2007 MALÎ YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇE

KANUNU TASARISI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL

VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU

TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE

KOMİSYONU GÖRÜŞME

TUTANAKLARI

BAŞKAN. Sait AÇBA

BAŞKANVEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ. Sabahattin YILDIZ(Muş)

 

------------O----------

29.11.2006

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

- Maliye Bakanlığı

- Gelir idaresi başkanlığı

- kamu ihale kurumu

- özelleştirme idaresi başkanlığı

 

S Ö Z  A L A N L A R

 

BİRİNCİ OTURUM

 

 

KEMAL UNAKITAN MALİYE BAKANI

İstanbul

3-9

HASAN GÜL KAMU İHALE KURUMU BAŞKANI

 

9-11

MUSTAFA ÖZYÜREK

Mersin

11-13

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ

Trabzon

13-17

ENİS TÜTÜNCÜ

Tekirdağ

17-20

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

 

 

ALİ KEMAL DEVECİLER

Balıkesir

20-22

KEMAL KILIÇDAROĞLU

İstanbul

22-24

BİRGEN KELEŞ

İstanbul

24-26

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU

İstanbul

26-29

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN

İstanbul

29-31

 

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

 

 

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU

İstanbul

31

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN

Ankara

31-32

MEHMET MESUT ÖZAKCAN

Aydın

32-33

OSMAN NURİ FİLİZ

Denizli

34

MUHARREM DOĞAN

Mardin

34-35

OSMAN COŞKUNOĞLU

Uşak

36

CEMAL UYSAL

Ordu

37-38

MUSTAFA ELİTAŞ

Kayseri

38-40

MUZAFFER BAŞTOPÇU

Kocaeli

40

MUSA UZUNKAYA

Samsun

40-42

 

 

 

SORULAR

 

 

BİRGEN KELEŞ

İstanbul

42-42

ENİS TÜTÜNCÜ

Tekirdağ

43

MUHARREM DOĞAN

Mardin

43-44

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ

Trabzon

44-45

KEMAL KILIÇDAROĞLU

İstanbul

46

RASİM ÇAKIR

Edirne

46

OSMAN COŞKUNOĞLU

Uşak

46-47

ATİLLA KART

Konya

47

MUSTAFA ÖZYÜREK

Mersin

47

OSMAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU

Muğla

48

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY

Kars

48

OSMAN SEYFİ

Nevşehir

48

MİKAİL ARSLAN

Kırşehir

48

MUSA UZUNKAYA

Samsun

49

 

 

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

 

 

KEMAL UNAKITAN MALİYE BAKANI

İstanbul

50-58

 

 

 

MADDELER

 

58-62

 

 

 

Kapanma Saati: 21.46

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.16

BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyonkarahisar)

BAŞKAN VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ: Sebahattin YILDIZ (Muş)

-----------0-----------

 

BAŞKAN – Komisyonumuzun değerli üyeleri, Maliye Bakanlığımızın çok değerli temsilcileri, diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, basınımızın ve televizyonlarımızın değerli temsilcileri; hepinizi Başkanlık Divanı adına saygıyla selamlıyorum ve 24’üncü Birleşimin Birinci Oturumunu açıyorum.

Gündemimizde, Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, Kamu İhale Kurumu, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.

Bütçelerle ilgili Kamu İhale Kurumu hariç sunuşunu yapmak üzere, Sayın Bakanımıza söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul)- Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, sayın bürokrat arkadaşlarım, değerli medya mensupları; bugün Maliye Bakanlığının gider bütçesiyle, Bakanlığa bağlı ve ilişkili idarelerin bütçeleri ve 2007 Yılı Gelir Bütçesini görüşeceğiz.

Hepinizi saygı ile selamlıyorum. Hatırlanacağı üzere, 19 Ekim'de yaptığım bütçe sunuş konuşmasında,

• Dünyada ve Türkiye' deki ekonomik gelişmeleri,

• Kesin hesabı görüşülmekte olan 2005 yılı bütçesini,

• 2006 yılı bütçesi gerçekleşme ve yıl sonu tahminlerini,

• 2007 yılı için hedef alınan makro ekonomik büyüklükleri,

• 2007 yılı bütçesinin gider ve gelir büyüklükleri ile özelliklerini sizlere açıklamıştım.

2 Kasım günü 2007 yılı bütçesi ile 2005 yılı kesin hesabının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı, 3 Kasımda da idare bütçelerinin görüşülmesine başlandı.

O tarihten bu güne kadar geçen sürede bütün bakan arkadaşlarım ve diğer ilgililer, sorumlu oldukları alanlardaki gelişmeler ile amaç ve hedeflerini sizlere ayrıntılı bir şekilde açıkladılar. Sizler de yoğun ve yorucu bir çalışma gerçekleştirerek öneri ve eleştirilerinizle değerli katkılarda bulundunuz. Yapılan bu çalışmalar dolayısıyla hepinize teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli üyeler; sizlere sırasıyla Maliye Bakanlığının gider bütçesi, Gelir İdaresi Başkanlığı ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığının bütçeleri ile 2007 Yılı Gelir Bütçesi hakkında bazı açıklamalar yapmak istiyorum. Daha sonra, Kamu İhale Kurumu Başkanımız da Kurum bütçesiyle ilgili açıklamalarda bulunacaktır.

Bilindiği üzere Maliye Bakanlığı, maliye politikalarının belirlenmesi, uygulanması ve uygulamanın takibi ile görevlidir. Bu kapsamda Maliye Bakanlığı;

• Devlet bütçesinin hazırlanması ve uygulanması, harcama politikalarının geliştirilmesi,

• Gelir politikalarının oluşturulması, tatbiki ve devlet gelirlerinin tahsil edilmesi,

• Devlete ait malların yönetimi,

• Devlet hesaplarının tutulması ve buna ilişkin hizmetlerin yerine getirilmesi,

• Devletin hukuk danışmanlığı ve muhakemat hizmetlerinin yürütülmesi,

• Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi görevlerini yerine getirmektedir.

Bakanlığımın merkez ve taşra birimlerinde çalışan yaklaşık 26 bin personel, Bakanlığımın görevlerini yerine getirmek için özveriyle çalışmaktadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; sağlam bütçeler, güçlü ülkelerin sahip olduğu bütçelerdir. Bütçe ne kadar sağlam, ön görülebilir ve güvenilir ise ülkenin küresel ekonomideki yeri de o derece sağlam ve güçlü olur. Bu nedenle bütçelerin iyi idare edilmesi zorunluluğu vardır. Aksi durum, zaten ülke riskinin artmasına neden olur. Bizden önceki dönemlerde iyi hazırlanmayan ve iyi idare edilmeyen bütçeler yüzünden ülkemiz çok yüksek bedeller ödedi. Yüksek bütçe açıkları ve kamu borç yükü milletimize sıkıntılar yaşattı.

1971 yılından bu yana her türlü malî sorunun temelinde yatan bütçe açıklarına ilişkin olumsuz gidişatı, iktidarı devraldıktan sonra bir çok alanda olduğu gibi olumluya çevirdik. Konuşmalarımda önemini sıkça vurguladığım bu konuyu somut verilerle bir kez daha dikkatlerinize sunmak istiyorum.

2002 yılında konsolide bütçe açığı 40 milyar YTL, açığın GSMH içindeki payı da yüzde 14,6 olarak gerçekleşti. Şimdi bu oranın yüzde 1'in de altına düştüğü dikkate alındığında malî disiplin bakımından elde ettiğimiz başarı açık bir şekilde görülmektedir. Şunun altını kesinlikle çizmem gerekir ki, malî disiplinin sürdürülmesi ve bütçenin iyi idare edilmesi konusundaki kararlılığımız aynen devam etmektedir.

Geçtiğimiz dört yıl içinde Hükûmetimizce uygulamaya konulan bütçe açıklarının düşürülmesi ve kamunun borç yükünün azaltılması politikasının bir diğer önemli sonucu, düşen kamu tasarruf açığı nedeniyle özel sektörün yatırım imkanlarının artırılmasıdır. Bunun sonucunda, özel sektör yatırımlarında önemli artışlar oldu. 2006 yılı gerçekleşme tahmini dikkate alındığında, özel sektör yatırımlarında sabit fiyatlarla 2002 yılına göre 2,5 misli artış olacaktır.

Bu da gösteriyor ki, Türkiye normalleşme sürecine girmiştir. Bu sürecin durdurulmasına asla izin vermeyeceğiz. Bütçeler milletin sırtında ağır bir yük olmaktan çıkmıştır. Biz bütçeyi milletimize hizmet eder hale getirdik. Bütün bu gelişmeler kendiliğinden olmamakta, hepsinin gerisinde Hükûmetimizin bilinçli politika tercihleri ve kararlı icraatları yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Maliye Bakanlığının 2005 yılı bütçe başlangıç ödeneği -2005 yılı Kesin Hesap Kanunu’ndan bahsediyorum- 27,5 milyar YTL olup, bunun 1,7 milyar YTL'si Bakanlığın personel, mal ve hizmet alımları ile yatırım giderleri için öngörülmüştür. Yıl sonunda toplam 25,5 milyar YTL tutarında harcama gerçekleştirilmiştir. Bakanlığın kendi ihtiyaçları için yapılan harcama ise başlangıç ödeneği seviyesinde gerçekleşmiştir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Bakanlığımın 2007 yılı bütçesine geçmeden önce, sizlere 2006 yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin ocak-ekim dönemini kapsayan on aylık uygulama sonuçlarını hatırlatmak istiyorum. Bu dönemde 144,3 milyar YTL harcama yapılmış; 140,5 milyar YTL gelir elde edilmiştir. Faiz dışı fazla harcamalar 103,5 milyar YTL, vergi gelirleri 112,5 milyar YTL düzeyinde gerçekleşmiştir.

Ocak-ekim 2006 döneminde merkezi yönetim bütçe açığı 3,8 milyar YTL olmuş ve geçmiş yıllara göre dikkate değer bir şekilde düşüş göstermiştir. Ocak-ekim dönemi itibarıyla, konsolide bütçe açığının 2003 yılında 32,1 milyar YTL, 2004 yılında 24,8 milyar YTL, ocak-ekim 2005 dönemi merkezi yönetim bütçe açığının ise 7,9 milyar YTL olduğu dikkate alındığında, 2006 yılında gösterilen bütçe gelişmelerindeki iyileşme çok daha net olarak görülmektedir.

Diğer taraftan, ocak-ekim dönemi faiz dışı fazla tutarı 37 milyar YTL olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönem itibarıyla konsolide bütçe faiz dışı fazla tutarı 2003 yılında 17,9 milyar YTL, 2004 yılında 24,2 milyar YTL, 2005 yılı merkezi yönetim bütçesinde ise 30,9 milyar YTL olarak gerçekleşmişti. Buna göre, merkezi yönetim borçlarının ödeme kapasitesini ortaya koyan faiz dışı fazla tutarında önemli bir başarı elde edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Bakanlığımın 2007 yılı gider bütçesi için teklif edilen ödenek tutarı 45,9 milyar YTL'dir.

Bakanlık bütçesi ödeneğinin yaklaşık yüzde 2'sine tekabül eden 896 milyon YTL Bakanlığımızın personel, mal ve hizmet alımları ile yatırım giderlerini karşılamak üzere kullanılacaktır. Bu tutarın yüzde 69'u personel giderleri, yüzde 16'sı mal ve hizmet alım giderleri ve yüzde 11'i ise yatırımlar için öngörülmüştür. 2007 yılı ödenek teklifimizin yüzde 98'ini oluşturan 45 milyar YTL tutarındaki ödenek ise diğer kamu hizmetlerinin karşılanması amacıyla kullanılacaktır. Bu kapsamda:

- Sosyal güvenlik ve sosyal yardım hizmetlerine;

- Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına devlet katkısı için 6 milyar YTL,

- Genel sağlık sigortasına devlet katkısı için 4,4 milyar YTL,

- Faturalı ödemeler karşılığı yapılacak ödemeler için 3,5 milyar YTL,

- Diğer ödemeler için 2,2 milyar YTL olmak üzere toplam 16,2 milyar YTL aktarılacaktır.

Ayrıca, kaldırılan  Köy      Hizmetleri             Genel Müdürlüğü personelinden il özel idarelerine devredilenlerin ücret ödemelerinin karşılanması için 1,4 milyar YTL,        

                • Köylerin              altyapısının desteklenmesi              projesinde kullanılmak amacıyla il özel idarelerine transfer edilmek üzere 2 milyar YTL; belediyelerin altyapısının desteklenmesi amacıyla 300 milyon YTL,

• Mahalli idare payları karşılığı için 13,6 milyar YTL; fon payları karşılığı için 3,3 milyar YTL,

• Yüksek öğretim kurumlarına, 4,4 milyar YTL'si cari, 1 milyar YTL'si ise sermaye transferi niteliğinde olmak üzere toplam 5,4 milyar YTL,

• Siyasi partilere yardım olarak 360 milyon YTL,

• Personel giderlerini karşılama ödeneği, yedek ödenek, yatırımları hızlandırma ödeneği, doğal afet giderlerini karşılama ödeneği, yeni kurulacak daire ve idarelerin ihtiyaçlarını karşılama ödeneği, tedavi giderlerini karşılama ödeneği ve diğer yedek ödenek olarak toplam 2,3 milyar YTL ödenek öngörülmüştür.

Sayın Başkan, değerli üyeler; şimdi de Bakanlığımca Hükûmete geldiğimizden beri gerçekleştirilen ve 2007 yılında yapılması planlanan bazı önemli faaliyetlere ilişkin bilgiler vermek istiyorum.

1. 2004 yılından itibaren merkezi yönetim kapsamındaki idarelerde, uluslararası standartlarla uyumlu analitik bütçe sınıflandırmasına geçildi. Yeni bütçe sınıflandırması, devlet faaliyetlerinin ekonomi üzerindeki etkisinin analizine ve uluslararası verilerle karşılaştırma yapılmasına imkan sağlamaktadır.

Aynı yıl tahakkuk esaslı muhasebe sistemi uygulamasına başlanıldı. Muhasebe sistemimiz üst yönetime gerekli malî verileri üretmeye elverişli hale getirildi.

2. Yeni bütçe sınıflandırması ve tahakkuk esaslı muhasebe sistemi, 2006 yılından itibaren mahalli idareleri de kapsayacak şekilde uygulanmaya başlandı.

Genel yönetim kapsamındaki idarelerin aynı bütçe ve muhasebe sistemini uygulamaları neticesinde genel yönetimin, yani devletin hesabı çıkarılabilir hale geldi.

3. Kamu malî yönetiminin en önemli unsurlarından olan e-bütçe ve say2000i sistemleri vasıtasıyla genel yönetim kapsamındaki idarelerle veri alış verişi yapılır hale geldi.

 Bu amaçla, 2006 yılı başından itibaren üçer aylık dönemlere ilişkin olarak yaklaşık 3.000 mahalli idare biriminin verileri sisteme girildi. 2007 yılından itibaren de genel yönetim bütçe uygulama sonuçları üçer aylık dönemler itibarıyla yayınlanacaktır. 2008 yılına kadar da genel yönetim sektörüne ilişkin mali tabloların yayınlanması hedeflenmektedir.

Görüleceği üzere, devletin kendi hesabını bildiği sürece girmiş bulunuyoruz. Kendi hesabını bilmeyen bir devletin iki yakasını bir araya getirmesi asla mümkün değildir. 14 Temmuz 2004 tarihli 5217 sayılı Kanunla bütçe disiplininin güçlendirilmesi ve bütçe hakkının sağlanması amacıyla, özel gelir özel ödenek uygulamalarına son verildi. Böylelikle kaldırılan özel gelirlerin bütçe geliri olarak kaydedilmesi ve daha önce özel gelirlerle finanse edilen harcamaların ilgili idare bütçelerinde öngörülecek ödeneklerle yapılması sağlandı.

Kamu malî yönetim sistemimizi uluslararası standartlara uygun bir şekilde yapılandıran 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu 2006 yılından itibaren bütün maddeleriyle birlikte yürürlüğe girdi. Bu kapsamda, kanunun ikincil mevzuatı oluşturuldu. Diğer yandan, geçiş aşamasında kamu idarelerinin yaşadığı sorunların bir an önce çözüme kavuşturulması hususunda azami gayret gösterildi. Öngörülebilirliği artıracak ve malî disiplini güçlendirecek çok yıllı bütçe sistemi 2006 yılından itibaren uygulama kondu. İdare bütçelerinin hazırlanması ve makro büyüklüklerin tespit edilmesinde çok yıllı bütçe uygulaması, kamu malî yönetiminde orta vadeli bakış açısını yerleştirdi. Kamu malî yönetimi reformunun amacına uygun bir şekilde uygulanması kapsamında Bakanlığımızda kurulmuş olan Strateji Geliştirme Başkanlığı teşkilatlanmasını tamamladı. Diğer idarelerle yakın işbirliği içerisinde çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıca, 2008-2012 yıllarını kapsayacak Maliye Bakanlığı stratejik planının hazırlık çalışmalarına da başlandı.

Kamu mali yönetiminin ilkelerinden olan şeffaflık ve hesap verebilirliğin bir yansıması olarak Temmuz ayında "2006 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ve Beklentiler" raporu yayınlandı. Böylece, kullandığı kaynakların hesabını vatandaşına veren bir devlet uygulaması ilk kez bizim dönemimizde başlatıldı.

Stratejik planlama ve performans esaslı bütçeleme çalışmalarına devam edildi. Pilot idarelerde 2007-2011 yıllarını kapsayan hedefler oluşturuldu.

Kamu idarelerine yapılan transferlerin bütçe ile ilişkilendirilmesi ve kamu hesaplarının uluslararası standartlara uygun şekilde muhasebeleştirilmesi amacıyla ilk defa 2006 yılı bütçesine mahalli idare ve fon payları için 14,1 milyar YTL ödenek konuldu.

Bu uygulama sayesinde genel bütçe vergi gelir ve giderlerine ilişkin mutlak ve nispi büyüklüklerin doğru olarak ölçülebilmesi sağlandı. Böylece kamu maliyesinde genellik ilkesi daha da sağlamlaştırıldı. Hesap verebilirlik ve saydamlığın arttırılması konularında önemli bir adım atılmış oldu.

Köylerimizin alt yapısının desteklenmesi amacıyla uzun yıllardan beri ihmal edilen köylümüzün; yol, içme suyu, kanalizasyon ve tarımsal sulama ihtiyaçlarını karşılamak üzere Köy-Des projesi başlatıldı. Bu kapsamda ilk kez 2005 yılında il özel idareleri ve köylere hizmet götürme birliklerine 201 milyon YTL aktarıldı. 2006 yılı bütçesinde bu rakam 2 milyar YTL 'ye çıkarıldı.

2007 yılında da Köy-Des projesi için 2 milyar YTL ödenek ayrıldı. Böylece 2007 yılında projenin amaçları doğrultusunda çalışmalar devam edecek, su ve yolu olmayan köy kalmayacaktır. Ayrıca, nüfusu 10.000'in altında olan belediyelerin su ve yol ihtiyacı için Bel-Des projesi kapsamında 300 milyon YTL ödenek öngörüldü.

Bakanlığımız ile Emekli Sandığı arasında yapılan işbirliği sonucunda muhasebe yetkililerinin doğrudan Emekli Sandığı web sitesine bağlanarak ilaç reçetelerini sağlıklı bir şekilde kontrol etmelerine imkân sağlandı. Bu kapsamda, çalışan personelin hak sahipliği kontrolü ve reçete muhteviyatı ile ilaç giderlerine ilişkin faturaların kontrolü elektronik ortamda yapılmaya başlandı.

Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde çalışanların maaş ve ücretlerinin daha kolay ve etkili bir şekilde ödenmesini sağlamak amacıyla başlatılan "Maaş Otomasyon Projesi"nin ilk aşaması, 2006/4 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile 15 Haziran 2006 tarihinden itibaren uygulamaya geçti. Genel bütçeli idarelerde istihdam edilen memurların maaşları Bakanlığımıza bağlı muhasebe birimlerinde hesaplanmaya başlandı. Bu uygulama ile bütün özlük bilgileri merkezî bir veri tabanında kayıt altına alındı. Bu proje sayesinde memur maaşlarının hesaplanmasında uygulama birliği sağlandı.

Sayın Başkan, Değerli üyeler; ülkemizin ekonomik,. mali ve sosyal içerikli sorunlarının çözümüne yönelik olarak yürütülen çalışmalar kapsamında, Hazine taşınmazlarının değerlendirilmesi her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır.

Bu bilinçle hareket eden Hükümetimiz, Hazineye ait taşınmazların yönetimine özel önem atfetmiştir. Bu bağlamda Hazineye ait taşınmazların yönetiminde yeni ve stratejik bir anlayış hakim kılınmış, Devlete ait taşınmazların ekonomiye kazandırılması için idari ve yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Yapılan yasal düzenlemelerle Hazineye ait taşınmazların satın alınması yatırımcı açısından cazip hale getirilmiş, bu amaçla taşınmaz satışlarından KDV alınmaması, taşınmazların emlak vergisinden 5 yıl süreyle istisna edilmesi ve satış bedellerinin taksitle ödenebilmesine imkân sağlanmıştır.

Bu kapsamda yürütülen faaliyetler sonucunda 2002 yılında 337 milyon YTL, 2003 yılında 502 milyon YTL, 2004 yılında 535 milyon YTL, 2005 yılında 667 milyon YTL ve 2006 yılının ilk on ayında 872 milyon YTL gelir elde edildi.

Konut açığı ve çarpık kentleşmenin önüne geçmek ve ucuz konut üretimini sağlamak amacıyla Toplu Konut İdaresi Başkanlığına bugüne kadar 1,6 milyar YTL değerinde, 77 milyon 634 bin m² yüzölçümlü arsa ve arazi bedelsiz olarak devredildi.

Kalkınmada öncelikli 54 ilde yatırımların artması ve işsizliğin azalmasına destek vermek için Hazineye ait arazi ve arsaların yatırımcılara bedelsiz devrine imkân veren 5084 sayılı Kanun kapsamında; 6,1 milyon m² yüzölçümlü taşınmaz yatırımcılara bedelsiz devredildi. Böylece, 8.527 kişiye iş imkânı sağlayacak 1,5 milyar YTL tutarında yatırım yapılması öngörüldü.

2007 yılında bölgesel çekim merkezleri öncelikli olmak üzere küçük ve orta ölçekli sanayi bölgelerinin alt yapı ve arsa sorunlarının giderilmesinde ve sayılarının artırılmasında Hazine taşınmazlarının katkısı sürecektir. Büyüme ve istihdam politikalarını destekleyici ve makroekonomik politikalara uyumlu destekleme ve teşvik çalışmaları artırılarak devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; 15. 5018 sayılı Kanunla genel bütçe kapsamına dahil edilen Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatı kadrolarında avukat olarak görev yapan personel, bulundukları yerde Bakanlığımız kadrolarına atandı. Bu idarelerin derdest dava ve icra dosyaları devralındı.

Başhukuk  Müşavirliği ve  Muhakemat  Genel Müdürlüğünün takip etmekte olduğu hazine davası sayısı 2002 yılında 595.083, 2003 yılında 717.084, 2004 yılında 460.728, 2005 yılında 538.057 ve 2006 yılının ilk 6 ayında 543.835 olarak gerçekleşti.

Davaların parasal değeri sırasıyla 17,5 milyar YTL, 21,9 milyar YTL, 49,1 milyar YTL, 20,9 milyar YTL ve 6,8 milyar YTL'dir.

Davaların yıllar itibariyle karara bağlanma oranı 2002 yılında yüzde 20 iken, 2006 yılında yüzde 21'e çıkmıştır. Karara bağlanan bu davalardan Hazine lehine sonuçlanma oranı 2002 yılında yüzde 55 iken 2005 yılında yüzde 74'e çıkmıştır. Bu oran 2006 yılının ilk 6 ayı itibariyle yüzde 66'dır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; kara paranın aklanmasıyla mücadele alanında uygulamada karşılaşılan sorunlar ve yasal eksiklikler dikkate alınarak hazırlanan 5549 sayılı "Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun" 18.10.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yasayla, aklama suçunun yanı sıra terörün finansmanı suçu ile ilgili şüpheli işlem bildirimini alma, bunları değerlendirme, gerekli araştırma ve incelemeyi yapma görevi Bakanlığımıza verilmiş bulunmaktadır.

Temel olarak suç işlenmesini önleme ve suç işlendikten sonra bunun araştırılması ve incelenmesi başlıkları altında toplayabileceğimiz ana fonksiyonlar çerçevesinde; yükümlü gruplarına yönelik eğitim faaliyetleri gerçekleştirilmekte ve bu yükümlüler mevzuata uyumları açısından denetlenmektedir.

Bu kapsamda pek çok eğitim faaliyeti gerçekleştirilmiş, bunlardan bankalara yönelik olarak yapılan bir program çerçevesinde 2005-2006 yıllarında ülke genelinde 22 eğitim faaliyeti gerçekleştirilmiş ve 1453 banka personeli eğitilmiştir.

"Şüpheli İşlem Bildirim Rehberi" hazırlanmıştır. Bu faaliyetler sonucunda 2006 yılının ilk 10 ayında şüpheli işlem bildirim sayısında yüzde 106,5'lik bir artış sağlanmıştır.

Yükümlülük denetimi faaliyetleri çerçevesinde 2005 ve 2006 yıllarında 30 banka, 11 sigorta şirketi, 257 yetkili müessese, 104 aracı kurum olmak üzere toplam 402 yükümlü denetlenmiştir.

Suç araştırması kapsamında ise 2002 ve 2006 yılları arasında 1018 Ön İnceleme, 410 Araştırma ve İnceleme olmak üzere 1428 inceleme tamamlanmış ve bunlardan 32'si Ön İncelemeden, 154'ü Araştırma ve İncelemeden olmak üzere 186 adet suç duyurusunda bulunulmuştur. Aklama ve terörün finansmanı suçunun önlenmesi ve tespiti çalışmalarına veri analizlerinde etkinliği ve hızı artırarak destek sağlayacak olan "Karapara Aklamayla Mücadele Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi" tamamlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; vergi denetiminin temel amacı kişileri yasalara uygun davranmaya yöneltmektir. Mükelleflerin bir gün denetlenebilecekleri düşüncesi, yasalara uygun davranma eğilimini artırır. Vergi denetiminin caydırıcı etkisi olarak ifade edilen bu işlevi rakamlarla ölçmek mümkün değildir. Aynı şekilde denetimlerin mükellefler üzerindeki eğitici işlevinin sonuçları da parasal büyüklük olarak hesaplanamaz. Bununla birlikte gerçekleştirilen incelemelerin ölçülebilir sonuçları denetimin etkinliği konusunda fikir vermektedir.

Vergi denetimlerindeki verimlilik ve etkinlik artışının en önemli sebebi incelenecek mükellef seçimindeki isabettir. Bu isabetlilik Bakanlığımız Hesap Uzmanları Kurulunun bünyesinde 2002 yılında kurulmuş bulunan Araştırma Geliştirme ve Risk Analiz Merkezi bünyesindeki çalışmalarla da önem kazanmıştır. Ekonomideki değişiklikler bu birimde yakından izlenmekte, para, mal ve belge hareketlilikleri takip edilmekte, servet unsurları değişimleri mercek altına alınmaktadır. Kurulun incelenecek hedef mükellef kitlesi bu birim tarafından yapılan ayrıntılı veri değerlendirme ve analiz çalışmaları sonucunda belirlenmektedir. Bu değerlendirmeler esnasında mükelleflerin faaliyette bulundukları sektör ortalamaları da dikkate alınmaktadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; şimdi de Gelir İdaresi Başkanlığının gider bütçesi ve faaliyetleri hakkında bilgi vermek istiyorum.

Türk Gelir İdaresi olarak "kendi iyi örnekleri ile birlikte dünyaya model teşkil etmek" vizyonunu kendisine şiar edinen Gelir İdaresi Başkanlığının mükellefi odak alarak daha etkin bir yapıya kavuşturulması çalışmaları halen devam etmektedir.

Gelir İdaresi Başkanlığının 2007 yılı gider bütçesi için teklif edilen ödenek, 1,3 milyar YTL'dir. Bu tutarın; yüzde 82'si personel giderleri, yüzde 13'ü mal ve hizmet alım giderleri, yüzde 4,4'ü sermaye giderleri ve diğer kısmı da cari ve sermaye transferlerinden oluşmaktadır.

Devletimizin en önemli finansman kaynağı olan vergi; yatırım, büyüme ve benzeri tüm iktisadi büyüklükleri etkileyen önemli bir maliye politikası aracıdır. Gelir İdaresi Başkanlığı bu önemi haiz bir biçimde görevini yürütmekte, vergi sisteminin saydam ve anlaşılabilir bir vergi mevzuatına dayalı şekilde olması için çalışmalarına devam etmektedir. Orta ve uzun vadede; vergi tabanının genişletilmesi, kayıt dışılığın ve vergi kaçakçılığının azaltılması ile vergi sisteminin basitleştirilmesi yönündeki ana stratejiler hızla gerçekleştirilmektedir.

Bu çerçevede üç aşamalı bir strateji uygulanmaktadır:

Birinci aşamada, ekonomide güven ortamını sağlamak amacıyla yapılmış olan vergisel düzenlemeler kapsamında, uzlaşma ortamının oluşturulması için mükellefler ile idare arasındaki ihtilafları çözmek ve yıllardan beri birikmiş borç tutarını tahsil edilebilir hale getirmek için "vergi barışı" uygulaması hayata geçirilmiştir.

Stratejinin ikinci aşamasında vergi sistemindeki yapısal sorunların giderilmesi, vergi idaresinin çağdaş ve etkin bir yapıya kavuşturulması, mükellef ihtiyaçlarının karşılanması, ekonomik ve teknolojik gelişmelerin yarattığı imkânların vergilendirmede kullanılması amaçlarına yönelik düzenlemeler ve çalışmalar hayata geçirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; önümüzdeki 10 yılda Gelir İdaresi Başkanlığımız kayıtdışı ekonomiyi gelişmiş ülkelerdeki seviyeye indirecektir. Bu amaca ulaşabilmek için:

Ekonomide nakit kullanımı daraltılmış, ödemelerin bankacılık sistemi aracılığı ile gerçekleştirilmesi zorunlu hale getirilmiştir.

Hamiline çekin izlenebilmesi için gerekli yasal düzenlemeler hazırlanmıştır.

Benzin istasyonlarında  kullanılan pompalara yazarkasa bağlanması mecburi hale getirilmiş, 13 Kasım 2006 tarihi itibariyle toplam 8.350 akaryakıt istasyonunun kurulum çalışmaları tamamlanmış, bu istasyonlarda 7.744 adet ödeme kaydedici cihaz faaliyete geçirilmiştir.

Akaryakıt satışlarında, iş akışını hızlandırmak ve doğru bilgi girişini temin etmek amacıyla geliştirilen "Taşıt Kimlik Birimi" uygulamasına 2007 yılında tam olarak geçilebilmesi için çalışmalar başlatılmıştır.

Tütün ve alkol üreticilerini korumak, sahte tütün ve alkol ürünlerini ortadan kaldırmak ve bu piyasadaki kayıp ve kaçağı önlemek amacıyla, 2007 yılında faaliyete geçmek üzere Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu ve Gümrük Müsteşarlığı ile işbirliği halinde bandrol ihalesi açılmıştır.

Mükelleflere İnternet ortamında elektronik beyanname, bildirim ve eklerini gönderme imkânı sağlanarak, Ekim sonu itibariyle İnternet’ten 40.776.694 adet eBeyanname alınmıştır. 2007 yılında başlanacak olan VEDOP3 projesi ile 301 vergi dairesi ve 585 malmüdürlüğü e-VDO kapsamına alınacaktır.

VEDOS projesi kapsamında tüm Vergi Denetmenlerine bilgisayar tahsis edilmiş, daha etkin denetim için gerekli altyapı sağlanmıştır.

VEDOP-2 kapsamında 147 vergi dairesi daha e-VDO kapsamına alınmıştır.

Büyük mükelleflerimizin daha doyurucu hizmet alabilmelerini ve etkin bir şekilde idaresini temin için 1 Ocak 2007 tarihinde İstanbul' da faaliyete geçecek şekilde "Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı" kurma çalışmaları hızla devam etmektedir.

 Daha iyi hizmet verebilmek ve müşteri bilincini artırmak amacıyla akademik çevrelerle birlikte eğitim çalışmaları başlatılmıştır. 2002-2006 yılları arasında toplam 2000 adet Vergi Denetmen Yardımcısı, 2003-2005 yılları arasında 84 adet Devlet Gelir Uzman Yardımcısı ve 2003-2005 tarihleri arasında 1.500 adet Gelir Uzman Yardımcısı istihdam edilmiştir. İnsan kaynağı niteliğinin artırılmasına yönelik bu çalışmalar devam etmekte olup, hizmet kadrosuna 2007 yılı içerisinde 2.500, 2008 yılı içerisinde 3.000 ve 2009 yılı içerisinde de 2.500 adet Kurum içinden Gelir Uzmanı alınması planlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bilindiği üzere kayıt dışı ile mücadele en önemli önceliklerimizden birisidir. Bu amaçla yukarıda ifade ettiğim hususlara ilave olarak halen Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde sürdürülmekte olan veri ambarı projesinden bahsetmek istiyorum. Tam otomasyon sayesinde merkezde bir veri ambarı oluşturulmuş ve geliştirilen standart formlar sayesinde mükellef beyanları üzerinde elektronik ortamda çapraz kontroller yapılmaya başlanmıştır.

2006 yılında veri ambarı projesine bağlı olarak çeşitli incelemeler yapılmıştır. Banka hesap hareketleri üzerinde yapılan incelemeler, Ba-Bs formlarına bağlı incelemeler ve kredi kartı ile yapılan satışlara ilişkin incelemeler bunlardan bazılarıdır. Ba-Bs formlarına bağlı olarak yapılan incelemeler neticesinde bugüne kadar 1.620 kişinin sahte fatura düzenlediği ve yaklaşık 7.000 kişinin de düzenlenen bu faturaları kullandıkları tespit edilmiştir. Tespit edilen sahte faturaların toplamı 1,9 milyar YTL'dir. Artık naylon faturayla ilgili faaliyetler zaman geçirilmeksizin elektronik ortamda tespit edilebilir hale gelmiştir.

Şimdi sizlere Bakanlığımızca 2006 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla yapılan denetim ve vergi incelemeleri konusunda kısaca bilgi vermek istiyorum.

2006 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla yapılan yaygın ve yoğun denetimler sonucunda 2 milyon 944 bin kişi denetime tabi tutulmuş ve 93,8 milyon YTL ceza kesilmiştir. Denetlenen mükellef sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,26 ve kesilen ceza tutarı yüzde 17,8 artmıştır.

2006 yılı Ekim ayı. sonu itibarıyla 87.387 adet rapor düzenlenmiştir. Yapılan incelemelerde 32,8 milyar YTL matrah farkı bulunmuş, 973 milyon YTL vergi tarh edilmiş ve 2,72 milyar YTL ceza kesilmiştir. Bir önceki yılın aynı dönemine göre bulunan matrah farkında yüzde 17,3, tarh edilen vergide ise yüzde 12,4 oranında artış gerçekleşmiştir. Kesilen ceza tutarındaki artış ise yüzde 24,2'dir.

Bu artış oranları kayıtdışılığın artışının değil, yukarıda ifade edilen teknolojik alt yapıdaki gelişmelerin ve vergi denetiminde sağlanan etkinliğin bir göstergesidir. Nitekim Gelir İdaresi Başkanlığınca girdi-çıktı analizi yöntemiyle yapılan çalışmalar sonucunda ülkemizdeki kayıtdışılık oranının 2002 yılında yüzde 33,7 iken 2005 yılında yüzde 25,5'e düştüğü tespit edilmiştir. Bu da kayıtdışılıkla yapılan mücadelenin etkinliğini göstermektedir.

Ayrıca vergi mevzuatının yalın ve anlaşılabilir hale getirilmesi, vergi uygulamalarında açıklık, bütünlük ve kolaylık sağlanarak mükelleflerin vergi mevzuatına uyumu ile vergi idaresinin etkin ve verimli çalışması üçüncü stratejimizi oluşturmaktadır.

Görüldüğü üzere Gelir İdaresi Başkanlığımız kuruluşuyla birlikte kayıtdışılıkla mücadelede ve mükellef vergi idaresi ilişkilerinde çağdaş ülkelere paralel, hatta bir kısmına örnek teşkil edecek duruma gelmiştir.

Gelir İdaresi Başkanlığı, mükellef odaklılık anlayışının bir göstergesi olarak vergi bilincinin yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarına Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere tüm kamu ve özel kurumlarla işbirliği içerisinde devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; konuşmamın bu bölümünde sizlere Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Bütçesi hakkında bazı açıklamalar yapmak istiyorum.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 2007 Yılı Gider Bütçesi teklifi toplam 18,9 milyon YTL olup bu tutarın tamamına yakını Özelleştirme Fonundan yapılacak aktarmalarla karşılanacaktır. Gider bütçesinin, yüzde 79'u personel giderleri, yüzde 18'i mal ve hizmet alımları ve kalanı da cari transfer/erden oluşmaktadır.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın personel ve genel yönetim gider/eri, Özelleştirme Fon gelirlerinin yüzde 5'ini aşmamak üzere özelleştirme fonundan yapılan transferlerden karşılanmaktadır. Bu çerçevede yapılan aktarmaların fon gelirlerine oranı 2002 yılında yüzde 0,68, 2003 yılında yüzde 1,1, 2004 yılında yüzde 0,43, 2005 yılında yüzde 0,3, 2006 yılında Ekim ayı sonu itibariyle ise yüzde 0,01 olarak gerçekleşmiştir.

Ülkemizin sahip olduğu ya da hisselerinin önemli bir bölümü devlete ait olan, ancak karlılık, verimlilik ve ürettikleri ekonomik değer bakımından anlamlarını kaybeden ve işlevlerini yitirdikleri için artık bütçe üzerinde giderek büyüyen bir yük olma niteliği kazanmış kamuya ait mal ve hizmet üretim tesislerinin özelleştirilmesi çalışmaları 1980'li yılların başında başlamıştır.

Ancak, 2003 yılının başından itibaren ülkemizde özelleştirme alanında önemli ve ayrı tutulması gereken bir döneme girdiğimizi rahatlıkla ifade etmek istiyorum.

Bu dönemde hükümetimizin yapısal ekonomik reform programının en önemli unsurlarından biri olan özelleştirme programı kararlılıkla uygulanmakta ve yürütülmektedir. Ayrıca 2003-2006 yılları arasında gerçekleşen özelleştirme ihalelerine yabancı yatırımcıların önceki yıllara oranla çok daha yoğun bir şekilde katılımı, dışa yansıyan istikrar açısından da çok olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

2003-2006 yılları arasındaki özelleştirmelere baktığımızda 46 Şirketteki kamu hisselerinin tamamı, 3 kuruluştaki kamu hisselerinin bir bölümü, 37 işletme, 6 liman, 3.000'in üzerinde varlık ve gayrimenkul satışı ve işletme hakkı devri gerçekleştirilmiştir. Böylelikle son dört yılda yapılması öngörülen özelleştirme ihalelerinin tamamına yakın kısmı sonuçlandırılmıştır.

2003 yılına kadar 8 milyar ABD Doları tutarında özelleştirme uygulaması gerçekleştirildi. 2003 yılından itibaren sağlanan ivme ile son 4 yıl içerisinde yapılan özelleştirme uygulaması toplam 17,7 milyar ABD Dolarına ulaştı.

Halen özelleştirme kapsamında 3 kuruluş (Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ., Otoyollar, Bazı Elektrik Üretim Tesisleri), kapsam ve programda 12 kuruluş olmak üzere toplam 15 kuruluş bulunmaktadır. Bu kuruluşların 11 tanesinde yüzde 5O'nin üzerinde kamu payı vardır. Söz konusu 3 kuruluşun programa alınması yönündeki çalışmalar sürdürülmektedir.

2006 yılının ilk 9 aylık döneminde Başak Sigorta AŞ., Başak Emeklilik AŞ., TÜPRAŞ ve ERDEMİR'deki kamu hisselerinin blok satışı ile Türk Hava Yolları A.O.'daki kamu hisselerinin bir bölümünün halka arzı gerçekleştirildi. Bunların yanı sıra TEKEL'e ait İkiz Kuleler, Büyük Ankara Oteli, Büyük Efes Oteli, Büyük Tarabya Oteli ile yine TEKEL'e ait Kaldırım, Kayacık ve Yavşan Tuzlaları ve Emekli Sandığı'na ait Kızılay Emek İşhanı'nın satış devir işlemleri tamamlanmıştır.

22.09.2006 itibariyle gerçekleştirilen tüm özelleştirme uygulamalarından cari yıl satış gelirleri ile geçmiş yıl satış taksitleri toplamından 8 milyar ABD Doları gelir elde edilmiş ve 5,3 milyar ABD Doları tutarında Hazine'ye kaynak aktarılmıştır. Ayrıca, Türk Telekomünikasyon AŞ'nin satışından peşinat ve bir taksit olmak üzere toplam 2,74 milyar ABD doları alıcı firma tarafından Hazinenin hesabına yatırılmıştır.

Halihazırda TCDD'ye ait İzmir Limanı'nın, Başkent, Sakarya ve İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ'lerinin özelleştirilmelerine ilişkin süreç devam etmektedir.

Önümüzdeki dönemde; Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ'ye ait şeker fabrikalarından oluşacak portföy grupları, TEDAŞ'a ait dağıtım bölgeleri, Sümer Holding, Türkiye Demir Çelik İşletmeleri, Denizcilik İşletmeleri, TEKEL, PETKİM, Karadeniz Bakır İşletmeleri, Türk Hava Yolları, Mardin Mazıdağ Fosfat Tesisleri, Türkiye Halk Bankası AŞ, Karayolları Zincirlikuyu Arsası gibi özelleştirme portföyünde yer alan kuruluş/varlıkların özelleştirilmeleri hedeflenmektedir. Ayrıca, özeIleştirilmeleri için uygun şartların oluştuğuna inanılan diğer kurum ve kuruluşların da özelleştirme kapsam ve programına alınarak özelleştirilmeleri yönünde gerekli çalışmalar yapılacaktır.

Sayın Başkan, değerli üyeler, ülkemizdeki özelleştirme uygulamalarında önemli bir husus da bu kuruluşlarda çalışan işçilerin ve ailelerinin mağdur edilmemesi ve özelleştirme çalışmalarının toplumun sosyal dengeleri üzerinde olumsuz yansımalara neden olmamasıdır. Bu bağlamda 2004/7898 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Esaslar ile 1992 yılından sonra özelleştirilen kuruluşlarda çalışan ve işini kaybedenlerin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında geçici personel statüsünde işe yerleştirilmelerine karar verilmiştir. Bu kapsamda durumu uygun görülen 15.738 işçi atama teklifleri yapılmak üzere Devlet Personel Başkanlığına gönderilmiştir.

Özelleştirmenin istihdam ve sosyal boyutuna ilişkin çalışmalarımız içinde yer alan Özelleştirme Sosyal Destek Projesi kapsamında Aralık 2000'den bugüne kadar yapılan çalışmalardan toplam 28.894 kişi faydalanmış olup, bunların 14.117’si istihdam imkânı bulmuştur. Gerçekleştirmekte olduğumuz bütün özelleştirme uygulamalarında yerli ve yabancı sermaye ayrımı yapmaksızın, gerekli kriterlere sahip bütün yatırımcılara eşit mesafede durmaktayız. Özelleştirme uygulamalarında tesis edilen güven ortamı özelleştirmedeki başarının en önemli faktörlerinden biri olmuştur.

Sayın Başkan, değerli üyeler; ülkemiz, vergileme alanında kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci içerisinde bulunmaktadır. Bu süreç çerçevesinde, Maliye Bakanlığı olarak, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınıp, vergi tabanının genişletilmesi, vergi sistemini; basit, adaletli, ekonomik ve sosyal dengeleri gözeten, özellikle yatırımcılar için belirsizlikleri ortadan kaldıran, düşük oranlı bir sisteme dönüştürme yolunda çalışmalar büyük bir hızla gerçekleştirilmektedir. Bu çerçevede üç aşamalı strateji uygulanmaktadır. Birinci aşamada ekonomide güven ortamını sağlayacak vergisel düzenlemeler yapılmıştır. Bu yolla güven ve istikrar ortamının oluşması sağlanmış ve kamunun da finansmanı için önemli tutarda öz kaynak elde edilmiştir. Stratejinin ikinci aşamasında; vergi sistemindeki yapısal sorunların giderilmesi, sürdürülebilir bir büyüme ve istihdam artışı için yatırım ortamının iyileştirilmesini sağlayacak düzenlemeler hayata geçirilmiştir.

Bu bağlamda; enflasyon muhasebesine geçilmiş,

• Gelişmişlik düzeyi göreceli olarak düşük illerimizde faaliyette bulunan mükelleflerimize gelir vergisi stopajı teşviki, sigorta primi işveren paylarında teşvik, bedelsiz yatırım tahsisi ve enerji desteği yönünde gelişmeler sağlanmış,

• Teknoloji bölgelerinde yapılan yatırımlardan elde edilen gelirler vergiden istisna edilmiş ve araştırma geliştirme faaliyetleri ile yeni teknolojilerin oluşturulması önemli ölçüde teşvik edilmiş,

• Damga vergisi ve harçların uygulama alanları önemli ölçüde daraltıImış, damga pulu yapıştırma işlemi ile damga vergisi tahsilatı tamamen kaldırılmış,

• Yurtdışında yatırım yapan müşterilerimizin bu yatırımlardan elde ettikleri kazançların Türkiye'ye intikalinin önündeki tüm vergisel engeller tamamıyla ortadan kaldırılmış,

• İhracat rejimi kapsamında yurtdışına çıkarılacak eşyayı taşıyan araçlara motorin tesliminde KDV ve ÖTV istisnası sağlanmıştır.

İletişim ve bilgi teknolojilerindeki büyük ilerlemelerin yanı sıra ülkelerdeki yasal düzenlemelerin gevşetilmesi, sermayenin uluslararası alanda hareket kabiliyetini önemli ölçüde arttırmıştır. Ülkelerin daha çok yatırım ve sermaye çekme yarışı içine girmeleri, vergiyi ve özellikle de kurumlar vergisini küresel ölçekte rekabetin yaşandığı alanlardan biri haline getirmiştir. Dünyada yaşanan bu gelişmelere paralel olarak, stratejinin üçüncü aşamasında vergi oranlarında ve cezalarında indirime gidilmiş ve vergi mevzuatının vergi uygulamalarında açıklık, bütünlük ve kolaylık sağlayacak bir şekilde yeniden yazılması çalışmaları sürdürülmüştür. Bu kapsamda Kurumlar Vergisi Kanunu sadeleştirilerek yeniden yazılmış, kurumlar vergisi oranı yüzde 30' dan yüzde 20'ye indirilmiş ve kurum kazançları üzerindeki vergi yükü önemli ölçüde azaltılmıştır. Benzer şekilde Gelir Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle gelir vergisi oranları yeniden düzenlenmiş, gelir vergisindeki iki tarife birleştirilmiş, dilim sayısı azaltılmış ve üst dilime ilişkin oran yüzde 40'tan yüzde 35'e indirilmiştir. Verginin tabana yayılması ve vergide basitliğin sağlanması amacıyla tüm finansal ürünler için stopaj oranı yüzde 15 olarak belirlenmiştir.

Gelir Vergisi Kanunu'nun sadeleştirilerek yeniden yazılma çalışmaları devam etmektedir. Kurumlar Vergisi Kanunu'nda olduğu gibi Gelir Vergisi Kanunu'nda da vergi kayıp ve kaçaklarını azaltıcı, vergi yükünün düşürüldüğü, geniş tabanlı bir vergi sistemine yer verilmesi hedeflenmektedir. Bu bağlamda 2008 yılından itibaren ücretlilere vergi iadesi yerine, tüm ücretliler için uygulanacak asgari geçim indirimi uygulamasını başlatacağız. Böylece istihdam üzerindeki vergi yükü önemli ölçüde azalacak ve Türkiye istihdam üzerindeki vergi yükleri sıralamasında OECD ülkeleri arasında 7 basamak gerileyecektir. Katma Değer Vergisi ile ilgili olarak eğitim, sağlık, tekstil ve gıda sektörlerinde oran indirimine gidilmiştir.

Öte yandan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan gecikme zammı oranı her ay için ayrı ayrı uygulanmak üzere yüzde 2,5'e indirilmiştir. Söz konusu Kanunun 48’inci maddesi ile Bakanlığımıza tanınan yetkiye istinaden, yıllık yüzde 30 olarak uygulanmakta olan tecil faizi oranı da yıllık yüzde 24 olarak belirlenmiştir.

Bütün bunların neticesinde vergi mevzuatının yalın ve anlaşılabilir hale getirilmesi, mükelleflerin vergi mevzuatına uyumu ile vergi idaresinin etkin ve verimli çalışmasının önü açılmış olup, böylece öngörülebilir ve istikrarlı vergi sistemi ile tüm yatırımcıların önlerini görebilmelerine ve gelecek planlaması yapabilmelerine imkan sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli üyeler, 2007 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Gelirleri vergi iadeleri dahil 204 milyar YTL olarak tahmin edilmektedir. Ana kalemler -ellerinizde olduğu için tek tek okumuyorum- aşağıdaki gibidir.

2006 yılı vergi gelirlerinin gayri safi millî hasılaya oranının yüzde 24,5 olarak gerçekleşmesi beklenmekte olup, 2007 yılında da bu oran yüzde 25 olarak öngörülmüştür.

2007 yılı bütçesinde yer alan gelir tahminlerinin yapılması sırasında; 2007 yılında ekonominin makro çerçevesine ilişkin olarak ortaya konulan, büyüme, enflasyon oranı, dış ticaret rakamları ve benzeri göstergeler esas alınmış ve geleneksel tahmin modelleri kullanılmıştır. Ancak söz konusu verilerin yanı sıra; kayıt dışılıkla mücadeledeki performans, idari kapasitedeki artışlar, denetim etkinliği gibi çok sayıda unsur vergi gelirlerinin seviyesini etkilemektedir. Önceki dört yılın vergi gelirlerinde bütçe kanunlarında belirlenen hedeflerinin üzerinde sağlanan gerçekleşmeler az önce bahsettiğimiz unsurlar vasıtasıyla sağlanmıştır.

