bu okullar Telekom’un altyapısının olmadığı okullardır. Yüzde 95 erişimden söz ettiğimizde yüzde 95 öğrenci kitlemiz İnternetten yararlanıyor, öğrenci bazında yüzde 95’tir, okul sayısı itibarıyla tek dersli birleştirilmiş sınıf uygulaması yapan mezradaki, bazı uzak yerlerdeki okullara İnternet bağlanamadığı, bu, doğrudur. Ancak yüzde 95 öğrencimiz yararlanıyor. Telekom’la, bazı firmalarla, uluslararası kuruluşlarla bu konu üzerinde çalışıyoruz, bir waymak sistemi var, biraz pahalı olacağı için şimdi tereddüt geçiriliyor. Bu radyoling istasyonlar gibi belli bir yere kurulduktan sonra elli kilometreye İnternet yayını yapan bir sistem var, ama henüz gerçekleşmedi. Bununla ilgili de arkadaşlar, gerekli çalışmalar yapılıyor.

Şimdi “Atamayı bekleyen öğretmenler ne olacak?” Sayın Mehmet Günal Bey söylüyor. Arkadaşlar, biraz önce İsa Bey de söyledi, ziraat fakültesinden mezun olup da mühendis olmak isteyen insanlar da var, iktisadi idari bilimler fakültesinden mezun olup da atanmak isteyen, müfettiş yardımcısı olmak isteyen insanlar da var. Siyasala girdiği gün “Ben kaymakam olacağım.” hayaliyle girip, bitirdikten sonra, yani “Bir iş bulsam iyi olur.” diye düşünen insanlar da var. Uluslararası ilişkiler bölümünden mezun olan herkesi biz diplomat yapmadığımıza göre bu okullardan mezun olan gençlerimiz KPSS’ye giriyorlar, objektif kriterlere göre, Millî Eğitim Bakanlığının ihtiyacına göre atama yapıyoruz.

Şimdi, bana diyor ki birileri: “Niye motor öğretmeni atamıyorsunuz?” Arkadaşlar, eğer 300-400 motor öğretmeni fazlası varsa motor öğretmeni atamam doğru mudur? Şimdi size 1 muhasebeci lazımken 3 muhasebeci, 5 muhasebeci lazımken 15 muhasebeci tayin eder misiniz? Neticede bu paralar benim cebimden çıkmıyor, bu kamu kaynaklarıdır. Siz, denetim gücünüzü Bakana karşı kullanırken, Bakanın kamu yararına iş yapıp yapmadığına göre bu denetim hakkınızı bence kullanacaksınız. Bizim yaptığımız kesinlikle kamu yararına olan bir şeydir.

Şimdi “Efendim, siz ücretsiz kitap dağıtıyorsunuz, ama okullarda para topluyorlar.” Arkadaşlar, biz bu okullarda para toplanmaması gerektiğini, özellikle fakirin, dar gelirlinin bu manada gırtlağına yapışılmaması gerektiğini beş yüz kere söyledik. Fakat ben size bir şey söyleyeyim: Eğer bu alınıyorsa, eğer burada bir yanlış yapılıyorsa biz ücretsiz ders kitabı dağıtmadığımız zaman bu ortadan kalkacak mı? Dolayısıyla, yani bu kadar güzel bir uygulamadan dolayı, mesela ben soruyorum şimdi CHP’ye, MHP’ye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan, hemen bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Şimdi, ben size soruyorum: Siz iktidara gelirseniz, siz bu ücretsiz ders kitabı meselesini kaldıracak mısınız?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hayır, hayır da…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – O zaman mesele yok.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Velilerden para alınmasının da önüne geçeceğiz biz iktidara gelince.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – İnşallah görürüz onu. Yani, iktidara geleceğiniz yok da ama yine… (Gürültüler)