İktidarımızın dördüncü yılını bitirip beşinci yılına girdiğimiz bu dönemde; bütçe açıkları konusunda elde ettiğimiz başarı açık bir şekilde ortadadır. Bütçe açığının gayri safi millî hasılaya oranı dört yıl gibi kısa bir sürede hayal dahi edilemeyecek noktalara geldi.

Geçtiğimiz dört yıla baktığımız zaman sadece güçlü ve güvenilir bütçeler yapılmadı. Aynı zamanda bu bütçelerin işleyişine ve uygulanmasına yönelik olarak önemli reformlar gerçekleştirildi. Uluslararası standartlara uygun bir kamu mali yönetim sistemi oluşturularak tüm kamu idarelerinin bütçe hakkı kapsamında Meclise hesap verme imkânı sağlandı. Hükûmetimiz tüm sorunların üzerine cesaretle giderek diğer birçok alanda olduğu gibi bu alanda da başarıyı yakaladı.

Mali yönetim sistemimizin yapısallaşmasına ve performansına çok büyük önem veriyoruz. Çünkü biliyoruz ki Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün de ifade ettiği gibi “Millî egemenlik, ancak mali egemenlikle mümkün olabilecektir.”

Sayın Başkan, değerli üyeler; özverili çalışmalarınız için sizlere teşekkür ediyorum.

Güçlü ekonomi, güçlü siyaset ve güçlü Türkiye hedefi doğrultusunda hazırlanmış olan 2007 bütçesinin hayırlı olması temennisiyle saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakana çok teşekkür ediyoruz.

Şimdi de kamu ihale kurumu bütçesini sunmak üzere Sayın Başkana söz veriyorum.

Buyurun Sayın Başkan.

Süreniz 15 dakika.

KAMU İHALE KURUMU BAŞKANI HASAN GÜL – Sayın Başkan, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, değerli basın mensupları; konuşmama başlamadan önce kurumum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kamu İhale Kurumu 1.1.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 53’üncü maddesi uyarınca kurulmuş, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişiliğini haiz bir kamu kurumudur. Kamu İhale Kurumunun görevlerine bakacak olursak 53’üncü maddede şu şekilde sayılmıştır.

İhale sürecinde ilgili idarece yapılan işlemlere ilişkin şikayetleri inceleyerek sonuçlandırmak. Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa ilişkin bütün mevzuatı, standart ihale dokümanlarını ve tip sözleşmeleri hazırlamak, geliştirmek ve uygulamayı yönlendirmek. İhale ilanları ile ilgili esas ve usulleri düzenlemek, basılı veya elektronik ortamda Kamu İhale Bültenini yayımlamak. Görev alanıyla ilgili olarak bilgi toplamak ve istatistikler oluşturarak yayımlamak. Haklarında ihalelere katılmaktan yasaklama kararı verilenlerin sicillerini tutmak. Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunmak. Yabancı isteklilerin ihalelere katılımında karşılıklılık ilkesinin gözetilmesini sağlamak üzere saptadığı hususlar konusunda Bakanlar Kuruluna teklifte bulunmak. İhale mevzuatıyla ilgili eğitim vermek, ulusal ve uluslararası koordinasyonu sağlamak, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunmak görev ve yetkilerine sahiptir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; yukarıda belirtilen görev ve yetkiler kapsamında Kamu İhale Kurumunun bazı faaliyetlerine ilişkin bilgiler sunmak istiyorum. Kamu alımlarının yıllık tutarı ülkemiz gayri safi millî hasılasının yüzde 10’undan daha fazlasına tekabül etmektedir. Bu durum dikkate alındığında kamu alımları alımlarının etkin bir şekilde düzenlenmesinin ülke kalkınması açısından taşıdığı önem kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Kamu alımları alanında düzenleyici ve denetleyici bağımsız bir idari otorite olan Kamu İhale Kurumu da bu önemin bilincinde olarak kamu kaynaklarının verimli ve etkin kullanılmasına, alımların şeffaf ve güvenilir bir ortamda yapılabilmesine yönelik çalışmalarını dört yıldır aralıksız bir şekilde sürdürmektedir. Kurumun mevzuatı geliştirmek ve uygulamayı yönlendirmek görev ve yetkisi kapsamında uygulama yönetmelikleri ile bu yönetmeliklerin eki tip şartnameler, standart ihale dokümanları, tip sözleşmeler ve kamu ihale tebliğleri yayımlanmıştır. Ancak, ilgili  sektör temsilcileri ile kurumumuz arasında sürdürülen çalışmaların da sonucu olarak uygulamada  tespit edilen problemleri çözmek ve ihalelerdeki bürokratik işlemleri azaltarak katılım ve rekabeti artırmak amacıyla ikincil mevzuatta zaman içinde çeşitli değişiklikler yapılmaktadır. Bunlar dışında 2005 yılında başlayan Avrupa Birliği müzakereleri kapsamında kamu alımları faslına yönelik olarak müktesebata uyum hedefi de gözetilerek Kamu İhale Kanunu ile Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda değişiklik yapılmasına dair tasarı taslağı ile bazı sektörlerde faaliyet gösteren kuruluşlar ile kamu teşebbüsleri ihale kanunu tasarısı taslağı ve bazı yatırım ve hizmetlerin gerçekleştirilmesine ilişkin ihale kanunu tasarısı taslağı Maliye Bakanlığı ve kurumumuz koordinatörlüğünde hazırlanmıştır.

Kurumumuz denetim fonksiyonu kapsamında ihale süreci içinde ihaleyi yürüten idareye yapılan şikâyet başvurusu üzerine idarece alınan kararlara karşı kurumumuza yapılan itirazen şikâyet başvurularını ve bunun dışında kanun ve ilgili mevzuat hükümlerine aykırılık bulunduğuna yönelik iddiaları inceleyerek sonuçlandırmaktadır. Bu kapsamda 13.112006 tarihine kadar kuruma yapılan 3.182 adet şikâyet başvurusu üzerine kurumca 2.720 adet uyuşmazlık kararı ve 1.455 adet karar olmak üzere toplam 4.175 adet karar verilmiştir. Yıllar itibariyle kuruma yapılan başvuru sayıları ile kurumca alınan ara karar ve uyuşmazlık karar sayıları metnimizde yer alan tabloda yer almaktadır. Bu tabloya baktığımız zaman kuruma yapılan şikâyet başvurularının sayısı ve buna bağlı olarak da kurumun iş yükünün hızla arttığı görülmektedir. Nitekim, şikâyet başvuruları olarak baktığımız zaman 2003 yılında 897 adet iken 2004 yılında 2.024 adet, 2005 yılında 2.983 adet ve 2006 yılında ise 13.11.2006 tarihî itibariyle 3.182 adet şikâyet başvurusunun kurumumuza yapıldığı görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler, ihalelere katılımı ve rekabeti artırarak kamu kaynaklarının daha yetkin kullanılmasını sağlamak yönünde önemli bir fonksiyonu olan Kamu İhale Bülteni kurumumuzca hazırlanmaktadır. Yaklaşık belli tutarları aşan ihale ilanlarının yayımlandığı bülten ilgililer tarafından hem elektronik hem de basılı olarak kolaylıkla takip edilebilmektedir. Öte yandan, kurumumuzca tahsil edilen ihale ilan bedelleri Kamu İhale Bültenine ihale ilanı veren idarelerin mali yükünü azaltmak amacıyla 1.180 yeni Türk lirası iken 15.7.2006 tarihinden geçerli olmak üzere yüzde 20 oranında indirilerek 944 yeni Türk lirası olarak tespit edilmiştir. Ayrıca, idareler  tarafından haklarında yasaklama kararı verilenlerin ve cumhuriyet savcılıklarınca haklarında kamu davası açılanların sicilleri de kurumumuz tarafından tutulmaktadır. Kamu alımlarıyla ilgili olarak üçer aylık dönemlerde ve yıl sonunda ihale sonuç, şikâyet başvuruları, ihale ilanları ve yasaklılık teyit işlemleri hakkında istatistiki raporlar hazırlanarak kamuoyuna duyurulmaktadır.

Kamu İhale Mevzuatının doğru anlaşılması, ihalelerin usulüne uygun ve hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi hususunda eğitimin öneminin bilincinde olan kurum yürüttüğü eğitim programları ile kamu alımlarının Türkiye ekonomisine olumlu katkılarını en üst seviyeye çıkarmayı, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımını sağlamayı hedeflemektedir. İhale mevzuatına ve uygulamalarına ilişkin olarak idare ve isteklilere verilen eğitim kapsamında kamu ihale uzmanları tarafından gerçekleştirilen yüz yüze eğitimlerin yanı sıra kurumumuzca elektronik ortamda da eğitim verilmektedir. Kamu İhale Kurumu tarafından AB müktesebatıyla uyumlu bir kamu ihale sistemi oluşturmak, Kamu İhale Kurumunun kurumsal kapasitesini geliştirmek ve kamu ihale sisteminin ilgili taraflarca daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla Türk kamu ihale sisteminin güçlendirilmesi adlı bir eşleştirme projesi gerçekleştirilmiştir. Eşleştirme projesinin eğitim ve iletişim bileşeninde yer alan kamu ihale sisteminin daha iyi tanıtılabilmesi ve anlaşılabilmesi hedefi çerçevesinde 16 bin adet CD ve 15 bin adet kılavuz kitap tüm yurt genelinde valilikler aracılığıyla idare ve isteklilere ücretsiz olarak dağıtılmıştır. Ayrıca, söz konusu kitap ve CD’lerin tanıtımı amacıyla Ankara, İstanbul, İzmir, Trabzon, Gaziantep ve Adana illerinde isteklilere istekliler ve idarelerden 2000’den fazla ilgilinin katılımıyla altı ayrı seminer tertip edilmiştir. Bu hazırlanan kitapları sizlere de sunduk. Kurumun bir başka eğitim çalışması ise TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ile birlikte yürütülen sertifikalı kamu alımları eğitim programıdır.

Sayın Başkan, değerli üyeler, yeni bir kurum olmasına rağmen Kamu İhale Kurumu bilişim teknolojisini en iyi kullanan kamu kurumlarından birisi olmayı başarmıştır. 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda belirtilen esas, usul ve işlemlerin doğru olarak uygulanmasını bilgi teknolojileri desteğiyle sağlamak, kolaylaştırmak, hızlandırmak, mal ve hizmet alımlarıyla yapım işlerine ilişkin olarak ihale ilanlarını hazırlamak ve kamu ihale bülteninde yayımlamak, bilgi toplamak, adet, tutar veya diğer konular itibariyle istatistikler oluşturmak. Sonuçlarını raporlamak ve yayımlamak. Sicil tutma görev kapsamında ihalelere katılmaktan geçici veya sürekli olarak yasaklananları izleyerek yasaklılık teyit taleplerine ilişkin işlemleri hızlı ve yetkin bir şekilde yerine getirmek amacıyla kurum bilgi işlem teknolojisinden yararlanmaktadır. Böylece Türkiye çapında ilk defa tüm kamu alımlarının elektronik ortamda tek merkezde kayıt altına alınması, ülkemiz kamu alımları tablosuna ilişkin gerçek verilere ulaşılması ve bu veriler ışığında yine Türkiye’de ilk defa kamu alımları konusunda bir harita çıkarılması, ihale onayından sözleşmenin imzalanmasına kadar ihale sürecinin takip edilmesi sağlanmıştır. İhalelerde saydamlığın ve kamuoyu denetiminin oluşturulması ilkesinden hareketle kurumumuz web sayfası üzerinden elektronik ortamda vatandaşlara ve isteklilere kamu alımlarını izleme ve takip etme olanağı sunulmuştur. Kurumsal olarak amaç, ihalelerin elektronik ortamda yapılmasını sağlamaktır. Bu amacın gerçekleştirilmesiyle 4734 sayılı İhale Kanununun temel ilkelerinden birisi olan saydamlık ilkesinin tam anlamıyla hayata geçirilmesi ve kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması yanında devlete ve devletin yaptığı işlere olan güven de artacaktır. Yukarıda bahsedilen ve Kamu İhale Kanununda değişiklikler öngören kanun tasarısı  taslağında kamu alımlarının elektronik ortamda gerçekleştirilmesine yönelik düzenlemeler de yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler, Kamu İhale Kurumunun 2007-2009 yıllarına ait tahmini bütçesinin hazırlanmasında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununun ilgili hükümleri, Maliye Bakanlığınca yayımlanan bütçe çağrısı ve ekinde yer alan açıklamalar ile tasarruf ilkelerine uyum dikkate alınmak suretiyle kaynakların kullanımında etkinliğin ve verimliliğin artırılması hedeflenmiştir.

Kurumun gelirleri, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda belirtildiği üzere kanun kapsamında yapılan ihalelere ilişkin olarak bağıtlanan sözleşmelerden alınan on binde beş kurum payından, ihaleye ilişkin şikâyette bulunan isteklilerden alınan bedellerden, ihale ilanları yayın ve kamu ihale bülteni abonelik gelirinden, kurs, toplantı, seminer, eğitim ve benzeri faaliyetlerden elde edilen gelirlerden oluşmaktadır.

Bu doğrultuda, 2007 yılına ilişkin hazırlanan kurum bütçesinde elde edilecek gelir 66 milyon 313 bin yeni Türk lirası olarak tahmin edilmiştir. Bu gelirin 57 milyon 759 bin yeni Türk lirasının kurum giderleri için harcanacağı, geriye kalan 8 milyon 554 bin yeni Türk lirasının ise gelir fazlası olarak hazineye aktarılacağı öngörülmektedir.

Kamu ihale Kurumunun 2007 yılı bütçesinde öngörülen harcama kalemlerinin toplam tutarı da yine 66 milyon 313 bin yeni Türk lirası olarak tahmin edilmiştir. Bu toplam tutarın 16 milyon 100 bin yeni Türk lirası personel, 6 milyon 400 bin yeni Türk lirası sosyal güvenlik prim katkısı, 23 milyon 118 bin yeni Türk lirası mal ve hizmet alımları, 9 milyon 365 bin yeni Türk lirası cari transferler, 11 milyon 330 bin yeni Türk lirası ise sermaye giderleri olarak öngörülmüştür. Kurum giderlerinin tahmininde tasarruf ilkelerine de riayet edilmek suretiyle kurumumuzun 4734 sayılı Kanunun kendisine verdiği görev ve yetkileri en iyi şekilde yerine getirebilmesi esas alınmıştır. Kamu İhale Kurumunun ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla teklif edilen ödeneğin yüzde 24,28’i personel giderleri, yüzde 34,86’sı mal ve hizmet alım giderleri, yüzde 14,2’si cari transferler, yüzde 9,65’i sosyal güvenlik prim katkısı, yüzde 17,9’u ise sermaye giderlerinin finansmanı için ayrılmıştır. Cari transferler harcama kalemi içerisinde 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununun 78’inci maddesi uyarınca hazineye aktarılacak olan 8 milyon 554 bin yeni Türk lirası ödenekte mevcuttur. 2006 takvim yılının ilk dokuz ayında kurum bütçesine ihalelere ilişkin şikâyetlerden  toplam 525.691 yeni Türk lirası, ihale ilanlarından 31 milyon 755 bin 800 yeni Türk lirası, abone işlemlerinden 497.990 yeni Türk lirası ve bağıtlanan sözleşme tutarları üzerinden hesaplanan kurum payı olarak 12.249.739 yeni Türk lirası olmak üzere toplam 45.029.220 yeni Türk lirası gelir elde edilmiştir.

Ödeneklerimiz içinde yer alan cari transferler başlıklı harcama kaleminden hazineye 2006 yılının ilk on aylık döneminde 27.928.896 yeni Türk lirası aktarılmış olup, son iki aylık dönemde de 5 milyon yeni Türk lirası aktarılması hedeflenmektedir. Dolayısıyla, 2006 yılında toplam 32.928.896 yeni Türk lirası genel bütçeye gelir olarak aktarılmış olacaktır. Aynı harcama kaleminden 2005 yılında toplam 26.895.706 yeni Türk lirası bütçeye aktarılmıştır.

Sayın Başkan, değerli üyeler, 2007 yılı bütçesiyle kurumumuza tahsil edilen her kuruşun itinayla harcanacağının komisyonun değerli üyeleri tarafından bilinmesini diler, hepinize saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Gül’e çok teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, görüşmelerimize başlıyoruz. İlk söz Sayın Özyürek’in.

Sayın Özyürek, buyurun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, Maliye Bakanlığının değerli temsilcileri ve basınımızın değerli temsilcileri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanın ilgisine, nezaketine çok teşekkür ediyorum. Biz bakan olmasa da konuşmamıza başlardık, ama, Bakanın dinlemesinde yarar var. Hayır, Bakanın gelmesini işaret etti de Sayın Başkan, onun için teşekkür ediyorum. Yoksa, gördüm Sayın Bakanı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Maliye Bakanlığımızın sunuşunu dinledik. Daha önce bütçenin tümü üzerinde de bazı görüşlerimizi ifade etmiştik. Şimdi, Maliye Bakanlığının bize sunduğu rakamların tutarlılığı açısından bazı şeyler söylemek istiyorum. Bu 2006 yılı bütçesini, açığını düşük gösterebilmek için bazı harcamalar 2007 yılına devredilmiştir. Bunların toplamı 5,8 katrilyon etmektedir, TL olarak söylüyorum. Yatırımlar da 3,1 katrilyon. Bunların içinde Karadeniz sahil yolu için 2,5 katrilyon, otoyollar ve duble yollar için 0,7 katrilyon, cari giderlerde 0,9 katrilyon, cari transferlerde de 1,8 katrilyon. Aslında, 2006 yılında yapılmış olup 2006 yılı bütçesinde, hesaplarında gösterilmesi gerekirken 2007 yılına devredilmektedir. Bu şekilde açığı gizleme, bazı harcamaları gelecek dönemlere aktarma çabaları şeffaflık açısından önemlidir, çünkü, bütçeler yıllıktır, yıllık esasa göre yapılır. Onun için de, her yıl yapılan giderlerin o yılki hesaplarda bütçede gösterilmesi gerekir. Bunu önemli bir eksiklik olarak görüyorum. Elbette bunun yarattığı çeşitli sorunlar var. Müteahhitler alacaklarını tahsil edemedikleri için işleri yavaşlatıyorlar gibi işin başka bir yönü var, ama, benim burada üzerinde durduğum 2006’da gösterilseydi, 2006 yılının açığı daha fazla görülecekti. Şimdi, 2006 yılının açığını küçük düşürmek için bazı harcamalar gelecek yıla kaydırılmaktadır.

Kamu İhale Kurumu Başkanının sunuşunu dinledik. Kamu İhale Kurumuyla ilgili bir iki konunun altını çizmek istiyorum. Şimdi, genellikle ihaleyi kaybeden firmalar hemen bir şikâyet dilekçesini veriyorlar. Bu şikâyet dilekçesi üzerine de Kamu İhale Kurumu ilgili kurumdan bütün belgeleri istiyor, dosyaları istiyor. Öyle olunca da iş gecikiyor. Yani, elbette müthiş bir yarış, bir kavganın olması doğaldır. Bu kavga içinde elbette şey incelemesini yapmalıdır, ama, işi durdurmayacak bir yöntemi de birlikte bulmak lazım. Tabii, rekabet olmuş, firmanın biri kazanmış, ama, kaybeden hemen ihbarda bulununca, şikâyette bulununca frene basılıyor, işler gecikiyor. Benim söylemek istediğim odur.

Bir diğer önemli nokta, akaryakıt alımlarında büyük sorun yaşanıyor. Şimdi, geçmiş dönemde Petrol Ofisi kamu kurumu niteliğindeyken kuruluşlar herhangi bir ihaleye çıkmadan oradan akaryakıtlarını alırlardı. Şimdi, böyle bir kamu kuruluşu olmadığından ihaleye çıkılıyor. İhalede çok astronomik kırımlar yapılıyor. Mesela, nereden baksanız bir motorinde yüzde 7-8 kâr payı vardır bayiin. Dağıtıcının payını da koysanız yüzde 10’u geçmez. Yüzde 20-30 kırımlar oluyor. İdareler bu kırım karşısında mecbur kalıyorlar, veriyorlar. Bir süre sonra ortaya çıkıyor ki, bu ya bozuk akaryakıt veriyor veya kaçak akaryakıt veriyor veya çalıyor. Onun için, burada bir yöntem bulmak lazım. Yani, bunun fiyatı belli, kâr payı belli. Birisi, ben Petrol Ofisi Genel Müdürüyken sürekli genelgeler çıkarırdım, kim ki, kendine tanınan payın altında bir indirim yapar, ondan hiç kimse mal almasın diye. Bu, bellidir, eksik verecektir veya bozuk verecektir. Bu noktalara dikkat çekmek istedim.

Değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine Gelir Vergisiyle ilgili bir tasarıyı Hükûmet sunmuş bulunuyor. Şimdi, bu tasarının sevk edilmiş olması acaba Maliye Bakanlığı, Sayın Bakanın buradaki konuşmasında da yer alan çeşitli defalar ifade edilen Kurumlar Vergisi Kanunu gibi Gelir Vergisi Kanunu’nu da yeniden yazıp Meclise sunacağız iddiaları vardı. Bu iddiadan vaz mı geçtiler böyle birkaç maddelik bir Gelir Vergisi Tasarısı gönderdiklerine göre?

Şimdi, bu tasarıyla ilgili iki önemli nokta öne çıkıyor. Bunlardan birincisi şu anda uygulanmakta olan ücretlerdeki vergi iadesi kaldırılıyor, onun yerine asgarî geçim indirimi konuluyor. Şimdi, asgarî geçim indirimiyle öngörülen  asgarî ücretin yarısının yüzde 15 vergi uygulanmasıyla bulunan vergi tutarı mükellefin, ücretlinin hesap edilen vergisinden mahsup edilecek. Bu, bir vergi mahsubu yöntemiyle öne konuluyor.

Şimdi, burada 1 milyar liralık ücrete kadar olan kesimlerin bir ölçüde bu lehine görünüyor. Fakat, 1 milyarın ötesinde –brüt olarak  söylüyorum- ücret alanların ise aleyhine görülüyor. Böylesine bir haksızlık var. Belki bunu kademeli bir şekilde yapılabilirdi. Bu yola gidilmemiş.

Bir diğer önemli nokta, ücretlere vergi iadesi konulurken -rahmetli Özal zamanında konulan bir yöntemdi- vatandaşın fiş ve fatura toplaması suretiyle belge düzeninin oturtulması amaçlanmıştı. Maliye Bakanlığı bu yöntemden vazgeçtiğine göre artık Türkiye’de belge düzeninin oturduğunu mu düşünüyor? Bize göre belge düzeni oturmamıştır, faturasız ve belgesiz alışveriş alabildiğine artmıştır. Sayın Maliye Bakanı çeşitli açıklamalarında zaman zaman diyor ki, artık vatandaşa bu fiş ve fatura toplama eziyet hâline gelmişti.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Şimdi, bir başka açıdan da, diyor ki, Vergi Usul Kanunu’nda fiş ve fatura toplama mecburiyeti devam ediyor. Vatandaşlar gene toplasın. Bu, bir eziyetse artık  Vergi Usul Kanunu’nda da bir değişiklik yapılması gerekiyor. Şimdi, bu yapılmadığına göre, vatandaşın fiş ve fatura toplama mecburiyeti devam ettiğine göre vergi iadesi uygulamasından vazgeçmenin bana göre bir mantığı yok. Kaldı ki, bu yolla vergi kayıp ve kaçağı bir ölçüde önleniyordu. Bu yöntem kaldırıldığına göre Maliye Bakanlığının önerdiği yöntemledir, alternatif yöntemledir. Bunları bilmemizde yarar var.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarıyla getirilen bir diğer yöntem ise, gider bildirimi. Şimdi, daha önce, biliyorsunuz, çeşitli otokontrol yöntemleri vardı. Bunlardan biri asgarî hayat standardıydı, bir başkası gider bildirimiydi, bir başkası ortalama kâr haddiydi, bir başkası servet beyanıydı. Kademe kademe bunlar zaman içinde kaldırıldı. Şimdi, Maliyede bu işle ilgili olan arkadaşlar da, bütün araçlardan mahrumuz, küçük ve orta boy mükelleflerin kontrolünü sağlayacak, onları doğru beyana zorlayacak elimizde bir araç kalmadı eleştirisini sık sık duyardık. Şimdi, bu eleştirileri ortadan kaldırmak üzere bir gider bildirimi getirilmektedir. Şimdi, ilk bakışta -biraz önce tam metnini görme şansım oldu- benim edindiğim izlenim bir kere bu keyfiliğe yol açacak. Yani, her mükellef beyannamesini verirken bir gider bildiriminde bulunmayacak, Maliye, vergi daireleri kimden gider bildirimi isterse o gider bildirimi yapacak. Peki, bazılarından isteyeceksiniz mükelleflerin, bazılarından istemeyeceksiniz. Burada da deniliyor ki, biz beyannamelere bakacağız, bir ön değerlendirme yapacağız, ona göre isteyeceğiz. Şimdi, ayrıca, mükelleften hem harcamaları istenecek hem harcamalarının kaynağı istenecek.

Şimdi, geçmişte servet beyanı varken bütün mükelleflerin bir zengin kayınvalidesi ortaya çıkardı. Yahu, senin üç yıllık, beş yıllık şeylerini hesap ettik, beyan ettiğin gelirleri, o gelirlerle sen bu apartman dairesini alamazsın, sen bu yazlığı alamazsın, sen bu otomobili alamazsın dediğimiz zaman derlerdi ki bize “Benim kayınvalidem çok zengin, o bana yardım etti, ben de o parayla aldım.” Şimdi, tekrar bir zengin kayınvalide edebiyatı ve bu zengin kayınvalideden alınan paralar gündeme gelecek. Çünkü, vergi beyannamelerinde yaptığı harcamaları karşılayacak bir gelir yoksa, bir beyan yoksa aradaki farkı kapatmak için böyle uydurma, kaydırma beyanlara, açıklamalara yol açacak.

Bir diğer nokta…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Kayınvalide 1 tane mi? 1’den  fazla olabilir mi?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Valla bizde 1 tane olur da, siz de kaç olur, onu bilmiyorum.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sizi sormadım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Valla benim kayınvalidem yok. Allah rahmet eylesin, hiç de tanışma şansım olmadı.

BAŞKAN – Arkadaşlar, evet, vakit kaybediyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Evet, mesele anlaşılmıştır zannediyorum.

Bir diğer nokta, şimdi, vergi incelemesini yapacaksınız. Dedi ki, benim 10 milyar harcamam var. Beyanına baktınız, 2 milyar. İnceleme yaptınız 3 milyar da fark buldunuz, 5 milyar. Harcamasıyla inceleme sonunda bulduğunuz fark dahil 5 milyarlık bir açık oldu. Acaba bu 5 milyarlık açıkla ilgili bir işlem yapacak mısınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mustafa Bey, ikinci uzatmanızı yapıyorum. Toparlayalım efendim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.

Burada bir açıklık, bir netlik yok.

Şimdi, sonuç itibariyle, bu iki getirilen müessesede de bizim bu yönde bazı itirazlarımız var. Herhâlde Sayın Bakan cevaplarında bu itirazlarımızı değerlendirecektir.

Şimdi, bir somut soru sormak istiyorum Özelleştirme İdaresi Başkanlığına. Bu Taşucu’ndaki SEKA’nın tesisleri var. Acaba bunun özelleştirmesi hangi aşamada? Her gün şuna satıldı, buna satıldı diye sözler duyuyoruz, ama, Sayın Bakanın konuşmalarında o yönde bir açıklık görmedim.

Bir diğer nokta, bazı sektörlerde KDV indirimi yapıldığı burada konuşmada var. Acaba bundan sonra düşündüğünüz bazı indirimler var mı? KDV indirimleri öngörüyor musunuz? Turizm sektörünün büyük bir beklentisi vardı. Sürekli, hatta şu bize söz verdi, bu bize söz verdi diye yetkililerin açıklamalarını duyuyoruz. Turizm sektörüyle ilgili herhangi bir KDV indirimi düşünüyor musunuz?

Ve gıda maddelerinde, işte bazı gıda maddeleri orijinal şekliyle alınırsa yüzde 1, işlenir alınırsa yüzde 8, yüzde 18’e kadar giden oranlar var ve bunlar da çok kolay kaçağa müsaittir. Buralarda bir sadeleştirme yapmayı düşünüyor musunuz?

Maliye Bakanlığı bütçenin hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, çok teşekkür ederiz.

Akif Bey, bir sıkıntı var bağlantıda. İsterseniz sonra konuşun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Maliye Bakanı,  Kamu İhale Kurumunun Sayın Başkanı, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, Maliye Bakanlığının ve bürokrasinin değerli mensupları; Sayın Başkan, öncelikle bu teknolojinin bizim sıralarımıza da getirilmesini sizden talep ediyorum.

BAŞKAN – İnşallah.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Power Point’le sunum olanağı üyelerin sıralarında maalesef yok. O nedenle, göstereceğim 5-6 tane tablo vardı. Onu ben anlatacağım. Gerekirse tablolardan birer örnek Sayın Bakana ve komisyon üyelerine de takdim edebilirim. Sunuşum tamamen orada değil.

Ben sunuşumu Sayın Bakanın açıklamasının bir bölümüne değinerek başlatmak istiyorum. Yapmış olduğum planı birazcık değiştirdim. Sayın Bakan konuşmasında kendi dönemlerinde kayıt dışı ekonominin azaltılması konusunda önemli çalışmalar yaptıklarını ifade ettiler ve muhtelif rakamlar verdiler. Konuşmasının 19’uncu sayfasında da şöyle bir cümle var: “Görüldüğü üzere Gelir İdaresi Başkanlığımız kuruluşuyla birlikte kayıt dışılıkla mücadelede ve mükellef vergi dairesi ilişkilerinde çağdaş ülkelere paralel, hatta bir kısmını örnek teşkil edecek bir duruma gelmiştir.” “Görüldüğü üzere” diye başladığı için cümle daha evvel bunun bilgilerini veren bir metin olması gerekir. Bakıyorum, yukarıda, gerçekten birkaç bilgi veriliyor. Bilgiler şunlar. Şimdi şöyle başlıyor cümleler ve devamını da okuyacağım: “Şimdi, sizlere bakanlığımızca 2006 yılı ekim ayı sonu itibariyle yapılan denetim ve vergi incelemeleri konusunda kısaca bilgi vermek istiyorum. 2006 Ekim ayı sonu itibariyle yapılan yaygın ve yoğun denetimler sonucunda 2 milyon 944 bin kişi denetime tabi tutulmuş ve 93,8 milyon YTL ceza  kesilmiştir. Denetlenen mükellef sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,26 ve kesilen ceza tutarı yine yüzde 17,8 artmıştır.”

Bir diğer cümle, o da şu: “2006 yılı ekim ayı sonu itibariyle 87 bin 387 adet rapor düzenlenmiştir. Yapılan incelemelerde 32,8 milyar YTL matrah farkı bulunmuş, 973 milyon YTL vergi tarh edilmiş ve 2,72 milyar YTL ceza kesilmiştir. Bir öncekinin aynı dönemine göre bulunan matrah farkında yüzde 17,3, tarh edilen vergide ise yüzde 12,4 oranında artış gerçekleşmiştir.  Kesilen ceza tutarındaki artış ise yüzde 24,2’dir. Bu artış oranları kayıt dışılığın artışının değil, yukarıda ifade edilen teknolojik altyapıdaki gelişmelerin ve vergi denetiminde sağlanan etkinliğin bir göstergesidir.

Şimdi, her şeyden önce ifade edeyim ki “Gelir İdaresi Başkanlığının kuruluşuyla birlikte kayıt dışılıkla mücadelede Türkiye’nin diğer ülkelere de örnek teşkil edecek bir duruma gelmiş olması.”cümlesine üzüldüğümü ifade edeyim. Bu cümle Gelir İdaresinin kuruluşundan önce, şu anda görev yapan arkadaşlarımızın başkanlık öncesi dönemdeki çalışmalarını hiçe saydığı gibi ondan önceki dönemde yapılan çalışmaları da hiçe saymaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı kuruluşundan önce de kayıt dışılıkla mücadelede çalışmalar yapmıştır, şimdi de yapıyor. Bunda tereddüt yok. Kayıt dışılıkla mücadelenin göstergeleri olarak verilen rakamları ise ben kayıt dışılıkla mücadelede örnek alınacak rakamlar olarak görmüyorum. Yaygın ve yoğun vergi denetimi, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1985 yılından bu yana yapılmaktadır, hâlen  devam etmektedir. Yine vergi incelemeleri öteden beri yapılmaktadır, hâlen devam etmektedir. Daha anlamlı bir kıyaslama belki eski yıllarla, daha eski yıllarla bir kıyaslama yapılsaydı belki biraz daha anlamlı olabilirdi, ama, münhasıran yaygın ve yoğun vergi denetimiyle mücadeledeki rakamlar ve vergi inceleme raporlarındaki rakamları kayıt dışılığında, kayıt dışılığın azalması yönünde bir gösterge olarak kullanmayı biraz eksik buluyorum.

Girdi çıktı analizi yöntemiyle yapılan çalışmalar sonucunda ülkemizdeki kayıt dışılık oranının 2002 yılında yüzde 33,7’yken, 2005 yılında yüzde 25,5’e düştüğü tespit edilmiştir deniliyor. Kayıt dışılığın ölçümüne yönelik kullanılan bu yönteme ilişkin olarak Sayın Bakan biraz daha açıklayıcı bilgi verirse mutlu olurum.

Kayıt dışılıkla mücadele deyince ben birkaç rakamdan size söz etmek istiyorum. Burada bütçesini birkaç gün önce sunan Tütün ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanının bize verdiği bilgilere göre gerek alkollü içkilerde gerek sigara satışlarında olağanüstü ölçüde bir düşüş vardır. Bakın, sigara satışındaki, sigara tüketimindeki rakamları ben size vermek istiyorum. Milyar/adet cinsinden vereceğim rakamları.  2000 yılında 111,7 milyar/adetlik sigara tüketimi varken bu rakam 2001 yılında yine 111,7 milyar olarak gerçekleşmiş. 2002’de 110,1 milyara düşmüş bu rakam, 2002’de bir miktar düşüş var. 2003’te 108,1 milyar/adete düşmüş. 2004’de 108,8 milyar olmuş. 2005 106,7 milyar. 2006 yılının ilk dokuz aylık rakamı 80,9 milyar/adet. Bu eğilim devam ederse aşağı yukarı 2005 rakamlarına ulaşacak gözüküyoruz.

Sigara tüketiminde bir azalış var. Bunu iki şekilde yorumlamak mümkün tabii ki. Birincisi, sigara üzerinden alınan Özel Tüketim Vergisindeki artış, halkın sigara içme eğilimini etkiledi ve halk, vatandaş sigarayı bıraktı. Birinci yorum bu olabilir. İkinci yorum, hayır sigara tüketiminde bir azalış var. Bu vergi oranları, bu vergi yükü sigara tüketiminde kaçağa yol açmıştır.

Yine, alkollü içkilerle ilgili bir rakam vermek istiyorum. O da, vereceğim rakamlar, yine Tütün ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanının bütçe sunuşunda verdiği bilgiler, bütün arkadaşlarımız bu bilgileri dinledi. Sayın Başkanın sunuş konuşmasından aynen okuyorum: “Monopolün cari olduğu 2000 yılında 68 milyon  litre olan rakı üretimi 2005 yılında 45 milyon litreye, şarap üretimi ve ithalat toplamı aynı dönemde 47 milyon litreden 27 milyon litreye, viskide ise 3,1 milyon litreden 780 bin litreye inmiş bulunuyor.”

Bu tüketimdeki azalışı da yine iki şekilde yorumlamak mümkün. Birincisi, alkollü içkilerdeki vergi oranlarının artışı nedeniyle artan fiyatlar tüketimi azaltmıştır.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Ki öyleyse iyidir diyorsun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Böyleyse şüphesiz iyidir eğer Özel Tüketim Vergisi sağlık amaçlı da kullanılıyor ise, teoride bu amaçla da kullanılır bu vergi biliyorsunuz.

İkinci yorum da şudur: Vergi artışı fiyatlarda artışa yol açtığından dolayı kaçak başlamıştır değerli arkadaşlar.

Şimdi, bir üçüncü tabloyu da ben sizlere sunmak istiyorum. Bu üçüncü tabloyu esasen daha evvel çeşitli vesilelerle, özellikle taşımacılıkta ÖTV’siz yakıt uygulamasının değerlendirilebilmesi amacıyla  vermiştim. Tekrar o bilgileri vermek istiyorum. 94-2005 yılları arasında akaryakıt tüketimini sizlere vereceğim. Vereceğim rakamlar 1.000 litre cinsinden. 94 yılında benzin tüketimi 4,6 milyon, yani, 1.000 litreyi de ilave edersek 4,6 milyar litre olur, ama, ben 1.000 litre cinsinden vereceğim size rakamları. 98 yılında bu rakam 5,9’a çıkıyor. Bu rakam 2000 yılında 5 milyon litreye düşüyor. Tekrar 1.000 litre cinsinden ifade ediyorum, yani, 5 milyar litre. Bu rakam 2001’de 4,2’ye, 2002’de 4,1’e, 2003’te 3,9’a, 2004’te 3,7’ye, 2005’te 3,4’e düşüyor. Yani, Türkiye 2005 yılında 94 yılından çok daha az benzin tüketiyor gözüküyor.

Bu devrede oto gaz sisteme girdi biliyorsunuz ve bazı araçlar oto gaza dönüştü. Oto gaz tüketimine bakıyorum. 94’te 1,1 olan rakam –yine, 1.000 litre cinsinden veriyorum- 2000 yılında en yüksek noktasına geliyor, 2,5’a geliyor. 2004’te 2,4, 2006’da 2,6. Benzin artı oto gaz toplamını alıyorum. 94’te 5,8, 98’de 7,7, şu an, 2005 yılında 6,1. Yani, benzin ve oto gaz tüketimi 94 yılından 2005 yılına yüzde 18 azalmış değerli arkadaşlar. Bu, nasıl açıklanabilir? Otomobil sayısına bakıyorsun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, aynı dönemde 94 yılında 2 milyon 861 bin olan otomobil sayısı 2005 yılında 5 milyon 772 bine çıkmış, yani, evet, otomobil sayısı 94’e göre yüzde 102 artıyor, benzin ve oto gaz tüketimi 94’e göre 2005 yılında yüzde… Demin rakamı yanlış verdim. 2005 yılında benzin ve oto gaz tüketimi 94’e göre sadece yüzde 5 artmış gözüküyor, ama, 2005 yılında 2000 yılına göre benzin ve oto gaz tüketimi yüzde 18 azalmış. Otomobil sayısında yüzde 102 oranında  artış, ama, benzin ve oto gaz tüketiminde olağanüstü bir düşüş.

Değerli arkadaşlar, arabadaki teknolojik gelişimle izah edilecek bir durum değil. Teknoloji gelişti, araçlar daha az yakıt tüketiyor. Bununla izah etmek mümkün değil.  Motorin tüketimini buna dahil ederek değerlendirme yaparsak yine farklı sonuca ulaşmıyoruz, yine benim verdiğim tezi doğruluyor. Bu, akaryakıt tüketiminde de olağanüstü bir kaçak olduğunu gösteriyor. Bana göre, gerek sigara tüketiminde gerek alkollü içki tüketiminde gerekse akaryakıt tüketiminde olağanüstü bir kaçak var. Nitekim, Maliye Bakanlığının akaryakıt istasyonlarına yazar pompa monte edilmesi, tabii ki, bu ihtiyaçtan doğmuştur.  Onun nasıl bir sonuç verdiğini, en azından ilk uygulama dönemi itibariyle bir rakam verebilirse Sayın Bakan mutlu olurum. Ancak, münhasıran o yöntemle aşılabilecek bir sorun olduğu kanaatinde değilim. Çünkü, akaryakıtta olsun, tütünde olsun, sigarada olsun, alkollü içkilerde olsun Türkiye’de olağanüstü ölçüde bir özel tüketim vergisi oranında ve miktarında yükseklik vardır. Bu gözden geçirilip buralarda indirime gidilmediği sürece, fiyatlarda bir makul yakalanmadığı sürece bu kaçak devam edecektir değerli arkadaşları. Dolayısıyla, Sayın Bakanın sunmuş olduğu konuşmada, yapmış olduğu konuşmadaki “kayıt dışılıkla çok mücadelede etkin bir noktaya geldik” cümlesini ben biraz ihtiyatla ve tereddütle karşılıyorum. Hatırlayacaksınız, Sayın Ali Babacan birkaç gün önce yapmış olduğu bir konuşmada “kayıt dışılıkla mücadelede maalesef hiç başarılı olamadık” şeklinde bir değerlendirme yaptı. Tabii ki ben Sayın Babacan’ın değerlendirmesine değil, Sayın Maliye Bakanının değerlendirmesine itibar etmek istedim; Sayın Babacan’ın görev alanı değildir, Sayın Babacan’ın o değerlendirmelerine alışkınız gerçi, Maliye Bakanlığının görev alanındaki birçok konuyu Sayın Babacan zaman zaman üstlenip değerlendiriyor, açıklama yapıyor. Belki Sayın Bakan da bu cümleleriyle Sayın Babacan’ı tekzip etmek istiyor. Ama, tekzip edecek yeterli veriyi Sayın Bakan bize sunabilmiş değil. Tam tersine rakamlar bence bir olağanüstü verdiğim üç kalemde kayıt dışılık olduğunu gösteriyor. Eskiden de var olan, kayıt dışılık rakamlara eski-yeni ayırımı yapmamdım değerli arkadaş, bu Hükûmet döneminde hiçbir şekilde azalmış gözükmüyor. Bakın, rakamlar ortada. Ben şimdi eski-yeni ayırımı, yani şimdi benzin tüketiminin 1998-2000 yılında 5 milyar litre olan benzin tüketiminin 2001’de 4,2’ye 2002’de 4,1’e, 2003’te 3,9’a, 2004’te 3,7’ye, 2005’te 3,4’e düştüğünü söylüyorum. Yani, önceki hükûmetler döneminde başlayan  düşüş eğilimi, akaryakıt üzerindeki vergilerin artırıldığı ilk yıldır veya olağanüstü ölçüde artırıldığı ilk yıldır. O ilk yıldan itibaren artan vergilerin tüketimini etkisini burada görüyoruz değerli arkadaşlar. Hükûmetlerin yapması gereken nedir? Bu vergileri bir makule indirip kayıtdışını önlemektir. Ancak, hükûmetler genellikle mevcut Hükûmetimiz “kayıt dışıyla mücadele” lafını etmekle birlikte, gerçekte buna yönelik, bunu önlemeye yönelik araçları önümüze getirmediği için, yasalaştırmadığı için kısa dönemdeki gelir ihtiyaçlarını yine dolaylı vergilere yüklenmek suretiyle çözmeye çalışıyor. Ama, bu bir kısır döngü yaratıyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, 2007 bütçesine, gelir bütçesine gelmek istiyorum. ÖTV’de yüzde 10,9’luk bir artış öngörüyor. Makro değerlendirmeyi daha önce yaptığım için tekrar yapma ihtiyacı duymuyorum, vergi yükündeki artışı daha önce konuştuk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – ÖTV’de yüzde 10,9’luk artış görüyoruz 2007’de 2006’ya göre. Alt kalemlerine bakıyoruz. Sigara ve alkollü içkilerde yüzde 20,4’lük bir artışı öngörüyor bütçe 2006’ya kıyasla. Değerli arkadaşlar, sigaradaki düşüş rakamlarını söyledim. Sayın Bakan ve değerli arkadaşları mutlaka bunu tartıyorlardır. Tartılması lazım. Buradaki vergi artışı kaçağı daha artıracaksa bunu mutlaka gözden geçirmek gerekir. Yoksa, sigara ve alkollü içkilerdeki vergi artırılabilir, eğer bunu sağlık politikası aracı olarak da düşünüyorsanız artırılabilir. Ama, kayıt dışını körüklüyorsa artış çözüm değil.

Petrol ürünlerindeki ÖTV’deki artış düşük, yüzde 5,3. Demek ki Hükûmet 2007’de o noktada bir artış düşünmüyor. Bu en azından o kayıt dışı tablosu açısından uygun bir adım diye düşünüyorum.

Diğer artışlara bakıyorum, vergi gelirlerindeki toplam artış 2006’ya göre yüzde 14,9’du biliyorsunuz. Gayri safi millî hasıla yüzde 12,3 artarken vergi gelirlerinin 14,9 artması, yani 2,5 puan daha büyümenin gayri safi millî hasıla artışının üzerinde artması, doğal olarak 2007’de ek vergiler veya mevcut vergilerin oranlarının artırılması ihtimalini akla getiriyor. 12,3’ün üzerindeki artış hangi vergi kalemlerinde var diye baktığımızda biraz önce sözünü ettiğim sigara ve alkollü içkiler dışında gelir vergisinde görüyoruz. Gelir vergisinde yüzde 18,7’lik bir artış var.

Bunun alt kalemine baktığımızda, tevkifatta yüzde 20,2 artış görüyoruz. Evet, faizler yükseldi, bu nedenle oradan elde edilecek gelir vergisi stopajı artar. Personel ödemelerinin artışı nedeniyle oradan yapılacak stopaj artar. Muhtemel asgari ücret artışından kaynaklanan bir gelir vergisi artışı mutlaka dikkate alınmıştır. Ama, onun yanında Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesinde yapılan oran indirimi de olumsuz etki yapacaktır. Yabancıların menkul kıymet alım satımından doğan kazancındaki vergi oranı sıfıra indirilmişti hatırlayacaksınız. Bu da eksi etki yapacaktır.

Dolayısıyla, özellikle tevkifattaki yüzde 20,2’lik artışı ben bir hayli iyimser buluyorum. Basit usulde yüzde 30,1’lik bir artış, basit usul açısından çok ciddi bir artıştır. Yani, 800 bin esnafı ilgilendiren bu vergide yüzde 30,1 oranında olağanüstü bir artış söz konusu.

Banka sigorta muameleleri vergisindeki artış yüzde 22 gözüküyor. Halbuki 2007 yılı programı ekonomide yavaşlama hedefliyordu biliyorsunuz, daha düşük bir büyüme hedeflenmiş, özel tüketim azalıyor. Özel tüketimin azalmasının kurgulandığı bir programda kredilerdeki artışa dayanan banka sigorta muameleleri vergisinin yüzde 22 oranlı bir artışı bir hayli iddialı ve iyimser buluyorum.

Özel iletişim vergisinde yüzde 9,9’luk bir artış var. Yani yüzde 12,3’lük gayri safi millî hasıla büyümesinin altında bir artış. Hükûmet indirim planlıyor olabilir. Ama, indirim planlayan bir Hükûmete, tabii ki eğer indirim düşünüyorsa -Sayın Başbakan da iletişim vergisini indireceğini ifade etmişti zaten- neden o zaman sabit telefonlardaki konuşmayı özel iletişim vergisi kapsamına aldınız diye sormak gerekir. İthalde alınan KDV 16,5. Onu da yine iyimser buluyorum.

Değerli arkadaşlar, ben bu gelir tablosunu şöyle yorumluyorum: Bütçe yapılırken harcama tarafıyla Gelir İdaresi sürekli tabi ki müzakere ederler. Harcama tarafı en son sıkıştığı noktada mutlaka gelip Gelir İdaresinden biraz daha vergi geliri ister. Bu talep sanıyorum çok şiddetli oldu, çok büyük bir tazyik oldu ve vergi yükünde bir artış gözüküyor. Ben, sigara ve alkollü içkiler dışında diğerlerinde, 2007 yılının da seçim yılı olacağını düşünürsek, Hükûmetin bize bir ek vergiyle geleceği kanaatinde  değilim. Dolayısıyla bu artışlar bir hayli iyimser.

Tabii ki Sayın Bakan, Meclisi sunulan Gelir Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapan tasarıyı bize bir …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Orada getirilen özel gider bildirimi uygulamasının gelirleri artırabileceğini söyleyebilir. Ancak, özel gider bildirimi uygulamasına ilişkin maddeyi biraz önce okudum. Tasarıyı görüşmeler sırasında temin ettim. Maalesef, o özel gider bildirimi uygulamasının içinin boş olduğunu gördüm. Bakın, teknik arkadaşlarımın o konuyu -hiç kendileriyle görüşmüş değilim, ama- içlerine sindirmişler midir, emin değilim. Özel gider bildirimi şunu düzenliyor. Gelirleriyle harcamaları arasında uyumsuzluk olduğu, Maliye Bakanlığınca yapılan araştırmalarda tespit edilen mükelleflerden özel gider bildirimi istenir. Özel gider bildirimi veren kişilerin -sadece mükelleflerle de sınırlı değil- eğer o açıklaması ikna edici değilse, bunlar vergi incelemesine gönderilir. Yani, kişi harcamalarının kaynağını size açıklayamıyor, sizi ikna edemiyor idare olarak, siz bunu vergi incelemesine gönderiyorsunuz. Ne yapacaksınız vergi incelemesinde? Klasik vergi inceleme yöntemini kullanarak o kişinin kayıt dışı işlem, faturasız alım satım yaptığını ispat etmek zorundasınız. Yani, bu eski uygulamadaki gider bildirimi değil, çok mahcup bir gider bildirimi. Mahcup, soramıyor; yani bu harcamaların kaynağı nedir, bunu açıklayamıyorsan, açıklayamadığın kısmı vergisi ödenmemiş gelir sayarım hükmünü getirmiyor. Yanılıyorsam arkadaşlar düzeltsin. Dolayısıyla, bu müessesenin 2007 yılı gelirlerine artış yönlü bir etkide bulunacağına ben ihtimal vermiyorum. Zaten, bu incelemeleri 2007’de yapsanız bile bunun etkisini 2008’de görürsünüz.

Değerli arkadaşlar, yine Sayın Bakana sormak istiyorum. Sayın Başbakan gıdada KDV indirim sözü verdi. Acaba o ne aşamada?

“Biyodizelde ÖTV indirimi” sözünü Sayın Başbakan bir Adalet ve Kalkınma Partisi grup toplantısında açıklamıştı. İlgili Bakanlar Kurulu kararnamesi imzaya açıldı yönünde bir beyanda bulundu. İşte bu tarımsal üretimi teşvik amaçlıydı. O ne oldu acaba? Onları sormak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, özel gider indiriminin kaldırılarak yerine asgari geçim indiriminin getirilmesi uygulamasını değerlendirmek istiyorum. Özel gider indirimi, eski adıyla vergi iadesi, 1985 yılında katma değer vergisinin yürürlüğe girmesiyle birlikte perakende aşamada belge düzenlenmesini sağlamaya yönelik bir müessesedir. Bunun gerisinde de denetimin perakende aşamada yapılması gibi bir anlayış vardır. Yani, herkes fişini, faturasını alırsa vergi kaçmaz. Evet, herkes alırsa, doğru, kaçmaz. Ancak, zaman içerisinde, bu rakamları ben eskiden de incelemiştim, şimdi de inceledim, hem özel gider indirimi hem vergi iadesi rakamlarını, miktarlarını KDV hasılatıyla kıyasladığında özel gider indirimi uygulamasının KDV hasılatını artırdığı yönünde bir sonuca varmış değilim. Eskiden de bu görüşteydim, şimdi de görüşüm bu. Özel gider indirimiyle, yani vatandaşın fatura, fiş toplamasıyla KDV hasılatı artmıyor, vergi hasılatı artmıyor değerli arkadaşlar. Bunun arkasında şu varsayım var. Kimse fiş istemezse fiş kesmez kimse. Ekonominin kayıtlı olan bir bölümü var değerli arkadaşlar. Hiç kimse fiş istemese bile fatura, fiş kesmek zorunda olan birçok mükellef kesimi var, onun girdisi var, o girdi karşılığında mutlaka bir çıktısı olacak. Esasen şu anlayış zaten yanlıştır: Yani, siz birtakım verilerden hareketle, finans kesimindeki verileri toplayarak bir denetim yapmayıp da denetimi vatandaşın fiş almasına bağlı tutmuşsanız bu doğru değil. Yani, bu çerçevede onu ben değerlendiriyorum. Ancak, Sayın Bakan bunu kaldırma yönünde açıklamasını yaparken bütün vatandaşları fatura, fiş almaya davet etti. Yani, hani bu mesela kalkıyorsa kimse almazsa diye bir endişeye kapıldı. Aslında, bana göre Sayın Bakan açık ve net durumu anlatmalı. Ama, bunu kaldırırken yerine iyi kötü vatandaş fiş alıyor. İşte, onu önlemek için Sayın Bakan diyor ki: “Herkes fişini alsın.” Bana göre bunun yerine, özel gider bildirimi müessesini daha güçlü bir şekilde getirmeliydi Sayın Bakan. Yani, bunu kaldırıyorum, ama, bunun yerine vergi sistemine şöyle bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

…şöyle bir güvenlik önlemi koydum diyebilmeliydi. Özel gider bildirimi düzenlemesi bu özelliğe sahip değil. Bir güvenlik müessesi olarak ben onu görmüyorum ve Sayın Bakandan şu konuda bilgi rica ediyorum. Kaldırılacak olan özel gider bildirimi nedeniyle yapılacak olan ödemenin tutarı nedir? Getirilen asgari geçim indirimi nedeniyle vazgeçilen verginin tutarı nedir? Yani, iki rakamı ben kıyaslamak istiyorum.

Bu dönemde şuna bakıyorum. Tabii özel gider bildirimi, daha evvel kaldırılan özel indirim, bunları biraz da şu çerçevede değerlendirmek istiyorum. Ücretlilerin ödediği gelir vergisinde ücretliler ne durumda. Sosyal devlet, sosyal adalet, vergi adaleti dediğimiz zaman bunlara bakmak gerekir. Ücrette uygulanan gelir vergisi tevkifatı nedeniyle tahsil edilen verginin gelir vergisi içindeki oranı 1994 yılında yüzde 51,3. Bu rakam 1998’de yüzde 40’a inmiş. 1998 vergi tarifesinin ilk indirildiği yıldır, ücretlerde gelir vergisi tarifesinin 1998 yılının ikinci yarısında indirildiğini hatırlıyorum. O nedenle oran çarpıcı bir şekilde düşmüş. 1999’da yüzde 43, 2000’de 45,8, 2001’de yüzde 38, 2002’de bu rakam yüzde 44; şimdi yüzde 50 dolaylarında olduğunu biliyorum. Kesin rakamı arkadaşlarımız eğer verirlerse öğrenmiş olurum. Yani, bütün bunlar yapılırken ücretli nereye gidiyor diye baktığımızda ücretlinin Hükûmet döneminde, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti döneminde vergi yükünün giderek arttığını, vergi oranlarındaki indirimin ücretlere yansıtılmaması, özel indirimin kaldırılması nedeniyle ücretlilerin daha ağır bir vergi yüküyle karşı karşıya kaldığını görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bir uygulamaya değinmek istiyorum. Hatırlayacaksınız burada kabul edilen, hepimizin kabul ettiği ve 20/4/2006 tarihinde de Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilen 5493 sayılı, Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda değşikllik yapan bir kanun vardı. Bu kanunla Türkiye’nin yurt dışına yaptığı yük taşımalarındaki maliyetin indirilebilmesi amacıyla sınır kapılarında yurt dışına yük taşıyan araçlara ÖTV’siz yakıt verilme uygulaması başlatıldı. Hepimizin olumlu bulduğu, desteklediği bir kanundu bu hatırlıyorsunuz. Buraya tabii bazı şartlar konmuştu. Nedir bu şartlar? İşte o sınır kapısında akaryakıt satan bayii bir kere bunu Petrol Piyasası Kanunu ile Rekabet Kanunu hükümlerine uygun olarak satmalı. Edinme bedelinin yüzde 8’den fazlasına satamaz diye bir kısıtlayıcı hüküm koyduk ki devletin vazgeçtiği özel tüketim vergisini akaryakıtı satan bayi almasın. Eskiden böyle uygulamalar vardı biliyorsunuz. Ama, bu yasanın açık hükmüne rağmen buna uyulmadığı yönünde bende bilgiler var değerli arkadaşlarım. Aynı bilgilerin Maliye Bakanlığında da olduğunu düşünüyorum. Yani, bu sınır kapılarında faaliyet göstermek isteyen başka kurumların bu faaliyetine izin verilmemiştir. İzin verecek birim Gelir İdaresi değil şüphesiz. Ama, bunu izin vermesi gereken birimlere ben soruyorum. Ama, Gelir İdaresinin bana göre üzerine düşen, edinme bedelinin yüzde 8’den fazlasına satamaz hükmü vergi istisnasından yararlanmanın şartıdır. Buna uymayan şirket varsa vergi istisnasından yararlanamaz. Yine, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ve Petrol Piyasası Kanununa aykırı faaliyet gösteriliyor ise yine vergi istisnasından yararlanamaz. Ama, şu anda bu istisna uygulanıyor. Bu istisna uyarınca ÖTV’siz yakıt satılmaktadır. Ben bunu Gelir İdaresinin dikkatine sunuyorum.

Bu çerçevede bana ulaşan bazı konulardan birisi de şu: Bir kararnameyle bu ÖTV’siz yakıtın uygulanacağı sınır kapıları Ambarlı, Pendik, Tekirdağ ve Kapıkule ve Hamzabeyli olarak belirlenmiştir, ama bir Sarp Sınır Kapısı yoktur örneğin. Doğu Karadeniz’deki ihracatçılar o yönlü bir talebi yapıyorlar, bilemiyorum, olmamasının teknik açıklamaları yapılabilir. Ama, en azından bu talebin de Sayın Bakan tarafından dikkate alınmasını kendilerinin takdirlerine sunuyorum.

Sayın Bakan, Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; vergi dışı gelirlerde bir iki kaleme değinmek istiyorum. Yol, köprü, tünel ücret gelirlerinde 2007 yılında yüzde 20,5 oranında bir artış öngörülüyor. Bu enflasyonun ve büyümenin üzerinde bir artış. Yine, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonundaki artışı arkadaşlarımızın bir daha değerlendirmelerini ben takdirlerine sunuyorum. Ekonomide 2007 yılında 2006’ya göre tüketimin azalacağı varsayıldığı halde ve ithalatta yüzde 6,2 oranında bir Kaynak Kullanım Destekleme Fonu artışı öngörülürken, normal Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu artışı yüzde 22 olarak belirlenmiştir. Acaba cari açığa yönelik olarak bir önlem olarak mı bu düşünülmüştür. Kredilerdeki Kaynak Kullanımı  Destekleme Fonu kesintisi artırılırsa tüketici kredileri tabii ki azalmış olur. Ama, azalan tüketici kredisi nedeniyle de gelir artışı yine sağlamazsınız. Bu yüzde 22 olarak bir artış düşünüldüğüne göre demek ki tüketici kredilerindeki eğilimi ve konut kredilerindeki eğilim aynen devam edecek olarak varsayılıyor.

Yine döner sermayelerin kârlarından aktarılan paylarda yüzde 27,6 oranında bir artışı öngörüyor. Değerli arkadaşlar, döner sermayeler zaten bazı alacaklarının silinmiş olması nedeniyle oldukça zora düşmüş olan kurumlar. 2007’de öyle anlaşılıyor ki döner sermayelerin gelirlerinin önemli bir kısmı yine bu şekilde bütçeye alınmak istiyor. Bunun döner sermayeleri bir hayli zorlayacağı kanaatindeyim.

Son cümlelerim Sayın Başkan. Ben Sayın Maliye Bakanının yaptığı bütün açıklamalara, verdiği bütün rakamlara itibar isterim. Çünkü, Sayın Maliye Bakanları hiçbir zaman doğru olmayan bilgi vermezler. Tarımsal destekleme konusunda ben buradaki hemen her yıl bütçesinde Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin tarımsal desteklemede 2002 yılındaki desteklerden daha ileriye gitmediğini ifade ettim. O zamanki oran 2002 yılında gayri safi millî hasılaya tarımsal desteklemelerin oranı yüzde 0,82, 2006’da 0,86, 2007’de 0,83. Yani, 2007 ile 2002’yi kıyaslarsak hiçbir artış yok dedim.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Gayri safi millî hasıla da aynı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama, Sayın Maliye Bakanı, ben konuşurken genellikle beni de dinlemiyor, tavana bakıyor, şimdi olduğu gibi…

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Biz dinliyoruz.

MEHMET AKİF HAMZÇEBİ (Devamla) – Peki. Hayır, Sayın Maliye Bakanı dinlemeyebilir, o kendi takdiridir.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Bir kulağım sizde.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Maliye Bakanı cevap verdi, dedi ki: “2002 yılındaki tarımsal desteklemelerin tutarının gayri safi millî hasılaya oranı yüzde 0,68.” Ben de tereddüt ettim. Sayın Maliye Bakanı doğru söyledi, ben herhâlde yanlış yaptım. Yanlış da yapabilirim değerli arkadaşlar, yanlış yapmayacağım iddiasında değilim, yanlışımı da kabul ederim.

Şimdi, yıllık programa baktım, 2007 yılı programı. Sayın Maliye Bakanının imzası var.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Biz de öyleyiz, yanlış yapabiliriz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, 2002 yılı tarımsal destekleme ödemelerinin tutarı burada 2,276 milyon YTL, 2 milyar 276 milyon YTL. Bunu ben gayri safi millî hasılaya oranlıyorum, 275.032 o yılın gayri safi millî hasılası, yüzde 0,82’yi buluyorum. Şimdi, Sayın Maliye Bakanı bana “0,68” dedi, bunu nereden buldu diye araştırdım, doğrudan gelir desteği 1,877; 1 milyar 877 milyon YTL. Bunun gayri safi millî hasılaya oranı 0,68. Sayın Maliye Bakanı bu rakamı bize verdi. Ama, bunun dışında, bakın, hayvancılık destek ödemesi var, 75 milyon YTL; tarım reformu uygulama projesi var, 84 milyon YTL; prim desteği ödemesi var, 200 milyon YTL; çay primi ve budama desteği var, 40 milyon YTL. Tarım Bakanının bütçe sunuş konuşmasında aşağı yukarı aynı rakamlar var.

Yine, şu da 2002 Yılı Kesinhesap Kanunu değerli arkadaşlar. Kesinhesap Kanunu’ndaki rakam da 2 milyar 186 milyon YTL. Yani, tarımsal destekte, Hükûmet, Sayın Maliye Bakanının söylediğinin aksine 2002 yılının ilerisinde değil.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – “83” dediniz biraz önce.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Öyle mi. Evet, şey o zaman, 60 trilyon. 60 trilyon o zaman.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hayır, bir dakika. KÖYDES projelerinden tarımsal sulamaya aktarılanları söylemediniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Efendim, tarımsal desteklemenin kapsamını çizdim. 60 trilyon daha fazla vermişsiniz. Ama, hâlâ biz burada üç yıldır söylüyoruz, dondan zarar gören fındık üreticisinin 252 trilyon liralık alacağını hâlâ bu bütçede göremiyoruz. Hatırlayın, Sayın Tarım Bakanı burada bütçesini sunarken kendisine şunu söyledim. Bu cümleyi kullanmak istemiyorum, bu kelimeyi de kullanmak istemiyorum, ama kullanmak zorundayım. 2004 yılından beri fındık üreticisinin alacağı olan 252 trilyon lirayı 2005, 2006 bütçelerine koymadınız. 2007 bütçesine de koymadınız. Ben bunu üreticinin alacağını Hükûmet gasp etmiştir olarak yorumluyorum dedim, sizler itiraz ettiniz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – “Gasp” kelimesi uygun değil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Söz veriyorum arkadaşlar, ben “gasp” kelimesini değiştirmeye hazırım. Siz bir kelime bulun, bir cümle bulun. Bunun adı nedir? Sayın Bakan, bir cümle söylerse, bunun adı nedir?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Siz çaba gösterirseniz bulursunuz o kelimeyi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Efendim, ödenek önergesini o gün verdik.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Siz niye bulmuyorsunuz?

BAŞKAN – Akif Bey, herhâlde sunum tamamlandı. Şimdi, iş şeye düştü, onun için…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Tamam, bitiyor.

Neyse, tarımsal destekten geldik. Yalnız, tavan… Ben de bakıyorum o tavana, ne var acaba? Sayın Bakan, bir şey göremiyorum orada. Ama, şu tarımsal destekteki gerçek durumu bir daha söylerseniz memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Tütüncü, buyurun efendim.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanımız, değerli milletvekilleri, Maliye Bakanlığının seçkin bürokratları, değerli basın; öncelikle 2007 yılı bütçesinin Bakanlığımıza, Hükûmetimize ve ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum ve bütçenin hazırlığında emeği geçen, başta Sayın Bakan olmak üzere bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben 2006 yılının ilk on aylık sonuçlarına bakarak bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bilindiği gibi, 2006 yılı genel bütçe gelirlerinin on aylık sonuçları belli oldu. Sonuçlar, vergideki adaletsizliğin açık bir şekilde devam ettiğini ortaya koyuyor. Sonuçlara göre bakıyoruz, 2006 yılı gelir hedefi 156,8 milyar YTL ve bunun yüzde 88’i ilk on ayda tutturulmuş ve bu toplanan gelirlerin de yüzde 82’sini vergiler oluşturuyor. İlk on ayda toplanan vergilere göz attığımızda bunların yüzde 69’unun dolaylı vergiler, yüzde 31’inin ise dolaysız vergiler olduğu görülüyor. Bu ne anlama geliyor Sayın Başkan, değerli milletvekilleri? Bu, açıkça yıllardan bu yana süregelen ve AKP’nin de büyük bir iddiayla değiştirilmesine talip olduğu vergideki çarpıklığın, adaletsizliğin devam ettiğini gösteriyor.

Bakınız, Avrupa Birliği ortalamalarda dolaylı vergilerin toplam vergi gelirlerine oranı yüzde 35 dolaylarında. Bu biliniyor. Bu oran bizde 2006’nın ilk on ayı itibariyle gerçekleşme durumu yüzde 69. Yani, neredeyse Avrupa Birliği’ndeki dolaylı vergi oranının 1 katı ya da 2 katı, öyle diyelim, yüksek bir dolaylı vergi oranıyla Türkiye karşı karşıya. Dolaysız vergilere gelince, ilk on ayda 8,2 milyar yeni Türk liralık kurumlar vergisi toplanmıştır. Oysa, 2006 yılı kurumlar vergisi hedefimiz 12,9 milyar yeni Türk lirasıydı. Buna göre ilk on aylık gerçekleşme oranı yüzde 63,5 olarak ortaya çıkıyor. Anımsanacağı üzere kurumlar vergisinde hedef, başlangıçta, 14,8 milyar yeni Türk lirasıydı. Oran indirimi sonrasında 12,9 olarak bu rakam revize edilmişti. Ama, bu hedef de tutmadı, tutmayacağı anlaşılıyor. On aylık gerçekleşme dediğimiz gibi yüzde 63,6.

Gelir vergisine gelince Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine 2006 yılının on aylık sonucuna göre Toplanan gelir vergisinin yüzde 90’ı stopaj, yani, kaynaktan kesinti yoluyla toplanmış; yani, ücretli ve maaşlılar yine başta olmak üzere, yine ezici bir şekilde başta olmak üzere, iş yeri, kira, serbest meslek, faiz ve repo gibi ödemelerden tahsil edilmiş. Öte yandan, gelir vergisinin stopaj dışındaki kalan yüzde 10’luk bölümü ise beyanname veren kişilerden toplanmış.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuya toplam vergi gelirleri yönüyle göz attığımızda, 2006 yılının ilk on ayında toplanan vergiler 112,5 milyar yeni Türk lirası, beyannameli mükelleflerin ödediği gelir vergisi ise yalnızca 2,1 milyar yeni Türk lirası. Buna göre, beyannameli mükelleflerin ödediği vergi, ilk on aylık sonuçlara göre, yüzde 1,89. Özetle, 2006 yılının ilk on ayında toplanan vergilerin yüzde 1,89’u beyanname veren 2,5 milyon civarındaki gelir vergisi mükellefinden toplanabilmiştir. Bu ortaya çıkıyor. İşte, benim başlangıçta vergideki çarpıklığın ve adaletsizliğin devam etmiş olduğu yönündeki sözümün ne kadar gerçekçi olduğu, hangi noktalarda olduğu açıkça ortaya çıkıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu çarpıklık nereden kaynaklanıyor? Hem kayıt dışındaki mali kaynakların hem de kayıt dışı istihdamın üzerine bir türlü gidilememekte olmasından kaynaklanıyor ve kayıt dışı ekonomiyle, kusura bakılmasın ama, sizin, kayıt dışı ekonomiyle yapmış olduğunuz mücadelede kesin bir başarısızlıkla karşı karşıya olduğunuzu gösteriyor.

Bakınız, Dünya Ekonomik Forumunun Türkiye toplantısında, ülkemizin uzun vadede, beş noktada kırılganlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu vurgulandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Yoo, yoo, daha var efendim de… Şimdi, beni hem Müsteşar dinlemiyor hem Sayın  Bakanımız dinlemiyor.  O çerçevede biraz…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Gelir İdaresi Başkanımız dinliyor, not bile alıp veriyorlar.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Çok güzel, ama, ben, Sayın Bakanım, sizin ve Müsteşarımızın da dinlemesini rica ediyorum.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Uzun vadede beş riskten söz ediyorsunuz.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Evet, evet…

Dünya Ekonomik Forumunda, kayıt dışı ekonomiyle, Sayın Bakanım, daha ciddi bir mücadele edilmesinin kaçınılmaz olduğu yönünde son İstanbul’da toplanan Dünya Ekonomik Forumunda bir mesaj çıktı da. Bu mesajı kayıt dışı ekonomiyle ilgisi nedeniyle sizlerle paylaşmak istiyorum. Mutlaka almışsınızdır; ama, benim perspektifimden konuyu yorumlamak istiyorum.

Şimdi, Dünya Ekonomik Forumunda, Türkiye’de uzun vadede beş noktada kırılganlık tehlikesi olduğu vurgulandı. Bu beş kırılganlık noktası; düşük tasarruf oranı, yüksek kamu borcu, gelişmemiş kredi piyasası, esnekliği düşük iş gücü piyasası ve vergi rejimindeki uygulama zafiyeti. Yani, bu beş noktada Türkiye uzun vadede ve belki de orta vadede kırılganlık noktasında. Böyle sıralanmış.

Şimdi, bu beş noktada belirtilen kırılganlık alanlarından üç tanesine bakıyoruz: Bunlar, yineliyorum, gelişmemiş kredi piyasası, esnekliği düşük iş gücü piyasası, vergi rejimindeki uygulama zafiyeti. Bunlar büyük ölçüde kayıt dışı ekonomiden kaynaklanıyor. Tefeci piyasası halen var; ancak, boyutunu bilemiyoruz, kayıt dışında bunlar.  Çalışanların yüzde 50’den fazlası, biliyoruz, kayıt dışında ve vergi rejimindeki uygulama bozuklukları nedeniyle, kayıt dışı mali kaynakların kayda geçirilmesinde vergi sistemi nedeniyle büyük zorluklar var. Dünya Ekonomik Forumundaki ortaya konulan bu beş kırılganlık noktasının üç tanesinin doğrudan kayıt dışı ekonomiyle ilgili olduğunu bir daha dikkatlerinize sunmak istiyorum ve Hükûmetin kayıt dışı ekonomiyle çok daha etkin bir şekilde mücadele etmesinin Türkiye açısından kaçınılmaz olduğunu vurgulamak istiyorum.

Sayın Babacan “Kayıt dışıyla mücadelede, ne yazık ki, hiçbir başarı sağlayamadık.” dediler; fakat, Sayın Bakanımız, kayıt dışıyla mücadelede belirli ölçüde başarı sağlandığını söyledi. Başarı sağlanmış olabilir; ama, lütfen, kayıt dışı ekonominin Türkiye açısından ne kadar önemli olduğunu ve Türkiye’nin geleceğini nasıl ipotek altına aldığını bir daha burada hep birlikte görelim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geri kalan bölümünde özelleştirmeyle ilgili ve vakit kalırsa da Kamu İhale Kurumuyla ilgili düşüncelerimi sizinle paylaşarak sürdürmeye çalışacağım.

Şimdi, dört yıllık iktidarınız döneminde, Sayın Bakanımız, değerli milletvekilleri, özelleştirmeye tamamen ideolojik açısından yaklaştığınız ortaya çıkmıştır.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Ne demek o?

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Tamamen ideolojik… Kamunun elinde ne varsa satalım. Stratejik sektör anlayışı yok, eldeki kamu varlıklarının daha verimli hale getirilerek, rehabilite edilerek belirli bir süre elde tutulma –bu geçiş döneminde- düşüncesi yok, istihdam boyutu yok, yok, yok…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yani, tersine bir kanaat de ideolojik bir tavır olur, değil mi Sayın Tütüncü ?

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Efendim, pragmatik yaklaşmak lazım; onu söylemek istiyorum.

Biz, Cumhuriyet Halk partisi olarak, özelleştirmenin bazı noktalarda kaçınılmaz olduğunu görüyoruz. Ekonominin rasyonelleştirilmesi için, ekonomide verimliliğin artırılması için, Türkiye’nin geleceği açısından bazı noktalarda stratejik avantajlarının elde tutulması açısından, pragmatik açıdan bakıyoruz.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Neye göre, kime göre pragmatik?

BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyelim de…

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – “Pragmatik yaklaşmak lazım” dedi de neye göre ve kime göre pragmatik?

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Şimdi söyleyeceğim efendim, biraz sonra dinlerseniz. Yani, ideolojik olarak gözü kapalı gittiniz; onu söylemek istiyorum. Biraz sonra, zamanın elverdiği ölçüde, yanlışlarınızı sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Yani, özelleştirmede, soruyorum, KİT’leri ekonomi yararına daha verimli, daha kârlı getirmek hedefi yok mudur, olmamalı mı? Özelleştirmede işsiz kalan işçilere gerektiği şekilde sahip çıkma hedefi, anlayışı yok mudur, olmamalı mı? Bir dönemin gözde aranan kalifiye işçileri, şu anda, biliyor musunuz, açlık düzeyinin altında ücretlerle çalışmak zorunda kalıyorlar. Yazık, günah değil mi? Bunları düşünmek gerekmiyor mu? Örneğin, bir dönemin gözde kalifiye işçilerinin yüzde 96’sı, halen bugün herhangi bir işsizlik ödeneğinden yararlanamıyorlar. Bunun hiçbir anlamı yok mu?

Özelleştirilmemesi gereken birimler özelleştirildi kanımca. Öyle sanıyorum, bazı arkadaşlarımızın ilgisini çekecektir bundan sonraki konuşmam. Özelleştirilmemesi gereken birimler özelleştirildi.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Mesela…

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Halka satış yerine, blok satışlar yapıldı. Bazı noktalarda halka satışlara ağırlık verilmesi gerekiyordu. İçeride satış yerine, yabancıya satış tercih edildi.

Şu anda hangi noktadayız, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri? Bakınız, ekonominin önemli birimleri devreden çıktı. Örneğin, SEK kombinaları gitti, Et ve Balık Kurumu kombinaları gitti. Şimdi tekrar geriye dönüş yaşanıyor burada. Sümerbank’ın tekstili gitti. Bunlar belirli bir sürede, bazı birimler itibariyle söylüyorum, elde tutulabilirdi, daha verimli, daha kârlı hale getirilebilirdi, daha sonra özelleştirilme açısından daha fazla gelir elde edilebilirdi. Bunlar yanlışlarınız, bunları görelim.

Başka ne oldu? Hangi noktadayız? Ekonomide ağırlığı olan tekel durumundaki tesisler, sözüm ona, tekelcilikten kurtulacağız diye tek bir yerli kuruma gitti ya da tek bir yerli sermaye grubuna gitti, devredildi; TÜPRAŞ, Ereğli, Demir-Çelik, Türk Telekom gibi. Kamu tekelinden kurtuluyoruz, özel tekele, hatta yabancı tekele götürüyoruz veya özelleştirmenin mantığına aykırı değerli arkadaşlarım. Böyle bir şey olabilir mi? Hani tekellerle mücadele, hani rekabetin daha da etkinleştirilmesi hedefleri?

Bakınız, hangi noktada olduğumuzu biraz daha söyleyeyim: Bazı KİT’leri ekonomi yararına daha verimli hale getirmek yerine, dövizle satarak, gelirleriyle cari açığı kapatmak hedefi güdüldü.

Sonuçta, ne oldu? Bakınız, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuçta ne oldu? Ülkemizdeki servet, yani, varlık mülkiyetinde önemli bir değişim meydana geldi. Tabii ki, ülkemizde varlık, servet oranlarında, mülkiyetinde belli oranda bir değişimin olması, ülkemizin yararınadır. Tasarruf açığımız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Toparlıyorum.

Yabancı sermayeye bazı alanlarda, birçok alanlarda, Türkiye’nin geleceği açısından, Türkiye’nin önümüzdeki dünyada kazananlar safında, dünya piyasasında kazananlar safında yer alması açısından yabancı sermayeye ihtiyacımız var. Ama, bakınız, bu özelleştirmeler sonucunda, servet, varlık mülkiyetinde nasıl bir değişim meydana getirdi?

Son olarak, Sayın Başkan, bunları sizlerle paylaşayım. 25 milyar dolarlık özelleştirmede 10 milyar doları yabancılara gitti. Servet, varlık dağılımındaki değişikliği söylüyorum. TMSF’nin 6 milyar dolarlık satışında yabancıların payı 4 milyar 300 milyon dolar oldu. Ayrıca, özel sektörün sattığı 8 milyar dolarlık varlığın 5,3 milyarına da yabancılar sahip oldu. Yabancıların bankacılık sistemindeki payı yüzde 31’e çıktı ve yabancıların sigorta sistemindeki payı yüzde 44’e çıktı. İstanbul Sanayi Odasının 100 büyük sanayi kuruluşu listesinde ilk 50 büyüğün 20’si şu an yabancı sermayeli kuruluştur. Yine İstanbul Sanayi Odasının 1 000 büyük sanayi kuruluşunun vergi öncesindeki kârda yabancı payı yüzde 40’a yaklaşmış durumda.

Bunlara şunun için değiniyorum Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakanımız: AKP İktidarında döviz giderek artan oranda borçlanarak getirildi, ucuza satıldı, borçlar ise varlık satışlarıyla ödenmeye çalışıldı. Bu politikanın çıkışı var mı Sayın Başkan, değerli milletvekilleri? Yoktur. Nerelerde yoktur? Bu politikanın, AKP’nin götürdüğü bu yanlış ekonomik ve özelleştirme politikalarının, borçlanma politikalarının şu açıdan çıkışları yoktur: İşsizlik ve yoksullukla mücadelede çıkışı yoktur, gelir dağılımındaki adaletsizliğin düzeltilmesinde çıkışı yoktur, Türkiye’nin kendi özgür iradesiyle, kendi çıkarına bir ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmede çıkışı yoktur ve son olarak, Türkiye’nin hem ekonomik ve hem de uluslararası siyasi alanda dış politika açısından, bağımsızlığını koruyabilme açısından çıkışı yoktur.

Sayın Başkan, teşekkür ederim hoşgörünüze.

Her şeye rağmen, bu bütçenin, 2007 bütçesinin ülkemize, ulusumuza, Bakanlığımıza hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Sabrınız için teşekkür ediyorum, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, 15.15’e kadar oturumu kapatıyorum.

                                                                                                                                   Kapanma Saati: 13.45

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.25

BAŞKAN : Sait AÇBA (Afyonkarahisar)

BAŞKAN VEKİLİ : Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ : Sabahattin YILDIZ (Muş)

KÂTİP ÜYE : Mehmet SEKMEN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın Bakanım, değerli arkadaşlarımız; 24’üncü Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelerde kalmıştık.

Şu anda sıra, Sayın Devecilerde.

Buyurun Sayın Deveciler.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, Değerli Komisyon üyeleri, Maliye Bakanlığının ve diğer kuruluşlarımızın kıymetli bürokratları, saygıdeğer basın mensupları; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün bir yandan ekonomimizin temel taşlarından biri olan Maliye Bakanlığı bütçesi hakkında görüşmeler yaparken, diğer yandan da 2007 yılı bütçesi çalışmalarının Plan Bütçe Komisyonu kısmında finale, yani sonuna doğru gelmekteyiz. Biliyoruz ki, toplam harcama teklifi 204.9 milyar YTL olan 2007 yılı merkezî yönetim bütçesi bir önceki yılın bütçe ödeneklerine göre yüzde 17,5 ve gerçekleşme tahminlerine göre de yüzde 16,9 oranlı bir artışı öngörmektedir. 2007 yılı merkezî  yönetim faiz hariç harcamalar kaleminin içinde personele ayrılan kaynak toplamı yüzde 35.4 düzeyinde bir ağırlığı temsil ederken, bu toplamın bir önceki yılın başlangıç ödeneklerine göre yüzde 26 oranında bir artışa denk geldiği görülmektedir. Personel harcamalarının bütçe teklifi içindeki bu ağırlığına ek olarak faiz harcamalarının toplam harcama teklifine oranının yüzde 25,8 olduğu ve bu ödemeler toplamının da 2006 yılı gerçekleşme tahmininden yüzde 14,5 üstte olduğu dikkat çekmektedir. Bu şekilde bütçeden personel ve faiz harcamalarına yönelik harcama tekliflerinin toplamı olan 106,7 milyar YTL 2007 bütçe harcama teklif toplamının yüzde 52,1’ine denk gelmektedir. Yani, 2007 yılı bütçesi personel ve faiz ödeme bütçesi olduğu yüzde 52,1’lik kısımdan bellidir.

2007 yılı bütçesi AKP’nin diğer yıllardaki bütçeleri gibi IMF tarafından test edilmiş, IMF tarafından onay verilmiş bir açık ve seçik bir IMF bütçesi olduğu gözler önüne görülmektedir. Yani, bu bütçede memur yok, çiftçi yok, emekli yok, tüccar yok, dul ve yetim yok, işçi, esnafla ilgili hiçbir şey yok. Bunlara hiçbir şey getirmemektedir. Sadece bunların hepsine bu bütçe 2007 yılı bütçesi vergi getirmektedir. Yani, bütün bu sınıflar 2007 yılı bütçesinde yok sayılmıştır.

2007 yılı merkezi yönetim bütçe teklifinde 204.9 milyar YTL olan giderlere karşın gelirler toplamı 188,2 milyar YTL’dir. Bu çerçevede bütçe açığının 2007 yılında 16,7 milyar YTL olacağı öngörülmektedir. Bu açık haziran ayında yayınlanan orta vadeli mali planda 8,8 milyar YTL üzerinde gösterilirken, bütçe hazırlama sürecinde yüzde 90 oranında revize edilmiştir. Öte yandan 2007 yılı bütçe açığı 2006 yılı sonu için 3 milyar YTL olması beklenen açığa göre 4,5 kat daha yüksek bir değeri temsil etmektedir. Haziran ayında orta vadeli mali planda hazırlanana kadar bu denli yüksek olabileceği öngörülemeyen bütçe açığına ilişkin tahminin birdenbire bu denli yüksek düzeylere çıkması ekonomi açısından bir risk işaretidir; çünkü, birkaç ay içinde bunun daha yüksek bir değere doğru sıçramaması için bir neden olmadığı da göstermektedir. Maalesef, AKP Hükûmetinde bu tür öngörü eksiklerine çok alışmış durumdayız. Biz bu tür yüksek oranlı revizyonları yalnız bütçe büyüklüklerinde değil aynı zamanda cari işlemlere ait tahminlerde de sıkça görmekteyiz. Tabii, bu denli sık ve yüksek düzeltmeler, bütçe ve programda verilen enformasyonun kalitesini ve güvenilirliğini düşüren unsurlar olmaktadır.

Bu durum 2006 yılı bütçe tahmini için de geçerlidir. Bu yıl içinde yapılan Telekoma ait ve GSM paylarına ait tahsisatlar sonucu vergi dışı gelirlerde bir artış sosyal güvenlik kurumları prim affıyla da harcamalarda daha önceden göz önüne alınamayan bir gerileme olmuştur. Sonuçta 2006 başlangıç ödeneğinde 14 milyar YTL olan açık gerçekleşme tahmininde 3 milyar YTL’ye indirilmiştir. Her ne kadar 2006 yılı bütçe açığı bu seviyeye düşürülmüş olsa da, bazı uygulamalar nedeniyle gerçek bütçe açığı daha da yüksek olmalıdır. Emeklilere vergi iadesinin geçen yıllardan farklı bir uygulamayla bütçe dışına çıkartılmış olması, müteahhit ve özel sağlık kurumlarının alacaklarının tahakkuk ettirilmesi bu uygulamalar örneklerdir. Bu tür eksik raporlamalar IMF’nin bize biçtiği ölçüler için sığdığımız görüntüsünü verebilir, ama, bunun asıl maliyetlerini girişimciler ve halk ödemektedirler.

Sayın Bakanım, sıkı bir mali disiplin uygulaması içinde olduğumuzu söylerken hizmetlerin karşılığını ödemedeki gecikmeler ya da birtakım kayıt uygulamaları ile bütçedeki açık rakamını düşük göstermemiz, Türkiye olarak borçlarımızın artmasını engellememektedir. 2006 yılı eylül ayı sonu itibariyle ülkenin kamu içi ve dış, özel sektör dış borçları toplamı 360 milyar doları aşmıştır. İMKB’deki yabancı portföy yatırımları da eklendiğinde bu tutar 390 milyar dolara ulaşmaktadır. 2002 yılı sonunda bu tutarın toplamda 225 milyar dolar düzeyinde olduğu hatırlanırsa ülkemizin yoğun bir borç yükümlülüğü altına girmiş olduğu daha iyi görülür.

Bu noktada çarpısı olan husus bulunduğumuz yıl içinde toplam kamu borç stoku gerilerken özel sektörün dışarıya yolan toplam borç stokunun önemli oranda bir artış için girmesidir. Türkiye, 2001 krizinin ardından bankacılık sistemindeki açık pozisyon sorununa çok kesin kurallar getirebilmiştir. Buna mukabil dış borcu artan şirketler kesiminin açık pozisyonu hakkında kesin bilgilere ulaşmakta güçlük çekilmektedir. Ayrıca IMF yayınları tarafından da dikkat çekilen bu şirketlerin açık pozisyonu sorununa biz Türkiye’de ne tür önlemler almaktayız ya da daha dikkatimiz bu konuda yoğunlaştırabilmek için ne bekliyoruz?

AKP Hükûmetinin ülkeyi soktuğu borç sarmalına ait temel göstergelerden biri de kişi başına düşen toplam kamu ve özel sektör dış borçlarındaki gelişmelerdir. AKP iktidara geldiğinde kriz sonrası ilave olan borçlarla birlikte kişi başına düşen toplam kamu ve özel sektör dış borcu 2 885 dolardan 2006 Ağustos sonu itibariyle yüzde 64 oranında artarak 4 734 dolara sıçramıştır. YTL olarak ise kişi başına borçlar aynı dönemde 4 715 YTL’den, 7 087 YTL’ye çıkmıştır.

Sayın Bakan, AKP iktidarı döneminde Türkiye nasıl yüksek bir borç düzeyiyle ekonomisini çeviriyorsa, halk da yaşamını borçla devam ettirmeye çalışmaktadır. Nitekim AKP iktidarı iş başına geldikten sonra kümülatif olarak yaşanan yüzde 50,7 enflasyon çalışanları, refah düzeylerini koruyabilmek amacıyla, kredi kullanmaya zorlamaktadır. 17 Kasım 2006 itibariyle tüketici kredileri ve kredi kartları toplamı 65 milyar YTL seviyesindedir. Bu büyüklük söz konusu seviyeye 2002 yılı sonunda 6,4 milyar YTL seviyesin ulaşmıştır; yani, 10 kat artmış bulunmaktadır. Kişi başına dolar cinsinden tüketici ve kredi kartları toplamına bakıldığında ise 2002 yılı sonunda 64 dolar olan bu büyüklük bugün itibariyle 600 doların üzerine çıkmıştır. Kişi başına tüketici kredisi ve kredi kartı borcundan bu görülen gelişme temelde vatandaşın günlük yaşantısını sürdürmek için borçlanmaya başvurmasının bir sonucudur. Reel faizlerin yüksek seyrediyor olması bu kredilerin, kullanıcıları açısından daha da maliyetli hale gelmesine neden olmaktadır.

Türkiye bugün geldiği nokta itibariyle göreli olarak etkili sonuçlar aldığı enflasyonla mücadele konusunda bir gerilemeyle karşı karşıya kalmıştır. 2007 yılı sonu TÜFE hedefi yüzde 4’iken, Merkez Bankasının en son beklenti anketinden çıkan on iki ay sonraya fiyat beklentisi yüzde 7,26’dır. Merkez Bankasına başkan atama sürecini ciddiliği tartışılan bir uygulama eşliğinde yapan iktidar daha sonra başkandan habersiz banka merkezinin İstanbul’a taşınacağını ilan edince, karşımıza para politikasının beklentilerini yönlendirme hususunda yetersiz kalması gibi bir maliyet çıkmıştır.

2002 ve 2005 arasıda ekonomi yıllık ortalama yüzde 7,5 civarında büyürken yaratılan yeni istihdam ortama yüzde 1 civarında kalmıştır. Buna karşın işsizlik yıllık ortalamada halen yüzde 10 oranının altına inmemiştir. Her dört kişiden biri yoksuldur ve tüm bunlara karşın 2002 yılında 2 662 dolar olan dolan cinsinden kişi başına gayrisafi yurt içi hasılanın 2006 yıl sonu itibariyle 5 349 dolara çıkması beklenmektedir; yani, hiçbir şey bu denli iyiye gitmezken, kişi başına gelir yüzde 100,9 oranında bir artış göstermektedir.Bu doğru mu gerçekten Sayın Bakan? İsterseniz bir de duruma 1998 yılı fiyatlarıyla YTL cinsinden bakalım. Bu durumda 2002-2006 dönemi için gördüğümüz artış yüzde 24,5’tir. Peki biz şimdi hangisine itibar etmeliyiz?

AKP iktidarı kişi başına düşen gelirde yüksek düzeyli bir sıçrama var derken, net ele geçen ücretlerdeki gelişmelere baktığımızda, kamu işçisinin özel sektör işçi ücretlerinin ve memur maaşlarının cüzi miktarlarda arttığı görülmektedir. Buna mukabil bu gelirlerin 1999 yıl sonuna göre oldukça geride oldukları görülmektedir. Durum böyle olunca da bırakınız yaşamını emeğiyle kazananların kişi başına gelirlerinin artmasını, bu insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için yoksulluğun pençesine düşmemek için mücadele etmektedirler.

Ekonomide görülen hızlı büyümeye karşın, işsizlik oranı düşürülememiştir. Bu durum bir yandan istihdam edilenlerin ücretleri üzerinde bir baskıya neden olurken, diğer yandan da yoksulluğa sebep olmaktadır. Türkiye’de her dört kişiden biri gıda, gıda dışı yoksulluk kapsamındadır ve bu oran, kırsalda yaşayanlar arasında, tarım kesiminde çalışanlar arasında ve okuryazar olmayanlar arasında artış göstermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) – Sayın Bakanım, biz istediğimiz kadar IMF’nin kriterlerini tutturmak için değişik hesap uygulamalarına başvuralım. Sonuçta ekonomik ve sosyal riskler büyürken, işsizlik indirilemezken ve yoksulluk belli kesimlerde artış gösterirken biz bunun maliyetini öderiz. Bunun maliyetini artan yeşil kart kapsamındaki ödemelerle, artan sağlık harcamalarıyla, artan asayiş sorunları için deha fazla kaynak aktarmak yoluyla öderiz; ama, mutlaka öderiz.

Sayın Bakan, ben zeytinyağcının, zeytincinin üzerine düştüğü sorunları anlatmak istiyorum, primle ilgili olaya gelmek istiyorum. 2002 yılı seçimlerinde AKP milletvekili adayları da gerek Genel Başkan da, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve milletvekili adayları 2002 seçimlerinden evvelki hükûmetlerin 28 cent, 40 cent olarak zeytinciye vermiş oldukları primlerin az olduğunu, 60 cent prim vereceğimizi söylemiştik; ama, AKP iktidara geldi. İktidara geldiği günden bugüne kadar olana bakıyoruz, eski primlerin yarısını dahi alamaz duruma geldik. Geçen sene zeytinyağcıya verilen prim 10 kuruştu, ondan evvelki sene 250 kuruştu, yüzde 60 eksiğiyle verildi, sebebini sorduğumuzda prim telafi edici bir ücrettir, bu sene fiyatlar 6-6,5 milyon lira civarında olduğu için prim düşürülmüştür denmişti. Tamam dedik, fakat, madem telafi edici ücret, geçen sene 6-6,5 milyon lira civarında olan zeytin, zeytinyağı bu sene 3,5-4 milyon lira civarında satılmaktadır. Zeytin üreticisi perişandır. Yeşil zeytin, tane zeytin 900 bin liraya kadar düşmüştür. Geçen sene 2 milyon lira olan yeşil zeytin, bu sene 900 bin lira düşmüştür. Bakıyoruz prime, prim 11 kuruş. Hani telafi edici bir ücretti Sayın Bakanım? 6,5 milyon liradan 4 milyon liraya düşüyor, prim de 10 kuruştan 11 kuruşa çıkıyor. Bakınız, pamuk 700 bin liraya satılırken, müstahsilden alınırken, verilen 348 bin lira, fiyatın yüzde 50’si prim olarak veriliyor. Ayçiçeği şu anda müstahsilden 510 bin liraya alınırken, verilen prim 200 bin lira, 20 kuruş yüzde 40. Zeytinyağcıya verilen prime baktığımız zaman, yüzde 1’lerde 2’lerde kaldığını görmekteyiz. Yani, ben zeytinciye yapılanın neden bu şekilde olduğunu pek anlayamadım, anlayamıyorum; ama, Sayın Bakanım, bu primin artırılması gerekmektedir. Bu konuyla ilgili gerekli çalışmaları yapmanızı ümit ediyorum. Zeytinciye bir müjde vermeniz gerektiğini söylüyorum; çünkü, bu sene de zaten seçim yılı.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Demesen unutmuştu.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) – Evet, hatırlatayım dedim ben.

Sayın Bakan gerekeni yapar.

BAŞKAN – Seneye, seneye…

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) – Seneye, inşallah, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında zeytinciye verilen sözler yerine getirilip, 60 cent prim verilecektir. Hiç ona kuşkunuz olmasın.

Şimdi, Sayın Bakanım, Ayvalık Altınova beldesinde Kırcalar ve Çakmaklar köyleri var, orada olan bir hadiseyi gündeme getireceğim; çünkü, sizin Millî Emlak Genel Müdürlüğünü ilgilendiren bir konu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Deveciler…

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) – Orada Hazinenin 2.800 dönüm bir yeri var. Bu yöreyi Kırcalar köyü ve Çakmak köyü yaşayanları, köylüler mera olarak, hayvanlarını otlak yeri olarak kullanıyorlar, mera olarak gözükmüyor; ama, o boş olduğu için yıllardan beri o şekilde kullanıyorlar; fakat, zeytincilere verilen yeni ekimlerde dönüm başına 250 bin lira verilen bir teşvik uygulaması çıkardınız. Şimdi buraya, Kırca ve Çakmaklı’da gittim köyleri gezdim, köylüler isyanda. Köylüler diyor ki, buralar verilecekse, bizim köylümüze verilsin, 50’şer dönüm olarak dağıtılsın, biz ekelim zeytini; çünkü, hem orada bir Gürsoylar diye bir limitet şirketi diye bir firma var İstanbul’dan. Burası Kastamonulu bir vatandaşlara ait. Burası bu firmaya Millî Emlak Genel Müdürlüğü tarafından veriliyormuş. Doğrudur, yanlıştır onu sizin ağzınızdan duymak istiyorum. 2.800 dönüm ve de bunun karşılığında 600 bin YTL’ye yaklaşık bir de buna teşvik parası verilecek. Böyle bir şey varsa, bu uygulama yanlıştır, bu köylüler isyandadır. Köylü diyor ki, madem böyle bir şey verilecek, böyle bir teşvik var, bu mera vasfında olan 2.800 dönüm yer Kırca ve Çakmak köylülerine verilsin, biz ekelim zeytini oraya. Zaten geliri az olan bir yer, kıraç bir yer. Bu şekilde bir düşünceleri var. Bu şekilde yapılmasını istiyorlar. Eğer, böyle bir firmaya veriyorsanız, çok yanlış bir uygulamadır. Bunun ne derece doğru olduğunu, ne durumda olduğunu Sayın Bakanım sizden öğrenmek istiyorum.

Ben, 2007 yılı bütçesinin Maliye Bakanlığımızın gerekse tüm bakanlıklarımızın bütçesinin, Maliye Bakanlığımıza ve tüm bakanlıklarımıza hayırlı olmasını diliyorum; saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Deveciler.

Konuştuğunuz konu, tarım arazilerinin bütünleştirilmesiyle ilgili Yasa’ya ters.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – 50 dönüm dedim.

BAŞKAN – Yok, 50 dönümden daha büyük olması…

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – 100 dönüm verin köylüye.

BAŞKAN – Hepsini verelim canım. Köye verelim, bitsin gitsin.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Köy tüzel kişiliğine verin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir işletme yapsınlar.

Evet, Sayın Kılıçdaroğlu; buyurun efendim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Maliye Bakanlığının değerli bürokratları, sayın milletvekilleri; ben, yine, konuşmama Sayın Bakanın konuşma metninden başlamak istiyorum.

Sayın Bakan konuşmasının bize dağıtılan metnin 4’üncü sayfasında şöyle bir ifade kullanıyor: “Bütçeler milletin sırtında ağır bir yük olmaktan çıkmıştır. Biz bütçeyi milletimize hizmet eder hale getirdik.” Şimdi, bütçelerin, eğer, millet bizim ülkemizde vergi ödemiyorsa doğrudur, bir yük getirmiyor demektir; ama, bütçelerin gelir kaynaklarını eğer vergiler oluşturuyorsa, siz bütçelerin yük getirmediğini söyleyemezsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ağır bir yük.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ona da geleceğim.

Hiçbir ülkede de zaten vergi dışında sağlıklı bir kaynak bulmak mümkün değildir; ama, burada önemli olan şu: Anayasa’nın 73’üncü maddesinde yazılı olan herkesin mali gücüne göre vergi ödemesi ilkesi getirilmesidir. Eğer, herkes mali gücüne göre vergi ödüyorsa, o zaman o bütçenin halka yük getirmediğini söyleyebiliriz. Yani, bunun ağır veya hafif olması değil. Yük gelmesinin, yük olarak algılanabilmesi için bunun adil olmaması lazım. Eğer adilse, onu yük olarak algılamamak lazım; çünkü, Türkiye Cumhuriyetinin her yurttaşı kendi ülkesinin kalkınmasını sağlamak için geliri oranında, Anayasa’nın 73’üncü maddesine göre vergi ödemekle yükümlüdür ve bunu da şeref olarak kabul etmesi gerekir.

Şimdi, bütün sorun neydi? Sorun, verginin adil olup olmadığı. Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, size çok basit örnekler vereceğim. 1- Faiz gelirlerini vergi dışı bıraktık. Şimdi, böyle bir olay vergi yükünün adil paylaşılmadığına birinci örnektir. Siz, devlet tahvili, hazine bonosu geliri elde eden, yani, rantiye sınıfına önemli bir avantaj sağladınız, bu önemli avantajı dikkate almak gerekiyor. Hiçbir sade yurttaş bu paraları almıyor.

2- Ücretlilerin vergi yükü çok yüksektir. Bunu burada toplantıya katılan diğer bakanlar da, özellikle kayıt dışı istihdamın önlenmesi açısından ücretliler üzerindeki yüklerin ağır olduğunu söylediler ve gelir vergisi yükünün hafifletilmesi istendi. AKP Hükûmeti özel indirimi uygulayacağız, asgarî ücret düzeyine çıkaracağız derken, özel indirimi tümüyle kaldırdı. Dolayısıyla ücretler üzerine yük gelmiştir, bu da adil değildir.