Sayın Budak, bazı köy okullarının durumundan söz etti. Şimdi, biz köy okullarıyla ilgili bu check up toplantılarına gittiğimizde bütün valilerimize, kaymakamlarımıza söylediğimiz şey şudur: Köyde taşımalı eğitimden dolayı eğer boş bir okulumuz varsa, bir, iki, üçüncü sınıfta 10 öğrenci bile varsa o okulu onaralım, ilköğretim okulu olarak devam etsin, yoksa onaralım, ana okulu olarak devam etsin. Çünkü ana okulu dediğimiz zaman, okul öncesi eğitim dediğimiz zaman genellikle böyle zenginlere, üst kültür ve gelir grubuna mensup olan insanlar için bir imtiyazmış gibi algılanıyor. Halbuki bize göre okul öncesi eğitim kırsaldaki dar, sabit gelirli insanlar için çok çok daha gereklidir. Bu açıdan okul öncesi eğitim  yapın, hiçbir şey yapılamıyorsa yine onaralım köy tüzel kişiliğine devredelim, köy odası olarak kullansınlar, ama onları ölümden kurtaralım, binlerce böyle okulu ayağa kaldırdık ve bu süreç Sayın Budak, devam ediyor.

Usta öğreticilerle ilgili olarak bunların kadroya geçirilmesi söz konusu değil, çünkü zaten yaptıkları işin tabiatı gereği bu mümkün değil, ama emeklilik haklarını alabilmeleri ve sağlık imkânlarından yararlanmaları için Çalışma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı arasında bir çalışma yürütülüyor, bu sonuçlandığı zaman bunu da sizlerle değerli arkadaşlar paylaşacağız.

Ben değerli arkadaşlarımın sorularına da kısa kısa cevap vereyim.

Yine, Sayın Harun Öztürk Bey, Personel Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen bir genelgeden söz ettiniz. “Efendim, bunlar çalışmış gibi bordrolarını yapınız, 15’inde paralarını ödeyiniz.” Sayın Öztürk, kadrolu devlet memurlarının da böyle yapılıyor. Eğer çalışmazsa o para geri alınıyor.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Kadrolularda doğru, çünkü yasada “Peşin ödenir.” diyor.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Tamam da, hadise şudur: Eğer o insanlar çalışmazsa, bir hazırlık yapıyorsunuz, çalışmazsa ödemiyorsunuz zaten. Bakanlar Kurulu kararının gereği budur. Neticede bunu yanlış buluyorsanız mahkemeye götürün, bir şey demiyorum.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Efendim, önceden bir belge veriyorsunuz tahakkuk birimine…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Şimdi, bu 370 milyon Sayıştayın fazla harcamasından söz ettiniz değerli arkadaşlarım. Şimdi, bakın bu mesele şudur: Bu tertip değişikliğinden kaynaklanan bir olaydır.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sadece mahiyetini öğrenmek istiyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Tamam, onu söylüyorum ben de.

Şimdi, bu sözleşmeli öğretmenlere maaş, SSK primleri tertip giderlerinin bütçe tekniği açısından farklı tertiplerden karşılanması sonucu ortaya çıkmış olan bir şeydir. Ayrıca özel eğitim verdiğimiz bu özürlü öğrencilerimiz için bütçeye konan para yetmediği için, onlara taahhüdümüz, devletin taahhüdü olduğu için onlara bir para ödenmektedir, orada bir problem söz konusu değildir. Onun cevabı zaten verilmiştir.

Öte taraftan, Sayın Sadık Badak, Almanya’da bir üniversite kurulmasıyla ilgili sorunuz var. Efendim, Türk-Alman üniversitesi kurulmasıyla ilgili çalışmamız devam ediyor. Bunun iki ayağı olacak. Öncelikle Türkiye’de bir Türk-Alman üniversitesi kurma gayretimiz var. Bununla ilgili aşağı yukarı prensip anlaşmasına yakınlaşıyoruz. Bunun kanununu hazırlamadan önce, bu Galatasaray benzeri bir şey mi olacak, bir devlet üniversitesi mi olacak, bir vakıf üniversitesi mi olsun? Bu henüz görüşme aşamasındadır. Ama devlet düzeyinde, başbakan düzeyinde bu konuda bir prensip birliğine varılmıştır, ama detayları henüz netleşmemiştir. Bunun bir diğer ayağının da Almanya’da olması arzu edilmektedir.