Üst gelir gruplarına vergi avantajı sağlandı. Örneğin, kurumlar vergisinin vergi yükü 10 puan indirildi. 10 puanlık bir indirim doğrudan doğruya şirket ortaklarına önemli avantaj sağlayan bir düzenlemedir. Bu da adil bir düzenleme değildir. Eğer, böyle olabilseydi, bu düzenlemenin adil olması için ücretler üzerindeki vergi yükünün de inmesi gerekiyordu.

4- Vergiyi doğrudan alamadığınıza göre bir başka yöntem seçiyorsunuz. Dolaylı vergilerden bütçe açıklarını kapatmaya, bütçe dengelerini sağlamaya çalışıyorsunuz. Dolaylı vergilerin oranı yüzde 70’leri aştı. Dolaylı vergi kişinin zengin veya yoksul olduğuna bakılmaksızın herkesten eşit miktarda vergi almayı öngörüyor. Birisi bir ekmek yiyorsa, ister çok varlıklı ister çok yoksul olsun, aynı miktarda vergi ödüyor ki, vergi adaletine aykırı bir uygulamadır. Siz bunu artırdınız.

5- Özelleştirme uygulamalarıyla kayıt dışı ekonomiye olağan üstü destek verdiniz. Burada Sayın Hamzaçebi açıkladı, kayıt dışı ekonomiyle ilgili rakamları verdi. Dün de burada özellikle Tütün Üst Kurulunun hesapları görüşülürken bütün ayrıntılarıyla tartışıldı, sadece içkide 3 dalda yıllık kaybın 1 katrilyon liraya ulaştığı rakamlarla, en basit rakamlarla hesaplandı ve söylendi.

Şimdi, kayıt dışı ekonomiye gelince burada bir iki noktada daha durmak istiyorum. Bunlardan birisi, özelleştirilen kuruluşlar kayıt dışına çıkılarak Özelleştirme İdaresinin borçlarını daha rahat ödüyorlar. Yani, sistemde büyük ölçüde kayıt dışı çalışıyor, üretim yapıyor, elde ettiği gelirle bir taraftan vergi ödemezken öbür taraftan Özelleştirme İdaresine karşı yükümlülüğünü daha rahat yerine getiriyor. Böyle bir tablo sigarada, içkide çok açık net görüldü ve burada dün kurumun başkanı bu ayrıntılı rakamları bize verdi.

6’ncı konu, emekli aylıklarının artışını siz enflasyon oranına bağladınız. Emeklilere enflasyon oranında pay verilmesi ilkesi kabul edildi. Millî gelir artışından emekliye pay verilmez dendi. Bu da dolaylı olarak emeklinin ciddi ölçüde kaybı demektir ulusal gelirden pay almaması.

Sosyal güvenliği eskiye göre yine daha pahalı hale getirdiniz. Örneğin, BAĞ-KUR’lu eğer emekli olduktan sonra çalışıyorsa aylık yüzde 10 kesintiyi asgarî ücretin yüzde 33,5’una çıkardınız ve şu anda bütün esnaf infial halinde, böyle bir tablo olamaz deniyor.

Yine, aynı şekilde işçiler için prim ödeme gün sayısını 7 bin günden 9 bin güne çıkardınız. Bir işçinin Türkiye Cumhuriyetinde, özellikle sendikalı olmayan bir işçinin düzenli 9 bin gün prim ödeme şansı yoktur. Bu şu demektir: Türkiye’de sendikalı olmayan ve kamuda çalışmayan her işçi 5.400 gün üzerinden emekli olacak ve normal emeklinin aldığı aylığın yarısı kadar bir emekliye mahkûm olacaktır sonucu çıkıyor.

8’inci konu, sağlık harcamalarında özellikle hastalar ek yükümlülükler altına sokuldu yeni çıkan yasayla. Bu da yine bütçe dengelerini sağlamak için getirilen ek faturadır.

9- Tarım ve kırsal kesimde ciddi bir yoksullaşma süreci yaşandı. Geçen yıla göre ürün fiyatları, 2005’e göre 2006’da çok daha düştü. Kırsal kesimde ciddi bir yoksullaşma var ve bu yoksullaşmanın süreci de bütçe dengeleri gözetilerek kırsal kesime çıkarıldı.

10- İşsizlik sizin iktidarınız döneminde kronikleşti, dolayısıyla işsizlik ek gelir elde edemeyen, daha doğrusu gelir elde edemeyen milyonlarca kişi ortaya çıktı ve bu insanlara çözüm üretmek, istihdam yaratmak tümüyle özel sektöre bırakıldı. Özel sektörün de bir sosyal politikası söz konusu olamaz; çünkü, özel sektör kârlılık mantığıyla çalışan bir kuruluştur.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir başka konu, yine, GSM operatörlerinin devlete olan trilyonlarca liralık alacağını tahsil etmediniz, onlarla pazarlık masasına oturdunuz ve pazarlık yoluyla alacağın önemli bir kısmından vazgeçerek kalan kısmını hazineye gelir kaydettiniz ve paraları tahsil ettiniz. Dolayısıyla burada da birkaç GSM operatörünün patronuna olağan üstü rantlar sağladınız.

Şimdi, kayıt dışı ekonominin büyümesinin faturası kime çıkıyor? Yine, yoksul halka çıkıyor. Yoksul halk kayıt dışı ekonomi büyüdükçe daha fazla vergiye ihtiyaç doğuyor bütçede, vergiye ihtiyaç doğdukça da ya para vermeyerek ya gelirleri kısılarak veya ek vergiler alınarak veya zamlar yoluyla geniş kitleler ek yükümlülükler altına sokuluyor. Dolayısıyla bütçenin milletin sırtında yük olmadığı ifadesi doğru bir ifade değil. Bunu özellikle vurgulamak isterim.

Sayın Bakan, kara para ve şüpheli işlem bildirimi konusunda da işlem yapıldığını ve bu konuda da önemli mesafeler alındığını ifade etti. Sayın Bakana şöyle bir soru sormak istiyorum: Bir taşınmaz 10 milyar 500 milyon lira iken, on dokuz ay sonra 1 trilyon 260 milyar liraya satılırsa bu şüpheli bir işlem midir değil midir? Bu sorunun yanıtını Sayın Bakandan bekliyorum.

Yine, Sayın Bakana bir soru daha sormak istiyorum. Yasin El Kadı’nın 2004 yılında İstanbul’da bir noterde yaptığı işlemlerin sahte olduğu oraya çıktı. Tapu işlemleri için MASAK harekete geçti mi geçmedi mi?

Bir sorum daha olacak. Hazine Müsteşarlığı Say2000-i projesine katılmıyor. Maliye Bakanlığı bunu isteyerek mi katılmıyor, yoksa, Maliye Bakanının istemesine karşın Hazine mi bu projeye katılmak istemiyor; çünkü, Sayıştay kesinlikle Hazine Devlet Borçları Muhasebe Biriminin Say2000-i projesi kapsamına alınmasını istiyor. Bu konuda Sayın Bakanın görüşünü istiyorum.

Vergi konseyi diye bir şey kurduk değerli arkadaşlar. Belediye Gelirleri Yasası vergi konseyinde görüşülmeden buraya geldi. Şimdi, bir vergi yasası, yine, sordum, vergi konseyinde görüşülmeden yine buraya geliyor. O zaman biz vergi konseyini niye kurduk? Eğer, görüşülmeyecekse, vergi konseyinin ya kapatılmasını veya böyle bir kuruluşa izin verilmemesini istiyorum. Sayın Bakan bu konuda ne düşünüyor? Onu gerçekten merak ediyorum.

Bir konu daha, Kamu İhale Kurumuna, burada Enerji Bakanlığı bütçesi görüşülürken bir olayı dile getirmiştim. Enerji Bakanlığında yapılan iki ihalede BOTAŞ’ın usulsüz ihale yaptığını ve bu ihaleleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkan.

…Kamu İhale Kurumunun iptal ettiğini ifade etmiştim. Fakat, bu iptal yazısı BOTAŞ Genel Müdürlüğüne gidiyor, Enerji Tabii Kaynaklar Bakanlığına gitmiyor. Şimdi, ben Sayın Bakana sorduğumda Sayın Bakan, Kamu İhale Kurumundan bize yazı gelmedi diyor. Oysa Kamu İhale Kurumu aynı zamanda Resmî Gazetede yayınlanıyor. Bir yolsuzluk biline biline örtülüyor. Şimdi, benim merak ettiğim, bu tür bir işlemde Kamu İhale Kurumu ne yapıyor? Yani, yapılan işlemi hiç takip etmiyor mu, en azında bu konuda cumhuriyet savcılarına bir duyuru da bulunuyor mu bulunmuyor mu? Merak ediyorum. Bu konuda Kamu İhale Kurumu Başkanımızın bir bilgi verirse sevinirim.

Değerli arkadaşlar, şu Adalet Kalkınma Partisinin AKİM denen AK Parti İletişim Merkezi. Bu iletişim merkezi her il ve ilçe başkanına bir özel şifre vererek kendi ilinde ve ilçesindeki olumsuzlukları, yolsuzlukları bize bildirebilirsiniz diyor. Bu da AK Parti Hassa İlçe Başkanına gönderilen bir yazı ve özel şifresi bildiriliyor. Sonra bu şifre üzerine Sayın Başkan kendi ilçesindeki bütün yolsuzlukları anlatıyor. Diyeceksiniz ki, tabii, biz parti olarak bu kadar ciddi çalışıyoruz, dolayısıyla yolsuzlukları da izliyoruz gerekeni yapıyoruz. Evet, gerekeni yapmışsınız ve bu Hassa İlçe Başkanının görevine son vermişsiniz.

Şimdi, bir önemli konu daha Sayın Bakana sormak istiyorum. Sayın Bakan, Maliye Teftiş Kurulu Türkiye Cumhuriyetinin en köklü teftiş kurullarından birisidir. Bugüne kadar yaptığı çalışmalar, düzenlediği raporlarla hiçbir zaman kendisini tartışma konusu yaptırmamıştır. Düzenlediği her rapora büyük ölçüde idare de uymuştur, kişi itiraz etmişse yargıya gitmiştir ve dolayısıyla Teftiş Kurulu her zaman tarihteki saygınlığını korumuştur.

Şimdi, siz, Teftiş Kurulu Başkanlığına bir arkadaş getirdiniz, o da Maliye müfettişi kökenli, olabilir; ama, bu arkadaşımız Maliyespora bağış alma konusunda kamuoyunda ciddi tartışma içine itildi. Bakın ne diyor; incelediği bir kuruma, ceza yazılan bir kurumdan Maliyespor bağış alıyor, kendisi de başkanı. Şimdi, gazeteciler soruyorlar, ya olur mu, yani, ceza yazılan bir mükelleften eğer siz bağış olursanız bu olmaz, etik olmaz; çünkü, karşı taraf çok zor durumda ve zayıftır o konumda. Diyor ki, kimseden bağış almayalım derseniz, Maliyesporun kanun karşısında eşitliği bozulur, etik anlayışın buraya kadar zorlanmasına karşıyım, etik dışı bir şey yapmadık. İnsaf denen bir şey. İncelediğiniz kişiden bağış alacaksınız. O nasıl vermez?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ceza var mı?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet, ceza var. Cezada da gidiyorlar uzlaşıyorlar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Vergi dairesi başkanı iken.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, vergi dairesi başkanıyken yapıyor bunu. Yani, Teftiş Kurulu Başkanıyken değil.

Yine, gazeteci arkadaşlar soruyorlar, enteresan bir yanıt daha veriyor arkadaşımız. Denetlenenlerden bağış almama gibi bir durum söz konusu olamaz, o zaman Maliyespora nasıl bağış sağlayacağız?

Şimdi, bu uygulamayı yapan arkadaş, bu görüşü yapan arkadaş Maliye Teftiş Kurulu Başkanlığına getirilemez Sayın Bakan. Bunu kime sorarsanız sorun. Gidin Türkiye’de istediği akademisyene, sağ, sol hangi görüşten olursa olsun, devlette bugüne kadar saygınlığıyla tanınan bir kurumun başına getiremezsiniz. Bu arkadaşımızın görevi Maliye Teftiş Kurulunda müfettişlik yapmak da olmamalı bana göre. Bu arkadaşımız başka bir görevde olmalı; ama, eğer bunu yapıyorsanız, o bakanlıkta etik değerler süratle yok olur arkadaşlar. Eğet, siz, bakın, bugüne kadar Maliye Bakanlığı Türkiye Cumhuriyeti bürokrasisine hep örnek olmuştur; çünkü, bilirler ki Maliye bürokrasisi ciddidir, Maliye bürokrasisinde etik değerler çok güçlüdür, Maliye bürokrasisinde bazı olaylar asla ve asla olmaz. Ama, siz, bunlara göz yumarsanız ki, tabii, Sayın Bakan olarak sizin göz yumma hakkınız da var; çünkü, biz sizi gayet iyi tanıyoruz; ama, Maliye bürokrasisini sizin bozmaya hakkınız yok Sayın Bakanım. Buna hakkınız yok.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kılıçdaroğlu.

Birgen Hanım, buyurun.

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim efendim.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, saygıdeğer bürokratlar, değerli arkadaşlarım, basının değerli temsilcileri; iki noktaya dikkatinizi çekerek konuşmama başlamak istiyorum.

Bugün burada Gelir İdaresi Başkanlığı, Kamu İhale Kurumu, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve gelir bütçesini inceliyoruz. Diğer bir deyişle, bugünkü konumuz çok önemli kuruluşları ve işlevleri içeriyor; ama, itiraf etmeliyiz ki ortada garip bir durum var. Kamu İhale Kurumu yasada öngörülen görevlerini yapamaz halde diye düşünüyorum, biraz önce değineceğim değişikliklerle pek çok icraat kendi kapsamı dışına çıkarıldığı için.

İhaleler açısından özelleştirmelerde izlenecek olan yöntem 4046 sayılı Yasa’nın 18’inci maddesinde yer almakta, ancak, gördüğüm kadarıyla İktidarın özelleştirmelerde herhangi bir kurula uyma endişesi yok. O nedenle de bu konuda ne zaman, ne yapılacağı ve nasıl yapılacağı büyük bir belirsizlik içerisinde; ama, belirli olan ve değişmeyen tek bir şey var, o da, ne pahasına olursa olsun özelleştirmenin sonuna kadar sürdürüleceğidir. Nitekim, bu, Sayın Bakanın sabahki açıklamalarında duyduğu heyecandan da rahatça görülmektedir.

Gelir bütçesine gelince, onu memnuniyetle tabii inceleyeceğiz. Ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş ve son dakikada, bu aşamada sunulmuş tasarılar var. Bunlardan mesela, örneğin Belediyecilik Yasası’nın nasıl etkileyeceği, belediyecilik geliriyle ilgili tasarının ekonomiyi nasıl etkileyeceği belirsizdir. Şimdi, gelir vergisiyle ilgili bir yasa dün sunuldu sanıyorum Türkiye Büyük Millet Meclisine. Onun ne olduğu açık değildir. Oysa, ben düşünüyorum ki, örneğin, bu tasarılar daha önce hazırlanmış olsaydı ve bugün hazır olarak önümüzde bulunsaydı, sanıyorum daha gerçekçi bir bütçe çalışması yapmak mümkün olabilirdi. Birtakım belirsizlikler içerisinde kalmazdık ve körlemesine bir tahminde bulunmak durumuna düşmezdik.  Ancak sanıyorum İktidar, özelleştirme konusunda daha önce kabul edilmiş olan yasa hükümlerini ve daha önce verilmiş olan sözleri unutarak özelleştirme gelirlerini Hazineye gelir olarak aktarmakta ve bunları bütçe açığı için kullanmakta mutluluk duyuyor ve bununla yetinebiliyor.

Dikkatinizi çekmek istediğim ikinci nokta şudur: Anayasa’nın 7’nci maddesi: “Yasama yetkisi Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir ve bu yetki devredilemez” demektedir. Ancak, 2005 yılı kesin hesap çalışmasından anladığım kadarıyla Maliye Bakanlığı 2005 yılı kesin hesabında 2 milyar yeni Türk lirası olan yedek ödeneği yüzde 265 oranında artırmış ve 7,3 milyar yeni Türk lirasına yükseltmiş ve bundan sonra da Maliye bütçesine 5,3 milyar yeni Türk lirası başka kuruluşlardan aktarma yapılmış, ama ne var ki, aynı yıl içerisinde bu aktarılan miktar 5,9 milyar yeni Türk lirası olarak çeşitli kuruluşlara tekrar gönderilmiş. Aynı kuruluşlara değil tabii, ama sonuç olarak Parlamentodan bütçe geçtikten sonra Maliye Bakanlığı kendi kararıyla bütçenin dağılımında bir değişiklik yapmış.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu aşamada tabii Türkiye Büyük Millet Meclisi devre dışı oluyor ve Parlamentonun siyasi iradesine de hiç önem verilmeden bu işlemler yapıldığı için ve Anayasa maddelerine de aykırı olduğu için bu durumu dikkatinize sunmak istedim. Herhâlde bir açıklaması olacaktır Sayın Bakanın. Anayasa’ya nasıl uydurduklarını söylerse tabii memnun olurum.

Sayın Bakan konuşmasının  başında 2002 yılında bütçe açığının 40 milyar yeni Türk lirası olduğunu ve bunun gayri  safi millî hasılanın yüzde 14,6’sını oluşturduğunu ve söz konusu oranın bugün yüzde 1’in altına düştüğünü belirtti ve bu durumu da bütçenin iyi idare edilmesine bağladı. Tabii bunu yaparken yalnız kayıtlardaki gecikmelerden, borçların ödenmemesinden, ertelenmesinden, özelleştirme gelirlerinde 2006 yılında kaydedilen büyük artıştan, olağanüstü artıştan ve her zaman aynı artışın tutturulamama olasılığından ve bu kadar büyük miktarın Hazineye kaydedilmesinden, 2002 ve 2006 yılları arasında cari açıkta kaydedilen büyük artıştan hiç söz etmedi.

Oysa değerli arkadaşlarım, topluma maliyeti açısından baktığınız zaman bütçe açığı ile cari açığın aynı sonucu toplum açısından yarattığını görürsünüz, çünkü her ikisi de borçları artırmaktadır ve dış borçları artırmaktadır. Türkiye açısından her iki açık dış borçları artırmayla sonuçlanmaktadır, ama yabancı ülkeler açısından ikisinin etkisi birbirinden çok farklıdır. Bütçe açığı arttığı zaman yabancılar alacaklarını tahsil etmekte güçlük olacağı için endişelenmektedirler.

Müthiş bir uğultu olduğunu biliyor musunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Arkadaşlar, uğultu çok geliyor bu tarafa doğru, onun için… Buradaki arkadaşlar da, burası da dinlerlerse faydası olur.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Sabahtan beri yoğun bir konuşma içinde Bakanlık yetkilileri de. Bu çalışmalarını bütçeden önce yapsalar  tabii çok iyi olur. Biz de konsantre olmuş oluruz. Onlar da belki bir iki noktaya dikkatleri çekilir, daha çok yararlanmış olurlar.

Şimdi, cari açığın artması yabancılar açısından mutluluk verici. Bütçe açığının artması  büyük tehlikeler içeriyor, çünkü, bütçe açığı arttığı zaman tabii ki, kendi alacaklarını tahsil etmeleri tehlikeye girebiliyor, ama cari açığın artması mutluluk verici, çünkü, cari açığın artması demek ithalatın ihracattan fazla artması ve dolayısıyla onların da daha fazla mal satmaları demektir. Bu bakımdan Türkiye’nin ithalatının artması, Türkiye’nin döviz harcamalarını artırdığı halde yabancıların döviz kazancı artıyor ithalat arttıkça. Bu bakımdan da onlar açısından bir sorun yok. Ama sanıyorum Türkiye’deki yetkililer ekonomideki gelişmeleri daha çok yabancıların bakış açısıyla değerlendirmeye alıştıkları için olacak IMF tarafından talep edilen yüzde 6,5 oranındaki faiz dışı fazlanın yerine getirilmesi noktasında büyük bir özen gösterdikleri halde ve bunu duyarlılıkla izleyip gerçekleştirmeye çalıştıkları halde cari açık sorununu bugün bile ciddi olarak öne sürmemektedirler. Oysa, 2003 yılında 22,1 milyar dolar olan dış ticaret açığının, 2006 yılında 50 milyar doları bulacağı ve 2003 yılında 8 milyar dolar olan cari açığın ise 2006 yılında 30 milyar doları aşacağı kesindir. Bu dönemde borç stoku ise 80 milyon dolar artmıştır ve bu artışın çoğu özel sektörün dış borcudur ama, ne olursa olsun bu da Türkiye’nin sorumluluğu altındadır. Dolayısıyla cari açığın artışının ciddiye alınmaması için hiçbir neden yoktur. Nitekim bütün olumlu yaklaşımlarına rağmen dış çevreler bu konuda ciddi bir kırılganlık olabileceği kanısına ulaştıkları için zaman zaman bu konuda uyarılarda da bulunmaktadırlar. Gerek bütçe sunuşunda gerek bugünkü konuşmasında Sayın Bakan vergilerin vasıtalı ve vasıtasız diye ayrılmasına yer vermedi. Belki çok eskiden beri kullanılan bir ayırım olduğu için ve bazı ek belgelerde yer aldığı için. Ama değerli arkadaşlarım, bu vergilerin oranları o kadar çarpık ve o kadar büyük boyutlara ulaşmış durumdaki toplum aleyhine. Buna  beklerdim ki, Sayın Bakan konuşmasında buna yer versin ve sadece yer vermekle kalmasın bunu düzeltmek için ne gibi politikalar önerdiklerini veya düşündüklerini de  belirtsin. Tabii biz uygulamaya bakınca, örneğin son kurumlar vergisi değişikliği gibi. Biraz önce Sayın Kılıçdaroğlu’nun vergiyle ilgili değişikliklerde belirttiği gibi tam ters yönde adımlar atıldığını görüyoruz ve o bakımdan da toplum açısından endişemiz daha da artıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Vergi gelirlerinin yüzde 70 oranının sınırlı gelirleri olan ezilen kesimlerden alınması sosyal devlet olma niteliğiyle bağdaşan bir davranış biçimi değildir. Hele de bu insanların en temel haklarından olan eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi kamu hizmetleri giderek daha paralı hale geliyorsa ve toplumun belirli kesimleriyle yabancılara çeşitli yöntemlerle cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçüde geniş rantlar sağlanabiliyorsa.

Değerli arkadaşlarım, bu iktidarın bir özelliği pek çok yasal değişiklik yapmış olmasıdır, ama kuşkusuz yasal değişiklikleri değerlendirirken sayısına değil içeriğine bakmak gerekir. Bu yapıldığında görülmektedir ki AKP iktidarı döneminde yapılan yasal değişikliklerin çoğu sağlık, sosyal güvenlik, millî eğitim ve yerel yönetimler alanlarındadır ve bu alanların ortak özelliği de en fazla ihale yapılan alanlar olmalarıdır. Hükûmet göreve gelir gelmez kamu ihale kurumundan şikâyet etmeye ve hemen de değişiklikler yapmaya başlamıştır. Önce karayolları ve belediye yatırımlarını İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarmak istemiş, tepkiyle karşılaşınca gerilemiştir biraz, ama bu girişimden de istekleri doğrultusunda önemli kazanımlar elde etmiştir. Örneğin KİT’lerin 30 trilyona kadar olan mal ve hizmet alımları ile enerji, telekomünikasyon sektöründe faaliyet gösteren KİT’ler İhale Yasası kapsamı dışında tutulmuştur. Ayrıca, idarenin kurduğu şirketlerin o idarenin ihalelerine katılması mümkün hale getirilmiştir. Yapılan değişikliklerde pazarlık usulü âdeta temel ihale usulü haline getirilmiştir, en azından bunun yolları açılmıştır. Vergi Kanunları açısından tam mükellef sayılan ve  yabancı kişiler tarafından kurulmuş olan şirketlerin ihalelere rahat katılımı garanti altına alınmıştır. 15 milyar yeni Türk lirasına kadar olan alımlar serbest hale getirilmiş ve 4964 sayıl Kanun ile Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun pek çok maddesi değiştirilmiştir. Başka değişiklikler de yapılmıştır, örneğin: Yıpranan Tarihî ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun’a konulan bir hükümle belediyelerin bu alandaki mal ve hizmet alımları ile yapım işleri 4734 sayılı İhale Kanunu’ndan muaf tutulmuştur. Ayrıca, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki işler de söz konusu Kanun’dan istisna edilmiştir. Yetmemiştir ama, 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu çerçevesinde yapılacak her türlü danışmanlık hizmeti alımı istisnalar  arasına katılmıştır.  Bunun dışında KÖYDES Kanunu gibi birçok yasayla da çeşitli istisnalar getirilmiştir.

Diğer bir deyişle, söz konusu değişiklikler bu İktidar döneminde getirilen değişikliklerdir ve bu değişikliklerde de Kamu İhale Kanunu büyük ölçüde işlevini yitirmiştir. O nedenle bugün burada kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması açısından büyük önem taşıyan bir kurumun bütçesini görüşürken eskisi kadar heyecan duyamıyorsak bunun haklı nedenleri vardır.

Şimdi, 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu kabul edildiğinde çok büyük eleştiriler oldu. Bu haklı eleştirileri bertaraf etmek için de büyük bir kampanya başlatıldı. O tarihteki Özelleştirme İdaresi Başkanının çok aktif olarak  katıldığı bir kampanya idi bu ve sonuç verdi. Sonuç vermesinin bir nedeni, işçi sendikalarının o tarihte özelleştirmeye karşı dik bir tutum sergileyememelerindendir. Bunun da bir nedeni, söz konusu sendikaların sorunu, sadece özelleştirilmesi söz konusu olan fabrikalarda çalışan birkaç yüz kişinin işlerini kaybetmesi olarak algılamaları ve bu açıdan değerlendirmeleridir. Özelleştirmenin hangi boyutlara ulaşacağını ve nelere yol açacağını tahmin etmemeleridir.

Bütçeye gelir sağlamak için kullanılmayacağı, yatırımları artıracağı, başta güneydoğu yöresi olmak üzere yatırımları artıracağı ve yeni iş alanlarının açılacağı sürekli olarak işlenmiştir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Az kaldı efendim.

…Özelleştirme Yasası’nı kabul ettirebilmek için  ve bu çabalar da tutmuştur ve bu argümanlar aslında bugün de kullanılmaktadır. Hatta bu tür yatırım gibi heyecan verici argümanlara bile gerek kalmamaktadır. Örneğin, sadece işlerini kaybetmeyeceği işçilere söylenildiği zaman veya bir başka işte sözleşmeli olarak çalışacakları söylendiği zaman       -bugün Sayın Bakanın da belirttiği gibi- işçiler olumlu bir yaklaşım sergilenmektedirler. En son örneklerden  bir tanesi de SEKA’dır. İktidar ve hararetli özelleştirme taraftarları sanıyorum bu yaklaşımdan büyük yarar sağlamaktadır ve bundan yararlanarak düşüncelerini aşılamakta ve kabul ettirmektedirler.

Sayın Bakan, özelleştirmeyle ilgili eleştirilere cevaben bazen özelleştirilen kuruluşların fiyatlarının düşüklüğü söz konusu olduğunda demiştir ki: “Bir malın fiyatı piyasada oluşan fiyattır.”  Hiç öyle doğru değil halbuki, kesinlikle değil. Serbest piyasa tam olarak işlese bile doğru değil. Neden? Çünkü değerli arkadaşlarım, bakın, gecekondusunu satan kişinin bile aklında şu fiyatın altına  düşerse satmam diye bir miktar vardır. Şimdi, düşünebiliyor musunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aklındaki piyasaya uymazsa ne olacak?

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Satamaz, satamaz, ama bir fiyat vardır, yani bunun altına inerse olamaz bu iş diye.

Şimdi, Hükûmetin en değerli arazileri, tesisleri satarken ortada ciddi çalışmalarda belirlenmiş olan ve aşağıya fiyat düştüğü zaman taviz verilmeyeceği konusunda karar belirtilen bir bedel olması lazımdır yok bahasına gitmemesi için ve karşı tarafın, alıcıların bu boşluktan yararlanmaması için. Bu yapılmadığı içindir ki özelleştirilen kuruluşlar kısa bir süre sonra çok daha yüksek fiyata başkalarına devredilebilmektedir veyahut da TÜPRAŞ olayında olduğu gibi belli bir oran satıldıktan sonra tamamı satıldığında örneğin, yüzde 14 satıldıktan sonra diğer geri kalanı satıldığında alıcı firmaya kısa bir süre içinde 752 milyon dolar bir kaynak bağışlandığı ortaya çıkabilmektedir.

Tabii ki, kalan kısmın satıldığındaki fiyatın da gerçek fiyat olmadığı belirsizdir, çünkü böyle bir ciddi değerlendirme yapılmadığı için. O nedenle özelleştirmeler için ciddi bir değer tespit edilmesi bence çok önemli bir unsurdur. Eğer, örneğin Uzan Grubu kendisi taahhüdünde, verdiği sözde durmuş olsaydı daha sonra 3,2 milyar dolar olarak belirlenen PETKİM 607 milyon dolara bu Gruba satılmış olacaktı. Satılan on beş tane fabrika, bir liman, bir baraj ve Türkiye piyasasının yüzde 40’ıdır. 605 milyon doların ne olduğunu herhâlde sizler, iş adamları özellikle benden daha iyi bilirler.

1994 yılında yürürlüğe giren 4046 sayılı Yasa da sekiz kez değiştirilmiştir ve bu değişikliklerin altı tanesi AKP döneminde yapılmıştır. Ayrıca, Hazine arazilerinin, ormanların, meraların, okul binalarının, hastanelerin, maden alanlarının satılması veya devredilmesi için çok sayıda yasa çıkarılmıştır. Üç yasa da yabancılara toprak satışıyla ilgili olarak çıkarılmıştır biliyorsunuz.

Özelleştirilen kuruluşlar, satılan veyahut da devredilen araziler bence tam bir talan örneği sergilemektedir. Bu tür satışlar, devirler ve hızla artan borçlar sonucunda gelecek kuşakların hakları gasp edilmektedir diye düşünüyorum. Her ne kadar siz gasp edilmektedir sözünü sevmiyorsanız da. Yapılanlar yasal değişikliğe uydurulmuş olabilir, fakat Sayın Bakanım kesinlikle etik değildir ve ben değişik kuruluşlar tarafından çeşitli adlar altında satılan veyahut da devredilen kamu malı olmaktan çıkartılan  binaların, tesislerin, arazilerin bir envanterini rica ediyorum eğer mümkünse.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Birgen Hanım’a teşekkür ederiz.

Sayın Ali Kemal Kumkumoğlu, buyurun efendim.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli arkadaşlarım, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu Maliye Bakanlığı bütçesi aslında AKP İktidarının beşinci bütçesi sayılır. Maliye Bakanlığı bütçesi aynı zamanda bugüne kadar görüştüğümüz bütün bütçelerin toplamı anlamına gelir. Dolayısıyla bütün bütçelerle ilgili ayrı ayrı yapmış olduğumuz değerlendirmeler bir yerde Maliye Bakanlığının bütçesinin de bir başka ifadesidir, bir başka anlamıdır.

Şimdi katılınılabilir, İktidar Partisi üyeleri katılmayabilir, ama muhalefet olarak bizim kanaatimiz ve bugüne kadarki değerlendirmelerimizden çıkan sonuç şudur ki: AKP İktidarının bu bütçesi de dâhil hazırlamış olduğu bütçeler, yani bu son  bütçesine kadar gelen bütün bütçeler ülkedeki yoksul ve açlık sınırı altında yaşayan insanların sayısını artırmaktadır. Bu bütçeler Türkiye’nin en kronik problemi olan işsizlik sorununu çözememektedir. İşsizlik oranı AKP iktidara geldiği günden bu yana artmıştır. Bu bütçeler adil, adaletli, kabul edilebilir bir vergi dağılımı sağlayamamıştır. İktidarın başlangıçta ortaya koymuş olduğu iddialar artık İktidarın bugün hiç sözünü etmediği iddialardır, çünkü, bugün başlangıçtakinden daha kötü bir vergi dağılımı söz konusudur; dolaylı vergilerin oranı AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana on puandan fazla artmıştır.

Bu bütçe sürekli cari açık yaratmaktadır. İktidara gelindiğinde 1,5 milyar dolar civarında olan cari açık, bu bütçenin uygulaması sonucunda 35 milyar doların üzerine çıkabileceği, içerisinde olduğumuz 2006 yılında da 33 milyar dolar civarında bir cari açığa sebep olacağı bilinmektedir. Bu bütçe şüphesiz geçmişten gelen birtakım birikimlerin de katkısıyla Türkiye’yi dünyada en yüksek reel faiz ödeyen ülke  durumuna getirmiştir bu bütçeler silsilesi.

Bu bütçelerle tarım çökertilmiştir, âdeta tarım gözden çıkarılmıştır. Hangi bakanlığın bütçesi görüşülürse görüşülsün eğer bir nebze  tarımla oranın bir küçük bağlantısı varsa tarımla, hayvancılıkla uğraşan bütün kesimlerin olağanüstü zorluk ve sıkıntı içerisinde olduğu her sözcü tarafından ifade edilmektedir ve gerçekten, bu bütçelerle AKP İktidarı tarımı âdeta  çökertmiştir.

Bu bütçeler sosyal devleti çökertmiştir. Sosyal devlet ilişkisi yerine fukara vatandaş sadaka devlet mantığını oturtmuştur. Bu anlayışla da vatandaş bu katkıyı doğrudan kendisine yapan kurumu dolayısıyla da bu kurumu yönettiği düşünülen siyasal iktidarın partisine bağlılık oradan bir siyasal yarar umut eden bir anlayışla bu ısrarla vurgulanmaya, uygulanmaya devam edilmiştir, ama sosyal devlet ortadan kalkmıştır. Bunun yerine fukara vatandaşa sadaka veren bir devlet konulmuştur.

Bu bütçeler olağanüstü biçimde yolsuzluk üretmiştir. Yani, her gün  belgeleriyle, bulgularıyla Meclis kürsüsünden AKP milletvekillerinden, AKP’li bakanlardan, AKP’li il başkanlarından, AKP’li ilçe başkanlarına kadar herkesle ilgili elimde insanların belge yazılmış dağıtılmış ihaleler, bilmen o ona neyi vermiş, öbürü ona şunu verecek, şurada şu kadar arazi var, arsa var, bu işi nasıl halledebilirize kadar varan bantlar vesaire biçiminde çıplak gözle de herkesin aslında günlük yaşamında rahatlıkla görebildiği olağanüstü bir yolsuzluk dönemi içerisine girilmiştir. Kaçakçılık, kayıtdışı olağanüstü düzeyde yükselmiştir. Artık, devletin kurumlarının başkanları kendi ilgili oldukları birimler hakkında geçmişle mukayese edilemeyecek ölçüde kayıp ve kaçakların olduğunu Meclis komisyonlarında ifade eder hale, ifade eder noktaya rakamlarla gelmiştir. Yani, o rakamları Türkiye’de o yetkili noktada bulunan kişiden daha iyi kimsenin bilebilmesi mümkün değil. Yani, şimdi Sayın Maliye Bakanı iki gün önce burada tütün ve alkol mamulleri kurumunun başındaki bulunan yetkilinin söylediklerine itiraz etse onun bir anlamı yoktur; çünkü, Sayın Bakanın o rakamları, o yetkili noktada bulunan başkandan daha iyi bilebilme imkânı yoktur ve bu durumda olan kişiler artık Meclis  kürsülerinden, Meclis komisyonlarından ülkedeki kayıp ve kaçağın hangi boyutlara, kaçakçılığın hangi boyutlara yükseldiğini, geçmişte neredeyse yüzde 50’lere varan düzeyde kayıtlı satışların azaldığını ifade edebilmektedir. Yani, iktidarınız döneminde hakkıyla, alın teri harcayarak hak ettiği alma adına çaba gösteren vatandaşlar mağdur olmuş, sizin dilinizden, lisanınızdan anlayan, sizin kurduğunuz bu düzene bir şekilde ayak uydurup ona bir tarafından, çarkının bir tarafından tutunabilenler ilerlemişler, onlara yürü ya kulum demiştir birileri.

Değerli arkadaşlarım, bunun için iktidarınızın birkaç aracı var. Bu söylediğim mekanizmanın işleyebilmesi için iktidarınızın birkaç aracı var; Bu araçlardan birisi, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonudur. Bu fonu tamamen bu amaçlar için kullanıyorsunuz.

kincisi, Toplu Konut İdaresidir.  Toplu Konut İdaresini Meclisin denetiminin dışına çıkararak, Sayıştayın denetiminin dışına çıkararak 10 katrilyonun üzerinde taahhüt işi yapma pozisyonuyla karşı karşıya olan kurumu Meclis denetiminin dışına çıkardınız, tamamen bu amaçlar için kullanıyorsunuz.

KÖYDES Projesi diye yeni bir şey ürettiniz, hizmet yapıyorsunuz, olabilir, ama onun denetimini Meclisin dışına çıkararak, KÖYDES Projesini de böyle ufak tefek incik boncuk sağa sola dağıtabileceğiniz, daha küçük düzeylerdeki birtakım yapılanmalar, yapılaşmalar size tutunmaya çalışan, sizin  çarklarınıza tutunmaya çalışanlar için kullanıyorsunuz ve en önemlilerinden bir tanesi de, şu anda bütçesini görüşmekte olduğumuz Özelleştirme İdaresidir. Özelleştirme İdaresinin bugüne kadar iktidarınız döneminde ortaya koymuş olduğu sayısız örnek idarenizin olağanüstü biçimde kötü kullanıldığını göstermektedir. Yani, altı önce 1,2 milyar dolara pazarladığınız şeyi sendika itiraz ettikten sonra 4,5 milyar dolara satabiliyorsunuz. İçerisinde yüzlerce konut, binlerce arazinin bulunduğu bir fabrikayı 1 milyon dolara verdiğiniz söyleniyor. İhale öncesinde söylediğiniz rakamlarla, ihaleden sonra verdiğiniz imar durumu arasındaki olağanüstü farklılıklar o ihaleyi alanlara milyarlarca dolarlık kazançlar sağlayabilecek boyutlara geliyor ve Özelleştirme İdaresini, bir taraftan devletin bugüne kadar var ettiği, oluşturduğu bütün birikimlerini âdeta talan eden bir anlayışla, yağmalayan bir anlayışla, bitsin, bir an önce bitirelim, buradan ne koparırsak, ne alırsak kârdır diyen son derece iptidai bir ideolojik yaklaşımla bu KİT’lere yaklaşırken, aynı zamanda bu KİT’ler üzerinden kendi çevrenize, sizinle yakın ilişki içerisinde olan çevrelere olağanüstü rantlar aktardınız ve bu noktada gerek kamuoyundan gerek muhalefet partilerinden gelen gerek kendi milletvekili arkadaşlarınızdan gelen tepkilerin hepsini görmezden geldiniz, itiraz edebildiğinize itiraz ettiniz, sizin içinizdeki arkadaşlarsa bunlar, onları partinizden attınız, ama bu olumsuzlukların üzerine bir tek defa bile gitmediniz.

Özelleştirmenin hukuki altyapısını sağlıklı bir çizgiye oturtabilmek için kılınızı kıpırdatmadınız. Adam çıktı oradan dedi ki: “Kuşadası olayı için yönetmelik yetmezse kanun çıkarırız.” Adamın söylediği şeyi yaptınız, yönetmelik yetmedi kanun çıkardınız, ama Özelleştirme İdaresinin hukuki bir altyapıya, herkesin kabullenebileceği, herkesin neye ne şartlar altında girdiğinin bilindiği ve sonuçlarının değişmeyeceğini gördüğü bir sağlıklı noktaya Özelleştirme İdaresini getirmediniz. Niye?

Değerli arkadaşlarım, geçen hafta Sayın Başbakanla Ürdün’e ziyarete gittik, gezdik dolaştık. Sanayi Bakanımız Sayın Ali Coşkun da ziyarette bizimle beraberdi. Bana “Nasıl buldun bu ülkeyi?” dedi. Dedim ki: Devlet henüz oturmamış, devlet zayıf. Güldü. Dedi ki: “Devlet olan yerde krallık olmaz.” Kralın, krallık adına kullandıkları gider devlete çarpar, geri döner, kralın inisiyatifi kırılır. O sebeple, devletin olduğu yerde krallık olmaz. Onun için burada devlet zayıftır. Devlet zayıf olacak ki kral güçlü olabilsin.”

Şimdi siz, hukuku bilerek zayıf tutuyorsunuz ki, siz güçlü olasınız, sizin eliniz güçlü olsun. Siz istediğiniz gibi yönlendirebilesiniz, yönetebilesiniz, dağıtabilesiniz, paylaştırabilesiniz. Bunca yasa değiştirdiniz. Neredeyse basmadık, el değmedik bir tek yasa kalmadı. Hepsini modernleştirelim, çağdaşlaştıralım, Avrupa Birliği standartlarına ulaştıralım. Bu özelleştirmeyle ilgili bir Avrupa Birliği standardı yok mudur Sayın Bakan? Yani, Avrupa Birliğinde yoksa, bizim bir düşünüp bunu bir çağdaş model haline dönüştürebilmek için bir gayret sarf etmemiz gerekmez mi? maalesef böyle bir gerek duyulmamıştır, çünkü, bu olanı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Bu alanı, bu söylediğim araçlardan en önemlilerinden birisi olarak kullanıyorsunuz ve hiçbir ayrım gözetmeksizin satıyorsunuz, satmaya devam edeceğinizi ilan ediyorsunuz. Bir Bakanınız “devlet bankalarının şu kadarından fazlasının satılmasına ben hiçbir şekilde rıza göstermem” diyor bu Komisyonda bir yıl önce. Bankacılığın başında bulunan Başkan ondan daha düşük bir rakam ilan ediyor. Dün burada ekonomiden sorumlu iki Bakanımız birlikteydi, birisi bankacılık sektöründeki yabancı satışlarının sınırsız olması gerektiğini söyledi. Öbürüne sorduk siz ne diyorsunuz diye. Bir yıl önce yüzde 20’nin üzerine kesinlikle çıkmamalı diyen arkadaşımız, maalesef, yüzü yerde “Bakanlar Kurulu karar aldı. Ben Bakanlar Kurulunun üyesiyim, başka bir şey söylemem” demek mecburiyetinde kaldı.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – “Kanunda sınır yok” dedi. Sınırsız olduğunu söylemedi.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Evet. Tutanaklar orada, bakarsın. “Bakanlar Kurulu karar aldı” dedi. Evet. Ben konuşuyorum, sen de bildiğin bir şey varsa çıkar konuşursun.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, 2007 yılında Türkiye Demir Çelik İşletmeleri, Türkiye Denizcilik İşletmeleri, Tekel, PETKİM, Türk Hava Yolları, Karadeniz Bakır İşletmeleri, Halk Bankası, Mardin Mazı Dağı Fosfat Tesisleri, Sümer Holding, TEDAŞ’a ait dağıtım hisseleri, Karayollarının Zincirlikuyu arsaları satış için hazırlanıyor. 2006’da da hazırlıkları tamamlanmış Başak Sigorta, Tekelin ikiz kuleleri, Büyük Ankara, Büyük Efes Otelleri, Kızılay Emek İşhanı, İzmir Limanı, Bor, Ereğli, Ilgın, Kayseri Şeker Fabrikaları, Başkent Sakarya, İstanbul Anadolu Yakası Elektrik dağıtım işleri vesaire. Yani, satmak marifetmiş gibi, biz de hep yatmak marifet diye bilinir. Ne yaptın diye sorarlar adama? Yaptığı bir şey varsa, aferin derler. Hiç siz “ne sattın” diye bir şey duydunuz mu arkadaşlar? İnsan ürettiğini satarsa bir anlamı var. Siz, başkalarının ürettiklerini satarak, onu satmakla övünüyorsunuz. Biz de böyle bir övünme biçimi yok. Ne o sizin söylediğiniz muhafazakarlıkta var, ne Anadolu geleneğinde var, ne tüccar siyasette var, ne esnaf siyasette var, ne bunlar iki koyun gütmeyi bilmezlerde var, hiçbir şeyde, böyle bir şey yok. Yapana önem verirler bizde, başkalarının yaptığını satıp yiyene değil, satıp tüketene değil.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Özelleştirmede…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Evet, Sayın Bakan cevap verirsiniz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Üretip satıyoruz, ihracat rakamları…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Şimdi, şöyle bir araştırma yapıldı mı acaba: Bir sürü şeyi özelleştirdik. Vergiden, katma değerden, işçilerin aldığı ücretten, sosyal kurumlarımıza ödedikleri primlere kadar, özelleştirmeden önce bu sattığımız kurumların yarattığı katma değer neydi? Bugün bu kurumların yarattığı katma değer nedir?

Dün, sadece Tekel rakı konusunda, sadece Tekel rakısı konusunda Başkanın burada söylediği rakamlardan sadece rakı… Şarap, viski, sigara vesaire yok, sadece rakı konusunda ortaya çıkan vergi kaybı, 1 katrilyon lira. 1 katrilyon…

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Siz mi hesap ettiniz?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Evet, ben hesap ettim, beraber de hesap edebiliriz.

Şimdi, değerli arkadaşlarım bakın işler nasıl yürüyor: Şimdi, ben, Sayın Başkana burada birkaç şey sormak istiyorum.

Sayın Başkan, bakar mısınız lütfen?

ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANI – Bana mı?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Evet efendim, size. Şimdi, vatandaş sizden birtakım yerleri alıyor, sizden aldıktan sonra gidip, hemen imar durumunu değiştiriyor. Bir yerin imar durumunu değiştirmenin, o yere katacağı rant nedir? İmar durumunu değiştiriyor, yani, siz adama… Mesela, şimdi ben siz bir örnek veriyorum: Kurtköy toplu konut bölgesinde daha önce gündeme getirdiğim bir soruyu soruyorum. Kurtköy toplu konut bölgesinde…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Başkan bir bakar mısınız falan olmaz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Bir örnek veriyorum burada. Yani, doğrudan sizinle ilgili olmayabilir, bir özelleştirme modeli. Kurtköy toplu konut bölgesinde 43 bin metre kare, 43 dönüm, havaalanına cephesi olan, daha önce o toplu konut alanını yönetim alanı diye ilan edilmiş olan bir bölümü özelleştirilmek üzere ihaleye çıkarıldı.

Şimdi, sizce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, toparlıyorsunuz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Sizce, imar durumu yönetim alanı olan 43 dönüm bir yere kim para verir? Yani, kim para verir ve orayı ne yapar? Siz veya sizin ilgili olduğunuz bir kurum orayı yönetim olarak hangi sebeple ihale çıkarıyor özelleştirmek için?

İhaleye çıkıyor, geliyor delinin biri 3 trilyon lira veriyor buraya. Aradan bir yıl geçiyor değerli arkadaşlarım, buranın imar durumunu ticaret artı konuta dönüştürüyor. İçinde belediye var, bir milletvekilinin içerisinde olduğu söyleniyor. Şimdi, 3 trilyon liraya aldığı yer için, sadece yapmış olduğu bir imar değişikliğinden sonra vatandaşa 20 milyon euro istiyor. Değerli arkadaşlar, bu nasıl bir şey ya? Yani, bunu siz nasıl vicdanınıza, insafınıza sığdırıyorsunuz? Ne yapacağız başka? Soru önergesi verdik bunu engelleyin diye. Burada kamunun bir kaybı var. Hiçbir şey olmadı, gitti, Büyükşehir imzaladı. Burada milletvekili arkadaşlarımız: “Aman nedir ver bize verelim.”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu İmar Müdürlüğü, yani, resmî kurum olarak imar müdürlüğü…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Nerede değiştirmişiz biz ya? Özelleştirme olarak biz…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Müsaade edersen Sayın Bakan, bütün örneklerini size de veririm.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Belgesi mi var?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Tamam vereceğim, vereceğim. Her şey var bende.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Somut belge…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Şimdi, müsaade eder misiniz arkadaşlar, bir dakika şimdi. Yani…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Belge, somut belge…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, burada soru önergesi var, somut belgeleri de ben de var. Hiç yani…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Özelleştirme İdaresiyle mi ilgili?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Efendim, şimdi, şu anda…

BAŞKAN – Toparlayalım efendim.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan bitiriyorum. Bütün belgeleri de size getireceğim.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Dedikodu üzerine siyaset!

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Ne dedikodusu be!

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Dedikodu olur mu?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – İsmini de söyleyeyim istiyorsun?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Bu kadar işi kim yaptı? Sıradan vatandaş bu kadar işi yapabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu siz tamamlayın, vereceğiniz belgeleri verin.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım, bunu devletin bir kurumu yaptı. Doğrudan Özelleştirme İdaresi olmayabilir, bir yanı olur, ama, bunun devletin bir kurumu yaptı. Getireceğim belgelerini, siz dersiniz ki, bu Maliye Bakanlığını ilgilendiren değil, Hazineden sorumlu veya ne bileyim falanca bakanla ilgilidir, ama, ben bir milletvekili olarak daha bu iş olmadan bu konuyu gündeme getirdim, soru önergesi yaptım, buradaki değişimin ne anlama geldiğini söyledim ve iki ay geçti soru önergeme cevap almadım, büyükşehirden imzalandı çıktı. Adam 3 trilyona aldığı yeri, şimdi 20 milyon euroya satıyor. Yazık, günah değil mi? Siz, böyle örnekleriniz yok mu? Yani, siz bir yeri satmadan…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Yok.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Müsaade eder misiniz Sayın Bakan.

Siz bir yeri satmadan, her yerin imar durumunu olabilecek en üst düzeye çıkarıp, öyle mi satıyorsunuz? Hayır, siz de aynı şeyleri yapıyorsunuz.

Kuşadası’nda imar durumu ne zaman değişti?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım. Bir dakikanızı rica edeceğim.

Kuşadası’nda imar durumu ne zaman değişti? Niye bu yerleri satmadan önce… Madem satıyorsunuz… Biz karşıyız, siz diyorsunuz “satacağız. Olabilir, bu bir tercihtir, ama, niye satmadan önce siz kamu olarak gitseniz, belediyede sıradan vatandaşın yaptığı işi “biz burayı özelleştireceğiz Sayın Başkan, uygun görürseniz, buraya uygun bir imar durumu getirelim, buradan devletimiz daha fazla para kazansa” deseniz, o vatandaşın rüşvetiyle yaptığı işi, sizin bu söyleminizle yapmazlar mı? Niye yapmıyorsunuz bunu? Çünkü, buradan kaynak aktaracaksınız. Çünkü, buraları zengin olmanın, zengin etmenin aracı, organı olarak kullanıyorsunuz.

Evet. Umarım, bunca gergin, bunca haklılığa dayalı söylemler, iktidarınızın son yılında sizin için küçük de olsa bir uyarı olur.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bütün belgelerini size getireceğim Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Açıkalın…

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, teşekkür ederim, hepinizi saygıyla selamlarım.

Birinci olarak, cari açığın düşük gösterilmesi maksadıyla, bu yıl içinde gerçekleşmiş birtakım giderlerin önümüzdeki yıl bütçesine kaydırıldığı tarzında bir bütçeye tenkit yapıldı. Bilindiği üzere, Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi, tahakkuk esaslı bütçe uygulamasına geçtiğimizden beri esasen, prensip itibariyle ve teknik olarak bu tür uygulama mümkün değil, tahakkuk esası bütçelemede, giderlerin herhangi bir şekilde, yılı aşacak şekilde sirayet ettirilmesi mümkün değil.

İkinci olarak, TOKİ şu anda Meclisin denetime tabi. KİT Komisyonu denetliyor.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – TOKİ, o değil... Ha, KİT Komisyonu…

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Devamla) – KİT Komisyonu tabii Meclis adına yapıyor bu denetimini biliyorsunuz. Sayıştayın denetimine tabi değil, ama, KİT Komisyonunu denetimine tabi TOKİ İdaresi. Tabii, başka şeyler konuşulabilir, ama, bu denetime tabi şu anda bilindiği üzere.

Şimdi, bir önerim veya bir düşüncemi arz etmek istiyorum. Bilindiği üzere, bütçenin en büyük kara delikleri daha önce KİT’lerdi, KİT açıklarıydı ve SSK, sosyal güvenlik sisteminin açıklarıydı. Tabii, kamu iktisadi teşebbüslerinin önemli kısmının özelleştirilmiş olması ve mevcutların da rantabl işletiliyor olması muvacehesinde, KİT açıkları bütçeden finanse edilme imkânında artık yararlanamıyor. Dolayısıyla, önümüzde en önemli bütçeden finanse edilen açıklar, sosyal güvenlik kurumlarının açıkları. Burada, tabii sosyal güvenlik sisteminin prim tahsilatında başarısız olmasının… Bu tabii herhangi bir dönemi itham eder tarzda değil, sistemin doğru kurulmamış olması veya sistemin başarıyla yürütülememiş olmasının önemli bir sebep teşkil ettiğini düşünüyorum. Burada, ben, sosyal güvenlik sisteminin prim tahsilatlarının Maliye Bakanlığı tarafında yapılmasını öneriyorum. Muhtasar beyannamelere yapılacak bir eklemeyle, aslında bir otokontrol sistemi de temin etmek suretiyle, hem gelir vergisi stopajlarını ve çalışılan işçiler bakımından SSK primlerini, hatta BAĞ-KUR primlerinin dahi, Maliye Bakanlığı tarafından tahsil edilebilir, çünkü, bunun mükellefleri, bir taraftan da Maliye Bakanlığı açısında gelir vergisi mükellefi. Bu tahsilatta önemli bir başarı kaydeder diye düşünüyorum.

Bilindiği üzere hâlen sosyal güvenlik sisteminin ilçelerde mesela tahsilat üniteleri yok. Gerçi şu andaki teknoloji artık bankacılık sistemini önemli ölçüde devreye sokmuş addedilebilir, ama, bunun bu şekilde düzenlenmesinin, yani, SSK primlerinin artık Maliye Bakanlığınca tahsil edilir hale getirilmesinin bu primlerin tahsilatında etkili bir yöntem ve usul kazandıracağını düşünüyorum. Esasen sosyal güvenlik sistemi açıklarının tabii bütçeden finanse ediliyor olması, zaten bir yerde sosyal güvenlik sisteminin primlerinin de zımnen Maliyece tahsil ediliyor anlamına gelir.

Diğer bir konu, kamu ihaleleri, toplam gayrisafi millî hasılanın yüzde 10’na baliğ olmuş. Gerçekten önemli bir rakam. Baktığımızda yıl itibariyle 22 milyar yeni Türk lirası cinsinden ihale, Kamu İhale Kurumunun denetime geliyor. İşte, bunun önemli kısmını yapım ihaleleri, yapım işleri alıyor, 10 milyar YTL. Sonra, mal satın almaları geliyor 8 milyar YTL’yle. Daha sonra da hizmet satın almaları geliyor. Bunlar tabii yüzlerce, binlerce, kamu kurumları tarafından gerçekleştiriliyor bu ihaleler. Burada tabii askerî satın almalar var mı bu rakamlar içerisinde, onu bilemiyorum. O konuda Sayın Kurum Başkanı açıklama yaparsa memnun olurum.

Burada söylemek istediğim, bir Devlet Malzeme Ofisimiz var bir merkezî satın alma birimi olarak hâlen varlığını sürdürüyor. Daha önceki bütçe konuşmamda da ben bu önerimi arz etmiştim. Aslında bunun artık bir fonksiyonu kalmamıştır. Biraz önce verdiğim rakamlar muvacehesinde zaten kamu alımları binlerce idare tarafından gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla, bu Devlet Malzeme Ofisinin de artık varlığına bir son vermek icap eder. Bunun elinde de bilindiği üzere önemli gayrimenkuller var. Sayın Bakanım, diğer kurumların arsalarına, arazilerini değerlendiriyorsunuz, aslında, Devlet Malzeme Ofisinin de önemli kıymetli arsaları var. Şu anda atıl durumda, imarları bile…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Onu değerlendiririz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Bakan bize hiç değerlendiriyoruz demiyordu.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Hâlihazırda değerlendirmek olduğumuz bir konu.

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Sayın Bakan, gözünüzden kaçan arazi var mı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Vardır. Ona da siz bakın, bana söyleyin. Seçim bölgenizde falan…

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Devamla) – Tabii, merkezî yapımlarından kamu kurumlarının kurtulmuş olması, gerçekten önemli bir kalite getirmiştir. Biliyorsunuz, Yapı İşleri bugüne kadar bütün kamu binalarını yapmaktaydı, ancak, bundan böyle, mesela adliye binaları Adalet Bakanlığı tarafından yapılıyor. Geçen gün resimlerini gördük. Aynı şekilde okul binaları, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından gerçekleştiriliyor. Burada, bugüne kadar yaşamadığımız tarzda değişik projeler, kaliteli projeler görmekteyiz.

Esasen benim de baştan beri fikrim, bütün kamu binalarının ilgili kuruluş tarafından yapılmasıydı. Aynı şekilde, mal, hizmet satın almalarında da bu merkezî sisteme son vermenin yararlı olduğunu düşünüyorum.

Diğer bir husus, verilen bilgiler muvacehesinde Hazinenin ihtilafları, yıllık ihtilaf veya stok ihtilaf miktarı 6,8 milyar YTL gözüküyor. Bu 500 bin davaya tekabül ediyor, bu ne kadar bir hazine avukatıyla yürütülüyor bu dava bilemiyorum, ama, herhâlde, avukat başına önemli miktarda dava düşüyor. Burada, Hazine lehine sonuçlanan davalarda önemli ölçüde artışlar olmuş. Tabii, bu 6,8 milyar YTL’lik stok ihtilaf tamamen alacak mı? Yoksa, ödeme mi onu bilemiyoruz. Alacak olduğunu varsayarsak, bir defa bunun 166 mertebesinde lehine neticelenme gerçekleştiğine göre, bütçede herhangi bir ödene konuyor mu? Yani, bu şu kadar ihtilafımız var, bunun şu kadarının bu yıl içerisinde lehimize gerçekleşmesi… Çünkü, rakam önemli, 6,8, 7 milyar YTL’lik bir rakam. Bütçede herhangi bir öngörü var mı bunun için, bunu bir öğrenmek istiyorum.

İkinci olarak da, birçok kamu kurumu, özellikle kamu bankaları ihtilaflı alacaklarının artık özel hukuk kişi veya büroları tarafından tahsilinde önemli bir mesafe kaydetti. Tabii, Hazinenin kritik davaları var önemli miktarlara baliğ olan, hassas davaları var, onları kastetmiyorum, ama, rutin davalarını, önemli rakamlara ulaşmayan veya kritik olmayan davalarında özel hukuk hizmetinden hizmet satın almak suretiyle yararlanmayı düşünür mü?

Diğer bir konu, bilindiği üzere çok kısa bir zaman önce teknoloji bölgeleriyle ilgili olarak bir teşvik çıkardık. Burada bu teşvikten yararlanmayı belli ölçüde üniversite çatısı altında kurulacak teknoloji bölgelerine inhisar ettirdik. Buradaki tabii amaç, bir yerde, üniversitedeki teknoloji birikiminden istifade etmekti, ancak, bunun tabii bir bölgeye, fiziki bir mekana hapsedilmiş olması, yasadan beklenen neticeyi belli ölçüde kısıtlamış oldu. Esasen fiziki mekana en az bağlı olan bir alanda biz hadiseyi bir fiziki mekanla sınırlandırdık. Bugünlerde zannediyorum Teknoloji Bölgeleri Teşvik Yasası’nda bir değişiklik düşünülüyor. Benim Sayın Bakandan ve Bakanlıktan ricam bu teknoloji bölgeleriyle ilgili teşvik yasasındaki değişiklik yapılırken, teşvikin sadece üniversite kampusları alanında yapılmış binalar çerçevesinde cereyan eden hizmetler değil, tamamen hangi bünyede olursa olsun, çünkü, biz burada bir mekanı teşvik etmiyoruz, biz hizmeti teşvik ediyoruz, bir sektörü teşvik ediyoruz, dolayısıyla birtakım bu alanda hizmet veren kuruluşlara illa üniversite bünyesine kiralamaya, burada kötü kullanımlar da var, pahalı kiralamalar bilindiği üzere, doğru şekilde bunun sektöre verilmesi, bu hizmeti kendi bünyesinde de yapabilir. Bir de kaynak israfı var. Bunu, Sayın Bakanım, dikkatinize arz etmek istedim.

Bu kayıt dışı oranları verildi. Acaba hangi usulle hesaplama yapılıyor Sayın Bakanım? Gayet tabii kayıt dışıyla mücadelede geçmiş bütün hükümetlerin, bütün idarelerin katkısı var tabii. Bu ne kadardı, bunu hesap etmek… Konuşma metninde bunun hangi dönemde 33’ten 25’e indiği ve hangi usulle bu kayıt dışı ekonomi hesaplaması hangi metotla yapıldı -işte, bilinen birtakım metotlar var- o konuda bir açıklama olursa, memnun oluruz.

Son olarak, Sayın Başkan, ihaleye ilişkin şikâyetlerde süre kaybı dile getirildi. Doğrudur. Müteahhitler veya belli insanlar maalesef ihaleye iki zarfla gelirler, biri teklif zarfıdır, öbürü de ihaleyi kaybettiği zamanki verdiği şikâyet zarfıdır. Burada süre kaybetmemek veya bu tür suiistimallere engel olmak amacıyla belli sayıda şikâyeti alışkanlık haline getiren ve haksız şikâyet yapın iştirakçinin bir şekilde müeyyidelendirilmesi, cezalandırılması veya bir sicil tutulması ihaleye iştiraklerde usul edinildiği takdirde, en azından haksız şikâyetler sebebiyle… Tabii, şikâyetin gecikmesi aynı şekilde kamunun da zararına sadece tarafların hukuku söz konusu değil burada, hizmet ve mal satın almalarının gecikmiş olmasında kamunun da kaybı dikkate alındığı takdirde, bu tür bir müeyyidenin veya yeni bir sistem, haksız şikâyete sebebiyet verenlerin cezalandırılacağına ilişkin bir şekliyle, burada sürati temin eder diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, oturuma yirmi dakika ara veriyoruz.

                                                                                                                                             Kapanma Saati: 16.50

                                                                      ÜÇÜNCÜ OTURUM

                                                          Açılma Saati: 17.30

                                                      BAŞKAN : Sait AÇBA (Afyonkarahisar)

                                    BAŞKAN VEKİLİ : Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

                                                          SÖZCÜ : Sabahattin YILDIZ (Muş)

                                                        KÂTİP : Mehmet SEKMEN (İstanbul)

                                                                                -----0-----

BAŞKAN – Komisyonumuzun değerli üyeleri, Sayın Bakan, 24’üncü Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın Özcan…

Bir dakika Sayın Özcan, Sayın Kumkumoğlu’nun kısa bir açıklaması var, onu alalım.

Buyurun Sayın Kumkumoğlu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önceki sunuşumda yer verdiğim arazi satışıyla ilgili kurumu, Özelleştirme İdaresi Başkanının dikkatini çekerek, satıcı kurum Özelleştirme İdarisiymiş gibi anlaşıldı. Satıcı kurum Özelleştirme İdaresi değil. O kurtardı da Sayın Bakanım, sen kurtaramadın, Millî Emlak.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Şeylerini bir getir bakalım.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Tamam.

BAŞKAN – Sayın Özcan, buyurun.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Değerli Bakanım, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maliye Bakanlığımızın bütçesiyle ilgili olarak, Sayın Bakanın sunuşundan başlayarak bir iki noktaya temas etmek istiyorum. 2002 yılındaki bütçe açığının bugünkü durumuna baktığımızda, yani, millî gelirin yüzde 14,6’sının bugün yüzde 1’in çok altında olduğunu görmemek aslında bizi çok yanlış yerlere götürür. Yani, bir bütçe açığının bu kadar denk getirilecek hale getirilmesi, aslında bence çok büyük bir başarı olarak kabul etmek gerekir ve bunu yaparken de aslında hem bir borç yükü altında olan bütçenin hem de bütün sosyal harcamaların kısıntıya gitmeden, hatta artarak devam ettiği bir dönemde olmuştur.

Şimdi, sağlık harcamaları, 2002’de 13,1 katrilyonken, TL olarak söylersek, 2006’da 29,6 katrilyon olmuştur. Bunun millî gelir içindeki oranına baktığımızda, yüzde 4,7’den yüzde 5,3’e çıkmıştır. Yine sosyal koruma anlamında baktığımızda, 22 katrilyon olan toplam gider, 2002’de, bugün 54,5 katrilyona çıkmıştır. Bunu da yüzde olarak dersek, gayrisafi millî hâsıla içerisindeki oranı, yüzde 7,9’dan yüzde 9,7’ye ulaşmıştır. Bunun dışında, Türkiye’de, hem emekli kesimde hem çalışan kesimde hem emekli maaşı yönünden hem aktif maaş yönünden, hiç kimse enflasyonun altında maaş almamış, aksine bunun üzerinde almıştır. Dolayısıyla, hem sosyal koruma açısından hem de çalışanlarımız açısından herhangi bir kısıntıya meydan vermeden ilk defa iki yakasını bir araya gelen bir bütçe haline gelmiştir.

Yine Sayın Bakanın konuşmasında, bu borç yükünün azaltılması politikasının bir diğer önemli sonucu da düşen kamu tasarruf açığı nedeniyle özel sektörün yatırım imkânlarının artırılmasıdır. Gerçekten de bu böyle olmuştur. Özel sektör, düzelen makroekonomik göstergeler dolayısıyla, ilk defa, 2002 ile 2006 arasına baktığımızda, yüzde 209 civarında bir sabit sermaye yatırımında artış meydana gelmiştir. Bu, oldukça yüksek bir artıştır. Sabit fiyatla baktığımızda, yüzde 145 civarında bir artıştır ki, bu da 2,5 kata yakın bir artışı ifade etmektedir. Bu durum aslında Türkiye’de, demin arkadaşlarımız da ifade ettiler, sanki istihdam yaratmamış gibi bir ifadede bulundular. Aslında bu durum gerçekten istihdam yaratmıştır. 2004 yılında, Türkiye’de yüzde 3 civarında bir istihdam artışı olmuştur. Bu, Avrupa’da, İspanya’dan sonra en çok istihdam artışı olan bir durum yaratmıştır. 2005’e baktığımızda, yine Avrupa’da ilk üç arasında giren, istihdam artışında, eğer kayıt dışı olarak çalışan ücretsiz aile işçilerinin ücretli hale geldiğini varsayarsak, yüzde 5 civarında bir artış olmuştur. Ama, genelde 1,2 civarında bir artışa tekabül etmektedir. Dolayısıyla, bu özel sektör yatırımları, aslında istihdama da yansımıştır.

Burada, arkadaşlarımızın çok üzerinde durduğu yolsuzluk konusuna da kısaca değinmek istiyorum. Yani, bu ekonomi acaba yolsuzluk üretmiş midir, üretmemiş midir? Türkiye, 2002-2006 yılları arası yolsuzluk algılaması endeksine göre, bu Uluslararası Saydamlık Örgütünün yaptığı bir düzenlemedir. 2002’de, 102 ülke arasında 64’üncü sıradaymış yolsuzluk algılaması bakımından. 2006’ya geldiğimizde, 163 ülke arasında ki, yani, yüzde 50 civarında ülke sayısı artmış, onu rağmen, 64’ten 60’ıncı sıraya inmiştir. Değerlendirme, 3,2’den 3,8’e çıkmıştır. Şimdi, buna baktığımızda, Türkiye’de yolsuzlukların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

Eğer bu yolsuzluk algılama endeksine baktığımızda, kimse Türkiye’de yolsuzlukların arttığını söyleyemez. Evet, 2003’te 133 ülke arasında 77’nci, 2004’te de 70’inci sırada gözüküyor, ama, bunun herhalde en büyük sebebi, yine bizim dönemimizde ortaya çıkan, yani, daha doğrusu ortaya çıkartılan Uzan grubunun yolsuzluğudur diyelim. Dolayısıyla, o da bu sıralamada bizi kötü durumda göstermiştir ki, bizim dönemimizde değil, daha önceki dönemde olan bir hadisedir. Buna baktığımızda aslında Türkiye’de yolsuzlukların arttığını söylemek mümkün değildir. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin de arttığını söylemek mümkün değildir. Çünkü, hiçbir resmî veri bunu doğrulamıyor. Aksine, dilimlere baktığımızda, yoksulluğun daha azaldığını ve adaletin yaygınlaştığını görmek mümkündür.

Ben, bu düşüncelerle, tekrar, Maliye Bakanlığımızın bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özakcan.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli arkadaşlarım, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanımız, 19 Ekim bütçe sunuşundaki kitapçıkta da yer aldığı şekliyle, bu bütçe, 2007 bütçesine kasıtla, “Bu bütçe, istikrarın devamı, güvenilirliğin artırılması ve Türkiye’nin kalkınması için hazırlanmış bir bütçedir. Bu bütçe, milletimizin refah düzeyinin daha da artırılması anlayışı üzerine hazırlanmış bir bütçedir.” diyerek başlamışlardı.

Geçtiğimiz aylarda, Sayın Başbakan, “satın alma gücü düştü diyen varsa, bize oy vermesin” diyerek bir açıklamada bulunmuşlardı. Refahın ve satın alma gücünün artmadığı görülüyor değerli arkadaşlarım. Ben, özellikle değerli arkadaşlarım, bakınız, AKP’ye oy vermeyecekler nasıl çoğalmış, bunu, Türkiye İstatistik Kurumunun ve Merkez Bankasının birlikte yaptığı bir anket sonucundaki grafikle sizlere arz etmek istiyorum. Bu grafiğe, Türkiye İstatistik Kurumunun web sitelerinden de ulaşmanız mümkün. Aralık 2003, Eylül 2004, Eylül 2005 ve Eylül 2006 tarihlerinde yapılan bir anket sonucu. Bu tarihlerde soruluyor, altı ay öncesine göre satın alma gücü kişinin, 2003 Aralığında 27,7, 2004 Eylülünde 29,9, Eylül 2005’te 36,5, Eylül 2006’da 43,4. Sürekli, dört yıllık iktidar döneminde artan bir satın alma gücünün gerilemesi yaşanıyor ve söz konusu. Sayın Başbakanımız da diyor ki, “satın alma gücüm düştü diyen varsa, bize oy vermesin.” Şimdi, bu tabloya, bu grafiğe baktığımız zaman, oy vermeyeceklerin hangi noktaya gelmiş olduğunu da görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bugün görüşmekte olduğumuz bütçelerimizin içerisinde, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da var. Yapılan bütün özelleştirmeler, haksız rekabetin yaratıldığı, haksızlığın, hukuksuzluğun var olduğu ve yurttaşlarımızın içine sinmeyen ihaleler olarak gerçekleşmiştir. Yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirilecek Egeport’un 2003’teki ihalesini, önce yerel girişimcilerin oluşturduğu Limaş, 40 milyon dolara kazanmış. Ancak, para zamanında ödenemediği için, satış iptal edilerek 27 milyon dolarlık teklifiyle ihalede ikinci sırada olan Global-Ofer ortaklığına ihale verilmiştir. Egeport’u alan Ofer-Global Menkul Değerler AŞ sahibi Kutman ortaklığı, kıyılardan herkesin eşit ve serbest yararlanma hakkını düzenleyen, Anayasa’nın kıyılara ilişkin 43’üncü maddesi ve Kıyı Yasası’nın 5’inci maddesine aykırı olarak kıyıya, denize dolgu yaparak yer kazanmak ve liman içine ticari amaçlı inşa faaliyetlerinde bulunmak suretiyle istediği imara uygun yapılaşmayı gerçekleştirmiştir. AKP İktidarı, bu ikiliye 30/3/2004 tarih ve 25418 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Kıyı Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te değişiklik yapmak suretiyle, gerekli katkıyı sağlamıştır. Ancak, söz konusu yönetmelik, Danıştay 6. Dairesi, esas numarası 2004/3060, Anayasa ve Kıyı Yasası’na aykırı olduğu ve yönetmelik değişikliğinde hukuka uyarlılık bulunmadığı gerekçesiyle, 5/10/2004 tarihinde yürütmeyi durdurmuştur. Yönetmeliğin Danıştayda davasının görüşüldüğü sıralarda, yönetmelik değişikliğinin mahkemelerce iptal edilmesi olasılığı hatırlatılınca, Ofer’in ortağı Kutman, az önce, Sayın Kumkumoğlu da söylediler, hem de kaymakam ve belediye başkanının önünde, Kuşadası’nda, kamuoyunun, halkın önünde, televizyon kameralarının önünde “yönetmelik iptal edilirse kanun çıkartırız” demek suretiyle, AKP İktidarının kendisine verdiği güvenceyi kamuoyuna açıklamıştır. AKP İktidarı, Ofer’in ortağı kişinin kamuoyuna beyan etmiş olduğu, yönetmeliğin yasaya dönüştürülmesi talebini, 3/7/2005 tarihinde yerine getirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız yargısını meydan okurcasına hukuka aykırı bulunan yönetmeliği, virgülüne bile dokunulmadan, 5398 sayılı Yasa’nın 5’inci maddesiyle yasa maddesine dönüştürmüştür. Bu durum, hukuk devletinde rantın hukuka karşı bir zaferinin tescili olarak cumhuriyet tarihimizde de yerini almıştır.

Değerli arkadaşlarım, yasa dışı yapılmış bir imar tadilatına ve yapılaşmaya uygun yasa çıkartılarak yapılan usulsüzlüğe, yasa dışılığa, maalesef, İktidarınız tarafından meşruiyet kazandırılmıştır. Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca, aynı şekilde, Kuşadası Fransız Tatil Köyü aynı şirkete ihale edilmiş, ihaleden sonra yapılan imar tadilatıyla hesapsız rant sağlanmış, dolayısıyla, ihalede haksız rekabet oluşturulmuştur. Hangi ihaleye baksak, hangi özelleştirmeye baksak, bugüne kadar yapılan, benzeri olayların, haksızlıkların, hukuksuzlukların, yurttaşlarımızın içine sinmeyen uygulamaların yaşandığını, yapıldığını görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanımız, bugünkü sunuşları içerisinde, önümüzdeki dönemde Türkiye Şeker Fabrikaları, portföy grupları, TEDAŞ’a ait dağıtım bölgeleri, Sümer Holding vesairenin de özelleştirme kapsamı ve çalışmaları içerisinde olduğunu ifade ettiler. Tabii, TEDAŞ’la ilgili özelleştirme çalışmaları, önümüzdeki dönem değil şu an başlamış durumda. Bundan bir ay kadar önce, TEDAŞ’la ilgili ihale şartnameleri satıldı. Ancak, sebebini bilemiyorum, 19/1/2007’ye kadar teklif verme tarihi de uzatılmış. AKP Hükûmetinin ve bakanlarımızın en çok kullandığı sözlerden biri, yıllardan beri hep şeffaflıktı. Maalesef, şeffaflık sözcüğünü, Özelleştirme İdaresi bütçesini sunarken Sayın Bakanımız bugün bir kere bile kullanmadılar. Tabii, yapılan işlerin, özelleştirmelerin şeffaf olmadığı konusunda da yaşanılan birtakım gerçekler var.

Bakınız değerli arkadaşlarım, TEDAŞ’ın ihalesiyle ilgili olarak yapılan ihale ilanından önce yayımlanan gizlilik taahhütnamesi diye bir taahhütname var. Enerji Bakanlığımızın bütçesi görüşülürken, tabii, enerji dağıtım, TEDAŞ ve TEDAŞ Genel Müdürlüğünün Enerji Bakanlığına bağlı oluşu nedeniyle, ben, bu konuya temas etmek istemiştim. Sayın Enerji Bakanımız dedi, o bizimle ilgili değil, Özelleştirme İdaresi Başkanlığıyla ilgili ve onun için üzerinde fazla durup konuşamamıştık. Bu gizlilik taahhütnamesi, ihale şartnamesinden önce alınıp şirketlerin tüm yetkilileri tarafından imzalanarak Özelleştirme İdaresine verildikten sonra ancak ihale şartnamesinin satılmasını ya da alınmasını öngörüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Ne var bunda Sayın Özakcan?

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) – Yani, ihale milyarlarca dolarlık değer ifade eden ve tüm kamunun olan ülkemizin bu değerlerinin böyle bir gizlilik içinde satılışından dolayı, yani, ne var bunda denilecek bir şey yok Halil Bey. Yani, açık olmalı, herkes girebilmeli, ama, tabii, öyle şartlar da öngörülmüş ki, zaten çok sınırlı sayıda ancak katılımcının bu ihalelere iştirak edebilmesi söz konusu. Yeterlilik için dört kriter belirlenmiş. İlk iki kriter, 20’şer puanla teknik kriter, işte, birinci kriter örneğin 20 puanlık, en az bölgelerin yıllık satış miktarı kadar satış yapmış olmak. İkinci kriter, bu bölgelerdeki abone sayısı kadar aboneye, müşteriye dağıtım hizmeti vermiş olmak.

Şimdi, Türkiye’de sadece Kayseri Elektrik AŞ var bu hizmeti yapan, veren, onların da kapasitesi bu ihalelere girmeye müsait değil. Yani, bu 40 puanlık kriteri Türkiye’de yerine getirebilecek şirket yok. Diğer 3, 4 numaralı kriterler de tamamen mali kriterler ve onlar da öylesine ağırlaştırılarak yerleştirilmiş kriterler ki, örneğin, 3 numaralı 30 puanlık kriter, katılımcı şirketin toplam varlıkları, bilançosunun aktif toplamı dağıtım şirketinin bilançosunun aktif toplamı kadar olacak. Örneğin, Sakarya bölgesi için, yaklaşık 180 milyon, 180 trilyon. Dördüncü mali kriter, 30 puanlık, katılımcı şirketlerin toplam öz kaynakları, ihale edilecek şirketin toplam varlıkları değerinin yüzde 50’si olacak. Yani, ihale edilecek şirketin mal varlığının yarısı kadar nakit parası ya da parasal gücü olacak. Tabii, Türkiye’de, bu mali kriterleri de yerine getirebilecek, sanıyorum, 10 civarında bir şirket çıkmış. Yabancılarla birlikte, duyduğum kadarıyla, 25 civarında sayıda bir katılımcı söz konusu olacak, yeni artışlar yok ise. Ortak girişim grubuna bile ihaleye katılma olanağı verilmeyecek şartlar öngörülmüş. Onların da hisse hesapları yapılırken birtakım sıkıntılar getiren.

Değerli arkadaşlarım, bu ihaleler yapılırken, bakınız, çok önemli bulduğum için sizlerle paylaşmak istiyorum. Sadece enerji dağıtım ve perakende satış hizmetleri değil, yatırımlar da ihale edilen firmalar tarafından gerçekleştirilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlarsanız.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) – Şimdi, bu konuda, yıllık yüzde 8’lik bir miktar öngörülüyor. Bunu otuz yıl olarak düşünürseniz, dağıtım özelleştirmesi yapılacak alanın yüzde 240’ı kadar bir yatırım söz konusu olacak. Bu, bir elektrik dağıtım özelleştirmesi mi yoksa bir müteahhitlik ihalesi mi, bunu anlamak mümkün değil. Çünkü, buradan giderek hesap ettiğiniz zaman ve yatırımı kamu adına yapacağı için, yüzde 0 kırımlarla yapacağı için, 10 milyar dolarlarla ifade edilebilecek yatırımı bu şirketler yerine getirecek ve tarife yoluyla da vatandaştan geri alacak. Dolayısıyla, vatandaş hem altyapıda, örneğin, elektrik için kullanılmak üzere vergisini verecek, ödeyecek, hem de elektrik dağıtım tesislerinin yapımı için tarife yoluyla ikinci kez enerji dağıtım yatırımlarına bu yatırımları yapacak, özelleştirmeyle yüklenmiş şirketlere ödemek durumunda kalacak.

Değerli arkadaşlarım, bunun da hakkaniyetle, kamu yararına yapılan bir hizmet iş ve ihale olarak görmekle uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığını düşünüyorum.

Sayın Bakanım, bölgemizdeki tarım konusu ve alanıyla ilgili olarak bir dileğimi de sizlere sunmak istiyorum. Özellikle tarım kesiminin gerçekten çok zor şartlar içinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Ege Bölgesi ve bizim Aydın ilimiz de daha çok pamuk tarımının yapıldığı ve pamuğun üretildiği bir bölgedir. Neredeyse, pamuk ekim alanları yarı yarıya azaldı, daraldı. Herkes, pamuk ekiminden kaçmaya çalışıyor. Fakat, yapacak, üretecek, geçimini sağlayacak, yaşamını sürdürecek başka bir gelir iş ve imkânı da yok. Ben, şu son yıla kadar, çiftçimizin bu kadar zor ve perişan durumda olduğunu, ekonomik sıkıntı içinde olduğunu görmedim. Bu yılın ürünüyle ilgili olarak, Sayın Filiz de açıklamada bulunmuşlardı, rakam olarak 348 bin lira, sertifikalı tohum için bir prim verilmesi öngörülüyor imiş, düşünülüyor imiş bütçemizdeki rakamlara göre. Geçtiğimiz yıl, 328 bin lira idi, sertifikalı tohuma verilen prim desteği, bu yıl 348 bin lira. Yani, bu rakamla pamukçuyu kurtarmak mümkün değildir. Gerçekten, pamukçuyu yaşamını sürdüremez hale getirecek bir destektir. Ya geçtiğimiz yıl gibi başka bir kaynaktan aktarmayla gerçekleştirilecek bir artışla hiç değilse maliyetini kurtaracak bir noktaya pamuk primi getirilmelidir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Maliye Bakanlığımızın bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize teşekkür ederek saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özakcan.

Sayın Filiz.

OSMAN NURİ FİLİZ (Denizli) – Sayın Başkanım, değerli Bakanım, değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli bürokratlar, değerli basın mensupları; hepinize saygılar sunarım. Maliye Bakanlığı bütçesinin, Kamu İhale Kurumunun ve Özelleştirme İdaresi ve Gelir İdaresi bütçelerinin hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Öncelikle, biraz önce Sayın Özakcan’ın söylediği gibi, pamuk gerçekten son üç yıldır hem dünya piyasasında hem de Türkiye’deki bu yağışların artması dolayısıyla bu sene, maalesef, pamukta verim olmasına karşın, kalitede düşüklük dolayısıyla fiyatlar 700 bin lira civarında seyretti ve üreticinin maliyeti ise 1 milyon 100 bin lira civarındadır. Şu anda, sadece Ege, Akdeniz, Çukurova ve Güneydoğu gibi illerimizde, bazı illerimizde yapılan bu pamuk üretiminden büyük sıkıntılarla karşı karşıya. Geçen yıla göre yüzde 8,7 gibi bir artış var. Bu, son derece düşük bir artış. Gayrisafi millî hâsılanın yüzde 12,3 arttığını düşünürsek, pamuk primine yüzde 12,3 artış sağladığımız zaman 360 olur. Eğer faiz dışındaki artışı 17,8 olarak düşünürsek, bu 377 olur. Dolayısıyla, buradaki bu farkın giderilmesi gerekir. Dolayısıyla…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Kesinlikle giderilmesi gerekir.

OSMAN NURİ FİLİZ (Devamla) – Sayın Bakanım, kesinlikle giderilmelidir diyorlar muhalefet. Bu, bir fikir. Çok büyük sıkıntı var pamukta. Çünkü, yağmurlardan dolayı fiyatlar oldukça aşağı düştü. Önemli bölgede yapıyoruz bu ekim alanını ve bu alanlar ne oluyor sonra? Narenciyeye dönüşüyor, çok ılık bitkilere dönüşüyor ve narenciye de bağırmaya başlıyor. Dolayısıyla, bu dengenin kurulması lazım Sayın Bakanım. Eğer 50 trilyon civarında pamuğa, biraz da ayçiçeğine. Ayçiçeği de sıkıntılı, ayçiçeği bölgeleri de sıkıntılı. Biraz ayçiçeğine, biraz da pamuğa olmak üzere normal 100 milyon YTL civarında bir ödenek ayrılırsa, hem Trakya’daki çiftçilerimiz hem Çukurova’daki çiftçilerimiz hem Güneydoğu’daki hem de Ege’deki çiftçilerimiz rahat edecek. Bu 100 milyon, bir Maliye Bakanlığı bütçesi içerisinde çok bir şey değil. Eğer bunu çözersek, gerçekten, bu çiftçilerimizin bu mağduriyetlerini gidermiş oluruz. Bunu özellikle sizin takdirlerinize sunuyorum ve önemli.

İkincisi, toplulaştırma için ayrılan ödenek son derece az. Toplulaştırmaya önem veriyoruz, bunun da mutlaka artırılması lazım. Or-Köy ödeneklerinin artırılması lazım. En önemli konulardan birisi, bölgemizde şarapçılık faaliyetleri içerisinde ÖTV’nin çok yüksek olması. Bu daha önce 1 YTL idi, daha sonra 1,5 YTL oldu, daha sonra 3,2 YTL. Dolayısıyla, fevkalade yüksek bir oranda ve bu sene üzüm fiyatları oldukça yöremizde düşmüştür. Dolayısıyla, mutlaka bu ÖTV’nin gözden geçirilmesi gerekiyor.

Üçüncü olarak, BELDES projesi uygulamaya konulacak. Burada, sadece suyu ve yolu olmayanlar için düşünülüyorsa bu yanlışlık olur. Çünkü, bir sene önce yolunu yapan, borçlanan belediye veya suyunu yapan belediye sıkıntılar içerisinde olacak. Bu belediyelerde İller Bankasıyla gerekli koordineli çalışılarak bunlar için hakkaniyet kurallarına uygun bir dağıtım olursa fevkalade faydalı olur.

Bir diğer konu, pastacıların en önemli sıkıntılarından biri, KDV’nin yüksek oluşu. Girdi KDV’si yüzde 1, çıktının ise yüzde 18. Bunu muhasebeleştirmekte son derece sıkıntı çekiyorlar, pastanelerde büyük bir sıkıntı var.

Diğer bir konu TEDAŞ. TEDAŞ özelleştirilecekse, mutlaka özelleştirilmeli. Ama, bu kararsızlık, şebeke bakımlarının, yatırımların, trafo gibi, yeni şebeke ilavesi gibi sorunlar maalesef gündemimize geliyor. Mutlaka bunların çözümlenmesi lazım. Aslında, bir iki tanesi hemen çözülebilir, ama bunu mutlaka çözmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Maliye Bakanlığı bütçesinin ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diler, zaten bütçemizi disipline edilmiş bir bütçe.

Hepinize saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Doğan, buyurun.

MURARREM DOĞAN (Mardin) – Sağ olun Sayın Başkanım. Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli milletvekilleri, saygıdeğer bürokratlarımız, muhterem basın mensubu arkadaşlar; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, güçlü ülkelerin bütçeleri sağlam ve güçlü olmalı. Bu gücü nereden alacak? Öz kaynak gelirlerinden alacak. Başka bir yolu var mı? Yok. Bence, öz kaynaklarımızı yerinde kullanabilirsek, var. 2007 yılı bütçesini görüşüyoruz, ama, hâlâ bütçeler milletin sırtında ağır bir yük olmaya devam ediyor. Dört yıllık AKP İktidarında Hükûmetin bilinçli politika tercihleri ve kararlı icraatları yok, yatırım bazında söylüyorum. Yatırım yok, gelmiş geçmiş tüm iktidarlar ve koalisyon dönemlerinde bile yılda en az 5 milyar dolarlık yatırım yapılmıştır. Ancak, dört yıllık iktidarınızda toplam 4 milyar dolarlık yatırım yapamadınız. Hep hazır olanları konuşuyorsunuz. İki gün önce, Sayın Abdüllatif Şener’in GAP’la ilgili bazı verilerini sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz, GAP’taki gerçekleşme 2003 yılı başında, yani seçimle geldiğiniz 2002’nin son ayında nakdi gerçekleşme oranı yüzde 52 idi. Sayın Abdüllatif Şener yüzde 56,4 olarak gösterdi. Yani, bu gerçekleşmenin yüzde 56,4’ü sanki sizin iktidarınız zamanında yapıldığını ima etmeye çalıştı. Bu böyle değildir. Yine, tarımda gerçekleşme oranı yüzde 12 iken devraldınız, Sayın Abdüllatif Şener’in ifadesine göre yüzde 14’e getirildiğini, ama yine bu yüzde 14’ün tarafınızdan getirildiği ima edildi. Bu da yanlıştır. Sadece yüzde 2’lik bir payınız vardır. Bu da yıl başına 0,5’e tekabül ediyor. Bu nedenle, dikkatinizi çekmek istedim.

Sayın Bakanım, sunuş konuşmanızda, özelleştirme kapsamında olup önümüzdeki dönemde de satışa çıkaracağınız kuruluşlar vardır. Burada, Sayın Kumkumoğlu’na teşekkür ediyorum, birçoğunu anlattı. Ancak, seçim bölgem olan Mardin’le ilgili Mazıdağ Fosfat Tesislerini size tekrar hatırlatmaya çalışacağım. Siz de hatırlıyorsunuz. Burada görüldüğü gibi, 10 Nisan 2005 tarihinde Mardin’e gittiniz, bu fosfat tesislerini gezdiniz ve burada diyorsunuz ki, “fosfat dolu dağ bize bakıyor, biz de ona ve biz buraları işleteceğiz, cazibe merkezi haline getireceğiz. Biz enayi miyiz? Bu servet çıkarılmalıdır mutlaka” diyorsunuz. Aradan geçen yirmi ay, aynı Sayın Unakıtan mısınız, yoksa fikriniz değişti mi? Bunlar için ne yaptınız, belli değil. Ama, “öncelikle, buraların cazibe merkezi haline getirilmesi lazım. Bunun üzerinde ısrarla duracağız” diyorsunuz. Sizin sözleriniz bunlar. Bununla ilgili bir çalışmanız da olmadı.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Oldu oldu...

MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Nasıl oldu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Cevap vereceğim…

MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Peki.

Sayın Bakanım, bu fabrika tesislerinin 147 milyon dolara mal olduğunu biliyorsunuz. Size ben soru önergesiyle bugüne kadar millî ekonomimize verdiği zararı sordum, resmen bana iki sene önceki rakam 268 milyon dolar olduğunu söylediniz. Yani, sene başına 25 milyon dolar zararın olduğunu ima ettiniz ki, öyledir. Şimdi, bu zarar 300 milyon doları geçti sanıyorum, maliyetiyle birlikte 500 milyon dolar civarındadır. Onun bünyesindeki sosyal tesisleri ayırdınız, Çocuk Esirgeme Kurumuna verildiğini duydum. Siz, fabrikanın içini boşalttınız. Nasıl satacaksınız Sayın Bakanım? Yani, bunu değerine satamazsınız. Bakın, biz, Anavatan olarak özelleştirmeye karşı değiliz. Ancak, şeffaf, adil olmayan ve gerçek değerinin üzerinde satılmayan özelleştirmelere karşıyız. Rahmetli Turgut Özal Boğaz Köprüsünün gelirini sattı, ama onun yerine ikinci köprüyü yaptı, tobanları yaptı, telekomünikasyonları yaptı, 24 adet üniversiteyi sıfırdan yaptı, bitirdi, yani barajlar yaptı. Ama siz satıyorsunuz, yerine bir şey koymuyorsunuz. Yani, bu konuda ne diyeceksiniz, onu da merak ediyorum, onu görmek istiyorum.

Bir de, Sayın Bakanım, ben, bu fabrikanın bizzat olduğu köye gittim, orada bir taziye vardı. Oradaki vatandaşların bir şikâyeti var. Oğlunuzun orayı aradığını, telefonla aradığını, fabrikayı satın almak istediğini, ne ettiğini, nasıl çalıştırabileceği noktasında söylentiler vardı. Bunlar doğru mudur?

Türkiye Büyük Millet Meclisi yemek salonunda VIP salonunda asılı bulunan 4 tane tablo var. Bir tanesinde Türk bayrağı ters yapılmış, halen daha asılıdır, ısrarla ben ve diğer arkadaşlarımız da hatırlattıkları halde, halen kaldırılmadı. Bir milletvekili arkadaşımıza onlar 20 milyar TL ödendiği söyleniyor. Doğru mudur?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Nerede?

MUHARREM DOĞAN (Devamla) – VIP lokantasında, Mavi Salon dediğimiz salonda.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Bunun doğru olup olmadığını Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına soracaktım, ancak, yeni, taze bilgi olduğu için soruyorum size. Çünkü, bütçeler bitti.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Taze bilgileri bana, bayat bilgileri Meclis Başkanına, diye bir şey yok!

BAŞKAN – Sayın Doğan, Başkan gerekli açıklamaları yaptı, bildiğim kadarıyla.

MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Ben soru sordum. Yani, biliyorsa Sayın Bakan cevap verir.  Ben, illa böyle bir şey duydum da…

Sayın Bakanım, önemli bir konu. Bu mayınlı alanlar 943 kilometredir. Organik tarıma kazandırılması durumunda 600 bin kişiye iş verileceğini. Daha önce Maliye Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı müşterek bir proje üzerinde çalışmalar yapıldı. Bu projenin maliyeti çok yüksek çıktığı için vazgeçildi. Önce, yap-işlet-devret modeli, fakat sonradan bunu değiştirdiniz. Temizle-işlet- devret modelini çıkardınız. Şimdi, insanlarımız mayınla mı uğraşacak Sayın Bakanım. Bu millet işi değil ki. Mayın işi çok zor bir iştir, ihtisas isteyen bir iştir, devlet işidir. Bunun devlet marifetiyle özellikle Millî Savunma Bakanlığı uzmanları tarafından temizlenmesi ve organik tarıma kazandırılması daha uygun değil midir? Dört yılınız geçti. Siz, bazı basın açıklamalarınızda gördüm, şahit oldum, “cumhuriyet tarihinde beş yılını dolduran bir Maliye Bakanı olacağım” dediniz. Ben tebrik ediyorum, başarılar diliyorum, kıskanmıyorum. Ancak, bu noktada bir başarınız yok. Ya bu noktada bir başarınız yok. Beş yıllık bir Maliye Bakanı var karşımızda, ama bu noktada bir başarısı olmayan da bir bakanla karşı karşıyayız. Yani, şunu demek istiyorum Sayın Bakanım:

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Biraz kıskançlık var gibi!

MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Hayır, hayır… Asla, asla… Sayın Bakanım, siz, tek başınıza iktidar olarak geldiğiniz zaman sevinmiştik, bütün Türkiye sevindi. Neden? Artık, hiçbir bahaneniz olmayacak, tek başınıza muktedirsiniz, her türlü yapacaksınız diye sevindik. Niye sevinmeyelim? Ancak, gördüğümüz bu manzara karşısında, sevinmemiz mümkün değil Sayın Bakanım. Siz sadece laf üretiyorsunuz, başka bir şey var mı? Onu ben görüyorum. Yani, alınmak yok. Gerçek söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek süreyi de kullandınız Sayın Doğan.

MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Bitiriyorum, son cümlelerimi söyleyeceğim.

Sayın Bakanım, 2002 seçimlerinde Hükûmeti devraldığınızda, ülkemizdeki işsiz sayısı 9 milyon iken, bugün 12 milyona ulaştığını görüyoruz.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bu rakam nerede?

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) – Devletin istatistiği…

MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Evet, tabii…

Yani, işsizlikle mücadele için, sadece bir işe yönelik, yenilikçi bir projeniz var mı Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Rakam yanlış…

MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Efendim, siz doğrusunu söyleyin.

Rakamlar günlük değişiyor. Sayın Abuşoğlu söylediler. Ama, Sayın Bakanım…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yani, bunu CHP dahi bulamadı, siz nasıl buldunuz?

MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Biz buluruz.

Siz rakamları, yaygarayı bulacağınıza, buna çare bulun. Ben, buna çare bulunmasını istiyorum. Sizin yenilikçi, reformcu bir projeniz var mı? Varsa bunu uygulayacak mısınız? Onu soruyorum. Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşülmekte olan Maliye Bakanlığımızın ve bağlı kuruluşlarının 2007 yılı bütçesinin milletimize ve ülkemize hayırlara vesile olmasını diliyorum. Emeği geçen herkese teşekkür ederim, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğan.

Sayın Coşkunoğlu…

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli arkadaşlar; birbirinden kopuk da olsa birkaç konuya kısaca değineceğim Maliye Bakanımızın sunduğu bütçe konusunda.

KÖYDES ve BELDES Projelerinden söz edildi Sayın Bakanım. Bunlardaki miktarlar, ne kadar ödenek ayrıldığı. Fakat, ben sizin web sayfanızda veya herhangi bir yerde bu miktarların illere nasıl dağıtıldığını şeffaf bir şekilde, göremedim. Nasıl karar verildiğini göremedim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – DPT kararına göre, Resmi Gazetede çıktı.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) – Kriterler çıktı mı? Ben sizin web sayfanızda aradım, bulamadım.

İkinci bir konu, hazır köylerden söz açılmışken, Sayın Hamzaçebi de, bu sabah, sizin tarımsal destekleri artırdığınızı söyledi. Daha geçen hafta… Düşürdüğünü… Yani, gayrisafi millî hasılada payında siz arttığını iddia ettiniz, yüzde 0,68’den bugüne, oysa yüzde 0,82… Onları Sayın Hamzaçebi sabahleyin açıkladı. Yani, tarımsal destekler artmadı, gayrisafi millî hasılaya oranla. Üstüne üstelik, daha bir hafta önce açıklanmış, yani 22 Kasımda Tarım Bakanlığının açıkladığı ürün destekleme primleri de hiçbir artış göstermediği gibi, daha bir azalış gösteriyor. Hatta, zeytinyağına olan prim desteği 25 kuruştan 10 kuruşa geçen sene düşmüştü. Şimdi, zannedersem 1 kuruş arttı o, 11 kuruşa yükseldi. Bu arada, Avrupa Birliği ve diğer ülkelerde uygulanan prim sistemi, bizdekinin çok çok da üstünde, rakamlara girmeyeceğim. Dolayısıyla, o konuda Sayın Hamzaçebi’nin söylediğini destekleyici bir ifade de söylemek istedim.

Özelleştirme konusunda…

Kim bu arkadaş, Bakanla muhabbet eden?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Özel Kalem Müdürüm…

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) - Pardon, tanıyamadım da onun için. Önemini anlamak istedim de.

Sayın Bakanım, bugünkü konuşmanızda, aynen buradan okuyorum, aynen buradan siz naklettiniz: “Halihazırda Sümer Holdinge ait Bor, Ereğli, Ilgın, Kayseri şeker fabrikaları özelleştirmelerine ilişkin süreç devam etmektedir” dediniz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – İptal edildi…Bugünkü konuşmamda demedim onu…

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) - Dün iptal edil… Demediniz mi? Peki.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Şeker fabrikaları…

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) – Peki. Dün iptal edildiğini ben de ifade etmek istedim.

Şimdi, iki tane Kamu İhale Kurumuna ilişkin sorularım var. Açıklayamadığım bazı konular var. Bugüne kadar, düne kadar, telekom hizmetlerini, uzak mesafe örneğin veya internet hizmetlerini  otomatik olarak kamu kuruluşları Türk Telekomdan alırdı. Çünkü, bir serbestleşme yoktu. Yani, başka bir alternatif seçenek yoktu. Şimdi, birçok operatör bu gibi hizmetleri veriyor. Bunlar, bence Yasa’ya aykırı, bir refleks olarak, yani geçmiş alışkanlığın devamı olarak doğrudan Türk Telekomdan alınması, bir ihaleye girmeden Türk Telekoma bu konuda angaje olunması, başka operatörler de aynı servisi sunarken, bence Yasa’ya aykırı, bilmiyorum bu gözden mi kaçtı? Bu konuyu bir sormak istedim.

Diğer bir konu da, bu yasal, ama ters düşen bir konu. Yine, Kamu İhale Kurumunu ilgilendiren konu. 5335 sayılı Yasa’nın 1’inci maddesinin (b) fıkrasına göre ki, bu şu anda bayağı tartışmalı, bütün kamu kuruluşları haberleşme ihtiyaçları için uydudan hizmet alacağı zaman, bunu sadece ve sadece Türksattan almaya zorunlu kılındı. Sadece Türksattan alabilir, 5335 sayılı 21 Nisan 2005’te çıkan Yasa’da. Ee şimdi, bu, tamam, yasal, mecbursunuz, eliniz mahkûm bir yere gideceksiniz diyorsunuz Türksata, ama bu rekabet anlayışına pek uymuyor, garip. Daha da garibi ve bu gibi rastgele uygulamaları eleştirip rekabet anlayışını savunmanın bir sosyal demokrat milletvekiline düşmüş olması. Bu daha da garip geliyor. Yani, bunun sizin savunmanız gerekir. Biz, başka yönlerini, sosyal devleti, bunları savunmamız lazım. Yani, yapmak misyonunu üstlenmiş olduğunuz konuyu bari doğru dürüst yapmanızı beklediğimi ifade etmek için bunu söylüyorum.