Yine, Sayın Günal’ın bir genel müdürümüzle ilgili bana sorusu var. Efendim, bakın Sayın Günal, bu genel müdürü ben genel müdür olarak atadım.

Değerli arkadaşlar, bir genel müdürün, bir müsteşar yardımcısının, bir müsteşarın, bir kamu çalışanının, bir bürokratın, bakın sıradan devlet memurundan söz etmiyorum, eğer başarısızlığı tescilliyse, bu arkadaşımız gerekli performansı ortaya koymuyorsa, bakın, eğer benim siyasi bir mülahazayla, ideolojik bir yaklaşımla, partizan bir yaklaşımla böyle yaptığımı iddia ederse birisi, bunu ben genel müdür yaptım ve ben tekrar aldım. Niye? Performansından dolayı. Bir genel müdür bulunduğu birimde kendi odasını da kendi yardımcısının odasını da kendisi tayin eder. Kaldı ki bu arkadaşımız idare mahkemesinden davayı kazandı geldi, üst mahkemeye müracaat edildi, Danıştay talebini reddetti. Dolayısıyla burada…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – O sonraki safha ama Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Efendim, ben başka bir şey söylüyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Müsteşar, Müsteşar  Yardımcısı odası…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Ama, ben önceki safhaya size cevap verdim, müsaade edin, hangi bürokratımı nerede görevlendireceğime de ben karar vereyim. Siz bakan olduğunuz zaman siz karar verirsiniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Birinci sicil amirinin yüksek verdiğini, sizin notu düşük verdiğinizi de söylemediniz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Neyse, isterseniz söyleyin, ben notu…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Birinci sicil amirinin ki 85, sizinki 70, bunu da siz bilerek o görevden almak için verdiniz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Bürokratın performansına Bakan karar verir. Eğer siz yarın bir bakan olursanız, siz bürokratlarınızın sicillerini müsteşara bırakırsınız, o doldurur.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Bakanım, aynı şeyi YÖK Başkan…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Neyse arkadaşlar, ben…

BAŞKAN – Evet, karşılıklı olmasın. Arkadaşlar, karşılıklı hâle gelmesin, lütfen.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Yine, Sayın Akçay’ın Manisa’nın ödenekleriyle ilgili bir temennisi var, bilim sanat merkeziyle ilgili bir temenniniz var. Arkadaşlar, biz geçen süreçte Türkiye’deki bütün okullarımızın bilgi teknolojisi sınıflarını bitirdik, ancak bu dinamik bir süreçtir, yeni okullar açılıyor. Mesela, üç yıl önce kurulmuş olan bilgi teknolojisi laboratuarlarının bugün yenilenmesi gerekiyor. Bilgisayar artık bir sarf malzemesidir, hızı düşmüştür, demode olmuştur, onların yenilenmesi gerekiyor. Onlarla ilgili de gerekli tedbirlerimizi aldık. Manisa dahil 2008 yılında bunların hepsini eskileri yeniliyoruz, eksikleri tamamlıyoruz.