Şimdi, kısa kısa üç konuda daha somut sorum var. Bir tanesi, mali politikaları açıklarken, mali politikaların Merkez Bankasının uygulamakta olduğu para politikalarıyla ilişkisine hiç değinmediniz Sayın Bakan. Bu ikisinin birbirini tamamlaması gerekir. Merkez Bankası bağımsız. Siz Hükûmet olarak bir hedef koyuyorsunuz, onlar araçları belirliyor. Fakat, orada uygulanan bu para politikaları, araçlarla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) - … mali politikalar arasındaki ilişkiye hiç değinmediniz. Ben, bazı kopukluklar, hatta çelişkiler görüyorum. Zamanım yok bunları açıklamaya, ama bilmiyorum, buna dikkat ettiniz mi, onu sormak istedim.

Diğer bir sorum, bunu daha önce de sormuştum, yine cevap alamadım. Yine, serbest piyasa anlayışına angaje olmuş bir siyasi görüşün Hükûmeti olarak, arkasında Tekel desteği olmayan çiftçi, tütün üreticisi ile tüccarın, yani dev tüccarın adil bir pazar oluşturduğuna gerçekten inanıyor musunuz? Yani,  Tekel desteği olmayan bir çiftçi… Çiftçi bunu tüccara satmazsa, seçeneği yok. Yani, pazarda satamaz tütünü, sokaklarda da satamaz, ya tüccara satacak… Tüccar büyük tüccar, çiftçiyi ile tüccarın bu kadar güç farkı olan piyasa, adil bir pazar oluşturduğuna gerçekten inanıyor musunuz? Tekel desteğini alırsanız, bunun, sözüm ona, piyasaya açmak oluyor, ama değil aslında, daha kötü yapmak olduğunu düşünüyorum.

Son sorum da, bunu her sene soruyorum, her sene de kötüye giderek durum devam ediyor. Kendi seçim bölgemle ilgili. Kamu yatırımlarında 81 il içerisinde Uşak, 2002 yılında 64’üncü sıradaydı, plakasıyla uyumlu. 2003’te, yani sizin ilk iktidar döneminizde 69’uncu sıraya düştü, 2004’te 72’nci sıraya düştü, geçen sene bundan şikâyet ediyordum. Şikâyet eder misin dediniz, geçen sene de, 2005’te de 75’inci sıraya düştü. Nedir bu? Çok aşikâr bir trend görülüyor burada. Uşak sürekli, 64’üncü sıradan 75’inci sıraya kadar düşüyor. Her sene bu düşüşü dikkate getiriyorum, bir sene sonra yine düşüyor. Bu konuda varsa bir bilgi, onu rica edeceğim.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN -  Teşekkür ediyoruz Sayın Coşkunoğlu.

Sayın Uysal, buyurun.

CEMAL UYSAL (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, çok değerli milletvekilleri, Maliye Bakanlığının çok değerli temsilcileri, basınımızın çok değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bütçeyi Maliye Bakanı yapmıyor, bütçeyi Parlamento yapıyor ve burada bize takdim edilen metinde de gördüğümüz gibi, nerelerden ne alınacağını, nerelere ne verileceğini Parlamento belirliyor ve bunu Maliye Bakanlığına teslim ediyor. Burada, Maliye Bakanlığının başarısı veya Maliye Bakanının başarısı, bütçe dengesiyle ilgilidir. Yani, bir Maliye Bakanı bu bütçeyi denk bir şekilde götürüyor ve bütçe açıklarını minimum seviyeye düşürüyorsa, o Maliye Bakanı başarılı demektir. Yoksa, fonksiyonel tasnifi, ekonominin genel dengeleri itibariyle tasnifini Parlamento yapıyor. Yani, bu böyle bir tercihtir.

Bakıyorum 2006 yılı bütçesine, öngörülen açık, gayrisafi millî hasılanın yüzde 2,6’sı iken gayrisafi millî hasılanın yüzde yarımına düşmüş. Yani, binde 5’ine düşmüş. 14 milyar YTL’lik açık sene sonunda 3 milyar YTL’ye düşecek. O bakımdan, Sayın Maliye Bakanlığını bir mali popülizm yapmadığı için ve bütçeyi tespit edilen dengenin de altına getirdiği için, açığın altına getirdiği için, gerçekten kutlamak ve tebrik etmek lazım.

Ben, sadece birkaç not aldım, bu bütçe sırasında takdim edilen, bize verilen dokümanlardan. Ekonominin temel parametreleri itibariyle ekonomiyi bize gösterecek, anlatacak bazı göstergelerden bahsedeceğim. Bir şey dikkatimi çekti. Ben, eskiden, eski, çok eski de olsa bankacıydım. Çok enteresan, bizim zamanımızda veya bundan otuz, kırk sene evvel üretim çok önemli olduğu için, kredi üretime verilir denilirdi. Ama, bakıyorum, burada, bireysel krediler, özellikle tüketici kredileri çok yükselmiş. Demek ki, artık, bütün dünyada ve Türkiye’de üretimde bir sorun yok, üretim yapılabiliyor. Ama, bunun pazarlanması ve satışı çok önemli olduğu için, tüketici kredileri hakikaten çok yükseldi. Bu da enteresan bir gelişme. Eskiden, üretim için selektif krediler ve teşvikler verilirdi. Şimdi, bakıyorum, gerçekten de, tüketici için sıfır faizli krediler, otomobil alımında veya ev alımında sıfır faizli krediler veriliyor. Artık, bu yöne doğru bir kayma var. Bu da gösteriyor ki, demek ki, istikrar bakımından da talebin kontrolü çok önemli bir hâle gelmiş. Yani, talebin kontrolü yapılmazsa ekonomide istikrar  sağlanamaz. Bu arada da, arz yönlü iktisatçılara da, özellikle kulağı çınlasın, demek ki, talepte çok önemli bir hâle gelmiş.

Bir diğer konu, değerli arkadaşlarım, çok önemli, bu dokümanlardan çıkardım. Mevduatın krediye dönüşme oranı yüzde 70,3 olmuş. Bu, son otuz yılın en yüksek seviyesi. Bu fevkalade önemlidir ve bunun zincirleme etkileri de ekonomide çok önemlidir. Kamu borçlanmasından piyasanın kredibilitesine kadar çok önemlidir.

Yine çok önemli bir gösterge, bankaların faiz gelirleri içerisinde eskiden devlet tahvillerinin gelirinin payı, faizinin payı yüzde 87 iken, yüzde 35’e düşmüş. Demek ki, bu da, devletin özellikle tahvil faizlerinin düşmesi, bütçe dengesinin sağlanması ve borç yönetiminin sorunsuz hâle gelmesinden kaynaklandığı anlaşılıyor.

Bir de, gene şirketlerde de aynı durum var. Şirketlerin faaliyet dışı gelirleri eskiden yüzde 70, yüzde 80’di. Bunlar, faizden büyük ölçüde, devlet tahvilinin gelirlerinden oluşuyordu. Şimdi, bunlar da iyi bir durumda.

Bir başka gösterge, değerli arkadaşlarım, kamu yatırımları sabit bile kalsa, ekonomi çok büyüyor. Yani, bu çok enteresandır. Demek ki, çok güçlü bir özel sektör artık Türkiye’de var. Zaten, 2007 yılı programına baktığımız zaman, sabit sermaye yatırımları kamunun 31,6  milyar YTL, özel sektörün 105,7 milyar YTL. Artık, Türkiye, demek ki, kamu yatırımlarından ziyade, özel sektörün yatırımlarının artmasıyla kalkınma sürecine girmiş. Tabii, kamu yatırımlarının sabit kalması veya azalması sonucu büyümenin yüksek olması, benim kanaatime göre, demek ki, Türkiye’de fazla bir altyapı eksikliği sorunu yok. Yani, ekonomi bu altyapı üzerinde üstyapı olarak iyi gidiyor demektir.

Bir de, çok enteresan bir gelişme var. Reel faizler düştükçe, dış sermaye girişi artıyor. Yani, ona da baktığımız zaman, yüzde 15-16’lardaydı. Yani, reel faizler düşerken, dış sermaye girişinin artması da çok önemli. Neden? Çünkü, artık, Türkiye’de hem özel sektör çok güçlenmiş hem de ekonomiye güven gelmiş. Güven geldiği için de, artık, Türkiye’de bu şekilde bir tablo ortaya çıkmış.

Değerli arkadaşlarım, bir konu daha var. Mesela, 29 milyar dolara dayanmış Türkiye’de enerji ithalatı. Tabii, cari açık bakımından ve büyüme bakımından bazı eksileri var, ama, 29 milyar doların finansmanında hiçbir problem yok. Yani, hiçbir döviz sıkıntısı yok, finansmanı çok rahat yapılıyor. Zaten, Türkiye, son zamanlarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CEMAL UYSAL (Devamla) – Toparlıyorum. Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir de istihdamdan bahsetmek istiyorum. Bu rakamları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçe raporundan aldım. 2004’te, yeni SSK’lı girişi 566 bin 013. 2005’te 737 bin 354, 2006’da sekiz ayda 722 bin 569. Yani, demek ki, gerçekten SSK’lı olarak yeni tescilli, yeni kayıtlı 700 bin ki, bu sekiz aylık bir rakamdır, bu aşağı yukarı bu 900 bini filan bulacak. Bunun kayıt dışısı da var ki, Türkiye ekonomisi gerçekten de çok güçlü bir istihdam yaratma kapasitesine sahip.

Tabii, bir konuya daha değineceğim. Bundan evvelki dönemde, Koalisyon Hükûmeti, DSP, MHP, ANAP Koalisyonu zamanında, banka sistemi ve bütün ekonomide hem reel hem de parasal olarak büyük bir çöküş vardı. Bakın, AK Bank’ın bu koalisyon zamanlarındaki değeri 1,3 milyar dolar olarak hesaplanıyordu. Daha çok yakın bir zamanda, yüzde 20’si 3,1 milyar dolara satıldı ve bugünkü değeri 15 milyar dolar olarak tespit edilmiş. Finansbank’ın sadece 54 milyon dolarlık bir değeri vardı. Şu anda 1,2 milyar dolar. Garanti Bankasının 587 milyon dolarlık bir değeri tespit edilmişti. Şu anda, 6 milyar dolar. Demek ki, bunlar, tamamen istikrar ve sağlam ekonomiye dayanmaktadır.

Bir de döviz konusu var. Çok değerli arkadaşım, döviz sadece Türkiye için para değil, bir üretim faktörüdür. Üretim faktörü olduğu için de, maliyetler açısından mikro ekonomide ve genel denge açısından da, özellikle devletin dış borçları bakımından da, makro ekonomik açıdan da çok önemlidir. Döviz fiyatlarında uzun bir zamandan beri artmaması stabil bir hale gelmesi de ekonominin çok iyi bir noktaya geldiğini göstermektedir. Bu, belli başlı parametreleri bize sunulan belgelerden aldım ve sizlere takdim ettim.

Maliye Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Maliye Bakanlığı bütçesinin hayırlı, uğurlu olmasını temenni ederek, sözlerime başlamak istiyorum.

Öncelikle, bu beşincisini yaptığımız bütçe gerçekten son dört yıl ve daha önceki yılları incelediğimiz zaman, özellikle son dört yıl içerisindeki yapılan bütçelerin mali disipline çok ehemmiyet verdiğini ve bugüne kadarki yapılan bütçelerin özellikle bu disiplinin hakikaten hiç taviz verilmeden uygulanması münasebetiyle, şu anda, değerli arkadaşlarımızın bu bütçeyle ilgili yaptıkları eleştiriler içerisinde baktığımızda, 2006 yılı bütçesinin 3 milyar YTL-3,5 milyar YTL açık vereceğini, ama 2007 yılı bütçesinde Bu rakamın yaklaşık 14 milyar YTL olması münasebetiyle yaptıkları eleştiriye bakınca, 2003 yılının bütçesini yaparken, o bütçede bütçe açığının 49 milyar YTL öngörülmesiyle ilgili ortaya çıkan değerlendirmeyi düşündüğümüzde, herhalde farklı neticelerin ortaya çıkmış olduğunu görmüş oluyoruz. Bu noktada, hem Sayın Bakanımızın hem de Bakanlık yetkililerinin, yaptığımız, Plan Bütçe Komisyonunda ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yaptığı bütçelere sadık bir şekilde uygulama noktasında yaptıkları özverili çalışmayı takdirle karşılıyorum.

Biraz önce Sayın Özakcan bir konuşma yaptığında, satın alma gücü paritesiyle ilgili bir anketten bahsettiler. Orada da, Sayın Başbakanın, eğer vatandaşın satın alma gücünde herhangi bir azalma varsa bize oy vermesin diye. Sayın Kılıçdaroğlu’nun arşivlerinden rica ettik, bir gazetemizde, böyle ilgili bir haberin çıktığını ifade ettiler. Haberin içeriğini okuyunca, gerçekten söylenilen rakamlarla bizdeki TÜİK verileri arasında büyük bir farklılık ortaya çıkıyor. Haberin içeriğinde hem TÜİK hem Merkez Bankasının birlikte vatandaşlar üzerindeki yaptıkları tüketici güven endeksini yansıtan bir haber. Sayın Özakcan’ınki de, herhalde grafik şeklinde açıklanan şeydi, bir endeksi, vatandaşın güven endeksiyle ilgili olan bir neticeyi anlatıyor.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Satın alma gücüyle ilgili…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Güven endeksini açıklıyor. Bakınız, burada diyor ki, Aralık 2003 tarihinde güven endeksi 97,7 iken, 2004 Ocak ayında 108,8’e çıkmış, 2005-2006 yılında bu güven endeksinin düştüğünü ortaya koyan, aynı haberin sonunda da bir cümle var “Merkez Bankası ve TÜİK satın alma gücü paritesine göre vatandaşların gerçek satın alma güçlerine hesaplayacak bir endeks hazırlıyor” diyor, anket demiyor. Bu, vatandaşlara sorulan sorular karşılığında alınan cevap neticesinde ortaya çıkan. Vatandaş düşünüyor, diyor ki, benim gelirimle satın alma gücümün düştüğünü tahmin ediyorum şeklinde bir ankette bulunuyor, ama…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Görüş beyan ediyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Görüş beyan ediyor, bu görüş beyanı da netice anket olarak ortaya çıkıyor.

Bakınız değerli arkadaşlar, bizim iktidarımız döneminde, memur maaşları, aile yardımı dahil, 2002 yılı sonunda ortalama 508 YTL iken, 2006 yılı temmuz ayında 962 YTL’ye çıkmış, nominal artış yüzde 89, reel artış, enflasyondan arındırdığımız zaman yüzde 30. SSK emeklisinin en düşük maaşı 250 YTL iken, 2006 yılı temmuz döneminde 478 YTL’ye çıkmış, nominal artış yüzde 86, reel artış yüzde 27. En düşük artış olan kısma baktığımız zaman, bu da, Emekli Sandığından ön düşük memur maaşı 2002 yılı sonunda 346 YTL’den, 2006 yılı temmuz itibariyle 612 YTL’ye çıkıyor, nominal artış yüzde 72, reel artış yüzde 21. Şimdi bu ücretlerle ilgili neler alındığıyla arkadaşlarımızı bilgilendirmek istiyorum.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Sayın Başbakan bilgilendirmişti ayrıntılarıyla.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Demek ki aklınıza pek girmemiş, burada bir tüketici eğilimlerinin, satın alma gücüyle ilgili yapılan anketle buradaki reel rakamlar konusunda herhalde tam olarak kavrayamadığınızdan dolayı ben bir daha anlatma ihtiyacını hissediyorum.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Rakamların artmış olması önemli değil, satın alma gücü ona rağmen 2 katı azılmış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hayır, satın alma gücü azalmış olmuyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar, böyle karşılıklı tartışmayacağız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Orada bir anketten bahsediyoruz, burada da reel rakamlardan bahsediyoruz.

Ortalama memur maaşıyla…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Elitaş, bunları nereden okuyorsunuz?

BAŞKAN – Akif Bey…

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Vereceğim biraz sonra.

BAŞKAN – Akif Bey…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Hayır, merak ettim.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – TÜİK rakamları, TÜİK ortalama rakamları

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Basındaki haberi okuyorsunuz.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Hayır, şu gazete haberi, okuduğum. Biraz önce Sayın Özakcan’ın söylediği gazete haberleri.

BAŞKAN – Arkadaşlar… Arkadaşlar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız, şimdi, Sayın Hamzaçebi, biraz önce Muharrem Bey, işsiz miktarının 9 milyondan 11 milyon 200’e çıktığında, biz buradan itiraz ederken…

MUHARREM DOĞAN (Mardin) – 12 milyon…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – … 12 milyona çıktığına itiraz ederken, bu rakamları Sayın Abuşoğlu da teyit ediyor mu dediğimizde, Sayın Kumkumoğlu dedi ki, bırakın konuşsun, siz de cevap verirsiniz dedi. Eğer benim bu rakamlarıma bir itirazınız varsa, siz de biraz sonra cevap verirsiniz.

Bakınız, ortalama memur maaşıyla 2002 yılında 506 kilogram ekmek alınırken, 2006 yılı eylülünde 713 kilogram ekmek alınabilir hale gelmiş. Beyaz peynir 142 kilo alabilirken…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Ama, buğdayın fiyatı 2003’ten daha aşağı düşmüş.

BAŞKAN – Akif Bey… Arkadaşlar…

Mustafa Bey, bir dakika.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, gerçekler rahatsız ediyor arkadaşlarımızı.

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Hay gözünü seveyim!

BAŞKAN – Bir dakika… Bir dakika müsaade eder misin. Biraz da bizi dinleyin ya! Biraz da bizi dinleyin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi…

BAŞKAN – Bir dakika Mustafa Bey.

Arkadaşlar, siz konuşurken hiç kimse tık demeden dinledi, bunlar da konuşurken siz de dinleyin lütfen, sonra soru faslı, o soruları sorarken bu cevapları…

Evet, devam edelim Mustafa Bey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakınız, 2002 yılında ortala memur maaşlı bir kişi toplam 88,5 kilogram çay alabilirken bugün 110 kilo çay alabiliyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Tarımdan örnek vermeyin. Tarım fiyatları…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hangisinden örnek vereyim?

Zaten, Sayın Özakcan’ın söylediği haberde diyor ki, vatandaşın satın alma gücü nerden arttı diye sorduğunda, özellikle beyaz eşya ve dayanıklı tüketim malların ısatın alma gücünde belirgin bir artış var diyor.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Benim söylediğim o haber değil Mustafa Bey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Kılçdaroğlu’yla aynı haberin grafik haline dönüşmüş şekli sizinki. Buradaki tablo haline gelmişi, sizdeki grafik halinde.

Bakın, Sayın Kılıçdaroğlu doğru diyor.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Hayır, hayır.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Elitaş, oradaki haberler doğru. Sayın Özakcan’la benim söylediğim aynı şey, doğru da, vatandaşa soruyorlar satın alma gücü yükseldi mi diye. Orada vatandaş benim satın alma gücüm düştü diyor.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Onu da anlatacağım müsaade ederseniz.

Değerli arkadaşlar, bakınız, şimdi, vatandaş bugüne kadar düşük oranlı enflasyon alışmadığından dolayı, 500 milyon liralık bir ücretin 550 milyon liraya çıkması demek, ücretinde yüzde 10 artış demektir. Bunun üzerine enflasyonu da koyduğumuz, net yüzde 10’luk bir artış 50 YTL’ye tekabül eden bir rakam demektir. Ama, eskiden bir aydaki enflasyonun şimdi bir yılda ortaya çıktığını görünce, vatandaş hesap noktasında biraz farklı algılamayla karşı karşıya kalmakta. Şimdi, bundan önce, 2000 yılında ücreti 500 milyon lira olan bir vatandaş, ücreti 2000 yılı sonunda 1 milyar liraya çıktığı zaman, yüzde 100 artış olmasına rağmen, benim satın alma gücüm düştü diye isyan ediyordu. Ama, şu anda, 1 milyar lira maaşı olan, 1.000 YTL geliri olan bir vatandaş, 1.100 YTL’ye çıktığı zaman, bu aradaki rakamsal halüsinasyonu veya para yanılmasını kavrayamadığından dolayı bunlarla ilgili sıkıntıyı çekiyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Halüsinasyon mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi bu noktada, geçmiş dönemde…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Çağdaş bir yorum yapıyor, halüsinasyon görüyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız, bu rakamları, gerçekleri söylediğimiz zaman alınganlık gösteriyorsunuz.

Sayın Muharrem Doğan’ın 9 milyondan 12 milyona 900 bine işsiz miktarının çıktığını söylediği zaman herhangi bir tepki göstermiyorsunuz. Sizin bu tepkinizin şiddetini görünce benim söylediğim rakamların ne kadar doğru olduğunun belirtisi olduğunu anlıyorum. Şimdi, hayal olduğunu zannet vatandaşlar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Elitaş, sihirbazı izleyenler halüsinasyon görür. Yani, siz müthiş bir sihirbazlık…

FAZIL KARAMAN (İzmir) – O sihir…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Aynı şey.

FAZIL KARAMAN (İzmir) – Aynı şey olur mu? Lütfen yani…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Aslında, vatandaş böyle bir şey olabileceğini hiç tahmin etmediğinden dolayı…

BAŞKAN – Evet, bitti mi konuşmalar? Konuşmalar bitti mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Fazıl Bey’e teşekkür ediyorum, üstadının yanılgısını düzelttiği için. Aslında Fazıl’ın buradaki görevi, Sayın Hamzaçebi’nin yanılgılarını düzeltmek, teşekkür ediyorum ve tekrar tebriklerimi iletiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Fazıl her zaman bana destek verir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama, bugün tekrar sizi tekrar doğrulara yönlendirmekle yine destek verdiğini ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Mustafa Bey, tamamlandı mı konuşma?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bundan önceki süreçte, ki hepiniz de bunu kabul edersiniz, takdir edersiniz, bugün yıllık enflasyonun yüzde 10’lara, şu anda, 2005 yılı itibariyle baktığımızda yüzde 7’lerde, 2006 yılı itibariyle yüzde 9,5-10 civarında olduğu bir dönemde, hatırlayın, 2000, 99, 98, bir aylık enflasyon yüzde 10’du. Şu anda bir yıllık enflasyonun geçen sene yüzde 7,8 olan enflasyonun bu sene, program çerçevesinde, yüzde 9,5, yüzde 10 civarında olmasını hakikaten eleştirdiğinizi görüyorum. Ki, bundan önceki süreçte bir aylık enflasyonla bir yıllık enflasyonu karşılaştırın lütfen.

Değerli arkadaşlar, bu mamullerin, üretilen mamullerin bünyesinde… Ha şunu da açıkça söyleyeyim, özellikle dayanıklı tüketim mallarında, önümüzdeki yıllarda fiyatların nispi olarak, toplan eşya fiyatlarında nispi olarak bir azalışın ortaya çıkacağını ifade etmek istiyorum, çünkü, bundan önce enflasyonun yüksek olduğu süreçlerde mamulün bünyesinde aşırı derecede bir faiz vardı ve gelecekle ilgili beklentilerin kötümser olmasından dolayı bu faiz oranlarının enflasyonun çok çok üzerinde maliyete yansıtılmasından dolayı tüketiciyi gidecek fiyatlarda aşırı bir şişkinlik vardı. Özellikle 2005 yılı itibariyle baktığımızda, mamul bünyesindeki fiyatların vade farklarının gerçekten çok düşmesi münasebetiyle, mamul bünyesindeki faiz oranlarının ve tahminlerin, gelecekle ilgili beklentilerin olumlu yönde gelişmesinden dolayı fiyatlarda, özellikle dayanıklı tüketim malları fiyatlarında hakikaten azalan oranlı bir artışı görmekteyiz ki, bu da Hükûmetimizin mali disipline hakikaten çok bağlı olarak devam ettirmesinden dolayıdır diye düşünüyorum. Bu konuda, dört yıldır, Türkiye’de hiçbir zaman gerçekleşmemiş, hükûmet bütçelerine hiçbir zaman güvenilmediği bir süreçten geçen ülkemizin, 2003 yılından itibaren hükümetin bütçelerine tam bir güvenin tesis etmesinde emeği geçen Maliye Bakanı, Hükûmetimiz ve Maliye Bakanlığı personeline teşekkür ediyorum Bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını temini ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ederiz.

Sayın Muzaffer Bey, buyurun.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Değerli Başkanım, Değerli Bakanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri, bakanlığımızın ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızın çok değerli temsilcileri, basınımızın değerli temsilcileri; konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maliye Bakanlığımızın 2007 yılı bütçesini görüşüyoruz. Bu bütçenin hepimize ve ulusumuza hayırlı ve bereketli olmasını diliyorum. Bütçenin hazırlanmasında emeği olan bütün arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum.

Ben çok kısa konuşacağım. Temel bir X kentinde seçilmiş ve o ülkenin maliye bakanı olmuş. Gelişmekte olan bir ülke, ama yığınla sorunları olan bir ülkeymiş. Sevgili Temel Maliye Bakanı olduktan sonra, takım arkadaşlarıyla birlikte, kabine arkadaşlarıyla birlikte, devrim niteliğinde, çok önemli gelişmeler sağlamış ve ülkeyi, hemen uçurumun kenarında olan ülkeyi, özellikle mali politikalarıyla sağ salim istenilen yere çıkartma çabalarını başlatmış ve dediğim gibi, çokta başarılı olmuş. Enflasyon üçlü rakamlardan tek rakamlara düşmüş. Yatırımlar artmış. İstihdamda gelişmeler sağlanmış ekonomi politikalarıyla. IMF’yle Dünya Bankasıyla olan ilişkilerini en üst düzeye çıkartmış ve dediğim gibi, bu son derece başarılı çalışmalarına rağmen, muhalefet ve muhalefetle birlikte olan medya bir türlü -tabii medyanın bir kesimi- bir türlü mutlu olmuyorlarmış. Benim demiş, bunların mutlu olabilmeleri için sıra dışı bir şey yapmam lazım. Oturmuş, düşünmüş, danışmanlarıyla istişare etmiş ve bir haber salmış, demiş “yarın Karaburun’da, hani karşıda beş yüz metre ileride bir ada var ya, oraya kadar denizden gidip geleceğim.” Tabii heyecanlı bir şekilde millet, basın, muhalifler orada, elinde bir bastonla çıkıp gelmiş, üstünde mayosu, başlamış denizin üstünden yürüyerek gitmeye. Karşı adaya gitmiş, dönmüş ve ertesi gün ne olmuş biliyor musunuz arkadaşlar, bütün muhalifler ve medya…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Muhalif medya.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Devamla) – muhalif medya manşetlerde, haber ajanslarında ve flaş haberde “Yuh olsun bakan, yüzme bilmiyor.”

Şimdi, ben bu kadarını söylüyorum ve tekrar bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum ve hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Değerli arkadaşlar, şimdi…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir fıkra da ben anlatabilir miyim.

BAŞKAN – Tabii.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Şimdi, Temel matematik öğretmeni. Sınav yapmış öğrencileri, notları okuyor. Ahmet 6, Dursun 2, Ayşe 5 falan. Hasan’a gelmiş sıra “Hasan yeti.” Çocukların biri demiş ki “Hocam, yeti değil, yedidir.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sizinki muhalif Temel.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sınıfta bir tartışma başlamış “yeti” mi “yedi” mi diye. Sınıf ikiye bölünmüş. Temel demiş “ula gidin çağırın şu Türkçe öğretmenini gelsun.” Öğrencinin biri çıkmış gitmiş Türkçe öğretmenini çağırmış gelmiş. “Buyurun demiş hocam.” “Ya hocam, ha bu çocuk yeti aldı, ben deyrum ‘yeti’ dir, o deyi ‘yedi’ dir. Bu kaçtır?” Türkçe öğretmeni düşünmüş, düşünmüş “ya Hocam” demiş “ya ver oğa sekiz, gitsun:”

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli üyeler, değerli bürokratlar, değerli basın; anlaşılıyor ki. Süleyman Demirel, kulakları çınlasın, siyaset duayeni olarak eğer bir toplum bazen dertlerini fıkralarla bir kısım telmihlerle anlatıyorsa, orada bazı sıkıntılar var diyordu. Şimdi, zannediyorum, bugünkü tam tersi, Süleyman Demirel’i reddedercesine, rakamları hep temel hikâyeleriyle anlattılar arkadaşlarımız. Biri 7 olmasın 8 verelim. Öbürü de ben bildiğim kadarıyla, gerçi Temel’e uyarlandı, ama bu medyada da yer almış bir olaydır, bu Alman Başbakanı meşhur Kohl’le ilgil olarak söylenen bir fıkradır, Ren Nehrinden geçişiyle alakalı. Dolayısıyla, ister Kohl olsun ister Temel olsun, sonucu itibariyle, insanlar bazı meziyetleri ölçmede biçmede yanılgıya düşebilirler, ama, ben Temel’den değil de gerçek bir politikacıdan bir nükte ile, ama bizzat kendisinden dinlediğim bir nükte ile konuyu değerlendirmenizi ıttılaınıza arz ediyorum.

Eski Cumhuriyet Halk Partili ve uzun dönemde milletvekilliği yapmış, halen hayatta olana bir politikacı ağabeyimiz diyor ki, benim de çokça saygı duyduğum. Dedi ki: “Hocam, siz ne yaparsanız yapın, bir kısım çevreler, siz fabrika tesis etseniz -ki buna benim partimde dahil sözü de ona aittir, mübalağasız söylüyorum- benim partim de dahil bir kısım çevreler, siz altın üretseniz fabrikanızda ‘hayır bunlar gümüş üretiyor’ derler. Siz o fabrikada, kurduğunuz fabrikada imalathaneniz gümüş üretse ‘hayır bunlar bronz üretiyor’ derler. Bronz imalatı yapsanız ‘hayır bunlar demir hatta pik demir üretiyor’ derler. Çünkü, bazı gözlerde bu tip perdeler vardır, olayı böyle görmeyebilirler.” Ama, samimiyetimle söylüyorum bu değerli siyaset duayenimiz, demin de dediğim gibi, halen hayatta olan, sağlığı, sıhhati için…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Samsunlu mu?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Değil, Samsunlu değil, ama siyasette iyi geçmişi olan bir dost. Dolayısıyla. ben şunu söylemek istiyorum, şimdi tabii gerçekleri görmek lazım, elbette, Türkiye’de ne Sayın Maliye Bakanımız ne İktidarın herhangi bir bakanı, bir vekili, bir bürokratı “Türkiye güllük gülistanlık, bütün sorunlarını çözmüş. Maşallah dört sene de her şeyi bitirmiş deme lüksüne ne  bugün sahibiz ne de yarın sahip olacağız arkadaşlar. Çünkü,. Ne talepler sınırlıdır ne de ulaşılacak hedef belli bir sınırla belirlenmiş, ama, imkânlar sınırlıdır. İmkânlarınızın sınırlılığı, taleplerin sınırsızlığı çerçevesinde sürekli üretmek, sürekli ekonomiyi büyütmek zorundasınız. Ben basit bir ölçek olarak söylüyorum. Ben tabii bazı illerimiz müşteki olduğu konulardır eleştiriliyor, bence eleştirinin elbette o yönü de ele alınmalı, ama, KÖYDES eleştirildi. Bence bu Hükûmete, KÖYDES’ten dolayı her şeyden evvel şu bir aylık bütçe müzakerelerinde muhalefet milletvekili arkadaşlarımın, hakikaten böyle bir projeyi ortaya koyduğunuzdan dolayı size teşekkür ediyorum demesini beklerdim. Arkasından eleştirisini de yapsın, varsa usulsüzlük sonuna kadar hepimiz üzerine gidelim. Yani. oradaki ihalelelerde…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Biz yolsuzlukları gündeme getiriyoruz.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Bakın Sayın Özyürek, ben katılıyorum. İşin içinde varsa yolsuzluğun, usulsüzlüğün -af buyurun daha ilerisini söylüyorum- ahlaksızlığın ve edepsizliğin sonuna kadar hep beraber üzerine gidelim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ama, benim verdiğim örnekte siz burada yoktunuz.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Bakın, bunun yanında, bugün, BELDES’i inşallah 2007 yılında uygulayacağız. Bunlar, hepimizin gittiğimizde beldelerimizde gördüğümüz. Ben şimdi samimiyetimle söylüyorum, öyle beldeler belde olmuş ki, keşke bunlar belde yapılmasaydı. Hatta bazı ilçeler -tabii rahmetli Özal’ın döneminden başlatılan- ilçe yapılmış ki, bunlar belde dahi yapılmasaydı diyebileceğimiz, imkânları sınırlı, şartları fevkalade namüsait olan yerler, ama yapılmış. Bunlardan geri dönüşün sıkıntıları var. Şimdi, BELDES de önemli bir yatırım nasip olursa, 300 trilyondan fazla Allah nasip ederse, 2007 yılında bu beldelerimizi ayağa kaldıracağız. Medeniyet beldelerden, belediyelerden, şehirlerden gelir. Belde, belediye, medeniyet kavramı zaten bunların üzerine oturmuştur. Eksikleri elbette olabilir, yanlışları elbette olabilir, ama, meselenin başka noktalarını görüp özünden kaymak ve kaçmak fevkalade sakıncalı. Mesela., benim kendi ilimde, ben hakikaten Sayın Bakanlarıma da, ilgili arkadaşlara da candan teşekkürlerimi, iktidarın bir milletvekili olarak, bir vatandaş olarak söylüyorum. 1.100 kilometre 2006 yılında, birinci ve ikinci kat asfalt üretmişiz biz ve bunu açık olarak da söylüyorum. Bilmiyorum -dün keşke imkânım olsaydı, İçişleri Bakanına da soramadım son anda bir ayrılmıştım- Samsun İçişleri müfettişleri tarafından incelendi mi? Şu ana kadar, bizim kulağımıza gelen, ki CHP’nin çok acar, deyimi altını çizerek söylüyorum, hem Grup Başkan Vekili hem de bu konularda kulağı çok delik iki tane de değerli milletvekili arkadaşım var Samsun’dan CHP’nin, birisi de Grup Başkan Vekili. Böyle bir şey olsa mutlaka Meclis gündemine taşıyacaktır, olmaması temenni ederim, ama varsa mutlaka buraya onlar kadar ben de bunu taşımaya hazırım. Ama, şu anda, 2006 yılı için diyorum, en ufak şaibesi olmayan, fevkalade dürüstçe, fevkalade ciddi, ama bütün bunlara rağmen olabilir mi, bütün hassasiyetimizle takip ediyoruz. Şunun için söylüyorum, bakın, biz bu yolları yaptık. Kimisi altı metre eninde, kimisi sekiz metre. Yarın, inanıyorum ki bu köylerimiz -onun için diyorum istekler bitmeyecek- diyecekler ki, şunun orta şeridi de çizilseydi, hatta kıyalarındaki çizgiler de çizilsin, yıllık tesviyeleri yapılsın, bordürleri olsun, yürüme bandajları olsun, bunlar yarın olacak şeyler. Bakın, on sene sonra, şu Parlamentoda köy yollarının kenarlarında yürüyüş kaldırımları tartışılacak. Köy içlerinde bunların yapım tarzları tartışılacak. Bütün istekleri. Bugünkü bütün talepleri karşılamış olsak, yarın bu talepler gelecek, ama, değerli arkadaşlar, inanıyorum ki iktidarımızın eksikleri var, bunlardan birisi de Sayın Bakanım, bunlardan birer tane,. Hem basına bol miktarda hem de Cumhuriyet Halk Parti il binalarına gönderin bunlardan, CHP’liler de okusun ve belgeleriyle, bakın bunlarda abartı yok. Yani, 2 milyon işsizi 12 milyon gösterme yok, tersi de yok, doğrusu da. Neyse, burada ortada. Her şey burada.

MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Nereden inanacağız ona? Doğruluğuna nereden inanacağız?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Devletin istatistik kurumları var; bakın, bunun doğruluğunu da teyit ettirebilirsiniz, yanlışlığını da.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Uzunkaya, nedir o?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Bakın, mesela, burada samimiyim, bunları tek tek zamanınızı almak istemiyorum. Ama, isterseniz, değerli bir arkadaşıma bunu takdim edebilirim, bu rakamların varsa yanlışlarını, dört yıllık iktidarımızda yaptıklarımızı… Yanlışı varsa dersiniz ki, AK Parti bu yanlışları millete yaptım diye gösteriyor dersiniz, kullanın. Yani, aleyhte malzemeniz varsa kullanın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Hepsi bu kadarcık mı?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Hayır, bu işin sadece özetleri.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Şu kadar kitap yapar…

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – CHP’nin bu kadar abartı sanatının olmasına inanıyorum, çünkü, CHP temelde şark kültürüyle yetişmiş bir dönemin abartı sanatına sahiptir. Yani, İttihat ve Terakkiden geliyorsunuz. Sizin, neticede cemaziyülevveliniz bu, cemaziyülahırınız da ona benziyor. Tabiatıyla, böyle bir özden geldiğiniz için yaklaşımınızın bu…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Batılıdır ve çağdaşlığı savunan bir partidir.

BAŞKAN – Mustafa Bey…

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Yalnız, şunu toparlayarak değerli arkadaşlar sözlerimi bitirmek istiyorum.

Bu bir ay içerisinde, muhtelif bakanlıklarımızın bütçeleri müzakere edilirken, muhalefet partilerimizin çok değerli üyelerinin birçok açıklamalarından ziyadesiyle, bir milletvekili olarak benim de yararlandığımı burada itiraf etmek isterim. Haklı talepleriniz ve zemini doğru olan haklı eleştirilerinize belki çok açıktan katılmadıklarımız olsa bile zımmen katıldıklarımızı da burada ifade etmek isterim. Ama, bunlar, bugün değil sizin, 550 milletvekiliyle de iktidarda da olsa, bir partinin bugünden yarına gerçekleştirebileceği talepler değil, onları biz de biliyoruz. Ama, inanıyorum ki. Yarınları Türkiye’nin bugünlerden daha iyi, daha güçlü ve 2007 bütçesiyle bu ülkenin yarınlarına daha iyi hizmetler üretebilecek. İktidarıyla muhalefetiyle bu milletin işleyen bir demokrasisi, eleştirebilin bir muhalefeti, ve gece gündüz demeden çalışan ciddi bir iktidarı var ve zemini oturmuş, hizmetini gece gündüz bilen., yürüten güzel de bir bürokrasisi var. Bütün bunların içerisinde eksiklerimiz elbette olabilecektir, yanlışlarımız elbette olabilecektir. Ben -bir ara bir arkadaşımın alıngan bir üslupla söylediği için söylüyorum- elbette muhalefetin görevi zaten eleştirmektir, bu bizim kendisine verdiğimiz bir görev değil, milletin kendisine takdir ettiği bir görevdir, eksikleri bulacak söyleyecek, yanlışları bulacak söyleyecek. Dolayısıyla, iktidarın da görevi, kendi eksiğini, muhalefet gözlüğüyle, kendisi yeniden bir tahkike, edisyon kritiğe tabi tutmaktır. Bunu da, muhalefetin bu eleştirileriyle iktidarlar yapmazlarsa ciddi bir yanlışa düşerler. Zaten, bunu da yakınen yapan bir iktidar olduğumuzu bilesiniz.

Tabiatıyla, ben, Maliye Bakanlığının ve Hükûmetimizin, bugün, yarın bitiş finaline geldiğimiz, Plan Bütçedeki çalışmalarının tümüyle hayırlı olmasını diliyor, Maliye Bakanlığının 2007 bütçesinin özellikle, çok daha rantabl, çok daha verimli, çok daha ekonomik ve tabana yayılan, ama, kayıt dışı ekonominin -ki bugün eleştirilerin içerisinde bunlar da vardı, benim kısmen katıldığım noktalardır- mutlaka kayıt içerisine alınması konusunda azami gayreti, yerel idarelerimizin ve diğer birimlerimizin de ortaya koyacağına inanıyor, bütçenin hayırlı olması temennisiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Arkadaşlar, şimdi soru faslına başlayacağız. Yalnız, kısa ve öz olursa sorular, hemen yemek arası vereceğiz sonra, onun için rica edeceğim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan, bitirdikten sonra mı ara vereceğiz?

BAŞKAN – Hayır. Soruları cevaplandırmadan. Şimdi soru soracak arkadaşlarımız.

KÂZİM TÜRKMEN (Ordu) – Hepsini bitirelim.

BAŞKAN – Ama saat yediye geldi, o kadar insan acıktı burada.

Şimdi sorun, hazırlık yaparlar bu arada, çabuk çabuk cevaplandırırlar.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Bakan her zaman hazırdır.

BAŞKAN – Birgen Hanım’dan başlıyoruz efendim.

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Efendim, teşekkür ederim.

Ben konuşmamda bir envanter rica etmiştim, onu soru olarak da gündeme getiriyorum. Özelleştirme İdaresi Başkanlığının, Bakanlık ve kuruluşların sattıkları. Devrettikleri, özelleştirilen her türlü kamu taşınmazının bir listesini görmek istiyorum. Teşekkür ederim.

Şimdi sorularıma da geliyorum: 4046 sayılı Yasa’da -eğer yanlış anımsamıyorsam- bir madde vardı ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığının özelleştirmenin söz konusu olduğu yerde imar planı yapabileceği ve bu tapuya götürüldüğü zaman bunun hemen tapuya kaydedileceği yazılıyordu ve bu yapıldığı zaman da belediyelere bugünkü gibi geniş olanaklar da tanınmamıştı. Yani, bu olanak Özelleştirme İdaresi Başkanlığına, belediyelerin yaptıkları imar planları “itiraz eden var mı” diye askıya çıktığı bir dönemde verilmişti. Bu Maddeden yararlanarak imar planı yapıldı mı Özelleştirme İdaresi tarafından? Yapıldıysa, nerelerde yapıldı? Bir defa bunu öğrenmek istiyorum.

İkincisi. Sayın Bakan, konuşmanızda kayıt dışı mücadele için altyapının hazırlandığından bahsettiniz. Fakat, bir başka yerinde de, 2002’de yüzde 33,7 olan kayıt dışı oranının 2005’te yüzde 25,5’e indiğini söylüyorsunuz. Şimdi eğer yanlış anımsamıyorsam, en geç geçen yılda, ama, bu yıl içinde de söz konusu olmuştu, bazı araştırmalar çıkıyordu yüzde 52-yüzde 60 oranında olduğuna dair kayıt dışı ekonominin ve biz de bunları kullanıyorduk burada ve siz de ses çıkarmıyordunuz; yani, Hükûmetin hiçbir yetkilisi ses çıkarmıyordu.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Açıkladım.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hayır, şunu demek istiyorum. Tekzip de edilmiyordu ve bu, ilmî çalışmalarda da vardı.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Açıkladım ben, basın toplantısı yaptım.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Nerede açıkladınız? Ne zaman?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Müsaade edin. Ben basın toplantısı yaptım, Bakanlıkta basın toplantısı yaptım.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hayır, şunu demek istiyorum. Bu konuyu hangi tarihte?.. Bugün mü?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Çok önce, belki bir sene önce yaptım. İsterseniz tarihini de veririm.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hayır, şunu demek istiyorum…

BAŞKAN – Soruyu tamamlayın efendim.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Peki, 33 diye varsaysak bile, o zaman bu kadar kısa bir sürede eğer 24’e iniyorsa ciddi bir kayıt dışı sorunumuz yok demektir. Takdir edersiniz ki, en azından çok ciddi kayıt dışı sorunumuz olduğu, işadamları dahil herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Tamam, sorunuzu yazıyorum, cevaplandıracağım.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Evet, sorumu lütfen cevaplayın.

Üçüncüsü, TOKİ’ye 1,6 milyar Yeni Türk Lirası değerinde 634 bin metrekare yüzölçümlü arsanın bedelsiz olarak devredildiğini söylüyorsunuz. TOKİ, böyle bedelsiz devredilen bu büyüklükte bir arsayı lüks konutlar yapmakta da kullanabiliyor mu? Sorum o.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hayır, iki tane daha var efendim, izin verin.

Bir tanesi şu: 2006 yılında Hazineye aktarılan özelleştirme gelirleri ne kadardır ve nerede kullanılmıştır?

Son bir soru da şu…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Efendim, hızlı hızlı soruyorsunuz, yavaş yavaş sorun.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hayır, acele ettiriyor da onun için.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Ben yazıyorum ama.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – İsterseniz yazmayayım.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hayır, yazın, rica ederim. Ben tekrarlarım hangisinde takıldınızsa.

2006 yılında Hazineye aktarılan özelleştirme geliri ne kadardır? Nerelerde kullanılmıştır?

Son bir soru: Bir alıntı yapmışsınız konuşmanızın sonunda. Atatürk’ten olduğunu söylüyorsunuz alıntının ve diyorsunuz ki: “Millî egemenlik ancak mali egemenlikle mümkün olabilecektir.” Bunu kabul etmiş bir Bakanımız olarak, sizce yabancı bankalar eğer bankacılık sektöründe sınırsız bir oranda sahiplilik edinebiliyorlarsa, o zaman o ülkede millî egemenlikten söz edilebiliyor mu?

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, soru yerine kısa bir fıkra anlatacak.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Evet, bir fıkra ve onunla ilgili küçük bir soru.

Ben de bir Temel fıkrası anlatayım bir Trakyalı olarak. Mademki kervana ben de katılayım.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Patent hakkı ister Temeller!

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Öyle mi? Hay hay efendim. Neyse, vermeye… Temellere canımız kurban, hay hay.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Sen Trakyalı isim söyle!

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Hüsmen desin Sayın Bakanım!

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Temel ile Dursun bir akşam gitmişler efkâr dağıtmak için bir meyhaneye, kafayı çekmişler. Meyhaneden sonra sarmaş dolaş…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bu Trakyalıdır kesinlikle.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Bizim Trakyalı’nın belki Karadeniz kıyısında yaşayanı olabilir. İğneada, Kırklareli tarafında.

Ama, Temel’den alalım. Kafayı çekmişler, sarmaş dolaş sevgi seliyle giderken birdenbire bir kavgaya şahit olmuşlar ve bu kavgada bir cinayet işlenmiş. Tabii, Temel ile Dursun kısa bir süre sonra mahkemeye şahit olarak çağrılmışlar. Anlatmışlar. Fakat, bir fark var aralarında. Temel diyormuş ki: “Makasla öldürdü, makas vardı elinde.” Dursun diyormuş ki: “Hayır, bıçaktı.” Bıçaktı-makastı, bıçaktı-makastı, bunlar mahkemenin huzurunda, hâkimin huzurunda birbirlerine girmişler. Hâkim çok kızmış. Öyle kızmış ki: “Atın bunları içeriye üçer ay. Yüce Türk adaletini, bilmem nesini filan böyle ayaklar altına aldılar…” Bunlar girmişler hapse ayrı ayrı yerlerde, çıkmışlar. Ve bir akşamüzeri deniz kıyısında volta atarken karşılaşmışlar. “Vay Dursun”, “Vay Temel”, sarılmışlar, öpüşmüşler, koklaşmışlar. Tam ayrılırken Temel dönmüş: “Bak, makastı değil mi?” demiş. Dursun, “Hayır, bıçaktı.” Bıçaktı-makastı, bıçaktı-makastı bunlar birbirlerine girmişler. Dursun iri, güçlü, Temel zayıf. Yuvarlanmışlar denize. Dursun almış Temel’i altına, suya bastırmış. Bir taraftan vuruyormuş, bir taraftan “Bıçaktı.” filan. Temel son nefesini verecek, suyun altında vücudu. Titreyerek eli çıkmış suyun üzerine, böyle yapıyormuş. Şimdi ben AKP’nin durumunu buna benzetiyorum.

BAŞKAN – Soruyu hemen sorun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Soru: Vatandaş daha çok borçlanmış zamanınızda, devlet daha çok borçlanmış, özel sektör daha çok borçlanmış; çiftçi feryat ediyor, işçi ve memur ağlıyor, küçük esnaf ve sanatkâr neredeyse isyanları oynuyor; işsiz gençlik bunalımda, daha fazla bocalıyor. Ha Sayın Bakanım, bunlar rol mü yapıyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Muharrem Bey, buyurun.

MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, yine başka bir gazetede şöyle bir beyanatınız var: “Fabrika kapatıldı, ithalat başladı.” Doğru, güzel bir tespit yaptınız, teşekkür ediyorum. Ayrıca, “Mardin Mazıdağı bölgesinde 500.000 ton/yıl konsantre üretebilecek kapasitede tesisi bulunuyor. Şu anda işlemeye hazır, dekapaj yapılmış, 3 milyon ton cevher var.” diyorsunuz. Bu da çok doğru. Şimdi Sayın Bakanım, zaten o bölgeye GAP’ın altyapısını oluşturmak üzere bu gübre fabrikası planlanmış ve bu tesisler onun için kurulmuştur. Şimdi benim size bir önerim var.

BAŞKAN – Öneriyi bırakın da, soru sorun.

MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Soru soruyorum efendim. Yani, hem öneri hem soru.

Şimdi eğer bu tesislere bir büyük Tarabya Oteli, büyük bir Efes Oteli veya Büyük Ankara Oteli gözüyle bakarsanız orada yanılırız. Çünkü, mevcut fabrikayı… Biraz önce size arz etmiştim. Sosyal tesisler satıldıktan sonra 6 bin dönüm ve iki köy kaldı. Ve yağmurdan, güneşin altında çürümüş, hurda haline gelmiş bir tesisle karşı karşıyayız. Siz orayı satarken bu fabrika kurulmak şartıyla bir sözleşme hazırlamayı düşünüyor musunuz? Böyle bir sözleşme hazırlandığı takdirde hem bölge hem bölge halkı hem devlet daha kârlı duruma gelecektir. Böyle bir çalışmanız olmasını diliyorum ve mutlaka bu şartnamenin hazırlanmasında büyük bir fayda görüyorum. Siz de bu konunun özellikle üzerinde durunuz. Çünkü, orası terör bölgesidir, az gelişmiş bölgedir. Az gelişmişlik bölgesinde bulunan bu tesisi 500 milyona satmayı düşünüyor musunuz, satabilecek misiniz, müşteri bulacak mısınız? Onun için, buna bir altyapı hazırlamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –Akif Bey, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle şunu ifade edeyim. Bütün Temel fıkralarını Karadenizli olmayan arkadaşlarım anlattı.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben hariç.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ha, Sayın Kumkumoğlu hariç, pardon.

BAŞKAN – O Karadenizli.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, doğru. O nedenle, müsaade ederseniz ben çok kısa bir Temel fıkrasıyla sorularıma başlamak istiyorum.

Ülkenin birinde Temel cumhurbaşkanı olmak istemiş. “Deli misin?” demişler, Temel “Şart midur?” demiş.

Sorularım şunlar Sayın Başkan: Şimdi ücretlilerin Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti döneminde reel olarak ele geçen ücretlerinde bir artış olmuş mudur? Sayın Bakanın da imzası bulunan 2007 yılı programın 183’üncü sayfasında yer alan tabloya göre, 1994 yılı 100 kabul edilmek suretiyle yapılmış olan endekse göre, kamu sektöründeki bir işçinin ücreti 2000 yılında 111,1 iken, bu şu anda 2005 yılında 95’e düşmüştür. Özel sektörde bir işçinin ücreti 119,4 iken, bu, 2005 yılında 97,7’ye düşmüştür. Asgari ücrette bir artış var, onu saymıyorum; ama, kamu ve özel sektördeki işçilerin ücretinde reel olarak bir düşüş söz konusudur. Oysa, gerek Sayın Başbakan gerek burada konuşan bazı arkadaşlarımız arttığını ifade etmişlerdir. Sayın Bakan bu konuda acaba ne düşünüyor?

İkinci sorum: Yine Sayın Başbakan bir konuşmasında, “Satın alma gücü düşen varsa bana gelsin.” diye bir şey söyledi. Sayın Elitaş, açıklamalarında, işte asgari ücretle satın alınan ekmek miktarlarından örnek vererek satın alma gücündeki artışı ifade etti. Ben yine devletin rakamlarını kullanacağım, gazete haberlerini değil. Yine Sayın Bakanın da imzası olan 2007 yılı programının 79’uncu sayfasında “Tarımsal ürün fiyatlarındaki gelişmeler” başlıklı bir tablo var. Burada toplam 32 ürün var ama, ben 26’sını vereceğim; çünkü, son 6 üründe tek bir yılın fiyatı var, diğer 26 üründe ise 2003, 2004 ve 2005 yılı fiyatları var. Bu 26 ürünün toplam 15’inde bir fiyat düşüşü söz konusu. Örnek veriyorum: Buğdayın fiyatı, YTL/ton cinsinden 2003 yılında 353 iken, 2004 yılında bu 351’e düşmüş, 2005 yılında 332’ye düşmüş. Pamuğun fiyatı yine 2003 yılında 1,026 iken, 2004 yılında 906’ya, 2005’te 775’e düşmüş. Kuru incirin fiyatı 2003 yılında 1,955 iken, 2004 yılında 1,826’ya, 2005’te 1,808’e düşmüş. Soya fasulyesinin fiyatı 2003 yılında 432 iken, 2004 yılında 405’e, 2005 yılında 315’e düşmüş. Yani, bu saydığım 4 üründe 2003 yılından itibaren sürekli bir düşüş var. Diğer ürünlerde de 2005 yılında 2004’e göre düşüşler var. Acaba asgari ücretle satın alınan ekmek fiyatının arttığı yönünde örnek verilirken, buğdayı üreten çiftçinin satın alma gücünün düştüğü akla gelmiyor mu? Ayrıca, biraz önce verdiğim işçi ücretlerindeki düşüş, işçinin satın alma gücünün azaldığını göstermiyor mu?

Diğer sorularım şunlar: Deniz yoluyla yük taşımacılığında 1/1/2004 tarihinden itibaren deniz taşımacılığına ÖTV’siz yakıt verilmesi uygulaması başladı. Kapsam daha geniş; ama, ben yük taşımacılığında durmak istiyorum. Hemen her yıl bütçesinde veya Sayın Maliye Bakanını ilgilendiren bazı kanunları görüşürken o vesileyle gündeme getiriyorum ve diyorum ki: Bu ÖTV’siz yakıt uygulaması yük taşımacılığında istenen sonucu vermemiştir, yük taşımacılığında bir artış meydana gelmemiştir. Yine, yıllık programın 115’inci sayfasında yer alan tabloya göre, 2003 yılı rakamı milyon ton/kilometre cinsinden 5,300 iken, 2004’te 5,350, 2005’te 5,225 olmuş, 2006’da 5,330 gözüküyor. Yani, yük taşımacılığında bir artış yok. Üstelik gemi sayısında olağanüstü artış var. Geçen yıl bütçesinde bunu Ulaştırma Bakanı vermişti. Bu yıl bütçesinde gemi sayısı rakamlarını vermedi. Buna rağmen, ben bunu her yıl bütçesinde söylememe rağmen Sayın Maliye Bakanı bu değerlendirmeyi dikkate almıyor. Bir vatandaşın bile Maliye Bakanına şikâyette bulunduğu zaman şikâyeti işlem görürken, bir milletvekilinin Hükûmete yardımcı olmak amacıyla, “Verdiğiniz teşvik acaba burada işe yaramıyor mu? Rakamlar işe yaramadığını gösteriyor. Bunu gözden geçirin.” yönlü talebi nasıl dikkate alınmıyor, neden dikkate alınmıyor? Doğrusu bunu ben anlamakta güçlük çekiyorum ve Sayın Bakana soruyorum tekrar: Bu yük taşımacılığı konusunda üç yıldır Mecliste ifade ettiğim bu eleştiri, bu değerlendirme konusunda, yük taşımacılığında ÖTV uygulamasını gözden geçirmeyi veya bu konuyu bir incelemeye tabi tutmayı düşünüyor musunuz?

Diğer sorum: Atık yağlardan elde edilen biodizelde bir ÖTV indirimi yapmayı düşünüyor musunuz? Bu mutlaka gündeminizde inceleme konularınız arasında vardır. Türkiye’de 350 bin ton civarında atık yağ var ve bunun 200 bin tonunun yeniden üretilerek kazanılması, biodizele çevrilmesi mümkün. Atık yağ kanalizasyon sistemine gitmek suretiyle hem çevreye zarar veriyor hem kanalizasyon ve atık su sistemlerine olağanüstü ölçüde zarar veriyor. 200 bin tonluk bir üretimin elde edilmesi halinde ÖTV kaybı, litresi 65 kuruş dersek, toplam 130 milyon YTL civarında bir rakama ulaşır. Ki, bu rakama ulaşmak esasen bu üretim seviyesine ulaşmakla mümkün. Bu da, hemen bir yılda olacak bir şey değildir. Böyle bir konuyu düşünüyor musunuz? Böyle bir indirim gündeminizde var mı?

Konuşmamı yaparken yine 5493 sayılı Yasa uygulamasına ilişkin bir hususu gündeme getirmiştim. Mutlaka cevap vereceksiniz ama, ben tekrar sorularım arasına aynı konuyu almak istiyorum. Şu anda Ambarlı, Pendik, Tekirdağ, Kapıkule ve Hamzabeyli sınır kapılarındaki ÖTV’siz yakıt uygulaması Kanun tanımına uymuyor; çünkü, Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun hükümlerine uygun olarak…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Hangileri uymuyor? Bir daha söyler misiniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ambarlı, Pendik, Tekirdağ, Kapıkule, Hamzabeyli.

Sayın Bakan, buralarda tek satıcı var. Tek akaryakıt istasyonunun olduğu yerde rekabet yok demektir. Rekabetin olmadığı yerde de yasa hükmü uygulanmıyor demektir ve vazgeçilen ÖTV kadar yakıt fiyatının aşağı inmesi gerekirken, bunun inmediği yönünde çok ciddi iddialar var. Ayrıca, Kanun, “Akaryakıtın edinme bedelinin, motorinin edinme bedelinin en çok yüzde 8 oranında fazlasına satılabilir” hükmünü taşımasına rağmen, bu hükme uyulmadığı yönünde ciddi iddialar var. Eğer böyleyse, Kanun’un amacı yerine gelmiyor, Kanun’un istediği, öngördüğü istisna şartları uygulanmıyor demektir. Bu durumda da, istisnanın uygulanmaması gerekir. Eğer böyleyse, ÖTV’siz satılan yakıtlar nedeniyle bir tarhiyatın söz konusu olması gerekir. Ben bunu dikkatinize, ilginize sunuyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Mesela, 1.200’e satılması gerekeni adam 1.400’e mi satıyor? Neye satılması lazım?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Efendim şu. Bakın, örnek veriyorum ben size. ÖTV’siz yakıt…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Hamzabeyli dediniz orada. Hamzabeyli’de istasyon yok daha.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ambarlı, Pendik… Efendim, istasyon olmamış olabilir veya bu kapılarda rekabete uygun bir şekilde satış yapılması yönlü öneriler var size. Ama, örnek veriyorum. Ambarlı’da şey var, Pendik’te var, Tekirdağ var, Kapıkule var. Rekabete açık değil ama. Yani, tek istasyon varsa…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Neden rekabete açık olacak ki orada yani?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Bakan, hayır, şöyle. Yani, sizin bir istasyon daha sokmanız gerekir oraya. Daha doğrusu, sizin bunu Rekabet Kurumuyla yazışarak, görüşerek, “Rekabet nasıl sağlanır?” demeniz gerekir. Çünkü, Kanun, Rekabet Kanunu’na ve Petrol Piyasası Kanunu’na uygun olmak kaydını arıyor. Buna uygunluğunu siz aramayacaksınız belki. Ama, ilgili kurumuna soracaksınız; burada rekabet var mı yok mu? Veya bu uygulama rekabete uygun mu değil mi? Ama, tek bir satıcının olduğu yerde rekabetin olmadığını düşünüyorum. Eğer hele Yasa’nın öngördüğü “Maliyet bedelinin en çok yüzde 8 fazlasına satılabilir.” hükmü yerine getirilmiyorsa, zaten Yasa’nın bir başka hükmü ihlal ediliyor demektir.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Yani, ona bakmak lazım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Efendim, diğerine de bakmanız gerekir ama, tabii ki, Gelir İdaresi rekabet var mı yok mu… Efendim, şöyle. Ama, aramak durumunda. Kanun’u uygulayacak. İlgili kurumu hangisidir? Rekabet Kurumudur, EPDK’dır. Bunlarla yazışarak, bu uygulama Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’a uygun mudur sorusu oraya yöneltilmek durumunda. Eğer “uygundur” diyorsa, sorumluluk onlarındır. Siz ona göre sadece yüzde 8 şartına bakarsınız belki. Ama, diğeri de, Yasa’nın…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Biz sadece şey olarak oraya yazalım yazıyı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Bakanım, diğerini de aramak zorundasınız. Bu bir vergi kanunu. Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’a uygun olma şartını arıyor. Bunu da ilgili kurumundan aramak zorundasınız.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – O zaman biz idare olarak bir oraya soralım, bu yüzde 8 meselesini...

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hem EPDK hem Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun nedeniyle Rekabet Kurumuna olayı götürmek gerekiyor. Ve yüzde 8 şartını da aramak gerekiyor tabii.

Son sorum şu: Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, Sayın Bakan; Maliye Teftiş Kurulu, Maliye Bakanlığının çok köklü bir kurumu. Bunu Sayın Bakana ve Maliye Bakanlığı mensuplarına, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine anlatmam fazlalık olur. Devletin çok köklü kurumlarından birisidir. Benzer bir kurum yine Hesap Uzmanları Kuruludur. Devlete olsun, özel sektöre olsun çok nitelikli elemanlar yetiştiren ve bu elemanların kamuda ve özel sektörde görev almasıyla birlikte, görev aldıkları kurumlarda disiplin sağlayan bir kültürle yetişen kişilerin oluşturduğu kurumlardır. Ünlü Şair Cemal Süreyya Maliye Teftiş Kurulu için şöyle demiştir. Yazdığını hatırlıyorum. “Fransa’da Maliye Teftiş Kurulu vardır, Türkiye’de Maliye müfettişleri vardır.” Yani, orada daha çok kurul kimliği öndedir, Türkiye’de Maliye müfettişleri öne çıkmıştır Kuruldan öte. Aslında hepsinin ifade etmek istediği nokta, bu kişilerin hepsinin buluştuğu ortak bir kültür vardır. Bu kültür nedeniyle bir kimlik oluşur. Bu kimliğin ardındaki kişiler artık önemli değildir; A kişisi, B kişisi, C kişisi, bunlar önemli değildir.

Şimdi burada bir Maliye müfettişi bir konuda bir inceleme yaptı diye, efendim, bu incelemede Sayın Başbakana yönelik bazı kurumların veya kişilerin incelemesini yaptı diye, o kişilerden bilgi almaya kalkıştı diye âdeta kan davasına dönüşecek bir şekilde bu Maliye müfettişinin cezalandırılmak istenmesini ben anlayabilmiş değilim. Hele bir hafta sonu yapılan toplantıya, tüm kurum mensuplarını eskisiyle yenisiyle bir araya getiren bir toplantıya katılan bu Maliye müfettişine, toplantının yapıldığı otelin antetli kâğıdıyla “toplantıyı terk ediniz” anlamına gelen bir yazının tebliğ edilmesini, tebliğ edilmiş olmasını ben açıklamakta güçlük çekiyorum. Bunu herhangi bir kelimeyle ifade etmem mümkün değil. Siz bir Maliye müfettişini beğenmeyebilirsiniz, uygulamalarını beğenmeyebilirsiniz; ama, bunu, tüm mensuplarını bir araya getirme amaçlı bir toplantıya sokulmaması, buradan kapı dışarı edilmesi, hafta sonu, tatil günü bir toplantıya dahil edilmeyecek şekilde bir uygulamayı ben objektifle, adaletle bağdaştıramıyorum. Siz bu kişiyi başka bir göreve atadınız. Yargı kararıyla görevine döndü. Başkan Yardımcılığı görevine atamadınız hakkı olduğu halde, yargıya gitti. Bilmiyorum, yani, bu tutumunuz bu kişiye yönelik olarak ne kadar devam edecek? Daha hukuksuz uygulamalara ne kadar devam edeceksiniz, bilemiyorum. Ama, bunların tarih tarafından not edildiğini unutmayınız Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Tarih değil de, CHP not etti galiba.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – CHP, bu ülkenin tarihidir aşağı yukarı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Siz, İttihat Terakkiye…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Siz İttihat ve Terakkiden geliyorsunuz da…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, Sayın Uzunkaya, tarih ile CHP’yi özdeşleştirdiğiniz için teşekkür ediyoruz tabii. Yani, bu demektir ki, CHP’nin köklü bir tarihi var, AKP’nin bir tarihi yok. Öyle değil mi? Ama, yani, o anlama geliyor.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bizim millî tarihimiz sizden çok daha fazla.

BAŞKAN –Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi benim Sayın Bakana dört sorum olacak. Ama, Sayın Açıkalın’ın TOKİ’yle ilgili bir ifadesi oldu. Yani, “Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından TOKİ’nin hesapları inceleniyor” diye. Doğru. Hatırlarsanız, burada Sayın Mehmet Ali Şahin’e, TOKİ’nin hesaplarını inceleyen Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyelerini niçin dağıttınız diye sordum. Çünkü, onlar TOKİ’de yolsuzlukları ortaya çıkardılar diye ekibi dağıttı. Sayın Bakan şunu söyledi. Dedi ki: “Ben bunu bilmiyorum, haberim yok, inceleyeceğim, nedenini soracağım ve size bilgi vereceğim.” Aradan geçti bir buçuk-iki yıl. Ne incelendi, ne soruşturuldu, ne de bize bilgi verildi. Ama, o ekip dağıtıldı, şimdi başka bir ekip inceliyor. Tabii, bu konuya dikkatinizi özellikle çekmek isterim.

Kayıt dışı ekonomi konusunda Hükûmetin çok başarılı bir adımı var, onu söylemek istiyorum ben. Zarar beyan edenler doğrudan doğruya vergi dairelerine çağırılıyorlar, “Beyanını yükselteceksin.” deniliyor. Şimdi bu uygulama doğru bir uygulamadır. Sayın Bakan, bu uygulamadan sizin bilginiz var mıdır? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğünün yaptığı ihaleleri İstanbul’da bir denetim elemanı incelemek istiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bir yazı yazıyor, ihale alanların listesini istiyor. Fakat, sonra bu denetim elemanına bir yazı geliyor, diyor ki: “Sen bu incelemeleri iade et. Bu inceleme yapılmayacak.” Bu olaydan bilginiz var mı Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Nasıl? Bir daha söyler misiniz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğünün ihalelerini bir denetim elemanı incelemek istiyor, kendisine görev veriliyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Maliyeden mi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Maliyeden bir denetim elemanı. O da, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bir yazı yazıyor “İhaleleri kimlere verdiniz, listesini gönder.” diye. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de gayet güzel bir tablo yapıyor, listeler yapıyor; ihaleyi alanlar, firmalar vesaire. İlgili denetim elemanına bildiriyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Maliye, belediyenin hesaplarına nasıl bakacak?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, vergi incelemesi yapacak, müteahhitlerde vergi incelemesi yapacak. Fakat, birdenbire ne oluyorsa bir yazı geliyor ve bu incelemeler kesiliyor. Bundan bilginiz var mı? Bilmiyorum bilginizin olup olmadığını.

Üçüncü sorum: Ben burada İddaa oyunuyla ilgili olarak defalarca, tam iki bütçedir Maliyenin çok ciddi bir vergi kaybı olduğunu söylemiştim. Millî Eğitim Bakanlığı duyarlılık gösterip dava açtı, davayı kazandı ve tahsil etti. Bakanlık olarak siz ne yaptınız, onu merak ediyorum.

“Bütçeleştirilecek borçlar hesabı” diye bir hesap var Sayın Bakan. Yani, devletin borcu ama, henüz ödemediği için bütçeleştirilmemiş durumda. Bütçe açığını göstermek için, gerçek bütçe açığını Parlamentoya göstermek için son üç yılın “Bütçeleştirilecek borçlar hesabı” büyüklüğü nedir? Bu konuda bize bilgi verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çakır, buyurun.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İzninizle Sayın Bakana iki sorum olacak.

Sayın Bakan göreve geldiği ilk yılda kendi memleketi olan Edirne’de, “Paranın, kasanın anahtarı bende, tozu gelse sizi ihya eder.” şeklinde politika yürüttü. Maalesef, son günlerde Edirne Belediyesinin vergi borçlarından dolayı hacizler konulması, Edirne’nin ihalesi yapılmış giriş yolu asfaltının ödeneğinin ayrılmaması, Edirne Valisini AKP İl Başkanı gibi kullanarak Belediyenin üzerinde bir baskı yaratmak, Belediyenin elini kolunu bağlamak, onu işlevsiz ve çaresiz bir duruma düşürmek gibi, Sayın Bakandan kaynaklandığını düşündüğümüz bir politika zinciri götürülmekte. Tabii, bu, Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanından çok Edirne halkının ve Edirne’lilerin cezalandırılması sonucunu doğuran bir uygulama. Ben, kendi seçim bölgesi olan, kendi memleketi olan bir ilde Sayın Bakanın böyle bir uygulamaya neden ihtiyaç duyduğunu gerçekten merak ediyorum ve bu politikanın Edirne Belediyesini işlevsizleştirme politikasının daha ne kadar süreceğini öğrenmek istiyorum.

Bir sorum da, geçtiğimiz günlerde yine Edirne’de Özel İdare Genel Sekreter Yardımcılığına Ahmet Çetin diye bir arkadaşımızın atanması yapıldı. Bildiğimiz kadarıyla bu atamanın Sayın Bakanın referansıyla yapıldığı ifade ediliyor. Bu arkadaşımız daha önce YİMPAŞ’ta müdürlük yapmış, Almanya’da camilerde para toplama işinde koordinatörlük yapmış bir kişi olduğu ve Edirne’de kamuoyunda da “Ben buna para verdim, alamadım” diyen insanların olduğu… Bu kimliğiyle tanınan, bilinen bir insan. Sayın Bakanın, bu Ahmet Çetin’le ilişkisinin hangi yönde olduğu, siyasî mi, ekonomik mi, akrabalık mı veya bir- başka ilişki mi olduğunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Coşkunoğlu.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Konuşmamın içerisinde söylediğim konulardan somut olarak tekrar birer cümleyle soracağım sorular şunlardır Sayın Bakan.

Birincisi, OCER Telekom’a yüzde 55’i satılmış olan Türk Telekom şu anda bütün kamu kuruluşlarına hizmet sağlayan şirkettir. İnternet ve uzak mesafe telefon hizmetleri gibi, oysa lisansla serbestleştirilmiş, dolayısıyla birkaç operatörün oluştuğu bir pazarda bu doğru mu? Değilse ne yapmayı, ne zaman yapmayı düşünüyorsunuz?

İkinci sorum: İstihdam vergisi Türkiye’de son derece ağır bir vergi. Diğer ülkelerle karşılaştırmada da bu çok ağır, rakamlara girmiyorum. Bu konuda, önümüzdeki sene en azından bir değişim söz konusu olacak mı? Örneğin iletişimde de yine dünya şampiyonuyuz ÖTV vergisinde. Bunda olacağı açıklandı. Bu ne kadardır? Tahmini bir rakam vermek mümkün mü?

Son sorum da: Yine her sene tekrarladığı ve her sene tekrarladıktan sonra öbür sene daha da kötüsü olan, Uşak, neden her yıl bir yıl öncesine göre daha aşağı sırada yer alıyor kamu yatırımlarında? Siz iktidara gelmeden, 2002 yılında, 81 il içerisinde 64’üncü sıradaydı, her sene düştü, 69’uncu sıraya düştü, 72’nci sıraya düştü, 75’inci sıraya düştü. Bir de bunu sorarım.

İlk konuşmamda söylediğiniz gibi, doğru, Devlet Planlama Teşkilatı kriterleri, Yüksek Planlama Kurulu belirliyormuş. Vakıa, çok net bir şekilde yazılmıyor; ama, olsun, ortada o konuda bir belge var, doğruymuş, onu da inceledim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kart…

ATİLLA KART (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Plan Bütçe Komisyonunun saygı değer üyelerini de saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu Hükûmetin temel zafiyetlerinin başında yargı kararlarını uygulamamak geliyor. Ben bu kapsamda iki olayla bağlantılı olarak sorularımı yöneltmek istiyorum.

Birinci olay, Seydişehir Eti Alüminyumun özelleştirilmesi. Eti Alüminyumun özelleştirilmesinden evvelki süreçte dolmuş olan hukuk dışı ilişkileri, hukuka aykırı ilişkileri; bunları sorgulamayacağım. Bunun devamında, bu hukuka aykırı ilişkilerin devamında, Danıştay 29 Mayıs 2006 tarihinde son derece ayrıntılı bir kararla, gerekçeyle, on bir on iki sayfalık bir gerekçeyle bu özelleştirmenin yapılmaması gerektiği anlamında son derece açık bir karar verdi. Bu karara karşı ilgili idareler itiraz etti. İtiraz oybirliğiyle reddedildi. Yani, öyle bir karar ki âdeta esasa yönelik bir karar. Zaten yürütmenin durdurulması kararı olsun, esasa yönelik kararlar olsun, bunların uygulanması noktasında bir ayırım yok. Bir ay içinde bunların uygulanması gerekiyor. Ama, aşağı yukarı beş aylık bir süre geçti, bu kararların uygulanması noktasında hiçbir girişimin, pratik anlamda, fiili anlamda, hiçbir girişimin olmadığını görüyoruz. Ben bu çerçevede sorularımı yöneltiyorum:

Bu yargı kararı uyarılarımıza rağmen neden uygulanmıyor?

Tesisin içinin boşaltılmasına neden seyirci kalınıyor? Burada yasal anlamda bir işgal söz konusu olmasına rağmen, neden birileri bu işgali himaye ediyor, yeni bir Balıkesir SEKA örneği mi yaratılıyor? Neden buna göz yumuluyor? Birinci olayım bu.

İkinci olayım da: Yasin El Kadı meselesi. Biliyorsunuz, Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu, diğer Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını bir tarafa bırakıyorum, üç yılı bulan bir inceleme sürecini tamamlamak üzereyken Sayın Bakanın yazılı talimatıyla bu inceleme durduruldu. O incelemenin durdurulmasından sonra Avrupa Adalet Divanı Mahkemesi kararını açıkladı. Bu o zaman daha belli değildi. Avrupa Adalet Divanı ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu birbirini tamamlayacak bir şekilde Yasin El Kadı’nın ve devamında Julayda’nın El Kaide terör örgütünü finanse ettiği, lojistik anlamda, stratejik anlamda finanse ettiğini, bu yolda bulguların bulunduğunu tespit etti. Bu gelişmeden sonra ben şunu sormak istiyorum: Bu sürece rağmen, Teftiş Kurulunun bu yöndeki çalışmalarını engellemeye devam edecek misiniz? Bunun gerekçesi nedir? Bunun yasal ve takdiri gerekçesi nedir? MASAK’ı bu aşamada, hiç olmazsa bu aşamada devreye sokacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özyürek…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim iki küçük sorum var: Hâkim ve savcılarla ilgili maaş ayarlamaları burada görüşülürken, vergi inceleme elemanlarının maaşlarında da bir iyileştirme yapılması görüşülmüştü. Çünkü, Sayıştay denetçileriyle benzer işi yapan Maliye müfettişleri hesap uzmanları, gelirler kontrolörleri ve vergi denetçileri arasında büyük bir maaş uçurumu ortaya çıktı. Bir Sayıştay denetçisi misal olarak söylüyorum, 3 milyar lira alıyorsa, bir hesap uzmanı, bir maliye müfettişi 1,5 milyar lira alıyor. Bu, bu işi yapan insanlar arasında büyük bir huzursuzluğa neden olmaktadır.

O gün, alt komisyonda bu iyileştirme önerisi kabul edilmesine rağmen, üst komisyonda geri çektiniz. Acaba, gerçekten bu arkadaşların hem mutlak olarak hem de Sayıştay denetçileri düşünüldüğünde nispi olarak mağduriyetini önleyecek yeni bir girişiminiz, yeni bir iyileştirme çabanız olacak mı?

Burada geçen gün Tütün Kurulu Başkanını dinledik. Tütün Kurulu Başkanının verdiği rakamlar, içkide, sigarada büyük bir kaçak olduğunu ortaya koydu. Zaten bunu, birkaç gün önce Sabah gazetesinde Kavaklıdere Şaraplarının murahhas azası da şarapçılıkta büyük bir kayıt dışılık ve büyük bir kaçak olduğunu söyledi. Tabii, bu kaçak, önce sağlığı tehdit eden taraflarının yanında çok önemli bir ÖTV ve KDV kaçağına yol açmaktadır. Bu konuları değerlendiriyor musunuz? Bu konularda inceleme yapıyor musunuz? Ne gibi sonuçlar alıyorsunuz? Mesela, Kavaklıdere Şarapları murahhas azasının açıklamalarını bir ihbar kabul ettiniz mi? Herhalde konuşma metnini tutanaklardan da alabilirsiniz. Burada Tütün Kurulu Başkanı çok çarpıcı rakamlar verdi. Bunların hepsi sizin vergi incelemesi açısından çok önemli delillerdir, dayanaklardır. Bunları değerlendirmeyi düşünüyor musunuz diye sormak istiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Filiz? Yok.

Sayın Terzibaşıoğlu…

OSMAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, değerli arkadaşlar; biraz önce arkadaşlarımız dediler ki, AK Partinin kökü yok. Bir cümleyle cevap vermek istiyorum müsaade ederseniz. AK Partinin kökü “Yeter söz milletin”den, “Yeter karar milletin”e geliştir. Dörtlü takrire dayanır. Siz bunları benden daha iyi bilirsiniz. Bunları ben söylüyorum, kayıtlara geçsin diye. Bunlar benim şahsi fikirlerim. Bunlar da kayda geçsin diyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Soruya gelin lütfen…

OSMAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Madem bunları söylüyorsunuz, böyle müdahale ediyorsunuz, bakın, şimdiki Cumhuriyet Halk Partisi de Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi değildir. Halkçı Parti, ondan sonra SODEP…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – O yorumu yapacak insanın önce tarih bilmesi lazım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Tarih ve hukuk bilmesi lazım.

OSMAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) – Biliyorum ben.

BAŞKAN – Sayın Terzibaşıoğlu… Sayın Terzibaşıoğlu, lütfen, soru sormak için ben söz verdim. Diğer konuların tartışmasına geçmeyelim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – “AK Partinin kökü vardır, değil mi?” diye Sayın Bakana soru sorabilir. (CHP sıralarından gülüşmeler)

OSMAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Devamla) – Tabii, onlar tahmin edemezler. (CHP sıralarından gülüşmeler)

Sayın Bakanım, geçtiğimiz günlerde Muğla’da turizmcilerle toplantı yaptık, bu turizmdeki yüzde 18 KDV’nin düşürülmesi konusunda bir açıklama bekliyorlar sizden. Bu birinci sorum. Geçen seneden verilmiş birtakım sözler var. O bakımdan sizden bir açıklama bekliyorlar turizmciler.

İkinci sorum: Bir de ÖTV ile ilgili sorum var. Otellerde kullanılan içkilere özel bir bandrol yapıştırarak oralarda kullanılan içkilerdeki ÖTV’yi düşürmeyi düşünüyor musunuz? Çünkü bizim oralara dışarıdan özellikle Yunanistan’dan çok kaçak içki geliyor.

Teşekkür ederim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Kalitesi nasıl gelenlerin?

OSMAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Ben çeşnici başı değilim.

BAŞKAN – Sayın Beyribey.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Sayın Başkanım, delaletinizle Sayın Bakanıma bir soru sormak istiyorum: Şimdi, Türkiye’de eğitimle ilgili çok ciddi şeyler yaptığınız kesindir, özellikle Hükûmetiniz döneminde derslik sayısında, özellikle eğitime katkılar konusunda katkılarınız, okuyamayanlara yapılan katkıların ötesinde, ciddi şeyler yapıldı; ama, ben, şu anda millî eğitim uygulamasında, ilköğretimde ve ortaöğretimde okullardaki yakıt bedelini millî eğitim ve 222 sayılı Kanunun 76’ncı ve 75’inci maddelerine göre veriliyor. Oysaki köylerde, köy okullarında, birden beşe kadar olan köy okullarındaki yakıtı bir kısım yerlerde kaymakamlıklar ve valilikler karşılamasına rağmen, çoğu yerlerde köylüye veya köy bütçesine bırakılmıştır. Yani Hükûmetimizin bu konularda son zamanlarda yaptığı ciddi çalışmalar var; ama, ben bunun tamamen ortadan kaldırılması ve eğitime olan katkıda bu köy okullarında, birden beşe kadar olan köy okullarına da yakıt bedelinin Hükûmetimiz tarafından bütçeye konacak mıdır, konulacaksa neler yapılacaktır veya bu konuda bir açıklamanız var mı? Bekliyoruz. Köylülerimiz bekliyorlar, muhtarlarımız bekliyorlar, ciddi bir sıkıntı olduğunu ifade etmek istiyorum. Çocuklarımız ellerinde tezekle, kömürle, odunla okula gitmekten kurtulacak mı, kurtulmayacak mı? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

OSMAN SEYFİ (Nevşehir) – Benim de bir sorum var. Sayın Bakanım, bize sorulan soruları ben de size intikal ettirmek durumundayım: Biliyoruz ki, bizim Hükûmetimiz borç ödeyen bir hükûmet. Yalnız bazı vatandaşlarımız yıllarca istimlak paralarını, bilhassa Karayollarından alacaklarını alamadığını söylüyorlar ve bunların da epeyce bir miktara baliğ olduğu söyleniliyor. Ödenecek borç ne kadardır? Ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz? Bunu öğrenirsek memnun olacağız.

Bir de, biliyorsunuz Sayın Bakan, istimlak paraları gerek Anayasa’ya göre gerekse İstimlak Kanunu’na göre peşin ödenir. Bazı hallerde de Karayolları istimlak yapmadan vatandaşın arazisine girmiş, sonradan tazminat davaları açılarak kararlar alınmış. Bunlara ödenen bir para da yok. Bunlar da diyorlar ki: Bizi de istimlak edilmiş gibi aynı sıraya koymuşsunuz, sırayla ödeniyormuş. Bizi de sıraya koyuyorlar, diyorlar. Halbuki biz hiç almadık. İstimlak yapılan ve tezyidi bedel sonunda alanlar bir miktar peşin para aldılar. Ama bize de fakto olarak arazimize girdikleri için biz hiç para alamadık, diyorlar, biz sırada bekliyoruz, diyorlar. Bunun bir çözümünü düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aslan…

MİKAİL ARSLAN (Kırşehir) – Ben de Sayın Bakana delaletiniz vasıtasıyla bir soru sormak istiyorum:

Sorudan önce, ekonomide sağlanan başarılardan dolayı Sayın Bakanımıza teşekkür ediyoruz.

KÖYDES Projesiyle ilgili bazı şehirlerimiz bu paraları kullanamadılar, bazı valilikler; çünkü, fiziki olarak asfalt olan yolları son derece fazla olduğu için bunlar kullanılmadı ve iade edilme durumunda oldu. Bazı iller ise asfalt ihtiyaçları çok fazla olduğu için paralar yetmedi. Bu kriterlere acaba gelişmişlik indeksi eklenemez mi? Yani önümüzdeki yıl için illerin gayri safi millî hasıladan aldıkları pay ve gelişmişlik indekslerine bakılarak bu dağıtım planlanırsa, bu kriter de mesela yüzde 15-20 civarında olursa, çok daha yüksek bir başarı sağlanır diye düşünüyoruz. Bunun yanı sıra, bu yıl itibariyle tarımsal sulama projelerinde bu harcama yapılamadı. Halbuki sulu tarımda ekonomiye katkı ve dönüş çok daha fazla. Yani, mesela, 30 dolar 200 dolara kadar yükselebiliyor, sulu tarım yapıldığı zaman. Köy Hizmetleri daha önceki Genel Müdürlük kapsamında çalışmalar yaparken göletler yapabiliyor, yapılan göletlerin kanallarını yapabiliyordu, yapılan kanalların bakımı yapılabiliyordu; ama, şimdi bu hizmetlerde biraz aksama var. Önümüzdeki yıl yine sulu tarım yapılabilecek şekilde de bu paranın kullanılabilmesinin de faydalı olacağını düşünüyoruz

Özetle; ihtiyacı olan, parayı kullanmada başarılı olan idarelerin biraz daha desteklenmesi ve bu konuda destek alması ve faydanın buna göre belirlenmesi konusunda bir çalışma yapıyor musunuz diye sormak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, delaletinizle ben de Sayın Bakanıma bir iki soru yönelteceğim:

Sayın Bakanım, 2005 yılı vergi mükellefleri ve özellikle kurumlar vergisi açısından toplanan vergilerin dağılımında adalet konusunda bazı tereddütler olduğu söyleniyor. Mesela, faizli kazanç müesseseleri olan bankacılığın, banka mükelleflerinin çok daha büyük oranda kâr kazandıkları, ancak vergi ödemelerinde aynı ölçekte vergi ödemedikleri şeklinde bir iddia var. Bu konu, bankaların, yani faizli gelir temin eden, mesela, en fazla kazanç bildirimi 98 mükellefin bulunduğu bankacılık sektörünün toplam kazançlarının yüzde 27,5’unun elde edildiği bu sektörde vergiye tabi olan gelir, 11 milyar 688 milyon 860 bin 570 YTL olarak gözüküyor. Bundaki miktar nedir? Bu miktar düşük bir rakam değil mi? Yani rakamın az miktarı gelir vergisine tabi olan durumda gözükmüyor mu? Miktar o değil, 11 milyar küsur YTL’den tahsil edilen veri, bu kadar vergiye tabi olabilmiş matrah olarak.

Bir diğer konu da Sayın Bakanım, özellikle zaman zaman gelir idaresinden de basına intikal eden açıklamalar şeklinde gözüküyor, elimdeki bu kaynakta da böyle bir bilgi var. Toplumda meslekleri itibariyle çok dikkat çekici, cazip meslek sahibi olan diş hekimleri gibi, avukatlar gibi, doktorlar gibi, kuyumcular gibi, kürk imalatçıları gibi, kürk imal edip çok lüks giyim malzemeleri satan, mesela Türkiye’de en az parayı kürkçü dükkânlarının kazandığı iddia ediliyor. Kürk imalatı ve ticareti yapanlar ayda ortalama 573,5 YTL, yılda da 6.882 YTL gelir elde ediyor gözüküyor. Bu rakam ne kadar inandırıcı, vergi bundan alıyorsa? Yani ben tahmin ediyorum ki öyle kürkler vardır ki sadece 6.882… Biz böyle bir kürkü ne çocuklarımızda görebiliriz, ne çevremizde; ama, herhalde 6.882 YTL’ye tek kürkün satılabildiği bir ülkede yıllık geliri bu ölçekte gösterip de vergi veren mükelleflerle ilgili neler düşünülüyor?

Diş kliniklerinin aylık gelirinin 704 YTL, kuyumcuların 818 YTL, deriden mamul eşya satan işletmelerde 785 YTL, diş protez ve laboratuarlarında 856 YTL, lokantalarda 865 YTL, bina inşaatıyla uğraşan müteahhitlerin bir kısmında 895 YTL, seyahat ve turizm işletmelerinde 1.546 YTL, süper marketlerin 2.110, otel ve motellerin bir kısmının 2.705, doktor muayenehanelerinde 3.261, hatta bir kısım demir çelik fabrikalarında da 12.358 YTL olarak gelirlerin hesaplandığı iddiaları var.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Resmî açıklamalar onlar.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Bunlar burada da yazılı, Millî Politika adlı yeni bir dergimizde. Dolayısıyla bunlar ne kadar doğru? Eğer ölçekler doğru ise bunların üzerine hangi şartlarda verginin tabana yayılması ve hakikaten hak edilenden vergi alınması gerekenden alınması konusunda bundan sonraki uygulamamızın ne olacağını tarafınızdan cevaplandırılması temennisiyle soru olarak arz ediyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Demek ki verginin kimin tarafından ödendiği daha net….

MUSA UZUNKAYA (Devmla) - Bu arada, Sevgili Tütüncü, bir Trakya fıkrasıyla ben de… Bizim biliyorsun Trakyalı Hüsmen Ağa hastalanmış, çok ciddî rahatsız. Temel değil bu, Hüsmen. Hüsmen hasta, hastalığı da çok ciddi. Diyorlar ki: “Bunun hastalığı çok ciddi; ama, bir dostu lisanı münasiple hastalığının ciddi olduğunu ona anlatsın, gelen giden ziyaretçileriyle hiç olmazsa helalleşsin.” Çok sevdiği dostu onu ziyarete gidiyor, Hüsmen’e soruyor: “Hüsmen Ağam, başır ağrıyır?”  “Ağrıyır” diyor. “Dişlerinde sızı vardır?” “Vardır” diyor. “Gözlerinin dermanı?” “Feri yoktur” diyor. “Dizlerimin bağı çözüldü” falan diyor. “Üzülme be Hüsmen Ağa tüm ölenler böyle ölürmüş” diyor. Yani ölmeye güzel bir teselli. Ben inanıyorum tüm muhalefet hep öyle konuşur. Bunda hiçbir tereddüdüm yok. Siz bu muhalefetinize aynı şekilde devam edin. Tüm muhalefet böyle konuşur. Biz de orada benzeri şeyleri söyledik; ama, biz doğruları söyledik, onun için buraya geldik. Sizin nereye gideceğinizi Allah bilir. Siz bir geliyorsunuz bir gidiyorsunuz. Bakın 99’’a nadasa kaldınız. Yine nadasa kalacaksınız, dikkat ediniz.

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, seçim meydanında zannettiniz kendinizi.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Yahu konuştukça batıyorsun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, bir kere o “Hüsmen” değil, “Üsmen Ağa.”

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, yirmi dakika yemek ara.

                                                                                                                                          Kapanma Saati: 19.55

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.35

BAŞKAN: Sait AÇBA

BAŞKAN VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ: Sabahattin YILDIZ (Muş)

KÂTİP: Mehmet SEKMEN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Komisyonumuzun değerli üyeleri, 24’üncü Birleşimin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakana söz veriyorum. Şu ana kadar ortaya konan eleştirilere, görüşlere ve sorulara cevap vermek üzere, Sayın Bakan 30 dakika süre veriyorum.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; önce, bugün sabahtan beri Maliye Bakanlığının bütçesi üzerine çok değerli fikirler, konuşmalar oldu ve bu katkılarınızdan dolayı önce herkese çok teşekkür ediyorum.

Tabiî, Plan ve Bütçe Komisyonu, bilhassa bütçe dönemlerinde oldukça yoğun bir mesai sarf ediyorlar ve bu mesai çok çeşitli konular üzerinde oluyor ve çok da ağır bir çalışma temposuyla çalışılıyor. Burada devletin bütçesi konuşuluyor. Tabiî devletin bütçesi de, Orman Bakanlığından Kültür Bakanlığına, Tarım Bakanlığından Enerji Bakanlığına her türlü konuları da içermek mecburiyetinde. Bu konularla da ilgili tenkitleri yapmak veyahut da bazı önerilerde bulunmak veyahut da bazı yapılan iyi şeyleri ortaya koymak da sizlerin görevi oluyor. Öyle bir hal oluyor ki, bu Komisyon, her şeyi bilen bir komisyon. Şimdi, daha önce Enerji Bakanlığı konuşuluyor, enerjiyle ilgili birçok konular getiriliyor, konuşuluyor, onlara hazırlanmak mecburiyetiniz var, onlarla ilgili konuşmak mecburiyetiniz var. Arkasından, Kültür Bakanlığı konuşuluyor veya Tarım Bakanlığı, hiç alakası olmayan konular üzerinde yoğunlaşıyorsunuz. Bundan dolayı, hakikaten, bu Plan ve Bütçe Komisyonunu ben takdir ediyorum. Bu çok yoğun çalışmalarından, çok değişik konularda çalışmalar yapmak, hazırlanmak durumunda olduklarından dolayı da, hakikaten bütçe üzerinde yoğun bir mesai sarf ediliyor. En fazla mesainin sarf edildiği yer de burası, Plan ve Bütçe Komisyonu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sağ olun. Komisyon için bir şey yapacakmışsınız gibi.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Yok. Hemen tabiî bir şey yapmayın, yani bir şey beklentisi içerisinde olmayın. Ben diyorum ki, eski alışkanlıklarınızı bırakın diyorum. Hâlâ, bak, yine eski alışkanlıklarınızda devam ediyorsunuz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Böyle bir alışkanlığımız yok da, bir başlangıç yapalım diyoruz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Yok. Eskilerden öğrendiğiniz, belki eski alışkanlıklar vardı, onları bırakın.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU ( İstanbul) – Sayın Bakan, belli ki, herhalde, çok şey konuştuğunuz için karıştırıyorsunuz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Bazen olabilir, yani onları da hoşgörüyle karşılıyorum tabiî Sayın Kumkumoğlu.

Değerli arkadaşlar, şimdi, İktidarımızın beşinci bütçesi. Beş yıldan beri aynı konuları konuşuyoruz, aynı şekilde de bütçeyi yapıp getiriyoruz. Bu bütçenin bir temel yapısı var, bir politikası var ve o politikalar da sürekli olarak istikrarlı bir şekilde aynen devam ediyor. O politikalarımızdan da hiç, dikkat ederseniz, biz taviz vermiyoruz. Nedir o? Biz, şimdi, bütçemizde bütçe disiplinine riayet etmek mecburiyetimiz var. Bundan hiç taviz vermedik ve ben Maliye Bakanı olduğum sırada, yani hükûmet olarak geldiğimizde 40 milyar YTL’yi aşıyordu bütçenin açığı, yüzde 14,5, hatta 14,67 falan. Bu kadar büyük açığın olması, uluslararası ekonomi sahalarında, uluslararası mali sahalarda bir facia olarak görülür böyle bütçeler, yani bu bütçeye sahip bir ülke varsa, o geleceğinden korksun. Şimdi, biz, bunu süratle indirmek mecburiyetimiz vardı. Neden? Dedik ki biz geldiğimizde, enflasyonu indireceğiz, sürdürülebilir bir büyüme sağlayacağız, borç yapımızı düzelteceğiz, borçlarımızı azaltacağız, ülke riskini düzelteceğiz. Bunların, bu söylediklerimizin bir anahtarı var. O anahtar da şudur: Yani bütçe açığını düşüreceğizdir bu. Bütçe açığını düşürmeden o dediklerin hiçbirisi olmaz, mümkün değil ve enflasyonun sebebi de, geçmiş yıllara baktığınızda tek sebebi var, bütçe açıklarıdır. Her sene bizim bütçe açıklarımız süratli bir şekilde indi. Şimdi, 2006 yılında bütçe açığımız bizim yüzde 1, gayrisafî millî hasılanın yüzde 1’inin altında olacak. Bütün Avrupa ülkelerinde en fazla yüzde 3 olabilir, fakat şu anda Avrupa ülkelerinin bazı ülkelerinde yüzde 3’ü de aşan birçok ülke var. Bizim Türkiye olarak şu andaki bütçemiz Fransa bütçesinden iyi, İngiltere bütçesinden iyi, Macaristan bütçesinden iyi, İtalya bütçesinden iyi, Belçika bütçesinden iyi, Yunanistan bütçesinden iyi, daha birçoklarından çok daha iyi. Peki o bütçe açıkları inmeseydi, biz, enflasyonu indiremezdik. Bütçe açıkları inmeseydi, sürdürülebilir kalkınmayı sağlayamazdık. Bütçe açıkları olmasaydı, hani o Kurumlar Vergisini 30’dan 20’e, KDV’leri 18’den 8’e indirdiklerimiz var, bir tanesini yapamazdık, üstüne ne kadar daha artıralım diye düşünürdük. Macaristan’ın bütçe açıkları fazla olduğundan dolayı olmadık vergiler getirdiler. Almanya KDV’sini artırdı, nispetlerini artırdı, mecbur kaldı bütçe açıklarından dolayı. Dolayısıyla, bu bütçelere imza atan, bu bütçeleri onaylayan sizlersiniz ve sizleri ben kutlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, burada, tabiî bütçeyi getiren Hükûmet olacak, iktidar kanadı olacak ve muhalefet olacak. Muhalefet de, kendi görevini yerine getirecek, biz de büyük olgunlukla onları dinlemek mecburiyetimiz vardır. Yalnız, tabiî ben Bakan olarak bazı gerçekleri ortaya koymak mecburiyetim var. Şimdi, burada sabahtan beri arkadaşları dinliyorum. Şöyle bir hava meydana geldi: Sanki Türkiye’de herhangi bir kalkınma yok, Türkiye’de bir iyileşme yok, Türkiye’nin bütçesinde iyileşme yok, kalkınma rakamları iyi değil, efendime söyleyeyim diğer alanlarda bir iyileşme yok, bu havayı vermek, belki, yani muhalefet partisinin görevi, ama öyle de değil yani, bunu da bir açıklamamız lazım. Şimdi, inanın, 2001 krizlerinde Türkiye öyle ağır krizler yaşadı ki, berber dükkânına giden adam bile azaldı. Yahu, saçı çıkıyor adamın, tıraş olmaz mı? Emin olun, olmuyor. Marketlerdeki alış veriş kesildi. Yahu, yemez mi bir insan? Gıda, en son vazgeçilecek yer gıdası, gıda harcamaları azaldı. Bunları hep beraber yaşadık.

CEMAL UYSAL (Ordu) – Doğru, çok doğru…

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Bol bol ekmek yesin.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Tabiî. Çok ekmek, az pilav.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Soğan ekmek, soğan ekmek…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Sen hatırlarsın talebeliğinden.

Şimdi, bu harcamaların, genel olarak bu harcamaların Türkiye’de artıyor mu, azalıyor mu, bunu da tutan bir şey var, Devlet İstatistik Kurumu, eskisiydi; şimdi TÜİK oldu ismi. O, bizim zamanımızda var, bizden önce var, bizden sonra da olacak, çünkü, bunlar devletin önemli kurumları. Bunların çıkardığı istatistik rakamları, eğer işlerine gelmiyorsa, bu doğru mu, “ben, vatandaşı dinledim, öyle değil” deniliyor. Efendime söyleyeyim, işlerine gelen bir istatistik olursa, “bak, ne diyor TÜİK” deniyor. O zaman bizim yapacağımız bir iş var, devletimizin o istatistik kurumlarının rakamlarına sahip çıkacağız, yani onlara inanacağız. Ha burada oluruz, ha burada oluruz, fark etmez, inanmak mecburiyetimiz var.