Sayın Aslanoğlu, bana rektörleri çağırıp dinleyip dinlemeyeceğimi sordu. Bakın, ben, şimdi rektörleri herhangi bir yerde dinlemiyorum, sizin grupta veya bir başka yerde, rektörler bana ziyarete geliyorlar ve ben illere gittiğim zaman rektörleri ziyaret ediyorum. Bugüne kadar onlarca rektör randevu almıştır, gelip bana problemini iletmiştir. Bakın, ben bugünkü süreçten söz ediyorum, 22 Temmuz seçimlerinden önce söz ediyorum. Biz bu konumlarda ve mevkilerde bulunduğumu sürece arkadaşlar, duygusal davranma hakkımız yoktur. YÖK Başkanının kim olduğu önemli değil, YÖK Başkanı olduğu sürece ben onu YÖK Başkanı olarak tanımak ve muhatap olmak zorundayım, o da beni Bakan olarak tanımak ve muhatap olmak zorundadır. Biz devletin tepesindeki insanların duygusal davranma hakkı yoktur. Biz bu ülkenin menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapıyoruz. Böyle bir problemimiz yok Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – İnşallah.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Ve bir şey daha son olarak, Sayın Kalaycı’nın katsayı sorunu, Ruhban Okuluyla ilgili bazı soruları var. Belli meseleler arkadaşlar, belli zamanlarla çözülür. Bazı şeyleri zaman halleder. Bugün bir problemin çözülmemesi yarın halledilemeyeceği anlamına gelmez. Bunların bir kısmıyla ilgili mevzuat düzenleme gerekir, bir kısmı için gerekmez, ama olumlu veya olumsuz yeri ve vakti, günü geldiği zaman bunlar çözülecek olan konulardır, olumlu veya olumsuz sonuçlandırılacak konulardır.

Millî Eğitim Bakanlığının personelinin özlük haklarından söz ettiniz. Ben öğretmenlerimizin bugünkü aldıkları paraların tatminkâr olmadığını kabul ediyorum. Öğretim üyelerinin, özellikle araştırma görevlilerinin aldıkları ücretlerin tatminkâr olmadığını kabul ediyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce size bir hesap yaptım, dedim ki, Hollanda’nın eğitime ayırdığı, 2,5 milyon öğrenci için ayırdığı para bizim konsolide bütçemize bedeldir. Efendim, Hollanda’da öğretmenler şu kadar alıyor, işte şunlar şu kadar alıyor. Orada hemşireler de fazla alıyor, orada teknisyenler de fazla alıyor, orada hâkimler, savcılar da fazla alıyor. El birliğiyle ülkemizin ekonomik durumunu ne kadar iyileştirirsek bizim kamu çalışanlarımız, başta öğretmenlerimiz ve öğretim üyelerimiz olmak üzere bütün kamu çalışanlarımız çok çok daha fazla imkânlara sahip olacaktır. Biz kamu personelinin ihtiyaçlarıyla ülkemizin imkânlarını örtüştürmek zorundayız. Olmayan bir parayı kimse kimseye veremez, kaldı ki ben öğretmen arkadaşlarıma her zaman söyledim, bakın reel olarak öğretmenlerin ek ders ücretleri dahil enflasyondan arındırıldıktan sonra yüzde 40 ile 43 arasında 2003-2007 arasında maaşlarında artma meydana gelmiştir. Birçok kamu çalışanında bu yüzde 20 civarındadır, yüzde 18-16 olanlar vardır. Ama öğretmenlerimizde yüzde 40 ile yüzde 43 arasında bir artış sağlanmıştır. Bu yeterli midir? Keşke öğretmenlerimize şu anda aldıklarının 3 katını verebilsek. Ha para basın verin. Para basıp verenler memleketi işte 2001’li yılların şartlarına getirdiler ve deniz bitti gemi karaya oturdu. Gemiyi bir daha karaya oturtmamak…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kimse para basıp verin demedi Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Arkadaşlar, biz popülizm yapamayız. Bakın, popülizm iktidar çok rahat popülizm yapar…

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Ben böyle bir şey…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Ben zatıâlinizin böyle bir şey söylediğini söylediğini söylemiyorum, ama biz herkese mavi boncuk…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Dağılımda adalet göstermek lazım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - …dağıtarak siz bir şekilde gününüzü gün edebilirsiniz, günü kurtarabilirsiniz, ama biz bu ülkede uzun vadeli düşünmek zorundayız ve Hükûmetimiz de bu sorumlulukla hareket ediyor. Ben katkılarınız için, sorularınız için Sayın Başkan, başta zatıâliniz olmak üzere…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Onu da şöyle söyleyeyim: Arkadaşlar, Millî Eğitim Bakanlığından ayrılan, daha sonra geri gelen bazı bürokratlar var. Şimdi, bunlardan MHP’li olanlar atanmadı, şu partiden gelenler atandı, CHP’den gidenler atanmadı diye bir şey söz konusu değildir. Geldiği zaman eğer bir arkadaşımız dönüp geldiği zaman yeri boşsa, şimdi şu anda diyelim ki AK Partiden ayrılıp şu anda aramızda milletvekili olarak oturanlar var. Bakın, hâlâ Müsteşarımız Müsteşar Vekili ve Orta Öğretim Genel Müdürümüz de şu anda milletvekili, ama şu anda Orta Öğretim Genel Müdürü de vekil olarak oturuyor. Bu, onlar milletvekili olduğu hâlde, dönmedikleri hâlde orası boştur, ama eğer diyelim ki seçilmediler geri döndüler, yeri boş olsa başka yere vermek zorundasınız. Mesele budur Sayın Başkan.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet Teşekkür ediyoruz Sayın Bakanım.