Şimdi, harcamalara bakıyorum ben, Türkiye’de harcamalar ne olmuş acaba? Eğer bir ülkede bir şeyin harcaması artıyorsa, orada bir canlılık var, orada bir alım gücü artışı var, bir şey var ki, harcanıyor. Harcamalarda düşüklük olursa, orada bir krizin belirtileri var. Şimdi, aldım ben, TÜİK kaynaklarına göre, bakıyorum: Gıda ve alkolsüz içkiler, içecekler, 2002’de ve 2005’de… 2002’de ne harcanmış, 2005’de ne harcanmış? 2 milyar 679 milyon 682 743 YTL harcanmış 2002’de. 2005’de 4 milyar 764, yani neredeyse bir misline yakın, yüzde 77,80 bir artış olmuş.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Fiyatlara baktınız mı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Fiyatlara baktım, dediğiniz gibi, TÜFE o yıllarda ne kadar artmış? TÜFE’nin artışı 37,9. Demek ki, fiyat artışlarının falan çok üstünde bir artış olmuş. Giyim bakımından ne harcanmış, giyim, ayakkabı? 630 milyon harcanmış 2002’de… Dedim ya, millet, giyiminden, en kolay ondan vazgeçiyor. 2005’de bu 1 milyar 188 milyon olmuş. Evet, yüzde 88 artmış. Tabiî 37,9 burada da geçerli. Şimdi, konutlara bakıyorum: Konut, 2 milyar 745 milyon harcama var 2002’de, 2005’de 4 milyar 962. Ev eşyasında 732 milyon harcama var, 2005’de 1 milyar 298 milyon harcama yapılmış. Eğitim öyle, haberleşme var. Eğlence, kültür, en fazla bundan vazgeçer insanlar. 2002’de 247 milyon harcanmış, 2005’de 487 milyon harcanmış. Şimdi, rakamlar böyle katlamaya yakın artışlar. Bu neden ileri geliyor? TÜİK’in yine çıkardığı rakamlara göre, ülkedeki harcama gücüne göre de gayrisafi millî hasıla epey arttı, 9. 000 doların üzerine çıktı satın alma gücü paritesi bakımından. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bizim esas gayemiz bir olmalı hem iktidarın hem muhalefetin. Nedir? Türk insanının refah düzeyini yükseltmektir. Toplumun gelir düzeyini artırmak, gayrisafi millî hasılamızı artırmak ve kişi başına düşen millî geliri artırmaktır. Avrupa Birliğine katılacağız, kriterleri istiyoruz, katılmak istiyoruz, çağdaşlaşalım, şu olalım bu olalım… Bunların altında yatan bir sebep var, Türkiye ileri ülkeler seviyesine gelmek, ekonomik yönden de gelmek. Gelmediği  zaman garip ülke olduğun zaman her bir dert başına gelir. Evlerdeki eşlerin kavgası bile ekonomiktir çoğunlukla. Onu aldın, alamadın, çocuklar işte bayramda şunu istedi, aldın, çoğu şey buna dayanır. O bakımdan, bizim bu iktidar ve muhalefet olarak, bu Parlamento olarak görevimiz, böyle bütçeleri hazırlamak, bunları onaylamak ve Türk milletinin refah seviyesini yükseltmektir.

Şimdi, bir başka şeyi daha vereceğim size. Yine ben baktım, bu buzdolabı alınıyor, fırın alınıyor… Bunlar ne zaman alınır? Evlenince alınır, işte bilmem eskiyince alınır, bilmem ne… Ama, önce alma gücün varsa alırsın bunu, alma gücün yoksa alamazsın. Şimdi, artık buzdolabını, fırını, çamaşır makinesini zenginler almıyor, orta halli ailelerimiz alıyor. Buzdolabı olmadan evlenilmiyor bugün de. Ona baktım ben, yine 2002 yılında, değerli arkadaşlar, 1 milyon 88 bin buzdolabı satılırken, 2006 yılının sadece Ocak-Eylül döneminde, -buna ilave edeceğiz arkadaşlara ben ona göre çıkarttırayım, birisi yıllıktır, öteki dokuz aylık- dokuz ayda 1,5 milyon satılmış, 1 milyon 541 bin satılmış. Çamaşır makinesi 824 bin satılmış 2002’de, 2006’da dokuz ayda 1 milyon 394 bin satılmış.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) –  12’ye vurursanız sizin rakamı tutmaz sizin 2002 bir önceki rakamınızı.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – 1 milyon mu çok, 1,5 milyon mu Akif Bey?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – 2 milyon demediniz mi?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Hayır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Pardon, düzeltiyorum.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Var zaten, sizinle ilgili konular da geliyor, bir iki tana daha var böyle, onları da, müsaadenizle şey edeceğim.

Şimdi, fırın, 339 bin satılmış, 2006’da dokuz ayda 534 bin satılmış. Televizyon böyle… Traktörde, 6.300 traktör satılmış 2002’de.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Orada promosyon veriyorlar Sayın Bakan, buzdolabının yanında, ondan olabilir.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Tabiî, tabiî… Ama, bak, fiyatlar da düşüyor manasında bu. Yani, bak, güzel… Yani,  beraber olursak ne güzel şeyler tespit ediyoruz böyle.

Şimdi, şimdi, efendim, köylü yandı, bitti falan diyoruz, değil mi? Köylü traktörünü satıyordu biz gelmeden önce, hükûmet olmadan önce traktörünü satıyordu ve bilirsiniz, Bolu taraflarında iş makineleri “satılık” diye yol kenarlarındaydı. Şimdi, bir tane iş makinesini, bir tane vinci bulamıyorsun, yok, fiyatlar arttı. Neden? Hepsine iş var. 6.300 tane traktör satılmış 2002’nin bütün yılında, şimdi dokuz ayda 28.800 traktör satılmış, kaç katı?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Niçin satıldığını açıklar mısınız.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Yani aldılar, traktör aldılar.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Türkiye’nin ortalaması 6 falan değil mi Sayın Bakan? Siz de, işinize geldi mi 2005’i veriyorsunuz, işinize geldi mi 2006’yı veriyorsunuz. Türkiye’nin yıllık ortalama traktör tüketimi 30 bin civarında. Yani bu rakam 30 bin civarlarında…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – 2002’de… Şimdi, yok, ben sizi dinledim, kuzu kuzu dinledim sizi burada.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – 99 rakamları var mesela.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Bulurum, onu da bulurum, çok istiyorsan tamam.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu… Arkadaşlar, şey yapmayalım, yani müdahale etmeyelim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Arkadaşlar, şimdi, burada tabiî biz şeyiz, yani siyasi iktidarız. Bizden önceki nedir, bizim zamanımızda  ne, biz bunu kıyaslarız.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Ama, normal dönemleri kıyaslayın, kriz dönemlerini değil.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Benden önceki dönem işte, 2002.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Benden önceki dönem işte, 2002.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Krizi onlar çıkarmadı mı? Krizi ithal etmedik herhalde.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, şurası muhakkak ki, Türk ekonomisi gelişiyor, Türk ekonomisi güven ve istikrar kazandı ve bunu her bakımdan da görmek mümkün. İşte, yabancı sermayeye bakın, eskiden bize 1 milyar dolar civarında yabancı sermaye geliyor gelmiyor ortalama. Çarşaf çarşaf, ben hatırlarım, gazetelerde “yabancı sermaye bize niye gelmiyor? Noksanlarımız ne? Hatalarımız ne? Neyi iyi yapamıyoruz?” Bunlar soruluyordu ve köşe yazarları da bunlar hakkında yorumlar yapıyordu. Şimdi de, “bu kadar yabancı sermaye geliyor, “acaba yabancılar bizi satın mı alacak” deniyor. Bugün, o yabancı sermaye konusunda, özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum, keşke Sayın Keleş de burada olsaydı, bugün Kuzey Çin, komünist Çin, o kadar fazla yabancı yatırımcı çekiyor ki, o kadar fazla yabancı sermaye çekiyor ki, dünyanın başka ülkelerinde yok.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Biz de mevcutları alıyor, bizde yatırım yok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yalnız, oraya fabrika kurmaya gidiyorlar, biz de…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Orada yeni bir banka satın aldı, Citibank yeni banka satın aldı Çin’de.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Bizde mevcutları satın alıyorlar.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Ama, yatırım yapıyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Ama, bizde hiç yatırım yok.

BAŞKAN – Arkadaşlar, hep beraber konuşursak…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – O Çin’e bir gitseniz… Ben, yani para, ödenek buraya koyacağım, bir gün uçağa atlatacağım, hepinizi bir Çin’e götüreyim getireyim.

BAŞKAN – Hay, Allah razı olsun…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Söz, ama hepsi gelecek şeylerin, bilhassa Sayın Birgen Keleş… Tamam mı?

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) –  O gelmezse gelmesin, ne yapalım yani.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Olmaz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Seyahatin amacına göre gideriz. (Karşılıklı konuşmalar)

BAŞKAN – Evet, arkadaşlar…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Çünkü, kendileri…Birgen Hanım geldi. Buraya, Maliye Bakanlığı olarak ben organize edeyim, Bakanlık olarak bütün Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleriyle Kuzey Çin’e bir gidip gelelim. Orada özelleştirme var mı? Orada yabancılara satış var mı? Orada yabancı sermaye var mı? Orada kalkınma nasıl, bir görelim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Çok üzüldüm bunu duyduğuma, komisyon üyelerinin sanki dünyadan haberi yokmuş gibi. 

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Üzülme canım, niye üzüleceksin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sanki, Komisyonun dünyadan haberi yok da, bunları görüşüyoruz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Arkasından, isterseniz bir de arkasından Küba’ya gidelim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Olur.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Ama, beni sokmazlar oraya, çünkü Küba Büyükelçisinden bize bir şey geldi.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Torpil yaparız size Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Tamam.

BAŞKAN – Arkadaşlar, hep beraber konuşmayalım, bir bekleyelim bakalım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Bazı şeyler çıkabilir, bak bekleyin, Bakanınızı…

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Ne zaman gideceğiz Çin’e?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şu bütçeyi bir geçirelim güzel bir şekilde.

BAŞKAN – Yaa, arkadaşlar…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Ama, ittifak istiyorum bütçede. Şu Maliye şeyinde ittifak hep beraber, kabul.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Rüşvet mi veriyorsun?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) -  Yok. Rüşvet vermiyorum, bunun doğruluğunu göstermek için.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Beğenmediğiniz Küba, Havana purosunu marka yaptı.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli üyeler; tabiî bir güzel tarafı da oldu bu seferki görüşmelerimizin bol bol fıkra da dinledik. Ondan dolayı da ayrıca hem tebrik ediyorum, takdir ediyorum hem de teşekkür ediyorum, fevkalade iyi oldu.

Şimdi, tabiî bu bütçenin böyle sağlam, efendime söyleyeyim, açıklara prim vermeden, mali disiplini önde tutmanın çok faydalarını gördük. Dört sene önce, biz ilk geldiğimizde, yatırım bakımından 6,5 YTL’lik bir yatırımımız vardı. Şimdi, Sayın Doğan hiç bakmamış herhalde şeylere, bütçelere “4 milyarı bile tutturamıyorsun” diyor. Yani, hiç alaka yok yani. Şimdi, 15 milyar dolarların üzerine çıktı. Neden? O disipline riayet ettik de onun için. Bu, fevkalade önemli.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Kamu yatırımı mı 15 milyar dolar?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sosyal yönü…

Bütçedeki yatırımlara bakalım, o.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Bütçedeki yatırım o kadar değil. 

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Tutar tutar… Onun dışındaki KÖYDES’leri de katacaksınız, diğerlerini de katacaksınız, onları da katmamız icap ediyor.

Şimdi, mesela bize deniyor ki: Bakın, bir sosyal bir hale de geldik. Eskiden bu bütçeler faizleri ödemek için para yetmiyordu. Faize bu bütçe yetmiyordu kardeşim eskiden. Bakın 2001 bütçesine, faizler vergi gelirlerinden daha fazla idi. Öyle hallerden geldik biz buralara. Şimdi, çok şükür, çiftçimize de veriyoruz, esnafımıza da veriyoruz, fakirimize de veriyoruz, fukaramıza da veriyoruz. Şimdi, biz milyonlarla ton kömür veriyoruz. Eskiden verilebiliyor muydu böyle bir şey? Neden? Yoktu ondan verilemiyordu. Bütçenin imkânları yoktu, ondan yani.

Şimdi, Sayın Hamzaçebi “tarımsal desteklemeler gayrisafi millî hâsılaya oranı 2002’de kaçtı” diyordu bana.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Ben 0,8 dedim, siz!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – 0,68 dedik biz de.

Şimdi, sizin, tabii, bir ödenek koyuyorlar, 2002’de ödenekle kadar harcama yapılmıyor. Ben neye bakarım harcamaya bakarım, yani, gerçekleşmeye bakarım. Ödeneğe niye bakayım? Ödeneği koymuşsun ama, o kadar para ödememişsin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Bakanım, bakın, müsaade ederseniz şuradan bir okuyorum.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, bir dakika arkadaşlar…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi söyleyin eğer bir şey varsa…

BAŞKAN – Müsaade ederseniz bir şey söyleyeceğim…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Bakın, “kesin hesap kanunu” cümleniz… Burada siz getirdiniz, siz çıkardınız. “2002 Ekim ayı başına kadar talepleri değerlendirilen çiftçilere 2001 yılı ödemesini de kapsayacak şekilde yıl içinde toplam 1,8 katrilyon liralık doğrudan gelir desteği ödemesi yapılmıştır.” Siz bunu veriyorsunuz.

Bir önceki sayfada da kesin hesap kanununa ilişkin 286 sıra sayılı yasanın tasarı halini okuyorum, orada da…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Hangi yıl o?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – 2002 yılı Sayın Bakan.

309 milyon YTL de diğer prim ödemeleri var, onu dahil etmiyorsunuz. Bakın, ayrıca, sizin imzanız olan yıllık program 2002 yılı tarımsal destekleme ödemeleri 2,276 gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 0,8 Sayın Bakanım. Yani, şu rakamlara rağmen, siz, hâlâ, başka bir rakam veriyorsanız benim söyleyeceğim hiçbir şey yok, sözümü burada bitiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, arkadaşlar, bir dakika müsaade eder misiniz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – O zaman ben başlayayım müsaade ederseniz, siz bitirin ben başlayayım.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bir dakika.

Şimdi, arkadaşlar, hep beraber konuşulduğu zaman tutanak yetiştiremiyor, tutamıyor yani, tutanaklara alamıyor. Benim aynı anda her tarafa birden düğmeleri açmam mümkün değil, açamam ve Sayın Bakan da hepimize cevap yetiştirmeye gayret ediyor. Tutanaklarda çok tuhaf bir şey çıkacak. Onun için yani illa cevap vermek gerekiyorsa, söz alın ondan sonra açalım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, o zaman son cümlemi söyleyeyim.

BAŞKAN – Ama, şimdi, bakın, Akif Bey…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Tamam son cümlem… Sayın Bakanın da müsamahasına sığınıyorum. Yani, Sayın Bakan hatalı bir rakam da vermiş olabilir. Ben de vermiş olabilirim, ama, bakın rakamlar bu değerli arkadaşlar, “kesin hesap kanunu yıllık program” şimdi, Sayın Bakan, tekrar, derse ki, “ben şuna bakarım” bu olmuyor değerli arkadaşlarım…

BAŞKAN – O geçti tutanaklara biraz önce, tamam.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, o zaman Sayın Hamzaçebi, bizim size karşı saygımız var, arkadaşlarımın da aynı şekilde. Siz de hata yapabilirsiniz biz de hata yapabiliriz. Bana arkadaşlarımın verdiği rakamı ben okuyorum ve 2002 ödenek: 2 milyar 125 milyon, harcama: 1 milyar 867 bin 600; bunun içine giren vardır girmeyen vardır, ona hep beraber bakacağız, ama, bizim hesabımız 0,68’dir. Kaldı ki, bırakalım bu 0,68’i 1 milyar 860 veya 2 milyar ödedik. Şimdi, 5 milyar 250 bin ödüyor. 5 milyar mı büyük 2 milyar mı büyük, bu kadar açık bu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ürün fiyatları yerinde sayıyor, ürün fiyatları…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Ben bakarım kasadaki paraya, ödeyeceğim paraya bakarım. Yani, oradan alıp, buradan alıp, yani, 2 milyar, 5 milyardan fazladırı getirecek halimiz yok yani, herhalde.

BAŞKAN – Evet, devam edelim efendim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, şey için de yine söyleyeyim, yani, konuşmalarınızda oldu. Benzinde, motorinde gerçekleşen tüketim rakamları… Şimdi, ben de rakamlar var, sizde herhalde TÜPRAŞ rakamları mı var sadece?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Bendeki bin litre cinsinden, siz muhtemelen tonu vereceksiniz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Litre cinsinden veriyorum ben. Mesela, 2002 yılında bendeki benzin 3,5 milyon litre. 3,533,099 falan 3,5 milyar litre. Motorinde 11,5 milyar litre. 2005 yılında benzin 3 milyar 600 bin litre, motorin 12 milyar 446 milyon litre. Sebep?.. Bir de şey olarak ithal edenler de var biliyorsunuz, o da dahil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – 2005 aşağı yukarı… Benim rakamlarım Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ve PETDER’in rakamları Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Onlar nasıl verirler… Benimki vergi rakamları. Evet, ÖTV aldığım…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Efendim, ben tüketim rakamlarını Petrol İşleri Genel Müdürlüğüyle PETDER’den aldım. Otomobil ve araç sayılarında Türkiye İstatistik Kurumunun rakamlarından aldım. Ben buradan hesapladım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Ben otomobil sayılarını vermiyorum. Ben tüketim miktarı litre olarak Gelir İdaresinin, bizim, rakamlarını söylüyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Onlar da mutlaka diğer kurumlardan alıyorlar.

BAŞKAN – Fiilî gerçekleşmeler bunlar canım…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Hayır ÖTV’den, ÖTV alıyorum ya ben.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Ama, ben şöyle anladım, ÖTV tahmini…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Tahmin değil, 2005 neticelenmiş kesinleşmiş…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Tahmin yapılırken tüketim rakamlarını alır Gelir İdaresi, o tüketim rakamlarından hareket edilir ki, bir tahmin yapar.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Yok, bendeki rakamlar buna dayanıyor. Yani, ÖTV. Ben aldığım paraya bakarım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Her ÖTV artışında artış itibariyle tüketimi hesaplayacaksınız, ÖTV indirimini hesaplayacaksınız…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Miktar söylüyoruz Akif Bey.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – O zaman ÖTV rakamı değil, ÖTV rakamında esas olan miktar kimin rakamı acaba onu söyleyin ki…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Eski oturduğun yere biz seni davet edelim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Peki…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Hiç merak etme bir kahvemizi iç onu anlatalım yani.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Hayır, benim söylemek istediğim şu Sayın Bakan, rakamlarda birtakım farklılık da olabilir ama, orada bir kaçak…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Ama, akaryakıt kaçağıyla ilgili olarak şunu bilgilerinize sunmak istiyorum: Biliyorsunuz akaryakıt kaçağını önlemek için… Çünkü, en önemli uğraştıklarımızdan bir tanesi… Kanun hazırladık getirdik biz buraya. Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyonda kanun var, belki de bugünlerde de görüşülüyor. Şimdi, bunu üzerine süratle gidiyoruz. Şimdi, bir de bütün istasyonlara boşuna koymuyoruz ki, biz bunu. Sırf bunlar için koyuyoruz. Ondan sonra bir de tanıtıcı markır getirildi. Yani, çok yönlü bir çalışmamız var ve bu konudaki kaçağın asgariye indirilmesi için Hükûmet olarak elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Bağımsız kurullar da aynı şekilde Enerji Piyasası da üstüne düşen her şeyi de yapıyor. Dolayısıyla, o konuda fevkalade hassasız.

Yine, ben buradaki konuşmalar bakıyorum, ona göre cevap vermeyi düşünüyorum. Şimdi, birçok detay noktalara girilmekle birlikte, hatta bölgesel bazı şeylere de girildi. Ben, yine de, genel bize söylenenleri… Mesela, kayıt dışıyla ilgili bazı hususları konuşmamda belirttim, daha önceki bütçe sunumumda belirttim. Burada, gene, söylüyorum. Kayıt dışıyla ilgili olarak elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Bir defa Gelir İdaresi Başkanlığını kurduk. Gelir İdaresi Başkanlığında fevkalade etki arttı. Yani, eskiye göre ne oldu? Ben de ne oldu, baktım, etkinliğimiz çok daha fazla arttı. Bir de teknolojik altyapımızı geliştirince, şimdi, artık, incelemeler de eskisi gibi değil. İşte, bir form çıkarıyorsunuz, binlerce naylon faturayı birden çıkarıyorsunuz, on binlerin üstünde kullanıcıları bir kere de çıkarabiliyorsunuz. Veyahut da bazı kros çekler yapıyorsunuz, oradan binlerce mükellefi artık gayet kolay düğmeye basmakla çıkarıyorsunuz ve mükellefler de diyor ki: “Bizim önümüze artık öyle geliyor ki, denetim elemanları konuları bilerek geliyor” neden konuları bilerek geliyor? Artık veri tabanı gelişti. Her türlü bilgiyi biz veri ambarına koyuyoruz ve onlarla ilgili de yeni inceleme sistemleri geliştiriyoruz. Yani, bununla ilgili ayrı bir merkezimiz var ve çok da değerli arkadaşlarımız var, bununla çalışan arkadaşlarımız var ve çok da fedakârane bir şekilde de çalışıyorlar bunlar üzerinde.

İşte, Musa Bey de sordu “bankalar da var mı, işte, kürkçü şu kadar çalışıyor, bilmem ne çalışıyor” emin olun, artık risk analizlerine göre çalışıyoruz biz. Bununla ilgili de Avrupa Birliğiyle twinning çalışmalarımız var. Yani, bilgisayar ortamında risk analizi nasıl yapılır, onların üstüne nasıl gidilir 32 milyar matrah farkı çıkmış, boşuna çıkmamış bu matrah farkı.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Ne kadarı kesinleşiyor Sayın Bakanım, yargıdan geçerek?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Yani, çoğu, tabii, uzlaşma müessesesini burada fazla çalıştırıp parayı bir an öncede tahsil etmenin gayreti içerisinde oluyoruz. Onu da bilgi olarak arz ediyorum.

Davaya da gittiği zaman…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Babacan, “kayıt dışı ekonomide kesinlikle başarısız olduk, dört yılda hiç başarı sağlayamadığınız konulardan birisi kayıt dışılık” dedi. Ne diyorsunuz?

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – “Hiç” kavramı yok…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, Sayın Ali Babacan benim kabine arkadaşım. Dolayısıyla, kalkıp burada kabine arkadaşımla konuşmak istediğim konuları ben bizzat konuşurum. Ben yaptıklarımı burada anlatıyorum, siz de ona göre alırsınız.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Babacan’a da anlatın da, böyle demeçler vermesin.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Sayın Bakanım, yalnız kelimelere dans ettirmek suretiyle bir yere gidemeyiz. Sayın Babacan, orada şunu söyledi…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Metinleri getiririz… Metinleri getiririz…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Getirin…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Burada yüzde 100’lük bir başarıyı elde edemediğimiz için Amerika’da bile bunu elde edemiyorlar. Dolayısıyla, bu bir başarısızlıktır diyor. Bunu istismar etmenin âlemi yok ki, Sayın Bakan. (Gürültüler)

BAŞKAN – Şimdi, arkadaşlar, yine aynı şeye girdik. (Gürültüler)

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yıllara göre mukayese ederseniz…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Bir bakanınızın söylediğini söylüyorum arkadaşlar…

BAŞKAN – Niye tartışıyorsunuz?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Arkadaşlar, bir şeyimiz varsa biz otururuz Ali Beyle de konuşuruz, ederiz… Tabii, tabii, siz de çok fazla meraklı olmayın biz anlatırız, biz bize konuşuruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Bizim tek merakımız, doğru.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Doğru anlatıyorum işte.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, tartışma yaratacak bir şey değil.

Sayın Bakan, bu kayıt dışı ekonomide azalmayı gösteren bir çalışmanız var. O çalışmanın ayrıntılarını öğrenebilir miyiz acaba, yani, o çalışmayı bize dağıtabilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – O çalışmayı arkadaşlar yapıyorlar, size de dağıtırlar.

Şurada bana hazırlamışlar, onu size vereyim şimdi bir bakın.

KEMAL KILIÇDAROĞLU – Raporu görebilir miyiz şimdi.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – O raporu tabii…

Sayın Üstat, böyle kafadan atarak hazırlandığımı mı zannediyorsun? Sen oradan şeyitme bir adamsın yani, çıkma bir adamsın yani… Affedersin yani…Yani, sen Maliye kökenli bir arkadaşımızsınız yani. Nasıl hazırlanıyor yani? Öyle şeyden mi hazırlanacak zannediyorsunuz.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yani, sizin zamanınızda öyle mi hazırlanıyordu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Yok, yok öyle hazırlanmaz Maliyede. Onun zamanında da hazırlanmaz, başka zamanda da…

Bu arda bir şey daha ifade edeyim Sayın Başkan.

Şimdi, işte, şu kadar bulundu da… Sayın Hamzaçebi biraz alınganlık gösterdi. Eskiden hiç mi yapılmadı? Eskiden yapılmaz olur mu, eskiden beri yapılıyor bu işler. Eskiden Gelirler Genel Müdürlüğünde gene yapılıyordu. Maliyenin diğer birimlerinde aynen yapılıyordu. Ben burada defalarca bakanlar başta olmak üzere bu konularda hizmeti geçen hatta, başka konularda hizmeti geçen herkese teşekkür ediyorum, onu sürekli yapıyorum, ama, bu sefer de belki de yapmamışsak yani, artık eskileri…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gelir İdaresi Başkanlığının kurulmasında eski arkadaşlarımızın döneminde de mi şey yapılmamış. Benim dönemimde bıraktığım…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Yok, yok… Öyle bazı şeyleri hoş görürsünüz yani. Dil sürçmesi olur. Sen Üstatsın, hoş görürsün bazen…

Şimdi, şu mesela, bu pompaların konulması benzin istasyonlarının pompalarını konulması bu zamanda yapıldı, onu demek istemiştir arkadaşlar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (TRABZON) – Yapılan güzel şeyler var. Güzel olan her şeye de…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Yani, aslolan daha güzelini yapmak her zaman, yoksa eski yapılanlara biz devamlı şükranlarımızı sunuyoruz. Sizlerin de emeği geçmiştir, onu da burada belirtmek isterim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, ben kayıt dışı ekonomiyle ilgili böyle bir çalışma yaptığınız için öncelikle teşekkür ediyorum.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Sağ olun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bu komisyonda en az Merkez Bankası Başkanı burada sunuş yaparken, Devlet Planlama Teşkilatı bütçesi sunuşu yapılırken, Türkiye İstatistik Kurumuyla ilgili çalışmalar yapılırken, her seferinde kayıt dışı ekonomiyle ilgili sağlıklı sektörler bazında bir araştırma yapılması gerekir. Eğer böyle bir araştırma yoksa kayıt dışı ekonomiyle mücadele edilemez demişimdir.

Şimdi, siz, ilk kez buraya gelip kayıt dışı ekonomiyle ilgili 35’ten 25’e indi diye bir açıklama yapıyorsunuz. Ben de bu açıklamanın ayrıntılarını öğrenmek istiyorum.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Tamam, vereceğiz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ama, siz, bu grubun düzeyine uygun olmayan bir ifade kullanıyorsunuz. Dolayısıyla…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Sen o kadar ifade kullanıyorsun da düzeyine hep uygun oluyor seninkiler; benimkiler mi şey oluyor?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır…

BAŞKAN – Arkadaşlar, bitirelim yani şunu. Müsaade edin bitirelim şunu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ama, bakın Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bakın, aynı tartışmalar karşılıklı devam ediyor. Yani, bitmez ki, bu iş.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ama üsluptaki düzeyi hiçbir zaman bozmadım.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Yok be üstat, zaman zaman bozuyorsun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Hayır efendim, rica ederim. Ama, burada ben gayet doğal bir şey istedim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Vereceğiz üstat…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Nitekim, arkadaşlarımız, siz de istediniz bundan daha tabii ne olabilir?

BAŞKAN – Tamam, verecekler efendim. 

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Endişem de şundan kaynaklandı, onu da söyleyeyim Sayın Bakan. Daha önce Hesap Uzmanları Kurulu bu konuda bir çalışma yaptı, bir panel düzenlediler, siz de o panelde bir konuşma yaptınız. Ben o çalışmayı istedim, siz bunun yasak olduğunu söylediniz, açıklamadınız kamuoyuna. Acaba bu da yasak mı değil midir diye merak ettim; dağıtacağınızı söylediniz biz de merakla bekliyoruz. Bu kadar basit.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Tamam, oldu, anlaştık.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yani, biz kayıt dışıyla ilgili olarak bir de strateji belirledik. O stratejiyle ilgili olarak da basın toplantısı yaptım ben ve kendimize bir de müddet koyduk, on senelik bir müddet koyduk. “On sene içerisinde biz gelişmiş ülkelerin seviyesine geleceğiz” dedik ve ayrıca, mesela, bazı, yine, tahmin ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu söyledi. Şimdi, deniyor ki: “Yahu, siz muhasebe say2000i projesine Hazine girmiyor.” Böyle bir şey yok. Nasıl yok? Hazine Müsteşarlığına bağlı üç tane muhasebe birimi var. Bunlardan iç ödemeler muhasebe birimi var, dış ödemeler muhasebe birimi var, bir de devlet borçlarıyla ilgili muhasebe birimi var. Sayıştay’da o kitaptan nereden aldığını biliyorum ben de okudum Kılıçdaroğlu’nun okuduğu yeri.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayıstayın raporundan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Evet, iç ödemeler muhasebe birimi say 2000 (İ)’ye bağlı.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayıştay raporu ne diyor Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Sayıştay raporu da, bakın, iyi okursanız burada ben daha açıklama yapıyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayıştaya bir söz verirsiniz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Veririm.

Dış ödemeler muhasebe birimi de  say2000i’ye bağlı. Devlet borçları muhasebe birimi –onu bahsediyor sadece Sayıştay burada, bu iki tanesinden bahsetmiyor, bunu bahsediyor- ise Hazine bünyesinde borç yönetimi bilgi sistemini kullandığı için, ayrı bir sistem kullanıyor o, eskiden beri o sistemi kullandığı için gün sonunda, her günün sonunda faiz giderleri bilgilerini ay sonlarında ise muhasebe işlemlerine ait tüm verileri say2000i sistemine aktarıyor.

Ha, şimdi, Sayıştay diyor ki: “Bu borç yönetim bilgi sistemini de kullanmasın onu da olduğu gibi…” onlar eskiden beri kullanıyor ve bilgileri bize, faiz bilgilerini her gün, muhasebe bilgilerini ay sonunda olduğu gibi aktarıyor say2000i’ye. Dolayısıyla, öyle bir şey yok. Tabii, bazı eleştiriler de daha eksik bilgiden de kaynaklanabiliyor, onu da biz hoşgörüyoruz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, acaba Sayıştay’a bir söz verebilir misiniz?

BAŞKAN – Şimdi, efendim, bitirelim; Sayın Bakanın sunuşunu bitirelim efendim.

Ona söz verdik daha önce konuştular. Şimdi, bunu bitirelim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, bakınız KÖYDES’le ilgili çok üzüldüm ona yalnız…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Çok yolsuzluk var Sayın Bakan. Yolsuzlukları söylüyoruz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, KÖYDES’le ilgili bütün paralar kaymakamlıkların hesabına gönderiliyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Gidiyor, sonra, örgüt harcıyor.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Köy hizmetleri, yani, şimdi…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hangi örgüt?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Burada, bunu demeniz fevkalade yanlış. Oradaki valilerin… (Gürültüler)

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Hiç hoş değil. Sayın Özyürek, hakikaten yakışmıyor bu ifadeler!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Bir dakika değerli arkadaşlar, şimdi, ben paraları ilçe başkanlarına göndermiyorum.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Hakikaten yakışmıyor, ağırlığıyla bağdaşmıyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – İspat etmesi lazım Sayın Başkan!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Ben paraları bilmem il teşkilatlarına göndermiyorum. Paraların tamamını KÖYDES Projesi olarak kaymakamlıkların Köye hizmet hesabına gönderiyorum. Kaymakamlıkların başkanlığına ve o kaymakamlıklar aynı zamanda valiler kanalıyla sürekli olarak murakabe ediliyor ve burada harcamayı yapan o işlerle harcamayı yapan valiler ve kaymakamlar eğer mülkiye müfettişleri de bunları denetliyor. Zaten biz mahallî idarelerle birlikte bu işi yapıyoruz. Şimdi, kalkıp da onun ihalesini o kazandı neli bu adam, sorun bakalım hangi partiyi tutuyor? AK Partiyi “Vay, burada yolsuzluk var” bakın bakalım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yok mu? İçişleri Bakanı, burada, kendisi, müfettiş gönderip incelettim dedi.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Tabii, inceletecek…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – İnceletiyor…(Gürültüler)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Hatay’daki Ali Dibo uygulaması, Beypazarı’ndaki…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – 81 tane il var.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, işte, burada işte sizin Cumhuriyet Halk Partisinin belediyesini kazanmış bir ihaleyi. Şimdi, usulsüzlük mü var burada? O da var. Gidin Muğla’daki o şeyleri kaldırım taşlarını o kazanmış…(Gürültüler)

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Şimdi, Samsun’da yüzde 48 AK Parti oy almış. Her iki seçmenden birisi AK Partili. Her iki müteahhitten birisi AK Partili mi? Böyle mantık olur mu?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen, herkes konuşursa olmaz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, burada…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Başarımızdan rahatsızsınız.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Olsa olsa metoduyla kimseye çamur atılmaz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, devam edin.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Peki, ne yapıldı bu KÖYDES’le ne yapıldı değerli arkadaşlar, onu özellikle konuşmamız lazım.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Samsun’la ilgili gelin, heyet olarak inceleme yapın!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, müsaade eder misiniz, lütfen…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – CHP olarak Samsun’u gidin inceleyin!

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Elinizde bir yargı kararı varsa, bunu burada söylersiniz.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Varsa üzerine gidin. Samsun’la ilgili gidin, söyleyin diyoruz.

MUSTAFA ÖZYEREK (Mersin) – Öyle bir hava veriyorsunuz ki, sanki hiç yolsuzluk yok.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Varsa diyorum, üzerine gidilsin.

BAŞKAN – Arkadaşlar!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, KÖYDES Projesiyle bugüne kadar yapılamayan işler yapıldı. Köylerin yol ve su meseleleri bu projeyle hallediliyor ve iddia ediyorum 2007 yılının sonunda yolu, suyu olmayan köy kalmayacak. Bakınız, şimdi, 2006 yılının 11 ayında 18.492 kilometre köy yolu asfaltlandı. 12.840 kilometre köy yolu stabilize malzemeyle kaplandı. 1.754 kilometre yolun onarımı yapıldı. Buna ilaveten 4.251 adet köprü ve sanat yapısı hizmete sunuldu. Kolay iş değil bunlar. Tek tek bütün vilayetlere gidin.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Bunları İçişleri Bakanından dinledik.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Daha dinleyecekseniz yani, yaptık yani, ne yapalım.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bir beş dakikalık sürede tamamlarsınız herhalde.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Peki.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Her gelen bakanın bir tek konusu var, KÖYDES…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Başarıdan rahatsızsınız üstat.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, yine, Selahattin Beyribey bir şey söyledi, köy ilkokullarıyla ilgili olarak yakacak giderlerini karşılamak üzere bütçeye 15 milyon liralık ek ödenek eklenmek suretiyle sorun burada bugün çözülmüş olacaktır, onu bilgilerinize arz ediyorum.

Şimdi, köylülere verildi verilmedi Sayın Deveciler’in bir şeyi vardı. İşte zeytin yeri diye… Bize, Sayın Deveciler, TARİŞ Zeytin A.Ş. Semih Yamak, Nihat Yılmazbilek, Tahir Öztürk, Suat Öztürk, İlkay Demir, Gürsoy Tarım A.Ş. Çakmakköy tüzel kişiliği, Kırcalar köyü tüzel kişiliği, Altınova Belediyesi tarafından tahsisi talebinde bulunulmuştur. Bakanlığımızca yapılan inceleme sonucunda taleplere uygun olarak bu alanın 382.511 metre karelik kısmı Çakmak köyü tüzel kişiliğine verilmiş.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Ama tüzel kişiliğe Sayın Bakanım…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Köy tüzel kişiliği bu artık daha ne?..

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Şahıslara mı verilmesini istiyorsunuz?

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Daha devamı var.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Varsa şahıslar senin bildiğin getir bir inceleyelim bakalım. Bakınız, şimdi, 1 milyon 228 bin 780 metre karelik kısmı TARİŞ Zeytin A.Ş’ye  178.115 metre karelik kısmı Kırcalar köyü tüzel kişiliğine, 1 milyon 51 bin metre karelik kısmı da Gürsoy Tarım A.Ş’ye zeytincilik yapılmak üzere tahsisi ve kiralanması yönünde talimat verilmiştir. Diğer talepler ise aranan şartları taşımadıklarından değerlendirme dışı kalmışlardır.

Arz ederim.

Bir şey de varsa ben gene de inceletirim. Getirirsiniz bana ben hepsini inceletirim.

Şimdi, bir de değerli arkadaşlar, Sayın Muharrem Doğan’ın Mazı Dağıyla ilgili olarak şimdiye kadar yaptıklarımızdan Sayın Doğan burada yok söylemek istemiyorum; ama, hiç haberi yok.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – O zaman yazılı verirsiniz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Ona yazılı verelim.

Yani, o kadar çok işler yaptık ki, bu kadar da…

Bir de tabii, maliyeyle ilgili Maliyenin kendi içindeki teşkilatındaki, Maliye teşkilatında çalışan arkadaşlarla ilgili olarak şahsî birtakım değerlendirmeler burada fevkalade üzüldüm, konu o sizin dediğiniz gibi değil, o şahsı dinleyip de burada onu böyle bir haksızlığa uğramış şeklinde sunmanız gayet yanlış. Bu gibi şeyler devamlı surette olmuştur diğer hesap uzmanlarında da, maliye müfettişlerinde de herkes kendi kurallarına uymak mecburiyeti vardır değerli arkadaşlar, o kurulları kurul yapan, o kurulları kurumsallaştıran herkes kendi kaidesine, prensibine uyacak. Burada birçok arkadaşımız daha önce denetimden geliyor. Teftişten geliyor, başka yerden geliyor. Yani, kökenlerimiz olarak öyle; herkes uyacak. O sizlere sadece ilettiği gibi değil, ilgili kurumlarını da dinlerseniz, onun öyle olmadığını anlarsınız. Yani, konu o kadar öyle şey değil. Yani, bir haksızlığa uğramış durumu yok, onu özellikle belirtmek istiyorum.

Bir de bu Maliye Sporla ilgili olarak sanki orada uzlaşma, adamdan şey alınmış bir bağış alınmış, sonra da uzlaşmaya girmiş. Halbuki, uzlaşma ondan çok evvel yapılmış, bitmiş bir uzlaşma. Bunları içerisinden de alınmış, alınmış dediği Gençlerbirliği orayı bir bağış yapmış Maliye Spora. Gençlerbirliği’nin uzlaşması çoktan olmuş bitmiş bile. Uzlaşmaya ben baktım, öteki spor kulüpleriyle de yapmışız uzlaşmayı,öteki spor kulüplerinden çok daha –affedersiniz- yani, Gençlerbirliği’nin aleyhine bir uzlaşma yapılmış yani, öteki İstanbul’dakilere göre yapılsa falan biraz daha iyi yapılması lazım. Zaten yazmış Gençlerbirliği’nin Başkanı da “biz Cemal Boyalı’nı kıyağına uğramadık, daha çok zulmüne uğradık” diyor. Yazmış, oda burada. Öyle bir şey yok yani. Olmuş bitmiş…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, maliyenin bağış toplayan bir kurumu olamaz. Yani, o kurum ister istemez…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Zaten o türlü bağışları da yasakladım zaten, yapmayın dedim.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Doğru bir şey değil.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Yok olmaz. Yani, burada bir şey aramayın… Burada bir şey aranacak bir durum da yok; ben baktım onlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet , bitiriyoruz.

Sayın Bakanım, kalanlarını…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayın Başkanın da uyarısı üzerine, ben sözlerimi burada kesiyorum. Benim dinlediğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum. Yaptığınız tenkitlere çok teşekkür ediyorum, kritiklere teşekkür ediyorum ve bizi daha motive eden sözlerinize teşekkür ediyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.

 

BAŞKAN – Evet, değerli arkadaşlar…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, bir şeye daha değineceğim.

Yasin Kadı’yla ilgili olarak sanki bir inceleme yapılmamış, inceleme yapılırken o inceleme durdurulmuş, ondan sonra örtbas edilmiş gibi bazı şeyler söylendi. Yasin Kadı’yla ilgili bütün incelemeler yapılmıştır, MASAK tarafından yaptırılmıştır ve MASAK elde ettiği bilgilerin tamamını mahkemeye, savcılara ulaştırmıştır. Hatta, onunla ilgili olarak da tekrar Sayın Kılıçdaroğlu’nun şeyiyle Kartal’da açılmıştır. Kartal Savcılığı da bizden bazı bilgiler istemiştir. O bilgiler de kendisine gönderilmiştir.

Arz olunur.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Evet, değerli arkadaşlar, Maliye Bakanlığı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

 (01 okundu)

BAŞKAN – Önergeler var, önergeleri okutuyorum:

 

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına

Cetvelde gösterilen değişikliğin aşağıdaki gerekçeyle kabulünü arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi           Bülent Baratalı     Kemal Kılıçdaroğlu

       Trabzon                         İzmir                                   İstanbul

Ali Kemal Kumkumoğlu Birgen Keleş        Enis Tütüncü

             İstanbul                 İstanbul                   Tekirdağ

Kâzım Türkmen                               Gürol Ergin

          Ordu                                         Muğla

 

Maliye Bakanlığı bütçesi

Eklenen bütçe tertibi:

Kurumsal                          12 01 31 00

Fonksiyonel          01 1 2 00

Finansman                                            1

Ekonomik                                09 6

Önerilen miktar                   5 000 000 YTL.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılmıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Beklentilere göre nanoteknoloji dünya ekonomisine 2015 yılına kadar 1 trilyon dolar katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin bu pastadan pay alabilmesi için nanoteknoloji üzerine çalışmalar yapan İstanbul Teknik Üniversitesinin bu alandaki çalışmalarında kullanılmak üzere önerilmiştir.

BAŞKAN – Evet, Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına

Cetvelde gösterilen değişikliğin aşağıdaki gerekçeyle kabulünü arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi           Bülent Baratalı     Kemal Kılıçdaroğlu

Trabzon                                                             İzmir                                      İstanbul

Enis Tütüncü                    Ali Kemal Kumkumoğlu    Birgen Keleş

Tekirdağ                                                           İstanbul                 İstanbul

Kâzım Türkmen                               Gürol Ergin

 Ordu                                    Muğla

Maliye Bakanlığı

Eklenen bütçe tertibi:

Kurumsal                                                         12 01 31 00

Fonksiyonel                                                         01 1 2 00

Finansman                                                                            1

Ekonomik                                                                    09 6

Önerilen miktar                                                  5 000 000 YTL

BAŞKAN –  Hükûmet katılıyor mu Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Nanoteknoloji üzerine çalışma yapan Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsüne bu alandaki çalışmalarında kullanılmak üzere 5 000 000 Yeni Türk Lirası önerilmektedir.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına

Cetvelde gösterilen değişikliğin aşağıdaki gerekçeyle kabulünü arz ve teklif ederiz.

 

Ali Kemal Deveciler         Kâzım Türkmen                  Birgen Keleş

     Balıkesir                                           Ordu                                     İstanbul

Bülent Baratalı                 Ali Kemal Kumkumoğlu    Mesut Özakcan

  İzmir                                                 İstanbul                                Aydın

Mustafa Özyürek                              Gürol Ergin                                          Enis Tütüncü

  Mersin                                             Muğla                                                        Tekirdağ

 

Maliye Bakanlığı

Eklenen bütçe tertibi:

Kurumsal                                                         12 01 31 00

Fonksiyonel                                                         01 1 2 00

Finansman                                                                            1

Ekonomik                                                                    09 6

Önerilen miktar                                                 1 5 000 000 YTL

 

BAŞKAN –  Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Burhaniye Ovasında 948 hektar, Gömeç Ovasında 3.261 hektar, Şahinler Ovasında 701 hektar olmak üzere, toplam 4.910 hektar tarım alanının sulanmasını amaçlayan projenin ilk ayağını teşkil eden Reşitköy Barajına başlanabilmesi için.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına

Cetvelde gösterilen değişikliğin aşağıdaki gerekçeyle kabulünü arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Akif Hamzaçebi                                Kâzım Türkmen                  Ali Kemal Kumkumoğlu

             Trabzon                                  Ordu                                                            İstanbul

Birgen Keleş                                    Kemal Kılıçdaroğlu                            Mesut Özakcan

   İstanbul                                                            İstanbul                                                Aydın

 

Maliye Bakanlığı

Eklenen bütçe tertibi:

Kurumsal                                                         12 01 31 00

Fonksiyonel                                                         01 1 2 00

Finansman                                                                            1

Ekonomik                                                                    09 6

Önerilen miktar                                         252 000 000 YTL

 

BAŞKAN –  Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Türkmen, buyurun.

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Şimdi, biraz önce Sayın Musa Uzunkaya, tabii, bizim önergemiz oylanırken bunu medyaya karşı yani bir politika olarak düşündü.

Şimdi, Sayın Bakan, değerli arkadaşlarım; Hükûmetin uygulamış olduğu ekonomik politikaların içerisinde tarım politikasıyla ilgili burada siz ve tüm arkadaşlarımız çok fazla destek gördüğünü söylüyorsunuz. Bugün, ilk defa AKP’li komisyon üyesi arkadaşlarımız burada olduğu için bunları söylüyorum. Siz, yeri geldiği zaman köylünün, üreticinin yanında olduğunuzu söylüyorsunuz. Şimdi, burada oylanan para, bu milletin ana sütü gibi helal bir para. 2004 yılındaki don olayında bütçeye koymadınız, 2005’te yok, 2007’de yok. Çünkü, vuranlar, soyanlar her türlü para olanaklarını buluyorlar. Her gelen Bakan burada KÖYDES’i savunuyor. Eğer kendinize güveniyorsanız, doğru yaptığınıza inanıyorsanız şu anda Ordu’daki KÖYDES’e ihalelerin yüzde kaçının partinizin mensuplarına verildiğini bir araştırma cesareti gösterin. Tam sekiz milyon insanın beş senedir hakkını hukukunu yiyorsunuz, öbür taraftan da köylüye, tarıma destek verdiğinizi söylüyorsunuz. Şimdi, bu ödenmeyen para, köylünün ana sütü gibi yasal olan bir parayı hangi gerekçeyle bugüne kadar bütçeye koymadınız? Bu, yalnız bizim değil, sekiz milyon insanın Karadeniz Bölgesindeki iktidar partisinin ve muhalefet partisinin tüm milletvekillerinden haklı bir beklentisidir.

Lütfen değerli arkadaşlarım, bu bizleri çok zor durumda bırakır. Ana sütü gibi haklı bir para, helal bir para. Köylünün alacağını beş senedir, “gasp” kelimesini sevmiyorsunuz ama Sayın Bakanım, gasp ediyorsun köylünün alacağını. O zaman, eğer o alacağa inanıyorsanız “evet” deyin, eğer inanmıyorsanız “ödemiyoruz” deyin, o zaman da herkes kendi çaresini, kendi konumunu, bir defa daha sizin de yüzünüzü görmüş olsun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına

Cetvelde gösterilen değişikliğin aşağıda belirtilen gerekçeyle kabulünü arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                          Halil Aydoğan

                                                                                                                                          Afyonkarahisar

Yıl : 2007

Kurum : Maliye Bakanlığı

ÖDENEK (A) CETVELİ

 

KURUMSAL

FONKSİYONEL

FİN

EKONOMİK

ÖNERİLEN TUTAR

I

II

III

IV

I

II

III

IV

I

I

II

EKLENEN

DÜŞÜLEN

12

01

31

00

01

6

1

47

1

07

1

 

55 000

12

01

31

00

01

6

1

63

1

07

1

55 000

 

12

01

31

00

01

6

1

38

1

05

2

 

200 000

12

01

31

00

01

6

1

38

1

07

1

200 000

 

12

01

31

00

01

6

1

26

1

05

2

155 000

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TOPLAM

410 000

255 000

 

BAŞKAN –  Sayın Bakanım, katılıyor musunuz?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Üniversitelere yapılan hazine yardımlarına ilişkin ödenekler Maliye Bakanlığı bütçesinde yer almaktadır. Üniversite bütçelerinin görüşülmesi sırasında kabul edilen önergelerle bu kurumların bütçelerinde değişiklik yapılmıştır. Ancak, bütçe tekniği açısından bu önergelerin hazine yardımına yansımalarının da bütçeleştirilmesi için Maliye Bakanlığı bütçesinin Niğde Üniversitesi, Aksaray Üniversitesi, Balıkesir Üniversitesi ve Fırat Üniversitesine hazine yardımı tertiplerinde yukarıda gösterilen değişikliklerin yapılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Evet, kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına

Cetvelde gösterilen değişikliğin aşağıda belirtilen gerekçeyle kabulünü arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                          Halil Aydoğan

                                                                                                                                          Afyonkarahisar

Maliye Bakanlığı

Eklenen bütçe tertibi:

Kurumsal                                                         12 01 31 00

Fonksiyonel                                                         01 1 2 00

Finansman                                                                            1

Ekonomik                                                                    09 6

Önerilen miktar                                           58 000 000 YTL

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bazı kamu kurum ve kuruluşlarının 2007 yılı mal ve hizmet alımları, sermaye giderleri ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yıl içinde ilgili kurum bütçelerine aktarılmak üzere önergede belirtilen tutarda ödeneğin Maliye Bakanlığı bütçesinin yedek ödenek tertibine eklenmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yapılan değişikliklerle birlikte programı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(06 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(09 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(10 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 (Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Yapılan değişiklikle birlikte genel toplamı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesabı okutuyorum:

(Kesin hesap okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gelir İdaresi Başkanlığı:

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 (Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B cetvelini okutuyorum:

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 (Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B cetveli:

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 (Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı:

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 (Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B cetveli:

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece, gündemimizdeki bütçeler kabul edilmiştir; hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli üyeler, sayın bürokrat arkadaşlarım, sayın basın mensupları; bugün Maliye Bakanlığının bütçesiyle ilgili yoğun bir mesai sarf edildi. Bundan dolayı, Sayın Başkan başta zatıâliniz olmak üzere komisyonun bütün değerli üyelerine çok teşekkür ediyorum.

Bu arada, bu bütçenin hazırlanmasına çok yoğun mesai harcayan, başta Bütçe Genel Müdürlüğümüz olmak üzere bütün bürokrat arkadaşlarıma, Müsteşarımıza, Gelir İdaresi Başkanımıza, Özelleştirme Başkanımıza, Kamu İhale Kurulu Başkanımıza ve bütün bürokrat arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum ve bizi de büyük bir özveriyle burada dinleyip kamuoyunu bilgilendiren basın mensuplarına da çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, yarınki gündemimiz saat 11.00’de başlayacak.

Hepinize iyi akşamlar diliyor ve toplantıyı kapatıyorum.

                                                                                                                                          Kapanma Saati: 21.46