Buyurun Sayın Öztürk.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkanım,  teşekkür ediyorum.

Ben yeni bir sataşmaya imkân vermeden partimizin geçmişteki bir uygulamasından söz edildiği için kısaca görüşümü arz etmek istiyorum.

Şimdi, 657 sayılı Yasa’da dört istihdam türü var, memur, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçi statüsünde. Şimdi, geçici personelle ilgili olarak bir Bakanlar Kurulu var geçmişte çıkarılmış ve tamamen bu Devlet İstatistik Enstitüsünde olduğu gibi hep onu örnek verirler. Geçici bir anketörlük çalışması yapan arkadaşlar bu statüde çalıştılar. Geşmişte eğer Millî Eğitim Bakanlığında geçici statüde öğretmen olarak çalıştırma var ise bu yanlış bir uygulamadır. Ancak bu uygulamayı, yani boyutu ne olduğunu bilmediğimiz ve ifade edilmeyen bu uygulamayı iktidar partisindeki arkadaşlarımız da ifade ettiler, çalışma statüsünü tamamen sözleşmeli statüye geçirecek şekilde, yani ana statüyü, sözleşme statüsü hâline getirecek bir uygulamaya emsal gösterilmesinin son derece yanlış olduğunu ifade ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanımızın yemek ikramı var aşağıda, on beş dakika ara veriyorum.

                                                                                                                             Kapanma Saati: 19.26

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.56

BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyonkarahisar)

BAŞKAN VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ: Hasan Fehmi KİNAY (Kütahya)

KÂTİP: Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)

----- 0 -----

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Bakanımız; 11’inci Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Kurumlarla ilgili oylamaya geçiyoruz.

Millî Eğitim Bakanlığı 2008 Mali Yılı Bütçe Kanun Tasarısının fonksiyonlarını okutuyorum:

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(08 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

((09 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesabı okutuyorum:

(Toplam ödenek, bütçe gideri, ödenek üstü gider, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı…

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(09 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Toplam ödenek, bütçe gideri, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe gelir tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü…

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(09 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(08 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Toplam ödenek, bütçe gideri, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe gelir tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yüksek Öğretim Kurulu…

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

07 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(09 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(06 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Ankara Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Hazine yardımı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Ankara Üniversitesi kesinhesabını okutuyorum:

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gelir…

(Öz gelir, Hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Hacettepe Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gazi Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İstanbul Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İstanbul Teknik Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Boğaziçi Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Marmara Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yıldız Teknik Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Ege Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Dokuz Eylül Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Trakya Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Uludağ Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Anadolu Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Selçuk Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Akdeniz Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Erciyes Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Cumhuriyet Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çukurova Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli...

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Karadeniz Teknik Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

 (B) Cetvelini okutuyorum:

(Bütçe tahmini okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Atatürk Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İnönü Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Fırat Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Dicle Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yüzüncüyıl Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gaziantep Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama okundu, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Harran Üniversitesi…

(Toplam ödenek)

BAŞKAN – Bir önerge var, onu okutuyorum.

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına

Cetvelde gösterilen değişikliğin aşağıdaki gerekçe ile kabulünü arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                      Mustafa Kabakçı

                                                                                                                                Konya

 

 

 

 

 

KURUMSAL

 

 

FONKSIYONEL

 

EKONOMIK

ÖNERiLEN TUTAR

 

i

ii

III

LV

i

ii

iii

IV

i

i

ii

 

E

38

32

38

30

07

3

1

00

2

06

1

2.000.000

K

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

L

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

E

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

N

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

E

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

N

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

D

 

 

 

 

 

 

 

 

 

06

5

2.000.000

O

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

O

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

L

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

E

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

N

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyalım.

Gerekçe:

Harran Üniversitesi Araştırma Uygulama Hastanesi'nin 2008 yılı bütçesinde;

06 Sermaye Giderleri ödeneği                                                    : 12.000.000 YTL

06.1 Mamul Mal Alımları                                                               : 500.000 YTL

06.5 Gayrimenkul Sermaye Üretim Giderleri                           : 11.500.000 YTL

 

06.5 tertibinden 2.000.000 YTL Araştırma Uygulama Hastanesi laboratuvar malzemeleri alımında kullanılmak üzere 06.1 tertibine aktarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Bakanlığımız katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI MÜSTEŞAR YARDIMCISI MEHMET TEMEL – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Bakanlığımızın katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda programı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Süleyman Demirel Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Adnan Menderes Üniversitesi…

(Ödenek toplamı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Mersin Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinpesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Pamukkale Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Balıkesir Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Bir önerge var, okutuyorum:

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına

Cetvelde gösterilen değişikliğin aşağıdaki gerekçe ile kabulünü arz ve teklif ederiz.

                    İsmail Özgün                                              Erkan Akçay                                     Ali Osman Sali

                        Balıkesir                                                       Manisa                                               Balıkesir

 

 

 

KURUMSAL

 

FONKSIYONEL

FIN

EKONOMIK

ÖNERiLEN MiKTAR (YTL)

 

i

ii

iii

IV

i

ii

iii

IV

i

i

ii

E

38

38

53

52

09

4

1

00

2

06

5

1.500.000

K

L

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

E

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

N

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

E

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

N

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

D

38

38

42

42

09

4

1

00

2

06

5

750.000

Ü

38

38

02

11

09

4

1

00

2

06

5

750.000

Ş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ü

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

L

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

E

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

N

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAŞKAN – Gerekçesini okutuyorum:

GEREKÇE: Balıkesir Üniversitesi Bandırma İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinin 1993H030730 numaralı projesine öncelik verilmesi amacıyla önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Bakanlık önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI MÜSTEŞAR YARDIMCISI MEHMET TEMEL – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Bakanlığın katılmış olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Önergeyle yapılan değişiklikle Balıkesir Üniversitesi bütçesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kocaeli Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sakarya Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Celal Bayar Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, net tahsilat okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Abant İzzet Baysal Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Mustafa Kemal Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Afyon Kocatepe Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kafkas Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Niğde Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gaziosmanpaşa Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devreden ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Muğla Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kırıkkale Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek, ertesi yıla devredilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Galatasaray Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Bütçe tahmini, yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Ahi Evran Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kastamonu Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Düzce Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Uşak Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Rize Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Namık Kemal Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Erzincan Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, ödenek dışı harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Aksaray Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Giresun Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Hitit Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bozok Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Adıyaman Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Ordu Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Amasya Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesinhesap…

(Genel ödenek toplamı, toplam harcama, iptal edilen ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Yılı tahsilatı okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Ağrı Dağı Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sinop Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Siirt Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Nevşehir Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Karabük Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kilis 7 Aralık Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çankırı Karatekin Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Artvin Çoruh Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bilecik Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bitlis Eren Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kırklareli Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Osmaniye Korkutata Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bingöl Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Muş Alparslan Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Mardin Artuklu Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Batman Üniversitesi…

(Toplam ödenek okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(B) Cetveli…

(Öz gelir, hazine yardımı, toplam gelir okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece, gündemimizdeki kurumların bütçeleri kabul edilmiştir; hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyoruz.

Tüm değerli arkadaşlarımıza katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz. Değerli Bakanımıza ve bürokratlara teşekkür ediyoruz. Hayırlı olsun.

 

                                                                                                                                Kapanma  Saati: 21.22